<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Öykü &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat/oyku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2020 09:11:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Sevgi Apartmanı 3. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Apr 2020 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19533</guid>
				<description><![CDATA[<p> ‘SARILMAMIZ GEREKİYOR!’   ‘ELBET BİR GÜN!’ Kendime geldiğim de Datça Devlet Hastanesindeydim, yatağımın başında iki tane ‘Polis memuru’ İfademi almak için gözlerimin açılmasını bekliyordu. Kendime gelmiştim fakat gözlerimi bilerek açmadım. &#160; Memurların kendi aralarında konuştuklarını duydum…‘Ne yapıp ne edeceğiz, bu çocuğu gözaltına alacağız.’ diye. &#160;&#160;O ara kapı açılıp kapandı, ‘İlçe Emniyet Müdürü’ Emre Bey’… Daha önceden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/">Sevgi Apartmanı 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong> ‘SARILMAMIZ GEREKİYOR!’</strong></p>



<p>  ‘ELBET BİR GÜN!’</p>



<p>Kendime
geldiğim de Datça Devlet Hastanesindeydim, yatağımın başında iki tane ‘Polis
memuru’ İfademi almak için gözlerimin açılmasını bekliyordu. Kendime gelmiştim fakat
gözlerimi bilerek açmadım.</p>



<p>&nbsp; Memurların kendi aralarında konuştuklarını
duydum…‘Ne yapıp ne edeceğiz, bu çocuğu gözaltına alacağız.’ diye.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;O ara
kapı açılıp kapandı, ‘İlçe Emniyet Müdürü’ Emre Bey’… Daha önceden
tanışmışlığımız var birkaç ‘küçük’ kavgadan odasına gitmiştim oradan tanıyorum
kendisini…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki polis memurunu’ da karşına almış olacak
ki söylenmeye başladı;</p>



<p>‘Siz ne
yaptığınızın farkında mısınız lan, kimi hırpalamak için bekliyorsunuz biliyor
musunuz?’</p>



<p>&nbsp; Polislerden muhtemelen rütbeli olanı cevap
verdi;</p>



<p>&nbsp;‘Müdürüm, bu herif mütahit Selçuk beyin oğluna
saldırmış alkollü iken. Karakolda ifadesini alıp salacağız, biz de zaten.’</p>



<p>Emniyet
müdürü Emre;</p>



<p>‘Siktirin
gidin lan! Gözüm görmesin sizi, ben alırım ifadesini. Rüşvetçi pezevenkler!’ diye
çıkıştı polis memurlarına…</p>



<p>&nbsp;‘Adalet diye savunmaya çalıştığınız kitap;
okuyucusuna göre işine gelene göre, değişiyor! Bu adam Muğla emekli Cumhuriyet başsavcısı
Adnan beyin oğlu. Bülent Çetin. Adnan Bey adalet için kıdeminden olmuş adam.
Siz ise böyle bir adamın oğlunu sırf zengin piçini dövdü diye sorguya alıp
hırpalayacaksınız he isterseniz bir deneyin de ne ile karşılaşacağınızı bir
görün. </p>



<p>Gözümü
açacaktım, açmaktan utandım yine babam vardı götümü kollayan&#8230; Çünkü
&#8220;emekli Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Adnan Çetin, soyadı gibi kendisi de
çetin adamdır&#8221; diye anlatır ara sıra konuştuğum amcalarım. Bana kalırsa
bir katildir, hem de annemin katilidir.</p>



<p>Ben
babamı sileli yıllar oldu, annemin öldüğü gün ben babamı da kaybettim&#8230; Kim ne
derse desin, herkes benim anlattığım gibi bilecek. Benim babam da yok, annem
de&#8230;</p>



<p>&nbsp; Gözlerimi açmaktan utanıyordum, ta ki Emniyet
Müdürü Emre sağ elimi tutana dek. Emre sağ elimi sıkıca kavradı. &#8220;İyi
misin?&#8221; dedi, önce sağ sonra sol gözümü açtım. &#8220;İdare eder Emre
abi&#8230;&#8221;</p>



<p>-Endişelenecek
bir durum yok oğlum, ben hallettim hepsini ifaden de hazır, imzalayıp
hastaneden çıkışını alacağız. </p>



<p>-Olmaz
abi! </p>



<p>-Nasıl
olmaz? </p>



<p>-Olmaz
işte, bırakalım kitapta yazan neyse o uygulansın. Gerekirse alıp sorgulasınlar
beni içerde. Ben haklıyım abi.</p>



<p>-Sen
haklı olabilirsin ama buranın da asayişi benden sorulur ve ben ne dersem o
olur. Al imzala şunu.</p>



<p>Diyerek
bir ifade tutanağı verdi elime. Sol elimi kaldıracak oldum ki serumun hala
takılı olduğunu fark ettim. Sağ elimle kâğıdı alıp yatağımda doğruldum. Emre
abi kâğıdın altına diğer elinde tuttuğu dosyaları vererek, &#8220;Al, bunun
üstünde daha rahat imzalarsın&#8221; dedi. Kâğıdı imzaladım okuyabilecek gücüm
yoktu. Her şeye hazırdım belki de. İmzaladığım tutanak beni yüzde yüz suçlu ilan
edecekti… Bilmiyorum pek önemlide değildi açıkçası&#8230; İnceldiği yerden kopsun
artık o ip, inceldiği yerden kopsun da bende kurtulayım, vicdanım da kurtulsun.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vicdan azabı çok başka bir şeydir, ne var
olan sistem üzerine kurulu adalet terazisine ne de ilahi adalet terazisine
konulabilir bu azap. Hepsinden, her koşulda tüm ağırlıklardan ağır kaçar vicdan
azabı&#8230; Fazla uzatmayacağım, kâğıdı imzaladım. Emre abi ifade tutanağını
elimden alırken elime bir şey sıkıştırdı, kulağıma yanaştı:</p>



<p>&#8220;Al
yanında bulunsun işsizsin, baban yolladı&#8221; dedi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp; Maddi olarak zor durumdaydım ne verdiğine
bakmadan zarfı cebime atıp;</p>



<p>&nbsp;&#8220;Eyvallah abi, kalkıp bir iş bulayım bunu
da ödeyeceğim geri. Babama yollayacağımdan emin olabilirsin&#8221; dedim. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Emre abi bir şey demedi kalktı kapıda
bekleyen polis memurlarına yöneldi. ‘İfade hazır savcılığa gönderin.’ dedi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ben ise yattığım yatağa tekrar uzanacak iken
yatağımın sağ üst köşesinde duran masada titreşimde olan telefonum çalmaya başladı.
Uzanıp telefonu elime aldım arayan Adran’dı&#8230;</p>



<p>‘- Efendim.</p>



<p>-Sana
ihtiyacım var Bülent!</p>



<p>-Hemen
mi?</p>



<p>-Evet
hemen.</p>



<p>-Neredesin
peki?</p>



<p>-Evdeyim.</p>



<p>-Geliyorum.’</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Elimdeki serumu çıkarıp yataktan kalktım,
acil servis odasından çıkıp çıkışa doğru yöneldim. Çıkışta hazırda bekleyen birçok
taksici vardı birine atladım:</p>



<p>‘-Sür
abi.</p>



<p>-Nereye?</p>



<p>-Çınarcık
sokak, Sevgi apartmanı.’.</p>



<p>Taksici
sol elinde izmarite yakın kalmış bir sigara ile taksinin direksiyonuna iki eli
ile yapıştı ve hastane önünden sert bir dönüş yaptı. Dikiz aynasından bana
bakarak.</p>



<p>‘Hayrola
ne bu telaş?’ dedi.</p>



<p>‘Kazanmakla
uğraştığım biri var ve şuan ben onu kazanmadan o kendisini kaybedebilir abi’ dedim.</p>



<p>Çınarcık sokağa
vardık, apartmanın önünde indirdi beni. </p>



<p>Karşıda
ki ‘Adem Tekel bayii’ açıktı. İçeri girdim;</p>



<p>‘-Abi kolay
gelsin.</p>



<p>&nbsp;-Sağ ol Bülent buyur.</p>



<p>&nbsp;-Abi iki bira bir karışık çerez bir Winston
White.</p>



<p>&nbsp;-Abi cim hayırdır sigarayı değiştirdin galiba.</p>



<p>&nbsp;-Yok abi yok kendime almıyorum, ben sigarayı
bıraktım.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Adem abi istediklerimi poşete koydu, Emre abinin
cebime sokuşturduğu zarftan taksici için çıkardığım yüz liranın geri kalanını
da Adem abiye verdim&#8230; Caddenin karşısına geçtim apartmana girdim, asansöre bindim.
Kat iki…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Asansörden indim daire üç zile bastım.</p>



<p>Adran
kapıyı açar açmaz bana sarıldı. İç çekerek.</p>



<p>‘Bülent’
dedi.</p>



<p>‘Efendim?’</p>



<p>‘Sana çok
ihtiyacım var.’</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Adran başını omzuma yaslayıp ağlamaya başladı.</p>



<p>‘Ne oldu?
Dedim.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Kolları boynumda, başı omuzumda bir yandan
sarılmaya devam ederken kapıyı kapatarak oturma odasına geçtik. Adran’ı
sakinleştirip koltuğa oturttum.</p>



<p>&nbsp;Siyah poşetten aldığım biralardan iki tanesini
dışarda bırakarak dolaba yerleştirdim, mutfak tezgâhına bıraktığım iki birayı
alarak Adrana </p>



<p>Döndüm;</p>



<p>‘İçersin
dimi?’</p>



<p>‘Olur.’</p>



<p>Biraların
birini Adran’a uzatıp karşısındaki koltuğa geçtim.</p>



<p>‘Ne oldu,
neden aradın bu gece beni? Dedim.</p>



<p>‘İhtiyacım
vardı.’</p>



<p>‘Neye?’.</p>



<p>‘Sarılmaya!’</p>



<p>‘Hangimizin
ihtiyacı yok ki?’</p>



<p>‘Öyle sıradan
bir sarılmaktan bahsetmiyorum ama Bülent.’ dedi.</p>



<p>&nbsp;‘Ne oldu birden bire?’</p>



<p>‘Mustafa’yla
kavga ettik’</p>



<p>&nbsp;‘Konu ne peki?’</p>



<p>‘Hamile
olabilirim, reglim gecikti.’</p>



<p>‘Bunun için
mi tartıştınız.’</p>



<p>‘Evet’</p>



<p>‘Vurmadı
dimi o orospu çocuğu sana! Bak vurduysa söyle gideyim sıkayım kafasına.’</p>



<p>‘Yok,
saçmalama.’</p>



<p>‘Sen
gerginsin son birkaç gündür belki de ondandır reglinin gecikmesi.’</p>



<p>‘Bilmiyorum
Bülent, tek bildiğim şey sana sarılıp, yanında güven içinde uyumak istediğim.’</p>



<p>Derin bir
iç çekip sigara yaktım. Adranada uzattım.</p>



<p>Adran
sigaranın markasını görünce tebessüm etti.</p>



<p>‘Benimkinden
almışsın.’</p>



<p>‘Sen
seviyorsun, diye’</p>



<p>‘Sarılınca
her şey geçecekmiş gibi, sarılınca bunca derdi unutacakmışız gibi dimi?’ dedim.</p>



<p>‘Tam olarak
öyle.’ Dedi. Sigaralar bitti, birbirimize sarıldık koltuğa uzandık&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Adran’da kaldım: Aylar sonra…</p>



<p style="text-align:center">SON</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/">Sevgi Apartmanı 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-3-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19533</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Apartmanı 2.Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 09:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19438</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hakan abinin söyledikleri bir kulağımdan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Güneş, fırtınalı ve bir o kadarda yağışlı geçen bir gecenin ardından yüzünü göstermeye başlamıştı… &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Saat sabah&#160; ‘06.00’… Telefonumun alarmı çalarken oturur vaziyette olduğum koltukta açtım gözlerimi. Kafamı koltukta bıraksam geri kalan vücudumu kaldırabilecekmiş kadar güçlü hissediyordum kendimi. Hava sisliydi, bir o kadar da ayaz… &#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Gece [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/">Sevgi Apartmanı 2.Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Hakan
abinin söyledikleri bir kulağımdan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Güneş,
fırtınalı ve bir o kadarda yağışlı geçen bir gecenin ardından yüzünü göstermeye
başlamıştı…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Saat sabah&nbsp; ‘06.00’… Telefonumun alarmı çalarken oturur
vaziyette olduğum koltukta açtım gözlerimi. Kafamı koltukta bıraksam geri kalan
vücudumu kaldırabilecekmiş kadar güçlü hissediyordum kendimi. Hava sisliydi,
bir o kadar da ayaz…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gece Hakan abiye dert yanarken sızdım
sanırım, hatırlamıyorum&#8230; Belki de Adran’a bir şeylerden bahsederken biri beni
kaldığı apartmanın önünden alıp evime getirip bu koltuğa bırakmıştı… </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor ve
ben ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı. O da kalkıp işe
gitmem gerektiği…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Oturduğum koltuktan kalktım, lavoba’ya
girip elimi yüzümü yıkadım aynaya baktım&#8230; Saçlarımın ön kısmı açılmaya
başlamıştı, o yüzden kısa kestiriyordum zaten. Gözlerimin beyazı ise hala
kıpkırmızıydı…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Oturma odasına geri dönerken diğer odanın
kapısının açık olduğunu fark ettim içeri baktığımda. Hakan abi yatıyordu… Odaya
girip onu rahatsız etmek istemedim, sehpanın üstünde ‘Camel’ paketini gördüm.
Sigarayı bırakalı birkaç gün olmuştu ve sarhoş olduğum saatler dışında sigara
içmiyordum… Sigara içmek yerine çay demlemeye karar verdim. İşe gitmeden önce
bir bardak sıcak çay fena gitmezdi, bu soğuk ve ayaz havada.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Çay demlenirken hâlihazırda bekleyen sabah
haberleri vardı… Sabah haberlerini açtım:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘Halk otobüsün’de taciz’, ‘Eski
eşini bıçaklama.’. Siyasi liderlerinin kapışması. Ve birçok can alıcı
ayrıntılar… Haberleri izledikçe bombok giden tek şeyin hayatımın olmayışını
benim gibi birçok insanın da derdi olduğunu anlıyor ve kederleniyordum&#8230; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Adran’la bir gece vakti sahil ’de dut
ağacının dibinde oturduğumuz bank geldi aklıma ;</p>



<p>Adran
bana dönüp;</p>



<p>&nbsp; ‘Ne garip değil mi?’ …Dedi.</p>



<p>&nbsp;‘Yani?’</p>



<p>&nbsp;‘Gerçek şu, canımız yanıyor ve bu yangını
milyarlarca yıl yalnızca kendimizin yaşadığını düşünüyoruz.’ -Bir sigara yakıp
Adran’a dönmüştüm.-</p>



<p>‘Milyarlarca
yaşı olan dünya, ben değilim.’ ‘Haklısın’ demişti&#8230; </p>



<p>Haklı
olmaktan da sıkılmıştım, ben haklı olmak istemiyordum artık&#8230; Yakamoz
manzarası, aylardan kış mevsimlerden Ekim’di sanırım, hiç unutmam…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Belki de unutmuştum. Ne ayı, ne mevsimi ? Hatırlıyordum.
Zaman, ‘Her şeyin’ ilacıdır derler oysa ki;</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Zaman hiçbir şeyin ilacı değildir, olsa olsa
tedavisi olur ve bilirsiniz ‘klinik’ tedaviler biraz uzun sürer yatmanız
gereklidir. Ben de öyle yaptım sanırım. O dönem… İşe gitmem gerekiyordu gidesim
yoktu; Yine klasik bir ‘istifa’ muhabbeti muhtemelen&#8230;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşe gitmek için ayaklandığım tekli
koltuğa tekrar oturup çayım yanımda sabah haberlerinin devamını izlerken uyuya
kaldım… Uyandığımda saat ‘14.00’ . Tarih&nbsp;
‘14 Şubat.’… Patron henüz aramamıştı…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Telefonum&nbsp;
‘Sesli moddaydı’. Oradan biliyorum.Yalnızlık derecemi ölçüyordum…&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aralarda yaparım bunu. ‘Kimde ne
kadarım?’. Öğreneyim diye… Bilirsiniz… Yalnızca telefonu çokça çalan insanlar
telefonlarını ‘Sessize’ alır…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanlar tarafından ilgi duyulan
‘Gösteriş meraklısı’ piçler tarafından uygulanan gizli bir kuraldır bu. Onlar
‘Beni aramasınlar.’ .Diye dua ederken… Ben ‘Lütfen biri arasın.’. Diye; Dua
ediyorum; Haberleri yok… Adran’ı arayamazdım. Mütahit’in oğlu yüzünden aramız
açıktı… </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hakan abi uyanmış etrafı toplamış,
çoktan evden çıkmıştı. Hafta sonu olduğu için okula gitmek gibi bir derdim
yoktu en azından, üstümü değiştirdim. Altıma mavi bir kot, üstüme beyaz t-shirt
ve siyah deri ceket…</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dışarı attım kendimi… Cumhuriyet
meydanı,1 karışık çerez, 3 bira… Canımın sigara istediğini fark ettim… Köşede
ki market… ‘Tekelci Ali’;</p>



<p>&nbsp;‘Abi kolay gelsin bir paket sigara alabilir
miyim?’.</p>



<p>&nbsp;‘Al tabi Bülent, al neden almayasın ki?
İndirim geldi zaten seninkine.’.</p>



<p>&nbsp;‘Nasıl abi?’.&nbsp;
</p>



<p>‘Hükümetin
yapamadığını sigara şirketleri yapmaya başladı artık; Müşteri kaybetmemek
için…’</p>



<p>&nbsp;‘Ben zaten sigarayı bıraktım biliyorsun abi,
öyle arada çakırkeyifken… Ama bu indirim fena olmamış.’… </p>



<p>&nbsp;&nbsp; Ali abi bir şey demedi alaycı bir gülümseme
etti sadece yüzüme… Hava kararmaya başlamıştı. Bir sigara yaktım. Meydan’dan
‘Barlar sokağına’ doğru yürümeye başladım. Tam ‘Club Yayla’nın önünden
geçerken- Sarhoş ellerinde sigara bir grup ile karşılaştım yol boyunca
dizilmişlerdi- Ben ilerlemeye devam ediyorken kaldırımda oturmuş önlerinde bira
şişesi olan öpüşen bir çift ile karşılaştım ve kız Adran’a çok benziyordu.
Tedirginlikle yoluma devam ettim, sigaram bitmek üzereydi. Öpüşmeye mola vermiş
olacaktılar ki mütahit’in oğlu beni gördü ve sırıtmaya başladı; </p>



<p>Eli kızın
çenesindeyken, dayanamadım… </p>



<p>&nbsp;‘Yeter lan! Yeter bu kadar hikâye.’</p>



<p>Mustafa
ayağa kalktı…</p>



<p>‘Ne
diyorsun lan sen?’</p>



<p>‘Bunu
diyorum lan bunu: Sen siktir git cebindeki para ile kandırabileceğin
orospularla gecelik görüşmeye devam et bu kızı’ da rahat bırak…’</p>



<p>‘ Ne
diyorsun lan sen?’</p>



<p>‘Bunu
diyorum yeter lan artık, bende bıktım içimde sakladıklarım’dan gerçeği birileri
kırılacak diye içime atmaktan.’</p>



<p>&nbsp;O kargaşada&nbsp;
“Adran’a” döndüm.</p>



<p>&nbsp;‘Özür dilerim, ama daha fazla dayanamayacağım
bu hikâyeye. sikerler böyle sevgililer gününü ben senin için kendimden
vazgeçmişken senin yaptığına bir bak. Değer mi lan bu piçe? Bu piç seninleyken,
başka birileriyle ’de birlikte yattığı kızlar kürtaj için sıraya girmiş
durumda!’…</p>



<p>Mustafa
cümlemi tamamlamadan bana bir yumruk geçirdi. Hafif yalpaladım Mustafa’ya
döndüm bir yumruk…</p>



<p>‘Siktir
lan yalancı piç!’</p>



<p>Bir
yumruk daha; Mustafa’nın dudağı kanamaya başlamıştı.</p>



<p>&nbsp;‘Anlatsana lan gerçeği, her gece başka bir
kızla yattığını. Cebindeki parayla ahkâm kestiğini!’ </p>



<p>Mustafa’dan
bir yumruk daha yere serildim. Başım döndü: Nasıl olduğunu anlayamadım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/">Sevgi Apartmanı 2.Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19438</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kedere Bak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Feb 2020 04:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19366</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat 06.30. Kulağımı tırmalayan bir ses, alarm. Ve ben her zamanki gibi bir gözüm açık diğer gözüm kapalı mecburen yataktan kalkıyorum. İş, aş, ekmek uğruna&#8230; Ve kimselere muhtaç olmamak ve itibar ve kariyer ve el diline sakız olmamak uğruna&#8230; Adam olmak uğruna! &#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Çayın demlenmesini bekleyecek kadar vaktim yok. Yalnızlık böyle bir şey. Senin için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/">Kedere Bak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Saat 06.30.
Kulağımı tırmalayan bir ses, alarm. Ve ben her zamanki gibi bir gözüm açık diğer gözüm kapalı mecburen yataktan kalkıyorum. İş, aş, ekmek uğruna&#8230;
Ve kimselere muhtaç olmamak ve itibar ve kariyer ve el diline sakız olmamak uğruna&#8230;
Adam olmak uğruna!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çayın demlenmesini bekleyecek kadar
vaktim yok. Yalnızlık böyle bir şey. Senin için kimseler bir şey hazırlamaz ve
hâliyle hep bir şeyler eksik kalır. Varsa yersin, yoksa yok! Hazırlamış olduğun
şeyin tadı, tuzu, sıcaklığı ya da soğukluğu senin tekelinde. Hâl böyle olunca
da şikâyet edeceğin bir merci de yok. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sabah haber bültenlerini dinlememe
alışkanlığım çocukluğumdan. Mütemadiyen hep kötü haberlerle büyüdüğümden. Doksanlı yıllarda çocuk olanların psikolojileri
bozuksa bunun asıl sorumlusu haberlerdir. Düzenbaz
siyasetçiler, hortlayan terör belası, kapitalist düzen ve bunları biz halk&#8217;a sabah, öğlen, akşam aç ve tok karına sunan haberler.
Ah! Bir de objektif olabilselerdi. Ve bu durum halen geçerli ne yazık ki!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kıçıma buz mavisi blucin&#8217;imi geçirdikten
sonra iki gün önce yıkadığım tişörtümü çamaşırlıktan alıp üzerime giyiyorum.
Allahtan tişört ütü istemiyor. Ütü yapmaktan hiç hazzetmem de. Saate bakıyorum
07.10. İşçi isen ve kaçırma ihtimalinin bulunduğu bir servisin&nbsp; varsa saatin önemi bir kat daha artar. Evden
çıkmadan önce dişlerimi fırçalıyorum ve kapıyı iki kez kilitledikten sonra
asansörü beşinci kata çağırıyorum. Teknolojinin gözünü seveyim.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sokağa inince oturduğum daireye bakıyorum.
Uğurlayanım yok. &#8216;Annem diyorum, yaşasaydı mutlaka hayırlı işler diler,
arkamdan el sallardı.&#8217; Gözlerim bulutlanıyor. Böyle anlarda ağlamak yasak! Sonra el âlem ne der? </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Salonun camını açık unuttuğumu görüyorum.
Geriye dönemem. Hayat hep seçimler sunar bize. Bu da öyle bir durum.
Sınanıyorum. Hava kapalı. Ya eve dönüp yağma ihtimali yüksek yağmurdan salonun
bir kısmını korumalı ya da servisi kaçırmalı. Mantığım ağır basıyor. Ya da
servisi kaçırmayı göze alamıyorum. Yağmur yasarsa da yağacak, kısmet.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Durağa geliyorum. Yaşar her zamanki gibi
milleti gülmekten kırıp geçiriyor. Elimizde ne zaman delirdiğine dair herhangi bir done yok. Yalnız yüzde yetmiş beş
özrü olduğunu bildiren kapı gibi bir raporu var. Hoş, raporu olmayıp da cihana
hükmedenler de var ya, o da ayrı bir konu. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Yaşar,&#8221; diyor Hamdullah abi: </p>



<p>    &#8221;Yaşar sen de bizimle işe gelsene. Herkesten durmadan sigara da istemezsin  böylelikle. Günde 150 TL yevmiye. Akşam saat altıda da evde olursun.&#8221;</p>



<p>    &#8221;Ben çalışacak kadar delirmedim. 150 TL için sekiz saat koşturmaya, kafa patlatmaya değer mi? Hem ben gece bir rüya gördüm. Rüyamda He – Man olmuştum. Herkesi kurtardım, yardım isteyenlerin imdadına yetiştim. Yalnız elime kılıcı kim verdi onu hatırlayamıyorum. Bir de Titrek yoktu. Bizim muhtarın köpeği vardı yanımda: Çakır.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaşar durmadan başına ve şakaklarına masaj
yapıyor.&nbsp; Dayanamayıp soruyorum:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Hayırdır, başın mı ağrıyor?&#8221;</p>



<p>    &#8221;Dün yoldan geçen çocuğun birisi bir paket sarma sigara verdi. Gece ondan içtim başım ağrıdı. Az önce siz gelmeden de bir tane içtim yine başım çatlayacak gibi ağrıyor. Sigarayı bırakacağım bu gidişle.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki sabah da Yaşar&#8217;ın &#8221;Servis az önce
gitti, servisi kaçırdın. Geç kaldın,&#8221; demesiyle ticari taksi çağırıp da işe giden ve işe gittiğinde de aslında servisin henüz
durağa gelmediğini öğrenen Rıdvan
merhametine yenik düşüp Yaşar&#8217;dan tek dal sigara istiyor. Sigaradan iki fırt asılınca &#8221;Ot bu, basbaya ot sarmış eleman,&#8221; diyor. Yaşar&#8217;ın gece gördüğü
rüyaların sırrını çözmüş olmanın sevinciyle biniyoruz servise. Servisin kapısı
kapanırken Yaşar harika bir gerçeği hatırlatıyor bize:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Yarın cumartesi. Tatil, gelmezsiniz siz.
Pazartesi görüşürüz. Erken gelin.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Elde olanı tekrar bulmanın verdiği paha
biçilemez mutlulukla cam kenarına oturuyorum. Serviste yer önemli.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fabrikadayım. Disiplinin had safhada olduğu soğuk, itici ama bir o kadar da çağdaş bir işletmede&#8230; Benim nazarımda duygudan duyguya geçişin
icat olduğu yer. Saat 07.54. Kart basmak için
altı dakika vaktim var. Yol uzun, koşmaksa zahmetli. Koşuyorum. Sürekli ikinci sıradaki tercihleri tercih etmekten nefret ederek&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Neyse ki zamanında yetişiyorum. Bir haltı becermiş
olmanın verdiği eşsiz mutluluk. Kimsenin umurunda bile olmayan ama beni mutlu
eden aptalca bir meşgale. Dünyada kart basmak kadar gereksiz bir şey daha
varsa, o da kart basmaktır!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çalıştığım kısımdayım. İnsanları bölük
pörçük böldükleri yer şu fabrika denilen mekânlar. Kafamın hiç uymadığı
insanlarla da bir arada olabilirdim ve yalnızca aynı hizmet uğruna mücadele
ettiğimiz için ortak hareket etmek zorunda da kalabilirdim. Neyse ki durum o
kadar da kötü değil. İş ortamı önemli.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Funda güleç yüzüyle &#8221;Günaydın,&#8221; diyor.
Güzel kadınlara kayıtsız kalmak imkansız. Sırasıyla herkese kafa selamı
veriyorum. Emel en arka sandalyeye oturmuş, yine mutsuz. Bir kadının pazartesi
günü muhteşem görünmesine tanıklık edip cuma günü bir ucubeye dönüştüğünü
görmek herkese nasip olmaz. Pazar günü saçına çektirdiği fön, pazartesi sabahı
yaptığı makyaj, sürdüğü rimel, yanaklarına tadında mahcubiyet verdirten allık
ve koklandığında tamamen afrodizyak etkisi uyandıran muhteşem ve kadınsı parfüm kokusu&#8230; Cuma ise tam zıttı.
Kadınlar esrarengiz varlıklar. Kadınlar, tersine işleyen mekanizmalar ordusu&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşime odaklanınca zaman nasıl da hızlı
geçiyor. Öğle yemeği vaktinin geldiğini Suat&#8217;tan öğreniyorum. Öğle yemeği demek
tabldot sırası demek. İşçi kesiminin olmazsa olmazlarından&#8230; İştahım yok ve keşkülü Bayram Usta&#8217;ya veriyorum. Paylaşmak güzeldir!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öğle paydosu gençlik çağlarım gibi hızla
tükeniyor. Saat 13.40 ilk uyarı borusu çalıyor. Robotlaştırılmışız. Kalk, yavaş yavaş çalıştığın atölyeye doğru yürü
ikazı. Hüseyin&#8217;le son
cümlelerimizi toparlamaya çalışırken ikinci ve son
uyarı borusu. Saat: 13.45. Ayrılıyoruz. İkimizde de
atölyelerimize vaktinde yetişememe endişesi. Hızlı adımlarla yürüyoruz.
Fabrikalar; korku imparatorlukları!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Günlerden cuma olması münasebetiyle
temizlik günü. Nuri her zamanki gibi işin kolayına kaçmış. Çöpleri topluyor. Asiye
göstermelik toz alma telaşında. Süpürge Nazım&#8217;ın elinde.&nbsp;
Yerleri paspaslamak işi de bana kalmış haliyle. İş bölümü şart!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Temizlik bitiyor. Biten işleri bilgisayara
kaydediyoruz. Çay molasına on dakika var. Kafamda kendimce pazartesi gününün iş
planını yapıyorum. Sürprizlere açığım. Aynı yerde uzun süre çalışmak çok şey
öğretiyor insana. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Göz açıp kapayıncaya kadar çay paydosu bitiyor. Tutanakların
bilgisayara kaydedilmesi
işlemi akşam mesai bitimine kadar sürüyor. Paydos
borusu iki gün dinlenmek şartıyla tekrar çalıyor. Saat:
17.30. Kart basıyoruz. Harç bitti, yapı paydos!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ağır ağır yürüyorum. Akın akın bir insan
seli. Kalabalık işyerlerinde çalışanlar bilirler. Her akşam kıyametin provası
yapılır kart basma alanları ve servis güzergâhı arasında.&nbsp;
Oradan oraya hızlı adımlarla amaçsızca koşturan enteresan insan
topluluğu&#8230; Ardından,&nbsp; herkes servisine
bindiği vakit tam bir huzurevi
sakinliği çöker ortama. Fabrika
ve otopark alanı adeta yaya trafiğine kapatılmışçasına bomboştur. Resmen terk edilmiş bir kasaba
görüntüsü. Bir tek, boş alanın orta yerinden yuvarlanan bir diken topu
eksiktir. Fabrika; tezatlığın anavatanı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yine bir rutini maziye gömerek ve fitneci
bir grubu arkamda bırakarak zor da olsa
servisler bölgesine ulaşıyorum. Mahşerî kalabalığı yararak servise binmenin huzuru içerisindeyim. Rıza abi de yanıma gelip oturuyor. Her gün yapılan
şeyler bir gün bile tekrarlanmazsa eksiklikleri hissedilir. Rıza abinin düzene
küfretmemesi dikkatimden kaçmıyor: </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Ne o? Yorgunsun galiba Rıza abi ya da
&#8216;etliye sütlüye karışmayım da&nbsp; başım ağrımasın&#8217; modundasın. Sen de başkalaşanlardan oldun artık, desene. Oysa;
&#8216;Sen yanmazsan, ben yazmazsam, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?&#8217;
Suyun başını tutanları gıdıklamalıyız abi, hiç değilse küfrederek söndürmeliyiz içimizdeki yangını.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Şurada emekliliğime kalmış dört ay. Biz
zamanında mücadelemizi verdik oğlum, sıra sizde. Artık bu düzensizliğe sizler
başkaldıracak, sizler küfredeceksiniz. Durağa geldiğinde beni uyandırmadan
inersen küfür nasıl edilirmiş esas o zaman görürsün. Hadi, şimdi kafa ütüleme
de biraz uyuyayım, yorgunum.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rıza abinin benden önce dünyaya gelmiş
olduğu için emekli olacağını sindirmekle meşgulüm. Kafamı cama dayayıp
bilinçsizce dışarıya bakıyorum. Böyle durumlarda küfretmek kasıtlı olarak yaptığım bir şey değil!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Durağa yaklaşırken Rıza abiyi uyandırıyorum. Bu
durumdan ziyadesiyle hoşnutum. En azından uykusunu
bari bölebiliyorum. Fazlası gelmiyor elimden. İyi adamlar kötü yerlerden hiç
ayrılmamalılar. Emeklilik için söylenecek en baba laf bu bence.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yağmur şiddetini artırıyor. Servisten iner inmez Rıza
abiyle birbirimize &#8216;iyi tatiller&#8217; dileklerimizi dileyip koşar adım evlerimizin
yolunu tutuyoruz. Evin önündeyim. Gözüm salonun açık olan penceresinde.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nihayet brüt doksan dört net seksen beş
metrekare olan evimin kapısındayım. Her zaman net olmakta fayda var. Evim, kutu
kadar! Kapımı korkunç ve öldürücü yalnızlığa aralamak için anahtarı kapı
deliğine sokup kapımı kilitlerin esaretinden kurtarıyorum. Tak, tak! </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kapımı sessizliğe doğru aralarken yine en
beterinden bir kasvet bunaltıyor içimi. Hasar tespiti yapmak maksadıyla
istemsiz salona doğru yürüyor ayaklarım. Laminant parkenin üzerinde küçük çaplı
bir gölet oluşmuş. Üzerinde de birkaç önemsiz fatura yüzüyor. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Banyodan temizlik setini kaptığım gibi
suyu temizliyorum. Mopla da bir güzel kuruluyorum ki ıslaklıktan eser kalmasın.
</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İçim kıyılmaya başlar gibi olduğundan mutfağa giriyorum. Sabahki kahvaltıdan geriye ne
kaldıysa dağınıklık olarak duruyor. Daha da acısı akşam yemeği için
yiyebileceğim tek lokma yok. Ve en acısı yine her
akşamki gibi yapayalnızım. Saate bakıyorum 18.48. Karşımda şehrin ışıltılı caddeleri, sokakları, evleri&#8230; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tencereye
makarna suyu koyuyorum. Masaya bir parça ekmek, tuz ve çoban salatası. Ve tek bardak. Yalnızlığımı da saymazsak bir başımayım. Canım ölmek dışında
hiçbir şey istemiyor. Mutsuz ve ağlamaklıyım. İsyan bayrağım asi bir marşla
çekiliyor göndere. Benimki de hayat. Kedere bak!&nbsp;&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/">Kedere Bak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19366</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yanlış Tercih</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Feb 2020 04:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19299</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıradan bir semtin, sıradan ailelerinin, sıradan çocuklarıydık. Tahsin hariç&#8230; Tahsinler, mahallemizde yapımı tamamlanmış tribleks villalara taşınan ilk aileydi. &#160;&#160;&#160; İki yıl, sekiz mevsim boyunca, bir zamanlar top koşturduğumuz, haylazlık yaptığımız boş araziye, yan yana bir sürü ev diktiler. İnşaatların kabası bitince saklambaç bile oynadık içlerinde. Kocaman bir site inşa edildi bir zamanların çorak arsasına. Nüfusu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/">Yanlış Tercih</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sıradan bir
semtin, sıradan ailelerinin, sıradan çocuklarıydık. Tahsin hariç&#8230; Tahsinler, mahallemizde yapımı tamamlanmış tribleks villalara taşınan ilk aileydi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki yıl, sekiz mevsim boyunca, bir zamanlar
top koşturduğumuz, haylazlık yaptığımız boş araziye, yan yana bir sürü ev
diktiler. İnşaatların kabası bitince saklambaç bile oynadık içlerinde. Kocaman
bir site inşa edildi bir zamanların çorak arsasına. Nüfusu beş yüzü geçmeyen
küçücük mahallemize beş yüz hane daha taşınacaktı, aynı anda. Bunun heyecanı
bile yetiyordu bize. Ben de, &#8216;kim bilir ne güzel sarışın kızlar taşınırlar
buralara&#8217; diyerek az dolanmadım ortalıklarda.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çok geçmeden ardı ardına bir sürü kişi
taşındı siteye. Sitenin bulunduğu bölge taşranın kenarına konuşlanmış ihtişamlı
bir Amerikan Mahallesi gibi duruyordu. Gece olunca ışıl&nbsp; ışıldı evler. Yaz akşamları villaların
bahçelerinde barbeküler yanıyor, bahçe salıncaklarında zengin piçleri
sallanıyorlardı. Kendi mahallende &#8221;zenci&#8221; muamelesi görmek rezil bir durum.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Site sakinleri ile aramızda sosyal ve
ekonomik şartlar bakımından uçurum olduğundan tez zamanda kaynaşamadık
kimseyle. Onlar, bizim oynadığımız parka gelmiyor, bizim kendi çapımızda
yaptığımız pikniklere katılmıyor, bizimle bisiklete binmiyorlardı. Keza biz de
onların paten yaptığı, basketbol oynadığı, köpek gezdirdiği alanlara
giremiyorduk. Aramızda çok büyük bir fark vardı. Onlar, istemedikleri için
gelmiyorlardı biz ise; istenmediğimiz için gidemiyorduk. Para öyle lanet bir
şey ki; şayet paranız varsa her halukârda tercih hakkı sizin
insiyatifinizde.&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yüzlerce site sakini arasından yalnızca Tahsin arkadaş
oldu bizimle. Diğer zengin çocuklarına hiç benzemiyordu Tahsin. Ukala, şımarık,
megaloman birisi değildi. Yaşından çok daha olgun, aklı başında bir çocuktu.
Biz de hiç kullanmaya kalkmadık onu. Marketten ortak kola, bisküvi, dondurma ya da çekirdek alınacaksa herkes ne verdiyse
Tahsin&#8217;den de onu aldık. Belki o da bu yüzden sevdi bizi. Onu söğüşlemeye
kalkmadığımız ya da
tam zıttı ona ekstra bir muamele yapmadığımız için&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Bizimle aynı okulda okumayı çok istediyse de babası
devlet okulu olduğu için Tahsin&#8217;i bizim okulumuza
yollamadı. Kolejde okuttu onu. Her sabah özel bir araba ile koleje gidiyor, aynı
araba ile de geri dönüyordu Tahsin. Babası organize sanayide iki tane fabrikası
olan çok varlıklı bir adamdı. Hatta, sonradan öğrendiğime göre bizim sokaktan
iki kişi de Tahsinlerin fabrikasında çalışıyordu. Durumları son derece iyiydi
Tahsinlerin. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Ama Tahsin onca zenginliklerine rağmen bir kez olsun
bizi hor görmedi. Çok sağlam bir çocuktu. Bir
keresinde Tahsin&#8217;in giydiği bir tişört çok hoşuma gitmiş ve bunu da Tahsin&#8217;e açıkça söylemiştim. Tahsin hiç tereddüt etmeden tişörtünü çıkarıp bana
verdi. Tabii ben de
ona&#8230; Parkta değişmiştik tişörtlerimizi. Ertesi gün
benim tişörtümü sitenin dikenli tellerinde asılı olarak görmek beni çok üzse
de, bunu Tahsin&#8217;in yapmayacağını, tişörtü babasının oraya attığını çok iyi
bildiğimden Tahsin&#8217;e bunu hiç söylemedim. O da hiç bahsetmedi bu konudan.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;i tanıdıkça handikaplarını da öğreniyordum. Örneğin; Tahsin son derece aklı başında, mantıklı ve efendi
bir çocuk olmasına karşın hiçbir konuda söz sahibi değildi. Yiyip içmesinden
giydiği kıyafetlere kadar her şeyini babası belirliyordu. Hayali iyi bir
gazeteci olmak olsa da babasının zoruyla tıp okudu. Böylelikle babasına karşı hayatının en büyük tavizlerinden birisini verdi. Orta ölçekli
bir devlet hastanesinde çalışmak isterken yine babasının isteğiyle özel bir hastanede işe başladı. Başarısıyla da kısa sürede başhekim yardımcılığına kadar yükseldi. Fakat bunda
babasının en ufak bir katkısı yoktu. Çünkü Tahsin gerçekten çok zeki bir
çocuktu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otuzlu yaşların ortalarında muhasebeci
bir kızı sevse de babası bu aşka karşı çıktı. Tahsin çok direndi ama bir türlü
babasının inadını kıramadı. Kız bakmış olmayacak, beş altı ay sonra bir esnafla evlenmiş. Tahsin&#8217;den duydum.
Tahsin rüştünü ispatlamış harika bir hekim olsa da babasının boyunduruğundan
kurtulamamak onu günden güne yalnızlığa itti. Bunalıma girdi bir dönem.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Annesi, başka bir aşk Tahsin&#8217;i kendine
getirir düşüncesiyle avukat bir kızla tanıştırdı Tahsin&#8217;i. Tahsin&#8217;e iyi geldi
kız. Epey bir flört döneminden sonra nişanlanmaya karar verdikleri esnada kızın daha önce nişan attığını öğrendi Tahsin. Ama bunu hiç
umursamadı. Çünkü gerçekten kızı çok seviyordu. Fakat kız Tahsin&#8217;in babasından
veto yedi. Ailemize layık değil diyerek sert bir dille bu işin olmayacağını
dile getirdi Faruk Bey.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Tahsin yine içine kapandı, psikoloji haplarında aradı
çareyi. Hekimliği keyfekeder yapıyor, hastaneye kafasına göre gidiyordu.
Sancılı dönemi kısa sürede atlatması için kendisini çok arasam da telefonlarımı hiç açmadı. Bir akşam eve dönerken denk
geldim Tahsin&#8217;e.&nbsp; Benzi iyice sararmış,
çok zayıflamıştı. Gözlerinin altında mor halkalar belirmişti. &#8221;Biraz oturalım
mı Tahsin?&#8221; dedim, kırmadı, oturduk. &#8221;Nasılsın, nerelerdesin, neler yapıyorsun,
kaç
defa aradım seni bir kez olsun açmadın telefonlarımı,&#8221;
diyerek sitem ettim kendisine. Ama Tahsin&#8217;in konuşacak takati yoktu, çok bitkin
görünüyordu. &#8221;Nasıl olayım, nasıl olduğum her hâlimden belli değil mi?&#8221; deyince, sustum. Haklıydı Tahsin. Nasıl
olduğunu anlamak için kain olmaya gerek yoktu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Tahsin&#8217;le çok
şey konuşmak istesem de hiç bir şey konuşamamanın derin acısını yaşadım bir süre. Sonra Tahsin &#8221;Ben evleniyorum, hem de hiç sevmediğim,
istemediğim birisiyle,&#8221; dedi, buruk bir sesle. Boğazımı temizleyip &#8221;İyi de
nasıl Tahsin, nasıl istemediğin birisiyle ya? Hangi devirde yaşıyoruz? Sen Doğu&#8217;daki,
Güneydoğu&#8217;daki gencecik kızlarımızın yaşadığı kaderi mi yaşayacaksın yani? Hem
de doktorken, bu kadar varlıklıyken,&#8221; dedim Tahsin&#8217;e. Tahsin durumdan o kadar
umutsuzdu ki &#8221;Babamı tanımıyormuş gibi konuşma. İstemesem ne değişecek ki sanki?&#8221; dedi
ve öfkeyle kalktı masadan. Durumu hiç iyi değildi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gerçekten de bir ay sonra babasının dediği
kızla evlendi Tahsin. Düğün gecesi sanki kendi düğününde değil de cenaze
evindeymiş gibi bir hâli vardı. Tahsin&#8217;in o hâlini görünce Faruk Bey&#8217;i boğasım
geldi. Ne kadar bencil ve düşüncesiz bir adam bu Faruk Bey diye söylendim
durdum o gece. Düşüncesizdi çünkü, göz göre göre biricik oğlunu mutsuzluğa
itiyordu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;i düğünden sonra sadece bir kez
gördüm. O da son görüşüm oldu zaten. Kısacık konuşabildik kendisiyle. Yalnızca
&#8221;Çok mutsuzum,&#8221; demekle yetindi. &#8221;Bir yerlerde oturup konuşalım mı, hem sen
de kafanı dağıtırsın biraz,&#8221; dedimse de artık çok geç mahiyetinde gülümsedi.
Yıllardır tanıdığım Tahsin&#8217;in yüzünde ilk kez ukala bir gülümseme sezinledim. O
an, Tahsin&#8217;in eski Tahsin olmadığını, gerçekten belki de artık her şey için çok
geç olduğunu gayet iyi anladım.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;le o kısacık konuşmamızdan üç gün
sonra Tahsin&#8217;in ölüm haberini aldım. İki kutu hap içip intihar etmiş. Başsağlığı dilemek için annesini ziyarete gittiğimde
hıçkıra hıçkıra
ağlıyordu kadıncağız. Faruk Bey, iş adamlığına yakışır
biçimde son derece vakur bir duruş sergiliyor,
taziyeleri kabul ediyordu. Annesinin elini tutup &#8221;Başınız sağolsun Nevin
teyzeciğim, bir ihtiyacınız olursa sabahın körü de olsa,&nbsp; gecenin bir yarısı da olsa hiç çekinmeden arayabilirsiniz. Unutmayın, ben de sizin oğlunuz sayılırım,&#8221; dedim.
Nevin teyze ellerimin
içinden ellerini sıyırıp, ellerimi avuçlarının içine
alarak sımsıkı tuttu ve: &#8221;Biliyor musun, Tahsin hayatı boyunca ilk defa kendi
başına, kendi hür iradesiyle bir tercih yaptı, o da yanlış bir tercih oldu.
Evlatçığım öldü! Sen ileride evlenirsen ve çocuğun olursa sakın
ola ki çocuğuna baskı yapma. Bırak tercihlerini kendisi yapsın, kararlarını
kendisi versin. Madem, &#8216;ben de sizin oğlunuz sayılırım&#8217; diyorsun, sana tavsiyem
budur oğlum. Eğer aksini yaparsan sana hakkımı helâl etmem, bilesin,&#8221; dedi.
Kendimi daha fazla tutamadım, ben de Nevin teyzeye uyup hıçkıra hıçkıra
ağlamaya başladım. Ağlarken tekrarladığım tek bir cümle vardı: &#8221;Söz Nevin
teyze. Söz, söz, söz&#8230; Sana söz veriyorum ben Faruk Bey gibi bir baba
olmayacağım!&#8221; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/">Yanlış Tercih</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19299</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Apartmanı (1. Bölüm)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 13:10:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Evin kapısını açar açmaz Hakan abi karşım da belirdi sinirliydi, tüm gece benim eve gelmemi beklemiş… &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; ‘Sen ne yaptın söyle bir bana bakayım ne bok yedin dün gece?’. ‘Sordum abi.’ dedim. ‘Beni neden sevmedin?’ diye sordum… Hakan abi öfkesinden deliye dönmüştü&#8230; Başladı söylenmeye. ‘İyi bok yedin! Ben sana dedim ama dimi? O kızla olmaz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/">Sevgi Apartmanı (1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Evin kapısını açar açmaz Hakan abi karşım da
belirdi sinirliydi, tüm gece benim eve gelmemi beklemiş… &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>‘Sen ne yaptın söyle bir bana bakayım ne bok yedin
dün gece?’. ‘Sordum abi.’ dedim. ‘Beni neden sevmedin?’ diye sordum… Hakan abi
öfkesinden deliye dönmüştü&#8230; Başladı söylenmeye. ‘İyi bok yedin! Ben sana
dedim ama dimi? O kızla olmaz diye’ … Sakinleşti … Sabaha kadar ‘Sormasın bu
soruyu’ diye.Tanrıya dua ettiğim o soruyu sordu…‘Peki, o sana ne söyledi ?’ .</p>



<p>Sustum… Adran’ da susmuştu zaten cevap verememişti o
gece; Kaldığı apartmanın önün de elleri, ellerimi tutarken gözleri gözlerimden
kaçarken… Hem zaten birine ‘Beni neden sevmedin?’ diye soru sorulmaz ki… Bu
bildiğin bir intihar… Al şu silahı kafama sık… Demenin başka bir yolu.
Sevememiş yani ‘Sebebini neden sorguluyorsun ki?’&nbsp; Bana güvenemedi belki de…</p>



<p>Çünkü benim param yoktu, babamın da parası yoktu. Üniversite
okuyordum ve yazmak dışında hiçbir yeteneğim yoktu&#8230; Sahip olduğum her şeyin
bedelini çalışarak ödüyordum… ‘Kim ne yapsın beni?’. Sevgili olsak ne olacak? ‘O’nun
istediği bir Pazar kahvaltısını ben başkasına kahvaltı servisi yaparken
karşılayabilirim anca… </p>



<p>Tüm bunları kafamın içinde sorgularken Hakan abi
cebinde ki ‘Camel ’i çıkardı ve bana uzattı&#8230; ‘Tamam, lan tamam olan oldu: Siktir
edeceksin hem sana kız mı yok? Gençsin, okul okuyorsun, sigortalı bir işin var
yakışıklısın. Çıkar elbet biri karşına al yak şunu.’ Dedi&#8230; </p>



<p>Gözaltlarım uykusuzluktan mosmor ellerim aşırı
alkolden sonra zangır zangır titriyordu. Hiçbir şey demeden sigarayı aldım
yaktım. Oturma odasına geçtik, Hakan abi oturmadan önce dolabı açtı birer tane
bira aldı. Karşılıklı oturduk…</p>



<p>Hakan abi elindeki biralardan birini oturduğu
tekli, koltuğun önündeki sehpaya, diğerini bana uzattı. ‘Al iç şunu kendine gel
Bülent!’ dedi. Uzattığı birayı aldım kafama diktim. Oturduğum koltuğun köşesine
koydum Hakan abiye döndüm… ‘Hakan abi bu hayat neden böyle, eneden benim
kazanmam gereken savaşları bir başkası savaşı yaratmış gibi kazanıyor, neden
Adran şuan benim yanımda değil de o orospu çocuğu mütahit’in oğlu Mustafa’nın
yanında hatta koynunda?’ Dedim&#8230; </p>



<p>Hakan abi camel sigarasını yaktı birasından
yudumladı siniri geçmişti… </p>



<p>&nbsp;‘Hayat
yeğenim, bu işte; Tam olarak bu; Sen ne kadar çabalarsan çabala doğduğunda
yenik başlamışsın bir kere: Başında anan yok, baban yok, olacağı buydu
zaten…’.&nbsp; Biradan bir yudum daha aldım
ellerimin titremesi geçmişti… ‘ Sahi mi abi?’&nbsp;
dedim… ‘Bu mudur yani, Bu hayatın kanunu bu mudur? …</p>



<p>&nbsp;‘Sen ne
kadar çabalarsan çabala, elinde bir fırsat ile doğmamışsan, ne kadar imkân
yaratsan da kendine; Hep bir takım zaaflarına yenik düşersin Bülent.’ Dedi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/">Sevgi Apartmanı (1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-apartmani-1-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Sevimli Nankör Kedim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19185</guid>
				<description><![CDATA[<p>Senin süzgün mavi gözlerini gördüğümde, çamura bulanmış patilerinle, kimsenin duyamayacağı cılız bir fısıltı ile bana miyav demiştin. Az kalsın basacaktım üzerine, öyle ufacık öyle tefeciktin ki, soğuktan titreyen tüylerinle oracıkta donup kalacaktın neredeyse. Okul çantamı kaldırma bırakıp, eldivenlerimi çıkartmış seni avuçlarıma almıştım. Nasıl sevimli bir yüzle bana bakmıştın. Hemencecik sevmiştim seni, daha ilk görüşteki aşk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/">Benim Sevimli Nankör Kedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Senin süzgün mavi gözlerini gördüğümde, çamura bulanmış
patilerinle, kimsenin duyamayacağı cılız bir fısıltı ile bana miyav demiştin.</p>



<p>Az kalsın  basacaktım üzerine, öyle ufacık öyle tefeciktin ki, soğuktan titreyen tüylerinle oracıkta donup kalacaktın  neredeyse.</p>



<p>Okul çantamı kaldırma bırakıp, eldivenlerimi çıkartmış seni
avuçlarıma almıştım. Nasıl sevimli bir yüzle bana bakmıştın.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=438%2C287&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19231" width="438" height="287" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?w=852&amp;ssl=1 852w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=768%2C504&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=696%2C457&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=741%2C486&amp;ssl=1 741w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=640%2C420&amp;ssl=1 640w" sizes="(max-width: 438px) 100vw, 438px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Hemencecik sevmiştim seni, daha ilk görüşteki aşk gibi. Kanıma
sızmıştın, mavi gözlerinle yüreğime sevgini akıtmıştın.</p>



<p>Başıma gelecekleri önemsemeden, ivecenlikle beyaz mendilimi çıkarıp seni sarıp sarmalamıştım. Çantamın ön gözüne seni yerleştirmiş, fermuarı açıp  başını dışarı sarkıtmıştım. Çantamı sırtlanmış ve eve doğru yola koyulmuştum.</p>



<p>Ayaz sana da bana da iyi gelmezdi. Tipiye karşı yürümek bu kadar zor iken, buzda kaymak muhtemeldi. Dizlerime kadar gelen karların içinden bata çıka ulaşacaktık evimize. Artık bizim olan eve.</p>



<p>Evde hayvan besleyemeyeceğimi çok iyi biliyordum. Ama bir
tek bahçemizdeki kömürlüğe güveniyordum. Hiç değilse kışı geçirinceye kadar
orada sana bakabileceğimi düşünüyordum.</p>



<p>Güç bela eve geldiğimizde, bahçe kapısının anahtarını alıp seni bizim kömürlüğe bıraktım.  Kapıdan soğuk girmesin diye sana en köşede odunların iri olanlarını seçerek küçük korunaklı bir kulübe yaptım.  </p>



<p>Eski bir kâseye biraz süt koyup, tam önüne bıraktım. Bana öyle bir baktın ki işte o zaman seni hiç bir zaman bırakamayacağımı anladım.</p>



<p>Akşam olunca, ev halkı toplanıp yemeğe oturduğunda benim
aklım hep sendeydi. Sabaha kadar nasıl kalacaksın bu zemheri soğukta diye
korkudan titriyordum. Cesaret edip bizimkilere bir türlü söyleyemiyordum.</p>



<p>Babam “kömür bitmiş gidip alayım” deyince, yerimden fırladım “sana yardım edeyim” dedim babama. Herkesin şaşkın bakışları altında muzipçe gülümsedim, göz kırptım sobanın kenarında oturan halama&#8230;</p>



<p>“Kartopu oynamak istiyordur herhalde” diye bir ses işittim ardımdan. Hiç ses etmedim. Yürek atışlarımı dinledim.</p>



<p>Babamla kömürlüğe girince sevimli kedimin bakışlarını bir daha görünce, ısındı içim. Babam şakın yüzüme baktı &#8220;şimdi anlaşıldı&#8221; dedi. Başımı okşadı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?resize=446%2C252&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19233" width="446" height="252" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?resize=300%2C170&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Benim mahzun yüzüme yüzünü yaklaştırıp “tamam annene söylemeyiz, onu şuracıkta besleriz” dedi. Bu bizim babamla aramızdaki ilk ve tek sırrımız olarak kalacaktı.</p>



<p>O kışı sen kömürlükte ben senin sarı tüylerinin esaretinde geçirdik. Öyle mutluydum ki, baharın ılık serinliğine vardığımızda artık bahçemizin vazgeçilmezi idin. Annem eve girmemen koşuluyla seni kabul etmişti. Bütün ev halkı seni çok sevmişti. Kocaman olmuştun, bahçe kapısından çıkıp sokağı bile tanır olmuştun. Bazı günler eve gelmezdin, birkaç geceyi dışarda geçirirdin. Meğer Mart ayı geldiğinde erkek kedilerde olurmuş dediler, ama nedenini söylemediler.</p>



<p>Bir gün çok hastalandım. Ateşim çıktı, boğazım ağrıdı, kulaklarımı hissedemez oldum. Her tarafım öyle şişti ki, artık yutkunamıyordum. Doktor kabakulak dedi. İlaçlarımı verdi “evde dinlensin, sokağa çıkmasın, okula gitmesin&#8221; dedi.</p>



<p>Sen yoktun, ben ağrıdan uyuyamazken hem gece hem gündüz, öksürükten ciğerlerim yırtılırken sen yoktun. Oysa yanı başımda olmanı istemiştim, mavi minnoş bakışlarını özleyip, yumuşak sarı tüylerini sevmeyi dilemiştim. </p>



<p>Başımı her kaldırıp bahçeye bakışımda sen yoktun. Yokluğunla ağırlaşan başımı koyacak bir yastık bile yoktu. Ilık bir kaşık çorbayı zorla içmeye çalışırken, boğazımın yangınında sen yoktun. Gözyaşlarımı sakladığımda yorganın altına sen artık hiç yoktun</p>



<p>Başıma gelen en kötü şeydi yokluğun. </p>



<p>Haminnem bir keresinde seni severken bahçede, “ kediler
nankör olur, demedi deme” demişti.</p>



<p>Sen beni bırakıp gitmiştin. Başka kedilere beni tercih etmiştin.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=564%2C395&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19236" width="564" height="395" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?w=428&amp;ssl=1 428w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/">Benim Sevimli Nankör Kedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kar Altında Kardan Sevgili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Dec 2019 04:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18974</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeni yılın yaklaştığı günlerde seçtiğim kartpostallara senin adını yazardım. Gerçekten değil tabi, yalancıktan. Kafamda yazardım, isminin yakıştığı satırı hayal ederdim. İsmini öyle çok severdim ki… Şiirsel armonisini yüksek sesle tekrar ederken kalbim daha hızlı atmaya başlardı. Yüzünü hatırlamaya çalışır, seni bir kez daha görmeyi umut ederek soluğu sokağında alırdım. Evinizin kapı numarasını kırk kere tekrar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/">Kar Altında Kardan Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeni yılın yaklaştığı günlerde seçtiğim kartpostallara senin
adını yazardım. Gerçekten değil tabi, yalancıktan. Kafamda yazardım, isminin
yakıştığı satırı hayal ederdim. İsmini öyle çok severdim ki… Şiirsel armonisini
yüksek sesle tekrar ederken kalbim daha hızlı atmaya başlardı. Yüzünü
hatırlamaya çalışır, seni bir kez daha görmeyi umut ederek soluğu sokağında
alırdım.</p>



<p>Evinizin kapı numarasını kırk kere tekrar ederdim, kırk kere, hadi çık cama bak bana diye tekerleme söylerdim. 13 yaşımın bütün arzularıyla, 1978 yılının o bitip tükenmek bilmeyen karlarının altında, okulun yeniden açılmasını beklerdim. Sömestr tatilini tam iki hafta uzatmışlardı. Okul bir aydır kapalıydı. O yağan güzelim karların yumuşak beyaz örtüsü, benim yüreğimde erimeyen bir hasretin örgüsüydü. Kartopu oynamak dışında hiçbir şey derinleşen özlemimi yerine koymuyordu. Kırmızı beremi taktığım gibi mahalledeki karları topluyor, kırmızı eldivenlerimin arasında onları birleştiriyor, kimsenin canını yakmadan, kardan küçük adamlar yapıyordum.  İki tane yapıyordum, yan yana yüzleri birbirine bakan. Tıpkı sana yılbaşında gönderdiğim isimsiz kartpostaldaki gibi gülümsüyorlardı…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19075" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?w=625&amp;ssl=1 625w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?resize=525%2C420&amp;ssl=1 525w" sizes="(max-width: 625px) 100vw, 625px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Birbirine âşık bir tane kardan adam, bir tane kardan kadın… </figcaption></figure></div>



<p>Birbirine âşık bir tane kardan adam, bir tane kardan
kadın…&nbsp; </p>



<p>Hayal ederdim beni sevdiğini. Benim seni düşündüğüm gibi
senin de hep beni düşündüğünü, seni özlediğim gibi senin de beni özlediğini,
yalnızca hayal ederdim. </p>



<p>Lapa lapa yağan karı penceremde izlerken, her birinin cama
çarpıp eridiğini gördüğümde içim ezilirdi. Sanki dünyaya gönderilmiş melekler
gibiydi her biri. Kirlenen dünyayı temizlemek, yeniden yeşertmek, sevgiyi
toprağa ekmek için tanrının gönderdiği birbirine benzemeyen milyonlarca melek
inerdi gökyüzünden. Ben o melekler kaybolmasın diye toplayıp kardan adam
yaparak, sevginin kalıcı olmasını sağlıyordum işte. Bir masal kahramanı gibiydim,
insanlığı kurtarmak için donmuş ellerimle hiç durmadan karları toplayarak onlardan
ins-an yapmakla meşguldüm…</p>



<p>Eve döndüğümde el ve ayak parmak uçlarını hissetmez hale gelirdim. Sobanın arkasında ellerimi boruya değdirmeden ısıtmaya çalışırken, paltomda birikmiş karların halının üzerinde bıraktığı küçük ıslaklıkları parmağımla halıya yedirmeye çalışırdım. Ev bir anda ıslaklık kokar, sobaya damlayan damlalar sıçrar ve su buharı olarak havaya karışırdı.</p>



<p>Suyun bu esrarengiz yolculuğu bana yine insanı düşündürürdü.
Bir gün havaya yükselen su buharı olacağımı bilir, şimdiden derdine düşer
hayıflanırdım.</p>



<p>Korunmanın mümkün olamadığı bu dönüşümden kendi payımı alırdım. Saklanacak bir yer olmalıydı, karların erimeyeceği, insanların ölmeyeceği, tabiatın yok olmayacağı bir yer, mutlaka olmalıydı…</p>



<p>Kardan adamları çok derinlere gömersek belki hiç erimezlerdi. Buz dağlarından bir ülkede yaşayanlar, evleri buzdan olanlar, buz üzerinde kayarak okula giden çocuklar ne kadar da şanslıydı. Hiç kar tatilleri olmamıştı…</p>



<p>Sevdiklerinin hasretini çekmeden hep karın altında sevdikleriyle birlikte yaşıyorlardı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/">Kar Altında Kardan Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18974</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Kız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 04:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19112</guid>
				<description><![CDATA[<p>En son düğümle bağlayacak bir çocuğun ayakkabısını… Yeşil gözlerinde bir gülümseme ve babasının düğümlemesi… Babasının kucağında gezen bir kız çocuğunun hikayesi… Sarı saçlarını tararken annesinin rujunu gizlice sürerdi. Annesi patates kızartması yaparken balkonda sandalyenin üzerinde oynarken düştü. Başından kanlar akarken ablası onu kurtardı. Hastaneye götürülürken ağlıyordu. Ablası da öyle. Hastanede dikişler atıldı. Gözlerinden yaşlar dinmedi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/">Küçük Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>En son düğümle bağlayacak bir çocuğun ayakkabısını…</p>



<p>Yeşil gözlerinde bir gülümseme ve babasının düğümlemesi…</p>



<p>Babasının kucağında gezen bir kız çocuğunun hikayesi…</p>



<p>Sarı saçlarını tararken annesinin rujunu gizlice sürerdi.</p>



<p>Annesi patates kızartması yaparken balkonda sandalyenin
üzerinde oynarken düştü.</p>



<p>Başından kanlar akarken ablası onu kurtardı.</p>



<p>Hastaneye götürülürken ağlıyordu.</p>



<p>Ablası da öyle.</p>



<p>Hastanede dikişler atıldı.</p>



<p>Gözlerinden yaşlar dinmedi.</p>



<p>Bir hayvanat bahçesinde yaz günü….</p>



<p>Yılanlardan korkarken ablasına sarıldı.</p>



<p>Kardeşlik çok önemliydi.</p>



<p>Bir annenin kucağında iki çocuk…</p>



<p>Bir fotoğrafın hikayesiydi bunlar.</p>



<p>Tatilya’da eğlenirken masal ağacından korkup annesine
sarılırdı.</p>



<p>Aslan Kral izlerken ağladığından dolayı babasıyla dışarı
çıkardı.</p>



<p>Tuvaletin kapısında oturan adam mendil uzatıp “Ağlama!
Cennette kavuşurlar.” demişti.</p>



<p>Oyuncak Hikayesi 3’ü izlerken büyüyen çocuğa ağlamıştı.</p>



<p>Kanal D’nin Bak Şu Elma Şekerine programında “Bu Kız Beni
Görmeli” şarkısını söylemişti.</p>



<p>Utanıp ağzını silmişti.</p>



<p>Yurt Fm’de şöyle bir bilmece uydurmuştu. </p>



<p>“Adam bir gün duşa girmiş, sular kesilmiş. Neden?”</p>



<p>“Cevap: Ben de bilmiyorum yeni uydurdum.”</p>



<p>Epilepsi geçirdiğinde uyurken babası yanı başında durup
ağlıyordu.</p>



<p>Annesi iyileşmesi için dualar ediyordu.</p>



<p>Şimdi o kızı özlüyor muyum?</p>



<p>Ben hala aynı kızım.</p>



<p>Duygusal, masum ve küçük bir kızım.</p>



<p>30 yaşında olsam da.</p>



<p>Değişmedim ve değişmeyeceğim.</p>



<p>Babasına sarılıp ağlayan kız çocuğu olacağım.</p>



<p>Dostlarım yanımda olsa da olmasa da.</p>



<p>Dünya değişse de değişmeyeceğim.</p>



<p>Hep aynı kalacağım.</p>



<p>Kimse sevmese de.</p>



<p>Ben buyum.</p>



<p>Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/">Küçük Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 05 Dec 2019 04:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Akın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18998</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerede olduğumu biliyordum. Üç kere gelmiştim buraya. Üçüncü gelişimde ona rastladım. Yanıma telaşsız duruşunu sergileyerek oturdu. Halbuki insanlar vapura kendisini atmak için telaşlı idi önceki seferler. Yanıma neden oturduğunu bilmiyordum. Bu adam annemi eteğinden çeke çeke zorla götürdüğüm o filmdeki adama benziyordu. Yoo, hayır hayır! Bu adam o kadar şişman ve acımasız görünmüyordu. Üstelik eli [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/">Küçük Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Nerede olduğumu biliyordum. Üç kere gelmiştim buraya. Üçüncü gelişimde ona rastladım. Yanıma telaşsız duruşunu sergileyerek oturdu. Halbuki insanlar vapura kendisini atmak için telaşlı idi önceki seferler. Yanıma neden oturduğunu bilmiyordum. Bu adam annemi eteğinden çeke çeke zorla götürdüğüm o filmdeki adama benziyordu. Yoo, hayır hayır! Bu adam o kadar şişman ve acımasız görünmüyordu. Üstelik eli sakalına her gidişinde gözleri üzerine basa basa kapanmıyordu. Ona baktım. Gülümsedi. Ağzının kenarındaki sakallar bıyıklarına göre daha çok beyazlamıştı. Annem: ‘’Şuna bak beyaz beyaz sırıtıyor.’’ demişti. ‘’Beyaz beyaz sırıtmak ne demek?’’ diye sorduğumda ‘’Aman okuduğum romanda geçiyordu oğlum küçüksün anlamazsın.’’ demeyi yeğledi. Adam acaba solumuzda bekleyen balıkçılara mı dalmıştı? Yoksa ellerini sakallarına her götürüşünde şu adını hatırlayamadığım filmdeki adam gibi birilerine saldırma planı mı yapıyordu? Küçük küçük oturdum. Ayaklarımı bir taraftan sallıyordum. Bankta en küçük yerde oturan bendim. O büyüktü, yaşlıydı çünkü… Sakalları vardı ve elleri kocaman sakallarını içine alabiliyordu. Bir anda hohlayıverdi. Korktun mu evlat? dedi. Vapura mı yoksa balıkçılara mı bakıyorsun amca? dedim. Güldü. Çok ciddiydi gülmez sandım. Aslında güldüğünde ağzı gözükmemişti ama soğuk havaya karışan boğuk nefesiyle güldü bana. Küçük adam, sence vapura binmeli miyim? Yoksa şu ağa takılan balık gibi kurban mı olmalıyım? dedi. Utana sıkıla vapur… dedim. Yerinden doğrulur gibi yaptı. Gidince mutlu olacak mıyım? diye sordu. O adam ölüyordu dedim. Filmin adı yine aklıma gelmedi. Ölürüz be çocuk! dedi. İkinci defa güldüğünde saçı ile sakalının bitiminden akan bir gözyaşı elime damlayıverdi. Burnunu çekti, güldü, güldüm ve gitti. Tıpkı o filmdeki gibi… Giderken ellerini cebine attı, sesinde anlayamadığım bir ifade ile: ‘’ Eyvallah küçük adam!’’ dedi. Vapurun düdüğü çalıyordu, balıkçılar kovasını doldurmuştu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/">Küçük Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18998</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Som Rengindeki Sonbahar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Nov 2019 04:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18922</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sarı saçlarını savurup, salkım salkım sarkan sararmış sarmaşıkların sağından seyirtirken sen, üşüyordum pencerenin önünde seni seyrederken. Kasım kasımlığını çoktan terk etmiş, Aralık ara-ı-lıkta kalmış zenginliğiyle gelip dizlerimin üzerinden ince kollarıyla boynuma atlamış sıkı sıkı sıkıya sarmalamıştı beni. Yine de üşüyordum, yanmayan sobama bakıp dışarıyı gözlüyordum, seni özlüyordum… Bahçede iki kedi biri diğerini sevmedi, pati vurdu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/">Som Rengindeki Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sarı
saçlarını savurup, salkım salkım sarkan sararmış sarmaşıkların sağından
seyirtirken sen, üşüyordum pencerenin önünde seni seyrederken.</p>



<p>Kasım kasımlığını
çoktan terk etmiş, Aralık ara-ı-lıkta kalmış zenginliğiyle gelip dizlerimin
üzerinden ince kollarıyla boynuma atlamış sıkı sıkı sıkıya sarmalamıştı beni.
Yine de üşüyordum, yanmayan sobama bakıp dışarıyı gözlüyordum, seni özlüyordum…</p>



<p>Bahçede iki
kedi biri diğerini sevmedi, pati vurdu gözünün üstüne, can havliyle atladı o da
onun üstüne. Alt alta üst üste tırmıkladılar birbirlerini on saniye gibi kısa
bir süre içinde. Şimdi biri ağacın dibinde öteki kaçtı beriye.</p>



<p>Perdeyi
açtım içerisi görünse bile, ben göreyim istedim, ben görüleyim istedim. Kirlenmiş
camın buğulu bakışında değil beni görecek biri, ben bile göremem kendi kendimi.
Görünmezlik iksiri içmiş gibiyim sanki. </p>



<p>Akşamdan yağan yağmurun ıslaklığında gölgeler büyüyor güneşin yeni doğan ışıklarının altında. Gülümsüyor bulutun arkasında, en sevimli haliyle bana bakıyor, mavi gözlerinin damlarından sıyrılıp sevgiyle el ediyor. Güzel bir günün geleceğini muştuluyor, soğuk ve kimsesiz geçen gecenin ardından, bana bendeki beni anımsatıyor&#8230;</p>



<p>Az önceki
kediler güneş ışıklarını görünce sevindiler. Beton zeminin üstünde vücutlarını
ısıtmaya karar verdiler. Kavgadan eser kalmadı, insanoğlu değiller ki kin
tutsunlar, kıskançlık ve garezden uzak oynaşıyorlar şimdi. Pırıl pırıl bir
sabah olmasa, kışın ilk günleri olduğunu fark edemez insan, soğuk ama güneşli ama
umutlu ama özlem dolu nice günlerden biri der geçerdim belki. Şimdi açlığıma
inat, soluyorum havayı önce ciğerlerime sonra boş mideme dolduruyorum. Dolu
dolu gözlerimdeki yaşlarla sana bakıyorum. Geçişlerini hayal ediyorum,
gelmeyeceğini bile bile gözlerindeki yakıcı bakışlarını gözlerime hapsediyorum.</p>



<p>Martılar
çığlık atarak dönüyorlar, ortalık ana baba günü. Güvercinler hatta kargalar
bile çığlık çığlığa. Birkaç pencere açılıyor ne olup bittiğine bakılıyor.
Sokağın ortasında kanat çırpıp yardım istiyor bütün kuşlar dönüp duruyorlar
yerde yatan biri mi var? Bahçedeki kediler bile korkup kaçtılar, çöp kovasının
arkasına saklandılar. </p>



<p>Yerde yatan yaralı bir güvercin var! Uçamıyor, çırpınıyor, kalkamıyor… Gözlerimden yaşlar dökülüyor, bir daha kimseye kuş beyinli demiyeceğim. Onların yürekleri biz insanoğlundan daha yüce, daha vefalı daha ince… Karşı apartmandan yaşlı bir teyze iniyor. Yerde yatan güvercini avuçluyor, minik başını seviyor titreyen parmaklarıyla. Yukarıdan bakan torununa sesleniyor. Çantasını ve ceketini istiyor. Koşarak gelen torun koluna giriyor nenenin. Yürüyorlar…</p>



<p>İçim
aydınlanıyor. Ne varsa çocuklarda ve yaşlılarda var. Onlarda çocuk gibi değil
mi zaten. Yüreğim pır pır atıyor kuşlar gibi hafifliyorum, bir yerden güzel bir
gül kokusu geliyor, içime çekiyorum. Sana gülümsüyorum…</p>



<p>Simitçinin
sesi çalınıyor kulağıma, pervazı kaldırıp bağırıyorum ona son paramla bir simit
almak, sıcak, gevrek çıtırtılarında susamları tek tek parmaklarımla yalamak iyi
gelecek bana.</p>



<p>Yarın? Yarın yok, bugün, yalnızca bugün yeter bana…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/">Som Rengindeki Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18922</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokak Tiyatrosu -2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Nov 2019 04:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18938</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aldırma Gönül Partisi&#8217;nin Kadın Kolları&#8221; Atomu parçalamaktan çok daha zordur, önyargıları yıkmak&#8230;&#8221;(Albert Einstein) &#160; Rahmet ayı içinde olduğumuz defaatle hatırlatılsa da iş sadede yani&#160; fiiliyata&#160; gelince ne rahmetten, merhametten&#160; ne de aftan eser kalmıyor.&#160; Neden mi böyle diyorum , geçen hafta Alanya müftüsünün açıklamasından kaynaklı bir sitem benimkisi&#8230;&#160; Söylenen sözleri okurken acaba bir yanlışlık olmasın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/">Sokak Tiyatrosu -2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>

Aldırma Gönül Partisi&#8217;nin Kadın Kolları<br />&#8221; Atomu parçalamaktan çok daha zordur, önyargıları yıkmak&#8230;&#8221;(Albert Einstein)</p>



<p>&nbsp; Rahmet ayı içinde olduğumuz defaatle hatırlatılsa da iş sadede yani&nbsp; fiiliyata&nbsp; gelince ne rahmetten, merhametten&nbsp; ne de aftan eser kalmıyor.&nbsp; Neden mi böyle diyorum , geçen hafta Alanya müftüsünün açıklamasından kaynaklı bir sitem benimkisi&#8230;<br />&nbsp; Söylenen sözleri okurken acaba bir yanlışlık olmasın diye de teyid etme doğrulama ihtiyacı duydum.<br />Hangi ifadeden bahsediyorum diye&nbsp; soruyorsunuzdur ,&nbsp; hemen açıklayayım.<br />Şöyle ki, Gayrimüslim olanlara rahmet , bağışlama dilemek&nbsp; sakıncalı imiş. Alanya müftüsü geçenlerde&nbsp; bu konuşmayı trafik kazası sonucu hayatını yitiren Alanya Spor&#8217;un çok sevilen oyuncusu Josep Kural &#8216;ın cenazesi sonrasında yapmıştı.<br />Müftü Bey&#8217;e tepkiler çığ gibi büyüdü. Eminim , sakince oturup nefeslense kendisi de böyle izahta bulunmuş olduğu için üzülmüştür. En azından ben öyle umuyorum.<br />Eh, müftü de olunsa kişi hata yapar.&nbsp; İnsan evladıyız&nbsp; , beşeriz şaşarız.<br />İftar yemeğinde&nbsp; arkadaşlarım&nbsp; Kalçalı Naciye , Meraklı Melahat , Acele Bacı Fikriye Baldudak Nuriye ile birlikteydim.&nbsp; &nbsp; Kendileri aynı zamanda Aldırma Gönül Partisi&#8217;nin kadın kollarının aktif üyeleri&#8230;El elden fikir fikirden üstündür diye müftünün sözlerini kendilerine de söyleyip fikirteatisinde bulunmak , istişare etmek istedim.&nbsp; Yemek bahane sohbeti canan pek şahane&#8230;<br />Sahura kadar oturduk , dertleştik diyebilirim.&nbsp; Meraklı Melahat kendisinin deist olduğunu zaten dinler diye bir şeyin olmadığını dolayısıyla müftü ,papaz ya da Haham kim olursa olsun tüccar kılıklı memurlar olduklarından dem vurdu. Kalçalı Naciye deist ne demek diye sordu. Deist, Yaratıcıya İman&nbsp; etse de herhangi bir dini inancının olmadığı kişi diye ekledi, Baldudak Nuriye.<br />Son Zaman&#8217;larda&nbsp; deistlerin sayısında hayli bir artış oldu. Bu artışın nedenlerinden biri de yukarıdaki açıklamaya benzeyen talihsiz ifadelerin varlığı&#8230;.diyen Acele Bacı Fikriye&nbsp; sözlerine şöyle devam etti; kızlar bir düşünün adı İslam olan bir dinin barış esenlik üzere olması gerekirken kendisine Müslüman denilen bir adamının esenlikten selametten uzak tavrının bu dinin inananları tarafından sorgulanmıyorsa bu da ayrı bir muammadır.<br />Meraklı Melahat&nbsp; birden atıldı, bir kişinin yanlış ifadesi ile koskoca bir dini anlayışı zan altında bırakmayalım. Sizlere İslam tarihinden örnek vermek istiyorum dedi.<br />Hepimize kal gelmişti.&nbsp; Hayret doğrusu dedik, Meraklı Melahat ve İslami açıklama !<br />Sevgili arkadaşımız, sen yakın yakın zaman önce bir basın açıklaması yapıp eşcinsel olduğunu ne dinlere ne de Tanrı&#8217;ya İman&nbsp; etmeyen bir ateist olduğunu söylemiştin, bizler yanlış mı duyduk ?<br />Doğru duydunuz diye belirtti, bir kişi ateist ya da eşcinsel diye inançlar Hakkı&#8217;nda dinler Hakkı&#8217;nda kitaplar okuyamaz mı? diye çilek hoşafına kaşığını salladı.<br />Hepimizi aldı bir gülme&#8230;<br />Çocukluğuma bir kaç dakika da olsa gidip geldim. Keskin sınırlarla içinde sadece beyaz ve siyah rengin olduğu farklı renklere açık olmayan bir yaşamın ferdi idim. Haram ve helal diye çizilen sınırlar hiç esnemiyor, bir açık kapı aralanmıyordu. Başörtülü olarak geçirdiğim yıllarda dini&nbsp; sadece beş şarta indirgemiş, hoşgörüden uzak yaşamamış mıydım?<br />Arkadaşlarım gerçekten çok renkli dünyalardan ışınlanıp hayatıma merhaba demişlerdi. Onların yaşam tarzı , bakış açılarının benim kadar sığ olmaması , dinin kendisi hakkında yıllarca öğretilenlerden de farklı yorum, tefsirlerin varolduğunu hatırlatmaları ile inanç yelpazemi genişletmiş, renkli bir bakış açısına sahip olmuştum. O&nbsp; kaskatı geçen senelere içten içe yanıyor muyum diye düşünürken , arkadaşlar huhuhuhu bak kim geldi diye seslendiler.<br />Hacı Baba Tekkesinden yobaz Nuri&#8217;nin kızı Sivilceli Necmiye sahura balık ekmek getirmişti. Balık ekmek diyorum da rahmetli babaannem yumurtalı ekmeğe&nbsp; böyle derdi.<br />Çıtır çıtır kızaran ekmeğe az kimyon iyi oluyor dedi ve ekledi Sivilceli Necmiye, duydunuz mu kızlar geçen günkü Alanya Müftüsü&#8217;nün sözlerini!<br />Heh biz de zaten açıkoturum yapıyorduk.<br />Sivilceli Allah&#8217;ın rahmetini sadece bir grup inananın tekeline almanın çok yanlış olduğunu hatırlattı.<br />Kuran-I Kerim&#8217;de Ali İmran Suresi 19. ayette &#8221; Din olarak size İslamı seçtim&#8221;, ayetinin önyargılı olarak din adamlarınca söylendiğini belirtti. Ayeti daha doğru anlamak adına kendinden önce ve sonra hangi ayetler var bunların iyi anlaşılıp , olaya zamana duruma ve hatta topluma göre tefsir edilmesi gerektiğinin altını çizen yobaz Nuri&#8217;nin kızına katılmamak mümkün değil.<br />İslam , esenlik barış teslimiyet sadece Hazreti Muhammed&#8217;in tebliğinde olan bir dinin adı olmadığını yine Surenin 20. 21. ayetlerinden anlaşılıyor.&nbsp; Peygamberlerin atası babası olarak&nbsp; bilinen Hazreti İbrahim&#8217;in Yaradan&#8217;a olan çıkarsız koşulsuz İmanı ve teslimiyetin adıdır, İslam.<br />Müslüman da böylesi bir İmana sahip kişidir. Yani müslüman ; sadece Hazreti Muhammed Peygamber&#8217;in takipçisi olmayıp , kökleri Hazreti İbrahim&#8217;e dayalı mayasında af, mağfiret Barış , huzur, esenlik ve Yaradan olan Allah&#8217;a tam bir teslimiyet içerisinde olan zattır.</p>



<p>Bu bağlamda af ve rahmet her kim olursa olsun Allah&#8217;a teslim olup çıkarsızca bağlanmış her kulun hakkıdır.<br />Cehennem müfettişliğinin İslamiyette yeri yoktur.<br />Vay be&nbsp; aferin sana yobazın kızı Sivilceli Necmiye diye bizim eşcinsel Meraklı Melahat söz topunun peşine takıldı. Demincek yarım kalmıştı sizlere İslam Tarihinden Siyeri Nebi yani bizzat Peygamber&#8217;in hayatından örnek verecektim. Yeri gelmişken basket yapayım diyerek bizi Asrı Saadet devrine yolculuğa çıkardı.<br />Ebu Talip !<br />Hz. Muhammed&#8217;in amcası olup ömrü hayatında kelime-i şahadete gelmese de ölümü pahasına yeğenine sahip çıkıp onu desteklemiştir.<br />Peygamber amcasının vefatında hüzün yaşadığı için o yıla hüzün yılı da denmiştir.<br />Gözyaşları içinde ah canım amcam , Allah&#8217;ın rahmeti , affı seninle olsun diye&nbsp; de her zaman niyazda bulunmuştur.<br />Bu sefer de helal sana Meraklı Melahat diye biz coşkuyu vermiştik.<br />Sahura kadar olan hoş muhabbet sonrası , bir kere daha emin olmuştum ki<br />Her kişi er kişi olamıyor. Er kişi olmak kindar olmamak , af ve rahmet eksenli tefekkür edip , yaşamını ona göre şekillendirebilmek demek olduğunu bir eşcinselden inanç eksenli konuşma dinleyerek öğreneceğim hiç ama hiç aklıma gelmezdi.<br />Din adamlarımız dini tekellerine almak yerine daha hoşgörülü olabilseler keşke diye Kalçalı Naciye çayları tevzi etti. Afiyet , şifa ola&#8230;<br />Aklımıza gelmeyenlerin başımıza geldiği, ilginç zamanlardan geçiyoruz.</p>



<p>Hayatımız,&nbsp; akibetimiz hayrola&#8230;.

</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/">Sokak Tiyatrosu -2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18938</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 5. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Nov 2019 04:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18933</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kafasında bir cihazla uyandı. Bembeyaz bir hastan odasındaydı. Aynaya baktı. Kafasında kablolar vardı. Ne olduğunu anlayamadı. Etrafına baktı. Gözlerini kapattı. Açtı. Evindeydi. Yatağına uzanmış uyuyordu. Kalktı. Üstünü giyindi. Bir iki insan görmek için dışarı çıktı. Biraz yürüdü. Etrafındaki insanlara baktı. Gelen geçen insanları gözlemledi. Herkes kendi halinde gelip geçmekteydi. Bir 5 dakika yürüdü. Bir kafeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/">Portre 5. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kafasında bir cihazla uyandı. </p>



<p>Bembeyaz bir hastan odasındaydı.</p>



<p>Aynaya baktı. </p>



<p>Kafasında kablolar vardı.</p>



<p>Ne olduğunu anlayamadı.</p>



<p>Etrafına baktı.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Evindeydi.</p>



<p>Yatağına uzanmış uyuyordu.</p>



<p>Kalktı.</p>



<p>Üstünü giyindi.</p>



<p>Bir iki insan görmek için dışarı çıktı.</p>



<p>Biraz yürüdü.</p>



<p>Etrafındaki insanlara baktı.</p>



<p>Gelen geçen insanları gözlemledi.</p>



<p>Herkes kendi halinde gelip geçmekteydi.</p>



<p>Bir 5 dakika yürüdü.</p>



<p>Bir kafeye gitti.</p>



<p>Sade Türk kahvesi söyledi.</p>



<p>Kahve geldi.</p>



<p>Yavaşça yudumladı.</p>



<p>Yudumladıktan sonra masaya 3 Lira bıraktı.</p>



<p>Biraz yürüdü sokakta.</p>



<p>Evine döndü.</p>



<p>Eline bir kitap aldı.</p>



<p>Kitabın adı Burun’du.</p>



<p>Biz hepimiz Gogol’un paltosundan çıkmıştık.</p>



<p>Başladı şöyle bir göz gezdirmeye.</p>



<p>Sonra bıraktı.</p>



<p>Hayat boyu öğrenmeyi kendine hedef belirleyen insanların
kaderinde hep bir terslik olurdu.</p>



<p>Her şey soluk bir resim gibiydi.</p>



<p>Kütüphaneye baktı.</p>



<p>Beş kütüphane dolusu kitap vardı.</p>



<p>Kitaplarına bir göz gezdirdi.</p>



<p>Spinoza’nın Tanrı fikri aklına geldi.</p>



<p>Tanrı fikrinin kendisi başlı başına var olma sebebiydi.</p>



<p>Gözüne 1984 kitabının çevirisi göründü.</p>



<p>Dil teorisine göre az kelime dağarcığı daha az düşünmeye
neden olurdu.</p>



<p>Eline bir kitap aldı.</p>



<p>NLP El Kitabı’ydı.</p>



<p>Harry Alder ne güzel yazmıştı.</p>



<p>Şu sıralarda dil ile psikoloji ilişkisine kafayı takmıştı.</p>



<p>Neuro Linguistik üzerine çalışıyordu.</p>



<p>Her dönem farklı bir bilime ilgi duyar, onun üzerinde
okumalar yapardı.</p>



<p>Ama tutunamamıştı.</p>



<p>Tutunmak için yaşamıyordu ki.</p>



<p>Tutunmak denilen şey ölü diller profesörü olmaktansa daha
doğru amaçlar edinmekti kendine.</p>



<p>Mesnevi’de bir hikaye vardı.</p>



<p>Bir kayıkçıyla bir gramer alimi bir kayıkta gidiyorlarmış.</p>



<p>Gramer alimi Sarf ve Nahiv kitabı okudun mu demiş.</p>



<p>O da okumadım deyince “Ömrünün yarısı boşa geçmiş.” demiş.</p>



<p>Bir süre sonra kayık batmaya başlamış.</p>



<p>Kayıkçı, “Yüzmeyi biliyor musun?” deyince, “Ömrünün tamamı
boşa geçmiş.” demiş.</p>



<p>Tutunamayanların sorunu tutunamamak değilken neden ölü
diller profesörü olsun ki.</p>



<p>Eline bir kalem aldı.</p>



<p>Anladığınız gibi yazmaya çalıştı.</p>



<p>Bir şeyler karaladı.</p>



<p>Sonra bıraktı elinden kalemi.</p>



<p>Tekrar eline aldı.</p>



<p>Tekrar karalamaya başladı.</p>



<p>Elinden kalemi bıraktı sonra.</p>



<p>Yine eline aldı.</p>



<p>Karalamaya başladı.</p>



<p>Yine kalemi elinden bıraktı.</p>



<p>Odada şöyle bir dolaştı.</p>



<p>Tekrar yazmaya başladı.</p>



<p>Olmuyordu.</p>



<p>Yazamıyordu.</p>



<p>&nbsp;Yatağına yattı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Bir cangıldaydı.</p>



<p>Etrafta türlü türlü ağaçlar, goriller keçiler vardı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Burnuna bir yanık kokusu geldi.</p>



<p>Muhtemelen yan komşunun patlamış mısır pişirmesinden dolayı
burnuna geldiğini düşündü.</p>



<p>Gözlerini açtı.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Yeniden ormandaydı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Ormana dönmüştü.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Yazma konusunda iyi olduğunu düşünüyordu.</p>



<p>Ancak, daha önce hiç kitap yayımlamamıştı.</p>



<p>Öyküleri dergilerde yayımlanıyordu.</p>



<p>Kitap için çalışmalara girişmişti.</p>



<p>Ancak onda da tutunamamıştı.</p>



<p>Yaptığı ne varsa silikti.</p>



<p>Solgun bir fotoğraf gibi görünüyordu etrafındaki insanlara
göre.</p>



<p>Bir yanık mısra gibiydi sözleri.</p>



<p>Her şey kötü değildi.</p>



<p>Ancak tutunamamışlık psikolojisine kendini iyice
kaptırmıştı.</p>



<p>Bunalan gönlü ile bunalan aklı arasında kalıyordu.</p>



<p>Her şey silikti ona göre.</p>



<p>Gözlerini kapadı açtı.</p>



<p>Bir hastane odasında, sedyede yatıyordu.</p>



<p>Kalktı.</p>



<p>Aynaya baktı.</p>



<p>Üstünde ameliyat için giydirilen kıyafet ve başında kablolar
vardı.</p>



<p>Tekrar yattı.</p>



<p>Ne olduğunu anlamaya çalıştı.</p>



<p>Bir süre bekledi sedyede.</p>



<p>Ayna aslında camdan bir bölmeydi.</p>



<p>Ardında iki doktor, deney için çalışıyorlardı.</p>



<p>Onun uyandığını gördüler.</p>



<p>Hemen yanına gidip uyuşturucu iğneyle uyuşturdular.</p>



<p>Hasta titredi bir an.</p>



<p>Sonra kendini bıraktı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Masada oturmuş elinde kalemiyle duruyordu.</p>



<p>Bir şeyler karalamaya çalışıyordu.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Sedyede hareketsiz şekilde yatıyordu.</p>



<p>Hiçbir hareket edemiyordu.</p>



<p>Çabaladı hareket etmek için.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Gözleri kanlanmıştı.</p>



<p>Hareket etmek için kendini zorladı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Çırpındı.</p>



<p>Denedi.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Kalbi sıkışmaya başladı.</p>



<p>Ih’ladı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Hareketsiz öylece yatıyordu.</p>



<p>Doktorlar geldiler.</p>



<p>Tansiyonuna baktılar.</p>



<p>Yüksekti.</p>



<p>“Tamamdır.”</p>



<p>Ses, tamamen o duyduğu iç sesle aynıydı.</p>



<p>Hareket edemiyordu.</p>



<p>Zorladı.</p>



<p>Çırpındı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>“Şimdi gözlerini kapat.”</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odadaydı.</p>



<p>Yazmaya çalışıyordu.</p>



<p>Karaladı karaladı olmadı.</p>



<p>Üzerinden terler boşandı.</p>



<p>Elleri ter içindeydi.</p>



<p>Gözlerini tekrar kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Hastane odasına geri dönmüştü.</p>



<p>Ama hareket edemiyordu.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Masada oturuyor, yazmakla uğraşıyor yazamıyordu.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Hastane odasında sedyede yatıyordu.</p>



<p>Anladı.</p>



<p>Her şey birer beyninin kurgusuydu.</p>



<p>Konuştuğu ise doktordu.</p>



<p>Hareket etmeye çalıştı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Direndi.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Derin bir iç çekti.</p>



<p>Buradan kurtulmalıydı.</p>



<p>Direndi.</p>



<p>Hareket edemedi.</p>



<p>Çırpındı.</p>



<p>Olmadı.</p>



<p>Doktorlar tekrar geldiler.</p>



<p>“İğne de işe yaramadı. Ne yapacağız?”</p>



<p>Bekleyelim.</p>



<p>Adam, çırpındı.</p>



<p>Direndi.</p>



<p>Ayağını bir hareket ettirdi.</p>



<p>Bir daha…</p>



<p>Bir daha…</p>



<p>Bekledi.</p>



<p>Doktorlardan biri –iç sesin sahibi- odaya tekrar geldiler
kontrol için.</p>



<p>Birden hareket etti.</p>



<p>Ayağa kalktı.</p>



<p>Doktorun elindeki iğneyi kaptığı gibi boynuna batırdı.</p>



<p>Doktor direndi.</p>



<p>Adam onu zorladı.</p>



<p>Doktor hareketsiz yatmaya başladı.</p>



<p>Kapıdan çıkarken önlüğü üzerine giydi.</p>



<p>Kimse böylelikle onu tanımamıştı.</p>



<p>Binadan ayrılırken gülümsüyordu.</p>



<p>Hiçbir sorun olmadığına inandırmıştı herkesi.</p>



<p>Çıkarken herkese selam verdi.</p>



<p>Gülümsedi.</p>



<p>Mutluydu.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Hiçbir değişim yoktu.</p>



<p>Kendini çok mutlu hissetti.</p>



<p>Bir taksiye binip oradan uzaklaştı.</p>



<p>Taksiciye bir otele gitmesini söyledi.</p>



<p>Otelde indi.</p>



<p>Vakit, gece olmaktaydı.</p>



<p>Otelde indi.</p>



<p>Parayı taksiciye verdi.</p>



<p>Otele doğru yürüyordu.</p>



<p>Gülümsüyordu.</p>



<p>Bir oda kiraladı.</p>



<p>Odaya gitti.</p>



<p>Yattı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Artık bir değişim yoktu.</p>



<p>Mutlu bir şekilde uykuya daldı.</p>



<p>Masalımız da burada devam etti.</p>



<p>Yazdıklarını postayla bir yayınevine gönderdi.</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/">Portre 5. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-5-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18933</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düğünle Düğüm Arası Düş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 15:03:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18916</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duygularım allak bullak. Heyecanlı değilim, mutlu hiç değilim.Yine de nerede nasıl davranması gerektiğini bilen tüm iyi kızlar gibi benden beklenen şeyleri yapıyorum. Sürekli gülüyorum ve hayatım boyunca yaptığım gibi hiç sorun çıkarmıyorum. Birazdan kuaför randevum var, ardından bir dizi manasız hareketler yapmamı isteyecek o ukala fotoğrafçı gelecek ve gün boyunca bir süs eşyası gibi oradan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/">Düğünle Düğüm Arası Düş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Duygularım allak bullak. Heyecanlı değilim, mutlu hiç değilim.Yine de nerede nasıl davranması gerektiğini bilen tüm iyi kızlar gibi benden beklenen şeyleri yapıyorum. Sürekli gülüyorum ve hayatım boyunca yaptığım gibi hiç sorun çıkarmıyorum. Birazdan kuaför randevum var, ardından bir dizi manasız hareketler yapmamı isteyecek o ukala fotoğrafçı gelecek ve gün boyunca bir süs eşyası gibi oradan oraya taşınacağım. Düşündükçe boğulacakmışım gibi hissediyorum. Bir elin gelip beni kurtarmasını, bir kabustan uyanır gibi uyanmayı ve hepsinin bir rüya olmasını çok isterdim. Her ayrıntıyı hayal etmiştim oysa. Gelinliğimden saçıma, makyajımdan, kuaförüme, düğün mekanına, dans şarkıma kadar hiçbir ayrıntıyı atlamadığımı düşünürken yanılmışım. Mutlu olup olmayacağımı hiç hesaba katmamışım.… Hadi ben yanıldım, hayatımın her alanını kontrol eden, evleneceğim adama kadar seçen annem de mi yanıldı. “Bu çocukla çok mutlu olacağına inanıyorum” derken, o hangi detayı atladı. Biraz daha bu gelinlikle aynı odada kalırsam öleceğim, kimseye görünmeden dışarı çıkıp hava alsam iyi olacak. Apartmanın kapısında duran bu adam da kim. Birini mi bekliyor acaba? Cadde ne kadar sakin bugün, sanki herkes bu büyük güne hazırlanmak için evine çekilmiş. Her şeye bir anlam yükleme huyum da rahmetli babaannemden kaldı. Milletin tek derdi benim evlenmemdi sanki. Şu kapının önünde gördüğüm adam, beni mi takip ediyor? Yok canım yolunda gidiyor işte beni niye takip etsin… arkama dönüp baktığımda o da bana bakıyordu ama göz göze geldiğimizde gülümsedi sanki. Ne ilgisi var adam belki bizim apartmana yeni taşındı, az önce de karşılaştık diye kibarlığından gülümsedi, ne yapsın ben bakınca başını mı çevirsin. Kibar biri demek, ne zaman taşındılar acaba hiç de dikkatimi çekmedi daha önce. Ah şu hayal perestliğim, adamla aynı apartmanda oturduğumuzu da nereden çıkarıyorum, durduk yere mevzuyu nerelere getirdim. Bir dakika ama o da aynı sokağa döndü, eğer beni takip etmiyorsa o zaman neden hala peşimde. Bu düğün dernek işleri psikolojimi fena halde bozdu, koca sokağı zimmetime geçirdim, sanki benden başkası bu yolda yürüyemez. Keşke biraz daha hızlansa, yanımda yürüse, belki ona merhaba der, beni mutlu etmek için etrafımdakilerin neler yaptığını ama yine de çok mutsuz olduğumu anlatırdım. Ne kadar yalnız hissettiğimi, saatler sonra kıyılacak nikahım için misafirlerin bile benden daha hevesli olduğunu anlatırdım. Anlamasa da olur, dinlesin yeter. Aslında bakışlarında o şefkati hissettim, belki de bugün beni bu cehennemin içinden çekip çıkarmak üzere gönderilmiş biridir. Omzuma dokunup dese ki “hanımefendi, hep başkalarını memnun etmek için çabalamış birinin mutsuzluğunu görüyorum sizde, hayatınızda bir kere olsun kendiniz için bir şey yapın ve eğer evlenmek istemiyorsanız her şeyi bırakıp benimle kaçın”… yok artık iyiden iyiye aklımı kaçırdım, durduk yere adamı beyaz atlı prensim yaptım bir de. Şurada oturup bir kahve içersem belki kafamı toplarım. Ama baksana hiç de tüm bunlar benim kuruntum değil, işte basbayağı adımlarını hızlandırdı! Ben yavaşladım, o hızlandı, ben neredeyse duracak kadar yavaşladım, onun nefes alışverişleri ensemde, eliyle nazikçe omzuma dokunuyor, başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor, boğazım kuruyor, nefes kesiliyor, zaman durmuş olabilir. Allah’ım sanırım hayatımı sonsuza kadar değiştirecek adamı bana gönderdin, teşekkür ederim. – Hanımefendi? – Evet, işte bana sesleniyor, şimdi arkamı döneceğim ve evet hayatının hanımefendisi olacak o kadın benim diyeceğim… </p>



<p>&#8211; Heyy, neler oluyor. – Dur ne yapıyorsun, çantam, çantamm. Dur dedim sana. Yardım edin adam çantamı aldı kaçıyor…. Hey…</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gif?w=640&#038;ssl=1" alt="" data-recalc-dims="1"/></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/">Düğünle Düğüm Arası Düş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dugunle-dugum-arasi-dus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18916</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek  Düze  Yaşamdaki  Umut</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 04:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Varol Kara]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18908</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yataktan kalktığı haliyle&#160; duran&#160; taranmamış,&#160; kötü gözüken saçları, bakımsızlıktan çirkin değil ama öyle hissettiren yüzü, üstünden çıkarmadığı ucuzundan pijaması, iç sıkıntısı ve&#160; keyifsiz haliyle&#160; birbirine benzer tatsız günlerden birine daha başlamıştı, Birgül. Evin eski, yıpranmış, kumaşlı kısımlarının renkleri solmuş eşyaları arasında dolaştı; bıkkın, usangaç haliyle. Mutfağa gidip geldi. Kahvaltı yapmaya gönülsüzdü. Buna iş yapma isteksizliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/">Tek  Düze  Yaşamdaki  Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yataktan kalktığı haliyle&nbsp;
duran&nbsp; taranmamış,&nbsp; kötü gözüken saçları, bakımsızlıktan çirkin
değil ama öyle hissettiren yüzü, üstünden çıkarmadığı ucuzundan pijaması, iç
sıkıntısı ve&nbsp; keyifsiz haliyle&nbsp; birbirine benzer tatsız günlerden birine daha
başlamıştı, Birgül. Evin eski, yıpranmış, kumaşlı kısımlarının renkleri solmuş
eşyaları arasında dolaştı; bıkkın, usangaç haliyle. Mutfağa gidip geldi.
Kahvaltı yapmaya gönülsüzdü. Buna iş yapma isteksizliği eklendi.</p>



<p>“Çöpe atılması gereken sabahlardan birindeyim yine,” diye
içinden geçirirken, üzeri toplanmamış, temizlenmemiş masaya da dokunmayıp
yastıksız&nbsp; kanepenin üstüne yığılırcasına
attı kendini.</p>



<p>Uzandığı yerden vaktinin çoğunu geçirdiği odayı gözleriyle
taradı. Boyama ihtiyacı duyulan duvarlar, yer yer üst kaplaması sökülmüş masa,
yerde kirli gibi gözüken bir kilim;&nbsp; iki
kanatlı, tabandan epeyce yüksekte, içeriyi yeterince aydınlatamayan&nbsp; pencereye asılmış tek parça, rengi solmuş
perde&nbsp; ve&nbsp;
boyundan yukarıya çakılmış, ancak sandalyeye çıkarak yetişebildiği&nbsp; raf üzerinde duran eski radyoya baktı.
Radyonun yanında paslı bir çiviye iple asılı, tahta çerçeveli siyah beyaz
fotoğrafa gözü kayınca bakışları sabitlendi. Beş yıl önce bir iş kazasında beklenmedik
bir ölümle kaybettiği babasının bu fotoğrafına ne zaman baksa, bir alev düşer
içine, hüzün kaplardı ruhunu. Derin özlemle düşüncelere dalardı. Yine o
anlardan birine yakalandı; her babasının fotoğrafına baktığında yaşadığı gibi…</p>



<p>Sevgisini, ilgisini hep üzerinde hissettiği babasının ani
ölümü&nbsp; derinden sarsmıştı. Yıkılan bir
şeylerin altında kalmış gibi çaresiz, kızgın güneş altında gölgesizdi sanki;
yakıcıydı. Baba yokluğunun oluşturduğu o boşluk dolmuyordu bir türlü.
Toparlanması uzun zaman almış, okulu da bırakmıştı. Annesiyle olan arasındaki
ilişki,&nbsp; babasıyla olduğu gibi sıcak ve
yakın değildi. </p>



<p>Dalgınlığından sıyrıldı, döndü gerçek dünyasına. Bu gerçek
dünyada, yoksul evinin dört duvarı arasında geçen, aynı şeylerin yapılmasıyla
bıktıran, sıkan, birbirinin benzeri günler vardı. Bu durumda farklı&nbsp; anlar, güzel&nbsp;
yaşamlar, esaslı&nbsp; ilişkiler,
keyifli zamanlar&nbsp; geçirmesi&nbsp; zordu. Olmuyordu da zaten. Annesiyle
yalnızlık yaşıyorlardı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Gençlik heyecanı
dağlar ardındaydı sanki. Bu heyecanı sağlayacak&nbsp;
günleri, işi, beraberlikleri yoktu. Belki bir gün bir şeyler olur
umudunu yitirmiyordu; ama henüz olan bir şey de yoktu…</p>



<p>Bu düşünce aklındayken birden uzandığı yerden fırlayıp&nbsp; ayağa kalktı. İşte birkaç gündür yaşadığı o
umut ışığının çekim alanına girmişti yine. Odanın içinde kafese konulmuş aslan
gibi hızlı hızlı bir ileri bir geri dolaşmaya başladı. Arada bir sağ elinin beş
parmağını alnından itibaren tarak gibi saçlarına geçirip geriye atıyordu.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Pek nadir, annesinin izniyle çıktığı&nbsp;
gün, çarşıda bir tuhafiye dükkânında gördüğü o&nbsp; genç satıcı adamı unutamamıştı. İçini delen o
bakışını bir türlü hafızasından silemiyordu. İlgi ve sevgi yüklü karşılıklı
bakışla süslenen o karşılaşma, bir fotoğraf karesi gibi zaman zaman&nbsp; gözünün önüne gelir, o anı yeni yaşıyormuş
gibi&nbsp; heyecanlanırdı. Yine düşmüştü işte
aklına.</p>



<p>Annesi evde yoktu. Epeyce bir süre de olmayacaktı.</p>



<p>İçinde kıvılcım çaktıran, gönlünde bir sevgi filizinin baş
vermesini sağlayan;&nbsp; tekdüze, solgun
yaşamına renk katan&nbsp; adamı&nbsp; düşündü. Bu düşünce ılık bir&nbsp; rüzgar estirdi içinde.</p>



<p>Elbise dolabına  yöneldi. Fazlaca elbise seçeneği olmadığı için, onu mu, bunu mu kararsızlığına düşmeden çabucak üstünü değiştirdi. Saçlarını biraz  ıslatıp taradı, yanaklarını hafif pembeleştirdi, dudaklarıyla birlikte… Ve bir bölümünün sırrı dökülmüş yarım boy aynanın önünden çabucak ayrıldı. Pembe pileli eteğinin üzerine giydiği beyaz gömleğiyle iyi görünüyordu, beğendi kendini.                                                                                                                                                                           </p>



<p>Gördüğünden beri  yüreğinde ılık akışlar yaşatan, bedeninde bir heyecan dalgası estiren, aklına geldikçe görme isteği duyumsatan o adamın çekimiyle çıktı evden. İçindeki kıvılcımı ateşe çevirme umudu vardı.  Coşku doluydu yüreği. Kim bilir, belki  konuşabilirlerdi de. Açılabilirdi. Neden olmasın…</p>



<p>Birkaç sokak ötedeki dükkâna doğru yönünü çevirdiğinde,
yüzünde belli belirsiz bir tebessüm seziliyordu. Bedenini saran&nbsp; ılık havayı hissetti. Sabahki halinden eser
yoktu. “Hayat yine de güzel be!” dedi kendi kendine içinden;&nbsp; keyifle yürüdü…</p>



<p>Dükkânın bulunduğu sokağa girince yürüyüşünü yavaşlattı.
Heyecan dalgası sardı benliğini. Elleri terledi. Tam dükkanın önüne gelip&nbsp; kafasını çevirdiğinde, çok değerli bir şeyini
kaybettiğini farketmiş&nbsp; gibi sarsıldı,
bir anda bedeni soğudu, çakılıp kaldı. Ne sokağın seslerini duyuyor, ne de
gelip geçenlerin farkındaydı. Işıkları sönük, kapısı kapalı dükkanın vitrin
camına yapıştırılmış bir kartona yazılı, “Devren&nbsp; Kiralık” yazısına asılı kalmıştı&nbsp; gözleri. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/">Tek  Düze  Yaşamdaki  Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tek-duze-yasamdaki-umut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18908</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazar Hikâyeleri -3- Pamuk Prensesin Baştan Yanlış Yazılmış Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Nov 2019 11:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18845</guid>
				<description><![CDATA[<p>Özlemle beklediği çocuğunu dünyaya getirirken ölen kadının kızıyım ben: adım pamuk prenses. Daha baştan eksik bırakılmış yazım. Çocuğu için kendi canından vazgeçecek kadar fedakâr bir kadındı annem. Onun tüm güzel özelliklerini almayı, annesiz olmaya tercih etmişim. Hayata gelişim bir ceza mı ödül mü bilmiyorum. Kime sorsanız; benim için, tıpkı annesi gibi iyi yürekli, güzel ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/">Pazar Hikâyeleri -3- Pamuk Prensesin Baştan Yanlış Yazılmış Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><br />Özlemle beklediği çocuğunu dünyaya getirirken ölen kadının kızıyım ben: adım pamuk prenses. Daha baştan eksik bırakılmış yazım. Çocuğu için kendi canından vazgeçecek kadar fedakâr bir kadındı annem. Onun tüm güzel özelliklerini almayı, annesiz olmaya tercih etmişim. Hayata gelişim bir ceza mı ödül mü bilmiyorum. Kime sorsanız; benim için, tıpkı annesi gibi iyi yürekli, güzel ve narin derler&#8230; Aslında böyle olmak zorundayım. Sorgusuz sualsiz herkesin iyi olduğuna inanır, iyilik yaparım. Bilinen hiçbir kusurum yoktur, kimseye yük olmam, varlığımla neşe katarım… </p>



<p>Aslında hüzün doluyum ama hiç belli etmem. Herkesin beni sevmesini başka türlü nasıl sağlarım… Annem mutlu bir evliliğim olsun istermiş. Keşke diyorum bazen, benim için daha fazlasını dileseymiş. Belki o zaman, küçücük bir öpücük için peşinden gittiğim yakışıklı prensin beni nasıl bir rüyadan uyandırdığını daha iyi anlardım. </p>



<p>Prens beni alıp götürdükten sonra neler olduğunu hiçbiriniz bilmiyorsunuz. Bütün masum kızlar gibi yakışıklı erkeklerin iyi olduğunu sanırım. Zaman zaman prensin neden beni seçtiği aklımı kurcalasa da var olabilmem için hep başkalarına ihtiyacım olduğunu bilir, susarım. </p>



<p>Aslında, küçücük bir ilginin, bir sevgi kırıntısının peşinden gidecek kadar sevgisiz bırakıldım ben. Hayatı boyunca gelip kendisini kurtaracak birini bekleyen tüm kadınlar gibi sevgiye açım. </p>



<p>Üvey annemi bilirsiniz… O, iyi kalpli, güzeller güzeli annemin yerini doldurmak üzere seçilmiş bir kadın. Genç ve güzel olmasının dışında hiçbir erdemi yok. Bütün üvey anneleri temsil etmesi bir parça adaletsiz olsa da ondan daha güzel olmama katlanamadığı için benim ölmemi istemesine içerliyorum. Aslında ona değil, sırf güzel ve çekici olduğu için bir kadının eline iktidarını teslim eden babama kızıyorum. Başa çıkamayacakları şeyleri görmezden gelmek, erkeklerin meziyeti midir bilmiyorum ama sarayın hizmetkarlarıyla, beni ormana kadar götürüp öldürmeye kıyamayan avcının merhametine kaldı hayatım. Kocaman sarayın içinde yuvasız bir genç kız olduğumdan belki, gördüğüm ilk güzel eve daldım. </p>



<p>Aradığım yeni kurtarıcı bir değil yedi tane çıktı, yine onların gözünde sevgiyi aradım. Ne demişler davul bile dengi dengine çalar. Boyları boyuma, soyları soyuma denk olmayanların bana ancak dost olacaklarını o evde anladım. Kötü üvey annem peşimi burada da bırakmadığı için tüm güzelliğim ve saflığımda cam bir tabutun içinde uyuyakaldım. Yakışıklı prensin genç ve savunmasız bir kadını öpmesine izin vermiş olsa da yazarım, bilin ki asıl bundan sonra başlıyor masalım&#8230;<br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/">Pazar Hikâyeleri -3- Pamuk Prensesin Baştan Yanlış Yazılmış Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-3-pamuk-prensesin-bastan-yanlis-yazilmis-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18845</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çöp Konteynerinden Yayılan Sevgi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Nov 2019 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18831</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadının adama bakarken gözlerindeki ışıltıya hayran olmamak mümkün değildi. Acaba bu gözlerdeki ışıltı tek taraflı mı diye merak ettim, o bir çift ışıldayan gözün tam karşısındaki göze bakınca aynı ışıltıyı, aynı mutluluğu, aynı sevinci gördüm. Beni onlara çeken iki çift gözün sevgiyle bakışması değildi, bir çift minik göz daha vardı. 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/">Bir Çöp Konteynerinden Yayılan Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kadının adama bakarken gözlerindeki
ışıltıya hayran olmamak mümkün değildi. Acaba bu gözlerdeki ışıltı tek taraflı
mı diye merak ettim, o bir çift ışıldayan gözün tam karşısındaki göze bakınca
aynı ışıltıyı, aynı mutluluğu, aynı sevinci gördüm. Beni onlara çeken iki çift
gözün sevgiyle bakışması değildi, bir çift minik göz daha vardı. 5-6 yaşlarında
bir erkek çocuğu. Bir babasına sevgiyle bakıp şirinlik yapıyor, bir annesine.</p>



<p>Anlatmaya çalıştığım tabloyu okuyanlar,
“mutlu bir aile” der geçer ama bu olayın bir çöp konteynerinin tam yanında
olduğunu bilselerdi, aynı şekilde geçip gitmezlerdi.</p>



<p>Mutat akşam yürüyüşüm esnasında bir
tefevvuk eseri karşılaştım, bu mutlu aileyle. Bahçelievler’den Bakırköy’e doğru
yürürken bir çöp konteynerinin tam önünde oturanlar dikkatimi çekti. İlk
bakışta pek seçilmiyordu, yönümü değiştirdim. Merak etmiştim, yine çöpten
beslenen bir insan görecek, yine içim ezilecek, yine üzülecektim, yine
birilerinin hayatını değiştiremediğim için içten içe yanıp duracaktım.</p>



<p>Bu defa sanki öyle olmayacak gibi bir
his vardı içimde. İlginç ama o anda, farklı bir tabloyla karşılaşacağıma olan
inancım belirdi içimde, yaklaştım…</p>



<p>Çöp konteynerinin hemen önünde bir
gazete kâğıdının üstüne sofra açılmıştı. Sofranın üstünde “nereden alındığını”
bilemeyeceğim yiyecekler vardı. Gazete kâğıdından ibaret sofranın etrafında ise
üç kişi; bir erkek, bir kadın ve bir çocuk.</p>



<p>Geçip gitmeliydim, çöpten beslenen bu
insanları rahatsız etmenin veya mahcup duruma düşürmenin âlemi yoktu. Öyle de
yapıyordum ki, kadının gözlerindeki ışıltıyı görünce duraksadım, sonra o bir
çift parıl parıl parlayan gözün baktığı kişiyi merak ederek adama baktım. Adam
da aynı şekilde sevgi dolu gözlerle bakıyor, gözlerinin parıltısı gecenin
karanlığında bile seçiliyordu. Bir de gülen yüzüyle bir şeyler anlatıyor, kadın
da arada sırada bir şeyler söyleyerek konuşmaya katılıyor, diğer zamanlarda ise
bütün vücuduyla anlatılanları dinliyordu. Çocuk ise bir annesine sırnaşıyor,
bir babasına…</p>



<p>Tablo çok ilginçti, alışılagelen bir
çöpten beslenme hikâyesiyle alakası yoktu. Kendimi belli etmeden izledim. İyi
mi yaptım, kötü mü yaptım bilmiyorum ama uzun süre izledim.</p>



<p>Adam 40-45 yaşlarında vardı ama
yüzündeki çizgiler daha yaşlı gösteriyordu. Başında bir bere vardı. Bere
kapüşon gibiydi ve püskülleri yana sarkıyordu. Üzerinde sarı ve kirli bir
pardösü vardı. Hatta sarısı siyaha dönmek üzereydi. Hava soğuk değildi. Belki
de adam pardösüyle gecenin ayazından korunmaya çalışmıştı. Yüzü çok esmerdi,
hatta oldukça esmerdi diyebilirim. Dişleri gecenin karanlığında tıpkı bir
Hollywood filmlerindeki siyahilerin dişleri gibi bembeyaz ve pırıl pırıldı. Uzun
boylu, zayıf yapılı birisiydi. Tahminen 70 kilo civarında olmalıydı. Çenesinin
ve burnunun uzunluğu dikkatimi çekmişti. Avurtları da çökmüştü. Yere bağdaş
kurarak oturmuştu. Altında minder benzeri bir şey var mı göremedim. Belki de
parke taşa öylesine oturmuştu.</p>



<p>Kadın 35 yaşlarında vardı. Eşi gibi
esmer değildi, daha beyazdı. Başında oyalı bir yazma, üstünde kahverengi bir
hırka ve yine kahverengiye çalan bir etek vardı. Zayıftı, 55-60 kilo civarında
olmalıydı. O da bağdaş kurup oturmuştu. Çocuk 5-6 yaşlarında çok tatlı bir
çocuktu. O kadar sempatikti ki, hayran olmamak mümkün değildi.</p>



<p>Bir çöpün hemen yanında belirmesi mümkün
olmayan bir sevginin etrafa yayılması pek alışılagelen bir şey değildi.
Onlardan izinsiz onları incelemem belki bir haksızlıktı. Böyle bir hakkım yoktu
ama bunun sebebini öğrenmem gerekirdi. Özele inmeden, insanların yarasını fazla
deşmeden ama bunu nasıl yapacaktım?</p>



<p>Adam bir yandan yemeğini yerken, bir
yandan da konuşmaya devam ediyor, kadın can kulağıyla dinliyor, çocuk da bir
ona bir diğerine sırnaşıp duruyordu. Benim bu aileyi incelediğim süre boyunca
kadının gözlerindeki sevgi dolu bakış ve gecenin karanlığını yarıp geçen ışıltı
hiç eksik olmadı, adamın da…</p>



<p>Yanlarına oturup sohbet etmek istedim, o
tablo bozulur diye vazgeçtim. Hayatlarını değiştiremediğim, değiştiremeyeceğim
için içim ezildi. Onlar daha iyi şartlarda bir yaşamı hak ediyordu, çoğu
insanımız gibi ama şartları değişince sevgileri de değişir mi diye merak ettim.</p>



<p>Yanımda cüzdanım yoktu, cebimde olan
parayı onlara vermek istedim, sonra vazgeçtim. Vazgeçmemin esas nedeni
yaşadıkları o mutlu anı bozmak istememdendi. Vereceğim para onların hayatını
değiştirmeyecekti, cüzdanım yanımda olsa da, onların hayatını değiştirecek bir
desteğim söz konusu olmayacaktı. O zaman böyle kalması daha iyiydi.</p>



<p>Kadının bu adamda ne bulduğunu, adamın
bu kadında ne bulduğunu merak ederek oradan uzaklaştım. Adam kadına müreffeh
bir hayat vermemişti, kadın adama yuva olamamıştı. İkisi de sokaklardaydı,
belki başlarını sokacak yıkık dökük bir evleri vardı ama sofraya koyacak bir
kap yemekleri bile yoktu. Yoksulluğun dibi buradaydı, en uç nokta, sefaletin
bundan daha kötüsü olamazdı. Bir adam, bir kadın ve bir çocuk çöpten
besleniyordu. Sırtındaki elbiseler de muhtemelen çöpten alınmaydı, midelerine
giren de…</p>



<p>Ama mutluydular, işin bütün gizemi,
bütün sırrı, bütün sihri de buradaydı. İkisi de bir birine hayrandı, çocuk da
her ikisine. Ne malları vardı, ne mülkleri, ne bankada bol sıfırlı hesapları,
ne katları, ne yatları ama mutluydular. Makamları yoktu, kartvizitinde yazan
uzun uzun unvanlara sahip değillerdi. Bir birleriyle paylaşacak bir şeyleri de yoktu,
sevgilerini paylaşmaktan geri durmuyorlardı, lüks içinde yaşayıp bir birini
yiyen çiftlere inat.</p>



<p>Aileler hiç bu kadar parçalanmamış, hiç
bu kadar kavga gürültü olmamış, boşanma hiç bu kadar rahat konuşulur olmamıştı.
Kadına şiddet vardı, çocuğa şiddet vardı, hatta erkeğe şiddet vardı. Hâsılı
fakirde de huzur yoktu, zenginde de, orta hallide de. Hem huzur yoktu hem sevgi
yoktu hem saygı kaybolup gitmişti.</p>



<p>Eğer imkânım olsaydı o ailenin hayatına
dokunurdum, onların sevgilerini değiştirmeyecek bir dokunuş olmalıydı bu.</p>



<p>Ve yine imkânım olsaydı, bir birini
yiyen çiftlere örnek diye çöp konteynırından yayılan bu mis gibi sevgiyi örnek
tablo diye duvarlarına asmalarını sağlardım.</p>



<p>Ben gecenin karanlığında mutat
yürüyüşüme devam ettim, daha sağlıklı, daha mutlu, daha huzurlu olayım diye.
Ben giderken arkamda bir sevgi bıraktım. Çöpten yayılan iğrenç kokuyu bastıran
mis gibi sevginin kokusu halen burnumda tütüyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/">Bir Çöp Konteynerinden Yayılan Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cop-konteynerinden-yayilan-sevgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18831</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazar Hikâyeleri -2- Oyuncak Bebeğim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Nov 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18743</guid>
				<description><![CDATA[<p>Onu saatlerce aradım. Halı altları, koltuk arkaları, mutfak çekmeceleri, çöp kutuları, aklıma gelen her yere baktım. Yaşım azıcık büyük olsa “yer yarıldı içine mi girdin be mübarek” derdim ama henüz öyle laflar bilmiyorum. Aslında büyükler gibi konuştuğumda sevimli olduğumun farkındayım, çok gülüyorlar. Büyümüş de küçülmüş lafı benim için uydurulmuş olabilir. Fakat bir süre sonra sırf [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/">Pazar Hikâyeleri -2- Oyuncak Bebeğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Onu saatlerce aradım. Halı
altları, koltuk arkaları, mutfak çekmeceleri, çöp kutuları, aklıma gelen her
yere baktım. Yaşım azıcık büyük olsa “yer yarıldı içine mi girdin be mübarek” derdim
ama henüz öyle laflar bilmiyorum. Aslında büyükler gibi konuştuğumda sevimli
olduğumun farkındayım, çok gülüyorlar. Büyümüş de küçülmüş lafı benim için
uydurulmuş olabilir. Fakat bir süre sonra sırf onlar gülsün diye saçmalarken
buluyorum kendimi. Sirk maymunu gibi olmak lafını da ben icat ettim. Sağ olsunlar
eğleniyormuş gibi yapıyorlar, emeklerim boşa gitmiyor ama aramızdaki bu gizli
anlaşmadan sıkıldım. Neyse ne anlatıyordum, kim bilir kaç saat sürdü arayışım
bilmiyorum. &nbsp;Ararken nasıl yorulduysam, holdeki
halının üstünde uyuyakalmışım. Anneannemin “kızım hasta olacaksın, hiç burada
böyle yatılır mı?” çığlıklarına uyandım. Sanki büyük bir hata yapmış gibi hissettim
o an. Aslında kendini suçlu hissedenin anneannem olduğunu biliyorum. Sıklıkla
anneme “çocuk bana emanet, bir şey olacak diye ödüm kopuyor” derken duyuyorum. Bana
sorsalar onunla olmaktan memnunum. Annem kadar kuralcı değil, yemekleri çok
güzel ve çok da komik gülüyor. Güldüğünde gözleri kaybolan insanları
anneannemden dolayı seviyorum. Biraz fazla sigara içmese dedemle de aramız iyi.
Sırtımızı yumruklamak gibi tuhaf oyunlar oynuyoruz. Yok yok öyle değil, oyunun
adı “el el üstünde kimin eli var”. Eee doğal olarak bilemeyeni biraz hırpalıyoruz.
Ah anneanne bak konuyu nerelere getirdin kaybolan yıllarımı pardon oyuncağımı
anlatıyordum. Sahi sen de çok sevdiğin bir şeyi kaybettin mi hiç? içinde kocaman
bir boşluk duygusu hissettin mi? Hani elini çantana atarsın da orada olduğunu
bildiğin cüzdanını yerinde bulamazsın ya. Hani zor günler için dipfrize
sakladığın o 250 gram yağsız kıymayı çok sevdiğim böreği yapmak için
kullandığını hatırladığında olur. Sen küçücük bir çocukken veremden ölen anneni,
bir gece ansızın gömdüklerinden habersiz, o sabah onu yatağında bulamadığında
hissettin belki. Belki de doktorlar karnında ölen çocuğunu ameliyatla aldıklarında.
Aslında beni en iyi sen anlarsın ama nedense bir şey yokmuş gibi davranıyorsun.
“Gel beraber arayalım, buluruz merak etme” desen nasıl iyi gelecek… Kaybetmeye
alışmış, kayıplarının yasını tutamamış birinin kayıtsızlığıyla yüzüme
bakıyorsun. Hayır üşümedim, bir yerlerimde tutulmadı anneanne mesele bu değil. “İnsanoğlu
her yaşta kaybeder” fikri için çok küçüğüm. Tam buradaydı işte bebeğim, daha
demin saçlarını tarıyordum. Şimdiyse yerinde yeller esiyor. Esen yeller
başımdan aşağı dökülen kaynar suyun sızısını azaltmaya yetmiyor. Acaba o da
üşüyor mudur? Kaybetme korkusu çok soğukmuş anneanne. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/">Pazar Hikâyeleri -2- Oyuncak Bebeğim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18743</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazar Hikayeleri -1- Kardeşim Olacak !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 27 Oct 2019 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuba Karacan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18737</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugünlerde çok heyecanlıyım. Uzun zamandır çok istediğim bir şey oluyor. Annemle babam bana kardeş almışlar, yakında gelecekmiş. Acaba neye benziyor diye düşünmeden edemiyorum. Komşumuz Semiha teyze annenin karnında canavar var diyor. Saatlerce bağıra bağıra ağlıyorum, ben ağladıkça daha çok gülüyor. Sadist mi psikopat mı henüz teşhis koyamadım ama kısaca kötü biri olduğunu söyleyebilirim. Annem her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/">Pazar Hikayeleri -1- Kardeşim Olacak !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Bugünlerde çok heyecanlıyım. Uzun zamandır çok istediğim bir şey oluyor. Annemle babam bana kardeş almışlar, yakında gelecekmiş. Acaba neye benziyor diye düşünmeden edemiyorum. Komşumuz Semiha teyze annenin karnında canavar var diyor. Saatlerce bağıra bağıra ağlıyorum, ben ağladıkça daha çok gülüyor. Sadist mi psikopat mı henüz teşhis koyamadım ama kısaca kötü biri olduğunu söyleyebilirim. Annem her defasında ‘ kızım o sana şaka yapıyor’ dese de ikna olamıyorum. Zaten annemin bu herkesi kurtaran halleri yok mu, ona da ayrı deli oluyorum. Yahu bu kadın basbayağı kötü işte niye savunuyorsun ki! Bakın buraya yazıyorum; büyüyünce herkesin yaptığını hoş gören biri olursam bu annemin yüzünden. Neyse ne diyordum, hah evet kardeşim oluyor. Karışık duygular içindeyim. Eski beşiğimi ona verdiler, habire onun için alışveriş yapıyorlar, üstüne üstük bir de oyuncaklarımı paylaşmalıymışım. Bu çocuğu istemekle hata mı yaptım acaba? Yine de iyi tarafından bakmaya çalışıyorum. Sonunda benim de arada kızabileceğim biri olacak, yaptığım bazı küçük kabahatleri de onun üstüne atmayı düşünüyorum. Umarım her dediğimi yapan bir çocuk olur, yoksa benle işi zor. Yine de ben çok iyi bir abla olacağım. Yoo kendimi övdüğümden değil, etrafımdaki büyükler hep böyle söylüyorlar. Aslında bunu sürekli duymak canımı sıkıyor. Şimdiden hep doğru davranmak zorunda kalacağım için geriliyorum. Anlatsam inanmazsınız, bu öyle bir baskı ki üstümde, sırf bu yüzden hiç olmayacak yerlerde arıza çıkarıyorum. Mesela geçenlerde kardeşimin ismini ben koyacağım diye tutturdum. Ne olsun dediler, Evren dedim. Babamın gözleri fal taşı gibi açıldı, hayatta olmaz filan diyecek oldu da annem koluyla dürtüp susturdu. Evren kötü bir isim mi Allah aşkına? Haberlerde sürekli bu ismi duyuyorum. Her şeye yasak masak diyormuş. Eee n’olmuş bana da her şey yasak. Yemekten önce çikolata yemek yasak, yolda yürürken büyüklerin elini bırakmak yasak, saç kurutma makinasıyla bebeklerimin saçını kurutmak yasak. Ben size niye her şey yasak diyor muyum? Seviyorum ben bu Evren amcayı, büyüklerden bizim öcümüzü alıyor, anlayacağınız isim konusunda işler biraz karıştı. Annem beni susturamayınca en iyisi kura çekelim dedi. Bu kadının her şeye çözüm bulan hallerine bayılıyorum. Umarım çekilişe hile hurda karıştırmazlar. Şimdilik heyecanla bekliyorum bizim küçük canavarı. Geldiğinde nasıl bir şey olduğunu size de anlatırım. O zamana kadar bu anlattıklarımı çok merak etseniz de “aaa gerçekten bunlar yaşandı mı” demek yasak.  </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/">Pazar Hikayeleri -1- Kardeşim Olacak !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazar-hikayeleri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18737</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kod: Sevgi Dili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 Oct 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18693</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat Duvarı internet sitemizin daimi yazarlarından Mehmet Gökcük&#8217;ün üçüncü kitabı, Türkiye&#8217;nin ilk Robotik Kodlama konulu hikâye kitabı olan &#8220;Kod: Sevgi Dili&#8221; Parana Yayınlarından çıktı... &#8221; Eğitim müfredatımızda olmazsa olmaz yer edinen, teknoloji çağının önemli alanı Robotik Kodlama üzerine bilgi kaynağı olarak adlandırabileceğimiz, birçok kitap mevcut&#8230;Fakat bu alanı kapsayan, bu alana özendiren bir hikâye kitabı daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/">Kod: Sevgi Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<h5 style="text-align:center"><strong>Sanat Duvarı internet sitemizin daimi yazarlarından Mehmet Gökcük&#8217;ün üçüncü kitabı</strong>, <strong>Türkiye&#8217;nin ilk Robotik Kodlama konulu hikâye kitabı olan</strong> &#8220;<em><strong>Kod: Sevgi Dili&#8221;</strong></em><strong> </strong>  <strong>Parana Yayınlarından</strong> <strong>çıktı.</strong>..</h5>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/mg-hbr.jpg?resize=306%2C384&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18700" width="306" height="384" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Şair-yazar-eğitimci Mehmet Gökcük</figcaption></figure></div>



<p><br /> &#8221; Eğitim müfredatımızda olmazsa olmaz yer edinen, teknoloji çağının önemli alanı Robotik Kodlama üzerine bilgi kaynağı olarak adlandırabileceğimiz, birçok kitap mevcut&#8230;<br />Fakat bu alanı kapsayan, bu alana özendiren bir hikâye kitabı daha önce yazılmamış veya yayımlanmamış&#8230;<br /> <br /> <strong>Yazar/Şair Mehmet Gökcük&#8217;</strong> ün kaleme aldığı, <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> isimli kitap, ülkemizde <strong><em>Robotik Kodlama</em></strong> alanında yazılmış ve yayımlanmış <strong>ilk hikâye kitabı</strong> olma özelliğini taşıyor. <br /> Özellikle 5-9 yaşlarındaki çocuklar için, bu alanın içeriğinin, kapsamının anlaşılmasına yönelik, başlangıç düzeyindeki temel bilgileri hikâye düzeninde sevimli bir şekilde anlatan <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitabı, ayrıca çocuk eğitiminde önemli yer tutan farklı kazanımlara da vurgular yapmış&#8230;<br /> <br /> Aile içi iletişim, hayvan sevgisi, kitap okuma alışkanlığı ve öğrenmeye merak gibi konular işlenmiş.<br /> <br /> Bunun yanında yazar kitabın oluşumunda niteliğin kaliteli olmasına özen göstererek uzman pedagog desteği almış.<br /> Kitabın çizimleri popüler bir çocuk dergisinde ve birçok çocuk kitabında usta çizimler yapmış olan <strong>Fatma Betül Alp Yıldız</strong>&#8216;a ait&#8230;<br /> <strong>Parana Yayınlarından</strong> çıkan bu kitap, <strong>MatSanat</strong> matbaasında en kaliteli kağıtlarla basılmış&#8230;<br /> <br /> <br /> Yazarın 3. kitabı olan <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitapçılarda ve internet kitap satış sitelerinde çocuk okurlarını bekliyor.<br /> <br /> Çocuğunuz, öğrenciniz veya tanıdığınız tüm çocuklar için harika bir hediye olabilir.<br /> <br /> Yazardan imzalı temin etmek isteyenler <strong>siziseviyorumcocuklar@hotmail.com  </strong>adresinden iletişim kurabilirler&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=344%2C458&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18699" width="344" height="458" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?w=563&amp;ssl=1 563w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=315%2C420&amp;ssl=1 315w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><br /> <br /> <strong>Uzman Pedagog Belgin Temur</strong>&#8216;un <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitabına inceleme yorumu:</p>



<p><strong><em>Bu hikâye, okul öncesi dönem ve ilköğretimin ilk yıllarındaki çocukların  robotik kodlama konusunda temel bilgilere basit ve sade bir şekilde aşina olmalarına yardımcı olabilecek, çocuklarda öğrenme merakı uyandıracak, öğrenmeye motive edecek, iyiliğe teşvik edecek ve aynı zamanda yaratıcı düşünmenin önemini kavramalarına yardımcı olabilecek bir içerikle kaleme alınmıştır. Ayrıca bilgilerin aktarılması sırasında kullanılan pedagojik dil, &nbsp;anne babalara, &nbsp;çocuklarında önemli bir konuda nasıl merak uyandırabilecekleri konusunda rehber niteliğindedir.&nbsp; </em></strong></p>



<p><strong><em>Modern çağın çocuklarının, onlara yetişemeyen bütün anne babalarına öneririm…</em></strong>&#8220;</p>



<p>Yazarımıza bu anlamlı ve uzun yolunda başarılar diliyoruz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/">Kod: Sevgi Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18693</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yola Çıkmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Oct 2019 04:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Ayman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18655</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adam oldum olası seyahat etmeyi severdi, uzun otobüs yolculuklarında cam kenarındaki koltuğunda değişen manzara ile farklı düşüncelere dalar giderdi&#8230; Yine böyle günlerden birinde hayatın üstüne üstüne geldiğini hissettiği bir zamanda 2-3 gün izin kullanıp atmıştı kendini yollara&#8230; Bu sefer en önde bilet almış ve girişteki koltuğunda büyük camdan tüm yola hakim olmanın mutluluğu ile koyulmuştu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/">Yola Çıkmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Adam oldum olası seyahat etmeyi severdi, uzun otobüs yolculuklarında cam kenarındaki koltuğunda değişen manzara ile farklı düşüncelere dalar giderdi&#8230;<br /><br /> Yine böyle günlerden birinde hayatın üstüne üstüne geldiğini hissettiği bir zamanda 2-3 gün izin kullanıp atmıştı kendini yollara&#8230;<br /><br /> Bu sefer en önde bilet almış ve girişteki koltuğunda büyük camdan tüm yola hakim olmanın mutluluğu ile koyulmuştu yollara, nereye gittiğinin hiç önemi yoktu ki, özellikle daha önce hiç görmediği bir yer olsun istemişti ve önüne çıkan ilk otobüse atlamıştı. <br /><br /> Yanındaki küçük el çantasında en değer verdiği şey fotoğraf makinasıydı, çok gezdiği için hafızasına güvenmez ve bol resim çekerdi, yoksa bir gün bu gördüğü güzel yerleri hatırlayamamaktan korkardı.<br /><br /> Albümler dolusu fotoğrafı vardı. Hatta bazen dostlarına armağan vermek istediğinde çektiği manzara fotoğraflarını büyütür ve hediye ederdi.<br /><br /> Geceleri belki serin olur diye bir de hırka atmıştı çantasına, lacivert önünde saç örgüleri olan önden fermuarlı en sevdiği hırkasını, oldum olası severdi lacivert rengini asil bulurdu. Asil insanlara ve zarafete ilgi duyardı.<br /><br /> Otobüsün kalkmasına yakın dakikalarda önünden geçen bir genç kızdan bakışlarını alamadığını fark etti, kız hızlıca geçip arkalardaki yerine oturmuştu. Ayıp olacak diye bakamıyordu ama aklı da kalmıştı.<br /><br /> Sabırsızlıkla bir sonraki mola yerini beklemeye başladı, hay Allah nerden çıkmıştı bu kız şimdi <br /> ne güzel kafasındaki her şeyi geride bırakmayı planlarken&#8230;<br /><br /> 20’li yaşlarda olmalıydı, beyaz tenli kızıl saçlı ve mavi gözlüydü makyajsız ve duru bir cildi vardı <br /> saçları boyalı olamazdı, çok doğal görünüyordu, ayağında kot pantolonu, üstünde fıstık yeşili bir mont ve arkasında sırt çantası vardı. Öğrenci olabilirdi belki, birkaç saniye içinde tüm bunlara dikkat edebildiğine inanamıyordu. Arka tarafa görünmüyordu ki&#8230;<br /><br /> Neyse iki saat sonra ilk mola yerine geldiklerinde nasıl da sabırsızlanıyordu kızı görebilmek için ama bu sefer kız önden inmeyince bizim ki heyecanla indi ve o kalabalıkta kızı aramaya başladı <br /> nasılsa bu güzelliği fark etmemek mümkün değildi.<br /><br /> Az ileride yemek kuyruğunda görür gibi olduysa da bir anda gözden kaybetti, korkusundan tuvalete bile gidemiyordu ya kızı kaçırırsa, ya konuşamadan kız inerse diye&#8230; Öyle ya otobüsteki herkes son durağa kadar gitmeyebilirdi. İçinden dualar etmeye başladı, yolculuk bitmeden tanışabilse ve numarasını alabilseydi keşke&#8230;<br /><br /> Adam eline sandviçini alarak otobüsün önünde nöbet tutmaya başladı, tek duası bir sonraki molaya kadar kızın seyahate devam etmesiydi. Anons yapıldı, herkes bindi otobüsün manevra yapmaya hazırlandığı sırada tam da umudunu kaybetmek üzereyken kız koşarak yetişti ve otobüse bindi. Adam derin bir nefes alabildi sonunda, en azından hala umudu vardı&#8230;<br /><br /> Yolculuklar düşüncelere gebedir, bizi kendimizle konuşmaya teşvik ederler, iç dünyamıza yolculuk yaptırırlar ama bu kez adamın düşünceleri kıza odaklanmıştı, yolculuğa çıkış sebebi gibi her şey geride kalmıştı bile&#8230; En azından yolculuk şimdiden işe yaramıştı .<br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/">Yola Çıkmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yola-cikmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18655</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-4/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Oct 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18584</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beynindeki konuşmalardan bıkkın şekilde yataktan kalktı. Aradığı her şey bir anda silindi. Ne yapıyordu? Ne düşünüyordu? Ne yapacaktı? Aradığı her silikti. Bir anlık düşünceyle kendi zihninde bir mekan arıyordu. Artık evinde değildi. Adeta başka bir alemdeydi. Tüm görüntüler silindi. Her yer silikti. Bembeyaz bir evrendeydi. Etrafına baktı. Usulca iki elini de çenesine dayadı. Zaman-mekan kavramı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-4/">Portre 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Beynindeki konuşmalardan bıkkın şekilde yataktan kalktı. </p>



<p>Aradığı her şey bir anda silindi.</p>



<p>Ne yapıyordu?</p>



<p>Ne düşünüyordu?</p>



<p>Ne yapacaktı?</p>



<p>Aradığı her silikti.</p>



<p>Bir anlık düşünceyle kendi zihninde bir mekan arıyordu.</p>



<p>Artık evinde değildi.</p>



<p>Adeta başka bir alemdeydi.</p>



<p>Tüm görüntüler silindi.</p>



<p>Her yer silikti.</p>



<p>Bembeyaz bir evrendeydi.</p>



<p>Etrafına baktı.</p>



<p>Usulca iki elini de çenesine dayadı.</p>



<p>Zaman-mekan kavramı silinmişti.</p>



<p>Nerdeydi?</p>



<p>Bir kara deliğinin beyazlığına kapılmıştı sanki.</p>



<p>Koşmak istedi.</p>



<p>Kaçmak istedi.</p>



<p>Yapamadı.</p>



<p>Neredeydi?</p>



<p>Bilmiyordu.</p>



<p>Beyazlığın körlüğüne kapılmıştı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı.</p>



<p>Sadece kendi ellerini, gövdesini ve ayaklarını görüyodu.</p>



<p>Elini başının üstüne koydu.</p>



<p>Bir siliklik söz konusuydu.</p>



<p>&nbsp;“Olamaz.”</p>



<p>Olabilir.</p>



<p>“Neredeyim ben?”</p>



<p>Kendi zihnindesin.</p>



<p>“Ne yapıyorum?”</p>



<p>Ne mi yapıyorsun?</p>



<p>Yeni bir hayata başladın.</p>



<p>Bildiğin tüm bilgiler silindi.</p>



<p>“Ne yapmalıyım?”</p>



<p>Kendine bir yol çizmelisin.</p>



<p>Yepyeni bir yol.</p>



<p>“Dilimi nasıl anlıyorsun?”</p>



<p>Unutma, ben senin zihnindeyim.</p>



<p>“Sen kimsin?”</p>



<p>Senin nöronlarının bağlantısını kuran beynindeyim.</p>



<p>“Ne yapmak istiyorsun?”</p>



<p>Sana yol göstermek istiyorum.</p>



<p>Ellerine baktı.</p>



<p>Ayaklarına baktı.</p>



<p>Bir anlam bulmaya çalıştı.</p>



<p>Etrafına baktı.</p>



<p>Anlayamadı.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Bir anda gözlerini açtı.</p>



<p>Odada ayakta ve dik vaziyette duruyordu.</p>



<p>Ne olduğunu anlayamamıştı.</p>



<p>Kahvaltısını yapma üzere mutfağa girdi.</p>



<p>Bir adet mısır gevreği paketini aldı, kaseye doldurdu.</p>



<p>Üzerine süt döktü.</p>



<p>Kaşıklamaya başladı.</p>



<p>Aklı hala olduğuyla alakalı sorular sormaktaydı.</p>



<p>Ne olmuştu?</p>



<p>Aklında deli sorular vardı.</p>



<p>Neden olmuştu?</p>



<p>Mısır gevreğini yerken boşluğa dalmıştı gözleri.</p>



<p>Aklında deli sorular.</p>



<p>“Ne oldu bana?”</p>



<p>“Neden böyle oldu?”</p>



<p>Pencere açıktı. </p>



<p>Ara ara çarpıyor, onu hafif korkutuyordu.</p>



<p>Dışarıdan bir araba geçti.</p>



<p>Sesi kulağına geliyor, ancak hala ne olduğu konusunda ne
yapacağını bilemiyordu.</p>



<p>“Ne oldu bana?”</p>



<p>Sadece bir anlık oldu.</p>



<p>Düşüncelerinin içine girdin.</p>



<p>Sadece sen ve beynin…</p>



<p>“Neden oldu?”</p>



<p>Neden olduğunu çok iyi biliyorsun.</p>



<p>Sen ve düşüncelerin ayrılmaz ikili.</p>



<p>Beyninin nöronları seni zihnine sürükledi.</p>



<p>“Nasıl oluyor bu?”</p>



<p>Bu soruyu bana sorma.</p>



<p>Gözlerini kapattı.</p>



<p>Bir karanlık odadaydı.</p>



<p>Hiçbir şey gözükmüyordu.</p>



<p>Gözlerini açtı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı.</p>



<p>Tekrar gözlerini kapattı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Mısır gevreği önünde duruyordu.</p>



<p>Tekrar gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı ve tek o vardı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Mısır gevreği yine önündeydi.</p>



<p>Gevreği yemeye koyuldu.</p>



<p>Kaşıkladı kaşıkladı.</p>



<p>Yıkamak üzere lavaboya yöneldi.</p>



<p>Kaseyi ve kaşığı yıkadı.</p>



<p>Bulaşıklığa koydu.</p>



<p>Dışarı çıkmaya yeltendi.</p>



<p>Üzerini giyindi.</p>



<p>Bir kafeye doğru yürüdü.</p>



<p>Bir masaya oturdu.</p>



<p>“Bir çay lütfen.”</p>



<p>Çayı geldi.</p>



<p>İçti.</p>



<p>1 lirayı masaya koyup, oradan ayrıldı.</p>



<p>Bir minibüse bindi.</p>



<p>Kartını basıp minibüste bir koltuğa oturdu.</p>



<p>Son durağa kadar minibüste oturdu.</p>



<p>Sonra indi ve tekrar binmek üzere minibüsün kart bölümüne
kartını bastı.</p>



<p>Bir koltuğa oturdu.</p>



<p>Evinin durağında indi.</p>



<p>Evine doğru yürümeye başladı.</p>



<p>Karar değiştirip tekrar kafeye gitti.</p>



<p>“Bir çay lütfen.” dedi.</p>



<p>Çayını yavaşça yudumladı.</p>



<p>Bitirdikten sonra kaktı.</p>



<p>Evine doğru yürüdü.</p>



<p>Kapının kilidini açtı.</p>



<p>Faturaları için posta kutusuna baktı.</p>



<p>Boştu. </p>



<p>İçeri girdi.</p>



<p>Eline bir kağıt ve kalem aldı.</p>



<p>Yazmak için direndi.</p>



<p>Ancak yazamadı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer yine bembeyazdı.</p>



<p>Kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Önünde beyaz bir kağıt ve sempozyumdan hediye edilen bir
kalem vardı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer yine bembeyazdı.</p>



<p>“Bu neden oluyor?”</p>



<p>&nbsp;“Evet.”</p>



<p>Zihnin seni ele veriyor.</p>



<p>Düşünce mahkumusun sen.</p>



<p>“Mahkum mu?”</p>



<p>Düşünüyorsun. </p>



<p>Düşünmek ancak delilerde olur.</p>



<p>Yazarsan bu roman bitecek.</p>



<p>O halde yazma.</p>



<p>“Tamam.”</p>



<p>Televizyonu açtı.</p>



<p>Hafta sonu dolayısıyla magazin programları göze çarpıyordu.</p>



<p>Canı sıkıldı.</p>



<p>Televizyonu kapadı.</p>



<p>Jane Austen neden yazmayı seçti diye düşündü.</p>



<p>Yazmalıydı.</p>



<p>Bu onun kaderiydi.</p>



<p>Peki o neden yazamıyordu?</p>



<p>Entelektüel kimliğiyle insanlar arasında göz dolduruyordu.</p>



<p>Ancak, iki yıldır yazamıyordu.</p>



<p>Yazsaydı, kurtulacaktı belki de bu girdaptan.</p>



<p>Dışarıda apartman inşaatı işçilerinin sesi duyuluyordu.</p>



<p>Belki de o da çalışmalıydı.</p>



<p>Ölen babası için ödenen maaş geçiniyordu.</p>



<p>Yazdığı kitapların parası ona yetmiyordu.</p>



<p>Ancak umutluydu.</p>



<p>Yazacaktı.</p>



<p>Yazmalıydı.</p>



<p>Yazsa rahatlayacaktı.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Her yer bembeyazdı.</p>



<p>Yürümeye karar verdi.</p>



<p>Yürüdü.</p>



<p>Sol tarafında annesini gördü.</p>



<p>Annesi gözleme yapıyor, o ise altı yaşındaki haliyle oyun
oynuyordu.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Sol yanına baktı.</p>



<p>Babası onu omzuna almış gezdiriyordu.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>İlk üniversiteye başladığı anı gördü.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Mezun olduğu günü gördü karşısında.</p>



<p>Yüzünde bir gülümseme belirdi.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Yüksek lisansı bitirdiği günü gördü.</p>



<p>Gülümsedi.</p>



<p>Yürümeye devam etti.</p>



<p>Babasının öldüğünü gördü.</p>



<p>Birden durdu.</p>



<p>Etrafında daireler dönüyordu.</p>



<p>Öyle hızlıydı ki, durduramıyordu.</p>



<p>Daire hep birden üzerine hücum etmeye başlamıştı.</p>



<p>Saldırıyordu adeta.</p>



<p>Gözlerini kapattı hemen.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odasına dönmüştü.</p>



<p>Bitkin ama sakindi.</p>



<p>Pencereden bir rüzgar uğultusu geldi.</p>



<p>Başı dönüyordu.</p>



<p>Yorgun zihni dönüyordu.</p>



<p>Dönüyordu.</p>



<p>Dönüyordu.</p>



<p>Birden bayılıverdi.</p>



<p>Düştü.</p>



<p>Gözleri kapandı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Babasını gördü.</p>



<p>Kapattı.</p>



<p>Tekrar açtı.</p>



<p>Bir rüzgar esti öteden.</p>



<p>Odasındaydı.</p>



<p>Yürüdü.</p>



<p>Bir kitap aldı.</p>



<p>Koltuğa oturdu.</p>



<p>Aldığı kitap Palto-Burun’du.</p>



<p>Biz hepimiz Gogol’un paltosundan çıkmıştık değil mi?</p>



<p>Ben de burnundan düşmüş olmalıyım.</p>



<p>“Haklısın.”</p>



<p>“Ben de paltosunda üşüyorum.”</p>



<p>Mutfağa girdi.</p>



<p>Üç buçuk kaşık çay koydu çaydanlığa, ocağı yaktı.</p>



<p>Ocağa yerleştirdi.</p>



<p>Elindeki kitabı okumaya başladı.</p>



<p>Bir saat boyunca okudu.</p>



<p>Eline başa bir kitap –bu sefer şiir- aldı.</p>



<p>Okumaya başladı.</p>



<p>Bir taraftan okurken, bir taraftan çayını yudumluyordu.</p>



<p>“Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara;</p>



<p>Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara…”</p>



<p>Evet, Monna Rosa…</p>



<p>Çayını yudumlarken Monna Rosa’yı hayal etti.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Etraf, bembeyazdı.</p>



<p>Yürüdü.</p>



<p>Karşısında eski kız arkadaşını gördü.</p>



<p>Ona gülümsüyordu.</p>



<p>Ona doğru yöneldi.</p>



<p>Elini tuttu.</p>



<p>Gözlerine baktı.</p>



<p>Bir öpücük kondurdu yanağına.</p>



<p>Sonra gözlerini kapadı.</p>



<p>Açtı.</p>



<p>Odaya geri dönmüştü.</p>



<p>Bir anlık öfkeye mahkum ettik her şeyi.</p>



<p>Bir yemin etmişti ki, dönemezdi.</p>



<p>Bir an durdu.</p>



<p>Ben neyi yanlış yapıyorum?</p>



<p>“Neyi mi?”</p>



<p>Sen kendini tanımıyorsun.</p>



<p>Tanısan böyle yapmazsın.</p>



<p>Sen küçük bir alemsin.</p>



<p>Pencereden baktı.</p>



<p>Ağaç rüzgardan sallanıyordu.</p>



<p>Çayından bir yudum aldı.</p>



<p>İç çekti.</p>



<p>Mutfağa girdi.</p>



<p>Ağzına bir adet bisküvi attı.</p>



<p>Çayını yudumladı.</p>



<p>Bir şiir daha okudu.</p>



<p>“Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi</p>



<p>Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara…”</p>



<p>Ve Monna Rosa.</p>



<p>Şair olmak için aşık olmak gerekir.</p>



<p>Ve şair elbette yalandır.</p>



<p>Şair olmadığını şükretti.</p>



<p>Yoksa her yerde onu görecekti.</p>



<p>Gözlerini kapadı.</p>



<p>Elini ona uzattı.</p>



<p>Gülümsedi.</p>



<p>Sessizce açtı gözlerini.</p>



<p>“Teşekkür ederim.”</p>



<p>Ve, uyudu.</p>



<p>Rüyasında bir at koşuyordu.</p>



<p>Atın üstündeydi.</p>



<p>Bu bir yarış atıydı.</p>



<p>Sürekli koşuyor ama hedefe ulaşamıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-4/">Portre 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18584</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Genç Bir Kız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 04:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18537</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gülümse hayat seni üzse dahi. Ihlamurlar altında bir adam elinde bir kitapla oturuyordu. Sarı saçlı, kahve gözleriyle ceketini iliklemiş, sade görünümüyle tatlı bir tebessüm içinde… Milena’ya Mektuplar yazan Kafka’nın aşkı bulduğu o tatlı bir resimdi belki gözlerinde gezdirdiği. Jane Austen’ın hayat hikayesi gibiydi belki de yaşadıkları… Yazmak ancak yaşamamak… Bir polar battaniyenin sardığı merhametli kedisine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/">Genç Bir Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gülümse hayat seni üzse dahi.</p>



<p>Ihlamurlar altında bir adam elinde bir kitapla oturuyordu.</p>



<p>Sarı saçlı, kahve gözleriyle ceketini iliklemiş, sade
görünümüyle tatlı bir tebessüm içinde…</p>



<p>Milena’ya Mektuplar yazan Kafka’nın aşkı bulduğu o tatlı bir
resimdi belki gözlerinde gezdirdiği.</p>



<p>Jane Austen’ın hayat hikayesi gibiydi belki de yaşadıkları…</p>



<p>Yazmak ancak yaşamamak…</p>



<p>Bir polar battaniyenin sardığı merhametli kedisine sarılan
küçük bir kız çocuğuydu o gözyaşlarını döken.</p>



<p>Ayracı kitabın arasına iliştirip suskun bir sayhalar işitti.</p>



<p>Yerinden kalktı, sesin geldiği yöne doğru gitti.</p>



<p>Beyaz Geceler kitabına benzer bir vaziyetle karşı karşıya
kalacağını fark ederken bir kızı gördü.</p>



<p>Gogol’un burnunu kaybetmesi gibi, kız usulca kayboldu.</p>



<p>Birden evine döndü.</p>



<p>Ancak kafası karışıktı.</p>



<p>Sartre’ın kitabını eline aldı.</p>



<p>Okumaya başladı.</p>



<p>Genç kız hep aklındaydı.</p>



<p>Önemli bir kimse olmadığının farkına varması gerekliydi.</p>



<p>Sıradanlaşmamalı, salt düşünce kölesi olmamalıydı.</p>



<p>О kız aslında şunu öğretmeliydi ona:</p>



<p>Asla önyargılarla hareket etme!</p>



<p>Önyargılar seni köleleştirir, unutma!</p>



<p>Aslında О kızı tanıyordu.</p>



<p>Ancak düşüncelerimizin bilinmeyeceği gerçeğini
unutmamalıydı.</p>



<p>İnsan beyni mucizelerle doludur.</p>



<p>Bir zamanlar şöyle düşünürdü başkahramanımız:</p>



<p>Daima benim söylediğim ve düşündüğüm doğrudur.</p>



<p>Acaba öyle mi?</p>



<p>Hayır demek, bir özgürlüktür&#8230;</p>



<p>Ama evet demek.</p>



<p>İnsan her zaman aynı düşünmez.</p>



<p>15 gün önce sorun ettiğin davranış 15 gün sonra sorun
olmaktan çıkar ve bağışıklık sistemin güçlenir.</p>



<p>İnsanlara karşı koymayı öğrenmelisin.</p>



<p>Onlar sana emir vermemeli.</p>



<p>Tahakkümde bulunmakla gerçekler örtüşmeyebilir.</p>



<p>Birlikte yemek yemek, yaşamak, yolculuk etmek gerekir.</p>



<p>О kızı gerçekten tanıyor musun?</p>



<p>Hayır.</p>



<p>Konuşmalarını dinlemekle tanıyamazsın.</p>



<p>Yaşamak zorundasın.</p>



<p>О kız acaba seni tanıyor mu?</p>



<p>Hayır.</p>



<p>İnsanı yargılamadan önce karşına alıp konuşmalısın.</p>



<p>Göz göze gelip yemek yemelisin.</p>



<p>О kızı asla tanıyamayacaksın.</p>



<p>О artık başka yerde.</p>



<p>Senden uzakta…</p>



<p>Bir daha asla senin olduğun yerde olmayacak.</p>



<p>Bir daha asla görmeyeceksin.</p>



<p>Hayat böyledir.</p>



<p>О kız iyi olsa da sen onu tanıyamamışsın.</p>



<p>О kız kayboldu gözlerden.</p>



<p>Gizlendi.</p>



<p>Örtüsüne bürünüp kendini bir daha özgürlüğünden kısıtlanmış
halde gitti.</p>



<p>Şimdi söyle bana О kızı tanıyor musun?</p>



<p>Tanısan seversin.</p>



<p>Ama şansını kaybettin.</p>



<p>О kız artık yazılarında yaşıyor.</p>



<p>Kendini yazmıyor.</p>



<p>Ama kız çocuğu yazmakla ortaya çıkıyor.</p>



<p>Naif ruh ancak sanatla zuhur eder.</p>



<p>İnce bir ruh sadece sanatla teşekkül eder.</p>



<p>О halde…</p>



<p>Bir daha </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/">Genç Bir Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/genc-bir-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18537</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeter</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeter/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeter/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Sep 2019 04:05:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18451</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeter’in daldaki kurumuş bir karadut gibi sallanan cılız bedeni üzerinde sabah güneşi onu uyandırmak istercesine oynaşıp duruyordu… Gözlerinin tüm canlılığı gitmiş, o umutsuz üzgün bakışlar sanki mıhlanmış kalmıştı. Onbeş yaşın tüm diriliği hala üzerinde ama bitkin, solgun bir biçimde usul usul onu görenlerle alay eder gibi sallanıyordu. O sabah Yeter her zamanki gibi sabah erkenden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeter/">Yeter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeter’in daldaki kurumuş bir karadut gibi sallanan cılız bedeni
üzerinde sabah güneşi onu uyandırmak istercesine oynaşıp duruyordu… Gözlerinin
tüm canlılığı gitmiş, o umutsuz üzgün bakışlar sanki mıhlanmış kalmıştı. Onbeş
yaşın tüm diriliği hala üzerinde ama bitkin, solgun bir biçimde usul usul onu
görenlerle alay eder gibi sallanıyordu. </p>



<p>O sabah Yeter her zamanki gibi sabah erkenden kalkmıştı, kalkmıştı
ama hiç de mutlu değildi. Korka korka yatağından sağ tarafından doğruldu. Sol
taraftan kalkmak günah! Çünkü sol omzundaki melekler üzülür, sana günah
yazarlar. Hocanın dediği gibi ilk sabah okunacak dualarını okudu. Zaten
yatarken ve yataktan kalkarken, her namazda, duadan ve salâvattan sonra
istiğfarların en büyüğü olan duayı günahlarının af olması için ağlaya ağlaya
okurdu. Eğer ağlarsa daha inandırıcı olacağını düşünürdü. Ardından bu düşüncesinden
korkardı, tekrar başka bir tövbe duası ederdi. Çünkü bu O’nu aldatmak gibi bir
şeydi. Hoca bunu sıkı sıkı değneğini sallayarak, ağzından tükürükler saçarak
söylemişti. Onun ateş saçan gözleri içini titretir. Tanrıyı derinden yüreğinde
hisseder, onu affetmesi için tekrar bir dua daha okurdu. Geçen camiye girerken
unutmuş ilk adımı sol ayağı ile girmişti. Hocanın çığlığı ile gelmiş. Günü af
olmak için dualarla geçirmişti. Anasına ‘hoca ödev verdi’ diyordu. Çünkü anası
biraz günahkârdı. Onu anlamıyordu. Anasına göre namazını kıl, yüreğini temiz
tut, İslam’ın şartlarını yerine getir, yeterdi. Ama öyle değildi. Hocadan iyi
mi bilecek, diye düşünüyordu.</p>



<p>İlk sağ ayağını atarak odadan çıktı. Sağ ayağı ile çömdü, sofraya
oturdu, sağ eline aldı ekmeğini, ağzına sağ tarafıyla ilk çiğnemeye başladı. BU
arada dualarını içinden okuyor, dudakları kımıl kımıl kımıldıyordu. Dudakları
titreşen kırmızı iki uçuç böceği gibiydiler. Anası tam ateşe su döküyordu ki
Yeter koştu anasını cin çarpmasından kurtardı. Tekrar bir dua okudu. Gitti cami
duvarını 3 kez öptü. </p>



<p>Öğle namazı için odasına girdi. Pencereden uçsuz bucaksız sarılığa
baktı. Horoz vakitsiz inildercesine kısaca öttü. Usulca günahlarının
affedilmesi için bir dua mırıldandı. Bir günah işleyip işlemediğini bilmiyordu
ama yine de ne olur ne olmaz diye duasını okudu. Cağa gitti ne olur ne olmaz
diye iyice yıkandı gusül abdestini aldı. Donunu çıkarmadı. Cinler görür diye.
İlk sağ ayağı ile cağdan indi. Sonra cağı yıkadı. Kirlere cinler gelmesin,
diye. Üstünü hızlıca giyindi. Namaza durdu. Kulaklarında tavukların
gıdaklaması, uçuşan kuşların cıvıltıları ile namazını kıldı. Önce sağa sonra
sola selam verdi. Tespihini aldı. Anası aşağıdan bağırıyordu, hayvanlara yem
vermesi için.</p>



<p>-Dualarım bitince gelceeemm…</p>



<p>Yeter aslında iş yapmak değil de sokakta arkadaşlarıyla oynamak
isterdi. Ama koşarken memeleri sallanır, günaha girme korkusu onu durdururdu.</p>



<p>Akşam tüm dualarını okudu. Gece boyu duasını devam ettirdi. Sabah
günahlarını affolmuş bir şekilde kalkmak istiyordu. En son kıyamette yüzü ay
gibi olsun diye duasını okudu. Huzur içinde uykuya daldı. Gece yarısı bacak
arasında ıslaklıkla uyandı. Kalktı, ışığı yaktı. Kan gördü. İçi titredi. Buna
bir anlam veremedi. Büyük bir günah işlemiş, duaları kabul görmemiş, diye
düşündü. Korku ve üzüntüyle usulca ahıra gitti, ipi aldı. Şehit sayılması için
25 kere dua okudu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeter/">Yeter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18451</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Hecede Selam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18318</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocukluğumuzun dün’lü anılarına baktım. Büyüdüğümüzün farkına vardım.Geç kalmıştım.Kararsızdım,umutsuzdum ve dirençsizdim. Senden kalan sesli harfleri biriktirdim.Her güne bir harf yerleştirdim.Kaç ayrı sesli harfi tanıyordum? İsminin sesli harflerini ve ismimin sessiz harfleriyle yan yana dizdim. Anlamsız kelimeler çoğaldı. Sustum. *** Gözlerini anımsadım.Güneş ışığındaki kumrallığını, kumrallığındaki kumruları&#8230; Yazmak nasıl anlamsızlaşıyor şimdi.Çünkü herkes yazıyor ama sen okumuyorsun.Çünkü herkes söylüyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/">Bir Hecede Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocukluğumuzun dün’lü anılarına baktım. Büyüdüğümüzün farkına vardım.Geç kalmıştım.Kararsızdım,umutsuzdum ve dirençsizdim. Senden kalan sesli harfleri biriktirdim.Her güne bir harf yerleştirdim.Kaç ayrı sesli harfi tanıyordum?</p>



<p>İsminin sesli harflerini ve ismimin sessiz harfleriyle yan yana dizdim. Anlamsız kelimeler çoğaldı. Sustum.</p>



<p>***</p>



<p>Gözlerini anımsadım.Güneş ışığındaki kumrallığını, kumrallığındaki kumruları&#8230; Yazmak nasıl anlamsızlaşıyor şimdi.Çünkü herkes yazıyor ama sen okumuyorsun.Çünkü herkes söylüyor ama sen dinlemiyorsun. Kendi kapkaç dünyanda bana kabuslar gördürüyorsun. Uyanıyorum. Unutuyorum,unutamıyorum..</p>



<p>Çocukların
bakır göklerini düşündüm.Barışlarındaki kırgınlığı, sevgilerindeki yalnızlığı
ama bir o kadar mahur bakışlarını..</p>



<p>Çocuğum gibi sevsem seni,gökyüzüm kadar özgür olsan.Ne fayda hangi lehçeyle anlatsam. Bir nehir akışı başlıyor. Aydınlığın içinde yeni bir mum yanıyor, beliriyor. Kayboluyor. Ama yanıyor.</p>



<p>Ben kaç kez yandım, bilir misin? Toprağımda, denizimde, göğümde.</p>



<p>Kaç ayrı dille ıssızlaştırıldım, bilir misin?</p>



<p>Kaç kez haykırdım, böyle gitmez! Bu gök, bu deniz ve bu sevda. Kaç kez memleketime ağladım bir gurbet ocağında&#8230;</p>



<p>Sen bilmezsin,çünkü hiç tanımadın beni. Hiç bilmedin ismimi. Ben bir suret nice suretlerden beri. Belki bir ortaçağ belki ilkçağ esiri&#8230;</p>



<p>***</p>



<p>Anlamayanlara, dinlemeyenlere hiç bilmeyenlere sitemimdir. Bu son düşümdür. Düşümden başka kelime, hece kalmamıştır. Düşüm bir bulut gibi beyazdır. Beyaz, köpükten.. </p>



<p>Ve siz!
Siz istemeyenler! Siz vicdanınızı yitirenler! Bu son sesimdir.Sessizlikten
muktedir..</p>



<p>Bakır
göğe,güleç yüze ve bin çiçek gibi büyüyen güneşe selam olsun!</p>



<p>Kendi gök
yalnızlığımdan..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/">Bir Hecede Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18318</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gecelerden Sor Beni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Aug 2019 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18332</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hey Barmen, tekilaya  limon tıraş olsun bu gece Belgin ablayı dinleyeceğiz. Okey?  Fıstıklar hazır mı dedi. Ne fıstığı der demez, Denyo atıldı. Bizden bahsediyor, bizden başka mastika olur mu demek istiyor.  Mastika mı, sakız likörüne mi benzettin kendini? diye kahkaha attı, Pansuman Leyla. Denyo Mehtap,  barda arkadaşları   Dertli Belgin’i dinlemeye gelmişlerdi. Adı gibi dertliydi. Kocasının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/">Gecelerden Sor Beni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Hey Barmen, tekilaya  limon tıraş olsun bu gece Belgin ablayı dinleyeceğiz. Okey?  Fıstıklar hazır mı dedi. Ne fıstığı der demez, Denyo atıldı. Bizden bahsediyor, bizden başka mastika olur mu demek istiyor.  Mastika mı, sakız likörüne mi benzettin kendini? diye kahkaha attı, Pansuman Leyla.</p>



<p>Denyo Mehtap,  barda arkadaşları   Dertli Belgin’i dinlemeye gelmişlerdi. Adı gibi dertliydi. Kocasının ölümünden sonra şarkı söyleyerek ekmeğini kazanıyordu.  Millet tatlı uykudayken o sahne alıyordu.  En son yaşadığı deyus, kızıyla kendisini grup sekse zorladığı gün kararını verdi.  O…çocuğu vücudunda ne sigaralar söndürmüştü.  Kendisi için değil evladı için nelere katlanmıştı, yine katlanırdı; ama aynı anda birden fazla erkekle birliktelik  canına yetmişti.  En azından namusu ile şarkıcılık yapar kimseye muhtaç olmazdı.  O günden itibaren gazinolarda,  barlarda okuyordu. Kirli Sakal Bar’ ında olacağını duyurunca en yakın arkadaşı   Denyo desteğini her zamanki gibi esirgemedi. </p>



<p> Sahnede ilk okuduğu parça ,  &#8220;Gecelerden Sor Beni&#8221; idi. Bir zamanlar acıların kadını olarak isim yapan Bergen ile  özdeşleşen  muhteşem eseri seçmişti. Aslında adaşıydı. Çünkü Bergen’in de gerçek adı Belgin idi. O da  yalan dünyaya konup göçen gariplerden bir garip değil miydi?</p>



<p>Bu garip,  öyle bir okuyordu ki, dinleyenler çoktan çakır keyif olmuştu. </p>



<p>… Dertli miyim dertsiz miyim;  Garip miyim Öksüz müyüm; Bir Ölüden Farksız mıyım Gecelerden Sor Beni…Senin için içtiğimi kadehlerden sor beni… diye okuduğunda içten içe de sızlanıyordu.</p>



<p>Ahhh, &nbsp;kocası ölmeseydi,&nbsp; bu hallerde mi olurdu ? &nbsp;&nbsp;Şarkıyı okurken ağlamamak için zor tutuyordu,
kendini. </p>



<p>Ön masalardan bir adam yavruma bak be okumuyor  da şarkının içinde geziyor diye of çekti.   Hissedilmeden söylenilmez,  dalgalanmadan da durulmaz diye boşuna denmemiş. Yanındaki de musikişinas  bir beyefendiymiş. Bu kadın nerede okursa ben oradayım.  Sesi yıllanmış şaraba benziyor.  Hatunun  sıkı takipçisiyim; ama yüz vermiyor. Kendisine açık  mektup bile yazdım.  Çıt yok.  Görmezliğe,  duymazlığa geliyor. Lakin bir ara, bizim sıkıntımız bize yeter diye belirtti. İçime dert oldu, benim derdimle hemdert mi  yoksa ortaya söylenilmiş ifade mi anlayamadım. İçim içimi yiyor;  ama soramıyorum uleeenn…</p>



<p>Hızlı
Coşkun, bazıları aşka düşünce lal olur sessizleşirmiş, bilmiyor muydun diyerek
söz topunu koşturttu. Daha doğru dürüst tanışamadık ki ?</p>



<p>Canım
sen de aşık olmak için illa ki tanışmak mı gerekiyor. Kalpleriniz tanışsın,
önemli olan bu üstadım.&nbsp; Her musikişinas
az çok tasavvuftaki&nbsp; seyr-ü süluk denilen
manevi terakki yolculuğuna aşinadır. Bu yolun belki de en zor olanı sessiz
kalıp, dinlemek!</p>



<p>Celaleddin-i Rumi , Mesnevi eserine başlarken Bişnev ! kelimesini seçer. Bugünün modernleri olarak bu kelimeyi pek kullanmıyoruz. Oysa öyle tatlı bir sözcük ki, anlamı dinle demek. Sufi öğretilerde makam sahibi olmuş bir derya deniz şahsiyet Mevlana sohbeti cananı  ziyadesiyle sevse bile neden bişnev dinle diyerek başlar eserine diye epey düşünmüştüm.  Onca şey söylemek istese de susmayı tercih etmesi neden ki?</p>



<p>Vallahi hiç düşünmedim. Konuşacağına düşün o halde?</p>



<p> Bilirsin  kendisi aşıkların piridir.  Bazı ehl-i cahil,  aşık olunca hep konuşmak ister; fakat  gönül insanları  susmayı tercih ediyor.  Şemsi Tebrizi ile yaşadığı gönül sevgisi hangi boyutta olursa olsun benim için kıymetli …  Aşk duygusu inanç kadar kutsal , bu kutsallığı onların sevdalarında görüyoruz. Susarak da bir şeyler anlatılır.  Sen yeter ki dinlemesini bileceksin.</p>



<p>   Her insan bir keşif; hepsinin  hikayesi  kendince  değerli ve biricik.  Bu masal aleminde öykülerimiz farklı…   Bir kitabı okumak gibi  bir kişiyi okumak onun yüz hatlarındaki tüm hayatının ıstırabını görebilmek önemli, kimbilir bu mekandaki  kadıncağız ne haleti ruhiyede? </p>



<p>Öyle, haklısın. Hiçbir şey tesadüf değildir.  Kalbime onun sevgisi verildiyse mutlaka bir anlamı olacak. Bu kadında Bergen’i görüyorum. </p>



<p>Bergen,
yaa&nbsp; evet. Bu kadar olur. </p>



<p>Evlendiği adam  kendisine önce kezzap   döktürdü. Bu elim olayda bir gözünü kaybetti. Vücudunun bir bölümü yandı. Yetmedi, bıçaklandı. Nihayetinde de silahlı saldırıda yine kocası tarafından 15 Ağustos 1989 tarihinde öldürüldü.  Her özür dileyişinde eşini affeden,  sevgi dolu    sıcacık bir kadındı Bergen. Ne yazık ki kimilerine bu sıcaklık yetmiyor.  Asıl adı Belgin Sarılmışer idi.  Yaşamında denge olmadığı için müziğe sığınmıştı.  Gündüz Belgin idi, gece Bergen. Kim bilir  Gecelerden sor beni şarkısı  bestekârından fazla belki o yüzden kendisi ile hit oldu. Rahmetler olsun. </p>



<p>Yaşamadan
yazılmıyor. Hissetmeden söylenmiyor çoğu şey. &nbsp;Dert söyletir aşk ağlatırmış. &nbsp;Bergen hem söyledi hem ağladı. </p>



<p>&nbsp;Kalpten kalbe yollar inşa etti. &nbsp;Bir sufi gibi.. &nbsp;Ruhi planda &nbsp;terakki ilerleme kazandırdı, nice ruhlara! </p>



<p>Gönüller
fethetti, hep de sevgiyle ebedi kalacak. </p>



<p>Bu kadın
ile Bergen arasında bir bağ kurduğun için mi bağlandın diye sorsam kızar mısın?</p>



<p>Etkisi
olabilir elbet…&nbsp; Oysa ki her birey bir
alem… Bu kadında hüzün var. Sesinde&nbsp;
şefkat ; belki onu çekici kılan da bunlar …</p>



<p>&nbsp;Seher vakitlerine kadar ,&nbsp; kirli sakal barda &nbsp;çok şey dinlenildi.&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/">Gecelerden Sor Beni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gecelerden-sor-beni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18332</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonbaharın Hışırtısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 04:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18302</guid>
				<description><![CDATA[<p>İşten erken çıkmıştı. Doktor randevusu vardı. Oldum olası sevmezdi hastane koridorlarını. Aldığı haberin etkisiyle olsa gerek ağır adımlarla ilerledi o can sıkıcı koridorlarda. Kendini hastanenin dışına atınca afalladı önce,&#160; yutkundu ve gökyüzüne ilişti gözleri. Çaresizliğini yürüyüşlere döküp, adımlarıyla kalabalığa karıştı. Kasım ayının güneşle buluştuğu nadir günlerden birine denk gelmişti. Sokakta etrafındakilerle iletişimi kesmek isteyen herkes [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/">Sonbaharın Hışırtısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İşten erken çıkmıştı. Doktor randevusu vardı. Oldum olası
sevmezdi hastane koridorlarını. Aldığı haberin etkisiyle olsa gerek ağır
adımlarla ilerledi o can sıkıcı koridorlarda. Kendini hastanenin dışına atınca
afalladı önce,&nbsp; yutkundu ve gökyüzüne
ilişti gözleri. Çaresizliğini yürüyüşlere döküp, adımlarıyla kalabalığa
karıştı.</p>



<p>Kasım ayının güneşle buluştuğu nadir günlerden birine denk
gelmişti. Sokakta etrafındakilerle iletişimi kesmek isteyen herkes gibi
takmıştı kulaklıklarını. Kulağında çalan ecnebi şarkının ritmine kaptırmıştı
ruhunu. Sonbahara rağmen yeşildi çimenler, belediyenin çalıştığı anlaşılıyordu
çiçeklerden. İçindeki çocuk koşup çimenlerde yuvarlanmayı ne kadar çok
arzuluyordu. Buna mani olan etrafındakilerin bakışlarının ona çevrilmesiydi.
Ayıplanma tedirginliği sarmıştı vücudunu. Yaptığı tek şey, sonbaharın
göstergesi, kuru yaprakların hışırtı çıkarmasını sağlayıp, uyutmaya çalıştı
içindeki çocuğu. </p>



<p>Hayatı boyunca kendinden çok etrafındakileri dinlemişti. İç
sesini susturup etrafına kulak kabartırdı hep. Sırf bu yüzden istemediği bölümü
okumak zorunda kalmıştı. Bu yetmezmiş gibi, bu ses evliliğine bile dil uzatır
korkusuyla, affetmişti kendini aldatan eşini. Onun hayatını kendisinden çok
etrafı yaşamıştı. O sadece etrafın cisme dökülmüş haliydi. </p>



<p>Çevresindekilerin çizdiği hayat yavaş yavaş sona
yaklaşıyordu. &nbsp;Bütün hayatını gözden
geçirdi ve kendisine sadece pişmanlık kalmıştı. Şimdi bu kadar az kalmışken
tekrar başlama fikri sadece kendini avutmak için ortaya attığı bir şeydi ama bir
yerden başlamalıydı, nihai son gelip çatmadan. Bu düşüncelerle devam etti
yalnızlık yürüyüşüne. Yakın zamanda gerçekleştiği belli olan kazanın etkisiyle
kırılan bariyerlerin yanından geçti sessizce. Eğilip sonbaharın simgesi kuru
bir dalı aldı, attı çantasına. Bir çılgınlık yapıp bineceği dolmuş gelene kadar
yüksek kaldırım taşına sekerek boylu boyunca zıpladı. Bu sefer etrafı
umursamamış kendi olmuştu. 

Gelen dolmuşa bindi ve sonuna yaklaştığı yeni hayatına doğru kayboldu…<br /><br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/">Sonbaharın Hışırtısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonbaharin-hisirtisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18302</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Savunmanın Notları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Aug 2019 04:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18309</guid>
				<description><![CDATA[<p>1. Tanımlayamadığı bir şey oldu o sabah. Gitmek ile kalmak arasındaki ikilem sanki bir bıçağın ucunda göğsüne baskı yapıyordu. O inanılmaz ruhu yorgun birer dalga olarak saçlarına vurmuş gibiydi. Gidelim dedi. Kimsenin bilmediği bir yere belki de yaşanmamış bir zamana gidelim. Giderse yenileceğinden emindi. Aslında onu ikileme sürükleyen tek şey bu olmuştu. Olsun dedi. Son [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/">Bir Savunmanın Notları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>1.<br />
Tanımlayamadığı bir şey oldu o sabah. Gitmek ile kalmak arasındaki ikilem sanki
bir bıçağın ucunda göğsüne baskı yapıyordu. O inanılmaz ruhu yorgun birer dalga
olarak saçlarına vurmuş gibiydi. Gidelim dedi. Kimsenin bilmediği bir yere
belki de yaşanmamış bir zamana gidelim. Giderse yenileceğinden emindi. Aslında
onu ikileme sürükleyen tek şey bu olmuştu. Olsun dedi. Son bir kez bakalım buradan
yaşama öylece gidelim. O son bakış yıllarca gözlerinde tükenmedi. <br />
<br />
2. <br />
Esas itibariyle gün görmemiş bir yüreğin tek dileği sevilebilme umududur, dilek
ağaçlarına utangaç bir çaputla bağlanan. <br />
<br />
3. <br />
yeni mevsimleri yaşayalım seninle <br />
ve çıkalım yeni yolculuklara <br />
bir tutunmadır işte bende <br />
sana dair şeyleri yüreğimin üstünde <br />
taşımaktan hiç yorulmamak. <br />
<br />
4. <br />
Coğrafya derslerinden durmadan kovuyorlar onu senden başka bir coğrafyaya
inanmadığı için. Ve o coğrafyada ne varsa seni anlatabilmek için planlanmış
sanki.<br />
<br />
5. <br />
Parça parça dağıldı yüreği yollarda. Yaz yağmurları örseledi her parçasını. Her
parçasına güneş değdi. Parça parça yankılandı ırmakların adressiz
yolculuklarında. Kollayamadı yüreğini. Uslatamadı. <br />
<br />
6. <br />
bunca hayal kırıklığının ardından <br />
bir bozkır canlanmalı <br />
göçmen kuşlar geri dönmeli <br />
solgun gözler arasında <br />
alışılagelmiş sürgünlerinden arınarak <br />
gözleri yaşamı aramalı. <br />
<br />
7.<br />
Yağmur damlalarının yolculuğunda tek bir damlanın toprak ile buluştuğu o anı
saklayıp sana getirmek istiyor. Avuçlarına bırakmak istiyor bir şeyler
anlatırcasına: Seninle &#8216;yaşamak bütününde.&#8217;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/">Bir Savunmanın Notları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-savunmanin-notlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18309</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstasyonda Beklerken…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 07:40:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18220</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kadının çığlığıyla kendime geldim. Tren raylarına kadar geçen 3 yaşlarındaki bir çocuğu kurtarmak için annesi çığlık çığlığa koşuyor, koşarken de kucağındaki bebeği düşürmemek için olağanüstü gayret sarf ediyordu. Tren rayları bana daha yakındı. Bu yakınlığı fırsat bilerek çocuğa doğru koştum, gövdesinden tuttuğum gibi raylardan aldım. Çocuğun annesi derin bir nefes aldı. Oğlunu çekiştirerek söylendi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/">İstasyonda Beklerken…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir kadının çığlığıyla kendime
geldim. Tren raylarına kadar geçen 3 yaşlarındaki bir çocuğu kurtarmak için
annesi çığlık çığlığa koşuyor, koşarken de kucağındaki bebeği düşürmemek için
olağanüstü gayret sarf ediyordu. Tren rayları bana daha yakındı. Bu yakınlığı
fırsat bilerek çocuğa doğru koştum, gövdesinden tuttuğum gibi raylardan aldım.</p>



<p>Çocuğun annesi derin bir nefes
aldı. Oğlunu çekiştirerek söylendi ve istasyonun içlerine doğru çekildiler. Ben
de yine aynı köşeme çekildim. Bankta değil, yerde çömelerek oturdum. </p>



<p>Artık usanmıştım. Kaç zamandır bu
tren gelmiyordu, daha doğrusu hiçbir tren gelmiyordu. </p>



<p>Deminki annenin çığlığına da
bir anlam veremedim, ortada tren yoktu ki tehlike olsun ama yine de tren rayı bu,
her an için bir gelen olabilirdi.</p>



<p>Çömeldiğim yerde başımı
dizlerimin arasına aldım. Demin de böyle dalmış olmalıyım ki, kadının
feryadıyla gözlerimi açtım ve ne olduğunu anlamam birkaç saniyemi aldı.</p>



<p>Daha ne kadar bekleyeceğim bu
köhne istasyonda bilmiyorum. Trenin ne zaman geleceği belli değil, neden
geciktiğiyle ilgili görevliler de bilgi sahibi değil. Panolarda hiçbir uyarı
yok ama gelen tren de yok, giden tren de yok, istasyonda trenin adı bile yok.</p>



<p>Başım dizlerimin arasındayken
istasyonu bir kez daha incelemeye başladım. Kaç kezdir derinlemesine
inceliyorum bilmiyorum ama yolcularda bir değişim var, en azından onları
incelerim.</p>



<p>İstasyon çok eski bir
istasyondu. Hangi döneme ait, tarihi yönü ve önemi hakkında bir bilgim yoktu
ama belli ki bu dönemden çok önce yapılan muhteşem eserlere benziyordu. Ancak
muhteşem olan sadece yapının büyüklüğüydü. Eski yapı yer yer çökmüş, bazı
yerleri tamamen harabe hale gelmişti. İçeride kesif bir koku vardı. Nemle
karışık koku sanki üstüme yapışıyordu. Tavan oldukça isliydi, hatta isten
kararmış gibiydi. Nemle birlikte üstümüze aktı akacak gibi duran katranımsı bir
görüntüsü vardı. İstasyonun birkaç yerinde soğuk içecek dolabı ile sıcak içecek
dolapları vardı ama içi boştu. Uzun süredir kullanılmadığı her halinden belliydi.</p>



<p>Benim bulunduğum köşe,
istasyonun en sakin ve en kuytu köşesi olmalıydı ki, neredeyse hiçbir yolcuyu
göremiyordum. Ara sıra tren geliyor mu diye merak eden birkaç kişi öne doğru
geliyor, önce sağa, sonra da sola dikkatli dikkatli bakıyordu. Bazıları da
elini kolunu sallayarak mırıldanıp mırıldanıp gidiyordu.</p>



<p>Yerim iyiydi…</p>



<p>Kimseyle muhatap olmuyor,
gereksiz konuşmalarla zaman öldürmüyordum. Böyle ne yapıyordum o da tartışılır
ya, sindiğim köşemde belki de <strong>kendimi
dinliyordum.</strong></p>



<p>Hayat ne garipti değil mi?</p>



<p>Kendimizle konuşmuyorduk, belki
de konuşamıyorduk. Yüzleşmekten kaçınıyorduk. Bu istasyon, beni kendi kendimle
düşünmeye, boşa geçen zamanı kendimle konuşmaya veya kendimle yüzleşmeye harcamama
fırsat veriyordu. Belki de bu istasyonu sevmemin ana nedeni buydu. </p>



<p>Evet hayat garipti…</p>



<p>Bir süreliğine gelip, tıpkı şu
istasyonda beklediğimiz gibi zaman öldürdüğümüz dünyaya nasıl da
sahipleniyorduk, nasıl da kalp kırıyorduk, nasıl da hırslanıyorduk, nasıl da öfkeleniyorduk,
nasıl da efeleniyorduk…</p>



<p>Belki de garip olan hayat değil,
bizdik.</p>



<p>Belki de bizi garip yapan
hayatın ta kendisiydi.</p>



<p>Kim bilir, belki de her
birimiz, bir diğerimizin garip olması için elimizden geleni ardımıza
koymuyorduk. <strong>Kim daha çok garip olacak
yarışması</strong> yapsak bile bu kadar performans gösteremezdik.</p>



<p>Misafir, misafiri sevmiyordu o
kesindi. Kesin olmayan, ev sahibinin(cc) kimleri sevdiğiydi…</p>



<p>İstasyonun bir köşesinde
gürültü koptu. İki yolcu ya da daha çok yolcu bir birine laf yetiştiriyordu.
Tam bir kavga değildi ama kavganın ilk kıvılcımının çakıldığı anda. Birden
istasyonun o bölümü yolcularla doldu. Gerçi hiçbirimize yolcu denmezdi. Henüz
yolcu adayıydık. Eğer trene binebilirsek yolcu olacaktık. Şimdilik sadece
istasyonda bekleyen insanlardık.</p>



<p>Araya girenler iki yolcuyu
ayırmayı başarmıştı. Gerçi ayırmak isterken ara dayağı yiyen de olmuştur, hep
öyle olur…</p>



<p>Garip bir istasyondu burası.
Sonradan fark ettim. Bu istasyonda hiçbir görevli yoktu. Ne bir güvenlikçi, ne
biletçi, ne temizlikçi, ne de başka görevli. İstasyonun şefi de yoktu, müdürü
de yoktu, amiri de yoktu. Ne yöneten vardı, ne yönetilen. Ancak akıp giden
insanlar vardı. Bir yerden geliyordu insanlar, istasyonda bekliyordu ve tren
gelirse binip gidecekti, gideceği yere.</p>



<p>Nereden geliyordu bu insanlar,
nereye gidiyordu bu insanlar, bilmek mümkün değildi. Birsine sorsan öğrenirdin,
ikisine sorsan öğrenirdin; hepsine soramazdın, hepsinden bilgi sahibi
olamazdın.</p>



<p>Ne zamandır istasyondayım
doğrusu bilmiyorum. Yalnızlık çektiğim söylenemez, yalnızlığı sevdiğimi
söylesem de yalan olur. Belki de kuru gürültü bana göre değildir.</p>



<p>Belki de “<strong>Azıcık aşım, ağrısız başım</strong>” sözündeki gibi bir hayat seçmişimdir; <strong>daha az insan, daha az sorun, daha az
stres…</strong></p>



<p>Tam böyle düşünüyordum ki,
oturduğum bankın bulunduğu köşeden önce bir baston sesi geldi, sonra da bastona
dayanan yaşlı bir adam. </p>



<p>Selam verdi mi bilmiyorum,
verdiği selamı aldım mı onu da bilmiyorum. Ne zamandır kendimde değilim ya da
ne zaman kendime geldim onu da bilmiyorum. Çok bilinmeyenli bir hayatın tam
ortasında debelenip duruyor muyum, doğrusu onu da bilmiyorum.</p>



<p><strong>Ahhh ne kadar çok şey bilmiyorum…</strong></p>



<p><strong>Ne kadar çok şey bilmedikçe, yeni bilmediklerim ortaya çıkıyor.</strong></p>



<p>Yaşlı amcanın “<strong>Hayırdır evladım, bu dünyanın yükünü senin
omuzuna mı yüklediler?</strong>” sorusuyla kendime geldim. Neden “<strong>Karadeniz’de gemilerin mi batmış</strong>”
demedi de, “<strong>Dünyanın yükünü senin
omuzuna mı yüklediler?</strong>” diye sordu, öğrenmek de istemedim.</p>



<p>“<strong>Hiç</strong>” dedim sadece, “<strong>hiç</strong>”..
Hem de koca bir hiçti. </p>



<p>Hiçlerin içinde arıyorduk her
şeyi; hiç olup gideceğini bile bile kumdan kaleler yapıyorduk, camdan kuleler
inşa ediyorduk. Fasit bir daire çiziyorduk kendimize. Kendi kendimizi esir
ediyorduk, sonra da o esaretten kurtulmak için uğraşmakla geçiyordu hayat.</p>



<p>Kazanmak için yaşıyorduk,
yaşamak için kazanıyorduk. Yemek için yaşıyorduk, yaşamak için yiyorduk. Bütün
bunlar olsun diye de gece gündüz çalışıyorduk. Çalıyorduk, çırpıyorduk, yalan
söylüyorduk, hile yapıyorduk, aldatıyorduk ve sonu bir hiç oluyordu, koca bir
hiç…</p>



<p>Ben şimdiden hiç yapıyordum.
Lafı döndürüp durma gereği duymuyordum. Tıpkı <strong>hiçlik mertebesine yükselmek isteyen divane gibiydim</strong>, belki de <strong>divanenin ta kendisiydim</strong>.</p>



<p>“<strong>Divane misin be evladım</strong>” diye “<strong>hiç</strong>”
dememe karşı çıktı yaşlı adam ve ben tam “<strong>divaneliği</strong>”
düşünürken, içimi okumuş gibi söylenmesine düşünmeden cevap verdim; “<strong>Deli miyim bilmem ama divaneyim, onu iyi
bilirim.</strong>”</p>



<p>Yaşlı adam da sustu, öylece
bekledik istasyonda. </p>



<p>Öylece bizi bekledi istasyon. </p>



<p>Öylece bekledi bizi biz…</p>



<p>Belki siz, belki biz, belki
hepimiz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/">İstasyonda Beklerken…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istasyonda-beklerken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18220</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 3. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 04:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18201</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eline kalem aldı. Bir kağıt çıkardı. Yazmak istedi. “Ben” yazdı. Yazının üstünü karaladı. “Bir” yazdı. Üstünü karaladı. “Hiç” yazdı. Üstünü çizdi. Bir masal yazmak istedi. Hayatı engel oldu. Yazarak yaşamayı değil, yazmak için yaşamayı halbuki. Ona engel teşkil eden ne varsa -zihninde- yıkıp yok etmeyi tercih etmişti. Ama sadece insanın kendi zihnindeki fikirler yok edilebilirdi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/">Portre 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Eline kalem aldı.</p>



<p>Bir kağıt çıkardı.</p>



<p>Yazmak istedi.</p>



<p>“Ben” yazdı.</p>



<p>Yazının üstünü karaladı.</p>



<p>“Bir” yazdı.</p>



<p>Üstünü karaladı.</p>



<p>“Hiç” yazdı.</p>



<p>Üstünü çizdi.</p>



<p>Bir masal yazmak istedi.</p>



<p>Hayatı engel oldu.</p>



<p>Yazarak yaşamayı değil, yazmak için yaşamayı halbuki.</p>



<p>Ona engel teşkil eden ne varsa -zihninde- yıkıp yok etmeyi
tercih etmişti.</p>



<p>Ama sadece insanın kendi zihnindeki fikirler yok
edilebilirdi.</p>



<p>Yok olan başkalarının fikirleri olamazdı.</p>



<p>Değiştirmek ise en zoruydu.</p>



<p>Değişim ancak insanın kendi isteğiyle olabilirdi.</p>



<p>Kimseyi zorlayamazdı.</p>



<p>“Beğendiğimiz bedenlere kendi ruh dünyamızı giydiriyoruz.”</p>



<p>Shakespeare’in bir sözüne benzettim.</p>



<p>“Evet, öyle.”</p>



<p>Kahve almak için mutfağa tarafına girdi.</p>



<p>Evi bir oda bir salondu. Mutfak salonla birdi.</p>



<p>Dolaptan 2’si 1 arada kahve paketi aldı.</p>



<p>Kupa bardağa döktü, sıcak su koydu.</p>



<p>Yudumlamaya başladı.</p>



<p>Bir elinde sigara vardı.</p>



<p>Düşünen adam heykeli aklına geldi.</p>



<p>“Neden bu heykel akıl hastanesinde sadece?” diye düşündü.</p>



<p>Akıl ve düşünce bir nevi deliliğe kapı aralamaktır.</p>



<p>Düşünen insan eğer dâhiyse, deliliğe açık olmalıdır.</p>



<p>Çünkü her dahi içinde bir deli barındırır.</p>



<p>Kahvesinden bir yudum daha aldı.</p>



<p>Kahvesi damla sakızlıydı.</p>



<p>Damla sakızıyla ilgili çeşitli dergilerde araştırmalar
okumuştu.</p>



<p>“Türkiye’de en iyi potansiyel İzmir’deymiş.”</p>



<p>Sakız ağaçlarının görüntüsüne hayran olmuştu.</p>



<p>Yazabilseydi, onları da yazacaktı.</p>



<p>Ama yazamadı.</p>



<p>Bir fısıltıydı yazmak onun için.</p>



<p>İçinden geçenleri kağıda dökmekti bir nevi.</p>



<p>Üç tip zeka türünün hepsini kullanıyordu:</p>



<p>“Görsel, işitsel, dokunsal.”</p>



<p>Üç zeka tipinde de iyiydi.</p>



<p>Ancak sol beyin yazmakla ve konuşmakla daha çok gelişirdi.</p>



<p>Bu nedenle yaratıcılık gelişmişti.</p>



<p>Ancak şimdi yazamıyordu.</p>



<p>Yazsaydı kulağına gelen sesleri yazacaktı.</p>



<p>Düşündüklerini en güzel biçimde kağıda dökecekti.</p>



<p>“Sen dilcisin. Dili seversin. Bana bir yardım etsene.”</p>



<p>Tamam olur.</p>



<p>Dil ile zihnin ilişkisi ile ilgili yazabilirsin.</p>



<p>Dil zihinde gösteren ve gösterilen olarak yer eder.</p>



<p>Dilin her parçası göstergedir.</p>



<p>“Bu konuda mı yazayım?”</p>



<p>Bir dene bakalım.</p>



<p>Nasıl olacak?</p>



<p>“Dil ve zihin ilişkisi psiko-linguistik alanına mı giriyor?”</p>



<p>Evet.</p>



<p>Neuro linguistik dediğimiz alan dil ve zihin ilişkisiyle
alakalı.</p>



<p>“Bu konuda bir makale yazabilirim.”</p>



<p>Yazarsan bana da yolla.</p>



<p>“Olur.”</p>



<p>Yazmak benim işimdi aslında.</p>



<p>Benim alanımdı.</p>



<p>Ancak kendisini iyi hissetmesi için elimden geleni ardıma
koymamalıydım.</p>



<p>Bana ihtiyacı vardı çünkü.</p>



<p>Onu anlatmalıydım.</p>



<p>Yazdığı insana dönüşmenin en büyük göstergesi Bir Adam
Yaratmak’tı.</p>



<p>Yazdığı adama dönüşenlerden miydim?</p>



<p>Hayır.</p>



<p>Ancak yazdığım adamın bir nevi nöronuna sahip olabilirdim.</p>



<p>Milyarlarca nöronun birleşiminden oluşan bu adamı anlatmak
benim için bir vazifeydi.</p>



<p>Adamın saliselerle ve saniyelerle yarışı yoktu.</p>



<p>Adam, dedim ya onun bir nöronunu ruhuna sahip olmak değildi.</p>



<p>Ruhuna sahip olma için sadece sevmek gerekirdi.</p>



<p>Bense onun ruhuna değil, beyin hücresinden birine sahiptim.</p>



<p>Beyindeki dalgalanmalar onun bir göstergesi değildi.</p>



<p>Ruhuna sahip olsaydım.</p>



<p>Beni severdi.</p>



<p>Ancak aramızdaki bağ sadece bir iş ilişkisiydi.</p>



<p>Beynine sahip olsam dahi, düşüncelerini bilsem dahi, ruhuna
sahip olamazdım.</p>



<p>Bunun sevgi gerekirdi.</p>



<p>O ise beni sevmiyordu.</p>



<p>Sadece bir nevi yazı makinesiydim ona göre.</p>



<p>Onun romanını yazan bir acemi yazardan başkası değildim.</p>



<p>Romanını bitirdiğimde o da rahatlayacak ve yazacaktı.</p>



<p>Yazamamanın verdiği sıkıntıyı içinde çok net şekilde
hissetmişti.</p>



<p>Yazmak onun mesleğiydi.</p>



<p>Ancak yazabilseydi iyileşeceğini biliyordum.</p>



<p>Yazmanın onun için en önemli uğraş olduğunu çok iyi
anlamıştım.</p>



<p>Sigara ve kahve dışında kahve onun için en önemli nesnenin
kitap olduğunu onunla ilk tanışmamda anlamıştım.</p>



<p>Kitap, onun için düşünceyi geliştiren ve düşünen adam
imgesinin onun temsili olduğunu hissettiren bir olguydu.</p>



<p>Düşünen insan yalnızdı.</p>



<p>Düşünen insan mutsuzdu.</p>



<p>Düşünen insan çıkarsızdı.</p>



<p>Peygamberimizin bir sözünü hatırladı:</p>



<p>“Benim yerimde siz olsanız az güler çok ağlardınız.”</p>



<p>Düşünmek sözlükte anlamlandırma problemi olan
kelimelerdendi.</p>



<p>Soyut düşünce kavramları tanımlanmakta hep zorluk çekilen
kelimelerdi.</p>



<p>Soyut düşünme, altı yaş grubundan sonra yerleşirdi halbuki.</p>



<p>Bu tür kelimeleri anlamlandırmak için eş anlamlısını
kullanırız.</p>



<p>Çünkü o kavram yaşa göre zihinde yer eder ve kavramı sadece
ve sadece eş anlamlarıyla ifade edebiliriz.</p>



<p>Dildeki soyut kavram ifadesi sorunu bir türlü
çözülememiştir.</p>



<p>Bilişsel yaklaşımla beraber dil zihin ilişkisi oturmaya
başlayacaktır.</p>



<p>“Yine dilciliğini konuşturdun.”</p>



<p>Ne yapalım?</p>



<p>Bizim kaderimiz…</p>



<p>Dil olmasaydı ben de olmazdım.</p>



<p>Yazarlığımı dile borçluyum.</p>



<p>Dil insanın düşünce yapısına akseder.</p>



<p>İnsan kavramlarla düşünür.</p>



<p>“Dilci olmasan bir şey olamazdın zaten.”</p>



<p>“Sen dil ile varsın.”</p>



<p>Dilciliğimin üç yılını yüksek lisans tezimle doldurdum.</p>



<p>Üç yılım bir Osmanlı Türkçesi metniyle doldu taştı.</p>



<p>Dili seviyorum.</p>



<p>Çünkü insanlar dil anlaşır.</p>



<p>Dil ve zihin ilişkisi bağlamında çalışmalara devam edeceğim.</p>



<p>Bu benim kaderim.</p>



<p>“Kader dedin ya, şu romanı bitirsen ben de yazabilsem.”</p>



<p>Kalemi eline aldı.</p>



<p>Karalamaya başladı.</p>



<p>Bir adam yüzü çizdi, sakallı, hafif beyazımtırak saçlarıyla
durağan bakan bir adam…</p>



<p>O adama bir isim yazdı:</p>



<p>Talk.</p>



<p>Yani “Konuş.”</p>



<p>Yazamıyorsa konuşmalıydı.</p>



<p>Konuşması lazımdı ki derdini anlatabilsin.</p>



<p>Bir kelime daha yazdı:</p>



<p>“Think.”</p>



<p>Yani, “Düşün.”</p>



<p>İnsan düşünceyle vardı.</p>



<p>İnsanı insan yapan sadece ve sadece düşüncede saklıydı.</p>



<p>Düşünen insan vardı.</p>



<p>Yok olmanın sebebi ise düşünmemekti.</p>



<p>Düşünce var oldukça insan da varlığını hissedecekti.</p>



<p>Düşünmek bir eylemdir.</p>



<p>Bu eylemi yerine getiren harekette bulunmuş olur ve
varlığını hisseder.</p>



<p>Eline sigara paketi aldı ve sigara içti.</p>



<p>Elini çenesine dayadı.</p>



<p>Düşünen adam rolüne girdi.</p>



<p>Düşüncesindeyse çeşitli kuramlar vardı.</p>



<p>Bu kuramları dökmek istemediğimizden düşündüklerine
giremiyoruz.</p>



<p>Ancak bir ipucu Spinoza’nın “Tanrı’nın düşünülmesi var
olduğunu kanıtlar.” düşüncesi örnek gösterilebilir.</p>



<p>Çeşitli kuramları düşündükten sonra eline sigarayı içerek,
dumanı içine çekti.</p>



<p>Bu bir tür intihar sayılabilirdi.</p>



<p>Öksürmeye başladı.</p>



<p>Öksürdüğündeyse dışarıdan bir ses geldi:</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>Bir kez daha sigarayı ağzına götürdü.</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>Sokak köpeklerini beslemeyi çok severdi.</p>



<p>Daima kapısının önünde bir kap yemek ve su bulundururdu.</p>



<p>Kuşları beslemeyi de adet edinmişti.</p>



<p>Kuşlar her sabah penceresinin önüne gelir, onun yemleri
koymasını beklerdi.</p>



<p>Adeta kuşları besleme şirketinin müdürü gibiydi.</p>



<p>Kuşlar her sabah onu ziyaret ederdi.</p>



<p>O da kuşlar geldi diye gülümser, mısır tanelerini pencerenin
önüne koyardı.</p>



<p>Bir komşusu bu durumdan rahatsızlık duyardı.</p>



<p>Kapıcıya şikayet etmişti.</p>



<p>Şikayet, onun da kulağına gelmişti.</p>



<p>Ancak o, bunlara aldırmadan kuşları beslemeye devam
ediyordu.</p>



<p>Yazmak istedi yeniden.</p>



<p>Eline kalemi aldı.</p>



<p>Tavana baktı.</p>



<p>Derin bir iç çekti.</p>



<p>Yazamadı.</p>



<p>Sait Faik’i çok iyi anlıyordu.</p>



<p>Bir yazar için yazamama büyük bir işkenceydi.</p>



<p>Yazmak ise varlığının hissedilmesini sağlardı.</p>



<p>Susmak.</p>



<p>Susmak ve konuşamamak…</p>



<p>Hele kalemin susması…</p>



<p>Onun için en büyük zulümdü.</p>



<p>“Sen yazıyorsun. Ama ben yazamıyorum.”</p>



<p>“Bu hiç de adil değil.”</p>



<p>“Bana işkence ediyorsun.”</p>



<p>Tamam, anladım seni.</p>



<p>Yazman gerekli ancak bu romanın da yazılması gerekli.</p>



<p>“Çabuk yaz öyleyse.”</p>



<p>Sabret azıcık.</p>



<p>Daha yeni başladı roman.</p>



<p>Daha romanın adı bile belli değil.</p>



<p>Ne isim koysam acaba?</p>



<p>Bir Delinin Hatıra Defteri?</p>



<p>Bir Adam Yaratmak?</p>



<p>Portre?</p>



<p>Buldum Porte güzel bir isim.</p>



<p>Kitabımın ismi Portre olacak.</p>



<p>Nasıl buldun?</p>



<p>“Güzel ama Dorian Gray’in Portresi’nin hatırlatıyor.”</p>



<p>Ancak bu farklı bir portre.</p>



<p>“Haklısın. Ama benim portrem pek de ilgi çekici olmayacak.”</p>



<p>O yönden haklısın sen de.</p>



<p>Ama ilgi çekici haline getirip getirememe benim sorunum.</p>



<p>Dili kullanan ben değil miyim?</p>



<p>“Sensin.”</p>



<p>İlgi çekici olması için elimden geleni yapıyorum.</p>



<p>Ne yapayım?</p>



<p>Şapkadan tavşan mı çıkarayım?</p>



<p>“Tabi ki, onu demiyoruz.”</p>



<p>“Ancak, hayatım çok karmaşık.”</p>



<p>“Yatağını bile toplayamayan bir insanı neden okusun ki
insanlar.”</p>



<p>İşte, zeka budur.</p>



<p>“Ne zekası?”</p>



<p>Özeleştiri yapabilme yeteneğinden bahsediyorum.</p>



<p>“Evet, bu bir özeleştiri.”</p>



<p>“Yatağımı toplayamamam, benim en büyük problemim.”</p>



<p>“Ya da dağınık olmak.”</p>



<p>“Ya da tutunamamak.”</p>



<p>Tutunsaydın ne olurdun?</p>



<p>“Bir CEO.”</p>



<p>Dalga geçiyor olmalısın.</p>



<p>Böyle yaratıcı fikirleri olan dâhilerin daha iyi iş
yapmaları gerekir.</p>



<p>CEO olmak iyi bir meslek değil.</p>



<p>Bence benim akademisyen olmalısın.</p>



<p>Akademisyen nedir sorusuna artık cevap vermeyeceğim.</p>



<p>Makaleler yazmak hiçbir değerli olmuyor.</p>



<p>Akademisyenliğimde bunu gördüm.</p>



<p>İnsanlar sana memur sıfatıyla bakıyor.</p>



<p>Her zaman değerli statü yazarlık bence.</p>



<p>Yazmaya devam etmelisin.</p>



<p>Yazdıkça var olduğunu hissedeceksin.</p>



<p>Kelimeler seni eline alıp ufalayacak.</p>



<p>Rüzgarla savrulup dünyaya yayılacaksın.</p>



<p>Rüzgar dili seni alıp uçuracak.</p>



<p>Uçtukça şekil değiştirip insanların zihninde yer edeceksin.</p>



<p>Zihinlerde kafayı karıştırıp soru işareti oluşturacaksın.</p>



<p>Buldum.</p>



<p>Kitabımın ismi Soru İşareti olsun.</p>



<p>Düşünmek, düşünmek, düşünmek…</p>



<p>Yazmak, yazmak, yazmak…</p>



<p>İşte bütün meselem bu.</p>



<p>Yazdıkça düşün, düşündükçe yaz.</p>



<p>Hep var olduğun hissettir.</p>



<p>Zihinlere gir, sorgulama yeteneğini hisset.</p>



<p>Kişisel gelişim, evet, zihinsel gelişim daha önemli.</p>



<p>Zihninde kurduğun her şeyi, fikir süzgecinden geçir ve yaşa.</p>



<p>Taklitçi olma, taklit edilen ol.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/">Portre 3. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-3-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18201</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Saf Saf</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/saf-saf/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/saf-saf/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 04:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18115</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah kalktı. Kahvesini yudumlarken eline gazeteyi aldı ve okumaya başladı. Daha sonra kahverengi ceketini giyip dışarı çıktı. Sokaklarda dolaşıyordu. Elinde sigara, saçları düz siyah ve alnı hafif açık… Bankaya doğru yürüyordu. Bankamatiğin önünde cep telefonunu çıkardı. “Alo!” “Alo!” “Bizim kredi işini bir halledelim.” “Peki, abi.” “Gelirken iki dondurma da getireyim mi?” “Peki, abi.” Cep telefonunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saf-saf/">Saf Saf</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sabah kalktı.</p>



<p>Kahvesini yudumlarken eline gazeteyi aldı ve okumaya
başladı.</p>



<p>Daha sonra kahverengi ceketini giyip dışarı çıktı.</p>



<p>Sokaklarda dolaşıyordu.</p>



<p>Elinde sigara, saçları düz siyah ve alnı hafif açık…</p>



<p>Bankaya doğru yürüyordu.</p>



<p>Bankamatiğin önünde cep telefonunu çıkardı.</p>



<p>“Alo!”</p>



<p>“Alo!”</p>



<p>“Bizim kredi işini bir halledelim.”</p>



<p>“Peki, abi.”</p>



<p>“Gelirken iki dondurma da getireyim mi?”</p>



<p>“Peki, abi.”</p>



<p>Cep telefonunu cebine koydu.</p>



<p>Yürümeye başladı.</p>



<p>Havalı havalı yürüyordu.</p>



<p>Bir kahveye girdi.</p>



<p>Türk kahvesi söyledi.</p>



<p>Bir kalem, bir de kağıt…</p>



<p>Yazmaya başladı.</p>



<p>Bir kadın portresi çizmişti adeta zihninde.</p>



<p>Saf bir kızdı.</p>



<p>Her gün elbiseler giyer, çantasını alır etrafı turlardı.</p>



<p>Bir masalsı şehrin bir mahallesinde oturur, küçük küçük
öyküler yazardı.</p>



<p>Bach en sevdiği besteciydi.</p>



<p>Her gün saçlarını kızıla boyar,&nbsp; tırnaklarına oje sürer, aşk romanları okurdu.</p>



<p>Ancak yaşantısında eksik olan tek şey aslında bir amaçtı.</p>



<p>Boş bir yaşamın kendine verdiği dayanılmaz yükünü
hissederken belki hayattaki en zoru başarabilmişti.</p>



<p>Kabullenmek…</p>



<p>Yaşamın boş olduğunu kabullenmek…</p>



<p>Hayatın çaresiz anılarını bir kenarı bırakıp spor
salonlarında ter döken birisi&nbsp; olarak bu
zoru başarmak zorundayım.</p>



<p>Hayatta en önemli şey aslında hayatında bir gaye sahibi
olmaktır diye bastıra bastıra söylüyorum ya.</p>



<p>Yüzükoyun uzanıp ayaklarını ileri geri sallarken aslında
gayelerin yaşamda yeri olmadığını mı düşünüyordu bilinmez hayat en zor
meslekti.</p>



<p>Adam elindeki kalemi bıraktı.</p>



<p>Kağıdı ışıkta bakmak için havaya kaldırdı.</p>



<p>Boş bir yaşam portresi çizmek…</p>



<p>Hiç kımıldamadan sadece gülümsemek…</p>



<p>İkinci kağıtta ise yatağa sırtüstü uzanmış, gözleri tavanda
bekler vaziyette dururken, ben de seni çizmekteyim ey kader.</p>



<p>Sonunu bekleyen yaşlı bir adamın çaresizliği…</p>



<p>Gözler saatte…</p>



<p>Ha geldi ha gelecek.</p>



<p>Kim peki?</p>



<p>Kötü bilinen melek mi sence?</p>



<p>Azrail de kötü mü bilinirmiş?</p>



<p>Sadece başka bir odaya geçmek gibiydi tüm yaşantı.</p>



<p>Zor nefes alıyor veriyordu.</p>



<p>Birden bir fısıltı duyuldu:</p>



<p>“La İlahe İllallah!”</p>



<p>Bir gülümseme ki eyvah!</p>



<p>Sigarasını eline alıp tablaya değdirerek söndürdü.</p>



<p>“Abi, asalım mı?”</p>



<p>“Asalım, abi.”</p>



<p>Dükkanın camekanlı bölmesine asarak güneşin ışığına
bırakıldı iki çizik resim.</p>



<p>İkisi de gülümsüyordu.</p>



<p>Anlatılması gereken bir hikayeydi belki de.</p>



<p>Yaşamla ölüm arasında.</p>



<p>Her nefis ölümü tadacak.</p>



<p>Ve ölüm en bilinmez dakikada olacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saf-saf/">Saf Saf</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/saf-saf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18115</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokak Tiyatrosu -1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Jul 2019 04:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18102</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şeker şerbet hanım ile kızı Zilli Pakize&#8217;nin Maceraları&#160; Milli Mücadelenin ardından bir asır gelip geçse de Münih sokaklarında dolaşırken Enver Paşa&#8217;nın adının verildiği caddeye revan olmamak olmazdı.&#160;&#160;Enver Paşa, batı hayranlığı ile bilinen bir Osmanlı devlet adamıydı. İttihat ve Terakki Yönetiminin ileri gelenlerinden olup; Osmanlı&#8217;nın&#160; 1914 yılında Almanya&#8217;nın yanında savaşa girmesini çok arzu eden en önemli [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/">Sokak Tiyatrosu -1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>

Şeker şerbet hanım ile kızı Zilli Pakize&#8217;nin Maceraları&nbsp;</p>



<p>Milli Mücadelenin ardından bir asır gelip geçse de Münih sokaklarında dolaşırken Enver Paşa&#8217;nın adının verildiği caddeye revan olmamak olmazdı.&nbsp;&nbsp;<br />Enver Paşa, batı hayranlığı ile bilinen bir Osmanlı devlet adamıydı. İttihat ve Terakki Yönetiminin ileri gelenlerinden olup; Osmanlı&#8217;nın&nbsp; 1914 yılında Almanya&#8217;nın yanında savaşa girmesini çok arzu eden en önemli ismiydi. Bu isim, yanlış ve aceleci bir dış politika&nbsp; sergilediği için; doğu cephesinde Sarıkamış&#8217;ta hiç savaşa tutuşmadan soğuktan on binlerce askerimizin şehadetine sebep olmuştu. Sarıkamış şehitlerini anarken&nbsp; bir adamın&nbsp; politikada akla getirilmeyen korkunç hatalarının bedellerini düşündü, bizim Şeker Şerbet Hanım.&nbsp; &#8220;Mazi kalbimde yara&#8221; diyen şair gibi mazi ve ati arasında gidip geldi. Ati, yani gelecek de zaten mazi ile şekillenmiyor muydu?<br />Dün öyleydi de ya bugün çok mu farklıydı? Şam&#8217;da Emevi Cami&#8217;inde Cuma namazı kılma hayalleri uğruna nice yiğit gök ekini misali biçilmemiş miydi?&nbsp; Yıllarca çözüm süreci adı altında PKK&#8217;ya göz yumanlar sokaklardaki hendeklere&nbsp; ses çıkarmayanlar bugün kendi gibi düşünmeyenlere çok kolaylıkla vatan haini diyebiliyordu.<br />Sorgulanmayan, üzerinde düşünülmeden yaşanılan hayat sahi gerçekten bizim diyebileceğimiz yaşantının adı olabilir mi? diye eseflendi.<br />Yüreğinde söze dökülemeyen; ancak kalpten kalbe hissedilecek olan&nbsp; bu kederli duyguyu Hans hissetmişti. Şeker şerbet, seni anlıyorum diyebildi. Türkiye ile Almanya birbirinden bambaşka renklere sahip iki ülke&#8230; Bu iki ülkenin birbirinden yabancı kişileri nasıl oldu da duygudaş olabilmişti. Kendi ülkesinde de keşke bu duygudaşlık hakim olabilseydi&#8230;Örgütlerin , partilerin , hatta dindarların bile mikro örgütlere ayrımlaştırıldığı çok enterasan bir atmosfer toplumu şekillendiriyordu.<br />Dilleri, dinleri, kültürel zenginlikleri farklı olsa da tarihi planda ortak değerleri vardı.<br />Enver Paşa, kimileri için kahraman kimileri için&nbsp; vatan hainiydi.<br />Münih&#8217;te&nbsp; Enver Paşa Caddesinde dolaşırken Sarıkamış şehitlerini bir an olsun aklından çıkaramadı, Şerbet Hanım.&nbsp; Bir heves uğruna yitip giden canlar&#8230;Sarıkamış Münih arasında tarihi bir seyr-ü sefer yaparken; <br />Telefonunun sesi ile irkildi. Ruhu henüz bedenine&nbsp; yeni ışınlanmış bir sersemlikte &#8220;halo&#8221; dedi. <br />Kızı zilli Pakize telefonun öbür ucundaydı.&nbsp; Zilli, &#8220;basından takip etmedin galiba babam metresi ile basılmış, boydan fotoğraflarıyla gazetelerde pişmiş kelle gibi sırıtıyor, sen halen kültürlenmelerdesin,&nbsp; ayol kocan elden gidiyor şaşkın kadın&#8221;&nbsp; nidasıyla konuşmayı sonlandırdı. <br />Şeker şerbet, için bu yeni bir durum değildi.&nbsp; Aldatılmalara şerbetliydi. Eh suçun yarısı da elhak kendisine aitti.&nbsp; Cazgırlık yapmanın , kapris edip şişinmenin bir anlamı olmadığını gece yarısı kızı zilli Pakize&#8217;ye açıkladı. &#8220;Amaa anne&#8221; sözüne şöyle devam etti,&#8221; kızım belki babanla ben birbirimize iyi eş olamadık; ama senin için iyi bir anne ve baba olmak için çırpınıyoruz. Rolleri karıştırıp, benim sergilemem gereken hırçınlığı sen babana yansıtırsan çok yanlış yaparsın. O senin baban ve sonsuza kadar öyle kalacak&#8230;&#8221;</p>



<p>&#8221; Peki, onu affedecek misin?&#8221; sorusuna; </p>



<p>&#8220;Herkes ikinci bir şansı mutlaka hak eder. Rahmet ayındayız unuttun mu?<br />Hadi giyin,&nbsp; yandan çarklı şaşı Esma&#8217;ya gidiyoruz. O büyücüye mi gideceğiz annecim , gerçekten seni anlamıyorum sen ki daha geçen gün ADD&#8217;nin &#8211; Atatürkçü Düşünce Derneği&#8217;nin-&nbsp; kuruluş yıldönümünün caz konserindeydin.<br />Atatürkçü olmak kutsal değerleri hor görmek midir?<br />Kızım, Tütsülü&nbsp; Caddenin Buharlı sokağından gideceğiz, saçını fönleyeceğine bir yazma tak; en azından dizlerini örten bir etek giy ; yırtık kotunu sonra giyersin ; bilirsin hiçbir zaman özgürlüğüne karışmadım. Ancak yaşadığın toplumun değerlerine , onların önemsediği her şeye saygılı olmanı isterim; tıpkı babana göstermen gereken saygı gibi..<br />Zilli ile şeker şerbet Tütsülü Caddenin rayiha kokulu meyveli ağaçları arasından geçerken molla Hüseyin&#8217;e Bektaşi Hasan&#8217;a ve eşleri gülbeşeker Fadime ile kambur Neriman&#8217;a selam&nbsp; verme adına temenna etmişlerdi. Şaşı Esma&#8217;nın fakirhanesinin bahçesine geldiklerinde, kendisinin çiçeklerini&nbsp; mırıldanarak sanki onlarla sohbet edercesine suladıklarını farkettiler. Ufacık bir el radyosunda &#8216; Hayal içinde geçti ömrü derbederim &#8216; şarkısı derinden kulaklara yankılanıyordu.&nbsp; Şerbet hanım nice yerleri gezmiş olsa da bu sokağın ayrı bir gizemi onu içmeden sarhoş ediyordu.&nbsp; Çocukluğunun müstakil , cumbalı ahşap hanesini anımsadı. Çat kapı teklifsizce birbirine komşu olan hacı teyzeleri, komşu anneleri hatırladı. Mahallenin delilerinin bile bir ahengi , tatlılığı dillere destandı. İftar saatleri bile apayrı neşe anlarıydı&#8230;<br />Yahya Kemal&#8217;in &#8216;Atik Valde &#8216; isimli şiirinden bir bölümü tespih etti;&nbsp;<br />Yandan çarklıya tuzlu sadeyağı ve fırından yeni çıkan susamlı iftarlık pide almışlardı. Sini üzerine konulan taamlar mütevazi yer sofrasını oluşturuyordu. Piknik tüpünde pişmeye çalışan tarhanaya katık olacaktı.&nbsp;<br />Şaşı Esma teyze kalbe inşirah ferahlık veren sohbetleri ihtiyaca binaen doğaçlama yapardı. Kalbine malum olmuş gibi o akşamki sohbeti dini nikah ve dört avrat meselesine getirmişti. Zilli şaşkınlık içinde anne sen gelmeden telefon mu ettin ne anlattın kadına dedi. Ne telefonu kızım , Esma teyzende ne ev telefonu ne cep telefonu var. Evinin kapısında kilit bile yok , selam deyip içeri girdik farketmedin mi dedi.<br />Şaşı Esma&nbsp; tel dolabından katmeri de siniye koyunca başladı sohbeti Canan;&nbsp;<br />Nikah bir akit bir anlaşmadır. Her ne yaşarlarsa yaşasınlar birbirlerinin ayıbını ifşa edip dillendirerek en büyük kötülüğü birbirlerine etmesinler, bizler büyüklerimizden böyle öğrendik.&nbsp;<br />Şimdilerde bir moda oldu, nikah kelimesinin önüne dini ibaresini getirmek! Okuma yazma bilmeyene sakalı sarığı var diye mektup okutmaya benziyor, marifet sarıkta sakalda olsaydı, rahmetli amcanız&nbsp; Cin Ali medreseye müderris olurdu.&nbsp;<br />Ah yavrularım , nikahın geçerli olması şahitlik ve duyuru ile olur. Bu konuda bizzat Peygamberimizin buyruğu var. Yani biz aramızda nikah kıydık demekle iki dua okumakla nikah dini İslami olmuyor.<br />Öte yandan dört kadın ile nikahlanmak dinin emri değil, sadece bazı şartlarda erkeğe verilmiş bir izindir.<br />Yani , diğer eşin&nbsp; bu birliktelikten haberinin olması ve buna rıza göstermesi çok önemlidir.<br />Şeker şerbet de zilli de bunları ilk defa duyuyorlardı. Nasıl yani; Kuran-ı Kerim&#8217;de bu konuda ayet var mı?<br />Elbette&#8230; Nisa Suresi 3. ayetini tefsir edersek , o dönemde zaten varolan Arap kültüründeki çok eşliliği din onaylamıyor sadece sınırlandırıp , şartlar gözetilirse izin veriliyor.<br />Demek dört kadınla evlenmek dinin emri değil , şartları olan bir izindi. Aynen&#8230;<br />Dahası, yine Nisa Suresi 129. Ayeti iyi bir tetkikle okursak , ideal olanın tek eşle evlilik olduğunu anlarız.&nbsp;<br />Yandan çarklı hızını almıştı, iyi ki geldiniz kızlarım diyerek ballandırarak anlatıyordu:<br />Resmi nikahta nasıl şahit ve duyuru oluyorsa dini nikah için de aynı hassasiyet lüzum ediyordu.&nbsp;&nbsp;<br />O halde &#8230;<br />Pek çok dini nikah adı altında yapılan birlikteliklerin ne olduğunu söylemeye dilim varmıyor diye Osmanlı şerbetini testiyle&nbsp; doyumluk kupalara tevzi eyledi.&nbsp;<br />Gaz lambası eşliğinde nostalji kokan hatıralarla dopdolu anın da sonuna gelinmişti.&nbsp; Bir masaldan başka bir masal olan dünya telaşına yol almak için selavatlanarak bahçeye kadar uğurlandılar.&nbsp;&nbsp;<br />Köpecik Mıstık ile Fıstık da iftar sofrasının artıklarıyla musmutluydular. Bu evde hiçbir şey israf edilmez mi, diye gider ayak soran Zilli&#8217;ye okkalı cevap gelmişti; Bir kilo soğan domates için kuyruk olan bir toplumda israf demek her an tövbe istiğfar demektir. Aaaa&nbsp; diyebildi zilli ; 500 milyona yapılan camiyi müslümanlar yaptırmamış mıydı? sorusu&nbsp; gecenin sessizliğinde yankılandı , havada uçuştu&#8230;</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/">Sokak Tiyatrosu -1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokak-tiyatrosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çekilme Havası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18035</guid>
				<description><![CDATA[<p>I. Geceler boyu süren yankılardan çıkıp geldi. İsteyerek mi geldi kendisi de bilmiyordu aslında. Konuşacak bir şeyi kalmamıştı. Veya konuşabileceği son ses tonunu da yollarda tüketmişti. Belki de yorgunluğu tüketmişti sesini. Bir coğrafyada buna yaşamak diyerek kendilerini avutuyorlarmış. Oysa o, o kadar yorgundu ki. II. Yüreğinin kuytu yerlerinde yaşanmamış, hiç yaşanmayacak olan bir şeyler dolanıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/">Bir Çekilme Havası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>
















I.<br />
Geceler boyu süren yankılardan çıkıp geldi. İsteyerek mi geldi kendisi de
bilmiyordu aslında. Konuşacak bir şeyi kalmamıştı. Veya konuşabileceği son ses
tonunu da yollarda tüketmişti. Belki de yorgunluğu tüketmişti sesini. Bir coğrafyada
buna yaşamak diyerek kendilerini avutuyorlarmış. Oysa o, o kadar yorgundu ki.<br /><br />
II.<br />
Yüreğinin kuytu yerlerinde yaşanmamış, hiç yaşanmayacak olan bir şeyler dolanıp
duruyordu. Oysa o yüreğini kuşlara yuva yapmak için çabalayıp durmuştu. Tüm
malvarlığının o yuvadan ibaret olmasını. O yuvadan dünyaya bakmak isterdi bu
tanımlayamadığı burukluğu olmasaydı. <br /><br />
III.<br />
Gökyüzünde haziran koşuşturmasının yansıması: tatil planları, uzun yolculuklar,
deniz kenarları, yaz akşamları, ayrılışlar-kavuşmalar, çakırkeyf yürüyüşler.
Aykırı bir şeyler düşünüyordu durmadan. Ve sanki bir dakika düşünmeyi bıraksa
kendini bulamayacak gibiydi. Tanımlayamadığı mevsimler giriyordu düşlerine. <br /><br />
IV.<br />
Bir anda buralardan gitmeyi düşündü. Sesini tükettiğine göre nasıl
kalabilecekti ki? İnsan sesinin tükendiği bir yerde neden kalsın ki? Gidip bir
yerlerde avazı çıktığı kadar bağırabilmeliydi. Ciğerlerine doldurabilmeliydi
cesur bir havayı. Bir yerlerde sesini onarabileceğini hissediyordu.<br /><br />
V.<br />
Hissetmek canını acıtıyordu. Belki de bu sebepten, tercihen sesini yitirmişti.
Birden mevsim kendini hatırlatırmış gibi bir yağmura döndü. Sesinin tonuna
değebilirdi bir yağmur damlası. Yağmur damlasında kendini bulabilirdi.<br /><br />
VI.<br />
Oysa hepsi şuydu:<br />
çekilmeye çabalıyordu.<br /><br /><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/">Bir Çekilme Havası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cekilme-havasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18035</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Hayat Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Jun 2019 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17965</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar alacaklı görünse de hayat, bazı insanlara mutlu son borcu vardır. Leyla’nın yanındaydım o gün. Sene 98. Yıllar önce okuması gereken ona ait bir mektubu ulaştırdım ona. Bir postacı değildim ya da bir ahbabı. Garib’i bir de onun ağzından dinledim. Garib’in mektubu 96&#8217;da ulaşmıştı elime, ne tuhaf halbuki bu mektup 80&#8242; de yazılmış, dönemin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/">Bir Garip Hayat Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ne kadar alacaklı görünse de hayat, bazı insanlara mutlu
son borcu vardır.</p>



<p>Leyla’nın yanındaydım o gün. Sene 98. Yıllar önce okuması gereken ona ait bir mektubu ulaştırdım ona. Bir postacı değildim ya da bir ahbabı. Garib’i bir de onun ağzından dinledim. Garib’in mektubu 96&#8217;da ulaşmıştı elime, ne tuhaf halbuki bu mektup 80&#8242; de yazılmış, dönemin karışıklıkları yüzünden posta servisleri mektupları askıya almış yıllar sonra akıllarına gelmişti. Ama artık çok geçti. Leyla’nın hıçkıra hıçkıra okuduğu bu mektup Garib’in ellerinin değdiği son kaleme aitti.</p>



<p>Beni buralara kadar getiren hayatın o tesadüf niteliğinde bizlere oynadığı bir oyundan ibaret. Leyla 80&#8217;de benim şu an oturduğum Ankara’da ki evimde ikamet ederken Garib’e bir ahbabı aracılığı ile haber göndermiş ve Garib’in bu mektup ile birlikte istemeden sonu olmuştu. Evime ulaşan bu mektubu okurken Leyla’nın hissetmesi gereken bütün duyguları yaşamıştım ve içim sızlamıştı. Bir katip olarak görev aldığım adalet sarayına istifa mı basıp Leyla’ya ulaşmak için gecemi gündüzüme katmıştım. O dönemlerin saf ve temiz hayatlar barındırdığına kendimi inandırıp ”hangi dönemde yaşıyoruz” sorusuna ” insanlığın son dönemleri ” diye imza niteliğinde cevaplar hazırlar oldum. Lakin sahiden de öyle idi . Artık insanlık son dönemlerinde acı çekerken Leyla’nın hak ettiği ama alamadığı mutlu sonu bilmesini istedim.</p>



<p>Önce Garib’i araştırdım. Babasını, annesini kendisini. Sonra oturdum bir de Leyla’dan dinledim. Bir katip olduğumdan dolayı insanları araştırmam çok zor olmuyordu. Fakat bu kadar derine daha önce hiç inmemiştim. Babası 27 Mayıs 60 darbesinde kolluk kuvvetleri tarafından usulsüzce esir düşmüş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Garip verem hastası olan annesi ile bir başına büyümüş ve iki kişilik ailesini kimseye muhtaç etmemiş aralarına bir üçüncüyü katabilmek için 76&#8217;da Leyla’ya gönül vermişti.</p>



<p>Leyla ne kadar Garib’in gönlüne gönlü ile karşılık verse de babası Mahmut bey tarafından hep alı koyulmuş 20&#8242; li yaşlarını hep ızdıraplarla geçirmişti. Mahmut bey döneminde bölgede inzibat memurlarının amiri olduğundan Garib’in babasını fail’i meçhul düşünceler ile yargılayıp “ben komüniste kız vermem” gibi tavırlarla Leyla’yı Garib’in yanında her gördüğünde tekme tokat dövermiş. Bir dönem Garip buna dayanamamış kaçmayı denemiş Leyla’dan onu öyle her gördüğünde sahip olduğu aşkı içine atıp zarar görmesin istemiş .</p>



<p>Ama gönül gönülden nereye kadar kaçabilir ki sahip olduğu başka yuvası yoksa. Yıllarca gizli kaçamaklı görüşmüşler. Garip daha fazla uzak kalamamış Leyla’yı alıp her defasında kaçmayı düşünse de hasta ve garip anasını bırakıp hiç bir yere gidememiş. Garib’in Münevver annesi hastalığı yüzünden oğlunu bile kucaklayamadığı için gözleri hep hüzünlü dolaşır, 60 darbesinde kaybettiği bir daha haber alamadığı eşinin fotoğrafına bakıp bakıp ağlarmış her gece. Şimdilerde daha iyi anlar oldum o dönemlerde hastalıklar hüzünlerden ibaret olur yapışırmış ömürlerimize. Şimdi ise insanlık bir hastalık.</p>



<p>78 yılında Beyoğlunda sahil boyu el ele gezerken Leyla ile Garip’i Leyla’nın babası Mahmut bey devriye esnasında görür olmuş yine. İnzibat memurlarına Garib’i hırpalaması için emir vermiş Leyla&#8217;yı tutup kolundan sürükleye sürükleye götürmüş. O gün den sonra Leyla Garip ile görüşmemeye başlamış ve ne zaman görse yolunu değiştirir olmuş . Garip yediği dayağı hiç aldırış etmeden Leyla’ nın önünü her kestiğinde Leyla tarafından artık istenmediğini ve bir daha görmek istemediğini duyar olmuş. Sanırım bunun gerçek sebebini Leyla&#8217;dan dinlediğimde Garib&#8217;inde bunu bilmesi gerektiğini fakat artık çok geç olduğunu düşününce hüzün sarmıştı içimi.</p>



<p>Mahmut bey o gün Leyla’yı eve götürüp önce hırpaladıkdan sonra bir daha Garib ile görüşürse onu nezarete atıp işkence etmek ile tehdit etmiş. O günden sonra Leyla Garib’e hep kötü davranıp aşkını kalbine gömmüş. Garib’in bu çaresiz hüznü annesi Münevver hanımın gözünden kaçmayıp, öpüp saramasa da hicazından teselliler ile avuturmuş Garib’in gönlünü. 78&#8242; in Kasım ayında Mahmut beyin Ankara’ya tayini çıkması üzerine apar topar çıkıp gitmiş Leyla bir sabah bir veda bile edemeden.</p>



<p>Garip bu veda telaşını ve onu bir daha görememe hüznünü Leyla ona tekrar ulaşana kadar atamamış, her gün onun Mahmut bey yüzünden geçemediği evinin önünde oturup ansızın Leyla’nın pencereye çıkma ümidi le bekler dururmuş. Bunlar Leyla’nın benden öğrendiği şeyler idi. Ben ise bunları Garib’i araştırdığımdan bu yana hala hayatta olan mahalle sakinlerinden öğrendim. Düşünsenize ne kadar güzel öyle değil mi herkesin bildiği yıllarca akılda kalan bir aşk var ortada fakat imkansızlıklar içinde.</p>



<p>Münevver hanım 79 yılının Ağustos ayında hastalığına yenik düşüp vefat ettikten sonra garip iyice kapatır olmuş kendini. Hem evine, akşamları da Leyla’nın sokağına. O sadece annesini değil evini de kaybetmişti. Bir anne olmadık dan sonra o ev hiç ev olur muydu? Kimsesiz bir başına kalan Garip iyice elden ayaktan düşüp zayıf sıska bir delikanlı haline gelmiş.</p>



<p>Leyla’nın nerede olduğunu bilmese de onun sokağına yüreğini emanet etmiş. Derken Leyla bir gün bir ahbabının Beyoğlu&#8217;na yerleşeceğini duyup Garib&#8217;e ulaşıp nerede olduğunu söylemesini istemiş. Fakat bu ahbabı Garib’e 80 yılında yani bir yıl sonra ulaşabilmiş. Ona Leyla’nın iyi olduğunu Ankara’da şu an benim ikamet ettiğim evde olduğunu söyleyip adresini vermiş. Fakat mektubundan anladığım kadarı ile Leyla’nın onu hala sevdiğini söylememiş.</p>



<p>Garib mutlu olmuş o gün o haberi aldığı anda Leyla’nın sokağından kim geçti ise sarılıp öpüp çoluğa, çocuğa şeker ve gofret alıp dağıtarak deli divane dolanmış. Tahminimce bu mektubu o gün kaleme almış ertesine kalmadan göndermeye koyulmuştu. Her gün postahaneye gitmiş Leyla’dan bir cümlelik de olsa cevap beklemiş . Beyoğlu&#8217;nda kendinden başka kimsesi kalmayan Garib Mektubunda da dediği gibi “yolunu çöl olarak görmem gel de çöl olup geleyim Leylam.”</p>



<p>Leyla gel derdi elbet ulaşsaydı eğer bu mektup ona. Ama kader ya kimseye vermiyor mutlu sonu yaşatmadan acıyı. 80 yılının Eylül ayında Garib Postahane&#8217;den umudunu kesip tasını tarağını toplayıp Ankara’ya yol almış. Olağan üstü hal nedeni ile otobüs seferlerinde yer bulamayıp sabah dokuz trenine binmiş. O yolculuk bitmez o zaman geçmez yàrin heyecanı sardı mı yüreği zaman alacaklı gibi kapıya dayanır elbet.</p>



<p>Ankara’ya inen Garib bütün gününü Leyla&#8217;nın adresini aramakla geçirmiş . Sokaklar karışık halk dışarda, bir yandan kolluk kuvvetleri bir yandan halkın isyan çığlıkları . Tarih 12 Eylül hiç bir günahı olmayan bir Garib yerde yatıyor kafasına aldığı tüfek dipçiği darbesi ile Kızılay meydanında. Ayaklarının ucunda bavulu Ankara’ya ‘ çöl olmaya gelmişti Leyla’sına. Üzerinde kafa kağıdı çıkmamış yada kargaşada kaybolmuştu. Kimsesizler mezarlığına gömmüşler Garib’i. Ona vuran inzibat memurunun ifadesini okudum &#8221; Birini görmüş gibi öylece duruyordu Sadece orada olmaması gerekiyordu” diye yazıyordu. Hali ile ne ceza almış ne de çaldığı hayat uğruna bir bedel ödemişti.</p>



<p>Leyla babası Mahmut bey darbe sonrasında bir suikaste kurban gidip şehit edildikten sonra annesi ile yaşama tutunmaya devam etmiş 88&#8217;de Annesinin vefatı üzerine İstanbul’a geri dönüp büyük annesi ile Üsküdar&#8217; da hayatına devam etmiş. Hiç evlenmemiş Garib’in evine defalarca gidip mahalleliden haber dilenmiş. Garib’in Ankara’ya geldiğini kimseden duyamamış ne öldüğünden kimsenin haberi olmuş ne de yaşadığından.</p>



<p>Bu hayat hikayesinin peşine düşmemi gerektiren cümleler vardı Garibin mektubunda. Mektup elime ulaştığında şahsıma geldiğini düşünüp okudum. O inci gibi yazılan mektupta şöyle diyordu Garib;</p>



<p>&#8220;Eski zaman adamlarının mektuplarında seçtiği kelimelerdi benim için aşk&#8230; Öyle zarif, öyle temiz, öyle özenli&#8230; Annemin misafirler gelecek diye çeyizinden çıkardığı perdelerdi ve bayramlığımın altına giydiğim o siyah rugan papuçlardı.<br /> Canımı acıtırlardı ama çok severdim.<br /> Tıpkı senin gibi..</p>



<p>Ama kızmıyorum sana Leylam. Bir annem vardı artık sizlere ömür bir de sen hayatımda. İstediğin kadar uzaklaş gidemezsin gönlümden. Ne hissedersin bilmiyorum fakat yolunu çöl olarak görmem gel de çöl olup geleyim Leylam.</p>



<p>Hatırlar mısın elini tutmuştum korkak yüreğim ile, sen de elimi sıkıp yüzüme gülmüştün. İşte ben o gün bu gündür şiir okumuyorum Leylam. Ne bileyim daha güzelini bulamazdım satırlarda herhalde.</p>



<p>Gittiğinden beri buralar hep kış Leylam bu yüzden her sabah bir çığ masalı ile uyanır oldum. Ama senin mevsiminde hep fırtına kopsa da esen rüzgarın ılık olsun üşümeyesin&#8230;”</p>



<p>Mutlu bir son isteğimizden bir haber yaşıyoruz bazen. Kimi zaman insan sadece bir son istiyor, mutluluk fail’i meçhul bir olay olarak giriyor hayatımıza. Onu Garib’in hala nefes almayışı mutsuz etse de, onun el yazısı ile yazılmış bir mektubu koklayarak öpmesi, her cümlesini okşayarak okuması ve kırışan göz altlarından süzülen o mutluluk yaşları fail’i meçhul bu mutluluğa sığınmış bir aşk’a gerçeklik kazandırabilecek nitelikte idi.</p>



<p>Hayat çok garip. Leyla artık bir başına, Garib kimsesizler mezarlığında ne alı koyacak bir Mahmut bey var ne de Garib’in Leyla’nın yanında olamaması için bir engel. İkisi de yalnız fakat beraber olmak imkansız. Hayat ona direnen insanların kaderlerine kaçamak hikayeler yazıp mutlu son borcundan böyle kaçıveriyor işte.</p>



<p>Garib’in bu mektubunun beni Leyla’yı bulmaya itmesi, ona ait bir mutlu sonu sanki bana emanet etmiş hissi yaratmasıydı. Ne bileyim işte sanki Garib hiç görmesek de, nefes almasak da, imkansızlıkların bir imkanı mutlaka olduğunu kanıtlamıştı yer yüzüne.</p>



<p>Leyla’yı bulduğum gün sanki yıllarca bir ahbabıymışım gibi davranması , bana çay getirirken ” biliyor musun Garib’e şöyle bir çay demleyemedim” diyerek iç çekmesi. Bunca zaman ve bunca zaman aklından çıkmayan o aşkı. Leyla ne kadar giden taraf olsa da o an gözümde o tren garında hiç gelmeyen adamı bekleyen kadın rolünde idi.</p>



<p>Gitmeden rızasını istedim Leyla’dan şu an oturduğum yerde okuduğunuz bu hikayeyi yazmak için. Önce daldı düşündü ne evet dedi ne hayır ağlaya ağlaya ben kapıdan çıkana kadar teşekkür etti. Ben ise bir rica bile edemedim çünkü görev bildim.</p>



<p>Şunu bir kere daha aşılamak gerekirse gönüllere ” Bin kere tekrarı olmaz, insan sever bir kere” Leyla bunun kanıtı idi.</p>



<p>– Kalın sağlıcakla.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?fit=640%2C426&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-17972" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=768%2C511&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=1024%2C681&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=696%2C463&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=1068%2C710&amp;ssl=1 1068w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=632%2C420&amp;ssl=1 632w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/">Bir Garip Hayat Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17965</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Çığlıkları Geceye Gömmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 May 2019 05:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Müge Bay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17880</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gecenin sabahına ulaşmak güçtür derler. Zifiri karanlığın ardından doğacak güneşi bilmektir aslında bizlere umut veren. Geceyi dibine kadar yaşamak mı? Sessiz çığlıkların içinde oluşan feryatları, dilinin ucuna kadar gelmiş lakin söylenmemesi gereken kusurlar. Saklanması gereken sırları derinlemesine ortaya döktün. Yalnızsın ama ufkunda açılan derin sayfalarda birtakım şenlikler var. Geceye açsan derdini o ne anlar dersin. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/">Sessiz Çığlıkları Geceye Gömmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gecenin sabahına ulaşmak güçtür derler. Zifiri karanlığın
ardından doğacak güneşi bilmektir aslında bizlere umut veren. Geceyi dibine
kadar yaşamak mı? Sessiz çığlıkların içinde oluşan feryatları, dilinin ucuna
kadar gelmiş lakin söylenmemesi gereken kusurlar. Saklanması gereken sırları
derinlemesine ortaya döktün. Yalnızsın ama ufkunda açılan derin sayfalarda
birtakım şenlikler var. Geceye açsan derdini o ne anlar dersin. Siluetlere
seslense zihnindeki çığlıklar, duyan olmayacağından endişelenirsin. Düşler
birikir, düşler dibe çöker. Yeşermesi için umutlanırken düşkünlüğünü hissedip
zerre umurunda olmaz hisler. Sonra yeniden güneş doğar yeniden aynı nameleri
dinlersin. Geriye ne mi kalır? Bitmemiş ve sürekli yenilenen çığlıklar. Gecede
kalmayan daima sizi takip eden sarmaşık gibi. Sarmaşıklar sözde incitmez canını
daima sarılır durur sıkıca. Devamlı aynısını hissedecekmiş gibi bağlanırsın
duygulara. Şehrin gazabından biraz olsun kurtulmayı dilersin. Birbiriyle
ilişkili olmayan dilekler sıralarsın ardı arkası kesilmez. Tıpkı bu cümleler
gibi kesik kesik görünen ama birbirini kollayan kelimeler gibidir dileklerin.
Hep aynı güdüleri besleyen, dudaklarından döküleceği zaman biteceğini
zannettiğin hikâyeleri dinleyip durursun. Umutla güne başlar azapla karanlığa gömülürsün.
Kafandaki sonsuzluğu önleyemez düşler ayaklarına dolanır. İşte o anda karar
vermek gerekir. Düşlere takılıp düşmek mi acıtır yoksa onları ezip geçmek mi?
Belki de geceye bir mum yakarak devam etmek istersin. Daha önceden hiç
denemediğin bir umut ışığın olur etrafında. Böylece gecenin karanlığında
gölgelere sığınmak yerine mum ışığında yeni umutlar inşa edebilirsin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/">Sessiz Çığlıkları Geceye Gömmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-cigliklari-geceye-gommek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17880</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denize Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Apr 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17747</guid>
				<description><![CDATA[<p>Santo Morico adasında bir adam usulca denize doğru ilerledi. Kaldırımı aştı. Kayalıklara oturdu. Denizi izlemeye koyuldu. Elleri başının iki yanına almış, deniz analarının dolu olduğu bir saatte yosunlu kayalıklardan denize uzanan ayakları suyun tuzuna hafif alışkın bir edayla aşağı doğruydu. Soğuk bir dokunuşuyla hissettiği tuzlu suyun ayağını ıslattığı adam sakalını usulca okşadı. Ufukta bir güneş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/">Denize Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Santo Morico adasında bir adam usulca denize doğru ilerledi.</p>



<p>Kaldırımı aştı.</p>



<p>Kayalıklara oturdu.</p>



<p>Denizi izlemeye koyuldu.</p>



<p>Elleri başının iki yanına almış, deniz analarının dolu
olduğu bir saatte yosunlu kayalıklardan denize uzanan ayakları suyun tuzuna
hafif alışkın bir edayla aşağı doğruydu.</p>



<p>Soğuk bir dokunuşuyla hissettiği tuzlu suyun ayağını
ıslattığı adam sakalını usulca okşadı.</p>



<p>Ufukta bir güneş ölüyor gibiydi.</p>



<p>Yarın yine doğacak, sonra yeniden karanlığa gömülecekti.</p>



<p>Dudaklarından çıkan iki sözün mantığını almamasıyla karışık
bir hal içindeydi.</p>



<p>Komik bir durumdu belki ama söyleyemedi.</p>



<p>Yaşamın tadı hafif acıdır ancak meyvesi tatlıdır kuramını da
oturtamamıştı kafasında.</p>



<p>Düşünce dediğimiz olgu da böyle bir şeydi aslında.</p>



<p>Klasik müzik korosunda da düzenlilik arz eden konuydu
aslında düşünce.</p>



<p>Her şey düşüncede başlar der ya.</p>



<p>Kafamızda Kafka, Zweig, Sartre yoktur ancak düşünce
dediğimiz olgu olmadan da yapamaz bir insan.</p>



<p>Biz robot değiliz dedi bir gün bir çocuk.</p>



<p>Robot olsaydık bunları yapamazdık.</p>



<p>Duygusuz insan denemezdi asla.</p>



<p>Öfke de bir duyguydu insanı öldürse de.</p>



<p>En azından hissedebiliyor olmanın verdiği dayanılmaz
mutluluğun çehresinde bir küçük sincap oturdu kalbime.</p>



<p>Her duygu kalpten gelir ya dedi şair.</p>



<p>Ben de aynı şeyi söylüyorum sana aslında deniz.</p>



<p>Bir dünyanın eşiğinden evrene bakmak ve benlik arasındaki
uçurumun izleri silinmedi asla.</p>



<p>Ben evrensel bir kızım demişti dünya ve ben ona bakmıştım ve
demiştim ki: “Sen pek de güzel değilsin.”</p>



<p>Aslında herkesten güzel bir kızdı dünya.</p>



<p>Belki e ben ona güzelce bakamadım.</p>



<p>Her neyse deniz, söyleyeceğim çok şey var da sana
söyleyemiyorum.</p>



<p>Denize atlamakla, dalmakla olacak şey mi seni sevmek; yoksa
izlemek de daha güzel?</p>



<p>Aslında ikisi de yetmiyordu dünyamı anlatmaya.</p>



<p>Bilinmez ufukların bir masal şehrinden bana o gülümseyen bir
güneş, bana veda edip ayrılışı aslında beni terk eden dünyayla eşdeğerdi.</p>



<p>Sendin gelen bana.</p>



<p>Giden de sen oldun aslında.</p>



<p>Dünyanın bana gülümsemesi aslında en çok özlediğim şeydi.</p>



<p>Gülümse dünya.</p>



<p>Durma.</p>



<p>Sen, sen ol.</p>



<p>Ben aslında sendim.</p>



<p>Bir insan dünyası kadar insandır.</p>



<p>Sense benim evrenim oldun deniz.</p>



<p>Aslında senin yokluğunu bile hissedemedim.</p>



<p>Kalbin içindeydin, zincirliydin ve tutsaktın.</p>



<p>“Masum denizin uzaklığında ben bekliyorum.”</p>



<p>“Bir denize bıraktım gidiyorum.”</p>



<p>Son sözlerin bu oldu deniz.</p>



<p>Artık gün, dün oldu.</p>



<p>Bir umut doğdu.</p>



<p>Ve artık yokum, deniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/">Denize Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/denize-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17747</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Durum Leyla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Apr 2019 04:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Müge Bay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17721</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçenlerde aklıma takılı kalmış nağmelerden, daha önceden hiç duymadığım yeni bir tını oluşturdum. Yaşam boyunca edindiğimiz bilgilerden kendi hislerimizle yenilerini inşa etmemiz kaçınılmaz olur. Nihayetinde zihnimize kazınmış ve yeniden yönetilmeyi bekliyordur. Nerede ortaya çıkacağı, hangi hisle gündemi meşgul edeceğini bilemezsiniz. Sabah uyanıp kalkmamak için direniyorken gözüne takılan pervazlarda derinlere dalmak gibi bir şey. Her anına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/">Durum Leyla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçenlerde aklıma takılı kalmış nağmelerden, daha önceden hiç duymadığım yeni bir tını oluşturdum. Yaşam boyunca edindiğimiz bilgilerden kendi hislerimizle yenilerini inşa etmemiz kaçınılmaz olur. Nihayetinde zihnimize kazınmış ve yeniden yönetilmeyi bekliyordur. Nerede ortaya çıkacağı, hangi hisle gündemi meşgul edeceğini bilemezsiniz. Sabah uyanıp kalkmamak için direniyorken gözüne takılan pervazlarda derinlere dalmak gibi bir şey. Her anına izinsiz girebilir ve ancak canı istediğinde çıkıp gider. Onu büyüten de o konuma getiren de içindeki bitirememe arzusu, bitmesinde oluşacak korku hissidir. Alışılmışın dışına çıkamamak gibi bir şey adeta seni etki altına alıp hareket özgürlüğünü kısıtlar kendini kontrol etmekte zorlanırsın. İçinde yeşeren duyguyu daha da büyütüp kendine devasa duvarlar inşa edersin. Duvarları aşıp size ulaşacak yeni hisleri engellemeyi meziyet sanarsın. Oysa duvardaki oluşabilecek çatlakların önlemini en baştan alsan sonu bambaşka olacak bir hikâye yazabilirdin. Lakin kolaya kaçmak hepimizin işine gelmiştir. Paravanımızın etrafında uçuşan kelebeklerden hepsi aynı gibi gözükür bizlere. Onları ayırt edebilmek için çaba harcamamız istenebilir. Bizler de güzel bir üslup ile geri teperiz.  Şiirin ilk nüshasında aldığımız hazzı bütününde de hissedecek gibi. Ama aslında bazı şiirlerin sonunda hissedilir güzellikler. Bunu beklemeye sabredecek olursak işte o zaman bazı çatlakları engellemiş oluruz. Diğer kalanları ise gücümüz ve cesaretimizle üstesinden gelebiliriz.  </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/">Durum Leyla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/durum-leyla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17721</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Apr 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17585</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Neriman’a dedim, o konuda bende kırgınım.” Masadaki herkes bir an bana odaklandı. “Üçüncü dünya savaşı başlamış!” deseydim bu kadar etkilenmezlerdi herhalde. Neriman, benim eski sevgilim. Eski kelimesi bir insanın üzerinde bu kadar mı kötü durur. Geceleri ona yakıştıramadığım bu kelimeyi hafızamda döndürüp döndürüp beni ağlatan kadın. Rüyalarımdaki girişi olan ama çıkışı olmayan sokaklar. Oysaki biz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/">&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Neriman’a dedim, o konuda bende kırgınım.” Masadaki herkes bir an bana odaklandı. “Üçüncü dünya savaşı başlamış!” deseydim bu kadar etkilenmezlerdi herhalde. Neriman, benim eski sevgilim. Eski kelimesi bir insanın üzerinde bu kadar mı kötü durur. Geceleri ona yakıştıramadığım bu kelimeyi hafızamda döndürüp döndürüp beni ağlatan kadın. Rüyalarımdaki girişi olan ama çıkışı olmayan sokaklar. Oysaki biz sarhoş olup eve gelecektik, aynı eve, evimize yani. Ne zaman rakı içsek birbirimize sahip olduğumuz için mutluluktan ağlayacaktık. Kaç şiir yazılırdı onun üzerine, kaç kez bestelerdim saçlarının rüzgârda uçuşunu kim bilir? Kirpiklerine parmak uçlarımla dokunacak, dudaklarının çizgilerini ezberleyecektim. Neriman benim eski sevgilim. Değil! Neriman benim sevgilim! Neriman benim hâlâ sevgilim! Neriman benim… </p>



<p>“Oğlum iyileşmeye bak, bu böyle gitmez. Tamam, ayrıldınız bitti.” Diyebildi Savaş. Onun en kötü durumlarda bile böylesine cesaretli bir umudu oluşu beni bazen her şeyin eskisi gibi olacağına inandırıyor, içimde küçük bir kıvılcım çaktırıyordu. Sonra gerçek hayata dönüyordum tabi. Savaş liseden beri arkadaşımdı. Birbirimizin içini dışını bilirdik. Yanlış yapmaz, satmaz darda bırakmaz, elinde yapabileceği ne varsa yapar adam gibi adamdı Savaş. Gel gelgelelim hayatın adamlığı çok önemsediği yoktu. Liseden sonra geçim sıkıntısı yaşamış üniversite okuyamamış oda bir fabrikada işe girip çalışmaya başlamıştı. Babasının emekli maaşıyla zaten ancak bu kadar okutabilmişlerdi. Küçük bir kız kardeşi vardı. Henüz altı yaşındaydı. Gözleri ela renginde dünyalar tatlısı bir kızdı. Annesi pazarları ev temizliğine gittiğinde bazen o bakardı kardeşine. Bu pazarda haftalık iznini kardeşiyle geçirmiş, akşamına ancak bizle buluşmuştu. Ece ve Fatma’ya da haber vermiş her zamanki mekânımızda oturmuş içiyorduk.&nbsp; Dördümüz de yirmili yaşların üzerinde otuza bir dört beş yıl uzakta insanlardık. Ama tükenmişliğin yaşının olmadığını öğreneli bayağı olmuştu. Ya da en azından bana öyle geliyordu. Dünyada Hiroşima’dan sonra birkaç atom bombası da benim içimde atılmış gibi hissediyordum. Neriman benim hala sevgilimdi… “Oğlum valla üzülüyoruz bizde ama elden bir şey gelmiyor işte.&nbsp; Beni yanlış anlama olmayacağı baştan belliydi. Tamam, sevginize diyecek bir şeyim yok. Ama göze alamazdı. Onu da anlamaya çalış” dedi Ece.&nbsp; Biramdan bir yudum daha aldım. Mekânın tuğla kaplı duvarları üzerime üzerime geliyor gibiydi. Başımı izlemekte olduğum masadan yavaşça kaldırdım. Ecenin uzun düz sarı saçları çarptı gözüme, yüz çizgilerimi kaybetmiş gibiydim. “Oldu olacak herkes ayrılıyor zamanla alışırsın falan de” bir yudum daha aldım. Omuz silkmekle yetindi Ece. Büyük bir yudum bira daha. Ece uzun zaman önce tanıdığım biriydi. Savaş sayesinde tanımıştım. Oda okumaktan sıkılmış olacak gibi üniversite mezunu olmanın bir işe yaramayacağını anlayınca, liseden sonra çalışmaya başlamış bir kafede garsonluk yapıyordu. Annesiyle babası uzun zaman önce ayrılmış annesiyle yaşıyordu. İlk tanıştığımızda çalıştığı kafede Savaş’la bana çay servisi yaparken benim el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmam sonucu çayı elinden yan masanın ayağına uçurmuştum.&nbsp; Ne kadar özür dilediğimi hatırlamıyorum. Neyse ki kimse haşlanmamıştı. Fatma ya gelince, o uzun zamandır arkadaşımdı. Lisede aynı sınıftaydık, bir ara başka bir okula gidecek oldu ama vazgeçti. Kalbini kıran erkekleri bir bir dövmüşlüğüm vardır. Sonrasında oda zaten sevmekten vazgeçti.  </p>



<p>Babasının tayiniyle geldiği bu şehirde emekli oluşuyla kaldı. İçimizde
bir o üniversite okumaya hevesliydi. Ama hayat ona da izin vermedi üniversiteye
gideceği anda babasının ani ölümüyle hiçbir yere gidemedi. Kardeşi abisi
falanda yoktu Fatma’nın annesinin tek çocuğu evin güzel kızıydı. Babasının
öldüğü gün ilk beni aramış “babam yok Deniz babam yok!” diye telefonda ağlamıştı.
Sonradan anlıyor insan bir insanı kaybetmenin çok zor olduğunu ve babasını
kaybetmenin daha da zor olduğunu. “Fatma” dedim. “Fatma, sen ne düşünüyorsun?”
Omzuma yaslandı başını koydu. Siyah saçları boynumdan aşağıya sarkıyordu.
Koluma girerek mırıldandı “Geçecek Deniz, geçecek. Tabi sen geçmesine izin
verirsen. Kendine hep böyle yapıyorsun biraz rahat bırak” Sesinde alkolünde
etkisiyle biraz gevşeme vardı. Sağ dirseğimi masaya dayayıp ağırlaşan başımı
avucumun içine aldım. Gözlerimi kapatsam onun hayali gelip geçiyordu. Açsam her
gölgenin koyusundan onunla ilgili bir düşünce süzülüyordu. Bir delilik yapmam
an meselesiydi. İnsan nasıl cinayet işler, nasıl hapse düşer, nasıl birini
kaçırır anlıyordum. Gençliğimi yakacak her hareket şu an bana normal bir eylem
gibi geliyordu. “Seviyoruz lan bir birbirimizi biz…” “Seviyoruz! Seviyoruz.
Seviyoruz” gittikçe kısıldı sesim. Seviyorduk ama kısık sesle işte haykıracak
bir durumumuz yoktu. Cesaretimizde yoktu. Ne ben onu alıp kaçırabiliyordum. Ne
o bana gelebiliyordu. Ruhum zihnimde kurşun gibi arda arda sıkılan düşüncelerin
arasında kaybolmuş büyük yara almış bertaraf olmuştum. Ama henüz kalbimin
bundan haberi yoktu. Ona sorarsan “Yürü oğlum kim tutar seni! Çek kolundan
götür gelmemek ne demek? Öyle bir gelecek ki” diyordu. Ama bunu yapabilmek için
ne kadar içmem gerektiğini söylemiyordu. “Oğlum sevginize diyecek bir şey yok
zaten. Sen niye anlamıyorsun sizin durumlarınız ters. Yürütemezsiniz. Onun bir
şekilde bazı şeyleri aşması lazım ki aşamıyor görüyorsun. Sonra çevre büyük bir
sorun bunu aşmalısınız. İlk fırsatta vazgeçiyor. İleride çok sorun
yaşayacaksın” diye söylendi Ece. Başından beri zaten olmayacağını söylemişti.
İlk fırsatta bunun ilerde beni daha da üzeceğinden bahsetmiş, kendimi
kaptırmamamı sonrasında çok geç toparlanacağımı falan hep vurgulamıştı. “Tamam,
arkadaşlar kapatalım konuyu. Başka mevzumu yok yahu düzeleceksin tamam sende
çok gitme üzerine bunun başka şeyler düşün aşk acısından ölen yok.” Dedi Savaş.
Devam etsek kötü olacaktım ki zaten kötüydüm farkına varmıştı. Herkes gününün
nasıl geçtiğinden bahsetti. Haftaya Fatma’nın doğum günü vardı ne yapacağımızı
konuştular. Hiç birini tam anlamıyla duymuyor duysam da geçiştiriyordum. Neyse
ki fazla uzun sürmedi. Göçük altında kalmıştım ve hiç kimsenin konuşmasında
bana yardım edecek bir sesleniş yoktu. Buna rağmen sesleri git gide
uzaklaşıyordu. </p>



<p>Gecenin sonunda elimi cebime attığımda buruşmaktan origami olmuş son
yüz liramı buldum. Hesabı ödeyip çıktık. Dördümüzde çakır keyif olmuştuk.
Kızları eve bıraktıktan sonra savaşla birer bira alıp sahile geçtik. Civarda üç
beş sarhoş son içkilerini içiyordu. Kayalıklara oturduğumuzda Neriman&#8217;la buraya
geldiğimiz aklıma geldi. Koluma girer sanki artık uçamayacak bir kuşun korka
korka bir insanın avuçlarına teslim oluşu gibi başını omzuma koyardı. O an
anlardım ki bir insan gerçekten seviyorsa o kişiye karşı dünyanın en savunmasız
canlısı oluyordu. O da öyleydi benimleyken. Sevmek bir bakıma teslim olmak
demekti. Bütün yalanlardan, bütün samimiyetsizliklerden, bütün korkulardan
vazgeçmek ve bütün ihtimalleri hiç sayıp dünyada sadece sevdiğin insan
varmışçasına ona teslim olmak. Sevmek tercihleri sıfırlamaktı. Onun dışındaki
bütün tercihleri yok etmek. Neriman beni seviyordu. Neriman benim dışımda bir
hayat düşünmemişti. Neriman’inin benim dışımda bir tercihi de yoktu. Dünya
üzerinde Neriman için başka insanda yoktu. Bir süre sonra evlenince ya da
birlikte olmaya başladıktan sonra heyecan ölür her şey sıradanlaşır aşk sevgi
alışkanlığa dönüşür derler, Neriman’inin süresi yoktu. Altı ay boyunca her gün
bana farklı farklı baktı. Her gün ilk günmüş gibi. Her gün yeni aldığı çiçeği
sular gibi. Vitrinde o çok beğendiği elbiseyi ilk giyişi gibi. Ben onun
saçlarını okşadım. O benim gözlerime baktı. İçinde kendini görünceye kadar ki
baştan aşağı ben o olmuştum.</p>



<p>&#8220;Ne oldu? &#8221; Savaş kolumu sıktı. Bir an geriye doğru
irkildim. Uzun süredir dalıp gitmişim demek ki Savaş dürtmüş. &#8220;Olum iyi
misin? Duvara mı konuşuyorum ben? Uçtun gittin yine.&#8221; Bir yudum daha aldım
biradan. &#8220;Pardon ya. Abi biliyorsun işte acayip hallerdeyim. Uf geçecek
gibi değil. Olmuyor olum.&#8221; Bir yudumda o aldı birasından &#8220;Olacak
olum. Bak kızma bana ama her şey sevgi değil be abi. Olmuyor yani.
Sorumluluklar giriyor işin içine. Birde anasını siktiğimin elalemi, oradan
buradan herkes karışıyor işin içine fırsat vermiyorlar adama. Kaldıramazdınız
zaten lan. İleride daha kötü olmasındansa şimdiden herkes kendi yoluna baksın
hem bak, seni iyi tanıyorum o mutlu olunca sende mutlu olursun. Bırak mutlu
olsun. Bırak yolunu çizsin bir sorun olursa yine biz buradayız lan amına
koyarız ortalığın gerekirse gideriz destek oluruz kimse üzemez. Yapmadığımız
şey mi?” zaten benle mutlu. Bende onla mutluyum. Diyemedim. Diyemedim çünkü
bizim sorunumuz mutlu olup olmamak değildi. Bizim sorunumuz bambaşkaydı.
Başkaydı çünkü amına koyduğum dünyasın benim mutlu olmamı istemiyordu.
Gökyüzünde bulutlar yüzüyor, ay ben buradayım der gibi parlıyordu. Bir medet
umar gibi kaldırdım başımı yıldızlara baktım. Gökte yıldız yoktu. Medet hiç
yoktu…</p>



<p>Gözlerimi açtığımda bir an geç kaldım diye düşündüm. Ama uzun zaman olmuştu benim bir işim yoktu. Sonrasında sildim alnımın terini rahatlama hissiyle bıraktım kendimi yatağa. Param suyunu çekmeye başlamıştı. Akşamdan kaç para kaldı diye düşündüm. Sanki dünyanın en önemli olayı benim cebimdeki paraymış gibi. Dudaklarım açılmakta zorlanıyor, hırlar gibi nefes alıyordum. Deli gibi su içesim vardı ama kim kalkıp mutfağa gidecekti şimdi. Bir annem babam olsaydı şimdi belki seslenirdim. Ya da paytak paytak yürüyüp bana yarısını yolda dökecek olduğunu bildiğim bir bardak suyu getirmeye çalışan bir kardeşim olsaydı. “Susadım!” diyebilmenin özlemini duydum aptalca ve saçma sapan. Kalktım mecburmuşum gibi. Yerde duran kot pantolonumun cebinde kalan elli liralık kâğıt parayı çıkardım düzelttim masaya koydum. Bir dahaki sefere harcadığımda düzgün olsun istedim herhalde. Gittim kana kana su içtim. Geldim aynaya baktım. İnsanlar beni görüp nasıl korkmuyorlardı hayret. Aynadaki adam zombiye dönmüş ruhsuz ince uzun dağınık biriydi. Ya da bana öle geliyordu bilmiyorum. Yansımama durup “çıkalı ne kadar oldu Nazi kampından?” diye sorasım geliyordu. Sormadım. Onunda cevap verecek hali yoktu zaten. Kısa dönemlikte olsa bir iş bulmam gerekliydi. Mümkünse gidip gelirken otobüsün Neriman’in çalıştı yerin önünden geçmeyeceği bir iş. Yollarında onunla karşılaşmayacağım bir iş. Yaparken onu aklıma getirmeyeceğim, dönme ihtimalini düşünmeyeceğim, hatta ararsa çalışıyorum diyerek telefonumu açmayacağım bir iş. İnsan bazen bir işten ne kadar çok şey umuyor hayret doğrusu. Bütün günümü bilgisayar oyunu oynayarak, uyuyarak, sokaklarda boş boş gezerek heba ettikten sonra nihayet akşam olduğunda bizimkilerle buluştuk.&nbsp; Kızlar işten güçten bahsediyordu ama Savaş bütün bunların benim umurumda olmadığını farkediyor masanın ucundan bana bakıyor, takma artık der gibi mimikler yapıyordu. Bende başımı yukarı kaldırıp “ yok be oğlum ne takıcam” işaretleri vermeye çalışıyordum. Konuya kendimi dahil etmeye çabalayışlarım ise takdire şayandı. “Sinemaya gitsek mi be haftaya?”&nbsp; kızlar birbirne baktı. Fatma birşeyler söyleyecek oldu ama son anda vazgeçti. Bunun yerine birasından bir yudum almakla yetindi. “Unuttun galiba haftaya Fatma’nın doğum günü var” dedi Ece. “Ha evet pardon ya.” Diyebildim. Siyah bakışlarını başka tarafa çevirince alındığı belli oldu. “Ya tamam kızım aklım başımda değil zaten dediklerinizi bile duymuyorum ne atar yapıyorsun” Savaşın sırıtışı canımı sıktı. “Sırıtma lan sende!” savaş şimdi büsbütün gülüyordu. “Olum harbi sen kafayı yedin valla bu kız sana kafayı yedirtcek. Bence sigortan daha devam ediyordur senin git kliniğe baştan paşa paşa teslim ol” “Çok biliyorsun” der gibi başımı salladım. Fatma gülüyordu.&nbsp; “Haklı”dedi sadece Ece koca bir yudum daha içerken. “Tamam be tamam kafam karışık sadece düzelecek. Sen niye öle oturdun karşıma gel bu tarafa kalk kalk artistlik yapma bana geç yanıma” Fatma yanıma geldi koluma girdi. Yalnız olsaydım belki sarılırdım. Hatta onunla olmak bile bir an aklıma gelip gitti. Sonrasında bu düşünceyi kafamdan kovdum. Ama bir yandan da içimden “bunu düşünebiliyorsam iyileşiyorum” diye geçirmekten kendimi alamadım. Yada belkide sadece kendimi kandırıyordum. İyileşmek demek yakın arkadaşınla yatmak demek olmamalıydı herhalde. Ama Fatma&#8217;nın buna niyeti vardı. Savaş bu konudan hoşlanmasam da zaman zaman bana konuyu açardı. Fatma&#8217;nın sevgilisi yoktu. Savaşın dediğine göre benden hoşlanıyormuş. Ve bu uzun zamandır olan bir şeymiş benim fark ettiğim yok. Hoş zaten fark etsem de aklımdan hiçbir zaman böyle bir düşünce geçmedi. Kötü kız değildi. Çirkinde değildi ama insan belkide içini döktüğü ve her şeyini bildiği birine böylesine bir şey hissedemiyor. Belkide biraz bilmediği bir şeyler olduğunda bağlanıyor karşısındakine. Başını omzuma yasladı parfümünün şekersi tadını duydum. </p>



<p>“Tamam doğum gününü konuşalım. Ne yapacağız içeriz değil mi?” “Oğlum o banko zaten” dedi saçını düzeltirken Ece. “ Fatma beklemediğim bir çıkış yaptı başını kaldırıp “Vizyonunuzu s*keyim lan sizin” Küfür edişini nedense seksi buldum o an. “Lan normalde sürpriz yapar arkadaşlarına insanlar. NORMALDE!” az kalsın Savaş ağzındaki birayı püskürtecekti kocaman bir kahkaha attı. “Yavaş lan üstüme kuscan ayı” diye durdurmaya çabaladım. “Tabi siz normal falan olmadığınız için yanımda konuşuyorsunuz. Hatta bu yetmiyor bana soruyorsunuz. Odunlukta sınır tanımıyorsunuz benim bebeklerim.” Önce benim yanağıma sert bir öpücük kondurdu. Sonrasında Ece ve Savaş’ın yanaklarından makas aldı. Şaşkınlığım fark edilmesin diye bir yudum bira içtim. “Kızım biz samimiyiz o geri zekalı arkadaş toplulukları gibi değiliz. Onların hepsi instagram dostlukları sen boş ver bak biz delikanlı gibi seninle düşüncelerimiz paylaşıyoruz. Anlık arkadaşlıklar onlar, dimi ama?” Onaylayın lan der gibi baktı bize Ece. Kaldırdı şişesini. “Çak bakalım fıstık çak.” Hepimiz şişelerimizi tokuşturduk.  Ne kadar içtik hatırlamıyorum. Üç tane belki belki dörttü. Son biraları içmiş miydik? Bilmiyorum. Kendi aralarında bir şeyler konuştular bizimkiler sonra Fatma&#8217;nın koluma girmesiyle mekandan çıktık. Ece ve Savaş bizle beş on adım sonra vedalaştı. Sarmaş dolaş sokakta ilerliyorduk. Ama nereye? “Evee bırakayım mı seni?” neredeyse savrulacak bir kahkaha attı Fatma. İkimizde sarhoştuk elbette ama ben daha bilinçliydim. Sadece ne kadar içtiğimizi hatırlamıyordum. Hepsi buydu. Evin yolunu bulabilirdim. Fatma&#8217;yı evine de bırakabilirdim. Hatta kendimi yatağa atıp ertesi gün uyanmayı bile başarabilirdim. Ama hiç biri bu gece mümkün görünmüyordu. “Seni ben bırakayım istersen evine. Bu kadar çok içmemeliydin.” Fatma kendinin daha az içtiğini düşünüyordu. Ama yürüdükçe kafamda yirmi dakika önceki hallerimiz canlanmaya başladı. O daha fazla içmişti. Hatta en son benim biramı da fondip yapmıştı. Ayarla hesabı der gibi bi işaret çakmıştım Savaşa. Sonrasında Savaş  Eceyi bırakacağını söylemişti. Uyumazsam ararım demişti. Zihnim açıldıkça olayları kontrol etmem gerektiğinin farkına vardım. “Nereye gidiyoruz?” şehirde nereydeyse kimse kalmamıştı. Karanlık sahil yolunda doğru ilerledik. Kayalara çarpan deniz dalgalarında duymasak yaşam belirtisi yoktu. Fatma kolumdan çıkıp sağlı sollu devrildi devrilecek yürümüye başladı. “Nerde a**nakoyayım bu insanlar lan” haykırdım. Fatma dahil cevap veren olmadı.&nbsp; “Nerde? En çokta o nerde? Adını söylemeyeceğim. Nerde lan o nerde?” diye mırıldanıyordum kendi kendime. Dönüp bana baktı sarışın. “Ben buradayım yetmez mi?” elimden tutup kayalıkların önündeki kaldırıma oturttu beni. “Duralım biraz” Zaten dönen başım şimdi iyiden iyiye beni mahvediyordu. Öne doğru eğildik ikimizde. Bir ara kusacak gibi oldu. Biraz tükürdü. Ama kusmadı. “İyi misin?” Yüzünü bana doğru döndü. “Değilim.” Dudaklarını temizledi.&nbsp; Vücudunu üzerime doğru bıraktı. Kucağımdaydı. Bütün nöronlarımla Neriman’nin evinin önüne gidip, deli gibi haykırmayı düşünürken ben o dudaklarıma yapıştı. Karşı koymadım. O Neriman, bende bendim işte. Ben kim olduğumu bilmiyordum o ara. Çocuğa göz kulak olmazsan gider elini sobaya değdirir. Çukura düşer. Ki hele bizim ülkedeyse kesin düşer. Prize elini sokar. Sadece sonrasında ne olacağını merak ettiği halde. Hatta sonucunu bile bile. Beni Neriman boş bırakmıştı. Gitmişti. Bende elimi prize soktum. Çukura düştüm. Üstüm başım parçalandı. Çamura battım o an. Sobaya değdirdim elimi tenim yandı. Gözlerime bakan kadının gözlerine bakamayacak şeyler yapıyordum. Dudakları yakın bir arkadaşıma mı aitti yoksa sokaktan geçen her hangi bir kıza mı? Fark yoktu. O an bütün bunları sarhoşluğun etkisinden çok birini öpmenin ihtiyacıyla yaptığım hissine kapıldım. Ellerim saçlarına gitti. Parmaklarım aralarına girdi. Beni kendine doğru bastırıyordu. Karanlığın içinde kucağımdaki bir bedeni öpüyordum. Kim olduğunun önemi yokmuşcasına&#8230; Sanki ısındıkça ısınıyor, ağırlaşıyordu vücudu. Ötemde bir şeyler kıpırdarmış gibi oldu. Kapalı gözlerimi hafif araladım. Dudaklarımız ayrıldığında bir gölge çekti dikkatimi. Hafifçe kaldırdım başımı gözlerim hala tam açık değildi. Ay ışığının altında biri dikiliyordu. Otuz metre ilerde saçlarını kapşonunun üzerine atmış, griden siyaha çalan bir kadın. Arkası dönük elleri birbirini tutmuş. Uzaktaki aya mı yoksa ufuk çizgisini ayırt etmenin mümkün olmadığı kıyıdan sonsuza uzanan karanlığa mı baktığını bilmediğim bir kadın.&nbsp; Neriman. Neriman oradaydı. “Neriman?”&nbsp; “NERMİN!” Kan beynime sıçradı bütün hücrelerimi aynı anda öldürdüler. Soğuk bir bıçak darbesi yer gibi oldum. Tüm gücüme ayağa kalktım.&nbsp; Fatma düşmemek için son anda tutundu oturduğu kaldırıma. Yalpalayarak bir kaç adım attım Neriman&#8217;a doğru.&nbsp; İçimden bir ateş topu vücudumu sarmış dışarıya çıkmaya çalışıyor gibiydi. Beynimde kaynar nehirler akıyordu. Heyecandan bayılacağım sandım. İki adım daha attım. Onunla konuşamadan bayılmak korkusundan daha fazla duramayıp haykırdım. “NERMİN! NERMİN!” </p>



<p>Sadece başını çevirdi bana doğru Neriman. Zar zor seçebildiğim gözlerinn içlerinde küçük beyaz yanılsamalar gördüm. Saçları savruldu bir an rüzgarda. Dik dik baktı bana. Bir adım daha atamadım. Yüzünü izledim öyle sanki daha önce görmediğim bir yüzü inceler gibi derin derin baktım. Sonra kıstım gözlerimi bir daha baktım. Kadının elindeki telefonu çaldı. Kulağına götürüken gördüm ışığından yüzünü. “Tamam bekliyorum” deyip kapattı. Birkaç adım daha attım ona. O benim farkımda değilmiş gibi yüzünü yine önüne döndü. “Neden böyle yapıyorsun Neriman?” Acaba bizi görmüş müydü öpüşürken? Görmüş olabilir miydi? Bilmiyordum. Tek bildiğim onu çok özlediğimdi. Kendimi af ettirmek için elimden geleni, hatta fazlasını yapmaya hazırdım.&nbsp; “Seda !”&nbsp; arkasını döndü tekrar kadın.&nbsp; Hemen hemen onun boyunda bir adamdı seslenen. “Geç kalmadım dimi?”&nbsp; Sarıldılar. Sonra bakışları bana döndü adamın. “Rahatsız mı ediyor?” “Hayır birine benzetti her halde. Sorun yok hadi gidelim.” İçimde bir yanardağ patladı. Midemde ne varsa kustum. Fatma&#8217;ya döndüm. Zar zor beni terk etmeye çalışıyordu. Acıdım haline. Ondan daha fazla da kendi halime tuttum kolundan bize götürdüm. Salondaki kanepeye yatırdım. Duşa girdim. Bir daha kustum. </p>



<p>Neriman odaya girdiğinde henüz korkudan kalbimin ritmi değişmemişti. Bal köpüğü saçlarını omzundan beline doğru sarkıttı. Deri ceketini çıkardı. Ayakkabıları hala duruyordu. Yatağımda uzanmış ona bakıyordum. Gözleriyle beni süzdü. Bakışları keskin şehvetli hatta birazdan olacaklardan sorumlu değilim der gibiydi. Uzun vücudunu iyiden iyiye süzdüm. Bana imalı imalı bakıyor ve gülümsüyordu. Duvara yaslandı, çabucak gülümsedi. Kısa bir etek giymişti. Altında siyah transparan külotlu çorapları ve kırmızı topuklu ayakkabıları vardı. Bana doğru birkaç adım attı. Hala uzanıyor şaşkınlıkla onu izliyordum. Elinde nereden geldiğini anlamadığım kare çikolatayı bana doğru uzattı.&nbsp; Yastığımın öbür ucundaki saçların hareketlenmesiyle irkildim. Fatma yanımdan yarı çıplak uzanıp çikolatayı aldı. “Sorun yok ben yerim. Birlikte yiyelim hatta gel sende Neriman.”dedi. Neriman gülümsedi. “Tabi ki neden olmasın” ardından soyunmaya başladı. Fatma üzerime doğru atlayıp beni delicesine öpmeye başladı. Karşı koymaya çalışsam da fayda etmiyordu. Fatma üzerime çullanmıştı ve kalkmıyordu. “HAA”  Gözlerimi açtığımda üzerime oturan ağırlığı alt etmek için tüm gücümle ileriye atıldım. Ter içindeydim. Kafamda saçma sapan şeylerin ardından ana karakterin uyandığı “neyse ki rüyaymış” dediği an canlandı. Neyse ki rüyaydı. Ama bu kadar pornografik olacağını tahmin etmediğim bir rüya. “Ulan” dedim kendi kendime gerçek olsaydı birde. Fena da olmazdı hani. Ama benim hayatım bu kadar kusursuz olamazdı. Boş verdim bu düşünceyi ardından tekrar bıraktım kendimi yatağa. İçine gömüldüm yastığımın. Tavan bana ben ona bakıştık bir süre. Benden hoşlanıyordu büyük ihtimalle de, söyleyemiyordu. Bende ona karşı boş değildim.&nbsp; Her&nbsp; akşam bakışmalar falan. Düşünceli düşünceli kesmeler onu. Teni pürüzlüydü belki ama yaşlı sayılmazdı. Bir yıllıktı benim için. Bir yıl önce kiralamıştım bu evi. Ev sahibi açık görüşlü bir adamdı. “Olum biz anlarız öğrencinin halinden, sen merak etme çok ses yapma yeter arkadaşın gelsin gitsin benim için sorun yok” adam arkadaşın demişti bilerek mi acaba? Neriman&#8217;ı bilip tanıyor muydu? Sanmıyorum. Bilse önce benim öğrenci olmadığımı bilirdi. Yalnız yaşadığımı annem ve babamın trafik kazasında öldüğünü, ablamın eşinin zengin olduğunu ve birkaç şehir ötede yaşadığını. Eniştemden gizli gizli her ay bana para gönderdiğini fakat o o*ospu çocuğu eniştemin beni sevmediğini falan bilirdi. Hoş bilse de bir şey fark etmezdi ya. Belki sonradan öğrenmişti ama bildiğim kadarıyla bilmiyordu. Az param kalmıştı. Ablama telefon açmalıydım bu gün. Başımın ağrısı geçmeliydi ama önce. Onun içinde ilaç içmeliydim. İlaç içmek içinde yataktan kalkmalıydım. Bir sürü telaşe. Biraz daha uzandım. Gözüme ne büyük geldi bir an bütün bunlar. İnsanlar onca teknolojik aleti nasıl bulmuş acaba. Hiç mi üşenmedin arkadaş? Yan dönüp komodini açtım. Havlu çıkarıp terimi sildim ama zihnimdekiler kaldı. İçimden yapma çığlıkları yükselirken ben çamaşırlarımın altından “yapacağım yapacağım” diye üsteleye üsteleye eski bir albüm çıkardım. Hatıralar acı çektirmiyor. Biz hatıraların peşini bırakmadığımız için acı çekiyoruz. Onlar bize mazoşist olup olmadığımızı anlamamız için bir fırsat. Aksini iddia eden hafızasını kaybetmiştir, net! </p>



<p>On onbeş boyutlarında küçük bir albümdü bu. Resimlerin aksine Neriman’la buluşmalarımızda özel kabul ettiğimiz şeyleri tıkıştırmıştım içine. İlk sayfada ona yazdığım ilk şiir vardı. Altında küçük bir not, “hayatıma bir buket çiçek almıştım bundan bir hafta önce, ve bu gün suya koyuyorum büyüsünler kokusu sarsın odamı diye” Parmaklarımı üzerinde dolaştırdım. İnsan harflere nasıl dokunur, nasıl sever kelimeleri bunun bile bir kanıtı varmış öğrendim. Sonraki sayfa, bir çikolata ambalajı en çok sevdiklerinden yoğun çikolatalı gofret. Altında küçük bir not. “en sevdiğinden nasıl iştahla yemiştin o gün 22. Ekim 2016” Sonraki sayfa… Anı bulutlarını dağıtan mesaj sesi. Fatma&#8217;dan geldi. Doğru ya Fatma. Fatma vardı bir hani dün gece öptüğüm. Sonra yok saydığım. Yakın arkadaşım benden hoşlanan ama benim yüz vermediğim. Eve getirdiğim ama sevişmediğim. Adamlıkta sınır yok. Koluna girdiğimde Neriman diyesim geliyordu. Allah da benim belamı versindi. “Konuşmamız lazım müsait olduğunda arar mısın?” yazıyordu mesajda. Ne konuşacaksak. Benden önce kalkıp gitmişsin zaten. Tamam olmayacak bir şey işte hazır değilim. Oha hazır değilim mi diyeceğim? Hem zaten ne hazırsan başlayalım diyecek hali yok kızın ki. Eser gürlerse bir de. Çekemem çekemem. Ulan yine yaptım yapacağımı. Kalk olum kalk. Gün bitiyor kalk kalk bitmeden başına ne gelecekse gelsin. Akşama içecek neden lazım. Kalktım. Halının üzerine basmamla bir ayağımın altı sırılsıklam oldu. Ayağımı kaldırdım yapış yapıştı. Halı oldukça kirlenmişti temizlemedim. Duşa girdim. Plastik yeşilliklerin arasından caddeyi izliyordum. Hava kararıyordu. Caddenin başındaki taksi durağında iki taksici öncelik kavgasına tutuştular. Arkadaşları ayırdı. Müşterinin acelesi vardı beklemedi bile&nbsp; onları başka durağa yöneldi. Simitçi çocuk simitlerin yarısını bitirmiş köşe başında daha aralıklı sıcak simit diyordu. Kalabalıktan birkaç saat öncesiydi. Vardiya bitip de eve doğru yola çıkanlar çoğalınca bir hareketlilik daha sonrasında sakinlik. Kaldırımda bir anne ve oğlu durdu. Annesi dizlerinin üzerine çöktü çocuğun boyuyla eşitlendi üstünü başını düzeltti. Bir şeyler tembih etti sonra elinden tutup yürümeye devam ettiler. Çay geldi. Kahve geldi. O an dönüp bakabildim ona. Bir süre kahvesiyle oynadı uzun uzadıya karıştırdı. Parmaklarından yarısı çıkmış siyah ojelerini seyrederken ben kaçamak yüzüme baktı. Sonra hemen kahvesine döndü. Bir yudum aldı. Benim söze girmemi bekliyordu belli ki ama daha çok beklerdi. Ne diyecektim? Aramaya bile cesaret bulamamış “Bahanede buluşalım” diye mesaj atmıştım Fatma’ya.&nbsp; Her zaman gittiğimiz barın bahçesinde buluşmuştuk.&nbsp; Bira söylemeye cesaret edemedim “çay” dedim garsona. “Çay kardeş bira ebemizi sikti dün gece o yüzden çay” diyede ekledim içimden tabi. Fatma&#8221;nın siyah deri ceketine baktım. Sabahki rüyam geldi aklıma. “Neriman’dakinin aynısı lan bu. Başlıycam artık Nerimanına. Hop dedik Neriman&#8217;a laf yok…” Kendi iç sesimle kavga ederken ben Fatma konuştu. Belli ki suskunluğum canına tak etmişti. “Deniz…” Bir an ne güzel bir ismim var dedim. “Biz dün gece belki yapmamız gereken bir şey yaptık. Ama kendini suçlu hissetme. İkimizde sarhoştuk.” </p>



<p>” Ulan dedim. Kıza bak benim söylemem gerekenleri bana söylüyor. Ahu Tuğba bir filminde pezevengi Nuri Alço’dan için o benim erkeğim diyip mangal yaktığı sahne geldi aklıma. “Farkınadıyım. Özür dilerim. Seni öle bırakmak istemezdim bi an onu gördüm sandım. Oluyor işte öyle” Saçma sapan sözde bir açıklama yaptım. Gerçi kız benden daha olgun karşılamaştı herşeyi. Bir sıkıntı görmüyordu olanlarda. Onun için sorun yoksa benim için hiç yoktu. “Benimde hatam var. Çok içmemeliydim. Fazla kaçtı işte. Senden tek ricam bunu bizimkiler bilmesin.” Arkadaş gurubumuzdan bahsediyordu. “Yok saçmalama tabi ki bu aramızda.” Bir yudum kahve daha içti. Büsbütün yüzüme bakıyordu. Gözlerindeki ışığı görebiliyordum. Yüzünde “Keşke sevişseydik iyi bir sevişseydik hem de. Beni becerseydin şöyle bir rahatlasaydım” diyen bir ifade vardı. Yada bana öle geldi bilmiyorum. Gayri ihtiyari çaya uzanan elimi yakaladı. “Hakkındaki düşüncelerimi biliyorsun deniz. Seni uzun zamandır tanıyorum. Geçeceğini biliyorsun kendini bu kadar sıkma. Hepimiz yanındayız. Destek olmaya çalışıyoruz.” Sıcak olmasaydı belki de itecektim. Bir şey demedim. Derin bir nefes alıp verdim. “Fatma sen çok iyi bir insansın. Çokta hoşuma gidiyorsun. Bana biraz zaman ver olur mu?” Köşede bir yerde dur işte. Neriman başka sen başka. Salak salak hareketler yapıyorsun. Seni kimlerin altından aldığımı bile bile hala. Dudaklarını ısırarak gülümsedi. Sanki çıkma teklif ettim. Yok öyle bir şey! Bir yudum daha aldım çayımdan. Sokak sakinleşmiş simitçi çocuk gitmişti. “Nereye gideceğiz?” “Güzel bir film var”&#8230; “Neriman&#8217;la izleyecektik sözde…” diye devam ettim içimden. Kalktık. </p>



<p>Filmin ismini biliyorum ama konusunu tam anlayamadım. Bir sinemanın en
arka koltuğunda ne kadar sevişilebilirse o kadar seviştik. Yer gösterici çocuk
yüzümüz kızarık çıkarken bize dik dik baktı. Bi iki bira içmiş olsaydım sağlam
bir yumruk atardım. Bazen alkolden çok sevişmekte insanı çakırkeyif yapıyor.
Üzerimizi yoklayan ve grip edebilir miyim acaba diyen bir rüzgar dolaşıyordu
dışarıda. Alışveriş merkezinin kafesine gidip oturduk. Kış kendini göstermeye
kararlıydı. Hava soğudukça alkole olan ihtiyacım çoğalıyordu. “İyileşeceksin”
dedi Fatma karşımda sanki o iyileştirecekmiş gibi iddalı. “Bilmiyorum” dedim.
Öne baktım. Normalde kafası güzelken kurulacak cümleleri kurmakta sakınca
görmeyen bir halim vardı. Yada çamura büsbütün batmış ölmekten korkmayan.
“Özlüyorum hala. Özlem bitince aşkta biter. Ama bende bitmiyor işte.” Az önce
elini vajinama sokan ebem miydi seni orospu çocuğu dese haklıydı Fatma. Demedi.
Sanki köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyor gibi bir hali vardı. Gerçi benimle
sevgili olsa eline ne geçecekti. Yada ben iyileşsem ona ne faydası olacaktı.
Hiç birinin artık benim için önemi yoktu ama karşımdaki kadın hala bir şeylerin
önemi varmış gibi bana ve aramızda oluşmuş (oluşmuş gibi görünen yada oluşacak
) duygusal çöplere ilgi duyuyordu işte. Nedeni bilinmez. Anlamayada
çalışmıyordum zaten. İçinde bulunduğum sis bulutu beni boğuyor, nefes almamı
engelliyor içinden seçip görebildiğim insanlar kadarıyla yaşamama izin
veriyordu. Bir yudum daha içti kahvesinden. Hayatından bıkkın bir tavırla iç
çekti. </p>



<p>“Herşey geçiyor Deniz. Bunu en iyi sen biliyorsun.” </p>



<p>“Nerden biliyorum am*na koyayım”</p>



<p>“Babam öldüğünde hatırla. O an nasıldım şimdi nasılım”</p>



<p>“Haklısın haklısın da aynı şey değil”</p>



<p>“Aynı şey. Ölmenin bir çok yönü var işte. Biri fiziksel ölüyor. Diğeri ruhsal. Hayatından çıkıyor iki şekilde de anla” Gırtlağıma nefes alamama hissi geldi bir an.</p>



<p>“Tamam tamam. Boşver şimdi hadi gidelim iç şu kahveni bizimkileri ara bara geçelim yeter”</p>



<p>“Tamam mesaj atarım. Bu arada parfümünün markası ne?”</p>



<p>Savaş yüzümden anladı bende bir haller olduğunu. Ne var gibisinden kaş göz yapıyordu ama geçiştiriyordum. Söylecek bir şey yoktu. Neyseki Fatma çok samimi davranmıyor aramızda gelişen bu saçma sapan şeyi açık etmiyordu. “Dün gece bulabildiniz mi evi ikinizde sarhoştunuz.”&nbsp; Diye konuya girdi Ece.&nbsp; Hay soracağın soruyu. “Bulduk Fatmayı evine bıraktım sonrada eve geçtim” diye atıldım hemen. Pek inandırcı gelmesede karşılık vermedi Ece. Savaş dün geceyle ilgili bir şeyler olduğunu farketmişti şimdi. Gözleri parladı. Kafamda sonrasında ona nasıl açıklama yapacağımı planlamaya çalışıyordum. Birazcık daha sarhoş olursam, oda olursa herşeyi anlatmak kolay olurdu. Ama anlatmak istediğimden emin değildim. Elimde iki seçenek vardı, ya anlatacak olayı kabullendirecektim yada üstüne gitmeyerek geçiştirecektim. İkinci seçenekte kötü olan ihtimal sonrasında öğrenirse bana içerleyecek olmasıydı. Sonuçta yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu Savaşla. Gerçi sırf bu yüzdende özel ilişkilerimi açıklamak zorunda değildim elbette ama bu ilişki yaşadığım kişi ikimizin ortak arkadaşıysa bi şekilde ucu dokunuyordu onada. İlk seçenek daha tehlikesiz gibiydi. Ama neden yaptın, hani Neriman vardı ne olacak şimdi? gibi bir çok tantanayı çekmekte istemiyordum. Aklım hala Neriman’daydı. An geliyor bütün hayatım anlamsızlaşıyor, kendimi “Ne yapıyorum ben burada?” diye düşünürken buluyordum. Bazen insan ne çabuk geçti zaman diye düşünüyor. Düşünüyor da onca zaman geçmesine rağmen “daha dün gibiydi” diye de ekliyor sonrasında. Daha dün gibiydi. Onunla buraya gelirdik. Bomonti içer sarılırdık. Göz uçlarımdan onu izlerdim konuşrken. Hele heycanlı bir şeyler anlatamaya başladığında dakikalarca çaktırmadan gözlerimle süzerdim. El hareketleri mimikleri çok hoşuma giderdi. Üstelik şişeyi üst tarafından tutması, iki parmağıyla kavrayıp ağzına götürüp koca yudumlar alması beni çıldırtırdı. Gece olur bize geçerdik. İştahla bir meyveyi soyar gibi çıkarırdım üzerini. Kollarımda küçük bir çocuğa dönüşür salardı kendini. Çıkardıkça yanan bir ateşe yaklaşır gibi sıcak ve yumuşak tenini hissederdim önce. Sanki karanlıkta bile ellerimin dokunduğu yerler pembeleşir izi kalır, sıcak teni dahada ısınır hele beni öpmeye başlayınca vücudum alev alırdı. Yorulup uyuyana kadar sevişirdik. Sabah olur o işe gider ben uyur kalırdım. Üst komşu halılarını balkona asar, çamaşırlarını kurutur, yan sokakta inşaat sesleri duyulurdu. İnşaat bitti, doğulu işçiler eşlerine harçlık verdiler. Onlar gitti pazardan alışveriş yapıp akşam yemek bile pişirdi. Neriman&#8217;dan eser yok. O gitti aradan altı ay geçti. Acısı bitmiyor. Gece evinin önünde yattım olmadı, yollarına ansızın çıktım olmadı, çiçek göndermekten çiçekçiyle arkadaş oldum en son çiçekte “abi olmuyorsa zorlama” dedi dinlemedim olmadı. Adını mahalledeki çöp kutularından tut, sokaklara asfaltlara elektirik direklerine yazdım yine olmadı. Ben her şeyi yaptım. En çok yapılması gerekeni yaptım sevdim, olmadı. Düşündükçe daha çok yüklendim biraya. Zaten olmuyordu anasını satayım. Yine olmazdı. Olmayacaktı. En iyisi sarhoş olmaktı. Bu gece zaten bitecek gibi görünmüyor. Savaş durumu anladı illa çeker kenara konuşur benle. Fatma desen ağzı kulaklarına varıyor. Belli etmemeye çalışsa da ara ara açık veriyordu. Masada tuhaf bir hava vardı. Herkes konuştu. Saçma sapan konular açıldı çoğuna güldüm eğlendim, hatta güldürdüm ama hiç biri umurum da değildi. En yakın arkadaşlarımda olsalar aslında beni anlamıyorlardı. Ben yaşamak istiyordum. Bütün bunların dışında yaşamak. Yaşamak için ihtiyacım olan mutluluğa erişmek ve bu mutluluğun kimde olduğunu biliyordum. Ben onu istiyordum. Özlemek değildi bu, bir parçasını kaybetmiş bir insanın parçasını aramasıydı.&nbsp; Savaş gece boyunca inceden inceye nabzımı tuttu. Kızları bir an önce gönderip benimle konuşmak istiyordu belliydi. Ama alkol aldıkça bu hissiyatının biraz daha yumuşadığını gördüm. Tabi bende içtikçe cesaretleniyordum. Bu konuyu bu gece bitirmek gerekliydi. Her şeye hazırdım. Savaş&#8217;ın bana çıkışacağını işlerin büyüyeceğini yaptığım saçmalıkların bana pahalıya patlamasına hatta arkadaşlarımı kaybetmeye bile razıydım. Razıydım çünkü başka çarem yoktu. Elimde kalan tek çıkış yolu dürüstlüktü. Ondan başka verebileceğim bir şeyim yoktu. Birkaç biradan sonra kızları evine bıraktık. Onlarda konuşmamız gereken bir şeyin olduğunu anlamış gibiydiler. Fatma’nın aldırdığı yoktu. Evinin önünde beni öperken neredeyse dudaklarıma değecekti. Saçlarını sallayarak evine girdi. Savaşla Muharrem abinin mekana doğru yürümeye başladık. Muharrem abi playstation dükkanı işletiyordu. Sabah saatlerine kadar dükkanda kalır akşamcı gençler bazen uğrar, güzel muhabbet kurar arada da demlenirdi. Eskiden daha çok takılırdık ta şimdilerde benim Neriman yüzünden pek gidemez olmuştuk. </p>



<p>“Oğlum napıyosun sen” diye girişti Savaş elleri cebinde yürürken.</p>



<p>“Ne lan ne? Kız istiyor işte boşluktayım”</p>



<p>“Senin boşluğunu sikerim!”</p>



<p>“Haklısın da neyse” derin bi nefes bıraktım. </p>



<p>“Ne neysesi lan. Bak bu kız tamam seninle ilgileniyor. Bende
farkındayım seni çokta istiyor. Gidin yatın, yiyişin sikin birbirinizi ama şu
durumda yaptığın iş mi? Nerimana aşığım diyorsun, triplere giriyorsun deliler
gibide acı çekiyorsun ki orasını da anlamış değilim birde bu kızla
takılıyorsun. Ulan işin garip yanı buda bile bile senle oluyor ulan neyin
kafasını yaşıyorsunuz amına koyayayım?”</p>



<p>Mekanın önüne geldiğimizde camdan selam verdik Muharrem abiye.
Elindeki karton bardağı uzatıp “İster misiniz?” gibi işaret yaptı camdan. Elimi
göğsüme götürdüm. Başını eğdi. Bir hayli sıkı karışım yapmış olmalıydı
votkasını Muharrem abi. </p>



<p>“Otur lan şuraya otur. Canımı sıkıyorsun Deniz.”</p>



<p>Merdivenlere oturup başımı öne eğdim. Sanki karşımda can dostum değil
abim varmış gibiydi. Aynı yaştaydık ama benden daha olgundu Savaş. Ya da iki
kişiden biri bir aptallık yaptığında diğeri onu uyarıyorsa mutlaka daha olgun
olacaktı elbet. Ben konuşmadıkça o devam ediyordu. Ama daha yumuşaktı şimdi
sesi. Bense nefes alıp vermeye çalışyordum. Birazda zorlanarak.</p>



<p>“Oğlum, bak ben karışmam beni ilgilendiren bir durum da yok ayrıca. Ne
yaparsan yap. Ben sadece diyorum ki bu kız seni kullanır atar. Sevgili olursun
guruptanda çıkar. Ece de bize küser. Dağılır gideriz.”</p>



<p>Döndürdüm yüzümü baktım yüzüne. Çokta umrumdaydı dermiş gibi.
Önümüzden hızla bir motor geçti. Arnavut kaldırımı sokakta bir kadın zorlanarak
topuklularıyla yürüyordu. Köşedeki pavyon bozması barın fedaileri ayakta sigara
içiyorlardı. </p>



<p>“HAA Sikerim kızları o ayrı. Benim derdim sensin. Olum sen böle bir
adam değildin. Halada inamıyorum lan kendine sahip çık. Sen bu kızı seviyosun
hala. Tamam olmaz falan filan ama, biraz zamana bırak lan. Sakin olun. Yinede
sen bilirsin. Ne istiyorsan yap. Ama bu da giderse dağılma.”</p>



<p>Döndüm karanlıkta belirli belirsiz sokağa baktım. Barların ışığı
dışında bir şey yoktu. Arada gelip geçen arabalar o kadar. Az aşağısı zaten
deniz, kayalık. İnsan alır başınıda geçer gider şuradan yürür, takılırım peşine
dur iki dakikada konuşalım be kadın derim. Yok hanım efendi evdedir. Çıkmaz.
Aklımda saçma sapan şarkılar dönmeye başladı. Babam geldi aklıma birden.
Oturduğunda sofraya “Oğlum tak şu kaseti” diyişi canlandı gözlerimde. Dert yok
tasa yok. Tek derdimin ertesi gün okulda hangi oyunu oynayacak olmamın, ne ara
markete gidip sevdiğim çikolatalardan alınacak olduğu yıllar. Anason kokulu
sofrada oturup muhabbet edişimiz saatlerce. Çocuğum ama konuşucak konu bol. Bir
yanda annem mandalina soyar bıçağın ucunda verir. Örgüsüne başlar sobada zeytin
odunları çatır çatır yanarken, kadehin dibini masaya vurupta&nbsp; dubleyi üç yudumda içen koca çınarın hayali
sıcak su gibi değdi gözlerime.</p>



<p>&nbsp;“Baba hangisi? Hangi kasedi?”</p>



<p>Başını hafif yana eğip kocaya kaçan kızınamı, emekli olupta özlediği
işinemi bilinmez, niye içtiğini yıllardır sormaya cesaret edemediğimiz Hikmet
bey cevap verirdi. </p>



<p>“Adnan&#8217;ı olum Adnan Şenses&#8217;i!”</p>



<p>“Kalk lan kalk” diye tuttum kolundan Savaşın kaldırdım. Noluyor demeye kalmadı, girdik içeriye. İçeride tek masa vardı iki genç koltuğa yatarcasına uzanmışlar maç oynuyorlar. Sağ taraftaki Real Madrid’i almış soldakinde Fenerbahçe vardı. Sizin vizyonunuzu… “Doldur Muharrem abi doldur. Sıkı olsun.” Muharrem abi masanın altından çıkardı karton bardaklarını ve bazooka votkasını doldurdu. Portakal suyunu eksik etmezdi, üzerlerini tamamladı. Yarısını diktim kafama. Savaş hop diyecek oldu susturdum. “Aç abi aç” Ne oluyor gibisinden Savaşa baktı Muharrem abi. “Adnan aç abi adnan şenses!” Az önceki motorlular bu kezde yukarı doğru geçti hızla. Skora baktım. Maç 2 – 2 berabereydi. Üçüncü mesajdan sonra ancak uyandırmıştı telefonum. Bunu ekrana bakınca anladım. Hoş o anda aradı ama daha ses duyulmadan meşgule attım Fatma’yı. Daha odamı net göremezken değil Fatma başbakan arasa konuşmazdım. Gerçi zaten onunda benzine zam yapmak gibi önemli görevleri arasında beni araması düşünülemezdi. Savaş’ta yarım saat kadar önce aramış. Saate baktım, öğleni çoktan geçmişti. Midemde çöl susuzluğu gözlerimde tonlarca ağırlık yataktan kalkmak ağır siklet boks maçını kazanmak gibiydi. Zorladım kendimi kalktım. İçimde yaşamak ağır geliyor bana düşüncesiyle havasızlıktan boğulmak üzere olduğum odamın camını açtım. Pencereden dışarıya ağır metalik bir koku çıktı. Halım hala ıslaktı ama içimden temizlemek gelmiyordu. Rengi de oldukça değişmiş, iyice koyulaşmıştı. &lt;&lt;Cahildim dünyanın rengine kandım.&gt;&gt; Koyulaşan git gide görünmez olan ama öncesinde insana tatlı gelen rengine. Adı yok olasıca ki adını biliyordum, “adını mıh gibi aklımda tutuyordum. Ben ona mecburdum.”&nbsp; Neriman uzun zamandır, bu evde yoktu. Yine de içeri güneş girince onu arıyordum. Yatak Neriman kokmuyordu. Önceleri kokusu vardı ama zamanla azalmış, şimdilerde yok olmuştu. Sonrasında evde herhangi bir anı kırıntısından onun kokusunu duymak için çok çabalamıştım ama nafile. En son bende bıraktığı bir kazağı vardı. Belki onda vardır o koku diye geçen gece koklamıştım. Evet onda derin derin bir koku bırakmıştı Neriman giderken. Almış hassasiyetle sağ tarafımdaki komidinin içine koymuştum. Ne kadar uzun kaybetmezse kokusunu o kadar iyiydi benim için.yok olan psikolojim için. özlemlerime&nbsp; Ara ara yaptığım ve sanki herkeszden ziyade kendimden saklamaya çalıştığım şeyi yine yaptım. Kalktım önce komidini açıp nerimanın siyah kazağını sakladığım yerden buldum. Üzerindeki koku yok olmuştur diye korka korka yüzüme götürdüm. Ellerim hafif titriyordu. İçime çektim kokusunu. Hiçbir ten bu kadar güzel kokamazdı ki. Yatağımın yanına bağdaş kurup oturdum. İçimde köpek gibi bir yalnızlık vardı. Nereye çıktığı belli olmayan sokaklarda kaybolmuş gibiydim. İnsanın her şeye alıştığı doğruydu. Peki ya alışmak istemiyorsa? Yine de alışmak zorunda kalışı işkence değil miydi? İçinde bulunduğum durum buydu. Alışacağımı biliyordum. Gideli uzun zaman oluyordu. Artık ilk günkü kadarda içimi acıtmıyordu evde olmayışı. Kokusunu çekiyordum içime o bile biraz olsun yetiyordu. Ama ben bu kaybediş siyah beyazlığına alışmak istemiyordum. Tüm sorun bundan kaynaklanıyordu. Beni buna alıştıran ne varsa ki bu yaşamın kendisiydi, onu yok etmek ona zarar vermek ve ortadan kaldırmak istiyordum. Gece olunca sanki hem içimden hem de şehirdeki tüm terkedilenlerin içinden başlayıp sabaha kadar susmayan çığlıkları duyuyordum. İnsan acıya uyuşmadan zor katlanıyor. Evet, katlanıyor belki ama parça parçada yok oluyor. Gerçi uyuşunca da yok oluyor ya. Belki biraz daha uzun sürüyor uyuşunca. Sabah yine boşluk, sabah yine gökdelenden düşüş. Derin bir iç çektim, katladım koydum kazağı yerine. Sıkıca kapattım çekmeceyi. Umarım kokusu birkaç gün daha kalırdı. Acıkmıştım ama canım bir şeyler yemek istemiyordu. Kalktım duş aldım giyindim. Saçlarımı bile kurutmadım. Mesajlara cevap vermeden evden çıktım. Her zaman gittiğim kafeye gidip bir çay, iki poça söyledim. &nbsp;Yan masada bir adam elindeki telefona gömülmüş arada bir çayını yudumluyordu. Tahta masalarda öğleden sonrası gölgeleri oluşmaya başlamıştı. Sanki hayatımın hiçbir döneminde erken kalkmamış gibi hissetmeye başladım. Geçen günkü simitçi yine oradaydı. Fakat çocukla annesinin geçtiğini görmedim. Belki ben gelmeden önce geçip gitmişlerdi. Çayımın yarısında Fatma aklıma geldi. Açtım baktım mesajlarına. </p>



<p>&lt;&lt;Günaydın canım&gt;&gt;</p>



<p>&lt;&lt;Daha uyanmadın mı? Bu gün boşum bir şeyler
yapalım mı?&gt;&gt;</p>



<p>&lt;&lt;Canım ben dışarıya çıkıyorum. Uyanırsan ara
buluşalım&gt;&gt;</p>



<p>Gibi saçma sapan şeyler yazmıştı. Çevrim içi olduğumu
görünce anlık mesajlaşma uygulamasından yine yazacak oldu. Fakat ekranda “<em>Fatma yazıyor…”</em> yazısı görünüp kayboldu.
Belli ki vazgeçmişti. Umursamadım. Ama içimde arı kovanına çomak sokmak gibi
bir merak belirmişti. Aradım. Heyecanla açtı telefonu ama belli etmemeye
çalışıyordu. “Napıyosun canım benim?”</p>



<p>“İyiyim Deniz. Sen napıyorsun? Nerdesin?” Deniz mi? Vay
sürtük. Anında resmiyete bağladı işi.</p>



<p>“İyilik bizim yerdeyim kahvaltı yapıyorum gelsene
dışarıdaysan aramışsın ama uyuyordum ondan açamadım.”</p>



<p>“hımm anladım.” Hayal kırıklıklarını toparladı herhalde.
“Tamam, birkaç dakikaya ordayım”</p>



<p>“Görüşürüz.” Deyip telefonu kapattım.&nbsp; Beş dakika kadar sonra daha önce hiç
görmediğim kısa boylu etine dolgun bir kızla birlikte geldi. Uzun saçlıydı kız
ve kırmızı bir deri ceket giymişti. Masamın önüne takı takmaya çıkmış kız
tarafı gibi dizildiler. Bir şey söylemediğimi görünce Fatma konuya girdi. Kısa
bir etek ve altına transparan siyah çorap giymişti. Bileklerine kadar botu
vardı. Saçları maşalı koyu bir makyaj yapmıştı. Kimin nişanı vardı kim bilir. </p>



<p>“Tanıştırayım Gamze mahalleden arkadaşım.”</p>



<p>Dolgun kız elini uzattı istemeyerek sıktım, gülümsedim.
“Deniz bende memnun oldum” dedim. &nbsp;Doğulu
garson bana fena bir bakış attı. Herhalde şanslı bir piç olduğumu düşünüyordu.
İçinden küfürde etmiş olabilir bilmiyorum. </p>



<p>“Otursanıza”</p>



<p>“Yok ben işe geç kalıyorum”</p>



<p>Vay bir de çalışıyormuş. Fatma da bir işe girse de
kurtulsam. Ailesine destek olacağına fantezi yapıyor. </p>



<p>“Peki öyleyse başka zaman otururuz memnun oldum
tekrardan.”</p>



<p>“Bende teşekkür ederim. Gel bebeğim seni kocaman öpeyim”
görmekten hoşlanmadığım kız öpüşmelerinden birini yaptılar. İyi ki lezbiyen
arkadaşım yok diye mutlu olmakla meşguldüm. Dolgun kız uzaklaştıktan sonra
Fatma karşıma oturdu. </p>



<p>“Hoş geldin.”</p>



<p>“Hoş bulduk, sonunda uyanabilmişsin tebrik ederim.” “Saol ya. Cidden başardım. Çok çabalamadım ama. Arayan soran çok oluyor işte  naparsın. </p>



<p>“Doğrudur, gerçi sen çoğuna cevap vermiyorsundur da.
Israr ediyorlardır tabi.”</p>



<p>“Fatma seni öldürürüm.” Ciddiyetle söyledim ama kahkaha
atarak karşılık verdi. Sonrasında bende güldüm. Telefonuna gelen bir mesaja
cevap verdi. Başında biten bana gıcık olduğunu düşündüğüm (aslında bundan emindim)
garsona bir sütlü kahve siparişi verdi. </p>



<p>“E anlat bakalım ne yaptın ben uyanana kadar.”</p>



<p>“Valla gratise gittim. Önce bir kaç makyaj malzemesi aldım kendime. Birkaç tane oje, sonra işte zaten Gamze&#8217;yle buluştuk bir çay içtik buraya geldim sonra”</p>



<p>“O ne iş yapıyormuş” </p>



<p>“Markette kasiyer. Öğlen gidecekmiş işe geç çıkacak.
Sonra sen aradın zaten”</p>



<p>“Rahatsız etmedim inşallah” Göz kırparak dalga geçtiğimi
belli ettim. Gülümsedi saçlarını geriye doğru attı. Saçlarını ellerime dolayıp
çekesim geldi o an. Bir şey demedim. Caddede ani fren yapan bir arabanın sesine
döndük. Sola kırıp direksiyonu devam etti. Kaza olmadı.&nbsp; Gözlerinin içine baktım sonrasında. Güldü. Es
geçti cevap vermeyi. Bu kızla yatacağımı o an anladım. Ama Neriman bununla
ilgili ne derdi bilemezdim. Bakıştık üç saniye geçti. Hayatımın en iyi üç
saniyesiydi. Neriman’ı hiç düşünmediğim üç saniye. </p>



<p>“Sen nasıl oldun?”</p>



<p>Caddeye kaydı bakışlarım. &lt;&lt;Bilmiyorum&gt;&gt;
sessizleştim. Vazgeçtim sonra metanetli olmaktan. İçime kaynar sular dökülmeye
başladı. Hissediyordum. En olmayacak soruyu sormuştu. “Bilmiyorum. O değil de
içsek mi?” önümde bir bardak içki olsaydı kafama dikerdim. Ama yoktu.
Neriman’da yoktu. Fatma vardı. Onun gibi kokmayan, onun gibi gülmeyen, onun
gibi seslenmeyen biri. Lacivert ojeli parmakları çaya uzanan elimi yakaladı. </p>



<p>“İyi olacaksın. Özür dilerim. Yanındayım. Neyse boş
verelim şimdi bunları. Zaten gayet iyi gözüküyorsun. Sormadım farz et.”</p>



<p>&lt;&lt;Ebenin am*. Ama sormuştun&gt;&gt; </p>



<p>“Kalk takılıp kalmayalım burada gezelim. Bir yerlere
gidelim. Bir şeyler yapalım. Bu saatte içilmez daha. Akşam zaten çocuklarla
buluşuruz.”</p>



<p>Dudak parlatıcısını yeni keşfettim. Bana yaklaştıkça
burnuma çilek kokusu geliyordu. Ama ruhunu hala bulabilmiş değildim. Liseden bu
yana…</p>



<p>Gün boyunca aptal aptal şehirde dolaştık. Alışveriş merkezlerine gittik. O benim için zerre anlamı olmayan vitrinlere bakarken ben çevreye acaba Neriman&#8217;ı görür müyüm diye korkak bakışlarla göz gezdiriyordum. Hepsi kayıtsız kaldı. Fatma&#8217;ya elbise gösteren bir satış elemanın iki kez göz kırpışına bile aldırmadan, günü tamamladım. Fatma kendine birkaç kıyafet aldı. Zorla da olsa bir bira içmeme izin verdi ve en sonunda akşam bizimkilerle buluştuk.&nbsp; Bar bayağı kalabalıktı. Çok fazla insan olması beni boğuyordu. Ama başka bir yere gitmeyi teklif etmedim. Zaten bütün gün bu kalabalıkların içinde dolaşmıştık. Salak salak insanlar sırf instagramdaki fotoğraflarında güzel gözükmek için hiç ihtiyaçları olmadığı halde kıyafet aldılar. Hele Fatma oldukça zor beğeniyor bir girdiğimiz dükkanda en az yarım saat kalıyorduk. İstememe rağmen ısrarla benimle fotoğraf çekinmekten de bıkmadı. Alışveriş merkezinin yürüyen merdivenlerinde, dışarıdaki banklarda, yılbaşı için süslenmiş çam ağacının önünde ve saçma sapan herhangi bir yerlerde bir sürü fotoğrafımız oldu. Ben pek farkında değildim ama galiba Fatma benim sevgilimdi. Neriman’ı kızdıracak şeyler yapmaya başlamıştım. </p>



<p>“Bugünde hiç kimse konuşmuyor. Herhalde herkesin canı
bir şeye sıkkın. Neyiniz var sizin konuşsanıza” dedi Ece. Yanımda oturan
Fatma’nın elleri rahat durmuyor masanın altından bacağımı sıkıyordu. Ama
bizimkilerin bunu pek fark ettiği yoktu. Kaçıncı birasıydı ki henüz? İkinci
falan olmalıydı. Sarhoş olmuş olamazdı herhalde. Savaş cevap vermedi omuz
silkmekle yetindi. “Bir şey yok, kalabalık baksanıza konuşsak bir birimiz zor
duyacağız.” Yan masada oturan dört kız iyiden iyiye bir muhabbet döndürüyordu.
Siyah saçlanın mine eteğinin altında siyah transparan çoraplarına ve uzun
bacaklarına bakarken Fatma ulaşmak istediği yere doğru yavaş ama emin adımlarla
ilerliyordu. Savaş Fatma’yı çabucak süzdü. Elini havaya kaldırıp garsona
gelmesini işaret etti.</p>



<p>&nbsp;“Bize dört bira”</p>



<p>“Bitmedi ki olum daha” dedim. Sadece benimki değil hiç
kimsenin ki bitmemişti. Fondip yaptı üç parmak kalan birasını. “Nasılsa bitecek
bu gece benden.” &nbsp;Ecem asıl sorunun bizde
değil Savaşta olduğunu anlamıştı o an. Derdini çok anlatan biri değildi.
Saçılıp dökülmezdi ama belli ki bu akşam bir sıkıntısı vardı ve bunu anlatmak
için sarhoş olmak istiyordu. Benimki konuştu. Eli hala bacağımdaydı. Her halde
kaçarım diye korkuyordu.</p>



<p>“Neyin var? Anlatmaya başla bence” </p>



<p>Oysa yanlış yapıyordu Savaş anlat deyince anlatacak bir
adam değildi. Üzerine gitmemek gerekiyordu. Böyle açılmazdı onun içi. Garson
biraları masaya bıraktı. Az önce dikizlediğim kız bana küçük bir bakış attı.
İlgisini çekmemiştim ne yazık ki. Sigarasından bir yudum aldı aynı anda
hayalarımın okşandığını hissetmeye başlamıştım. </p>



<p>“Bir şeyim yok.” Büyük bir yudum daha içti Savaş. “Valla sen anlatana kadar bitmez bak bu gece biliyorsun dimi?” diye çekişti Ece. “Ben yarın işe gideceğim erken kalkmam lazım. Deniz&#8217;in pek bir sorunu yok Fatma’da çalışmıyor ama sen konuşmaya başla bence.” </p>



<p>Koyu renkli ruju mekânın loş ışığının altında
dudaklarını yok gibi gösteriyordu. Fatma’nın karşımda en yakın arkadaşımızın bir
derdi varken beni inatla rahatlatma çabalarına karşılık sinirim bozuldu.
“Sarhoş musun sen?”diye dönüp ansızın tersledim. Çekti elini ansızın. “Keşke
sarhoş olsam” dedi atarlı atarlı. “bi lavaboya gideyim ben” kalktı. </p>



<p>“noluyo olum napıyosun kıza”&nbsp; diye çekişti Ece. </p>



<p>“aman bıktım ya aynı mevzular hep git bak şuna hemen
gelmeyin makyaj mı tazeliyor başka bir şey mi yapıyor ne yapıyorsa yapsın yıka
yüzünü kendine gelsin.” </p>



<p>Ece kalktı Fatma’nın peşinden gitti. </p>



<p>Savaşın bizle pek ilgilendiği yoktu. İki yudum daha içip
sola döndü boşluğu izlemeye başladı. </p>



<p>“Olum neyin var anlatsana tamam hadi kızları s*ktiret benden de mi saklıyorsun?”</p>



<p>Az önceki kız yine bana doğru bakmaya başladı. Kül tablasına
sigarasını söndüren elleri sonrasında içkisine dokundu. </p>



<p>“Babam hasta Deniz. Bu kez ağır hasta. Geçen sene
geçirdiği felç iyice vücudunu bozdu. Şimdi de tansiyonu düzensizleşti. Atlattı
derken dün yine benden habersiz acillik olmuş. Bu gün öğrendim.” </p>



<p>“söleseydin ya gelirdik”</p>



<p>“benim bile yeni haberim oldu diyorum. Annemle
gitmişler. Doktor yatacak diyor”</p>



<p>“ne yapabiliriz peki çaresi yok mu? Tamam hastanede yatsın iyileşecekse ama tedavisi olmalı”</p>



<p>“Bilmiyorum randevu aldık haftaya götüreceğiz tekrar.
Olmadı özel hastanede kontrol ettireceğiz. Ama hoşuma gitmiyor. Sürekli
yatıyor. Gezinemiyor gücü yok.”</p>



<p>İçim acıdı. Babasızlığın nasıl bir şey olduğunu biliyordum. Fatma&#8217;nın da babasını kaybettiğinde düştüğü durumu biliyordum. Acıya dair her şeyi neredeyse biliyordum. </p>



<p>“sıkma canını bir şeyler düşünürüz. Yanındayız. Olmadı
başka bir hastaneye gideriz. Hele bir teşhis konsun”</p>



<p>“öle öle. Çok sıkmıyorum kötü bir durumu yok ama insanın
canı sıkılıyor işte”</p>



<p>“olum ortada daha fol yok yumurta yok. Daha hastalığı
bile belli değil. Adam genç değil tansiyon falan olur mutlaka ama bir görünsün
ona göre hareket ederiz. Merak etme sen”</p>



<p>“Eyvallah”</p>



<p>Kızlar döndü. İsteksiz isteksiz oturdu Fatma yanıma.
Yaptığı çok normalmiş gibi onu hoş görmeyip kırmış birde şimdi gönlünü almak
zorundaymışım gibi hissettiriyordu. </p>



<p>“Öttü mü bizim bülbül” diye sordu Ece. Ece&#8217;ye doğru ters ters baktı Savaş şişeyi ağzına götürürken. “Salak salak konuşuyorsun” dedi.</p>



<p>“Ama bebeğim sende söyle o zaman bak biz senin en yakın
arkadaşlarınız. Hiçbir şey anlatmıyorsun” diyerek koluna girdi Ece. </p>



<p>“Babası biraz hastaymış üstüne gitmeyin adamın. Bakacağız
çaresine hele bir doktora görünsün.”</p>



<p>Bizimkiler “geçmiş olsun” dedi anlaşmış gibi hep bir ağızdan. Oysaki “geçmiyordu a**na koduğumun dünyasında bir s*kim geçmiyordu…”</p>



<p>“Abartacak bir şey yok canım sıkıldı biraz. Bakalım
doktorun teşhisinden sonra belli olacak her şey” dedi Savaş ve içmeye devam
etti. İnsanların onun dertleriyle kaybedecek zamanı olmadığını düşünüyor
gibiydi. En yakın arkadaşları da olsak zihninin bir yerinde hep yabancıydık
ona. O da kendine yabancıydı büyük ihtimalle. Dikkat çekmeden silik yaşamayı
tercih ediyordu. Ne birileri derdini sorsun, ne de o birilerine dert yansın,
kendiyle ilgili tüm sorunları tek başına çözümlemek sorumluluğunu üstleniyordu.
Bunu yaptığında üzerine gitmenin pek fazla faydası olmadığını bildiğimden
üzerine gitmiyordum. Bu meseleyi ciddi anlamda konuşabilmemiz için en az iki
gün geçmeliydi. Sıcağı sıcağına bir şeyler konuşulmazdı Savaşla. Önce kendi
kafasında bitirmeliydi olayı. Sonrasında zaten anlatırdı. </p>



<p>İçkiler ikiye, üçe katlanınca bizimkilerde kendi
havasına döndü. Bir muhabbet geçiyordu herkes bir şeyler konuşuyordu, mekânın
havası kararmaya duman altı olmaya başlamıştı. Garson gelip yan camları açınca
herkes sigaraya yüklendi. Ses çıkaran yoktu. Uğultu gürültüye dönüştü, kafam
pudinge. Yerimden kalktım lavaboyu işaret ettim ve sendeleyerek yürüdüğümü
hatırlıyorum. Nefes alışverişlerimi on metre uzaktan duyanlar vardır şimdi.
Biranın tadı içtikçe neden güzelleşir ki? Neriman uyumuş mudur acaba? Arasam mı
ki? Ama numarasını sildim. Telefonumda normalde hemen girebildiğim rehbere beş
sefer denemeden sonra ancak girebildim. N, n&nbsp;
n Neriman? Yok! Neriman yok. Neyse ya yoksa yok. Holden koridora doğru
adım attım, koluma dokunan şeyin ne olduğunu anlamak için arkamı döndüm. Az
önce kesiştiğimiz kız “Merhaba” dedi.</p>



<p>“merhaba tanışıyor muyuz? Gibi bir şey demeyeceğim. Ben
Deniz” &nbsp;Elini uzattı, siyah ojeleri ince
uzun parmakları, keskin hatlı bir yüzü vardı. Koyu saçları dolgun göğüsleri,
benimse bacaklarına bakmaktan kendimi alamayışlarımın arasında elini sıktım. “Ben
de Tuğçe memnun oldum.” Olacaksın tabi yavrum dedim kendi kendime. Bu gece bu
kızla sevişeceğimi anlamıştım. “Çok tatlısın. Sabahtan beri beni kesiyorsun
farkındayım.” Gülümsedim. “Çok özür dilerim lavaboya girmem gerek bekler
misin?” bekleyeceğini biliyordum. Tuvalete girip çıktım. “Evet, seni
kesiyordum. Sende çok tatlısın.” Köşede durmuş muhabbet ediyorduk. Kafam açılır
gibi olunca bir yandan da bizimkileri gözlemeye başladım. Fatma görürse
yanımıza gelir ve bu gece tek başıma uyurdum. Kızın gözleri gözlerimden
gitmiyordu. Beni istediği her halinden belliydi. Karşımda temel iç günü filmini
çekiyordu. Bense filme dâhil olabileceğim yerde izliyordum. Aklıma ilk gelen
cümleyi kurdum.</p>



<p>&nbsp;“Bize gidelim!”
söylediğim bu saçma sapan cümleye her şeyi mahvettiğimi düşünmeye başlamıştım.
Oysaki ne kadar sarhoş olursan ol karşısındakine ışık saçan iki göz parladı
gözlerimin içine. Daha önce hiç yaşamadığım bir cesareti ulu orta seriyordu
karşımdaki kız.&nbsp; Ellerimi ellerinin içine
aldı. Altıma etmek üzere olduğumu işaret edip çabucak tuvalete gidip geldim.
Deliği tutturabildim mi bilmiyorum. Kapıda çıktığım gibi sıcak yüzü yüzümü
yaktı. </p>



<p>“Tamam, gidelim ama önce küçük bir işim var.”</p>



<p>Uzaktan onu izlerken arkadaşlarının yanına gitti.
Kalkacağını söyledi sanıyorum. Bende bizimkilerin yanına gittim. Savaş
heyecanla bir şeyler anlatıyordu. “Benim gitmem lazım. Bir arkadaşımla
konuşacağım.” Fatma “Noldu kötü bir şey mi var?” diye sorguladı. </p>



<p>“Önemli değil gitmem lazım yarın anlatırım. Hesabı siz
halledin. Sonra hesaplaşırız”</p>



<p>“Gelmem gerekiyor mu? Gerekiyorsa söyle birlikte
halledelim” dedi Savaş. </p>



<p>“Hayır önemli değil. Biraz konuşup eve geçeceğim.
Yazarım size” diyip son yudumdaki biramı içip masadan oturduğum gibi ayağa
kalktım. Hepsi alkollü olduklarından fazla ısrar etmediler. “Dikkatli ol” dedi
Ece.&nbsp; Fatma ne olduğunu anlamak ister
gibi suratıma anlamsızca bakıyor, fakat bir şey diyemiyordu. Yanaklarından
öptüm. “Canım seni gece arayacağım. Uyumazsam tabi. Önemli bir şey yok bitanem”
dedim. Mutlu bakışlarının ardından duman altı mekandan kapıya çıktım. temiz
havayı içime çektim. Şehrin ışıkları kayıp kayıp tekrar olduğu yere geri
geliyordu. Belki de bana öle geliyordu. Yolun karşısında bacaklarından tanıdığım
Tuğba bana el etti. Yanına gittim. Dudaklarından öptüm. Birlikte evime doğru
kol kola ilerlemeye başladık. Ev yakındı, ayılmamız uzak. Karanlıklar
içerisinden soğuk apartman kapısına tutunduğumu biliyorum. Tuğba’nın ateş topu
elini tuttuğumu biliyorum. Merdiven korkuluklarına yaslandığımı, sonra korkup
kendimi duvar tarafına attığımı biliyorum. Kapıyı açtığımı biliyorum. İçeri
girdiğimizi, yatağın üzerine onu attığımı birbirimize perçinlendiğimizi de
biliyorum. Ne ara çığlık attığını evden çıktığını, üst komşunun alt komşunun ne
oluyor diye çıkıp bana ters ters baktığını. Benim don paça kapıdan bir şey yok
dediğimi içeri girip uyuduğumu hayal meyal hatırlıyorum. Herkese oluyor mu
bilmiyorum ama alkollüyken yaptığım şeyleri ayıkken zamanla hatırlıyorum.
Ertesi gün sahne sahne gözümün önüne geliyor gün içinde. Ağzımın içi ağaç
sakızı tadı, dişlerimi fırçalamak için güç kollamaya çalışıyorum. Yatağın
içindeyim. Gözlerimi açtığımda odanın soğuktan uyuyamadığımı anladım. Meğer
kanepedeymişim. Üstüm açık kalakalmışım kanepede. Pencereden yarım yamalak
güneş vuruyor, onun bile hali yok sanki. Yüz maskesi yapmışım gibi bir kasvet
yüzümde. Odanın içine bakıyorum her şey yerli yerinde. Telefonumun uyarı ışığı
yanıp sönüyor kim bilir kim kaç kez aradı, ya da kim mesaj attı. Etrafa iyice
göz gezdirdim. Tuğba’nın neyden korkup kaçtığını anlamak için. Etrafta anormal
bir şey olmadığı gibi canım evim bana üstüne üstlük çok huzur verici geldi.
Büyük ihtimal öyleydi de. En çokta benden başkası yokken. Ama Neriman? Ona haksızlık
etmemem lazım. O varken de güzeldi. </p>



<p>Yarım saattir eve gece geç geldiğim için kavga ediyorduk. Duyanda evliyiz zannederdi. Ama asıl mesele bizim kavga etmeyi sevmemizdi sanrım. Ses tellerini yırtarcasına bağırdı “Defol git diyorum ya! Git hayatımdan! Bıktım usandım yalanlarından, yanlışlarından hep aynı şey!” karşımda sinirden titriyordu. Elini fiskosun üzerinde duran sigaraya uzatsa anında müdahale edecektim. Belki de oda vazoyu alıp sonunda kafama geçirecekti. Kızdığında ne yapacağı belli olmuyordu. Bütün ihtimalleri düşünmek zorundaydım. Hepsini hepsini!  “Ya ben sana ne zaman yalan söyledim. Gittik arabamız bozuldu! Geç kaldık işte hepsi bu. Sor Savaşa sor! Sor anasını satayım sor!” diye bağırdım. Neriman duymuyordu. Sorun o değildi zaten. Neriman ayrılmak istiyordu. Topladı eşyalarını, her sinirlendiğinde yaptığı gibi giyindi attı saçlarını arkaya, yüzünü döndü kapıya. İçimden Allah’ın belası git defol daha da gelme demek geliyordu ama. Demiyordum. Sinirle saçlarımın arasına daldırdım ellerimi. Mutfağa gittim. Bir bira aldım. Açtım, kapağını duvara fırlattım. Çarptı döndü buzdolabının arkasına düştü. Umursamadım gittim kanepeye oturdum. Delilik
nöbetlerime az kalmıştı. Bir hafta sonra doktora gidecektim. Doktor küçük bir
etikete bir şifre yazacak, şifreyi eczacıya çözdürecektim. Sonuç prozac
çıkacaktı. Alacaktım ilaçları ama kullanmayacaktım. Kendime bir dolu “buna
ihtiyacın yok” gibisinden telkinler edecek ama çok ihtiyacım olduğunu içten içe
bilinçaltımda yaşayacaktım. Sağ elim bana iyi gelecek bir şeylere uzanmaya
çalışırken, sol elim onu tutup geri çekmeye çalışıyor gibiydi. Bilinçaltımla,
bilincim bir biriyle başlattığı kavgayı bir türlü sonlandıramıyor, bu yetmezmiş
gibi Neriman’ tarafından terkedilmek korkusu ortaya çıkmış bir güzel boy gösteriyordu.
Korkular korkuları, çok seviyorlarmış demek ki, çok geriliyorum acaba hasta
olur muyum korkusu da başladı. Ben Neriman’ı kaybetmekten korkarken o açıp
kapıyı gitmekle meşguldü. &nbsp;Bu son
gidişinden bir öncekiymiş meğer. Son gidişinde zaten tutamazdım ya. Bunda
tutsaydım, belki son kez gitmezdi. Portmantonun üzerinde duran anahtarını aldı.
Kırmızı paltosunu askıda bıraktı, kahverengiyi giydi. O zamanlar böyleydi işte,
benim olduğu kadar onunda eşyaları vardı bu evde. Gerçi hala varda, üzerinde
koku yok. Oda ayrı bir dert ya neyse. Neriman çıktı gitti. Bilmiyorum hangi
kaldırımdan yürüdü, sağdan mı soldan mı devam etti. Direkt eve mi gitti yoksa
arkadaşına mı? Kafenin birinde çay içmek mi istedi? Yoksa kimsenin onu
göremeyeceği bir yerde ağlamak mı? Ben oturmuş bütün bunlara kafa yorarken o
çoktan gideceği yere varmıştı. Benim biram bitmiş, ikincisini almaya da
fazlasıyla üşeniyordum…</p>



<p>Kalktım lavaboya gidip yüzümü yıkadım. Başımda dün
gecenin aksine yavaşça azalan bir sızı vardı. Etleri dökülen bir cüzzamlı gibi
hissetmeye başladım. Aynı zamanda benimle birlikte bu evde sanki yavaş yavaş
ölüyordu. Bir şeyler midemi bulandırıyordu. Ruhuma bir araba çarpmış ve
bağırsaklarımı asfalta yaymıştı. Kendimi toplayamıyordum. Ağır aksak
adımlarımla kusmama ramak kala kendimi klozetin önüne attım. Kustum. Kustum.
Kustum. Keşke unutmak istediğim şeyleri de böyle kusup klozetten akıp gidişini
izleyebilseydim. Bir kez daha kustum. Toparlandım ayağa kalktım. Henüz hala
yaşıyorsam bir umudum olmalıydı. Yüzümü yıkadım. Uzun bir yokuşu koşarak çıkmış
gibi nefes nefese kalmıştım. Nefes alıp verdikçe beni kusturan şeyin akşamki
içki değil evdeki koku olduğunu anladım. Birkaç kedi topluca ölmüş gibi
kokuyordu ev. Dün kesin bir yerlere kustum ama hatırlamıyorum. O orospu da belki
bu yüzden çekip gitti. Neyse ne! Ne olduğu çokta umurumda değil. Bir an önce
temizlenmek ve defolup gitmek istiyorum. Üstümü başımı çıkarıp kendimi
olabildiğince hızlı şekilde duşa attım. Üstün körü yıkanıp giyindim. Biri beni
sanki evden silkmiş gibiydi. Ayakkabılarımı köşe başlarında bağladım. Aşağı
caddeye sapıp nereye gideceğimi düşünmeyi sokak sonlarına bıraktım. Karakterime
yalnızlık saplanıp kalmıştı. Kendime neden bu kadar acımıyordum. Kendime neden
böyle davranıyordum. Bunun bir açıklaması yoktu, olmayacaktı da. Eski bir
Teoman şarkısı mırıldanmaya başladım. Ben değil dünya fahişe. Dolmuşa attım
kendimi. O simitçi orada yoktu. Sanırım bir daha onu orada görmekte
istemiyordum zaten. Hava neden bu kadar soğuk? Ellerim üşüyor. Ellerim titriyor
vücudum titriyor. Camdan süzülüp asfalta düşeceğim. Bir araba bedenimi
çiğneyecek. Öylesine uzanıp kalacağım asfaltta. Üzerime basıp geçecekler. Çok
fazla çok fazla bekleyeceğim birinin elimden tutmasını. Uzun zamandır bekledim
galiba zaten birinin beni kurtarmasını. Fazla bekledim. Çok fazla bekleyince
gelmeyeceğini unuttum, belki bütün bunlar bunun yansıması. O kızla
sevişmeliydim. Ama yapamazdım. Neriman üzülür. Neriman beni izliyordu
yapamıyordum. “Canım Neriman” dikiz aynasından bana bakıyor şoför ama neden?
Beni tanıyor mu? Biliyorlar mı ayrıldığımızı. Gözlerim acıyor. Yanağım
kaşınıyor neden olduğunu bilmiyorum. Yanağım ıslak aşağılık bir damla gözyaşı
dökülüyor silmek isterken yanağımı çiziyorum kanıyor.</p>



<p>Otogarda inmek fikri güzel. Hava git gide soğuyor mu
yoksa bedenim mi soğuyor bilmiyorum ama titremekten kendimi alamıyorum. Aptal
bir turizm firmasının gişesine yaklaşıp sordum.</p>



<p>“En yakın zamanda araç hangisi var ve nereye gidiyor.” Bir bilet aldım
ve otobüse bindim. Telefonum çalıyor. Fatma arıyor, whatsaptan birileri
yazıyor, ilgilenmiyorum. Sürekli beni arıyor. Onu da mı öldürmemi istiyor?
Telefonu elimde sıktıkça sinirleniyorum ama gözyaşlarım durdu. Daha iyiyim
titremem yavaşça geçiyor. Aptal bir mesaj alıyorum.</p>



<p>“deniz polisler bizi arıyor evine git seni arıyorlar evinde ceset var
demişler Fatma’ya şaka gibi</p>



<p>Neredesin sen hemen gelmen gerekiyor işi gücü bıraktım seni arıyorum
aç telefonunu. Ev sahibinde aradı. Ne yaptın sen?” cevap vermiyorum. Hiçbir şey
yapmadım ben biliyorum. Neriman’ım. Benim canım sevgilim. Gözlerin ne güzel
bakıyordu yatak odasında uzanmış yatarken bile sırtında ekmek bıçağı.
Neriman’ım canım sevgilim. Benim her şeyim. Seni çok seviyorum Neriman. Seni
çok fazla seviyorum.</p>



<p>SON</p>



<p> </p>



<p> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/">&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17585</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırkıncı Mum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Apr 2019 04:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Şafak Arslan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17581</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eski bir rivayete göre; “Sevdiğin birisi ölünce, içinde kırk adet mum birden yanarmış… Her geçen gün, içindeki o kırk mumdan birisi sönermiş… Kırkıncı güne gelindiğindeyse o son kalan mum hiç sönmez, sen ölene kadar içinde hep yanarmış…” Sönmeyen kırkıncı mumumsun sen benim. Sonsuza dek yanacak olan ama hiçbir zaman tek bir saç telini dahi ısıtamayacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/">Kırkıncı Mum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Eski bir rivayete göre;
“Sevdiğin birisi ölünce, içinde kırk adet mum birden yanarmış… Her geçen gün,
içindeki o kırk mumdan birisi sönermiş… Kırkıncı güne gelindiğindeyse o son
kalan mum hiç sönmez, sen ölene kadar içinde hep yanarmış…” Sönmeyen kırkıncı mumumsun
sen benim. Sonsuza dek yanacak olan ama hiçbir zaman tek bir saç telini dahi
ısıtamayacak olan o mumum ben… Portekizce’de <em>“saudade”</em> diye bir kelime vardır: “Artık kaybolmaya başlamış,
nadirleşmiş veyahut tamamen kaybedilmiş bir şeyi ya da bir kişiyi derinden
özleme hissi demektir bu…” Şu sıralar bu kelimenin ağırlığı altında yaşıyorum
çünkü ben çok uzun bir süre asfaltı sulamakla uğraştım ama asfaltın tabiatında
güzellik yokmuş, anladım. Ömer Hayyam’ın da dediği gibi; öyle bir düğümdü ki
bu, ne sen çözebildin ne de ben. Bizimkisi sadece perde arkasında bir
dedikoduydu, perde indi ve ne sen kaldın ne de ben… Belki de yanacağım o
kırkıncı mum gibi sonsuza dek, acı çekeceğim ömür boyu çünkü acı benim damak
tadım ve sevginin ağzımda bıraktığı tat da acı… Ama biliyorum ki sana yanmak
için katettiğim bütün yolların toplamı sensin ve katedeceğim yollar da sana
benzeyecek. Ah beni yolumdan edenim, sana yenilmek ne kolay! Seni sıfatlarla
tanımlamayı seçiyorum çünkü biliyorum ki sıfatları kaldırırsam geriye sadece
gerçekler kalacak ve bu gerçeklerin altında ezilmeni istemiyorum. Bazı
gerçeklerin sonu kıştır ama senin bende hep bahar kalmanı istiyorum… Güneşe ve
toprağa tahammül edemediğinden midir nedir içimde artık açelyalar açmaz oldu.
Açamadıkça acı çektim, açamadıkça hep umut ettim. Hercai menekşe mi oldum
yoksa? Ben de kırdım bütün kanatlarımı ama köklerim hala bedenimde duruyor.
Yavaş yavaş bırakıyorum artık sana yazmayı. Aklının ve kalbinin onda olduğunu
öğrendiğimden bırakıyorum seni. İstemiyorum artık senli bir gelecek, senli bir
roman kahramanının kullandığı güzel cümleler çünkü sen gittiğinden beri
dünyanın en güzel sözlerini artık sadece fotoğrafların dinliyor…<br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/">Kırkıncı Mum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirkinci-mum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Herkesin Bir Kumrusu Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 04:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sus pus şehrimize dönüyorduk.Tek kişilik yolculuğum Kumru’yla iki kişilik zaman yolculuğuna dönüşmüştü.Yol boyunca karnımdaki camdan kuğunun yavaşça kırıldığını hissediyordum.Kan kaybediyordum sanki.Yolculuğumuz şehirden şehire,tarihten tarihe sürüklüyordu bizi.Kumru’nun küçük siyah gözleri vardı.Gözlerinden zeytin dalları düşürüyordu toprağa.Toprak zeytin kokuyordu. Toprağın zeytin kokusuna büründüğü bir günü daha hatırlıyorum. Beyaz vapurun korkuluklarına yaslandığım o gün.Martılara simit atmayı beceremediğim,her kırıntının denizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/">Herkesin Bir Kumrusu Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sus pus şehrimize dönüyorduk.Tek kişilik yolculuğum Kumru’yla iki kişilik zaman yolculuğuna dönüşmüştü.Yol boyunca karnımdaki camdan kuğunun yavaşça kırıldığını hissediyordum.Kan kaybediyordum sanki.Yolculuğumuz şehirden şehire,tarihten tarihe sürüklüyordu bizi.Kumru’nun küçük siyah gözleri vardı.Gözlerinden zeytin dalları düşürüyordu toprağa.Toprak zeytin kokuyordu. Toprağın zeytin kokusuna büründüğü bir günü daha hatırlıyorum.</p>



<p>Beyaz vapurun korkuluklarına yaslandığım o gün.Martılara simit atmayı beceremediğim,her kırıntının denizin derinliklerine sürüklendiği gün.O gün henüz ‘ben’ değildim.Kimliğimi kaybetmiş gibiydim.Bomboş bir yaşamın pençesindeydim.Boşluğuma sızan deniz kokusunu hatırlıyorum.Aslında yarattığım bu boşluğun kendi seçimim olduğunu da.Çünkü en kolay olanı biliyordum.Çünkü unutmanın bir lütuf olduğunu biliyordum.Çünkü ‘Bilmiyorum.’ diyebilmenin,özgürlük olduğunu biliyordum..</p>



<p>Bir şifacının peşine düşer gibi düştüm onun peşine.Kendimden habersizdim. Fakat yolun akibetinin bilincindeydim.Korkuyordum.</p>



<p>Beni anlayabiliyor musunuz?</p>



<p>Anlamıyorsunuz.Onu yitirmenin korkusunu bilebilseydiniz,anlayabilseydiniz şayet o gün her şeyi ardımda bırakır,sadece giderdim.Ardıma dahi bakmazdım. Alabildiğine giderdim..</p>



<p>Yapamadım.Bırakamadım.Kumru içimde büyüyen bir yara gibiydi.Yara iyileşmeden nereye gidebilirdim ki? İçime,içimden daha derin bir yere yerleşmişti bu yara.Ve vücudumu saran bir enfeksiyon gibi kemiklerimi ağrıtıyordu.Midemde acı bir zehire dönüşüyor,burnumu sızlatıyor,gözlerimi yakıyordu..</p>



<p>Kumru:Güvercinler takımından;güvercinden küçük,boz,gri renkli bir kuş. (Streptopelia)</p>



<p>Kumru’nun içime yerleştiği o günden bir anımı hatırlıyorum.Günlüğümün sepya sayfaları arasına sıkışıp kalan bir tüy tanesini ve ardındaki bu dizeleri;</p>



<p>(11 yaş günlüğümden)</p>



<p>“Bir gün topraklarımıza uğrarsan beni bulacaksın Kumru.Çünkü sen benim arkadaşımsın.Annem ve babamın ikinci çocuğusun.Seni kardeşim gibi,oyuncak trenim gibi seveceğim.Pencerenin önüne her gün ekmek bırakacağım. Acıkmışsındır.Karnını doyurursun.Kumru,geleceksin değil mi? Söz ver bana. Geleceksin değil mi?”</p>



<p>Siz hiç 20 yıl boyunca bir ‘Kumru’yu beklediniz mi?</p>



<p>Babanızı,anneninizi,kardeşinizi bekler gibi.Yada dostunuzu,aşık olduğunuz kadın veya erkeği bekler gibi..</p>



<p>Biliyorum beklediniz.Çünkü herkesin bir ‘Kumru’su vardı.</p>



<p>Yarı kesik ıslığım sana ulaşabilmek için Kumru.Sen benim bir asırlık özlemimsin çünkü.Çünkü sana ulaşırsam dünyanın bütün ölü çocuklarını unutabilirim.Çünkü o zaman erken ölümleri kabullenebilirim.Göğe,yere korkmadan gözlerimi çevirebilirim.Sana ulaşırsam tahtadan beşikte üzerime yakılan ağıtları unutup,türküler söyleyebilirim.</p>



<p>Çığlığı tren ıslığına karışan babamı,</p>



<p>Gözlerine deniz tuzu çöken kardeşimi,</p>



<p>Rüzgarda bir ıslık gibi duyulan dostumun sesini,</p>



<p>Cam buğularına adını yazdığım sevdiğimi,</p>



<p>Ve seni kumru,</p>



<p>Yalnız seni,</p>



<p>Sırtımda bir yük gibi değil,</p>



<p>Omuzlarıma değen bir ağaç dalı gibi taşıyabilirim.</p>



<p>Sen pencereme kon.Penceremden ismini bilmediğim nehirlerin ötesindeki topraklara uç.Uç uçabildiğin kadar sınırsız gökyüzünde.Benden selam götür bütün denizlere.Bütün dünya çocuklarının umut dolu gözlerine.. Gözlerimdeki çocukluk özlemini,kumruların kanat çırpışını denize bırak.Kıta kıta uç.Gözlerim savrulsun dünyanın bir kıtasından öbür kıtasına..</p>



<p>Uç Kumru,uç!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/">Herkesin Bir Kumrusu Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuşluk Vakti Cinayet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Mar 2019 04:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17313</guid>
				<description><![CDATA[<p>Havlayan köpeklerin sesinden başka bir şey işitilmiyordu. Sonbahar güneşinin cansız ışıkları iskeleti çıkmış çınar yapraklarının arasından süzülüyor, caminin kapısına bırakılmış cesedi turuncu renge boyuyordu. Bu haliyle ceset uyuyan bir adama benziyordu. Belden yukarısı çıplaktı ve bedenini saran kıllar sabah rüzgarında ait oldukları bedenin ölmüş olduğundan habersiz salınıyorlardı. Kime ait olduğunu kimsenin bilmediği tekir kedi eski [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/">Kuşluk Vakti Cinayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Havlayan köpeklerin sesinden başka bir
şey işitilmiyordu. Sonbahar güneşinin cansız ışıkları iskeleti çıkmış çınar
yapraklarının arasından süzülüyor, caminin kapısına bırakılmış cesedi turuncu
renge boyuyordu. Bu haliyle ceset uyuyan bir adama benziyordu. Belden yukarısı
çıplaktı ve bedenini saran kıllar sabah rüzgarında ait oldukları bedenin ölmüş
olduğundan habersiz salınıyorlardı. Kime ait olduğunu kimsenin bilmediği tekir
kedi eski imamların gömülü olduğu yosunlu mezarlığın içinden çıkıp cesedi
kuşkuyla süzerken tiz bir bebek ağlaması köyün sokaklarını hareketlendirdi.</p>



<p>Sanki olanları haber vermek
istercesine acı acı ağlıyordu. Bir anda sustu, sessizlik bir süre devam
ettikten sonra bebek yeniden ağlamaya başladı. Sabah namazı için cami önüne
gelmiş Halil yerde yatan cesedi görmüş, öylece kalakalmıştı. Camiye gelen
herkes dehşete düşüyor ne yapacağını bilemez halde tutulup cesedi seyrediyordu.
Cesedin renginin mora dönmüş olmasına rağmen içlerinden biri cesaretini
toplayıp cesede yaklaşıp yaşayıp yaşamadığını kontrol etti. Böylece yüzüstü
duran ve o ana kadar kime ait olduğu belli olmayan cesedin kimliği de
anlaşıldı. Caminin imamı deli Mehmet hocaydı yerde cansız yatan. Etraf gittikçe
kalabalıklaşıyordu ve sonunda bir polis aracıyla ambulans olay yerine geldi.
Cenaze tam kaldırılırken sabah okula gitmek için oralarda bulunan çocuk &#8221;göz
kırptı&#8221; diye debelenmeye başladı. İnsanlar çocuğu susuturmaya çalışsa da çocuk
inatla&nbsp; Mehmet hoca yaşıyo, göz kırptı
diye bağırıyordu avazı çıktığı kadar . Polislerden biri çocuğun üstüne
yürüyünce sesi kesilen çocuk aklı Hoca Mehmet efendide kalsa da yoluna devam
etmek zorunda kaldı. Okul servisine binerken hala camiye doğru bakan Salih
durumdan çok etkilenmiş ama en çok oradakileri Mehmet efendinin yaşadığına
inandıramadığı için sinirlenmişti. Salih okulun yolunu tutmuşken kalabalık da
yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Yalnız cesedi ilk gören Halil orada kalmıştı
polislerin sorduğu soruları yanıtlıyordu derken kızılca kıyamet koptu Mehmet
Efendi&#8217;nin karısı Melike hanım haberi almış ve olay yerine gelmiş avazı çıktığı
kadar bağırıyor ağlıyordu.Yanındakiler her ne kadar onu sakinleştirmeye
çalışsalar da çabaları boşaydı, ne de olsa eşini kaybetmişti. Polis, Halil&#8217;in
ifadesini almak üzere arabaya bindirdi ve caminin önünde sadece Melike hanım ve
arkadaşları kaldı. Bir anda silkelenip kendine gelen Melike hanım kaymış
başörtüsünü toparlayıp hastaneye doğru yürümeye başladı. Ambulans hastaneye
vardığında telaşsız kapılar açıldı ve ceset içeri taşındı. Hava çok soğuk ve
etraf oldukça karanlık gibiydi oysa ki Mehmet hoca evden çıktığı zaman gün
ağırmadan hemen önceydi Mehmet hocanın kafası karıştı bir yandan da birilerinin
onu taşıdığını farketmesi uzun sürmedi. <em>Ölmüş müydü, yaşıyor muydu? </em>Karar
veremedi. Ceset torbasının içinde kıpırdanmaya başladı ve birden güm diye yere
düştü canının acısından ölmediğini anlamış oldu böylece. Kıpırdandığını gören
sağlıklık görevlileri sedyeyi boşluğa doğru ittirip kaçıştılar. <em>Eh insanlık
hali </em>her gün ceset torbasından canlı insan çıkmıyordu. Görevlilerden biri
cesaretini toplayıp torbaya yaklaştı ve fermuarını açtı Mehmet efendi gözleri
açık şaşkın şaşkın bakınıyordu. Görevliler silkelendi ve hemen onu acil
müdahale odasına taşıdılar. Olan şuydu ki Mehmet efendi yalancı ölüm yaşamıştı
yani muayenesinde nabız alınamamıştı. Nefes aldığı da belli olmuyordu. Durum
ancak şanssızlık ve biraz da dikkatsizlikle açıklanabilirdi. Sıkı bir
muayeneden sonra Mehmet hoca müşahadede tutuldu, durumu stabil hale
geldiğindeyse hastaneden taburcu edildi. Bu arada durumdan habersiz Melike
hanım ertesi gün cenazeyi teslim almak üzere evine dönmüş evde cenaze
ritüelleri başlamıştı.</p>



<p>Bir süre sonra kapı anahtarla açıldı,
içerdeki ağlama, konuşma sesleri birden kesildi ve üzerinde hastaneden verilen
giysilerle içeri Mehmet hoca girdi önce gidip müezzin arkadaşı olan Faruk&#8217;a
sıkı bir yumruk attı sonrasında ise karısı Melike&#8217;nin yanına gidip &#8221;öyle
yapılmaz böyle yapılır&#8221; deyip ve kadının boğazını sıkmaya başladı. Evdeki
herkes şaşkınlık içinde neler olduğunu seyrediyordu&nbsp; Faruk&#8217;un burnu kanıyor Melike de neredeyse
nefessiz kalmıştı. Mehmet hocayı sakinleştirmeye çalıştılar ama oldukça
kuvvetliydi ki yanına gelenleri de başından savmıştı derken en sonunda Mehmet
hoca karısının gözlerine bakarak &#8221;neden;?&#8221; diye bağırarak sordu ve bir yandan
ağlamaya başladı Mehmet hocanın sinirleri boşalmıştı öylece oturmuş
ağlıyordu.&nbsp; Birden hışımla yerinden
kalktı herkes kötü şeyler olacak diye yeniden korktu Mehmet hoca yanlızca bir
gece önce onu aldatan yakalanınca da onu öldürmeye çalışan Faruk ve Melike&#8217;ye
iki söz söyledi &#8221;Allahınızdan bulun&#8217;.&#8217; </p>



<p>&#8230;<strong></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/">Kuşluk Vakti Cinayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kusluk-vakti-cinayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17313</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutluydum Beni Neden Uyandırdınız?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Mar 2019 04:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17361</guid>
				<description><![CDATA[<p>Otogarda veda sahnesi&#8230; Çağrı ile Yağmur aileleriyle vedalaşıp, mutlu bir şekilde otobüslerine binip,Karamürsel&#8217;in yolunu tutmaya başlarlar&#8230;Yol boyunca hayalleri hakkında konuşurlar&#8230; İkisi de Kocaeli Üniversitesi Denizcilik fakültesi &#8221;Deniz Ulaştırma Mühendisliği&#8221; kazanmışlardır. Çağrı ile Yağmur liseden iki aşıktır. Muğla&#8217;nın Datça ilçesinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir yirmi sene boyunca. Artık bu küçük ilçenin onların aşkına engel olacağını düşündükleri için. Üniversite [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/">Mutluydum Beni Neden Uyandırdınız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Otogarda veda sahnesi&#8230; Çağrı ile Yağmur aileleriyle vedalaşıp, mutlu bir şekilde otobüslerine binip,Karamürsel&#8217;in yolunu tutmaya başlarlar&#8230;Yol boyunca hayalleri hakkında konuşurlar&#8230; İkisi de Kocaeli Üniversitesi Denizcilik fakültesi &#8221;Deniz Ulaştırma Mühendisliği&#8221; kazanmışlardır. Çağrı ile Yağmur liseden iki aşıktır. Muğla&#8217;nın Datça ilçesinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir yirmi sene boyunca. Artık bu küçük ilçenin onların aşkına engel olacağını düşündükleri için. Üniversite okumak&nbsp; bahanesiyle üniversite sınavına girmiş ve her ikisinin de aldıkları puan ile rahat bir şekilde kazanabilecekleri olan okulu yazmışlardır. Mesele okulda değildir aslında mesele yaşadıkları şeyler, aileleri&#8230; Susurluk dinlenme tesislerine geldiklerinde otobüsten birer sigara içmek için inerler Çağrı Yağmur&#8217;a sigarayı uzatır&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Diyalog</p>



<p>&nbsp;Çağrı: Ne kadar paramız var?</p>



<p>Yağmur: İki bin lira kadar.</p>



<p>Çağrı: Acilen iş bulmak lazım Karamürsel&#8217;de.</p>



<p>Yağmur: Bir gidelim de bakarız aşkım.</p>



<p>Çağrı:Off&#8230; Neyse geçelim arabaya kalkar birazdan.</p>



<p>Yağmur: Yine mi?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çağrı ile
Yağmur bakışarak otobüslerine geri döner birlikte yolculukları Karamürsel
otogara kadar devam eder.</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otobüs Karamürsel otogarına vardığında hava karanlıklaşmıştır&#8230; Çağrı ile Yağmur otobüsten iner valizlerini alırlar&#8230; Fakat Çağrıda bir anormalleşme vardır. (yoksunluk sendromu)</p>



<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diyalog (Yolda)</p>



<p>Yağmur:Datça&#8217;dayken
rahat buluyordun burada ne bok yiyeceksin? Bilmiyorum Çağrı.</p>



<p>Çağrı: Kullamıyacam.</p>



<p>Yağmur: Eminim.İki gün oldu ara ara yoldan çıkmaya başladın bile soğuk soğuk terlemeler falan.</p>



<p>(Çağrı tahammülsüzleşerek
Yağmura döner.)</p>



<p>Çağrı: Ya tamam Yağmur lütfen evimize bir gidelim dinlenelim hatta şu tekelden ikişer tanede bira alalım evde konuşuruz olur mu hayatım?</p>



<p>(Yağmur konuyu kapatmak
ister)</p>



<p>Yağmur: Tamam Çağrı bir şey demiyorum iyi içelim&#8230;Ya da ben içmiyim aşkım,sen iç yine dört tane alalım ama sen iç.</p>



<p>(Çağrı Yağmura bakar
ufak bir utangaçlıkla tebessüm atarak sarılır.)</p>



<p>Yolun üzerinde ki tekel
bayiden aldıkları dört tane bira ile Çağrının dedesinden kalma eve geçerler(Dört
katlı binanın üçüncü katı&#8230;)</p>



<p>Çağrı ile Yağmur eve
girer.</p>



<p>(Çağrı evi gözden
geçirirken Yağmura dönerek)</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Biraları dolaba
koyalım ev zaten temiz Ayfer teyze temizlemiş yine geleceğimizi bildiği için
baksana.</p>



<p>Yağmur(Çantasındaki
bira şişelerini çıkartırken birini Çağrıya uzatarak):Tamam sen al birini ben
şunları dolaba koyayım.</p>



<p>Çağrı Yağmurun verdiği
birayı açıp oturma odasına geçer oturma odasındaki tekli koltuğu gözüne
kestirerek koltuğa oturur ve televizyonu açıp başlar bira içmeye.Yağmur o ara
evi dolaşıp herhangi bir odaya valizi atar.O sıra gözüne duvara asılmış
çerçeveli fotoğraf çarpar fotoğrafta bir bir çift vardır uzunca fotoğrafı
incelerken Çağrı içerden seslenir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Yağmuuur,yağmuuurrr..</p>



<p>Yağmur:Efendim Çağrı?</p>



<p>Çağrı:Yavrum gelsene
onca yol geldik ikimizde yorgunuz zaten gel şöyle yamacıma siktir et yarın bir
okula gidelim de gelince yerleştiririz eşyalarımızı.</p>



<p>Yağmur(Fotoğrafa bakmaktan vazgeçerek oturma odasına doğru yönelir.): Tamam geldim, geldim&#8230;</p>



<p>&nbsp;Televizyonda
panda belgeseli yayınlanmaktadır.Çağrı Yağmura dönüp.</p>



<p>Çağrı:Şu telefonunu televizyona bağlada bir Müslüm
Baba dinleyelim aşkım.</p>



<p>Yağmur(Sıkılmıştır artık Çağrının Müslüm
sevdasından.):Off Çağrı ya bir bitmedi şu Müslüm sevdan.</p>



<p>Çağrı(Birasından bir yudum çekerek Ya sen açsana bir.&#8221;Senin
kadar hiç kimseyi sevmedim ben&#8217;i&#8221;. Benden sana gelsin.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yağmur
telefonunu televizyona bağlar youtubeden.Müslüm Gürses &#8216;Senin Kadar hiç kimseyi
sevmedim..&#8217;Başlar çalmaya&#8230;Yağmur mutfağa gidip bir bira alıp çağrının
oturduğu tekli koltuğunun hemen yanına çağrının dizlerine kapanarak bir yandan müziği
dinlemeye bir yandan birasını yudumlamaya başlar Çağrı Yağmurun saçlarını
okşamaya başlar.Yağmur önce irkilir sonrasında kendisini iyi hissetmeye başlar.Kafasını
Çağrının dizine koyarak gözlerini kapatır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Uykun geldiyse yatalım aşkım.</p>



<p>Yağmur(Gözlerini açar.Gülümseyerek Çağrıya):Yatsak
fena olmayacak gibi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çağrı
birasını fondip yapar o sırada televizyonda çalan şarkı bitmiştir.Yağmurun
elinden tutarak ayağa kaldırır ve birlikte odalara bakalar yatak odası olmasına
en musahit oda olan çift kişi yataklı odayı gözlerine kestirirler.Ve uyumak
için yatağa geçerler.Çağrı Yağmura sarılır yağmur başlar ağlamaya&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Çağrı:Tamam bir tanem geçti.Sakinleş lütfen tamam
geçti bak ben senin yanındayım.Geçti her şey.Sakin ol&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yağmurun
gözyaşları birazda olsun azalmaya başlar.Ve ikisi birden uykuya dalarlar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
ERTESİ GÜN</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sabah
saatlerinde saat 09.45&#8217;de Çağrının telefonu çalar.Arayan Ayfer teyzesidir.Çağrı
yataktan yarım kalkmış vaziyette telefonu açar..</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG(TELEFON)</p>



<p>Ayfer:Çağrı olum ne yaptınız? rahat uyuyabildiniz mi
gece kusura bakma teyzem,gece uyuya kalmışım arayamadım.</p>



<p>Çağrı:Uyuduk teyzoşum merak etme Yağmurda iyi
durumda.Birazdan okula geçeceğiz zaten.</p>



<p>Ayfer:Tamam oğlum dikkat edin kendinize akşam ben
uğrarım yanınıza okula gidin bir de dersinize girin ihmal etmeyin oğlum bak
sizin geleceğiniz bu okul.</p>



<p>Çağrı:Tamam,tamam teyze Yağmur uda uyandırıcım zaten
birazdan birlikte geçeceğiz okula.</p>



<p>Ayfer:Tamam olu hadi Allah&#8217;a emanetsiniz görüşürüz
akşam.</p>



<p>Çağrı:Görüşürüz teyzoş.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Çağrı
telefonu kapatır Yağmura bakar Yağmur henüz uyanmamıştır.Yataktan kalkar önce
tuvalete gider elini yüzünü yıkar.O sırada lavabonun karşında aynaya kendisine
bakakalır.Elleri titremeye başlar.Bir telaşla yatak odasında ki valizine
yönelir valizden ilacını bulup bir tane içer.Ardından mutfağa geçip dün geceden
kalan biralardan birini alıp oturma odasına geçip Yağmurun televizyona bağlı
cep telefonundan bir Müslüm Gürses şarkısı açar&#8221;Yıllar Utansın.&#8221;Çağrının
yavaş yavaş titremesi son bulur.Ama bir yandanda pişman olur ilaç kullandığı
için çünkü;Kullandığı psikolojik ilacın,büyük bir yan etkisi vardır alkol ile
birlikte alınması durumunda kendisini kaybedip babam başka bir insana dönüşüyor
olduğunun farkındadır henüz fakat alkolüce çok seviyordur biraz da olsun
yatıştırıyor,onu..</p>



<p>Çalan şakinin sesine Yağmur uyanmıştır.Oturma
odasına doğru gelip.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
DİYALOG</p>



<p>Yağmur:Günaydın Aşkım.</p>



<p>Çağrı(Yağmura doğru yönelerek):Günaydın bir tanem
hadi hazırlında okula geçeceğiz birazdan.</p>



<p>Yağmur(Esneyerek cevap verir):Tamam bir kahve
yapayım bari kendime&#8230;Sen içeçekmisin? Diye sormuyorum.Zaten sabahın köründe
başlamışsın yine meyve suyuna&#8230;</p>



<p>Çağrı(O ara sigarasını yakıp bir duman
almıştır,Dumanı üfleyerek.):Başka türlü olmuyor aşkım.</p>



<p>Yağmur(Anlayışlı bir gülümsemeyle oturma odasının
kapısından Çağrıya dönüp.):Biliyorum canım,biliyorum ama daha ne kadar böyle
gidecek bilmiyorum.</p>



<p>Çağrı(Bir yandan sigarasını içerek):Gitmesi
gerektiği yere kadar gidecek.Gitmek zorunda.Hiç birimiz istemedik böyle bir
hayat yaşamayı zaten bizlerde istediğimiz hayatı seçmek gibi bir lüks
tanımadılar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Yağmur bu
cevaba sesini çıkartmayarak odaya geçip hazırlanmaya başlar&#8230;Çağrı her şeyi
boş vermiş bir tavırla odadan yağmura seslenir.</p>



<p>&nbsp;&#8221;Ve en çokta
&#8221;sarılmaya&#8221; ihtiyacımız olduğu gecelerde yalnız kalmadık mı?&#8221;&#8230;</p>



<p>Formun Üstü</p>



<p><a href="https://www.facebook.com/akif.gokce.374"><strong><br />
</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/">Mutluydum Beni Neden Uyandırdınız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutluydum-beni-neden-uyandirdiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17361</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Melankolik Yorgan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Mar 2019 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Şafak Arslan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu sözlerimi güneşli bir kış gününde yazıyorum sana. Bilirsin bir güneşten bir de kış ayından vazgeçemem. Belki de bu sebeptendir yazın bile kar yağması başıma… Bu durumun seninle de pek alakası yok açıkçası, ben sadece melankoliyi yorgan yapmışım yatağıma. Biliyorum, kalbim bana ait fakat neden beni bana kırdırıyorsun? Bazen buna dayanmak çok zor geliyor… Dayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/">Melankolik Yorgan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu sözlerimi güneşli
bir kış gününde yazıyorum sana. Bilirsin bir güneşten bir de kış ayından
vazgeçemem. Belki de bu sebeptendir yazın bile kar yağması başıma… Bu durumun
seninle de pek alakası yok açıkçası, ben sadece melankoliyi yorgan yapmışım
yatağıma. Biliyorum, kalbim bana ait fakat neden beni bana kırdırıyorsun? Bazen
buna dayanmak çok zor geliyor… Dayan diyorum yüreğim dayan ama onda da mecal
kalmamış, anlıyorum. Sanırım o da benim gibi bir gün bitmeyeceğini düşünerek
sevmiş, ne diyebilirim ki? Sen hiç yüreğini karşına alıp konuştun mu? Ben
konuştum. Hatta ara sıra karşıma alıp konuşuyorum onunla. Deli misin sen? Deme!
Dinle. Bu benim için bir çeşit terapi şekli. Geçen gün konuştuk onunla ve şu
soruyu sordum: </p>



<ul><li><em>Hadi
ben acı çekiyorum ama sen neden bu kadar acı çekiyorsun?</em></li><li><em>Sadece
sen sevmiyorsun onu! Ben de seviyorum, ziyadesiyle. Neden bu kadar acı
çektiğimi inan ki bilmiyorum. Korkuyorum… Korkuyorum! Çünkü bilmiyorum ne
yapılır ona benzemeyen bir kadının silüeti benim atışlarımı hızlandırırsa bir
gece…</em></li></ul>



<p>Saçma
diyorsun içinden şu anda, anlıyorum. Saçma gelse bile şunu bil ki ben buyum!
Biraz deli, biraz âşık. Peki, sen hiç korkmuyor musun bu kadar çok sevilmekten?
Gün gelir de benim kokumu mezara gömecek kadar seven bir erkek çıkar diye?
Sanırım korkmuyorsun. Peki, hiç düşünmüyor musun benim seni başrol oynattığım
bu filmde başkasının seni figüran olarak bile oynatmayacağını? Sanırım
düşünmüyorsun. Peki, o zaman şunu sorayım sana: Sen hiç hayallerinden kırıldın
mı böyle büsbütün? Ben kırıldım hatta paramparça oldum. Sen ne yaptın o sırada?
Yine gelmedin değil mi? Bilirsin, aşkı özgürlük olarak tanımlamıştım sana bir
keresinde. Bu sebeptendir ki içimde senin özgürlüğüne doğru uçmayı hazır
bekleyen güvercinlerim var benim… Ama biliyorum ki sana doğru uçsalar, sen
onları da kıracaksın. Oysa ben bu hayatta en çok seni sevmiştim. Elini
vermiştin bana sevgime karşılık hatırlar mısın? Elini verdin ama misliyle geri
aldın hem de kat kat kopara kopara… Bu kadar melankoli yeter. Bak akşam oldu
yine. Ben yine sana yazarken unutmuşum beni ısıtan tek şeyi, güneşi. O halde bu
gece sen beni hatırla. Hiç sevmediğin ve hiç özlemediğin halde hatırla beni. En
azından bunu yapabilirsin benim için çünkü bana borçlusun. Senden bir sevgi
alacağım var, unutma! Şimdi ben bu cümlelerle vedalaşıyorum seninle ama sen suçüstü
yap unutturma kendini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/">Melankolik Yorgan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/melankolik-yorgan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portre 1. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yataktan kalktı. Şeker haplarını almak şifonyere uzandı. Bir adet hap çıkarıp kutusundan, geri yerine bıraktı. Ağzına aldı. Bir bardak suyla beraber yuttu. Çeşitli işlere girip çıkmıştı. Hiçbir işinde tutunamamıştı.&#160; Ama yılmamıştı. “Ölene kadar devam.” Dedi. Ölmeyi çok istiyordu aslında. Ölüm onun için yeniden doğuş gibiydi. Yanağında bir leke vardı.&#160; Gözleri çekik, burnu kalkık, kulakları kepçeydi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/">Portre 1. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yataktan kalktı. Şeker haplarını almak şifonyere uzandı. Bir
adet hap çıkarıp kutusundan, geri yerine bıraktı. Ağzına aldı. Bir bardak suyla
beraber yuttu. </p>



<p>Çeşitli işlere girip çıkmıştı. Hiçbir işinde
tutunamamıştı.&nbsp; Ama yılmamıştı. </p>



<p>“Ölene kadar devam.” Dedi.</p>



<p>Ölmeyi çok istiyordu aslında. </p>



<p>Ölüm onun için yeniden doğuş gibiydi.</p>



<p>Yanağında bir leke vardı.&nbsp;
Gözleri çekik, burnu kalkık, kulakları kepçeydi.</p>



<p>Bir masaldı onun isteği.</p>



<p>Dünyaya “Ben küçük prensim aslında. “ mesajı vermek istedi.
Yapamadı.</p>



<p>Yapamazdı. </p>



<p>Çünkü değildi.</p>



<p>Tutunamayanlar’ı ilk okumaya başladığında kendisiyle
yüzleşiyordu aslında.</p>



<p>Turgut Özben kendisiydi.</p>



<p>Özbenliğinden kusmuştu zihnindeki soruları.</p>



<p>Çepeçevre saran duygusuz, tatminkar nefretleri.</p>



<p>Bir buluttu dünya aslında.</p>



<p>“Biz onun molekülleriyiz.” </p>



<p>Her bir molekül bozulduğunda birbirinden etkilenirdi.</p>



<p>O da, öyleydi.</p>



<p>Bozuk paranın değerini kaybettiği o anlamsız duygulara
sürüklendiği anda yaşantısını çözecekti.</p>



<p>Bozuk para, bozuktu. </p>



<p>Para kavramı bozuktu ona göre.</p>



<p>“Bir kağıt parçasından ne bekler ki insan!”</p>



<p>Soluksuz gezen anılarla oynaşan dalgaların tutkulu duygu
mahremiyetinden korkakçasına savuşturdu her şeyi.</p>



<p>Sayıkladı her cümleyi.</p>



<p>“Bozuk para.”</p>



<p>Paraya tapanların casusluğundan bıkmışçasına fırlattı attı
telefonunu.</p>



<p>Telefon kırıldı.</p>



<p>Paraya ölesiye bağlananların sapkın tavırlarından değildi
onunkisi.</p>



<p>Depresif miydi?</p>



<p>Değildi.</p>



<p>Hasta mıydı?</p>



<p>Değildi.</p>



<p>Ateşi var mıydı?</p>



<p>“Bu soruya çakmak ister misin diye cevap vereyim.”</p>



<p>Ateşi vardı.</p>



<p>Hem de çok.</p>



<p>Sokak köpeklerinin havlama sesi duyuldu dışarıdan.</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>“Efendim?”</p>



<p>“Hav hav.”</p>



<p>Anladın mı?</p>



<p>Bir kahve içmek için odadan çıktı. </p>



<p>2’si 1 arada olan kahveden bir adet aldı.</p>



<p>Su ısıtıcıyı açtı. </p>



<p>Suyu kaynatıp kahvenin üzerine dökerek bir güzel karıştırdı.</p>



<p>Kahveyi çok severdi.</p>



<p>“Kahvesiz olur mu?”</p>



<p>Duydunuz zilin sesini.</p>



<p>Evet, kahveye bayılırdı.</p>



<p>Günde 2-3 bardak muhakkak içerdi.</p>



<p>Kahvesini yudumlarken kitabını eline aldı.</p>



<p>Okumaya başladı.</p>



<p>Malcolm X’in bir sözüne denk geldi:</p>



<p>“Bugünün hızlı dünyasında tefekküre ya da derin düşünceye
yer yok. Bir mahkumun iyiye kullanabileceği bol vakti oluyor. Bir insanın
düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa,
üniversitelerden sonra, hapishanedir. İnsan, teşvik edilirse hapishanede
hayatını değiştirebilir.”</p>



<p>Çok doğru değil mi?</p>



<p>Biz, hepimiz düşünce mahkumuyuz aslında.</p>



<p>Düşünmemekten bu hale geliyoruz.</p>



<p>Dışarıdan bir müzik sesi geldi.</p>



<p>“Dikkatin mi dağıldı?”</p>



<p>Hayır, sen devam et.</p>



<p>Elinden kitabı usulca bıraktı. </p>



<p>Kahvesinden son yudumu aldı.</p>



<p>Radyoyu açmak istedi. </p>



<p>Yöneldi.</p>



<p>Ama vazgeçti.</p>



<p>Her gün yürümeyi adet haline getirmişti.</p>



<p>Koşu bandına yöneldi.</p>



<p>Yarım saat yürüdü.</p>



<p>Sonra eline tekrar kitabı aldı.</p>



<p>“Filoloji, gerçekten esaslı bir ilim, nerede karşısına
çıkarsa çıksın bir kelimenin nasıl tanınacağından söz ediyor.”</p>



<p>Ne güzel söylemiş Malcolm X.</p>



<p>“Dilcisin ya, ondan sana güzel geliyordur.”</p>



<p>Aynen öyle.</p>



<p>“Dil olmasa n’apardın?”</p>



<p>Ne mi yapardım?</p>



<p>Kendime başka bir uğraş bulurdum.</p>



<p>Ancak dilden de vazgeçemem.</p>



<p>Dil, benim bir tutkum.</p>



<p>“Seni bu dil tutkunla baş başa bırakayım mı?</p>



<p>Hayır, henüz değil.</p>



<p>Sana çok ihtiyacım var şu anda.</p>



<p>“Pekala.”</p>



<p>Üzerine bir t-shirt giyip dışarı çıktı.</p>



<p>“Şöyle bir yürüyeyim.”</p>



<p>Bence de, bir iki insan görürsün. Yabaniliğin gider.</p>



<p>“Sen de çok kabasın.”</p>



<p>Sen de.</p>



<p>Hadi birbirimizi itham edelim.</p>



<p>“Sen.”</p>



<p>Sen.</p>



<p>Sen dili böyle kullanılınca garip oluyor.</p>



<p>“Haklısın, ne o çocuk gibi.”</p>



<p>Yürümeye başladı.</p>



<p>Adımları korkak ve gergindi.</p>



<p>Uzun zamandır dışarı çıkmıyordu. </p>



<p>Birkaç adım attı. </p>



<p>“Yapamayacağım.” dedi ve içeri girdi.</p>



<p>“Aradığım her şey aslında evde.”</p>



<p>Çıkamıyorsun değil mi?</p>



<p>“Evet.”</p>



<p>Biz de nedenini araştırıyoruz zaten.</p>



<p>“Farkındayım.”</p>



<p>Eve girdi.</p>



<p>Eşyaları talan etti.</p>



<p>Günlüğünü arıyordu.</p>



<p>Ancak bulamadı.</p>



<p>Tüm çekmeceleri karıştırdı.</p>



<p>Her yere baktı.</p>



<p>Günlü ortada yoktu.</p>



<p>Sokakta bir çöp arabası geçti.</p>



<p>Aklına bir akıl hastasının yazdığı “Kör olası çöpçüler aşkımı
süpürmüşler” şarkısı geldi.</p>



<p>Akıl hastası tabi yerinde miydi acaba?</p>



<p>İnsanı böyle etkileyen şaheserleri yazanlara deli denir
miydi?</p>



<p>Biz hepimiz bir delinin paltosundan çıktık.</p>



<p>O deli de Petro değildi.</p>



<p>Bir masal yazmak istedi önce.</p>



<p>Sonra sildi.</p>



<p>Bir kahve daha mı isterdi acaba?</p>



<p>“Hayır, zaten iki tane içtim. Bir tane daha içersem
uyuyamam.”</p>



<p>Her şey iki dudağının arasında gizliydi.</p>



<p>Düşünceler gemisi kıyıya vardı. İnecek var.</p>



<p>“Ne oldu ki şimdi?”</p>



<p>Düşünceli gördüm seni.</p>



<p>“Teşekkür ederim.”</p>



<p>Bir aydına söylenilecek söz “Düşünceli gördüm seni.”dir.</p>



<p>Neden mi?</p>



<p>Onlar fikir işçileridir.</p>



<p>Yazmak da benim tutkum.</p>



<p>“Hemen de kendine pay çıkardın.”</p>



<p>Olsun o kadar. Senin hayatını yazıyorum şurada.</p>



<p>Günlüğünü aramıştı. </p>



<p>Ancak bulamamıştı.</p>



<p>Şimdi de aklına ne mi geldi?</p>



<p>Tabi ki, Türkçe Sözlük.</p>



<p>Lugata pehlivanlık sökmez.</p>



<p>“Bakıyorum hocalarından sözler çalıyorsun.”</p>



<p>Evet, olsun o kadar.</p>



<p>“Aynı sözler hep.”</p>



<p>N’apalım bizim de lugatımz böyle.</p>



<p>“Şimdi de kahve ağzıyla konuşmaya başladın.</p>



<p>Hükümet kurar, yıkarız.</p>



<p>Türk değil miyiz?</p>



<p>İki Türk bir araya gelse devlet kurar.</p>



<p>“Haklısın.”</p>



<p>Sözlükten birkaç kelimeye baktı.</p>



<p>Açımsama kelimesi dikkatini çekti.</p>



<p>Anlamı şerh yani açıklamak.</p>



<p>Sözcüğü beğendi ve kelime dağarcığına kattı.</p>



<p>Yukarıdan bir uçak geçti.</p>



<p>Onun sesiyle irkildi.</p>



<p>Havaalanına yakın bir yerde oturuyordu.</p>



<p>İşlek bir cadde gibiydi evi.</p>



<p>Gürültüler, araba sesleri, kornalar, geçen uçaklar…</p>



<p>Onlar arasında bir de ben.</p>



<p>“Evet, sen.”</p>



<p>Bliyorum, benden rahatsız oluyorsun ama ne yapalım?</p>



<p>Meslek icabı.</p>



<p>“Haklısın, ancak ne zaman emekli olacağını merak ediyorum.”</p>



<p>Emekli olmayacağım, yazmaya devam.</p>



<p>“Aferin öyleyse sana.”</p>



<p>Mutfağa girdi. </p>



<p>Buzdolabını açtı. </p>



<p>Bir iki lokma ağzına attı.</p>



<p>Sonra odaya döndü.</p>



<p>Gazeteyi eline aldı. </p>



<p>Okumadan başka bir yere koydu.</p>



<p>Oydu.</p>



<p>Aradığı her şey evindeydi.</p>



<p>Yalnızlık, dert, sıkıntı mı dersin, iş mi dersin.</p>



<p>Her şey aslından evindeydi.</p>



<p>Belalı bir aşık liseye dadanır ya. Bizimkisi o hesap.</p>



<p>“Kahve ağzına döndün yine.”</p>



<p>Olsun be güzelim.</p>



<p>Olsun.</p>



<p>Don Kişot’un yerinde olmayı çok isterdi.</p>



<p>Hayallere dalıp yel değirmenlerine saldırmayı.</p>



<p>Çok okuyup kendinden geçmeyi.</p>



<p>Okuyup okuyup hikayeler uydurmayı.</p>



<p>Ancak yazamazdı.</p>



<p>Eline kalemi aldı.</p>



<p>Yazmaya koyuldu.</p>



<p>Ancak yazamadı.</p>



<p>Yazsa rahatlayacaktı.</p>



<p>Yazsa her şey daha açımsanabilir olacaktı.</p>



<p>Yazmak önceleri onun için bir tutkuydu, benim gibi.</p>



<p>Ancak sonraları bıraktı azmayı.</p>



<p>Nefret etti ondan.</p>



<p>Kendini okumaya verdi.</p>



<p>Varoluşçuluk’tan kim varsa hepsini okuyup bitirmişti.</p>



<p>Artık uzman sayılabilirdi.</p>



<p>Açımsamayı düşündüğü ne varsa dökebilecekti.</p>



<p>Ancak yapamadı.</p>



<p>Yazamadı.</p>



<p>Yazdıkları onun kaybolacaktı.</p>



<p>Onu yok edecek, halkın diline pelesenk olmuş gibi duygusuz
öksürüklere kurban giden koyunlar gibi uluyan köpeklere sığınan sığıntı
psikolojisine girmiş bir hayvan gibi hissetti kendini.</p>



<p>Yazdıklarını unutmayı denedi bu sefer.</p>



<p>Yapamadı.</p>



<p>Her tarafı ağrıyordu.</p>



<p>Uyuyabilse uyuyacaktı.</p>



<p>Ancak yazmak istiyordu.</p>



<p>Anlatmak.</p>



<p>Tüm duygularını kağıda dökmek istiyordu.</p>



<p>Yapamadı.</p>



<p>Her şey silikti.</p>



<p>Duygular, eşyalar…</p>



<p>Uykusuzdu tıpkı Seatle’daki Uykusuz filmindeki gibi.</p>



<p>İzlemediysen tavsiye ederim.</p>



<p>“Sağolasın. Ama uygun bir halde değilim.</p>



<p>Uyumak istiyorum sadece uyumak.”</p>



<p>Haklısın. Seni çok yordum bu aralar.</p>



<p>“Haklı mıyım? </p>



<p>Ölüyorum yorgunluktan.”</p>



<p>Uyu öyleyse serbest bıraktım seni.</p>



<p>İyi geceler sana dostum.</p>



<p>“Sana da.”</p>



<p>Şeker gibi rüyalar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/">Portre 1. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portre-1-bolum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kim Neyi Duymak İsterse…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Mar 2019 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17236</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağanın kapısının önündeki kalabalık gittikçe artıyordu. Fısıldayanlar, yüksek sesle konuşanlar, bir birine bakıp sorgu sual edenler ve yeni gelenlere yapılan izahatlar uzun bir süre aldı. Çaycı Rüstem Efendi, köy imamı ve öğretmenine seslenerek, “kapıyı çalan, hatır soran siz olun” dedi. Öğretmenle imam göz göze geldi. Öğretmen imama, imam öğretmene görevi tevdi etmek istiyordu ama kaçınılmaz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/">Kim Neyi Duymak İsterse…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ağanın kapısının önündeki
kalabalık gittikçe artıyordu. Fısıldayanlar, yüksek sesle konuşanlar, bir
birine bakıp sorgu sual edenler ve yeni gelenlere yapılan izahatlar uzun bir
süre aldı. Çaycı Rüstem Efendi, köy imamı ve öğretmenine seslenerek, “<strong>kapıyı çalan, hatır soran siz olun</strong>”
dedi. Öğretmenle imam göz göze geldi. Öğretmen imama, imam öğretmene görevi
tevdi etmek istiyordu ama kaçınılmaz son imamın oldu.</p>



<p>İmam efendi kalabalığa
yönelerek el işaretiyle biraz daha sessiz ve sakin olmalarını istedi. Ağanın
evinin önü miting alanı gibi olmuştu. İmam efendi sonunda kapıyı tıklattı, ses
gelmeyince bir daha, sonra bir daha. Biraz sonra ağanın hanımı kapıyı açtı,
aralıktan önce imama, sonra da imamın arkasında duran köy ahalisine baktı.
Ağanın hanımı imam efendi için kapıyı araladı, hemen ardından da kapattı.</p>



<p>İmam efendi sessizce ağanın
durumunu sordu. Değişen bir şey yoktu. Üç gündür odadan çıkmamış, ne bir ses ne
bir haber vermişti. Kapının önüne koyduğu yemeği bir ara alıyor, sonra da el
sürülmemiş şekilde yine kapının önüne koyuyordu. Ağanın durumu durum değildi.
Herkes gibi ağanın hanımı da, çocukları da çok tedirgindi, ağa adına da, kendi
adlarına da, köy adına da derin bir endişe içindeydiler.</p>



<p>İmam efendi ağanın bu durumunun
ne zaman başladığını sordu. Hanımı sessizce anlattı. Şehre gidip geldikten
sonra tek kelime etmeden odasına kapanmıştı. Beşinci sınıfa giden kızından bir
kalem, bir de kâğıt istediğini de eklemeyi unutmadı ağa hanımı. Bu durum biraz
garipti. Ağanın kâğıtla kalemle ne işi olurdu. Doğru dürüst okuma yazması bile
yoktu. Hani köyün muhtarıydı ama o gücü elinde bulundurmasından kaynaklıydı,
yaptığı hizmetlerden değil. İmam da biliyordu ki, köyde egemen güç kimse ağa da
oydu, paşa da oydu, muhtar zaten oydu.</p>



<p>Köyün ağası olan Hasan
efendinin babası da ağaydı, dedesi de, onun dedesi de. Padişahlık gibi babadan
oğula geçen bir şeydi bu ağalık denen şey. Hani köyün tamamına yakını o ailenin
olunca ağalık da kaçınılmaz, paşalık da kaçınılmaz, muhtarlık zaten kaçınılmaz.
</p>



<p>Köyde iki sınıf insan vardı;
ağa ve diğerleri…</p>



<p>Sadece “<strong>ağa</strong>” kısmına aile efradı da girerdi. Hısım akraba girmezdi, çünkü
zaten köyün hepsi bir birine uzak-yakın akrabaydı.</p>



<p>Ağa aynı zamanda muhtar olunca
zaman zaman şehre giderdi. Kaymakamlıkta, bazen valilikte, bazen belediyede,
bazen jandarmada toplantı olurdu. Ağa da köyü temsilen orada bulunur, her bir
şeye kendisi karar verirdi. Zaten kendisi demek, köy demekti, köyde yaşayanlar
demekti, iti demekti, koyunu demekti, ineği demekti, bağları demekti, bahçeleri
demekti. Yani ağa demek, köyün altı demekti, üstü demekti, her bir şeyi
demekti.</p>



<p>Ama ağaya bir haller oldu. Üç
gündür odasından çıkmadı. Çıktığı bir tuvalet, bir de kapının önüne konan yemeği
almak için kolunu uzatmasıydı. Hepsi buydu ve tek kelime ettiği yoktu. Sadece
odaya girerken kâhyasına çeşitli talimatlar vermiş, o da hemen bu emri
uygulamaya koyulmuştu. Cuma günü namazdan sonra şehirden önemli misafirler
gelecek, kazanlar kaynayacak, yemekler yapılacaktı. Bunu dediğinde günlerden pazartesiydi.
Şehirden yeni dönmüş, akşamın karanlığı köyün yabanına düşmüştü. Salı,
Çarşamba, Perşembe derken Cuma günü geldi çattı. Kâhyanın hazırlıkları tamamdı
ama ortada muhtar yoktu, yani ağa yoktu, yani paşa yoktu, yani gücü elinde
bulunduran adam yoktu.</p>



<p>Evdeki endişeli bekleyiş Cuma
namazına kadar sürdü. Nihayet namazdan hemen önce ağa kapıda göründü ama tek
kelime etmedi. Abdestini alıp, camiye yöneldi. Köy ahalisi camide ağayı kanlı
canlı görünce derin bir nefes aldılar; güç yerindeydi ve gücü elinde bulunduran
hem canlıydı hem de kanlı, üstelik aklı da yerindeydi ki, camiye kadar
gelebilmişti.</p>



<p>Kâhya ağanın emrini imam
efendiye de ulaştırmış, imam hutbeden hemen sonra köy ahalisine duyuru
yapmıştı. Namazdan sonra şehirden önemli misafirler gelecek, köyün çeşmesini
hizmete açacaklardı. Bu nedenle köylü orada olmalıydı, yemekler de orada
yenilecekti. Ama önce misafirler yiyecekti, bu çok önemliydi. Önemli
misafirlerin içinde vali beyin olma ihtimali de kuvvetle muhtemeldi ki, ona
göre kendilerine çeki düzen verilsin. </p>



<p>Köye hayat veren Taşkesen’in
çeşmesi bugün açılacaktı, köye, köylüye, köyün hayvanlarına, itine, koyununa,
kuzusuna, ineğine hizmet verecekti. Gerçi çeşme uzun zamandır köylüye zaten hizmet
veriyordu ama şehirde itibarı azalan Cemil vekilin yeni hizmete açılacak bir
şey bulması gerekiyordu ki, vali bey imdadına yetişti. Taşkesen köyünün çeşmesi
üç yıl önce yapılmıştı ama halen “<strong>resmi
açılış</strong>” yapılmamıştı. Hayatında uğramadığı, oy dahi istemediği Taşkesen
köyünün siyasi itibarını iade edeceğini rüyasında bile görmesi mümkün olmayan
Cemil vekil, kaderin garip cilvesine sadece gülümsedi. Böylece Taşkesenliler de
ilk kez Cemil vekili göreceklerdi. Nam-ı dillere destandı ama kendisini gören
bir Taşkesenli olmamıştı.</p>



<p>Namazdan sonra köylü, köyün hemen
girişinde beklemeye başladı. Birazdan misafirler gelirdi. Beklediler,
beklediler, beklediler ama ne gelen vardı ne de giden. Taşkesenlilerde sabırdan
çok ne vardı. Köyde zaman boldu, sabır da zamanla bir arada koşup duruyordu.
Köyün delisinin sesi duyuldu, “<strong>Şehirde
Cuma namazı geç kılınır</strong>”, köylü bu söze güldü tabi, niye Taşkesen ülkenin
bir ucunda, şehir dediğin de diğer ucunda mıydı?</p>



<p><strong>Evet</strong> dedi deli, <strong>Köyle şehir
arasındaki kilometre mesafesine bakarsanız yanılırsınız. Köyümüz şehre yakın ama
gönüllere çok uzak. İsterseniz bunu gelen heyetin yüreğine sorun.</strong></p>



<p>Deliden aklı başında bir laf
çıkmıştı ama Taşkesenliler bunun üzerine kafa yoracak durumda değildi ki,
ufukta toz bulutu gözüktü. Henüz Cemil vekil köyü görmediğinden, köyün yolunu
asfalt yapmak da kimsenin aklına gelmemiş, tozu dumana katan konvoy köye
girmişti. Pata küte diye bütün araçların kapısı açıldı, selam duranlar, yol
açanlar, yol verenler, köylüyü itenler, Cemil vekil ve vali beyi sağ salim
tören alanına kavuşturdu. Gerçi bu arada birkaç köylü ezilme tehlikesi geçirdi
ama bunun lafı dahi edilmezdi. </p>



<p>Konvoyda vali, Cemil vekil ve
bürokratların dışında iki de gazeteci vardı. Gerçi hiçbir gazetede imzaları
çıkmazdı, ama bütün gazetelerde haberleri manşetten verilirdi. Bunlar valinin
ve Cemil vekilin basınıydı. Bunların görevi, onlara olan sevgi selini
resimlemek ve bunu gazetelere servis etmekti. Bunun için canlarını hiçe
sayıyor, alttan çekiyor, üstten çekiyor, yandan çekiyorlardı. Çekilir gibi
değilse de çekiyorlardı. Bazen de kurguyla güzel kareler yakalıyorlardı.
Valinin ve Cemil vekilin basını, bu gece servis edecekleri metnin yarın
gazetelerde manşetten veriliş şeklini bile biliyorlardı; <strong>Vali ve Cemil vekile Taşkesen’den sevgi seli</strong>. </p>



<p>Sonra bu manşetler makasla bir
güzel kesilecek, dosyalanacak ve başkentte yeni koltukların döşenmesine katkı
sağlayacaktı. Çünkü bu sel, aynı zamanda Cemil vekilin itibarı, valinin de
koltuğunun sağlama alınmasıydı. Cemil vekille birlikte Taşkesen’e gelen bütün
bürokratların da koltuğunun yere sağlam vidayla vidalanmasıydı. Bu tablo ve bu
tablonun gazetelere yansıması, kimleri kurtarıyordu, kimleri. Bunu bir tek
Taşkesenliler bilmiyordu…</p>



<p>Onlar bilmese de, çeşmenin
başında kurulan sofraya yemekler dizilmiş, platform haline getirilen yerde ise
ses düzeni alınmıştı. Ses düzenini imam efendi camiden getirmiş, platformu da
tezeklerle oluşturan kadınlar, üstüne kilimler sererek tezekleri kamufle
etmişti.</p>



<p>Köyün ve köylünün her bir şeyi
olan muhtar mikrofonun başına geçti. Cebinden bir kâğıt çıkararak dikkatli bir
şekilde açtı. Bu kâğıt, odasına kapanmadan önce beşinci sınıfa giden kızından
aldığı kâğıttı. Demek ki üç gündür inzivaya çekilmesinin sebebi bu konuşmayı
hazırlamak içindi. Hanımı rahatladı, derin bir nefes aldı. Ağasının aklı
yerindeydi, ona bir haller olmamış, önemli konuklara, önemli bir konuşma
hazırlamak için uğraşıp durmuştu. İşini iyi yapardı ağa, sahip olduğu
topraklardan da belliydi bu. Babasından aldığı topraklara yenisini eklemiş,
Cemil vekili memnun ettiği takdirde daha yenilerini ekleme şansını elde
edecekti.</p>



<p>&nbsp;Önce imam efendi cihazı kontrol etti, bir..
iki.. üç.. ses… ses… ssss…sss… deneme… deneme ve sonunda cihazı sağlam olarak
sesin sahibine, gücün sahibine, köyün sahibine, ağaya, muhtara ve Taşkesen’in
medar-ı iftiharına teslim etti. Mikrofonu alan ağa, önce konukları gözüyle
yokladı, sonra köylüye dönüyordu ki vazgeçti…</p>



<p>Cebinden çıkardığı konuşma
metnini okumaya başlamadan önce boğazını temizledi, sonra da sırayla bütün
konuklara hitap etti;</p>



<p>Sayın valim, sayın Cemil
vekilim, sayın kaymakamım, sayın il belediye başkanım, sayın ilçe belediye
başkanım, sayın jandarma komutanım, sayın genel sekreterim, sayın tarım
müdürüm, sayın orman müdürüm, sayın nehir müdürüm, sayın çay müdürüm, sayın su
müdürüm, sayın tapu müdürüm, sayın gençlik müdürüm, sayın spor müdürüm, sayın <strong>mal</strong> müdürüm <em>(ağa mal müdürünü hiç sevmezdi, o nedenle <strong>mal</strong> kısmının üstüne iyice bastırdı, zaten kalemle yazarken de
bastırmıştı, oh ne iyi etmişti)</em>, sayın ziraat odası başkanım…</p>



<p>Bu sayın ve bu sayım tam 15
dakika sürdü ve ardından da son cümlesi geldi; <strong>hepiniz Taşkesen köyümüze hoş geldiniz.</strong></p>



<p>Büyük bir alkış koptu, hem de
kızılca kıyamet bir alkış. Islık çalanlar, nara atanlar, bravo diyenler…</p>



<p>Koltukları sağlamlaşan sayın
vali ve sayın Cemil vekil de çılgınca alkışlıyor, onları gören diğer konuklar
da alkış yarışına katılıyordu. Cemil vekilin görmesini isteyenler de daha çok
alkışla onun siyasi itibarının iadesine destek veriyordu.</p>



<p>Köyün öğretmeni “<strong>yav muhtar üç gün boyunca odaya kapanıp bu
konuşmayı mı hazırladın, bana deseydin 5 dakikada güzel bir konuşma hazırlardım</strong>”
demeye hazırlanıyordu ki kızılca kıyamet alkış tufanını görünce vazgeçti.</p>



<p>Çünkü ağa, konukların nabzını
öğretmenden daha iyi bilecek düzeydeydi. Öğretmen daha bu yıl köye gelmişti,
ağanın bütün nesli, kanı, canı bu köy ve bu şehre aitti. O kimin neyi duymak
istediğini çok iyi bilirdi hem de çok iyi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/">Kim Neyi Duymak İsterse…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kim-neyi-duymak-isterse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17236</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ateş Böceğinin İlkyazı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Mar 2019 03:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Ozan Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17172</guid>
				<description><![CDATA[<p>I. Dünyanın ilk gecesinden ve ilk gündüzünden önce yüreğinin en derinlerinde bir söz vardı. Yaralı bir sessizlikte çırpınan bir söz. Ateşin, suyun, toprağın, havanın anlam bulduğu bir söz. Ve o söz sanki acıları dinmeyen bir tanrıçanın hikayesinin ilk cümlesi gibiydi. II. Güzelliğini kar taneleriyle özdeşleştirip geçirdi iki kışı. Ve sen bu kışlarda uzunca bir yolculuğa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/">Ateş Böceğinin İlkyazı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>I.<br /> Dünyanın ilk gecesinden ve ilk gündüzünden önce yüreğinin en derinlerinde bir söz vardı. Yaralı bir sessizlikte çırpınan bir söz. Ateşin, suyun, toprağın, havanın anlam bulduğu bir söz. <br /> Ve o söz sanki acıları dinmeyen bir tanrıçanın hikayesinin ilk cümlesi gibiydi. <br /> <br /> II.<br /> Güzelliğini kar taneleriyle özdeşleştirip geçirdi iki kışı. Ve sen bu kışlarda uzunca bir yolculuğa çıktın. Kimliksiz çiçeklere güzelliğini dokundurmak için. <br /> O gündüzler boyu söylenememiş bütün cümlelerin geceler boyu yankısında seni bekledi.<br /> <br /> III.<br /> İlkyaz ile birlikte sanki güzden, kıştan kalan kırgınlığı bir nebze de olsa çözülüverdi. En azından toprağa değdi gözleri. Gözleri tomurcuğa. Tomurcuk yağmura. Yağmura sen değdin belki de. <br /> O anda nehirlerin sesi kuşların sesine karıştığında ülkesiz kaldı. Ve bütün nehirleri birleştiren kuş seslerini içine toplayan bir sınır çizdi.<br /> Ve sanki yüreğinin ritimli kıpırtısı o sınırlarda yankılanınca gözlerini kapayıp bir uzun ninniyi dinlemeye koyuldu.<br /> <br /> IV.<br /> Hani böyle uzun süren yağmurlardan sonra bir sabah uyanınca bakarsın güneş çıkagelmiş işte seni öyle bekledi. Kimselere duyurmadan. Sonra çekildi o bekleyişten. <br /> O bekleyişte bir güneş parçacığı olup saçlarına saklanmak isterdi oysa.<br /> Sen o güneşli havalarda yüzünde ilkyazın deli dolu heyecanı ile gülersen o da yeniden döner bekleyişine.<br /> <br /> V.<br /> Aslında anladı ki günebakan çiçekleri senin gözlerini kapaman ile derin bir uykuya çekildi. O kapadığın gözlerinde doğayı arayabilmenin saikini öğret bu ateş böceğine.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/">Ateş Böceğinin İlkyazı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ates-boceginin-ilkyazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17172</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluğa Bir İmza</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17249</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sert bir Mart sabahı, Şubat henüz gitmemiş gibi… Yaşı kırklarda, elleri kırmızı paltosunun ceplerinde, aklı uzaklarda bilmediği bir yerlerde, yüreği eskilerde, çok eskilerde… Yürüyordu Firuze, Üsküdar sokaklarında… Pazar sabahı sessizliği vardı Üsküdar’da ve çıtır bir simit aldı pastaneci Hayri’den. -Firuze hanım çayımız da hazır, oturmaz mısınız? Yılların değiştiremediği mizacındaki tebessüm, dudaklarının kenarında yine belirginleşti. -Teşekkürler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/">Sonsuzluğa Bir İmza</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sert bir
Mart sabahı, Şubat henüz gitmemiş gibi… Yaşı kırklarda, elleri kırmızı paltosunun
ceplerinde, aklı uzaklarda bilmediği bir yerlerde, yüreği eskilerde, çok
eskilerde… Yürüyordu Firuze, Üsküdar sokaklarında…</p>



<p>Pazar sabahı sessizliği vardı Üsküdar’da ve çıtır bir simit aldı pastaneci Hayri’den. </p>



<p>-Firuze
hanım çayımız da hazır, oturmaz mısınız?</p>



<p>Yılların
değiştiremediği mizacındaki tebessüm, dudaklarının kenarında yine
belirginleşti.</p>



<p>-Teşekkürler
Hayri usta, biraz işlerim var.</p>



<p>Balıkçılar
çarşısının yanından geçerken eski bir şeyler gelecek oldu aklına, üzerinde
durmadı devam etti. Sonra postane, sonra Mevlevihane, sonra Genç Kebap, sonra
iskele, sonra martılar, anılar, anılar… Eskimeyen bir şeylerin başkentiydi Üsküdar…</p>



<p>Yirmi yaşına
günler kala gelmişti bu şehre, üniversite okumak için. Sonra da gidemedi. Sözde
çocukluk hayaliydi gazeteci olacaktı, okulunu da okudu ama gelgelelim dördüncü
sınıftayken tanıştığı bir yazar bütün hesaplarını değiştirdi Firuze’nin. Önce o
yazarın internet sitesi sorumlusu oldu, sonra birkaç kitabının redaksiyon
çalışmalarını yaptı, sonra bilinen bir yayınevinin editörü oluverdi. Kendisine
sorsanız; ‘İyi ki de böyle oluverdi’ der sanırım, onca derde düşmüş olmasına
rağmen. Çünkü Firuze, yaşanmış bir şeylerin sonrasında dile getirilen
pişmanlığın, geçmişteki her ana ihanet olduğunu düşünen biriydi. Hatta kırmızı
kaplı ajandasının ilk sayfa cümlesidir: <strong><em>Hüzünlü vakitlerde satmazsan geçmişini,
dünya gelse ayağına kaybetmezsin kendini…</em></strong></p>



<p><strong><em>&nbsp;</em></strong>Kaybetmedi de kendisini hiçbir zaman…
Hem editörlük macerası sayesinde tanımıştı, yüreğine gül bahçeleri eken adamı.</p>



<p>Kız Kulesini
hafif tepeden ama tam cepheden gören masasına oturdu kafenin… Pazar sabahları
normalde kahvaltıcılar doldururdu bu mekânı ama henüz çok erken demek ki diye
düşündü ve saatine bakmak ancak o zaman aklına geldi. Yaşlı bir çift dışında
kimseler yoktu. Çayla beraber simidini yerken, garsonu çağırdı.</p>



<p>-Afedersin
Ahmet, bir şey rica edebilir miyim? </p>



<p>-Buyurun
Firuze hanım</p>



<p>-Ya henüz
gençlik gelmemişken, burası dolmamışken şu pikaba bir plak koysan ne güzel
olur.</p>



<p>-Ne
istersiniz?</p>



<p>-Benim bıraktığım bir plak var, Belkıs Özener… Ne zamandır dinlemiyorum, sana zahmet Ahmetçiğim</p>



<p><em>…</em></p>



<p><strong><em>Belki
bana çok uzaktasın, </em></strong></p>



<p><strong><em>Belki
de çok yakınsın</em></strong></p>



<p><strong><em>Şimdi
dargınız seninle, </em></strong></p>



<p><strong><em>İnan
sen herkesten başkasın</em></strong></p>



<p><strong><em>Kulakların
çınlasın…</em></strong></p>



<p>Şarkılar bir
yandan derin bir ütopyayı mekâna getirdi, bir yandan gerçekleri yüzüne bin kez
daha vurdu, bir yandan da zaten bozuk olan havasına nem kattı… Dışarıda
çiseleyen yağmura, usul usul gözyaşları eşlik etti Firuze’nin…</p>



<p>Önünde yarım
simit, soğumuş yarım çay… Gözlerini bir an bile ayırmadı Kız Kulesinden. Bir
şarkı ışın hızıyla onu yıllar öncesine götürdü. Aklına gelen bütün hatıralar,
film şeridi gibi bir çift gözün yaşam, aşk, sevgi, insanlık kokan bakışlarını
geçirdi gözlerinin önünden. Dört kitabına editörlük yaparken, önce mısralarına,
hikayelerindeki hayal gücüne, hümanist yaklaşımlarına, sosyal düşüncelerine,
dünya daha iyi bir yer olsun diye verdiği gayrete ve sonra nihayet büsbütün
kendisine aşık olduğu Cevahir… İki çocuğunun yakışıklı babası, yaşanmış son bin
yılda herhangi bir zamana yakıştırılabilecek, geçmişi ve geleceği ama en
önemlisi anı yaşamada, yaşatmada usta, bu eski zaman şarkılarını ona sevdiren,
her zaman sevginin de, yemeğin de, plakların da doğal olması, hisse dokunması
gerektiğini söyleyen ince yürekli adam Cevahir… Kızına anne sevgisini, oğluna
bütün kadınlara iyi davranması gerektiğini vurgulayan… Bir gün, bir an olsun
öfkesine yenik düşüp bencilce kırıp dökmeyen, yazdığı onca harika hikâyenin
hayatın içinde var olduğunu, aslında kendisinin tekerleği icat etmediğini
söyleyip duran, maharetli bir tevazu hazinesi… </p>



<p>Firuze mekânın
dolup taştığını, gençlerin neşeyle birbirlerine bir şeyler anlatarak kahvaltı
ettiklerini, plakların yerini zamane şarkılarının aldığını ancak garson
Ahmet’in çayını tazelerken sormasıyla fark etti.</p>



<p>-Firuze
hanım, çok özür dilerim ama sizi böyle üzgün gördüğüm için…</p>



<p>Firuze,
Ahmet sözünü tamamlamadan araya girdi ve eline menü broşürünü alarak;</p>



<p>-Ahmetçiğim,
bana şundan getirir misin bir dilim… </p>



<p>Hani bir
filme kendimizi kaptırırız ve o anlarda kimseden ses çıkmasın, o büyü
bozulmasın isteriz ya, işte o durumdaydı Firuze… </p>



<p>…</p>



<p>Birkaç
dakika sonra, masasına gelen çikolatalı dilim pastanın üzerine yaktığı mumun
kendi kendine eriyip bitesini izledi Firuze… Gözleri Kız Kulesinde, camdan
süzülen yağmur damlalarına dokunmak istercesine parmaklarını camda gezdirdi.
Ahmet hemen masanın yanında onu izliyordu. Firuze pastadan küçük bir parça alıp
yedi ve gözyaşları yeniden usul usul akmaya başladı. Sonra kafasını sağa
çevirdi ve peçeteyle gözyaşlarını silerken;</p>



<p>-Neyse ki bu
sabah makyaj yapmamıştım Ahmetçiğim, yoksa şu an böyle bana bakamazdın
korkundan </p>



<p>Ahmet gülse
mi, gülmese mi bilemedi ama dudağının kenarında bir tebessüm belirdi. Firuze
pastayı tam ortadan böldü ve Ahmet’e ikram etti.</p>



<p>-Beni ben
yapan duyguları kalbime nakış nakış işleyen bakışların sahibi, eşimin doğum
günü bugün… Bu kutlamaya lütfen eşlik et Ahmetçiğim…</p>



<p>Ahmet küçük
bir tabağa pastayı aldı ve ayakta yedi. Sormak istedi ‘Eşiniz nerede, neden
ağlıyorsunuz, neden tek başınıza kutluyorsunuz’ diye ama fark etti ki bir kadın
bu kalabalığa, seslere rağmen etrafında dönen dünyayı duymadıysa yüreği
uzaklarda bir yerdedir… </p>



<p>Vefatının
ardından ikinci kez, yine tek başına kutlamıştı Cevahir’in doğum gününü… Ve
sonra yürüdü sahilde, yüreğinde bir yerlerde sürekli taşıdığı hatıralarla,
sadakat yemini ettiği sonsuz sevgisiyle, gök gürledikçe bulutlara eşlik eden
gözyaşlarıyla beraber…</p>



<p>Elleri
kırmızı paltosunun cebinde… Yürüdü Firuze, hecelerin üstadına özlemle… </p>



<p>…</p>



<p><strong>Gençti bir zamanlar</strong></p>



<p><strong>Uçarıydı, biraz bencil, duygulara pek uzak</strong></p>



<p><strong>Aşka meşke de hiç inanmazdı.</strong></p>



<p><strong>Bir gün, gözlerine kusursuzluk suretinde
heceler</strong></p>



<p><strong>Yüreğine ‘<em>Bildiğin her şey yanlış’</em> diye haykıran bir sevgi yanaştı</strong></p>



<p><strong>O günden sonra</strong></p>



<p><strong>Çark etti kadın…</strong></p>



<p><strong>Sarıldı bu büyük sevgiye</strong></p>



<p><strong>Canla, başla, aşkla sarıldı</strong></p>



<p><strong>İstanbul cennet mekân, </strong></p>



<p><strong>Her soluk yeni bir heyecan…</strong></p>



<p><strong>Sonsuzluğa en güzelinden bir imza</strong></p>



<p><strong>Aşk meyvesi iki evlat</strong></p>



<p><strong>Kitap kokulu sabahlar, geceler ve gündüzler</strong></p>



<p><strong>Hayat kokulu bakışmalar…</strong></p>



<p><strong>Aşk var olmakla birlikte,</strong></p>



<p><strong>Varoluşun en kuvvetli ispatıymış işte</strong></p>



<p><strong>Fark etti kadın… </strong></p>



<p><strong>…</strong></p>



<p><strong><em>Sevgisine her koşulda sahip çıkan,
yüreğini dünyaya açmış, bütün çocukları evladı bilen, dilinde ve hissinde
şükürle yaşayıp, bakışları ile bütün güzellikleri, âlemi selamlayan bütün
kadınlarımıza…</em></strong></p>



<p><strong><em>Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/">Sonsuzluğa Bir İmza</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-bir-imza/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17249</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ah! Keşke&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Feb 2019 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eminönü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17114</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oldukça soğuk bir Şubat gecesiydi… Arabamı E5 kenarına çekmiş, uzaklardan gelecek bir yakınımı karşılamak üzere bekliyordum. Muhtemelen, yaklaşık yarım saat beklemem gerekecekti ve sağanak halde yağan yağmurun sesine bir de şarkıları ekledim. Zeki Müren’in dertli, Belkıs Özener’in eski zamanları özleten sesiyle dalıp gitmiştim, kendimden pek uzaklara… ‘’Sen uzaklarda değil Damarımda kanımsın Ben sensiz yaşayamam Hayatımsın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-keske/">Ah! Keşke&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Oldukça
soğuk bir Şubat gecesiydi… Arabamı E5 kenarına çekmiş, uzaklardan gelecek bir
yakınımı karşılamak üzere bekliyordum. Muhtemelen, yaklaşık yarım saat beklemem
gerekecekti ve sağanak halde yağan yağmurun sesine bir de şarkıları ekledim.
Zeki Müren’in dertli, Belkıs Özener’in eski zamanları özleten sesiyle dalıp
gitmiştim, kendimden pek uzaklara… </p>



<p><strong><em>‘’Sen
uzaklarda değil</em></strong></p>



<p><strong><em>Damarımda
kanımsın</em></strong></p>



<p><strong><em>Ben
sensiz yaşayamam</em></strong></p>



<p><strong><em>Hayatımsın
canımsın…’’</em></strong></p>



<p>Bu şarkıyı
ne zaman dinlesem, hem çocukluk yıllarım, eski arkadaşlarım, hem de eski Türk
filmleri gelir hep gözlerimin önüne. Masumiyet, saf sevgi ve içtenlik… Yine
öyle oldu. Ben kendi tarihime dalıp gitmişken, arabanın sağ camına bir yüzün
yaklaştığını fark ettim. Camı açtım ve sırılsıklam, siyah saçları hafiften
yüzüne düşmüş, muhtemelen benden beş on yaş küçük esmer bir genç bir şey
soracak gibiydi…<br />
<br />
<em>-Abim iyi akşamlar, ne tarafa gideceksin?</em></p>



<p><em>-Bir yakınımı bekliyorum, evim hemen şu
caddeden beş dakika kadar aşağıda. Hayırdır kardeşim?</em></p>



<p><em>-Abi işten dönüyorum da, sanırım son otobüsü
kaçırdım, yarım saattir bekliyorum.</em></p>



<p><em>-Bak ben yarım saate kadar buradayım, gel
arabada otur. Otobüsün gelirse biner gidersin, gelmezse bir çaresine bakarız.</em></p>



<p><em>-Eyvallah abi, eksik olma</em></p>



<p>…</p>



<p>Ortaokul terk,
gurbetçi bir genç… Florya’da bir restoranda garsonmuş Seyfullah… Ana baba
Van’da, sekiz kardeşi memleketin farklı yerlerinde, sadece bir ağabeyi
İstanbul’da yaşamaktaymış. Beş altı sene hayvan bakıcılığı yapmışlar. Sonra
geçinemeyince, ailenin bütün evlatları kendi yollarını çizmişler gurbet
ellerde&#8230; Büyük şehirlerde, büyük umutlarla… Hadımköy’de bir arkadaşıyla
kalıyormuş. </p>



<p><em>-Eee Seyfullah, anlat bakalım, nasıl gidiyor
İstanbul hayatı?</em></p>



<p>Seyfullah’ın
bir gözü sağdaki aynada, otobüsün gelip gelmediğini kontrol ederek cevapladı.</p>



<p><em>-Zor şehir abi, işimiz de yorucu ama çok
şükür. Elin eline bakmaktan iyidir, geçiniyoruz bir şekilde.</em></p>



<p>Ellerini
ovuşturuyor, arada saçlarını düzeltiyordu. </p>



<p><em>-Ne zamandır buradasın?</em></p>



<p><em>-Yaklaşık iki sene oldu abi.</em></p>



<p><em>-Nasıl, gezebildin mi şehr-i İstanbul’u?</em></p>



<p><em>-Abi benim iki haftada bir gün iznim var. O
da iptal edilmez, mesai yazılmazsa… O günlerde de Eminönü’ne gidiyorum.</em></p>



<p><em>-Hayırdır ne yapıyorsun orada?</em></p>



<p>Önce bir
gülümsedi, anlatımına vücut dilini de dahil etti…</p>



<p><em>-Abi orada çok vapur var ya, bi de kuşlar…
Yan tarafta balıkçılar, köprüde balık tutanlar… Arkada cami, hemen üstte
Galata… Oradaki o koşturmacayı izlemek hoşuma gidiyor. Kuşlara simit atıyorum,
köprüde balık tutanlarla sohbet ediyorum. Bazen vapura binip karşıya geçiyorum,
aynı vapurla geri dönüyorum. Abi orası tam İstanbul!</em></p>



<p><em>-Evet Seyfullah, orası dediğin gibi tam
İstanbul… İstanbul dünyanın kalbi ise, Eminönü’de İstanbul’un kalbi, haklısın…</em></p>



<p>Çok
yoruluyormuş çalışırken, Kolay mı on iki saat garsonluk yapmak, zaten iki saati
de yol da geçiyormuş. Ama olsunmuş, aileye o da katkı sunuyormuş. Babaları
hamalmış, çok emek vermiş, belini sakatlayınca işi bırakmış. Şimdi babanın,
ananın hakkını verme zamanıymış…</p>



<p><em>-Çok şükür be abi… Bizim memlekette
çalışmayan erkeğe başka türlü bakarlar, yani afedersin kimse adam yerine
koymaz, kız da vermez. Çok korktum İstanbul’a gelirken, çok da zor alıştım ama
şimdi git deseler gitmem abi</em></p>



<p><em>-Gitme be Seyfullah, senin gibi güzel
adamlar lazım bu şehre… Ama bak bir tavsiye; artık iki sene olmuş iş yerinde…
Demek ki seni kabullenmiş, benimsemişler. Bir gün otur şefinin karşısına,
güzelce anlat. Biraz daha az çalışırsan, haftada bir gün iznin olursa daha
mutlu olacağını, daha candan çalışacağını söyle. İşini sevdiğini, İstanbul’da
kalıcı olmak istediğini de ilave et. </em></p>



<p><em>-Ah abi ah… Ne güzel dedin. Keşke öyle bir
şey olsa, Eminönü’nü çok özlüyorum on beş günde bir gidince hatta bazen
gidemiyorum da… Ama abi ben öyle söylersem, kabul etseler bile paramı
azaltırlar değil mi?</em></p>



<p><em>-Belki azaltmazlar, hem azaltsalar bile sen
öyle güzel çalışırsın ki, yine arttırırlar. </em></p>



<p><em>-Abi… </em></p>



<p>Bir an, hem
aynadan yolu kontrol etti, hem de heyecandan ne diyeceğini bilemedi…</p>



<p><em>-Abi ben helalimle çalışırsam hakkımı
verirler değil mi… Patronum iyi adam, belki ona açılırım…</em></p>



<p><em>-Sen en üste gitme, önce senden sorumlu olan
şefine git, o uygun yol bulur inşallah.</em></p>



<p><em>-Abi çok teşekkür ederim, fikir verdiğin
için. İnan robot gibi yaşıyorum iki senedir. Hakkını helal et, ben seni
sormadım. Sen neler yapıyorsun abi?</em></p>



<p><em>-Ben kendine fazla, hayata az koşturuyorum
kardeşim… Dinliyorum hayatı, sonra bir şey demem gerekirse yazıyorum, anlayan
anlıyor, anlamayan zaten bir daha gözüme bile bakmıyor.</em></p>



<p><em>-Abi be…&nbsp;
Kusuruma bakma, hiçbir şey anlamadım.</em></p>



<p><em>-Ne kusuru kardeşim, kolay mı kendini anlamaya
çalışan bir adamı anlamak?</em></p>



<p><em>-Abi bazen benim de kafam karışıyor. Ne
yapıyorum, ne için yaşıyorum, bazen kimim ben diye soruyorum… Allah’tan uykuya
dalıyorum yorgunluktan. İnsan cevap aradıkça daha çok kafası karışıyor.</em></p>



<p><em>-Her şey zamanla oturuyor Seyfullah.&nbsp; Hayat afacan, huysuz çocuk, zorlamaya
gelmiyor. Huyuna, suyuna gideceksin, doğru yaşayacaksın, o vakit anlaşma şansın
oluyor.</em></p>



<p><em>-Abi bir gün gelsene bizim restorana, sana
güzel bir yemek ısmarlayayım. Valla çok mutlu olurum. Orada da yine sohbet
ederiz. </em></p>



<p><em>-İnşallah bir gün gelirim ama bak ne
diyeceğim, benim de ne zamandır Eminönü’ne gitmem gerekiyor. Senin izin gününde
müsait olursam, birlikte gideriz belki, ne dersin?</em></p>



<p><em>-Allaaaah! Abi ne diyorsun, süper olur
süper… </em></p>



<p>Onun Eminönü
aşkından gerçekten çok etkilenmiş ve o manzarada o huzurlu halini görmek
istemiştim…</p>



<p>Önce
aynadan, sonra arkasını dönüp camdan dışarı baktı…</p>



<p>&#8211;<em>Abi otobüs geliyor, önümüzdeki hafta Salı
günü, bu durakta sabah 10’da burada olacağım. Çok teşekkürler hayırlı geceler…</em></p>



<p>Elimi sıkıp,
öyle telaşlı ve hızlı konuştu ki, ben hiçbir şey diyemeden çıktı gitti…</p>



<p>…</p>



<p>Salı sabahı
bir şekilde kendimi ayarladım ve sözleştiğimiz saatte o durağa gittim…
Bekledim, çok bekledim… Saat 12 olduğunda artık gelmeyeceğini anladım… Ben onun
için ‘Abi’, o benim için ‘Florya’da bir restoranda çalışan garson Seyfullah’… O
kısa sohbette, ne işyerinin adını öğrenmiştim, ne telefonlarımızı birbirimize
verebilmiştik, beklediği otobüs ansızın gelince…</p>



<p>Ofise geçip
Florya’daki bütün restoranları tek tek aradım… Sanıyorum altı ya da yedincisinde
bulabildim Seyfullah’ın çalıştığı restoranı… </p>



<p><em>-Abim, abim hakkını helal et! Çok özür
dilerim senden abi&#8230; </em></p>



<p>Sanki
telefonumu bekliyor gibi konuşmama, selam vermeme bile fırsat vermeden
anlatıyordu Seyfullah…</p>



<p><em>-Abi anam odun keserken baltayı ayağına
vurmuş, köy hastaneye uzak, çok kan kaybetmiş, yoğun bakımdaymış. Kalktım
gittim memlekete…&nbsp; Üç gün kaldım.
Doktorlar ‘Daha iyi durumda’ deyince geldim… </em></p>



<p>Sesini biraz
daha kısarak devam etti, neredeyse fısıldıyordu…</p>



<p><em>-Abi şimdi işler yoğun, bana izin vermezler
haklı olarak. Sen bana telefonunu ver, ben ne zaman iznim olursa ararım seni.
Vermek istersen tabi…</em></p>



<p><em>-Kardeşim veririm tabi de, çok geçmiş olsun,
üzüldüm… Sağlık sorunları izinlerine etki etmemeli, öyle iş olmaz… Şefinle
konuşabilir miyim? İstersen konuşayım ne dersin.</em></p>



<p><em>-Yok abi aman… Şimdi başka şeyler olur, seni
tanımazlar etmezler… Zaten bütün parayı memlekette bıraktım, kovarlar falan…</em></p>



<p><em>-Tamam kardeşim, anlıyorum seni. Allah
kolaylık versin. Yaz telefonumu ve ne zaman istersen ziyaretime beklerim.</em></p>



<p><em>-Ben de seni beklerim abi. Bizde söz can
pahasına da olsa tutulur ama ben tutamadım sözümü… Hakkını helal et.</em></p>



<p>-Ne demek,
helal olsun… Sağlık her şeyden önemli… Kendine dikkat et, annen için duacıyım,
çok geçmiş olsun… </p>



<p>-Allah razı
olsun abim, selametle…</p>



<p>…</p>



<p><strong><em>Düş
kursa, </em></strong></p>



<p><strong><em>Kursağından
ekmek geçirmezler adamın</em></strong></p>



<p><strong><em>Niyetlense
gülümsemeye, </em></strong></p>



<p><strong><em>Birazcık
gerçek bir mutluluk arasa</em></strong></p>



<p><strong><em>Yüzüne
çamur sıçratırlar…</em></strong></p>



<p><strong><em>Bu
kadar zor mu ki anlamak,</em></strong></p>



<p><strong><em>O
kadar fazla mı, bir yüreğe mutlu olmak?</em></strong></p>



<p><strong><em>Eskitiyoruz
bazı şeyleri hızla</em></strong></p>



<p><strong><em>‘Bazı
şeyler’ hayat demek oysa</em></strong></p>



<p><strong><em>Yani
hayatını eksiltiyoruz bazı yüreklerin</em></strong></p>



<p><strong><em>Bazı
şeyleri es geçerek…</em></strong></p>



<p><strong><em>Oysa
ürkek bir ceylan, kime ne zararı var</em></strong></p>



<p><strong><em>Zarar
ne kelime, </em></strong></p>



<p><strong><em>Böyle
yüreklerin dünyaya</em></strong></p>



<p><strong><em>Herkesten
çok kârı var…</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah
bir anlayabilsek</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah
bir fark edebilsek</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah&#8230;!</em></strong></p>



<p><strong><em>Keşke!</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-keske/">Ah! Keşke&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17114</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Raftaki Sarmaşık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Feb 2019 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Melis Ural]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16996</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göz kapaklarıma birisi mi oturdu ? Neden bu kadar ağır ve karanlık oldu ? Ölümü tatmamız istenircesine&#160; hayat sunuluyor gibi&#8230; Üstelik herkes başkasının hayatını yaşıyor. Mutlu olmak için raftan kendi hayatını bulmalısın. Ama rafta okadar çok hayat var ki hangisi sana ait anlayamazsın&#8230; Ölümü secmek kolayına gelir raftaki hayatlar okadar acizdir ki hepsini yakıp bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/">Raftaki Sarmaşık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Göz
kapaklarıma birisi mi oturdu ? Neden bu kadar ağır ve karanlık oldu ? Ölümü
tatmamız istenircesine&nbsp; hayat sunuluyor
gibi&#8230; Üstelik herkes başkasının hayatını yaşıyor. Mutlu olmak için raftan
kendi hayatını bulmalısın. Ama rafta okadar çok hayat var ki hangisi sana ait
anlayamazsın&#8230; Ölümü secmek kolayına gelir raftaki hayatlar okadar acizdir ki
hepsini yakıp bir daha görmemeyi istersin&#8230; Kapı aralık ve soğuk rüzgarı
hissetmeye başlıyorum&#8230; Zamandan okadar sıkılmışımki raftaki hayatımı secer
secmez cıkmak istiyorum bu soğuk yerden. İnsanların kendilerine has
sorunlarının içinde manalı bir sorun çıkarıyorum kendime kalbim beynime
hükmediyor tersi olması gereken yerde. Oysa ben ikisinin de alanını biliyorum
üstünlük yok bu orantıda&#8230; Bulabildin mi hayatını ? Yoksa hala soğuk arayışta
mısın ? Ellerim uyuşuyor kalp atışlarım kızgın bir fırtına gibi nefes almakta
zorlanıyorum raftaki hayatımın yaprakları uçuştukça uçuşuyor sayfanın yerini mi
kaybettin ? Çözüm bulmakta zorlanıyorum. Sarmaşıkların içinden bana has bir şey
arıyorum&#8230; Sabah oluyor raftakiler okadar masum ki gece karanlık yerini
aydınlığa ve sıcacık bir sırra dönüştürmüş&#8230; Raftaki hayatlardan sarmaşığa
gitmenin yolunu arıyorum rafa uzanıyorum ve seçtiğim hayatın içinde buluyorum
kendimi. Bir an mutluluk duygusuna kapılıyorum unuttum sandığım o his bu. Göz
kapaklarımdaki ağırlıklar yavaş yavaş kalkar gibi&#8230; Ama bir şey eksik
biliyorum bu sarmaşığa gitmenin yolu olsa gerek&#8230; Sayfaları karıştırırken
zamanda hırslanıyor bana. Raftan doğru hayatı seçtim derken yüreğimde bir acı
oluşuyor bu hissi tanıyorum. Umutsuzluk mu bu ? Soğuk rüzgara, karanlığa geri
mi dönmeliyim ? Kendimi kandırmamışımdır umarım&#8230; Ben her seferinde&nbsp; raftaki masum görünen hayatları seçiyorum
bana has sarmaşık yolunu bulucam biliyorum&#8230; Bu sefer buldum dediğim her an
seçtiğim hayattaki sayfalardan bana ait bir şey çıkarıyorum ama hiç birinde
sarmaşıklara ulaşamıyorum. Bu kadar zor mu yolunu bulabilmek ? Bu yüzden mi
ölümle yaşam arasında mekik dokuyoruz rüzgarı umursamadan ? Sarmaşığa
ulaşabilir miyiz gerçekten ? Raftaki hayatları teker teker yaşama şansına
erişmek mümkünmüdür ? Peki ya zaman&#8230; Zaman bunun içerisinde mi ? Denerken
zamanda bizi soğuğa itmiyor mu ? Birden büyük bir rüzgar esiyor raftaki bütün
hayatlar yere düşüp karışıyor sayfaların yaprakları zamandan hızlı uçuyor&#8230;
Rüzgar kesildiğinde korkuyla açıyorum gözlerimi ama sonra bu korku yerini
mutluluk hissine bırakıyor. Daha önce tanıdım sandığım mutluluk hissi gibi
değil bu ap ayrı bir his iyi hissettiriyor çünkü gözümü açtığımda sarmaşıklarda
buluyorum kendimi hayatımı adadığım sarmaşıklar&#8230; Ben hep benim için rafa
uzanmışım rafa hiç şans vermemişim rüzgar esnasında doğru hayat bulmuş beni
umutsuzluk ise uçmuş gitmiş. Ben cebelleşirken raftaki hayat&nbsp; çekip kurtarmış yapraklarımı sarmaşığa
getirmiş nefes nefese&#8230; O soğuk rüzgar, o karanlık gün ön yargılarımıda
uçuşturmuş korkumuda&#8230; Şans verdim o an kötü sandığım her şeye&#8230; Görünürdeki
gibi değilmiş ne soğuk ne karanlık ne de raf&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/">Raftaki Sarmaşık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/raftaki-sarmasik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16996</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Feb 2019 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17010</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dükkânın elektronik darabası tam kapanmak üzereydi ki, hızla ve oldukça telaşlı bir adam yaklaşarak, “ne olur iki dakika müsaade edin, evliliğim tehlikede” dedi. Dükkân sahibi yanaşmadıysa da, genç kız “Tamam amca, bak, tekrar açıyorum” deyip kumandaya yeniden basarak darabayı açtı, içeriye geçtiler. 40 yaşlarında olan adamın bir elinde çanta, bir elinde pardösüsü vardı. Takım elbiseli, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/">Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dükkânın elektronik darabası
tam kapanmak üzereydi ki, hızla ve oldukça telaşlı bir adam yaklaşarak, “<strong>ne olur iki dakika müsaade edin, evliliğim
tehlikede</strong>” dedi. Dükkân sahibi yanaşmadıysa da, genç kız “<strong>Tamam amca, bak, tekrar açıyorum</strong>” deyip
kumandaya yeniden basarak darabayı açtı, içeriye geçtiler.</p>



<p>40 yaşlarında olan adamın bir
elinde çanta, bir elinde pardösüsü vardı. Takım elbiseli, şık giyimli bir
beydi. Ancak panik atağı varmışçasına telaşlıydı, yerinde duramıyor, bir sağ
ayağını, bir sol ayağını oynatıyor, “<strong>uygun
adım marş</strong>” desen şehrin öte yakasına gidecek gibi bir haldeydi. &nbsp;</p>



<p>Dükkân sahibi ışığı yakıp tezgâhın
arkasına, kız ise kasaya geçti. Adamın soluklanması için yer gösterdi. Kış günü
olmasına rağmen adam sırılsıklam terlemişti, su isteyip istemediğini sordu, bir
bardak sularını alacağını söyleyen adama suyu uzattı.</p>



<p>Adam suyu içerken oturmuştu,
genç kız merakla sordu; “<strong>Amca hayırdır,
bu ne telaş, evliliğim tehlikede dedin de, yanlış yere gelmedin mi?</strong>” </p>



<p>Adam bardağı masaya indirip,
teşekkür etti. Yanlış yere gelmediğini söyledi. Evliliği tehlikedeymiş, “<strong>Bugün 14 Şubat, birkaç saat sonra bitecek.
Yarın 15 Şubat olacak. Ben şimdi eve hediyesiz gidersem olur mu?</strong>” diye
sordu genç kıza. Sonra devam etti; “<strong>Bütün
aksilikler beni buluyor. Geçen eşimin doğum günüydü. Eşimin adı Hülya bu arada.
İşyerinde çok yoğun çalışıyordum, bizim Nemrut patronun bütün nemrutluğu o gün
üstündeydi. Sürekli iş verdi, sürekli rapor hazırlattı. Benim aklım da eşimin
doğum gününde. Akşama pasta alacaktım ama daha hediye almamıştım. Hani şu
köşede bir çiçekçi var ya..” </strong>Bunu derken dişini yumruğuyla beraber sıktı,
başını salladı ve devam etti; “<strong>Ben de
oraya çok yakın oturuyorum. Çiçekçiye telefon ettim, dükkândaki en güzel çiçeği
eşime yollamasını söyledim…”</strong></p>



<p>Adam eliyle, koluyla, hatta
bütün vücuduyla birlikte konuşuyor, dükkân sahibi sabırsızlansa da, genç kızın
dikkatle dinlemesine ses etmiyordu. Adam son cümlede güldü, elini havada
salladı ve devam etti;</p>



<p>-Göndermiş de, hatta ‘üzerine
ne not yazayım’ demişti, ben nota ne gerek var, ben söyleyeceğimi eşimin yüzüne
zaten söylerim’ demiştim. Yani bu arada kendimi övmek gibi olmasın şiir bile
okurum.</p>



<p>“<strong>Ne güzel</strong>” dedi genç kız, adam devam etti;</p>



<p>-Çiçekçi dediğin biraz kibar
olur, romantik olur, az şair ruhlu olur, doğayı sever, insanı sever diye
biliyordum ama bizimki tam bir kalas çıktı, odun ya odun. Öküzün önde gideni
de, ardına bakmayanı.</p>



<p>-Ne oldu ki amca?</p>



<p>-Daha ne olsun, eşime göndere
göndere kocaman bir kaktüs göndermiş. O doğum günü bize zehir oldu. Eve geldim
eşim annesine gitmiş, yalvar yakar zor ikna ettim. Sadece bu olsa iyi…</p>



<p>-Daha başka ne var?</p>



<p>-Geçen evlilik yıldönümünde de
aksilik yaşadım. Paraya kıyıp çok güzel bir abiye aldım. Hani şu markalılardan,
sürekli televizyonda reklamı çıkıyor.</p>



<p>Kız bir marka söyledi, adam “<strong>hah işte o</strong>” dedi ve devam etti;</p>



<p>-Mağazaya gittim, modeli
beğendim, tezgâhtar hanım kıza paketlemesi için verdim. Bedeni sordu, en önemli
ayrıntıyı atladığımı o zaman fark ettim ve gayri ihtiyari ‘eşim de sizin gibi’
dedim. O da abiyeleri eliyle yoklayıp, birini aldı, kasaya götürdü. Neredeyse
bir maaşım gitti. Ama evde bir ton fırça yedim. Ne bileyim tezgâhtar hanım kız
36 bedenmiş, bizim hanım 46 beden. ‘Sen bunu kime aldın’ diye köpürdü, yoksa
bir sevgilim mi varmış, ona kilolu mu demek istiyormuşum, şişko demenin farklı
bir yolunu mu bulmuşum da.. daha neler neler…</p>



<p>-Ama eşinizin bedenini bilmeniz
lazım.</p>



<p>-Haklısın o kadar parayı çöpe
attıktan sonra bilmem gerektiği anladım. Ama hep beden değil ki, geçen doğum
gününde çok sevimli bir ayıcık sipariş etmiştim, gele gele kocaman somurtkan
bir ayı geldi. Eşim ‘sen bana ne demek istiyorsun’ diye sabaha kadar kafamın
etini yedi…</p>



<p>Dükkân sahibinin sabrı taşmak
üzereydi, ama genç kızın adama yardımcı olma niyeti, dükkân sahibini
dizginliyordu.</p>



<p>“<strong>Şimdi</strong>”, diye devam etti adam; “<strong>Bu
defa bütün şansızlıkları bir yana bırakıyorum ve sizin bana yardımcı olmanızı
umuyorum, eşime uygun bir tavsiye edin ki aramızdaki bu soğukluk bitsin. Ben
onu çok seviyorum</strong>” dedi ama “<strong>seviyorum</strong>”
kısmını telaşlı değil, öylesine değil, içten ve çok duygusal bir şekilde söylemişti,
genç kızın gözleri doldu.</p>



<p>“<strong>Tamam amca</strong>” dedi, “<strong>nasıl bir
hediye düşünüyorsunuz?</strong>” diye sordu genç kız. Adam cevap verdi; “<strong>Onu siz söyleyeceksiniz.</strong>”</p>



<p>Genç kız görmüş geçirmiş bir
kız edasıyla konuşmaya başladı; “<strong>Amca
hediyenin büyüğü küçüğü olmaz, pahalısı ucuzu da olmaz. Önemli olan düşünmek ve
hediyeyi sunma şeklidir. Yani bir güleryüz, hediyenin içeriğini değil, senin
samimiyetini ortaya koyar. O nedenle önemli olan hediye değildir.</strong>”</p>



<p>“<strong>Doğru diyorsun</strong>” dedi adam “<strong>ama
ben de az odun değilim. Elimden bir şey gelmez. Sürekli iş düşünürüm. Geçen
mutfakta eşime yardım edeyim dedim, maksat bir şeyler paylaşalım. En azından
salata yaparım diye düşünüyordum ki, önce bıçak elime gelmedi. Beni yadırgadı, ‘sen
de mi?’ der gibiydi. Sonra elime domatesi aldım, ‘beni öldürme’ diye bağırır
gibi elimden kaydı gitti. Salatalık öyle, maydanoz öyle, biber öyle, soğan
öyle. Sebzelerin bünyesine uygun değilim herhalde. Ya da eşimin gönlünü
alacağım her şey beni kabullenemiyor.”</strong></p>



<p>Adam şansızlığına küsmüş
gibiydi, devam etti; “Aslında bu özel günlerdeki hediyeleşmeye karşıyım.
Kapitalist sistemin bize dayatmasıdır. Maksat alışveriş çılgınlığı olsun”</p>



<p>“<strong>Belki öyle</strong>” dedi genç kız, “<strong>Ama
herkes eşine hediye almışken, sizin eşiniz, ‘benim eşim beni çok sever, çok
düşünür ama kapitalist sistemin dayatması olduğundan hediye almıyor’ mu
diyecek?”</strong></p>



<p>-Demeyecek…</p>



<p>Kız gülümsedi, adam devam etti;</p>



<p>-Eşimi mutlu edecek ne
düşünürsem o elimde kalıyor. Hani romantik olayım diyorum, bir çuval inciri
berbat ediyorum. Çünkü ruhumda yok. Ben bürokrat adamım, ciddi birisiyim, bana
sanki laubalilik gibi geliyor…</p>



<p>-Olur mu, insan en sevdiğinin
yanında çocuklaşırmış. Onunla gülersin, onunla oynarsın, onunla bir türkü
tutturursun, hatta onula ağlarsın. İnsan sevmediğinin yanında ciddi olur&#8230; Güldü
genç Kız, “<strong>Yani sevmediğinin yanında
bürokrat ol, eşinin yanında değil</strong>”</p>



<p>“<strong>Ama</strong>” diye devam etti adam, “<strong>Ben
eşimi çok severim. Sadece bunu kelimeye dökemiyorum, tavrımla, davranışımla,
mimiklerimle yansıtamıyorum, onu seviyorum ama sevdiğimi belli edemiyorum.
Gülmeyin, bütün odun erkekler gibiyim işte</strong>”</p>



<p>-Kız önce tebessüm etmişti ama
sonra gülmeye başladı; “<strong>Erkekler sanıyor
ki, kadınlar pahalı şeylerden hoşlanır. Her insan güzel giyinmek, gezmek, yemek
ister ama sevdiğini söylemek parayla değil, bedavadır. Bedava diye önemsenmiyor
ama evliliği ayakta tutan bedavalardır. Yani gülüşündür, sıcak yaklaşımındır,
içten söylediğin sevgi sözcükleridir, onla geçirdiğin saatlerdir, ona ayırdığın
zamandır. Pahalı hediyeleri, zengin olunca alırsın, amca sen iyisi mi gönül
almaya bak, hediye almayı boş ver. Demem o ki, onu önemsediğini hissettir, ona
değer verdiğini göster, hediye teferruattır, asıl konu değil</strong>.”</p>



<p>“<strong>Tamam</strong>” dedi adam “<strong>Beni
nihayet anladın. Şimdi eşimin gönlünü alacak bir hediye ver.</strong>”</p>



<p>Genç kız “<strong>Ben mi</strong>”, diye şaşkınlıkla sordu adama. Deminden beri adam ve genç
kızın konuşmasını sabırla bekleyen dükkân sahibi patladı; “<strong>Kardeşim burası kasap dükkânı, sana uygun ne hediye verelim?</strong> <strong>Anlaşılan</strong> s<strong>en bitişik hediyelik eşyacıya gelmişsin ama o kapatalı çok oldu,
şansına küs!”</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/">Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Poğaça Kokulu Hayaller</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Feb 2019 06:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Şafak Arslan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendimi Butimar kuşu gibi hissediyorum şu sıralar. Öyle çaresiz öylesine umut halinde… Sonumun Metanpontumlu Hippasus gibi olmasından korkmuyor da değilim aslında. Korkum boğulmaktan değil, sende boğulurken tutamamandan korkuyorum. Sevmemenden korkuyorum. Bazen gelip bana: “Peki neden seviyorsun o halde?” diye soruyorlar. Bilmiyorlar. Anlamıyorlar. Sen güldüğün zaman bende frezya bahçelerinin oluştuğunu nasıl bilebilirler ki? Balzac tasvir yeteneğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/">Poğaça Kokulu Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kendimi Butimar kuşu
gibi hissediyorum şu sıralar. Öyle çaresiz öylesine umut halinde… Sonumun
Metanpontumlu Hippasus gibi olmasından korkmuyor da değilim aslında. Korkum
boğulmaktan değil, sende boğulurken tutamamandan korkuyorum. Sevmemenden
korkuyorum. Bazen gelip bana: “Peki neden seviyorsun o halde?” diye soruyorlar.
Bilmiyorlar. Anlamıyorlar. Sen güldüğün zaman bende frezya bahçelerinin
oluştuğunu nasıl bilebilirler ki? Balzac tasvir yeteneğini geliştirmek için üç
bin gün boyunca penceresinden bakarak üç bin farklı manzarayı tasvir etmiştir.
Ben ise seni gördüğüm günden beri yüzlerce veya binlerce farklı şekilde
sevmenin yolunu arar dururum. İnan ki bu durumu bilmiyorlar. Gerçi ben de
anlatamıyorum bendeki yerini. Yazı yazmaktan başka bir şey bilmiyorum ki…
Sadece seviyorum! Severken de çok fazla konuşamıyorum çünkü harfler birer birer
dökülüyor gönül kalemimden. O yüzden sen ben sevgimi kelimeler ile anlatmayı
tercih ediyorum ama sen benim seni sevdiğimi gözlerimden anla. Gözler demişken,
gözlerini tasvir edemiyorum kâğıtlarımda. Helenistik dönemde savaş zamanları
erkekler savaşa gidermiş ve kadınlar da onlar dönene kadar gözyaşlarını
“Unguentarium” adındaki gözyaşı şişesinde saklarlarmış. Ben de sen gözlerinle
güldüğün zaman, gözlerinden dökülen mutluluk parçacıklarını bir bir gönül
şişeme ekliyorum… O gönül şişemi açıp bir gün erguvanlar gibi saçılacağım
etrafa. Belki o gün sen de beni seversin olmaz mı? Kavuşmamızın mahşere
kalmasını istemiyorum. Kavuşmayı istiyorum tıpkı güldüğün zaman yanaklarının gözlerinin
altına kavuştuğu gibi… Bir de poğaça kokularıyla beni karşılamanı istiyorum.
Gerçi poğaça yanakların da benim için kâfi ama olsun. Uzun lafın kısası,
sevilmek istiyorum. Sevdiğim gibi sevilmek hem de. Ben her sabah sana
uyanmaktan bıkmadım ama ben artık birazcık da kendime uyanmak istiyorum. Sahi,
bir gün gelecek misin? Yanlış anlama kendim için değil, gönül şişem için
istiyorum. Gözlerinin kilidi olmadan kapanmayacak bu şişe onu da biliyorum. Hayatımın
çiçekleri dökülüp geriye sadece dikenleri kalmadan gel… </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/">Poğaça Kokulu Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pogaca-kokulu-hayaller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Lezzetli Çayı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Feb 2019 04:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Çay]]></category>
		<category><![CDATA[Lezzet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16945</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir akşamüzeri, evimin balkonunda yağmuru seyrinde müzik dinlerken bir mesaj aldım. Zor durumda olan yaşlı bir kadın varmış. Yaşı otuz beşlerde ama sağlık sorunları olan oğluyla birlikte yaşıyormuş. Eşi vefat ettikten sonra on bir evladından sadece oğlu Muammer sahip çıkmış anasına. En son kızının yanında kalıyormuş da, o da salıverince dışarıya, mahallelinin desteğiyle bir gecekondunun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/">Dünyanın En Lezzetli Çayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir akşamüzeri, evimin balkonunda
yağmuru seyrinde müzik dinlerken bir mesaj aldım. Zor durumda olan yaşlı bir
kadın varmış. Yaşı otuz beşlerde ama sağlık sorunları olan oğluyla birlikte
yaşıyormuş. Eşi vefat ettikten sonra on bir evladından sadece oğlu Muammer
sahip çıkmış anasına. En son kızının yanında kalıyormuş da, o da salıverince
dışarıya, mahallelinin desteğiyle bir gecekondunun alt katına geçivermişler.
Yani özetle, madden manen acil ihtiyaç sahibi bir teyze ve oğlu…</p>



<p>Birkaç dost ve birkaç öğrencimin velisi
ile istişare edip elimizden geleni yaptık. Birtakım eşyalar, kıyafet temin edip
taşıdık evlerine ve ziyarete gittim. İçeri girdiğimde yokluğun ne olduğunu bir
kez daha, belki de ilk kez öğrendim ve içimden geçen cümle şuydu; ‘’Bu evde
yaşam koşulları yok!’’</p>



<p>Yatakları yoktu mesela, ocak, buzdolabı, masa, sandalye de yoktu. Televizyon, teyp, radyo da… Bir piknik tüpü, bir doğal gazla çalışan soba  (faturaları ödeyemeyecekleri için onu da yakmıyorlardı), iki parça koltuk… Bu kadar… Hikayelerini dinledim, usul usul anlattı teyze… Bazen ben sordum, bazen ben sormadan sorumu anladı, o cevapladı… Muammer ise sessiz sessiz dinledi bizi. Ben koltukta, onlar yere bağdaş kurmuş oturuyorlardı. ‘’Gelin lütfen yanıma oturun’’ desem de dinlemediler. </p>



<p>İki cümlelerinden biri şahsıma
teşekkürdü, Rabbe şükürdü… Oysa ben hiçbir şey yapmamıştım. Rabbin sevgisi öyle
büyük ki, öğrencilerimin birinin anneannesi geçen sene vefat etmiş ve bütün
eşyalarını evde birine vermek üzere saklamışlar, bu vakte kadar verebilecekleri
birini bulamamışlar.&nbsp; Üstelik çoğu
yepyeniydi eşyaların ve daha da güzeli, eşyaları taşımak üzere velimizin
verdiği adres yaşlı teyzenin oğluyla kaldığı gecekondunun hemen yan sokağıydı…
Yani Rabbe kavuşmuş bir teyzemizin pırıl pırıl bıraktığı o eşyalar, Rabden
şefkat bekleyen başka bir teyzeye nasip olmuştu. </p>



<p>Yaklaşık yarım saatlik bir sohbet
sonrası, kaymakamlıktan yeterli destek çıkmazsa yine destek sözü vererek
yanlarından ayrılmak istedim fakat teyze izin vermedi; </p>



<ul><li>Dur oğul, çay pişiyo</li></ul>



<ul><li>Ne zahmet ediyorsun teyzecim, ben senin derdini dinlemeye geldim, sen rahatına kavuş çayı uygun vakit içeriz</li></ul>



<ul><li>Olmaz oğul olmaz, ben çayımı içirmeden yollamam seni. </li></ul>



<p>Muammer yandan annesini destekleyerek
gülümseyince, oturdum. Piknik tüpüyle beraber demlik odaya geldi ve çaylar
servis edildi. Toz şeker, üç ince belli bardak, bardakların altlığı yok… Çay
nefis! </p>



<ul><li>Oğul karnın da aç mıydı, sormadık kusurumuza bakma?</li></ul>



<ul><li>Yok anacım, aç değilim teşekkür ederim.</li></ul>



<p>Teyzenin gözleri parlıyordu, evladıma
hayır, huzur diliyordu ve benim içim her yerinden darbe yemiş, dört yandan
rüzgar alan ama kıyıya ulaşabileceğine emin bir gemi gibi sallanıp duruyordu. O
duygusal darbelerin etkisi ile lavaboya geçmek için izin istedim. Elimi, yüzümü
yıkarken küçük aynadaki bana baktım ve ‘’Doğru yerdesin’’ diye fısıldadım
kendime, gözlerim dolu dolu… </p>



<p>Sonra içeri geçtiğimde, çay bardağımın
yine doldurulduğunu ve doğalgaz sobasının yandığını gördüm…</p>



<p>Dünyanın en lezzetli çayını yeniden
yudumlarken, güzel insanların sözlerini, gözlerini, kalp atışlarını dinledim…
Allah’a şükrettim, o güzel insanlara teşekkür ettim, bu yuvanın yaşanılabilir
hale gelmesine vesile olanlara dua ettim… </p>



<p>Ve bir kez daha nasihat ettim kendime;
Her zaman için, her koşulda yapılabilecek bir şeyler var madem, yapacaksın o
zaman Mehmet!&nbsp; Kıyı sana gelmez, sen
kıyıya gideceksin, bütün fırtınalara rağmen… </p>



<p>İnsan olarak dünyaya getirilmenin
şerefini, son nefese dek hakkıyla helaliyle taşıyabilmek dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/">Dünyanın En Lezzetli Çayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-en-lezzetli-cayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16945</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kadının Bir Saati</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 06:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Medine Topbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16836</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir sonbahar günüydü. Ağaçların yaprakları bahçeyi büsbütün kaplamıştı. İşten eve gelen kadın, iş ceketini askıya asıp biraz dinlendikten sonra yaprakları temizlemek için bahçeye çıktı. Yeterince dinlenemediği için bahçeyi zoraki temizledi. İçeri girdiğinde iş ceketinin etiketini çıkarmadığını fark etti ve bir makas yardımıyla etiketi kesti. Tam o esnada gürültülü bir ses duydu. Ne olduğunu anlamak için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/">Bir Kadının Bir Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir sonbahar günüydü.
Ağaçların yaprakları bahçeyi büsbütün kaplamıştı. İşten eve gelen kadın, iş
ceketini askıya asıp biraz dinlendikten sonra yaprakları temizlemek için
bahçeye çıktı. Yeterince dinlenemediği için bahçeyi zoraki temizledi. İçeri
girdiğinde iş ceketinin etiketini çıkarmadığını fark etti ve bir makas
yardımıyla etiketi kesti. Tam o esnada gürültülü bir ses duydu. Ne olduğunu
anlamak için aceleyle dışarı çıktı. Evinin yanındaki ağacın dibinde silahla
vurulmuş bir bıldırcın gördü. Kimse var mı diye etrafa şöyle bir baktıktan
sonra bıldırcını alıp eve götürdü. Bıldırcın eti fırında pişerken o da buzdolabından
kavunu çıkarıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/">Bir Kadının Bir Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kadinin-bir-saati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Saklandığım Sen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Jan 2019 06:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yeliz Doğandemir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16782</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün olabildiğince soğuğum, adeta kendime üşüyorum. Masanın başında sessizce oturmuş, karmakarış aklımın notalarında onu bulmaya çalışıyorum. Dilimin ucunda sanki varla yok arasında ama bulamıyorum. Derin bir nefes alıp, kesifleşmiş soluğumla pencereye doğru yürüyorum. Dışarıda yağmur yağıyor, sanki toprağı dövercesine şiddetli ve hırçın. Annemi hatırlıyorum bu hırçınlığın içinde bana hep gülümseyen annemi. Yüzü benim camdaki siluetim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/">Saklandığım Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün olabildiğince soğuğum, adeta kendime üşüyorum.
Masanın başında sessizce oturmuş, karmakarış aklımın notalarında onu bulmaya
çalışıyorum. Dilimin ucunda sanki varla yok arasında ama bulamıyorum. Derin bir
nefes alıp, kesifleşmiş soluğumla pencereye doğru yürüyorum. Dışarıda yağmur
yağıyor, sanki toprağı dövercesine şiddetli ve hırçın. Annemi hatırlıyorum bu
hırçınlığın içinde bana hep gülümseyen annemi. Yüzü benim camdaki siluetim gibi
bulanık, belirsiz. Neden bilmem onu düşünmek canımı acıtıyor.</p>



<p>&nbsp;Neden aklımın
her köşesinde aynı bilinmezlik ve aynı hiçlik kol geziyor. O hiçliğin içinde
kendime bakamıyorum. O, yabancı kim? soğuk, soluk biri kendinden göçmüş biri,
öyle ki kendini terk etmiş. Bu yer aklımın sınırlarında benimle oynarken ben
hala seni seviyorum. İçimde tek kalan duygu bu, adeta her şey ruhumdan
siliniyor. Bir tek sen silinmiyorsun. Seni öyle kazımışım ki içime, kimse
silemiyor. Bende kalan sen kimsin? Aşkını iliklerime kadar hissedebiliyorum.
Ama hissettiğimin kim olduğunu bulamıyorum. Bir şarkı gibi mırıldanıyorum seni,
sözleri olmayan bir şarkı gibi. </p>



<p>Melodisi aklımda gerisi, rüzgâr da savrulup giden kum
taneleri gibi. Saklandığım sen, sanki vazgeçiyorum. Yine bir avuç dolusu acı
içtim. Her an göz kapaklarım kapanabilir. Ölümde uyku kadar yakın, dudaklarımda
bir gülümseme, bu gülümseme son bir veda mı dersin ya da adı her neyse. Ey sen!
Ben bugün de çok üşüdüm. </p>



<p>Hemşire hızlı adımlar Aylin’e doğru yürüdü: “Aylin, ne
içtin sen böyle”, Aylin bedenin ağırlığını çoktan bırakmıştı bile. Öyle ki yere
düşüşü tüm odada bir çığlık gibi yankılandı. Sanatoryumun sessizliği, hemşire
ve doktorların ayak seslerinde telaşlı bir hal aldı. Odanın içinde korkulu
gözlerle dolu donuk ifadeler, hemşirelerin telkinleriyle dışarıya çıkarıldı. </p>



<p>Doktor, Aylin’e doğru eğilerek, yeşil gözlerini
araladı. Yüzünü ekşitip, etrafa talimatlar vermeye başladı. Bir taraftan da
hastanın duran kalbini çalıştırmak için uğraşıyordu. Sesler, çığlıklar bütün
odayı doldurup, günü örtene kadar devam etti. Sonra her şey ilk haline döndü.
Sesler sustu, insanlar silindi. Bir tek o dönemedi geriye. Sarı saçlarından bir
tutam, aralanmış yeşil gözlerinin üstüne düştüğünde yağmur kesildi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aylin o gün ölmedi. Sadece ölümünü
kurguladı. Çünkü bir tek o duygunun için de hatırlayabilirdi onu. Tıpkı elinde
şemsiye ile sanatoryumun çıkışına doğru yürürken, yağmurun kesildiğini
kurguladığı gibi kurgulamıştı onu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/">Saklandığım Sen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/saklandigim-sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16782</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 06:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16587</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Algıları gittikçe daralan insanlar topluluğunu yakından izle sevgili dostum. Bakış açını önce daraltıp sonra genişlet. Birçok şeyi fark edecek ve sanat adına yaptığımız her şeyin kalıplara sıkıştığını göreceksin. Çünkü hepimiz insanız. İnsan olmaya çalışan varlıklarız.Var olma sürecinde çırpınan deri ve kanız. Sahip olduklarımız çerçevesinde kendini keşfetmeye çalışan bireyleriz. Verdiğim ödevleri yaptın mı?” “Delirdin mi sen? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/">Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Algıları gittikçe daralan insanlar topluluğunu yakından izle sevgili dostum. Bakış açını önce daraltıp sonra genişlet. Birçok şeyi fark edecek ve sanat adına yaptığımız her şeyin kalıplara sıkıştığını göreceksin. Çünkü hepimiz insanız. İnsan olmaya çalışan varlıklarız.Var olma sürecinde çırpınan deri ve kanız. Sahip olduklarımız çerçevesinde kendini keşfetmeye çalışan bireyleriz. Verdiğim ödevleri yaptın mı?”</p>



<p>“Delirdin
mi sen? Çocuk gibi ödev mi yapayım.”</p>



<p>“Elbette. Ne var ki bunda. Lafa gelince çocukluğunu özlersin. Lütfen bir kez olsun bir araştırma yap. Tıpkı geçen gün konuştuğumuz gibi. İnsan nedir, insanı var eden uzuvlar nelerdir, ne işe yarar? Bu sorulara cevap aradıkça daha derin soruları ortaya çıkaracaksın.”</p>



<p>“Ben senin kadar derin düşünemiyorum. Üzgünüm.”</p>



<p>“Ama genel bir bilgi bile kendini tanımana yetecektir. Ardından insanlar topluluğu olan ulusları incele. Ulus nedir, halk nedir, dil nedir, din nedir? Bu soruların derinliğinden neden korkasın ki? Bu sorular bizzat seni, bizi bir ağaç dalı gibi tepeye ulaştıran bir yoldur.”</p>



<p>“Ben bu bilge tavırlarından gerçekten çok sıkıldım. Şuan her yer senin gibi insanlarla dolu. Senin farkın ne ki? Beni güldürüyorsun.”</p>



<p>Konuşmayı sürdürmenin bir anlamı kalmamıştı. Anlattıkları anlaşılamıyordu. Anlattığı basit şeyler dahi onu sözde bir bilgeye çeviriyordu. Kendi kabuğuna mı çekilmeliydi? Yoksa devam mı etmeliydi hayatına? Hiçbir şey konuşmamış, anlatmamış gibi&#8230; Susmaya karar vermenin ilk adımı bu konuşma olabilirdi. En yakınları tarafından dahi anlaşılamıyordu. Neden? Kendi sorusunu cevaplama gereği hissetti.“Çünkü her şey sıradanlaştı. Sanal insanlar, yazarlar, müzisyenler ortaya çıktı.Ve herkesleşmeye başladık.” İyi de herkesleşmek neden korkutucu olsun ki? Kendi benliğini kaybetme korkusu sarıyordu bedenini. Herkes kendi benliğini kaybetmiş olabilir miydi? Telefon ahizesini yerine yerleştirip masanın başına geçti. Dumanı tüten çay bardakta parlıyordu. Gözleri pencereyi saran perdeye takılmıştı.“Bu bir lanet. Üzerimde var olmaya çalışan bir lanet. Bu lanetten kurtulmalıyım. Ben herkes olamam. Benim yazdıklarım, çizdiklerim, anlattıklarım herkesten farklı. Ben farklıyım.” Siyah lekelerle kaplanmış perdenin konuşmasını bekliyordu sanki. Bu beklenti yerini alaya bırakmıştı. “Elbette konuşmayacaksın. Tamam. O halde ben konuşurum.” Sesini incelterek soruya cevap veriyordu.“Herkes benliğini kaybetmiş olmasa toplum bu denli delirebilir miydi?” Sesini düzeltmişti.“Haklı olabilirsin. Elbette bunun farkındayım. Ama herkes gibi olmak istemiyorum.” Sesini tekrar inceltti. “Sana acı bir gerçeği söylememi ister misin?” Sesini düzelterek “Elbette.Benim korkacak bir şeyim yok.” dedi.“Emin misin?” Başını sallayarak onayladı. “Benliğinden uzaklaşan asıl sensin. Kendini kanıtlamaya çalışan da.Egonu bilgiden kutsal tutan da. Herkes deli değildir. Ama akıllı da değildir. Sadece bir denge vardır. Bir terazi vardır. Deli ve akıllı terazisi bir iç paradokstur. Kendi içinde kıvrımlaşan ve derinleşen iki ayrı konudur. Ne deli taklidi yapmaya ne de akıllı taklidi yapmaya ihtiyacı yoktur insanın.Çünkü insan aslında ilkel bir varlıktır. Kendini keşfetmenin yolu sadece bilgi değildir.Var olanla yaşamaktır. Kendini yaşamaktır.” Sesini düzeltmişti.“Yani sonuç olarak.” Perdenin ince sesi cevap vermişti ; “Kendin ol.”</p>



<p>Perdeyi bir kenara çekip camdan dışarıya baktı. Dip dibe olan apartmanlar görülüyordu. Gözleri gri bir binanın dördüncü katına takıldı. Balkon kapısından dışarıya sarkan beyaz ince perdeyi görüyordu. Perdenin rüzgara karşı savunmasızlığını izliyordu.Dilinden dökülen dizeleri dinliyordu şimdi:</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=342%2C257&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16591" width="342" height="257" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>“İnsan
olmak ya hani,</p>



<p>&nbsp; Kendinden güçsüze acımak.</p>



<p>&nbsp; Kendine acımaktan öte,</p>



<p>&nbsp; Kaybolmak kara gecede.</p>



<p>&nbsp; Gecelerimden beyaz tüller geçirdim,</p>



<p>&nbsp; Çığlıklarımı duydun mu dostum?</p>



<p>&nbsp; Gözlerinden süzülen yaşları biriktirdim.</p>



<p>&nbsp; Çingeneler zamanına sakla,</p>



<p>&nbsp; Çünkü o gün ince bir tülle düşeceksin yere. </p>



<p>&nbsp; Bileklerimdeki prangalar paslandığında,</p>



<p>&nbsp; Deniz adını sordu.</p>



<p>&nbsp; Usanmadan,</p>



<p>&nbsp; Kefenledim tüm günahlarını.</p>



<p>&nbsp; Ve yeniden haykırdım dostum,</p>



<p>&nbsp; Söyle duydun mu beni?”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/">Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Nov 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16011</guid>
				<description><![CDATA[<p>Afallamış bir şekilde etrafını izlerken ön taraflardan uzanan bir el burnunun ucunda bitti. Umarım iyisindir. Gerçi hiçbir zaman iyi halini göremedim senin şu uçaklarda. Bir şeyim yok. Sadece burnum kanadı. Karşısındaki adam sinsi bir gülüşle elini geri çekerken, yerine oturmak üzere hareket etti. Burun kanamasından sonra bir de bu gülümsemeyi görmek keyfini büsbütün kaçırmıştı. Uçağın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/">Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Afallamış bir şekilde etrafını izlerken ön taraflardan uzanan bir el burnunun ucunda bitti.</p>
<ul>
<li>Umarım iyisindir. Gerçi hiçbir zaman iyi halini göremedim senin şu uçaklarda.</li>
<li>Bir şeyim yok. Sadece burnum kanadı.</li>
</ul>
<p>Karşısındaki adam sinsi bir gülüşle elini geri çekerken, yerine oturmak üzere hareket etti. Burun kanamasından sonra bir de bu gülümsemeyi görmek keyfini büsbütün kaçırmıştı. Uçağın tekerlekleri yere değer değmez derin bir nefes aldı. Diğer insanları umursamadan hızlıca çantalarını alıp çıkmak istedi fakat aynı hostesin uyarısıyla yerine oturmak zorunda kaldı.</p>
<p>Havaalanından çıktığından yağmur, bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Daha dışarı adımını atar atmaz sırılsıklam olmuştu. İlk gördüğü taksiyi eliyle çağırdı ve taksicinin çantalarını bagaja atmasına izin vermeden arka koltuğa atladı. Bir yandan ıslanmış ceketini çıkarıp katlarken bir yandan da taksiciye “müzeye lütfen” diye belirtti. Daha sonra hızlı olması gerektiğini de ekledi.</p>
<p>Şehir şimdi en karanlık haliyle tüm sokaklarını daraltıyor, ıslanmaktan korkan insanları bir bir takip ediyordu. Uzun zamandır burada olmadığını fark edince durup geçmişi düşündü. Kısa bir süre sonra taksicinin ani freni ile uyandı. Ücreti ödeyip hızlı adımlarla müzenin kapısına doğru yürümeye başladı. Yağmur dinmiş yerini serin bir rüzgara bırakmıştı. Uzun taş yolda yürürken üşüdüğünü fark edip adımlarını hızlandırdı. Müzenin dört bir yanını çevrelemiş çam ağaçları iğnelerine kadar ıslanmış, etrafa keskin kokularını yaymışlardı. Bu kokuyu ancak müzenin girişindeki eski kitaplar bozabildi. Kapının önüne geldiğinde büyük ahşap kapı içerden açılmış, derin bir koku ile birlikte ılık bir hava da tüm vücudunu yalamıştı. Uzaklardan ceketini ve şapkasını almak üzere gelmekte olduğunu düşündüğü kısa boylu adamın ayak seslerini işitti.  Hızlı ve kısa adımları telaşlı bir ruh halinde olduğunu gösteriyordu. İnce bir gülümsemeyle ufak adamı karşılarken bir yandan da ceketini ve şapkasını öne doğru uzatmıştı fakat aceleyle gelen adam aynı telaşlı hareketlerle:</p>
<ul>
<li>“Vaktimiz yok, acele etmeliyiz” diye fısıldadı. Daha neler olup bittiğini anlamadan ön tarafında atılan seri adımlara uyarken buldu kendini. Birkaç dakika sonra yağlı boyaların yanından geçiyorlardı. Gecenin bu saatinde açılan silik sarı ışıklar bütün tabloları olduklarından daha değerli gösteriyordu. Portreler ve doğa manzaraları alışılmadık bir şekilde git gide daha korkutucu bir hal alıyordu. Dalgın gözlerini tablolardan ayırmaya çalışırken birden çift taraflı bir kapının önünde durdular. Kısa boylu adam kapının belirli bir noktasına birkaç defa sertçe vurduktan sonra ağır bir gıcırdama ile kapı açıldı. Kapının hemen ilerisinde aşağı doğru inen büyük aralıklı taş merdivenler bulunuyordu. Korku dolu bakışlarla bir adım geri attı fakat kısa boylu adam sert bir uyarıyla “Hadi!” deyince olanca korkusunu unutup içeri daldı.</li>
</ul>
<p>Taş duvarların yüzeyinde bulunan garip simgeler keskin soğuğu daha da keskinleştiriyordu. Anlam veremediği bu simgelere uzun uzun bakarken bir yandan da etrafa yayılan küf kokusunun kaynağını arıyordu. Geleceklere yere varmadan önce birkaç karanlık köşeyi aydınlatarak döndüler. Son köşeyi döndükten sonra neredeyse eriyip bitmiş mumlarla aydınlatılmış büyük bir salona çıktılar. İsmini duyar duymaz sağına soluna bakınarak sesin nereden geldiğini görmeye çalıştı fakat gördüğü tek şey kalabalık bir grubun daha önce yalnızca bir kitapta okuduğu bir eylemi gerçekleştirdikleriydi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/">Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16011</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Masal Anlatma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16012</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bizler masal diyarının sakinleri Evvel zaman gezginleri Tellal develer, berber pireler Tıngır mıngır sallanan beşikler &#160; Kâh Kaf Dağını aştık Kâh Anka kuşuyla dolaştık Kimi zaman az gittik, uz gittik Bazen de dere tepe düz gittik Yılmadık usanmadık altı ay, bir güz gittik &#160; Annemden dinlediğim masal ne hoşmuş Dün misali ne varmış ne yokmuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/">Masal Anlatma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bizler masal diyarının sakinleri</p>
<p>Evvel zaman gezginleri</p>
<p>Tellal develer, berber pireler</p>
<p>Tıngır mıngır sallanan beşikler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kâh Kaf Dağını aştık</p>
<p>Kâh Anka kuşuyla dolaştık</p>
<p>Kimi zaman az gittik, uz gittik</p>
<p>Bazen de dere tepe düz gittik</p>
<p>Yılmadık usanmadık altı ay, bir güz gittik</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Annemden dinlediğim masal ne hoşmuş</p>
<p>Dün misali ne varmış ne yokmuş</p>
<p>Zamanın birinde masal ülkeleri çokmuş</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte o ülkelerden birinin haşmetli padişahı kızını evlendirir Keloğlanla. Aylar sonra yollar vezirini, kızının halini sormak için ve tembihler veziri, yolda gördüklerini not et diye.</p>
<p>Vezir koyulur yola. Tembihlendiği gibi her gördüğünü not eder. En sonunda varır Keloğlan’ın evine. Her şey yolundadır. Mutlu mesut yaşar bu sevimli aile. Tarhanalarını içip soğanlı ekmeklerini yer tekrar gerisin geri yola düşer, saraya varır.</p>
<p>Huzura çıktığında sorar Padişah kızının halini hatırını. Mutlu olduklarını öğrenince sevinir rahat nefes alır. Vezirine defterini çıkarıp aldığı notları okumasını söyler. Neler gördün anlat bakalım der.</p>
<p>“Haşmetlim, yolda çok ilginç şeyler gördüm ama anlam veremedim.</p>
<p>Önce bir köpek anne gördüm ölmüş. Etrafında yavruları havlamakta. Bir anlam veremedim Padişah’ım.<br />
Sonra yola devam ettim. Yolda üç adet kazan vardı. Üçünün de altında odun yanmakta ama kenarda bulunan iki tencerenin içi su dolu kaynadıkça kaynıyorlar. Birinden kaynayan diğer kenardakine atlıyor, ondan kaynayan diğer kenardakine atlıyor. Ortadaki tencere ise içi boş altı harıl harıl yanıyor. Öyle kızmış, öyle kızmış ki kenardakilerden bir su serpilse “cossss” diye ses çıkarıp rahatlayacak. Ancak tek bir parça su dahi düşmüyor içine. Anlam veremedim not ettim.<br />
Biraz daha gitti. Bir akbaba, leş bulmuş kendine yiyor yiyor sonra ağzını silip çıkıp dalına oturuyor. Sonra tekrar gelip yiyor yiyor tekrar dalına çıkıp oturuyor.<br />
Bunların üçüne de anlam veremedim Hünkârım.”<br />
Padişah anlamlı bir şekilde başını sallar sonra başlar anlatmaya:<br />
“Ey vezirim,<br />
O ilk gördüğün ölen anne köpeğin manası şudur ki;<br />
Öyle bir zaman gelecek ki büyükler susacak, küçükler konuşacak. Hatta öyle olacak ki büyükler tek bir kelime bile söyleyemeyecek.<br />
O ikinci gördüğün üç tencerenin manası şudur ki;<br />
Öyle bir zaman gelecek ki zenginden çıkan mal zengine girecek. Fakir o kadar yanacak o kadar yanacak ama kapısını açan tek bir Allah’ın kulu olmayacak. Evine bir ekmek, bir tas sıcak yemek getiren olmayacak.<br />
O üçüncü gördüğün akbabanın manası şudur ki;<br />
Öyle bir zaman gelecek ki zalim hükümdarlar ortaya çıkacak. Halkını akbabanın leşi yediği gibi sömürecek, halkına zulüm edecek sonra çıkıp tahtına kurulacak. Canı isteyecek tekrar halka zulmedip tekrar tahtına kurulacak vezirim.” demiş.</p>
<p>Biz masal diyarı sakinleri<br />
Evvel zaman gezginleri<br />
Öyle bir zaman geldi ki<br />
Muradına eremedi kimse<br />
Ama biz kurulduk kerevete<br />
Uzaktan seyreder olduk her şeyi<br />
Gökten düştü üç elma</p>
<p>Hepsi de zalimlerin sofrasına…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/">Masal Anlatma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/masal-anlatma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16012</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Ceylan Yalnızlığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 05:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Adem Öner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15943</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir ceylan yalnızlığıyla beklersin, her geçen gün büyürken umutsuzluğun, yıllar devrilir; küçülür küçülür gözbebeğin, kırlangıcın kaderi tam on ikiden vurur. Ne mutsuzluğun zirvesinde mahsur kaldığına yanarsın, ne yitik düşler orkestrasına şeflik yapmanın acayip havasının garipsenmişliğini yaşarsın… Yandığın sana yabancı bir bakış atarken, ceylan yalnızlığını sorgularsın… Arkadaş tayfan çoluk çocuğa karışmış, yılların devrildiğini sokarcasına gözlerinin önünden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/">Bir Ceylan Yalnızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ceylan yalnızlığıyla beklersin, her geçen gün büyürken umutsuzluğun, yıllar devrilir; küçülür küçülür gözbebeğin, kırlangıcın kaderi tam on ikiden vurur. Ne mutsuzluğun zirvesinde mahsur kaldığına yanarsın, ne yitik düşler orkestrasına şeflik yapmanın acayip havasının garipsenmişliğini yaşarsın… Yandığın sana yabancı bir bakış atarken, ceylan yalnızlığını sorgularsın…</p>
<p>Arkadaş tayfan çoluk çocuğa karışmış, yılların devrildiğini sokarcasına gözlerinin önünden geçen o puslu hayal… Ne hakkımda yazdığımı soran Kaman nahiyesinden bir dosta: içimde bulunduğum ruh halinden kaynaklanan duygu patlamaları diye yazarken Sezen Abla doğal ötesi sesiyle bir kasırga koparır içsel ormanımda…</p>
<p>Gecenin 1.27’sinden geçerken akreple yelkovan, burç değirmeninin akrep olduğunu hatırlamıştım… Adını Allahtan çok andığım, kiraz mevsimine yaklaştığım şu günlerde, yarınlarımın neler getireceğini düşünmek belki de bir zaman erozyonuydu.</p>
<p>Güneşle bağlantım azalmıştı, firak yağmurlarına yakalandığım günden beri. Akşama az kala uyanır, kendimi yollara vurur, kitaplardan aldığım sevgiler hatırına tanımadığım insanlara merhabalar derdim.</p>
<p>İçimdeki deliden habersizdi insanlar, güzel sanatların peşinden koşardım koşabildiğim kadar… Bir defasında Taksim 129 T otobüsüne atmıştı beni, Kamanlı dostum. Ayakta giderken bayanın elinde bir broşür, sanata dair bir yarışma olduğunu yazıyordu. İçimdeki ses: şiir yarışması mı acaba derken, bayan hayır resim yarışması, siz şiir mi yazıyorsunuz, evet kendi çapımda şiir beni istediği zaman ben de yazıyordum.</p>
<p>Laf lafı açmıştı, bir anımı anlatırken bulmuştum kendimi: bundan 3 yıl önce üniversite kampüste yol almakta olan genç, çam ağacını öptü, içinden gelmişti, kızın biri bu olaya şahit oldu, sen manyak mısın, genç hayır ben manyak değilim dedi. Kız neden öptün o ağacı deyince gencin vermiş olduğu cevap: hiç öpülmemiş ki… O esnada bayanın yanında oturan yolun yarısını arkada bırakmış bir abi, kendini gülmeye adadı, bense abi bakar mısın, kulak misafiri oldunuz, zaman zaman yüzünüzde tebessüm çiçekleri açtı, yapılan bu yolculuğu bundan 10 yıl sonra da hatırlayabilecek misiniz sualine doğrusu çok etkilendim diyerek içimdeki deli dolu çocuğu mutlu etmişti. Bayan da beni tanıdığına memnun olduğunu ifade eder mimikleriyle, broşür sende kalsın dedi, Çamlıca’da inecektim, yeni yeni yolcular gelmeye başlamıştı, ben de arka taraflara doğru ilerledim, o bayanla yanında oturan abi yolculuğun devamını sohbet ederek geçiriyorlardı, dünyadaki en önemli sanatın içtenlik olduğuna inanırdım, yanılmamıştım. 16 milyonluk şehirde birbirine yabancı 2 kişiyi sanat buluşturmuştu… O yolculukta daha paylaşacağım çok şey vardı ama içimde kalsın, büyüsün istedim. İndiğimde otobüsün camına vurdum onları ilk ve son kez Turist Ömer selamıyla uğurladım. İnmiştim otobüsten inmesine ama mekân Çamlıca değildi, mutluluktan yolumu kaybetmiştim.</p>
<p>Eve vardığımda yorgunluktan uyumuştum, sabahın 6‘sında arkadaşım Beylerbeyi’ne trafikle haşır neşir olmaya gidiyordu, Beylerbeyi iskelesinden boğaza bakmak, yanındaki camide secdeye varmak güzeldi hatta yılın 3 günü içerdim üzüm kırmızısını ama hüzünden…Suat da beni yalnız bırakmazdı , Suat kim diyeceğinizi duyar gibiyim , az önce ondan bahsetmiştim, ismi de deşifre oldu, onu diğer polis memurlarından ayıran en önemli yanı lise arkadaşım olmasından çok kardeş gibiydik, sanat dostu bir polisti…Tiyatro maceralarımız vardı âh ulan Suat…Sen 12, 24 çalışırsın ben deli dolu dolaşırım Çamlıca’dan Beylerbeyi’ne iner, oradan Çengelköy börekçisine, sonra senden haber almaya , tekrar Beylerbeyi’ne oradan Üsküdar, son istikamet: Çamlıca ‘ya…Kendini yollara vurmak bir sanat, bir ibadet olmuştu içimde…Suat ise Beylerbeyi’nin 2 delisi vardı, sen geldin 3 oldu diye latife ederdi.</p>
<p>Soğumadan alın teri bir çımacının, içimdeki ses sokaklara karışmamı isterdi&#8230; Üsküdar Balıkçılar Çarşısı, ana baba günü, havada sisli martı çığlıkları, içimde eski günlerden bir ıslık…Kız Kulesi’nin yolunu tuttum, dün Kabataş’tan onu kestim , ilkindi olmuştu içimdeki ilk taflan gözlümü düşündüm, toprağım Bedri Rahmi’nin : “Aklı olsa Kız Kulesi’nin, Galata Kulesi’ne varır, bol bol çocukları olur.” ifadesini yeniden keşfettim.</p>
<p>Ben bir deliyim; ama aklın delisi değil kalbin delisiyim gönlünü eskilerde avutan bir fideyim bu halimden de hiç memnun değilim. Hülasa yollarda erika adlı daktilosuyla dolaşan bir sokak edebiyatçısını görürseniz, selamsız sabahsız geçmeyin, belki sizi yazıyor olabilir…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/">Bir Ceylan Yalnızlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-ceylan-yalnizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Nov 2018 06:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[Sertap Erener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15946</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seferiyim ben; yolunu kaybetmeden giden. Oysa siz engel sanırsınız başınızda, günahlarınızın tozluklarında… Ebeden kaçan çocuklar gibiyim rüzgârın önünde, bulamayın diye, kaldırım taşlarınızın derzlerine saklanırım. Bulmayın sakın! Yoksa mızıkçılık yaparım. Sefil bir hayatım var, boşuna kıskanırsınız gökkuşağından beni. Seviyorum işte gökyüzünüzü. Siz de çevirip bakın bir kez yüzünüzü, görürsünüz belki kendi özünüzü… Aldırmayın böyle konuşuyorum diye, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/">Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Seferiyim ben; yolunu kaybetmeden giden.</em></p>
<p>Oysa siz engel sanırsınız başınızda, günahlarınızın tozluklarında…</p>
<p>Ebeden kaçan çocuklar gibiyim rüzgârın önünde, bulamayın diye, kaldırım taşlarınızın derzlerine saklanırım. Bulmayın sakın! Yoksa mızıkçılık yaparım.</p>
<p>Sefil bir hayatım var, boşuna kıskanırsınız gökkuşağından beni. Seviyorum işte gökyüzünüzü. Siz de çevirip bakın bir kez yüzünüzü, görürsünüz belki kendi özünüzü…</p>
<p>Aldırmayın böyle konuşuyorum diye, takılmayın söylediklerime, serseriyim size göre… Parayla pulla işim olmaz. Bana ne!</p>
<p>Rızkımı aramam sizin ceplerinizde. Sefilim dedim ya, çok şükür zenginlik bulaşmadı asla suratıma. Alnım açık yüzüm pak, el etek öpmedim, yağlı ballı sofralara hiç tünemedim. Aç kargalar gibi üşüşmedim kırıntıların üzerlerine. Size bırakıyorum kalanları, doldurun doymak bilmeyen gözlerinize…</p>
<p>Bana uymaz sizin kurallarınız… Hepiniz öyle hırslısınız, öyle saplantılısınız ki, eninde sonunda nasıl olsa yine siz kazanacaksınız. Çıkarın artık beni oyununuzdan! Uyumsuzum ben, görmüyor musunuz? Atın beni, oynayamazsınız artık hayallerimin ucundan.</p>
<p>Vicdan kanının pıhtısından çatlamış ar damarınız, saplanmış yüreklerinizin tam ortasına haset oklarınız. Lütfen arkamdan lanet okumayınız. Döner gelir sizi bulur biliyorsunuz beddualarınız.</p>
<p>Kalıcıyım sandınız da korktunuz değil mi gözlerimin neşesinden? Evirip çevirdiniz sözcükleri, kendinize sakladınız gerçekleri… Kandırırım sandınız da kandığınız yalanlarınızla boğmağa kalktınız beni; kendi kötülüğünüzde boğdunuz kendi kendinizi… Gülünç zaferlerinizle avunup, sahte sahnelere kuruldunuz, kibrinizden ağzı salyalı köpekler gibi kudurdunuz…</p>
<p>Söküklerinizi dikmiştim oysa sektirmeden iliklemiştim mintanlarınızın her bir düğmesini. Kravatlarınızı bağlamıştım o kalın enseli boynunuza. Öğrenememiştiniz bir türlü bağlamayı, hiç yakışmıyordu ipek kravatlarınız ucuz parfüm kokunuza… Çiğdiniz, sakil bir sıradanlıkla duruyordu redingotlarınız. Taşralılığınız sarkıyordu eteklerinizden. Şoson ayakkabılarınızın ruganlarını parlatmıştım, farkında bile değildiniz. Görgüsüzce saçılıyordu ağzınızın kenarından konuşurken tükürükleriniz. Şapırdattığınız lokmalarınız fırlıyordu beyaz masa örtüsüne, işlemeli mendilimle ben temizlemiştim pisliklerinizi. Bu yüzden adam sanmışlardı sizi…</p>
<p>Siz de adam sandınız kendinizi, az kalsın ezecektiniz kibrinizin altında beni. Canımı zor kurtarmıştım elinizden…</p>
<p>Yalnızdınız. Bir elma kurdu kadar bencildiniz.  Yediğiniz elma mezarınızdı sizin, çürümüştünüz çoktan. Hiçtiniz en az benim kadar, bir nokta idiniz siz de boşlukta sallanan…</p>
<p>Oynamıyorum oyununuzda artık! Sahne sizin, rol sizin, replikler sizin, buyurun oyunu siz yönetin. Senaryosu zaten yazılmış sizin tarafınızdan…</p>
<p><em>Seferiydim ben, bilemediniz siz. Lütfen yolumdan çekiliniz…</em></p>
<p><span id="more-15946"></span></p>
<ul>
<li> “Maviye âşığım“ diye haykırdı deniz kenarında duran.</li>
<li> “Mavi benim, görmüyor musun? Dedi gökyüzünden bakan.</li>
<li> “Mavi bensiz olamaz ki” Dedi şarkıları bilen,</li>
<li> “Ben maviyle varım, fedadır maviye canım” Dedi martı…</li>
<li>“ Gözlerimi serdim yoluna, gel de beni benden sakla “ Dedi mavi bakışlı âşık.</li>
</ul>
<p>Haklıydı elbete hepsi de. Kendi maviliklerini bulana kadar kaybolacaklardı mavide. Mavi onlara hasret, onlar ise mavide mahkûmdular.</p>
<p>Oysa mavi her daim karşılarında, hemen yanı başlarında, hatta hep arkalarında, çoğu kez başlarının üzerinden onlara bakmaktaydı. Sabrı kuşanmış gönüllerde, farkındalık yaratmaktaydı.</p>
<p>Onlar kendi maviliklerinin tutsaklığında gizli beklerken, hakikatin uzağında, maviye âşık, yalnız ve suskundular&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><em>Aşkı aşk ile tarif ederken bile korkarım aşksız kalmaktan. Son nefesimde ‘aşk olsun’ diyememekten.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>AŞK OLSUN !</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Sey-i sülük da artık sukûn zamanıydı. Nun vakti gelip çoktan çatmıştı…</strong></p>
<p><figure id="attachment_15965" aria-describedby="caption-attachment-15965" style="width: 250px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nun.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15965" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nun.jpg?resize=250%2C228&#038;ssl=1" alt="" width="250" height="228" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15965" class="wp-caption-text">Nun Vakti</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/Io_EkN-X4lM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/">Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15946</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırık Bir Kalp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Nov 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15925</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koşuyordu kadın delicesine. Yanaklarından süzülen yaşlar hıçkırıklarına karışırken delicesine koşuyordu. Etrafında neler olup bittiğine aldırmadan, umarsızca koşuyordu. Zaten onu durduracak kimsesi de yoktu. Kaybolmuş birkaç parça kağıttan farkı yoktu. O kağıtlar kadar boş ve sahipsiz…  Kalbi, insanlara güvenmenin acı sillesini yemişti bir kere. Kaçıp saklanmak, hep daha uzağa, en uzağa gitmek istiyordu. İnsanlardan kaçmak hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/">Kırık Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Koşuyordu kadın delicesine. Yanaklarından süzülen yaşlar hıçkırıklarına karışırken delicesine koşuyordu. Etrafında neler olup bittiğine aldırmadan, umarsızca koşuyordu. Zaten onu durduracak kimsesi de yoktu. Kaybolmuş birkaç parça kağıttan farkı yoktu. O kağıtlar kadar boş ve sahipsiz…  Kalbi, insanlara güvenmenin acı sillesini yemişti bir kere.</p>
<p>Kaçıp saklanmak, hep daha uzağa, en uzağa gitmek istiyordu. İnsanlardan kaçmak hep daha iyi bir çözüm gibi gelmişti ona çünkü. Hayatı boyunca elinden tuttukları tarafından uçuruma itilmiş, yalnızlığın kör kuyularında cezalandırılmıştı ne yazık ki! Bir damla gözyaşı olmuştu tek dostu. Ve bir kalem bir de kağıt. Ne idüğü belirsiz birçok insandan daha çok şey ifade ediyordu bunlar onun için.</p>
<p>Nihayet bir yerde durup soluklanmıştı çaresiz kadın. Kırık kalbi daha fazla dayanamamıştı hayatın temposuna. Ne tuhaftı oysa ki, gökyüzünün denize verdiği rengi vardı tüm cömertliğiyle, karşılıksız sevgi ve huzur içindeydi bu alışveriş. Fakat insanlar öyle miydi? Kendilerinde olmayan renkleri başkalarından çalıyorlar ve onları hep karanlıkta bırakıyorlardı. Hiçbir şey ve hiç kimse gökyüzü cömertliğinde değildi.</p>
<p>Dünya her zamanki gibi kıskançlığın ve bencilliğin kölesi olmuş insanların başrolleriyle dönmeye devam ediyordu. Genç kadın buna daha fazla tahammül edemiyordu. Yüreği buna yüz çeviremiyordu çünkü. Durum içler acısıydı…</p>
<p>Gözlerinin yaşını silerken bu nefret dolu düşüncelerine engel olamıyordu genç kadın. İnsanların böylesine zalim ve düşüncesiz olmasına katlanamıyordu. İnsanları görmek dahi istemediğinden denize en yakın olabileceği kayalıkları seçmişti oturmak için.</p>
<p>Cebinden çıkardığı dostları kalem ve kağıda gülümsedi yalnızca. Çünkü onu bir tek onlar anlıyor, bir tek onlar terk etmiyorlardı.</p>
<p>Gözlerinin derinliği yaşanmışlıklarının ağırlığıyla daha fazla koyulmuş, hüzün perdesi göz kapaklarını daha da ağırlaştırmıştı.</p>
<p>Bir fırtınaya tutulmuştu bir zamanlar o güzelim gönül teknesi. Nasıl alabora olduğuna hala aklı ermiyordu.  O zamanlar dünya onun için toz pembe olduğu için o eski yazmalarını aksatmıştı. Fakat şimdi ne büyük bir hata yaptığının farkına varmıştı. Kimse için kaleme, kağıda küsmeye değmiyordu çünkü.</p>
<p>Dünya artık onun için dayanılamaz bir hale geldiği için daha fazla sarılır olmuştu kalemine. Gördüğü kuşa, kelebeğe hatta küçücük bir tırtıla duyduğu merhametin hikayesini yazar olmuş, ruhundaki bütün kini atmak için kaleme kağıda sarılmıştı. Fakat yine de insanlara duyduğu nefreti bir türlü dizginleyemez olmuştu.</p>
<p>Kimi sevse ellerinin arasından kayıp gitmesine anlam veremiyordu. Sorun eğer çok sevmesiyse bir daha asla ve asla sevmeyecekti.</p>
<p>Yüreği bir okyanus gibi derin derin akmaya, ruhu ise bir yarasa gibi kaçıp saklanmaya, insanlardan korkmaya devam edecekti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/">Kırık Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15925</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Deliyle Söyleşi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 26 Oct 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15806</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşamın ışıkları denize vurmaya başlamış, rengarenk ve o doyumsuz yansımaları seyre dalmıştım. Parkta, bir bankta oturup denizi seyretmek vazgeçilmez tutkularımdandır, hele bir de gökyüzünün mavisiyle, denizin mavisinin bir birine nispet yaptığı zamanlarda.. tadından yenmez. Ama ben ne yapıyorum? Hiç işim yokmuş gibi, akşamın bir vakti, bir deliyle Bebek’te, bir parkta ve parkın içerisinde bir bankta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/">Bir Deliyle Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşamın ışıkları denize vurmaya başlamış, rengarenk ve o doyumsuz yansımaları seyre dalmıştım. Parkta, bir bankta oturup denizi seyretmek vazgeçilmez tutkularımdandır, hele bir de gökyüzünün mavisiyle, denizin mavisinin bir birine nispet yaptığı zamanlarda.. tadından yenmez.</p>
<p>Ama ben ne yapıyorum?</p>
<p>Hiç işim yokmuş gibi, akşamın bir vakti, bir deliyle Bebek’te, bir parkta ve parkın içerisinde bir bankta oturmuş denize bakarak muhabbet ediyorum. Yanlış duymadınız ya da yanlış okumadınız. Bildiğiniz bir deliyle, yani her an sağımızda solumuzda olan, mahallemizde bulunan, çoğunlukla sevimli, akıl fukarası gariban birisiyle muhabbet ediyorum.</p>
<p><strong>Sanat Duvarı</strong>’nın sevgili yönetimi “Bu sayı için bir deliyle söyleşi yapar mısın” diye rica etselerdi, “yok canım, siz beni deli mi sandınız. Hiç deliyle söyleşi yapılır mı?” derdim…</p>
<p>Şimdi diyemem, artık bundan böyle diyemem.</p>
<p>Çünkü hemen yanımda bir deli var ve ben bir saattir onunla söyleşi yapıyor, muhabbet ediyor, hayata dair müthiş fikirler ediniyorum. Yani hayata bakışım şu son bir saatte değişti desem bana inanın. Hani çok da inanmayın ama bir şeyler oldu, nasıl olduysa oldu.</p>
<p>Aracımı Bebek’te bulabildiğim bir köşeye park edip, denize doğru yürümeye başlamıştım ki, “Abi!” diye bir ses geldi, ardından da “20 lira versene” diye gözümün önüne bir el uzandı. Elin sahibine bakacaktım, önce o eli gözümün önünden itmek gerekiyordu, nazikçe yaptım bunu. Sesin sahibi bir deliydi. Hani alnında deli yazmıyor, <strong>akıl gözükmediği gibi delilik de gözükmüyor ama yine de deliliğin yansımaları insanın üzerinde farklı duruyor. </strong>Bazılarına da biçilmiş kaftan gibi cuk oturuyor!</p>
<p>Hani benim bildiğim deliler 50 kuruş ister, bir lira ister ama iki lira istemezdi, 20 lira hiç istemezdi. Demek ki Bebek’in delileri bile zengin! Kim bilir belki de İstanbul’un taşı toprağı altın sözü, burası için söylenmiş bir sözdür. Fırsatın nereden, nasıl geleceği belli mi olur, değil mi ama…</p>
<p>“Tamam.. dedim, sana 20 lira vereceğim, ama benle şurada, bankta bir çay içeceksin, muhabbet edeceğiz” dedim. Deli deli baktı bana, hani aklı olsaydı belki de akıllı akıllı bakacaktı. Ya da ne bileyim “Aaa deli mi ne” der gibi bakmıştır ya da “şu akıllının zoruna bak” demiştir. Neyse de ne, adam teklifimi kabul etti. Bunun için de “Emrin olur abi” dedi. Estağfurullah’ı içimden dedim, muhabbeti hayat felsefesini öğrenmeye saklamalıydım.</p>
<p>Sahile en yakın banka oturduk. Bebek Parkı (Türkan Saylan Parkı) o akşam biraz tenhaydı. Denizi seyrederek bir çay içmek iyi olurdu ama burada çay 6 lira, iki çay eder 12 lira. Birer çay, ikişer çay bizi kesmez, yüz lira gitti. Deliye de 20 lira sözümüz var. Bu söyleşi bana pahalıya patlar. Neyse ki, dergi yönetimi bu fedakarlığımı görüyor, duyuyor, hatta ihtimal dahilindedir ki şu an okuyor ve ona göre muhasebeye bir talimat yolluyor!</p>
<p>Delinin adı Nevzat’mış, çaylar da 6 lira değil, 10 liraymış. Amerika’nın dolar silahıyla başlattığı savaş buradaki çayı da vurmuş. Sitenin desteği aklıma gelince sorgusuz sualsiz iki çay kapıp geldim ama fiyatının 10 lira olduğunu öğrenince içim burkuldu, bir hoş oldum, cebim de aynı oranda bir boş oldu.</p>
<p>Deliyle muhabbeti sürdürdüm. Nereli olduğunu sordum, dünyalıymış. Annesinin babasının adını bilmiyor. Yaşayıp yaşamadıkları konusunda bir fikre de sahip değilmiş. Akıllı olsaymış belki bu sorulara cevap verebilirmiş.</p>
<p>Neden 20 lira istediğini sordum, hani bizim memlekette bir Deli Mehmet vardı, rahmetli oldu. O, 10 kuruş isterdi. “Yahu Mehmet 10 kuruş tedavülden kalktı sana bir lira verelim, beş lira verelim, 10 lira verelim” desek de kabul etmezdi. İlla da on kuruş.</p>
<p>“Hayat pahalı “ dedi Deli Nevzat. “Bebek’te yaşıyoruz, her şey ateş pahası.”</p>
<p>Yok yok asıl mesele o değil gibi geliyor, hele şunun aslını astarını bir söylesen, dedim.</p>
<ul>
<li>Abi seni anlamıyorum, hayatın pahalı olduğunu zaten biliyorsun, neden inanmıyorsun?</li>
<li>Hayatın pahalı olduğunu sadece bilmiyorum Nevzatcığım, iliklerime kadar da yaşıyorum. Ama senin 20 lira istemenin hayat pahalılığıyla alakası yok. Çünkü senin bir şeye para harcadığın yok.</li>
<li>Hımmm dedi deli deli.</li>
</ul>
<p>Sonra devam etti, “Sen benden de delisin be, sevdim seni. Abi çaktırma burası Bebek, ben bir lira istesem kimsenin cebinde bir lira bulunmaz, hepsi değilse de büyük çoğunluğu çok zengin. Öyle böyle değil, çok çok zengin. Zenginlerde bir lira ne arasın. Bir lira istesem, cebini yoklayacak, eli boş kalacak, ben de yolsuz kalacağım. 20 lira istiyorum ki, hem farkımız ortaya çıksın hem de istediğim kişinin cebinde o miktar olsun.”</p>
<ul>
<li>Nasıl yani senin farkın ne?</li>
<li>Eee biz Bebek’in delisiyiz, Bağcılar’ın delisi değiliz ki bir lira isteyelim.</li>
<li>Aradaki fark ne, halen anlayamadım.</li>
<li>Statü farkı var, burada birinci sınıf deli oluyoruz.</li>
<li>Yahu biz insanlar arasında statü farkı olmasın istiyoruz, akıllılar anlamıyor, deliler de mi anlamıyor, anlamıyorum. Yahu ben ne diyorum?</li>
<li>Bizim sınıfa hoş geldin (gülüyor). Ama meseleyi bilmiyorsun, senin dünyadan haberin yok. Hiç Bebek’te yaşayan, bir gecede birkaç asgari ücreti masada bırakıp gidenle Bağcılar’da, ya da ne bileyim Anadolu’nun kuytu bir yerinde geçinmek için canını dişine takan ama asgari ücreti bile kazanamayanlar aynı olur mu, bir mi bütün bu insanlar, eşit mi, değil..</li>
<li>Bir dakika ya sen bu kadar cümleyi hiç takılmadan nasıl söyledin, eee ama sen delisin?</li>
<li>Bak abi seni sevdim, senin kanında da sanki bizim kanımız var gibi. Para isteyen deli, deli değildir. Yani bildiğiniz manada deli değildir. Deliliğin yüzlerce çeşidi var. Biliyorsun abi akıl gözükmez ama herkes o görünmez aklıyla övünür ve onun varlığından çok emindir. Hatta herkes kendi aklını dünyadaki bütün akıllardan daha iyi bilir.</li>
<li>Vayy neler de bilirmiş. Peki sen hangi sınıf delisin, zır deli değilsin, zır zır deli de değilsin, zincirli deli de değilsin..</li>
<li>Ben kendi halinde bir deliyim. Yolumu böyle buluyorum. Bak abi siz yaşadığınızı sanıyorsunuz, ben yaşıyorum.</li>
<li>O nasıl oluyor?</li>
<li>Siz yaşamak için her şeyinizi feda ediyorsunuz. Sabahtan akşama kadar çalışıyorsunuz. Sevdiklerinizi ihmal ediyorsunuz. Hatta sevdiğiniz birçok şeyden vazgeçiyorsunuz. İşe yaramaz ıvır zıvırlar için hayatınız boyunca borç ödüyorsunuz, bazılarınız ölürken bile borçlu gidiyor. Dönüp ardınıza baktığınızda, emeğinizi, zamanınızı ve hayatınızı neler için feda ettiğinizi görüyor ama feryat edecek zamanınız bile kalmıyor ama ben öyle miyim, 20 lira isterim senden, sen vermezsen verecek çok kişi var. Ben bir köşede kıvrılır yatarım, sen illa ev istersin, mobilya istersin, tatil istersin, istersin de istersin. Sen istemezsen eşin ister, o istemezse çocuğun ister. İnsanın isteğinin bir sınırı yok. Hayatımızın sonunda sen eşya için yaşadığını anlarsın, ben ise kendim için yaşadığımı bilir, Azrail’e de güler geçer, giderim.</li>
<li>Çok doğru laflar ediyorsun, sana deli diyen delidir.</li>
<li>Abi bak unutma <strong>her yerde sadece iki kişi doğruyu söyler. Bunlardan birisi onuncu köye yollanır, diğeri de deli olarak bilinir</strong>. Sen hele söyle, sen hangisisin?</li>
</ul>
<p>Aklımda tarttım mı bilmiyorum, hangi cevabın bana uyacağı konusunda fikir yürüttüm mü onu da bilmiyorum ama dilimden bir şeyler döküldü, belki de sadece mırıldandım;</p>
<ul>
<li>Onuncu köye yollanandan!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/">Bir Deliyle Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15806</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lettres de Gare Bleues</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Oct 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15796</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizin köpükten dalgalarında, ayaklarımı ıslatıyorum.Kum tanelerinin ayak tabanlarımdaki parıltıları gökyüzünün yıldızımsılarına karışıyor. Islaklığında bir gün yarısının, öylece bekliyorum. Anlatacaklarımı listelediğim deniz kabukları ‘avuç’ kokuyor. Siz avuç içinizi kokladınız mı hiç? Tanır mısınız o kokuyu? Avuç,avuç kadar kahve,avuç kadar mavi.. Parmak aralıklarından sızan gökkuşakları.. Özgürlüğün avuç kokusunu duydunuz mu hiç? Avuçlarımı kokladım.Sulu,ıslak ve yosun kokuluydu avuçlarım.Denizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/">Lettres de Gare Bleues</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizin köpükten dalgalarında, ayaklarımı ıslatıyorum.Kum tanelerinin ayak tabanlarımdaki parıltıları gökyüzünün yıldızımsılarına karışıyor. Islaklığında bir gün yarısının, öylece bekliyorum. Anlatacaklarımı listelediğim deniz kabukları ‘avuç’ kokuyor. Siz avuç içinizi kokladınız mı hiç? Tanır mısınız o kokuyu? Avuç,avuç kadar kahve,avuç kadar mavi.. Parmak aralıklarından sızan gökkuşakları.. Özgürlüğün avuç kokusunu duydunuz mu hiç?</p>
<p>Avuçlarımı kokladım.Sulu,ıslak ve yosun kokuluydu avuçlarım.Denizi avuçladım.Sokaklar deniz tuzu koktu,evlerin kapıları su..</p>
<p>Düşlerimin arasından bir ufuk çizgisi geçti.Denizin sonsuzluğuna inandıran ufuk çizgisini takip ettim.Ufuk çizgisinin başı ve sonu yoktu.Tıpkı kelimeler, cümleler gibi.Anlatamadıklarım birikmişti ayak uçlarımda.Git gelleriyle köpükten dalgalar,kendi küçük alanında yükselip alçalıyordu.Tıpkı bir yeri yontar gibi şiddetleniyordu aniden.Ayak uçlarım mütemadiyen yontuluyordu.Mütemadiyen kesiliyordum.. Anlatmanın bir yolu olmalıydı.Ama ne?</p>
<p>Biri kulağıma bir şeyler fısıldıyordu ama anlamıyordum.Anlayamıyordum.Sesin geldiği yöne çevirdim yüzümü.Aybecer oradaydı.Tam karşımda.Yine aynı zerafetiyle,aynı sakinliğiyle.Parmak uçları kumda geziniyordu onunda. Gözlerinin ela halkalarında uçurtmalar uçuyordu. “Gelmişsin.” diyebildim geldiğine hala inanamayarak.“Geldim.” dedi yine aynı gülümsemeyle.İnsanın gözlerinin içi nasıl gülebilirdi,nasıl?</p>
<p>Aybecer unuttuğum,unutmak istediklerim üzerine bir ayna gibi düşmüştü.Bense aynanın ardında bir gölgeydim.Ayaklanıp yürümeye başladım.Ayak tabanlarımda bedenimi kaplayan bir deri vardı sadece.Çatlak,ıslak ve kumlu.Derimin rüzgarla kuruduğunu hissediyordum.Taştan yolları adımlayan ayaklarım yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğun sevinç ve telaşı içindeydi, anlamlandıramıyordum.Eski,sahipsiz evlerin arasından geçiyordum.Kimsesiz sokakların,kayıp çocuklarından biriydim.Umudumu erken ölümlerde yitirmiştim.Ölümün çeşitlerine tanık olmuştu gözlerim.Bu tanışıklılık arttıkça ölümden korkmamaya başladım.Yıllarca korkum cesaretimi yenmişti. Bu yenilgilerin sonunda susmuştum.Tek bir kelime konuşmadan geçiyordum hayattan.Bir laldım.Ve bir tek Aybecer vardı beni konuşturan.Onu özlediğimi anımsıyordum.Özlemimi bastıramıyordum.Bastırmak için çabalamıyordum. Olduğu gibi bırakıyordum. İçimde bir çocuk gibi büyüyen bu özlem kelimeleri,cümleleri çağırıyordu. Anlatmak istiyordum ama anlaşılamayacağımı biliyordum.Kaygılarımla birlikte yürüyüşüme devam ettim. Aybecerin nefesi ensemdeydi. Saçlarımın kıvrımlarındaydı. Rüzgarla savrulan yapraklar dolaşıyordu sokaklarda.Her şeyi geride bırakmalıydım.En azından bu kez bırakabilmeliydim.“Daha ne kadar görmezden geleceksin.” diyordu o narin sesi.Durmamalıydım.Bu diyalog hiç başlamamalıydı. Kaçmalıydım. Alabildiğine koşmalıydım.Adım aralıklarımda ki mesafeyi genişlettim.“Kaçarsın ancak.Korkaksın.Korkak!” Değilim demek istiyordum haykırarak.Hayır değilim.“Kafanın içindekilerden yorulmadın mı artık.Haykırsana!” Bir anlamı yoktu.“Neden?” Çünkü bu tıpkı diş kovuğuna giren kırıntıyı çıkarmak için çabalaman gibi bir şey.Onu çıkaramayacağını bilirsin ama yine de çabalarsın.“Hangi edebi romanı parçaladın da bu cümleyi kurdun.Sen sadece bir kopyasın!” Aybecer iç sesimi nasıl duyabiliyordu? “Ben sadece iç sesin değil,kafanın içindekileri ve bedenindeki uzuvları yani her şeyini temsil ediyorum.Bunu defalarca söyledim.” İç sesimden bir insan mı yaratmıştım yani? İç sesim,beynim ve Aybecer.Bu üçlü kurgandan kurtulmalıydım. Cebimden mızıkamı çıkardım.Kimsesiz sokakla konuşmaya başladım. Kulaklarımla konuştum,parmaklarımla ve avuç içimle konuştum.Sesin uykusunda bir günün yarısına uyandım.Ellerim beyaz önlüğün içinde hareketsizce duruyordu.Duvara çivilenmiş gibiydim.Önlüğüm beyaz bir duvardı.Beyaz ve soğuk.Göz yaşlarım yüzümde kurumuş,yanak derimi kurutmuştu.Yüzüme dokunamıyordum.Hemşire odanın kapısını araladı. Aybecerde hemşirenin ardından odaya girdi.Hemşire iğnenin sarısını damarımda tüketirken Aybecer gözlerime bakıyordu.</p>
<p>“Kabullenmedin değil mi?” Cevap vermiyordum.</p>
<p>“Ne desem şimdi sana,ne söylesem? Özgürlüğü dilinden sil demiştim silmedin,silemedin.Sus dedim susmadın.Hiçbir şey olamadın.Hep aradaydın.Yönün,yolun,izin yoktu.Tüm bunlara rağmen beni de öldürmedin.”</p>
<p>Sen ölürsen ben de ölürüm.Nasıl öldüreyim seni? Hem gözlerine ne oldu senin neden toprak rengi gözlerin?</p>
<p>“Mızıkanı ister misin Şerif?”</p>
<p>Sen iki insanı birden mi birleştirdin? Söyle Aybecer.Madem iç sesimi duyuyorsun söyle.</p>
<p>“Benim iki ismim var Şerif.Biri ‘kum tanesi’ biri ‘çirkin’.İki kelimeyi de iki ayrı lisanla nakşettin alnıma.Hatırlasana.” En azından hatırlamayı becerebiliyordum.Başımı sallayarak onayladım.Haklıydı.İki ayrı insan büyütmüştüm onun göğsünde.İki ayrı lisan bahşetmiştim ona.O hem bir genç hemde bir yaşlıydı.Ama benimdi.Benimle var olan iki ayrı insandı o.</p>
<p>“Artık vakti gelmedi mi Bouclé?”</p>
<p>Gülümsüyordum sadece.Avuç içiyle kavradığı mızıkayı uzattı bana.Mızıka avuçlarımın arasına yerleşti.Mızıkayı kokladım.Mızıkaya sinen avcun kokusunu kokladım.Aybecer gülümseyerek,gözlerimi avuçlarıyla kapattı.</p>
<p>“Yaprak ve rüzgarı dinle.Duyuyor musun?”</p>
<p>Başımı sallıyordum.Gözyaşlarım onun avuçlarına yerleşiyordu.</p>
<p>“Avuçlarım süt koktu Bouclé. Unutmuştum avuçlarımın kokusunu.”</p>
<p>Göz kapaklarımın siyahtan perdesinde mızıkama üfledim nefesimi.Nefesim büyüdü,nefesim orman oldu şimdi. Aybecerin sessiz ağlayışında yeni bir uykuya hazırlandım.Gözlerim çukuruna yerleşti.Mızıka avuç koktu,avuç insan. Avcun kokusunda insana kandım.Uyudum..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/">Lettres de Gare Bleues</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15796</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylül De Eylül</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Oct 2018 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15737</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sarımsaklasak da saklasak. Sarımsaklamasak da saklasak. Sarımsaklı’dan bir deli horoz. Üfürükçünün üfürüğü yetmedi. Her şey değişiverdi. Ayol patates mi aldın sen. Gördün mü bak ne dedi sana Ayşe Şasa. Bir Delinin Hatıra Defteri’ni okudunsa. Kitaplar boğmuştur seni yasa. Yasaklasak da mı saklasak. Derdimiz budur ancak pasaklasak. Absürdizmin derdidir yazmak da yazmak. Şimşek Mcqueen arabasında vardır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/">Eylül De Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sarımsaklasak da saklasak.</p>
<p>Sarımsaklamasak da saklasak.</p>
<p>Sarımsaklı’dan bir deli horoz.</p>
<p>Üfürükçünün üfürüğü yetmedi.</p>
<p>Her şey değişiverdi.</p>
<p>Ayol patates mi aldın sen.</p>
<p>Gördün mü bak ne dedi sana Ayşe Şasa.</p>
<p>Bir Delinin Hatıra Defteri’ni okudunsa.</p>
<p>Kitaplar boğmuştur seni yasa.</p>
<p>Yasaklasak da mı saklasak.</p>
<p>Derdimiz budur ancak pasaklasak.</p>
<p>Absürdizmin derdidir yazmak da yazmak.</p>
<p>Şimşek Mcqueen arabasında vardır bir kuzen.</p>
<p>Bir mevsimin adıdır eylül.</p>
<p>Bense bilmem ne şar ne türkü ne de bülbül.</p>
<p>Sen seversin çiçek ile tasmayı.</p>
<p>Bitir gitsin asmayı da asmayı.</p>
<p>Aşk budur iç iç kudur.</p>
<p>Kuduruktur bıçkın delikanlı budur.</p>
<p>Bilmezsin seversen şarkılı türkülü mekan.</p>
<p>Ne yazık ki dinlesen anlamazdın ne anlatan ne bakan.</p>
<p>Şu ayın bereketinden istifade etmeli her genç.</p>
<p>Ne mübarek aydır bu dalganı geçersen geç.</p>
<p>Duygusuz yüzlerce mesajdır hediyem.</p>
<p>Ne bilirsin değmezsin de ki dostum ben bir kediyem.</p>
<p>Hiç çıkmaz nefesim kursağımda astım.</p>
<p>Bilmezsin neler çektin bir adam astım.</p>
<p>Ne dilersen gelir başına ey dilenci.</p>
<p>Gelmezse de değmezsin param yok kel dilenci.</p>
<p>Dersinden kalırsan olursun doktoradan.</p>
<p>Kalmazsın olursun bir doktor adam.</p>
<p>Tel dileğim oldu keman.</p>
<p>Sensin dilek of aman aman</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/">Eylül De Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylul-de-eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15737</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Sep 2018 05:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Farjad]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan el Rıfai]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Wilde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15528</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oysa herkes öldürür sevdiğini Kulak verin bu dediklerime, Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimi yaşlı iken Şehvetli ellerle boğar kimi Kimi altından ellerle Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur. Kimi yeterince sevmez Kimi fazla sever Kimi satar kimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Oysa herkes öldürür sevdiğini<br />
Kulak verin bu dediklerime,</p>
<p>Kimi bir bakışıyla yapar bunu,<br />
Kimi dalkavukça sözlerle,<br />
Korkaklar öpücük ile öldürür,<br />
Yürekliler kılıç darbeleriyle<br />
Kimi gençken öldürür sevdiğini<br />
Kimi yaşlı iken<br />
Şehvetli ellerle boğar kimi<br />
Kimi altından ellerle<br />
Merhametli kişi bıçak kullanır<br />
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.<br />
Kimi yeterince sevmez<br />
Kimi fazla sever<br />
Kimi satar kimi de satın alır<br />
Kimi gözyaşı döker öldürürken,<br />
Kimi kılı kıpırdamadan</p>
<p><em><strong>Çünkü herkes öldürür sevdiğini</strong></em><br />
<em><strong>Ama herkes öldürdü diye ölmez</strong></em></p>
<p><strong><em>Oscar Wilde</em></strong></p>
<p><strong>15.08.20.. 19:54:58</strong></p>
<p>“O çocuğu bir daha kimse göremeyecek” dedin ya, bugün tam ayrılacakken, tam sana veda edip yanaklarından öperek hasret busesi alacakken… Beni çekip vursaydın daha az acı çekerdim inan ki, eğer taksiyi çağırmamış olsaydın, el edip durdurmamış olsaydın, o bitmek bilmeyen uzun yürüyüşlerimizden birini daha yapardık. Bir ceset gibi bindim arabaya. Ne diyeceğimi bilemedim. Sen gittin, arkandan bakakaldım. Siluetin göründü buğulu camdan. Sana el bile sallayamadım. Sızlayan yüreğime engel olamadım. Bütün ömrümü böyle geçirdim ben. Bir ceset gibi, yeniden yaşattın bunu bana sen&#8230; Bir kez daha ölümü hissettim bütün hücrelerimde, dondu gülümsemem dudağımın köşesinde. Ölmek istemiyorum bir kez daha, bunu bana yaşattırma lütfen. Yedi yıl oldu seni tanıyalı, 7 yaşında bir çocuğum şimdi, yetim bırakma beni. Neşeni göremezsem ölürüm biliyorsun, sendeki çocukla yaşıyorum alma onu benden… Kimsesiz bırakma bizi kurda kuşa karşı, yem oluruz ıssızlıkta, kavruluruz susuzluktan dağlarda…</p>
<p><strong>15.08.20.. 23:05:07</strong></p>
<p>Hayata karşı nötr kalmak bir tavırdır, saygı duyarım. Ama kaçmak gerekçeli olamaz. Ben de çoğu kez nötr davranırım ama yaratılmış olanlara değil. Olup bitene karşı evet, gelen musibetleri görmezden gelebiliriz. Ama Allah’ın yarattığı mahlukata karşı nasıl nötr olabiliriz? Olamayız bunu bana sen öğrettin zaten unuttun mu? Bildiğin konularda ahkâm kesemem sana. Sadece söylediğin bir sözü hatırlatabilirim belki.</p>
<p>“Ben aynayım demiştin. Bana bakan kendini görür.”</p>
<p>Ne çok etkilenmiştim. Günlerce anlamaya çalışmıştım seni. Nötr bir aynada ben neyi göreceğim şimdi? Sana baktığımda kendimi göremezsem eğer, yolumu nasıl bulacağım? Gözlerin sevgi dolu bakmadığında ne farkın kalacak diğerlerinden? İnsanlar ne görecekler senin nötr olan suretinde?</p>
<p>“Beni ilgilendirmiyor. Kim ne görmek istiyorsa onu görsün diyeceksin.”</p>
<p>Kızgınsın, öfkelisin biliyorum. İnsandan umudunu kestin. Öylesine kırılgansın ki en ufak bir sarsıntı da tuzla buz oluyorsun sırça bir biblo gibi… Bu yüzden koruyorsun kendini girdiğin kalıpların içinde saklıyorsun olan biteni…</p>
<p>Senin sorunun ne biliyor musun? Sevmekten korkuyorsun sen. Aslında sorumluluk almaktan… Sevmek sorumluluktur çünkü. Seven kaçamaz, ne olursa olsun vazgeçemez sevdiğinden. Sen vazgeçememekten korkuyorsun. Bu hayatta birini, kim olduğu hiç önemli değil ama yalnızca birini vazgeçemeyecek kadar sevmekten korkuyorsun…</p>
<p><strong>16.08. 00:03:13</strong></p>
<p>Monologa devam ediyorum. Gece yarısı oldu uyuyamadım, kalktım, kulaklarım uğulduyordu. Senin sözcüklerin bir bir aklımdan geçiyordu. Okuyup okumadığını bilmiyorum mesajlarımı. Umurumda değil, bakmazsın biliyorum hele bu saatte gelen mesajlara hiç bakmazsın. Büyük bir ihtimalle kapatmışsındır telefonunu da… Sabahleyin görürsün nasılsa… Sen uyandığında ben çoktan yola çıkmış olacağım. Öğlene doğru varırım kısmetse, yolda sana yazamayacağıma göre…</p>
<p>Allah bütün evreni aşkla yarattı demiştin hani bir keresinde. Big bang’ in patlaması aşkın ateşiyle değil miydi? Sen kime ve neye karşı isyan ettiğini bir düşün istersen. Nefsinin sana neler söylettiğini bir daha düşün lütfen. Nokta.</p>
<p><strong>16.08.20.. 16:33:43</strong></p>
<p>Aşk meydan okumaktır. Kerem gibi yana yana kül olmak, ölümüne sevdalı kalmaktır. Ferhat gibi deldiğin dağın altında can vermek, Mecnun gibi varlığından vazgeçmektir. Çölün ortasında gördüğü serabın Leyla olmadığını bildiği halde, devesini yine de o seraba doğru sürmektir aşk… Gözleri Leyla’yı gördü diye, Leyla’nın evinin sokağındaki bütün köpekleri sevip okşamaktır… Aşk varlığından soyunmak, aklın, nefsin zulmünden sıyrılmaktır… Yâri yâr’da bulmak fakat yarı yolda bırakmamaktır aşk…</p>
<p><strong>17.08.20.. 01:05:02</strong></p>
<p>&#8220;Allah-ı taala maide suresinde der ki. “Benim nazarım daima senin üzerindedir. Senin için de böyledir. Fakat benim nazarım suretine değil kalbine ve niyetinedir.”</p>
<p>Okuduğum kitaptan alıntı. “ Kitap okumayı sevmem “ demiştin. İlme olan açlığını kısa ve öz hap bilgilerle kapatmaya çalışmıştın. Bana da bir gün,</p>
<p>“ Fazla derinlere kaçma çıkamasın sonra” demiştin. Hatırla! “Derinlere dalmazsam nasıl bileceğim o vakit “ demiştim sana.</p>
<p>“Benden söylemesi. Bu uğurda maazallah delirenler çok olmuştur “ demiştin. Susmuştum.</p>
<p>Gaflet içinde akıllı kalacağıma, ilim içinde deli olmayı yeğlerim. Kendimi ararken kaybolmaya razıyım ben…</p>
<p>İşte şimdi cevabımı verdim&#8230;</p>
<p><strong>17.08.20.. 05:54:58</strong></p>
<p>İki sabahtır güneşin doğuşunu izliyorum. Ayın ve güneşin aynı gökyüzünde birbirlerinin yansımalarına karışmadan aynı aşkla ve fakat birbirlerinden onca uzakta, sessizce bütün kâinatın gözü önünde, iç çekerek birbirlerine duydukları derin aşkın seremonisini izliyorum. Bütün varlık âlemi, melekût âlemi, ceberut âlemi aşkla yaratıldı ve vuslatı bekliyor&#8230;</p>
<p>Kesrette kalan bizler, izlerimizi çoktan kaybettik… Neden yaratıldığımızı unuttuk… Sevgiliye verdiğimiz sözü hatırlamaz olduk. Kurbanlık olduğumuzu bilmeden yeni kurbanlar aradık kendimize, zulmettik nefsimize… Âdem olamadık, ademde kaldık… Hiçliğimizi bileydik kurtulurduk hiç olmaktan, onu da aramaktan vazgeçtik… Vahdetti arar iken kesrette yolumuzu kaybettik…</p>
<p><strong>18.08.20.. 05:08:16</strong></p>
<p>Yarasalar benimle geldiler deniz kıyısına, görmedikleri benden korkarak, tepemde dönerek geldiler… Ben onlardan, onlar benden korktu… Issızlığın orta yerinde kanat çırpışlarını duydum ilkin, karartılarını fark ettim sonra. İki gündür okuduğum kitabın etkisinden kurtulmak istemiyorum. Sana yazıyorum, mesaj kutun dolmuştur büyük bir ihtimalle ve sen eminim ki okumuyorsundur, yazdıklarımı. İşte belki de bu yüzden öylesine rahat yazıyorum ki… Okuma bundan sonra zaten, sil at bütün yazdıklarımı. Söylediklerimi unut, beni bir daha gördüğünde görmemezlikten gel.</p>
<p>Körüm ben de yarasalar gibiyim… Görmem gerekeni saklayan bir duvar var sanki sende… Sadece sesini duyuyorum, gözlerin gelmiyor gözlerimin önüne… Yüzünü unuttum. Güneş doğacak birazdan. Denizin rengine kavuşacağım. Taş atıyorum ona, bildiğim ne varsa içimden geçen, anlamları yüklüyorum taşlara, fırlatıyorum olabildiğince uzağa…</p>
<p>Şeytanı taşlıyorum şimdi, bitsin içimde kalan ne var ne yoksa…</p>
<p><strong>19.08.20.. 05:05:03</strong></p>
<p>“Ey rab, ey eğiten, öğreten! Bu nefis perdesi, bu dünya arzu ve isteği, benlik zevki ile seni nasıl bilebilirim. Ancak seni sana ait sıfatlarla görebilirim. O halde lütfet ki, ben de sana ait olandan başka bir şey kalmasın. İşte o zaman bir âlemden diğer âleme, yani senin bir zuhurundan diğer zuhuruna seyran edebilirim.” Kenan el Rifai…</p>
<p><strong>20.08.20.. 05.01.01</strong></p>
<p><em>Bir müzik kulağımda, kitabımı bitirdim. Hiç unutmayacağım bir tatil oldu benim için. Yarın dönüşe geçeceğim. Senin için bir önemi yok biliyorum. Okumadın bile yazdıklarımı işte bunun için özellikle teşekkür ederim. Okuyup okumaman hiç önemli değildi. Benim yazmamdı önemli olan. Birine, herhangi birine… Belki de hiç kimseye… Hiç kimsenin okuması önemli değildi… </em><em>Ben de önemli değilim… Dedim ya kulağımda bir müzik, onu dinliyorum hiç susmuyor içimdeki melodiler… Birinden diğerine geçiyor… </em></p>
<p><em>Bir keman ağlıyor dünyanın bir yerinde… İçli içli sessiz sessiz ağlıyor, duyuyorum onun sesini. Kelebekler uçuyor kanatlarında çırpınıyorum ben de onlarla… Bir kadın saçlarını dağıtmış elinde şimşir tarağıyla tarıyor uzun lepiska saçlarını, örüyor sonra, dokunuyorum parmaklarına…</em></p>
<p><em>Sana gönderiyorum dinlediğim şarkıyı… Farid Farjad’ın kemanıyla… </em></p>
<p><em>Dinleme sakın! Nasılsa anlamazsın boşuna…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vhNOIFwWM34?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15528</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonbahara Övgü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Sep 2018 05:30:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15680</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir masalsı diyarın son avcısı gibi giden duygusal sessiz sakin acısız br şekilde öldüren bir yakut gibi incirli durağında bekleyen bir nefeslik ay parçası suskun denizin sonbahar çağıltısında ateşsiz bir çiçek korkusuz bir arslan yavrusu tabiat annenin kucağında bekleyen bir bebek gibi sadece kalpsiz bir köpek Sözler arasında sarılan bir çift kuğu. Arasında kalan bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/">Sonbahara Övgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir masalsı diyarın son avcısı gibi giden duygusal sessiz sakin acısız br şekilde öldüren bir yakut gibi incirli durağında bekleyen bir nefeslik ay parçası suskun denizin sonbahar çağıltısında ateşsiz bir çiçek korkusuz bir arslan yavrusu tabiat annenin kucağında bekleyen bir bebek gibi sadece kalpsiz bir köpek</p>
<p>Sözler arasında sarılan bir çift kuğu.</p>
<p>Arasında kalan bir piyano.</p>
<p>Piyano tuşlarından çıkan sese yansıyan keder.</p>
<p>Kemanın kulağın pasını silmesini duydum dün gece.</p>
<p>Sen vardın ömrümde.</p>
<p>Ben yoktum seninle.</p>
<p>Neden diye sordum rüzgara.</p>
<p>Seni anlattı yıldızlara.</p>
<p>Bir ateşin düştüğü yangın yeriydi toprağım.</p>
<p>Dediler ki sensizmişim.</p>
<p>Yalnızmışım.</p>
<p>Sessizce dolandım kalbimin diyarlarında.</p>
<p>Bir nefeslik ömrümde bir sessiz kızın suskunluğu…</p>
<p>Suyun en tatlı parıltısına yansıyan bir yüz….</p>
<p>Bu ben miyim desene ay ve yıldıza.</p>
<p>Güneşin ışığındaki bir duygu treni geçiyor parmaklarımın arasından.</p>
<p>Bir tutam çiçek tozu versin sana o peri.</p>
<p>Başından aşağı döksün.</p>
<p>Hayallerin peşinde bir kız.</p>
<p>Sarsın seni matemli ay.</p>
<p>Suskunsuz herhalde sonbahar.</p>
<p>Eylülün sarı saçlarındaki altın renkli yapraklar.</p>
<p>Bir tutkun denizin hırçın sesiyim ey sonbahar.</p>
<p>Sen misin beni terk eden ey bahar?</p>
<p>Yazın kollarındaki bir duygu seliyim.</p>
<p>Sen misin beni terk eden ey sonbahar.</p>
<p>Gönlüm gönlüne değdiğinde gözlerim ağlar.</p>
<p>Ben yapamam bu sonbaharda.</p>
<p>Gidemem karanlıklara…</p>
<p>Ya da aydınlıklara.</p>
<p>Şarkılar seni söyler ey sonbahar.</p>
<p>Dudaklar seni anlatır.</p>
<p>Nocturne.</p>
<p>Sesimin yankılandığı duvarlar arasında.</p>
<p>Sonsuzluğa açılan kapılan bu sonbahar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/">Sonbahara Övgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonbahara-ovgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15680</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hatırlar mısın?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Aug 2018 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15565</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hatırlar mısın? Gençtik, merttik, cömerttik. Birbirine silah çeken kuşağın, birbirini seven çocuklarıydık. Nasıl severdik birbirimizi, nasıl özlerdik! Ne çok ortak yanımız vardı, ne renkli farklılıklarımız! Hürmet eder, hürmet görürdük. Hayallerimiz, hedeflerimiz, umutlarımız, sevdalarımız vardı. Taşrada bir okulun, devlet parasız yatılı öğrencileriydik. &#160; O günlerde tek kanal vardı. “Reha Muhtar, Atina’dan bildiriyor.” du. Maçlar, öğle saatlerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/">Hatırlar mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>Gençtik, merttik, cömerttik.</p>
<p>Birbirine silah çeken kuşağın, birbirini seven çocuklarıydık.</p>
<p>Nasıl severdik birbirimizi, nasıl özlerdik!</p>
<p>Ne çok ortak yanımız vardı, ne renkli farklılıklarımız!</p>
<p>Hürmet eder, hürmet görürdük.</p>
<p>Hayallerimiz, hedeflerimiz, umutlarımız, sevdalarımız vardı.</p>
<p>Taşrada bir okulun, devlet parasız yatılı öğrencileriydik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O günlerde tek kanal vardı.</p>
<p>“Reha Muhtar, Atina’dan bildiriyor.” du.</p>
<p>Maçlar, öğle saatlerinde oynanıyor, radyodan canlı dinleniyordu.</p>
<p>Merkezden araya giren ses, “Ankara’dan bir gol haberi var. Mikrofonlarımız</p>
<p>19 Mayıs Stadı’nda.” diyordu.</p>
<p>Ardından, tribünlerin uğultusuyla birlikte spikerin heyecanlı anlatımı duyuluyordu.</p>
<p>Canlı yayınların bir başka repliği, “Dakika ve skor almak için İzmir’e bağlanıyoruz. Mikrofonlarımız Alsancak Stadı’nda.” cümlesiydi.</p>
<p>“Bizi izlemeye devam edin!” nakaratı ile sık sık bölünen, <strong><em>reklam arasında maç izlediğimiz,</em></strong> özel televizyon yayınları çok sonraları girdi hayatımıza.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ergendik.</p>
<p>Bıyıklarımız on bir on bir maç yapardı.</p>
<p>Sen, Permatik’le tıraş olurdun.</p>
<p>Ben, “Fiyat yüzde elli! Sapına kadar Derby!” derdim.</p>
<p>Ardından sen, “Hadi hayırlı tıraşlar!” derdin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sigarayı yurdun yangın merdiveninde ya da çatı katında, gizlice içerdik.</p>
<p>Sen, Maltepe’yi filtresine toplu iğne batırarak içerdin.</p>
<p>Ben, filtresini koparıp Birinci içer gibi içerdim.</p>
<p>Tütünler dilime yapışırdı.</p>
<p>Sen, çakmakla yakardın.</p>
<p>Ben, gaz kokusunu sevmediğim için kibritle yakardım.</p>
<p>Orhan Veli’nin o meşhur fotoğrafına özendiğimi de biliyorsun zaten.</p>
<p>Sonra sen, karanfil alırdın, ağzımız kokmasın diye.</p>
<p>Ben, naneli şeker alırdım.</p>
<p>Üzerimize fısfısla, limonlu kolonya sıkmayı da ihmal etmezdik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dürüst ve duru bir aşkla sevdik, sevdiklerimizi.</p>
<p>İkimizde âşıktık.</p>
<p>Sen, Ziraat Bankası’nın müdürü Ali Bey’in, 11-B’deki kızı, Hamiyet’i seviyordun.</p>
<p>Ben, Matematik Öğretmenimiz Orhan Bey ile Kimya Öğretmenimiz Mukadder Hanımın kızları, Mürüvvet’i seviyordum.</p>
<p>Hani “Benim ismim Mürvet değil, Mürüvvet!” diyen, bizim sınıfın en hanımefendi, en uzun boylu, en güzel kızı!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkimizde arabeskçiydik.</p>
<p>Sen, Ferdi Tayfur’u severdin.</p>
<p>Ben, Orhan Gencebay’ı severdim.</p>
<p>Sen, “Allah’ım sen bilirsin!” derdin.</p>
<p>Ben, “Batsın bu dünya!” derdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, çayı şekersiz ve çay bardağıyla içerdin.</p>
<p>Ben, tek şekerle ve su bardağıyla içerdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cumartesi günleri kendimize ziyafet çekmek için Abidin Usta’ya giderdik.</p>
<p>Standart yemeğimiz az pilavdı.</p>
<p>Sen, yanında az kuru isterdin.</p>
<p>Ben, az nohut isterdim.</p>
<p>Eğer paramız yetiyorsa bir kâse de cacık alır, beraber kaşıklardık.</p>
<p>Ekmeği ve suyu paylaşırdık, sevinci ve hüznü paylaştığımız gibi.</p>
<p>Bereketliydi bizim çocukluğumuz, gençliğimiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya kupalarında sen, Arjantin’i tutardın.</p>
<p>Ben, Brezilya’yı tutardım.</p>
<p>Sen, Galatasaraylıydın.</p>
<p>Ben, Fenerbahçeliydim.</p>
<p>İkimizde saçlarımızı Rıdvan’ınki gibi uzatıp, top oynarken rüzgâra bırakmak isterdik.</p>
<p>Fakat saçlarımız istikrarlı bir şekilde hep üç numarayla kesilirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>88-89 sezonuydu.</p>
<p>Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası.</p>
<p>Galatasaray’ın Nöşetel’i 5-0 yendiği maç.</p>
<p>İkimiz de okulu asmıştık.</p>
<p>Damla Pastanesi’nde heyecanla maçı izliyor ve atılan her golden sonra gözyaşlarıyla birbirimize sarılıyorduk.</p>
<p>Yine aynı sezon&#8230;</p>
<p>Galatasaray’ın Almanya’da, Monaco’yu elediği maç&#8230;</p>
<p>Prekazi’nin otuz beş metreden attığı o unutulmaz gol&#8230;</p>
<p>Maçtan sonra Simoviç’in, Türk bayrağı ile sahada tur atması&#8230;</p>
<p>“Avrupa! Avrupa! Duy sesimizi! İşte bu, Türklerin ayak sesleri!” tezahüratları&#8230;</p>
<p>Duygulanmış, ağlayarak birbirimize sarılmıştık.</p>
<p>Yoktu o günlerde aramızda, sen ben kavgası.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hey gidi günler&#8230;</p>
<p>Hep beraber seviniyorduk başarılara.</p>
<p>Naim Süleymanoğlu’yla beraber, biz de sırtımızdaki kaç asırlık yükü kaldırıyorduk.</p>
<p>Yine hep beraber üzülüyor, ağlıyorduk.</p>
<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>Samsunspor’un geçirdiği trafik kazası&#8230;</p>
<p>Yitirilen canlar ve sakat kalanlar&#8230;</p>
<p>Çok sarsılmıştık.</p>
<p>Spor Stüdyosu’nu buruk izler olmuştuk.</p>
<p>Mete aramızda yoktu, milli takımın kalecisi Fatih değildi artık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, solcu babanın sağcı çocuğuydun, Demirelciydin.</p>
<p>Ben, Türkeşçi babanın Ecevitçi oğluydum.</p>
<p>Sen, “Baba!” derdin.</p>
<p>Ben, “Karaoğlan!” derdim.</p>
<p>İkisi de siyasi yasaklıydı, “netekim”.</p>
<p>Hiçbir lidere küfretmedik biz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstiklâl Marşı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, ezan ve okumasını bilmesek de Kur’an, kutsallarımızdı.</p>
<p>Mümkün oldukça cuma namazını kaçırmazdık.</p>
<p>Sen, sünnetlerini de kılardın.</p>
<p>Ben, farzını kılıp hemen çıkar, seni avluda beklerdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, romanı severdin.</p>
<p>Ben, hikâyeyi severdim.</p>
<p>Sen, güzel şiirler yazardın.</p>
<p>Ben, senin şiirlerini güzel okurdum.</p>
<p>Her yaz tatilinde birbirimize mektup yazardık.</p>
<p>Genelde önce sen yazardın, sonra ben cevap yazardım.</p>
<p>O zaman cep telefonu, WhatsApp yoktu.</p>
<p>Ama daha çok görüşürdük birbirimizle.</p>
<p>Daha çok özlerdik birbirimizi ve daha candandık.</p>
<p>Sen, “gözünün yağını yediğim” derdin bana.</p>
<p>Ben, “kurban olduğum” derdim sana.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biliyorsun, sevdiğimi alamadım.</p>
<p>Aldığımı çok seviyorum, mutluyum.</p>
<p>Bir kızım, bir oğlum var.</p>
<p>İşim, evim, arabam var.</p>
<p>Kızım bu yıl üniversiteyi bitiriyor, Diş Hekimi olacak.</p>
<p>Adı Mürüvvet!</p>
<p>Uzun boylu, hanımefendi ve çok güzel.</p>
<p>Oğlum lise sonda, üniversite sınavlarına hazırlanıyor.</p>
<p>Roman okumayı çok seviyor.</p>
<p>Şu sıralar Sefiller’ in ikinci cildinde, Cosette için üzülüyor ve Jean Valjean’ı merak ediyor.</p>
<p>Sigara kullanmıyor, okulun basketbol takımında oynuyor.</p>
<p>Haftada bir akşam, ailece dışarda yemeğe gidiyoruz.</p>
<p>Çayı şekersiz, içine bir damla limon sıkarak, porselen fincanda içiyorum.</p>
<p>Sigarayı ve Orhan Gencebay’ı bıraktım.</p>
<p>Sezen Aksu’yu dinliyorum.</p>
<p>En sevdiğim parçalarından biri: “Adı Ben de Saklı!”</p>
<p>Şiir okurken hâlâ Ahmet Selçuk İlkan’ı taklit ediyorum.</p>
<p>Saraçoğlu’nda kombinem var, Fener’in maçlarını kaçırmıyorum.</p>
<p>Bu dünya kupasında gönlüm Hırvatistan’dan yana olsa da favorim Fransa’ydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir icra davasını takip için yolum taşraya düştü.</p>
<p>Abidin Usta’ya uğradım.</p>
<p>“İki az pilav, az kuru, az nohut ve ortaya cacık.” dedim.</p>
<p>İki kişilik servis istedim.</p>
<p>Tek başımaydım, karşımda senin hayalin vardı.</p>
<p>Yüreğim yandı, gözlerim doldu, hüzünlendim.</p>
<p>Kurunun, nohudun tadı kalmamış, dostluklarımız gibi.</p>
<p>Yemekten sonra, su bardağında, tek şekerli çay ve bir tel sigara rica ettim garsondan.</p>
<p>Maltepe’ydi sigarası.</p>
<p>Filtresini koparıp, kibritle yaktım sigarayı.</p>
<p>Tütünler dilime yapıştı.</p>
<p>Çayımı içip hesabı ödedikten sonra, masanın üzerindeki karanfillerden attım ağzıma.</p>
<p>Kapıdan çıkarken ikram edilen limonlu kolonyayı yüzüme ve saçlarıma sürdüm.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Damla Pastanesi kapanmış, Yalçın Abi vefat etmiş.</p>
<p>Onunla beraber asalet, vefa, muhabbet ve hürmet de ölmüş.</p>
<p>Haberimiz olmadı Yalçın Abi’den, arayıp sormadık onu, birbirimizi arayıp sormadığımız gibi.</p>
<p>Okulu görmeye cesaret edemedim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kim bilir!</p>
<p>Bu yazıyı okursun.</p>
<p>Hatırlarsın “gılli guşsuz” ve bereketli günlerimizi.</p>
<p>Bulmak istersen beni ve ulaşmak istersen bana&#8230;</p>
<p>Taşrada bir yatılı okulun, duvarları asker dolaplarıyla kaplı, yirmi dört kişilik yatakhanesinde, kışları buz tutan camın kıyısında, demir ranzadayım.</p>
<p>Facebook’a değil, yüreğinin derinliklerine bak.</p>
<p>Hatıralarının “gıyık aşık” kalmış kapısından içeri gir.</p>
<p>Göreceksin!</p>
<p>Bizim devrenin hepsi orada, kurban olduğum!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/">Hatırlar mısın?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hatirlar-misin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15565</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yara Bandı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 18 Aug 2018 05:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sema Nur Canbaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15541</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça bağlandım, sarıldım, kokladım. Göğüs kafesine gözyaşlarımı bıraktım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça sevdim, sevdikçe dağıldım. Gözlerine şarkılar yazıp, kulağına sözleri fısıldadım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça kül oldum. Gönlümün küllerini bedenine savurup, elimde kalanları kalbine kapattım. Ben bir adamı sevmenin en ağır bedenini ödüyordum. Hayır, ağır değildir belki. Her sabah [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/">Yara Bandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça bağlandım, sarıldım, kokladım. Göğüs kafesine gözyaşlarımı bıraktım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça sevdim, sevdikçe dağıldım. Gözlerine şarkılar yazıp, kulağına sözleri fısıldadım. Ben bir adam tanıdım, tanıdıkça kül oldum. Gönlümün küllerini bedenine savurup, elimde kalanları kalbine kapattım.</p>
<p dir="ltr">Ben bir adamı sevmenin en ağır bedenini ödüyordum.</p>
<p dir="ltr">Hayır, ağır değildir belki. Her sabah erkenden kalkıyor, uyanıp uyanmadığına bakıyor, okuldan erkenden dönüp balkonda gizli saklı gelmesini bekliyordum. Geceleri ışığını kapatana kadar uyumuyor, üzerini örtmüş müdür diye endişeleniyordum. Durduk yere şarkı mırıldanıyor aklıma gelince kahkaha atıyordum. Sonra&#8230; Sonra ise, etraftakilerin tuhaf bakışlarına maruz kalıyor ne yapacağımı şaşırıyordum.</p>
<p dir="ltr">Garip olansa beni gülümseten de ağlatan da hep o oluyordu.<br />
Hep böyle olmaz mı zaten? Yara yanında yara bandı da getirmezse, kalp susar mıydı yine o, elbet o diye?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/">Yara Bandı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yara-bandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15541</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kelimelerle Buluşma Serüveni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Aug 2018 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15537</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözleri sensizliğe alıştı. Akıllarda gelgitleri var isminin. Yollar yokluğunda yalnızlığımla sessizleşti. Bir ben kaldım geriye senden arta… Bana baktıkça seni hatırlayabilirler mi? Ne dersin! Yıllar sonra bir gün o tozların içinden sıyırıp bedenimi, büyütebilir miyiz bir kişinin daha düşlerinde haykırdığın gerçekleri. Oysa ne çok sevmiştik o şehri, adımlarıyla karış karış işlemiştik sayfalara. Şehir o olmuştu, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/">Kelimelerle Buluşma Serüveni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözleri sensizliğe alıştı. Akıllarda gelgitleri var isminin. Yollar yokluğunda yalnızlığımla sessizleşti. Bir ben kaldım geriye senden arta… Bana baktıkça seni hatırlayabilirler mi? Ne dersin! Yıllar sonra bir gün o tozların içinden sıyırıp bedenimi, büyütebilir miyiz bir kişinin daha düşlerinde haykırdığın gerçekleri.</p>
<p>Oysa ne çok sevmiştik o şehri, adımlarıyla karış karış işlemiştik sayfalara. Şehir o olmuştu, onlu bir şehri tanımıştı belki benimle dünya. Kaleminin kudretince kavuşturmuşken bizi, kim anlatacak şimdi yitirdiklerimi, yitirdiklerimizi…</p>
<p>Büyüttün…</p>
<p>Anlattım! Anlayana tabii&#8230;</p>
<p>Bir duygunun izahı basitlikten ötedir. Basit bir dünyada kelimeye ruh vermek sanıyorum onu yazmakla değil, bu hissizliğin içinde yaşayabilmektedir. Seninle tadabildiyse niceleri ne mutlu, hep o rüyanın eşiğinde, bir patlamanın arifesinde, kavuşmayla sonuçlanabilecek hareketin habercisiyiz. Çünkü her şey düşüncesiyle mündemiçtir.</p>
<p>Sayfalar dolusu insanlar büyüttün bağrımda. Yalnızca bir isim ve başkalarıyla şekillenen hayaller bıraktın ardında. Bende seni değil, bende kendini kaybetti ve aslını buldu insanoğlu, lakin bu öykünün içinde kaybolmadıkça…</p>
<p>Aşk değil miydi her şeyin başlangıcı ve bu satırlar aşk için yazılmadı mı? Ne ile başladınsa boşluğu doldurmaya onunla yanmadın mı? Sanat, tarih, siyaset, coğrafya senin kaybolduğun boşluk neresi? İşte beni orada bulacaksın. Evet sende o güzel söz gibi “hamdım piştim yandım” diyerek bana koşacaksın. Ya kalemin elinde, ya âlimin dilinde, ya sayfanın birinde benim ile hem dem olacaksın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/">Kelimelerle Buluşma Serüveni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kelimelerle-bulusma-seruveni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15537</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşamla Raks Etmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sema Nur Canbaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15516</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kafamın içinden bana seslenen ölüm fısıltılarını yok saymaya çalışarak yoluma devam ettim. Attığım her adım bana katlanılmayacağım kadar acı verirken aynı zamanda hala yaşadığımı fısıldıyordu. Sol bacağımdan akan kan yüzünden topallayarak ilerliyordum. Şanslıyım! Yine ölüme giderken yaşam kollarını bana sarmış, sarmalamıştı. Sanki ben nefes almayı bıraksam, amacı kalmazmış gibi. Bacağımdaki yara tüm hücrelerime acıyı verirken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/">Yaşamla Raks Etmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Kafamın içinden bana seslenen ölüm fısıltılarını yok saymaya çalışarak yoluma devam ettim. Attığım her adım bana katlanılmayacağım kadar acı verirken aynı zamanda hala yaşadığımı fısıldıyordu. Sol bacağımdan akan kan yüzünden topallayarak ilerliyordum. Şanslıyım! Yine ölüme giderken yaşam kollarını bana sarmış, sarmalamıştı. Sanki ben nefes almayı bıraksam, amacı kalmazmış gibi. Bacağımdaki yara tüm hücrelerime acıyı verirken babaannemin evine ulaştığımı farkettim. Babaannem 3 yıl önce ölmüştü. O zamandan beri burayı ilk defa geliyordum. Yılların eksittiği eve birkaç saniye bakarken emin olduğum tek şey, zamanın ne kadar çabuk akıp gittiğiydi. Bacağımdaki yaraya dikkat ederek muşmulanın altında olan anahtarı aldım ve iki katlı müstakil evin kapısını açtım. Uzun zamandan beri herkesin unuttuğu bakımsız evi incelerken dudaklarıma küstah bir tebessüm yer etmişti. Yanılmamıştım, anahtar hala aynı yerdeydi. Gıcırdayan merdivenlerden yukarı çıkarken koridorun sonundaki odadan gerekli malzemeleri aldım. Odadan çıktıktan sonra babaannemin odasına gittim ve yarada gözlerimi gezdirdim. Kurşun sıyırmıştı. Uzun bir zaman bu halde olduğum için çok fazla kan kaybetmiş olduğumu farkettim.</div>
<div dir="auto">Bacağımdaki kotun üzerinden yarayı tam olarak göremiyordum. Bunun için kurşunun yırttığı yere kotumun üzerinden parmaklarımı geçirdim. Önce baş parmağımı sonra işaret.. Parmaklarımın baskısı yüzünden bacağım kan içinde kalmıştı, aldırmamaya çalıştım. Boğazımdan acı bir çığlık koparken yırtığı genişletebildim.</div>
<div dir="auto">Bir miktar tentürdiyotu gazlı beze sürdükten sonra onu yaraya bastırdım. Çığlık atmamak için derince bir soluk aldım. Canımın acıyacağını biliyordum, ama bu kadar olacağını tahmin edememiştim.</div>
<div dir="auto">Tentürdiyotlu bezi bacağıma sertçe bastırırken boğazım patlatırcasına çığlık attım. Acımıştı bu. Ama mikrop kapmaması için şarttı. Bir süre sonra bacağımda ki yanma hissi hafiflediğinden bezi kaldırdım.</div>
<div dir="auto">Kandan yara görünmediğinden suyla yarayı temizlemeye kadar verdim.</div>
<div dir="auto">Zorla da olsa ayağa kalkıp banyoya gittim. Bacağıma su tuttum. Bacağımdan giden kan, yaranın yeniden kanamasına yol açmıştı! Yine de katlanılmayacak kadar değildi acı. Biraz durarak acının geçmesini beklerken içimden &#8216;leylek&#8217; sözcüğünü tekrar ediyordum. Bacağımı gazla bezle sararken beni bu hale getirene bunu ödeyeceğimi ödeticeğimi aklımdan geçiriyordum. sonunda işim bittiği için evden çıkmak için ayaklandım. Üstüm kan içinde kalmıştı, aldırmadım. Evden çıkacağım sırada ayağım yerdeki vazoya çarptı ve vazo devrildi. Sinirlenmiştim.</div>
<div dir="auto">Kahretsin diyerek vazoya bir tekme attım. Vazo duvara çarpıp parçalara ayrılırken içinden çıkan anahtar ve küçük bir kağıta şaşkınlıkla bakmaya başladım.</div>
<div dir="auto">Tüm solonu kaplayan vazo parçalarına basarak anahtarı ve kağıdı olduğu yerden aldım. Kağıdı avucuma alıp anahtarı incelemeye başladım, üstünde değişik şekiller vardı ve altın sarısıydı.</div>
<div dir="auto">Pek bir şey anlamadığım için bu kez anahtarı incelemeyi bırakıp kağıdın içindeki yazıyı okumaya başladım.</div>
<div dir="auto">&#8220;Ölen ruhunda yaşamı yeşerten kız&#8230; Yaşamla raks etmene az kaldı. Sandıklara sakladığın sırlar ortaya çıkmaya başladı&#8230; Şimdi elindeki anahtarı al ve çatı katına çık.&#8221;</div>
<div dir="auto">Beş dakika kadar hareketsiz kalarak neler olduğunu anlamaya çalıştım. Kalbim gümbür gümbür atıyor, alnımdan ter damlaları yavaş yavaş aşağıya doğru akıyordu. En sonunda hareket etmeyi akıl edebilmiştim. Çatı katına çıkmanın ne kadar mantıklı olduğunu düşündüm ilk önce sonra bu kadar kolay bir şeyden korktuğum için kendime kızdım. Ve yukarı çıkmaya başladım. Çatı katına hayatımda hiç gitmemiştim, çünkü oraya gitmek yasaktı bende zaten merak etmemiştim. Büyüklerin bizim üzerimizde söz sahibi olmak istedikleri zaman ki davranışlarını bilirsiniz. Yasaklar koyarlar ve  bizden o yasakları çiğnememizi beklerlerdi. O yasakları çiğnediğimiz zaman ise tek yaptıkları bize bağırarak, asla bir daha onların sözlerinden çıkmamamız gerektiğini ispatlamaya çalışırlardı. Bunları düşünürken çatı katına geldiğimi fark ettim, elimdeki anahtara baktım ilk önce, sonra karşımdaki kapıya. Anahtarla kapıyı açarken en fazla ne olabileceğini düşünüyordum.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/">Yaşamla Raks Etmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasamla-raks-etmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15516</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Plan Bu, Plan Yok</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Aug 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15501</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beni evime götür dedim. Ama evim neresi bilmiyorum. Üşüyorum. Beklemekten yoruldum. Hiç kimseye ne yaptığımı anlatamam. Ne insanlar nede içlerinden taşan duyguları umurumda. Katlanamıyorum. Ne iklime ne bu şehre. Dağların denize paralel mi dik mi uzandığı umrumda değil. Her şeyden bir haber insan yığını. Keskin bir acıyı güvenli betonlara tercih eden yaşayan ölüler. Durmadan bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/">Plan Bu, Plan Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beni evime götür dedim. Ama evim neresi bilmiyorum.</p>
<p>Üşüyorum. Beklemekten yoruldum. Hiç kimseye ne yaptığımı anlatamam. Ne insanlar nede içlerinden taşan duyguları umurumda.</p>
<p>Katlanamıyorum. Ne iklime ne bu şehre. Dağların denize paralel mi dik mi uzandığı umrumda değil. Her şeyden bir haber insan yığını.</p>
<p>Keskin bir acıyı güvenli betonlara tercih eden yaşayan ölüler. Durmadan bir yerden başka bir yere koşturan zavallılarız.</p>
<p>Zaman tanrısıyla anlaşma yaptığını sanan bütün zavallılar gibi acele etmemiz gerekiyor. O saatte orada olmalıyım.</p>
<p>Katlanamıyorum. Bu hız başımı döndürüyor.</p>
<p>Başlangıcı ve bitişi belli olan bir ömüre bir telaşla ne sığdırabileceğini sanıyorsun? Daha önce yazılıp çizilmeyen hangi planın var senin?</p>
<p>Tüm planlar senin o gün öleceğini gösteriyor. Ne yaparsan yap o yağmurda ıslanacaksın. Bu üzücü olacak. Belki asla mutlu olamayacaksın.</p>
<p>Tüm hayatın mücadele ederek geçecek. Ve istediğin şeyi elde edemeyeceksin.</p>
<p>İstediğin sessizliği asla bulamayacaksın.</p>
<p>Asla yeterince zamanın olmayacak.  Olduğunu düşündüğün zamanları telaş içinde bir yerden başka bir yere koşarken harcayacaksın. Planlandı.</p>
<p>Senin izninle gerçekleşen hiçbir şey yok. O gün tesadüfen karşına çıktığını sandığın o adam bir tesadüfle orada değildi. Ama sen öyle sandın.</p>
<p>Her şey bir plan dahilinde. Ama sen yinede kendini yormaktan vazgeçemiyorsun.</p>
<p>Bütün tutkuların, hayallerin, acıların, hüznün, mutluluğun bile sadece sana özel yapılmış bir haritada duruyor. Ve sen buna uygun yaşıyorsun. Çünkü diğer türlü olabilmen mümkün değil. Elinde değil.</p>
<p>Durmadan özlediğin canını yakan o his neden var biliyor musun?</p>
<p>Bunu fark etmeni engellemek için.</p>
<p>Çocukken öldüğünü gördüğün o kedi. Hatırlıyor musun? Tüm organlarını kurtlar yemişti. Bağırsakları dışarı çıkana kadar orada bekledi. Sen günlerce gidip gelip birisi onu oradan alacak mı diye baktın. O da düşünemedi. Sonunun böyle olacağını nereden bilebilirdi? Fark et işte. Bu yazıyı okumanın nedeni budur belki. Dediğim gibi. Plan. O plan yani.</p>
<p>Neyse.</p>
<p>Sana verebileceğim en iyi öneriyi vereceğim.</p>
<p>Zamana bırak.</p>
<p>En iyisi bu.</p>
<p>Belki de asla geçmeyecek.</p>
<p>Ya da göz açıp kapayana kadar diyeceksin.</p>
<p>Kim bilir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/">Plan Bu, Plan Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/plan-bu-plan-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15501</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Döngü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dongu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dongu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Aug 2018 05:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesibe Cüre]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15477</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine kendiyle hesaplaşması için görüş günü gelmişti işte. Oraya gitti. Kendiyle karşılaşacağı yere. Denizin, besbelli ciğerini yakacak olan kokusu burnuna doldu, yakın oturduğu denizde aynaya attığı anlamsız bakışlarından biriyle yansımasına baktı. Sakinleşmesi gerekti, bir an önce sakinleşip kendine dönmeliydi. Çünkü insan kendine dönmekle mükellefti. İyi bilirdi bunu&#8230; Hava içinden daha kasvetli değildi. Zaten bu hava [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dongu/">Döngü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine kendiyle hesaplaşması için görüş günü gelmişti işte. Oraya gitti. Kendiyle karşılaşacağı yere. Denizin, besbelli ciğerini yakacak olan kokusu burnuna doldu, yakın oturduğu denizde aynaya attığı anlamsız bakışlarından biriyle yansımasına baktı. Sakinleşmesi gerekti, bir an önce sakinleşip kendine dönmeliydi. Çünkü insan kendine dönmekle mükellefti. İyi bilirdi bunu&#8230;</p>
<p>Hava içinden daha kasvetli değildi. Zaten bu hava ile hep bir akrabalık hissetmişti. Belki de bir ahbaplık. Gözlerini uzakta hareketsiz duran sandala dikti. O kadar hareketsizdi ki sandal, dokunsa soğukluğunu hissedecekti ölümün. Ölümler görmüştü daha önce, sarsıcı ölümler. Sarsıldığını hissetmişti ölümü hissetmese de. İnsan ölünce yalnızca ölmeyi hissederdi. Bu da bildiği ikinci şeydi. Dindar biri hiç olmamıştı ama dua etmişti hep “Rabbim ellerimi bırakma.” Rabbim “yalnızca senin ellerin beni tutar”. Kızardı bu duadan ötürü, Rab bırakmazdı ki kul istemedikçe, kulunun o aciz ellerini derdi içinden. Derdi de hep böyle dua ederdi işte. Kendini yaratana karşı içinde hep sonsuz bir şükür barındırırdı ama isyan etmediği an yoktu. Neye isyan ediyordu? Ne için isyandı bu? Bu güne kadar da fark etmemişti bunu… Sandala doğru baktı, sandal hareketsizdi. Deniz durgundu içi kadar değil. Durgun denizle de bi’ ahbaplığı vardı çünkü.  Hava kararıyordu ve dolu olmayan kayalıklar boşalıyordu yavaştan. “Kederi seviyorsun” demişti babası bir keresinde. Nedense onaylamıştı içinden. O da kederi seviyordu yalan değil.  ‘Yaşamak hüzünlü bir şarkı değil mi?’ diyerek gülmüştü. Hayattan beklenti içine girmemişti hiçbir zaman hatta belki hayat ondan beklentiye girmiş olabilir diye rahatsızlanırdı. Çünkü hissederdi bunu. Sanki hayat beklenti içinde olmalıymış gibi öğretilmişti. Yeni doğduğunda bu hayatın senden beklentisi nefes almandır çünkü. Ebeler bir şaplakla elçi olurdu. Omzunda yaşadığı yılların ağırlığını hissediyordu ama ne yaşadığını bilmiyordu. Omuzlarının da beklentisi vardı yükünü taşıtmak gibi hayatın.  Kederdi onu yaşama bağlayan ve kederin ağırlığıydı uçup gitmesini önleyen.</p>
<p>“Beni aciz bırakan olaylar yaşamadım Allah’ım, zaten görenler de iman etmediler. Ben kendimi nerede aradım?”</p>
<p>Yalnızken konuşuyordu kendi kendine, çoğu zaman kendisiyle. Gözleri uzaklarda hala sandala bakıyordu, hareketsizdi. Kendi gibi. Hareketsizce…</p>
<p>“Ben yaşadım.” Çok yakından gelen bir ses ayırdı gözlerini sandaldan. Suratına baktığı kişiyi tanımıyordu.</p>
<p>“İman ettin mi?”</p>
<p>“Kendimi aradım.”</p>
<p>Bu ne demekti şimdi anlamadı, sandala döndü, sustu. Sakinleşmeliydi, dokunsalar hissedilmeliydi. Dokunulmazdı yalnız. İnsan asli olarak beden değil ruhtu belki. Belki kaçış fiziksel ise ruh tatmin olmaz, düşünsel ise zaten kaçamazdı. Kendi zihninin içine hapsolmuş, dönüp durmaktaydı kıyıda. Önü alabildiğine mavi ve sonsuz, yani akrabaları.. Zihni dört duvardı.</p>
<p>“Sonsuzluk kafanın içinde” Bakmadı suratına yanındakinin, kafasındaki zindandan ona neydi. Ama susmadı devam etmekte kararlıydı.</p>
<p>“Dört duvardan ancak kapılar inşa edebilirsin. Dış dünyanın yansımasıyla doldurduğun zihnin taklitten ibaret değil mi?”</p>
<p>“Kimsin sen?” Suratına hala bakmıyordu.</p>
<p>“Çıkışı bulamadıkça var olmaklık mümkün değil o dört duvarda. Bedensel varlığın bir şey ifade etmiyor anlayacağın”</p>
<p>Sakinleşeceği yerde sinirlenmeye başlıyordu. Haddini bilmeyen bu insan kimdi ki onun varlığıyla ilgileniyordu ya da yok olmaklığıyla.</p>
<p>“Sen var mısın ki?” Güldü yabancı bu soruya, hatta küçük çaplı kahkaha attı.</p>
<p>“Sen yoksan, neden umursayasın ki başka varlıkları?” Bencilce geldi bu düşünce. İnsan kendisi için var olmamalı diye düşündü. Tam ağzını açıp söyleyecekken yabancı tekrar konuştu;</p>
<p>“İnsan kendisinin bilincine varmadan başkaları için var olamaz.” Açtığı ağzını kapadı bu cümle üzerine. Sinirleri yavaştan gerisin geri giderken, yabancının dediklerini düşünmeye başladı.</p>
<p>“İnsan nasıl taklit olabilir ki?” Rüzgâr hafiften denizi sallandırmaya başlıyordu. İkisi birden sandala bakıyordu şimdi. Birkaç dakika sessizlik çöktü.</p>
<p>“Kendinden kaçmaya çalışıyor, her duvara defalarca tosluyor ve isyan ediyorsun. Kime peki? Cevapsız. Sadece düşünüyor olmak var olmak sanıyorsun, sarsıcı ölümlerin kederinde kendini sallandırıyor ve hiç tutmadığın bir yerden bırakılmamayı umuyorsun. Yaşamanın hüzünlü bir şarkı olduğuna kendini inandırıyor, doğan bir bebeğin mucizesini göremiyorsun.”</p>
<p>Gözleri sandaldan ayrılmıyordu ikisinin de. İşte şimdi üç kişilik bir akraba olmuşlardı. Yabancının her cümlesinde kafasına sertçe vuruluyormuş hissine kapılıyordu. Kendisini bu kadar tanıyanın kim olduğunu düşündü ama bu cümleleri daha önce kimseye sarf etmemişti. Kendi kendinin sırrıydı bunlar. Ya da belki kendine başka bir görüş gününde kulak misafiri olmuştu.</p>
<p>“Sen sadece taklitsin, uğruna ölünmeye değmeyen dünyanın taklidi.”</p>
<p>“İyi de sen kimsin” diye bağırdı, sesi yankılandı denizin sonsuzluğunda. Dalgalar sertçe çarpmaya başlamıştı kıyıya ve sandal da hafiften hareketlenmişti şimdi.</p>
<p>“Biliyorsun”</p>
<p>“Hayır bilmiyorum!” Sesine çaresizlik karışmıştı.</p>
<p>“Yüzleşmiyorsun, hiçbir savaşında sen yoksun. Ne zaman farkına varacaksın?” Bu sert bir tonda söylenmişti.</p>
<p>“Neyin?” Fısıltıya dönmüştü artık sorusu ve yabancıya artık bakmaya cesaret edemiyordu bile.  Yabancı da zaten ona bakmıyordu, sandala bakıyordu. Sanki sandalda birleşiyordu gözleri.</p>
<p>“Savaşmak için dönüm noktalarına ihtiyacın olmadığının.”</p>
<p>“Neyle savaşacağımı bilmiyorum ki.” Sessizliğe büründü tekrar ortalık, deniz hariç. Artık karanlıktı tamamen gök. Rüzgar sert esmeye başlamış ve denizin kokusu daha keskin duyulur olmuştu. Sandalda ufacık bir ışık yandı orada olduğunu belli eden. Ama karanlık ışığı yutardı. Bu da bildiği diğer bir şeydi. Dakikalar geçti ama konuşan olmadı. Kafasını çevirip baktığında yabancı gitmişti. Hava yavaştan üşütmeye de başlamıştı ama o üşümeyi seviyordu.</p>
<p>“Neyle savaşacağım” diye kendi kendine yineledi. Ayağa kalktı, rüzgar saçlarını hızla indirip kaldırmaktaydı. Işığa doğru baktı, hızla sallanıyordu. Suratında kararlı bir ifade yerleşmişti denizin aksine. Birden gülümsedi düşünüp de bulamadığı sorunun cevabını bulmuşçasına. Düşünmek diye düşündü olayın komikliğinin farkında olarak, var olmaklık değildi. Yabancı bunu söylemişti. Dört duvarını yokladı zihninde, artık fiziksel olarak da var gibiydiler. Burada çıldırıyordu ve çıkışı hiç aramamıştı. Gülümsemesi daha da yayıldı dudaklarına. Tepinmeyi bıraktı düşünceleri, hayatın hüzünlü şarkısı kulaklarına daha yüksek sesle geliyordu artık. Sonsuzluk kafamın içinde diye geçirdi içinden, var olmak nasıl mümkün? Anahtarı nerede bu sonsuzluğun? Işık hızlanıyordu ve rüzgar daha da sertleşiyordu. Denize doğru eğildi ve yansımasına baktı. Görünmeyen yansımasına sırıttı, belki de kafayı yiyordu ama farkına varmıştı.</p>
<p>“Düşünmek çok tuhaf bir eylem. Hareketsizsin ama aynı zamanda bir şeyler yapmaktasın” dedi karanlıkta görünmeyen yansımasına. Sonra ışığa döndü;</p>
<p>“Beni düşünmeye itmeyecektin kendimi” diye haykırdı ve gülmeye başladı. Gülüşü o kadar acıydı ki, duyulmazdı. Kendinden başkası duyamazdı. Kalbi hızlanıyordu, birkaç mısra sıralandı zihninde müthiş bir iman ağrısıyla ilgili.  Yansımasına döndü, “İman ettin mi?” Cevap gelmedi ama o biliyordu. Sustu ve bir kere daha haykırdı.</p>
<p>“Rabbim beni biraz daha bağışla”* . “Biraz daha”. “Bağışla.”</p>
<p>Suya gömdü kendini.</p>
<p>O atladı kalbi yavaşladı, o atladı sandal duraladı, o atladı rüzgâr sakinledi, o atladı deniz durgunlaştı. Sessiz olan kıyı daha da tenhalaştı. Denizin kayalara çarpışı bile suskundu. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir ayak sesi yankılandı kayalarda. Işığın tam karşısına geçti ve suya baktı. Su gözlerini ondan hiç ayırmamıştı.  Denizin kokusunu en içine çekti, artık sakinleşmişti.</p>
<p>Başka bir görüş gününün şimşekleri çakıyordu şakaklarında… Bekleyecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*İbrahim Tenekeci- Güzel Bıçak</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dongu/">Döngü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dongu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15477</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 Aug 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15327</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü gösterdiği o ilkbahar günlerinde, Mart kapıdan baktırmadan daha, ahşap sundurmanın altında dış kapı pervazının hemen yanında, tıkırtıların gelirdi ilkin kulağıma. Gaganın çıkarttığı sesleri duyduğumda ürkütmemek için seni, mutfakta bulaşık yıkamayı bırakır, arka odalardaki acil olmayan günlük işlerle uğraşmaya başlardım. Bilirdim yuvanı tamire geldiğini, peşin sıra eşini de birlikte getirdiğini. Gaganızla topladığınız çamurlarla yapardınız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/">Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü gösterdiği o ilkbahar günlerinde, Mart kapıdan baktırmadan daha, ahşap sundurmanın altında dış kapı pervazının hemen yanında, tıkırtıların gelirdi ilkin kulağıma. Gaganın çıkarttığı sesleri duyduğumda ürkütmemek için seni, mutfakta bulaşık yıkamayı bırakır, arka odalardaki acil olmayan günlük işlerle uğraşmaya başlardım. Bilirdim yuvanı tamire geldiğini, peşin sıra eşini de birlikte getirdiğini. Gaganızla topladığınız çamurlarla yapardınız evinizi. Yeni yavrularınızı beklerdim merakla. Kışın uzun, soğuk yalnızlığı biterdi benim için. Sessiz baharın sımsıcak neşesi gelip konardı avuçlarıma. Yorgun gözlerimin açık kalmış penceresine doğardı sevincim. Sonbahara kadar dinen yalnızlığıma umut olurdu bu kısacık yaşama ümidim…</p>
<p>Beş yıl önceydi ilk kez evime gelişin, yuvama kendi yuvam değişin. Hiç unutmadığım bir gündü. Mart’ın 11 idi. Sevdiceğim, evimin direği, gönlümün sultanı o gün bırakıp gitmişti beni. Çeyrek asırlık eşini, kendi elleriyle kurduğu evini, köyünü bırakıp, tek bir kelime dahi etmeden sır olup sırra bürümüştü kendini. Alıp başını, birkaç parça eşyasını, bir de yıllarca biriktirdiği parasını, kimselere görünmeden yolunu ummana vurmuştu. O günden sonra kimse ağzını açmaz olmuştu. Ne bir haber gelmişti, ne gören vardı ne de yerini bilen. Konu komşu çırpınmalarıma aldırış etmeden, derin bir yalnızlığa terk etmişlerdi beni. Sanki bir şeyler biliyorlardı da benden gizliyorlardı. Herkesin bildiği sır olur muydu hiç. Doğup büyüdüğüm bu köyde kimsesiz kalakalmıştım öylece. Bana acıyanlar vardı içlerinde, yüzüme bakamayanlar, selamıma bile selam ile karşılık vermeyenler. Yüzlerini bir dönseler, bakışlarından anlayacağımı, ne olup bittiğini okuyacağımı bilenler sırt çevirmişlerdi bana. Yapayalnızdım, sen çıkıp gelene, yuvanı benim yuvamda kurana kadar güzel kırlangıçım…</p>
<p>Bir kırlangıçtım ben de, bir yuva istemiştim bu hayattan sadece. Beni seven eşim olsun, evimde çocuklarımın cıvıltısı duyulsun istemiştim. Gözümün içine bakan, beni sevip kollayan eşimi çok seveceğimi biliyordum ta en baştan… Çok sevmiştim biricik eşimi, tıpkı evimdeki misafir kırlangıçlarım gibi…</p>
<p>Ne olmuştu da bir gece böylece koyup beni bırakıp gitmişti, bir elvedayı çok görüp izini kayıp ettirmişti.</p>
<p>Bir başkasını sevdiğini düşündüm yıllarca, onun ilk aşkı geldi aklıma… Adını duyunca hala içinin sızladığını bildiğim bir yavuklusu vardı. Ona koştuğunu düşündüm, nereye gidecekti başka? Oysa ihanet etmişti ona, yıllar önce nişanı atıp başkasına gitmişti. Ama aşktı bu, söz geçer miydi akla? Önünde durulur muydu aşkın yeli kasıp kavurduğunda? Pekâlâ affetmiş olamaz mıydı onu? Senaryo yazdım kafamda, kaçıp gittiği kocası ölmüştü belki de kadının, arayıp bulmuştu benim kocamı. Benden kopartmıştı. Yuvamı dağıtıp beni elemlerde bırakmıştı. Ne de olsa bir çocuk verememiştim kocama. Ne çok istediğim halde olmamıştı işte. Kısır oluşumu bir kere olsun vurmamıştı yüzüme. Sessizce kabullenmişti öylece. Kaderine razı olmuştu, sevmişti beni biliyordum. Yüreği el vermezdi üzülmeme, el üstünde tutardı beni…  Peki  öyle ise neydi kopartan ondan beni?</p>
<p>Bir kere bile kavga etmemiştik, hiç sinirlenmezdi. Sesimizi birbirimize hiç yükseltmemiştik bile.. Yavrusuz kırlangıçlar gibiydik. Ellerimizle yapmıştık evimizi. Her bir eşyada alnımızın teri vardı. Gözümüzün nuru saklıydı perdelerimizde. Hayallerimiz, umutlarımız gizlenmişti her birinin gizli yerlerine. Çocuğumuzun olmasını ne çok istemiştik ama vermemişti işte tanrı. Sessizce kabullenmiştik olanı. Sormamıştık bir günden bir güne kusur kimde diye? Ne önemi vardı ki, olmayınca olmuyordu insanın istediği. Ne çok canı besledik bu evde birlikte. Kedilerimiz, köpeğimiz bir tane ineğimiz ve sayısız kuşlarımız olmuştu. Bahçemizdeki meyve ağaçlarına dadanan haşaratı hiç saymıyorum bile. Onları öldürmezdi kocam. Ağaçlara zarar vermelerini engeller ‘bizim rızkımıza bırak ortak olsunlar’ derdi.  Ah ne çok özledim seni. Nasıl yandı ciğerim, nasıl kala kaldım bu dünyanın ortasında sensiz bir başıma, Ah benim gözleri deniz bakan biricik sevdiceğim…</p>
<p>Aklım almıyor bir türlü, bunca sene geçti bir yastıkta kocadığım kocamın anlayamadım gidişini… Bilmez mi onu nasıl merak ederim, nasıl özlerim, nasıl severim canımla bir… Gelse şimdi çıkıp sormam bir tek soru bile, bakarım o derin mavi gözlerine, sarılırım sıkıca bırakmam bir daha gitmesin diye…</p>
<p>Kapı çalıyor! Geldi! Yıllardır çalmayan kapım çalıyor duyuyorum, geldi sevdiceğim en sonunda duydu hıçkıran sesimi…</p>
<ul>
<li>İyi günler size iadeli taahhütlü bir mektup var.</li>
<li>Mektup mu?</li>
<li>Evet, şuraya bir imza alayım.</li>
<li>Nerden, kimden geliyor?</li>
<li>Onu ben bilmem hanım, açınca öğrenirsiniz nasılsa? Hadi iyi günler…</li>
</ul>
<p>Kaldım kapıda postacının ardında, elimde mektup. Uzak bir ilden gönderilmiş. Bilmediğim bir isim var zarfın gönderen kısmında. Oturdum verandaya, açtım zarfı korkuyla… İçime bir sıkıntı girdi, kısa bir mektup ile başka bir zarftı içindeki…</p>
<p>Kısa mektubu yazan bir doktordu ve şöyle diyordu. “Eşinizin beş yıldır doktoruyum, size bu mektubu postalamamı rica etti, onun ricası üzerine ben de size gönderiyorum. “</p>
<p>Zarf elimden düştü, başım döndü, karardı yüreğimin aynası… Döküldü gözlerimden kanlı gözyaşları…</p>
<p>Ah sevdiğim yapmıştı bana yapacağını…</p>
<p>Açtım ikinci zarfı;</p>
<p>Sevdiğime, Gözümün Nur’una yazıyordu zarfın üstünde…</p>
<p>İnci gibiydi el yazısı, öptüm kokladım zarfı sinmiştir belki kokusu diye.</p>
<p>Sevdiğim biricik aşkıma,</p>
<p>Kırgınsın, kızgınsın bana biliyorum. Ne desen haklısın. Ama beni hala sevdiğini, beklediğini, bir an olsun benden ümit kesmediğini,  yapayalnız kaldığın için duyduğun öfkeni , okuyorum kilometrelerin ötelerinde bile olsam bir tanem, her şeyini, her duygunu biliyorum.</p>
<p>Benim yaptığım affedilmez, sen yapsan affeder miydim inan bilmiyorum. Kalan ömrümü senin yanında geçirmekten başkaca bir isteğim yoktu. Böyle bitsin istememiştim aşkımız. Ama kader beni çok zamansız ve dahi amansız bir hastalıkla yakaladı. Her gün gözünün önünde çürümektense, bir kere kaybolmayı tercih ettim. Seni her gün öldürmeğe gönlüm razı olmadı. Söylesem sana izin vermezdin biliyorum. Benimle gelmeye kalkardın Ankara’ya…</p>
<p>Tedavi olursam, geçerse belki dönerdim tekrar sana geriye. Ama olmadı işte. Artık tükendi takatim son günlerimde hep senin iyiliğin için dua ettim, buna inanmanı istiyorum.</p>
<p>Bağışla beni, affet bir tanem. Ömrümce yalnız seni sevdim. Aklının bir köşesinden neler geçtiğini tahmin etmem hiç güç değil. Günahımı alsan da inan bana hiç mühim değil. Seni severek göçeceğim öbür tarafa, seni yalnızca ben seveceğim…</p>
<p>Elveda gül kokulu sonsuz aşkıma</p>
<p>Senin olan talihsiz sevdiceğin</p>
<p>Birden bir şey düştü sundurmaya…  Tahta pervazın hemen altında, mavi bir kırlangıç yatıyordu taşın üstünde boylu boyunca…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/FQRCrKmN-dA?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/">Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Jul 2018 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15426</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güvenliklerin keskin gözlerle izlediği kapıdan henüz geçmişti. Güvenlikler uyarıncaya kadar elektrikli bantta bıraktığı eşyalarını almaya yeltenmedi bile. Zorla birkaç adım attıktan sonra birbirinden habersiz sağa sola koşan kalabalığın ortasına daldı. Neredeyse sırtındaki çantayı bırakıp koşar adımlarla geriye doğru koşacaktı. Ayaklarına güvenemediğinden ileri doğru yürüyebildi sadece. Tekrar durduğunda havalimanının tam ortasında yıldız gibi asılı duran büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/">Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güvenliklerin keskin gözlerle izlediği kapıdan henüz geçmişti. Güvenlikler uyarıncaya kadar elektrikli bantta bıraktığı eşyalarını almaya yeltenmedi bile. Zorla birkaç adım attıktan sonra birbirinden habersiz sağa sola koşan kalabalığın ortasına daldı. Neredeyse sırtındaki çantayı bırakıp koşar adımlarla geriye doğru koşacaktı. Ayaklarına güvenemediğinden ileri doğru yürüyebildi sadece. Tekrar durduğunda havalimanının tam ortasında yıldız gibi asılı duran büyük ekranın önündeydi. Bütün rakamlar ve harfler birbirine giriyor, hepsi gözünde birden arkasındaki kalabalığı canlandırıyordu. Aklında kaldığı kadarıyla uçağın kalkacağı kapıya doğru yöneldi. Ne parlak ışıklı büyük kafe tabelaları, ne de süslü havalimanı ışıklandırmaları aklındakileri kovalamasına yardımcı olmadı.</p>
<p>Uçağa adımını attığı anda bir yere tutunması gerektiğine karar verdi fakat buna vakit bulamadan kendini girişteki uçuş görevlilerin kollarında buldu. Çok fazla düşmemiş olması kendini çabucak toparlamasına yardımcı oldu. Uçuş görevlilerinin ve arkasındaki diğer yolcuların yardımını reddedip tek eliyle üstünü silkeledi. Kalın ve soluk el çantasını da yerden alıp koltuğunun bulunduğu yere doğru yöneldi.</p>
<p>Oturur oturmaz dışarı attı gözlerini. Dışardaki fırtınanın yarattığı kaos, içerde koridor kavgası eden insanlarınkinden daha ilgi çekici geliyordu. Bir süre sonra uçak havaya oranla tehlikeli denebilecek bir hızla kendini yukarı kaldırmaya başladı. Henüz çok fazla mesafe kat etmemişlerdi ki daha fazla tutunmaktan vazgeçip bıraktı kendini koyu kırmızı kan damlası. Servis için gelen hostes uyarıncaya kadar beyaz gömleğindeki kocaman kan lekesinden haberi bile yoktu. Uçuş talimatlarını verirken hipnoz olduğu hostes, aşırı yüz makyajıyla artık oldukça çirkin gözüküyordu. Ayrıca çoktan dışardaki fırtınaya dalmış olan gözlerini tekrar kendine çevirmişti.</p>
<p>-Burnunuz kanıyor efendim, gömleğinize damlamış.</p>
<p>Bu hizmetkâr söyleme ancak sıkkın bir soluk verme ve miskin bir kafa sallamayla karşılık verebildi. Konuşurken aynı zamanda nemli bir havlu uzatan hostes, bütün yüzünü itici bir gülümsemeyle kaplıyordu. Uzatılan havluyu bir çift temiz el karşıladı. En çok da kendi dikkatini çekti bu kadar temiz olmaları. Aldığı havluyu dizlerinde bekletirken tekrar fırtınaya daldı.</p>
<p>Uçaklarla arası hiç iyi olmamıştı. Ne zaman uçak havalanıp tekerleklerini içeri soksa teni bembeyaz olur, midesine keskin bir kramp saplanırdı. Servis edilen yiyeceklerin ve içeceklerin yüzüne bile bakamadı. Saatlerdir yaptığı tek şey dışardaki fırtınayı izlemek ve sarsıntı sırasında sallanan kafasını korumak için elini çenesine yaslamaktı. Bir müddet sonra o garip koku yine etrafını sardı. Önce göz bebekleri ile sağ tarafında kalan iyi giyimli beyefendiyi süzdü. Sonra da önünde magazin dergisinin resimlerine gözlerini dikmiş kadına baktı. Bu koku ikisinden de geliyor olamazdı zira bu kokunun sahibini uzun yıllardır tanıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/">Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mektup / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 Jul 2018 07:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15418</guid>
				<description><![CDATA[<p>Üç gündür kafasında aynı konuşmanın provasını yapıyor. Konuyu bir türlü söylemesi gereken şeye bağlayamıyor. Yazmayı denemeli. Kalkıp bir kağıt ve kalem buluyor. Sevgili Meryem, Seninle iletişim kurmakta bu kadar geciktiğim için üzgünüm&#8230; Hayır. Kağıdı buruşturup çöpe atıyor. Başka bir kağıt bulup tekrar yazmayı deniyor. Meryem, seni görmeyeli uzun bir süre oldu. Hayır. Bu kağıtta çöp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/">Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Üç gündür kafasında aynı konuşmanın provasını yapıyor. Konuyu bir türlü söylemesi gereken şeye bağlayamıyor. Yazmayı denemeli. Kalkıp bir kağıt ve kalem buluyor.</p>
<p>Sevgili Meryem,</p>
<p>Seninle iletişim kurmakta bu kadar geciktiğim için üzgünüm&#8230;</p>
<ul>
<li>Hayır. Kağıdı buruşturup çöpe atıyor. Başka bir kağıt bulup tekrar yazmayı deniyor.</li>
</ul>
<p>Meryem, seni görmeyeli uzun bir süre oldu.</p>
<ul>
<li>Hayır. Bu kağıtta çöp oluyor. Nereden başlaması gerektiğine karar vermesi gerekiyor. Kısa bir girişle konuyu mu anlatmalı? Yada uzunca bir merhabayla doğrudan söylemeli mi?</li>
</ul>
<p>İyi de insan böyle bir şeyi nasıl söyler? Kendini Meryem`in yerine koyuyor. Belki de mutludur. Uzun bir zaman oldu. Belki ona vermediği mutluluğu şimdi doyasıya yaşıyordur. Yine de bunu yapmalı. Bunu yapmadan ölemem diye düşünüyor. Hayatta olan hayatta kalsın. Sonrasını kimse bilemez. Temiz bir kağıt bulup tekrar yazmayı deniyor.</p>
<p>“ Canım Kızım,</p>
<p>Eğer bu mektup eline geçmişse sende beni unutmamışsın demektir. Geçen 10 yıl boyunca seni düşünmediğim tek bir günüm bile olmadı. Tek bir anım bile. Sürekli o gün geldiğinde ki halini düşünüyorum. Baban güçsüz biriydi kızım. Güçsüz ve yalnız. Etrafındaki kuru kalabalığı yalnızlığını iyileştiremezdi.</p>
<p>O gün sen yağmurun altında ıslanırken seni izliyordum. Fakat bir türlü kendimde senin yanına gelecek gücü ve cesareti bulamadım. Sanırım bir babanın olmadığını fark ettiğin ilk an oydu. Son olmadığını düşündüm. Kalbim acıyarak söylüyorum ki sana babalık yapamadığım için çok pişmanım. Bunu ne kadar kelimelere dökmeye çalışsam da kelimelerin buna yetebileceğini sanmıyorum. Sen de sanma.</p>
<p>Geçen 10 yıl boyunca sana söyleyebileceğim ilk şey seni sevdiğimi sana gösteremediğim için beni affetmeni istemektir. Ben büyüklüğümü gösteremedim canım kızım. Ama sen yinede beni affet. Babanı affet. Seni ilk kucağıma aldığım anı hiç unutmadım. Küçük bir kulubede soğuktan titrediğim bir kış günü seni kucağıma verdiler. Kırmızı bir battaniyeye sarılıydın. Yinede bu, kafanın üzerindeki kısa siyah saçlarının kana bulanmışlığını kapatamadı.</p>
<p>Sana ismini ben verdim. Sanırım tüm hayatım boyunca senin için yaptığım en iyi şey buydu. Sana annemin adını verdim. Çünkü hayatımda karşılaştığım en naif kadındı. Seninde öyle olmanı diledim içimden. Kucağıma geldiğinde ağlamayı bırakıp gözlerime bakışını hiç unutamam.</p>
<p>Doğduğun andan itibaren gözlerinin bana bakışının hep bugünlerin habercisi olduğunu düşündüm. O kadar bilge ama çetin. Aynı zamanda hırçın. İçimi görebil. Küçük parmağımı minik ellerinin arasına alıp sıktığında fark ettim hayata tutunuşun tıpkı böyle olacaktı. “ Hayata sıkı sıkı tutun Meryem. “</p>
<p>Sana bu satırları iki nedenden dolayı yazıyorum. İlki pişmanlığım. İnsan pişman bir kalple uzun süre yaşayamıyor. Bende yapamıyorum. İkinci nedende bu zaten. Sana gelmeyip sarhoş olmaya harcadığım onca zaman bana bir kanser olarak geri döndü. O kadar pişmanım ve üzgünüm ki kendim için daha iyi bir son hayal edemiyorum. Acı içinde ölmekten başka bir şey umamam. Yaptıklarımın cezasını bu dünyada çekmeyi diliyorum.</p>
<p>İnanıyorumki insan hayatta yaptığı her şeyin karşılığını alır. Bu dünyada bana geri gelen bir pişmanlık var. Yinede kendimi diğer dünyada acı çekmeye hazırlamaktan başka bir şey yapamam.</p>
<p>Sevgilerimle.</p>
<p>Baban. “</p>
<p>Meryem mektubu elinden bıraktığında ağladığını fark etmedi. Zarfın içinden küçük bir not kağıdı daha çıktı.</p>
<p>Not: sana hayatım boyunca bırakabileceğim daha iyi bir şey hiç olmadı. O yüzden lütfen bu evi kabul et. Sana avukatımın adresini bırakıyorum. Sahip olduğum her şey senindir ve bankada seni bekliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/">Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mektup-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15418</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lilac Ve Sis</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15385</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başka bir ben doğar içimde, &#8216;Siyah ve beyaz&#8217;a sığınan, Hem tedirgin hem özgür, Yüksek bir uçuştan. &#160; Kuş bakışının, Alnımdaki çizgilerinde, &#8216;Toprak&#8217;a dokunan, Sıcak,ıslak ve kahve. &#160; Sözlerin denizinde, Maviden heceler, Yeşiline serilen sayfalarının, Soğuğunda bir &#8216;Aralık&#8217;. &#160; Düşlerimi anlatsam, Yağmur olsam, Süzülsem kurak topraklara, Ve bir filiz olsam, &#8216;Aşeka&#8217;sında ağacın.. &#160; &#8220;Ne çok şeyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/">Lilac Ve Sis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Başka bir ben doğar içimde,</p>
<p>&#8216;Siyah ve beyaz&#8217;a sığınan,</p>
<p>Hem tedirgin hem özgür,</p>
<p>Yüksek bir uçuştan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuş bakışının,</p>
<p>Alnımdaki çizgilerinde,</p>
<p>&#8216;Toprak&#8217;a dokunan,</p>
<p>Sıcak,ıslak ve kahve.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sözlerin denizinde,</p>
<p>Maviden heceler,</p>
<p>Yeşiline serilen sayfalarının,</p>
<p>Soğuğunda bir &#8216;Aralık&#8217;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşlerimi anlatsam,</p>
<p>Yağmur olsam,</p>
<p>Süzülsem kurak topraklara,</p>
<p>Ve bir filiz olsam,</p>
<p>&#8216;Aşeka&#8217;sında ağacın..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ne çok şeyi anlatmak istedi!</p>
<p>Taş köprüye ses veren çayın şiddetinde asilzadelerin geçişini, kışları buz tutan o çayda bir balerinin dansını,Yunan tragedyasının Dionysos&#8217;unu&#8230;</p>
<p>Ne çok şeyi anlatmak istedi bir bilseniz!</p>
<p>Dağların tepelerini saran buzulları, yeşilin siste kayboluşunu,sınırları,kapıları ve bunlardan kalan kırgınlıkları. Kuşları, ağaçların dallarını ve toprağı.</p>
<p>İnanmak istedi çünkü. Bir oydu sanki inanan. Bir o vardı &#8216;guguk kuşu&#8217;na hayran olan. Çocukların özgür avuçlarından,göğe gökkuşağı yapan. Aynaları dolduran uçurtmaları vardı Lilac&#8217;ın. Sadece hayalleri,inançları,rüyaları değil; kitapları, şiirleri vardı siyah kaplamalı defterinde. Resimleri vardı kilitli bir mahzende.Boya kalemleri parmak uçlarıydı. Dokunduğu yer renklensin diye.</p>
<p>Okumadılar, dinlemediler, anlamadılar. Bilemediler, bilmek istemediler belki de&#8230;</p>
<p>O yarattıklarıyla bir hayaletti.Hiç görünmedi..</p>
<p>Bir de &#8216;sis&#8217;i vardı Lilac&#8217;ın. Onu beyaz,dumanlı bir gece gibi saran. Aşk ve sevgi arasındaki o incecik çizgide kaybolduğu bir sis. Sisten bir insan. Bir yansıma, bir yaratım.</p>
<p>Kaldırımlarda, banklarda, duraklarda bekledi Lilac. Pencere önlerinde bekledi. Sadece bekledi. Bir ölüyü bekler gibi&#8230; Beklemenin çaresizliğinde telefonlara, kapı aralıklarına sığındı. Sisin sesini duyabilmek için ahizenin başında çürüdü. Farkında olmadı.</p>
<p>Lilac uçuk mordan bir renkti. Sevda büyüttü, emzirdi..</p>
<p>Vakit dolduğunda o; kaldırımlarda, duraklarda, ahizenin ucundaki seste kaldı.</p>
<p>Ve sessizce yerleşti toprağa; o, ondan kalanlar ve &#8220;sis&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/">Lilac Ve Sis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15385</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Babam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/babam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/babam/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çetinkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15344</guid>
				<description><![CDATA[<p>Topluluk karşısında konuşurken zorlanmam. Binlerce insanın olduğu bir salonda dinleyicilerin dikkatini dağıtmadan kırk beş dakika konuşabilirim. Karşımda kim olduğunun hiç önemi yok. Yeter ki dinleyenler arasında babam olmasın. Bulunduğum yerde babam varsa sesim soluğum kesilir, elim ayağım birbirine dolaşır; rahat konuşamam. Korkudan mı? Kesinlikle hayır. Çünkü ben babamdan değil, onu incitmekten korkarım. Bizim nesil hepimiz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/babam/">Babam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Topluluk karşısında konuşurken zorlanmam.</p>
<p>Binlerce insanın olduğu bir salonda dinleyicilerin dikkatini dağıtmadan kırk beş dakika konuşabilirim.</p>
<p>Karşımda kim olduğunun hiç önemi yok.</p>
<p>Yeter ki dinleyenler arasında babam olmasın.</p>
<p>Bulunduğum yerde babam varsa sesim soluğum kesilir, elim ayağım birbirine dolaşır; rahat konuşamam.</p>
<p>Korkudan mı?</p>
<p>Kesinlikle hayır.</p>
<p>Çünkü ben babamdan değil, onu incitmekten korkarım.</p>
<p>Bizim nesil hepimiz mi böyleyiz?</p>
<p>Bu sadece bana özgü bir duygu mu?</p>
<p>Bilemiyorum.</p>
<p>Anneme karşı ne kadar rahat olsam da babama karşı hep mahcubum.</p>
<p>Şöyle sıkıca sarılarak, sakallarından öpüp “Canım Babacığım!” diyebilmeyi çok isterim; kız kardeşimin günde birkaç defa yaptığı gibi&#8230;</p>
<p>Gel gör ki&#8230;</p>
<p>“Ağlarım, ağlatamam; hissederim söyleyemem.</p>
<p>Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!” (Mehmet Akif)</p>
<p>***</p>
<p>Seksenli yıllarda bazı gazeteler dört büyüklerde oynayan futbolcuların posterlerini veriyordu.</p>
<p>Ben de fanatik bir Galatasaraylı olarak gidip her gün “Gasteci Sacit Abi” den gazete satın alıyor ve posteri ayırıp gazeteyi hiç okumadan atıyordum.</p>
<p>Pide salonumuzun hamur tezgâhının önündeki duvarı, futbolcu posterleri ile doldu.</p>
<p>Bir gün dükkânda beni çağırdı babam.</p>
<p>Masaya karşılıklı oturduk.</p>
<p>“Gazete almana bir şey demiyorum; alabilirsin. Ama gazetelerde köşe yazıları var. Onları okumanı, fikir edinmeni tavsiye ederim. Bulmacaları çözmek de hoşuna gidebilir.” dedi.</p>
<p>Babamın bunları bana söylediği dönemde ben on yaşında bile değildim.</p>
<p>Henüz ilkokulda iken Temel Britannica’ya abone olmuştum.</p>
<p>Okulumuzun İngilizce kursuna gidiyordum.</p>
<p>Evimize Almanca dergiler geliyordu.</p>
<p>Almanca öğrenmeye çalışıyordum.</p>
<p>Lise birinci sınıfın yaz tatilinde babamla birlikte bilgisayar kursuna gittiğimizi hatırlıyorum.</p>
<p>Bugün bir şeyler yazıp çizebiliyor, değişik platformlarda çekinmeden fikrimi beyan edebiliyorum.</p>
<p>Bu, babamın bana vermiş olduğu entelektüel cesaret sayesinde olmuştur.</p>
<p>***</p>
<p>İlkokul yıllarımdaydı.</p>
<p>Yaz tatilindeyiz.</p>
<p>Misafirlerimizden birinin yaşıtım olan çocuğuyla çarşıda geziyoruz.</p>
<p>Dondurma, çekirdek, gazoz, kola gibi abur cubur alacağız.</p>
<p>Harçlıklarımızı bitirdiğimiz için paramız yok.</p>
<p>Pasajdaki pide salonumuza gittim.</p>
<p>Babamın evde olduğunu ve misafirlerimizle ilgilendiğini zaten biliyorum.</p>
<p>Dükkânda ise yanımızda çalışan usta var.</p>
<p>Usta, fırındaki pide ile ilgilenirken masanın üzerindeki bıçakla çaktırmadan kasayı açtım.</p>
<p>Kasadan bir miktar para alıp dükkândan ayrıldım.</p>
<p>Ustamız, hırsızlığımı fark edince hemen babama haber vermiş.</p>
<p>Arkadaşımla çarşıda parayı güzelce harcayıp eve döndük.</p>
<p>Babam kimseye çaktırmadan beni bir kenara çekti.</p>
<p>Gözlerimin içine bakarak&#8230;</p>
<p>“Bak oğlum! Şu, dükkânın anahtarı&#8230; Şu da kasanın anahtarı&#8230; Ne kadar paraya ihtiyacın olursa kasayı anahtarla aç ve oradan al.” dedi.</p>
<p>Ve bana iki anahtar verdi&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Orta birinci sınıfa başlıyorum.</p>
<p>Günlerden pazar…</p>
<p>Ertesi gün okullar açılacak&#8230;</p>
<p>İlçemizden yaklaşık yetmiş kilometre uzaklıkta bir başka ilçede bulunan yatılı okula gitmek için minibüse bineceğim.</p>
<p>İlk defa evimden ayrılıyorum.</p>
<p>Şu anda Park Çay Bahçesi’nin olduğu yerde o yıllarda minibüs yazıhanesi vardı.</p>
<p>Kalabalık…</p>
<p>Yolcular ve yolcularını uğurlayanlar…</p>
<p>Babam beni bir kenara çekti ve harçlığımı verdi.</p>
<p>“Oğlum! Beni paran bitince değil, bitmeden ara. Ben sana para ulaştırana kadar parasız kalma.” dedi.</p>
<p>Öğrencilik yıllarım boyunca harçlıksız kaldığımı hiç hatırlamıyorum.</p>
<p>İmkânları ölçüsünde harçlığımı hep gönderdi.</p>
<p>***</p>
<p>Lise son sınıftayım.</p>
<p>Sömestir tatili için ailemin yanındayım.</p>
<p>O tatilde, aradan bunca sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ neden ve nasıl geliştiğini bilemediğim bir kavgaya karıştım.</p>
<p>Şimdi, geriye dönüp baktığımda o hatamın altında gençlik psikolojisinin yattığını düşünüyorum.</p>
<p>Gençlik, insanın hayatında aklından ziyade hissiyle hareket ettiği ve hislerini kontrol edip makul istikamete yönlendirmesinin en zor olduğu dönemdir.</p>
<p>Olayın detayına girmeyeceğim.</p>
<p>Akşam saatlerinde görülen mahkemenin ardından tutuklandım.</p>
<p>İstikamet cezaevi…</p>
<p>Cezaevine teslim olmadan önce babamın söylediği cümleyi hiç hatırımdan çıkarmadım.</p>
<p>“Baban sağ olduğu müddetçe hiçbir şeyden korkma!”</p>
<p>Cezaevine girerken bana cesaret verse de yaptığım davranışı tasvip etmediğini tahliye olduktan sonra söyledi.</p>
<p>“Keşke böyle bir şey yapmasaydın. Sana yakışmadı.”  dedi.</p>
<p>Daha sonra beni, kavga ettiğim hemşerilerimizin yanına götürdü.</p>
<p>Çaylarını içip kendilerinden özür diledim.</p>
<p>Çeyrek asır önce işittiğim “Keşke böyle bir şey yapmasaydın. Sana yakışmadı.” cümlesini, sahibine tekrar söyletmek istemiyorum.</p>
<p>Bu nedenle yer yer karşılaştığım çirkinliklere sabrediyorum.</p>
<p>Yeri geldiğinde yutkunuyor, sineye çekiyor ve  “Bu da geçer yahu!” demeyi tercih ediyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Bir gün bana;</p>
<p>“En güzel kazanç kendi emeğinle ve kimseye minnet etmeden kazandığındır.” demişti.</p>
<p>Bu ifade, bizim ailede herkesin düsturu oldu.</p>
<p>Az olsun, önemli değil.</p>
<p>Yeter ki helâl ve minnetsiz olsun.</p>
<p>***</p>
<p>Ben onunla her zaman gurur duydum.</p>
<p>Peki, ben babama bir şey verebildim mi?</p>
<p>Soruyu “Bir evlat, babasının emeklerinin karşılığını ödeyebilir mi?” şeklinde sorarsak daha doğru olur.</p>
<p>İki çocuk babası bir evlat olarak sorumu kendim cevaplandırayım: “Kesinlikle ödeyemez!”</p>
<p>Yaşım kırkı geçti.</p>
<p>Ortaokul ve liseyi yatılı okudum.</p>
<p>İki üniversite bitirdim.</p>
<p>Onlarca hocam, bir o kadar öğretmen arkadaşım oldu.</p>
<p>Yüzlerce kitap okudum.</p>
<p>Hepsinin yeri ayrı…</p>
<p>Fakat hiçbiri babamdan aldığım hayat dersi kadar ruhuma işlemedi.</p>
<p>Babam, çocukluk ve gençlik anılarımda kendini hatırlatarak dersini vermeye devam ediyor.</p>
<p><u> </u></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/babam/">Babam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/babam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15344</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 Jul 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Cavit Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Safi]]></category>
		<category><![CDATA[dinlen bir nefes al koynumda]]></category>
		<category><![CDATA[Divan-ı Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Jehan Barbur]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Hece Aşk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15179</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8221; Ben âşık doğdum, Biraz da sarhoş&#8230; Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim. Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım. Ruhumda bir çılgınlık vardı. Özgürlük vardı. Hataları yargılamadım. Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm. Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221; Cavit ÇAĞ  “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8221; Ben âşık doğdum,<br />
Biraz da sarhoş&#8230;<br />
Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim.<br />
Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım.<br />
Ruhumda bir çılgınlık vardı.<br />
Özgürlük vardı.<br />
Hataları yargılamadım.<br />
Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm.<br />
Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Cavit ÇAĞ</em></strong></p>
<p><em> “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür yalnızca.”</em></p>
<p><em>Hiç beklenmedik bir anda, birdenbire, öylesine doğal dilinizden dökülüveren bu kelimelerle, gözlerimi dikip gözlerinize, nasıl bir anlam vereceğimi bilemeden, yapışmıştım oturduğum sandalyeye…</em></p>
<p><em>Bir insanın benliğinden bu derece vazgeçişine duyduğum şaşkınlıkla, hayran bakakalmıştım karşınızda… Suspus olmuş, durulmuş, kurulu bir saat gibi uymuştum sizin gizemli, dingin dünyanıza, bir parçanız olmuştum adeta, bundan böyle yaşanacak olan bütün anılarımızla sağ yanınızda… </em></p>
<p><em>Doğum günümdü o gün, bilmiyordunuz. Muzip bir şekilde fısıldamıştım size. “ Bugün benim doğum günüm biliyor musunuz?“ </em></p>
<p><em>Yüzünüzde zeki bir gülümseme ile aniden ayağa kalkmıştınız. &#8220;En sevdiğim şiirlerden biridir” diyerek ivedilikle bana bir kağıt uzatmıştınız. </em><em>“Duymuş muydunuz?” diye de eklemiştiniz.</em></p>
<p><em>Hayır, duymamıştım ne şiiri, ne de şairin ismini. ‘Tek Hece’ idi adı şiirin… Cemal Safi’nin bilmecesiydi… Bilenlere sözü yoktu şairin ama bilmeyenlerin hali baştan başa haraptı, öyle anlatıyordu aşkı, ondan sonrası ab-ı hayattı…</em></p>
<p><em>Doğum günü hediyesi almayacaktım bir daha sizden, ilk ve son olacaktı bu… Sonu ta öncesinden bilinen…</em></p>
<p>Soluk benizli çocuklar gibi açlıktan ölüyordum sizi tanıdığımda. Sevgisizlik denizinin orta yerinde, ejderhaların önündeki yem kutusunun içinde, bir kurt kapanında sıkışıp kalmıştım. Kıyıya çıkma umudumu yitirmeden, hiç durmadan yüzüyordum nereye gittiğimi bilmeden. Özümü gören olmamıştı, yüreğimi bilen çıkmamıştı. Varlığımın siluetine tırmananlar duymamıştı iç sesimi. Perdelerin kıvrımlarında saklıyordum içimdekileri. Kelimelerin gücüne dayanamadan daha, sessiz köşe başlarında, yitirdiklerimin ardından yaktığım ağıtlarla, topukluyordum kaldırımları&#8230; En çok da erişemediğim kendim için sızlanıp duruyordum bir kenarda. Çocuk yüreğime vurulan ketlere, ezilen sevincime, hayatın acımasızlığı karşısındaki çaresizliğime ağlamaklı gözlerle bakıyordum&#8230; Yüzüme vuruyordu çıplak gerçeklerini hayat, indiriyordu en ağır darbelerini hiç durmadan. Kendimden kaçamadan, yakalıyordu bir çırpıda beni. Yüklüyordu cılız omuzlarıma taşıyamadığım yüklerini…  Acz ile altında kalıyordum, hamalıydım kendi günahlarımın… Acıyordum kendime, öğrenilmiş çaresizliğimle kapıp koy vermiştim işte, ne olacaksa olsundu bir an önce…</p>
<p>Oysa sevmek için gelmiştim dünyaya, daha yolun en başında… Her şeyin çok güzel olacağına duyduğum o güçlü inançla geçmiştim bütün yolları. “Bir insanı sevmekle başlayacaktı her şey” . Yaşama sevincimi katık edip ekmeğime,  sol yanımdaki sevgi dolu heybem ile, umutla atıyordum adımlarımı&#8230; Kalemim ve kitaplarımla, kulağımda çınlayan adlarını bilmediğim notalarımla, hiç de yalnız değildim bu yolda. Bolluk ve bereket yüklüydü heybem, isteyene vermeden geçmezdim gülümsememi, diz boyu hırçın sularda ara sıra kaybolsam da, hüznümün tınısıyla çıkardı sadrımdan neşem&#8230;</p>
<p>Ama artık yorgundum, şu koca, şu yalan dünya kadar pisliğin içinde boğulmuştum. İçi boşalmış ceviz tanesi gibi onu yiyen kurduna âşık, kurumuş bir kabuktum…</p>
<p>Hiç umudumun kalmadığı bir anda;</p>
<p><em> “ Sevmek mi daha güzel yoksa sevilmek mi?” demiştiniz olanca çocuksu coşkunuzla bana… Yılların sevgi açlığıyla bir çırpıda cevap vermiştim. “ sevilmek güzel” . Siz ise bütün nezaketinizle düzeltmiştiniz beni“ Sevilmek güzel elbet” gözlerinizi dikip gözlerime “ Ama sevmek daha güzel&#8221; demiştiniz…</em></p>
<p><em>“ <strong>Bir insanı sevmekle başlayacak mıydı her şey?”</strong></em></p>
<p><em>“Cennet burası gibi bir yer olmalı” demiştiniz başka bir gün. Ve eklemiştiniz “ İnsanın sevdikleri nerede ise cennet de orası olmalı…”</em></p>
<p>Cennet ve ben, mümkün müydü gerçekten? Korkmuştum hem de çok, cennetinizdeymişim gibi hissetmekten. İşte o anda anlamıştım gerçek cennetin bu olmadığını. Kulağıma fısıldamıştı biri; cennet bu dünyada bulacağımız bir yer değildi ki&#8230; Hele de bu kadar kolay elde edilecek bir şey hiç değildi. Biliyorum kursağımda kalacaktı sevincim. Ömrümce beklediğim vaha karşımdaydı, susuzluktan öleceğimi bilsem de uzatamazdım elimi&#8230; Bu sahranın ortasındaki bir seraptı, gözlerimi açtığımda kaybolacaktı…</p>
<p>Sevginizin yumuşaklığında acılarım dinlenmiş, tuz bastığım yaralarım iyileşmişti. Korunmasız çocuk ruhum, tomurcuk vermeye meyilli dallarımla, sizden aldığım gün ışığıyla, dikildiğim toprağımı çok sevmişti. Gençtim artık, hiç olmadığım kadar. Bir fidandım ikinci bir hayatı hak eden.  Sulanmaya muhtaç sürgünlerim, gözlerinizden damla damla köklerime inen sevginizle büyüyorlardı…  Değil yedi veren ormanlarını, bütün kâinatı aşkla kucaklıyorlardı…</p>
<p><strong>Aşkın ateşi, mavisinde saklıydı. İlk kıvılcım anının masumiyetine gizlenmiş, itiraf edilemez bir sırdı o. Dile geldiğinde sönen, yerin yedi kat dibinden yükselen, yarin yangın yeri gönlüne sığmayacak bir volkandı. Aşıka şerefle sunulmuş alevden bir toptu, avucunda tuttuğun müddetçe senindi. Seninle başlayıp, seninle bitendi&#8230;</strong></p>
<p><em>Leyla’ya sormuşlar, “Sen mi daha çok sevdin yoksa Mecnun mu?” diye. Hiç tereddütsüz cevap vermiş Leyla, “ Tabi ki ben “demiş. “ Ama nasıl olur?” demişler , “ Mecnun senin için adından, aklından vazgeçti, benliğini bırakıp çöllere düştü, varlığından oldu ” </em></p>
<p><em>Leyla, mütebessim bir hal ile cevap vermiş onlara “ Olsun!&#8221; demiş.&#8221; O aşkımızı ifşa etti, kurda, kuşa, taşa, toprağa, suya, çöle söyledi… Ben ise sır olarak gönlümde sakladım. Bu yüzden ben daha çok sevdim.” </em></p>
<p><em>Bir gün, bu hikayeyi anlattığımda, her zaman yaptığınız gibi başınızı önünüze eğip suskun kalmıştınız. Ne demek istediğimi çok iyi anlamıştınız.</em></p>
<p><figure id="attachment_15318" aria-describedby="caption-attachment-15318" style="width: 575px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg"><img class="wp-image-15318 " src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=575%2C383" alt="Aşka aşık kardelen" width="575" height="383" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 575px) 100vw, 575px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15318" class="wp-caption-text">Aşka aşık kardelen</figcaption></figure></p>
<p><strong>Aşka aşık kardelen</strong></p>
<p><em>Güneşe aşık bir kardelen varmış. Kışın soğuğunda, toprağın altında, hep içinden dua edermiş, hiç görmediği ama aşık olduğu gün ışığını bir kez olsun görebilmek için. Melekler dayanamamışlar kardelenin yalvarmasına ve anlatmışlar isteğini tanrısına. Tanrı kabul etmiş kardelenin duasını. Baharın ilk günü için izin vermiş kardelenin topraktan çıkmasına. Melekler haber vermişler müjdeyi kardelene. Sabırla bekleyen kardelen, karlar erimeye başladığında topraktan uzatmış mavi bakışlarını. Güneşi gördüğü ilk anda kör olmuş nazik yaprakları, solmuş maşuğunun ışığında, vermiş son nefesini gün ışığının altında&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Aşık, yok <span style="font-size: 14px;">olunca aşk yolunda aşkı uğruna, başlarmış yaşamaya maşuk&#8217;unda&#8230;</span></strong></p>
<p><figure id="attachment_15286" aria-describedby="caption-attachment-15286" style="width: 588px" class="wp-caption aligncenter"><a style="font-size: 14px;" href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg"><img class="wp-image-15286" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=588%2C259" alt="" width="588" height="259" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=300%2C132&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=1024%2C451&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 588px) 100vw, 588px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15286" class="wp-caption-text">Mavidir Ateşi Aşkın</figcaption></figure></p>
<p><strong>Mavi Lavların Sırrıdır Aşk&#8230;</strong></p>
<p>Yeryüzündeki volkanik dağlar gizli aşıklardır. Kimse bilmez bu gerçeği. Ses etmezler, yüzlerce yıldır susarlar, kendi ateşlerinde boyuna yanar dururlar.  Yer üstünde yaşayanlar bastıkları toprağın altındaki olan biteni umursamazlar. Tırmanırlar üzerine, seyre dalarlar manzaranın güzelliğine ama ne çektiğini bilmezler dağların. Taş zannederler  onları,  toprağın altındaki canları, göremez vicdanları&#8230;</p>
<p>Oysa ki dağlar, Ferhat&#8217;ın deldiği aşk ile çağlar. Bağrından akan pırıl pırıl sular, aşkın safiyetindendir&#8230; Duyduğunuz yankılar aşkın türküsüdür, yediğiniz yemişler aşıkın kanıyla sulanmıştır, işte bu yüzden çok tatlıdır. İçtiğiniz billur su, durudur, arıdır, diridir, ölüyü diriltir&#8230;</p>
<p>&#8220;Aşk yoluna düşenlerin diri olmaları gerek. Ölü aşık olabilir mi? Diri olan kimdir biliyor musun? Aşktan doğan kişi. Aşıklar ölmez.&#8221; (1) demiştir Aşkın Piri&#8230;</p>
<p>Volkan patladığında ateş kusar ağzından, suskunluğunu bozar, püskürttükçe lavları boşaltır içindekileri&#8230; Yakar önüne geleni, yeryüzü olur mahşer yeri&#8230; Sonra diner öfkesi, bakar etrafına kalmamış tek bir canlı izi&#8230; Yalnızlığında döner onun da çilesi&#8230;</p>
<p><em>Artık mavi lavlarından geriye kalan, kararmış bir volkanın iniltilerinde son bulmuş simsiyah bir sahildir. Mavi okyanus boylu boyunca uzanmış yanında onu seyretmektedir. Sevdiceğine uzaktan bakanların aşkı ile kumları dalgalarıyla dövmektedir&#8230;</em></p>
<p><em>Basıyorum artık o siyah kumlara, üzerinde yürüyorum çıplak ayaklarımla… Öyle ürkütücü, öyle ıssız ki serinliği bile kalmamış avuçlarımda. Simsiyah kumlarından yaptığım kumdan kalemde yaşıyorum, Rapunzel gibi uzun saçlarımı sarkıtıyorum, bir masal kahramanını oynuyorum kendi hayal dünyamda. Biliyorum ki kimse giremeyecek bir daha, sırça camdan yapılmış gönlümün sırlarına&#8230; Çeviriyorum gözlerimi masmavi okyanusa&#8230;</em></p>
<p><strong>Bağışlamak, bize bağışlanan hayatın can damarıdır. Kusur,  kusuru görenlerin gözlerinden nazar ederek senin baktığındır.  Günahlar, utandığın kendini af ettiğinde özgürce uçup gittiğin kendi kanatlarındır…</strong></p>
<p>(1) &#8220;Mevlana Celaletin-i Rumi / Divan-ı Kebir</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/nTGdwyumGJs?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15179</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jun 2018 04:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15068</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu bir açık mektuptur. Mektubun muhatabının akibeti, yazara göre belirsizdir. Mektup hükümsüzdür. Yoncaların uğur getirdiğine inanan insanlar tanımıştım o yıllarda. Buldukları yerde avuçlarına alırlardı dört yapraklı yoncaları.Yoncanın yeşil rengi avuç içine bulaşana kadar sıkarlardı. Avuç içlerinin teriyle yeşil birbirine karışırdı. Nefessiz bırakırlardı güzelim yoncayı. Neden olduğunu anlayamamıştım. Anlamak için fırsatımda olmamıştı. Ama şimdi, şu an [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/">Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu bir açık mektuptur. Mektubun muhatabının akibeti, yazara göre belirsizdir. Mektup hükümsüzdür.</p>
<p>Yoncaların uğur getirdiğine inanan insanlar tanımıştım o yıllarda. Buldukları yerde avuçlarına alırlardı dört yapraklı yoncaları.Yoncanın yeşil rengi avuç içine bulaşana kadar sıkarlardı. Avuç içlerinin teriyle yeşil birbirine karışırdı. Nefessiz bırakırlardı güzelim yoncayı. Neden olduğunu anlayamamıştım. Anlamak için fırsatımda olmamıştı. Ama şimdi, şu an anlayabiliyorum. Gözlerimin bilinci açıldı çünkü. Gördüm.Yeşilin bulaştığı avuçlarda gizli coğrafyalar olduğunu gördüm.Ve  o coğrafyalara gömüldüm.</p>
<p>Uzun zamandır sana ulaşmanın korkusu içindeyim. Aramak, mektuplar karalamak&#8230; Her bir iletişim eylemi bir hayal kırıklığı olarak dönerse diye korkuyorum. Korkum varlığın ve yokluğun arasına tıkılmış “ölüm”den muzdarip…  Ölümün ağırlığı Anadolu&#8217;nun kurak topraklarına çökünce yeni bir ağaç ekiyorum. Ona can suyunu verip büyütüyorum. Bir ağacın gölgesine sığınmak ister gibi büyütüyorum. Üzerine şiirler yazar gibi büyütüyorum. O ağaca yaslanır gibi büyütüyorum…</p>
<p>Sen bambaşka bir coğrafyanın çocuğuydun. Acının, çaresizliğin ve vicdansızlığın hüküm sürdüğü devirlerden sıyrılıp gelmiştin yedi tepeli şehre. Gazete kupürlerine düşen gözyaşlarını gördüm ilkin. Sonra kitapların sayfalarında gezinen kelimelerini ezberledim. Bir sahil kenarında gizli çığlığının ezgilerini dinledim. Sen dostluğun başkalaşan lehçesiydin. Bilmediğim o lehçede kayboldum. Lehçenin bilinmezliği kumlanan kalelerdeydi çünkü…</p>
<p>Poşet dolusu şiirlerimiz oldu bizim. İnsanlar isimleşmek istedikçe biz şiirleşmek istedik. Didem, Edip, Can, Nazım, Turgut, Orhan olmadan. Daha nice isim olmadan. Sadece şiirdik biz. Bir maden işçisi olduk bir gün, bir ölü çocuktuk Hiroşima&#8217;da, bir gazeteciydik başkentte, bir güvercindik göğe doğru yavaşça kanat çırpan, güneştik çatıları ısıtan. Ya da bir kalbin kızıl saçlı bacısıydık&#8230; Yaşamın davaları arasında kaybolan, katliamlarda gözleri kanayan çocuklardık&#8230; Ölüm içimize işleyen bir kemirgendi. Ona hep yakındık, yakınımızdan ayıramadık.</p>
<p>&#8221;Eksilmeden eskiyelim.&#8221; demiştin bana. O söz hala kulaklarımda. Acıların burnumu sızlatan yüreklenmelerimde&#8230; Bir kayıp olabilirim Yonca. O oralet tadının sindiği sokaklarda. Sen yemyeşil denizlere serilmiş rengarenk çiçeklerden biriyken üstelik.</p>
<p>Kenarları oyalı siyah bir tülbentin vardı senin. Boynuna sardığın günler yağmurluydu hep. O yağmurlu günlerde dışarı çıkardın. Saçlarına sinerdi yağmur damlaları. Gözyaşların yağmur damlalarına karışınca anladım. O günlerin ağırlığını bildim. Sevdalarının bölünmüşlüğünü taşımıştın boynunda. Sevdaların hep yarımdı senin. Sevdalarının sahipleriyse ya ölü ya da yarı ölüydü. Ölülerin yıkandığı yağmurda yürürdün. Tülbentin siyah beyaz fotoğraflardaki gözlerdi.</p>
<p>Kimse seni anlayamazdı, anlayamadı ki. Ben bile&#8230; Gözlükleri siyah olanlar beyazı göremezler Yonca. Yeşile dokunsalar onu öldürürler. Gözlüksüz bakabilenlerdir güneşin parlaklığında kör olanlar. Kirpikleri ıslananlar…</p>
<p>Sana ulaşmanın yolu yok &#8216;gibi&#8217;.Varlığın &#8216;gibi,belki&#8217; arasında. Belirsiz. Olmamış veya doğmamış gibi..</p>
<p>Telefonlar,mektuplar hep geriye dönüyor. Cesaretimse yavaşça tükeniyor. Kendi kavgalarımın arasında senin düşüncelerine sarılıyorum ansızın. Bir dostun gelişini bekler gibi&#8230; İyi olduğuna inanmak istiyorum. Boynuna sarılan siyah tülbenti fırlatıp attığın, salıncaklarda konakladığın çocukluğunu anımsıyorum.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg"><img class="wp-image-15070 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=574%2C359" alt="" width="574" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=1024%2C640&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 574px) 100vw, 574px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Sevgili Yonca,</p>
<p>Sen &#8216;karanfil kokan cigarasın&#8217; memleketimde, denize nazır lambanın ışığısın ve çocuğun sesindeki &#8216;antik acı&#8217;sın. Sevdalarınsa parçalara ayrılmış, o parçalar ekmeğe dönüşmüş. Ekmekten kalan kırıntılarla güvercinleri besleyen çocuk olmuşsun sen. Yeşeren yoncalara can suyu veren&#8230;</p>
<p>Açık mektubumun satırlarında gezinmenin umuduyla;</p>
<p>Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya…</p>
<p>Bu benim ilk açık mektubumdur dostlarım. Posta kutularını mektuplarla doldurmalı bu devirde. Bu mektup maneviyatını kaybeden bu devirde, iyi olan şeylere tutunma çabasıdır. Bir çeşit Karamakate ve onun rüyasıdır. Ve nehrin bir anakonda gibi uzanışı, suyu doğuruşudur. Bilgeliğin yemyeşil ormanlarıdır. Chullachaquisidir ruhun.Ve bilime göre var olan bilincin.</p>
<p>Gördüğün insanlara tutun.Tanıdığın, tanımadığın tüm insanlara, insanlığa. Ve anlat, yaşam göz bilincine yerleşen anların fotoğrafıdır. Atalarının şarkısıdır. Sığın onlara. Çünkü onlar senin varlığın, yokluğuna yaklaşan tek varlığın&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/">Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15068</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 06:40:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aykız]]></category>
		<category><![CDATA[DenizTürkali]]></category>
		<category><![CDATA[ezginingünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[IşılÖzgentürk]]></category>
		<category><![CDATA[Küçüksevinçlerbulmalıyım]]></category>
		<category><![CDATA[yazko]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15090</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seninle tanıştığımız gün dün gibi aklımda. Üniversite sıralarında oturduğumuz ilk yıldı daha. Kimsenin kimseyi tanımadığı, selam vermeyi bile akıl etmediği çömez yıllardı… Biraz endişeli, çokça umutlu ama hep bir mahzundu arkadaşlıklar. Büyük bir sınavdı sözde kazandığımız, öyle ya kaç kişi girmeyi başarmıştı bizim liseden, ya seninkinden? Bizden yaşça büyüklerin “ya üniversiteye gidersin ya Enver Usta’ya” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seninle tanıştığımız gün dün gibi aklımda. Üniversite sıralarında oturduğumuz ilk yıldı daha. Kimsenin kimseyi tanımadığı, selam vermeyi bile akıl etmediği çömez yıllardı… Biraz endişeli, çokça umutlu ama hep bir mahzundu arkadaşlıklar. Büyük bir sınavdı sözde kazandığımız, öyle ya kaç kişi girmeyi başarmıştı bizim liseden, ya seninkinden? Bizden yaşça büyüklerin “ya üniversiteye gidersin ya Enver Usta’ya” diye gözümüzü korkutmalarından kurtulmuştuk kurtulmasına ama keşke her şey kolay olsaydı bundan sonra…</p>
<p>Gönlümdeki o koca üniversite kapısından girememiştim içeriye, hevesim kursağımda kalsa da, olsundu&#8230; O şanlı meydanda, üzerinde 1453 yazan bina bizden uzak olsa da, bir otobüslük mesafedeydi sonuçta. Ara sıra yemek hanesinde kaçamak yediğimiz öğle yemekleri bile keyifliydi nasılsa… Belki de bu yüzden, her ders çıkışında alırdık soluğu Beyazıt’ta… Çınar altının serinliğinde, kurardık mavi hayallerimizi bir simit ve bir bardak çayla. Meteliksizlik bükmezdi boynumuzu asla… Öğrenmiştik aklımızı kullanmayı… Sırası gelen tek bir çay isterdi çaycıdan her uğradığında. Sırayla içerdik çayı belki ama simidi bölüşerek yerdik. Bilirdi de ses etmezdi çaycı, gülümserdi boyuna… Mutluyduk çok, simidimizi paylaştığımız güvercinler kadar… Peri masallarında gezinen gülüşmelerimizi başımızda esen gençlik yeli serinletirdi… Sevgimize katık ederdik umudumuzu bolca… Yüreğimizin bir yanında ışıldayan sevinçlerimizle sarılırdık, hüzün bulutları ne zaman gelip çökse çocuk omuzlarımıza…“ Küçük küçük sevinçler” bulurduk parlak fikirlerimizle, neşe katardık toy hayatımıza, izlediğimiz tiyatro oyununun replikleri arasında…</p>
<p><strong><em>“Bir zamanlar yüreğim</em></strong></p>
<p><strong><em>Sonsuz bir sevinçle çarparken</em></strong></p>
<p><strong><em>Deli gibi…</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne hayaller kurardım</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne hayaller kurardım</em></strong></p>
<p><strong><em>Dolaşırdım bulutlarla birlikte</em></strong></p>
<p><strong><em>Konuşurdum dünyanın gözleriyle</em></strong></p>
<p><strong><em>Bitmez tükenmez sanırdım sevgilerim!</em></strong></p>
<p><strong><em>Avuçlarımdaydı dünya!</em></strong></p>
<p><strong><em>Avuçlarımdaydı dünya! *</em></strong></p>
<p>Işıl Özgentürk’ün yazdığı Küçük Sevinçler Bulmalıyım Oyununa gittikten sonra, ‘ avuçlarımızın arasındaydı artık bizim olan dünya’…</p>
<p>Karlı, fırtınalı bir Şubat ayıydı 1983’tü yılı&#8230; Tiyatro oyunun biletleri o gün bende saklıydı. Zar zor edinebilmiştik zaten biletleri. Kardan göz gözü görmez bir İstanbul haliydi. Kocasinan’dan Cağaloğlu’na gitmem kuvvetle gerekliydi. Arkadaşlarla buluşacaktım. Oradan Taksime, İstiklal caddesine geçecektik, Dostlar Tiyatrosuna… Evden izin almam ne mümkündü! Ben gideceğim diye ayak diretince, annem dayanamayıp inadıma, benimle gelmişti Cağaloğlu’na; hiçbir arkadaşımın gelmeyeceğine duyduğu derin inançla… Yazko’nun kafesinde buluşacaktık. Zorlu yolculuğun sonunda kafeye vardığımızda bir sen eksiktin. Üzülmüştüm göremeyince seni. En çok sen istiyordun oyunu seyretmeyi… Gebze’den gelen arkadaşıma şaşırıp kalmışken annem, üstün başın bembeyaz içeriye girdin… Küçükbakkalköy’den yetişmiştin, sabahın erken saatlerinde yola çıkan sen… Susmuştu annem. Arkadaşlığımızdan çok etkilenmişti, karışmadı bir daha da zaten…</p>
<p><strong><em>“Yürek usulca pas tutar / Gelip geçerken günler / Sevgi uçup gider / Güneş ısıtmaz</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar / Terlemez avuçların / Düşsüz uykular başlar / Şaşmayı unutursun</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar / Fark etmez geçmiş gelecek / Fark etmez akla kara / Fark etmez doğru yanlış</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar”</em></strong></p>
<p>Deniz Türkali bu şarkıyla girmişti sahneye… Sonrasında hepimizi alıp götüren müthiş bir serüvene… Tek başına bir kabareydi oynadığı, salon adeta onunla bir bütün olmaya başlamıştı… Canlandırdığı karakterlerle genç ruhumuzu eline almış,  yaşayacaklarımızı bilir gibi, önceden haber verir gibi, bir anne şefkatiyle sarsmıştı bizi…</p>
<p>Oyun çıkışı konuşmadık hiç. Herkes kendi payına düşeni kapmış, kendi derinliğine dalmıştı… Okulda görüşmek üzere ayrıldık… Ama ‘küçük sevinçleri ‘ ruhumuza kazıdık…</p>
<p>Üniversite hayatımız boyunca bir ritüel olmuştu sanki, hemen her gün ders çıkışı önce Beyazıt Çınar Altı, sonrası işte…</p>
<p>Sonrası, Beyazıt üzerinden yürüyerek inilen Cağaloğlu&#8230;Çoğu kere uğranılan yol üstündeki Çorlu’lu Ali Medresesi… Nargile içenlere takılmadan, bir tanıdık var mı diye bakılıp etrafa, varsa yoksa Divan Yolundan sapardık Bab-ı Ali yokuşuna… Kitapçıları dolanırdık sırayla, almak maksadıyla değil a, nerde bizde her daim o para… Cem, Yazko ve Say’dan dosdoğru aşağıya, istikamet köprü altına…</p>
<p><strong><em>“Gördüm!</em></strong></p>
<p><strong><em>Kaçıverdi avuçlarımdan dünya</em></strong></p>
<p><strong><em>Sevgilerim çolak çöllerde kayboldu</em></strong></p>
<p><strong><em>Gözyaşları ve acınası bir yüz kaldı</em></strong></p>
<p><strong><em>Bana…</em></strong></p>
<p><strong><em>Şimdi küçük sevinçler bulmalıyım…”</em></strong></p>
<p>Sanırlar ki bira içilir köprü altında yalnızca, biz kahve içmeye giderdik seninle, dostça… Dört senede müdavimi olmuştuk kahvehanenin, tiryakilik haddinde severdik kahveyi ve köprü altını… Yaşlı balıkçılar birkaç gün uğramadık mı merak ederlerdi bizi. Anlatırdık inceden, vizeler, finaller, gelemedik falan… Sonra bir gün gerçekten Final dediler… Mezun oldunuz dediler. Bitti bütün bu işkenceler…</p>
<p>Anlayamamışız meğer, gerçek işkencenin ne olduğunu o vakitler… Sahi seninle görüşmeyeli kaç sene oldu?</p>
<p>Birkaç kere aradık birbirimizi telefonla, yüz yüze bir iki sohbet ya sonrasında…</p>
<p>Dostluk ölünceye kadar demiştik, birbirimize doğduğumuz aynı günde hediyeler vermiştik… Köprü altı yok artık, izi bile kalmadı, resmini bulmak hiç kolay olmadı. Senden bir fotoğraf var elimde, köprü altında çekilmiş olan… Bir de kaset hani bana aldığın doğum günümüzde… Bir de söylediğin şarkı kulağımda kalan… &#8220;Beni yaktın aykız aykız ataşe&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>“Biliyorum dostluklar yorgun,<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg"><img class="size-full wp-image-15133 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a></em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Çok yakın savaş tehlikesi,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Biliyorum gülmüyor çocuklar,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Ancak yine de bulunabilir,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir cümle</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir İnsan</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir dost sıcaklığı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir çocuk gülümsemesi gibi</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Küçük sevinçler bulmalıyım…”</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_15137" aria-describedby="caption-attachment-15137" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg"><img class=" wp-image-15137" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=300%2C400" alt="" width="300" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15137" class="wp-caption-text">*KÜÇÜK SEVİNÇLER BULMALIYIM &#8211; IŞIL ÖZGENTÜRK</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/Y6vbfX0i5Hw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15090</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jun 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Çırak Aranıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamak Şakaya Gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[Zülfü Livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14821</guid>
				<description><![CDATA[<p>Karne almaya ramak kaldığı günlerdendi, benden iki yaş küçük erkek kardeşimle okuldan eve dönerken, annemin sabahleyin bize hazırladığı kumanyayı yemek için, evimizin yolunun üstündeki çocuk parkında oturduk, beyaz peynirli, domatesli ekmeklerimizi yemeğe koyulduk. Parkın hemen yakınındaki inşaattan gelen matkap gürültülerine parkta oynayan çocukların neşesi karışıyordu. Ta ki o çığlık duyulana dek. “Düştü, adam düştü” diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Karne almaya ramak kaldığı günlerdendi, benden iki yaş küçük erkek kardeşimle okuldan eve dönerken, annemin sabahleyin bize hazırladığı kumanyayı yemek için, evimizin yolunun üstündeki çocuk parkında oturduk, beyaz peynirli, domatesli ekmeklerimizi yemeğe koyulduk. Parkın hemen yakınındaki inşaattan gelen matkap gürültülerine parkta oynayan çocukların neşesi karışıyordu. Ta ki o çığlık duyulana dek. “Düştü, adam düştü” diye bağırıyordu biri hararetle. Matkap sesi sustu ilk önce, çocuklar sustu sonra, balkonunda halı döven teyzenin sopası sustu. İşçiler koşturmaya başladılar, kardeşim endişeli baktı bana. Ben ona baktım şaşkınca, korkudan gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Yarısı yenmiş ekmeği elinde duruyordu hala&#8230;</p>
<ul>
<li>Sen burada otur ben gidip bir bakayım, dedim.</li>
<li>Abla gitme ne olur, dedi.</li>
<li>Belki bir faydam olur Emre, ben hemen bakıp geleceğim, dedim.</li>
<li>Ablaaaaa! diye bağırdığını işitirken arkamdan, koşarak inşaata girmek istedim. Ustabaşı,</li>
<li>Nereye çocuk, dur bakalım! Deyip durdurdu beni, tuttu kolumdan usulca&#8230;</li>
<li>Ben ilk yardım dersi aldım amca, dedim ivecenlikle. Bir faydam olur belki diye geldim&#8230;</li>
</ul>
<p>Şaşkın bakışlarından kaçıp, sol tarafı kanlar içinde sedyede yatan işçiye doğru koştum. Sol kolundaki yarası derindi, çok kan kaybediyordu ve hemen durdurulması gerekiyordu. Ambulans gelene kadar bir şeyler yapmalıydım. Hemen temiz bir bez istedim, yarayı sıkıca sardım ve düğüm attım. Sonra da üzerine küçük bir sopayla bastırıp yeniden sardım. Kanama durdu kısa bir süreliğine. Tıpkı öğretmenimden öğrendiğim gibi, üstüne tekrar bir bez sardım. Saati sordum ve sağ elinin avucuna bu saati kalemle yazdım. O kadar hızlı olmuştu ki her şey ben bile şaşkın bakakalmıştım kendi halime. Üstüm başım, her yerim kan içindeydi. Ustabaşı yanıma geldi, alnımdan öptü beni.</p>
<ul>
<li>Hızır gibi yetiştin be çocuk, dedi.</li>
</ul>
<p>Ambulans geldi, beyaz önlüklü hemşireler indiler. Yaralının halini gören baş hemşire,</p>
<ul>
<li>Bu turnikeyi kim uyguladı? Dedi. Ustabaşı beni gösterdi.</li>
<li>Aferin sana, ne güzel yapmışsın turnikeyi, okulda mı öğrendin? Dedi. Ben de başımı sallayarak,</li>
<li>Evet. Öğretmenimiz ilk yardım dersinde öğretti, dedim.</li>
<li>Sen büyüyünce hemşire olmalısın, dedi. Bana göz kırptı, saçımı okşadı…</li>
</ul>
<p>İşte o gün, o anda karar vermiştim, büyüyünce hemşire olacaktım. Zaten öğretmenim de elimin çok yatkın olduğunu söylemişti, ilk yardım derslerinde yaptığım uygulamaları görünce&#8230;</p>
<p>İnsanın hayatı bazen tek bir olayla değişiverir, kader tek bir anla seni yol ayrımına getirip bırakıverir. O gün eve döndüğümde kan içindeki mavi okul önlüğümü anneme göstermeden kendim yıkamıştım. Annem ve babam dokuma fabrikasında işçi olarak çalışıyorlardı. Tek amaçları kardeşimi ve beni okutmak, kendi mavi önlüklerinden bizleri uzak tutmaktı. Şaka yapardı bazen babam, “bak bizde okula gidiyoruz” derdi kendi işçi önlüğünü göstererek. Oysaki hiç şikâyet etmediği halde okuyamamış olmaktan gizli gizli üzüntü duyduğunu bilirdim. Hemşire olursam beyaz önlük giyerim dedim kendi kendime. Beyaz kep takarım, ben annem ve babam gibi işçi olmayacağım…</p>
<p><figure id="attachment_14945" aria-describedby="caption-attachment-14945" style="width: 816px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg"><img class="wp-image-14945 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=640%2C325" alt="" width="640" height="325" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?w=816&amp;ssl=1 816w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=300%2C153&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=474%2C240&amp;ssl=1 474w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14945" class="wp-caption-text">Tekstil Fabrikası İşçileri</figcaption></figure></p>
<p>Fabrikanın çalışma koşulları çok ağırdı. Üç vardiya çalışıyorlardı. Annem ve babam iplik bölümündeydiler. İşi öğrenip dokuma tezgâhlarına geçmek istiyorlardı. Orada çalışanlar biraz daha iyi maaş alıyorlardı. “ Dokumacılık iplikçilikten evladır “ derdi babam. Dokumacı olamadan daha fabrikada grev patlak verdi bir gün. Yaz tatili gelmişti. Evdeydik kardeşimle biz. İki ay maaş alamadan öylece bekledi babam. Annemi işten çıkarttı patron. Çünkü ne sigortası ne de sendikası vardı. Evlere temizliğe gitmeye başlamıştı. Karnımızı zor doyuruyorduk aldığı üç beş kuruşla. Fabrikada giydiği mavi önlüğünü, zengin evlerinde temizlik yaparken giyiyordu annem artık&#8230;</p>
<p>Annemin işde olduğu bir gün babama yemek götürmeye gittik kardeşimle. Sefer tasındaki kuru fasulyeyi dökmeden götüreyim diye, yol boyunca sağ kolumu hiç sallamamıştım. Sol elimle kardeşimi sıkı sıkıya kavramıştım. Babamın  mavi işçi gömleği yoktu nedense üzerinde. “Grev Gözcüsü” yazan bir başka mavi gömlek vardı. Bu sefer başında mavi bir kasket, “ Bu İş Yerinde Grev Vardır” yazan mavi bir pankart  ellerinde…</p>
<p><em>Yaşamak şakaya gelmez,</em><br />
<em>büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın</em><br />
<em>bir sincap gibi mesela,</em><br />
<em>yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,</em><br />
<em>yani bütün işin gücün yaşamak olacak.</em></p>
<p>Bir sebze sandığının üzerinde bu şiiri okuyordu babam. Benim babam, ilkokulu zor bitirmiş gazete bile okumayan babam… Ezberinden şiir okuyordu… Beni gördü, elimdeki sefer tasını ve kardeşimin elini nasıl sıkı sıkı tuttuğumu gördü. Gözleri doldu. Sesi çatladı. İndi sandıktan. Yanıma geldi. İki koluyla sarıldı bize…</p>
<p>Bir alkış koptu, neye uğradığımızı bilemedik. Bütün işçiler bize gülen gözlerle bakıyorlardı. Sefer tasını aldı elimden babam. Bir kâğıt tutuşturdu elime, sonra demin indiği sandığa çıkarttı beni. “ Oku” dedi bana. İşçiler bana bakıyordu, babam bana bakıyordu.</p>
<ul>
<li>Hadi oku kızım, dedi gururla… Okudum ilk defa hayatımda, Nazım Hikmet’in şiirini…</li>
</ul>
<p><em>Yaşamayı ciddiye alacaksın,<br />
yani o derecede, öylesine ki,<br />
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,<br />
yahut kocaman gözlüklerin,<br />
beyaz gömleğinle bir laboratuarda<br />
insanlar için ölebileceksin,<br />
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,<br />
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,<br />
hem de en güzel en gerçek şeyin<br />
yaşamak olduğunu bildiğin halde.</em></p>
<p><em>Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,<br />
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,<br />
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,<br />
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,<br />
yaşamak yani ağır bastığından.</em></p>
<p>Fonda kaset çalıyordu, uzaktan geliyordu müziğin sesi…</p>
<p><em>Elim sanata düşer usta yürek acıya,</em></p>
<p><em>Ölüm hep bana bana mı, bana mı düşer usta,</em></p>
<p><em>Ölüm hep bana bana mı, bana mı düşer usta…</em></p>
<p><strong>Otuz altı yaşındayım artık, mavi hayallerimden çok uzakta bir hastanede gece nöbetindeyim. Silah sesleri geliyor. Sınıra çok yakın bir yerdeyiz. Savaşın ortasındayız, patlayan bombalardan kopan çocuk kollarını yerlerine dikmeye çalışmaktayız. Hemşire oldum, babama söz verdiğim gibi. Oku demişti, okudum. İşçi olmadım onlar gibi…</strong></p>
<p><strong>Ama giyemedim beyaz önlüğü, beyaz kep takamadım maalesef. Kaldırmışlar ben okurken üniversitede ne yazık ki…</strong></p>
<p><strong>Mavi hemşire önlüğü giyiyorum şimdi. İki tane verdiler, biri kanlanınca yıkayıp öbürünü giyebileyim diye&#8230;</strong></p>
<p><strong>İşçi olmadım annem babam gibi… Ama şerefli bir mavi önlük giyiyorum, tıpkı alın teri ve emeğiyle çalışan milyonlarca insan gibi…</strong></p>
<p><strong>Yaşamak Şakaya Gelmez Değil Mi Nazım Usta? Sen öğrettin bunu bana, yaşamanın ne demek olduğunu bilmeden daha&#8230;</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ZHJJVZfnHzU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Binbir Surat / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jun 2018 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14899</guid>
				<description><![CDATA[<p>Neye benzediğini bile kestiremediği o şeye saatlerce baktı. Gözünü bir saniye ayırmadan ve yeni aldığı siyah kundurasının üstünde biriken kara aldırış etmeden, saatlerce bekledi. Bunca bekleyişe rağmen elde ettiği tek şey sağlam bir soğuk algınlığıydı. Öyle bir bardak nane limonla geçecek türden bir soğuk algınlığı değildi bu. Birkaç metre öteden onu gören insanlar, hasta olduğunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/">Binbir Surat / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Neye benzediğini bile kestiremediği o şeye saatlerce baktı. Gözünü bir saniye ayırmadan ve yeni aldığı siyah kundurasının üstünde biriken kara aldırış etmeden, saatlerce bekledi. Bunca bekleyişe rağmen elde ettiği tek şey sağlam bir soğuk algınlığıydı. Öyle bir bardak nane limonla geçecek türden bir soğuk algınlığı değildi bu. Birkaç metre öteden onu gören insanlar, hasta olduğunu hemen anlıyorlardı. Zira böyle bir titreme ya bir hastada ya da bir delide olabilirdi. Saatler sonra harekete geçmek isteyince donmuş bacaklarını açması pek kolay olmadı. Önce birkaç kez olduğu yerde zıpladı. Daha sonra kollarını iki yana açıp sallanarak ceketindeki karları da döktü. Hala anlamsız gördüğü şeye son bir kez bakıp garip bir tebessümle yoluna koyuldu.</p>
<p>Şehre ne zaman kış çökse ve yağan kar şehri en büyülü haliyle örtse, kendini hemen dışarı atar, ne soğuğa ne de ona bakan aşağılayıcı gözlere aldırış etmezdi. Yine de böyle zamanlarda, özellikle bazı dükkânlarda ve mağazalarda gördüğü o anlamsız şeyi saatlerce izlemeden bulunduğu yerden ayrılmazdı. En çok da bu sıralarda hissederdi o garip hissi. O anlam veremediği şeyi izlerken, biri de onu izliyormuş hissinden kurtulamazdı hiç. Kışın sertliğini en acımasız haliyle gösterdiği günlerden bir gün, çıktı dışarı. Üstünde her zamanki lacivert, kalın ceketi ve yağan kara inat giydiği siyah kunduraları ile. Önce pas geçti dimdik duran onur simgesi direkleri. Uzunca sıralanmış olan apartmanların bittiği köşeden dönünce karşısına şehrin en meşhur caddesi çıktı. Göz bebekleri bir anda kocaman olmuştu adamın. Akşamın bu saatine rağmen bu kadar kalabalık olması onu da şaşırtmıştı doğrusu. Neden sonra aniden irkildi ve ceketinin yakasını dikip hafif bir titremeyle yoluna koyuldu.  O ilerledikçe kalabalık artıyor, kalabalık arttıkça adamın içindeki korku ve zevk miktarı eşit miktarda yükseliyordu. En karmaşık duyguları muhteşem bir zevkle yaşarken yine yerle bir oldu iç dünyası adamın. Bir anda soğuk bir nefes ve bir çift adım hissetti hemen ardında. Besbelli takip ediliyordu. Önce adımlarını hızlandırdı. Bu hamlesine karşı arkasındaki adım sesleri de serileşti. Hatta bir ara ensesindeki nefesin gittikçe soğuduğunu bile hissetti. “Neredeyse bir ölü tarafından takip edildiğimi düşüneceğim” dedi kendi kendine. Ne zaman bir köşeden dönüp yolunu değiştirse, arkasındaki soğuk nefesli insan da aynı yollardan onu takip etmeye devam ediyordu. Bir ara büyük vitrinli bir mağazanın önünde birden duruverdi ve takip eden insanı görmek için gözleriyle omzunun arkasını yokladı. Uzun uzun gözledi adam arkasında kalan kalabalığı, fakat tek gördüğü birbirinden habersiz yürüyen kalabalık bir insan topluluğuydu. Tekrar gözlerini önüne düşürüp yola koyulacaktı ki o anlamsız şeyi yeniden gördü. Görmesiyle birlikte öylece kalakaldı olduğu yerde. Bazen başını ağır ağır sağa sola çeviriyor bazen de sert bir rüzgâr onu uyarınca gözlerini dahi kırpmadan yavaşça tek eliyle ceketini önünde topluyordu.</p>
<p>Birkaç saat sonra, yerinden bir adım bile kımıldamayan adam aniden derin bir nefes alıp hızlı adımlarla geldiği yolu geri gitmeye başladı. Yine takip edildiğinin farkındaydı hatta bu sefer dönüp arkasına bile bakmıştı fakat yine gürültülü kalabalık ve sıcak renklerle parlayan şehir ışıkları vardı adamın arkasında. Hızlandıkça soluğu da hızlanıyordu. Ceketinin önünü tutmayı bırakmış bütün kış mevsimini tek başına göğüslemişti. Döneceği son köşe gözüne göründüğünde birden durdu. Sanki arkasındaki bütün insan topluluğu da onunla birlikte hareket etmeyi kesti. Ne bir soluk ne bir ışık kalmıştı arkasındaki o meşhur caddede. Soğuk kış ayazı bütün yüzleri eşit şekilde yakıyor, rüzgâr bütün gece boyunca en özgür dansını yapıyordu. Olanları fark etmesine rağmen arkasına dönüp bakamadı bile. Göz bebekleri yok olacak kadar küçülmüştü. Aldığı nefesi duyacak kadar rahatsız edici bir sessizlik olduğundan nefes almayı bile bıraktı. Tekrar hareket etmeye yeltendiğinde bütün insanlar ona doğru yürüyor, ona doğru hamle yapmak için zaman kolluyorlardı. Köşeyi dönene kadar ağır adımlarla ilerlemiş ve evi gözükmüştü fakat aynı zamanda arkasındaki kalabalık da ona iyice yaklaşmıştı. Korkmuş ve tedirgin bir şekilde olduğu yerde planlar yapıyor, eğer koşarsa kendini eve nasıl atabileceğini hesaplıyordu. En son bacaklarını hissetmediğinin farkına vardı. O kadar çok beklemişti ki siyah kunduraları buzdan iyice parlamış, beklediği yer ise epey kayganlaşmıştı. Eğer kendi hareket etmezse vücudu ona ihanet edecek ve bir şekilde kayıp arkasındaki kalabalığın kucağına düşecekti. Bunun farkına varıp önce derin bir nefes aldı ve bütün cesaretini topladı. Ardından nefesini yavaşça verip olanca hızıyla koşmaya başladı. Koştukça ciğerleri keskin bir acıyla buluşuyordu. Yüzü bir volkan gibi kızarmıştı. Vücudunun ateşler içinde yandığını hissediyordu fakat bir yandan da akşamın erken saatlerinde ensesinde hissettiği o serin nefes daha da artarak bütün sırtını buz kesiyordu. Saatlerce koşmuş gibiydi, yolun yarısına geldiğinde. Bir tepeyi tırmanırken durup dinlenmek yapılacak en mantıksız hareketlerdendi. Bu yüzden ne durdu ne de dönüp arkasına baktı. Bir süre daha koştu ve tepedeydi. Neredeyse evine varmıştı fakat evden çıkarken ceketinin koluyla temizlediği kundurası paramparça olmuş, üstelik ceketi de çoktan üstünden çıkmıştı. Birkaç adım daha atabildi yumuşak karın üzerinde. Hızı iyice azalmış, adımları güçsüzleşmişti. En son koşmayı bırakıp bir anda dizlerinin üstüne yıkılıverdi. Ellerini karın içine daldırıp son gücüyle yumruklarını sıkıca kapadı. Zaten dizlerinin üstüne çökünce vücudunun yarısı karlar içine gömülmüştü. Arkasından koşan kalabalığın vahşi gürültüsü iyice artmıştı. Her birinin çirkin yüzlerini şimdiden görebiliyordu. Sesler iyice yükseldiğinde ve koşan adımlar yeri titrettiğinde kendini karların içine bırakıverdi.</p>
<p>Gözlerini açtığında soğuk bir nefesle kalktı yattığı yerden. Önce ellerini daha sonra ayaklarını kontrol etti. Her zamankinden sağlıklı gözüküyordu. Daha sonra anladı evinde olduğunu. Ayağa kalktı. Hava her zamanki gibi serin ve rüzgârlıydı. Rüzgârın uğultusu ince melodilerle yağıyordu şehre. Zihnini yoklamadan önce bir bardak su içti ve dolapta asılı olan yeni kıyafetlerini gördü. Büyük bir endişe ve isteksizlik ile giyinip kendini dışarı attı. Her zamanki yürüdüğü caddeye doğru yol almaya başlamıştı. Ne bir korku ne de bir zevk vardı içinde. En sade haliyle sadece yürüyor, sağına soluna bile bakamıyordu. Ensesindeki soğuk nefesin eksikliğini fark etmemişti bile. Karanlıkta sıcacık renklerle parlayan binaların sabah olunca makyajı akmış çirkin birer yığına dönüşmüşlerdi. Caddenin sonlarına doğru ufak bir dükkânın önünde durdu. Derin bir nefes verdi. Verdiği nefesle önündeki cam birden buzlanmaya başladı. Cam buzlanınca görüntüler daha da keskinleşti ve gözlerini bütün camda gezdirdi. Şimdi ise koca cam vitrinde gördüğü tek şey kendi yansımasıydı. Birkaç dakika bile izleyemeye dayanamadan yavaş adımlarla oradan ayrıldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/">Binbir Surat / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14899</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uykudandüş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uykudandus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uykudandus/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jun 2018 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14756</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hiç anlam veremediğim durumlar var. Yaşıyorum yani. Hiç anlam veremediğim insanlar. Hiç anlam veremediğim duygular. Hisler böyle. Yani ne konuşabiliyorum böyle ne de susmak iyi hissettiriyor. Ne gidebiliyorum mesela ne de kaldığımda dinginim. Anlayamıyorum. Katlanamıyorum. Sanki sürekli derine ittiğim pimi çekilmiş bomba. Zihnim susmuyor. En çok bu deli ediyor. Benim yanımda ol. Karşımda değil. Tartışma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uykudandus/">Uykudandüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç anlam veremediğim durumlar var. Yaşıyorum yani. Hiç anlam veremediğim insanlar. Hiç anlam veremediğim duygular. Hisler böyle.</p>
<p>Yani ne konuşabiliyorum böyle ne de susmak iyi hissettiriyor. Ne gidebiliyorum mesela ne de kaldığımda dinginim. Anlayamıyorum.</p>
<p>Katlanamıyorum.</p>
<p>Sanki sürekli derine ittiğim pimi çekilmiş bomba.</p>
<p>Zihnim susmuyor. En çok bu deli ediyor. Benim yanımda ol. Karşımda değil. Tartışma benimle. Kavga etme.</p>
<p>Kafamın içinde sürekli aynı ses. Tek bir cümle.</p>
<p>İstediğin bu mu?</p>
<p>Hayır değil. Ama ne yapabilirim?</p>
<p>İçim rahat.</p>
<p>Kalman için elimden gelen her şeyi yaptım. Yine de gitmekten vazgeçmedin. Bende bıraktım o yüzden.</p>
<p>Kendimi sana adanmış bir ömürle oradan oraya atıyorum. Artık hiçbir şeyin seni geri getirmeyeceğinin farkındayım. Bu günler geride kalsın istiyorum.</p>
<p>Yeni bir başlangıca hazırım. Göğüs kafesimdeki seni elime aldım. Sonra onu bir kutuya koydum. Bir daha açılmayacak o kutu. Rahat bir uyku istiyorum. Dinlendiren bir uyku. Bu mümkün mü? Dinlendiren uykular var mı? Aklıma kuş uykusu geliyor yine. Seni düşündükçe zihnime batan bir gerçeklik var. Uyumama engel oluyor.</p>
<p>Olağan durumları duvarlarla örüyorlar. Yapamıyorum. Nefes alamıyorum. Elimde kalan tek şey alışkanlıklarım. Elmalı çaylar. Aynı şiirin aynı mısrasını tekrar tekrar okudum.</p>
<p>Şair yanılıyor.</p>
<p>“ bütün acılar zamanla geçmez. “</p>
<p>Yinede benim için çektiği tüm acılara minnettarım.</p>
<p>“ Keşke kaçabilsem. Bildiğim, bana ait olan, sevdiğim şeylerden kaçabilsem. Keşke gidebilsem burası olmayan herhangi bir yere. Bu yüzleri, bu alışkanlıkları, bu günleri görmek istemiyorum artık. Başka biri olmalı, hücrelerime sinmiş bu rol yapma saplantısının yorgunluğunu atmalıyım. Uyku huzurla değil, hayatla çöksün üstüme. Deniz kenarında bir kulübe, hatta dağların sarp eteklerinde bir mağara yeter bana. Ne yazık ki istemekle olmuyor. “</p>
<p>( Pessoa / huzursuzluğun kitabı )</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uykudandus/">Uykudandüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uykudandus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14756</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 May 2018 06:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Comfortably Numb]]></category>
		<category><![CDATA[Edvard Munch]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[The Wall]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14623</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ Hiç kimse benim gibi değildi ve ben de hiç kimse gibi değildim. Ben tek başınaydım onlarsa herkes” Dostoyevski  Yürüyordun, hatırlıyor musun? Bir gece vaktiydi, vakit 00.00 olmadan hemen önceydi. Yeni bir güne dönmeden gece daha, daha sıfırlamadan gelip geçeni &#8211; artık neyi sıfırlıyorsa &#8211; bitirmeden uykunun gölgesinde görülen rüyaları, zaman herkes için hızla akıyorken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“ </strong><strong>Hiç kimse benim gibi değildi ve ben de hiç kimse gibi değildim. Ben tek başınaydım onlarsa herkes” Dostoyevski </strong></p>
<p>Yürüyordun, hatırlıyor musun? Bir gece vaktiydi, vakit 00.00 olmadan hemen önceydi. Yeni bir güne dönmeden gece daha, daha sıfırlamadan gelip geçeni &#8211; artık neyi sıfırlıyorsa &#8211; bitirmeden uykunun gölgesinde görülen rüyaları, zaman herkes için hızla akıyorken karanlığın koynunda, sen, hızlı adımlarla yürüyordun bilmediğin yollarda… Korkun, yüreğinin bir köşesinde sinmiş bekliyordu ağzından çıkmayı ve delicesine geceye haykırmayı… Oysa sen, korkuna yenik düşmeden, usulca ağlıyordun neye ağladığını bile bilmeden… Değil haykırmak, tek kelime bile geçmiyordu kafandan, geçmiyordu zaman, geçmiyordu damarlarının içinde akan kan, sinende yanan kor alevleniyordu durmadan…</p>
<p><figure id="attachment_14790" aria-describedby="caption-attachment-14790" style="width: 513px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg"><img class=" wp-image-14790" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?resize=513%2C289" alt="" width="513" height="289" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?w=852&amp;ssl=1 852w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 513px) 100vw, 513px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14790" class="wp-caption-text">Gece Yarısı Sokakta Yürüyen</figcaption></figure></p>
<p>Soğuktan morarmış parmaklarına bakmadan, çisileyen yağmura aldırmadan, adımlarını hızlandırıyordun an be an&#8230; Kızgın kumların üzerinde yürüyordun sanki&#8230;Telefon ettiğinde “hemen gel” demişti sana karşındaki… Kimdi? Neyin nesiydi? Daha kaç günlük bir tanışıklıktı sizinkisi, hakkında ne düşünürdü bilmiyordun. Bilme lüksün yoktu, sabaha kadar kalacak bir yere ihtiyacın vardı, o kadardı, yapacak başka bir şey yoktu, gece bir türlü bitmek bilmiyordu…</p>
<p>Otobüse bindin, şoförün bakışlarını umursamadan en arka koltuğa gidip oturdun, yaşlı bir adam ve sen… Kimse yoktu koskoca otobüste… Evsizdi yaşlı adam büyük bir ihtimalle. Son seferden önce sıcak bir yatak bulmanın keyfiyle, horluyordu. Beton zemindeki yatağıyla buluşmadan önce, beyaz sakallarının arasında kaybolmuş dudaklarıyla, gülümsüyordu. Otobüs gecenin ıssızlığında hızla ilerliyordu. Son seferini yapan şoförün, bu münasebetsiz yolcuları bir an evvel yerlerine ulaştırmayı istemek dışında bir niyeti yoktu. Uzun günün ardından evine varacak, yumuşak yastığına başını gömecek ve derin bir uykuya dalacaktı. Neyse ki senin yolun yakındı. Bir kaç durak kalmıştı inmene, otobüs durağında karşılayacaktı bekleyen seni&#8230; Bekleyen o muydu gerçekten, yoksa bilinmezliğe seni götüren kaderin miydi? Birazcık ısınmıştı ellerin, hızla savrulan otobüsün içinde ne kadar da biçareydin. Durağa yaklaşınca ayağa kalktın ve düğmeye bastın. Oracıkta indin, kimse yoktu otobüs durağında. Şaşırdın ilkin&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14794" aria-describedby="caption-attachment-14794" style="width: 543px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg"><img class=" wp-image-14794" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=543%2C362" alt="" width="543" height="362" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=960%2C640&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14794" class="wp-caption-text">Gecenin İçinde Hızla Savrulan Otobüs</figcaption></figure></p>
<p>Gecenin bir yarısında, bilmediğin bir semtte doğru düzgün tanımadığın biri seni ekmişti. Oysa telefonda ne kadar da müşfik geliyordu sesi. Nasıl da heyecanlanmıştı sesini duyunca, hiç tereddüt etmeden buyur etmişti kendi evine, güven vermişti sana sesi… Oysa şimdi, kalakalmıştın işte bir başına, otobüs durağında. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladın, öfke, kızgınlık ve çaresizlikle birlikte baş başa kalmıştın. Duraktaki banka oturdun. Sabaha kadar burada otururum dedin içinden. Üstü kapalıydı en azından, yağmur yağsa gece, ıslanmazdın hiç değilse. Sonra  durağın adına bakmak geldi aklına birden. Yanlış bir durakta mı inmiştin acaba? Sevindin, tabi ya yanlış durakta inmiştin. Bir durak daha vardı, silip gözyaşlarını hızlı adımlarla yürüdün bomboş caddede boylu boyunca. Ya beklemezse beni diye korkuya kapıldın. Koşar adım yürüyordun artık. Peşinden gelen gölgeyi fark etmemiştin daha. Sen hızlanınca gölge de hızlandı ve arkadan koşmaya başladı. Bütün cesaretini toplayıp döndün arkana bir hışımla&#8230; Bir de ne göresin, ufacık bir yavru köpekti  peşinden gelen senin…</p>
<p>Durdun caddenin ortasında ayaklarının dibinde seni kokluyordu, fır dönüyordu etrafında. O da senin gibi yapayalnız kalmıştı bu koskoca dünyada. Eğilip kucağına aldın onu, sıcaklığını sevdi, yaladı senin boynunu. Birlikte yürümeye başladınız. Sanki geceden seni koruyacak bir melek göndermişti tanrı. Korkularından arındıracaktı seni ve sevilecektin yeniden, bu bir işaretti güzele yönelen&#8230;</p>
<p>Az kalmıştı otobüs durağına, bir karaltı mı vardı orada?</p>
<p>Seni bekliyordu. Üşümüştü, telaşlıydı. O halinle görünce seni bir oh çekti ve elini uzattı hemen sana… İçin ısındı bir anda ona… Hızlıca anlattın olan biteni, neden geciktiğini&#8230; O, sen ve minik köpek yavrusu yürüyordunuz gecenin içinde, yeni bir yola doğru… Gülümseyen su yeşili gözleriyle, uzun kıvırcık saçlarını başıyla geri atıp elini omzuna koyduğunda “ hallederiz&#8221; dedi sana…</p>
<p>Bodrum kattaki kiralık dairede kimseler yoktu. Finaller yüzünden yurtta kalıyordu arkadaşları. Gelip gitmek zor oluyordu okuldan eve, tesadüf uğramıştı o da bugün zaten kendi evine…</p>
<p><figure id="attachment_14804" aria-describedby="caption-attachment-14804" style="width: 484px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg"><img class=" wp-image-14804" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?resize=484%2C595" alt="" width="484" height="595" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?resize=244%2C300&amp;ssl=1 244w" sizes="(max-width: 484px) 100vw, 484px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14804" class="wp-caption-text">Edvard Munch’un Çığlık Tablosu</figcaption></figure></p>
<p>“ Aç mısın” dedi sana. Açtın ama farkında değildin neye aç olduğunun, midendeki yangın açlıktan mı öfkeden mi bilemeyecek haldeydin. “ Bir şeyler yerim “dedin.</p>
<p>Bir şeyler yediniz, mutfakta yumurta pişirdiniz ve sıcak çayın etkisiyle rahatlayınca “ hadi anlat bakalım” dedi sana…</p>
<p>Nerden başlayacağını bilemedin. Gözlerin duvardaki resme takılı kaldı. Sanki seni anlatıyordu. Bütün yaşadıklarının özetiydi adeta ve senin için resmedilmişti öyle geldi o zaman sana&#8230; Söyleyecek ne kadar da çok sözün vardı aslında. Çocukluğundan beri tüm yaşadıkların dudaklarından değil, gözlerinden dökülmeye başlamıştı. Hiç tanımadığın bir evde, tanımadığın birinin omzunda katıla katıla ağlıyordun. Ağzından tek bir kelime bile çıkmadan, gözyaşlarınla konuşuyordun. Gece çok uzun olacağa benziyordu. Bir şarap açtı, bir kaset koydu teybe, bardaklara boşalan lal gibiydi dudakların… İlk kez duyduğun müziğin tınısında kendini buldun…</p>
<p>” Is there anybody out there… “ dışarda birileri var mı?&#8221; diye hıçkıran sendin, duvardaki Edvard Munch’un Çığlık tablosundaki sen… Elektro gitarın ağıtları senin içindi. Sen çınlıyordun kulaklarda. İlk kez sesini duymuştu birileri ve sana bakıyordu tüm içtenliğiyle, insanca&#8230; Yumdun gözlerini, müziğe bıraktın kendini… Gözlerinin önünde alabildiğince uçsuz bucaksız mavi bir sümbül tarlası uzanıyordu. Küçük bir kız çocuğu koşturuyordu içinde, birden pembe elbisesiyle sen oluyordun o kız çocuğu… Pembe bir lale olarak kalıyordun mavi sümbüllerin içinde…</p>
<p style="text-align: center;">İşte bütün olan biteni açıklıyordu bu…</p>
<p><figure id="attachment_14635" aria-describedby="caption-attachment-14635" style="width: 332px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg"><img class="wp-image-14635 " src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?resize=332%2C221" alt="" width="332" height="221" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14635" class="wp-caption-text">Mavi Sümbüller İçindeki Pembe Lale</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vPTb-5ofBX8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Memleket Meselesi / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 May 2018 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14539</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun, kirli parmaklarından akan kanı sildi ihtiyar. Tırnaklarındaki kurumuş motor yağıyla buluşunca kanı, elleri bir resim paletine döndü. Biraz içinden sövdü çırağı duymasın diye. Çırak zaten oralı bile değildi. Kesiklerinden bir dünya haritası çıkabilirdi ya da yaşı sayılabilirdi yüzündeki kırışıklıklardan. İçeri girdim. Bir torna tezgâhına bırakabileceğim en güzel selamı bıraktım. Çırak aldı selamımı. İhtiyar bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/">Memleket Meselesi / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun, kirli parmaklarından akan kanı sildi ihtiyar. Tırnaklarındaki kurumuş motor yağıyla buluşunca kanı, elleri bir resim paletine döndü. Biraz içinden sövdü çırağı duymasın diye. Çırak zaten oralı bile değildi. Kesiklerinden bir dünya haritası çıkabilirdi ya da yaşı sayılabilirdi yüzündeki kırışıklıklardan. İçeri girdim. Bir torna tezgâhına bırakabileceğim en güzel selamı bıraktım. Çırak aldı selamımı. İhtiyar bir çay söyledi önce, sonra ulaştı selamım kulaklarına. Uzunca bir zamandır görmemiş gibi açtı kollarını iki yana. Bu samimiyete bir tebessüm yeter diye düşündüm. Anlayışlı bir bakışla daha da anlam kazandı hafif gülümsemem. Oturmam için yer gösterdi. Zaten divan boylu boyunca boştu. Çekingen oturuşum ihtiyarın dizime bir avuç darbesiyle dağıldı. Garip, kendimi buralı gibi hissetmeye başlamıştım. Açıkçası çayın kokusu şımartmıştı biraz da beni. Hatta bir ara çayı karıştırdıktan sonra, kaşığı sehpaya fırlatmak bile geçti aklımdan. Neyse ki ihtiyarın arkasındaki bileme bıçaklarını gördüm. O zaman geldi aklım başıma. Konuya giriş yapmak, konunun kendisi kadar zordu. Hem geri dönüşü de yoktu. Bu yüzden gözlerim hala yerde dağınık halde duran İngiliz anahtarı takımında. Bir anda haykırdım:</p>
<ul>
<li>Gidiyorum.</li>
</ul>
<p>Sesimin ayarı fazla kaçmış olacak ki çırak elindeki bütün vidaları yerle buluşturdu. İçimden gülmek ama karşımda bir çift gür ve beyaz çatık kaş görünce kıkırdamam bile ciğerime kaçtı ve kıyamet bundan sonra patlak verdi. Keşke kelimesi hayatım boyunca hiç bu kadar anlamlı olmamıştı ama keşke ağzımın kilidini açık bırakmasaydım. Şimdi ihtiyar her mimiğinde farklı bir yerime kesik atıyor, ben aklımdan hızlıca bunları geçirirken ihtiyarın elmacık kemikleri birer volkan yaratıyordu. Gırtlağında kabaran her damar bir yol ayrımı gibiydi benim için. Bu sırada başladı taptaze bir kar yağışı. Zaman o kadar yavaşlamıştı ki kar tanelerinin birbirinden kaçışı bile gözlemlenebilirdi. Gözlerimi çekip kurtaran daldıkları yerden ihtiyarın gür sesi oldu:</p>
<ul>
<li>Hiçbir yere gidemezsin efendim!</li>
</ul>
<p>Ne kadar samimi ve sevecen dursa da bu cümle, ihtiyarın yüzünden öfke ve inat okunuyordu. Çırak ortalıktan kaybolma işinde tecrübeliydi. Beni kurtarsın diye uzun süre aradı gözlerim onu. Bir keresinde de memleketimden ayrılırken bu duruma gelmişti gözlerim.</p>
<p>Sonuç olarak tehlikedeydim ve buradan sağ çıkabilmemi sağlayacak kimse yoktu. Enseme değen soğuğu hissedince anladım çırağın arka kapıdan kaçtığını. Avuç darbesiyle gevşeyen dizlerim daha da karmaşık bir hal almıştı. Önümdeki çayda yansımamı görünce aklıma Afrika belgesellerindeki antiloplar geldi nedense. Galiba bunun sebebi kuru ayazdan yanan yüzüme nasırlı beş iri parmağın dörtnala koşmasıydı. Bir kelimem, ihtiyarın o günkü av ihtiyacını karşılamıştı. Tokat değil de, çırağın ben tokadı yedikten sonra ortaya çıkması sinirlerimi bozdu en çok. Hani elimde olsa şöyle bol şekerli bir tokat da ben çırağa armağan ederdim. İhtiyar artık ayaktaydı. Yaşına rağmen hareketleri diri ve sabırsızdı. Zaten yarısı kül olmuş sigarasını tek nefeste bitirdi. Bir yandan da tokat attığı elinin işaret parmağıyla havada ileri geri zikzaklar çiziyordu.</p>
<p>Dakikalarca volta attı ihtiyar, zaten üç beş adım olan dükkânda. Bu sırada duyulan tek ses çırağın amaçsızca giriştiği bir mutfak robotu tamirinin vida ve jilet sesleriydi.</p>
<p>Sonralardan karın üzerine basan bot sesleri duydum. Bir yazarı koysanız şu an yerime, eminim kelime dağarcığı bir ankaya atlayıp Kaf dağına doğru uzaklaşır. Ne söylesem ihtiyar daha çok sinirleneceğinden epey uzun bir süre konuşmadan zemindeki taşlarla bakıştım. En sonunda bu durumdan ihtiyar da sıkıldı. Gözlerini bana çevirip:</p>
<ul>
<li>Yapacak işlerin var, dedi.</li>
<li>Yapamam, dedim.</li>
<li>Zaten bu yüzden gidiyorum, diyerek de sesimi iyice yükselttim.</li>
</ul>
<p>İlk hamleyi ihtiyarın yapması cesaretlendirmişti beni.  Hiçbir zaman hak etmedim bu toprakları ben. Yer yarılsa da bütün âlem girse içeri, bir beni kabul etmezler aralarına. Gerçek yurdumu bulmam lazım.</p>
<p>Söylediklerim ihtiyarda sakinleştirici etkisi yapmıştı. Yerine oturup çıraktan bir bardak su istedi ama sehpaya konan sudan bir yudum bile almadı. Ağzından derin bir nefes alıp “Git” dedi sadece. Ne yapacağımı şaşırdım ilk başta. Sonra çırağa kindar bir bakış atıp dışarı fırladım. Önüme biri çıksa yerle yeksan edebilirdim. Bu yüzden tercih ettim ara sokakları. Önce biraz hızlı yürüdüm daha sonra yavaşlattı rüzgâr ayaklarımı. Baktığım her yansımada şekilsiz bir yüzden başka bir şey göremedim.</p>
<p>Zihnimin en derin köşelerinde ihtiyarın sözlerini tekrarlayıp durdum. Ben düşündükçe yol daraldı, yol daraldıkça ciğerlerim küçüldü. Kaldırımlar artık daha bir seviyesiz gelmeye başladı. Dayanamayıp bir tekme savurdum taze karı yutan kaldırıma. Hürüm artık. Her kanadımda özgürlüğe daha çok yaklaşıyorum. En son gördüğüm ise yerdekilerden, çırağın pis sırıtışı oldu. Her nefesimde daha da yükseldim. Tutulmaz artık ellerim ve beni kimse bulamaz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/">Memleket Meselesi / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14539</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Limon Ağacı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 May 2018 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14534</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genetik suskunluğumun acısını çekiyorum. Babamdan bana kalan en büyük miras susmak. Katlanamasam da, acı kalbimi kemirse de susuyorum. Kaderci bir ailenin 3.çocuğuyum. Benden sonra 3 kardeş daha yapmış annem. Babamı aldattığı başka bir adamla. Babam o kadar güçsüzmüş ki kabul etmiş her şeyi. Sormamış neden? Neden yaptın? Ben de sormadım. Babamın kızı olduğum için hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/">Limon Ağacı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genetik suskunluğumun acısını çekiyorum.</p>
<p>Babamdan bana kalan en büyük miras susmak. Katlanamasam da, acı kalbimi kemirse de susuyorum.</p>
<p>Kaderci bir ailenin 3.çocuğuyum. Benden sonra 3 kardeş daha yapmış annem. Babamı aldattığı başka bir adamla. Babam o kadar güçsüzmüş ki kabul etmiş her şeyi. Sormamış neden? Neden yaptın? Ben de sormadım. Babamın kızı olduğum için hiçbir acımı feryada dökmedim. Dökeceğim de yok.</p>
<p>Ben küçükken sürekli evimize gelen bir adam vardı. O geldiğinde annem bizi odamıza kilitlerdi. Babam günlerce gelmezdi. Uzun yol işleri.</p>
<p>Kanserli vücudu kalbini ele geçirdiğinde 55 yıldır hayattaydı. Susarak geçirilmiş 55 yıl.</p>
<p>Acı çekti mi bilmiyorum. Hiç söylemedi çünkü. Kanser beynindeki konuşma yetisinin olduğu noktadan geldi babama. Karakterine uyum sağlayan bir kanser. Susarak geçirilen 53 yıl için, 2 yıl konuşma yetisini alan kanseri hiçbir zafer elde edemedi diye düşündüm. Zaten kullanmadığı kelimeleri elinden alamadı. Kime sakladın kelimelerini babacım? Neye?</p>
<p>Konuşmazdı babam. Ama çok düşünceli bir adamdı. Kelimeleri değil davranışları ses olurdu ona. Uzun yoldan dönüşünde soluğu odamda alırdı. Kapıyı anahtarla açış sesini dinlerdim. Uyuyor numaramı bir çikolatayla çözerdi. Davranışlarından öğrendiğim ilk ders bütün hayvanların ruhumuzu beslediği. Babamla her haftasonu birlikte hayvanları beslemek için sokakları dolaşırdık.</p>
<p>İlk ağacımızı evin bahçesine diktik. Limon ağacım. Canım babam.</p>
<p>Babamın babası öldüğünde babam ortaokuldaymış. Sonrası malum. İş bulmak, annesi ve küçük kız kardeşine bakmakla geçen bir ömür.</p>
<p>Dedem öldüğünde nasıl hissettin sorusu gözlerinde asılı kalan yaşlarla cevaplanırdı hep. Birkaç denemeden sonra konuyu açmayı bıraktım bende. Şimdi anlatmaya çalıştığı her kelimeyi yaşıyorum.</p>
<p>“ acılar, acılarla karşılaştırılamaz.”</p>
<p>Susuyorum.</p>
<p>Yazıyorum.</p>
<p>Kalbim kavruldu babam gidince. Dünyamın merkezi birkaç santim kaydı yerinden. Arkamdaki dağ başıma yıkıldı sanki. Hiç iyileşemeyecek bir yara aldı kalbim.</p>
<p>“ Bazı yaralar zamanla geçmez. ”</p>
<p>Zamanın ilaç olduğu olgusu yalanlandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Seni özlemediğim bir günüm bile yok. Bir anım bile.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/">Limon Ağacı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/limon-agaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14534</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 May 2018 04:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14462</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR KENDİ GİBİ ZALİMİ SEVMİŞ, YANIYORMUŞ…” “Zehra “ dendiğinde, küçük, ürkek bir kız hatırlarım yıllar öncesinden. Benim ortaokul yıllarımın sonu, sen ve senden bir ya da iki yaş küçük kardeşin için ise  ilkokul yıllarınızın başlangıcı olmalı. Sana ve kız kardeşine geç kavuşan anneniz, her gün -hiç şikayet etmeden-  ikinizi  evimizin karşısındaki okula getirip götürürdü. Üstelik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“BİR KENDİ GİBİ ZALİMİ SEVMİŞ, YANIYORMUŞ…”</strong></p>
<p>“Zehra “ dendiğinde, küçük, ürkek bir kız hatırlarım yıllar öncesinden. Benim ortaokul yıllarımın sonu, sen ve senden bir ya da iki yaş küçük kardeşin için ise  ilkokul yıllarınızın başlangıcı olmalı. Sana ve kız kardeşine geç kavuşan anneniz, her gün -hiç şikayet etmeden-  ikinizi  evimizin karşısındaki okula getirip götürürdü. Üstelik sınıflarınıza kadar çıkar, paltolarınızı da size bırakmaz, yanında taşırdı. Bu önlem sanırım ders aralarında oynamaya çıkıp üşütmeyesiniz diyeydi. Kafesteki serçelere benzeyen, saz benizli, az sesi çıkan, belki de hiç çıkmayan, saçları bir örnek ve kısa kahküllü kesilerek birbirine çok benzetilmiş, annelerinin kuzusu iki küçük kız. Aramızdaki yaş farkından olmalı, sana dair başka bir anım yok. Kardeşimle yakındı yaşın. O da seni ne kadar hatırlar, bilemem.  Günlük yaşamın olası tehlikelerinden yalıtılmış camdan sarayınıza dönerdiniz okul çıkışında. Annenizin iki eli  ikinizin ellerini kavramış, geldiğiniz gibi giderdiniz, uysal ve tepkisiz.</p>
<p>Çok uzun zaman geçti ve ben  seni ve kardeşini  uzak çocukluk anılarımın bir köşesinde unuttum. Sonra  günlerden bir gün, öykünün kalanını anlattı eski bir komşu. Ekonomi üzerine eğitim almış ve bankacı olmuşsun. Annenin ve babanın övüncü olmuşsundur mutlaka. İş yerinden bir genci sevip nişanlanmışsın. Buraya kadar güzel bir öykü. Fakat öykünün bundan sonrasını hiç sevmedim ben. Evlenme arifesinde  kansere yakalanmışsın. Sen çok acı çekerken, en sancılı süreçte nişanlın beyefendi pes etmiş ve “ayrılmak istiyorum” demiş.Öylece bırakarak seni, bir başına, sevgisiz, ölünceye dek ısınmamacasına üşümeye terk ederek, büyük olasılıkla erkenden öldürerek ve buna aldırmayarak  çekip gitmiş. Ölümcül hasta olmasaydın, sen bu” sözde insanla” bir yaşam paylaşacaktın Zehra. Muhtemelen, bu merhametten uzak, bencil yüzünü hiçbir zaman görmeyecektin. Kim bilir,  belki de başka kötücül huyları ile sınanacaktı ortak yaşamınız. Sevgi, yaşamın içindeki darbelerle  sınanarak güçlenir oysa. Zorluklara katlanıp dağları delen Ferhat’lardan değilmiş senin Romeo’n. Nasıl da pamuk ipliğine bağlı, örümcek ağı güçsüzlüğünde bir sevmeme hali. Seni düşündüm, neler geçti içinden?  Öfke, hayal kırıklığı, şaşkınlık, inanamama, sonra bezginlik, aldatılmışlık, yalnızlık, bir kenara atılıverme? Sağlam insanların başa çıkamadığı, onca sağlıksız duyguyla, sen o halinle nasıl başa çıkabildin?</p>
<p>Kalkamaz olduğun yatağında kıvrılıp, yorganı başına çekip, hep sana öğretildiği gibi usul usul, tam bir hanım kız gibi “ahını, hicranını, saklayıp  gizli mi tuttun?” Yaşarken  erkenden ölmüşsündür diye düşünüyorum. Ya, o hayırsız sevgili, senin kalbini parçalayıp gittikten sonra, arkasına bakmadan, sana ne yaptığını hiç düşünmeden, nasıl devam edebilmiştir hayatına? Bana kalırsa, başka ve içi boş bir sevda yaratmıştır kendine. Çoktan evlenip çoluk çocuğa karışmıştır. Ama, içinde hala bir parça duygu kırıntısı kalmışsa, ölümünü geciktirecek sevgiyi esirgeyerek, ölümüne dek yanında kalmaya sabredemeyip terk ettiği, o genç kızın saf sevgisinin izlerini, bugünkü yaşamında aradığını düşünmek istiyorum. Sevgisiz, tek düze, heyecandan yoksun yaşamının içinde, sana ne yaptığının ancak ayırdına varmıştır belki de. Çok geç, sen yoksun artık. Genç ölümüne çok üzüldüm, başka bir mektupta da yazmıştım bu cümleyi: “ Genç ölümler  hep acıtır içimi”.Ama en çok ihtiyacın olduğunda sevgisiz bırakılarak ölüme terk edilişine yandı içim…Sevdiğin diğer herkesin, koşulsuz ve sınırsız sevgisi avutamamıştır seni, terk edilişin ve onun sevgisinin sahteliği ne kadar dokunmuştur sana. Ah Zehra, ah güzel kız, sana anlatmak ne kadar güç, bazı insanların aslında sevmeyi hiç bilmediğini ve sadece sevilmeyi sevdiğini.</p>
<p>Gittiğin yerde, mutlu olduğunu düşünmek iyi geliyor  bana. Dilerim,  o bencil, sevgisiz eski nişanlın senin olduğun tarafa gittiğinde, hiç karşılaşmazsınız. Ama olur da karşına çıkma cesaretini bulursa, sakın bağışlama onu.Sevgi yoksunu, hep almaya alışmış, koşulsuz sevmeye alışkın olmayan sözde insanların,  öteki dünyada da bağışlanmayı dilemeye hakları olmamalı.</p>
<p>Hoşça kal, huzurla uyu sevgili Zehra…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14462</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Manzara / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 May 2018 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Safiye Elber]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14429</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elinde içeceği biraları ile bakkaldan hızlı adımlarla ayrıldı. Hızlıydı çünkü her zaman gidip kendi kendine vakit geçirdiği yerin kapılmış olmasını istemiyordu. Bu manzara hepte bu manzara olmalıydı ancak o zaman dalabiliyordu kendini bu dünyadan uzaklaştıran hayallere. &#8230; Tam herkesin köpeklerini gezdirdiği, öğrencilerin okulu kırıp geldikleri saatte o da sahilin üst tarafında gezi yolunun yanında zakkumların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/">Manzara / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elinde içeceği biraları ile bakkaldan hızlı adımlarla ayrıldı. Hızlıydı çünkü her zaman gidip kendi kendine vakit geçirdiği yerin kapılmış olmasını istemiyordu. Bu manzara hepte bu manzara olmalıydı ancak o zaman dalabiliyordu kendini bu dünyadan uzaklaştıran hayallere. &#8230;</p>
<p>Tam herkesin köpeklerini gezdirdiği, öğrencilerin okulu kırıp geldikleri saatte o da sahilin üst tarafında gezi yolunun yanında zakkumların ve erik ağaçlarının arasında yerini aldı. Evden çıkarken yine tedbirisiz ince bir hırka ile çıkmıştı. Biraz üşüdü ancak bulutların arasından kurtulduğu anda bahar güneşi olağanca sıcaklığıyla iliklerine kadar ısıtıyordu. Dua ediyordu umarım yağmur yağmaz diye..Eğer yağmura yakalanırsa yine hasta olabilirdi. İşin tuhafı aslında ıslanmayıda seviyordu. Ama bu sefer hasta olmayı göze alamazdı. Kimsesi de yoktu ki ona baksın&#8230;Yanlız başına olmayı o seçmişti. Hemde öyle başına birşey geldiği için değil sevdiği kimse olmasın ve onu da kimse sevmesin diye belkide&#8230;.Kendiyle bile güçlü bağ kuramayan bir insanın nasıl ailesi olabilirdi ki ? Dostlarına ne anlatacak ki? Hesaplaşması bitmeyen, barışamayan bir insan etrafa ne verebilir ki? Böylesinin herkes için iyisi olduğunu düşüneli 10 sene geçmişti. Eveet onun için kendiyle kurduğu duygusal olmasa da tek bağ biraydı. Bira içtiğinde mutlu oluyordu. Kurduğu tek bağın hayallerine yolculuğa katkısı büyüktü. Bu katkı onu para kazanma yönünde motive ediyor ama gün geçtikçe artan dozu kendi bile farketmiyordu. Sadece para kazanmak için kurduğu kısa ilişkiler bile onu yoruyordu. Mümkün olsa hiç diyoloğa girmezdi ama mecburdu para kazanmaya mecbur&#8230;&#8230;.</p>
<p>Çizdiği resimleri sattığı galeri, para ödemeyi geçiktirğinde zor zamanlar geçiriyor ama ödemeyi en fazla bir hafta geç yaptıkları için kendini bu gecikmeye alıştırmaya çalışıyordu. Galeri</p>
<p>ödeme yaptığında ilk aldığı şey uzun süredir beraber yaşadığı kedisi Goya’ nın maması oluyordu…Tüm bağlardan ve bağlılıklardan kaçıp saklandığında bu şapşal kedi karşısına çıkmış, bir türlü yakasını bırakmamıştı. Aslında bir sokak kedisi olan Goya zamanla eve girmenin türlü yollarını deneyerek kapağı bu kendisini dış dünyaya nerdeyse kapamış olan adamın evine atmayı başarmış. Ve yolculukları da başlamış..</p>
<p>Günleri neredeyse hep birbirinin aynısı geçsede yaptığı resimlere ilham kaynağı olan manzarası onun hayallerini zenginleştirmeye dewam ediyordu. Sadece hayallerini çiziyor ve galeriler de şuursuzca onun hayallerini üç kuruşa satın alıyordu. Hatta daha önce çalıştığı bir iki galeri daha fazla para karşılığında siparişle manzara resmi çizmesini istemişlerdi de sonra cevaplarını alınca ( onlara bol miktarda erkek ve kadın cinsel organ resimleri göndermişti) bir daha onunla çalışmak istememişlerdi. O da derin bir ohh çekip hayatta belkide kendini ifade ettiği tek yolda özgürce yürümeye dewam etmişti.</p>
<p>Öğle saatiydi.. Dün yine öyle içmişti ki yataktan kendini zor attı ve kolidora tutuna tutuna tuvalete girdi.. Elini yüzünü yıkadı ve tam havluyla yüzünü kurularken havlunun yarısını kapatmış yüzünü aynada farketti. Yüzü gözü şişmiydi sanki … bazen aynaya baktığında kendinden korkuyordu. Ama bugün öyle olmadı. Yüz hatlarını dikkatlice süzdü ,ağzına, burnuna, gözlerine dokundu..elleriyle yanağına dokunup sevdi yüzünü öylece.. Ne kadar kaldı orada bilmiyordu ama gözünü açınca irkildi. Hala eli yüzündeydi. Goya etrafında dönmeye başlamış kabına mama koyması için bacaklarına dolanıyor kuyruğunu sallıyordu. Hemen onun mama kabını doldurmak için salondaki boş kabı alıp doldurdu. Ve hiç unutmaması gereken tek görevini de gerçekleştirdi. Çünkü onun için hiç bir şey bu kadar hayati ve önemli değildi.</p>
<p>Bira içmek artık su içmek kadar refleks haline dönüşmüştü onun için. Evden çıktığında saat ikiyi çoktan geçmiş yürüyerek sahilin yolunu tutmuştu. Yolda bakkala uğrayıp nevaleyi aldı. Bira ve sigara dışında hiç konuşmadığı bakkala tebessüm ederek ayrıldı. Bu diyaloglar ona göre çok ciddi ve samimiydi. Herkes isteğini alıp mutlu oluyordu. Bira kutularını koyduğu siyah poşetle sahile yürümeye başladı. Yaklaştıkca tek endişesi yine başlıyordu. O ağacın altı ve o taşın üstünde kimse olmasın diye içinden geçiriyordu ki uzaktan tam orada ve taşın üstünde birinin oturduğunu fark etti. Elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi oldu bir anda . Ne yapacağını bilemeden kaldı karşı kaldırımda beklemeye başladı. 35 yaşlarında esmer bir adam elinde bira şişesi sadece ona ait olan manzaraya acımasızca bakıyordu. Yaklaşık kırkbeş dakika karşı kaldırımın yanındaki bankta adamın gitmesini bekledi. Adam sessiz sedasız birasını yudumlayıp derin iç geçirip uzaklara bakıyordu. İçi çok rahatladı bir anda &#8221; o benim manzarama bakmıyor , hatta hiçbir şey görmüyor&#8221; diye deçirdi. Beklemeye dewam etti.. Baktı ki iki saat geçmiş ve adamın kalkmaya niyeti yok eve dönmeye karar verdi. Tam nevaleyi toplayıp banktan kalkmıştım ki adam ayağa kalktı. Ohh dedi içinden hadi kardeşim orası benim hadi yürü bakalım.. Arkası dönük esmer adam kalkıp bana yüzünü dönünce öyle bir yüzle karşılaştı ki derin çizgilerin izini sürebileceği yaşanmışlık ve acıların doldurduğu göz çukurları ve o derin kahve gözler. Bu gözlerin ona çok yabancı olmadığı belliydi.. O gün ve diğer günler hiç görmedi o adamı bir daha. Ama aynaya baktığında ara sıra görür gibi oluyor irkiliyordu&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/">Manzara / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/manzara-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14429</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 May 2018 04:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk-ı memnu]]></category>
		<category><![CDATA[İncesaz]]></category>
		<category><![CDATA[kürdilihicazkar]]></category>
		<category><![CDATA[sazsemai]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Tura]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14049</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi bir sabaha uyandım. Mavi günlerden kalmayım. Kahvaltımın yarısı bana bakıyor tabağımın kıyısında. El ediyorum ona, sonra kenara  itip iyice, sana bakıyorum gizlice&#8230; Senin boş düşlerle doldurulmuş kuru fasulye tanesi mavi hayallerinin içine balıklama dalıyorum. Islak pamuğunda filizlenmiş öylece beni bekliyor. Yemek tabağında çimlenip, güneşin doğuşunu izliyor&#8230; Başında kavak yelleri, serseri mayın gibi  bir o yana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg"><img class="wp-image-14338 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?resize=212%2C208" alt="" width="212" height="208" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?resize=300%2C295&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a>Mavi bir sabaha uyandım. Mavi günlerden kalmayım. Kahvaltımın yarısı bana bakıyor tabağımın kıyısında. El ediyorum ona, sonra kenara  itip iyice, sana bakıyorum gizlice&#8230; Senin boş düşlerle doldurulmuş kuru fasulye tanesi mavi hayallerinin içine balıklama dalıyorum. Islak pamuğunda filizlenmiş öylece beni bekliyor. Yemek tabağında çimlenip, güneşin doğuşunu izliyor&#8230; Başında kavak yelleri, serseri mayın gibi  bir o yana bir bu yana gidip geliyor. İştahsız bu günlerde&#8230; Porselen tabağında, Japon balıkçı teknesinin tam altında, çatalın yanı başında, yarısı yenmiş bir omlet olarak susuyor&#8230; İki küçük zeytin- tuzsuz ve buruşuk- teknenin içinde keyif çatıyor. Gülümsüyorum onlara, sonra birini gözüme kestiriyorum ve çatalımı batırıyorum zıpkın gibi, atıyorum ağzıma&#8230; Tadı yok hiç dilimin, damağımın&#8230; Zor yutuyorum lokmaları&#8230; Boğazımda bir düğüm var sanki inmiyor aşağıya&#8230; Soğumuş çayımla zorla itiyorum, yoksa kusacağım. Zeytin zeytin olalı böylesi yutulmamıştı&#8230;</p>
<p>Bütün olan biteni unutmak için gözlerimi kapıyorum, bir an evvel bu korkunç sahnenin bitmesini bekliyorum. Bir masa altı olsa, saklansam çocukluğumdaki gibi, ben görmesem geçip gidecek sanıyorum. Yanılıyorum  oysa, mavi yağmur damlaları süzülüyor kirpiklerimden yanaklarıma&#8230; Dilimle yalıyorum tuzlu göz yaşlarımı&#8230; Sesim çıkmıyor ağlarken, sadece sicim gibi dökülürlerken ıslatıyorlar masanın örtüsünü. Damla damla, bir tane daha&#8230; Durmuyor, aniden bastıran sağanak gibi yağıyor&#8230; Göl oluyor mavi tabağım, masanın üstünde mavi damlalarım&#8230;</p>
<p>Yürüyorduk seninle hani, her zaman ki gibi&#8230; Bir gün bile sormadığın günlerdendi, &#8216;neden geliyor benimle&#8217; diye, kendi kendine. &#8216;Bu kadar yolu yürüyor hiç ses etmeden, sonra aynı yolu tekrar dönüyor gerisin geriye&#8217;&#8230; Bir kere olsun &#8216;gelme&#8217; demediğin günlerdendi&#8230; Sorgusuz sualsiz yürüdüğümüz günlerden&#8230;</p>
<ul>
<li>&#8216;Yağmur yağacak&#8217; demiştim sana. Sen dikip bakışlarını bakışlarıma,</li>
<li>&#8216;Yağsın&#8217; demiştin. Ve yürümeye devam etmiştin. İnşaat halindeki yolda, yürümüştüm peşin sıra. İlk damla düşünce başımıza,</li>
<li>&#8216;Islanacağız&#8217; demiştim sana, arkanı dönüp bana,</li>
<li>&#8216;Islanalım&#8217; demiştin.</li>
<li>&#8216;Peki ıslanalım&#8217; demiştim ben de.</li>
</ul>
<p>Seni yarı yolda tek başına bırakmaktansa, ıslanalım. Sen yeter ki güven, ben seninle yağmurda çamurda hep yürürüm demiştim içimden bana&#8230; Adımlarını hızlandırmıştın aniden. Ben de hızlanmıştım senin peşinden. Yetişmek için sana, koşturuyordum çamurda. Pantolonum ağırlaşmıştı, çoraplarımın içinde yüzüyordu ayaklarım. Yağmur bizim peşimizden daha da hızlanmıştı. Öyle hızlanmıştı ki biz yavaşlayıp koşturmayı bırakmıştık. Teslim olmuştuk yağmura&#8230; Sırılsıklam, kaçacak hiç bir yer aramadan, iliklerimize kadar yağmur olup akmıştık&#8230; Yaz yağmurudur bu nasılsa gelip geçer sanmıştık&#8230;</p>
<p>Niye diye sormadın? Bir kere bile&#8230; Hiç bir bahanem yoktu uyduracak. Hiç bir yalanım yoktu sana söyleyecek&#8230; Yürüyorduk öylesine, yürüyordum seninle hayallerinde&#8230; Sorsan ne derdim bilmiyorum, bir gün gelmesem diye hiç düşünmeden takılmıştım peşine. Sahi ne düşünürdün, ne hissederdin gelmesem, ya da o gün o mavi yağmurun altında dönsem evime ıslanmadan, hiç bilmiyorum, hiç bilemeyeceğim bundan böyle&#8230;</p>
<p>Çivit mavisine takılıyor gözlerim öyle güzel ki, yiyecekleri başka bir tabağa taşıyıp elime alıyorum porseleni&#8230; Antika bir tablo gibi tabağı izliyorum. Kahvaltı umurumda değil artık, insan aç karnını her zaman doyurabilir. Ama gördüğü bir güzelliği bir daha göremeyebilir. Bir daha yaşanmayacak anlardan nasıl olur da kaçabilir? Günahı sevabı düşünmeden, yüzmenin yasak olduğu göle dalabilir&#8230; Ucunda ölüm olduğunu bile bile serin sulara kendini bırakabilir.</p>
<p><figure id="attachment_14340" aria-describedby="caption-attachment-14340" style="width: 301px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg"><img class="wp-image-14340 " src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?resize=301%2C205" alt="" width="301" height="205" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?resize=300%2C204&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 301px) 100vw, 301px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14340" class="wp-caption-text">Mavi Çay Fincanı</figcaption></figure></p>
<p>Mavi tabağın gölgesindeki mavi fincandaki çayım bitmişti&#8230; Boş bir dudağa götürülen boş bir dokunuşla anlıyorum şimdi, çayımı tazelemem gerektiğini. Dilimin acısına iyi gelecek yeni bir çay demlemek&#8230; Yüreğimin acısına kim bilebilir ki&#8230;</p>
<p>Mavi demliği alıyorum elime, porselenine dokunuyorum,  parmakların gibi, hissiz, soğuk&#8230; Tedirgin yalnızlığın, saf kumdan yapılmış senin gibi duru beyazlığın. Ayaklarına takılıyorum, &#8216;hiç bu kadar beyazını görmedim&#8217; diyorum. Mavi-Beyaz güzelliğini elimde tutuyorum. Yeniden hayallere dalıyorum&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14339" aria-describedby="caption-attachment-14339" style="width: 302px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg"><img class="wp-image-14339" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=302%2C233" alt="" width="302" height="233" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?w=701&amp;ssl=1 701w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=300%2C232&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=600%2C460&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 302px) 100vw, 302px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14339" class="wp-caption-text">Mavi-Beyaz Porselen Demlik</figcaption></figure></p>
<p>Midem ağrıyor, günlerdir bir şey yememekten, sadece çay içip düşünmekten. Kalbime hançer saplanıyor. Yanıtını bulamayacağım sorular arıyorum, seni aramıyorum. Aramayacağım hiç bir zaman. Bir daha karşına çıkmayacağım. Sorularımla birlikte seni de okyanusa fırlatacağım. Belki bir gün deniz kumu olup, kahvaltı tabağından, yiyemediğin krepinin tam ortasından, mavi bir inci tanesi olarak fırlayacağım&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14440" aria-describedby="caption-attachment-14440" style="width: 348px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg"><img class="wp-image-14440" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?resize=348%2C278" alt="" width="348" height="278" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14440" class="wp-caption-text">Mavi Mine &#8211; Unutma Beni Çiçeği &#8211;</figcaption></figure></p>
<p>Belki mavi bulutlu bir gökyüzünden yükseleceğim hiç beklemediğin bir anda&#8230; Mavi yağmur damlalarından süzülüp, mavi gök kuşağından kayacağım toprağa. Senin toprağına&#8230; Nerede olduğunu bilemediğim mavi minelerinin içinden sızacağım canına, ta içine doğru ılık ılık akacağım, gireceğim kanına&#8230;</p>
<p>Unutma, bitmez bu hikaye burada&#8230;</p>
<p>O zamana kadar eyvAllah&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlham kaynağım Yalçın Tura; Kürdilihicazkar Saz Semai; Aşk-ı Memnu ve bu muhteşem yorumu için incesaz&#8217;a binlerce kez teşekkürlerimle&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/1HILYobr5W0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14049</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayboluşun Öz Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 06 May 2018 06:14:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Yay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14445</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zaman geçtikçe büyüyor muyuz yoksa zaman mı büyütüyor içimizdeki yaşları? Saçmalıklar içinde gelişiyor duygularımız ama biz hep mantık arıyoruz dünya dilinde. Yollar uzadıkça uzuyor; ne hissedeceğimi bilmiyorum. Kanıksadığım tek duygu yalanlar, sahtelik ve yüzeysel gösterişler… Daha ne kadar dayanırım bilemiyorum. Karlar yağar üzerime ve ben üşümediğimi zannederken fark ederim ki içimdeki küçüğüm soğuktan bitap bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/">Kayboluşun Öz Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman geçtikçe büyüyor muyuz yoksa zaman mı büyütüyor içimizdeki yaşları? Saçmalıklar içinde gelişiyor duygularımız ama biz hep mantık arıyoruz dünya dilinde.</p>
<p>Yollar uzadıkça uzuyor; ne hissedeceğimi bilmiyorum. Kanıksadığım tek duygu yalanlar, sahtelik ve yüzeysel gösterişler… Daha ne kadar dayanırım bilemiyorum.</p>
<p><figure id="attachment_14446" aria-describedby="caption-attachment-14446" style="width: 333px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg"><img class="size-full wp-image-14446" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg?resize=333%2C240" alt="" width="333" height="240" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/rty.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14446" class="wp-caption-text">Kayboluşun Öz Öyküsü</figcaption></figure></p>
<p>Karlar yağar üzerime ve ben üşümediğimi zannederken fark ederim ki içimdeki küçüğüm soğuktan bitap bir vaziyette derman arıyor. Küçüğüm ben seni çok mu ihmal ettim?</p>
<p>Kafam karışık nereye gidiyorum? Ne zaman huzur bulacağım? Ne zaman bir sonu gelecek bu kaçışların, bu duygu yolculuklarının? İsteğim biraz genç olmak ve mutluluk…</p>
<p>Çok mu?</p>
<p>Kafesler içinde büyütülmek ve sonra kendi kafesine mahkûm kalmak kendi kendini sınırlandırmak ne acı üstat! O hayatın sıcaklığını hissedemiyorum ama mutlu olmaya çalışıyorum eğitim vermekle… Öğrencilerimle&#8230;  Ben kardelen miyim hala acaba? Yoksa rol yapan bir çiçek mi? Sever miyim yoksa nefret mi ederim hayattan? Ben kimim?</p>
<p>Sorgulamalarla mı gelecek sonum yoksa ben de insanca hissedebilecek miyim şu hayatta? Rutin önemli değil hayır önemli olan rutin içindeki senin içindeki o ateş ve yaşama aşkı? Kaldı mı ki acaba? Yansıtmamaya çalıştığım duygular mı batıyor kalbime yoksa hüzün ve gözyaşları mı törpülüyor iç dünyamı? Görüntüm neyden ibaret acaba? Çok mu soyutum yoksa somuttan türemiş bir heykel mi?</p>
<p>Geçmiş mi sıkıştıran yoksa gelecek telaşımı beni bastıran? Ya da ya da acaba sorgulamaksızın herhangi bir plan yapmaksızın yalnız kalmak mı?</p>
<p>Yalnızlık!</p>
<p>Ne büyük söz üstat! Neredeyim?</p>
<p>Geri gelmem için hayata kafesten çıkıp salınmam mı lazım? Belki de kafes içinde özgürlüğü iç dünyamda yaratmak mı çözüm? Sanırım bu çözümden çok yalnızlığa mahkûm edilişin bir hikâyesi.</p>
<p>Ben artık neredeyim bilmiyorum ama bildiğim tek şey var artık ne ruhum genç ne de aklım ve kendimi işime ve ruh âlemime adadığımdır.</p>
<p>İmdat dilemem artık. Ne beklentim var hayattan ne de başka bir şey! Tek istediğim zarar görmemek! Yargılanmadan yaşamak o kadar!</p>
<p>Tarih yazsam ne olacak ki bu yazının sonuna (00.41/ 24.01.2014 perşembe) diyerek parantez içinde vermem bile ironilerle dolu bir iç dünyam olduğunu kanıtlamaz mı?</p>
<p>Hadi çöz beni</p>
<p>Sıra sende.</p>
<p>Değişim zamanla mı orantılı yoksa insanın iç dünyasındaki çalkantılar mı insanı sürüklüyor değişime. Gerçekten insanoğlu o kadar garip ki ne zaman ne yapacağı belli olmayan ruhu çılgın ama gözleri solgun bir yaprak misali kendini çarptıkça çarpar duvarlara sahnelere ve yaşamlara…</p>
<p>İçini titreten bir ezgi gibi gelir insana kopmak hayattan ve iç dünyasındaki yelkenlere gömülmek… Yoruldum mu acaba? Nedir bu saçma sapan fikirlerim. İçimdeki çocuk bile yaşlı artık sadece huzurla mutlu olmaya çalışabilen bir yapım varken ki o sert yapıdayken nasıl kendime gelebilirim?</p>
<p>Aşka yer yok hayatımda yüce aşktan başka sanki. Hep yalnız kalacağım sanırım. İnsani duygularım neden eksik neden benim de duygularım yok bir erkeğe karşı. Ailemden başka kimse yok ve beni kendilerine o kadar bağladılar ki bana zarar verdiklerinin farkında bile değiller. Onlara bir şey olursa neyim kalacak bu hayatta. Bir tek ben&#8230; Yalnız gelip yalnız gideceğim bir toprak. Ben sadece onlarla mutluyum ve onlar bunu bilmiyorlar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/">Kayboluşun Öz Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaybolusun-oz-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14445</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gece / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gece/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14288</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir çok çaresizlik biliyorum. Sanırım birkaç tanesini gördüm. Birinde dünyanın hiçbir dili sana ses olamadı. Hiçbir iletişim yolu seni anlamama yetmedi. Denemeyi hiç bırakmadım. Sesler yoksa ellerim var. Ellerim yoksa kalbim. Var dimi? Şimdi hiçbir şeyden emin olamıyorum. Dünyanın bütün dağları, okyanusları, çölleri bana hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü diğer çaresizliğimde seni iyileştirmeye gücüm yetmedi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gece/">Gece / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çok çaresizlik biliyorum. Sanırım birkaç tanesini gördüm. Birinde dünyanın hiçbir dili sana ses olamadı. Hiçbir iletişim yolu seni anlamama yetmedi. Denemeyi hiç bırakmadım. Sesler yoksa ellerim var. Ellerim yoksa kalbim. Var dimi?</p>
<p>Şimdi hiçbir şeyden emin olamıyorum. Dünyanın bütün dağları, okyanusları, çölleri bana hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü diğer çaresizliğimde seni iyileştirmeye gücüm yetmedi. Hiçbiri yanımda olmadı. Bu kez deneyebileceğim bir yol yoktu. Bıraktım o yüzden. Yada hiç başlamadım. Hangisi bilmiyorum.</p>
<p>Bütün gece dolu bir ay`a baktım. Üşüdüm. Sesler dinledim. Dinlemek zorundaydım. Acı. Açlık. Yada hissizlik. Ne bileyim. Bulutların arasında bir görünüp bir kaybolan ay. Nereye gidip geliyorsun anlat bana. Nasıl bu kadar aynısın? Hergün yeniden aynı yerden aynı yere? Hız. Zaman. Yaşam. Ne bileyim. Ben ne zaman böyle oldum? Sen ne zaman gittin? Nasıl kalmanı sağlayamadım?</p>
<p>Korkuyorum. Çünkü yine aynı his. “kalpte asla doldurulamayacak bir boşluk vardır.”</p>
<p>Katlanmakla yetememek arasında bir yerde kayboldum. Yıldızları izleyerek mi geri dönecektim? Peki neredeler? Hiç yıldız yok.</p>
<p>Katlanamıyorum. Çaresizliğe. Güçsüz oluşlara. Göz göre göre kaybetmeye. Yetemiyorum. Kendime. Hastalıklı bir ruha. Sana.</p>
<p>Ulaşamıyorum. Koşmaktan yoruldum. Neyse işte.</p>
<p>Ertesi gece yine uyuyamadım. Yine geceye koştum. Gökyüzünde bir dolu yıldız. Biri kaydı. Hiç olmayacak bir şey diledim bile bile. Belki yeniden seni hissedebilirim diye. Seninle ilgili mevzular derin. Yine hissedemedim ya neyse. Uyuyamadım bir türlü. Bir ben zaten. Bir de karşı gecekonduda tek başına yaşayan o yaşlı adam. Ondaki mevzularda derin. Sigara içiyor boğazına inat. İki gecede bir de rakısı var. Bir de bir köpek var ona eşlik eden. Evsiz ama kimsesiz değil. Köpek yani. Adamın da evi var ama kimsesi yok belli. Yada benim hiçbir şeyim yok bir dolu hüznümden başka. Hüzün hüzünü tanıyor galiba. Belki ondan böyleyim. Dedim ya neyse. Neyse.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gece/">Gece / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14288</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Apr 2018 04:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14267</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bin bir güçlükle açtım gözlerimi. Tam karşımda duran pencereden giren ışıkla birlikte tekrar kapanması bir oldu. Ne doğru düzgün nefes alabiliyor ne de ağzımı açıp birkaç kelime konuşabiliyordum. Öylece sımsıkı yumduğum gözlerimle karanlığı izliyor, gırtlağımda yutkunamadığım tükürüklerimi biriktiriyordum. Kapı açılana kadar duyduğum tek şey yağmur damlalarının camla olan senfonisiydi. Kapı açılır açılmaz kesik kesik ağlama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/">İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bin bir güçlükle açtım gözlerimi. Tam karşımda duran pencereden giren ışıkla birlikte tekrar kapanması bir oldu. Ne doğru düzgün nefes alabiliyor ne de ağzımı açıp birkaç kelime konuşabiliyordum. Öylece sımsıkı yumduğum gözlerimle karanlığı izliyor, gırtlağımda yutkunamadığım tükürüklerimi biriktiriyordum. Kapı açılana kadar duyduğum tek şey yağmur damlalarının camla olan senfonisiydi. Kapı açılır açılmaz kesik kesik ağlama sesine benzer bir sesle irkildi kulağım. Daha sonralardan yankılandı koridorda bir sedyenin ağır tekerlek sesleri. Ağırdı zira sanıyorum acelesi yoktu. Acelesi olmayan seslere uyanır burada hastalar. Onlar şanslı olanlardır. Bir de üstünde yakasız gömlekle uyananlar var ki onların hali hepimizden beter. Hemen yanımdaki yatakta ufak tefek bir hanım vardı geçenlerde. Geleni gideni çok olurdu. Ben yalnızca onun uzun kemikli parmaklarıyla gelenlerin ellerini tuttuğunu görebildim. Bazen de en içten öksürükleriyle tüm hastaneyi ayağa kaldırırdı. Sonra sabaha kadar ben ve tepemdeki yarısı patlak floresan bakışır dururduk. Yine de özlüyorum onu. Nice anımız oldu birlikte. Hele şu karşı odadaki huysuz herifin boğazına ekmek takıldığı günkü hemşirelerin telaşı, beni hala güldürür. Sahi ne diye huysuzlanırdı ihtiyar bilmem. Benim hastalığım yanında onunki hiç sayılırdı. Endişelenmiyor değilim. Giderek artıyor sızılarım. Kafamdaki her tel saç tek tek çekiliyormuş gibi günlerdir. Ne tadım kaldı ne de tuzum. Hemşirelerin tek yaptığı o çirkin suratlarına yalandan birer gülümseme yerleştirmek. Gözlerimi zorla açtıran da onlardan biri oldu. Yine aynı gülümsemelerden biriyle:</p>
<ul>
<li>Günaydın, dedi.</li>
</ul>
<p>Minyon vücuduna oranla aşırı büyük olan avucuyla sabah haplarımı uzatıyordu. Hapları alıp diğer eliyle uzattığı suyu geri çevirdim. Yüzümde bütün insanlık tarihinin minnetsizliği okunabiliyordu. Ya da ben öyle sanıyorum. O sadece şekilsiz bir yüz ve birbirine karışmış kirli saç ve sakallar gördü. Yine de tüm karşı duruşumla arkamı dönüp terden yer yer sararmış battaniyeyi üstüme çektim. Yüksek topuklu ayakkabılarını beynime vura vura çıktı hemşire. Hemen ardından kapıda titrek elleriyle hasta bakıcımız göründü. Elinde demir tepsi ve üzerinde daha gözlerim kapalıyken ne olduğunu anlayabildiğim tatsız tuzsuz çorbalar. Hasta bakıcının odaya girmesiyle odadakilerin yataklarında doğrulması bir oldu. Daha fazla dayanamayıp ben de doğruldum yatağımda ama ne hasta bakıcı ne de tatsız çorbaları için. Odaya giren başka bir hemşire daha “nereye?” diye soramadan attım kendimi koridora. Biraz hızlı bir çıkış yapmış olacağım ki midem bu kadar hızı kaldıramadı ve olduğum yere bütün mal varlığımı bırakıverdim. Ağır basan mahcubiyet duygum ve ben bir an önce uzaklaşmak için yola koyulduk. Daracık koridorun duvarlarına dayana dayana kendimi merdivenlerin başına ancak atabildim. Daha nerede bile olduğumu tam anlamadan büyük bir gürültüyle koca bir sedye yuvarlandı hemen yanımdan aşağıya. Gürültünün şokunu atlatamadan bütün hastane ışıkları sönüverdi. Üstüme iki eliyle çökmüş gibiydi şimdi ölüm denen aziz çınar. Başımdan ayaklarıma kadar bütün hatalarım, pişmanlıklarım birer birer kaynar su olup döküldü yavaşça. Bitmesine az kala hain senaryonun, dayanamayıp dizlerimin üstüne bıraktım kendimi. Bütün güçsüzlüğüme rağmen ellerim sımsıkı kapalı ve sırtım hala dimdikti. Böyle savaştığımı düşündüm ölümle. Bu koridor bir savaş meydanıydı ve ben diğer erlerle aynı kaderi paylaşma niyetinde değildim. En son hatırladığım tam sırtımdan saplanan keskin bir hançerin soğukluğuydu. Tahmin edilmeyen bu hain hamleyle dimdik duran sırtım, hastanenin ıslak taş zeminiyle buluştu. Uyandığımda o rahatsız edici ışık yine tam gözlerimin önünde benimle alay eder gibi dans ediyordu. Bu sefer hastanenin koridorlarında tekerlek sesleri yerine zafer sarhoşluğu yaşayan düşmanımın kahkahaları yankılanıyordu. Daha gırtlağımı temizlememe bile izin vermeden elindeki iki hapı birden ağzıma tıkıverdi hemşire. Bir yandan da gözleri bir şeyler karalayan pos bıyıklı doktoru inceliyordu. Bir esir kampından farkı yoktu zaten dört tarafı çevrili şu eski yatağın. Verilecek hükmü bekliyordum içimde en asil duygularla. Tam o sırada başladı taze bir kar yağışı. Taptaze birikivermişti hemen pencerenin önüne. En fazla görebildiğim uzaktan, birkaç çam ağacının beyazla örtülmüş tepesiydi. Bütün sakinliğimle mevsimin melodilerine dalmışken, gür bıyıklarının ardından ince dudaklarını hareket ettirdi doktor.</p>
<ul>
<li>Tansiyonmuş, dedi.</li>
</ul>
<p>Boş gözlerim daha da konuşmasını bekliyormuşum gibi bakakaldı doktora. O da mesajı anlamış olacak ki konuşmasını sürdürdü.</p>
<p>-Seninle çok bir işimiz kalmadı artık. Geldiğindeki halinden daha iyisin. Neredeyse bir haftan doluyor. Burada kalmak için bir sebep de yok hem, diyerek o da gülümseyerek gözlerini hemşireye çevirdi.</p>
<p>Bir süre bakışıp ikisi birlikte bana döndü ve hemşirenin çevik el hareketleri beni dik durduğum yatakta bir anda yatırıverdi. Anlaşılmazlığın ve iğrenmenin verdiği korkuyla tir tir titremeye başladığımda doktor gülümsemesini sürdürdü.</p>
<p>-Altı üstü gripsin, bir sedyeye bile ihtiyacın yok eve gitmek için, diye ekledi üstüne.</p>
<p>Ne aldığım ağır yenilgi, ne de maruz kaldığım onca mide bulandırıcı muamele, doktorun son cümlesi kadar incitmemişti tüm benliğimi. Artık ne için var olduğumu bile bilmiyordum. Odadaki herkes çıkar çıkmaz bir telaşla attım kendimi yağan karın altına. Onca merdiveni nasıl indiğimi bile hatırlamıyorum. Savaş alanları korkunç olur, zafer kazanmadıkça. Bu taze karla haşır neşir olmak yenilgi unutturur insanın en hastasına.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/">İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14267</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şiir Gözlüm &#8211; Can Yücel Eşliğinde &#8211;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Apr 2018 07:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Aluç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zor hatırlarım şimdi yılı 1975-77 ortaokul yılları. Herkesin o yıllarda hoşlandığı sevdiği bir kız muhakkak vardır. Ben ki roman hikâye şiirleri o yıllar sular seller gibi okuyorum, o sevdiğim kızın ismini de şiir gözlüm koymuştum. Gerçi o yıllarda hemen sevdiğini söylemek kolay değildi, lakin samimi gülüşlerle yakınlaşma etrafında gezinme ile ilgimizi ancak belli ediyorduk. Can [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/">Şiir Gözlüm &#8211; Can Yücel Eşliğinde &#8211;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zor hatırlarım şimdi yılı 1975-77 ortaokul yılları. Herkesin o yıllarda hoşlandığı sevdiği bir kız muhakkak vardır. Ben ki roman hikâye şiirleri o yıllar sular seller gibi okuyorum, o sevdiğim kızın ismini de şiir gözlüm koymuştum. Gerçi o yıllarda hemen sevdiğini söylemek kolay değildi, lakin samimi gülüşlerle yakınlaşma etrafında gezinme ile ilgimizi ancak belli ediyorduk. Can Yücel üstadın yazdığı bir şiirin ismi gibi aşk çocuğuyduk değil de delikanlısıydık.</p>
<p>Pencerelerin kenarından<br />
Sarkmış tül perdeleri<br />
Pembe Evin<br />
Uçup uçup yüz sürüyorlar<br />
Karsı tepedeki manastırın selvilerine</p>
<p>Rüzgârla eğilip doğruldukça<br />
Sardunyalar, biberiyeler,<br />
Hiç korkma<br />
Karada ölüm yok olgum sana bugün</p>
<p>Dizine yatırıp beni Çingene benlerimi sıkıyorsun<br />
Gümüşlü zurnası dikiliyor havaya çeribaşının<br />
Işıklar bir bahriye çiftetellisi çalıyor yüzümde</p>
<p>Hay Allah<br />
Yine tutuldum galiba<br />
Derken bir ask çocuğu doğuyor<br />
Çırpınan denizin karnından<br />
Bu şiir</p>
<p>Ağlarken gülüyor<br />
Ve ağlıyor gülerek<br />
Tuzlu damlalarıyla günesin,<br />
Sözcükler yanıp yanıp sönerken<br />
Körpecik teninde<br />
Sanki benim için yazmıştı adeta daha sonrasında okuduğum.</p>
<p>“Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. &#8216;O olmazsa yaşayamam.&#8217; demeyeceksin.<br />
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.</p>
<p>Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.<br />
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o&#8217;nu sevdiğinden…</p>
<p>Sevdiğimize bağlanmayınca yaşayamamacığımızı sanırken, beylik laflarla konuşurken” bu eserini okudum, üstat öylesine yazmış dedim, gençlik yılları aklımız aşkla beş karış havada bulutların üzerinde geziniyor. Sevdiğim şiir gözlümün İsmini her zaman tahtanın sağ üst köşesine yazardım, altına parantez içinde şiir gözlümü eklerdim. Herkes bilir sınıfta rahat durmayanlar tahtanın sağ ortasına yazılırdı. Hiç haz almadığım sevmediğim bir öğretmenim bir gün kurnaz ve çok akıllı ya, üstte şiir gözlümün ismini görünce.</p>
<ul>
<li>Demek ki bugün sınıfta rahat durmayan Zülâl sensin demek.</li>
</ul>
<p>Diyerek yanına çağırdı, yüreğim koptu yerinde oysa öğretmende biliyordu ki…</p>
<ul>
<li>Aç bakalım avucunu</li>
</ul>
<p>Diyerek cetveli şiir gözlümün ellerine acımadan vurmaya başladı. Cetveli vururken sınıfta bizleri gizliden izliyordu, yazan kim öğrenmek istiyordu. Benim gözlerimde yaşlar oluk oluk akmaya başladı. İçimde küfürleri sayıyorum, öğretmenin üzerine atlayarak dövmek ağzını burnunu kırmak istiyordum, ama yapamıyordum.</p>
<ul>
<li>Geç yerine bir daha yaramazlık yapma dedi.</li>
</ul>
<p>Zülâl benim önümdeki sırada oturuyordu. Ellerinde gönlünde acılarla sıraya geçerken gözlerimden akan yaşları görünce gülümsedi, ağlamana gerek yok beni seven sensin şimdi anladım dercesine oturdu avuçlarını ovalayarak. O Gün üstadın ne demek istediğini anladım. Bundan sonra Zülâl ile çok sıkı arkadaş olduk sevgili diyemeyeceğim o yıllarda sevgili olmak kolay değildi, ancak arkadaş olunurdu. Anladım ki yine acı varsa acı bir şeyi hatırlamak hatırlatmak için varmış. Şimdi o acı günü o anı hatırlatınca bu acı dolu sahne o zülâlin şiir gözlerini gülümsemesini hatırlıyorum. Neyse bende o sevmediğim çok şey bilmiş öğretmenime teşekkür edeceğime, intikam almayı düşündüm, gerçi iyi bir şey değil ama gel gör ki o yaşlarda bunu idrak etmek çok zor. Güya sevdiğim şiir gözlümü sahiplenecektim. Oysa Can Yücel üstat ne demişti.</p>
<p>“İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları…</p>
<p>Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. &#8216;O benim.&#8217; diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…</p>
<p>Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.</p>
<p>İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…”</p>
<p>Tabi ki sonunda yıllar sonra anladık üstadı ama ne yaparım öğretmenimden intikam alırım diye düşünürken, birden Arşimet gibi “evraka evraka” diye içimden bağırdım. Hocanın sevdiği birkaç öğrenci vardı, onların ismini tahtanın ortasına her gün yazmaya başladım. Derse girince hoca tahtaya bakarken en üstü boş görerek sağ ortada ki isimleri görünce duraksadı, şaşırdı. Görmemezlikten gelse ben haykırarak hocam rahat durmayanların ismi tahtada diye haykıracaktım diyeceğim biraz zordu tabii ki. Geçenlerde şiir gözlümü rahat durmayanların içine katarak dövdüğü için kendini mecbur hissederek onları tahtaya kaldırdı, avuçlarına birkaç defa cetvelle vurdu. Yüreğim soğudu diyemeyeceğim lakin üzülmüştüm. Gözlerimdeki sevinci hoca görünce başımı öne eğdim. Diğer sınıftaki hocanın sevdiği öğrencilerin adını her gün yazmaya başladım gizlice. Lakin pişmanlığım Üstat Can Yücelin sanki benim için sanki yazdığı şiirde ki gibi uzun yıllar sürdü.</p>
<p>“Bilmelisin ki&#8230; Bilmelisin ki&#8230;<br />
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,<br />
anlam yükü o kadar azalır.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Karsındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında<br />
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.<br />
Gerçek aşkların da!</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Tecrübenin kaç yas günü partisi yaşadığınızla ilgisi<br />
yok,<br />
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Aile hep insanın yanında olmuyor.<br />
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven<br />
öğrenebiliyorsunuz.<br />
Aile her zaman biyolojik değil</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230; Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da<br />
ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.<br />
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin<br />
için dönmesini durdurmuyor.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.<br />
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini<br />
sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri<br />
anlamına gelmez.</p>
<p>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.<br />
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.</p>
<p><em>Bilmelisin ki&#8230;<br />
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar<br />
sürüyor.”</em></p>
<p>Can Yücel</p>
<p>İşte sonunda bende geç bildim. Hoca bir gün beni odasına çağırdı. Yine yüreğim korkudan yerinden çıkacak gibiydi. Eyvah dedim hoca çaktı mevzuyu. Kapıyı çaldım. Hoca.</p>
<ul>
<li>Gir.</li>
</ul>
<p>Girdim içeriye alnımda boncuk boncuk ter içinde.</p>
<ul>
<li>Beni çağırmışsınız, hocam.</li>
</ul>
<p>Tabii hemen söyleyemedim kekeleyerek söyledim. Hoca oturduğu koltuktan beni baştan aşağıya süzdü az düşündü.</p>
<ul>
<li>Tahtalara, o isimleri sen mi yazıyorsun? Dedi.</li>
</ul>
<p>Ben cevap vermekten aciz bir şekilde.</p>
<ul>
<li>Hayır, hocam, dedim.</li>
<li>Biliyorum sen yazıyorsun, ama evladım bu yaşlarda aşk sizin neyinize, ben size ders vermek için</li>
</ul>
<p>Daha sözünü bitirmeden ben.</p>
<ul>
<li>Hocam siz aşk hocası mısınız? Fizik hocasısınız…</li>
</ul>
<p>Diyerek odayı hızlıca terk ettim. İki üç gün okula gitmedim. Zülâl ikinci günü akşamı bize geldi. Çalışma odamıza geçerek, anne babam duymasın diyerek okula neden gelmediğimi sordu, bende bu cesaretle her şeyi anlattım, başladık gülmeye… Saatlerce güldük annem kapıyı açarak.</p>
<ul>
<li>Siz ders mi çalışıyorsunuz dersi mi kaynatıyorsunuz diyerek fırçasını da yedik. Şimdi aklıma geldi yazdım, Üstadın dediği gibi hayatın ucundan tutarak yaşamaya başladık, tabi Zülâl başkası ile evlendi ben başkasıyla, ara sıra karşılaşınca bir kahve veya çay içerek bu günleri hatırlayarak gülmeye hala devam ediyoruz. Üstadın dediği gibi dost kaldık bir ömür.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/">Şiir Gözlüm &#8211; Can Yücel Eşliğinde &#8211;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siir-gozlum-can-yucel-esliginde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÖLGELER 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Apr 2018 10:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14292</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonsuza uçmak nedir söyle. Duygularını saklamak nedir söyle. Söyle söyleyebildiğin kadar. Saklama asla. Saklama kendini gerçeklerden. Bir masalsı dükkandan içeri girdi. Kitaplar arasında dolaşırken onu gördü. Eline bir kağıt verdi. İstediği kitapları getirmesini söyledi. Kız gülümsedi. O da… Ancak arada muhabbet yoktu. Bakıştılar. Adam oradan ayrıldı. Bir günün sonunda kitaplar geldi. Adam teşekkür ederek aldı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/">GÖLGELER 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sonsuza uçmak nedir söyle.</p>
<p>Duygularını saklamak nedir söyle.</p>
<p>Söyle söyleyebildiğin kadar.</p>
<p>Saklama asla.</p>
<p>Saklama kendini gerçeklerden.</p>
<p>Bir masalsı dükkandan içeri girdi.</p>
<p>Kitaplar arasında dolaşırken onu gördü.</p>
<p>Eline bir kağıt verdi.</p>
<p>İstediği kitapları getirmesini söyledi.</p>
<p>Kız gülümsedi.</p>
<p>O da…</p>
<p>Ancak arada muhabbet yoktu.</p>
<p>Bakıştılar.</p>
<p>Adam oradan ayrıldı.</p>
<p>Bir günün sonunda kitaplar geldi.</p>
<p>Adam teşekkür ederek aldı.</p>
<p>Evine gitti.</p>
<p>Brahms’ın plağını koydu pikaba.</p>
<p>Dinlerken eline bir kitap aldı okumaya başladı.</p>
<p>Moliere’in Kibarlık Budalası…</p>
<p>Tiyatroyu oldu olası çok severdi.</p>
<p>Tiyatro onun vazgeçilmeziydi.</p>
<p>Komedi…</p>
<p>Bir saatte bitirdi kitabı.</p>
<p>Yorulmuştu.</p>
<p>Lavaboya gitti.</p>
<p>Yüzünü yıkadı.</p>
<p>Elini yüzünü havluya sildi.</p>
<p>Üzerinde günlük evde giydiği elbiseler vardı.</p>
<p>Kahve hazırlamak için mutfağa geçti.</p>
<p>Granülü bardağa koydu, sıcak suyla destekledi.</p>
<p>Pencereden karı seyrederken kahvesini içmeye başladı.</p>
<p>“Biz neydik?”</p>
<p>“Ne olacağız?”</p>
<p>“Neden ben?” gibi sorular beynini delmeye başladı.</p>
<p>Kahvesini içti.</p>
<p>Kanepeye uzandı.</p>
<p>Yıldızları izler gibiydi.</p>
<p>Yoğunsuz bir günün ardından yorgunsu bir kılıfa büründü.</p>
<p>Aklına bazı isimler geldi.</p>
<p>Çoğunlukla yabancıydı.</p>
<p>O aslında bir yabancıydı.</p>
<p>Eski Fransız balkonundan aşağı süzülen kar taneleri ilgisini çekmeye devam ediyordu.</p>
<p>Kalktı.</p>
<p>Kitaplarını inceledi.</p>
<p>Okumadığım bir şey var mı?</p>
<p>Aslında YOK’tu.</p>
<p>Kitaplar sadece okumak için değil izlemek için de vardı.</p>
<p>Kitap kokusunun kahve kokusuna karıştığı o an vazgeçilmez bir karaktere büründüren acımasız kovboylar gibi karanlığa gömülmüş Don Kişot cesaretinden uzaklaşan benliğe kavuşan bir kanarya gibi uçmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Kafasını kaldırdı.</p>
<p>Gerindi.</p>
<p>Evin içinde dolaşmaya başladı.</p>
<p>Bir süre volta attı.</p>
<p>Hapishane kaçkınlığına hazırlanan mahkumlar gibi oradan oraya gidip geliyordu.</p>
<p>Elinde bir kol saati…</p>
<p>Babadan hatıra…</p>
<p>Brahms tekrar tekrar çalmaya devam ediyordu.</p>
<p>Karlar gökyüzünden aşağı yuvarlak sicimler halinde kadınların ellerinde eriyordu.</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>Dışarı çıkmaya karar verdi.</p>
<p>Bir arabaya bindi.</p>
<p>Biletini uzattı.</p>
<p>Otobüs ilerlemeye başladı.</p>
<p>Önündeki çocuk pencere gülen yüz yapıyordu.</p>
<p>Önce hohladı.</p>
<p>Sonra ismini yazdı.</p>
<p>Yanındaki kadın hamileydi.</p>
<p>İçindeki küçük canavar tekmelemiş olmalı ki karnını okşadı.</p>
<p>Çarpazındaki güzel kız kulaklıkla müzik dinliyordu.</p>
<p>Kulağına Türkçe pop şarkısı sesi geldi.</p>
<p>Otobüs ilerlemeye devam etti.</p>
<p>Bir yaşlı adam içeri girdi.</p>
<p>Dizlerini ovuyordu.</p>
<p>Kalktı.</p>
<p>Ona yer verdi.</p>
<p>Gülümsediler.</p>
<p>Ayakta etrafındakileri inceliyordu.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p>Yarım saat kadar yolda vakit geçirdi.</p>
<p>İneceği durağa gelince otobüs durdu.</p>
<p>Dışarı çıktı.</p>
<p>Mecidiyeköy kalabalıktı.</p>
<p>Yürüdü.</p>
<p>Yürüdü.</p>
<p>Bir kedi gördü.</p>
<p>Başını güzelce okşadı.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>Çalıştığı yere gelince durdu.</p>
<p>Bir nefes aldı.</p>
<p>İçeri girdi.</p>
<p>Herkes işinde gücündeydi.</p>
<p>Herkese selam verdi.</p>
<p>Masasına oturdu.</p>
<p>Bilgisayarını açtı.</p>
<p>Kendisiyle annesinin resmi vardı.</p>
<p>Kalemlikten bir kalem aldı.</p>
<p>Maaş bordrolarını hazırlamaya çalıştı.</p>
<p>On iki saat çalıştı.</p>
<p>Sonra evine geri döndü.</p>
<p>Her zamanki gibi sıkılmıştı.</p>
<p>Bir koltuğa oturdu.</p>
<p>Televizyonu açtı.</p>
<p>Kanalları değiştirdi.</p>
<p>Programlarını hiçbirini izlemek istemedi.</p>
<p>Kapattı.</p>
<p>Kendine bir yemek hazırladı.</p>
<p>Makarna…</p>
<p>Bekar yemeğiydi.</p>
<p>Pek fazla yemek yapmayı sevmezdi.</p>
<p>Yemeğini yedikten sonra kitaplarına döndü.</p>
<p>Kitaplarından Gogol’un Burun öyküsünü eline aldı.</p>
<p>Okumaya başladı.</p>
<p>Düşen burunla beraber kayboldu.</p>
<p>Absürt evrende kayboldu.</p>
<p>Her şey saçmaydı ona göre.</p>
<p>Saçmalığın içinde boğuluyordu.</p>
<p>Saçmalamak bir sanattı.</p>
<p>Soren Kierkegard doğru söylüyodu.</p>
<p>Bu saçmalıklar arasında eğlenecek o kadar şey vardı ki!</p>
<p>Varoluş sorgulamayı gerektiren ne varsa saçmaydı.</p>
<p>Varoluş nedenini araştırmalıydı.</p>
<p>Düşüncelerimizi saklayabilirdik.</p>
<p>Düşüncelerimizle hareketlerimiz aynı olmak zorunda değildi.</p>
<p>İnsan bu saçmalıklar içinde boğuluyordu.</p>
<p>Herkes aynı olmak zorunda değildi.</p>
<p>İnsanlar farklı davrandıkça ve düşündükçe dünya güzeldi.</p>
<p>Herkes aynı olursa şehir, şehir olmaktan çıkan köy olurdu.</p>
<p>Köy de insan doğasına aykırıydı.</p>
<p>Şehir de öyle…</p>
<p>Medine yani şehir kavramı ortaya atıldıkça şehir medeniyete kapı aralayamıyordu.</p>
<p>Medeniyet insanlık içindi.</p>
<p>Medeniyet insan doğasının bir yansımasıydı.</p>
<p>İnsan ruhunun yüceliğinin…</p>
<p>İnce çizgilerle yansıyan minyatür birer eşek misaliydi etraftaki dev binalar.</p>
<p>Şehir benlikten uzakta bir rezidans memleketi oluvermişti.</p>
<p>Birbirimizin açığını yakalar olmuştuk.</p>
<p>O eski tahta evlerin yerini hiçbir şey alamıyordu.</p>
<p>Kalabalık nüfuslu şehirler medeniyetin merkezi olmaktan uzaklaşıyor, makineleşmek ihtiyacını hissettiriyordu.</p>
<p>Medeniyet bir şehrin kültürel başkent olmasını sağlayacak bir merkez hükmündeydi.</p>
<p>Medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavar gibi şehrin binalarında insanlıktan uzak uykusuz bir mekan oluvermişti adeta.</p>
<p>Duyduğumuz sesler artık kuş sesleri değildi.</p>
<p>Otomobil seslerinin arasında kaybolmuştuk.</p>
<p>Gürültü her yerdeydi.</p>
<p>Duyduğumuz güzel sesler değil, insanın içini sıkan benlikten uzak, kendiliğini başkalaştıran insan ırkının ihtiyacı olan seslerden uzak bir kavramdı.</p>
<p>Şehir artık bütünlüğünü kaybetmişti.</p>
<p>O da öyle düşünüyordu.</p>
<p>İkimiz de aynıydık aslında.</p>
<p>Ama aramızda bir karmaşa çıkmış, mücadeleden kendimizi kaybetmiştik.</p>
<p>Kayıp bir romandı bizimkisi.</p>
<p>Her şey kendi gibi kayıptı.</p>
<p>Kendini arayan bir derviş misali çölden çöle dolanan mecnun gibi her şey bomboştu.</p>
<p>Yaşamda her şey saçmalamayı gerektiriyordu.</p>
<p>Şehre uyum sağlamak saçmalamakla mümkündü.</p>
<p>Uyum aslında aynı olmak değil, farklılıklar içinde kendine yer bulabilmekti.</p>
<p>Uyumu yakalamak ise herkesin harcı değildi.</p>
<p>Tutunamayanların şehri aslında uyumsuzluktan ileri geliyordu.</p>
<p>Uyumsuz yani aynı olmaktan kaçınmak aslını korumak gerekliydi.</p>
<p>Kendini kaybeden insanların şehriydi artık İstanbul.</p>
<p>Yolu YOK’tu.</p>
<p>Uyumsuz olmaya dayanamazdı insan.</p>
<p>Bir yolunu bulup değişmeli, değiştirmeliydi.</p>
<p>Yoksa uyumsuz insan şehir içine alır yutardı.</p>
<p>Nasıl ki şeker çayın içinde erir, insan da şehrin gölgesinde kaybolur giderdi.</p>
<p>Aslını korumak oynamakla mümkündü.</p>
<p>Rolünü güzel oynarsan şehrin seni yutmasına izin veremezdin.</p>
<p>Şehir bir kayboluştu, gölgeydi.</p>
<p>Asla haritanın kendisi değildi.</p>
<p>Gölgeler şehrin içinde birer nesilden nesle aktarılan bilgilerdi.</p>
<p>Onları değiştirmek ise ustanın elinden çıkan sanat eseriydi.</p>
<p>İroni aslında olması gerekendi.</p>
<p>İroni olmadan da, insan aslını koruyamazdı.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Kanepede uyuyakalmıştı.</p>
<p>Düşünceler arasında boğulurken elindeki kitabı yanında duran sehpaya koydu.</p>
<p>Bir bardak su içmek için mutfağa girdi.</p>
<p>Suyunu içip işe gitmek için hazırlandı.</p>
<p>Otobüse binip işine doğru yola çıktı.</p>
<p>İş yerinde bir arkadaşı yanına geldi.</p>
<p>“Nasılsın kardeşim?</p>
<p>“İyiyim, sen?”</p>
<p>“Ne olsun, aynı terane.”</p>
<p>Eline kupa bardakta kahve alıp yanında gitti.</p>
<p>Bir süre konuştular.</p>
<p>Zaman öylece geçti.</p>
<p>Mesai bitiminde evine döndü.</p>
<p>Günün yorgunluğunda yemek yiyip yatağına yattı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/">GÖLGELER 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/golgeler-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14292</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 06:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14196</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akıp giderken parmaklarımızın ucundan zaman, Ufalanırız kum tanelerinin kırıntılarından ince bir sızı gibi an  be an. İlk ağlayışımızın üzerinden geçip giden, Bunca yılın anılarında sırlanmış yaşlı zaman,  Son gülüşünün kıvrımlarında saklanırdı dudaklarında donduğu an&#8230; Veda etmeye gerek bile bırakmadan ! &#8220;Öleceğini bilen tek canlının insan&#8221; olduğunu bilerek yaşamak,  kendi trajedisinin seyircisi olmak demekti&#8230; Ne kadar kaçsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akıp giderken parmaklarımızın ucundan zaman,</p>
<p>Ufalanırız kum tanelerinin kırıntılarından ince bir sızı gibi an  be an.</p>
<p>İlk ağlayışımızın üzerinden geçip giden,</p>
<p>Bunca yılın anılarında sırlanmış yaşlı zaman,<span class="text_exposed_show"> </span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Son gülüşünün kıvrımlarında saklanırdı dudaklarında donduğu an&#8230;</span></p>
<p>Veda etmeye gerek bile bırakmadan !</p>
<p><strong><em>&#8220;Öleceğini bilen tek canlının insan&#8221; olduğunu bilerek yaşamak,  kendi trajedisinin seyircisi olmak demekti&#8230;</em> </strong></p>
<p>Ne kadar kaçsa da Leoparın önünden, bir çırpıda gelip vahşi pençelerin kendisini bulacağını bilen ceylan gibi,  biliyoruz ölüme er geç yakalayacağımızı&#8230; Biliyor ve kaçıyoruz kendi gerçeğimizden, trajedimizden&#8230; Koşar adım atlıyoruz hayatın sahnesine, sahteliğine&#8230; Görmezden gelip yanı başımızda can verenleri, oyuna devam ediyoruz hız kesmeden, Azrail&#8217;in gri gölgesinde&#8230;</p>
<p>&#8220;Show must go on&#8221; ! Çığlıklarını duymayacak artık hiç kimse&#8230;</p>
<p>Kapının aralığından giremez sanıyoruz içeriye&#8230; Kulaklarımızı tıkayıp yüreklerimizin sesine, gözlerimizi sımsıkı yumduğumuzda bizi bulamayacak, bize dokunamayacak, geçip gidecek sanki yanımızdan gibi, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünya hırsına tamahla ! Yaşıyoruz&#8230; <span style="font-size: 14px;">Sonsuzluk özlemini katık ediyoruz öğünlerimize, </span><span style="font-size: 14px;">düşerken ağzımızdaki son lokma önümüze, </span><span style="font-size: 14px;">yemin ediyoruz hiç ölmeyeceğimize&#8230; </span><span style="font-size: 14px;">Kendi kendimize&#8230; </span><span style="font-size: 14px;">Çaresizce&#8230; </span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">Sevgiler tutsak olmuş bir kere bize&#8230; Biz, tutsak olmuşuz sevgilerimize yüzlerce kere&#8230; Ben yoksam sevgim de yok sanmışız, oysa ne çok aldanmışız&#8230; Doğru !  Yoksan artık sevilmelerden, geride bıraktığın heykelinde </span><span style="font-size: 14px;">gülüşün kalır bir tek senden geriye&#8230;</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p><em><span style="font-size: 14px;">Ya koca bir sevdanın ateşinde yanan  &#8220;od &#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ya odun ateşinde pişen &#8220;aş&#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ya aşkla yanarken pervanenin çıkardığı &#8220;ses&#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ölümsüzlük şarabı senindir, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">iç içe bildiğin kadar o ne de güzel serindir&#8230;</span></em></p>
<p>Bir kayanın içinden fışkırırsın günü geldiğinde, mavi bir mantar gibi bitersin ensesinde. Seni yok etmeye çalışan kalabalık cüzdanların korkulu rüyası olursun, girersin düşlerine&#8230;Toprak olduğunu sananlara inat, masmavi berrak bir rüya gibi uzanırsın sonsuz maviliğine saltanatın&#8230;</p>
<p>Yenilmedin para babalarının çeldirici suallerine, iyi çalıştın sen dersini. Sınavında çıkmayacak karşına bilmediğin hiç bir kelime&#8230;</p>
<p>Sen yine de gülümse ! Bırak onlar düşünsün ölüm gelip çattığında, pencerelerinden baktığında gizli kalmış yalancı içlerine&#8230;</p>
<p>Huzurla uyu artık sen, sevdiklerin her daim seninle&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14196</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Apr 2018 04:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13980</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni özlediğimde deniz kenarına koşuyorum, ayaklarım dalgaların içinde, kumsalda boylu boyunca yürüyorum. Kumların kayboluşunu hissediyorum tabanlarımda. Gözlerim kapalı kulaklarım açık, dalgaların sesiyle doluyor beynimin yarısı. Diğer yarısıyla seni dinliyorum hiç dinlemediğim kadar, parmaklarımın arasından kayıyor kumlar… Sesin nefesime karışıyor, dalgalar bir gidip bir geliyor… Yüzünü hatırlayamıyorum, ne kadar çabalasam da gülüşün dışında, suretini getiremiyorum gözümün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni özlediğimde deniz kenarına koşuyorum, ayaklarım dalgaların içinde, kumsalda boylu boyunca yürüyorum. Kumların kayboluşunu hissediyorum tabanlarımda. Gözlerim kapalı kulaklarım açık, dalgaların sesiyle doluyor beynimin yarısı. Diğer yarısıyla seni dinliyorum hiç dinlemediğim kadar, parmaklarımın arasından kayıyor kumlar…</p>
<p>Sesin nefesime karışıyor, dalgalar bir gidip bir geliyor… Yüzünü hatırlayamıyorum, ne kadar çabalasam da gülüşün dışında, suretini getiremiyorum gözümün ucuna. Silinmişler kumsala yazdığımız adlarımız gibi. Bir dalga alıp götürmüş bizi. Sesin ise canlı hâlâ. Yanı başımda çınlıyor kulaklarımda…</p>
<p>Boyuna anlatıyorsun, üniversite yıllarını, ilk kavganı ilk aşkını hatta… Çilekli dondurma sevdiğini söylüyorsun bir ara, çikolatalıdan nefret ettiğini. Ama nedense kızların hep çikolatalı dondurma sevdiğini… Akşam öğünlerini atladığını, yaz kış dondurma yediğini mesela… Çok yediğinde 90 kiloya vardığını… Gülüşüyoruz burda, “seni o kadar şişman hayal edemem” diyorum sana. Cep telefonundan bir fotoğraf gösteriyorsun,  mavi gözlerin olmasa tanıyamazdım senin bu halini o fotoğrafta…  Sana söylemiyorum ama hemencecik gösteriyorum parmağımın ucuyla.</p>
<p>Durmadan anlatıyorsun, hiç susmadan konuşuyorsun beynimin sol yanında…  Ayaklarım dalgalarda, sen sanki yanı başımda. Diniyor özlemim. Bitiyor kumsal, kalıyorum sahilde bir başıma… Kayalıklara varıyorum sen yoksun, yoksunluğumu görüyorum, uyanıyorum düşlerimden…</p>
<p>Kayalıklara çıkıp oturuyorum… Ufka dikiyorum bakışlarımı, martılar başımda dönüp duruyorlar, çığlık atarak beni izliyorlar. Yiyecek yok yanımda, su bile yok.  Yüreğimin orta yerinde yangın, söndürecek bir çare yok… Küçük bir yengeç tırmanıyor kayalıklara. Tam sırtını güneşe verecekken, bir martı kapıp kaçıyor yengeci. Kısa sürüyor güneşlenmesi, yem oluyor güçlü martıya…Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14014" aria-describedby="caption-attachment-14014" style="width: 566px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg"><img class="wp-image-14014 " src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=566%2C336" alt="Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla..." width="566" height="336" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 566px) 100vw, 566px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14014" class="wp-caption-text">Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Yengeç burcu olduğumu biliyor muydun? Hiç söylememiştim değil mi sana? Oysa ben biliyorum seninkini… Ne kadar özgürlüğüne düşkün olduğunu, kimseye bağlanmadığını, aşktan ölesiye korktuğunu…</p>
<p>“Sevmeden yaşayamam” demiştin oysa… “ Tıpkı ben” diye geçirmiştim içimden. Hayallere dalmıştım, geçmiştim kendimden. Beni sevdiğini söylüyordun, elinde bir kırmızı gülle gelip saçlarımı okşuyordun. Alnıma kondurduğun öpücükle ellerimi tutuyordun yavaşça. İncitmekten korkarcasına avucumu açıyordun. İçine bir şey koyup kapatıyordun avucumu. İçimden 10 a kadar saymamı istiyor sonra izin veriyordun açmama avucumu. Gözlerimi açtığımda sen yok oluyordun karşımda. Bir kutu bırakıp gidiyordun. Bir yüzük kutusu oluyordu bu. Kutuyu büyük bir heyecanla açıyordum, içinden tek taşlı bir alyans çıkıyordu. Sonra birden sen çıkıveriyordun, hiçbir şey diyemeden öpüyordun beni ilk kez dudaklarımdan. Nefesin nefesime karışıyordu, haykırıyordum yüzlerce kez EVET! Diye, sen sormadan daha…</p>
<p>Bu rüyayı ne çok gördüm biliyor musun? Geceleri uykumda değil, gündüz güneşin altında, bu kumsalda…</p>
<p>Balıkçı teknesi geçiyor uzaktan. Sesi geliyor, bırakıp gidiyor. Yağmur başlıyor gözlerimden, süzülüp akıyor yüreğimden aşağıya&#8230; Sönmüyor yangın, daha da artıyor ateşi kendiliğinden&#8230;</p>
<p>Balıkçı teknesine binip gittiğimiz gün, elimi tutmuştun. Tekneye atlamam için, belimden kavrayıp kendine çekmiştin beni. İlk o gün görmüştüm gözlerinin maviliğini…</p>
<p>Neden diye sormadım bir kere bile. Dile getirmedim seni sevdiğimi, gideceğini bildiğim halde sustum. Bana veda etmeni bekledim yine de.</p>
<p>Bir çift söz etmeden, elveda bile demeden öylece bırakıp kayalıklarda beni, çekip gittin aniden. Ben ve hayallerim öylece bir başımıza kalakaldık. Ardından bağırdım, gitme diye yalvardım içimden, duymadın sesimi&#8230; Çeke çeke ağladım içimi&#8230; Bir tek kayalıklar duydu, onlar tuttu elimi… Sen gittin gideli…</p>
<p>Yıllar kovaladı birbirini, işte şimdi bir gece vakti kumsaldayım yine. Yıldızlarla birlikte şarkı söylüyoruz, dalgaların müziği eşlik ediyor bize. Yıldızlar kadar uzaksın artık bana. Adını bile unuttum biliyor musun? Yüzünü ise hiç hatırlamıyorum. Oysa sesin kulağımda,  unutmuyor insan duyduklarını nasılsa&#8230; Dinledikleri kalıyor kulağının bir  köşesinde, zamanı gelince çıkıveriyor sesler, saçılıyor birer birer&#8230;</p>
<p>Sen benim için aşkın manasına giydirdiğim bir surettin sadece. Siretin çıkınca ortaya suretin kaldı yalnızca elimde…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13980</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstasyon</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istasyon/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istasyon/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Apr 2018 04:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Yılmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13984</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşüncelerimi yakalamaya çalışıyorum. Birer birer zihnimin etrafında uçuşuyorlar. Aklımı ellerine bıraktım. O yüzden bu kadar zor. Hiç kolaylaşmıyor. Yani ne bileyim hızla giden bir trenin camından yakalamay çalıştığım manzaralar gibi. Buraya ne zaman geldim? Neden geldim? Unuttuğum ne varsa işte. Hatırlayamıyorum. Hani şu yaz kış akan nehir. İçindeki kayalar suyu boğuyor mu acaba? Ne bileyim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyon/">İstasyon</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Düşüncelerimi yakalamaya çalışıyorum.</p>
<p>Birer birer zihnimin etrafında uçuşuyorlar.</p>
<p>Aklımı ellerine bıraktım. O yüzden bu kadar zor. Hiç kolaylaşmıyor.</p>
<p>Yani ne bileyim hızla giden bir trenin camından yakalamay çalıştığım manzaralar gibi.</p>
<p>Buraya ne zaman geldim? Neden geldim? Unuttuğum ne varsa işte.</p>
<p>Hatırlayamıyorum.</p>
<p>Hani şu yaz kış akan nehir. İçindeki kayalar suyu boğuyor mu acaba? Ne bileyim işte aklıma takılan binlerce soru. Böyle binlerce hüzün. Yüzbinlerce bakış.</p>
<p>Hayatının bütün anlarını içinde olarak mı yaşıyorsun sanki? Çoğu bilinçsiz işte. Aynı anlattığım gibi. Hızla giden bir tren.</p>
<p>Bir de böyle gözlerinin içine bakacak ne cesaretin ne zamanın olmayan şeyler. Böyle geri dönemediğin zamanlar. Kaçırdığın uçaklar. İşte son anda yakaladığın trenler. Vazgeçemediğin insanlar. Direndiğin uykular yada uyuyamadığın geceler. İşte acılar.</p>
<p>Kaç kere kendimi toparlamayı denedim hatırlamıyorum. İnsan hiç mi zamanı yakalayamaz? Aynı anda aynı yöne gidiyoruz. Ama hayır. Bir türlü birbirimize yetişemiyoruz. O yüzden bıraktım denemeyi. Köprüler kurmayı bıraktım. Artık hiç denk gelemeyiz herhalde. Bak yine herhalde diyorum. Kalbime bıçaklar.</p>
<p>Yani bir avuç insan bırakıyorum zamana. Sırf herhalde` nin hatırına. Zihni balon.</p>
<p>Hava ağır. Gece uzun. Ve bunun gibi sisli şeyler. Yada böyle aynı anda yaşanan kaç mevsim. Birkaç duygu. Böyle karışık. Şimdi sen mesela gitmek mi istiyorsun yoksa kalacak cesaretin mi yok? Yani hangi keder seni böyle hiçbir şey yapamaz hale getirdi. Bak ben sana söyleyeyim. Aynı anda dört mevsim var. Ama aynı şehirde değil biliyorsun. Aynı insanlarda olmaz. Hangi duyguya kapılacağını iyi belirle. Sonra yok olup gidersin.</p>
<p>Neyse yol bitti. Hızla giden tren istasyonda şimdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istasyon/">İstasyon</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13984</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ve Sonra Sensizlik Yüreğimi Üşütüyor&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Mar 2018 04:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selin Eylül Bilen]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13920</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adam kadının belini sıkıca kavradı, bırakmak istemezcesine. Kadın yavaş bir şekilde adamın gömleğinin düğmelerine yöneltti narin parmaklarını. Ayrılık vakti gelmişti, bir ilişkinin daha sonuna geliniyordu. Yönlerini yatağa doğru çevirdiler. Kadın ve adamın istekleri bir kere daha uyuşmuyordu. Kadın adamın bedenine son bir kez daha sahip olma niyetindeyken, adam kadının kalbinde sonsuza dek yer etme isteğindeydi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/">Ve Sonra Sensizlik Yüreğimi Üşütüyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adam kadının belini sıkıca kavradı, bırakmak istemezcesine. Kadın yavaş bir şekilde adamın gömleğinin düğmelerine yöneltti narin parmaklarını. Ayrılık vakti gelmişti, bir ilişkinin daha sonuna geliniyordu. Yönlerini yatağa doğru çevirdiler. Kadın ve adamın istekleri bir kere daha uyuşmuyordu. Kadın adamın bedenine son bir kez daha sahip olma niyetindeyken, adam kadının kalbinde sonsuza dek yer etme isteğindeydi. Bütün geceyi birlikte geçirdikten sonra uykuya daldılar, belki de ilişkileri boyunca uzun süredir bu denli yakın uyumamışlardı birbirlerine. Adam açtı gözlerini sabahın ilk ışıklarıyla, yanında duran ve belki de kendisinden bile daha çok sevdiği kadına çevirdi gözlerini. Boğazında farklı bir acı hissetti ve yavaşça kalktı kadının yanından su içmek için, suyunu alıp yatağın tam karşısındaki koltuğa yerleşti ve yatakta usulca uyuyan kadına baktı. Bir süre sonra kadın, gözlerini açmadan adama neden yatağa geri dönmediğini sordu ve yorganın havaya kaldırarak adamın yatağa gelmesini bekledi. İşte en zor kısmı da buydu adam için. O yatağı bir kere terk etmişti çoktan. Geri dönmeli miydi? Sonuçta tekrar çıkmak zorunda kalacaktı o yataktan hatta belki bu sefer daha da zor, daha da acılı olacaktı o çıkış. Adamın vücudu beyninin verdiği komutları reddederek adamı yatağa yönlendirdi. Kadın sakin bir şekilde kafasını adamın göğsüne koydu. İşte adam yaptığı hatayı fark etmişti o an. Artık iki kat zorlaşmıştı o yataktan çıkmak. En fazla bir saat daha sürecekti birliktelikleri işin kötüsü adamın bunun farkında olduğu kadar kadının da bunun farkında olmasıydı hatta daha da kötüsü; ikisi de vaziyeti değiştirmek için hiçbir gayrette bulunmuyorlardı. Kadına belli etmek istemiyordu ama o an tek başına olsa hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar çaresiz hissediyordu kendisini adam. Gözü duvarda duran saate takıldı, bir süre boyunca baktı saate. Sonra tekrardan kafasını kadına çevirdi ve sanki her ince detayını kaydetmek istercesine suratını incelemeye başladı. Önce çekik kahverengi gözlerini, hani şu gülünce kaybolan, sonra küçücük olan burnunu, öpmeyi ne de çok severdi burnunu adam, gerçi kadın bu durumdan çok memnun kalmazdı, sanki üzerine özenle yerleştirilmişti o çiller, bembeyaz tenine ne kadar da çok yakıştığını düşündü bir kez daha en son da dudaklarını, öpmeye kıyamadığı için doyamadığı dudaklardı bu dudaklar. Kadın adamın acısını ve çaresizliğini fark edip de umursamaz bir tavır takınarak “Sen bu dudaklara karşı koyamazsın.” dedi adama çevirerek gözlerini. Adam usulca kadına yaklaştı ve boğazında ki ağrının da yarattığı etki sebebiyle kısık bir sesle cevap verdi kadına “Sen beni hiç tanıyamamışsın.”. Gerçekten de tanıyamamıştı kadın adamı hiç belki de tanımaya gayret etmemişti kim bilir? Adam belki de hiç o yatağa dönmeyeceğinin bilincinde bir kez daha çıktı o yataktan. Henüz kadın yataktan çıkmadan adam ayakkabılarını giymek üzere kapıya yönelmişti bile. Kadın da durumun şaşkınlığındaydı, adamın bu denli kolay bırakabileceğini beklemiyordu kendisini, ama en az adam kadar o da gurur yapıyordu. Adamın aklına bir şiir gelmişti “Gittin mi büyük gideceksin! Ayrılık bile gurur duyacak seninle.” Devamını hatırlamaya çalıştı bir süre. Bu süre zarfında da bir yandan ayakkabılarını giyiyordu. Kadına döndü ve sadece tek bir kelime söyleyebilecek kadar hâkim olabilirdi göz yaşlarına. Tiz ve cılız bir sesle hafif de detone olarak “Hoşça kal” diyebildi ve arkasını döndü. Sanki bir şey eksilmişti adamdan. Evet eksikti de, adam kalbini komodinde unutmuştu. Geri kapıya yöneldiği sırada şiirin devamını hatırladı “Gittiysen onurunla gideceksin. Haklıysan gidecek, gittiysen geri dönmeyeceksin.” Adam yönünü tekrardan loş koridorlu apartmanın çıkışına doğru çevirdi. Kalbi orada kalabilirdi ama o geri dönemezdi. Gururu ve onuru için kalbini feda etmişti adam. Bu adam bir gün o kadının kalbini orada unuttuğunu fark edip geri getirmesi için hala bekliyor, kadının asla getirmeyeceğinin bilincinde&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/">Ve Sonra Sensizlik Yüreğimi Üşütüyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonra-sensizlik-yuregimi-usutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13920</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13890</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denize hasretlik çekeriz. Bağrımızda bizden olmayan sahte güllerle Ummanda dalıp gitmeye pek meyilliyiz. Başıbozuk yelkenliler gibi ufukta kaybolan son sevgiliye, Sorunsuzca iç çekeriz, Gitme ! Demek Geçmez Bile Aklımızdan… Deli borandır aşkın adı. Eser bilene de, Bilmeyene de, Sessizce&#8230; Önüne kattı mıydı seni, Uçurur nefretin karayeline… Boynu bükülür sevda kuşunun. Kırlangıçlara düşer yuvası, Yaralıdır kanadının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denize hasretlik çekeriz.</p>
<p>Bağrımızda bizden olmayan sahte güllerle</p>
<p>Ummanda dalıp gitmeye pek meyilliyiz.</p>
<p>Başıbozuk yelkenliler gibi ufukta kaybolan son sevgiliye,</p>
<p>Sorunsuzca iç çekeriz,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Gitme !</p>
<p style="padding-left: 60px;">Demek</p>
<p style="padding-left: 90px;">Geçmez</p>
<p style="padding-left: 120px;">Bile</p>
<p style="padding-left: 150px;">Aklımızdan…</p>
<p>Deli borandır aşkın adı.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Eser bilene de,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bilmeyene de,</p>
<p style="padding-left: 90px;">Sessizce&#8230;</p>
<p style="padding-left: 120px; text-align: left;">Önüne kattı mıydı seni,</p>
<p style="text-align: left; padding-left: 150px;">Uçurur nefretin karayeline…</p>
<p style="text-align: left;">Boynu bükülür sevda kuşunun.</p>
<p>Kırlangıçlara düşer yuvası,</p>
<p>Yaralıdır kanadının uç karası…</p>
<p>Suskunluğuyla bulduğu</p>
<p>Gagası kırık serçeyle,</p>
<p>Tutuşurlar el ele,</p>
<p>Uzanır sevgileri bilinmezliğe…</p>
<p>Pahası biçilmez firâkının.</p>
<p>Ayrı düşmeye gör bir kere,</p>
<p>Gönüldaşlıktan serkeşliğe</p>
<p>Dolanan yolların.</p>
<p>Bitmek bilmez!</p>
<p>Yalnız kalırsın.</p>
<p>Sen,</p>
<p>İstesen de</p>
<p>İstemesen de…</p>
<p>Aşka içre gerekmez diz dize gülüşmek.</p>
<p>Sırlar bulandı mı</p>
<p style="padding-left: 30px;">sular durulur,</p>
<p>Kalkar yediveren gülleri</p>
<p style="padding-left: 30px;">güneşe durur&#8230;</p>
<p>Süzülür bırakıp gidenler ufukta,</p>
<p>Kaçak istimbotlar gibi,</p>
<p>Borana tutulurlar bir anda&#8230;</p>
<p>Yerle bir olur bazıları azgın dalgalarda.</p>
<p>Kurtulan olmaz sevdanın ah ettiği,</p>
<p>Tuzlu sularda&#8230;</p>
<p>Ölümü hayal etmek kalır usulca,</p>
<p>Sevdiğinin kollarında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zordur Beklemek !</p>
<p>Tozlu raflardan indirilen</p>
<p>Eski ciltli bir kitap gibi</p>
<p>Sarıp sarmalar sayfalarıyla seni…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Yaprak yaprak dökülür dillerden</p>
<p style="padding-left: 60px;">Söylenmemiş kelimeler,</p>
<p style="padding-left: 90px;">Kesir işaretiyle &#8211; kesilir &#8211;</p>
<p style="padding-left: 120px;">cümleler !</p>
<p>Boğazda düğümlenmiş,</p>
<p>Yarım kalan sevişmeler…</p>
<p>Uzaktır yârin bakışı.</p>
<p>Bir gülüş ki unutulur,</p>
<p>Gönlün herhangi bir yerinde</p>
<p style="padding-left: 30px;">kurutulur&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Denize hasretlik çekeriz,</p>
<p style="text-align: left;">Bakarız yelkenli sevgilinin ardından,</p>
<p style="text-align: left;">El sallarız dönmeyeceğini bile bile</p>
<p style="text-align: left;">Gidenlerin ardından…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13890</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vicdan / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 06:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13939</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevmek sana dayanmakla başladı, seni unutmak başka bir şeye. Bir neden arıyoruz, sevmek için, mutluluk için, acı için bir neden. Adım atarken ulaşmak, okurken anlatmak, sustuğunda dinlemek, dokunduğunda hissetmek için. Yaşamın başlangıcı ve sonrasını da kapsayan bu kavram, biz neyi yitirdikte bu denli kirli bir manayı yüklendi. Her kararın öncesinde bir mahkeme kuruluyor. Savcı o, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/">Vicdan / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevmek sana dayanmakla başladı, seni unutmak başka bir şeye. Bir neden arıyoruz, sevmek için, mutluluk için, acı için bir neden. Adım atarken ulaşmak, okurken anlatmak, sustuğunda dinlemek, dokunduğunda hissetmek için. Yaşamın başlangıcı ve sonrasını da kapsayan bu kavram, biz neyi yitirdikte bu denli kirli bir manayı yüklendi.</p>
<p>Her kararın öncesinde bir mahkeme kuruluyor. Savcı o, sanık kişi, hakim insanın kendisi. Ben diye başlayan bir cümleyle savcılık makamı iddiasını sunuyor. Sanık, biz diyor ve anlatıyor geçmişi, bugünü, birlikte geçirdiğiniz o güzel günleri. Hakim soruyor: benliğin bu durumda ki yeri? Çağrılıyor tanığı iddia makamının… Mübaşirin sesi duyuluyor gür ve duygusuzca… Tanık yerini alarak başlıyor anlatmaya…</p>
<p>Beraber büyüdük onunla, iyi olanı, güzeli tanıdık; kötüyü, çirkini gördük ve bildik birlikte… Öğrendik, hayatın zorluğunu; yaşamanın, dürüstlüğün sıratın öte yanında durduğunu. Kazanmak için ezdiler, kaybedince, tanımadan geçtiler. Anladık, zaman güç olmadan vermeyecekti bize bütün o gerçek, şimdilerde dilde inanılanları. O zaman yollarımız ayrıldı onunla, oysa siz hep birlikte bildiniz bizi. Eğer ben bugün buradaysam, anlatabiliyorsam yitirdiklerimi,demek ki sizde buradasınız, anlayabiliyor lakin kavrayamıyorsunuz eksikliğini… Evet, suçlu o, en kıymetlisini çaldı aslımın, en paha biçilmezini…</p>
<p>Sanık ağır ağır doğruldu yerinde, söz sırası tekrar ona gelmişti.Her şeye razıydı zaten,bu yüzden tek kelam etmemişti onca saat. Durdu,bunlar son sözleri olacak, belki de bir daha konuşamayacaktı. Biliyordu,bu son ne bir ölüm, ne de uzun bir bekleyişin başlangıcı olacaktı.</p>
<p>Önce katilleri tek tek süzdü. Sonra uzun uzun tanığa baktı. Hepsini taşımak bir yana, en zoru onunla olmayandı. Gözleri parlamaya başladı. Bir damla gözyaşı kirpiklerini aşarak süzüldü yanaklarından, ağır ağır ıslanıyordu teni. Sanki içinden atıyordu o akışla, kirletilenleri. Damlalar en son dudaklarına geldiğinde, bir kelime zar zor işitilebildi tüm o sessizliğin içinde. Vicdan diyebildi sadece,  vicdan hakim son kararı verdiğinde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/">Vicdan / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vicdan-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13939</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Mar 2018 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13770</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR GÖÇMEN KUŞTU O” “UÇAN KUŞLARA MALUM OLSUN, BEN EVİMİ ÖZLEDİM…” “ Sizi, aslında hiç görmediğim o fotoğraftaki gibi hatırlayacağımı biliyorum artık Hatice hanım veya Lady Josephine. Gerçekte adınızın hangisi olduğunun ne önemi var ki? Güzel yürekli dostumun bana anlattığı gibi kalacaksınız belleğimde. Beyaz başörtünüz, uzun pazen elbiseniz üzerinizde, yıpranmış elleriniz dizlerinizde, çocuklarınız, artık birer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“BİR GÖÇMEN KUŞTU O”</strong></em><br />
<em><strong> “UÇAN KUŞLARA MALUM OLSUN, BEN EVİMİ ÖZLEDİM…”</strong></em></p>
<p>“ Sizi, aslında hiç görmediğim o fotoğraftaki gibi hatırlayacağımı biliyorum artık Hatice hanım veya Lady Josephine. Gerçekte adınızın hangisi olduğunun ne önemi var ki? Güzel yürekli dostumun bana anlattığı gibi kalacaksınız belleğimde. Beyaz başörtünüz, uzun pazen elbiseniz üzerinizde, yıpranmış elleriniz dizlerinizde, çocuklarınız, artık birer yetişkin olmuş torunlarınız, hatta belki torunlarınızın bebek-çocukları, hep birlikte yanı başınızda ayakta. Zamanın çizgilerle işlendiği yüzünüz büyüyor o fotoğrafta. Sessiz, uysal ama hüzün dolu, yalnız, derin bir bakış. O kalabalıkta, kalbini uzaklara göndermiş, oralarda bıraktıkları ile içinden, kısa, küskün ve sessiz sözcüklerle konuşan-büyük olasılıkla konuşamamanın acısını hep yüreğinde taşımış- mahzun bir kadın bakışı. Öykünüz bana anlatıldığı anda gördüm o fotoğraftaki sizi. Şaşıracaksınız belki, ama sadece sizi gördüm ve az önce belirttiğim gibi, hiç unutmayacağım. Beni bekleyin, yakında size aslında hiç bir zaman ulaşmayacak bir mektup yazacağım. Yazdıklarımdan, kendi yaşadıklarınızı alıp kabul edersiniz umarım. Dediğim gibi, bekleyin beni… ”<br />
diye yazmıştım kısa bir notta. Bugün o mektubu yazmak istedim.</p>
<p>Kadim dostlarımdan biri anlattı öykünüzü. Çok sevdiği bir komşu- teyzenin anneannesi imişsiniz. Şaşkındı: “ Onca yıllık komşumuzdur. Anneannesine dair böyle bir öyküsü varmış, hiç konuşulmamıştı o güne kadar. İçime dokundu yaşam öyküsü. Sana anlatmalıyım “ dedi ve anlattı:</p>
<p>On yedi yaşında tanışmışsınız eşinizle. Tahminen 1930’lu yılların başında, Türkiye’den Amerika’ya çalışmaya gitmiş ve sizin ailenin köşkünde bahçıvan olarak iş bulmuş. Asalet ünvanı taşıyan bir aileye üye olduğunuz söylendi. Büyük olasılıkla, aileniz siz doğmadan göç etmiş başka bir ülkeden oraya. Orasını bilmiyorum. Ama, Kayseri’li genç bahçıvan ile zengin ve asil genç kız vurulmuşlar birbirlerine. Sonrası, klasik bir Türk filmindekine benzer bir ara sahne gibi. Ailenizin karşı çıkışına rağmen gerçekleşen evliliğiniz sonrası, Türkiye’ye gitmeye karar vermişsiniz. Gemi ile tam iki ayda ulaşmışsınız İstanbul’a. Ama anne- babanızın sizi reddedişinden çok, kardeşlerinizin sizi uğurlamaya gelmeyişi dokunmuş yüreğinize. İskelede, geminin kalkışına dek gözleriniz onları aramış. Gelmemişler. İstanbul’da, rıhtımda çekilmiş ilk fotoğraf : Esmer, kaytan bıyıklı bir Türk erkeği ve yanındaki ince yapılı, solgun yüzlü, uzun paltolu, şapkalı bir genç kadın…Bu fotoğrafı da diğeri gibi görmedim Hatice Josephine hanım. Öykünüzü dinlerken gözümde canlandırdım sadece.</p>
<p>Kayseri’li olmuşsunuz sonra. Ölünceye dek bir daha da ayrılmamışsınız oradan.Gidişinizin ilk yılında, kardeşleriniz içinde para olan bir zarf göndermişler size. Ama siz, Amerika’dan ayrılırken, rıhtımda yalnız bırakılmanın yarattığı hayal kırıklığının acısını hala içinizde taşıdığınız için, zarfı içindekilerle birlikte, hiçbir açıklama eklemeden geri göndermişsiniz. Aileniz bundan, sizin öldüğünüz ve bu nedenle zarfın geri döndüğü anlamını çıkarmış.. Böylece gerçekten bir başınıza kalmışsınız artık.</p>
<p>Adınız Hatice olmuş. Dininiz değişmiş. Önce anne, sonra anneanne ve babaanne olmuşsunuz. Sonraki yıllardaki yaşamınıza dair, öykünüzü bize taşıyan torununuz Hafize hanımdan öğrendiklerimiz var sadece. Dağa bakan o odaya çekilirmişsiniz ara sıra. Sandığınızdaki çeyizleri çıkarır, onlara dokunurmuşsunuz tek tek. Gözleriniz karşı dağlara takılır, susarmışsınız uzun uzun. Sorarlarmış size. “Anneanne, ne düşünüyorsun, daldın yine bir yerlere?” İç geçirirmişsiniz: “ A benim evladım, gökten inmedim ya ben? Benim de başka bir ailem vardı bir zamanlar. “</p>
<p>Torunlarınız, yıllardan sonra ailenizin izini sürmüşler elçilik aracılığı ile. Anne-babanız ölmüşler elbette. Kardeşlerinizden bazıları yaşıyormuş. Doğup büyüdüğünüz köşkün satıldığını öğrenince çok ağlamışsınız. Gidemeseniz de orada çocukluğunuzu, ilk gençlik yıllarınızı içinde saklayan o bina, Josephine’nin (Ya da adınız gerçekte ne ise) artık yaşamadığını hatırlatmış olmalı size. En çok bunun için gözyaşlarınızı durduramadığınıza inandım.</p>
<p>Sizi Amerika’ya kardeşlerinize, kalan akrabalarınıza götürmek istemişler. “Yok “ demişsiniz. ” İstemem. Gidersem dönemem.Oralarda ölmek istemiyorum. Mezarım burada olmalı.” Bu reddedişi belirleyen de, kardeşlerinizi bağışlamamanız olmuş bence.</p>
<p>Yaşamınızın son yıllarında, öldüğünüzde torununuzun din adamı olan eşinin cenaze namazınızı kıldırmasını vasiyet etmişsiniz. Öyle de olmuş. Cami avlusundan yolcu edilirken, “Bu mevta, kimsesizdir aslında. Gerçek yuvasından, ailesinden ayrı düşmüş garip bir yolcudur. Onun için çok dua edin. İçinizden gelen dualarla, hak ettiği gibi sevgiyle uğurlayın“ demiş hafız damadınız. Cemaatin gözyaşları sel olmuş.</p>
<p><figure id="attachment_13882" aria-describedby="caption-attachment-13882" style="width: 345px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg"><img class="wp-image-13882" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?resize=345%2C212" alt="" width="345" height="212" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?resize=300%2C185&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13882" class="wp-caption-text">Göçmen Kuş</figcaption></figure></p>
<p>Göçmen bir kuşmuşsunuz siz Hatice Josephine hanım. Hep gurbet acısı yaşamışsınız. Başka bir ülkede, dininiz, adınız, alışkanlıklarınız değişmiş. Sizden geriye kalanların üzerine, ilk on yedi yılınızda yaşadıklarınızın çok dışında yeni bir yaşam kurmuşsunuz. Farklı bir ülkeden gelen yabancı gelinin, yeni bir yaşama ne kadar çabuk uyum sağladığına şaşırarak, sizden övgüyle söz etmişlerdir büyük olasılıkla. Her şeyi değiştirmek zorunda olmasaydınız keşke. İnancınız ve adınız size kalmalıydı. Onlar gerçekte sizin parlak renkli kanatlarınızdı. Bilememişler.</p>
<p>O son fotoğraftaki acı dolu, mahzun bakışınız, neleri gizliyordu Josephine hanım? Bir sevdanın peşine düşüp, inancınızı, adınızı, alışkanlıklarınızı tümüyle değiştirmekten yana pişman olduğunuzun mu resmiydi yoksa? O zamanlar o kadar genç olmasaydınız, yine o denli cesur olabilir miydiniz? Göçmen bir kuşmuşsunuz, evet. Ama bir kez uçup başka bir diyara konmuşsunuz. Sonra hiç uçamamış ve uçmayı unutmuşsunuz.Belki de bu duyguydu yüzünüzden bana ulaşan.</p>
<p>Dediğim gibi, fotoğraftaki sizi gördüm Hatice Josephine hanım. O günden beri, sizi ve öykünüzü andıkça, içimde sılaya özgü türküler çalıyor. En çok, son yıllarda kına gecelerinde söylene söylene sıradanlaştırılan o güzel türkü:</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg"><img class="size-full wp-image-13883 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a>“Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim.<br />
Hem annemi, hem babamı, ben evimi özledim.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13770</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İki Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Mar 2018 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13829</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerini açtı. Suyun sesine kulak verdi. Sessizlik benliğini sarmıştı. İçi dışı sessizdi. Dili yoktu. Silik bir zamanından izlerinden kopan yalnızlık esintisiydi onunkisi. Parası vardı evet. Mutluydu. Birden fazla işi vardı. İyilik satan sokak müzisyenlerinden farkı yoktu. Her şey paraydı onun için. Aşk YOK. Taş YOK. Yaş YOK. YOKluk içinde yüzüyordu aslında. Mutluluk onun için kazanmanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/">İki Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Suyun sesine kulak verdi.</p>
<p>Sessizlik benliğini sarmıştı.</p>
<p>İçi dışı sessizdi.</p>
<p>Dili yoktu.</p>
<p>Silik bir zamanından izlerinden kopan yalnızlık esintisiydi onunkisi.</p>
<p>Parası vardı evet.</p>
<p>Mutluydu.</p>
<p>Birden fazla işi vardı.</p>
<p>İyilik satan sokak müzisyenlerinden farkı yoktu.</p>
<p>Her şey paraydı onun için.</p>
<p>Aşk YOK.</p>
<p>Taş YOK.</p>
<p>Yaş YOK.</p>
<p>YOKluk içinde yüzüyordu aslında.</p>
<p>Mutluluk onun için kazanmanın daniskasıydı.</p>
<p>Hep bir bahane vardı aklında: Onun gibi olmak!</p>
<p>Kendini kaybetti oysaki.</p>
<p>Kendi kötü müydü?</p>
<p>Ya da kötü olmak seçeneği miydi?</p>
<p>Bir kız vardı oysaki.</p>
<p>Mutluydu.</p>
<p>Kendi halindeydi.</p>
<p>Ama tek bir sorunu vardı: Sevilmemek!</p>
<p>Yalnız yaşamaya alışmıştı.</p>
<p>Tüm her şeyi yalnız yapardı.</p>
<p>Yalnızlık onun adıydı.</p>
<p>Güçlüydü.</p>
<p>Ama 7 ay boyunca gizledi bunu.</p>
<p>Sevdiği adam kazansın diye.</p>
<p>Adam ünlüydü.</p>
<p>Mutluydu.</p>
<p>Kız mutluluğunu bir hiç uğruna satmıştı.</p>
<p>Sonra bir karar verdi.</p>
<p>Vazgeçecekti.</p>
<p>Gerçek aşkı bulana kadar vazgeçecekti.</p>
<p>Kimseye bakmayacak.</p>
<p>O adam onu o sihirli kuleden kurtaracaktı.</p>
<p>Bir sihirli söz yetecekti buna.</p>
<p>Seni seviyorum.</p>
<p>Ama yıllar geçse bile kız umudunu kesip kulede hapsolacaktı.</p>
<p>Hayat bu, kim bilir?</p>
<p>Güçlü bir kızın hikayesi böyle son bulmayabilir.</p>
<p>Yalan dolan hikayelere inanmadığı sürece.</p>
<p>Gerçekleri bilen herkes, ben ise anlatıcı.</p>
<p>Siz anlayın durumu.</p>
<p>Kim haklı, kim haksız.</p>
<p>3 aylık bir rüya mı, ömürlük bir gerçek mi?</p>
<p>Bence beklemeye değer…</p>
<p>Türkiye’de o kadar çok insan var ki.</p>
<p>Her bitiş aslında bir başlangıçtır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/">İki Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iki-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13829</post-id>	</item>
		<item>
		<title>O&#8217;na</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ona/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ona/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selin Eylül Bilen]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13688</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok iyi tanıdığımı sanmıştım oysaki seni. Yanılmışım hiç tanıyamamışım. Tanıyamadım belki ama güzel sevdim; acıtmadan, incitmeden, kırmadan. Sevdiğim kadar güzel de bıraktım seni. Gitmek istedin, git dedim. Hani diyorum madem sevemeyecektin benim kadar masum, eyvallah, ama bari benim gibi acıtmadan, kırmadan, yıkmadan gitseydin. Ben gitmene istemeye istemeye razı gelmişken, sen benim daha da yaralanmamı istedin. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ona/">O&#8217;na</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çok iyi tanıdığımı sanmıştım oysaki seni. Yanılmışım hiç tanıyamamışım. Tanıyamadım belki ama güzel sevdim; acıtmadan, incitmeden, kırmadan. Sevdiğim kadar güzel de bıraktım seni. Gitmek istedin, git dedim. Hani diyorum madem sevemeyecektin benim kadar masum, eyvallah, ama bari benim gibi acıtmadan, kırmadan, yıkmadan gitseydin. Ben gitmene istemeye istemeye razı gelmişken, sen benim daha da yaralanmamı istedin. İşte o anda beni asıl yaralayanın senin gitmen olmadığını anladım. Beni, sen beni yaralayınca, bana zarar verince aldığın hazzı göre göre duygularıma söz geçirememem yaralamıştı. Yine kendi kendimi yaralamıştım anlayacağın. Beni sevdin mi yoksa sevmedin mi gerçekten bilmiyorum, artık pek de umurumda değil doğrusu. Şu an sevgisini umursadığım tek kişi kendimim.  Kendimi hep yaptığım hatalardan ders çıkartmayan biri sanırdım, değilmişim. Sana karşı asla nefret gibi bir duygu beslemedim, aslına bakarsan kimseyi sevmedim nefret edecek kadar. Hani bana demiştin ya o gece &#8220;senden nefret ediyorum&#8221; diye. Hayır nefret değildir o nefret olsa duramazsın.</p>
<p>Sana sormuştum ya &#8220;beni hiç sevdin mi&#8221; diye, galiba bizim sevgi anlayışımız farklıydı. Olsun&#8230; Ben kendi rolümü fazlasıyla üstlendim. Onun için ilerleyebildim zaten, onun için gitmene hiç ses çıkartmadım. Benim elimden gelen bu kadardı. Ben en çok bu kadar sevebilirdim bir insanı, en fazla bu kadar değer verebilirdim, en fazla bu kadar saygı duyup sahiplenebilirdim ve bu sana yetmiyorsa gitmekte özgürdün. Ne istediğinden hiçbir zaman emin olamadığın gibi gitmekten de emin olamadın. Şu an da emin değilsindir zaten.</p>
<p>Biliyorum belki çocukça ama sana verdiğim gülü asla kurutmadın, kitabın arasına bile yerleştirmedin. Duygularımdan asla utanmadım sadece ifade etmekte zorluk çektim diyelim. Benim sana karşı duygularım da değişmedi hala aynılar ve ben hala kendimden bu nedenle tiksiniyorum. Hani demiştim ya ne istediğini  bilmiyorsun diye, ben de bilmiyorum. Zaten her şeyi bilemeyiz, bırak bilmeyelim de.</p>
<p>Keşke lafını kullanmayı hiç sevmem mesela, gerçi bilir misin bilmem. Ama keşkeyle başlayacak bir cümle kuracak olsaydım &#8220;Keşke duygular bu kadar yarımken bitmeseydi, ne diyebilirim ki?&#8221; derdim.  Yoo keşke hayatıma hiç girmeseydin demezdim mesela, çünkü ben böyle büyüyorum, doğrularım ve yanlışlarımla, kaç yaşında olursam olayım. Çünkü biz böyle büyüyoruz yaralarımızı bazen yaralarla kapatmaya çalışarak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ona/">O&#8217;na</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ona/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13688</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Mar 2018 08:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13768</guid>
				<description><![CDATA[<p>“SEVGİMİZİN, AŞKIMIZIN ÜSTÜNDEN, HAYAT GEÇTİ, ÖMÜR GEÇTİ, YAŞ GEÇTİ…” “BU  YORGUN, KIRIK DÖKÜK MEKTUPTA ADIN BENDE SAKLI…” Çiçeğim, Böyle seslenirdim sana, adını taşıdığın o narin çiçeğin adını kısaltarak. Birlikte yollarda yürüdüğümüz o kaygısız zamanlarda, her sabah sokağınızın başında beklerdim seni. Kırmızı palton ve siyah atkın olurdu üzerinde mevsim kışsa. Çoğu kişi sevmez kışı, ben çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“SEVGİMİZİN, AŞKIMIZIN ÜSTÜNDEN, HAYAT GEÇTİ, ÖMÜR GEÇTİ, YAŞ GEÇTİ…”</strong></em><br />
<em><strong> “BU  YORGUN, KIRIK DÖKÜK MEKTUPTA ADIN BENDE SAKLI…”</strong></em></p>
<p>Çiçeğim,</p>
<p>Böyle seslenirdim sana, adını taşıdığın o narin çiçeğin adını kısaltarak. Birlikte yollarda yürüdüğümüz o kaygısız zamanlarda, her sabah sokağınızın başında beklerdim seni. Kırmızı palton ve siyah atkın olurdu üzerinde mevsim kışsa. Çoğu kişi sevmez kışı, ben çok severdim o zamanlar.</p>
<p>Senin bir kış gününe ait  fotoğrafın gözümün önündedir. O gün karlı bir sabaha uyanmıştık. Evinden çıkıp seni beklediğim köşeye ulaşıncaya kadar,  güzel siyah saçlarını beyaza çevirmişti kar. Gözlerinle gülerdin hep. Yine güldün ve ışıldadı gözlerin. İşte o halin, bir fotoğrafa dönüştü içimde. Hiçbir ressamın çizemeyeceği, hiçbir usta fotoğrafçının kaydedemeyeceği o kısacık an, hep yüreğimde taşıyacağımı o zamanlar bilemediğim, yaşı olmayan bir resme dönüştü. Çok sonraları, ne zaman seni çok özlesem, ne zaman kendimi yalnız hissetsem, hep o resmi çıkardım yüreğimden, gözlerimin önüne astım. Dediğim gibi, o karlı sabahta bunu bilmiyordum henüz.</p>
<p>Çok gençtik. Sözcüklerin ağızdan çıktığında, yürekten çıkmış sayıldığı dik başlı yaşlardaydık. Ve ikimiz için de kurşun ağırlığındaki sözcüklerin geri alınamayacağı inatçı bir mevsim yaşandı. Yaz ayındaydık aslında ama kışa döndü sen gidince. Dönmedin, bir daha hiç yaz gelmedi benim için. Mevsimin kışa döndüğü o yaz, evlendiğini ve başka bir kente taşındığını öğrendim Ben de terk ettim mahalleyi. Yaz gelmeyecekti bir daha nasıl olsa.</p>
<p>Aradan uzun yıllar, başka kentler ve başka yaşamlar geçti. İsteseydim bulabilirdim izini. İstemedim. Ama unutmadım. İnsanların dilinin en çabuk çözülüverdiği, yüreğinde yer edeni döküp saçtığı anlarda bile seni kimseye anlatmadım. Sustum. İçimden, hiçbir zaman gönderilmeyecek sayfalar dolusu mektuplar yazdım ve hepsini yüreğimde, çok derinlerde bir yerlere sakladım. Bir kez daha okumadım hiç birini. Yazdım ve sustum. Giderek sana dair daha az cümleyi geçirdim aklımdan.</p>
<p>Onca yıl sonra, dün o kasabada gördüm seni. Bir çay bahçesinde, yanı başımdaki masada oturuyordunuz ikiniz. Yorgun ve bıkmış görünüyordun. Sanki yaşam akıp giderken, bir yerlere takılmış kalmış gibi, kısa cümlelerle susuyordun. Gözlerin yine çok güzeldi ama parlamıyordu artık. Üzerinde siyahı parlaklığını yitirmiş bir manto vardı. Giysiler de sahibinin ruh halini yansıtıyor sanırım. Eskirken giyenin ruhu ile birlikte yıpranıyorlar sanki. Bir çay içimi oturdum o bahçede. Sonra, seni yine başka ve bilmediğim bir yaşamın içinde bırakarak ayrıldım oradan. Yıllardır içimde sakladığım tüm yazısız mektupları savurdum gökyüzüne. Sessiz sözcüklerim bu kez sahipsiz olarak bulutlara doğru yola çıktı. Orada bir araya gelerek bu kez yeni ve umut dolu cümleler kurarlar belki. Sonra, yağmurlara karışırlar ve başka sevdaların üzerine yağarlar. Belki de tanıdık bir sözcük, gelir seni bulur, kim bilir?<br />
Hoşça kal çiçeğim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depresif AŞK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Mar 2018 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13653</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yolum Üsküdar’a neden düşmüştü bilmiyorum. Hayat her an size seçimler sunar en az iki.  Demek bu tarafa gelmem gerekiyormuş. Bazen düşünürüm bir yerde bulunuyorsanız, başka bir yerde olup başınıza bir iş gelmemesi içindir diye. Veya yeni biriyle karşılaşıyorsanız başka yeni biriyle karşılaşıp başınızı belaya sokmayın diye. O nedenle yaşadığınız bir yenilikte olağanüstü bir gelişme olmuyorsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/">Depresif AŞK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yolum Üsküdar’a neden düşmüştü bilmiyorum. Hayat her an size seçimler sunar en az iki.  Demek bu tarafa gelmem gerekiyormuş. Bazen düşünürüm bir yerde bulunuyorsanız, başka bir yerde olup başınıza bir iş gelmemesi içindir diye. Veya yeni biriyle karşılaşıyorsanız başka yeni biriyle karşılaşıp başınızı belaya sokmayın diye. O nedenle yaşadığınız bir yenilikte olağanüstü bir gelişme olmuyorsa bilin ki orada olmanız başka yerde olmanızdan iyidir. Her seçimin olağanüstü masallar doğurmayacağı kanısına varalı yıllar olmuştu.</p>
<p>Demek Üsküdar beni beladan uzak tutmak için veya olağanüstü bir masal yaşamamak içindi. İstesem uzaklaşabilirdim oradan. Belaya sürmüştüm belamı. Beylerbeyi’ne doğru yürüdüğümde akşam olmuştu. İçsem mi içemesem mi?</p>
<p>Biraz ileride bir meyhane gözüme ilişmişti. Bela göz kırpıyordu da ben anlamaza vuruyordum. İnsanın kafası geçmişe gider normaldir de o geçmişte bir kadına giderse ayıkla pirincin taşını. Hani aşkı sıksan efkâr çıkar misali. Efkâr en çok aşka yakışıyor sanki.</p>
<p>Kapıya doğru yaklaştığımda bir kadın, o da meyhaneye gireyim mi kararsızlığını yaşıyordu. Ben saatime bakarken o da saatine bakmaya başladı. Yüzüne bakmaya çalıştım o beni fark etmeden. Kumral, uzun saçlı, şık ve bakımlı bir kadındı. Omuzunda asılı duran çantaya sımsıkı tutunmuştu.</p>
<p>Tek başıma içmeyi severim efkârlıysam. Ve efkâr basmıştı. Efkârlıysan ve aşkı tanıyorsan muhabbet bozar insanı. Seçim yapacaktım, ya içeri davet edecek ya da tek girecektim içeri. Yanından geçerek meyhanenin kapısına doğru yürüdüm. Fikrimi değiştim, döndüm yüzüne baktım o da bana. Muhabbeti bozar mıydı? Aşk nedir bilir miydi? Efkâr ona göre miydi?</p>
<p>Bir erkek ve bir kadın meyhanenin önünde durmuştuk. Meyhaneye arkam dönük, muhabbet etmeye hiç ihtiyacım yok, canım efkâr çekmiş. Sağ elimin başparmağıyla meyhaneyi işaret ettim “ girelim mi” der gibi.  Dudakları büzüşüp sola kıvrıldı “ bilmem” der gibiydi. İki elimin avuçları yukarı bakarak alt dudağım yukarı doğru itiverdi üst dudağımı “sen bilirsin” der gibi. Kendi bilirdi.</p>
<p>İçeri geçtim tek başıma. Garson gelip “hoş geldiniz” dedi de oralı olmadım. Masaları gösterirken pencere kenarında güzel bir masa gördüm. Parmağımla işaret ettim orası diye.</p>
<p>Masaya kurulacakken kapıda karşılaştığım hani o çok konuştuğum kadın gelip çantasını masaya koydu.  Bekledim önce o otursun diye. Üstündekini çıkarıp yanda duran sandalyeye bırakacaktı ki garson yetişip elinden aldı. Oturduk karşılıklı. Garson hemen servis tabaklarını açmaya başladı önümüze ve</p>
<p>Garson: İki kişi misiniz?</p>
<p>O an bir seçim daha yapmam gerekiyordu. Bende bir efkâr var zaten. Bir ben, bir efkâr, bir de kadın ederiz üç.  Kadın anlarsa anlar anlamazsa kalkar gider dedim içimden. Konuşmaya niyetim yok zaten. İşaret parmağımla kendimi işaret ettim kadına ve iki sayısını gösterdim. Sonra kadına bakıp üç müyüz diye sormak istedim. Parmaklarımı gösterip üç işareti yaptım. O da eliyle dört işareti yaptı. Şaşırdım.</p>
<p>Garson ile muhabbet erkeğe düşecekti. Döndüm ve garsona dört parmağımı gösterdim. Anlamadı. Yan tarafımıza da servis açtı. Açsın, sanki umurumda.</p>
<p>Garson: Ne içersiniz?</p>
<p>Kadına bakarak büyük mü küçük mü istiyoruz demeye getirdim. Elim küçük işaretinde kalmıştı hani iki elinle aradaki mesafeyi genişletip daraltırsın ya o hesap. Kafasıyla onayladı daralttığım esnada. Döndüm garsona ona da küçük demeye getirdim. Çabucak anladı garson “Hemen geliyor” diye uzaklaştı. Baş başa kalmıştık işte.</p>
<p>Efkâr ne, biliyor gibi duruyordu. Ya aşk? Elimi uzattım kadına tanışmak için. Nihayetinde konuşmak gerekiyordu.</p>
<p>“Elif” dedim.</p>
<p>Benim efkârın adı Elif di. O da uzattı elini.</p>
<p>“Turgut” dedi.</p>
<p>Eyvallah der gibi kafamı salladım. Demek aşk ne biliyordu da ne kadar biliyordu?</p>
<p>Kadehler gelince mezeler de gelmişti. Bir o işaret etti bir ben.  Ajvar gördüm mezelerin arasında ve efkâr yeniden yükseliverdi. Ben ajvarı gösterdim. Garson masaya koyacakken yan tarafa koymasını işaret ettim. O da favayı gösterdi ve yan tarafı işaret etti. Elif, ajvar var mı? diye mutlaka sorardı. Garson kadehleri dolduracaktı ki karışma ben yaparım der gibi elimle “bırak sen” demeye getirdim ama kibarca.</p>
<p>Kadehleri kaldırdık ve yudumlamaya başladık.  Ağır gidiyorduk içerken. Arada bir favaya bakıp dalıyordu. Tadına bakmak istedim ama yan tarafındı, dokunmadım. Arada şarkılar çalıp duruyordu, biz sessiz. Bir şarkı çalmaya başladığında derin bir soluk aldı ve kadehinden fazladan bir yudum aldı. Şanslı gecesiydi benim şarkım çalmamıştı.  Sormaya gerek duymadım. Vardır nasılsa bir anısı. Çok sigara içtik. Bir ara dalmışım dışarıyı izlerken, hiç karışmamıştı bana.</p>
<p>İçkimiz bitmişti ve garson gelip” yeniden ister misiniz?” diye sordu. Gözlerine baktım kadının evet diyordu. Garsona cevap vermedim bu defa. Masamızdan ayrılmıyor gençten olan garson. Zor bela dönüp yüzüne baktım ve</p>
<p>“Getirme dedik mi?” diye sordum.</p>
<p>Sanki getir demişim de! Geldi yenisi ve yine demlenmeye başladık. Gözüm ajvara takılınca o ‘da bakmaya başladı. Eli çenesinde, dirseği masada duruyordu. Yeniden bir soluk alıp geriye yaslandı. Arada bir kafasını belli belirsiz minik bir salınım yapıyordu. Ne kadara incindiğini görebiliyordum, ben de az incinmemiştim.</p>
<p>Son kadehi içip kalktık. Dışarıda bekleyen taksiye yöneldim kapısını açtım binmesi için. Binmeden önce yüzüme baktı. Çantasından kalem çıkarıp elimi çekti ve numarasını yazdı. Yine “Eyvallah” der gibi kafamı salladım. Binmeden hemen önce durdu ve</p>
<p>“Muhabbetin güzeldi” dedi.</p>
<p>“Senin de” dedim.</p>
<p>Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarında ve</p>
<p>“Ara beni” dedi.</p>
<p>Cevap vermedim ama anladı arayacağımı. O giderken mesaj yazdım “ben Elif” diye. Numarasını da Turgut diye kayıt ettim rehbere.</p>
<p>Bugün mesaj yazdı</p>
<p>“Akşam içelim mi? Yeni bir meyhane var. Ajvar da yapıyorlar.”</p>
<p>Fava da olduğuna emindim o nedenle sormadım. Mesajına karşılık verdim.</p>
<p>“Saat kaçta?”</p>
<p>Sekiz haftadır buluşuyoruz. Çok muhabbet bir kadın. Benim de muhabbetimi sevmiş.</p>
<p>Muhabbet ediyoruz işte, bir Elif’ten bir Turgut’tan.</p>
<p>Gerçek adı ne mi? Bilmiyorum muhabbet henüz oraya gelmedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/">Depresif AŞK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13653</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bizim Mahallenin Halleri-1-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Mar 2018 08:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Gül]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13702</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oturduğumuz ev, şehrin merkezine 5 ya da 6 kilometre kadar uzaktaydı. Şehrin dış tarafında kalıyordu desem, daha doğru olur aslında. Evimizin bulunduğu mahallede genellikle orta gelir sınıfının altında ki kişiler otururdu. Sonrasında beyaz yakalı müteahhitler geldi ve güzel mahallemizi talan ettiler&#8230; Yazık oldu mahallemize, evimize ve en önemlisi anılarımıza&#8230; Zaten yıkılmadan iki üç sene öncesine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/">Bizim Mahallenin Halleri-1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Oturduğumuz ev, şehrin merkezine 5 ya da 6 kilometre kadar uzaktaydı. Şehrin dış tarafında kalıyordu desem, daha doğru olur aslında. Evimizin bulunduğu mahallede genellikle orta gelir sınıfının altında ki kişiler otururdu. Sonrasında beyaz yakalı müteahhitler geldi ve güzel mahallemizi talan ettiler&#8230; Yazık oldu mahallemize, evimize ve en önemlisi anılarımıza&#8230; Zaten yıkılmadan iki üç sene öncesine kadar komşularımızın büyük bir kısmı başka yerlere taşındı. Kimisi dişinden tırnağından arta kalan parayla yeni ev aldı. Kimisi, farklı şehirlere göç etti. Kimisi, köylerine geri döndü&#8230; Çocukluk arkadaşlarımı da yıktılar. Acep ne yapıyorlar şimdi? Aileleri mahalleden taşınınca, onlarda gitti. Arkadaşlarımın hepsi teker teker gidince, çocukluğumu geçirdiğim sokakta onlarla beraber gitti&#8230;</p>
<p>Şimdi yeni yapılan evleri, mahalleleri geziyorum. Tek üzüldüğüm şey Arnavut kaldırımlarının üstünde bazen altılı bazen sekizli olan, çocukların seksek oynamak için çizdikleri, karelerin görememek. Çocukların futbol oynamak için kaleyi belirlemek amacıyla koydukları yol üstündeki, biri sağda biri solda olmak üzere koydukları, çoğu kez de bu kalenin, meçhul , direği yüzünden çocuklarının kavga ettiği, kaldırım taşlarını görememek&#8230; En önemlisi ise sokakta çocukları görememek. En fazlada bu canımı acıtıyor&#8230; Şahsen bizim mahalle çok farklıydı&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Bu sabah annemin sesiyle uyandım.</p>
<ul>
<li>Hadi ama geç kaldın Mehmet, her sabah aynısını yapıyorsun! Okula geç kalacaksın Mehmet hadi evladım bak kahvaltını hazırladım. Hadi ama!</li>
<li>Ya! Tamam anne beş dakika daha uyuyayım.</li>
<li>Oldu efendim senin yerine ben hatta okula gideyim. Hadi! Sen yatmaya devam et bakalım .Bak simdi ne yapacağım.</li>
<li>Tamam anne, tamam kalktım. Sakın dökme.</li>
</ul>
<p>Annemle her sabah bu diyaloğumuz tekrarlanırdı. Ben her sabah kalkmamakta o da beni her sabah kaldırmak için uğraşırdı. Bazen uyku öyle bir tatlı gelirdi ki, annemin sesini duymazdım. Sağ olsun, annemde beni kaldırmak için yüzüme su dökerdi&#8230;</p>
<p>Yün yorganımı üzerimden attım. Bu yün yorganda ne ağırdı be arkadaş. Yün yorgan en az yirmi-otuz kiloydu. Yaşım ilerledikçe yorganın da ağırlığı düştü&#8230;</p>
<p>&#8221;Zaten annem katlar&#8221; diyerek yorganımı dağınık bir şekilde yatağın üstünde bırakıyordum. Uykumun açılması için lavaboya gittim. Soğuk suyu yüzüme çaldım. Bu arada lafı gelmişken söyleyeyim soğuk sudan hayatım boyunca hiç haz almadım. Hele de evinizde sıcak suyla buluşmanız ancak banyoya girmeden kırk ya da kırk beş dakika önce suyu ısıtsın diye açtığınız, şofbenin yüzü suyu hürmetine ise ne mutlu size&#8230; Ne kadar da huzurlu bir eviniz varmış&#8230; Açıkçası bizim evde böyleydi.</p>
<p>***</p>
<ul>
<li>Mehmet! Hadi ama aynanın karşısında ne yapıyorsun? Okula geç kaldın, daha kahvaltını yapacak-sın!!!</li>
<li>Anne saçlarımı yapıyorum zaten hazırım.</li>
<li>Çantanı hazırladın mı?</li>
<li>&#8230;akşamdan hazırladım anne.</li>
</ul>
<p>İtiraf etmeliyim ki hiçbir zaman çantamı akşamdan hazırlamamıştım. Hep okula gideceğim günün sabahında hazırlıyordum. Tabi hazırladığım çantada ya kalem eksik oluyordu ya kitap bazen de yanlış ders programına bakıp&#8230;of of of!!! O günüm berbat geçiyordu&#8230; Hatırlamak ve kimseye de hatırlatmak istemem şahsen.</p>
<p>***</p>
<ul>
<li>Anneciğim ellerine sağlık, ben çıkıyorum. Hadi görüşürüz.</li>
<li>Tamam evladı&#8230; Aaaa! Hiçbir şey yememişsin. Bari şu yumurtayı bitirseydin!!! Kime diyorum ben. Mehmet!!!</li>
</ul>
<p>Çat&#8230;</p>
<ul>
<li>Ah Mehmet ah!!!</li>
</ul>
<p>Annem okula gideceğim günlerde zihnim açılsın diye dünyanın en güzel kahvaltısını hazırlardı. Kahvaltıda neler yoktu neler. Babannemgilin köyden getirdiği yağ ve bal, babamın arkadaşından tanesini, yanlış hatırlamıyorsam, 10 ya da 5 kuruşa aldığı taze yumurta, annemin kendi elleriyle evde yaptığı yoğurt&#8230;</p>
<p>Benimse sabah hiç iştahım olmazdı. Fazla bir şey yiyemezdim. Yumurtanın en fazla yarısını yer bırakırdım. Kahvaltıda tek bitirdiğim şey ise çaydı. Halen de öyledir&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg"><img class="wp-image-13706 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg?resize=593%2C633" alt="" width="593" height="633" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/Bizim-Mahallenin-Halleri.jpg?resize=281%2C300&amp;ssl=1 281w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/">Bizim Mahallenin Halleri-1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mahallenin-halleri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13702</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Konteyner / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/konteyner/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/konteyner/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Mar 2018 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13446</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili! Pencerenin önündeyim. Onu bekliyorum… Gelmek üzere, eli kulağında! Yoldadır şimdi; biliyorum. Pencerenin diğer tarafında yağmur var. Hafiften ama iri taneli yağıyor. Gökyüzü, sabah olmasına rağmen olabildiğince karanlık… Yağmur taneleri cama her vurduğunda içim ürperiyor, korkuyorum. İnsanın yüzüne vurduğunda ne kadar acıtır kim bilir… Sonbaharın yerini kışa terk etmeye hazırlandığı bu günlerde havanın birden bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konteyner/">Konteyner / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili!</p>
<p>Pencerenin önündeyim. Onu bekliyorum… Gelmek üzere, eli kulağında! Yoldadır şimdi; biliyorum.<br />
Pencerenin diğer tarafında yağmur var. Hafiften ama iri taneli yağıyor. Gökyüzü, sabah olmasına rağmen olabildiğince karanlık… Yağmur taneleri cama her vurduğunda içim ürperiyor, korkuyorum. İnsanın yüzüne vurduğunda ne kadar acıtır kim bilir… Sonbaharın yerini kışa terk etmeye hazırlandığı bu günlerde havanın birden bu kadar acımasızca soğuması haksızlık ama…<br />
Penceremin önündeki ağacın kalan son yaprakları da birer birer yere doğru süzülüyor. Yağmur da yardım ediyor sararmış yaprakların yere düşüşüne. Ama kuşlar korunmasız kaldı şimdi. Nasıl da titreyecekler yapraklar olmadan… Düşüncesi bile içimi acıtıyor.<br />
Gelmedi henüz…<br />
Hiç bu saate kalmamıştı şimdiye kadar. Koşarcasına gelirdi her seferinde… Başına bir şey mi geldi yoksa? Yok, yok! Kötü düşünmemeliyim. Gelecek… Bu hafta da gelecek, haftaya da gelecek, bir sonraki haftaya da…<br />
Gelecek… Beklemeliyim. Başka çarem de yok ki zaten…<br />
Hafiften buğulanmaya başlayan camı siliyorum sürekli; geldiğini görememekten korkuyorum. Korkudan titriyorum. Bir gözüm sürekli onu arıyor; gelse de bir rahatlasam, derin bir ‘oh!’ çeksem. Bir gözüm de çöp konteynerinde.<br />
Çöp konteynerinin yanında duruyor emanet poşeti. Bir an önce, bir başkası fark etmeden gelmeli ve almalı onu. Yoksa tüm çabalarım boşa gidecek.<br />
<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg"><img class=" wp-image-13539 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?resize=434%2C244" alt="" width="434" height="244" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?w=590&amp;ssl=1 590w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 434px) 100vw, 434px" data-recalc-dims="1" /></a>Sen henüz görmedin onu… Altmışlı yaşlarının sonlarında… Ufacık tefecik bir kadıncağız! Beli hem yaşlılıktan, hem de yaşadıklarından bükülmüş. Hafif de kamburlaşmış anlayacağın. Baston niyetine kullandığı boyu kadar bir sopa yardımıyla zorla yürüyor. Bir görsen; nasıl da küçük adımları var, acırsın…<br />
Kolay değil tabi. Hiç böyle bir son ister mi insan? Elbette o da istememiştir ama yaşamın kime nasıl bir rol biçtiğini bilemezsin ki. O da sonuna yaklaştığı yaşamının bu şekilde olmasını elbette istememiş olmalı.<br />
Yıllar önce kaybetmiş kocasını; çok yıllardır bir başınaymış. Rahmetle anarmış hep kocasını. Görücü usulü evlenmişler. Başlarda sevmezmiş ama zaman geçtikçe anlamış iyi adam olduğunu. Sonradan sevmiş, bağlanmış, vazgeçememiş. En çok da gülüşünü sevmiş onun; gözlerinin içine dek yansıyan gülüşünü… Şimdi o olsa böyle mi olurmuş diye söylendiğini duymuştum. O olsaymış eskisi gibi kraliçeler gibi yaşarmış şimdi…<br />
Torunlarıyla birlikte yaşamaya çalışıyor bir bilsen. Allahtan evleri kira değilmiş. Yoksa neye yeter üç kuruşluk dul maaşı. Torunlar okula gidiyor, bir sürü de masrafları var tabi. Nihayetinde çocuk bunlar; canları çeker, arkadaşlarına öykünürler. Bilmezler ki varı, yoğu…<br />
Babaları intihar etmiş söylediğine göre. Bir sabah herkes uyurken evde, çekmiş silahı sıkmış kafasına… Yankılanmış kurşun sesiyle sabahın kör karanlığı… Zaten son günlerinde sürekli bunalım içerisindeymiş. Boş vermiş her şeyi. Sürekli çocuklarına sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlarmış üstelik. Ama kimse tahmin etmemiş intihar edeceğini.<br />
Nasıl bir şeydir bu intihar etmek sevgili? İnsan hiç kendi yaşamına kendi eliyle son verir mi? Oysa yaşamak bu kadar güzel ve değerliyken hem de… Elbette her istediği olmaz ki insanın. Ama hayat acısıyla tatlısıyla bir bütün değil mi? Acı çekmek bile bir neden olmalı bazen yaşamak için… Hem, hem mutluluğa giden yolda acının taşları döşeli değil mi? Neden insanlar kolaycılığı seçiyorlar, neden kendi hayatlarına son veriyorlar? Ben her şeyi anlıyorum da, sorumluluğunu üstlendiğin kişiler ne olacak peki sen ölünce? Ölünce ölmüş olmuyorsun ki… İntihar eden kendini mi cezalandırıyor yoksa arkasında kalanları mı? Yoksa ben mi yanlış biliyorum her şeyi?<br />
Çocukları yaşlı bir kadına bırakıp gitmeyi kurtuluş sanmış kendince. Hiç bunları akıl bile edememiştir intihar ederken. Yoksa etmezdi ki. Sağlıklı düşünebilseydi zaten intihar etmezdi… Neymiş efendim; gururmuş… Gururuna yedirememiş karısının bir başkasıyla kaçmasını.<br />
Gitsin diyemedin mi ardından, giderse gitsin be! Ben olsam, beni istemeyeni zaten ben hiç istemem. Hatta tutar kolundan kapının önüne bırakırım öylece. Yok öyle, dört sabiyi ortalarda bırakıp kaçmak.<br />
İşte böyle sevgili! Oğlunun ölümüne kocasının ölümünden çok yıkılmış bizim teyze. Ne de olsa canından can. Hiç olmazsa dayanacak gücü varmış kocası öldüğü zamanlar. Şimdikinden on beş sene daha genç yani. Kendisine de bir güvenirmiş ki sorma gitsin. Ama şimdi öyle mi? Gözleri görmez, eli titrer, bastonsuz yürüyemez. Kolay mı üstüne üstlük bir de dört yetime bakmak. Kendisine bile bakacak hali yokken üstelik. Şimdi el üstünde olması gerekirdi; oğlunun evinde bir köşeye oturup hizmet edilmek isterdi eminim. Oğlunun ölümünden sonra hayat mücadelesi bir kez daha başlamış yaşlı kadın için. Ama şimdi şartlar o günlere göre çok çok ağır…<br />
Bu yüzden galiba, oğlunu hiç affetmiyor. Öbür tarafta iki eli yakasında olacakmış. Bir başkasını bulur evlendirirdi belki kendi elceğiziyle… Olmamış. Kaçıp gitmiş öbür tarafa. Bu yüzden hakkını bir türlü helal etmiyor…<br />
Sevgili!<br />
Hâlâ gelmedi biliyor musun? Pencerenin önünden ayrılamıyorum. Poşeti başkaları alacak diye korkuyorum. Birazcık kahvaltılık, birazcık da çocukların kırtasiye ihtiyaçlarını kim ne yapar ki? Yok başkasının almasına üzülmem elbette. Ama geldiğinde poşeti her zamanki yerinde göremezse umutları yıkılır da bir kez daha gelmez diye korkarım. Asıl korkum bu benim.<br />
O ilk karşılaştığımızda, hani anlatmıştım ya sana! O gece uyuyamamıştım hani. Çöp konteynerinin başında görmüştüm ilk. Bir şeyler arıyor gibiydi o zaman. Yanına koşup da seslendiğimde, öyle sert bakmıştı ki bana, günlerce unutamamıştım o bakışları. Sanki tüm insanlara duyduğu nefretini benden çıkartırmış gibiydi. Git işine der gibiydi. Boyu konteynerin içini görmeye yetmiyor, ayak parmakları ucunda yükselmeye çalışıyor ama titriyordu.<br />
Artık yiyecek arıyormuş çöp konteynerleri içerisinde. Duyardım böyle insanlar olduğunu ama hiç görmemiştim. Titreyen dudaklarımdan dökülen yardım etme isteğime değil, gözümdeki bakışlara yenik düşmüş sonradan öğrendim. Çözülüvermişti o gün. Upuzun hayatını, kısacık anlatıvermişti bir solukta. Birilerine sığınma, birileriyle dertleşme ihtiyacı duyuyordu, bu belliydi. Ve beni seçmişti…<br />
Hiçbir şey değil de; en çok çocuk bezleri ile ekmeklerin aynı poşette çöpe atılmasına içerliyordu her sözünün sonunda. Ekmeğin nimet olduğunu, daha saygılı davranılmasını ve hatta çöpe atılmamasını istiyordu. Hele de çocuk bezleriyle birlikte… Aynı poşete koymasınlar diyordu çocuk bezi ile ekmeği… Aynı poşete koymasınlar…<br />
O an karar verdim bu kadına elimden geldiğince yardım etmeye. Zor ikna ettim. Haftada bir gün, sadece bir gün penceremden görebileceğim bir yere bir poşet kahvaltılık koymaya başladım. Her hafta erkencecikten gelir, kimse görmeden o poşeti oradan alır ve doğru evinin yolunu tutardı. Sanki alışverişten dönüyormuş gibi bir de fiyakalı yürürdü ki sorma gitsin…<br />
Pencereden onu izlediğimi bilirdi sevgili!<br />
Her poşeti aldığında bana bakar ve başıyla hafifçe selamlardı. Zamanla benim bu olaydan ne kadar mutlu olduğumu, huzur bulduğumu anlar olmuştu. Konuşmadan anlaşıyorduk işte. Geçen hafta emanetini almaya geldiğinde cebinden çıkardığı küçük bir kağıdı bir taş parçasının altına koydu. Gözlerimin yerinden fırlayacağını sandım. Sanki parasını ödüyor gibiydi. Başıyla da yaptığı işaretlerle kağıdı görüp görmediğimi anlamaya çalışıyordu. Hemen koştum peşinden. Yetişemedim; gitmişti… Ama kağıt yerinde duruyordu. Aceleyle yazılmış bir defter yaprağı bırakmış taşın altına. Birkaç kırtasiye malzemesi yazılmış kağıda. Bildiğin türden; sıradan kırtasiye malzemeleri… Listenin en altına kırmızı kalemle bir kelime daha yazmış. Başına da kocaman bir yıldız kondurmuş. Dikkat etmemi istiyordu anlaşılan. Sucuk yazmış kırmızı kalemle; sucuk… Çocukların canı çekmiş besbelli… Ne zor yazmıştır bunu oysa… Yutkunamamıştım. Kimileri için çok sıradan bir şeydi sucuk belki ama bizimkiler için öyle mi… Bir hafta daha bekleyecekler altı üstü ve sonrasında… Aklıma geldikçe içim acıyor. Ama bir o kadar da mutlu oldum o an! Bu küçücük not, beni artık bir dost olarak kabul ettiğinin bir işaretiydi. Onun yüreğinde benim de yerim vardı…<br />
Bu kadın hayatıma girdiğinden beri ne çok duygu karmaşası yaşadım sevgili, bir bilsen!<br />
Acısını acım yaptım, acısına ortak oldum, acısını mutluluğa çevirmeye çalıştım. Hem üzüldüm, hem mutlu oldum. Karmaşık duygular arasında gidip geldim sürekli. Çaresizlik içerisinde kıvranan yaşlı bir kadın ve onun yaşatmaya çalıştığı dört tane yetim… Nasıl bir yaşam mücadelesidir bu bir türlü anlayamadığım… Kadının yerine kendimi koyduğum çok oldu ama ben bu kadarını yapabilir miydim bilemiyorum. Yetmeyecek derecede bir maaş ve ihtiyaçları sürekli artan dört çocuk. Tanrım! Böyle bir hayat da oluyormuş demek ki.<br />
Hep kendime şu soruyu sordum. Ya ben de olmasaydım? Yaşamlarını birazcık da olsa kolaylaştırabilmiş miydim acaba? Belki bir başkası fark ederdi de yardım ederdi. Sonra; benden önce de zaten yaşamıyorlar mıydı deyip kendimi avutuyorum. Geçici huzur buluyorum, yüreğim soğuyor…<br />
Geldi sevgili!<br />
Evet geldi! Sokağın ucunda göründü. Biraz telaşlı ama! Yetişmeye çalışır bir hali var. Gecikmiş olduğundan korkuyor. Hareketlerinden bunu anlıyorum. Hemen pencereyi açıp el sallamak istiyorum. İçim içime sığmıyor, haykırmak istiyorum. Hiç birini yapamıyorum, sadece hadi teyze diyorum içimden, hadi teyze çabuk ol!<br />
Geldi, poşeti her zamanki asılı olduğu yerden aldı, içine dikkatle baktı. Sonra sucuğu çıkardı içinden ve bana doğru salladı.<br />
Kurulu bir zembereğin boşaldığı gibi boşaldım birden. Soluk alışlarım sıklaştı ve ağlamaya başladım. Yıllardır bu kadar keyifli ağladığımı hatırlamıyorum be sevgili! Mutluluğu tüm zerrelerimde nasıl da hissediyorum bir bilsen&#8230;<br />
Güle güle teyze! diyebildim içimden; güle güle git ve sağlıcakla kal! Haftaya görüşürüz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konteyner/">Konteyner / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/konteyner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13446</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şimdi İyiyim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Mar 2018 06:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülden Çavuşoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13492</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğer bir hastanenin bahçesindeyseniz düşünmek için çok sebebiniz olacaktır. Bazen şükredecek ve bazen de üzülecek kadar da derdiniz… Kemoterapi aldıktan sonra hem ruh halim ve hem de sağlık durumum kötü etkileniyordu ve çıktıktan sonra kendimi hemen eve atmak istiyordum. Yine bir kemoterapi günüydü ve hastaneye geldiğimde bahçedeki insanlara takıldı gözüm, henüz randevu saatim de gelmemişti. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/">Şimdi İyiyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Eğer bir hastanenin bahçesindeyseniz düşünmek için çok sebebiniz olacaktır. Bazen şükredecek ve bazen de üzülecek kadar da derdiniz…</p>
<p dir="ltr">Kemoterapi aldıktan sonra hem ruh halim ve hem de sağlık durumum kötü etkileniyordu ve çıktıktan sonra kendimi hemen eve atmak istiyordum. Yine bir kemoterapi günüydü ve hastaneye geldiğimde bahçedeki insanlara takıldı gözüm, henüz randevu saatim de gelmemişti.</p>
<p dir="ltr">Uzun ağaçların gölgesinde oturan insanlar, birbirlerine anlamlı, anlamsız bakan çocuklar, yaşlılar ve de gençler…</p>
<p dir="ltr">Meğer daha önce fark etmediğim o kadar çok insan varmış ki!.. Orada tanışıp arkadaş olmuş, hoş sohbet eden insanlar bile vardı…</p>
<p dir="ltr">O an kendimi düşündüm, acaba bir tek ben mi durumumdan rahatsızdım?</p>
<p dir="ltr">Bu gördüklerimin hemen hepsinin saçları, kaşları ve kirpikleri dökülmüştü.</p>
<p dir="ltr">Bazılarının ise yeni yeni çıkmaya başlamış…</p>
<p dir="ltr">Ancak biraz daha dikkatle etrafıma baktığımda onların bu durumu çok da umursamadığı anlaşılıyordu.</p>
<p dir="ltr">Benim gibi bandana, başörtüsü, şapka takanlar da vardı elbette, ama bunu sorun etmeyip saklama gereği duymayanlar da vardı.</p>
<p dir="ltr">Başımdaki bandananın kaydığını fark ettim ve her ne kadar benimle aynı kaderi paylaşıyor olsalar da, gözlerden uzak bir yere çekilip düzeltmem gerekiyordu, çünkü ben bu durumumdan hiç hoşlanmıyordum ve kimsenin beni böyle görmesini istemiyordum.</p>
<p dir="ltr">Ağaçların arkasına saklanır gibi oturdum çimenliğe, sırtımı ağaca yasladım ve derin bir nefes çektim.</p>
<p dir="ltr">Etrafıma bakındım ve bandanayı çıkardım, tekrar düzeltip başıma takacakken, küçük bir çocuğun bana doğru bakarak yaklaştığını fark ettim.</p>
<p dir="ltr">O da bu küçük yaşına rağmen bu dertten nasibine düşeni almıştı belli ki, saçları dökülmüş, yanakları al al olup pürüzlenmişti, hep kemoterapinin etkileriydi bunlar.</p>
<p dir="ltr">Küçük çocuğun gözlerindeki parıltının solgunluğu beni derinden etkilemişti, bakışları cansız, ama imalıydı.</p>
<p dir="ltr">Beni süzüyor, inceliyordu.</p>
<p dir="ltr">Bir an ona; “neden bakıyorsun?” demek geçti içimden, ancak hızlıca bandanayı bağlayıp susmayı tercih ettim.</p>
<p dir="ltr">Sessizlik içinde süren bakışmalara bir son vermek ister gibi gülmeye başladı; “benim de saçlarım yok, ama sen daha çirkinsin…” derken zaten iri olan gözlerim açılmış, çocuğa dikkatlice bakmıştım. Bir an gülsem mi, ağlasam mı? Bilemedim.</p>
<p dir="ltr">Bir süre daha sessiz bakıştıktan sonra kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Kahkahalara boğulduk ikimiz de…</p>
<p dir="ltr">Uzun zamandır böylesine gülmemiştim, çirkin olduğumu bu kadar güzel söyleyen hiç olmamıştı.</p>
<p dir="ltr">“Haklısın ufaklık, sen çirkinsin ama ben senden daha çirkinim…” dediğimde kısa pantolonunun ceplerini karıştırmaya başladı, bir şey aradığı belliydi, “ne arıyorsun sen?” dediğimde sonunda pantolonun arka cebinden çıkardığı küçük aynayı uzattı; “inanmazsan al bak kendine…” diyerek…</p>
<p dir="ltr">Bir yandan da muzipçe kıkırdıyordu, gülerken çıkmış olan iki ön diş boşluğu da görünüyordu.</p>
<p dir="ltr">O kadar masum ve o kadar tatlıydı ki, bir an bana hayatımdaki bütün çirkinlikleri unutturduğunu hissettim.</p>
<p dir="ltr">Aynaya uzun zamandır bakmıyordum ve kendi yüzümle ilk kez yüzleşecektim.</p>
<p dir="ltr">Biraz tuhaf bir hisle kaldırdım aynayı yüzüme doğru, önce kirpiksiz gözlerime, ardından kaşlarımın boş çıkıntılarına baktım.</p>
<p dir="ltr">Bir an durgunlaştığımı fark etmiş olacak ki, “mızıkçılık yapma!.. Çıkar o örtüyü de öyle bak bakalım.” dedi yine aynı kıkırdamayla…</p>
<p dir="ltr">Bu kadar cesaret gösterip aynaya baktığıma göre, bandanayı da çıkarabilirdim ve öyle de yaptım, bandanayı çekip aldıktan sonra aynayı biraz daha yukarı kaldırdım, gerçekten de çok çirkindim ve benim de çocuğa muziplik yapmam gerekiyordu.</p>
<p dir="ltr">“Ayyyyy.” diyerek korkmuş gibi yaptım, kıkırdaması öyle arttı ki, ince sesiyle kulaklarımı çınlatıyordu.</p>
<p dir="ltr">İlk kez içim kıpır kıpır olmuş, etrafımdaki diğer insanlara yaptığım gibi sahte değil, gerçek bir kahkaha atmıştım. Gülüşmelerimizi duymuş olacak, bir kadın yaklaştı yanımıza; “oğlum ne kadar ayıp, rahat bıraksana ablayı!..” diyerek uyardı çocuğu.</p>
<p dir="ltr">“Hayır hayır” dedim. “Oğlunuz beni rahatsız etmiyor, lütfen kızmayın ona.” derken bizim ufaklık yine kıkırdadı.</p>
<p dir="ltr">“Size de mi çirkin olduğunuzu söyledi?” diyen kadına olmayan kaşlarını çatarak baktı.</p>
<p dir="ltr">Gülümsedim ve “yalan söylemiyor ki…” dedim.</p>
<p dir="ltr">Meğer bizim ufaklık hastaneye geldiği günlerde bu küçük aynayı da yanında getirip, insanlarla eğleniyormuş.</p>
<p dir="ltr">Mutluluktan mıdır bilmiyorum, adını bile sormayı unuttuğum ufaklığa sarılmak geldi içimden, ama ne yazık ki kanser hastalarının enfeksiyon kapma riski olduğu için başka insanlarla yakın temas kurmaması gerekiyordu, onu ve biraz da kendimi düşündüğüm için yanından ayrılıp içeriye gideceğim sırada, sadece uzaktan öpücük göndermekle kaldım.</p>
<p dir="ltr">O gün o kadar iyi hissettim ki, kemoterapinin o sinir bozucu etkilerini bile yaşamadım.</p>
<p dir="ltr">Seans boyunca onu düşünüp gülümsedim.</p>
<p dir="ltr">Bir daha beni böylesine mutlu edecek küçük bir çocukla karşılaşır mıyım? Bilmiyorum.</p>
<p dir="ltr">Ama bildiğim bir şey varsa, bazen yetişkinlerin yapamadığını küçük çocuklar başarabiliyor. Hem de ellerindeki küçük aynalarla…</p>
<p dir="ltr">Şimdi iyiyim, ama o gün güldüğüm kadar içten gülebilmek için yeniden kemoterapi almaya razı olabilirdim.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png"><img class="wp-image-13493 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/gülden.png?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p dir="ltr">Şimdi iyiyim ve ben o kadar içten hiç gülemiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p dir="ltr">Şimdi iyiyim ve ben çok mutsuzum!..</p>
<p dir="ltr">
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/">Şimdi İyiyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simdi-iyiyim-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #SON– Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 05:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12398</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yine apartmanın arkasındaki; Nermin Teyzelerle kısır yediğimiz, çay içip durduğumuz bankta oturmuştuk. Konuşmuyorduk. Aslına bakarsanız konuşacak bir şey bulamıyorduk. Yanımda sevdiğim kız oturuyordu. Muhtemelen iki çift laf etmemi de istiyordu ama ben, konuşacak bir şey bulamıyordum. Hani derler ya her zaman; “ilk adımı atmayan erkek mi olurmuş(!)”, “bana ne ilk mesajı o atsın erkek olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #SON– Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yine apartmanın arkasındaki; Nermin Teyzelerle kısır yediğimiz, çay içip durduğumuz bankta oturmuştuk. Konuşmuyorduk. Aslına bakarsanız konuşacak bir şey bulamıyorduk. Yanımda sevdiğim kız oturuyordu. Muhtemelen iki çift laf etmemi de istiyordu ama ben, konuşacak bir şey bulamıyordum. Hani derler ya her zaman; “ilk adımı atmayan erkek mi olurmuş(!)”, “bana ne ilk mesajı o atsın erkek olan o.”… derler işte. Derler. Bilemezler ki bu, o kadar kolay bir hadise değildir. Söyleyecek tek kelime lafı vardır insanın, o da düğümleniverir şurasında. Aslolan zaten ilk adımı atmak da değildir. Bunu hiçbir zaman anlayamayacaklar. Artık ben deniz Metehan da anlatamayacağım sevgili okur, biliyorsun.</p>
<p>Yanımda mahallede onu ilk gördüğüm günkü gibi sacları örgülü bir şekilde oturuyordu. Allahtan karşımda değildi de heyecanımı biraz olsun saklayabiliyordum. Ben uzaklara bakıyordum bir şet düşünüyormuş gibi, o da gözlerini karşımızdaki bahçeye dikmiş, inceliyordu. Her yerine yavaş yavaş göz atıyordu bahçenin, hiçbir ayrıntı kaçırmak istemiyor gibiydi. Ellerini bacaklarının altında birleştirmiş, ayaklarını ileri geri sallıyordu. Sallayabiliyordu evet, düşündüğünüz kadar uzun birisi değildi. Hatta oldukça kısa boyluydu. Dünyanın en kısa boylu prensesiydi.</p>
<p>Kalktım yerimden “biz tarla işlerini de çok iyi biliriz” edasıyla, annemden öğrendiklerimi satacaktım. Yerdeki çileklere baktım, aralarında vardı az buçuk olgunlaşmış olanı. Kopardım iki tane birisini Sevde’ye uzattım. Aranan kan bulundu:</p>
<ul>
<li>Sence dünyanın en güzel hissi ne?</li>
<li>Şuan ki.</li>
<li>Şuan ne hissediyorsun ki?</li>
</ul>
<p>Elini tuttum, göğsümün biraz aşağıca sol tarafına koydum. Bir pop şarkısını anımsatmaya çalışırcasına, küt küt atıyordu kalbim.</p>
<ul>
<li>Bu bir şey hissettirmez ki Metehan, kalbin sadece kan pompalıyor işte.</li>
<li>Kalp yalnızca kan pompalamaz Sevde?</li>
<li>Ne yapar peki?</li>
<li>Bilmiyorum ama eğer kalp yalnızca kan pompalıyorsa buramda hissettiğim şey ne?</li>
<li>Bilmem.</li>
</ul>
<p>Ona karşı hissettiğim her şey onu benden biraz daha uzaklaştırmıştı sanırım. O bana her ne kadar yakınsa, işte ben de o kadar uzaktım hala ona. Neyi yanlış yaptım diye düşünemiyorum bile çünkü sevmekten başka bir şey yaptığım da yoktu. Sadece sevmek yeterli olmuyormuş demek, bilemedim.</p>
<ul>
<li>Sence?</li>
<li>Ne bence?</li>
</ul>
<p>Taşınacaklardı yakın zamanda. Bir yıl kadar kalmıştı gitmelerine, ben de o yüzden pek yüklenmiyordum herhalde. Varsayımlar üzerine konuşuyorum çünkü kendime, bunlara cevap bulmak için sorular sorduğumda hep verdiğim cevaplar “belki de…” ile başlıyor.</p>
<ul>
<li>Ne bence?</li>
</ul>
<p>Düşünüyordum, bana cevap verdiğini geç işittim.</p>
<ul>
<li>Sence dünyanın en güzel hissi ne?</li>
<li>Hani şu arabayla yokuş aşağı giderken karnında bir boşluk oluşur ya.</li>
<li>Uçakla giderken de oluyormuş o, okulda Cengo anlatıyordu. Almanya’ya gidecekken (…)</li>
</ul>
<p>Sözümü bitiremeden yukarıdan Sevde’nin annesi bağırdı. Eve, yemeğe çağırıyordu. Bir öpücük dolusu yas ile banka yaslandım.</p>
<p>Gidişini izledim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #SON– Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-11-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12398</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umudum / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 25 Feb 2018 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13255</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçük bir otel odası… Duvarda kaçıncı kopyası olduğu meçhul, ağlayan bir çocuğun portresi var. Uzun zamandır beni izliyor. Bazen onu öyle içselleştiriyorum ki halime acıdığını düşünüyorum. Netice de bir tablo ve bende dilediğine, dilediği anlamı yükleyen bir insanım, yani diğer insanlardan pek farkım yok. Yatağımın başucunda küçük bir komidinim var ve üzerinde de boş bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/">Umudum / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir otel odası… Duvarda kaçıncı kopyası olduğu meçhul, ağlayan bir çocuğun portresi var. Uzun zamandır beni izliyor. Bazen onu öyle içselleştiriyorum ki halime acıdığını düşünüyorum. Netice de bir tablo ve bende dilediğine, dilediği anlamı yükleyen bir insanım, yani diğer insanlardan pek farkım yok. Yatağımın başucunda küçük bir komidinim var ve üzerinde de boş bir çerçevem, hayata başlarken ki gibi boş. Nasıl dolduracağımı düşünüyorum uzun zamandır… O boşluktan kaç hayat geldi geçti? Kim bilir?</p>
<p>Çerçeveler, zamana hapsettiğimiz o eski anıların zindanı. Mutluyuzdur o karenin içinde ya da zoraki bir tebessüm asılı kalmıştır, ağzımızdan kulaklarımıza doğru uzanan yapmacık çizgiler. Bu yüzden pek sevmiyorum fotoğraf çektirmeyi…</p>
<p>Sonra o küçük pencerem var birde, onun hemen yanında pek rahatsız sandalyem. O küçücük pencerenin önünde oturup hayatı seyretmek istiyorum bazı bazı. Belki de hayatla aramdaki tek beklentisiz bağım olduğu için. Hesap vermeden, olmayacak suallere maruz kalmadan en doğal halleriyle insanları seyretmek, sokağı seyretmek, canlıları ve çaprazda iki bina arasında kalmış o küçük deniz manzaramı… Sırf bu manzara için odaya ekstra ücret bile ödüyorum. Oysa denizi pek sevmem, geceleri şehrin ışıkları altındaki hayat kadar anlamlı bulmadığımdan olsa gerek. Işıklar, her biri bir gizemi aydınlatır. Mum alevi; insanın içinde saklı aşkı sahneler, Sigaramın ucundaki alev, efkârıma eş aydınlanır mesela, ben dertlendikçe derin derin, daha da harlı alev alır tütün. Lambalar, sokaktaki için sıcak bir yuvayı aydınlatır. Evde sevdiklerimin yüzünü… Oysa içimde hep aydınlıktır onlar.</p>
<p>Şimdi bu şehir de tanımadığım insanların içinde iş yerim ve otel odam arasında mekik dokuyorum. Bu odaya ilkin zoraki sonradan bile isteye fazladan ücret ödüyorum. Geldiğimin ikinci günüydü sanırım, karşıdaki binada bir ses duydum. İşte o gün bu gündür o çocuk; halime ağlıyor, çerçevem; kim bilir kaçıncı kez kurduğum bir hayalde, o sesin sahibiyle mutluluğumu hapsediyor.</p>
<p>Mutluluk, her daim esaret altında, neden? Acılarımız kadar çok değil ve onlar gibi büyütemediğimizdendir belki. Her gün olduğu gibi bugün de pencerem açık. Mevsim kış hava buz gibi lakin ben de hastalığa dair tek bir emare bile yok.</p>
<p>O sesi duyalı yaklaşık üç hafta oldu. Düşler eskir mi? Tıpkı acılar ve mutluluk gibi onlar da eskiyor. Tek eskimeyen şey umudum. O billur sesi üç hafta büyütebiliyor insan içinde, bir yüzü, bir tebessümü bir ömre sığdırabilir öyleyse.</p>
<p>İşte yine geldik o durağa ve benim kendimle olan buluşmam her zaman olduğu gibi bir son buldu. Bu dar sokaklar, şu esnaf lokantası, hınca hınç dolu kafeler ve kafelerin eteklerine uzanmış kaldırımda bir adam, az ilerde bir çocuk el açmış bir şeyler bekliyor gelip geçenden. Her zaman böyle miydi? Bu kadar muhtaç var mıydı önceden ya da hepsi… Hayır! Hayır! Silmeliyim o düşünceyi… Ölmemeli vicdanım, uymamalıyım bu şehre. Ben bu toprağın çocuğuyum netice de… İnsan hangi ruh halinde olursa olsun yolda yürürken bile bin bir çeşit hale bürünebiliyor bu şehirde.</p>
<p>Ev yemekleri satan bir dükkân var otelin üç bina ilerisinde, neredeyse her akşam oraya gidiyorum. Giderken o kısa mesafede sokaktaki eski binaları seyrediyorum, onların o eşsiz güzelliğine dalıyorum. Yapıldığı yıllarda bazısına kuş yuvası bile konmuş. Acaba ev sahipleri kira alıyor mu onlardan&#8230; Aylık üç yumurta misalinden, netice de bu şehirde her şey para. Geçen gün bir işportacıdan duymuştum eğer ticaretten biraz anlıyorsan soluduğun havayı bile satabilirsin demişti.</p>
<p>Ah şu musakka, bak görüyor musun yine düştü aklıma o kadın. Annem! Bence anlatılan onca gurbetin adı o. Hadi onsuz bir örnek verin. Onun bildiği, tattığı, gördüğü, yaşadığı, dokunduğu ne varsa ilk benzetme unsuru değil midir ya da en güzeli. Şu boynumdaki siyah atkı, sıcacık yeleğim. Yediğim en güzel yemek bu önümdeki değil. Bir gözün nuru olmak, başını okşayan o şefkatli ellerde yoğrulmak değil mi özlediği gurbet kuşlarının.</p>
<p>Ağır ağır merdivenleri çıkıyorum. Bu daracık ve kıvrımlı merdivenlerde acaba nasıl yürürdük el ele diye hayal ediyorum bazen. Az değil üç kat tırmanıyoruz birlikte. Bazen de öyle düşler kuruyorum ki onunla, mekân hep bir muamma, yanında olmanın verdiği hazla kayboluyoruz akreple yelkovan arasında bir zamanın koynunda.</p>
<p>Saçları bazen simsiyah, yeniden doğuyor insan o saçlara dokunan ışığın ritmiyle, rüzgâra karşı süzülen kuşlar gibiyiz. Tüm dünyanın aksine inatla sarılıyoruz birbirimize. Kimi zamanda o saçlar sapsarı, güneş gibi, ilkin göğsümü saran bir yangın büyüyor içimde, kavruluyor bedenim, ruhum ama yine o buğulu sesiyle bir yaz günü kavrulan bedenimi yıldızlar gibi okşuyor, serin bir dokunuş oluyor sesi.</p>
<p>Ah sizler! Penceremin eteğinde salınan samanyolunun sakinleri… Bugün bütün varlığınızı saran en büyük dünya hangisi, hani o suretlerinize astıklarınızdan ötede olan, hani diğerlerinin bilmediği size açılan. Hani umudunuzun saklandığı köşe; o izbe, karanlık, bilinmez diyar nerede. İşte ben o seste o gözlere kavuştum. Bir dünya buldum aydınlık, umut dolu.</p>
<p>Onca zaman sonra, bugün duyabilecek miyim onu diyerek oturmuşum sandalyeme. Soruyorum:</p>
<p>Bugün ziyaret edecek mi hayallerini, bugün yine o dünyaya kabul edilecek misin? Ne zaman daimi mutluluğa erecek ruhun derken, karşı pencereden onun sesini duyuyorum. O! Güneşim, yıldızım eksikliğini hissettiğim ne varsa dünyamda omuzlarına yüklediğim varım. Huzura erip mutluluğuna ulaştığım anda bir çığlıkla dönüyorum bir başka dünyaya. Bağrışmalar, ağıza alınmayacak hakaretler yükseliyor karşı pencereden ve sonra bir silah sesi duyuluyor.</p>
<p>Öylece kalıyorum. Onun sesi çıkmıyor bir süre… Gözlerim doluyor… Korkuyla merdivenlere doğru ilerliyorum. O daracık merdivenleri uçar gibi bir hızla inerek karşı binaya koşuyorum, çevredekilere, polisi arayın, o sesin sahibini, bir dünyayı yıktılar diyerek bağırıyorum. Ve birkaç defa zili çaldıktan sonra ahşap kapıyı bir omuz darbesiyle kırıyorum. Hızla yukarıya çıkarken odanın önünde üç beş kişi görünüyor. Gitti diyorum içimden, gitti. Sonra o ses, o sesin sahibine ne olduğunu öğrenmek isteyenlerdir diyerek içeri giriyorum. Ne yaptınız ona, ne yaptın ona diyerek.</p>
<p>Ben gözyaşları içinde kıvranırken, insanların yüzlerinde anlam veremediğim bir tebessüm vardı.</p>
<p>Sonra o sesi duyuyorum. Bu şehirde yalnızlığımı paylaşan, düşlerimde büyüttüğüm o suretlerin sahibini.</p>
<ul>
<li>Buyurun beyefendi ne oldu diyor.</li>
</ul>
<p>Seni! Seni vurdular duydum.</p>
<p>O çocuğun gözyaşları…</p>
<p>Benim kalbim…</p>
<p>O küçücük çerçevem boş kalacak diye sana koştum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/">Umudum / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umudum-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13255</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #10 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Feb 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12396</guid>
				<description><![CDATA[<p>Metehan çok küçük yaştan beri hafızasını çok kapsamlı kullanabilen biriydi. Küçüklüğümüze dair bir göz atarken kimsenin hatırlayamadığı şeyleri o hatırlar, neşeli mizacıyla bizlere anlatırdı. Öyle bir anlatırdı ki çocukluğunu; karşısında kim varsa, silme kırılırdı gülmekten. Ağzı iyi laf yapardı keratanın. İlkokul beşinci sınıfta, Şerif Öğretmen’in Türkçe dersinde hayallerimizden bahsediyorduk. Metehan çıktı tahtaya, “Öğretmenim” dedi “bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #10 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Metehan çok küçük yaştan beri hafızasını çok kapsamlı kullanabilen biriydi. Küçüklüğümüze dair bir göz atarken kimsenin hatırlayamadığı şeyleri o hatırlar, neşeli mizacıyla bizlere anlatırdı. Öyle bir anlatırdı ki çocukluğunu; karşısında kim varsa, silme kırılırdı gülmekten. Ağzı iyi laf yapardı keratanın.</p>
<p>İlkokul beşinci sınıfta, Şerif Öğretmen’in Türkçe dersinde hayallerimizden bahsediyorduk. Metehan çıktı tahtaya, “Öğretmenim” dedi “bir hikaye anlatabilir miyim?”</p>
<p>Biraz başına buyruk olduğu kadar korkusuz da bir çocuktu. Dersle alakasız da olsa aklına eseni yapmak için izin alır, izin verilmezse de aklına eseni yapmaya koyulurdu. İzinlerle pek işi olmazdı… O yaşına kadar dolu dolu yaşadığı hayatından küçük küçük doneler aktarmaya başladı, yeşil tahta önünde. Hatta anlattı hikayedeki mekanlarda küçük detaylar bulunuyorsa eğer aklımızda daha iyi canlansın diye, tahtanın sol altında duran tebeşirlerden alır, o küçük detayları çizerdi.</p>
<p>Bitirdi hikayesini, tabi biz hikaye boyu ardı arkası kesilmemiş kahkahalarımızdan dolayı artık patlayacak gibi olan karınlarımızın ağrısıyla baş başa kalmışken, “İşte öğretmenim…” dedi. “Benim komik hayatımın bir filme çekilmesi en büyük hayalim. O filmi tüm dünyanın izlemesini istiyorum.” Oturdu yerine, alkışlar eşliğinde.</p>
<p>“Ulan ne olacak 5. Sınıfa giden çocuğun hayatından.” Demeyin. Siz Metehan’ı bir tanısaydınız, böyle söyleyemezdiniz zaten. O kadar ince düşünür ve hareket ederdi ki, “bu mu beşinci sınıf çocuğu?” derdiniz. Orta yaş bunalımındaki bir ev kızı iseniz “Evlenelim.” derdiniz. Ben pek yakıştırmasam da sanırım en uygun tamlama büyümüş de küçülmüştür Metehan için…</p>
<p>Ben Doktor Kayra&#8230; Hatırlayanlarınız olacaktır, gönlüm 2014’ün yazını yaşarken, 14 Şubat günü sizlere yazdığım, kısa bir yazımı sizlere ulaştırmıştım… Doktor Kayra da değilim aslında, ben Metehan’ın en yakın arkadaşıyım. İsmimi elbette vermek, Metehan’ı gölgelemek istemiyorum. Çünkü burada Metehan için toplandık hepimiz… Yaşananlardan habersiz, harflerime ilgi duyan sizler bile…</p>
<p>Metehan ile olan arkadaşlığımız; karşılıklı etkileşim halinde olmadığımız, birbirimize karşı  yalnızca birbirimizden bahsettiğimiz bir arkadaşlıktı. Tabiki bu kadar keskin sınırlarla ayrılan bir arkadaşlık değildi bizimkisi, arada başka insanlar da eşlik ederdi konuşmalarımıza. Arkalarından bolca konuşurduk fakat genellikle kendimiz.</p>
<p>Günün birinde birbirimize bir söz verdik, hayattaki tek önceliğimiz kendimizin ve birbirimizin hayallerini gerçekleştirmek olacaktı. Günün birinde, birbirimizden uzaklaşsak da farklı yerler de olsak da bu sözümüzü tutacaktık…</p>
<p>Sözümü tanıyorum Metehan! Hiçbir zaman bir filmin olmayacak olsa bile yeni izliyorlar şuan, bu konuda için rahat olsun.</p>
<p>Sizin henüz haberiniz yok; Sevde ile Metehan 13. Yaşlarının ortalarına doğru sevgili oldular. Çok kavga edip, çok barıştılar. Ama o sonuncusu… Ne Sevde ne Metehan ilişkilerine son veren o kavgadan uzun süre bunalımdan kurtulamadılar. Zaten zamanlaması oldukça manidar; Sevde’nin babasının tayini nedeniyle ikisi bir daha asla görüşemedi.</p>
<p>Bundan tam 2 sene kadar önce ise; atladı! Çağdaşkent Apartmanı Kat 4…</p>
<p>Pekala neden mi böyle bir şey yapma ihtiyacı duydum? Geçenlerde facebooktan ilkokulda en hızlı koşup, en iyi kale bastı oynayan sınıf arkadaşımız, Buğra eklemiş Metehan’ı. Bütün bunlar yaşandı yaşanalı bütün hesaplarına ben arada girer kontrol ederim. Boş bulunup arkadaşlık isteğini kabul ettim.</p>
<p>Eklediğinin ertesi günü mesaj yazmış, “Neredesin? Neler yapıyorsun Mete?” Klavyem düğümlendi. “Dedemin yanındayım.” diyemedim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #10 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-10-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12396</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 08:02:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13215</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;ÜZGÜN VE KIRILMIŞ GİBİ KALBİM EN İNCE YERİNDEN…” Eminönü’nün her köşesinde  gün boyu farklı bir film çekilir sanki. Sürekli devinim halindedir. İsimler, yüzler, renkler, aklınıza gelen gelmeyen bin türlü eşya… Çok renkli, çok çekici, tarih dolu sokaklar, caddeler… Mısır çarşısı, Kapalıçarşı, Tahtakale, Mercan, Sultanhamam… İş yaşamımın altı yılı Eminönü’nde geçti. Semtin de, ticaret erbabının da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;ÜZGÜN VE KIRILMIŞ GİBİ KALBİM EN İNCE YERİNDEN…”</p>
<p>Eminönü’nün her köşesinde  gün boyu farklı bir film çekilir sanki. Sürekli devinim halindedir. İsimler, yüzler, renkler, aklınıza gelen gelmeyen bin türlü eşya… Çok renkli, çok çekici, tarih dolu sokaklar, caddeler… Mısır çarşısı, Kapalıçarşı, Tahtakale, Mercan, Sultanhamam… İş yaşamımın altı yılı Eminönü’nde geçti. Semtin de, ticaret erbabının da yeri başkadır bende. Esnafı, tüccarı sözlerinin eridirler. Aralarında, dürüst olmayanları barındırmazlar. Müesseseleri, genellikle babadan oğla geçer, ticarette devamlılık esastır. Gayrimüslim ticarethane sahipleri ise, ticaretten gerçekten de çok iyi anlar, son derece prensip sahibidirler ve her konuda pazarlık etmeyi severler.</p>
<p>Şimdi artık anılarda kalmış ve kuruluştaki elemanları arasında olduğum  o banka şubesinin açılış gününde, kapı komşumuz olan “İzmir Saat Pazarının” jest mahiyetinde yatırdığı, o zamana göre yüklüce dövizi vezneye teslim ederken tanımıştım seni. Geçmiş yıllarda, o civardaki büyük bir banka şubesinin müdürlüğünü yapmış yakın akrabamın ricası ile gelmiştiniz açılışa, baban ve kardeşin ile birlikte… Babanız Cahit Bey, annenizin yakın tarihlerdeki vefatı sonrasında, dükkanınızda duayen konumunda birkaç saat geçirir, yılın büyük bölümünde yurt dışında olurdu. Yönetim, seninle birlikte kardeşin Güçlü ‘deydi. Her ikiniz de, iyi eğitim almış, birkaç yabancı dil bilen, görgülü gençlerdiniz. Güçlü, her zaman ağırbaşlı, sakin ve mesafeliydi genellikle. Ama sen, Bahadır, sen hep kıpır kıpırdın. İsminin çağrıştırdığı boylu- boslu, pehlivan tipinde biri değildin, kuşkusuz. Orta boyda, tombul bir beden, sarı kıvırcık saçlar, sürekli gülmeye hazır bir yüz, mavi- yeşil arası, içinde kıvılcımlar çakan pırıl pırıl gözler. Hepimiz çok sevimli bulurduk seni. Bir gün, elinde gümüş bir yüzük ile çıkageldin. Üzerine bereket duası kazınmış, çok güzel, gümüş bir yüzük… Bana armağan ettin.Bu kadar değerli bir takıyı nereden bulduğunu sordum, güldün ve “orası bana kalsın “ dedin. Bugüne dek, sevgi ile taktım o yüzüğü. Kaybetmek istemediğim takılardandır. Seni de hep sevgi ile anarım.</p>
<p>Onca zaman sonra, nereden aklıma düştü Eminönü’nü ziyaret etmek? Kaç yıl oldu, görüşmeyeli? Birkaç yıl önce uğramıştım dükkana.Sen yoktun, Güçlü vardı.Babanız Cahit Beyin ölümünü öğrenmiştim üzülerek. Selam söylemiştim sana.</p>
<p>O gün, Eminönü’ne gitmek düştü aklıma. Bereket dualı yüzüğümü takarken, içimden size uğramak geçti.”Bahadır’ı görürsem, yüzüğü gösterir, onca zaman sonra, bir kez daha teşekkür ederim” diye düşündüm. Zaten, oralara uzun aralıklarla her gidişimde, görmekten keyif aldığım birkaç eski dosttan biriydin  sen… Birini yitireli çok uzun zaman oldu.  Mustafa Baba, Sultanahmet’in üniversite eğitimli, babadan devraldığı müessesini, oğluna devretmeye hazırlanan tanınmış mefruşatçılarındandı. Ben onu çok sevdim, o da beni sevdi ve çocuklarından bile çok güvendi. İmzasını attığı boş dekontu, saklamam için bana emanet etmişti. “Bana bir hal olursa, lütfen paramı bu dekontu kullanarak çekiniz.Sonra ne yapacağınızı da söyleyeceğim size. Ama bu sır aramızda kalsın “. Oğlu, işini bilen, duygusallıktan uzak bir ticaret adamıydı ve baba ile meşrepleri hiç uyuşmazdı. Bir gün:  “ Babam sana güveniyor, ama bana hiç güvenmiyor “ diye yakınmıştı, sözlerinde hafif bir kıskançlık vardı sanki. Sonra ben, o piyasadan ayrıldım. Aralıklarla da olsa, Mustafa Baba ve eşini telefon ile aramayı sürdürdüm. Kızım iki yaşındaydı, bir gün evlerinde ziyaret ettim babayı ve eşi Ayşe Hanımı. “Çok fenayız efendim, çok fena. İyice elden ayaktan olduk. Sizden vefalı kimsemiz de kalmadı. Siz bizi unutmadınız” dedi. Sonra araya aylar girdi, bir gün yine ansızın aklıma düştü aramak. Ama nedense, evi arayamadım, korkarak oğlunun telefonunu çevirdim. Mustafa babayı sordum. Telefonunu diğer ucunda kocaman bir sessizlik oldu, “ Babamı dün gece kaybettik” dedi. “ Senin içine mi doğdu? O seni çok severdi. Yarın şişli camiinden uğurlayacağız.” Ertesi gün, eşimle birlikte katıldık törene. Gönlümden geçirdiğim gibi veda ettim babaya. Her Eminönü gezimde, aklıma gelir, sevgi ve rahmetle anarım onu.</p>
<p>Eminönü ziyaretimin ilk durağı sizin dükkan oldu o gün. Güçlü ve tanımadığım bir eleman vardı, sen yoktun. Hal –hatır sorma faslı sonrası, Güçlü’ye “ Bahadır nasıl? Neler yapıyor? “ dedim. Yüzü değişti “ Bahadır’ı geçtiğimiz ağustos ayında kaybettik” dedi! . Kalakaldım, öylece, şaşkın, inanmaz, aklı almaz bir halde, öylece durdum.”Kanser mi? “ dedim anlamsızca.İçimde her nedense  birdenbire ölüverdiğine ilişkin bir düşünce oluştu. Omzunu silkti hafifçe “böbrek yetmezliği “dedi kısaca.” 47 yaşındaydı ve bugün onun doğum günü” . Yılların ardından, tam da o gün, Eminönü’ne beni getiren bu muydu Bahadır? Kardeşinin yapayalnız geçirdiği, ölümünden sonraki ilk doğum gününde, beni oraya getiren neydi? Bilmiyorum. Bildiğim ve içimi çok acıtan, bir daha hiçbir doğum gününü kutlayamayacak olman… Dükkan üzerime çökmüş gibi, Güçlü ile vedalaşıp ayrıldım oradan. Köşeyi dönünceye dek te arkama bakmadım. Baksam, zor tuttuğum gözyaşlarım akardı belki. O gün, her uğradığım dükkana girmeden önce, tanıdığım, sevdiğim insanların hala yaşıyor olmaları için dua ettim içimden. Ama inan ki, dolaştığım her köşede senin zamansız gidişin acıttı içimi. Bu kadar güzel bakarken dünyaya, bu kadar çabuk ölünmez ki. Seni de, Mustafa Babam gibi, sevgili ölmüşlerim arasına koydum zorunlu olarak.</p>
<p>Her ölüm erkendir Bahadır, ama ölüm bu yaştaki sana hiç yakışmadı, bilesin…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13215</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Feb 2018 08:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13311</guid>
				<description><![CDATA[<p>AYRILIK… “Üç ayı iki gün geçti!” dedi ve yutkundu… “Buraya gömülmeyi vasiyet etmişti&#8230; Senin köyüne… Nasılsa bir gün buraya döneceğini biliyordu, sana yakın olmak istedi…” Arkadaşının kendisini duyup duymadığını bilemiyordu. Ellerini göbeğinin altına bağladı, başını yana eğdi… Uzun uzun taze mezarı seyretti… “Hece taşındaki mavi yazma sürekli yenileniyor biliyor musun? Asla solmasına izin vermiyorlar!” Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>AYRILIK…</p>
<p>“Üç ayı iki gün geçti!” dedi ve yutkundu…</p>
<p>“Buraya gömülmeyi vasiyet etmişti&#8230; Senin köyüne… Nasılsa bir gün buraya döneceğini biliyordu, sana yakın olmak istedi…”</p>
<p>Arkadaşının kendisini duyup duymadığını bilemiyordu. Ellerini göbeğinin altına bağladı, başını yana eğdi…</p>
<p>Uzun uzun taze mezarı seyretti…</p>
<p>“Hece taşındaki mavi yazma sürekli yenileniyor biliyor musun? Asla solmasına izin vermiyorlar!”</p>
<p>Bir tepki bekledi arkadaşından. Devam etti…</p>
<p>“Mavi yazmayı muradına eremeyenler takar bilirsin… O da bu dünyada muradına eremedi…”</p>
<p>Dizlerinin üzerine çökmüş, iradesizce toprağı eşeleyen arkadaşının birkaç adım arkasında ayakta duruyordu.</p>
<p>Son kez küçük bir meyhanede görüşmüşlerdi. Nedensiz ayrılığı sorgulamışlardı o gün… Oysa ne çok şey vardı söylenmesi gereken, oysa ne çok şeyi söyleyememiş, bu güne bırakmıştı istemeden&#8230;</p>
<p>O günden beri ondan hiçbir haber alamamışlardı.</p>
<p>Belli ki küsmüştü bu şehre! O’na bu kadar yakınken bu kadar uzak olmayı içine sindirememişti besbelli. Hiç kimseye hiç bir şey demeden, terk etmişti bu şehri, O’nu ve her şeyi…</p>
<p>Kim bilir ne kadar uzaktı gittiği yer, kim bilir ne kadar dayanılmaz…</p>
<p>Derin bir nefes aldı ve</p>
<p>“Hani senin o çok sevdiğin kırmızı çiçekli elbisesi vardı ya! Son nefesini o elbisenin içinde verdi.”</p>
<p>“…”</p>
<p>İstem dışı boşalıveren gözyaşlarını elinin tersiyle sildi.</p>
<p>“Doktorlar ancak bir &#8211; iki saat daha yaşar dediklerinde giydirdiler o elbiseyi. Vasiyetiydi biliyor musun? Koynuna da senin ve oğlunun resmini koydular.”</p>
<p>Günah çıkartıyordu sanki! Arkadaşına son görüşmelerinde anlatamadığı her şeyi sırayla, yaşarcasına anlatıyordu. Sanki kendi payına düşen günah çıkartmayı yaşıyordu.</p>
<p>“İnsan nasıl son nefesini verirse o şekilde diğer tarafta yaşarmış diye inanıyordu. Diğer tarafta senin karşına o elbiseyle çıkacağına inanıyordu.”</p>
<p>İçinden; “inşallah inandığı gerçekleşir!” diye geçirdi. O kadar içten bir temenniydi ki bu; içi titredi, nefes alması sıklaşmaya başladı. Söyleyecekleri henüz bitmemişti. Bu yüzden; ayakta durmaya çalışıyor, direniyordu…</p>
<p>”Son nefesinde o kadar mutluymuş ki!”</p>
<p>Artık zamanı gelmişti. Asıl söylemesi gerekenlere tepkisinden çekiniyordu oysa! Ama! Aması yok, belki de her şeyi bilmesi gereken tek kişi şu an dizlerinin üzerinde, küçücük, zavallı bir haldeydi, çaresizdi…</p>
<p>“Hep sevgisini sorguladın, hep neden gittiğine kızdın. Hastaydı be! Sana belli etmeden tedavi oluyordu… Ama olmadı işte! Tedavisinden sonuç alamadı.”</p>
<p>Arkadaşının irkildiğini gördü. Rahatladı. Korktuğu gibi bir tepki değildi bu.</p>
<p>“Doktorlar umut kestiğinde sadece sekiz aylık bir ömrü kalmıştı. İşte o an senden kopmayı seçti. Olur ya! Belki O’ndan nefret eder de bir başkasında aradığın mutluluğu bulursun istedi.”</p>
<p>Dizlerinin üzerinde kaskatı kesilmiş arkadaşına doğru bir adım attı. Arkadaşı hiçbir tepki vermiyordu.</p>
<p>“Hiçbir şey beceremezsen… O’nu hep son gördüğün haliyle, gülüşleriyle hatırlarsın istedi… İşte bu kadar çok seviyordu seni…”</p>
<p>Arkadaşının derin derin soluduğunu fark etti. Devam edip etmemekte tereddüt geçirdi. Olsun! Devam etmeliydi. Her şey bu güne kadar içinde sıkışıp kalmıştı çünkü.</p>
<p>“Mezar daha yeni! Birkaç ay sonra yaptırılacak.” dedi, “Hani şu dağlara taşlara sevdiğinin ismini kazıyanlar var ya! Onların sevdalarının ne kadar sıradan olduğunu herkes görecek.”</p>
<p>Bir kez daha derin nefes aldı… İçi sıkıştı, devam etti;</p>
<p>“Mezar taşına; ‘Burada koca yürekli adamın mavi yürekli kadını yatıyor’ yazılacak. Bir vasiyeti de buydu!”</p>
<p>Yorulmuştu. Kendisini gereğinden fazla sıkmıştı, titremeye başladı. Sesi titriyordu;</p>
<p>“Oğlunu sana emanet etti. O’nu ne kadar çok sahiplendiğini biliyordu. O’na kendi oğlunmuş gibi sahip çıkacağını çok iyi biliyordu. Belki de seni bundan sonra yaşama tutunduracak tek şey O’nun oğludur ne dersin?”</p>
<p>“…”</p>
<p>“Bak gördün mü? Yine arkasından gitmene izin vermedi. Oğlunu sana bıraktı, tıpkı doyasıya yaşayamadığı sevdasını bıraktığı gibi…”</p>
<p>“…”</p>
<p>Başını iki yana sallayarak fısıldadı;</p>
<p>“Ne çok sevmiş seni…”</p>
<p>Arkadaşının omzunu tuttu; “Hadi gidelim!” diyebildi…</p>
<p>Arkadaşı sert bir darbeyle omzundaki elden kurtuldu. Uzun süredir devam eden sessiz hıçkırıkları kesilmiş, bağıra çağıra ağlıyordu. Dayanma gücü kalmamıştı, mezarın üzerine kapandı…</p>
<p>“Tanrım! Nasıl bir acı bu?” diyebildi içinden, “Nasıl dayanacak, ne kadar dayanacak?” diye düşündü.</p>
<p>Arkadaşının şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yanında olması gerektiğini aklından geçiyordu. Böylesi büyük bir sevdanın tam ortasında kalmış olması bile kendisini bu kadar yıpratmışken, arkadaşının nasıl dayanabileceğini düşünemiyordu. Bildiği tek şey; arkadaşının yanında olması gerektiğiydi.</p>
<p>Doyasıya yaşanan bir sevda, yine doyasıya yaşanan bir acıyla son bulacaktı. Yüreğinde hep o sevdayı taşıyarak…</p>
<p>Birkaç adım geriye gitti. Arkadaşının ağlaması dayanılacak gibi değildi. Yaşananları, yaşanamamışlıkları ve yaşanacakları düşündükçe gözlerini özgür bırakmayı seçti. Sessizce ağlamaya başladı.</p>
<p>Arkadaşına baktı, söylendi; “Hadi be oğlum! Dön artık şu hayata! Hadi be dostum, hadi be arkadaşım! Başarabilirsin, biliyorum…”</p>
<p>Bir süre daha bekledi;</p>
<p>“Hadi gidelim!” dedi, “Oğlunuzun sana ihtiyacı var! Bekletmeyelim…”</p>
<p>İrkildi, mezarın üzerinden kalktı. Arkadaşına doğru baktı ve olur anlamında başını bir kez salladı…</p>
<p>Dizleri titriyordu… Güçlükle ayağa kalktı, arkadaşının koluna girdi.</p>
<p>İlk kez konuştu;</p>
<p>“Her gün geleceğim yanına! Bilirim sıkılır yalnızlıktan… Sohbet edeceğim onunla! Kim bilir üşür belki, üşümesine izin vermeyeceğim… En çok ayakları üşürdü. Sımsıkı sarıldım mı mezarına; üşümez, üşütmem ben onu, üşümesine izin vermem… Her gece de selamlayacağım mavi yüreklimi, sevdiğimi her gece haykıracağım… Her gece yıldızlara el sallayacağım… Oğlumuzla birlikte&#8230;”</p>
<p>Arkadaşının elini tuttu, sıktı…</p>
<p>“Hadi gidelim!” dedi…</p>
<p>Yürüdüler, kol kola mezarlığın kapısına geldiler…</p>
<p>Durdu, geri döndü ve</p>
<p>“Yarın görüşürüz mavi yüreklim!” dedi, “Ben gelene kadar kendine iyi bak!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13311</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozlem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozlem/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Feb 2018 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13300</guid>
				<description><![CDATA[<p>ÖZLEM&#8230; İçkisinden bir yudum daha aldı; başını öne eğdi. Acısı yüzünden okunsun istemiyordu; yüzünü gizlemeyi seçti. Birden için için ağlamaya başladı. Bunu son zamanlarda hep yapıyordu. Burun delikleri hızlı hızlı şişmeye başladı. Sonra gözlerini çevirdi ve “Beni sevseydi gitmezdi değil mi abi?” diyebildi. “&#8230;” “Yok! Sevseydi gitmezdi, sevseydi bu kadar acı çekmeme izin vermezdi…” Başını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozlem/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>ÖZLEM&#8230;</p>
<p>İçkisinden bir yudum daha aldı; başını öne eğdi. Acısı yüzünden okunsun istemiyordu; yüzünü gizlemeyi seçti. Birden için için ağlamaya başladı. Bunu son zamanlarda hep yapıyordu. Burun delikleri hızlı hızlı şişmeye başladı. Sonra gözlerini çevirdi ve<br />
“Beni sevseydi gitmezdi değil mi abi?” diyebildi.<br />
“&#8230;”<br />
“Yok! Sevseydi gitmezdi, sevseydi bu kadar acı çekmeme izin vermezdi…”<br />
Başını kaldırdı ve gözlerini arkadaşına dikti; fısıldarcasına konuştu:<br />
“Seven, sevdiğinin acı çekmesine hiç izin verir mi?”<br />
Sonra sustu. Belli ki acısı en ağır adımlarıyla yüreğinde geziniyordu. Başını iki yana salladı;<br />
“İçim çok acıyor!”<br />
Acısı yüzüne vurmuştu, devam etti…<br />
“Madem gidecekti, neden hayatıma girdi, neden kendini çok sevdirdi?”<br />
“…”<br />
“Hem bu kadar çok sevmişken!”<br />
Söyleyecek bir söz bulamıyordu arkadaşı. Ne söylese ikna olmayacaktı ki; bu belliydi… Sessizliği seçti…<br />
“Abi! Ben hata yapmadım değil mi? Üzülmesine izin vermedim, acı çekmesine izin vermedim, hep yanında oldum.”<br />
Yavaşça başını salladı arkadaşı, onaylıyordu. Söylemek istediklerini bir türlü toparlayamıyor, söylemek istedikleri boğazında düğümleniyordu.<br />
Terk edilmiş olmanın acısını hangi sözcük soğutabilirdi ki yürekte? Bilemiyordu…<br />
Arkadaşının acısını doyasıya yaşamasına izin veriyordu sadece.<br />
Kim bilir belki biraz rahatlar…<br />
“Sesini duymasam, yüzünü görmesem işim rast gitmeyecekmiş gibi gelirdi hep. Her sabah bir ‘Günaydın’ına muhtaç hissederdim kendimi. Bunu biliyordu…”<br />
Sonra sitem edercesine sözlerine devam etti…<br />
“Seviyorum diye aldatmış yıllardır; yazık!”<br />
“Anlıyorum!” dedi arkadaşı, “Ama ne olur anla artık, seni o kadar çok seviyordu ki, sadece seni çok sevdiği için gitmesi gerekiyordu. Sevgisinde de asla yalanı olmadı!”<br />
Arkadaşının bu sözleri üzerine şaşırdı. Durdu, duyduğu sözleri mırıldanırcasına tekrarladı:<br />
“Çok sevdiği için gitti demek!”<br />
Acı bir tebessümle arkadaşına baktı, sanki sözlerinin ne demek olduğunu ister gibiydi bakışları.<br />
“Ne demek çok sevdiği için gitmek? Ne yaptım ben O’na?”<br />
“Sen de o da üzerinize düşeni yaptınız. Birbirinizi çok sevdiniz. Bir sevda bu kadar büyük bir sevgiyi ancak masallarda görür!”<br />
Sonra başını öne eğdi arkadaşı… Söyleyemediklerini düşündü. Arkadaşının omzuna elini koydu ve<br />
“Anla artık! Gitmesi gerekiyordu…”<br />
“Hem çok seviyordu diyorsun hem gitmesi gerekiyordu… Nasıl oluyor bu iş abi? Ne diyorsun sen?”<br />
“Bak! Bir kez daha söylemeyeceğim… Gitmesi gerekiyordu ve gitti… Kalsaydı çok acı çekecektiniz. O bunu anladığı zaman gitmeyi seçti. Eğer O’nu çok seviyorsan, sadece O’nun kararına saygı göster.”<br />
Birasından bir yudum aldı. Biraz rahatlamıştı. Arkadaşının gözlerinin içine bakarak kararlı bir şekilde konuştu:<br />
“Nereye giderse gitsin, nerede olursa olsun; sadece ama sadece seni sevecek ve sana olan sevgisini ölünceye dek yüreğinde taşıyacak. Ama bir kez daha dönmesini asla aklının ucundan bile geçirme.”<br />
“Anlamıyorum söylediklerini. Nasıl böyle bir şey söyleyebiliyorsun? Her sözün bilmece gibi!”<br />
“Ben söyleyeceğimi söyledim. Gitmem gerekiyor. Sen de kalk artık. Evine git, bir duş al ve yat uyu!”<br />
Garsona seslendi, hesabı istedi.<br />
“Bugün benden olsun! İtiraz istemem…”<br />
Hesabı ödedi, telefonunu aldı, iki eliyle arkadaşının elini tuttu:<br />
“Yeter artık, kendini mahvedeceksin!”<br />
Arkadaşının ağlamaktan kızarmış gözlerine baktı ve<br />
“Kendine iyi bak!” diyebildi.<br />
Masadan kalktı, bir iki adım atmıştı ki durdu…<br />
Sonra yavaşça döndü, arkadaşına doğru eğildi,<br />
“Giderken sana söylememi istediği bir şey vardı; unuttum! Dedi ki; eğer beni çok özlerse, sadece yıldızlara baksın… Ben öyle yapacağım!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozlem/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozlem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13300</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Feb 2018 07:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13305</guid>
				<description><![CDATA[<p>HÜZÜN&#8230; Kapı çalıyor! Sen mi geldin? … Değilmişsin… Her kapı çaldığında aynı duygu ve hevesle koşuyorum biliyor musun? Sanki kapının öte tarafında sen bekliyormuşsun gibi. Yok, yok! Seni asla bekletmem orada. Kendince aç kapıyı gir içeri. Gümbür gümbür hem de… Duysun dünya âlem, duysun yüreğim senin geldiğini. “Evinin kadını, başının tacı, gönlünün sultanı geldi!” desinler, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>HÜZÜN&#8230;</p>
<p>Kapı çalıyor! Sen mi geldin? … Değilmişsin… Her kapı çaldığında aynı duygu ve hevesle koşuyorum biliyor musun? Sanki kapının öte tarafında sen bekliyormuşsun gibi. Yok, yok! Seni asla bekletmem orada. Kendince aç kapıyı gir içeri. Gümbür gümbür hem de… Duysun dünya âlem, duysun yüreğim senin geldiğini. “Evinin kadını, başının tacı, gönlünün sultanı geldi!” desinler, O artık mutlu, hüzün dışarı. İşte böyle bekliyorum ben. Her nefes alışımda içime çekiyorum seni. Hani bilirsin; her yeni başlangıçta besmele çeker ya insanlar! Ben senin adını anıyorum her seferinde. Her nefes alışımda içimde saklıyor, bir kez daha adını anacağım geliyor aklıma ve bir nefes daha çekiyorum içeri. Hep sen kokuyorsun. Bir gün “Seni sevgimle çıldırtacağım!” demiştim hatırlarsın. “Ölmeye yatacaksın, yaşamaya mecbur edeceğim!” demiştim. Şimdi ben ölüyorum be sevgili! Geri dönüşsüz bir ölmek olacak benimki. Hani hep derdin ya; “Ölürsen ben de ölürüm!” Ölmeyeceksin be can! Ölmeyeceksin benim ‘mavi yüreklim!’ Sen ölürsen sevgim hangi yürekte yaşayacak son nefesine dek? Yok! Sen ölme. Beni bir kez daha öldürme. Hüzün var içimde; sıkan, sımsıkı sarmalayan, nefes aldırmayan… Sen yoksun; ben sensizim, ben sessiz… Ağlamak geliyor içimden sürekli. Ağlayamıyorum, utanıyorum, çaresizim. Ağlıyorum yine, sessiz… Hayat ne kadar anlamsızmış sen olmayınca be gülüm. Sesini duyamamak, yüzünü görememek, yanında olamamak ne acı. Sen hiç sensiz kalmadın ki… “Bir kez daha dünyaya gelsem, aynı şiddetle severim!” derdim sana hatırlıyor musun? Yanılmışım. “Bir kez daha gelsem şu dünyaya, daha çok şiddetle severim seni!” yeminim olsun. Bu kadar çok yakınındayken, bu kadar uzağına düşmek… İşte hüzün bu be gülüm! Hüzün tarifsiz… Telefonum çalıyor. Arayan sensin değil mi? &#8230;&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13305</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uğultu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ugultu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ugultu/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Opruklu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12909</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü göstermek için nazlandığı nisan ayının  ilk günüydü. İki camlı dar pencerenin hemen önünde, beyaz örtülerin altında demir bir somyada sessizce yatıyordu. Somya derken, son model araba gibi&#8230; Pencerenin maviliğe açılan tek kanadında sırt sırta vermiş diğer binaların boşluğu görünüyordu. Bütün boşluklar gibi gri ve huzursuzdu. Solmuş çerçeveli pencereden içeri düşen sabah güneşi, kat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ugultu/">Uğultu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü göstermek için nazlandığı nisan ayının  ilk günüydü. İki camlı dar pencerenin hemen önünde, beyaz örtülerin altında demir bir somyada sessizce yatıyordu. Somya derken, son model araba gibi&#8230; Pencerenin maviliğe açılan tek kanadında sırt sırta vermiş diğer binaların boşluğu görünüyordu. Bütün boşluklar gibi gri ve huzursuzdu. Solmuş çerçeveli pencereden içeri düşen sabah güneşi, kat kat boyanmaktan nefes alamayan solgun benizli duvarda gölgeler çizerek sabahı müjdeliyordu.</p>
<p>İki gün önce getirilmişti bu odaya, uçak gövdenin içinde. Getirildiği an, her imkan hemen seferber edilmiş, fabrikaların seri üretim bantlarındaki gibi her şey otomatik işlemişti.Teknolojinin tüm nimetleri esirgenmeden kullanılmış; kablolar, hortumlar, iğneler, her renkten  haplar&#8230;Ama fayda etmemişti.</p>
<p>Göz kapakları taş gibi ağırdı,  zorlayarak araladı. Sisliydi her şey. Tentürdiyot kokan odada, sağ yanında  demir sandalyede oturan yorgun bakışlı anasını gördü. Gözlerine inen perdenin aralığından seçebildiği, sabun kokulu şefkatin yüzüydü. Mırıltılı bir ayin içinde, elindeki küçük kitapçığın Arapça yazılı sayfalarını belli aralıklarla buruşuk parmağıyla çeviriyordu. Üzerindeki beyaz külçeyi kaldırmaya yeltendi, gücü yetmedi. Çıplaktı sanki, üşüyordu. Hafiflikten belki de&#8230;Düşeceğini sanıp karyolanın soğuk kolunu dermansız parmaklarıyla tutmaya yeltendi, göz göze geldiler. Bildi. Konuşamadı.</p>
<p>Sabah erkenden kilit dili olmayan, kenar kaplamaları atmış kapı  açıldı. Beyaz giysili sert bakışlı elleri ceplerinde bir adam ile ellerinde kalem kağıt tutan titrek bakışlı üç kişi içeri girdi. Saçları arkasında özensizce toplanmış sarışın genç bayan elinde tuttuğu kalın tomardan bir şeyler aktardı kendi dillerinde. Şifacıydı hepsi. Sıkıntılı bir yüzü vardı elleri ceplerinde ola adamın; kötü bir şey söyleyecekmiş gibi bakıyor. aralarında kendi dillerinde konuşuyor, yorum yapıyorlardı. Anladı, elleri ceplerinde olan baş doktordu.</p>
<ul>
<li> Tekini kaybettik,</li>
<li>Topuk koparan,</li>
<li>Öteki?</li>
<li>Ötekini diktik,</li>
</ul>
<p>&#8220;Geçmiş olsun,&#8221; dedi hafif tebessüm ederek. Konuşmaları duyamıyordu. Her şey törensel bir ritimdeydi. Gitsinler istiyordu. Uyumak&#8230;Uyumak&#8230;</p>
<p>Çıkıp gittiler hepsi, arkalarına bakmadan. Başka ziyaretleri vardı yan komşulara.</p>
<p>Günler birbirini kovalarken geceleri delik deşik uykular içinde kıvranıyordu.Verdikleri tesirli ilaçlara rağmen gün yüzü göstermiyordu derin sızı. Karanlık, yorgun gözlerini kapatmasıyla koyulaşıp pençe pençe sıkıyordu.&#8221;Olmayan bir şey nasıl sızlar ki,&#8221; diye düşündü.</p>
<p>Ertesi sabah Saat 05.30; günün ilk ışıkları odada gezinmeye başladı. Beyaz bir melek; yüzünde yorgun ama içten bir tebessümle, &#8220;Günaydın, nasılsınız bu gün,&#8221; diyerek sessizce odaya girdi. Gözleri ile selamladı meleği. İlk günün acemiliğini çabuk attı. Alışmaya başlamıştı ama neye alışıyordu bilmiyordu!</p>
<p>Zaman burada hızlı geçiyordu. Ne zaman sabah be zaman akşamdı fark edemiyordu, bekli de fark etmiyordu. Koridorlarda rehavetin gezdiği ikindi saatlerinde uykusuna yenilmişti. Şefkatli bir elin başına dokunması ile uyandı.Göz kapaklarını hafifçe aralayarak baktı.Tanımıyordu. Bir dost eli gibi yumuşaktı dokunuşu adamın. Beyaz çarşafın altında yatan budanmış kahramana mimiksiz bir şefkatle baktı. &#8220;Kahraman bu mu&#8221; dedi. Evet anlamında hepsi birden baş salladı.Yatıştırıcı ve umut dolu cümleler peşi sıra geldi.</p>
<p>&#8220;Anlat bakalım evladım nasıl hissediyorsun?&#8221; dedi. Gözlerinde buğu, kulaklarında uğultu. &#8220;Sağ ol&#8221; işareti yaptı bakışlarıyla.Duygularını ifade edecek cesareti bulamadı,  &#8220;Hissizim&#8221; diyemedi. Belliydi. Adamın arkasında onu dinleyen sıra sıra dizilmiş sayamadığı kadar gölge. Ellerinde not defterleri ile kelimeler onun ağzından çıkmadan havada yakalayıp beyaz kağıtlara geçiriyorlardı. Elinde defteri olmayanlar başlarını sürekli sallıyorlardı. Niye sallarlarsa! Söylenenleri gözlerini kırpıştırarak  dinledi. Anladılar onlar. Hepsi birden yüzlerindeki donmuş bir tebessümle başlarını öne arkaya tekrar yaylandırdılar. Kader böyleymiş avuntuları içinde sessizce konuşulanları dinleyen yaşlı annesinin &#8220;Buna da şükür,&#8221; dediğini duyunca hepsi minnetle baktılar&#8230;Neyi beklerlerse hala!</p>
<p>Anlamsız sorulara, bu sefer ellerini ceplerinden çıkarmış doktor, anlamadıkları cevaplar verdi. Sanki komşu ziyaretine gelmiş gibiydiler. Terk edilmiş bir depoda köşeye atılmış hurdalar gibi hissetti. Eksik sapını, &#8220;Nereye sakladınız?&#8221; diye soracaktı. Bir silah gibiydi öfkesi, patlamaya hazır. Sustu. Doktoru cevapladı &#8220;Tekiyle de hayatı devam ettirebilir, ancak biz yerine yenisini yapacağız&#8230;&#8221; Gitsinler istiyordu. Uyumak istiyordu. Tekini de, yenisini de istemiyordu. Derin bir iç geçirme karşısında üzüldüğünü sandılar. Tebessümlerinin  acımayla mı  yoksa umursamazlıktan mı kaynaklandığı anlaşılmıyordu. Hep birlikte geldikleri gibi  çıktılar arkalarına bakmadan.</p>
<p>Zaman zaman hemşirenin açtığı dar pencereden içeri dolan taze hava, gri peteklerden tüten sıcak havanın etkisiyle çok geçmeden ısınıp kirleniyordu. Hayatla tek bağı olan sesi kısık televizyona ilişti gözü.Titreşen görüntüde bombardıman bitmiyordu. Görüntülere baktıkça &#8220;Her şey çok çabuk kirleniyor,&#8221; diye düşündü.Kumandanın harfleri silinmiş kırmızı tuşuna dokundu&#8230;</p>
<p>Hafiflemiş bedenini kıpırdatmak istese de olmadı. Eksilen sapının yerini arıyordu günlerdir. Vücudunun sağında kocaman bir boşluk. Akvaryumdaki balık sürüsü gibi yerini yadırgadı. Doğrulmak, kalkmak istese de kıpırdayamadı. Karanlığın içinde başka bir karanlık doğmuş gibiydi. Karanlık gözlerini kapatmasıyla koyulaşıp pençe olup sıkıyordu. Başında dolu şırıngalar, kolunda iğneler, ağzında plastik boru, sinir bozucu bir ritimle öten makineler, hortumdan ağır ağır akan sıvılar, renkli drajeler. Deva niyetine yutturulan ilaçların kokusu odanın kirli beyaz duvarlarının her köşesine sinmişti &#8220;Hissizlik ne güzel şeymiş &#8221; diye düşündü. Sadece uykusu vardı. Bir uykudan uyanmış diğerine geçmişti, bir karanlıktan başka bir karanlığa geçiş gibi. Sapsızlık silinmez bir leke gibiydi.</p>
<p>Gözleri inen koyu sis perdesinden göz kapakları iyice ağırlaşmış, nerdeyse kapanacaktı. Hafif doğruldu, beyaz kapının dar penceresinin önünden geçenlere baktı, tanıdık birini arıyordu. Herkes yabancıydı. Az önce aldığı renkli draje iyi gelmişti. Gözlerine inen perdenin arkasında belirdi  sevgilinin yüzü. Bir o, bu sonsuz karanlığı dayanılır kılmaya yetiyordu, bir o! Oradaki görüntüsüyle&#8230; Yüzü dalgalı. Yazı bekliyorlardı&#8230;</p>
<p>Güneş  perdelerini erken indirmiş, sarp kayaların ardında güne yenik düşmeye başlamıştı. Mart soğuğu tüm kuytulara sinmiş, yağmur yüklü bulutlar birbirlerini itiyorlardı. Sert ayaz sarp kayaların arasında dolaşırken, üzerindeki yeşil benekli elbisenin boş bulduğu aralıklarından sinsice içeri sızıyor, palaskanın sıktığı belinde toplanmış sıcak buharı buza çeviriyordu.</p>
<p>Bu son tur olacaktı, iki yıldır kaç tur yapmışlardı bilmiyordu. Önlerinde duran uçsuz bucaksız, inişli çıkışlı geçit vermez kapılar vardı. Az kalmıştı. Aşmaları gereken son canavar karşılarındaydı. Geçmez demişler ama sonuna gelmişti.. &#8220;Allah&#8217;ım bu son tur bir bitse,&#8221; diye düşündü.</p>
<p>Sırtında elli kilo ağırlık olmasına rağmen sabahtan beri yürümüşlerdi. Öncüydü, hep önde. En tehlikeli yerdeydiler, burayı  geçince gerisi kolaydı. Ne aşılmaz engelleri aşmışlar, ne tehlikeleri bertaraf etmişlerdi iki yılda. Soluksuz yürüyüşün ardından mola zamanı gelmişti. Sessizce çöktü, sırtını ıslak boz kayaya dayadı. Aşağıda yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan nehrin ahtapot gibi ürkütücü kolları sarmıştı tüm kuytuları. Boynundan süzülen ter,  kenetlenmiş kalın kemerin sıktığı belinde toplanıyor, soğuk bir buz havuzuna dönüştürüyordu. Avucunun içindeki ter, tüfeğin soğuk kabzasını kayganlaştırmış, elinde vıcık vıcık oynuyordu. Sırt çantasının kayışları omuzlarındaki ağırlığı on kat artırmış, bıçak yarası gibi derin bir sızı omuzlarından her yerine yayılıyordu. Isınmak için sigarasını başını iki elinin arasına alarak yaktı. Ateşi karanlıkta görünmesin diye bir dikişte bitirdiği kola kutusun içine ucunu saklayarak içti. İyi gelmişti.</p>
<p>Sessizce kalktı, arkasındaki yirmi kişilik gölgede onu takip etti. Sinmiş bir korku, beklenmedik bir ürperti dolaşıyordu akşamın geceye sarkan  karanlığında.Göz hapsinde gibiydiler. Herkesin yüzünden okunuyordu huzursuzluk. Her çıtırtıya kulak kesiliyor, her adımında bastığı yere dikkat ediyordu. Bir an irkildi. Nefesini tuttu. Önündeki boz kayalığın yosunlu yamacına yüzükoyun uzandı olanca ağırlığıyla.&#8221;Tam siper,&#8221; derken tüm gövdeler sıkılmış sünger gibi birer birer küçülüyordu ıslak kayaların keskin köşelerinde. Dört bir yandan adres sormadan seken sivri metaller karanlığı bıçak gibi yararak havai fişek gösterisi sunuyor, kayalara çarptıkça ıslıkları artıyor, ağır bir uğultu karanlığı kuşatıyordu. Gök gürlemiş, kara bulutlardan peşi sıra ışıklı sağanak başlamıştı. Sesli bir ateş böceğiydi sanki. Kıpırtısız bedenler bu şölene ellerindeki ışık yayarlarla eşlik ettiler. Çok geçmeden şölen bitmişti. Başını hafifçe kaldırırken, arkasına baktı nedense. Işık, duman ve ses vardı sadece. Önce başlar doğruldu, sonra ağır yüklü gövdeler. Alevli  ıslıklar kesilmiş, kızıla boyanmış gökyüzü az önceki şenliği terk etmiş tekrar karanlık kabuğuna çekilmişti. Vukuat yoktu, olsa haber gelirdi.</p>
<p>Rahatladı, korkmuyordu ama ne yapacağını bilememenin kararsızlığı bir mengene gibi sıkıştırmıştı yüreğini. İleriye baktı. Hedefe az kalmıştı. Hafifçe doğrularak bir adım attı.Yürüdükçe kayaların sivri uçları kalın botun bütün tabanını kemiriyordu. Ağır gövdeler, başlar öne eğik sessiz yürüyüşe tekrar başladı.</p>
<p>Adımlar dikkatlice atılıyor, botların tabanları kayaların arasına sıkışmış  toprağı şefkatle  öpüyordu. Ayaklarının altında toprağın yumuşaklığını hissetti. Çok geçmedi. Sağ ayağını ileri attığında toprağın süngerin suyu çekmesi gibi ayağını yavaş yavaş içine çektiğini hissetti. Engel olamadı, gömülüyordu yerin karanlığına.</p>
<p>Birden bir şimşek çaktı, ardından kulakları sağır eden gümbürtü. Ateş yüklü kara bulutlar sağanağa başlamıştı yine. Dumanlı alevin sesi iç karartıcı bir müzik gibiydi. Bir hafiflik ve eksiklik hissetti vücudunda; ağırlıklarını atıp yükünü boşaltmış bir gemi gibiydi. Kıpırdamıyordu. Ateş, kocaman bir kor parçasını kucaklamış gibi, her yerini yakıyordu. Gözleri karanlığa çarptıkça yayılan tozlu ve sıcak ışık. İçinde duyduğu ürperti ile bacağında hissettiği sıcaklık arasında zaman geçmedi. Sıcaklık soluğunu sıklaştırdı. Kızıl aydınlıktan sonra her şey karanlığa gömüldü. Bir film sahnesinin ortasındaydı. Elini bir haftalık koyu gölgeli sakallı suratında gezdirdi. Burun deliklerinden şerbet gibi akan koyu kırmızı sıvı her yeri boyamıştı. Tek hissettiği kesif bir barut ve yanmış et kokusuydu. Arkasındaki arkadaşı ona bağırarak koşuyor ama kulağındaki uğultudan duyamıyordu. Ayağa kalkmaya çalışıyor, ayağından on gündür çıkmamış bağcıklı kara muhafaza, içindekiyle birlikte savrulmuştu. Bağırmak istedi, sesi çıkmıyordu, düğümlendi kelimeler boğazında. Bedeni kasılıyor, direniyordu ayrılışa. Vücuduna söz dinletemiyordu. Karanlık kan kırmızıydı. Karanlığın tuzağa benzediğini o gece hissetti.</p>
<p>Garip bir boşluğun uğultusunu hissetti.Toprak kayalarla beraber havaya uçmuş, dört bir yana savrulmuştu ne varsa. Çok geçmeden gelen koca gövdeli kanatlıya hissiz bindi. Arkasına bakamadı. Zihnini perdeleyen sis dağılınca kanatlının jilet gibi bulutları kesişini hissetti. Koca gövde eksilmiş gövdeyi alarak hızla uzaklaştı. Kanatlının sesi ninni gibi gelmişti&#8230;</p>
<p>Orta okuldaydı. Beden eğitimi öğretmenini çok severdi. &#8220;Sende futbolcu bacağı var, sağ ayağını çok iyi kullanıyorsun,&#8221; demiş, motive etmişti. Spor ayakkabısı yoktu, çok pahalıydı belki de . Babasının &#8220;Kara lastik neyine yetmez&#8230;&#8221; sözüne alınmamış,-takım arkadaşlarında spor ayakkabısı olsa bile- içi bezli kara lastikle top oynamıştı inadına. On Dokuz Mayıs  gençlik bayramında yapılan gençlik koşusunda aynı ayakkabıyla ikinci olmuştu. Bitiş çizgisine metreler kala bacaklarını gücü tükense de bitirmişti sağ ayakla. Hep sağ ayakla başlardı, yarışı da sağla bitirmişti.</p>
<p>Elindeki bir sürü evrakla gelen mevzuat görevlisi, hastaneden teskere alma zamanının geldiğini tebliğ etti. Herkes tezkereyi dört gözle beklerken o çıkmak istemedi akvaryumundan, kalmak istedi, böyle iyiydi. Nasılsa sapsızlığın önemi yoktu burada, sapsızlar arasında. Oysa dışarısı öylemiydi?</p>
<p>Dört tekerlekli ödülünü aldı; kolunun altına sıkıştıramazdı, eksilmiş vücudunu içine sıkıştırdı. Çıktı. Arabaya binerken, camda yansımasını gördü. Onayladı kendini &#8220;Var&#8221;ıyla &#8220;Yok&#8221;uyla. İnsan tek sapıyla da çok şey yapabilirdi. Razı oluşla meydan okumalıydı hayata&#8230;</p>
<p>Günler hızla birbirini kovalıyordu.Tutunmak istiyor ama sendeliyordu. Ne koca adamlar ne küçük adamlar kalmıştı yanında, ne de beklediği vardı yanında. Bomboştu. Bir detaydı artık. Anladı&#8230;</p>
<p>Deniz kenarında her zaman buluştukları yere çekti hediye arabasını. Dikkatlice park etti, nemden ıslanmış banka yaslanarak oturdu. Hüzünlü yağmur bulutları itişiyordu.  Yirmiliklerden kalan son teselli çubuğunu yaktı. Çevresine bakındı insanlar azalmıştı. Kıyıdaki kayalıklarla öpüşen sarı köpüklerden yayılan iyot kokusunu içine çekti. Gecenin sabaha devrettiği gri sis yavaş yavaş zihniyle dünya arasına perde çekiyordu. Sisin derinliklerinde onu aradı, yoktu. Son bir kez ufka düşürdü bakışlarını. Koyu maviliğin içinde bir deniz anası gibi şeffaftı. Gördü. Tekerini derin maviliğe doğru döndürdü.</p>
<p>Bir martı kanat çırparak beyaz bulutlara yükseldi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ugultu/">Uğultu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ugultu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12909</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #9 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Feb 2018 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12394</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatımda ilk defa memlekete gidecektim. Tabii bilmiyordum memleket ne demek.. Baktım ama gitmeden önce anlamına sözlükten. “Bir kimsenin doğup büyüdüğü yer.” İmiş anlamı. Ben Sinop’ta doğmamıştım ve büyümemiştim de. Açıkçası doğduğumdan beri Kıbrıs’tan hiç çıkmamıştım. Olsun. Orada, bir köy vardı uzakta, gitmesek de görmesek de orası bizim memleketimizdi. Bir de Ordu var benim memleketim olan… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #9 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımda ilk defa memlekete gidecektim. Tabii bilmiyordum memleket ne demek.. Baktım ama gitmeden önce anlamına sözlükten. “Bir kimsenin doğup büyüdüğü yer.” İmiş anlamı. Ben Sinop’ta doğmamıştım ve büyümemiştim de. Açıkçası doğduğumdan beri Kıbrıs’tan hiç çıkmamıştım. Olsun. Orada, bir köy vardı uzakta, gitmesek de görmesek de orası bizim memleketimizdi. Bir de Ordu var benim memleketim olan…</p>
<p>Benim annem Ayancık’ta doğmuş. Deniz kenarında küçük bir kasabanın en güzel manzaralı yerinde, kasabının hafif yüksekçe tarafındaki bir aile apartmanı orada büyümüş. Ormancı Dedem o tepenin ilk yerleşenlerinden imiş. Önce oraya beş katlı bir aile apartmanı dikmiş; sonra yoludur, suyudur, camisidir…  Ne gerekse hepsinin halledilmesini sağlamış. Şuan orada olan her şey dedemin elinden geçmiş yani…</p>
<p>Beş kat dedim ama en alt katı odunluk, en üst katı da kiler. Kalan üç katın en altında Dedem ve Nuriye Kadın, bir üstlerinde eşiyle birlikte Ramazan emmi ve en üstte de dayım ve yengem oturuyor. Sinop’a gittiğimde sırf manzarası çok güzel diye en üst katta kalırım. Akşam yatmadan önce balkona çıkar, ayın yansımasıyla bir kısmı aydınlanmış denizi izlerim; bana eşlik eden evlerin hafif yuvarlaklaşan ışıklarına göz kırparım. Bir de en üst katta kalmamın sebebi, kuzenim var tabii…</p>
<p>Gitmeden önce birlikte kitap okuduğumuz o bankta Sevdeyle buluştuk. Artık ilişkimiz o kadar ilerlemişti ki, yavaş yavaş ona karşı bir şeyler hissettiğimi anlıyor gibiydi. Ben her ne kadar anlatmak istemesem de, saklamıyordum işte anlıyordu. Kendime de şaşırıyordum fazlaca. İlkokula başladığımdan beri kızlardan kaçmış bir insan olarak, ilk kez bir kıza bu denli yakın ilişki kurabiliyordum. Ana okulu demiyorum çünkü ana okulunda sınıfta kızlarla evcilik oynayan erkeklerden biri de bendim.</p>
<p>“Sevde, bu hafta sonu yola çıkıyoruz. Sinop’a gideceğiz.”</p>
<p>Cümlemi bitirmemle yüzünün düşmesi bir oldu. Birden nasıl olduğunu anlamayarak, bir o kadar da istemli şekilde kollarımla kaldırmaya çalıştım. Sarıldım ona… İlk kez oluyordu bu, gerçekten sarılmıştım  ona. Kısa süre sonra korkuyla geri çekildim ve diyeceklerinden çekinerek kapadım gözlerimi. Bu sefer de o… Öptü beni yanağımdan. Sevdeyle tanıştığımdan bu yana dünyam yanıyordu, bir tek ben tutuşuyordum. Bana attığı o ilk bakışıyla yüreğime su serpmişti de kurtulamamıştım. Bu sefer de ahşap yangın merdivenini elime alıp kendim kurtulmayı başardım o yangından! Hasbelkader çok hızlı gerçekleşti her şey, Tanrı bize “Yeter artık bu kadar beklediğiniz.” Diyor gibiydi…</p>
<p>“Seni çok seviyorum.”</p>
<p>“Seni seviyorum” diyemedim, olmadı. “Seni çok seviyorum.” Dedim. Ne kadar sevdiğimi belli etmek için değil, karşılamazdı zira. Yalnızca diyemedim işte öbür türlüsünü. Ben o kadar çok seviyordum ki, seni çok seviyorum derken ki çok miktardan ziyade, sevgimi yumuşatıyordu. Omuzlarında sevgimin ağırlığını hissetsin istemiyordum zaar.</p>
<p>Beklemiyordum, biraz duraksadı ve:</p>
<p>“Sen yalan söylüyorsun Metehan.”</p>
<p>“Yalan mı?”</p>
<p>“Evet! Sen beni sevmiyorsun. Sen yalan söylerken hep kaşlarını kaldırıyorsun görüyorum. İşte bunu söylerken de kaldırdın, sana inanmıyorum.”</p>
<p>Bir şeyler söyleyecektim ki yukarıdan annesi bağırdı yemek için, yemeğe gitti. O, her gün uğramasını istediğim yolu düzeltmek yerine; kalbimin girişine bozuk satıh tabelası koyup gitti. Ben yalnızca daha tatlı görünebilmek için yapmıştım onu. Beni tatlı bulsun istemiştim… Çünkü annem, her kaşlarımı kaldırarak bir şeyler söylediğimde “Tatlış oğlum benim.” Diye severdi beni.</p>
<p>Gittiğimizin bir, bir buçuk hafta sonrasında falan işte… Yatmama yakın, üst katta balkondaki çekyatta uzanıyordum. Dedem geldi yanıma, doğruldum. Muhabbet ettik biraz, konuştuk. Bozuk satıhtan anlaşılacak olmalı ki konu bir süre sonra ona geldi. Sevde’nin nasıl olduğunu, neler yaptığını sordu. Ben de anlattım olanları dedeme. Sonra bana: “Bir su getir dedesinin kurban olduğu” dedi. Getirdiğim suyu ağır yudumlarla, kesik kesik, tam bir yaşlı edasıyla içti.</p>
<p>“Su kadar ömrün uzun olsun kuzucum.” Beni hep kuzucum diye severdi ama yalnızca yalnız kaldığımızda… Kimse bilmezdi. Devam etti:</p>
<p>“İlkokula başladığın zamanı hatırlıyorum, birlikte gitmiştik okula. Çabuk kaynaşmıştınız arkadaşlarınla. Hiç unutmam; bir iki sınıf atlayınca bana arkadaşlarının hep bir yerlerini kırdığını, kollarında bacaklarında alçıyla gezdiklerini anlatmıştın. O alçıya sınıfta sen hariç imza atmayan kalmazmış; sana da attırmak isterlermiş, çekinirmişsin. Bir o kadar da kıskanırmışsın. Ben ömrümün sonuna geldim artık, kalbim alçıda. İmza atmayanım kalmadı. Ne olursa olsun moralini bozma kuzucum. Eğer kalbine imza attıracağın kişileri iyi seçersen; ne yaşadığın evine tadilat yaptırırsın ne de taşınmak istersin… Sevgi rağmenler taşır, önemli olan sevgine layık olanı bulmak… Haydi Allah rahatlık versin benim kuzum.”</p>
<p>İki yanağından öpüp, kocaman sarıldım. Aşağı kata yatmaya indi. Tam iki gece sonra, bir daha hiç öpemedim zaten.</p>
<p>Taşınmak zorunda kaldı… Bu gün onu bir Ahmet Aslan’ın Susarak Özlüyorum şarkısıyla anarak, ağzından düşürmediği iki kelimeyle yad ediyorum:</p>
<p>“Şark ısıdır!” gerçekten de öyle imiş çok sonra öğrendim…</p>
<p>Kuzun Metehan, ısından mahrum büyüyor Dede…</p>
<p>(..)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #9 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-9-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12394</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Feb 2018 06:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13185</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;SEVMİYORUM SİZİ ARTIK, GÖZLERİMİ GERİ VERİN…“ Size bir mektup yazmak, düne dek aklımın ucundan bile geçmezdi. Ancak, son günlerde süreklilik kazanmaya başlayan olumsuz davranış biçiminiz, birlikte uyumlu çalışma umudumu bir kez daha ve ne yazık ki onarılmaz bir umutsuzluğa dönüştürünce, daha önce anlatmayı bir kez denediğim (anlaşılan odur ki, hiçbir işe yaramamış) size hiçbir zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;SEVMİYORUM SİZİ ARTIK, GÖZLERİMİ GERİ VERİN…“</strong></p>
<p>Size bir mektup yazmak, düne dek aklımın ucundan bile geçmezdi. Ancak, son günlerde süreklilik kazanmaya başlayan olumsuz davranış biçiminiz, birlikte uyumlu çalışma umudumu bir kez daha ve ne yazık ki onarılmaz bir umutsuzluğa dönüştürünce, daha önce anlatmayı bir kez denediğim (anlaşılan odur ki, hiçbir işe yaramamış) size hiçbir zaman söyleyemeyeceklerimi de mektuba dökmeye gerek duydum. Biliyorum, bu ilk ve aynı zamanda son mektup ve sizin bana ve uzlaşmaya kapalı yapınız nedeniyle size ulaşması mümkün değil.</p>
<p>O konuşmaya,” Sizi çok mu yoruyorum?” cümlesi ile başlamıştım. Şaşırmıştınız. Cılız bir “Yoo” sözcüğü çıktı sizden. “ O zaman, neden bana söylenecek cümlelerinizi başkalarına ve ulu orta söylediniz?”<br />
Ve devam etmiştim.” Yapılarımız çok farklı. Ancak ben sizi, kendi yapınızın dürüst bir örneği olduğunuz için seviyorum ve saygı duyuyorum. Hayır, sizden karşılık beklemiyorum. Çünkü bu sizden sevgi talep etmek anlamına gelir ki, bugüne değin kimseden bu yönde bir talepte bulunmadım. Sevgiler hep kendiliğinden geldi bana. Farklı yapılardayız ama iş gereği uzlaşabilir ve uyumlu çalışabiliriz. Beni anladığınızdan emin olmak istiyorum” diye bitirmiştim. Ama anlamadığınızı ve anlamak istemediğinizi içten içe biliyordum.</p>
<p>Beni en çok kızdıran şeyi yapıyorsunuz sürekli olarak: Niyet okuma. Düşüncemi sormadan, “Ben ne demek istediğini biliyorum” tavrı. Benim gibi genelde sakin kalabilen birini çileden çıkaracak tek şey bu…<br />
Sakınarak, çalışma düzeninizi bozmamak ve sizin hoşlanmadığınızı çok belli ettiğiniz varlığımla rahatsız olmanızı minimum düzeye indirmek için, hep uygun zamanı bulmaya çalışarak, adete bir hayalet gibi süzüldüm yanı başınıza.” Uygun olduğunuzda, birlikte bakabileceğimiz zamanda çalışalım” cümleleri ile bıraktım masanıza ortak dosyalarımızı. Uygun zamanınız hiç olmadı.</p>
<p>Ve dün ben de dayanamadım, sizin ses tonunuza yakın bir tonda isyan ettim yüksek sesle : ” Ama yeter artık, empati kurmaya çalışmaktan çok yoruldum. “ Cevabınız;  “Hep siz haklısınız zaten. Herkes hep haklı, ben hep haksızım “ oldu. Olağan koşullarda benden beklenecek davranış, kısa bir ara sonrasında sizinle konuşmayı denemek olurdu. Ama bu kez, içimden gelmedi . Hiç bir yararı olmayacaktı, aksine kuracağınız cümlelerle aramızdaki kriz , istenmeyen boyutlar kazanabilecek, büyük olasılıkla ben içime dönecektim.</p>
<p>Tartışma sonrası, kalbime bir ağrı düştü ve uzun süre geçmedi. Elbette psikosomatik ağrılardı. Zavallı kolumu dolmuşta bir yerlere çarpınca duyduğum acı ile kesildi o ağrı. Ağrı, acı görünürde geçer zaten.<br />
Ama tortusu kalır yürekte. O her şeyden acı.</p>
<p>Sonra, zorunlu bir ziyaret yaptım. Karşımdaki kişi,” Siz, … okuru musunuz” dedi. Bir sözcüğümden çıkarmış bunu. “Okurum ve çok severim” dedim. “Hatta, onun bir kitabının çağrıştırdıkları üzerine, uzun bir mektup yazmışlığım da vardı. O dönem çalıştığı gazeteye, emin ellere, ona ulaştırılmak üzere teslim etmiştim. Ancak geri dönüşü olmadı” . “Ama o çok naif biridir. Ona uygun bir davranış değil bu”. “Hatta, onun senaryosunu yazdığı bir film vardır. Bir bölümüne, sevdiğim başka bir yazarın bir öyküsü yerleşmiştir” . “A, bilirim o filmi” dedi. “Evet güzeldir”. Sonra, yazarın denemelerinden bir cümleyi  ezberden okudum. “Ben yakından tanırım yazarı. Hatta, gelecek hafta görüşeceğiz. Sizden  bahsedeceğim  ona.” Güldüm ve “ Bugün yaşadığım umutsuzluğun üzerine, sizinle söyleşmek çok iyi geldi. Yazara selamımı söyleyin. Bana, 2001 yılından kalma bir cevap borcu var” .</p>
<p>Dönüş yolunda, aklıma takıldı o şiirin o dizesi:<br />
“Olmayacak şey bir insanın, bir insanı anlaması.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yanına Geleceğim Günü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Feb 2018 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12828</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sahip olduğumuz hayallerle yaşayabildiğimi yeni fark ettim. Sen gittikten sonra kirpiklerime kadar indi kırışıklarım. Göz altı torbaları denilen şeyler oluştu yüzümde. Senin çocuğunu doğuracağım dediğin günden beri hiç görmediğim şeyler indi saçlarımın üstüne. Ak saçlı olduğumu aynaya bakınca değil, sen gidince anladım. Yere serili bir ölü gördüğümde değil, sen yok olunca bıraktım göz yaşlarımı ayakkabımın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/">Yanına Geleceğim Günü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sahip olduğumuz hayallerle yaşayabildiğimi yeni fark ettim.</p>
<p>Sen gittikten sonra kirpiklerime kadar indi kırışıklarım.</p>
<p>Göz altı torbaları denilen şeyler oluştu yüzümde.</p>
<p>Senin çocuğunu doğuracağım dediğin günden beri hiç görmediğim şeyler indi saçlarımın üstüne.</p>
<p>Ak saçlı olduğumu aynaya bakınca değil, sen gidince anladım.</p>
<p>Yere serili bir ölü gördüğümde değil, sen yok olunca bıraktım göz yaşlarımı ayakkabımın tam ucuna.</p>
<p>Gazete parçalarıyla ayak uçları örtülen ölünün yanında bile aklımda sen, kalbimde sen varsın.</p>
<p>Toprak altında üşüyüp üşemediğini merak ediyorum.</p>
<p>Mahalleden arkadaşlar, “Üşümez, merak etme,” diye geçiştirdiler beni dün gece.</p>
<p>“Nereden biliyorsun?” diye sorunca da yüzleri asıldı yine. Hiç gelmediler ki senin yanına sevgilim. Orasının soğuk olup olmadığını nereden biliyorlar? Kim bilebilir ki soğukluğun gerçek yüzünü? Sensiz olmanın acısını da benden iyi kim bilebilir ki?</p>
<p>Toprağındaki çiçeklerin açması için her gün su taşımayı da bıraktım bu arada. Haberin olsun diye söylüyorum sadece. Yoksa bir beklentim yok yani. Zaten üstünde çiçeklerin açmasının sana ne faydası var ki? Çok daha mı güzel yatmış olacaksın orada?</p>
<p>Ama üşümem diyorsan o başka. Hemen gidip akşama kadar su dökerim mezarının üstüne. Çiçekler çıkana kadar da beklerim yanında. Aynı ilk geceki gibi olur yani. Seni gelmeni beklemiştim ya hani. Herkes gittikten sonra gelirsin diye beklediğimi de fısıldadım toprakların arasından. Duydun mu acaba? Duysaydın cevap verir miydin? Ben seni duydum. O kadar güzel sessizlik vardı ki gecenin tam ortasında. Her şeyinle duydum seni. Duymadım ama hissettim. İliklerine kadar seni hissettim. Az kaldı sevgilim. Çok az bir zaman sonra bende geleceğim yanına. Hem de tam yanına. Doktorla konuştuk işte. Söylediği ilaçları kullanmaya biraz daha devam edersem yanındayım. Ondan sonrada hiç ayrılık yok artık. Elini hiç bırakmayacağım günleri düşleyerek uyuyabiliyorum zaten. O günlerin gelmesi için biraz daha sabır göster sevgilim. Az daha kaldı. Azcık bir şey. Bekle geliyorum işte. Bitiyorum senin aşkından gecenin bir yarısı evimin tam ortasındaki halının üstünde. Geliyorum. Biterek geliyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/">Yanına Geleceğim Günü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yanina-gelecegim-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12828</post-id>	</item>
		<item>
		<title>EL CONCIERTO</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/el-concierto/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/el-concierto/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Feb 2018 08:42:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13112</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah uyandı. Özlediği bir şey vardı: Özgürlük… Sabahlar anlamsızdı onsuz. Sabahları sevmezdi. Dünya küçüldü bir kutu oldu onun için. Kedisi yoktu. Kedisiz yaşam nasıl sürdürülebilirdi? Bir kedim bile yok, derdi. Piyanonun tuşlarına dokunan bir yalnızdı kendisi. Yalnız yaşam nasıl gereksizse, dün gibi aklındaydı. Bir doğa için çaldı, bir de kendisi için. Konuşmaları unutamadı. Yalnızlık tutkusundan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/el-concierto/">EL CONCIERTO</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah uyandı.</p>
<p>Özlediği bir şey vardı: Özgürlük…</p>
<p>Sabahlar anlamsızdı onsuz.</p>
<p>Sabahları sevmezdi.</p>
<p>Dünya küçüldü bir kutu oldu onun için.</p>
<p>Kedisi yoktu.</p>
<p>Kedisiz yaşam nasıl sürdürülebilirdi?</p>
<p>Bir kedim bile yok, derdi.</p>
<p>Piyanonun tuşlarına dokunan bir yalnızdı kendisi.</p>
<p>Yalnız yaşam nasıl gereksizse, dün gibi aklındaydı.</p>
<p>Bir doğa için çaldı, bir de kendisi için.</p>
<p>Konuşmaları unutamadı.</p>
<p>Yalnızlık tutkusundan vazgeçemiyordu.</p>
<p>Doğru dürüst uyuyamıyordu bile.</p>
<p>Alkış seslerinden korkar hale gelmişti.</p>
<p>Müziiğin dalından kopan bir ritim onu yaşatıyordu.</p>
<p>Özgürlüğün sesinde kaybolmuştu.</p>
<p>Özgürlük yegane varlıktı onun için.</p>
<p>Bırakamazdı.</p>
<p>Çocuk sesine hasret bir yaşam sürdü.</p>
<p>Aşamadığı ne varsa ceylan karnından misk kokusu çıkarıyordu.</p>
<p>Ancak müzikti onu sevdiren.</p>
<p>Mzüiğn sesine takılmıştı.</p>
<p>Müzik onu kendine çekmişti.</p>
<p>Vois Sur Ton Chemin…</p>
<p>Çocuk sesi kapladı her yeri.</p>
<p>Özgürce yaşam isterdi hep.</p>
<p>Ayaklarını hareket ettirerek dans etmeye başladı.</p>
<p>Kedi gibi kuyruğunu kovaladı.</p>
<p>Döne döne ağladı.</p>
<p>Sevdiği vardı.</p>
<p>Sevgilisi yoktu.</p>
<p>Haftada bir mektup…</p>
<p>Yazı yazamazdı.</p>
<p>Müziğin ateş çemberinden geçmiş bir halde buldu kendini.</p>
<p>Sessizlik, özlemdi.</p>
<p>Duygusuz yaşam nasıl olamazsa aşksız yaşam da olamazdı.</p>
<p>Duygusuz…</p>
<p>Kahvenin içinde saklı bir hayat nasıl olamazsa, müziksiz yaşam da olamazdı.</p>
<p>“Nargilenin dumanına benzer hayallerim, sadece beni zehirler ve uçup gider.”</p>
<p>Rap…</p>
<p>Pachelbel’s Canon…</p>
<p>Bir Kedim Bile Yok…</p>
<p>I Found my Love In Portofino.</p>
<p>Brahms…</p>
<p>Müziğin içinde kaybolmuştu.</p>
<p>Satranç tahtasının üzerindeki bir piyon gibi hissetti kendini.</p>
<p>Başı bir an döndü.</p>
<p>Kaleyle karşılaştı.</p>
<p>Sonra, şah mat…</p>
<p>Durdu.</p>
<p>Özgürlüğünü seyretti bir an.</p>
<p>Müzik içinde kendi eksik parçasını buldu.</p>
<p>Yaşamasının anlamı buydu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/el-concierto/">EL CONCIERTO</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/el-concierto/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #8 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Feb 2018 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12392</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dedemlere gittiğimizde dedem, hep eski anılarını anlatır. Eski zamanları dinlemeyi çok severim. Herkesten değil, dedemden dinlemeyi severim. Çok ilgi çekici hikayeleri vardır, çok imrenilesi aşkları olmuştur.. “Bir şeyi anlatmak istiyorsan, önce elin kalem tutacak, dirseklerin çürüyecek. Öyle haybeden ağzına ne geldiyse anlatırsan olmaz.” derdi Dedem. Köyünün tek eli kalem tutan, dirseklerini çürütmüş insanı da dedem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #8 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dedemlere gittiğimizde dedem, hep eski anılarını anlatır. Eski zamanları dinlemeyi çok severim. Herkesten değil, dedemden dinlemeyi severim. Çok ilgi çekici hikayeleri vardır, çok imrenilesi aşkları olmuştur.. “Bir şeyi anlatmak istiyorsan, önce elin kalem tutacak, dirseklerin çürüyecek. Öyle haybeden ağzına ne geldiyse anlatırsan olmaz.” derdi Dedem. Köyünün tek eli kalem tutan, dirseklerini çürütmüş insanı da dedem imiş. Ormancıdır benim dedem, eski dönemlerin rütbeli ormancılarındanmış. Köy köy dolaşırmış gerektiğinde, insanlar sofralarına buyur ederlermiş. Bunu genelde yalakalık için yaparlarmış insanlar ama hiç taviz vermezmiş benim dedem eski dönemlerin onurlu, rütbeli ormancılarındanmış. Dirseklerini sıralarda değil de daha çok ormanlarda çürütmüş o. Her şeyin ham maddesine inmiş, çekirdekten yetişmişti. Köyünde tek daktilo kullanan eski topraktır benim dedem.</p>
<p>Dedemlerin evine gittiğimizde oturduğumuz yerler hep aynıdır. Biz hep annemle birlikte küçük ikili koltuğa sığışırız. Dedem her anılarını anlatmaya başladığında annem hemen benim sırtımı sıvazlamaya başlar. Sırtımı sıvazlamakla kalmaz, sessizce:</p>
<p>“Yaşlı o oğlum, dinlemek lazım.” Der. Bunu söylerken dedem duyacak diye çok korkarım. Ayıp olur sonuçta, onu dinlemeyi sevmediğimi falan düşünür. Anneme bunu söylerim ama:</p>
<p>“Merak etme Mete, dedenin kulakları ağır işitiyor.” der. Bu diyaloğu çok sık yaşarız gerçekten.</p>
<p>Yalnızdı benim dedem, çocukluğundan beri yalnız büyümüş, yalnız yaşamış… Uzunca bir dönem kendi köyündeki Nuriye kadınla evli kalmış fakat onun da göçüp gitmesiyle de yalnız öleceğini kesinleştirmiş insandır.. Farkında olmalı ki, sürekli anılarını anlatmak istemesi bundandır. Yalnızlığını benimle ve abimle paylaşır. Ama o da, biz de biliriz ki Nuriye kadının yerini kimse tutamaz. Yine de geçen seneden beri, Nuriye kadının ardından, bizde kalmaya başlamıştı. Daha fazla yalnız kalabileceğini düşünmüyorduk.</p>
<p>Geçen gün ilk başlarda alışamadığımdan sinir olmama rağmen, “iyi ki gelmişsin.” Dedim dedeme. “iyi ki gelmişsin.”</p>
<p>Bizim mahallede gelenek gibidir, yeni bir komşu edinirsek bir akşam oturmaya, çay içmeye gideriz.. Eh malum, üst katımıza Sevdeler taşınmıştı, gitmemek olmazdı. Yani gitmeseler olmazdı… Bir gün önceden haber verildi, üst kattan buram buram taze poğaça kokuları gelmeye başladı. Kokularla birlikte babam da bana giyinmem konusunda baskı yapmaya başladı. Giyinmek, Sevdelere gitmek istemiyordum. Henüz ailesiyle tanışmaya hazır hissetmiyordum. Kendimi gitmeyecek olmaya hazırlasam da çok gerilmiştim zaten. Patladım:</p>
<p>“Baba yaa! Gelmeyeceğim ben istemiyorum. Hem bugün Fener’in maçı var onu izlemeliyim.”</p>
<p>Koyu fenerliydim. Takımıma da asla laf ettirmezdim, ama bu sefer fener sadece bir bahaneydi tabi. Fark etmeden sanırım çok yüksek bağırmışım ki, sesimin Sevdelere kadar gitmemiş olmasıyla ilgili keşkeler dönüyordu içimde. Hatta o kadar yüksek bağırmışım ki, evin taa öbür ucundaki odada giyinen, kulakları az işiten dedem geldi:</p>
<p>“Babana bağırdığını sakin bir daha duymayayım Metehan. Sakın! Bak ben Laz Ali’nin oğluyum, o da torunu. Baban bana bağırınca Laz Ali, babanın kulağına bir asılırdı, kulağının kırmızılığından beş gün dışarı çıkamazdı baban top oynamaya. Aynı şeyi yaparım bak ha! Git çabuk giyin gidiyoruz!”</p>
<p>Laz Ali’yi çok duymuştum ama babamı dövdüğünü hiç bilmezdim. Korkmuştum. Dedem zaten sert bir adam, Allah gibi korkuyorum adamdan. Hemen odama gittim, giyinmeye başladım. Nasıl bir korkuysa artık, 5 dakika içinde hazırlanıp kapıya çıkmamı sağlayacak bir korku…</p>
<p>Merdivenlerden çıkarken kendimi, sırat köprüsünde gibi hissediyordum. Ha düştüm, ha düşeceğim… Başım dönüyor, karnımda garip bir şişlik, ayaklarım geri geri gidiyordu.</p>
<p>“Ya ailesi beni beğenmezse? Ya Sevdeye aşık olmuş olmamı anlayıp, tasvip etmezlerse…” Titriyordum.</p>
<p>“Hoşgeldiniiiiiz.”</p>
<p>Aslında hiç beklediğim gibi bir ilgi görmedim ailesi tarafından ama yine de temkinli oturuyordum. En ufak bir hareketim bile olmamalıydı hoşlarına gitmeyen. Çok terliyordum. Annem alnımın su gibi olduğunu görüp, camı açmayı rica etti. Gram rahatladıysam şerefsizim. Ne camdan giren serin havayı hissediyordum, ne de terlememi durdurabiliyordum. Fellik fellik terliyordum…</p>
<p>Kocaman bir şey, tavanda çok hızla dönmeye başladı. Nereden geldiğini veya ne olduğunu anlayamadan birden vızıldamaya başladı. Çay bardağını devirip, büyük bir şangırdamayla kalktım. Kalkışım büyük ses getirmişti. Hem yere düşen çay bardağının sesi, hem de karşımda oturan Sevde’nin alaycı bakışlarıyla süslenmiş kahkahası…</p>
<p>Hiç unutmuyorum… Sevde bana ilk kez o gün gülmüştü ve her şeyin başlangıcıydı o gün! Çay bardağı, ailesi, halıda kalan çay lekesi hiçbiri… Hiçbiri umurumda olmamıştı. Ve ben dedeme “iyi ki geldin“ demiştim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #8 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-8-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12392</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #7 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12390</guid>
				<description><![CDATA[<p>Siz bilmezsiniz, size hiç anlatmadım ama benim bir abim var. Gökhan… Kendisi hasta. Nesi var hiç bilemiyorum ama yanlış bir davranış yapığında anneme söylüyorum ve aldığım cevap hep aynı oluyor: “Olsun oğlum, abin hasta.” Nesi var diye sorunca da sürekli aynı cevap: “Hasta işte.” Abim sürekli kendi kendine konuşur evde. Hem de çok fazla. Küçüklüğümden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #7 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Siz bilmezsiniz, size hiç anlatmadım ama benim bir abim var. Gökhan… Kendisi hasta. Nesi var hiç bilemiyorum ama yanlış bir davranış yapığında anneme söylüyorum ve aldığım cevap hep aynı oluyor:</p>
<p>“Olsun oğlum, abin hasta.”</p>
<p>Nesi var diye sorunca da sürekli aynı cevap: “Hasta işte.”</p>
<p>Abim sürekli kendi kendine konuşur evde. Hem de çok fazla. Küçüklüğümden beri abimle olan hatırlarımı en çok kendi kendine konuşmaları süslemiştir, bu konuşmalardan dolayı beni sinir edişleri… Bilmiyorum, belki bilerek yapmıyordu, hastalığı yüzündendi ama ben uyuyacakken yan odadan gelen fısıltılar beynimi allak bullak ediyordu. Zaten çok çabuk sinirlenen bir insanım. Bunun sebebi de burnumdaki et imiş, haberlerde duymuştum. Yani burnunda et olan insanların daha sinirli olduğunu haberlerde duymuştum. Babamla, arkadaşı olan bir doktora gitmiştik ve bana:</p>
<p>“Bak Metehan, istersen küçük bir müdahaleyle burnundaki eti alabilirim. Ama istemezsen beklersin ve bu et sen büyüdükçe, zamanla kaybolur.” Demişti. E korkmuştum be, ameliyattan bahsediyordu işte. Çocuğum, anlamam diye “küçük bir müdahale” demişti ama anlamıştım, o kadar da saf değildim. O ameliyatı olmadığım için de sinirim Allah’tan bir armağandır bana. Allah bizlerde böyle küçük sıkıntılar var edebilirmiş. Cennete girebilmek için katlanmak zorundaymışız, annem öyle demişti. Bana çok komik gelmişti. Her tarafı beyaz renkle bezeli bir yere girmek için bazı şeylere katlanmak zorundaydık. Allah’ı ve cenneti çok merak ediyorum açıkçası.</p>
<p>Abim hakkında çok şey bilmiyorum ben. Çok fazla birlikteliğimiz olmadı ben kendimi bildim bileli. Onun kendi halinde tavırları, kendi kendine konuşmaları, göz göze geldiğimizde gözlerini benden kaçırmaları… Hiç beni sevdiğini düşünemedim aslında şimdiye kadar. Onu her zaman okuldaki arkadaşlarıyla mutlu olarak görürdüm de, bu benim çok zoruma giderdi. Onun benimle mutlu olması gerekirdi, arkadaşlarıyla değil. Çünkü o benim abimdi! Onların değil…</p>
<p>Daha benim okula başlamadığım dönemlerde, hatırlıyorum da, annemle çarşıdan dönerken genelde abimin okul çıkışına da denk gelirdik. Abimi okuldan almak için; okulun kısa boylu, kapalı olduğunda öğrencilerin okula girmek için üzerinden tırmandığı, gri renkli kapısında bekler, abimle birlikte eve dönerdik. Okulun kapısında beklerken abimi gözlerdim; okuldan çıkısını, neler yaptığını, kimle olduğunu… Genelde okuldan kız arkadaşlarıyla çıkardı. Onlarla gülüşürken görürdüm hep abimi. Genç bir yönetmenin elinden çıkmış, tırt bir aşk filminin karelerinden biri gibi… Anneme sevgilisi olmadığını söylerdi ama vardı ben biliyordum. O banyodayken mesajlarını karıştırıyordum çünkü. Abimin beni ispiyoncu bir velet olarak tanımlamasına rağmen anneme de söylemiyordum. O bunu bilmiyordu…</p>
<p>Ben abimi sürekli kızlarla görünce özenirdim biliyor musunuz? Bir an önce büyümek, abim gibi olmak isterdim. Hoşuma giderdi abimi, öyle görmek. Anaokuluna ilk başladığımda ise büyümenin aslında ne kadar çirkin bir şey olduğunu anladım. Lanet olsun başladığım güne. Daha ilk gün, ilk görüşmemizde;</p>
<p>“Haydi çocuklar, sıraya girin oje süreyim tırnaklarınıza…” diye hepimizi çağırdı. “Sadece kızlara değil, isteyen herkese sürebilirim.” Şeklinde ekledi kocaman gülümseyerek. Bunu duyunca önümde duran pörtlek mavi gözlü çocuk, Furkan idi adı yanlış anımsamıyorsam, koştu sıraya girdi. Ben de küçük masaların birinin önünde boş duran, mavi renkli Mickey Fare desenli sandalyeye oturdum. Hiç unutmuyorum, tam beş yıl önce anaokuluna başladığım ilk gün sağım solum oyuncak doluyken bütün gün tek başıma o mavi sandalyede öylece oturdum…</p>
<p>O gün, öğretmenimiz bütün kızları hemen başına toplamıştı bile. Kızları elde etmek için karşımda insanlar olacağını bilmek korkutmuştu beni. Bunu düşünüp durmuştum koca gün o sandalyede. Sanırım bu korku yüzünden hiçbir zaman da kızlarla yakın olamadım. Yakın olamadım ama anaokulunda bir sevgilim vardı benim. Nursena… O istedi diye sevgili olmuştuk başka bir şey değil. Ve sürekli evcilik oynardık, Alperen ve onun sevgilisi Armoni ile… Sevde’ye henüz anlatmadım, anlatmalı mıyım o konuda da emin değilim.</p>
<p>O gün bana büyümenin ne kadar çirkin olduğunu kavramamda yardımcı olan Cemile Öğretmenim&#8217;e çok teşekkür ederim. O çirkinliği kavramamla bir daha hiç unutamamam bir oldu.</p>
<p>Bu arada ben Metehan… 5-A sınıfının bıçkın delikanlısı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #7 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-7-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Jan 2018 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12558</guid>
				<description><![CDATA[<p>“HALA YAŞIYORSUN, ONUN KALBİNİN EN GİZLİ YERİNDE” Çok uzun yıllar geçmişti görüşmeyeli. Ortak dostumuzdan alıyordum haberlerini. Görüşemiyorduk ama , neler yaşadığını  biliyordum.  Eşin için katlanmak zorunda kaldıklarını,  örneğin. Şişli’deki o pasajda açtığınız (açtığın) o dükkana da bir kez uğramıştım. Hasan, hep aynı, tepkisiz, durgun.Sen o güzel sesinle , “her şey iyi olacak” diye cıvıldıyordun. Çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“HALA YAŞIYORSUN, ONUN KALBİNİN EN GİZLİ YERİNDE”</p>
<p>Çok uzun yıllar geçmişti görüşmeyeli. Ortak dostumuzdan alıyordum haberlerini. Görüşemiyorduk ama , neler yaşadığını  biliyordum.  Eşin için katlanmak zorunda kaldıklarını,  örneğin. Şişli’deki o pasajda açtığınız (açtığın) o dükkana da bir kez uğramıştım. Hasan, hep aynı, tepkisiz, durgun.Sen o güzel sesinle , “her şey iyi olacak” diye cıvıldıyordun. Çok sonra, işlerin hiçte iyi gitmediğini, Hasan’ın kumar ve içkiye dalarak bolca sendelediğini, senin ise, en başından beri birlikteliğini onaylamayan gayet varlıklı ve çok bilmiş ablaların baskın olduğu ailenin de desteğinden yoksun, bir başına çabaladığını, eşinin  terapi seanslarını yarım bıraktığını, birkaç kez de canına kıymayı denediğini, ama bunu da beceremeyerek giderek daha da derinlere savrulduğunu  ve sonunda bir gün, evinizin banyosunda, senin kollarında can vermeyi başardığını, seni de nasıl derin bir mutsuzluğa gömdüğünü öğrenecektim. Geride kalan maddi enkazın yanı sıra, yaşadığın acılarla başa çıkma çabaların yıllar boyu sürdü ve en sonunda, Moda’daki küçük eve sahip olabildiğini duyduğumda  “ nihayet “diye düşünmüştüm. Ortak dostumuzla,  çıktığınız yolculuklardan nasıl keyif aldığını biliyordum. Doğum gününde arardım seni, sesinle sevinirdin.</p>
<p>O yaz, Datça’da dostumuz ve sen, birden çıkıverdiniz karşımıza. Çok dingin, sohbet ve mutluluk dolu birkaç günü paylaştık hep birlikte. Kahve falları baktık birbirimize. “ Fal dediğin, insanı mutlu etmek için birkaç cümle kurabilmektir “ demiştin, biraz hüzünle. Datça günlerinin sonuna yaklaşmıştık.Kaldığınız pansiyonun önünden geçiyorduk o akşamüzeri.Balkonda sigaranı tüttürüyordun, gözlerin dalgındı,sanki ruhunu başka bir yere göndermişsin, dönmesini de beklemiyor gibiydin. Bende kalan resmin işte bu. Seninle vedalaşmışız o yaz sonu, bunu o zaman bilmiyordum elbette.</p>
<p>İki ay sonra bir gün, dostumuz aradı ve senin komaya girdiğini, yoğun bakımda olduğunu bildirdi. Yüksek tansiyondan çok çekmene karşın, ısrarla oruç tutmaya kalkışmıştın ve beynin kanamıştı işte. On gün kadar  yoğun bakımda, hiç kendine gelemeden uyudun. Hepimiz  kalman için çok dua ettik. Duygusal bağlantıları farklı ve kuvvetli bir arkadaş, haber gönderdi bir akşam : “Sizler  gitme diye yalvardığınız için  gidemiyor.Lütfen onun için en iyisinin gerçekleşmesine dair dua edin, özgür bırakın ”. O andan sonra  hepimiz öyle dua ettik senin için ve ertesi gün, sen bizi bırakıp gittin.</p>
<p>Dostumuz aradı , ağlıyordu “ gitti “dedi, “artık bitti”. Aile bireylerin, son nefesini verir vermez, seni orada bırakıp çıkmışlardı hastaneden. Dostumuz kalmıştı ama. Gecenin karanlığında, öylece kıpırdamadan oturuyordu bir bankta. Sessizce ağlıyordu. Sarıldım ona, gözyaşları aktı, rahat bıraktım. Sarıldım sadece. İşte tam o anda, kapkara bir kedicik belirdi yanımızda. Doğruca, dostumuzun kucağına zıpladı, sonra çok yavaşca, başını kalbine yasladı, sevmesini bekledi. Bilirsin, onun kedi-köpeklerle arası yoktur.Bir kediye dokunmuşluğu hiç yokken, önce şaşkınlıkla, sonra çekingence  onu okşamaya başladı, okşadıkça sakinleşti, hıçkırıkları hafifledi ve durdu. “Bu kediyi sana o yolladı belki de “ dedim.  “Ya da  kendisidir , daha fazla üzülme diye gelmiştir “ “Belki de “dedi hüzünle.</p>
<p>Nice yaz geçti, Datça’ya her gidişimde, seni son kez gördüğüm o balkona takılır gözlerim ve içimden sessiz bir selam gönderirim o güzel ruhuna. Dostumuz, senden sonra hep yalnız çıktı yaz yolculuklarına,.Ara sıra birileri eşlik ediyor ona  ama o hep,  seninle gittiği uzak –yakın yollardaki varlığını özlemekte ve çok yalnız. Biliyorsun, değil mi?</p>
<p>Huzurla uyu sevgili insan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12558</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #6 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12385-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12385-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Jan 2018 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12385</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben yazları ders konusunda hiçbir şey hatırlamasan da sene içinde mutlaka derslerimi toparlar altın grubunun ilk sırasını kimseye kaptırmam. Bunun için çok fazla olmasa da çalışıyorum. Eğer çalışmayı bırakırsam bronzun ortalarına doğru düşüyorum. Şaka değil, bir keresinde düşmüştüm. Kapının tam karşısındaki sıra grubunun ortalarına oturmuştum. Yanımda Basri vardı, sağ yanımda yani. Sol tarafımda ise Nedim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12385-2/">Metehan V Sevde #6 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben yazları ders konusunda hiçbir şey hatırlamasan da sene içinde mutlaka derslerimi toparlar altın grubunun ilk sırasını kimseye kaptırmam. Bunun için çok fazla olmasa da çalışıyorum. Eğer çalışmayı bırakırsam bronzun ortalarına doğru düşüyorum. Şaka değil, bir keresinde düşmüştüm. Kapının tam karşısındaki sıra grubunun ortalarına oturmuştum. Yanımda Basri vardı, sağ yanımda yani. Sol tarafımda ise Nedim. Ben Basri’nin muhabbetini çok severdim aslında. Kızlar konusunda çok taktik verdi bana sağ olsun. Pek ilgilenmesem de ileride lazım olur diye dinliyordum işte… Ama Basri ile olan anılarım genelde kavga üzerine kurulu. Sanırım bu zamana kadar en çok kavga ettiğim kişiydi Basri.</p>
<p>Bronzun ortalarındayken arkamda da Murathan otururdu. Murathan; komik, sevimli, sınıfın yaramaz çocuğuydu. Bir keresinde arkama dönüp Murathan’a laf atmıştım. Dersi dinliyordum ama o an Murathanla konuşmak istemişti canım. Murathan’ın da muhabbeti çok güzeldi çünkü. Dedim ya komikti işte. Laf attığım gibi tahtanın önünde ders anlatan Şerif Öğretmen’in uzuuuun cetvelini hissettim. Bir kere bana, bir kere de Murathan’ın avucuna yavaşça vurdu. Önüme büyük bir mahçubiyetle dönerken “Ben az önce ne söylüyordum Murathan?” diye bağırdı. Söyleyemedi, cevap veremedi. Dinlemiyordu ki zaten dersi. Sonra bana döndü: “Sen söyle! Ne dedim ben?!” diye sordu. Söylediklerini, az önce sınıfa anlattıklarını çat pat tekrar ettim sesli şekilde. Murathan’a döndü: “Seni konuşturup, kendi dersi dinliyor, dikkat et!” dedi. Daha cümlesi bitmeden Şerif Öğretmen Murathan’ın eline öyle bir vurdu ki; Murathan’ın “ah!”ı o kadar büyüktü ki; o olaydan sonra bir daha bizim okula adımını atmadı. Farklı okula gitmeye başladı. Bir daha da anaokulu arkadaşımı asla göremedim.</p>
<p>Bu senenin daha başlarında Şerif Öğretmen ilk oturma düzenini ayarlıyorken yine altın, gümüş ve bronz olarak bizi sıraladı. Altınların başını geçen sene bıraktığım gibi hemen ben kaptım tabi, beni oturtturdu oraya. Yanıma daha önce bizim sınıfta olmayan, yeni gelen bir kız oturdu. Kimdi hatırlayamadım. Gün boyunca hiç konuşmadık. O ilk adımı benden beklemişti herhalde. Yani kızlar ilk adımı hep erkeklerden beklermiş, öyle söylemişti Basri. Ama ben ağzımı açıp adını bile soramadım. Küçücük bir soru için, adını öğrenebilmek için bile tek kelime dahi edememiştim. O da sormamıştı zaten, pek de umrunda olmadığı belliydi. Çok güzeldi o be. Yanlış anlar diye yüzüne dahi bakamıyordum. Kömür karası gözleriyle temas ettiğim an gözlerimi kaçırıyordum.</p>
<p>O gün paydos zili çaldığında çantasını alıp, gitmeye yeltendi. Yine bir şey diyemedim ben. Bir “iyi akşamlar” bile… Çok kötü hissetmiştim. Hayatımda gördüğüm en güzel kız ile, yanımda oturmasına rağmen konuşamamıştım bile. Erkekliğimden utanmıştım. İçimdeki kötü hisle birlikte eve doğru usul usul yol aldım. Arkadaşlarıma hiç takılmadım. Bir gariplik olduğunu anlamıştı Mehmet.</p>
<p>&#8221; Mete gelsene oğlum maç yapacağız.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok.&#8221; dedim, &#8220;benim karnım ağrıyor.&#8221;</p>
<p>Eve giderken tam bizim mahalleye döndüm ki önümde bayağı uzakta onu gördüm. Çekçekli, çiçekli çantasından tanıdım onu. Pespembeydi. Ve yakışabileceği en güzel eller tarafından çekiliyordu. Biraz yürüdükten sonra bizim apartmana girdi. Sanırım yazın bir kere merdivenlerde görüp, kaybettiğim kıza ikinci kez aşık olmuştum bugün!</p>
<p>Bir sonraki gün ise öğretmenin tahtaya kaldırmasıyla öğrendim, Sevde imiş adı…</p>
<p>Daha sonraları biz Sevde ile çok yakın oldum. Sınavlardan o da benim gibi yüksek not aldığı şiçin altın grubunun başından hiç ayrılmadık. E haliyle ben her ne kadar onunla konuşmayı bceremesem de, o kadar çok yanyana oturduk ki yakın olmasaydık hakikaten ayıp olurdu. Ben sırf onunla muhabbet edebilmek için çeşitli şaklabanlıklara mahal verirdim. O bana hep güler; “ilahi Metehan.” derdi. O sözü nereden duyduğunu sordum, annesi söylüyormuş. Müstakbel kayınvalidem…</p>
<p>Sadece bana gülmesi değil ha, ilk başlarda omuzlarına kolumu atmama bile izin vermezken artık bir şey demiyor. Biz erkekler arasında bir şifredir bu. Eğer arkadaşınla kolunu atıp durabiliyorsanız, çok iyi arkadaşsınız demektir bu. Üçüncü sınıfta daha belirgindir hatta bu, “önümüze gelene bin tekme!!”  diye bağırarak gezerdik biz. Çok çocukçaydı kabul ediyorum.</p>
<p>Biliyor musunuz, Sevde bizim sınıfı ailesine anlatırken benden özel olarak bahsetmiş. Çok başarılı olduğumu ve çok komik olduğumu söylemiş. Espirilerimi falan anlatmış hep. Buna sevindim sevinmesine, hatta duyunca hayalara uçmuştum. Annemin tabiriyle o gün leyla gibi gezdim ama odamda, yalnız kaldığımda düşündüm ve pek de iyimser olamadım bu konuda…</p>
<p>Çünkü o beni espirilerimde anlattı, ben onu notalarımda… İşin kötüsü notalar hiçbir zaman, espiriler bir anda eskir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12385-2/">Metehan V Sevde #6 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12385-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12385</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12553</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ŞARKILAR BİZİ SÖYLER” Yaşamımız boyunca  çoğu kez,  farkına varmadan, belleğimize aktardıklarımız tanımlar duygusal zenginliğimizi. Sesler, örneğin. Çocukluğunuzun sokaklarını getirin aklınıza. Bir zamanlar, ne çok satıcı geçerdi, farklı zaman dilimlerinde üstelik. “Eskiciii!, eskiler alıyom, şişelere mandal veriyom.eskiiicii!”  Eskiciler, sadece şişeleri değil, ev halkının eskimiş, küçülmüş giysilerini de değiştirirlerdi  mandallarla, naylon sepet, leğen, porselen veya çinko tabaklarla. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“ŞARKILAR BİZİ SÖYLER”</p>
<p>Yaşamımız boyunca  çoğu kez,  farkına varmadan, belleğimize aktardıklarımız tanımlar duygusal zenginliğimizi. Sesler, örneğin. Çocukluğunuzun sokaklarını getirin aklınıza. Bir zamanlar, ne çok satıcı geçerdi, farklı zaman dilimlerinde üstelik. “Eskiciii!, eskiler alıyom, şişelere mandal veriyom.eskiiicii!”  Eskiciler, sadece şişeleri değil, ev halkının eskimiş, küçülmüş giysilerini de değiştirirlerdi  mandallarla, naylon sepet, leğen, porselen veya çinko tabaklarla. Kollarındaki kocaman sepetti taşıma araçları, sonraları çek çek arabaları ile gezer oldular ve bir gün birdenbire kayboldular ortadan. “Yoğurtçuuu!!!, Silivri yoğurduuu!!” yoğurtçular, omuzlarında terazilenmiş , iki taraftan sarkan yuvarlak tepsilerde taşırlardı yoğurdu. Ellerinden birinde, kısa aralıklarla salladıkları, gelişlerini duyuran çıngırakları olurdu. Evin hanımının verdiği kap  teraziye konur  ve  yoğurtçu, küçük bir malayı andıran kepçe ile doldururdu içini. ”Lahmacuunn, sıcacuuukkk!!!”  her sokaktan geçerdi  lahmacuncular. Çoğu beyaz önlük giyer, kollarındaki beyaz, oval kutularda satarlardı lahmacunlarını. Oduncular vardı sonra. Sonbaharın kışa dönmek üzere olduğu aylarında ortaya çıkarlar, omuzlarındaki baltalarla, bahçelere yığılmış odunları ya da kütükleri parçalarlar, hem odunları, hem de alınmış ise, kömürleri odunluklara taşırlardı. Lağımcılar bile vardı. Tıkanmış lağımlarla ya da bir zamanların küçük Anadolu şehirlerinde yaygın olan bulaşık çukurları ile ilgili sorunları, şıp diye çözerlerdi. ”Dondurmaccııı!” biz çocukların yolunu dört gözle beklediği satıcılardı dondurmacılar. Küçücük, iki tekerlekli, çoğunlukla mavi arabaları olurdu. Kornet külahların henüz üretilmediği dönemlerde, genellikle akşam üzerleri geçerlerdi kapıların önünden. Macuncu, başının üzerine yerleştirdiği bez halkanın üzerinde taşırdı tepsisini, portatif iki ayaklı bir sehpacığı koluna geçirir, renk renk macunları, hiç acelesiz, uzatarak dolardı saza benzer kısa çubuklara. Pamuk helvacıları izlemek en zevkli olandı. Çalışan basit düzeneğin ortasındaki yuvarlağa dökülen toz şeker ve bir parça pembe boya, hızla döner, izleyemediğimiz bir hızla, örümcek ağına benzer incecik bir kıvamda, uzatılan çubuğa bulut gibi dolanırdı. Yerken burnumuza yapışırdı ve sinir bozardı, o da başka sorun. Simitçi, her an geçebilirdi. Uçan baloncu, rengarenk uçan balonları ve karton ayakları yere basan, koca kulaklı tavşan balonları ile geçerdi sokağımızdan. Alınan uçan balonlar, odamızın tavanına yapışır,ipi yere uzanır, ama ertesi sabah uyandığımızda, üzülerek yerde bulurduk onları. “Bileyci, bileyci, bileyyy!!” Bıçaklar ve makasları keskinleştirenlerdi onlar. Kalaycılar gelirdi sonra, kap- kacak, şimdiki gibi çelik, teflon, emaye , vb değildi, Bakır kaplar, belli aralıklarla kalaylanmak, parlatılmak isterdi.Kalayı gitmiş kaplarda pişirilen yemeklerle zehirlenmekten korkulurdu. Cam damacanalarla satılan sular, evlerdeki küplere boşaltılırdı, ağızlarına gerilen beyaz tülbentlerden süzülürek .Balıkçılar geçerdi, hallaçlar geçerdi. Yastık ve yorganlar, yün veya pamuktandı, zaman zaman dikişleri sökülerek bahçelerde güneşlendirilir, kabartılır ve sonra yıkanarak kurutulan kılıflarına geçirilerek dikilirdi. Kış akşamlarının sesi “Booozaaa!!” olurdu.Bizim mahalleye , sadece cumartesi akşamları saat 18.00 civarında gelen asık yüzlü, suskun bozacı getirirdi bize bozayı. Bir rivayet, o hafta almamak için kapıyı açmayanların payını kapılarına dökermiş ama Allahtan, biz hiç görmedik.Gazeteler, yeni yetme gençler ya da çocuklar tarafından, bağıra çağıra satılırdı. “Yazıyooor, yaazıyorrr!!” merak uyandıracak haberleri ezbere seslendirirdi gazete satıcıları.Bütün bu seslerin her biri, yaşadığımız döneme tanıklık ederlerdi. O sesler, çizgiye, resimlere dönüşerek anı belleklerimize yerleştirirlerdi. Satılanların kokuları, renkleri, biçimleri , bizde uyandırdıkları keyif yer bulurdu içimizde. Satıcılarla kurulan kısacık, hatta anlık iletişimler, yaşamlarımızın belki de ilk ilkel alıp vermeleriydi. Satıcının, sattığı ile kurduğu bağı izlerdik, bize sunuşunu, bizim ondan aldığımız andaki hallerimizi izleyişini, zaman zaman anlattığı kısa bir fıkrayı, bize yaptığı küçük şakaları, keyifli zamanlarda sorulan bilmeceleri önemserdik. Onlar, sokağımızın sesleriydi ve hep oraya ait olmalıydılar sanki. O yaştaki bizler için, alıştıklarımızın her zaman alıştığımız yerde ve biçimde, hatta anda olmasının yarattığı ferah olma hali, güven duygusu… Zaman  zaman, satıcıların öyküleri de merek edilirdi, anlatılan ya da anlatılmamakla birlikte kulaklara değen ayrıntılar, aslında farklı yaşamların da olabildiğini öğretirdi çocuklara, ister istemez…</p>
<p>Her mahallenin sokakları, güvende olunan ortamlardı ve gönül rahatlığı ile oynardı çocuklar. Kavgalar olur, itişilir, bağrışılır ama bir şekilde, zorunlu olarak uzlaşılırdı. Bilgisayar çağına girilmesine daha çok uzun yıllar vardı ve ilkel sayılabilecek malzemelerle, olağan dışı oyun gereçleri yaratılırdı . Mısır püskülü saçlı, gövdesi pamuk dolu patiskadan, kolları bacakları dallardan bebek yapılırdı örneğin. Çam iğnelerini iç içe geçirerek kolye ve bilezikler üretirdik. İçi su dolu bir bitkiyi patlatır, kıvırarak kulaklara küpe yapardık, Gazoz kapaklarına, su ile karıştırılmış toprak sıkıştırarak sözde pasta pişirirdik, üzerlerine, tavuk yemleri dizerdik süs olarak. Kiremit parçalarını şekillendirir, yerlere resimler çizerdik. Lastik parçasını düğümler, bacaklara geçirirdik, arkadaşlarımız üzerinden atlardı. Lastik diye küçümsemeyin lütfen, çok keyif alırdık. Tahta üzerine çiviler çakılırdı, genellikle erkekler, fiske atarak para sektirirlerdi. Şimdi pek çok çocuğa sıkıcı gelebilecek bu etkinliklerden hiç bıkmazdık . Oyunların çoğunu, rahatlıkla bulunabilecek malzemelerle biz yaratırdık çünkü, emek verirdik ve severdik. Kendi sokağımızda olan, güven verici ve rahatlatıcıydı. Bildiğimiz evler, teklifsizce oynanacak bahçeler, bizi kendi çocuklarından ayırmayan komşu teyzelere sahiptik. Bahçelerden yemek kokuları taşardı evlere ve komşuda pişen, bize de düşerdi. Paylaşmak, gün içinde duvardan duvara ses olmak, öğleden sonraları bahçelerde paylaşılan söyleşmeler, hep bize ulaşan kısa, yalın yaşam dersleriydi.</p>
<p>Şimdi hep birlikte ve bir başına, güvensiz, meraksız, dört duvar arasında, kimsenin yaşamına değmeden, en ufak bir alan ihlalinde kızmaya , küsmeye hazır yaşanıyor sokaklarda. Satıcılar, eski çeşitlilikte değil. Karpuz-kavun satıcıları. Bozuk bilgisayarları çek-çeklerine atmış eskiciler var en çok. Şansınız varsa, balığın bol olduğu zamanlarda, seyyar balıkçı görebilirsiniz en fazla…</p>
<p>Ve şarkılar… Bizim şarkılarımız da vardı. Oynamaya ara verir, bir kenara oturur, avaz avaz şarkılar söylerdik, seslerin başka başka tonuna aldırmadan, bazen hep bir ağızdan, bazen de tek tek, şarkılar söylerdik. Çocuk şarkıları ya da büyüklerin şarkıları, söylerdik ve mutlu olurduk. Televizyonlar yaşamlarımıza henüz dahil olmamışken, radyolar hep açık olurdu ve her telden çalan müziğe çok alışkındı kulaklarımız. Ondandır, türküleri, şarkıları ve klasik müziği yadırgamadan severek dinlememiz, nota bilmesek te, aynı makamdan olan şarkıları eşleştirebilmemiz, sözleri ve müziği bir arada düşünebilmemiz. Geçmişin resimlerini çizer ve anılarımıza eşlik eder müzik.</p>
<p>Uzak geçmişinizden bir anı seçin şimdi ve içinizde çalmaya başlayan kendi şarkınıza kulak verin. Sahi, sizin şarkınız hangisi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12553</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #5 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Jan 2018 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12382</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatım boyunca şu okul denen illeti bir türlü sevemedim. Hayatım boyunca dediğim de beşinci sınıfa gidiyorum işte, hesaplayın kaç oluyor. Benim matematiğim henüz yetmiyor hesaplamaya öyle düşünün. Normalde yeter de, maalesef her yaz tatilinde okula dair hatırladığım tek şey okumak oluyor öğretilenler arasından. Sadece okumak. Matematik, o, bu hiçbiri değil. Hele öğretmenimizin her Türkçe dersinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #5 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatım boyunca şu okul denen illeti bir türlü sevemedim. Hayatım boyunca dediğim de beşinci sınıfa gidiyorum işte, hesaplayın kaç oluyor. Benim matematiğim henüz yetmiyor hesaplamaya öyle düşünün. Normalde yeter de, maalesef her yaz tatilinde okula dair hatırladığım tek şey okumak oluyor öğretilenler arasından. Sadece okumak. Matematik, o, bu hiçbiri değil. Hele öğretmenimizin her Türkçe dersinde büyük bir azimle yaptırdığı çalışma kitabı etkinlikleriyse hiç değil, sadece okumak. “Beşinci sınıfa giden bir öğrenci nasıl sayı saymayı beceremez?” demeyin, beceremiyorum işte. Unutuyorum her şeyi çok çabuk.</p>
<p>Bir de Sevde oluyor da hiç aklımdan çıkmayan, sormayın gitsin. Ama zaten öğretilenler arasından demiştim, bana öğretmediler onu. Öğretemezlerdi ki bana onu, hepsinden daha çok biliyordum ben Sevde’yi. Bana her baktığında gözlerine yansıyan kısık mum alevini nasıl öğretebilirlerdi ki? Öğretemezlerdi işte. Ben onu hiçbirini bilmesem de her dilde seviyordum. Sadece ana diliyle okumayı hatırlayan birine bunu nasıl anlatabilirlerdi ki? Ah ulan Sevde! Aah&#8230; Seni kitap yapsalar ana dilimle okutsalar bana, okumaya ömrüm yetmez, geçen yılların arasında solmaya yüz tutmuş çiçek yaprakları son nefesini verirken, son nefesimi verirken bana, sen kokar da bitiremem ben seni! Ama sıkılmam sakın yanlış anlama, gözlerini izlemekten hiç sıkılmam. Hani bana arada &#8220;Bir şey mi oldu Metehan?&#8221; diyorsun ya. Oldu ya, oldu&#8230; Sıkılmadım!</p>
<p>Ben Metehan&#8230; 5-A sınıfına kadar okuduğu tüm sınıflarda yapılan okuma yarışmalarında her zaman birinci olan Metehan. Okumayı çok severim yani, bir dakika içinde sınıfta en çok kelime okuyan kişi hep ben olurum. Benim annem de öğretmen, ondan olsa gerek&#8230; Arkadaşlarım okuma konusunda hep benimle yarışırlar. Hatta annemle misafirliğe gittiğimizde koskoca kadınlar nasıl okuduğumu görmek için elime kitap verim: “Oku bakayım şurayı.” Derler, okurum. Sonra kendi çocuklarına verirler bir de ona okuturlar. Amacın ne olduğunu hala çözemedim fakat hepsinden iyi okuduğum ve zamanla annemin arkadaşlarının yüzünün düştüğü aşikar.</p>
<p>Okul denen illeti sevemedim bir türlü diyorum ama bakmayın siz bana; bizim okulu sevemiyorum bir türlü, annemin okulunu çok severim ben. Genelde de orada zaman geçiririm. Kendi okulumdan çıkınca annemin okuluna gider, büfeden sipariş ettiğim aparatifimi yerim. Oradan da mesai bitimine kadar beklerim ki annemle birlikte eve yürürüz. Annemle eve giderken mahalleden çocukları görmemek için içten içe dua ederim Allah&#8217;a. Çünkü beni gördüklerinde dalga geçerler benimle, ana kuzusu diye. Pek aldırış etmezmişim gibi yaparım onların yanında ama her şey pembe renkli apartmana bakan penceremin önüne oturunca çözülüverir aslında…</p>
<p>Annemin okulunu neden mi severim, oraya gidince nöbetçi ablalar beni mıncıklarlar hep, tanırlar beni. Ben onlar varken bu durumdan hiç hoşnut değilmişim gibi yaparım ama aslında hep beni mıncıklasınlar isterim, çok hoşuma gider. Bir de beni oraya çeken Kurt var, okul müdürünün köpeği. Kocaman, sarı-siyah tüylü, dik kulaklı bir köpek. Ben ödevlerimi hep onun yanında yaparım. Sadece ödev yapmam dertleşirim de aynı zamanda. Bizim sınıftakileri, mahalledekileri anlatırım. Kendimi anlatırım, Sevde’yi anlatırım. Onu bu kadar çok sevmeme, bütün sırlarımı paylaşmama rağmen hiç unutmam, bir keresinde beni havlayarak kovalamıştı, korkuyla okulun büyük salonundaki pinpon masalarının üzerine atlamıştım. Allahtan hademe Mehmet Abi oradaydı da beni kurtarmıştı. İlk kez o zaman korkmak nedir anlamıştım sanırım. Gerçekten korkmuştum. Hala Kurt&#8217;un beni neden kovaladığını anlayamıyorum ya neyse. Haa söylemeden edemeyeceğim, bir de Nevzat Amca vardır annemin okulunda, çok güzel hikayeler bilir. Bana her gittiğimde bir hikaye anlatır sağ olsun. Edebiyat öğretmeniymiş. Bunu da çok sonra öğrendim.</p>
<p>Bizim okulda bunlardan hiçbiri yok, çok sıkıcı. Sıkıcı olmasının yanında bir de resim öğretmenimiz 35&#215;70 resim çantası taşıtıyor bize, her Salı ve Perşembe günleri. Kendimi onu taşırken çok acayip hissediyorum, hiç karizmatik değil. Hoşlanmıyorum işte. Eskiden taşıdığım, içinde haşlanmış yumurta eksik olmayan Ninja kaplumbağalı beslenme çantam gibi… Bizim okula başladığımdan beri ısınamadım açıkçası, 5 yıldır yani. Isınmak nasıl olur onu da bilmiyorum gerçi ama ısınamadığıma kesinlikle eminim. Bu sanırım sevip sevmediğini bilemeyip aşık olduğuna emin olmak gibi bir şey.</p>
<p>Her ne kadar okulu sevmesem de öğretmenim Şerif Öğretmeni çok severim. Beyaz saçları, çökmüş yüzü, eski püskü takım elbiseleriyle tam belli eder eski öğretmenlerden olduğunu. Ama çok uzundur Şerif Öğretmen, eski voleybolcudur. Hem zaten bize voleybol öğretiyor. Okulda bir voleybol takımı bile kurduk Şerif Öğretmenin önderliğinde. Bilin bakalım takım kaptanı kim? Tabiki de benim! Bizim sınıfın en uzun boylusu Nedim, çok uğraştı kaptanlığı benden almak için ama başaramadı. İyi de oldu benim kaptan olmam, Sevde’nin gözünde biraz da olsa yükselmişimdir diye düşünüyorum. Yani tek temennim o. Neyse..</p>
<p>Şerif Öğretmeni severim sevmesine de; dedim ya okulu, dersleri hiç sevemiyorum. Şerif Öğretmen bütün dersleri anlatırken tahtaya yazıyor, bense düşe yazıyorum. Buna rağmen de sınıfın başarılı öğrencilerindenim. Sanırım hayal gücü her şeyin ilacı… O’nun acısı hariç…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #5 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-5-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12382</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Sadi Işılay]]></category>
		<category><![CDATA[Sultaniyegah Sirto]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12067</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Her insan bir kitaptır, kendi okuyucusunu dört gözle bekler” Ali Şeriati  Hayat bazen nerede bıraktıysak oradan tekrar başlar. Geçip gittiğini sandığımız, önemsemediğimiz anların bir gün bizi kıskıvrak yakalamasıyla fark ederiz aslında ne  yaşadığımızı ve dahi ne yaşamadığımızı. Kim bilebilir ki kimin nasıl bir anısı olarak dönüp geleceğini  hakikatin, bir gün karşımıza nasıl bir yüzle dikileceğini… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Her insan bir kitaptır, kendi okuyucusunu dört gözle bekler” Ali Şeriati</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Hayat bazen nerede bıraktıysak oradan tekrar başlar. Geçip gittiğini sandığımız, önemsemediğimiz anların bir gün bizi kıskıvrak yakalamasıyla fark ederiz aslında ne  yaşadığımızı ve dahi ne yaşamadığımızı. Kim bilebilir ki kimin nasıl bir anısı olarak dönüp geleceğini  hakikatin, bir gün karşımıza nasıl bir yüzle dikileceğini… Zaman öyle sonsuz bir hazine ki, engin şefkatiyle içimizdeki damlaların fırtınaya döneceğini bile bile hissetirmeden bize, koruyup kollar yapıp-ettiklerimizden bizi, kendimizden yine kendimizi&#8230; Söylediğimiz herhangi bir sözün ağzımızdan çıktığı anda, zamanın içinde kayarken daha, düştüğü yerde büyüyen bir tohum gibi canlanacağı, hayat bulacağı hiç gelmez mesela aklımıza. Ya da öfkemizin zulasında sakladığımız kelimelerin birer mermi olup karşımızdakini vurduğunu, nice canlar aldığını, nice yürekleri yaktığını, bir ceylanı aslanın pençesine attığını hiç bilmeyiz, bilmeden öylece yaşayıp gideriz… Bazen de biliriz ama görmemezlikten geliriz. Bir sözdür alt tarafı, söylenir bir yenisi gelir, bir başkası, yüzlercesi; binlerce kelime dökülür dudaklarımızdan an be an, bir ömrün kapılarını kaparız ardımızdan… Zamanın hazinesinden bolca savururuz hevaya, hevada asılı kaldığını umursamadan, sanki darıları saçar gibi kuşlara, konuşur dururuz durmadan.</p>
<p>Gençlik hızla akan bir ırmak gibi çağlayıp durur. Süratine yetişemeden yıllar yılları takıp peşine bir lokomotif gibi sürükleyip götürür. Ne zaman ki saçlardaki aklarla yüzleşiriz aynada, yüzümüzdeki çizgilere dokunuruz parmaklarımızın ucuyla, derinleşince iniltilerimiz sadrımızda sıkça; işte o vakit anlarız bize verilen ömrün bitimsiz olmadığını, savurup durduğumuzun en değerli şey olduğunu… Kendimizdir harcadığımız başkası değil, biz bizi savurup dururuz boşluğa…</p>
<p>Bu sabahım üç gün sonra vereceğim büyük konserin heyecanıyla başlamıştı oysa.. Şimdi ise bilinmez bir yolda peşine düştüm hakikatin…</p>
<ul>
<li>Ben bir kahve alayım, sütlü olsun lütfen. Teşekkür ederim. Size bir şey sorabilir miyim hostes hanım? Van havaalanında indikten sonra Tatvan’a nasıl gidebilirim acaba?</li>
<li>Feribot seferleri var, ama Karayolundan da gidebilirsiniz herhalde. Havaalanındaki görevli arkadaşlardan daha iyi malumat alırsınız.</li>
<li>Peki teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Şimdi ise evimden, güvenli bildiğim hayatımdan uzaklaşıp uçuyorum kilometrelerce uzağa, ilk gençlik yıllarıma&#8230;Kızımın alıp kapıya bıraktığı bu eski keman kutusunun elinden tuttum taşıyorum peşim sıra, kendi geçmişimin izini sürüyorum. ‘Bir adam geldi’ demişti kızım, kutuyu bırakıp teşekkür edip giden yaşlı bir adam&#8230; Şivesinden ne dediğini anlayamamış. Ben ise kutuyu görünce şaşkınlıktan başka hiçbir şey soramadım bile kızıma. Mektubu tutuşturup elime, okuluna gitti  kızım.</p>
<p>Defalarca okudum, nezaketine hayran oldum. Gözlerimden bir damla yaş düştü mektubuna, &#8216;yola koyulman gerek &#8216; dedi içimdeki sesim… Satır aralarında beni çağırdığını sezdim. Sessizliğin tam ortasında çınlayan çığlığın geldi kulaklarıma, çığlığına doğru gidiyorum, sana geliyorum&#8230;</p>
<p><strong><em>“ Sadece siz bilin istedim efendim, affınıza sığınıyorum öncelikle. Size pek de hoş olmayan bir biçimde rahatsızlık veriyorum bunca sene sonra. Beni hatırlamanız pek mümkün değil zannımca. Bundan yaklaşık 20 sene önce siz daha yeni mezun bir müzik öğretmeni iken küçük kasabamıza gelmiştiniz. Sizin öğrenciniz olma bahtiyarlığına erişmiştim. Orta okul ikinci sınıftaydım o vakitler. Bizim ilk ve tek müzik öğretmenimizdiniz. Sizden önce Radyola markalı radyomuzdan başka hiçbir şeyimiz yoktu. İlk atamanızdı hafızam beni yanıltmıyorsa. İki yıl boyunca bize müzik eğitimi vermiştiniz. Hatırlayabildiniz mi acaba?”</em></strong></p>
<p>Hiç hatırlamaz olur muyum? İstanbul’dan Tatvan’a trenle 3 gün 3 gece yolculuk yapmıştım.  23 yaşında idealist bir müzik öğretmeni olarak bir elimde şimdi tuttuğum keman kutumla, diğerinde ise eski tahta bir bavulla&#8230; Sizlere geleceğimden bihaber toy bir delikanlıydım… Gözümün önüne geldi şimdi o halim. Bizimkilerin Haydarpaşa garından beni uğurladıkları günü hiç unutmadım. Kendimi kahraman gibi görüyordum o zamanlar. Okuduğum romanların izinde bir çalıkuşuydum sanki. Hayalimde ünlü bir müzisyen olmak varken, işler düşündüğüm gibi gitmeyince, müzik camiasına kızıp vurmuştum kendimi bilmediğim yollara. Oysa hep konser salonlarında olmayı hayal ederdim. Konservaturdan mezun olduktan sonra iş bulamayınca öğretmenlik yapmaya mecbur kalmıştım. Ailemin ısrarlı karşı koymasına aldırmadan tek başıma bilmediğim bir diyara doğru yolculuğa çıkmıştım. Ta ki arkadaşlarımın mektuplarına dayanamayıp iki yıl sonra ansızın geri dönünceye kadar doğduğum kente, İstanbul’a…</p>
<p><strong><em>“Ben duvar kenarında üçüncü sırada otururdum, gözlüklü, iki örüklü saçlarım ve birbirine bitişik kaşlarımla sınıfa giren her yeni öğretmen ilk beni fark ederdi&#8230; Adımı öğrenmeden önce yüzümü bilirlerdi, sağ yanağımdaki siyah et benimi görünce bir daha hiç unutmazlardı beni. Adım Hasene efendim. Nenemin ismini koymuşlar bana. Orta okuldan sonra kasabamızda lise olmadığı için okuyamadım, ama halk evlerindeki biçki-dikiş kursuna katılıp terzi oldum. Genç kızların gelinlik-nişanlık kıyafetlerini dikerim.Yani dikerdim. Kalbimde doğuştan delik olduğu için hiç evlenemedim. Talibim çıkmadı. Ailem öyle söyledi bana hep, ama ben bilirim çirkinim diye kimsenin beni almadığını. Olsun. Kaderimde ne yazılıysa öyledir zaten değil mi efendim?”</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Nasıl incelikli bir ruh bu böyle, kaleminin ucunu açmış besbelli, özenerek yazmış, tane tane kondurmuş harfleri. Kim bilir belki de bütün ömrünce bu mektubu yazmak için bekledi. Okumaya doyamadım, düştüm yollara. Düşmem gereken gözlerden, kendimden utandım bunca yıl sonra…</p>
<p>Yılların geçtiğini fark edememek bir kusur olsa gerek. Maddi ihtiyaçlarımızı karşılamakla tükettiğimiz bir ömrü sürüyoruz. Sevdiklerimizin hayatlarını, kalplerine dokunduğumuz ruhların vebalini ödeyemeden bir gün göçüp gideceğiz. Kendi dünyamızı inşa etmek için kimbilir daha kaç ruhu feda edeceğiz? Her bir tuğla bir sözden, bir andan, bir hareketten ibaret değil mi kendi ellerimizle ördüğümüz duvarımızda? Dikiliveriyor bencilliğimiz, vurdum duymazlığımız işte hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza. Evimizde buluyor bizi. Tek bir mektupla. Berjer koltuğumuzda oturup, şöminemizdeki odunların çıtırtılarını dinlerken, kahvemizi yudumlayamadan bir ses olup, bir görüntü, bir resim, bir koku olup dikiliyor karşımıza, kaçamıyoruz vicdanımızdan eğer kaldıysa hala…</p>
<p>Karşılığını yine insandan insana bulan, bir hissiyat silsilesi bulup yakalıyor bizi perçemimizden, o sinsi nefsimizden…</p>
<p><strong><em>“Sizi bunca senenin ardından rahatsız etmemin nedenine gelince. Bu keman’ı siz bana vermiştiniz. Kendi kemanınızı. Hatırladınız mı? Biz beş öğrenci idik keman dersi alan sizden. Bir tek benim yoktu kemanım. Siz de kendi kemanınızı vermiştiniz öğreneyim diye. Diğer arkadaşlarımın babaları kasabamızda memur olduklarından Ankara’dan getirtmişlerdi kemanlarını. Ama benim marangoz babam, ‘ Ben yaparım neyse o ‘ demişti. Birkaç ağacı kesip iç edince vazgeçmişti. Günlerce ağlamıştım, yalvarmıştım babama… Babam sizle konuşmaya okula gelip, olanları anlatınca kendi kemanınızı bana vermiştiniz çalışmam için.”</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Van’dan Tatvan’a tek araç vardı eski bir Magirus otobüs. Tren yolculuğundan sonra dayanamayan midem yol boyunca bulanmıştı, yollarda ikide bir durdurmak zorunda kalmıştım otobüsü. Alay etmişti yolcular, hele bir de elimdeki kemanla uzaydan gelmişim gibi bakıyorlardı bana. Her gören içinde ne olduğunu soruyordu, kutusundan çıkarıp gösteriyordum onlara. Silah sanmışlardı galiba. Trende vermiştim ilk konserimi yataklı vagondaki 3 günlük zorunlu dinleyicilerime. Şansıma bir polis memuru vardı Ordu’lu. Mecburi hizmete giden, onunla geçirmiştim bütün vaktimi. Pişman olmuştum verdiğim karara, ama dönemezdim geriye, burda kalmak zorundaydım artık…</p>
<p>Okulu görünce geldiğime sevinmiştim. Hele çocukların o meraklı gözlerini, ağzımdan çıkan her bir cümleyi ezberleyişlerini, mütebessim gülüşlerini çok sevmiştim. Seni hatırladım Hasene, adını unutmuştum bu doğru. Ama seni hatırladım. Nedir manası diye sormuştum sana, ilk kez duyduğum ismin için. ‘Kuran’da geçiyor’ demiştin gururla.</p>
<p>‘ İyilik, güzellik demektir’ efendim demiştin. Bütün nezaketinle başını önüne eğmiştin.</p>
<p><strong><em>“Hayatımda ilk kez bana verilen bir armağandı bu efendim. Ben 8 kardeşimden bana kalanlarla büyümüştüm hep. Hiç yeni elbise, ayakkabı, çanta kullanamamıştım. Aralarında okumayı ilk söken, ilk okulu bitiren bir tek bendim. Diğerleri dörde kadar zor gelmişlerdi. Kızkardeşlerimin okuması yoktu benden başka. Babam bir tek beni okutmuştu kızlarından. Ağalarım çalışmaya gidince yabana, babamın yanında bir ben kalmıştım. Bu yüzden tekne kazıntısı derlerdi bana. Radyoda türkü dinlerdim, sabahları ‘Bizim eller ne güzel eller, söylesin şirin diller’çalardı. Bizim yörenin türküsüdür. Bana okutmuştunuz bir keresinde derste, ilk kemanı o vakit görmüştüm. Siz çalmıştınız, ben okumuştum. Bütün sınıf alkışlamıştı bizi. Yanıma gelip ‘ Ne kadar güzel sesin var, adın ne senin’ demiştiniz. O zamana kadar bağlamadan gayrısını bilmezdik biz buralarda. Ama kemanı ve sizi çok sevmiştik. Sınıftan beş arkadaşı seçmiştiniz. Bize okul sonrası özel keman dersi vermiştiniz. Öğrenmek için canla başla çalışmış idik. Hele ben, tek göz odalı evimizden çıkıp, babamın ardiyesinde çalışırdım geceleri… Ahşap kokusunu içime çekerdim, soğuktan donmuş parmaklarımın ucunu nefesimle ısıtırdım gece boyunca…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>İki sene çok çabuk geçti. Birgün siz birden kasabadan gidiverdiniz. Kimse bilmedi neredesiniz, nereye gittiniz. Kemanınız, emanetiniz benimle kaldı, biçare hatıranız. Çocuktum bulamadım izinizi bir daha. Çok aradım ama inanın efendim, bulamadım sizi.Ta ki 20 sene sonra Televizyonda görünce tanıdım hemen sizi, biraz yaşlanmışsınız. Ama ünlü bir kemancısınız artık. Sizi herkes tanıyor, seviyor. Bulmak zor olmadı adresinizi bu yüzden. Ben de teşekkür etmek istedim efendim. Emanetinizi bizzat babam getirdi size. Bize, küçük kasabamızda hiç bilmediğimiz bir dünyaya açmıştınız gözlerimizi. Hiç unutmadım ben sizi. Hele çaldığınız o muhteşem eseri. Sadi Işılay’ın Sultaniyegah Sirtosuydu değil mi efendim? Sizin gibi çalanı hiç duymadım. Gitarla, piano hatta kanunla bile çalanı duydum. Ama sizin kemanınıza benzemiyordu hiç biri. “</em></strong></p>
<p>Hasene, sesin ne hoştu yüzünün aksine. Su damlası gibi söylerdin türküleri. İyi bir müzik kulağın vardı, akıllı bir kızdın. Sana öğrettiğim şarkıları çalardın, söylerdin sonra. Kırlara Doğru şarkısını öğretmiştim sana. En sevdiğim çocuk şarkısını. “ Serin eser rüzgâr, çiçek kokan kırlar, bekler bizi arkadaşlar, yolculuk var.” Ve bir gün gelen mektupla yola koyuldum. Beklediğim iş teklifi gelmişti, orkestrada çalacaktım. Hiç ardıma bile bakmadan, hoşca kal demeden kimseye ilk trene atlayıp gittim. Nasıl bir vefasızlık ettim?</p>
<p><strong><em>“Son dersimizde sanki veda edercesine çalmıştınız bize, Mayısın son gününde… Gideceğinizi anlamıştım sanki, ağlamıştım duvarın dibindeki sıramda. Fark etmiştiniz ağladığımı ve yanıma gelip bizzat bana çalmıştınız hatırladınız mı? Yüzüme bakıp, gözyaşlarımı izlemiştiniz. Sicim gibi akıyorlardı buna rağmen siz çalmaya devam etmiştiniz Sultaniyegah sirtonun ilk bölümünü. Gözlerinizi ayırmadan gözlerimden, neden diye sormadan bana çalmaya devam ettiniz inatla… Biliyordunuz olanları. Sonra da güldürmek istemiştiniz beni, melodinin hızlanışıyla yüzünüzle komiklikler yapıp göz kırpmıştınız ardından. Hep böyle kaldınız ben de efendim.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Hiç unutmadım yüzünüzü, ne zaman ağlasam, kırılsa içim, yüzünüz geldi aklıma gülümsedim hayata efendim. Şimdi kasabada, hastanedeyim. Size bakıp gülümsüyorum yine. Öleceğimi biliyorum, olsun efendim, Sultaniyegah sirtoyu dinliyorum derinden. Kulağımda sadece sizin kemanınız…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Hoşca kalın. </em></strong></p>
<p><strong><em>Hasene…</em></strong></p>
<p>Geliyorum Hasene, yaptığım vefasızlığın özrü yok biliyorum. Geliyorum işte kemanımla,kemanımızla sana çalmak için bir kez daha o çok sevdiğin eseri…</p>
<p>Bir daha güldürmek için yüzünü Hasene, bekle… Ne olur bekle beni…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Özgürlük</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Jan 2018 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Bozuk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12341</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşli, güzel bir gündü. Hava epey sıcaktı, dışarda kavurucu bir sıcaklık vardı. Fevzi ailesiyle birlikte Filistin’in “El Halil” şehrinde yaşıyordu. Fevzi, evin tek erkek çocuğuydu; henüz yaşı 14 olmasına rağmen evi geçindiriyordu. Babası felçli bir hastaydı. Fevzi; babası hastalanmadan önce okula gidiyordu. Okulda başarılı bir öğrenciydi ayrıca çok güzel İngilizce konuşuyordu. Babası hastalandıktan sonra bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli, güzel bir gündü. Hava epey sıcaktı, dışarda kavurucu bir sıcaklık vardı.</p>
<p>Fevzi ailesiyle birlikte Filistin’in “El Halil” şehrinde yaşıyordu. Fevzi, evin tek erkek çocuğuydu; henüz yaşı 14 olmasına rağmen evi geçindiriyordu. Babası felçli bir hastaydı. Fevzi; babası hastalanmadan önce okula gidiyordu. Okulda başarılı bir öğrenciydi ayrıca çok güzel İngilizce konuşuyordu. Babası hastalandıktan sonra bir fabrikada çalışmaya başlamıştı. Fakat fabrikadan aldığı para yetmiyordu onlara, bu nedenle Fevzi hafta sonları da El Halil şehrinde bulunan ve turistik olan “Mamre” ye gidiyordu. Oraya gelen turistlere para karşılığında rehberlik yapıyordu.</p>
<p>Bugün günlerden cumartesi, Fevzi erkenden kalkmıştı. Mamre’ye gitmek için hazırlanmıştı. Fevzi Mamre’ye vardığında kalabalık bir turist kafilesi gördü ve yanlarına yaklaştı. Turistlerin Amerika’dan geldiğini anlayınca arkasını dönüp onlardan uzaklaşmak istedi; yürümeye başlayınca arkadan bir sesin onu çağırdığını duyup durdu. Ona seslenen kişinin arkadaşı Halid olduğunu görünce onu bekledi. Halid yanına gelerek; ‘Nereye gidiyorsun? Bu turistler İngilizce bilen bir rehber istiyorlar. Aramızda en iyi İngilizce bilen sensin hem sen onlara rehberlik edersen sana çok para verirler.’ dedi. Fevzi henüz 14 yaşında olmasına rağmen duyarlı ve politik bir çocuktu, son günlerde Amerika’nın kendileri için kutsal sayılan “KUDÜS” hakkında vermiş olduğu karara çok kızmıştı, bu nedenle ordan gelen turistlere rehberlik yapmak istemedi. Fakat çok para vereceklerinden -onun da babasına ilaç alabilmesi için çok paraya ihtiyacı vardı- Bundan dolayı teklifleri mecburen kabul etti. Fevzi turistlere Mamre’ nin hepsini gezdirdikten sonra onlardan parasını istedi. Turistlerden bir kadın; &#8211; Senin güzel bir sesin vardır. Eğer bize bir şarkı söylersen sana bu paranın iki katını veririm, dedi.</p>
<p>Fevzi; Şarkı söylemeyi bilmem, ama isterseniz size bir şiir okuyabilirim, dedi.</p>
<p>Turist kadın; Tamam olur, dedi.</p>
<p>Fevzi; Size insanların gülmeyi unuttuğu, sevinçlerin gömüldüğü yerle ilgili bir şiir okuyacam, dedi.</p>
<p>Ve başladı okumaya;</p>
<p>“Ben, Filistinli çocuk..</p>
<p>Bakışlarımda özgürlük nidası, adımda direniş reyilası…</p>
<p>Bitmez bir burukluk biçimindeyim, acı benim değil,</p>
<p>Ben acının içindeyim…</p>
<p>Bir çocuk çığlığı düşer uykunun en rüyalı yanına..</p>
<p>Açılır gözlerimiz karanlık sokakların en soğuğuna…</p>
<p>İçim hüzün, dışım hüzün, gözlerim, yüzüm hüzün…</p>
<p>… söyler misiniz, hangi çocuğun yüzüne yakışır’ki hüzün…?</p>
<p>Ben filistinde annesinin kucağında, mütebesim çehresiyle uyuyan bir bebeğin,</p>
<p>Bomba sesleriyle irkilip ağlamasını betimlemiş hazin bir tabloyum…</p>
<p>Kanla kirletilmiş hayallerin, kurşun yemiş heyecanların sahibi benim…</p>
<p>Bir çıkış noktası arıyorum, dört yanım kader…</p>
<p>Toplasam cümle ömrümü, ancak bir ah’ım eder…</p>
<p>Neden ölüm kokar bu karanlık…?</p>
<p>Ve neden öz yurdumda eğreti bu gündüzler…”.</p>
<p>KADİM DOLUNAY..</p>
<p>-Fevzi şiiri bitirdikten sonra kısa bir sessizlik oldu. Sonrasında turist kafilesi alkışlamaya başladı. Fakat Fevzi alkışlamalarını istemedi. Parasını alıp eve gitti.</p>
<p>Fevzi eve gelince annesine bugün rehberlik işinden çok para kazandığını ve bu parayla yarın sabah erkenden babasının ilaçlarını alacağını söyledi. Fevzi bugün çok yorulmuştu, uyumak için odasına gitti. Yatağına uzandı ve derin bir uykuya daldı…</p>
<p>Fevzi sabah kalkmış, ilaç almak için dışarıya çıkmıştı, sokakta her tarafta dumanlar vardı. Fevzi bu dumanları sis zannedip yoluna devam eti. Ara sokaklardan ilerlerken birden bir gürültü duydu ve gürültünün geldiği yönden dumanlar yükselmişti. O tarafa doğru koştu, gördüğü her sokakta Filistinli gençler ile İsrail askerleri çatışıyordu. Fevzi gördüğü bu kötü manzaradan dolayı bayağı korkmuştu. Hemen babasının ilaçlarını alıp eve gitmek istedi. İlaçları alacağı yere geldi, ilaçları alıp biran önce eve gitmek istiyordu. Ara sokaklara dalıp, kestirmeden eve gidecekti. Aşağı bir sokağa saptı, soldan bir sokaktan tam dönecekken birden sayıları  20 ila 22 olan İsrail askerleri önünü kesti, ona silahlarını doğrultular. Fevzi çok korkmuştu elindeki ilaç torbasını gösterip; -Ben babama ilaç aldım eve gidiyordum, ben bir şey yapmadım, dedi. Fakat askerler onu dinlemiyordu, bir asker Fevzi’nin elindeki ilaç poşetini alıp yere fırlattı, Fevzi ilaçları yerden almak istedi ama karnına bir tekme yiyince acı içinde yere düştü. Oradaki tüm askerler Fevzi’ye vuruyorlardı, Fevzi’nin ağzı, burnu kan içinde kalmıştı. Askerler Fevzi’yi yerden kaldırıp gözlerini bağladı, onu aralarına alıp yürümeye başladılar. Fevzi çok korkmuştu, korkudan titriyordu. Biraz sonra kendini toparladı ve onca askerin arasında başı dik bir şekilde yürümeye başladı. Gözleri bağlı olduğu için olan biteni göremiyordu. Bir ara Fevzi Mahre’de okuduğu şiiri hatırladı ve yüksek sesle o şiiri okumaya başladı…</p>
<p>Askerler Fevzi’yi alıp karanlık bir odaya kapattılar. Fevzi on gün bu karanlık yerde aç ve susuz kaldı; artık yolun sonuna geldiğini düşünüyordu; burada onu öldüreceklerdi ve artık hiçbir zaman özgür olamayacaktı; oysa Fevzi özgürlüğü ne kadar çok seviyordu…</p>
<p>Fevzi annesinin sesiyle uykusundan uyandı çok kötü bir rüya görmüştü. Gördüğü şeylerin gerçek olmadığını, kötü bir kâbus olduğunu anlayınca çok sevinmişti…</p>
<p>Annesi; -Fevzi oğlum kalksana öğlen oldu sen hala uyuyor musun? Hani sabah erken kalkıp babanın ilaçlarını alacaktın, dedi.</p>
<p>Fevzi yataktan kalkıp annesine sımsıkı sarıldı, annesinin ellerinden öptü ve babasının ilaçlarını almak için evden çıktı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12341</post-id>	</item>
		<item>
		<title>LES CHORISTES</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/les-choristes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/les-choristes/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 08:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12487</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kız merdivenlerden iniyordu. Yanında çocuklar var. Kızın saçları sarıydı. Başında bir taç vardı. Çiçekli midi boy eteği ve kırmızı kazağıyla güzel görünüyordu. İniyordu. Müzik çalıyordu. Bir adım… Bir adım daha… Bir daha… Bir daha… Tek adımla her şey biterdi. Raksla döndüler. Bir adım… Tek  adım… Bir adım… İnmeye devam ettiler. Merdivenler uzuyordu yürüdükçe. Yürüdüler. Yürüdüler. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/les-choristes/">LES CHORISTES</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kız merdivenlerden iniyordu.</p>
<p>Yanında çocuklar var.</p>
<p>Kızın saçları sarıydı.</p>
<p>Başında bir taç vardı.</p>
<p>Çiçekli midi boy eteği ve kırmızı kazağıyla güzel görünüyordu.</p>
<p>İniyordu.</p>
<p>Müzik çalıyordu.</p>
<p>Bir adım…</p>
<p>Bir adım daha…</p>
<p>Bir daha…</p>
<p>Bir daha…</p>
<p>Tek adımla her şey biterdi.</p>
<p>Raksla döndüler.</p>
<p>Bir adım…</p>
<p>Tek  adım…</p>
<p>Bir adım…</p>
<p>İnmeye devam ettiler.</p>
<p>Merdivenler uzuyordu yürüdükçe.</p>
<p>Yürüdüler.</p>
<p>Yürüdüler.</p>
<p>Merdivenler uzadı.</p>
<p>Biraz durdular.</p>
<p>Bir nefeslendiler.</p>
<p>Yavaşladı.</p>
<p>Merdivenler de…</p>
<p>Adımlar.</p>
<p>Adımlar</p>
<p>Adımlar.</p>
<p>Dans etmeye başladılar.</p>
<p>Ellerini usulca aşağı indirdi.</p>
<p>Birden hızlandılar.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Durdular</p>
<p>Merdivenler uzadı , onlar da yürüdüler</p>
<p>Koştular koştular.</p>
<p>Yorulmadılar.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Koştular.</p>
<p>Bir kez döndüler raksla.</p>
<p>Müzik birden durdu.</p>
<p>Dans ettiler.</p>
<p>Sağ ayağını usulca geri çekti.</p>
<p>Şarkı söyleyerek ilerlediler.</p>
<p>Müziksiz…</p>
<p>İlerlediler.</p>
<p>İlerlediler.</p>
<p>Merdivenler uzadı.</p>
<p>Birden kız gözlerini kapadı.</p>
<p>Başını sağa eğdi.</p>
<p>Birkaç dakika şarkıyı dinledi.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>İlerledi.</p>
<p>Birden kemanlar sustu.</p>
<p>Kız kapıyı çaldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/les-choristes/">LES CHORISTES</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/les-choristes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12487</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hangi Rötar?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12365</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçimden bir his uçağın sisten ötürü kalkmayacağı yönündeydi diyerek saçmalamanın anlamı yok. Göz var nizam var. Otelden çıkış yaparken taksiyle bile zor geldim. Bu sisli havada uçak nasıl kalksındı?  Ekranlarda iptaller ve tahmini gecikmeler yazıyordu. Böylesi zamanlarda havalimanlarındaki kafeler dolup taşardı. Çaresiz gidip biniş kartımı aldım ve kapıdan geçtim. Hiç olmazsa iptal değildi. Yanıma okunacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/">Hangi Rötar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçimden bir his uçağın sisten ötürü kalkmayacağı yönündeydi diyerek saçmalamanın anlamı yok. Göz var nizam var. Otelden çıkış yaparken taksiyle bile zor geldim. Bu sisli havada uçak nasıl kalksındı?  Ekranlarda iptaller ve tahmini gecikmeler yazıyordu. Böylesi zamanlarda havalimanlarındaki kafeler dolup taşardı. Çaresiz gidip biniş kartımı aldım ve kapıdan geçtim. Hiç olmazsa iptal değildi.</p>
<p>Yanıma okunacak kitap almıştım ve oturup kahve içerken okumayı düşünüyordum. Kafelere sırayla bakınıyordum, doluydular. Başka ne bekliyordum ki? Bekleme koltuklarına geçip kitabımı okumaya başlamıştım. Şimdi kalk ve kâğıt bardaktan içilecek bir kahve al! Uzun bir kuyruk oluşmuştu, gözüm kesmedi beklemeyi. Okumak daha çok keyif verecekti. Yanıma gelip oturup sonra kalkıp giden kaç kişi oldu saymamıştım. Ben sabit ama yanımdaki koltuk sürekli değişken. Dikkat ettiniz mi bilemiyorum ama kötü hava koşullarında havalimanlarında anonslar da azalıyor. Arkada çocuk sesi, yanımda telefonla konuşuyor mu kavga mı ediyor diye emin olamadığım emo kızın anlamsız gelen sözcükleri.</p>
<p>“ Ya bebeğim uçak gecikme be, ya benim kafa manyak. Ben off yani. İner inmez biralama. İnstaya atıyorum bak aç hemen. Gülücüklü öpücük. Bayyy.”</p>
<p>Yok, arkadaş ben ne bundan ne de görüştüğü erkekten umutlu değilim. Benim kafa off yanee. Ne yöne yürüsem diye düşünmeye başladığım anda ayağa kalktım.</p>
<p>Tekerlekli valizini eğerek değil dik tutarak gezinen onu gördüm. Benim gibi o da bir yer arıyor gibi geldi.</p>
<p>Beni fark etmedi ama ben fark etmiştim. Aniden bir sağanak başlar ya hani! O misal. Bütün duygularım bir sağanak gibi her tarafımı sarıp sarmaladı. Eski demek gerekiyordu ve evet eski sevgilimi görmüştüm.</p>
<p>Âşıktık birbirimize.</p>
<p>Bana doğru geliyordu kafası öne eğik. Sürekli öyle yürüyemezsiniz. Kafasını kaldırdığı anda göz göze geldik. Saniyelik bir bakış sonrası hemen arkasını döndü. Ya aynısını yapacaktım… Ani bir kararla koşar adım önüne geçip durdum ve:</p>
<ul>
<li><strong>Merhaba!</strong></li>
</ul>
<p>Öyle bir bakışı vardı ki anlatamam. Elinin tersiyle önümden çekil der gibi bir hareket yaptı ama çekilmedim.</p>
<ul>
<li><em>Ne istiyorsun be?</em></li>
</ul>
<p>Çok sinirlenmişti. Tekrar arkasını döndüğü anda yeninden önüne geçtim.</p>
<ul>
<li><strong>Nasılsın?</strong></li>
</ul>
<p>Gözlerini kapadı, kafası önce soluna sonra bana dönerek kaşları çatık halde gözlerini açtı ve elini gergin bir halde tehditkâr olarak açtı.</p>
<ul>
<li><em>Seni görene kadar gayet iyiydim.</em></li>
<li><strong>Nasılsın dedim.</strong></li>
</ul>
<p>Diye yeniden sordum, ama bu kez dişlerini sıkarak ve yine sağ eli tehdit edercesine gerildi.</p>
<ul>
<li><em>Sana ne bundan?</em></li>
</ul>
<p>Diye soru mu sordu yoksa cümle miydi kendisi de bilmiyordu bence. Kafasında duran beresini çekip eline aldı. Başımla solumda duran kafeyi işaret ederek sordum.</p>
<ul>
<li><strong>Kahve içelim mi?</strong></li>
</ul>
<p>Yine kaşlarını çattı olabildiğince.</p>
<ul>
<li><em>Hasta mısın sen? Biz ayrılalı çok oldu farkındaysan. Çekilir misin önümden?</em></li>
</ul>
<p>Çekilir misin derken misin demişti ama adeta lan yürü git edalarındaydı. Çekilmedim. Bu defa soru değil emir gibi konuştum.</p>
<ul>
<li><strong>Kahve içelim.</strong></li>
</ul>
<p>Lütfen demeyi ihmal etmedim. Kurtulamayacağını anladı bence. Yalnız olduğuna emin olmak istedim.</p>
<ul>
<li><strong>Tek misin?</strong></li>
<li><em>Evet, tekim ve çok mutluyum.</em></li>
</ul>
<p>Alaycı bir tavırlaydı. Oturması için ısrar ettim.  Garson olsa ortada duran boş, son masayı ayır derdim de havalimanlarında her mekân self servisti. Elinden valizini alarak masaya doğru yürüdüm. Hışımla gelip oturdu. Kaçmasın diye kendi çantamı bırakıp onun valiziyle yürüyerek kahveleri almaya gittim. Arada bakıyordum ne yapıyor diye. Oflayıp pufluyordu. Kollarını bağdaş yapmıştı. Öfkesi yüzüne yansıyordu ve saçlarını bir eliyle geriye doğru düzeltti. Bir elimde tepsi diğerinde valiz, kahveler dökülmesin diye dikkatle gelip oturdum. Kahvesini önüne koydum ve:</p>
<ul>
<li><strong>En sertinden.</strong></li>
</ul>
<p>Gözlerini kısarak alaycı tavırlarına devam etti.</p>
<ul>
<li><em>Çok iyi etmişsin!</em></li>
<li><strong>Afiyet olsun.</strong></li>
<li><em>Sana zehir olsun!</em></li>
</ul>
<p>Diye bağırdı. Etrafta oturanlar dönüp bize bakmışlardı. Umursamadım. Uçuş kartına bakmak istediğim anda masadan çekerek cebine koydu.</p>
<ul>
<li><strong>İyi misin?</strong></li>
</ul>
<p>Diye yeniden sordum.</p>
<ul>
<li><em>Alçak bir adamsın sen!</em></li>
</ul>
<p>Sesi daha gür çıkmıştı ve yine etrafta olan insanlar bize dönüp baktı. Konuşmaya devam ederken işaret parmağı beni gösteriyordu.</p>
<ul>
<li><em>Senden sonra çok iyi oldum emin olabilirsin.</em></li>
</ul>
<p>Bu defa bağırmamıştı hiç olmazsa. Gülümsedim. Gülümsemez olsaydım. Kahve bardağını tuttu dökecek gibiydi üstüme ama vazgeçti, yine de lafını esirgemedi.</p>
<ul>
<li><em>Senin yüzünden yaşadığım şehri terk ettim. Yıllar sonra nasıl karşıma geçip gülümseyebiliyorsun sen?</em></li>
</ul>
<p>Kesinlikle hesap soruyordu.</p>
<ul>
<li><strong>Bak ben…</strong></li>
<li><em>Sus konuşma! Kahve içmek istemiyorum. Valizimi alabilir miyim?</em></li>
</ul>
<p>Kafamı iki yana sallayarak olmaz demeye getirdim.</p>
<ul>
<li><em>Sen ne utanmaz bir adamsın be!</em></li>
</ul>
<p>Sesi yankılanmış olmalıydı. Self servis mekânda bir ilk yaşanarak eleman barın arkasından çıkarak yanımıza teşrif etti ve biraz sessiz olabilir misiniz? Diye soru cümlesiyle rica etti. Kimseye değil bana söyledi üstelik. Oysa bağıran ben değildim.</p>
<ul>
<li><strong>Japon olsaydık ve konuşuyor olsaydık-ki onlar bağırarak konuşurlar- buraya kadar gelmezdiniz değil mi?</strong></li>
</ul>
<p>Soru sorar gibi yaparak alay ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Ayrıca burası self servis değil mi? Yerine geçsene.</strong></li>
</ul>
<p>Karşımdakine dönüp onay beklerken dudaklarında gülümsemesini yakaladım. Yakaladığım için kızdı, hemen surat astı ama beceremedi ve:</p>
<ul>
<li><em>Hâlâ ukalasın!</em></li>
</ul>
<p>Aradığım fırsatı yakalamış gibi hissettim o an.</p>
<ul>
<li><strong>Nasıl gidiyor anlatsana.</strong></li>
</ul>
<p>Önce sustu konuşmadı kısa bir süre.</p>
<ul>
<li><em>Ceviz kabuğunu doldurmayacak bir nedenden ötürü bırakıp gittikten sonra mı?</em></li>
</ul>
<p>Saçlarını geriye doğru savurmuştu. Cevap vermeyince ben, o devam etti.</p>
<ul>
<li><em>Çok mutlu olabilirdik.</em></li>
</ul>
<p>Yine sustum.</p>
<ul>
<li><em>Yıkıldım lan ben. Tabii senin umurunda mı? Yıkıldım diyorum ben. Kolumdan tutup zorla ayağa kaldırdılar beni.</em></li>
<li><strong>Ama kalktın.</strong></li>
</ul>
<p>Kızdırmak istemiyordum ama konuşma öyle gelişti. Masaya doğru eğildi.</p>
<ul>
<li><em>Kalkmasaydım daha mutlu olurdun değil mi?</em></li>
</ul>
<p>Bana iğrençmişim gibi bakıyordu.</p>
<ul>
<li><em>Seni unutmak için neler yaptım biliyor musun sen?</em></li>
</ul>
<p>Yine sesi yükselmişti. Gerginliği gelip gelip gidiyordu.</p>
<p>İki elimi yana açarak.</p>
<ul>
<li><strong>Bilmiyorum.</strong></li>
</ul>
<p>Sen misin bilmeyen? Sesi yükselmeden önce bize bakan elemana doğru seslendim.</p>
<ul>
<li><strong>Japon olduğumuzu düşünmeye devam.</strong></li>
<li>Suratına tükürmeyi çok isterdim.</li>
</ul>
<p>Gözlerine baktım, kızgınlığı geçmeyecekti. Bir süre sadece kahvesine baktı. Arada birkaç yudum içti. Yormuştu bu gergin hali onu. Konuşmasını istiyordum.</p>
<ul>
<li><strong>O gün. Yani ayrıldığımız gün…</strong></li>
<li><em>Kafanı kırmalıydım o gün.</em></li>
</ul>
<p>Yüzüm ekşimiş gibi oldu bence.</p>
<ul>
<li><em>İnan bana. İnan bana ağzını burnu kanlar içinde bırakmak istedim.</em></li>
</ul>
<p>Yan masada oturanlar artık eğilmişçesine dinliyorlardı. Konuyu değişmek değil de yumuşatmak için sordum:</p>
<ul>
<li><strong>Hayatında kimse var mı?</strong></li>
</ul>
<p>Bağıracağını düşünüyordum ama tam tersi çok yumuşaktı.</p>
<ul>
<li><em>Senden sonra kimse olmadı.</em></li>
</ul>
<p>Hüzünlü geldi bana hali. Yüzünü yana çevirip koca camlara bakarak sordu:</p>
<ul>
<li><em>Senin var mı?</em></li>
</ul>
<p>Masaya eğildim bir elim alnıma doğru gitmişti.</p>
<ul>
<li><strong>Benim aslında şey…</strong></li>
</ul>
<p>Önce bana döndü sonra bir hışımla kalktı ayağa.</p>
<ul>
<li><em>Ne zaman boş durdun ki? Ne zaman tek kaldın ki?</em></li>
</ul>
<p>Kahve bardağını- iyi ki kâğıt bardaklardı- önüme doğru masaya sertçe fırlatıverdi. Bütün kahve üstüme gelmişti.</p>
<ul>
<li><em>Kalitesiz bir adamsın sen. Ben salak gibi oturmuş kahve yudumluyorum seninle.</em></li>
</ul>
<p>Ayağa kalktım valizini almasına engel olmak için. İşaret parmağını tehdit eder gibi bana uzattı.</p>
<ul>
<li><em>Sakın! Sakın peşimden gelme seni pişman ederim.</em></li>
</ul>
<p>Aynı anda uçuşların anonsu arka arkaya yapılmaya başladı. Hızla uzaklaşmaya başladı, ben üstüme temizlemeye uğraşırken. Barda duran eleman masayı temizlemeye gelmişti elinde bezle.</p>
<ul>
<li>Beyefendi Japonlar bağırarak konuşuyor olabilirler ama bu şiddet?</li>
<li><strong>Arkadaşımın ailesi Samuray geleneğinden geliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Üstüm batmıştı. Krem gömlek iğrenç duruyordu ama önemsemedim. Bir süre arayıp durdum alanda onu ama bulamadım. Biniş kapıları yolcuları almaya başlamıştı. Geçip yerime oturdum 7-D. Koridor tarafında oturmayı severim. Çok beklendiğinden olsa gerek herkes biran önce yerine geçmiş ne kadar erken o kadar çabuk kalkış hesabını yapıyordu. Sanırsın ilçe otobüsü. Kule dediğin ne işe yarar? Uçak hazır mı? Kalk gitsin. Yanımda oturan yeni yetme iyi uçuşlar dedi ama keyifsizdim cevap vermedim.</p>
<p>Kalkıştan sonra servis hemen başlamıştı ve ben iyice sıkılmıştım. Biraz önce o konuşmuş dahası azarlamış ben susmuştum. İçecekte almamıştım servisten. Konuşmaya çok ihtiyacım vardı. Ani bir kararla yerimden kalktım. Koridora geçip uçağın gerisine doğru insanlara döndüm yüzümü.</p>
<ul>
<li><strong>Lütfen beni dinler misiniz?</strong></li>
</ul>
<p>Diye yüksek sesle sordum. İnsanların yüzleri haliyle bana döndü, anlık bir panik olmasın diye devam ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Uçak kaçırma falan değil. Psikopatta değilim. Konuşmaya ihtiyacım var ve sizlere anlatmak istiyorum. Adımın önemi yok ben 7-D.</strong></li>
</ul>
<p>Yüzler garip bakıyordu. Servisi yapan hostes bile dönüp neler oluyor diye baktı. Sanırım 12-C telefonunu çıkardı ve:</p>
<ul>
<li>Anne ve baba bu size son videom olacak.</li>
</ul>
<p>12-B elinden telefonu alıp susmasını sağladı.</p>
<ul>
<li><strong>Uçağa binmeden önce eskiden âşık olduğum biriyle karşılaştım ve kısa süreli oturduk.</strong></li>
</ul>
<p>Böyle dediğim için, aslında konu aşk olduğu için olsa gerek ortam anında yumuşadı. Cep telefonları çıktı ortaya kayıt alınacaktı belliydi. 7-D olduğum için business sırtımı görüyordu ve birden bir kadın:</p>
<ul>
<li>Geriye gelebilir misiniz? Yüzünüzü göremiyoruz amaaaa. Bizinıss</li>
</ul>
<p>Ben dönüp bakarken bir erkek sesi yükseldi.</p>
<ul>
<li>Bizinısınızı yemişim. Bizinıss diye alay etme sizinıss olmayasanız? 14 -A</li>
<li>Ay pardon. 1-B diyecektim.</li>
</ul>
<p>Kendimi deli sanıyordum. Yanıldığımı görmek beni mutlu etmişti o an. Uçağın kuyruk kısmında olan hostes pilota bilgi vermiş olmalıydı. Anons yapıldı beklemediğim bir şekilde.</p>
<ul>
<li>Sizi dinliyoruz beyefendi. Hikâyeleri severim. Ama geriye gelirseniz ve cihazdan konuşursanız rahatlıkla duyarız.</li>
<li><strong>Eyvallah.</strong></li>
</ul>
<p>Dedim. Geri gittim tam kapıdan hemen sonraki yerdeydim. Telefonu çıkardım kordon kısaydı ve kabin görevlisine baktım.</p>
<ul>
<li>Evet o. Kabin görevlisi 1</li>
</ul>
<p>Bu defa kayıt alanlar baştan almamı rica ettiler. Girdik bir yola, dediklerini yapacaktım. Yanımda oturana selam vermemiştim ya, işte o genç koridorda yaklaşarak yere oturdu ve telefonunu açtı.</p>
<ul>
<li><strong>Uçağa binmeden önce eskiden âşık olduğum bir kadını gördüm ve…</strong></li>
</ul>
<p>Gerilerden bir kadın seslendi.</p>
<ul>
<li>Adınız ne acaba?</li>
<li><strong>Adım 7-D olsun demiştim Hanımefendi. Duymadınız sanırım.</strong></li>
</ul>
<p>Yanıt verdi o kadın.</p>
<ul>
<li>Ay duymadım gerçekten. Ben 24-E</li>
<li><strong>Eyvallah.</strong></li>
</ul>
<p>Dedim. Sesler yükseliyordu her taraftan.</p>
<ul>
<li>Sessiz olabilir miyiz? Adamım sen konuş.  16-A.</li>
</ul>
<p>Tam konuşacaktım ki, bu defa bir başka kadın:</p>
<ul>
<li>Yaşınız kaç acaba? 21-A.</li>
<li><strong>34.</strong></li>
<li>Daha genç görünüyorsunuz. Yine 21-A</li>
<li><strong>Teşekkür ederim de inanın şişmiştim ama sanıyorum durum daha kötüye gidiyor.</strong></li>
<li>Sayın yolcular lütfen araya girmeyelim. Yardımcı pilot.</li>
</ul>
<p>Derin bir nefes aldım. Hemen konuşmadım bir süre bekledim araya giren olur mu diye. Baktım sessizlik hâkim, devam ettim. Anlatmaya başladım. Derken onun söylediği şu ayrılalı çok oldu cümlesinden sonra genç bir kız:</p>
<ul>
<li>Ne kadar olmuştu siz ayrılalı? 18 F.</li>
<li><strong>Altı yıl önce ayrılmıştık.</strong></li>
<li>Neden ayrılmıştınız? 9-C.</li>
</ul>
<p><strong>Sebebini anlatmak istemedim tek bir cümle ile ayrılmamızın müsebbibini söyledim.</strong></p>
<ul>
<li>Ona ne oluyormuş? 3-F</li>
</ul>
<p>Olanları anlatmak zorunda kaldım, neden ayrıldığımızı. Boğazım kurumuştu anlatırken. Su uzattılar hemen.</p>
<ul>
<li>Su için lütfen. Yine ben bizinıss 1-B</li>
</ul>
<p>Devam ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Eski aşkıma</strong> k<strong>ahve içelim dedim. Tek misin diye sordum.</strong></li>
<li>Tek miymiş? 6-D.</li>
<li><strong>Evet tekmiş. Tek ve çok mutluymuş.</strong></li>
<li>Bence yalan söylüyordu. 26-D.</li>
</ul>
<p>Anlatmaya devam ettim. Herkes pür dikkat beni dinliyordu. Konuşmammızı dahası onun konuşmalarını aynen aktarmaya gayret ediyordum.</p>
<ul>
<li><strong>Benim yüzümden şehri terk ettiğini hatırlattı.</strong></li>
</ul>
<p>Gözler açıldı iyice, nefesler tutulmuştu sanki. Adeta herkes ee der gibi bakıyordu. Suratım yerlerdeydi o an, boşluğa baktım koridora doğru. Şişmiştim demiştim daha önce artık patlayacaktım.</p>
<ul>
<li><strong>Terk etmişti bu doğru. Ama bilmiyordu benim de o şehri terk ettiğimi.</strong></li>
<li>Ay! Çok romantik. 11-F</li>
</ul>
<p>Parmaklarını öperek bana öpücük gönderdi. Gençten bir kızdı.</p>
<ul>
<li><strong>Sağol tatlım.</strong></li>
<li>Söyledin mi ona senin de şehri terk ettiğini? 4-B</li>
<li><strong>Söyleyemedim çünkü kızıp duruyordu.</strong></li>
<li>Dır dırları bitmez zaten kadınların. 15-D</li>
</ul>
<p>Neyse konuşmaya devam ettim. Onun söylediklerini tekrarlıyordum.</p>
<ul>
<li><strong>Çok mutlu olabilirdik dedi bir de.</strong></li>
<li>Ay yapma yaaa. Kadın gerçekten âşıkmış ama yaaa. Pardon pardon. 11-F</li>
<li><strong>Yıkılmış sonra. Zorla ayağa kaldırmışlar. Ama diyemedim ona, beni yerden kazımak zorunda kaldılar diye.</strong></li>
</ul>
<p>Yaşlıca bir teyze seslendi.</p>
<ul>
<li>Çocuğum annen ve baban çok güzel çocuk yetiştirmişler bence. Asım bizim numara kaçtı?</li>
<li>8-A</li>
<li>8-A çocuğum.</li>
<li><strong>Teşekkür ederim teyzeciğim. Sizin ve Asım Amcanın ellerinden öpüyorum.</strong></li>
<li>Güzel çocuksun belli. Değil mi Asım? Numara kaçtı Asım?</li>
<li>8-A</li>
<li>8-A çocuğum.</li>
<li><strong>Beni unutmak için çok şey yapmış. Oysa bilmiyor benim onu unutmamak için neler yaptığımı.</strong></li>
</ul>
<p>Güzel bir kadındı araya giren.</p>
<ul>
<li>Unuttunuz mu? Merakımdan soruyorum. 5-D.</li>
<li><strong>Ne zaman aklımdan çıktı ki?</strong></li>
</ul>
<p>Ben bunalıma girmiştim o an. Bizinıss portakal suyuna votka dökmek üzereydi bana bakarak. Kafamı hızlıca aşağı yukarı salladım onaylar gibi. Parmağımla karıştırsam mı der gibi parmağını gösterdi. Sorun değil der gibi kafamı salladım.</p>
<ul>
<li>Ses neden gelmiyor 17-A</li>
</ul>
<p>Kadehi alıp bir yudum içtim. Bizinıss’a başparmağımla ok işareti yaptım.</p>
<ul>
<li>Afiyet olsun bizinıss 1-B</li>
<li><strong>Sonra sordum hayatında biri var mı diye.</strong></li>
<li>Lütfen yok demiş olsun. 11-F</li>
<li><strong>Yokmuş. Benden sonra kimse olmamış.</strong></li>
<li>Ay! kadın da unutmamış. Yazık ya kadına da. 11-F</li>
<li><strong>Bana sordu benim hayatımda biri var mı diye.</strong></li>
<li>Var mı? 11-F</li>
<li><strong>Var diyemedim çünkü bırakmadı. Hayatımda senden başka kim olabilir diyemedim.</strong></li>
<li>Bunu ona mutlaka söylemelisin adamım. 2-C</li>
<li>Gerek yok söylemesine ben videoya alıyorum bunu haberlere veririz mutlaka izler. Youtuber olabilirim sayende. Seni seviyorum adamım. Üstelik yan koltuğunda oturuyorum kesin youtuber diyecekler. 7-E ve adım…</li>
<li>Sen bir susar mısın? 11-F</li>
</ul>
<p>Votkamdan bir yudum daha aldım.</p>
<ul>
<li><strong>Ayrılma konuşmasının olduğu gün kafamı kırmak, ağzımı burnumu kanatmak istermiş. </strong></li>
<li>Hak etmişsin bence adamım. Kusura bakma. 27-D</li>
<li>Güzel miydi? 20-B</li>
<li><strong>Çok güzeldi. Duyguları ondan da güzeldi.</strong></li>
<li>Senin duyguların peki? 22-F</li>
<li>Sence ne anlatıyor şu anda 7-D? 1-B. Bizinıss.</li>
<li><strong>Ve ben bugün onu görünce adeta delirdim. Senin için geberiyorum demek isterdim. Gittiğin günden beri kimsesizim demek isterdim. </strong></li>
<li>Ay! Ölürüm ben size ama yaa. Yine ben 11-F</li>
<li><strong>Bunları anlatmak istedim çünkü duymasını istediğim şeylerdi.</strong></li>
<li>Benim bir arkadaşım var yardımı dokunabilir. 3-A</li>
<li>Çok mu özlediniz? 8-B</li>
<li>Çok.</li>
<li>En çok nesini özlediniz? Yine ben 11-F</li>
</ul>
<p>Anlatmazsam olmazdı.</p>
<ul>
<li>Bazen onu evinden almaya giderdim. Kasıtlı olarak yolun karşısında beklerdim.</li>
<li>Aa neden? 9-C</li>
<li>Yolun karşısında olurdum çünkü bana doğru gelişini izlemeyi çok severdim. Yürürken, o caddeyi kontrol ederdi ben onu. Arada bana bakarak sağa sola bakması hoşuma giderdi. Gülümserdi bana yürürken. Bildiğine eminim onu izlemeyi sevdiğimi. Bir kadının, erkeğine doğru gelişini izlemek ne demek aranızda bilen var mı?</li>
</ul>
<p>Birkaç el kalkmıştı sessizce.</p>
<ul>
<li>Yanıma gelirdi merhaba demeden. Beklettiği için özür dilemezdi çünkü bilirdi onun bana yürüyüşünü izlemek için saatlerce beklemeyi göze alacağımı.</li>
<li>Sonra? 11-F.</li>
<li>Sonra varmış olurdu yanıma ve ben elini tutmaz beline sarılırdım hafifçe. Eğilip yanağını öperken dudaklarım boynuna kayar, öpmek için acele etmezdim.</li>
</ul>
<p>6-A da oturan kadın, istemsiz elini boynuna dokundurdu. Kim bilir kim geçti aklından?</p>
<ul>
<li>Öperken kokusuna çekerdim içime. Ve bana “sokaktayız kendine gel” diyerek gülümserdi.</li>
</ul>
<p>Bir an sessizleştim. Birkaç kişi derin bir iç çekmişti.</p>
<ul>
<li>Adamım bak iner inmez ben haber kanallarına gönderiyorum. Kesin görecek ve duyacak. 7-E.</li>
<li><strong>İnsan bazen çok içerleniyor.</strong></li>
<li>Ne gibi? 4-E</li>
<li><strong>Bugün günlerden Cuma.</strong></li>
<li>Evet Cuma adamım. 7-E</li>
<li>Cuma günleri öğleden sonra…</li>
</ul>
<p>Demek oluyor ki, insan bir yabancının hikâyesini dinlemeyi çok seviyor.</p>
<ul>
<li>Öğleden sonra? Kaptan Pilot.</li>
<li>Öğleden sonra arardı mutlaka ve bana akşam için planın var mı diye sorardı.</li>
</ul>
<p>Votkayı bir dikişte içmeden önce kalan votkayı da doldurması için uzattım. İkinci minik şişenin tamamı boşaldı ve parmağıyla hızlıca karıştırdı. Kafaya diktim.</p>
<ul>
<li>Senden başka planım olamaz derdim. Ne O günden beri Cuma için plan yapmıyorum. Ve bu akşam için yine planım yok.</li>
<li>Pardon! Özür dilerim adı ne acaba? Sakıncası yoksa söyler misiniz? 10-A</li>
<li><strong>Sakıncası yok 6-A.</strong></li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/">Hangi Rötar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Esaskız &#038; Künyesiz Piyade</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akrep yelkovanla ana düşünce, akılda kurulur hayal sahnesi… Ve perde!  Bir ruh bir bedende ölür mü? Sual bu olsa gerek, Esaskız, ilk sahnede görülse… Başlamaksa bitirmenin yarısı, devam ediyor işte hikâye… Bir tebessüm ve bir merhabayla değişti dünya. Yazıldı, yazılmak istendi en güzel sözcükleri kelamın. Parçalar kelimelerinle birleşince yaşamak neymiş anladı, o künyesiz piyade… Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/">Esaskız &#038; Künyesiz Piyade</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akrep yelkovanla ana düşünce, akılda kurulur hayal sahnesi… Ve perde!  Bir ruh bir bedende ölür mü? Sual bu olsa gerek, Esaskız, ilk sahnede görülse…</p>
<p>Başlamaksa bitirmenin yarısı, devam ediyor işte hikâye… Bir tebessüm ve bir merhabayla değişti dünya. Yazıldı, yazılmak istendi en güzel sözcükleri kelamın. Parçalar kelimelerinle birleşince yaşamak neymiş anladı, o künyesiz piyade… Bir şiir döküldü dudaklarından az zaman sonra, beklenmeyen misafire.</p>
<p>Ben öldüm! Şimdi kalan yok. Yaşamaksa sessizlik konuşuyorum o zaman. Kaç cümle varlığımı sarıyor, kaç solukta kayboluyor şu zaman. Dünyada işim bitmedi… Ahiret mi? Zor, yaman. Ben dünyalık âdem! Ne yasak meyvesini yedim geldim. Ne de aşkıyla kavruldum. Bu zillet içinde o Havva’ya tutundum.</p>
<p>Şimdi her şey güzeldi, kelimeler özel. Telefonun öte yanında sesi duyuldu sonra… Düğümlendi boğaz, kayboldu cesaret, satırlar sustu, dudaklar acz içinde. Sana bir hâl anlatmak gerek Esaskız dedi. Bu sessizlik bozulmalı. Belki sevgi sözleri değil ilk cümlelerde… Basit, günümüz kadar, günümüz insanları kadar sığ olmalı biraz belki de. Neden zorlamalı inceliklerle, neden süslemeli, birkaç dörtlük değil mi neticede. Bugün olmasınlar, bugün sussunlar. Çünkü akıl düşleriyle mahpus, künyesiz piyade sol yanıyla.</p>
<p>Ne kadar büyüleyiciydi oysa öyle sanmıştı künyesiz piyade. Garibim! Nerden bilebilirdi. Bir gün ortasında hiç başlanmamış bir öykünün bitebileceğini. Göğsüne sığmayan bir vurgunla oturduğu sandalyede öylece dona kaldı. Anlam veremiyor, aklı sancıyan yüreği ile cevabı olmayan bir duvar arasında gidip gelirken, yanaklarını ıslatıyordu o acı yüklü yeşil gözleri. Kalbi sığmıyordu bedenine, ağrısız acıyı tadıyor. İlk defa böyle derinden anlayarak kaybediyordu içinde bir şeyleri. Bir bakışla büyütüp, tek kelamla gidişini düşünürken…</p>
<p>Gel zaman git zaman sonra… Onuda bir parçasında hazmettiği kalbi tamda rahatladı diye düşünürken… Bir daha karşısındaydı, satırların ucunda. Sonu olmayan karmaşık düşüncelerinde boğulduğunu söyleyen, kendine kendiyle çözüm üreten Esaskız. Ucu açık cümlelerle, yarım yamalak onardığı bir kalbi avutmaya çalışıyordu fikrince. Künyesiz piyade kimdi ki, duygu hamalı, kaybedilmiş aşklar kervanındaki herhangi bir yolcu mu? Sustu! Bir süre konuşmadı. Neden diyemedi. Çünkü kendince bir cevap bulmuştu Esaskız. Böylece bir süre konuşmadan görüştüler. Künyesiz piyade Esas kızı bekliyor, ara sıra satırlarda buluşuyor. Ara sıra da iki kelam edip köşesinde özlüyordu. Ta ki Esaskız yine kendi hayal gücüyle kurduğu bir dünya da kaybolup sessizce çekip gidinceye değin…</p>
<p>En zoru nedir siz bilirsiniz dedi künyesiz piyade dostlarına. Cevapsız, konuşma olmadan, duymadan son bir kez. Sadece susarak onu; ona; onsuz anlatmak, kendi satırlarınızla ulaşma sevdası belki, anlamsızca sürekli giden birisine.</p>
<p>“Sonrası olmayacak Esaskız güle güle” dedi ve çekildi künyesiz piyade…</p>
<p>Seçilmiş aciz sözcükleriyle devam etti sonra, tüm garip âşıklar gibi acziyetini dillendirmeye… Anlık gelgitleriyle ruhunun… Bazen ismini arıyor, bazen boşluğu doldurma çabasında. Görüp ulaşamadığı, tam oraya uygun varlığa.</p>
<p>Kendi dünyasında bir hayat onunkisi. Kim mi o; Esaskız diye bir niteliğe kavuşuyor künyesiz piyadeyle… Bir vedanın ardından anlatmaya devam ediyor sonra… Yalnız, biçare hayatın. Odasında otururken her gün, her günün içinde her saat, her an olduğu gibi aklında canlanıyor, karşısındaymış gibi… Alıyor kalemi kâğıdı eline, yazmaya başlıyor. Esaskız! Kaçak sevdam diye…</p>
<p>Gidişinin boşluğunda kalışı var acının. Güzel olan ne varsa niteliğini kaybediyor bu gidişle… Ara sıra tebessümler sığdırıp anlara, merhem deniyor merhemler içinde, yokluğunla büyüttüğün yalnızlığına.</p>
<p>Alkolik olsa şişelerinde kaybolur. Bağımlı olsa dumanında boğulurdu hayatın. Alışmaya çalışıyor künyesiz kalmış varlığına ruhunun. Bir fırtınada kalmış takanın akıbeti neyse içten dışa bir hükmediş serkeş bedeninde.</p>
<p>Koskoca İstanbul’da kaybolmuş bir beden ve oradan oraya taşıdığı bir hiçlik. Neden diyor yine neden, her zaman olduğu gibi kendisine… Nedene bir sende tanım yok. Çünkü sen ne bir neden ne de bir sonuç. Evet! Sen bir oluş, varoluşta bir vücut buluş… Bir ruhla ebediyette kaybolan değil, nadir varlıklar gibi hayatta anlam buluş…</p>
<p>Künyesiz piyade, bilinmeyen bir zamanın olmadık bir anında, Esaskız’ın sözcükleriyle bütün ağırlığından kurtuluyor ruhunun. Lakin şimdi anlamak, anlatmak derdinde… Bitmiyor içinde büyüttüğü hikâye… Yeni bir kelimeye daha… Anlamında kavuşmuş cümleler büyütmek istiyor, Esaskız’ın varlığıyla.</p>
<p>Biraz sonra sessizliği bozuyor Esaskız&#8230; En derin en sade en anlamlı kelimelerle&#8230; Künyesiz piyadeyse başka âlemde; özlediği, aradığı… Beklediği o anlamla olmasa da, kalbinde büyüttüğü bir dünyanın seyrinde.</p>
<p>Sormuştu işte, neden diye neden ben diye. Öylece kaldı şuuru. İnsandı neticede, İki dünyası vardı; kalp ve akıl; hangisindeydi o cevap onu öğrenebilseydi, nasıl? Kalbiyle söylese kelimeler manasız, aklıyla söylese ruhuyla tutarsız. Kayboldu! Bir yol gösterilmeli yoksa Esaskız’a ulaşması imkânsız.</p>
<p>Usulünce cevaplanması ne mümkün, öylece düşmüştü kalbine… Cevap vermeliydi, saçmaladı ilk cümlelerinde… Doğru düşünmek bir yana dursun, doğru sözcük var mıydı? Damdan düşercesine bir anda olmuştu her şey ve o bir anın hesabıyla geçirilmişti bunca zaman.</p>
<p>O kıymetli zaman bitiyor ve gidiyordu, yüzünde o güzel tebessümüyle. Bekledi, bekledi, bekledi künyesiz piyade. O anlıkta olsa ne zordu ayrılık… Gitme, kal biraz daha diyemedi.</p>
<p>Yolculuk başladı. Yüreği hafif, aklı sallantıda, ah şu garip! Ayakları nereye götürse oraya gidecek. Beklenti içinde lakin beklentiye cevap verecek bir kalp yok. İçinde büyüttüğü onun varlığı dışında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>     </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/">Esaskız &#038; Künyesiz Piyade</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/esaskiz-kunyesiz-piyade/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #4 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12377-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12377-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Jan 2018 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12377</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu yaz adını bilmediğim, Akdeniz Bölgesindeki tatil beldesine gitmeden hayatımın en zor anlarını yaşadım. Çünkü sahillerde hep kumdan kale yapılırmış. Ben de kumdan kaleler yapmak için kova ve küreğimi alıp, Jamie’yi vazgeçmek zorunda kaldım. Hayatımın en zor kararlarından biriydi bu verdiğim. Tam her şey hazır, kapıdan çıkıyoruz derken “Oğlum ayını mı alacaksın yoksa kovanı mı?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12377-2/">Metehan V Sevde #4 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yaz adını bilmediğim, Akdeniz Bölgesindeki tatil beldesine gitmeden hayatımın en zor anlarını yaşadım. Çünkü sahillerde hep kumdan kale yapılırmış. Ben de kumdan kaleler yapmak için kova ve küreğimi alıp, Jamie’yi vazgeçmek zorunda kaldım. Hayatımın en zor kararlarından biriydi bu verdiğim. Tam her şey hazır, kapıdan çıkıyoruz derken “Oğlum ayını mı alacaksın yoksa kovanı mı?” diye bağıran annemi duymamış olmayı o kadar çok isterdim ki. Önce cevap veremedim, ikisini de çok seviyordum. Odama girip yatağa atladım. Kafamı yatağa gömdüm ve düşünmeye başladım. Bebeklik arkadaşım Jamie mi yoksa deniz kenarlarının vazgeçilmez eğlencesi kova ve kürek mi? Annem geldi odaya ve bağırarak bana “Hadi oğlum seni mi bekleyeceğim, ayını alıyorum.” Dedi, annem yolculuklara çıkacağımız zaman hep gergin olur. Korktum bir şey diyemedim. Gözleriyle kapıya gidip ayakkabılarımı giymemi işaret etti. Anlamıştım çünkü biz annemle çok iyi iki arkadaştık aynı zamanda. Ayakkabılarımı giydim tam annem kapıyı kapatacakken, “Anne duuur!” ve odama doğru koşmaya başladım. Annem arkamdan bağırmış sanırım ama hiç duymayım. Komodin üzerindeki kovamı kaptığım gibi annemin yanına koştum. Annem de elindeki Jamie’yi kapıdan içeriye doğru attı.</p>
<p>Belki ikisini birlikte alırım demiştim ama yok, yaptığım plan işe yaramamıştı. Ayrıca eve ayakkabılarımla girdiğim için üzerine bir ton azar yemiş, tatil yolculuğumuza ağlayarak başlamıştım. Ve size bir şey söyleyeyim mi? Kovamı o hışımla kaptığımda fark etmeden içindeki küreği yere düşürmüşüm. Çok sonra fark ettim. Taa gideceğimiz yere vardığımızda, denize girmek için hazırlandığımızda fark ettim. Babama çok yalvardım gittiğimiz yerde, buralarda bir yerden kürek alalım diye ama hiç oralı bile olmadı. Kaale alıp verdiği tek cevap vardı: “Ellerini kürek gibi kullanırsın.” Hoş o da dalga geçer gibi ya neyse… Ben 5. Sınıfa gidiyorum. Ve ben o zamanlar beşinci sınıfa daha yeni geçmiş bir çocuk için oldukça zor zamanlardı. Hem Jamie ve Kova arasında kalıp hayatımın en zor seçimini yapmak zorunda kaldım. Hem de Kovanın içindeki küreğimi düşürdüm. Omuzlarımdaki yük o zamanlardan başlamıştı ağır gelmeye. Kader utansın!</p>
<p>Neyse Allahtan plajda, aynı otelde kaldığımız bir kızla tanıştım. Onun vardı küreği. Ben ne zaman kumdan kale yapmak için kovamı elime alsam o da yan taraftan kova ve küreğini alıp yanıma gelirdi. Hiç sıkıntı yaşamadım yani bu konuda. Biraz düşündüm de, sanırım o kız benden hoşlanıyordu. Ama ben ondan hoşlanmıyordum tabi, kimseden hoşlanmıyordum…</p>
<p>Bu arada benim ayımın eskiden adı Sarı Kız’dı, annemle öyle koymuştuk. Çünkü annem küçüklüğünden beri onların Sarı Kız adındaki bir ineğiyle arkadaşlık yapmış, yalnız bir kız çocuğuymuş garibim… Benim arkadaşımın adını da o yüzden Sarı Kız yaptık. Ama geçen sene Can bize geldiğinde “Sarı Kız ne lan? Bebek misin?” dedi. O yüzden Canla biraz düşünüp, Jamie koymaya karar verdik, hem karizmatik hem de sevimliydi.</p>
<p>Tatil dönüşümüzde yeniden doğmuş gibi oldum. Gidişimizdeki yoğun stresi unutmuştum resmen. Çok uzun süren, bol şarkılı ama sıkıcı yolculuğumuzun ardından şehre girdik. Bir süre sonra da bizim mahalleye. Arabadan inince sarı evlerin oradaki toprak sahaya uğradım belki arkadaşlarım oradadır diye. Bizimkiler maç yapıyordu. Çocuklar beni görünce başıma toplandılar hatta bazıları bana sarıldı. Şaşırmıştım, çünkü pek sevildiğimi düşünmem ben bizim mahallede. Ana kuzusu diye dalga geçerler sürekli. Herhalde “Çok dalga geçtik, biraz da sevelim…” diye düşündüler.</p>
<p>Berke hemen atladı: “Lan Mete, mahalleye yeni taşınan ailenin kızını gördün mü? Sizin üstünüze taşındılar.”</p>
<p>Görmemiştim, umrumda da değildi zaten. Kızlarla pek aram iyi değildir benim. Hep kavga ederiz. Hatta bir keresinde Pelinle kavga ettiğimizde beni dövmüştü. Sınıfın bütün erkekleri bir kızdan dayak yedim diye bir hafta benimle konuşmamıştı. Bilmiyorlardı ne kadar duygusal olduğumu, kimseye zarar vermek istemediğimi, neyse… Karşımda yarım hilal şeklide duran arkadaşların hep bir ağızdan bana yeni taşınan kızı anlattılar. Abisinden, boyundan, saçlarından, bacaklarından bahsettiler. Güzelliğini, onu görünce sarhoş gibi kaldıklarını anlatıp durdular. Benim kızlarla pek işim olmaz ama o kadar abartarak anlatıyorlardı ki beni bile merak ettirecek cinstendi söyledikleri.</p>
<p>Toprak sahada biraz daha zaman geçirdikten sonra akşam ezanıyla evin yolunu tuttum. Apartmandan içeri girdiğimde benim boylarımda, saçlarını at kuyruğu yapmış bir kız merdivenlerden bana doğru iniyordu. Bu o mahalleye yeni taşınan kız olmalıydı. Göz göze geldik; cılız,titrek bir sesle “İyi akşamlar” dedim. Karşılık vermedi. Ama haklıydı. Ben de onun kadar güzel olsam, bana karşılık vermezdim sanırım. Eve çıktım ayaklarımı sürüye sürüye. Gitmeden önce annemin attığı ve hala aynı yerinde duran Jamie’yi alıp doğru kendi odama gittim. Pencerenin önüne çektim sandalyemi, her zamanki gibi hayal kurmaya başladım. Bana küs olan Jamie ile birlikte, o kızda benim gördüklerimi görmemeleri için Allah’a dua ettik. Ki görmedikleri de açıkça ortadaydı, görmüş olsalardı bana biraz da gözlerinden bahsederlerdi. Ya da onu görünce sarhoşa döndüklerini anlatacakları yere, göz göze gelince üzerlerinde biriken o saf hoşluktan bahsederlerdi.</p>
<p>Çok sonra öğrendim Sevde imiş adı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12377-2/">Metehan V Sevde #4 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12377-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12377</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Dec 2017 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Tekbilek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12063</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zamana, sevgiliye, güzelin vuslat kokusuna nasıl hasret kalınırsa, öyledir aşk içinde aşktan ölmek… Sabah ezanında okula gittiğim günlerden kalmayım, saba makamında içli içli ağlamaktayım… Annemin şefkatli elleriyle saçımı okşadığı, alnıma kondurduğu sıcacık buseyle gözümü açtığım hatıralarımdayım. Ne kadar yaş aldığımı unutacak kadar uzun yaşadım kendimce… Ha bir gün eksik ha bir gün fazla dert edecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Zamana, sevgiliye, güzelin vuslat kokusuna nasıl hasret kalınırsa, öyledir aşk içinde aşktan ölmek…</strong></em></p>
<p>Sabah ezanında okula gittiğim günlerden kalmayım, saba makamında içli içli ağlamaktayım… Annemin şefkatli elleriyle saçımı okşadığı, alnıma kondurduğu sıcacık buseyle gözümü açtığım hatıralarımdayım. Ne kadar yaş aldığımı unutacak kadar uzun yaşadım kendimce… Ha bir gün eksik ha bir gün fazla dert edecek değilim bunca zaman sonra. Yaşadım yaşayacağım kadar, ölüm gelse şimdi alıp götürse beni neden diye sormam bile… Bir gün, uykumdan uyanmadan şuracıkta gözümü açamazsam kimse bulamayacak cesedimi günlerce… Her sabah kapımı tırmalayan kedilerin miyavlamalarından  bıkan konu komşu akıl ederse, işte belki o vakit bir omuz atıp bizim emektar ahşap kapıya girerler içeriye. Bulurlar beni bir köşede&#8230;</p>
<p>Dedemden kalma bu evden başka hiçbir yerde yaşamadım ben. Bilmem başka evlerin tuvaletlerini, banyolarını. Kendimi bildim bileli bu mutfakta yemek pişer. Bu duvarlara sinmiştir yemek kokuları. Anamın sarmaları, nenemin külbastıları… Bayramların has tatlısı kalburabastı… Başka evlerde el açma baklava pişerdi ama bizde illa kalburabastı. Dedem şerbetli tatlılardan bir tek onu severdi rahmetli. Vişne likörünü günler öncesinden hazır ederdi nenem, kristal minik kadehlerde ikram ederdi annem kendi elceğizleriyle ördüğü dantelli gümüş tepside, gül lokumunu da hiç eksik etmezdi yanında. Kalburabastıları likörden sonra sunardı misafirlere, ince kalem topuklu ayakkabılarıyla şu gördüğün ahşap merdivenlerde annemin ayak sesleri yankılanırdı…</p>
<p>Evin tek torunu olduğum için bayramlarda bayram yapardım harbiden ha… Gıcır gıcır rugan ayakkabılarımla, içi yelekli ceket pantolon takım elbisemle, gömleğe uygun papyon takardık mutlaka. Yalnızca ben değil ha, babam, dedem, amcalarım… Onların ellerinde ince bir baston şemsiye olurdu.  Yürüyemediklerinden değil, o zamanın şıklığından. Vaktin modası işte… Eski fotoğrafları gösterirdim sana ah bir bulabilseydim nerede olduklarını…</p>
<p>Sen şimdi röportaj istiyordun benden değil mi? Soru soracaksın ben cevaplayacağım ha… Bir kahve yapaydım sana, istemez miydin? Bu eve misafir gelmeyeli öyle uzun zaman oldu ki, heyecanlandım bak, elim ayağıma dolandı. Hasretim ben insan sesine. Şu duvarlarla konuşurum, hayalleri canlanır koşar gelir gözümün önüne. Gevezelik edersem sustur beni emi. Konuşmayı unuttum, bazen kelimeleri bile hatırlamıyorum, bilir misin bu ne demektir?</p>
<p>Sesimi kayda alıyorsun ha… İyi ediyorsun, ben göçüp gittiğim vakit bir seda kalsın bari benden geriye. Kahveleri içerken bir cigara tüttürsem rahatsız eder miyim seni? Benim de tek keyfim bu işte… Hadi sen sor sorularını…</p>
<p>Ha… Kimden duydun o hikâyeyi, köşedeki bakkal mı söyledi? Kızardı yanakların. Olsun söylesin. Adım meczuba çıktı doğup büyüdüğüm bu mahallede. Aldırmıyorum artık, umurumda değil kim ne diyorsa desin. Kahveye de çıkmıyorum, dinazor diyorlarmış bana. Yüzüme söyleyemiyorlar ama arkamdan alay ediyorlarmış. Neymiş bir kıza âşık olmuşum da hiç evlenmemişim falan? Kime ne? Bu mu yani beni dinazor eden?</p>
<p>Sen yazardın değil mi hanım kızım? Bunları aynen yaz böyle. Ne olur benim için. 70’i çoktan geçtim. Sustum bunca yıldır hiç kimseye bir şeycik demedim. Efendilik bende kalsın diye. Ama artık canıma tak etti yeter!</p>
<p>Adını hiç söylemedim sevdiceğimin. Kâğıtlara yazardım ilk zamanları, sonra bir gören olur diye yaktım onları bizim teneke sobada. Ona yazdığım bütün şiirlerle birlikte kül olup gittiler. Ben de çok istemiştim yazar olmayı. Ama bizimkiler illa devlet kapısı dediler, memur yaptılar beni. İyi ki öyle yapmışlar, muhtaçtım yoksa şimdi bir lokma ekmeğe…</p>
<p>Bir kez bile peşinden gidip yanına ona “seni seviyorum “demedim. Ama o biliyordu, o da beni seviyordu biliyorum bunu. Adımın Nusret olduğunu bildiğim gibi… Böyle şeyler söylenmez, ama şu yürek var ya o hisseder. Âşıklar arasında gizli bir köprü, bir yol vardır. Gönülden gönüle bir muhabbet hasıl olur ki bunu Cenab-ı Hak’tan gayrısı bilmez. Bir sevda dile gelirse çabuk biter. Bak bunu iyi belle. Sevgi de, aşk da, muhabbet de gizlidir. Dökülmez öyle orta yere çingene bohçası gibi. Bu yüzden dinazor diyorlar işte bana… Meczup, deli, divane… Desinler, öyleyim. Onlar akıllı olsunlar ben deli olayım. Razıyım. Hadi sen sor şimdi ben söyleyeyim.</p>
<p>Çocuktum daha, 17’sinde ha var ha yoktum. Bu mahalleden değildi benimki. Ama teyzesigillere sık gelip giderdi. Adını söylemem, isteme benden. Hala yaşıyor biliyorum, hissediyorum bunu. O yüzden çıkmadım hiç bu evden. Gitmedim başka bir yere. Beni aramaya geleceği günü bekliyorum hala özlemle…</p>
<p>Gözlerin yaşlandı. Mendil vereyim ister misin? Bak, elleriyle işlemişti bu mendili. Gördün mü? Bana kendi verdi. Hiç ayırmadım koynumdan. Mendil ayrılık derlerdi eskiler, doğrudur. Biliyordu kavuşamayacağımızı. Beşik kertmesi vardı, başı bağlıydı kundaktan. Siyah saçlarının örüklerine gizleyip ela gözlerini, elime tutuşturmuştu alelacele bu mendili… Hiç ayırmadım yanımdan. Yarenlik ederim bunca yıldır, konuşurum mendille arada sırada. Baş harflerimizi bir kalbin içine işlemiş bak… Kırık, yarım bir kalbin içine… O kalp kırık kaldı gizliden gizliye bunca sene…</p>
<p>Kahveni soğutma, şimdi bir lokum olsa yanında iyi giderdi dimi. Nerdeeee bir resmi olsa bende başka ne isterdim Allah’tan. Kendisi İstanbul’da doğmuştu ama ailesi dışarlıklıydı. Aşiretti senin anlayacağın. Bu bir evin bir kızı, tam yedi tane abisi vardı. Güzelliği dillere destan… Mahcup gözleri hep ağlamaklıydı, kaderine boyun eğmiş bir kurbandı zavallı… Bendeki de ne şans değil mi? Öyle demişti gözü yaşlı anneciğim. Elime mesleğimi alıp, vatan hizmetim bitince kız bakmıştı bizimkiler uzun bir süre. Hiç birini istemedim. Annem bir sabah yatak ucuma gelip, “bir sevdiğin mi var” demişti. Yalan söyleyemedim anneciğime, anlattım bir bir… İşte o vakit, “ne şans varmış bizde de” demişti. Hiç ses etmemişti. Ama içinde bir umut belki bir gün seveceğim bir kız bulurum diye hep beklemişti. Annemin başka çocuğu olmamış. Bu yüzden çok düşkündü bana. Rahmet olsun, yıllarca hep bana o baktı. Hiç büyümemişim gibi, kahvaltımı önüme getirdi her sabah… Gözünden sakınırdı beni. Öyle içki, kumar kötü kadınlar hiç girmedi hayatıma. Dairede birkaç hanım arkadaşım olmadı değil. Ama onların hiç birini yakıştıramadı bana annem. Ben de hiç üstelemedim. Onun sevmediği bir kıza yan gözle bile bakmadım. Bir dediğini iki etmedim, anneciğimin. Şu camın önündeki pencereden dışarıyı seyrederken 90 yaşında kuş olup uçtu melek anneciğim…</p>
<p>Alışamadım onun yokluğuna, burda öyle hatıralarla yaşayıp giderim.</p>
<p>Ne mi oldu, ha o mu? Evlendi tabi beşik kertmesiyle, teyzesinden aldık haberleri. Teyzesi annemle yakın görüşürdü. Bir oğlu vardı benden birkaç yaş büyük. Mahallede top falan oynardık. Bizim buralarda meyhane çok ya pek salmazdı annem beni dışarıya. Serseri takımına bulaşmayayım diye. Ama top oynamaya çıkardım arada sırada. İşte bu Muzaffer abi de gizliden âşıkmış bizimkine. Evet! Şaşırma kuzeni tabi ne olacak ki. Aşiret diyorum sana, bizde de pek olmaz gerçi kuzenler kardeş gibi büyürler. Ama onlarda öyle değil. Neyse sözü uzatmayalım. Muzaffer abi de istemiş evlensin. Kabul etmemiş babası, neden sözlü diye beşik kertmesiyle…</p>
<p>Ya işte böyle… Kaç sene mi oldu? 60 sene olmuştur herhalde. Kimse kalmadı benden başka eskilerden bu mahallede. Bir sürü ıvır zıvır insan doldu. Onun için hiç çıkmıyorum artık evden dışarıya. Bakkala haber salıyorum, çırağıyla gönderiyor bana ne istersem. Hepsiyle kavgalıyım bütün konu komşuyla. Ne edep biliyorlar ne erkân. Görgü, terbiye sıfır… Hele o çocuklar, hiç sorma hiç… Kavga, gürültü bir yandan, pislik başka bir yandan… Çöpleri sokağa bırakıyorlar, belediye koymuş oraya ne güzel konteyner dimi. Yok bunlar illa sokağa bırakacaklar çöplerini. Kedi köpek eşeliyor torbaları, yazın cam açamıyorum sivrisinekten…</p>
<p>Hiç görmedim mi kimi, bizimkini senin aklında onda kaldı ha… Benden betersin. İyi ki hanımsın yani. Ne bileyim ben öyle. Ha sen aşk hikâyesi yazıyorsun da ondan öyle mi? Deminden beri söylesene ne konuşturuyorsun beni boş boş.</p>
<p>Gördüm evlendikten sonra geldi buraya. Bakırköy’de bir yerde oturuyormuş. Şu köşe başında karşılaştık. Yüzü solgundu. Anladım ki mutsuzdu. Ela gözlerini kaldırıp bir bakışı vardı bana, işte o bakış beni hem yaşattı bunca yıl, hem öldürdü o anda…</p>
<p>Çıkıp gelecek diye bekliyorum hala, bu pencerenin kenarında. Taşınamadım işte bu yüzden mahalleden… Bir gün gelir de beni bulamaz burada diye. Ölüm beni alıp götürmeden önce bir kerecik daha yüzünü göreyim isterim, üflesin  nefesini boynuma&#8230;</p>
<p>Anladın mı şimdi hikâyeyi. İyi o vakit hadi git yaz şimdi…</p>
<p>İlham Kaynağı : Ömer Faruk Tekbilek ve Hasret</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/-7z4TC2sD98?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12063</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #3 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12281-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12281-2/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 05:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12281</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben Metehan… 5-A sınıfında yaz tatili dönüşü yapılan muhabbetlerin kayıp çocuğu. Bu yüzden hep utanç duymuşumdur. O muhabbetlerin içinde olmak isteyip bir türlü olamamışımdır. Daha doğrusu geçen seneye kadar öyleydi. Geçen sene anneme gidip anlattım bu durumu; “Arkadaşlarımın hepsi bahsediyor, ben sus pus oturup gittikleri otellerin havuzlarında keyif yapıyorum.” dedim. Babamla konuşmuş hemen, ertesi gün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12281-2/">Metehan V Sevde #3 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Metehan… 5-A sınıfında yaz tatili dönüşü yapılan muhabbetlerin kayıp çocuğu. Bu yüzden hep utanç duymuşumdur. O muhabbetlerin içinde olmak isteyip bir türlü olamamışımdır. Daha doğrusu geçen seneye kadar öyleydi. Geçen sene anneme gidip anlattım bu durumu; “Arkadaşlarımın hepsi bahsediyor, ben sus pus oturup gittikleri otellerin havuzlarında keyif yapıyorum.” dedim. Babamla konuşmuş hemen, ertesi gün müjdeyi verdi. Annemi bir kez daha sevmiştim bu yüzden. Üzülmeme dayanamaz. Yani en azından genelde öyle olur…</p>
<p>Ben hayatımda ilk kez geçen sene kendi valizimi hazırladım. Valiz dediğime bakmayın siz; okuldaki sırtdaş ve sırdaşımı aldım yanıma, okul çantamı. Çünkü evde bir tane valiz vardı ve onda da annemle babamın eşyaları olacaktı. Büyümüştüm artık, eşyalarımın onlarla aynı yerde bulunması yakışık almazdı. Hem sanırım kızlar ana kuzusu gibi görünen çocuklardan hoşlanmazdı, eğer onlarla aynı valizi kullanırsam bir ana kuzusu gibi görünecektim.</p>
<p>Gideceğimiz yerin adını dahi bilmiyordum ama Akdeniz Bölgesinde bir yerdi. Yolculuğa çıkmadan önce babamla yolculukta dinlenip eşlik edilmek üzere hazırlanmış 18 şarkılık bir cd oluşturduk. İçinde annemin en sevdiği grup Ayna’dan tutun da Özay Gönlüm’ e kadar her türden müzik vardı. Ben bu yüzden ailecek arabayla yaptığımız yolculukları çok severim. 11 yıllık hayatım boyunca şarkılara eşlik edebildiğim tek yer bizim arabanın arka koltuğu olmuştur çünkü. Seviyorum bizim arabayı. Kimse kimsenin sesiyle ilgilenmez hem de, herkes bağıra bağıra şarkı söyler. Ha bu arada bizim arabanın arka koltuğu dedim diye sakın önce oturamadığımı düşünmeyin. Babam önde oturmam için 47 kilonun üzerinde olmam gerektiğini söyler. Ben de bayağı bayağı 47 kilonun üzerindeyim. Yani artık ön koltukta da oturabiliyorum. Yalnızca önde otururken şarkılara eşlik edemiyorum. Çünkü önde oturanın görevi şoföre yardım etmektir, şarkı söylemek değil. Ayrıca annem bilmiyor henüz benim önde oturduğumu. Bu, babamla aramızda küçük bir sır. Annemin bilmemesi gerek.</p>
<p>Her neyse yola çıktık işte eninde sonunda, taktık CD’mizi ve yolculuğa başlamadan önce evde yerimde duramamama sebep olan heyecanım dindi sonunda. İlk kez bu kadar uzağa gidecekmişiz annem öyle söylemişti. O yüzden de yanına benim külotlarımdan bir sürü aldı. Yolda bir şey olur, üstüme bir şeyler dökerim diye… Ben biliyorum ama o geceleri altıma kaçırırım diye korkuyor yine. Onlar geçen senede kaldı. Hepsi hem de, amcamların arabasına işemiş olmam da…</p>
<p>Annemin şarkıya eşlik ettiği kadife sesiyle uyandım. Ayna’nın Akdeniz şarkısını söylüyordu gene. Yüzüme çarpan rüzgar hemen beni kendime getirdi ve dışarıyı izlemeye başladım. Kıvrımlı yollardan geçiyorduk, virajlı yani… Yüksek bir tepeye çıktık ve temiz hava almak için biraz da babam kendini toparlasın diye uçurumun kenarına çektik arabamızı ve denizi seyretmeye başladık. Annem yolculuğa çıkmadan önce poşete koyduğu salatalıklardan verdi birer tane bize. Bir tanesi kesmedi, ikinciyi istedim… Birden gözüm gökyüzündeki bulutlara ilişti. Güneş, masmavi gökyüzündeki  sık bulutların arasında bulduğu küçük aralardan süzülüyordu. Ve denize düşüyordu. Hoş denize yaklaştıkça belirsizleşiyordu o ışık demeti ama olsun. “Baba fotoğraf makinanı alabilir miyim? Bir fotoğraf çekmek istiyorum.” Aldı arabadan ve bana verdi. Bulutları ve boşluklardan süzülen güneş ışığının fotoğrafını çektim. Çok büyüleyiciydi.</p>
<p>Arabaya bindik ve yola devam ettik. Ben yol boyunca babamın fotoğraf makinasındaki çektiğim fotoğrafa baktım durdum. Sürekli hayal kurdum. Aralarından en güzeli, dünyadaki bütün insanları o bulutların üzerine taşıdığımdı. Herkes oradaydı! Sanki bir piknik alanında çimlerin üzerinde keyif çatan insanlar gibi…</p>
<p>Bu sene ise okulun ilk günü babamdan fotoğraf makinesini istedim, arkadaşlarıma çektiğim fotoğrafı gösterecektim. O ilk gün muhabbetlerine katılacaktım ilk kez ve daha önce bir şey için hiç bu kadar sabırsızlanmamıştım. Umursamazca “Ben onları sildim Metehan.” dedi. “Boşuna götürme…” Babama öylece bakakaldım ve gözlerim doldu. Tabi o televizyonda haberleri izlediği için göremedi. Yine odama gittim ve oturdum pencerenin başına. Bu sefer yalnızca karanlığı izledim. Sevde’nin gözlerindeki gibi bir karanlığı değil… Korkunç karanlığı… İşte babamdan bu yüzden nefret ediyorum!</p>
<p>(…)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12281-2/">Metehan V Sevde #3 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12281-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12281</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Dec 2017 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12071</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun yıllar oldu, yolum Firuzağa yakınlarına düşmedi hiç Bay Lee. Dolayısıyla, plak dükkanınızdan haberdar değildim ve adınızı da düne dek hiç duymamıstım. Gazetedeki o resimde,dizlerinizin üzerine çökmüştünüz, başınız öne eğik, ağlıyordunuz.Resminize baktım dakikalarca ve &#8220;bizi&#8221; gördüm Bay Lee.&#8221;Bizim&#8221; gibi olmayanlardan,bizim gibi düşünüp, bizim gibi davranmayanlardan , &#8220;biz&#8221; hiç hoşlanmayız.Bizimle aynı düşünce ve davranış kalıplarında olmayanları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllar oldu, yolum Firuzağa yakınlarına düşmedi hiç Bay Lee. Dolayısıyla, plak dükkanınızdan haberdar değildim ve adınızı da düne dek hiç duymamıstım. Gazetedeki o resimde,dizlerinizin üzerine çökmüştünüz, başınız öne eğik, ağlıyordunuz.Resminize baktım dakikalarca ve &#8220;bizi&#8221; gördüm Bay Lee.&#8221;Bizim&#8221; gibi olmayanlardan,bizim gibi düşünüp, bizim gibi davranmayanlardan , &#8220;biz&#8221; hiç hoşlanmayız.Bizimle aynı düşünce ve davranış kalıplarında olmayanları dışlamakla kalmayız, dövebiliriz, hatta ölmekten bile beter edebiliriz.Dünyanın en hoşgörülü dinine mensubuz ama, &#8220;olmazsa olmazlarımıza&#8221; denk geldiğinde,Allah yaratmış&#8221; demeyiz,ona göre!! .Ama bir de diğer -ve hala çoğunlukta olduklarına dair umutların saklı tutulduğu- bir &#8221; biz&#8221; daha var,bizden içeri.İste o &#8220;biz&#8221;, herkesin kendisi olma ,başka yaşamlara ve başka inançlara saygı duyarak yaşama ilkesine yürekten bağlı olanlarca oluşturulmaktadır.&#8221;Bizce&#8221;, herkes kendinden sorumludur.Hiç  kimsenin inandıkları, seçimleri ve tercihleri nedeni ile dışlanıp şiddet görmesi, kabul edilemez. Bir baskasının  davranışından rahatsız olsa da  can acıtmayı,incitmeyi aklından bile geçirmez.O &#8220;bize göre&#8221; ; yaşam hakkı ve inançlar kutsaldır. Dayatma,diretme,şiddetle kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmak,  akıldan bile geçirilmez. Dükkanınızda dün akşam,yabancı bir topluluğun konseri internet ortamında dinlenirken ve dinleyicilerin çoğu yabancı iken yaşanmış o saldırı. Şiddet ve kaba güçten uzak bir kültüre mensupmuşsunuz Bay Lee. İnanın &#8220;bizler de&#8221;, kaba kuvvetten hiç hoşlanmıyoruz, hatta coğu kez  ürküyoruz ve korkuyoruz.&#8221;Biz hala, insanların konuşarak anlasabileceğine, şiddetin yerini,sakince konuşarak uzlaşmanın alabileceğine,&#8221;düşüncenize katılmıyorum,ancak farklı görüşünüzü ifade edebilme özgürlüğünüzü sonuna dek savunurum&#8221; cümlesine inananların çoğunluğu oluşturduğuna inanmak istiyoruz. Dükkanınızı tümüyle kapatmadığınızı umuyorum.Dilerim, dükkanınıza zarar veren &#8221; öteki biz&#8221; yüzünden, ülkenize dönmeyi düşünmezsiniz. &#8220;O bizi &#8221; bağıslamayın, bağışlamanız, &#8221; bizi&#8221; o tür davranışlardan vazgeçiremez çünkü. Ama, resimdeki gözyaşlarınızın üzüntüsünü, yürekten hisseden, aslında olayla hiç ilgisi olmayan, bugüne değin,hic bir canlıya el kaldırmayı aklından bile geçirmemiş &#8220;bizlerin&#8221;, içten özürlerini kabul edin, &#8220;görün akan gözyaşlarımızı ve bizi affedin&#8221; Bay Lee&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12071</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 07:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Farjad]]></category>
		<category><![CDATA[Robabeh Jan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12060</guid>
				<description><![CDATA[<p>Irakta bıraktım yarımı. Yaramdan yar sızar, Yar sızım, Yarın sızı. Yar yuvasız kanadına tutunduğum. Serçe parmağı kırık sırça kuşumun, Tükendi yüreğimin kırıntıları. Kıyısındayım benden kalan son umudumun. &#160; Bırakın damlasın kanım, Kandığım zamanlar kadar sızım. Sızıyorum canına an be an&#8230; Ansızın bir damla sıçrıyor kanımdan, Büyüyorum içre halka halka anılarından, Issızlığım çınlıyor kulaklarımdan… Yarsızım, Yarınsızı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Irakta bıraktım yarımı.</p>
<p>Yaramdan yar sızar,</p>
<p>Yar sızım,</p>
<p>Yarın sızı.</p>
<p>Yar yuvasız kanadına tutunduğum.</p>
<p>Serçe parmağı kırık sırça kuşumun,</p>
<p>Tükendi yüreğimin kırıntıları.</p>
<p>Kıyısındayım benden kalan son umudumun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bırakın damlasın kanım,</p>
<p>Kandığım zamanlar kadar sızım.</p>
<p>Sızıyorum canına an be an&#8230;</p>
<p>Ansızın bir damla sıçrıyor kanımdan,</p>
<p>Büyüyorum içre halka halka anılarından,</p>
<p>Issızlığım çınlıyor kulaklarımdan…</p>
<p>Yarsızım,</p>
<p>Yarınsızı,</p>
<p>Yarım yardan aşağıya kaydı…</p>
<p>Yürüyordun. Yürümeye doyamıyordun. Aşınmazdı yollar yürüdükçe, biliyordun. Sen ki daha çok aşınıyordun yollardan. Attığın adımlarla parçalanıyordun zamandan. Atmadıklarını sırtına yüklüyordun. İnatla, yüklerinle yürümeye devam ediyordun. İncinmiş anılarını ayıklıyordun belleğinden. Bir yandan, yana açılmış kanatlarını yolan bir kartal gibi arınıyordun eskiyen kusurlarından. Yaşın 40’ a gelmişti. Küllerinden doğan Anka kuşu misali ikinci bir hayatı bahşeden Yaradan’a şükrediyordun. Ya şimdi ya hiçbir zaman diyerek gaganı taşlara vura vura parçalıyordun kimsesiz dağların zirvesinde. Bekliyordun sabrın kuşağını bağlayarak yaralarına, aç bil aç tek başına… Yeni gagan çıkmaya başlayınca, eskimiş pençelerini söküyordun yerlerinden… Çektiğin acılar dayanılmazdı. Sen dayandın, hiç kimseye sırtını dayamadan. Seni öldürmeyen acı güçlü kılardı. Gücün inancındaydı. Gönlünün kanatlarının altındaydı yolunu ışıtan. Yoldun işe yaramaz, eskimiş ne var ne yoksa elinde olanları… Bekledin çıksın diye tertemiz başkaları…</p>
<p>Yürüyordun. Yürümeye doyamıyordun. Aşınmazdı yollar yürüdükçe, biliyordun. Kulağındaki melodi seni nereye götürürse o yöne doğru yürüyordun. Dağ yollarına sapıyordun istemsizce. Hiç kimsenin girmeye cesaret edemediği yarlara doğru ilerliyordun.  Düşmek, bir daha ayağa kalkamamak vardı serde, sen yürüyordun inanarak işittiğin içindeki o sese…</p>
<p>Bir gün sarp kayalığa rastladın. Aldırmadan yükseklik korkuna çıkmak istedin zirvesine. Başındaki bulutlar cezbediyordu seni mavi gökyüzünün üzerinde. Gel dercesine elini uzatıyordu… Haleli doruklarından büyülenmiş bir halde sana göz kırpıyordu. Kim bilir manzara nasıl da güzel görünüyordu oradan. Yavaşça tırmanmaya başladın, dikkatliydin hiç olmadığın kadar.  Canını yakmamaya kararlıydın. Sanki seni beklemiş gibiydi sarp kayalıklar. Kolayca tırmandın, ortasına gelince soluklanmak için mola verdin kendine. Manzaraya bir göz atmak istiyordun, ölesiye merak ediyordun. Bunca zahmetin ceremesini almak istiyordun bir an önce… Sırtını kayalıklara dayadın, ilk kez yaslandın birine. Hayatında hiç bu kadar yükseğe tırmanmamıştın. Şaşırdın cesaretine, övündün yapabildiklerinle. Yüzünü döndün manzaraya büyük bir iştiyakla. Bir de ne göresin! Sıradan, alabildiğine soluk, düzlükte kalmış kurak bir yayladan başkası yoktu karşında&#8230; Sen hiç bilmediğin bir diyarı düşlemiştin oysa. Denizi görmeyi umuyordun uzaktan bile olsa, çağlayanları, yemyeşil ovaları, ovalarda otlayan kuzuları, bin bir renkli kır çiçeklerini… Beklediğin cennet bu değildi.</p>
<p>Çektiğin bunca zahmete değecek bir güzellik yoktu, kandırmıştın kendi kendini… Daha yükseğe tırmanmak faydasızdı artık. Zirvesine çıksan ne yazardı, orada en tepede yaşayamazdın, kanatların yoktu uçamazdın. Kendini kartal sanmaktan vazgeçme zamanıydı artık&#8230; Gerçeklerle yüzleşmenin acını hissettin, sızladı için… Kızdın kendine ölesiye. Şimdi aşağıya inmek daha da zor olacaktı. Yorulmuştun, açtın, susuzdun, gücünü kaybediyordun, inancını yitiriyordun. Zirveye çıkmak kolaydır her zaman inmekten, biliyordun. Bir anda gözün karardı, yükseklik korkun seni çepeçevre sarmalamıştı. Tutunduğun, sırtını dayadığın, güvendiğin kayalık ufalanmaya başladı. Başına taşlar düşüyordu tepeden, ayağının altındaki toprak kayıyordu…</p>
<p>Gözünü açtığında yerde yatıyordun, başını kaldıramıyordun ağrıdan. Üstün başın kan içindeydi. Diken tarlasındaydın. Ayağa kalkmak için ellerini kullandın, kanadı bütün parmakların. Tırmandığın sarp kayalıklar, güvendiğin dağlar seni aşağıya atmıştı. Hem de koskoca bir diken tarlasının üzerine. Öfken acını geçmişti. Vücudunun her zerresi kan içindeydi, dikenler ayaklarına batıyordu sen yürümek istedikçe. Biri görse bu halde seni, bir kirpiye benzetirdi. Yaşamak arzusu acını yendi, kendini kurtardın diken tarlasından. Temizlemeye başladın vücudundaki dikenleri. Bağıramıyordun bile, kendine kızıyordun delicesine. Kendi düşen ağlamazdı, ama sen ağlıyordun acıdan, öfkeden, hırsından, utancından… En çok da utancından ağlıyordun… Kendini düşürdüğün durumdan, zedelenmiş gururundan, kaybolan hayallerinden, yitip giden onca zamandan…</p>
<p>Her şeyin bir şifası vardı oysa. Bu can bu tende durdukça şifa sana gelecekti hiç beklemediğin bir anda&#8230; Yeter ki sen bil kendini, nefsinin oyunlarından kurtul. Övünme tavus kuşu gibi, arada bir ayaklarının çirkinliğini gör de, böbürlenme kanatlarının güzelliğiyle…</p>
<p>Bir su sesi duydun uzaktan, kanayan ayaklarınla son gayret yüzünü çevirdin sesin geldiği yöne. Bir çağlayandı bu kendi kendine akan, ırmak olup taşan… Seni çağırıyordu, belli ki denize doğru gidiyordu. Canının acısıyla, susamışlığınla koştun kalan son gücünle ırmağa. Kana kana içtin billur sudan, kanayan yaralarına sürdün şifalı sudan. Yanan bağrına merhem oldu, soğuttu yüreğinin yangınını. Atıverdin kendini suya, bıraktın suyun akışına… Su her damlasıyla yaralarına şifa oluyordu. Alıp götürüyordu seni gittiği yere. Güneşin ateşinden, toprağından dikeninden koruyordu seni… Sadece akıyordu… Kendini akışa bırakanları deryaya taşıyordu.</p>
<p>Katre olanlar bilmezler ateşi, külü, dumanı. Acıyı, derdi, gamı, tasayı… Varsa yoksa ummana varmaktır emelleri. Ummanda yok olup ummana karışmaktır. Katre, dokunduğu yere şifa olandır. Katre bilmez bile katre olduğunu, ummanın içinde umman olmaktır katrenin sonu…</p>
<p>Esin kaynağı; içteki melodi Farid Farjad / Robabeh Jan</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ISnf0jda6zQ?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12060</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #2 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11933-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11933-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Dec 2017 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11933</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben Metehan.. Günlerden bir gün annemle birlikte yemek yapıyorduk. Ben annemle birlikte bir şeyler yapmayı çok severim. O işten, pazardan ya da günden gelir. Oturma odasında oturmuş televizyon seyrederken mutfağa giriştiğini duyar koşarım yanına. &#8220;Yardım edilecek bir şeyler var mı anne?&#8221; derim. Genelde &#8220;Yok&#8221; der, üzülerek geri dönerim televizyon izlemeye. Sanırım yaptığım başka pek bir şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11933-2/">Metehan V Sevde #2 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Metehan..</p>
<p>Günlerden bir gün annemle birlikte yemek yapıyorduk. Ben annemle birlikte bir şeyler yapmayı çok severim. O işten, pazardan ya da günden gelir. Oturma odasında oturmuş televizyon seyrederken mutfağa giriştiğini duyar koşarım yanına. &#8220;Yardım edilecek bir şeyler var mı anne?&#8221; derim. Genelde &#8220;Yok&#8221; der, üzülerek geri dönerim televizyon izlemeye. Sanırım yaptığım başka pek bir şey de yok. Çoğunlukla beni başından savmak için söylediğini düşünürüm. Çünkü birlikte yemek yaparken bana &#8220;Çık ayağımın altından&#8221; der sürekli. Moralim bozulur tabi ki ama olsun, ben annemi çok severim.</p>
<p>Bu sefer salata yapmak benim görevimdi. Enfes bir marul salatası yapacaktım ve bütün ahali parmaklarını yiyecekti. Ben yemek yaparken o kadar mutlu olurum ki, kendimi bu konuda dünyanın en iyisi gibi hissederim. Hatta evde kimse yokken, kendime yapacaksam, birden bizim buraların tostçusu Altan Abiye benzetirim kendimi. Bizim mutfak da &#8220;Altan&#8217;ın Yeri&#8221; olurdu. Yani &#8220;Metehan&#8217;ın Yeri&#8221;&#8230; Kendi kendime sipariş alır, hazırlar, sonra da afiyetle yerim. Hayalimdeki yeri açmışımdır yani kendime. Bir karışık, ketçaplı tost yapardım ki ünümü sağır sultan duymuştur. Aslında hep salçalı yapmak istemişimdir. Ama bizim evdeki salçaları annem hep yemek yaparken kullanır. Hiçbir zaman yemeklerin dışında yiyemedim o salçalardan.</p>
<p>Ben solağım&#8230; Bıçak tutmayı da pek beceremem. Bıçakla ekmek tahtasını birlikte kullanmak zaten hak getire&#8230; Yani en azından annem böyle söylüyor. Olsun ama zamanla öğrenebilirim kendi kendime. Annem zaten artık direktif vermekten sıkıldı. &#8220;Kendin nasıl rahat ediyorsan öyle yap. Önemli olan yaparken senin mutlu olman.&#8221; diyor bana. Yazı yazarken de öğretmenim sağ elle yazmam için baskı yapınca böyle söylemişti. Annemi gerçekten çok seviyorum.</p>
<p>&#8220;Mete!&#8221;</p>
<p>&#8220;Efendim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Kilerden soğan getirir misin?&#8221;</p>
<p>Annemin en sevmediğim özeliği bana Mete demesi. Benim adım Metehan! Ben de bunu ona söylemekten yoruldum. O yüzden bu durum canımı sıksa da artık boşverdim. Zaten önemli olan onun mutlu olması. Mutlu olmayacaksa neden ismimin sonuna “han” koymuş anlamış değilim.</p>
<p>Koşarak kilere ilerledim. Kapı dışındaki düğmelere basıp, ışığı açtım, sonra da kapıyı. İneyim dedim, ama olmadı. İnemedım…</p>
<p>&#8220;Annee! Işıklar yanmıyor!&#8221; Yanıma geldi. &#8220;Ampul patlamıştır, bağırma.&#8221; dedi ve aşağı indi. Peşinden bende indim. Yavaş hareketlerle devam ettim. Soğanların olduğu yere gittik. Dayanamadım, koşarak çıktım yukarı. Mutfakta annemi bekledim. Gelip &#8220;Hayrola niye döndün?&#8221; dedi gülümseyerek, soğanları soymaya başlamadan. Sustum. Beni kızdırmak için, &#8220;Ay korkmuş mu benim oğlum..&#8221; dedi. Bunu hep yapar. Eğer benim gibi 5. sınıfa gidiyorsanız, annenizin sizi kızdırmak için bir şey söylediğini bilmenize rağmen sinirlenirsiniz. Ya da en azından benim için öyle&#8230; Kızmıştım!</p>
<p>Gözlerim doldu. Belli etmemek için içeri gittim, odama. Oturdum camın kenarındaki sandalyeme güneşli havayı seyretmeye başladım. Odamın penceresinden bakarken yapabileceğim en doğru şey seyretmek oluyor. Ne hayal kurabiliyorum, ne başka bir şey. Benim odamın penceresi pembe renkli bir apartmana bakıyor. Ona bakarak hiçbir şey yapamıyorum. O apartmanı hiç sevmiyorum çünkü. Ne zaman iki apartmanın arasına top oynamaya insek arkadaşlarımla, ilk katta oturan teyze: “Gidin başka yerde oynayın.” diyor. Nasıl sevebilirim ki?</p>
<p>Güneş bir süre sonra pozisyon değiştirdi, yüzüme vurmaya başladı. Çektim perdeyi, yatağa attım kendimi. Yatmamla annemin kapıya gelmesi bir oldu. &#8220;Oğlum gel hadi yemek yapmaya devam edelim.&#8221; Soğanları kesmeyi yeni bitirmiş herhalde, burnunu çekiyordu.</p>
<p>&#8220;Hayır.&#8221; dedim, &#8220;Gelmeyeceğim.&#8221; Bir şeyler söyleyecekti ama susmadım. &#8220;Ben korkak değilim tamam mı? Sadece bizim kiler biraz korkunç. Normalde karanlıktan korkmam ben. Sevde&#8217;nin gözleri de karanlık ama parıl parıl parlıyor. Ayrıca gözlerine bakarken korkmuyorum. Mutlu oluyorum. Korkak değilim.&#8221; Sadece gülümsedi ve gitti. Neden bilmiyorum ama kıpkırmızı olduğumu hissetmiştim. Sanırım benim yaşımda sevdiğinizi söylemek biraz utanç verici bir şeydi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11933-2/">Metehan V Sevde #2 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11933-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11933</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Dec 2017 08:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Edip Baksı]]></category>
		<category><![CDATA[makam buselik]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar kırdı dalımı]]></category>
		<category><![CDATA[Selâhattin Erköse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12019</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hristo! Bugün geç kaldın mezeleri hazır etmekte! Benim gibi oldun sen de be barba! İçiyorsun ya işte, daha ne istiyorsun bre. Rakın önünde, peynirin, kavunun… Patladın mı? Öldün mü açlıktan? Ben senin karın mıyım da bağırıp duruyorsun bana bre… Ah… Angela ah! Şimdi yanımda olsan da, kokunu çeksem içime, ağlasam doya doya göğsünde… Zehir ettin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li style="list-style-type: none;">
<ul>
<li style="list-style-type: none;">
<ul>
<li>Hristo! Bugün geç kaldın mezeleri hazır etmekte! Benim gibi oldun sen de be barba!</li>
<li>İçiyorsun ya işte, daha ne istiyorsun bre. Rakın önünde, peynirin, kavunun… Patladın mı? Öldün mü açlıktan? Ben senin karın mıyım da bağırıp duruyorsun bana bre…</li>
<li>Ah… Angela ah! Şimdi yanımda olsan da, kokunu çeksem içime, ağlasam doya doya göğsünde…</li>
<li>Zehir ettin kadına hayatı bre, utanmadan bir de ağlasam diyor… Git bul karını da ben de kurtulayım senden, böyle her akşam her akşam… Yettin be Artin! Yettin bre…</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>“Meyhaneler kendini yitirmişlerin evidir” derdi, büyük büyükbabam… Doksanına geldiğinde bile hâlâ haminnemin özlemiyle ağlar, bağırırdı babama ‘ Beni meyhaneye götürün ‘ diye… Oysa haminnem onu bu sevdasından vazgeçiremediği için terk etmiş, iki oğlunu küçücük yaşlarında geride bırakıp kaçmıştı zengin bir tüccarın evine. Sonrasını kimse bilmiyordu…</p>
<p>İçmekten hiç vazgeçmeyen bu inatçı ihtiyara, dedem ve büyük amcam bakmışlar, evin sorumluluğunu küçük yaşlarına rağmen onlar üstlenmişler “Hiç baba bilmedik” derdi dedem. Kırım harbinden kaçmayı başaranlar, hayatta kalanlarla evlendirilmiş o zamanlar, dışarıya kız vermek istemezmiş tatarlar. Büyük büyükbabam 17’inde haminnem 15’inde falanmış evlendiklerinde. İki küçük çocuk, evcilik oynar gibi evlenmişler. Birlikte büyümüşler… Hafif çekik gözlüydü büyük büyükbabam, ilerlemiş yaşına rağmen dinçti, ayaktaydı. Kapılara sığmayan koca bir adamdı. Bir kere bile hastalandığını görmemiş hiç kimse. Başında kalpağıyla gezerdi kışları. Gözleri derin, uzak, bilinmedik bakardı. Öldüğünde elinde sigarası vardı. Annem fark etmese bütün evi yakacaktı. Çocuktum 8 yaşlarında falan. Uyuyor sanmıştık koltukta, ama o çoktan göçmüştü öteki tarafa… Pikapta şarkısı çalıyordu. Evin içi çınlıyordu… Müzeyyen Senar’ın sesinden…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/zK9IkNIbtUk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Kaç gecedir bu meyhaneye dadanır oldum. Bu koca adamı yâd etmeden duramıyorum nedense. Kanımda mı var yoksa git gide yaşlanıyor muyum? Büyük dedem gibi mi olacak benim de sonum. Çekiyor bir şeyler beni buraya? Dedem hiç içmezdi oysa. Babasına bakmaktan öyle çok çekmişti ki, rakının kokusu bile tutardı dedemi. Rahmetli ne rakı sofrasını ne de rakı sofrasında yapılan sarhoş muhabbetini hiç sevmezdi. Onu küçücük yaşında anasız-babasız koyan bu illetten adeta nefret ederdi. Çocuklarına da yasak koymuştu. Ne babam ne de amcam değil babalarının yanında, ondan ayrı bile içki içemezlerdi. Büyük büyük dedemin aksine, dedem uzun yaşamadı. Elli beşini göremeden göçüp gitti bu dünyadan. Küçükken geçirdiği zatürre peşini hiç bırakmamış, bedeni güçsüz kalmıştı. Babasının tam aksine büyüyememiş, ufacık tefecik, zayıf bir adamdı. “Tekne kazıntısıyım” derdi ama hiç şikâyet etmezdi kaderinden. Mütebessim yüzüyle kasap dükkânını tek başına çekip çevirirdi. Koca koca etleri o narin vücuduyla kaldırıp nasıl çengele astığına şaşardı müşterileri… “ Biz de tatar kuvveti var. “ derdi. “Güçlüklere alışkınız, yıkamaz bizi kolay kolay kahpe felek”. Bir gece ansızın gelen öksürükle çekip gitti sessiz sedasız bu olan bitene boyun eğen içe kapanık melek. Dilinde hep bu şarkı vardı…</p>
<p><strong><em>“Rüzgâr kırdı dalımı, ellerin günahı ne? Ben yitirdim yolumu yolların günahı ne? “</em></strong></p>
<p>Belki de hiç etmediği şikâyeti bu şarkıyla dile getiriyor, ama kimseler onun sesini duymuyordu. Hayatında bir kere bile ‘öf’, dememiş olan bu adam, kendini böyle avutuyordu… Kim bilir ailemizin kaderi belki de bu şarkıyla yazılıyordu.</p>
<p>Kafayı buldum herhalde… Kendi kendime sayıklayıp duruyorum. Oysa hala meyhaneci Hristoyla bir punduna getirip konuşamadım. Bu akşam konuyu açmaya kararlıyım, şu Artin’den bir kurtulabilsek, ortalıkda kimse yokken…</p>
<ul>
<li>Başka bir şey ister misin beyciğim?</li>
<li>Yok, ustam ellerine sağlık hiç bu kadar lezzetli Levrek yememiştim.</li>
<li>Afiyet olsun be, şu baş belası Artin olmasa ben sana daha ne güzel yemekler hazırlardım ama…</li>
<li>Olsun Bay Hristo, sen bak o deli adama, müşteri veli nimettir sonuçta…</li>
<li>Ne kadar Beyzadeymişsin bre, kalmadı senin gibiler bu muhitte… Buradan mısın yabancı mısın pek kestiremedim de?</li>
<li>Gözün ısırmadı mı bir yerden? Şöyle bir bak bakalım endamıma, belki tanırsın?</li>
<li>Yok bre çıkaramadım valla, eskisi gibi de görmüyor gözlerim zaten.</li>
<li>Ben Sancaktar’ın torununun çocuğuyum…</li>
<li>Hangi Sancaktar?</li>
<li>Anlatması uzun sürer bir fotoğraf göstersem sana? Şu kucağında çocuk olan adamı gördün mü? İşte o Sancaktar, kucağındaki de benim…</li>
<li>Vay… Tanıdım! Hiç tanımaz mıyım? San-cak-tar! Çok yıl oldu göçüp gideli be ya… Ah! Sen onun torunusun öyle mi?</li>
<li>Torununun çocuğu!</li>
<li>Bak şu Mevla’nın işine, bana uzun bir ömür verdi de bugünleri gördüm emi? Çok sevindim bre. Deden, yani büyük deden mert adamdı kim ne derse desin. İçerdi, doğru çook içerdi. Ama yürekliydi be yav… Bu meyhane bana babamdan kaldı. Sancaktar ki koca adam, kapıdan zor sığardı. Delikanlıydım o vakitler. Beni çok severdi rahmetli. “Babanı geçeceksin sen” derdi bana. İnsan sarrafıydı. Bir baktı mı adamın gözünün içine şıp diye çözerdi yüreğindekini. Ah! Sancaktar ağa. Öyle derdik biz ona. Ağa falan değildi ha. Onun ağalığı bir tek meyhanede sökerdi. Senin haminnen onu bırakıp gittiğinde yıkıldı koskoca adam, sanki ufaldı, cebine al götür… Okka yani. Çok sevmiş demek ki… Neyse girmeyelim böyle şeylere…</li>
<li>Girelim Hristo efendi. Eğer siz müsaitseniz girelim olmaz mı?</li>
<li>Anladım be çocuk ben seni… Şu Artin’in mezelerini hazır edip hemen geleyim. Dırdırlanmasın daha fazla.</li>
<li>Hadi sen bak işine ustam.</li>
</ul>
<p>Bu fotoğrafın çekildiği günü hayal meyal hatırlıyorum. Çok ağlamıştım çekilirken, korkmuştum herhalde. Bir adamın kapkara bir örtünün altına girip, bize boğuk sesiyle “gülümseyin” diye bağırdığını duyuyorum hâlâ. Üzerimize çevrilmiş ışıklar altında kan ter içinde kaldığımızı, çocukluğumdan kalan bu ilk fotoğrafı, aile fotoğrafımızı hiç unutmadım. Beni bağlayan bir şeyler var bu fotoğrafta. Babamın dik duruşu altına saklanmış annemin yüzündeki hüzün… Dedem sağ tarafta babamın hemen yanında onun babası değil de, oğluymuş gibi duruyor. Tebessümü hiç eksik olmayan yüzüne yapışmış adeta. Gözlerinin içi bile gülüyor. Büyük dedem azametli oturuşuna aldırmadan beni kucaklamış öylece duruyor. Övündüğü tek şey ben mişim gibi, benim için yaşamış onca yaşı sanki. Ben şaşkın, mahcup, bakıyorum mavi gözlerimle açılan bilmediğim dünyaya…</p>
<p>İçim sızlıyor nedensiz, balık burcu erkeğine özgü bir yangı gelip oturuyor yüreğimin tam ortasına. Yüreğim ağlıyor. “ Ne kadar sulu gözmüşsün sen de” demişti bana. “ Aşk maşk bunların hepsi palavra, yedik, içtik, gezdik, seviştik daha ne istiyorsun benden. Tapulu malın mıyım ben senin. Hadi herkes kendi yoluna.” Yolun başına varmadan daha köşe başında beni terk edip gitmişti. Tek bir kelime çıkmamıştı ağzımdan, öylece bakakalıp gidişini seyretmiştim. “Dur nereye”? Bile diyememiştim ardından…</p>
<ul>
<li>Geldim işte bre. Sonunda kalamarını pişirdim koydum önüne, beyin salatasını da yaptım, artık bir şey istemez herhalde. Tek başıma yetişemiyorum bre, bu da başımın etini yer her gece. Karısı Eftalya çekti gitti, dayanamadı kadın bunun eziyetlerine. Pek titizdir. Yemeği, ütüsü, evin içi derken kadın bir de her akşam burdan toplar götürürdü eve. Yazık taşımazdı sarhoşu, biz girerdik koluna, sonunda bastı tekmeyi çekti gitti…</li>
<li>Haminnem gibi öyle mi?</li>
<li>Haminnen çok güzel bir kadındı, Sancaktar Ağa gibi boylu poslu, sarışın mavi gözlü bir fidandı. O da öyle sırtlayıp götürürdü koca adamı. Bazı kere birlikte içerlerdi, haminnenin sesi bir güzeldi ki sorma. Bakma sen, o da âşıktı Sancaktar ağaya… Öfkeli adamdı deden. Öfkesinin önünde kimse duramazdı, bir boğanın önünde nasıl durulmaz, dedenin de önünde durulmazdı… İşte aynen öyle…</li>
<li>Haminnem de duramadı öyle mi?</li>
<li>Duramadı. Kim olsa duramazdı. Yoksa iki yavrusunu, canı kadar sevdiği kocasını ardında bırakır da gider miydi? Nerdedir, kimledir hiç bilinmedi… Bakma sen o çıkan dedikodulara, yok zengin bir herife kaçmış falan… Yalan! Uydurma! Paraya pula bakacak kadın değildi o. Her şeyi, kendini terk etti gitti. Sana bir sır vereyim mi? Ben âşıktım gizliden haminnene, ilk kez birine söyledim ha! Onca yıl sonra… Hiç evlenmedim. Evlenemedim. Bende bir resmi var bilir misin? Göstereyim ister misin? Ağlama bre, dur ağlama getireyim hemencik…</li>
</ul>
<p>Bu nasıl bir hikâye böyle! Haminnemin resmini göreceğim!</p>
<ul>
<li>İşte bak! Sen fotoğraf sandın be… Ha, değil! Ben çizdim onu hem kâğıda karakalemle, hem kalbime canımla bir… Mühürlüdür o günden beridir bu can bu tende bre… Demek bunca zaman beklediğim senmişsin çocuk… Böyle dediğimi kızma ha! Kendi torunum gibi gördüm seni… Değil mi ki Canfidanın torunusun, benim de torunumsun…</li>
<li>Canfidan mı? Cavidan değil miydi haminnemin adı?</li>
<li>Değil! O nüfustaki adı. Kırım harbinden sonra onca yolu yürüyerek gelmişler bu vatana. Onca çile… Burası hepimizin vatanı çocuk… Sen, ben, biz, hepimiz, biriz… Neyse konuşturma şimdi beni… Asıl adı Canfidan, burada olmuş Cavidan…</li>
<li>O biliyor muydu âşık olduğunuzu?</li>
<li>Biliyordu bence, ama hiç gelmedi dile… Zaten ben çocuktum o koca evli barklı, çocuklu kadındı… Hem de Sancaktar Ağa’nın kadını… Bizim ne haddimize… Bizimkisi öyle uzaktan, Mecnunun Leyla’yı sevdiği gibi…</li>
<li>Peki ya dedem o biliyor muydu?</li>
<li>Yok, kimse bilmedi bazen ben bile unuttum onu sevdiğimi. Bak şu camdan kapının dışında bir ağaç var gördün mü? Ben oyum işte… Yalnız Çınar! Benim kendime taktığım ad… Bazı adamlar öyledir, bilirsin… Yalnızdırlar, etraflarına baksan peh! Bissürü insan, ama onlar yalnız yaşar, yalnız ölüler… Bir başlarına taşırlar koskoca dünyayı da, hiiiiç ses etmezler. Sanırsın umursamaz, bencil, öfkelidirler… Ama aslında sadece yalnızdırlar… Yapayalnız&#8230; Dur şu babadan kalma tozlanmış gramafonu çalıştırayım, gerisini sana o anlatsın…</li>
</ul>
<p style="text-align: center;">Rûzgâr kırdı dalımı<br />
Ellerin günâhı ne<br />
Ben yitirdim yolumu<br />
Yolların günâhı ne</p>
<p style="text-align: center;">Hep yâr peşinden koştum<br />
Ben küstüm ben barıştım<br />
Kendim dillere düştüm<br />
Dillerin günâhı ne</p>
<p style="text-align: center;">Ne kış dedim ne bahâr<br />
İçtim sabâha kadar<br />
Erken ağardı saçlar<br />
Yılların günâhı ne.</p>
<p style="text-align: center;">Beste: Selâhattin Erköse<br />
Güfte: Fuat Edip Baksı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12019</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuğunun Dansı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Dec 2017 06:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12089</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söz uzar, ben çekileyim, beyim. Çay suyunu koydu. Çay tanelerini çaydanlığı boşalttı. Çaydanlığı ocağa koydu. 40 yaşlarındaydı. Karısı öldükten sonra yalnız yaşamaya başladı. Yalnızlığın tadını çıkaramazdı. Yalnızdı. Çünkü No me quitta pas şarkısını söylüyordu. Fransızcası iyiydi. Parasını çeviri yaparak kazanıyordu. Fransızca şarkıları severdi. Dalida sevdiği şarkıcıydı. Oturdu. Pencereden baktı. Her şey yalnızlık kokuyordu. Kırmızı kazaklı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/">Kuğunun Dansı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söz uzar, ben çekileyim, beyim. Çay suyunu koydu. Çay tanelerini çaydanlığı boşalttı. Çaydanlığı ocağa koydu. 40 yaşlarındaydı. Karısı öldükten sonra yalnız yaşamaya başladı. Yalnızlığın tadını çıkaramazdı. Yalnızdı. Çünkü No me quitta pas şarkısını söylüyordu. Fransızcası iyiydi. Parasını çeviri yaparak kazanıyordu. Fransızca şarkıları severdi. Dalida sevdiği şarkıcıydı. Oturdu. Pencereden baktı. Her şey yalnızlık kokuyordu. Kırmızı kazaklı adam, gözlerini ayıramadı. Adam sarışındı.</p>
<p>Gözleri kahverengiydi. Çay olmuştu. Çay bardağına köydeki iki şeker karıştırdı. Pencereye oturdu. Pencerede karısının hayalini gördü. Ruhu ona yaklaştı yanağına bir öpücük kondurdu. Uzaklaştı. Televizyonu yoktu. Telefon kullandı yazmayı severdi Sait Faik gibi yazmasaydım çıldıracaktım. Kaç gündür okuyan yazmamıştı. 40 gündür evden çıkmamıştı. Uzun zamandır yıkanmıyor. Saçlarını kaşımaya başladı. Her şair, yalancıydı. Tüm büyüler yasaklanmıştı. Ancak şair sözü müstesna.</p>
<p>Şizofrenik sancıların kıyısındayım,</p>
<p>Üzgünüm hastayım,</p>
<p>Sensiz yalnızım,</p>
<p>Notaların arasında boğuşmaktayım. Kağıdı bilgisayara geçirdi. Bilgisayarı kapattı ve saatini yatağın kenarındaki komidinin üzerine hocanın yanına koydu. Bir öyküyü hatırladı. Bir dergide okumuştu. Pek tanınmayan yazarın öyküsüydü. La Soledad, Yalnızlık&#8230; Onu okurken uykusu geldi.</p>
<p>Gözlerini yere indirdi. Rüyasında karısı pencereden gelen en güzel elbisesi ile karşısındaydı. Müzik başladı: Çaykovski, Swan lake&#8230; Elinden tuttu, dans etmeye başladılar. Dönerek dans ediyorlardı. Müziğin doruklarındaydılar. Notalar arasındaki ayak sesleri, odayı doldurdu, oda rengarenk ışıklı ve güzeldi. Yalnız ikisi vardı. Sonradan uyandı. Elinden kalemi aldı, öptü. Yazmaya başladı. Sen ki yalnızlığını öğreten</p>
<p>dans ederek yorularak</p>
<p>müziğin doruklarına vararak</p>
<p>sen ki kağıtla dost</p>
<p>sen ki korkulu rüyalarımın ürküten.</p>
<p>Elindeki kalem birden düştü. Başı masanın üzerindeydi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/">Kuğunun Dansı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kugunun-dansi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12089</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Dec 2017 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12032</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ÜMİDİNİ BİR ÇİFT SÖZE BAĞLADI KALBİM” “BİR SES, BİR BAKIŞ, BAZEN…” “Size bir paket geldi” dediğinde arkadaşım, her zamanki yazışmalardan biri sandım önce. Sonrasında, meçhul paketin  sadece  kağıt  içermediğini anladım dokununca. Poşetin içinden bir torba, onun içinden de iki küçük kese çıktı. Keselerden birinde, renkli boncuklardan bir kolye ve metal görüntüsünde ama yine boncuklardan oluşturulmuş bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“ÜMİDİNİ BİR ÇİFT SÖZE BAĞLADI KALBİM”<br />
“BİR SES, BİR BAKIŞ, BAZEN…”</p>
<p>“Size bir paket geldi” dediğinde arkadaşım, her zamanki yazışmalardan biri sandım önce. Sonrasında, meçhul paketin  sadece  kağıt  içermediğini anladım dokununca. Poşetin içinden bir torba, onun içinden de iki küçük kese çıktı. Keselerden birinde, renkli boncuklardan bir kolye ve metal görüntüsünde ama yine boncuklardan oluşturulmuş bir bilezik vardı, yanı sıra küçük bir kağıda yazılmış mektubunuz:</p>
<p>“…Size her şey için teşekkür etmek istedim. Bir girdaba kapıldığınızda, çıkamıyorsunuz. Ama bazen bir ses, çok uzaktan, tanımadığınız bir sesteki tını, size hayatı yeniden hatırlatıyor. Anlayışınız ve yardımlarınız için sonsuz teşekkürler. Umarım, hiçbir değerinizi ve değer verdiklerinizi kaybetmezsiniz. Küçücük, çok ufak anılar yollamak istedim size. Çok gecikti teşekkürüm. Hep aklımda ve dualarımdasınız. Aslında çok değerli şeylere layıksınız. Ama elimden gelen bu. Size şans getirmeleri dileği ile. Sağlıkla ve sevdiklerinizle kalın…”</p>
<p>Mektubunuzu, heyecanla ve çok duygulanarak okudum. Göz nuru armağanlarınızı elimde tuttum bir süre. İki arkadaşım ile paylaşmak istedim. “Güzelmiş” dediler ilgisizce. Gerçek bir paylaşım için akşamı beklemek zorunda kaldım. Ayrılmaz parçalarıma, önce kısaca sizi ve öykünüzü anlattım, duygulanarak dinlediler yazdıklarınızı. Kızımı, ilerleyen saatlerde, mektubunuzu tekrar okurken gördüm.</p>
<p>İki ay kadar önce, yaşlı bir hanım aradı ve sizin adınıza gelen ödeme emrine konu borcu, diğer komşularınızla birlikte üstlenmek istediklerini belirtti. Sizi sorduğumda, “ hiç birimiz nerede olduğunu bilmiyoruz” dedi. “Bir rivayete göre, bakımevinde imiş”. Sonraki süreçte bir başka seveniniz, dostlarınızdan birinin isteği ile gönüllü olarak avukatlığınızı üstlenen bir başka hanım ve son olarak siz aradınız. Yıllar önceki sancılı ticaret yaşamınızdan geriye günümüze dek süren borçların sıkıntısı kalmış. Ortağınız kolaylıkla sıyrılıvermiş işin içinden. “Hapse girdim, dayak yedim, tehdit edildim şimdi de saklanarak yaşamak zorundayım. Korumak zorunda olduğum bir çocuğum var.&#8221;  Anlatırken ağladınız ve beni üzdüğünüz için durmadan özür dilediniz. Konuyu birlikte sonuçlandırdık sonra. Yine ağladınız, bu kez” sevinçten “ dediniz. “ Çok ümitsizim, çok yorgunum, gücüm tükendi”.</p>
<p>“Ümit hep vardır, bazen tükendiğimizi sandığımız noktada, bir yerlerden bir ses, bir bakış, yeniden başlama gücü verir bize, hem de beklemediğimiz bir anda. Elbette sizin için de talihinizin döneceği bir kırılma noktası vardır. Lütfen ümit etmekten ve daha iyi günleri beklemekten vazgeçmeyin” dedim. Sesinizle sevindiniz, duydum.</p>
<p>Armağanlarınız ve mektubunuza  teşekkür etmek için aradım sizi. Sesiniz ışıdı sanki. Bu kez ağlamadınız, ne güzel. Yazdıklarınızı yinelediniz ve “ Son konuşmamız bana öyle iyi geldi ki. Duymak istediklerimmiş söyledikleriniz. Sesinizde, yüreğime ulaşan,  içimdekileri yumuşatan bir şeyler vardı. Kendime gelmemi sağladınız. Çok teşekkür ederim” .</p>
<p>“Ben de size teşekkür ederim. Günlük yaşamın kuru gürültüsü arasında, yanı başımdaki pek çok kişiye aktaramadıklarımı anladığınız, aldığınız ve kabul ettiğiniz için. Beni düşünerek dizdiğiniz o kolye ve bileklik için, çok teşekkür ederim. Benim de ihtiyacım vardı, hiç karşılaşmadığım birinden gelecek umuda. Asıl ben size teşekkür ederim” diyemedim, içimde kaldı. Ben de size hiç göndermeyeceğim bu mektubu yazdım, gecenin geç saatinde… Yüreğiniz, umuda dönük olsun, daha iyisini istemekten vazgeçmeyin, ve bir gün, hiç beklemediğim bir anda, gelin, görüntü olun. Kısa, keyifli, gözyaşlarından uzak bir çay sohbetinde buluşalım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12032</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Siyah Tül&#8217;ün Büyüsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Dec 2017 05:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Münevver Kırmızı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11768</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yağmuru beklemedim bu kez. İlle de kelimelerin ıslanmasına gerek yok. Harflerim, soğuk bir ayazda bile ahenkle gezinip dizilecekler en duyarlı yerlere.. Sarı sıcak kızılcık çiçeklerine dayanamadım&#8230;Büchner&#8217;in Leonce ile Lenayı anlatan dizelerindeki bahçeden alıntıydı bu çiçekler. Kan kırmızı güller gibi, kızılcık çiçeği sarısı.. Sahnelerin büyüsünü bilir misiniz? Bir siyah tül parçasıdır o&#8230; O, o kadar basit,o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/">Siyah Tül&#8217;ün Büyüsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Yağmuru beklemedim bu kez. İlle de kelimelerin ıslanmasına gerek yok. Harflerim, soğuk bir ayazda bile ahenkle gezinip dizilecekler en duyarlı yerlere..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Sarı sıcak kızılcık çiçeklerine dayanamadım&#8230;Büchner&#8217;in Leonce ile Lenayı anlatan dizelerindeki bahçeden alıntıydı bu çiçekler.</p>
<p dir="ltr">Kan kırmızı güller gibi, kızılcık çiçeği sarısı..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Sahnelerin büyüsünü bilir misiniz? Bir siyah tül parçasıdır o&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">O, o kadar basit,o kadar da masalsıdır. Düşle gerçek arasında gidip gelmezsiniz..</p>
<p dir="ltr">Balıklama düşersiniz masala. Birkaç siyah tül parçasıyla Flu bir atmosfer oluşur, dalıp gidersiniz ..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bazen kuşları barındırır üzerinde, bazen bir buğday tarlası oluverir..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Birden ekvator vahşetinde bir kuş sesi ile irkilip, klasik soy ağacı bilgilerimden sıyrılıp kendi doğamı, kendi kimliğimi buldum. Bir kızılderili kanosunda, nehrin ince kıvrımlarında, kutsal ay tanrısına doğru yol alıyordum..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Ceylanların, karıncaların gözlerine bakamadım hiç&#8230;Bilmeden vurmuş muydum annesini, basmış mıydım ala karıncanın yuvasına&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Onurla taşıdığım başımdaki kartal tüyü, atalarımdan armağandı..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bazen bir kara kedinin siyahına dalarsınız, o sahnenin perdesinde&#8230; Anılarım, isyanım ürpertir beni&#8230; Köleliğim, renklerden beyaza nefret besledi&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bilmeden nefret ettim, onun bir renk olduğunu. ..</p>
<p dir="ltr">Kırgınmısın bana hala beyaz?</p>
</div>
<p dir="ltr">Tom amcanın kulubesi tanıktı&#8230; Siyah antiloplar tanıktı köle bedenlerimize&#8230;</p>
<p dir="ltr">Beyaz güvercin bilseydi, daha erken doğmazmıydı yeryüzüne&#8230;</p>
<p dir="ltr">Bir siyah tül daha gerilir düşlerime&#8230; Başaklar arasında gelincikler buruk kokusuyla&#8230;</p>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Birden kulaklarımda klarnet sesi uğuldadı. Obamızın kuzeyindeki değirmenden geliyordu ses.</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Son kez çaldı klarneti o, aşk öyküsünü anlatıyordu..Kırmızıya bürünmüş kızlar,salınan etekleriyle tanrıları baştan çıkaran yeşil gözlerle baktılar uzaklara&#8230; Ellerinde zilleriyle..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bir böğürtlen tanesi yanaklarında kızıllık..Bu veda gecesinde ,dans etmeyen kızlar, evde kalırdı..</p>
</div>
<p dir="ltr">Klarnet sesi gökyüzünü en güzel rengine boyadı&#8230;dans dans dans..</p>
<p dir="ltr">Bir deniz kızı öyküsüyle uyudum,ellerim ıslaktı uyandığımda..</p>
<p dir="ltr">Güneşin batıdan doğduğu yeri bulmaya koyulduk yine..yolda çocukluğumun çan çiçekleri..ahhh</p>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">İçin kavrulmuşken çan seslerinde, bir titreme gelirde üşürsün ya..</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Öyle üşüdüm&#8230; Siyah tüller yerini beyaz buzul tüllere bıraktı&#8230; Kuzey kutbunda bir eskimo çocuk ağlar da ağlar&#8230; Neden ağladığı sorulsa bilmez de bilmez. Bilse de söylemez&#8230; Büyük annesini buzullara bırakması gerektiğini&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Kırıldı buzullar, antiloplar çılgınca koşmaya başladı&#8230; En uzun nefesinde klarnet, her yer beyaz güvercin çırpınışı&#8230; Kedinin siyahı sarar dört bir yanı&#8230;</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Bir ceylanla göz göze geldik&#8230;.</p>
</div>
<div dir="auto" align="left">
<p dir="ltr">Hükmettim yer yüzüne !</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/">Siyah Tül&#8217;ün Büyüsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siyah-tulun-buyusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızız İkimizde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Dec 2017 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Hilal Güler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11745</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben sana bağımlı aptal, Sen ise profesyonel yalancı…. Yıllar önce sana yazdığım şu iki satırlık cümleler geldi aklıma. Üzerinden ne kadar çok zaman geçmiş ve biz hala olduğumuz yerde dönüp duruyoruz. Gitmeler ve kalmalar arasında sıkışıp kalan iki ruh. Bir filmde oynayan iki karakter olsak, dehşet ile biten bir sahnenin sonunda bulurduk kendimizi. Ama gerçek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/">Yalnızız İkimizde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben sana bağımlı aptal,</p>
<p>Sen ise profesyonel yalancı….</p>
<p>Yıllar önce sana yazdığım şu iki satırlık cümleler geldi aklıma. Üzerinden ne kadar çok zaman geçmiş ve biz hala olduğumuz yerde dönüp duruyoruz. Gitmeler ve kalmalar arasında sıkışıp kalan iki ruh. Bir filmde oynayan iki karakter olsak, dehşet ile biten bir sahnenin sonunda bulurduk kendimizi. Ama gerçek bir hayatın tam ortasında ne gidebiliyoruz birbirimizden, ne de doya doya varız tamız. Her gün aynı ritüelin olmazsa olmazı parçalarını tamamlamak için yaşıyoruz sanki.</p>
<p>Yalnızız ikimizde. Benim sana &#8216;nerdesin?&#8217; dediğim günlerin sayısı, senin bana &#8216;nasılsın?&#8217; dediğin günlerin sayısını geçtiğinden beri, ne sen varsın, ne de ben yokum. Varla yok arası orta halliyiz işte. Ay başına kadar yetmeyen maaşım kadarız. Çok isteyip alamadığım ayakkabı kadarız mesela, beni beklemeden yediğin yemekler kadarız, ben gelmeden uyuduğun uyku, içtiğin içki kadarız belki de bensiz attığın kahkaha kadarız…</p>
<p>Oysa ne kadar güzel başlamıştı hikayemiz. Çam ormanı kadar derindi gözlerin. Denizin en derinlerine bakmaya çalışmak gibiydi sana bakmak. Gülünce gözlerinin kenarlarında oluşan o hınzır çizgilere hayrandım mesela ben.</p>
<p>Birlikte ama yalnız. Tıpkı o şarkıdaki gibi şimdilerde  sen ve ben iki yabancıyız. Artık yalan da söylemiyoruz birbirimize. Yalan söylemek için konuşmak gerekir. Gitmek, uzaklara gitmek seninle birlikte kurduğumuz hayalleri tek başıma gerçekleştirebilmek umudunu taşıyorum içimde hep. Küçük bir sahil kasabasında denizin kıyısındaki o tahtadan evimde  şarabımı yudumlarken eski bir resmine bakıyorum mesela. İşte şimdi gerçekten yalnızız artık. Yoksun, uzaksın. Gerçek bir yalnızlığın tadını çıkarıyoruz ikimizde. Sen nerede misin bilmem….</p>
<p>Ben kendimle baş başa hayallerim cebimde gittikten sonra, bilmekte istemem….</p>
<p>Sen benim seni sevdiğim kadarsın. Yalnızlığım kadarsın belki de….</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/">Yalnızız İkimizde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalniziz-ikimizde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11745</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Genç Kız İle Prensin Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11738</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir kız varmış. Bir hayali varmış. Büyük bir yazar olmak… Sürekli öyküler yazarmış. Hep daha iyi bir yazar olmak istemiş. Bir gün yolu bir cadıya düşmüş, cadı ona büyü yapmış. Delirecek noktaya gelmiş kız. Oradan ayrılmış hemen. Yıllarca bir kulede esir kalmış. Hiçbir yerde gidememiş. Bir gün saçları yanmış, kapılar açılmış yılanlı kuleden kurtulmuş. Aslında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/">Genç Kız İle Prensin Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kız varmış. Bir hayali varmış. Büyük bir yazar olmak… Sürekli öyküler yazarmış. Hep daha iyi bir yazar olmak istemiş. Bir gün yolu bir cadıya düşmüş, cadı ona büyü yapmış. Delirecek noktaya gelmiş kız. Oradan ayrılmış hemen. Yıllarca bir kulede esir kalmış. Hiçbir yerde gidememiş. Bir gün saçları yanmış, kapılar açılmış yılanlı kuleden kurtulmuş. Aslında yılanların saldırısından kaçmış. Camdan bir yatak, güller içinde yaşarken yasemin kokulu bir peri gelmiş. Her gün onunla konuşmuşlar. Bir gün bir prens , çok yakışıklı olmasa da, elinde gitarıyla gelmiş. Ona müzikler çalmış, onu mutlu etmiş. Bir gün kızın içine şüphe düşmüş ayrılmış prensin yanından. İki ay boyunca onu görmemiş. Ancak, gittikçe içinde artan bir özlem varmış. Çaldıkları müzikleri hatırlayıp mutlu olmuş. Ama o süre zarfında bir canavar ona saldırmaya çalışmış, kız bundan çok bitkin düşmüş. Tanrı’ya dua etmiş, o prensi hatırlamış. Tanrı ona bir anahtar vermiş. O anahtar göklerin kapısının anahtarıymış. O anahtar yıllardır elindeymiş ancak ilk defa Tanrı’ya bu anahtarı kötüye kullanmayacağına söz vermiş. Sırrını kimseye söyleyememiş. Ancak diğer insanlar fark etmişler.</p>
<p>Birgün kız, prense mektup yazmış. Onu sevdiğini söylemiş, ama prens cevap vermemiş. Kız onu sevmeye devam etmiş. Bir engel varmış aralarında. Prenslerin arkadaşları olamıyormuş. Sonra kız düşünmüş hep onu hayal etmiş.</p>
<p>Yasemin kokulu periyle konuşmuşlar. Kız, karlı dağları, denizleri aşıp prensin yanında gitmeye karar vermiş.</p>
<p>Yanında  anahtarı ve perinin verdiği sihirli bir kolyesi varmış. İkisi onu koruyacakmış. Aylarca, günlerce yürümüş. Hep onu düşünmüş. Hayalinde onu sevdiğini söylemiş.</p>
<p>En sonunda prensin yaşadığı saraya gelmiş. Muhafızları aşıp içeri girmiş. Prensle göz göze gelmişler.</p>
<p>Ancak, kızın beklediği gibi olmamış. Prens engeli aşamamış.</p>
<p>Kız elini kalbine koyup son kez prensin gözlerine bakıp gitmiş oradan.</p>
<p>Evine geri dönmüş. Yasemin kokulu periyle konuşmaya  ve prense o okumasa da yazmaya devam etmiş. Yaşananlar genç kızın gözlerinde bir anı olarak kalmış. Hatırladığında yüzünü bir gülümseme sarmış. Genç kız gerçek bir yazar olmuş.  Bu masal böylece sürüp gitmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/">Genç Kız İle Prensin Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/genc-kiz-ile-prensin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11738</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 29 Nov 2017 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[is there anybody out there]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[The Wall]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11894</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaybolmak yaşarken daha, Güpegündüz silinmek hafızalardan, Sil baştan başlamak hayata! Mümkün olsa… Bırakıp gidemeyeceğimi bile bile çaresizliğimle dolaşıyorum hiç bilmediğim sokaklarında bu kentin… Kimsesizler gibi parklarında yatıyorum üç gündür bir çatının sıcaklığından uzakta… Kayboldum sevdiğim ve sevmediğim bütün yüzlerin kırışıklığında. Kulaklarımda sesleri çınlıyor hâlâ… Gözümü kapattığımda yuvarlanıyorum sonu olmayan bir çukurdan tepetaklak aşağıya… El ediyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaybolmak yaşarken daha,</p>
<p>Güpegündüz silinmek hafızalardan,</p>
<p>Sil baştan başlamak hayata!</p>
<p>Mümkün olsa…</p>
<p>Bırakıp gidemeyeceğimi bile bile çaresizliğimle dolaşıyorum hiç bilmediğim sokaklarında bu kentin… Kimsesizler gibi parklarında yatıyorum üç gündür bir çatının sıcaklığından uzakta… Kayboldum sevdiğim ve sevmediğim bütün yüzlerin kırışıklığında. Kulaklarımda sesleri çınlıyor hâlâ… Gözümü kapattığımda yuvarlanıyorum sonu olmayan bir çukurdan tepetaklak aşağıya… El ediyor birisi, çıkmak için uzatıyorum elimi tekrar itiyor beni, kahkahalarında boğuluyorum… Sarı bir ışık yanıyor cılız, o tarafa yürüyorum…</p>
<p>Güneş battı, evler ışıklarıyla aydınlandı… Akşamın serinliği yaladı geçti yanaklarımı, çocukluğumdaki okul dönüşleri gibi sevinç kapladı her yanımı&#8230; Bir yuvanın sıcaklığındaydı anılarım, babamın sesi annemin ıslak nefesi geldi oturdu boğazıma, düğümlendi boğazım&#8230;</p>
<p>Ayağıma takıldı minicik bir sokak kedisi… Kucağıma aldım, üşümüş. Yok ki benim sana verecek sütüm. Anneni mi kaybettin benim iki gözüm? Yoksa sevgisizlikleriyle seni de mi sokağa attılar?  Yok mu senin de kardeşin? Benim sana verecek sevgimden başka neyim var? Isındın mı göğsümün üstünde? Yüreğimin yarasını duydun, acısını hissettin değil mi sen de? Şuncağızı bile sevmekten uzak bir güruh yaşıyor şu koca kentte… Varsa yoksa korunaklı şatolarındaki dere beyliklerini sürdürme telaşı… Aman düzenleri bozulmasın, eksilmesin cüzdanlarındaki para sakın! Bir lokma ekmek için sürdürülen onca tantana…</p>
<p>Saçma!</p>
<p>Her şey bir oyundan ibaret kim çıkarsa bu oyunun dışına fırlat at sokağa…</p>
<p>Soru sorma! Sorgulama! Soysuzluğa ey başını, sakın ha titanların hükümranlıklarından ayrılma! Kendini yarı tanrı sayanların uygarlığı bu işte… Hapsoldukları rollerinde prangalarla bağlılar köleliklerine…</p>
<p>Ziyandalar!</p>
<p>Bilmiyorlar!</p>
<p>Göz alabildiğince geniş bahçelerinde içkilerini yudumlarken servis ediliyor her gün beyinlerinden kalplerine kokuşmuş sahte hezeyanlar… Kim sahici? Onlar mı biz mi? Kim yabancı bu evrene? Onlar mı biz mi daha yakınız insanlığın özüne? Çoktan ayaklar altına aldınız onurunuzu, her an damlamakta toprağa kanınız, ağlıyor bir köşede utancından insanlığınız&#8230;</p>
<p>Beş paraya sattınız vicdanlarınızı. Hırsınızdan hırsızlığa doğru durmadan yol aldınız. Kimse durduramadı sizi, önünüze ne çıktıysa savurup bir kenara attınız… Bakalım daha kaç gün kaç gece sallanacak veballerimiz üzerlerinizde… Uyuyamayacaksınız gözlerinizi ne kadar da yumsanız. Kâbusunuz olup çörekleneceğiz başınıza. Usulcacık kaçacak dilinizin ucundan sakladığınız yalanlarınız… Saklanacak bir yer bulamayacaksınız, fare delikleri bile kabul etmeyecek sizi. Kendi karanlığınızla boğulacaksınız yüzdüğünüz sığ sularda… Biz aç olduğumuz için siz toksunuz o duvarların ardında…</p>
<p>Öf be kedicik, açlık başıma vurdu benim, söylettin beni kötü kötü akşam akşam… Oysa şimdi sıcacık bir mercimek çorbası ne iyi giderdi değil mi? Sıktın mıydı limonu içine kaşık kaşık içersin, mis gibi karabiberi de üstüne dökersin… Hele fırından çıkmış taze pideyle, yumul yumulabildiğince… Zil çalıyor karnım… Üç gündür bir lokma geçmedi kursağımdan…</p>
<p>Mutfaklardan kokular sızıyor dışarıya, hangi evde ne yemek piştiğini söylüyorlar bana… Biz dışardayız, onlar içerde&#8230; Ve hiç bir zaman içerde olamayacağımızı vuruyorlar yüzümüze&#8230; Alıyor musun sen de kokuyu? Hamsi kızartıyorlar işte şu evde. Bak! Pencereyi açmışlar kokusu sinmesin diye evlerine… Oysa balık kokusu çıkmaz öyle kolay kolay, hele kızartırsan tavada, sirkeli su kaynatsan da çıkmaz çoğu kere… Akşam yemeği çıktı sana kedicik, şanslısın gene… Hadi koş açık duran pencereye, insaflıysa ev sahibi, bu akşamlık açlıktan kurtuldun bile…</p>
<p>Rahmetli dedem sirkeli su hazırlattırırdı haminneme, tuttuğu balıklarla ne zaman eve gelse, haminnem romatizmalı bacaklarını sürüye sürüye kaynatırdı suyu… Balığa çıktığı günler sokağın başında beklerdim dedemi. Bilirdi köşe başını tuttuğumu, sözde saklanırdım ben de oyun olsun diye… Yakalandığımda saçımdan öper, elime tutuştururdu helva kabını… Ceplerime çok sevdiğim kuşlokumlarını gizlice koyar ‘hadi bir an evvel varalım eve’ diye koştururdu beni. Eve varınca da doğru tavan arasına çıkardım. Renklerine göre seçerek yerdim lokumlarımı basma minderlerimin üzerinde… Önce yeşilleri, sonra turuncuları, kırmızıları, en son limonlu sarıları yerdim… Sarıyı ne çok severdim… Belki de bu yüzden kapımızın önünde açardı baharda nergis soğanları…</p>
<p>Sarı Sarı açarlardı… Kokusuyla bütün mahalleyi sararlardı… Sokağa girenler soluğu bizim kapının önünde alırlardı… Keskin ıtırlı kokusunu sevmezdim nedense, ama renklerine bayılırdım. Yeşil kılıç yapraklarının arasındaki dimdik duruşlarına, uzun boylarına ve kendini beğenmiş havalarına adeta âşık olmuşçasına hayran baka kalırdım… Çok kısa ömürlü olmalarına bir türlü alışamamıştım. Ne zaman yapraklarını döküp ölseler, hıçkıra hıçkıra ağlardım. Bir sonraki baharı beklemek zulüm gelirdi bana. Bir hikâye uydurmuştum avutmak için kendimi…</p>
<p>Karanfillerin kokusu mest ederdi beni. Öyle mütevazıydı ki duruşları, incecik saplarında eğik boyunlarıyla dik duramazlardı ya bir türlü üzülürdüm onlar için, ama uzun yaşarlardı… Üstelik yeniden yeniden açarlardı…</p>
<p>Karanfil kokan nergis bahçelerim olsun isterdim… Alabildiğince büyük olan bahçemde sarı renklerinin içinde kaybolup gideceğimi, kalın saplarının altına saklanıp hiç bitmeyecek yiyeceklerle orda öylece yaşayacağımı düşlerdim. Karanfil kokan nergislerim hiç ölmeyecekler, beni bırakıp hiç gitmeyeceklerdi… Karanfiller gibi yeniden yeniden açacaklar, o dik duruşlarıyla beni hep kendilerine hayran bırakacaklardı…</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kaybolmak yaşarken daha,</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Güpegündüz silinmek hafızalardan,</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sil baştan başlamak hayata!</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Mümkün olsa…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11989" aria-describedby="caption-attachment-11989" style="width: 416px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg"><img class="wp-image-11989" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=416%2C416" alt="Nergis Olamayan Karanfiller" width="416" height="416" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11989" class="wp-caption-text">Nergis Olamayan Karanfiller</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/aHN6AViJAvI?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11894</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 06:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11979</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;BİZİM OYUNCAKLARIMIZ VARDI&#8230;&#8221; &#8220;DÜŞ DÜKKANI SAKİNİ&#8230;&#8221; Bir sürü çocuktuk, elimize geçen her cisim oyuncağımız olabilirdi.Küçük bir sopayı kırar, artı şekline getirip iple sabitler, sonra beyaz bir kumaşı pamukla doldurarak oluşturduğumuz küçük yuvarlağa kalemle kaş,göz,burun ve dudak çizerek baş yapar, tam tepeye bir avuç mısır püskülü veya pamuk yapıştırarak saçları oluştururduk.Ve kumaş parçalarından dikilen elbiselerle bebeğimize kavuşurduk. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;BİZİM OYUNCAKLARIMIZ VARDI&#8230;&#8221;<br />
&#8220;DÜŞ DÜKKANI SAKİNİ&#8230;&#8221;</p>
<p>Bir sürü çocuktuk, elimize geçen her cisim oyuncağımız olabilirdi.Küçük bir sopayı kırar, artı şekline getirip iple sabitler, sonra beyaz bir kumaşı pamukla doldurarak oluşturduğumuz küçük yuvarlağa kalemle kaş,göz,burun ve dudak çizerek baş yapar, tam tepeye bir avuç mısır püskülü veya pamuk yapıştırarak saçları oluştururduk.Ve kumaş parçalarından dikilen elbiselerle bebeğimize kavuşurduk. Oyuncak bebekler plastiktendi çoğunlukla. Yumuşak bebekler hem az bulunurdu,hem de diğerlerine görece pahalıydı.Sıkıştırılmış samanlardan yapılma, gözleri ve kirpikleri oynayan saçları siyah bir bebeğim vardı, o benim en kıymetlimdi, ama artık o kadar yıpranmıştı ki, dökülen samanlarından usanan annem tarafından ortadan kaldırıldı bir gün. Ardından çok ağladım.ve bir daha hiç o kadar güzel bir bebeğim olmadı.Tahta ve plastik legolarım vardı, severdim evler inşa etmeyi. Plastik oyun hamurlarımla, bir sürü nesne yapardım kendimce. Minyatür tencere -tavalarım, annemin çocukluk arkadaşı rahmetli Aysel teyzenin Almanya&#8217;dan getirdiği sarı üzerine kırmızı benekli cay takımım vardı.Sonra, eğimli bir tahtanın üzerinden yokuş aşağı giden Hasbi Tembeler ve üzerine bastırdığınızda yumurtlayan tavuğumuz, pompaladıgımızda  plastik borunun ucunda zıpzıp zıplayan kurbağalarımız, timsahlarımız, irili ufaklı toplarımız vardı. Şifon eşarpları bin bir türlü şekilde bağlayarak sözde gece elbiseleri, hatta sahte saçlar yapar, bahçede gazoz kapaklarına doldurduğumuz toprağı, tavukların yemleri ile süslediğimiz çamur pastaları, düzgün taşlardan çattığımız masalara yerleştirerek birbirimize sunardık. Erkek çocukların ise, çoğu plastikten mamul kamyonları, türlü çeşitli arabaları, çelik çemberleri ve özendiğim cam bilyeleri olurdu.Bir biçimde uzlaşır, mevcut oyuncakları paylaşarak ,bazen değişerek, senaryoları anında yazarak oyunlar oynardık birlikte. Masallardan tanıdığımız,kurşun askerler, üzeri balerinli müzik kutuları vardı hayatlarımızda .Bolca hayal gücüne,çokça yaratmaya ve paylaşmaya dayalı mutlu zamanların,az paralı ama hemen mutlu olmaya hazır, şahane düş gücüne sahip çocuklarıydık.Belki de bizim kuşak, tam da bu nedenle çocuk kalmayı seçti, hiç büyümek istemedi.</p>
<p>Sizin &#8220;Kanaryam Japon Oyuncak&#8221; adlı dükkanınızı, 1970&#8217;li yılların ikinci yarısından beri biliyorum sanırım. O yıllardaki sizi hatırlamıyorum ama.Size dair fotoğraf, 90&#8217;lı yıllara ait. Üst caddede, köşedeki dükkanda, az ilerideki şimdiki yerinize taşınmıştınız. Hiç girmediğim ilk dükkanın dış cephesindeki duvarda, kocaman Speedy gonzales, kırpık Joe ve şimdi hatırlayamadığım çizgi roman kahramanları çizilmişti.Bu çizgilerin size ait olduğunu ve sizin bir ressam olduğunuzu bugün öğrendim.</p>
<p>Değişen zamanla, Kanaryam Oyuncak, oyuncakların yanı sıra bolca hediyelik biblo, fener, küçük heykelcikler de satar oldu.Sık alışveriş yaptığım söylenemezdi ama, ne zaman küçük bir çocuğu sevindirmem gerekse ya da acilen sevimli bir obje almak istesem, orada olduğunuzu bilirdim.Bazı akşamlar, istem dışı olarak sadece vitrininize göz atmak için duraklardım orada. Dükkanınızın alt katında yaşadığınızı duymuştum. Az konuşan,saygılı biriydiniz.Ve tüm yalnızlar gibi suskundunuz.</p>
<p>Bugün öğrendim sonsuzluğa gidişinizi.Mahallemizin başka bir sevilen esnafı paylaşmış sayfasında kaybınızı: &#8220;Daha gecen hafta konuşmuştuk..Nereden bilirdim son olduğunu Erdem ağabey?&#8221;</p>
<p>Duyurunun altına bizim semtin eski çocukları bir çok yorum yazmış. Ne çok çocuğun hayatına değmişsiniz meğer. Hepsi de ani gidişinize inanamamış.Hemen hepsi, size ve çocukluğuna ait anılar aktarmış. Hatta, çocuk kalmakla yetinmeyerek o güzel oyuncak müzesini kuran Sunay Akın da sizi yazmış.Meğer o da çocukken bir süre bizim semtte yaşamış. Sizin dükkanda görüp sevdiği, ama almaya o an için parasının yetmediği oyuncak kamyonu, parasını biriktirinceye dek kimseye satmamanızı istemiş sizden. Siz,&#8221; kamyonu alıp götürebileceğini, parası olunca ödemesini&#8221; önermişsiniz. O bedelsiz almak istemeyince, vitrinden çekmeceye kaldırıp o satın alıncaya dek onun için saklamışsınız. &#8220;Az önce bir haber aldım,Erdem Savaş ağabey ölmüş.Kim inanır bu yalana?!&#8221; diye yazmış.Gittiğiniz yerde, burada yıllar boyu çocukluk hayallerinin resmi olduğunuz,düşlerine dokunduğunuz küçük ve büyük çocuklar karşılamıştır sizi. Hiç yabancılık çekmediğinize inanıyorum Erdem Bey.Bize gelince, semtimizin en eski ve en özel dükkanının ışıklı vitrininden yoksun kalacağız.Artık bir düş satanımız olmayacak. Sizinle, bu semtin çocukları ve şimdiki zamanın çocuklarının değişen oyuncak tercihleri üzerine bir sohbeti hiç yapamayacağız. Tüm çocuk kalanlar adına teşekkür ederim size. Huzur içinde, nur içinde uyuyun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11979</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Annem / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11658-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11658-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Baştürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11658</guid>
				<description><![CDATA[<p>Caddeden karşıya geçtim mezarlığın kapısında durdum bir adım sonra mezarlığın sınırları içerisinde olacaktım. Tabelaya baktım kocaman mezarlık yazıyordu. Yüzümü ekşittim bu isim çok iç karartıcıydı. Burada sadece bedenleri yatıyordu. Ruhsuz belki çürümeye başlamış hissiz sadece kemik torbaları. Tıpkı benim gibi diye düşündüm. Küfür savurdum içimden  onlar benim gibi olamazlardı. Neşeli olmalılardı..ama bir adım ilerimde cansız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11658-2/">Annem / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Caddeden karşıya geçtim mezarlığın kapısında durdum bir adım sonra mezarlığın sınırları içerisinde olacaktım. Tabelaya baktım kocaman mezarlık yazıyordu. Yüzümü ekşittim bu isim çok iç karartıcıydı. Burada sadece bedenleri yatıyordu. Ruhsuz belki çürümeye başlamış hissiz sadece kemik torbaları. Tıpkı benim gibi diye düşündüm. Küfür savurdum içimden  onlar benim gibi olamazlardı. Neşeli olmalılardı..ama bir adım ilerimde cansız bedenleri vardı. Toprak kokan ruhsuz bedenleri.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Annemin hep cennet gibi koktuğunu hatırladım. Burnum sızladı onun kokusunu duydum cennet benim için küçücük kalmıştı. Şimdi ise cehennemin ortasındaydım. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Şimdi ise bir adım sadece bir adım sonra toprak kokan bedenlerin arasındalardı. Ruhsuz ve umutsuz&#8230;</strong></p>
<p><strong>Bu can sıkıcıydı içeri girmek istemiyordum. Mezarlıkları severdim ama şimdi benden almıştı sevdiklerimi. Yakın arkadaşım bana düşman olmuştu. Ölüler&#8230; onlar zararsız bedenler bazıları sadece kemikti. Onlardan ne zarar gelebilirdi ki?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>İnsanlar neden mezarlıklardan korkarlardı anlamamışımdır. Şuan mezarlığın önünde kaç dakikadır dikeliyorum bilmiyorum.  Bir adımdı değil mi? Şimdi ise mezarlığın sınırlarının çok fazla içerisindeydik. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Ruhsuz bedenler ve işte karşımdalardı. Boylu boyunca uzanmış iki cansız beden. Toprak kokuyorsunuz ben&#8230;severim toprak kokusunu ama size yakışmamış.  </strong></p>
<p><strong>Gözlerimi ikisinin üstünde gezdirdim. Topraktaki çiçekleri tazeydi. Kim bakmıştı bunca zaman onlara benden başka kim dokunmuştu onlara toprakları ıslaktı hangi hakla su dökerdi kimdi bu. Yutkundum istemsizce kaşlarım çatılmıştı onlar orada yatıyorlardı ve ben kendimi onlardan uzak hissediyordum.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Bu normal miydi? Elbette ki normal onlar sadece bedenleri ve kendileri çok uzaktaydı. Burası onlara yakın olabileceğim tek yer ama yine de yakın değildi işte. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Göz yaşlarım daha fazla dayanamayacaklarını haykırıp akmaya başlamışlardı.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Güçsüz kalmıştım sanki biri arkamdan kafama cam şişe geçirmişti. Dizlerimin bağı çözüldü ve mermerin kenarına yığılmıştım. Elimi toprağın üstünde gezdirdim. Karnıma tekme yemiş gibi hissetmiştim. Bağıra bağıra ağlamak istiyordum. Ama sadece sessizce göz yaşlarım dökülmüştü. Ayağa kalkmaya çalıştım..kalkmaya mecalim yoktu. Sırtımı mermere dayayıp yere oturdum.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11658-2/">Annem / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11658-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11658</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[David Bowie]]></category>
		<category><![CDATA[kurt cobain]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[nirvana]]></category>
		<category><![CDATA[Prometheus]]></category>
		<category><![CDATA[the man who sold the world]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11695</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlk bakışta değil, Son bakıştadır aşk. Yani ayrılırken, sana nasıl bakıyorsa, O kadar sevmiştir seni&#8230; Nazım Hikmet Ran Ne zaman ki yolum o köşe başından parka doğru inen yokuşa varsa, adımı taşıyan sokak levhasını görüp gülümserim her defasında. İçim bir hoş olur, istisnasız kalbim hızla çarpar, gözlerini görmeyi, ilk karşılaştığımız duvarın dibindeki o ana geri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İlk bakışta değil,<br />
Son bakıştadır aşk.<br />
Yani ayrılırken, sana nasıl bakıyorsa,<br />
O kadar sevmiştir seni&#8230;</em></strong></p>
<p><strong><em>Nazım Hikmet Ran</em></strong></p>
<p>Ne zaman ki yolum o köşe başından parka doğru inen yokuşa varsa, adımı taşıyan sokak levhasını görüp gülümserim her defasında. İçim bir hoş olur, istisnasız kalbim hızla çarpar, gözlerini görmeyi, ilk karşılaştığımız duvarın dibindeki o ana geri dönmeyi isterim umutsuzca… Beni fark etmemiş olmana aldırmam, ciddi adımlarla yürüdüğün halin gelir gözlerimin önüne. Seni kaybetmemek için koşturuşumu görürüm ardından… İyi ki takılmışım derim peşine, yoksa hayatımın akışını değiştirecek o üç günü yaşayamadan göçüp gidecekmişim bir başıma…</p>
<p>Sırtındaki kamburu daha o gün, ilk bakışta fark etmiştim. Bunu sana söylemedim. Hiç fark etmediğimi söylediğim yalanını da bunca yılın sonrasında itiraf ediyorum işte&#8230; Seni kusursuz görmek istemişim olmalıyım… Oysa sağ kürek kemiğinin üzerinde küçük bir tepecik yapan kamburun, haki asker kabanının altına saklanmış, sol omzunda taşıdığın gitarın onu daha da öne çıkartmıştı… Başın önünde yürürken hızlı hızlı sallanan sağ kolun yana kaykılıyordu, arada sırada sendeliyordun, bozuk yolun çukurlarından kaçmak için zıplayarak yürüyordun.</p>
<p>Kabanınla uyumlu haki renkli berenin altından sarkan kıvırcık kumral saçların, aslan yelesi gibi savruluyordu, sırtını gördüğüm bu görüntünün yüzünü görmek isteğime engel olamadan takıldım peşine. Aynı konseri izlemeye gidiyor oluşumuzu düşledim nedense&#8230; Yıllardır beklediğim beyaz atlı prensim sendin belki de&#8230; Perçemlerin öyle uzundu ki yüzünü görmem mümkün değildi. Kulaklık takıyordun, kulaklıktan ses dışarıya çıkıyordu ama sen kendi sesinden başka hiçbir şeyi duymuyor, boyuna şarkıyı mırıldanıyordun…</p>
<p>Vapur iskelesine geldiğimizde seni kaybetmemek için adımlarımı hızlandırdım. Lülelerinin altındaki gözlerini görmek istiyordum, çok istiyordum, neden bilmiyordum. Sonbaharın en güzel günlerinden biriydi pastırma yazından kalma… Hava serindi. Güneşin sıcaklığını hissedeceğimiz birkaç kısa günden birini kaçırmadan, yüzümü güneşe verip bir kertenkele gibi ısınmak ne güzel olur diye içimden geçirmiştim ki, güvertede buldum kendimi&#8230;Senin tam karşında…</p>
<p>Balıkçıl yaka siyah bir kazak giymiştin, uzun kumral saçlarının altındaki yeşil gözlerini işte tam da o an fark ettim… Sanki biliyormuşum gibi ‘evet!’ dedim içimden… Zaten başka türlüsü olmazdı ki… Beni görmen için bir şeyler yapmalıydım. Kendi iç dünyana öyle kapanmıştın, dış dünyaya öyle yabancıydın ki, seni koparıp almak ve kendi içime saklamak arzusuna engel olamadım. Yüzün hep yere bakıyordu, sanki güzelliğinden utanıyordun. Kirli sakallarının altındaki teninin beyazlığını görebiliyordum. Başka hiçbir kız bakmazdı belki yüzüne, annem olsa ‘ ne bu böyle saç sakal karışmış birbirine’ derdi, ‘kız mı oğlan mı belli değil’… Benim içinse sen, dünyaya başka gözlerle bakan gizemli biriydin. Bulmaca çözmek gibi heyecan verici, şaşırtıcı ve çok çekiciydin&#8230;</p>
<p>Karşında oturduğumu fark etmedin, beni adeta görmezden geldin. Ben de kaset çalarımı çıkarıp çantamdan senin az önce dinlediğin şarkıyı açtım, kulaklıklarımı takıp dinlemeye başladım. Senin gibi davranacaktım, hiç görmemişim gibi yapacak, hatta kitabımı çıkarıp göz ucuyla sana bakmaya devam ederken okumaya başlayacaktım. Kaldırıp başını denize bakman uzun sürmedi, döndün yüzünü, rüzgâra verdin saçlarını, güneşin altında altın renginde parlıyorlardı&#8230; Ben de kaldırdım başımı, bir heykel gibi duruyordun işte tam karşımda…</p>
<p>‘Prometheus!’ dedim aniden… Biraz yüksek sesle söylemiş olmalıydım ki dönüp bana baktın… Kızardı yanaklarım, gözlerini gözlerime dikip gülümsedin, içimden ılık ılık akıp geçtin… Zeus’tan ateşi çalan, insanlığın bekasını sağlayan ilk devrimci Prometheus  gibiydin… Tanrılara karşı gelen bir kahraman&#8230; Zeus&#8217;un çarmığa gerip her gün bir kartala yenilenen karaciğerini yedirttiği işkenceye uğramış Prometheus&#8217;tun artık, benim kahramanımdın&#8230; Gülümseyişine, gülümsememle cevap verdim. Kulaklığını çıkarttın, bana da çıkartmam için elle işaret yaptın. Çıkarttım hemen kulaklığımı…</p>
<ul>
<li>&#8221; Bu kadar yüksek sesle müzik dinleme&#8221; dedin samimi sıcacık sesinle…</li>
<li>&#8221; İşitme kaybına neden olur ilerde.&#8221;</li>
</ul>
<p>İşte kahramanım beni korumaya başlamıştı bile&#8230; Daha ilk cümlenle beni kendine hayran bırakmıştın. Sanki tanışıyorduk kadim zamanlardan, Olympos dağında eksik kalmış bir aşkı yaşıyorduk? Rüya gibiydi her şey, kalbimin çarpıntısına aldırış etmeyip kaptırıp kendimi gözlerinin ışıltısına&#8230;</p>
<ul>
<li>&#8221; Klasik gitar mı çalıyorsun&#8221; diye sordum sana…</li>
<li>&#8221; Hayır! Akustik gitar&#8221; dedin. İşte o anda sana âşık oluvermiştim…</li>
</ul>
<p>Vapurdan inene kadar neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum bile, her şey o kadar güzeldi ki kanatlanmış bir güvercin gibi uçuyordum mutluluktan. İlk görüşte aşk bu olsa gerekti… Sana neler anlattım neler kim bilir? Az konuşuyordun ama sen de gözlerini benden alamıyordun. Vapur Karaköy iskelesine yanaştı, en son biz indik vapurdan. Ve Galata’ya doğru yürümeye başladık… İkimiz de aynı konsere gidiyorduk, bu inanılmazdı! Mucize böyle bir şey olmalıydı&#8230;</p>
<p>Filmlerde izlesem saçma bulurdum, senaryoyu yazanların abarttıklarını düşünürdüm. Ama işte gerçekti, karşımda duruyordu ve bu mutluluğu yaşayan bizzat bendim…</p>
<p>Galata Kulesi Sokak Şenlikleri vardı, üç gün üç gece süren… Yerli ve yabancı birçok grup müzisyenin konserlerine gelen gençler, kule dibinin kahvelerinde oturacak yer bırakmamışlar, kaldırımlara, hatta sokağa taşmışlardı.</p>
<p>İkimiz de daha önce çıkmamıştık Galata Kulesine. Konserin başlamasına epeyce zamanımız vardı. İstanbul’a seninle Galata Kulesinden bakmak müthiş bir fikirdi… Manzara mı büyülemişti beni sen mi bilemiyorum? Ayaklarım yerden kesilmişti. Bir sanat tarihi öğrencisi olarak kule hakkında bildiklerimi anlattım sana. Hezarfen Çelebi gibi uçmak üzereydim, bir kanatlarım eksikti&#8230; Çevremizdeki turistlerin fotoğraf çekiyorlardı durmadan, el ele göz göze hallerinden, birbirlerine sarılıp öpüşmelerinden, bizi de sevgili sanmalarına gülüştük… Sonra birden elimi tuttun ve beni oracıkta öptün…</p>
<p>Sevgilim oldun, kaşla göz arasında, böyle bir anda&#8230;Seni bırakmak istemiyordum korkuyordum yitirmekten. Sıkı sıkı tuttum elini&#8230; Kaybolacakmış gibiydin&#8230;Birbirimize hiçbir söz vermedik, hiçbir beklenti içinde olmadık… Hiç soru sormadık&#8230; ‘Zaman çok kısa’ demiştin, ‘Bırak da yaşayalım…’</p>
<p>Üç gün üç gece konserleri izledik seninle, cebimizdeki paramız bitince gitarını kılıfından çıkarıp çalmaya başlıyordun istiklal caddesinde… Kurt Cobain intihar edeli bir kaç ay olmuştu şunun şurasında. Nirvana&#8217;nın şarkılarını ezbere çalıyordun… Başımızda durup bizi dinleyenlerle sohbet ediyordun&#8230;Müzik hakkında ne çok bilmediğim şey varmış meğerse&#8230; Bambaşka bir dünyanın ortasında bulmuştum kendimi. Bambaşka insanlar tanıyıp, başka serüvenlere doğru yol almıştım&#8230; Senin sevgilin olduğum için çok şanslıydım…</p>
<p>Üçüncü günün akşamında son konser bittiğinde, Galata’nın sokağında bana özel konser verdin. Bir şey anlatmaya çalışıyordun sanki… Ağlıyordun bir yandan, sözler çok zor çıkıyordu ağzından… En sevdiğim şarkıyı söyledin bana… Sonra kulağıma eğilip ‘Seni Seviyorum’ dedin…</p>
<p>Bunun veda olduğunu anlamıştım… Hiçbir şey sormadım, öyle anlaşmıştık çünkü… Bana simitle beslediğimiz kumruları göstererek ‘ Kumrular tek eşlidir’ demiştin… Onu hatırlattın,</p>
<ul>
<li>&#8221; Unutma, kumrular tek eşlidir &#8220;dedin bir kez daha</li>
</ul>
<p>Ne zaman penceremde yuva yapan kumruları izlesem, David Bowie&#8217;nin &#8216;The Man Who Sold The World&#8217; şarkısını mırıldanır dururum… Nirvana&#8217;nın yorumuyla, kulaklarımda notaları dönerim tekrar anılarıma&#8230;</p>
<p>Biliyorum ki kumrular tek eşlidir nasılsa !</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/fregObNcHC8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11695</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kamyonet / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 18 Nov 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Seyhan Kübra Kaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11548</guid>
				<description><![CDATA[<p>“İşte şimdi, ölmenin tam zamanı!” Biraz sonra geri geri gideceğini bildiği kamyonetin arkasına geçti. Artık bu hayatta yaşamanın anlamı yoktu. Bulduğu ilk fırsatı da ölmek için değerlendirdi. Aslında biraz korkmuyor da değildi. Sonuçta oldukça yakışıklı bir adamdı ve şimdi istese ona hayır diyebilecek kız yoktu. Bunu düşündü ama bugün uğradığı o hakaretten sonra yaşayamazdı. Hayatla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/">Kamyonet / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“İşte şimdi, ölmenin tam zamanı!”</p>
<p>Biraz sonra geri geri gideceğini bildiği kamyonetin arkasına geçti. Artık bu hayatta yaşamanın anlamı yoktu. Bulduğu ilk fırsatı da ölmek için değerlendirdi. Aslında biraz korkmuyor da değildi. Sonuçta oldukça yakışıklı bir adamdı ve şimdi istese ona hayır diyebilecek kız yoktu. Bunu düşündü ama bugün uğradığı o hakaretten sonra yaşayamazdı. Hayatla ilgili bütün planlarını kafasından attı. Zaten gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerdi. “Ah salak ben! Hangi parayla yapacaktım ki tüm bunları!” diye yüksek sesle kendine kızdı. Biraz sonra marketin önündeki mavi tulumlu, şişman, çirkin ve aynı zamanda yaşlı olan şoförü beklemeye başladı. Bir kendine baktı bir o adama “Hadi ama!” dedi. “O hâlâ yaşarken benim ölecek olmam ne adaletsizce!” Genç adam bekledi bekledi ama şişko gelmiyor, ardı ardına sigara yakıyordu. Arada yeni aldığı her halinden belli olan kamyonetine bakıp yanındakilerle konuşmaya devam ediyordu. Ölümü bekleyen adam bir an için o çirkin şişkoyla konuştuğunu düşündü. Asla yüzüne bakmazdı. Hatta belki midesi bulanır ve onun üzerine kusardı. “Evet, kesinlikle bunu yapardım,” dedi yine yüksek sesle. Kolundaki saati görünce duraksadı. Bu lanet kamyonetin arkasında bekleyeli ne kadar olmuştu? Dönüp şişkoyu gözetledi, yerinde yoktu. Etrafı iyice kolaçan etti ama gerçekten yoktu. Herhalde şoför koltuğuna oturmuş olmalıydı ama heyecandan bakamadı. Neredeyse kamyonete gerek kalmadan oracıkta ölecekti. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Derin derin nefes almaya başladı. Her şey hazırdı. Şimdi o şişko geri geri sürecek ve genç adam ona edilen hakaretten sonra kendisine yakışanı yapacaktı. Gözlerini kapattı, sadece o çirkin şişkoyu bekliyordu. Kamyonetin hareket etmesini beklerken birisi omzuna dokundu. Az önce hayal ettiği şey gerçek olmuştu. Neredeyse bir saattir beklediği şey karşısındaydı. “Hey genç adam! Kamyonetimin arkasında ne arıyorsun sen? Son anda fark etmesem ezecektim. Yeni aldığım bebeğimi kanınla kirletmeyi inan hiç istemem.” Şimdi karşısındaydı ve gerçekten üzerine kusmamak için kendini zor tutuyordu. Saçlarındaki yağ neredeyse yüzünden aşağı akıyordu. Tırnaklarının arasında dokunduğu her şeyden bir parça vardı. Genç adam daha fazla şişkoya bakamadı. Bir kamyonetin altında ölecekse bile bu başka bir adamın kamyoneti olmalıydı. Hiç konuşmadan koşarak uzaklaştı. Nerede olduğunu bilmiyordu. “Tanrım,” dedi. “Belki de kısa boylu olduğumu söyleyenler bunu dalga geçmek için yapmadılar. Bunu önce gidip onlarla konuşmalıydım,” diye pişmanlığını dile getirirken yolun ortasında yürüyordu. “Aslın ölmenin hiç de sırası değil,” dedi. Genç adam cümlesini bitirir bitirmez sağ taraftan gelen kamyonet ona çarptı. Üstelik az önce istediği gibi şişkonun ki de değildi.</p>
<p><figure id="attachment_11551" aria-describedby="caption-attachment-11551" style="width: 279px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/images.jpg"><img class="size-full wp-image-11551" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/images.jpg?resize=279%2C161" alt="KAMYONET / Öykü" width="279" height="161" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11551" class="wp-caption-text">Trafik Kazası</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/">Kamyonet / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kamyonet-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11548</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Metehan V Sevde #1 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercüment Yöndem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11577</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben Metehan&#8230; Cumhuriyet mahallesindeki tek topa sahip ve aynı zamanda yaptığımız maçlarda hep kadro dışı kalan idealist topçu. Yaptığımız dediğime bakmayın haa.. Maça başlamadan mahallenin en iyi oynayanı Kazım topumu koltuğunun altına alır, başlar biriyle tip top yapmaya&#8230; Tip&#8230; Top&#8230; Tip&#8230; Top&#8230; Ali&#8230; Osman&#8230; Rüstem&#8230;Recep&#8230; (&#8230;) Ve artık duymaktan gına gelen o cümle: &#8220;Mete çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #1 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Metehan&#8230; Cumhuriyet mahallesindeki tek topa sahip ve aynı zamanda yaptığımız maçlarda hep kadro dışı kalan idealist topçu. Yaptığımız dediğime bakmayın haa.. Maça başlamadan mahallenin en iyi oynayanı Kazım topumu koltuğunun altına alır, başlar biriyle tip top yapmaya&#8230;</p>
<p>Tip&#8230; Top&#8230; Tip&#8230; Top&#8230; Ali&#8230; Osman&#8230; Rüstem&#8230;Recep&#8230; (&#8230;)</p>
<p>Ve artık duymaktan gına gelen o cümle: &#8220;Mete çok kalabalık olduk aga. Sen yedek ol, ben seni alıcam oyuna.&#8221; Her maç yaptığımızda oturup kaldırıma beklerdim. &#8220;Kazım yalan söylemez, eninde sonunda alır beni&#8221; derdim. Yaptığımız dediğime bakmayın da, ben de aslında maçın içinde olurdum be. Rüstem ceza sahasında topla her buluştuğunda, kendim topla buluşmuşum gibi hissederdim. Ve topu ağlarla buluştururdum. Kıvrak çocuktur Rüstem, ceza sahasında ayağına geleni atar.</p>
<p>Her neyse işte&#8230; Her kaldırıma oturduğumda maç yaparak akşam ederdim ben de, bekli girerim ümidiyle. Akşam ezanı duyulur, beş dakikaya kalmaz herkes dağılır. Top sahanın ortasında kalırdı. Ben de yerimden kalkar topumu alır eve doğru yol alırdım. Eve doğru giderken annem oynamadığımı anlamasın diye koşardım evin yolunda, sokak aralarında. Terler, kıpkırmızı olurdum.</p>
<p>Bir gün yine kıpkırmızı olmuş eve gittim. Annem, &#8220;Bugün kenarda oturuyordun. Niye terledin bu kadar?&#8221; dedi bana. Utandım. Utancımdan bir o kadar daha kızardım. Alnımdan süzülen terlerle karışan gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. Anladı galiba, nasıl bilmiyorum ama bana, &#8220;Anneler her şeyi bilir.&#8221; derdi zaten. Bana &#8220;Seni oynatmıyorlar mı?&#8221; dedi. Daha fazla sustum. Mağrur bakışlarımdan olsa gerek, ekledi: &#8220;Seni oynatmıyorlarsa neden topunu onlarla paylaşıyorsun?&#8221; Yine sustum. Ben hiç anlatmak istemedim, o da anlamadı. Ama sanırım yine biliyordu. &#8220;Anneler her şeyi bilir.&#8221; Bazen şüpheleniyordum.</p>
<p>Ben 5/A sınıfında okuyorum. Beden derslerini çok severim. Belki de maçlara gerçekten katılabildiğimden, bilmiyorum. Bir gün beden dersinde güven testi yaptırdı öğretmenimiz Birbirimizle eş olduk, daha sonra arka arkaya durduk. Önde olanımız gözlerini kapatıp kendini arkadakinin kollarına bırakacaktı. Titanic gibi&#8230; Aklıma hemen o sahne geldi. Sevde&#8217;nin yanına gitmek, onunla eş olmak istedim. Hem bugün çok güzeldi. Saçlarını at kuyruğu yapmıştı. En son boşta kalan Mehmetle eş olduk. O gözlerini kapattı. Arkaya, bana doğru bıraktı kendini, tutamadım. Düştü. Hemen ayağa kalktı, sövmeye başladı. Sadece baktım. Öğretmenimiz gelip duruma el koydu ve ben yine kenarda oturmaya başladım.</p>
<p>Dersin sonuna kadar oturdum kenarda, bankta. Zil çaldı. Öğretmen gidince ben de birbirine güven testi yapmaya devam eden arkadaşlarımın yanına gidip öylece durdum. Nasıl olduğunu anlamadan ağzımdan &#8220;Sevde, biz de yapalım mı?&#8221; çıkıverdi. &#8220;Saçmalama, sen Mehmet&#8217;i düşürdün.&#8221; dedi bana. Üzülmüştüm tabii..</p>
<p>Ama olsun o bugün çok güzeldi. Saçlarını at kuyruğu yapmıştı. O dün de çok güzeldi, iki yandan örmüştü saçlarını. Aslında o her gün çok güzeldi. Saçlarını ne yaptığı önemli değildi. Sanırım gerçek aşk buydu&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/">Metehan V Sevde #1 – Eksik Bırakılmış Bir Aşk Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/metehan-v-sevde-1-eksik-birakilmis-bir-ask-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11577</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 05:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11589</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gelirken gördüm onu; üzerinde suskun bulutların izleri vardı. Elimi uzatsam, konsa parmağımın ucuna uçup gidecekti bakmadan ardına&#8230; Serçe ürkekliğindeydi gözleri, duydum yüreğimin atışında yüreğindeki o derin sevgiyi&#8230; Yalnızdı. Umutsuz değildi asla, kırılmış sırça kanatlarının altına sakladığı ışıltısını hiç kimse görmemişti daha… Hüzünlü bakışlarını gizleyip eğdi başını usulca, gözlerimiz birbirinden ayrı düştü… Sevilmeyi bekleyen çocuksu adımlarıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gelirken gördüm onu; üzerinde suskun bulutların izleri vardı. Elimi uzatsam, konsa parmağımın ucuna uçup gidecekti bakmadan ardına&#8230; Serçe ürkekliğindeydi gözleri, duydum yüreğimin atışında yüreğindeki o derin sevgiyi&#8230; Yalnızdı. Umutsuz değildi asla, kırılmış sırça kanatlarının altına sakladığı ışıltısını hiç kimse görmemişti daha… Hüzünlü bakışlarını gizleyip eğdi başını usulca, gözlerimiz birbirinden ayrı düştü… Sevilmeyi bekleyen çocuksu adımlarıyla hızlı, kararsız geçip gitti nefesimden… Üşüdüm birden!</p>
<p>Gelirken gördüm onu; gülümseyişini gördüm çok uzaktan. O görmedi, yanımdan umarsızca geçerken fark etmedi beni… Duruşunda gizleyemediği sevdalarını izledim birer birer, dimdik omuzlarında taşıyordu çektiği acıların izlerini. Yakalamak için açtım avucumu, damladı ilk aşkından kalan gözyaşı… Elinden tutmuştu sevdiğinin, Arnavut kaldırımlarında yürümüşlerdi kordon boyunda, neşeli kahkahalarıyla gelip oturmuşlardı sahildeki banklara… Piyasa caddesini yaz âşıkları süslerdi, uzanırdı Sarıyer’e kadar boylu boyunca…</p>
<p>Gelirken gördüm onu; geniş kemerli burnunun üstündeki cam çerçeveden bakan, çapkın gözlerinin içindeki gizemli maviliği gördüm… Denize dalardı ansızın insan, ürperirdi teni o bakışa. Dibe doğru çekerdi seni, çıkamazdın su üstüne bir daha… Boğulmak vız gelirdi enginliğinde denizinin… Soğuğuna alışınca üşümeye aldırmadan atardın bir kulaç, bir kulaç daha… Kapılıp akıntıya, karaya çıkmayı ummadan, ummanda gözden kaybolup giderdin…</p>
<p>Aldanışını gördüm, en sevdiğine canını verebilmenin erdeminde asılı kalmış düş kırıklığında buldum onu; sabahın serinliğinde… Boğazın sularına kendini atmayı bekliyordu, bir kurtaran olmasın diye dua ediyordu. İyi yüzdüğünü bile bile yitip gideceğini zannediyordu. Bir balıkçı motorunun onu fark edeceğini aklına getirince, ölmekten umudunu kesiyordu. Sonra salkım söğütlerin altında verdiği sözleri hatırlıyordu. O aşk dolu sözcüklerle yüreğinde yeniden sevda ateşi tutuşuyordu. Beyaz tenindeki parıltıyla uyandığı sabahlara geri dönüyordu, hani yorganı bırakmak istemediği, onu sevdiğini en çok söylediği sabahlara… Artık yanında olmasa da sevgisi yeterdi nasılsa. Dünya onun için ayaklarının altında savaşan bir nefer değil miydi? Altından tahtına kurulmuş taçsız kraldı sevdiğinin gözünde, bu ona yeterdi&#8230;</p>
<p>Gelirken gördüm onu; yanımdan geçmeden daha hayatını izledim bütün ayrıntılarıyla. Ne yaşadıysa hepsini bildim, birlikte yaşamıştık ne de olsa… O beni bilmese de ben onu bilirken o benden çok uzaktaydı…</p>
<p>Öyle genç, öyle hırslıydı ki Büyükdere’nin bütün ahşap evlerinde o yaşamıştı sanki. Çocukluğunun merdivenlerini tırmanıyordu attığı her adımda, trabzanları minik elleriyle tutup, basamakları sayarak çıkıyordu en üste; hep en üstte olmayı seviyordu… Küpeşteye oturup kayıyordu sonra bir daha sil baştan aşağıya… Düşe kalka büyür ya çocuklar, düşmeyi öğreniyordu, diz kapaklarının ağrısından geceleri uyuyamıyordu… Ben biliyordum çektiği sıkıntıyı, yumruklarken oracıktaydım diz kapaklarını. Yastığının kenarına düşerdi gözlerinden incecik damlaları… Hiç sesi çıkmazdı, kimse bilmezdi hastalığını…</p>
<p>Ayağını kıracaktı bir günde, yine de korkusunu yenercesine korkuluklardan korkmayarak inadına çıkacaktı en tepesine… En tepede olmak tek hayaliydi onun. Annesinin bağırışlarına aldırmayarak, öz güvenine sıkı sıkı sarılarak kendini boğazın sularına bırakacaktı. ‘Yüzmeyi öğrenmek için atlamalı’ diyen babasını haklı çıkartarak, korkusuzca yüzecekti dalgalara karşı… Hayatla dalga geçmeyi çok seviyordu, ölüme razı oluşuyla adeta ölüme meydan okuyordu… Çocukluğunun cesaretine sığınıyordu, korkacağı günler gelecekti bir gün nasılsa…</p>
<p>Büyüdüğünde, bu büyük şehrin büyük esaretinde, kendinden kendine bulamadığı cesaretiyle kaybolacaktı ara sokaklarda… Sığındığı merdiven altlarındaki köpeklerden kaçacaktı ilkin, ağlayacaktı köşe başlarında, kimse olmayacaktı yanı başında. Sevgisini delik ceplerine dolduracaktı, attığı her adımda ardında izler bırakacaktı… Çekirdek çitler gibi sevgisini dişlerinin arasında ezip, kabuğunu Galata köprüsünden denize atacaktı… Bir oltanın ucuna takılacaktı bir gün, balık avlamaya çıkacaktı ama kendisinin av olduğunu çok sonra anlayacaktı… Bakkaldan aldığı misinanın ucuna kurşunu bağlayıp, boğazın sularında dertlerine derman arayacaktı. Yakaladığı istavritleri yeşil plastik leğenine koyacak, evin yolunu tuttuğunda mutluluğu daim olacaktı. Okuldaki gülümseyen kızın gözlerinde sevdasının ilk ışıklarını bulacak, ama bir serap olup kalacaktı ettiği teklif, alay edecekti kız üstelik abisinden bir ton dayak yiyecekti. Kırılan kabuğuna aldırmadan yürüyen salyangoz kibriyle gittiği yoldan dönmeyecekti asla… Gururla devam edecekti yoluna, hep hatasız olduğunu düşünecekti… Başkalarının kusurlarında var olmak varken, kendi yanlışını aynada nasıl görecekti? O hep en zirvedeydi…</p>
<p>Geceleri bir başına yürüyecekti sokaklarda, elleri ceplerinde kendi şarkısını arayacaktı adının baş harfine gizlenmiş notalarda… Bir ney sesi gelecekti uzaktan, nereden geldiğini bilmeden o sese doğru yönünü değiştirecekti… Duyduğu sesin kendi sesi olduğunu anladığında ise yolun sonuna geldiğini fark edecekti, adının anlamını ancak o zaman öğrenecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11589</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mezarlık / ÖYKÜ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11408</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecek gibi hissetmeye başlamıştım. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda sıkıyor gibiydi. Çevreye net görünüyormuş gibi yeniden bakındım. Koyu karanlığın içinde serpilmiş ağaçlar, toprağa saplanmış mezar taşları, ceset gömülü havuzlar etrafımı sarmıştı. Etrafta en fazla yaprakları rüzgarda sallanan servilerin ıslıkları duyuluyordu. İnsan ölmeden önce mezarlığa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/">Mezarlık / ÖYKÜ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecek gibi hissetmeye başlamıştım. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda sıkıyor gibiydi. Çevreye net görünüyormuş gibi yeniden bakındım. Koyu karanlığın içinde serpilmiş ağaçlar, toprağa saplanmış mezar taşları, ceset gömülü havuzlar etrafımı sarmıştı. Etrafta en fazla yaprakları rüzgarda sallanan servilerin ıslıkları duyuluyordu. İnsan ölmeden önce mezarlığa gelmemeli. Tövbe estafurullah. Deme öle olum çarpılacaksın şimdi. Kendi kendime konuşmalarım burada kalsam sonsuza kadar uzardı. Bir kez daha başımı kollarımın arasına alıp gözlerimi kapattım. Yine karanlığın karanlığında yalnız kalmıştım. Sanki birden birileri elime ya da arkama değecek ve ben döndüğümde iğrenç suratını gösterip beynime kan pompalayacaktı.  Hayal etmeden duramıyordum. Düşündükçe kötünün de kötüsünü düşünüyordum. Her mezarın yanında kandan kıpkırmızı olmuş ama sivriliğinden bir şey kaybetmemiş dişli, kanalizasyon kokulu, uğultulu sesiyle insanın kulaklarını binlerce sıcaklıktaki bir fırında eritir gibi tırmalayan bir yaratığın bana aniden sarılmak için beklediğini düşünüyordum. Yine sıkıldım beynim yine beni rahat bırakmadı, tekrar kaldırdım kafamı çevreye bakındım. Yine ses yoktu. Ağaçların ıslıkları da olmasa dünyadaki bütün insanların şuan burada yattığını düşünecektim. Tek yaşam belirtisiydi benim için rüzgâr. &lt;&lt;Korkmuyorum, korkmuyorum, korkmuyorum&gt;&gt;</p>
<p>“Korkuyorsun”</p>
<p>“HAA&#8221;</p>
<p>Midemden patlayan kaynar su kalbime ulaştı. Kalbimdende tüm vücuduma uzanıp yaktı beni. Şimdi kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Dokunuşuyla arkama döndüm. Aklıma ilk gelen şey yumruk atmaktı ona. Ama gelen Merve&#8217;ydi. Rahat bir nefes alsam da besbelli korktuğumu fark etmişti. Üzerinde durmadım.</p>
<p>“Düşüncelerimi okumaktan vazgeç, çok geç kaldın neredesin sen?”</p>
<p>Karşılık vermedi. Mermerin üzerinde durmaktan buz kesmiş elimi tuttu. Onunki de soğuktu. Kumral teni karanlıkta esmerdi. Karanlıkta her kız biraz esmerdi. Gözlerim defalarca öptüğüm dudaklarına kayınca konuştu.</p>
<p>“Biliyorum geç kaldım. Ama işimiz biraz uzun sürdü.&#8221; Elleriyle ellerimi ısıtmaya çalışıyordu. Sarıldık. Teninin kokusunu fırsattan istifade içime çektim. &lt;&lt;Tövbe estağfurullah.&gt;&gt; Çok aykırı şeyler yapıyordum dinimize üstelik mezarlıkta.</p>
<p>&#8220;Bir şey olmaz merak etme&#8221;</p>
<p>Allah çok büyüksün yarabbim. Merve&#8217;nin düşünceleri okuma gücü vardı. Ne zaman içimden konuşsam dışından karşılık verir beni şaşırtırdı. Beş yaşındayken gece yarısı yaşadığı bir olaydan sonra karşısındaki insanın isterse zihnine girip düşüncelerini okuyabileceğini keşfetmişti. İlk başta bunu sürekli yapsa da insanlar tepki gösterince ve onu ailesi doktora götürmeye karar verince bunu aniden kimseye belli etmeden yapmaya başlamıştı. O halinden memnundu doktorların tedavisine ihtiyacı yoktu.</p>
<p>“Seninkiler nerde?” iki serseri arkadaşı daha vardı Merve&#8217;nin yanında. Zaten mezarlığa gelme amacımız onların ve Merve&#8217;nin yaptığı iğrenç ayindi.</p>
<p>“Kendilerinden geçtiler.”</p>
<p>“Yine mi içtiler yoksa o iğrenç şeyden”</p>
<p>“Evet, bende içecektim ama sen varsın diye içmedim yoksa gelemezdim”</p>
<p>“Peki, gidelim hadi.”</p>
<p>Dudaklarını yavaşça dudaklarımla buluşturdu. Gecenin soğukluğuna inat çok sıcaktı dudakları. İçimdeki korkuyu biraz olsun aldı.</p>
<p>“Gidemeyiz. Onları beklemeliyim istersen sen git”</p>
<p>Birden &lt;&lt;Tek başıma nasıl giderim?&gt;&gt; diye düşündüm. Cevap vermedim. Ama sonradan bunu düşünmemem gerektiğini bildiğimden kızdım kendime. Merve düşüncelerimi okuyabiliyordu. Bu aptalca söylentimi de okumuştu.</p>
<p>“İstersen birlikte gideriz. Sonra ben geri gelirim. Burası gerçekten korkutucu”</p>
<p>“Cidden mi? Buna inandığını sanmıyorum”</p>
<p>“Evet, kim olsa korkar”</p>
<p>“Öyle diyorsan öyledir. Kraliçe sensin”</p>
<p>“Hı hı ama sen kralım oldukça…”</p>
<p>Mutlu oldum bu sözlerine. Önemsenmek güzeldi. Birde onun tarafından olunca daha da güzel.</p>
<p>“Gitmeyeceksin değil mi?”</p>
<p>“Hayır.” Dedim, kendime şaşırarak.</p>
<p>“Birlikte gitsek bile mi?”</p>
<p>Elimde olmadan “Birlikte gitsek bile” dedim.  Şu an evdekiler uyumuş mudur acaba diye de düşünüyordum bir yandan. Beni merak edecekler. Babam yine bir fırça atar mı acaba dedim kendi kendime.</p>
<p>“Atmaz”</p>
<p>“Lütfen artık yapma şunu”</p>
<p>“Fazlasını yapacağım”</p>
<p>“Ne gibi?”</p>
<p>Uzun saçlarını gözlerinin önünden çekti. Pantolonumun kemerine sarıldı. Yavaşça açtı. Beni geriye doğru yavaşça itti ve yere uzandırdı. &lt;&lt;Neler yapıyor&gt;&gt; demeye kalmadan yerdeydim. Kendi pantolonunu da açmaya başladı. O anda &lt;&lt;içtin&gt;&gt;  &lt;&lt;sende içtin&gt;&gt; diye düşündüm. Karşılık vereceğini bildiğimden onunla konuşur gibi yaptım.</p>
<p>“İçmedim aptal” dedi ve dudaklarıma yapıştı. Dudaklarındaki içkinin tadı dudaklarıma bulaştı. Ne yaptığı çok açıktı. Karşı koymadım…</p>
<p>On beş dakika kadar sonra toparlandık. Gösterişsiz cep telefonumdan saatin 3.43 olduğunu gördüm.</p>
<p>“Saat dörde çeyrek var. Ne zaman toparlanacaklar bunlar”</p>
<p>“Gidip bir bakalım mı?”</p>
<p>“Of sevmiyorum onları neden onlarla ilgilenmek zorundayız ki”</p>
<p>“Onlar benim arkadaşlarım”</p>
<p>İçimden geçen küfre engel olamadım. Bu kez Merve bir şey demedi. Yavaşça kalktık. Artık ne mezar taşları, nede mezarlarla bir sorunum vardı. Hiç birinden korkmuyordum. Yavaş yavaş yürürken sigaralarımızı yaktı. Birkaç mezar sonra mermerlerin arasından, az ilerde ağaçların arasında yatmakta olan siyah karartıları önlerinde duran ateşin soluk ışığından fark ettim. Ölü gibiydiler. İki erkekti. Ateşin dumanıyla birlikte etrafa yaydığı iğrenç bir et kokusu vardı. Merve elimi bırakıp yanlarına gitti. Önde olanı ayağıyla iteledi. Biraz doğrulur gibi olsa da tekrar yığıldı. Onları uyandırmaya çalışırken bende ateşe bakıyordum. Üzerinde simsiyah bir çene kemiği vardı. Hala üzerinde küçük dişleri vardı bu kemiğin. Ateşin tam ortasında yanıyordu. Hemen yanda da üzerlerine kan bulaşmış tüylü et parçaları vardı. Bu akşamki talihsiz kedi kim diye düşündüm. Bizim arka mahalledeki küçük gümüş tüylü bir kedi vardı. Bu kalıntılar onunkilere çok benziyordu. &lt;&lt;Belki de odur&gt;&gt; dedim, içimden.</p>
<p>“Of uyanmıyorlar”</p>
<p>“Ne yapabilirim?”</p>
<p>“Bilmem, sızlanmaktan fazlasına ne dersin?”</p>
<p>“Satanist arkadaşlarının iyiliği için mi? Banane.”</p>
<p>“Özür dilerim. Buradan gitmeyi istediğini biliyorum ama onları bu şekilde bırakamam.”</p>
<p>“Yine burada yatmak zorundayız yani öyle mi?”</p>
<p>“Başka bir alternatifin var mı?”</p>
<p>Cevap vermedim.  Kokudan uzaklaşmak için ilerdeki bir mezarın dibine çömeldim. Yanıma geldi. Yavaşça elimi tutup konuşmaya başladı.</p>
<p>“Üzgünüm buna alıştığını sanıyordum.  Bir gece daha lütfen ne olur sonrasında bir daha bunu yapmak zorunda kalmayacaksın söz veriyorum.”</p>
<p>“Sende içtin mi?”</p>
<p>“Anlamadım?”<br />
“Bu geceki kedinin kanından bahsediyorum. İçmeyeceğine söz vermiştin.”</p>
<p>“Şey. Ya biraz.”</p>
<p>“İnanmıyorum ya bana söz vermiştin”</p>
<p>“Ya Ali çok ısrar ettiler.”</p>
<p>Önümde yanan ateşin toprakta oluşturduğu gölgelere takılı kaldı bakışlarım. Içimdeki bir yerde  sesi hızla şiddetlenen bir şeyler ne yapıyorsun sen diye haykırıyordu. Ama cevap veremiyordum.</p>
<p>“Neyse önemli değil” dedim, bakışlarımı çevirmeden ona.</p>
<p>“Sana verdiğim sözü tutacağım. Mutlaka tutacağım. Hepsi bitecek bunların. Söz.”</p>
<p>Derin bir iç çektim. Hiç yapamayacağını biliyordum ya işte seviyordum.</p>
<p>“Tamam”</p>
<p>“Pekâlâ, ne tarafta yatmak istersin aşkım şehit mezarlığı? Bak geçen ki gibi orada yatalım orda mescitte var kapısında yatmıştık geçen hani.”</p>
<p>“Ama hala bir ders almamışsın baksana. Bu akşamda orda yatalım belki Allah’ın hikmeti bu kez kalbine gelir”</p>
<p>“Mod cami hocası. Saçmalama ya yine ne hikmeti. Unuttun galiba inanışlarımıza saygı duyacaktık.”</p>
<p>Ben duyamıyordum saygı ama.</p>
<p>“Tamam, sende saygı duy unutma. Bu cami hocasının babası gerçekten cami hocası.”</p>
<p>Selami hocanın oğlu Ali. İmam hatip son sınıf öğrencisi. Babası mahalle camisinde imam oğlu satanist kız arkadaşıyla mezarlıkta sevişiyor. &lt;&lt;Tövbe estağfurullah, Yanacaksın Ali hemde biznillah yanacaksın!&gt;&gt;</p>
<p>Yavaşça şehitlerin bulunduğu bölüme doğru ilerledik. Ateş yavaş yavaş sönerken iki serseri hala ölü durumdaydı. Belli ki her zamankinden daha fazla esrar içmişlerdi. Şehitlere özel yapılan etrafı çevrili bölümün kapısından geçtik.&lt;&lt;Tövbe estağfurullah. Yanacaksın Ali!&gt;&gt; Büyük çınar ağacının bir metre kadar solundaki mescidin kapısının önüne oturdum. Merve de tam karşımdaki ağaca sırtını dayadı. Bir süre bakındık birbirimize. Gülümsedik durduk aptalca, siyah gecenin arasından gözlerimizi bulabilmek için uğraştı gözlerimiz.  Rüzgâr estikçe esiyor, bazen bizi saklandığımız yerde buluyor ve üzerimizden geçiyordu. Titreyecek kadar üşüyordum. Gözlerim yavaşça ağırlaşıp kapanmaya başlayınca karşımda duran Merve’ye gel diyebildiğimi hatırlıyorum. Elimi tutup yavaşça yanıma sokuldu sanırım. Sıcaklığını hissediyordum. Elimi elinin üzerine koydum. Omzuma başını dayamasını sağladım. Uykuya dalmak üzereydi. Onunla birlikte dudaklarımda oluşan gülümsemeyle gözlerimi kapattım. &lt;&lt;Yanacaksın Ali!&gt;&gt; zihnimde dönüp dolaşan iki kelime bu gece hiç aklımdan çıkmayacak gibiydi. Sonrasında uyuduğumu tam olarak söyleyemem. Kendimden geçmiştim.</p>
<p>Gözlerimi irkilerek açtım. Bir gurup kuş çığlık çığlığa mezarlığın üzerinden havalandı. Havanın aksine vücudum oldukça sıcaktı. Yavaşça netleşen çevreme bakındım. Bütün mezarlık beyaz bir sisin içinde bulutlar yer yüzüne inmiş gibiydi. Herhalde dedim hala rüyadayım. Bu gerçek değil henüz uyanmadım. Ama uyanmalıyım. Uyandır beni Merve. Merve? Evet doğru ya Merve nerede. “Merve?” Sesim tüm mezarlığın içinde kayboldu. Gitmişler miydi acaba? Ama beni uyandırmadan gitmezdi.  “Tövbe estağfurullah” sisin içinden birkaç adımda şehit mezarlığının dışına çıktım. Güneş dünyaya inmişçesine her yer büsbütün aydınlıktı. Çevrede hiç ama hiç kimse yoktu. “MERVEEEE” endişeme engel olamayıp bağırdım. Az önceki kuşlar yeniden şehre doğru çığlık çığlığa uçtular. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!!!&gt;&gt; &#8220;Sırası değil sırası değil!&#8221; Merve yok. Gitti evet evet benden önce gitmiştir. &#8220;Sakin ol sakin ol çık buradan çık hemen şimdi koş!&#8221; Hızla mezarların arasından orta yola çıktım. Kapıya doğru koşmaya başladım. Sis bulutlarının ardından kapıyı gördüm. &#8220;Evet tamam sorun yok işte orada kapı. Çıkacaksın. Bak dışarısı görünüyor. Ölmedin çarpılmadın da&#8221; &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!&gt;&gt; &#8220;Sus Allah&#8217;ın belası! Merve?&#8221; Tüm gücümle yeniden bağırdım &#8220;MERVEE!&#8221; Ses yoktu. Olmayacaktı da belli ki. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!&gt;&gt; &#8220;Nerde bu lanet kapı&#8221; kapıyı görüyordum önümdeydi ama yetişemiyordum. Koşuyordum sanki ben koştukça kapı benden uzaklaşıyordu. &#8220;Korkma oğlum korkacak bir şey yok Allah belanı versin kapı!&#8221; Kapı gittikçe uzaklaşıyordu. Ben sonsuzluğa doğru koşuyordum. Nefes nefese kaldım. Göğüs kafesime sancılar girmeye başlayınca durmak zorunda kaldım. İki büklüm zorlukla nefes alıp veriyordum. Duyduğum çığlıkla doğruldum.</p>
<p>“ALİİ YARDIM ET!”</p>
<p>“MERVEEE!”</p>
<p>Uzakta kalan mezarlıkların ortasından geliyordu Merve’nin sesi. Oraya doğru koştum hemen. İçimde bir şeyler beni yok etmeye çalışıyor gibiydi.  Kalbim beni durdurdu. Daha fazla koşamazsın yoksa kriz geçireceğim der gibiydi. Yürümeye çabalıyordum. Etrafımda mezar taşları üzerime geliyordu. &lt;&lt;OKU&gt;&gt; zihnimdeki ses beni kontrol altına almaya çalışıyordu. Büyük puntolarla yazılmış mezar taşı yazılarına baktım. Ağaçların arasından bana gülümsüyor gibiydiler. Hiçbir rüyanın bu kadar gerçek olamayacağını düşündüm. Yüz kaslarım kasıldı. İçimdeki sıcak sular sanki ellerim ve ayak uçlarımdan akıyorlardı. &#8220;Deliriyorum.&#8221; Sis bulutu arasından hızlı adımlarla sesin geldiği yöne doğru devam ettim. Sol tarafımdaki mezarlıklardan devrilen bir mezar taşı bakışlarımı oraya yöneltti. Hemen yanındaki mezar taşına takılı kaldı gözlerim. Büyük harflerle mermere kazınmış yazıyı okudum. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ&gt;&gt;  &#8220;Tövbe estağfurullah, Allahım sen affet&#8221; Bütün ilahi güçleri kızdırdım. Hepsi birden burada yatmanın ve ölülere saygısızlık etmenin bedelini bana ödetecekler. Hepsi birlikte ya benim canımı alacaklar ya da sonsuza dek felç olacak çarpılacağım.</p>
<p>&#8220;MERVEE&#8221; sessizlik. Kendi etrafımda döndüm. Baktığım hiçbir yerde tek bir hayat belirtisi yoktu. &#8220;MERVE!&#8221;. Sessizlik. Ama duyduğuma emindim. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ&gt;&gt; önümdeki mezartaşına kazılı yazıya baktım. Yanındaki mezar taşında da yazılar belirldi. &lt;&lt;YANACAKSIN&gt;&gt; onun yanındakinde, &lt;&lt;YANACAKSIN&gt;&gt;&gt; Çevremdeki tüm mezar taşlarındaki yazılar yavaş yavaş aynı kelimeyi üzerlerine yazdılar. Tek tek düşmeye başladıklarında buradan sağ çıkamayacağımı düşündüm. Köşeye sıkışmıştım. Tamam öleyim kabul. Vakit bu kadarsa yapacak bir şeyim yok. Ama yanmak istemiyorum. &#8220;İSTEMİYORUM!&#8221; Engel olamadığım boğulma hissiyle birlikte gözlerimden birkaç damla döküldü.</p>
<p>&#8220;ALİ! YARDIM ET! ALİ!&#8221;</p>
<p>Allahım yine o ses. Duyuyorum işte, Merve bu.</p>
<p>&#8220;NEREDESİN!&#8221;</p>
<p>Sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Ağaçlar üzerime yıkılsa da, mezar taşları beni öldürmeye çalışsa da gidip bulacaktım onu. Bulmalıydım. Akşam yattığımız yerin ilerisinde sesin geldiği yöne doğru ilerledim. İlerledikçe ilerideki boş mezardan gelen kürek seslerini duymaya başladım. Mezarların seyrekleştiği yerde boş bir mezarın içinden birisi dışarıya toprak atıyordu. Yanına yaklaştım. O an hayatımın burada sona ereceğine emindim. Arkasını bana dönmüş mezarın içinden toprak atan Merve&#8217;ydi.</p>
<p>&#8220;Merve?&#8221;</p>
<p>Merve yüzünü dönünce geriye doğru sıçradım, yere kapaklandım. Mervenin yüzü simsiyaha boyanmış, kömür karası olmuştu. Siyahlığın arasından parlayan kahverengi gözlerini seçebiliyordum. &#8220;Allah&#8217;ım sen yardım et&#8221; içimden kuvvetle bildiğim duaları okumaya başladım. Merve bana baktı. “YANACAKSIN!” diye dişlerini göstererek kükredi. Geriye doğru sürükledim kendimi. Toprağın üzerinde emekliyordum. Merve bana aldırmadı çukurun içine uzandı. Ayağa kalktım. “Hayır yapacak hiçbir şey yok” tek bir şey vardı oradan kaçmalıydım. Arkamı döndüm&#8230;</p>
<p>Alinin zihni o anda kapandı. Kafasında bebekliğinden bu yana öğrendiği her şey şimdi okyanus derinliklerindeki canlılar gibi karmakarışık ve kontrolsüzdü. Gözleri yuvalarından saptı. Beyni bir tür meditasyon haline geçti. Nefes alışverişleri yavaşlamıştı. Ali uyuyordu adeta. Ama gözleri açıktı. Küreğe doğru birkaç adım attı. Mezarlığın bitiminden beş yüz metre ilerden geçen insanlar içeride ne olup bittiğini görmüyordu. Sis bulutları dağılırken Ali&#8217;nin zihnindeki güç onu kontrol etmeye başlamıştı. Eğildi yerden küreği aldı. Başı hafifçe öne eğildi, görmeyen sapmış göz bebekleri mezarın içindeki Merve&#8217;ye baktı. Sonrasında küreği sımsıkı kavradı ve mezarı kapatmaya başladı. Bir robottan farksızdı. Hızla tüm kumu kapattı. Artık genç kız görünmüyordu.  Küreği yavaşça aldığı yere bıraktı. Çıkışa doğru yöneldi.</p>
<p>“Koş koş koş koş” Kendimi çıkış kapısının yanında bulunca hemen mezarlıktan çıktım. Kapıya nasıl geldiğimi bile bilmiyordum oysaki. Bizim arka mahallenin sokağına doğru nefes nefese koşmaya devam ettim. Önce kendime gelmek daha sonrada oraya tekrar gitmek gerçek mi hayal mi anlamak istiyordum. Düz lisenin önünden geçtikten sonra yıkık evin önündeki çeşmeye geldim. Biraz olsun üzerimdeki korkuyu atmıştım. Öyle ya her şey normaldi. İnsanlar, arabalar her şey normalmiş gibi davranıyordu. Sokak her zamanki sakinliğinde seyrediyordu. Bir an her şey hayalmiş gibi geldi. Bir yandan da bizimkileri düşünüyordum. Hemen yasadığım şoku atlatıp eve gitmeliydim. Her şeyin yolunda olduğuna bir kez daha kendimi inandırmak için çevreye doğru göz gezdirdim. Yokuştan aşağıya doğru baktığımda bir grup insanın bana doğru geldiğini gördüm. Gözlerim iyi görmediği için mi yoksa gerçekten çok uzakta oldukları için mi bilmiyordum ama gelenlerin kim olduğunu ayırt edemiyordum. Biraz daha bekledim. Kalabalık yaklaşıyordu. Az sonra fark ettim ki bu bir cenaze topluluğuydu. Ama nasıl olur dedim kendi kendime. Babam yerine en başta giden Ahmet hocaydı. Tabutu sürekli elden ele dönüşümlü tutuyorlar bir kez tutan hemen arkaya tekrar geçiyor ve yeniden tutmak için biran önce sıranın gelmesine çabalıyordu.  Gözlerim tabuta bakıyordu. Sadece tek düşüncem babamın cenazede yer almayışıydı. Yaklaşan kalabalıkta hocaya ve cemaate bakıp babamı arar gibi oldum. Ahmet hoca beni fark etti ve yanıma yavaşça yaklaştı. Soracak oldum. &#8220;Babam&#8230;&#8221; diyebilmiştim ki eliyle omzuma dokunup &#8220;Başın sağ olsun Ali, babanın mekânı cennet olsun&#8221; dedi. Bakışlarımı yüzüne öylesine çevirmiştim ki sanki hız denemesi yapan bir araba bana çarpmış ve gözlerim ön camına yapışıp kalmıştı. Sadece gözlerim. Bedenim yoktu. Başım kendini önüne saldı. Öldüğüme inandım. Gelip geçenlerin &#8220;Başın sağ olsun deyişlerinin her biri kafama sıkılan kurşun gibi yankılanıyordu. Beynimin her hücresi kendini inkâr ederken hıçkırıklara boğularak yere yuvarlandım. Çevreden gelenlerin ellerinden yerlere atarken kendimi, düşünceler acılarım olmuş bilinç boşluğuma kum saatinin işleyişi gibi akmaktaydı. Ne kadar süre ağladım bilmiyorum. Eve gitmek annemi görmek istiyordum. Kollarıma girip karşı çeşmeye götürdü beni muhtar ve komşu. Yüzümü yıkadılar. Ve aklıma sevgilim ve babam geldikçe bende gözyaşlarımla yıkamaya devam ettim yüzümü. Bayılıp bir daha ayılmasam ne iyi olurdu. Lütfen hayal olsun bu diyordum Allaha içimden. Yalvarıyordum kendimce.  Ama hayal olmadığını anlıyordum çevreye her göz gezdirişimde. Ve diyordum ki &lt;&lt;öyleyse bende öleyim bitsin her şey&gt;&gt; Ama öyle olmadı. Beni kollarımdan tutarak ağlaya ağlaya mezarlığa götürdüler. Gerçekti her şey lanet olsun ki gerçekti. Dualar okunmaya başlanmıştı bile. En arkalardan bir mezara gömüyorlardı babamı ben hala yaşadığımın farkında olmazken. Ağladıkça ağlıyor çevreye atılıyordum. Bıraksalar yırtıp kefeni o mu değil mi diye bakacaktım bırakmıyorlardı. Haykırışlarımın bir işe yaramadığını anlayınca eğdim başımı ağlamaya devam ettim. Tek gösterebildiğim tepkiydi çünkü bu. Mezarı çabucak kapattılar. Sanki beni gömüyorlardı. Hoca duaları okumaya devam etti. Baktım ki yapacak bir şey yok. Bende açtım ellerimi Allah&#8217;a. O böyle istemişti böyle oluyordu. Tabi ki o istediyse neden olmasındı ki. O ne derse o olurdu. OLURDU !. istemişti işte böyle istemişti böyle istemişti. Böyle istemişti böyle istemişti.</p>
<p>Cenazeden sonra evin yolunu tuttum. Yanımda muhtar hala bana bir şey olacak diye benimle birlikte yürüyor düşerim bayılırım diye tek salmıyordu. Lisenin arka sokağından bir kaç sokak daha aşarı indim. Büyük marketin yanından geçip araya saptım. Bizim ev görünmeye başlamıştı. Kapının kapalı olmasına şaşırdım. Evde kadınlar dua etmiyor muydu? Sanki her şey normalmiş gibi hissettirdi bu bana. Açtım kapıyı girdim. Hiç kimse yoktu sanki evde. Muhtarda geldi benimle içeriye doğru girdik. Odadan televizyon sesi geliyordu. Bağırdı muhtar.</p>
<p>“Selami, Selami hoca.”</p>
<p>Kan beynime çıktı. Babama sesleniyordu. O an dünyada galiba kıyamet koptu dedim. Ya da benim için kopmuştu.  Mantıklı bir açıklaması yok galiba şeytandı herkes. Gözlerim ağlamaktan mı yanlış görüyor dedim. Hala hıçkırıklarım dinmemişti ki babam kapıda göründü.</p>
<p>“Al yahu oğlunu bayılacak şimdi”</p>
<p>Babam üzerime doğru gelince, geriye doğru birkaç adım attığımı hatırlıyorum en son. Gözlerimi açtığımda başımda duran annem ve babamla birlikte koltuk odasında olduğumuzu fark ettim. “Uyandın çok şükür” dedi annem. “İyi misin oğlum” diye sordu babamın tatlı sesi. “İyiyim” diye karşılık verdim isteksizce. İyiydim. Onca olandan sonra iyiydim. Kalktım babam akşam namazına giderken peşinden gittim. Birlikte kıldık namazı. Doğru düzgün hatırladığım tek şey bu. Camiden çıkarken her şeyin yolunda olduğuna o kadar emindim ki. Ardımda hiç soru işareti bırakmıyordum. Babam bana gülümsemişti giderken, çokta iyi görünüyordu. Her şeyi unutturdu bana bu gülümseme. Camiden çarşıya doğru gidiyordum ki telefonum çaldı. Açtım, Merve’ydi.</p>
<p>“Naber aşkım”</p>
<p>Gülümsedim. “İyiyim Bitanem senden”</p>
<p>“İyiyim bende şey bak ne diyeceğim akşama buluşalım mı?”</p>
<p>“Tabi, bitanem nerde”</p>
<p>“Ya bizimkiler yine kedilerle uğraşacaklar. Mezarlıkta buluşalım bizde biliyorsun daha rahat oluyor. Gece orda olabilir misin?”</p>
<p>“Elbette tabi olurum hayatım”&#8230;</p>
<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecektim. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/">Mezarlık / ÖYKÜ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11408</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Oct 2017 06:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11414</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rüzgâr kırdığı daldan af diler mi hiç? Dileseydi nerde kalırdı onun rüzgârlığı? Esip gürlemek değil mi onun vazifesi? Öyleyse neden küsüp hayata sus pus oturuyoruz sürüklediği için bizi oradan oraya? Nereye konduysak oradan başlamalıyız yenilenmiş bir halde yaşamaya… Suyumuz kuruyup kabuğumuzdan çekildiği ana dek devam etmeliyiz hiç durup dinlenmeden nefes verip; soluk almaya… Bir kauçuk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Rüzgâr kırdığı daldan af diler mi hiç? Dileseydi nerde kalırdı onun rüzgârlığı? Esip gürlemek değil mi onun vazifesi? Öyleyse neden küsüp hayata sus pus oturuyoruz sürüklediği için bizi oradan oraya? Nereye konduysak oradan başlamalıyız yenilenmiş bir halde yaşamaya… Suyumuz kuruyup kabuğumuzdan çekildiği ana dek devam etmeliyiz hiç durup dinlenmeden nefes verip; soluk almaya…</em></strong></p>
<p>Bir kauçuk yaprağı olarak gelmiştim dünyaya. Büyük bir ağacın dalında falan değil, küçük bir saksının toprağındaydı evim. Sevilmeyi, özlenmeyi iyi bilirdim. Yazları bizi verandaya çıkaran ev sahibemi pek severdim… Güneşin dik gelmeyen ışıklarına kendimi bırakır koca bir yazı pencerenin altındaki gölgelikte, sevdiklerimle birlikte huzurla geçirirdim. Kışın bizi, salonun geniş camlı penceresinin köşesindeki kadife perdenin yanı başına oturturdu ev sahibim.  Gösterişli parlak yapraklarımızla gelen misafirlerin gözlerini süslemek için beklerdik, ihtişamlı gövdemizin üzerine aldığımız övgülerle vaktin nasıl geçtiğini bilmeden yaşayıp giderdik…</p>
<p>Öyle çok kardeşim vardı ki! Sıcak yaz günlerinin akşamüzerleri, bahçe sulanırken ağustos böcekleri gibi biz de neşe içinde kendi şarkılarımızı söylerdik… Çay bardaklarının kaşık sesleri karışırdı müziğimize, orkestramıza eşlik ederlerdi ama duymazdı sesimizi hiç kimse…</p>
<p>Bir gün ev sahibem uzayan dallarımızı kesti, başka bir saksıya dikmek için suya koyup köklenmesini bekledi… Yavruladı böylece büyük kauçuk ailem, çoğaldık. Baba evi saksıda ise biz, bize kaldık… Kurumaya yüz tutan yaprakları ayırdı birbirinden, bahçeye fırlattı. Yaşlanmış yapraklara düştükleri toprakta gübre olmayı umut etmek kaldı…</p>
<p>Ben gençtim daha yeni yetme bir filiz idim. Giden yaşlı yapraklara ne kadar üzülsem de güvendiğim gençliğimle olan biteni çarçabuk unutuverdim. Dönüp bakmadım bir daha onlardan yana… Her akşamüzeri yaptığım gibi şarkılarımı söyleyip diğer yapraklarla birlikte çokça eğlendim.</p>
<p>Bir gün komşunun kedisi Sarman bizim verandaya girdi. Ev sahiplerim yoktu evde, sıkışıp kalınca küçük yaramaz kedi, ne var ne yoksa her şeyi dağıttı devirdi. Korkusundan bir köşeye sığındı, beklemeye başladı. Akşam olup da gelenlerin sesini duyunca öyle bir sıçradı ki bizim evimizi, saksımızı, düşürüp betona kırdı… Dağıttı yuvamızı… Ailemizi koparıp attı, her birimiz bir yana saçıldık. Öyle ayrı düştük ki sabaha dek bekledik soğuk beton zeminde, sesimizi bir duyan olmadı… Mevsim sonbahardı, verandanın kapısı kapalıydı artık . Yağmurlara dayanan genç bedenim rüzgârlara sığındı ama bir gün çıkan fırtınada uzak diyarlara doğru uçtu gitti…</p>
<p><cite><em>Büyüyememiştim daha, serpilip gelişemeden doyasıya, parlak yapraklarımı sergilemek hevesiyle yatıyordum boylu boyunca bilmediğim ıslak toprağın koynunda…  Kavuşamayacağımı anladığımda eski mesut günlerime, büküp boynumu razı oldum kaderime. Bıraktım kendimi hayatın akışına, yumdum gözlerimi daldım bir derin uykuya. Acıyla uyandım uykumdan bir gün, sanki küçük bir solucan ısırıyordu beni kuyruğumdan. Ölüm çok yakındı, yem olacaktım bir solucanın ısırığıyla yok olacaktım. Derken havalandım birden, bir kuşun gagasında uçuverdim aniden… Nereye gittiğimi bilemeden yol aldım, dağları geçip denize ulaştım. Kondum bir evin çatısına, yuva oldum yeni doğmuş yavruların arasında… Artık yeşil değildi rengim, kurumaya başlayan derim kahverengi olmuştu ve ben ne bir kauçuk yaprağı idim ne de diriydim artık…</em></cite></p>
<p>Bütün umutlarımı kesmiştim yaşamaktan, kuru bir kauçuk yaprağı ne işe yarardı ki? Büyüyen yavrulardan biri gagasına aldığı gibi beni, havalandı ve uçtu uzaklara doğru… Güçlü değildi kanatları, konamadan bir yere <span style="font-size: 14px;">düşürdü gagasından uzayıp giden uçsuz bucaksız kumların üzerine&#8230; </span></p>
<p>Değişti hayatım bundan sonra… Yalnızlığım bitti, çektiğim çileler bir bir unutuldu gitti… Artık beni seven kumların arasında kavruluyorum gün be gün güneş ışıklarının altında… Sertleştim git gide, görmüyorlar kabuğumu, bilmiyorlar bir zamanlar bir kauçuk yaprağı olduğumu&#8230; Şarkı söylüyorum durmadan… Sabahtan akşama kadar güneşin alnındaki kumların acısını dindiriyorum, onları eğlendiriyorum… Alkışlıyorlar beni, biri gidip diğeri geliyor öyle çoklar ki! Kim olduklarının bir önemi yok&#8230; Umurumda da değil zaten kimin gelip gittiği, şarkı söylüyorum ben yalnızca…</p>
<p><strong><em>Unuttum bile çoktan kim olduğumu, tıpkı unutulmuşluğum gibi…</em></strong></p>
<p>Yalnızca inci olmayı bekleyen bir kum tanesi görüyorum uykumda, ne zaman gözlerimi kapatsam düşüme giriyor. Bir tek o hatırlıyor eski halimi, biliyor benim kim olduğumu, yeşil kauçuk yaprağı olarak varmak istiyorum ona doğru. Serin bir esintinin ucundan, uzaklardan çok uzaklardan sesleniyor bana, duyuyorum fakat bir türlü ulaşamıyorum … &#8216;Çal diyor boyuna bana, çal kemanını&#8217;… Uyanıyorum sonra ve başlıyorum tekrar kızgın kumlarda çalmaya…</p>
<p>Beni sorarsanız eğer ‘ <strong><em>Kumsaldaki Keman’</em></strong>  nerede deyin yeter… Hemen bulursunuz, gösterirler yerimi…</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bekliyorum inatla bir gün gelecek diye ‘ Rüyalarımdaki O Son Kum Tanesini ’…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11442" aria-describedby="caption-attachment-11442" style="width: 486px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg"><img class="wp-image-11442" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=486%2C304" alt="" width="486" height="304" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=2560&amp;ssl=1 2560w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=1024%2C640&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 486px) 100vw, 486px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11442" class="wp-caption-text">İnci olmayı bekleyen son kum tanesi&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11414</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şavkı Dayı’nın Anısına</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Oct 2017 21:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11307</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçmişini tam olarak bilmediğim ama anlatılanlardan gözümde canlandırdığım kadarıyla hareketli bir evmiş Şavkı dayının köy evi. Yangın çıkmış zamanında ve o zamandan sonra içi pek bir dağınık kalmış. Yangından kalan eski eşyalara bir de herkesin evinden kullanılmayan, artık yüzüne bakılmayan eşyalar getirilince ev sanki bir ölüye benzemeye başlamıştı. Arada bir bahçesinde mangal yakılan, rakı sofrası [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/">Şavkı Dayı’nın Anısına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişini tam olarak bilmediğim ama anlatılanlardan gözümde canlandırdığım kadarıyla hareketli bir evmiş Şavkı dayının köy evi. Yangın çıkmış zamanında ve o zamandan sonra içi pek bir dağınık kalmış. Yangından kalan eski eşyalara bir de herkesin evinden kullanılmayan, artık yüzüne bakılmayan eşyalar getirilince ev sanki bir ölüye benzemeye başlamıştı.</p>
<p>Arada bir bahçesinde mangal yakılan, rakı sofrası kurulan ev son zamanlarda yeniden yaşamaya başlamıştı. Eskiyle yeni birleşmiş bir taraf geçmişi anlatırken, bir taraf bugünü yaşıyordu.</p>
<p>Şavkı dayının karısı öldü &#8216;Hatçe hanım&#8217; Şavkı dayı sanki sonradan anladı onun kıymetini, bilemem. Yıllardır bu eve bir çivi çakılsa kıyameti koparan Şavkı dayı şimdi hayranlıkla izliyor evine ve bahçesine yapılan yenilikleri. Etrafa istekler yağdırıp elindeki sineklikle bahçe masasındaki sinekleri öldürüyor ve şakayla karışık &#8216;atma senin için bunlar&#8217; diyor mutlu olsun diye ev ile uğraşan damadına.</p>
<p>Sonuç olarak Şavkı dayı dimdik ayakta, geçmişin kıymetini sonradan anlasa da.</p>
<p>Tutunduğu tek şey ise evin bahçesinde Hatçe hanımın terk-i diyar eylemeden önce diktiği dut ağacı. Hatçe hanım gitmiş olsa da dut ağacında yaşatılıyor ismi.</p>
<ul>
<li> Hatçe hanıma su verdiniz mi?&#8230;</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/">Şavkı Dayı’nın Anısına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/savki-dayinin-anisina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11307</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Oct 2017 21:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11229</guid>
				<description><![CDATA[<p>“YARIM KALAN SAADET&#8221; Çocukluğumun sadece her yıl, bir yaz ayına sığan ve doyamadığım İstanbul anılarının önemli insanlarındandınız siz. Annemin anneannesi, bizlerin &#8220;haminnesi&#8221; idiniz. O günlere ait belleğimdeki size dair resim, siyah başörtünüzü gevşekçe bağlayışınız, genellikle kederli yüzünüz, özellikle efkarlandığınızda fazlaca tüttürdüğünüz ” Gelincik” sigaralarınız… Agah Paşa çıkmazındaki, kızınız ve damadınız ile yaşadığınız (Torunlarınız çoktan yuvadan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“YARIM KALAN SAADET&#8221;</p>
<p>Çocukluğumun sadece her yıl, bir yaz ayına sığan ve doyamadığım İstanbul anılarının önemli insanlarındandınız siz. Annemin anneannesi, bizlerin &#8220;haminnesi&#8221; idiniz. O günlere ait belleğimdeki size dair resim, siyah başörtünüzü gevşekçe bağlayışınız, genellikle kederli yüzünüz, özellikle efkarlandığınızda fazlaca tüttürdüğünüz ” Gelincik” sigaralarınız… Agah Paşa çıkmazındaki, kızınız ve damadınız ile yaşadığınız (Torunlarınız çoktan yuvadan uçmuştu, o tarihlerde) iki katlı, küçücük ahşap evi her ziyaretimizde, peynirli sigara börekleri kızartırdınız. O böreklere tat veren, sizin eliniz miydi, yoksa çocukluğun bazı tatları özel kılışı mıydı? bugün bile bilmiyorum. Bildiğim, bu börekleri şimdi eskisi kadar keyifle yiyemediğim&#8230;</p>
<p>Çok kısa bir süre evli kalabildiğiniz, doyamadığınız ilk eşiniz zabit Sabri Bey, Yemen cephesinde şehit olup, sizi minik kızınızla  yalnız bıraktığında, seçme şansınız olmadığı için rahmetlinin ailesi ile yaşamak zorunda kalışınız, “kaim validenizin”, benzerleri arasındaki bilinen en kötü örneğe bile nerede ise rahmet okutacak kadar insafsız oluşu&#8230; Bugünkü, ev işlerini kolaylaştırıcı teknolojik nimetlerin çoğunun adının bile bilinmediği o dönemlerde, kayın valide, kayın peder, kayın biraderler, eltiler ve çocuklarından oluşan o büyük ailenin, sadece çamaşırlarını yıkamanın bile başlı başına eziyet olduğu, can acıtıcı, bitmek bilmeyen zamanlar… Bahçede kurulan kazanlar ve leğenlerin başında, diğer gelinlerle birlikte canınız çıkarken, ensenizde boza pişirme görevini üstlenmiş,” kaim validenin” azarları: “O ne o, öne? (Öyle) Hala bitiremediniz, şuncacık çamaşırı. Ne surat ediyorsunuz? Çamaşırların hepsi de size ait. Şu gömlekler bey babanızın, şu içlikler benim, şu pantolonlar ağabeylerinizin…” Siz, o zamanlar da sakinmişsiniz. Tıpkı, hatırladığım gibi.</p>
<p>Bir gün, bulabildiğiniz tüm cesaretinizi toplayıp, yanınıza sadece, minik kızınızı ve rahmetli eşinizden size kalan tek anı olan o fildişi tarağı alıp, baba evine gitmek istemişsiniz. Ne yazık ki çok kısa sürede, geri dönmek zorunda kalmışsınız. Öyle ya, o dönemlerde (ve yine, ne yazık ki, günümüzde de çoğu evde geçerli olduğu gibi) “kadın kısmının evden çıktıktan sonra yerinin, artık eşinin evi olduğu” kabul edilirmiş.</p>
<p>Bir kaç yıl sonra, daha on yedi yaşında iken, üçüncü çocuğunu doğuramadan Hakkın rahmetine kavuşan, ardından çok ağladığınız rahmetli komşunuz Emine Şerife Hanımın dul eşi, iki çocuk babası &#8211; ki, o çocuklardan biri anneannemdir- Şehir Hatları Vapurunun çarkçıbaşısı Rasim Bey ile evlenmeniz aşamasında, ilk eşiniz Sabri Beyin ailesi, hep birlikte üzerinize gelerek, biricik kızınızı sizden kopardıkları için, onunla çocukluğu boyunca ara sıra kaçamak buluşmalarla görüşmeleriniz yüzünden, o yılların eksikliğini ve soğukluğunu, ikiniz de hiç bir zaman gideremeyecektiniz. Kızınız yetişkin olup, yuva kurup anne olduğunda, aynı evde birlikte yaşayacak ve sanki, aslında sizin suçunuz olmayan, çocukluğunun soğuk gecelerinin özürünü dilercesine, kalan ömrünüzü, üç torununuza ve tüm evin işlerine verecektiniz. Kızınız, belki de bilinçaltındakilerin yönlendirimi ile  tüm sorumluluğu size bırakarak, o yılların acısını çıkaracaktı istem dışı olarak.</p>
<p>Yıllarca, anneannemin oturma odasının duvarında asılı duran, o fotoğraftan ve anlatılanlardan anladığım kadarı ile, benzerleri gibi duygularını dışarıya hiç yansıtmayan, sevgisini mavi gözlerinin ardında gizleyen, aslında ailesi ve çocuklarını (kızınız da dahil) ayırmadan çok seven Rasim Bey, sizi de hoş tutmuş. Eski ortamınızdan sonra, inanamamışsınız bu mutluluğa. Evliliğinizin ilk günlerinde, üst kattan size “neredesiniz Zübeyde Hanım?!” diye seslenen Rasim Dedeye cevabınız; “ Buradayım bey, tel dolabımıza ve yemeklerimize bakıyorum” olmuş. Kızınıza duyduğunuz özlemi, geceleri, anneannemin küçük kardeşi, kızınız ile yakın yaştaki Fehmi dayı ile, aynı yatakta uyuyarak ve ona sarılıp, sıkça ağlayarak dindirmeye çalışmanız, o fildişi tarakla sevdiğinizin anısına tutunarak güç almaya gayretiniz ve “yemekleri seyrederek” sevgi dolu bir yere ait olma isteğiniz, buna duyduğunuz ihtiyaç, hep çok işlemiştir içime. Haminnem, gerçekten de istediğiniz, düşlediğiniz bir hayat mıydı yaşadığınız? Siz gittiğinizde, bu soru henüz oluşmamıştı içimde, daha çok gençtim, şimdiki ben olma yolunda bile değildim. Ama, Sabri Beyi, hep kalbinizde sakladığınızı biliyorum. Anneannem, bir dertleşme anında size sormuş: “Anne, öbür dünyada, sana seç deseler, kimin yanında olmak istersin, babamın mı, Sabri Beyin mi?” Gülüşünüz yüzünüzü aydınlatmış ve gözünüzü kırparak cevaplamışsınız: “ Ötekinin (yani Sabri Beyin) “. Yaşanamayan ve yarım kalan ya da isteğimiz dışında öylece, aniden bitiveren aşklar ve mutluluklar için, hep “yarım kalan saadet” şarkısı çalar içimizde.</p>
<p>Yazmaya başlarken, niyetim belliydi: Hiç bir zaman ulaşmayacak bir mektupla sizi anmak. Ama çok isterdim Haminneciğim, siz gitmeden sizinle daha derin bir bağ kurabilecek yaşta ve duygusal yakınlıkta olabilmeyi, inanın çok isterdim…</p>
<p>Bunu size hiç söyleyemedim ama bilin istedim: Sizi seviyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11229</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Oct 2017 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11283</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevilmek düşüyle gelmiştim gençliğimin arsız iştiyakına. Serabım şarabımdan güçlüydü yudumlarken acıyı attığım her adımda. Sen !  -ki bakmaya doyamadığım- gözümün nurundan sakındığım-dın&#8230; Düş- tün! Düşlerimden,  Kara saplı nan-kör bıçağınla… Saplandı sırtıma gülüşlerin! Öfkenin dumanında kayboldu sevinçlerim. Kalakaldım elimde bir demet Nergisle, yüzüme çarpılan kapının eşiğinde… Alaylı sözlerin geldi peşim sıra. Bir bir düğümlendi boğazımda söyleyemediklerim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevilmek düşüyle gelmiştim gençliğimin arsız iştiyakına. Serabım şarabımdan güçlüydü yudumlarken acıyı attığım her adımda.</p>
<p>Sen !  -ki bakmaya doyamadığım- gözümün nurundan sakındığım-dın&#8230;</p>
<p>Düş-</p>
<p style="padding-left: 30px;">tün!</p>
<p style="padding-left: 60px;">Düşlerimden,</p>
<p style="padding-left: 90px;"> Kara saplı nan-kör bıçağınla…</p>
<p>Saplandı sırtıma gülüşlerin! Öfkenin dumanında kayboldu sevinçlerim. Kalakaldım elimde bir demet Nergisle, yüzüme çarpılan kapının eşiğinde…</p>
<p>Alaylı sözlerin geldi peşim sıra. Bir bir düğümlendi boğazımda söyleyemediklerim. Sokak kedisi gururumla kaldırımları tekmeledim. Sefaletimi seyrettim camekânların ışığında.</p>
<p>Gecenin soğuğundan değildi titremelerim, hazmedemediğim vefasızlığına nasıl direnseydim? Utandım sevgimin gözyaşlarından, usulca sokuldum koynuna çaresizliğimin&#8230;</p>
<p>Zordur durdurmak vaktin akışını. An be an hiç yaşanmamış gibi damlıyorken ciğerimin ucundan toprağa sızan zaman; bıraktım ben de unutmak sevdasını. Kalsın istedim iliklerimde sırtından vurulmanın sancısı&#8230;</p>
<p>Anılarından sildin hislerini, akmayan gözyaşlarını sildin. Damarlarında dolaşmayan vicdanın, koparıp kendinden kendini, yıkamadığın duvarların içine hapsetti benliğini&#8230; Mahpususun artık  hiç bitmeyecek esaretinin…</p>
<p>Öyleyse korkma bir daha vur hançerini! Gönlümden akan kan değil ki… Kabuk bağlamış yaranın içindeki irindir aç da gör halini… Sensin o işte ! Pıhtılaşmış renginle tanı kendini leş kokundan…</p>
<p>Öyleyse bırak beni boşluğa, savur at küllerimi,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Sallansın gözlerimin vebali boynunun ucunda yağlı bir urgan gibi…</p>
<p>Deniz kumuydum bir zamanlar oysa canların arasında. Camdan kalbimle düştüm ıssız çöl yollarına… Önüne kattı beni bir deli fırtına, sözüm onaydı, geçmezdi bir başkasına… Ardı sıra saf tuttum. Vazgeçtim canımdan, cam olmak için duruldum…</p>
<p><strong><em>Son kum tanesiyim artık ayaklar altında…</em></strong></p>
<p>Yorgun sevdam, dilsiz bir güvercinin kanadında uyuyor mışıl mışıl&#8230; Lâlinden lâl olmuş hallerim yanıp duruyor güneşin ayazında… Susuzluğunla kavrulsam da ey zalim! Bitmesin isterim bana ettiğin zülüm. Ahlarımın çilesi yakın biliyorum… ‘Sakının mahşer gününden’ diyene sarılıyorum… Sakının masumların inlemesinden…</p>
<p>Ben,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ben değilken daha</p>
<p style="padding-left: 60px;">Hamuş kapısına eşik olmuşum&#8230;</p>
<p>Sen,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Vazgeçmişliğinle benliğinden,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Gül dereleri bırakıp, sığ suları yalayan beşik olmuşsun…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Son kum tanesiyim, </em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Aşkın nisyanından sararmış dikenli kaktüs dallarında</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11283</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk Nereye Kadar?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 21:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11291</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaç saattir bekliyordum? Öğleden sonra son kez konuştuğumuzda-ki ona göre sondu bana göre değil- bittiğini kabul edememiştim. Bir kez daha düşünmesini neredeyse yalvarırcasına istemiştim. Bilmiyorum, belki çok vicdansız değildi veya nasıl olsa görüşmeyeceğine emin olduğu için mi-asla bilemeyeceğim-denerim demişti. Bütün gece evde olacağımı ve bekleyeceğimi söyleyebildim. Akşama kadar ayaklarımın beni nerelere götürdüğünü fark edemedim. En [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/">Aşk Nereye Kadar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaç saattir bekliyordum? Öğleden sonra son kez konuştuğumuzda-ki ona göre sondu bana göre değil- bittiğini kabul edememiştim. Bir kez daha düşünmesini neredeyse yalvarırcasına istemiştim. Bilmiyorum, belki çok vicdansız değildi veya nasıl olsa görüşmeyeceğine emin olduğu için mi-asla bilemeyeceğim-denerim demişti. Bütün gece evde olacağımı ve bekleyeceğimi söyleyebildim.</p>
<p>Akşama kadar ayaklarımın beni nerelere götürdüğünü fark edemedim. En son evimin sokağında buldum kendimi. Sokağa girmeye cesaret edemedim önce. Olur da biri görür Ayça nasıl? diye sorarsa Ya köşedeki bakkal Suat Amca Ayça kızım nerede? Derse. Ya Elif abla anlamış gibi bakarsa. Nefesim daraldı daha sokağın başındayken. Hava kararmak üzereydi. Biraz daha gezinsem öyle gelsem diye geçirdim içimden. Sokak sakin görünüyordu sanki. Koşsam hiç olmayacak daha çok dikkat çekerdim. Çaresiz kafamı kaldırmadan yürüdüm eve kadar. O sokak ne kadar uzun geldi öyle bana.</p>
<p>Eve girdim. Daha girişte yere çöktüm. Bir sigara yaktım. Kül tablasını gidip alacak derman yoktu bende. Kaç sigara içtim saymadım. Tek bildiğim her taraf kül ve izmarit doluydu. Gelir miydi? Arar mıydı? Vazgeçer miydi? Dolaba yöneldim. Önce bir bira aldım yetmez dedim tekrar kalkıp gelmektense iki tane alarak geçtim içeri. Birini koltukta oturmuş içmişim diğerini pencere önünde. Camdan dışarıyı izliyordum gelirse diye. Bilirdim Ayça’yı, aramaz geleceği varsa gelirdi. Ağzım bira kokarken dilim dualar okuyordu. Ne garip. Ne kadar çaresiz?</p>
<p>Bir yıldan fazlaydı beraberliğimiz. Sevmiştim işte. Onsuz olamam farkındayım. Ellerim yüzümdeydi. Parmaklarımın kokusunu aldım bir an. İğrendim kokusundan ama bir sigara daha yaktım. Pencerenin dibine çöktüm. Küllük yine dolmuştu. Bu kaçıncıydı? Ne kadar çok kül tablam varmış?</p>
<p>Bir ara canımın acıdığını fark ettim. Parmaklarıma baktım. Tırnaklarımı hangi ara bu kadar kanatmıştım? Yara bandı sarmam iyi olurdu en azından şu iki parmağıma. Kim uğraşacak? Yüreğim kanıyor parmağı kim ne yapsın?</p>
<p>Gece yarısını geçmişti. Kaç bira daha içtim sayamıyorum bile. Sızmaktan korktum. Gelirde kapıyı çalarsa ve duymazsam? Dış kapının dibine çöktüm yine. Bekledim dakikalarca. Bütün akşam bekliyordum zaten. Asansörün her sesi bir umut yankısıydı benim için. Ayak sesleri! Ayak sesleri yaklaşınca Ayça olsun diye içimden gökleri inletiyordum. Uzaklaşıyorsa karşı komşuya gidiyor diyordum. Belki? Evet ya belki Ayça’dır o da üzülmüştür ve karşı komşumuz Nazlı ablaya gidiyordur. Önce onunla konuşacak ve bizi o barıştıracaktı. I ıh.</p>
<p>Karnım ağrımaya başladı. Çok açtım. Dolapta vardı elbet karın doyuracağım dünden kalan yemekler. Keşke bir tost olsaydı. Yapabilirdim. Gücüm olsaydı. Beklemek insanı çıldırtabiliyor. Açsam aç, ölecek değilim ya. Zaten ölmüşüm aslında. Gelmeyecek. Vay be. Demek bu kadar kolaydı onun için.</p>
<p>Salona geçtim çaresiz. Neredeyse sürünerek. Bir sigara daha. Sonra bir tane daha. Elimdeki biraya baktım bitmek üzereydi. Diktim kafaya. Dolapta kalmış olması iyiydi. Yarın alırdım nasılsa. Gelip çöktüm koltuğa.</p>
<p>Yarıya kadar içtim. Kahve ne iyi olurdu bunun yerine. Kafamı toplamam gerek. Kahve yapacak gücüm olsa ne olurdu sanki. Sarhoş olmak istiyorum ama olmuyor işte. Sehpaya koydum birayı. Uykum da yok. Gelmeyecek eminim artık. Bitirmiş işte. Beni düşünmeden üstelik. Ne haldeyim merak etmiyordur.</p>
<p>Saat kaç? Yuh 01:00. Süleyman nerede? Ya İsmet? Keyfileri yerindedir eminim. Onlar ayrı değiller sevgililerinden. Oysa ben tek. Kimsesiz gibi. Bu gece, hiç olmazsa bu gece tek olmasaydım. Sabaha daha sakin kafayla, daha doğru ve daha mantıklı hareket ederdim. Böyle zamanlarda kimse tek olmamalı.</p>
<p>Sigaram bitmek üzereydi. Birazdan çıkar alır geri gelirdim. Ben yokken gelirse? Ne gelecek bu saate kadar gelmeyen zaten gelmez. Gece olmuş zaten kimse görmez beni ve Ayça’yı sormaz nasılsa.</p>
<p>Derin bir ah çektim. Kapı çalındı aynı anda. İçimde bir çığlık yükseldi. Koşarak kapıya gittim ve hemen açtım. Gelen Ayça değildi. Yüzüne baktım. O da bana. Zuhal gelmişti. İki yıl kadar önce ayrılmıştık. Baktım öylece ona. Çok şık ve güzel görünüyordu. Kendi halimi düşünemedim o an. Ayça ile ayrıldığımızı duymuştu demek. Arada sırada karşılaşıyorduk. Ben görmezden gelirdim.</p>
<ul>
<li>Girebilir miyim?</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Çekildim kapının önünden. İtiraf ediyorum bu gece değil de dün gelmiş olsa ne işin var diye sorardım. Ayça’nın etkisini atmış olduktan sonra gelse yine aynı şeyi sorardım. Ama şu an ı ıh. Söylemeye dilim varmadı ama içimden “Ne iyi ettin de geldin. Ne kadar güzel geldin.” Dedim.</p>
<p>Elinde kartondan bir çanta vardı. Salona geçmesini işaret ettim. Karton çantayı sehpaya bıraktı. Elini çantanın içine soktu ve daha dumanı tüten koca bir kahve bardağı çıkarıp önüme koydu. Nasıl mutlu olmuştum anlatamam. Şaşırdım. Keşke Ayça’nın gelmesini kahve kadar istemiş olsaydım dedim içimden.</p>
<p>Tekrar karton çantaya uzandı eli. Peçeteye sarılı bir şey çıkarıp önümde duran sehpaya kahvenin hemen yanına koydu. Peçeteyi açtı. İki tost yaptırmıştı. Çift kaşarlı olduğuna emindim. Konuşamadım. Ayça geçmedi içimden bu defa.</p>
<ul>
<li>Sen atıştır bunları.</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Gözlerim dolmuştu. Yüreğim titredi onu izlerken. Karton kutunun dibinden küçük bir rulo çöp poşeti çıkardı. Parmakları arasında yuvarlayarak açtı ve birini kopardı. Bira kutularını ve küllükleri boşaltmaya başladı. Tosttan bir ısırık aldım. İnanılmaz güzel geldi tadı. Bir yudumda kahve içtim üstüne. Kahveye baktım nereden almış diye. Büyük boy almıştı. Çok hoşuma gitmişti. Dudağımda beliren gülümsemeyi görmüştü.</p>
<p>Topladıklarını mutfağa götürmek için odadan çıktı. Niye ayrılmıştık diye düşündüm. Bulamadım. Tek hatırladığım iki yıl önce ona devam etmek istemiyorum dediğim. Gelip karşımda oturdu.</p>
<ul>
<li>Unutuyordum neredeyse.</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Ben karton çantada ne var başka diye düşünürken. Kendi çantasını açarak bir paket sigara çıkardı ve sehpaya koydu. Elimdeki tosta baktığını sandım. Uzattım ona</p>
<ul>
<li>İster misin?</li>
</ul>
<p>Dedim.</p>
<ul>
<li>I ıh.</li>
</ul>
<p>Dedi kafasını sallayarak.</p>
<p>Çantasından bir şey çıkardı anlamadım. Yanıma gelince yara bandı olduğunu anladım. Tost boğazımda kalmıştı.  Gözlerimi yumdum. Gözlerimdekini görsün istemedim. Usulca kanamış iki parmağımı sardı. Dayanamadım ve sesim titreyerek sordum.</p>
<ul>
<li>Neden geldin?</li>
</ul>
<p>Bakmıyordu bana. Yara bandının ne kadar sıktığını kontrol eder gibiydi.</p>
<ul>
<li>  İki sene sonra o gece kimse gelmedi dememen için.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/">Aşk Nereye Kadar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11291</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11192</guid>
				<description><![CDATA[<p>“NE DEMİŞTİN, NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN?” Uzak zamanlara ait anılar, bazen hiç beklemediğimiz zamanlarda çıkagelir aklımıza. Sanki, zamanın bir yerinde asılı kalmışlardır, öylece dururlar ve birgün  hiç düşünmediğimiz bir anda çıkıverirler ortaya. İkinize dair yaşanmışlıklar da öyle düştü aklıma ansızın…Seninle karşılaşmayalı, çok uzun zaman oldu.Oysa bir dönem, ayda birkaç kez  bir araya gelirdik ortak arkadaşlarımızla. Sana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“NE DEMİŞTİN, NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN?”</p>
<p>Uzak zamanlara ait anılar, bazen hiç beklemediğimiz zamanlarda çıkagelir aklımıza. Sanki, zamanın bir yerinde asılı kalmışlardır, öylece dururlar ve birgün  hiç düşünmediğimiz bir anda çıkıverirler ortaya. İkinize dair yaşanmışlıklar da öyle düştü aklıma ansızın…Seninle karşılaşmayalı, çok uzun zaman oldu.Oysa bir dönem, ayda birkaç kez  bir araya gelirdik ortak arkadaşlarımızla. Sana dair belleğimde yer alan fotoğraf,  çok nazik ve  sevecen birine ait… Anne ve baba tarafından farklı ülkelere üyeydin. Düzgündü Türkçen evet, ama ara sıra sürçerdi dilin ve hafif kırık bir aksana dönüşürdü. Öykünün diğer tarafında yer alan kişi ise, çocukluk arkadaşımdı, çok özeldi benim için. Ortak geçmişe sahip olduğumuz kimi insanlar, zamana ve mekana bağlı olmaksızın hep bizimle kalırlar, o da öyledir. Bir akşam, aynı masada buluştunuz ve bir süre birbirinizin çekim alanında kaldınız. Ondan etkilenmen çok doğaldı bence. Senin, genellikle kontrollü, sakin yapın, onun  şen kahkahalarla süslenen, dizginlemediği taşkın neşesi ve tanıdığı herkese çabucak yöneltebildiği uçsuz bucaksız  sevgisi tarafından sarıp sarmalanıverdi kısa zamanda. Sevdiğim iki insanın birlikteliğine ben de çok sevinmiştim açıkçası. Şimdi tam olarak hatırlayamamakla birlikte, bir yıla yakın sürdüğünü sanıyorum beraberliğinizin. Bir akşam vakti, aradı beni sevdiğin. Ağlıyordu telefonda.  Kolay  kolay ağlamazdı oysa, her acıya anında  hafifletici bir panzehir bulan, iflah olmaz iyimserlerdendi. “Bitti” dedi. “ Az önce aradı ve ayrılalım dedi”. Annesinin hastanede olduğu günlerdeydi o ve sen de, doktorun hastalığın çok kritik bir döneme girdiğini söylediği akşam, kötü bir zamanlama ile aramış ve pat diye “ayrılalım “ demiştin. “Bekliyordum” dedi.” Biliyordum bitireceğini ama bu akşam değil. Kendimi sokaklara vurdum, hem ağlıyorum, hem de bilmediğim sokaklara dalıp çıkıyorum. O aşamadı, direnemedi, ama  izin verseydi, ben onunla sonuna kadar yürürdüm, onun istediği yollarda”. Onu dinledim sadece ve seni anlamaya çalıştım. Ait olduğun ve senin dışında, sen doğmadan çok önce çizilmiş çembere dair koşulları aşabilecek, dışlanmaya direnebilecek gücün yoktu, bunu o da biliyordu, ama dediği gibi, eğer isteseydin, o kendini senin çemberinin içine hapsedebilirdi. Elbette senin açından sonuç değişmezdi: Büyük yalnızlık…Başlarda , yaşadığınız büyük sevgiyi geleceğe taşımaktan yana ettiğin sözlere karşın,  yaşamını sonsuza dek değiştirecek o kararı veremediğin için kızmadım sana.  Ama, zamanlaman çok  kötüydü. Sonu geciktirmeme adına, kendinde yeterince güç bulabildiğin o anı seçmiştin ayrılık için belki de…Kötü zamanlaman, onu başka bir aşka yönlendirdi. Verdiğin acının tesellisi için hep yanında olan çok yakın bir dostu, yeni ve sürekli aşkı oldu zamanla. Geçen zaman içinde, senden tek bir kez söz etti. O evlendikten uzun zaman sonra, bir doğum gününde arayarak:</p>
<p>” Senin hep hayalindi, İstanbul’u kuşbakışı izlemek. İzin verirsen, özel bir uçakla sana İstanbul’u gökyüzünden izletmek istiyorum.” demişsin. Onun cevabı ise:” Eşim, bu hayalimi yıllar önce gerçekleştirmişti zaten “ olmuş. Sana yalan söylememiş,  helikopterle  dolaşmış İstanbul semalarında, şimdiki sevdiği ile birlikte.</p>
<p>Sizin birlikteliğiniz, bizim de arkadaşlığımız bitti o dönemden hemen sonra. Nedendir bilinmez, ortak arkadaşlarımızla da bağlar kopuverdi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, bir gün sesini duydum telefonun diğer ucunda. Aynı sevecen, sıcak sesle, yaşamını özetledin kısacık. Ticaret yapıyormuşsun, hayli iyi konumdaymışsın, aynı semtte oturuyormuşsun ve hiç evlenmemişsin. Onu unutmadığın, onun sevgisinin yerine başka bir sevgi koymak istemediğin için mi, yoksa  zamanında kıramadığın çemberlerin, dayatmaların karşı çıkışı olmak üzere mi başka birini sürekli olarak dahil etmedin yaşamına? Sormadım elbette, bu soruları  içimden  geçirdim sadece.</p>
<p>Sen de onu sormadın bana. Sorsaydın kısaca,  “İyi “ derdim. Söylemeyeceklerim  çoktu ama : “ Uzun yıllar boyunca, farklı alanlarda çok sıkıntı çekti. Ama sevgi dolu kalbi, içten kahkahaları, insan sıcaklığı, dostluğu, vefakarlığı hiç değişmedi” demeyecektim, örneğin. Canım onun bugününe  dair, senin bilmediklerini anlatmayı hiç istemedi, açıkçası. Karşılaşsaydınız, diğer canlılardan esirgemediği yakınlığı sana da gösterirdi  büyük olasılıkla. Bilirsin, o kimseye düşmanlık beslemez. Yıllar önce verilmiş, ama tutulamamış  sözlerin hesabını  da sormaz.</p>
<p>Telefon görüşmemiz,” Özledim, en kısa zamanda görüşelim” iyi dileği ile sonlandı ve biz bir daha hiç konuşmadık. Büyük olasılıkla da böyle bir görüşme hiç gerçekleşmeyecek.</p>
<p>Başka kentlerde yaşamamıza karşın, onunla iletişimimiz hiç kopmadı oysa. Benim aramayı ihmal ettiğim zamanlarda, o ses olur genellikle. Hep aynı güzel, dost sesle çıkar karşıma. Bu yaz, uzun bir aradan sonra kucakladım onu. Gözleri hep aynı, sevgi ve neşe dolu.Hani, yaşamımızdaki yeri hiç değişmeyen insanlarımız vardır,  yıllarca görüşemezsiniz, ama görüştüğünüzde, aradan geçen onca zamanı da , sevgileri, umutları, neşeleri, hüzünleri, kısacası tüm yaşanmışlıkları da kucaklamış gibi olusunuz ya, işte ona sarılmak ta tam olarak böyle bir şeydi.</p>
<p>Bu mektubu ne sen, ne de o okuyabilecek.  Seninle -büyük olasılıkla-bir daha karşılaşmayacağız. Bunun nedeni sevgisizlik değil kesinlikle, bundan eminim. “Nereden biliyorsun?” deme, biliyorum işte… O da okumayacak, çünkü  sana dair ortak bir cümle kurmayalı çok uzun zaman oldu.</p>
<p>Sonuç olarak; Aranızda  uzun yıllar, bir dolu yaşanmışlıklar ve hatta yaşanmamışlıklar var, hem de dayatmaların, aşılamayan çemberlerin ve belki de hüzünlerin aşılamaz engelleri…</p>
<p>Her nerede isen, iyi ve mutlu ol, eski dost…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11192</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Oct 2017 21:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Metallica]]></category>
		<category><![CDATA[Photo/ Matt Rourke-04.28.15 Baltimore]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Çizginin Ötesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Unforgiven II]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11202</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Gelecek diye bir şey yok. Gelmeyecek olan ne varsa, onu sevdik biz.&#8221; SERKAN ÖZEL  ‘Geliyorum bağırıp durma, bıktım her sabah senin tavana çarpıp, camları titreten haykırışlarını duymaktan… Bir gün de güzel bir şeyler söyle be kadın…’ Demek istedim, öyle çok istedim ki… Bitmek tükenmek bilmeyen o sabahları gerisin geriye sarıp, bir filmi yeniden oynatır gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Gelecek diye bir şey yok.<br />
Gelmeyecek olan ne varsa, onu sevdik biz.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>SERKAN ÖZEL</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>‘Geliyorum bağırıp durma, bıktım her sabah senin tavana çarpıp, camları titreten haykırışlarını duymaktan… Bir gün de güzel bir şeyler söyle be kadın…’</p>
<p>Demek istedim, öyle çok istedim ki… Bitmek tükenmek bilmeyen o sabahları gerisin geriye sarıp, bir filmi yeniden oynatır gibi ne var ne yoksa her şeyi en baştan yaşamak istedim. Uyandığımda aldığım derin, taze bir nefes ile ahşap merdivenleri koşarak inmek, alelacele muslukta yıkayıp yüzümü, mutfakta dırdırlanan suratına, içimden geçenleri olduğu gibi söylemek istedim. Karşına dikilip, &#8216;yeter artık ! &#8216; demeyi ölesiye istedim…</p>
<p>Her sabah istedim bunu. O susmadığın sabahlar hep istedim. Hiç susmadığın, o çekilmez sabahlar&#8230; Bugün gibi, &#8216;YETER !&#8217; diye haykıramadığım sabahlar&#8230;</p>
<p>Bildiğim bilmediğim ne kadar kelime varsa hepsini ardı ardına sıraladın yine. Ağza alınmayacak küfürleri ekleyip soluksuz sövüp durdun. Ne seni bir gece yarısı terk edip giden kocan kaldı, ne de hapse düşen hayırsız oğlun… Torunların bile aramadılar seni altı aydır, sövdün onlara&#8230; O gelinin olacak aşüfte gelmedi evine, kim bilir kimin yatağında boynuzluyordu oğlunu… Ona da sövdün. Aptal oğlun sana rağmen almıştı ya o para düşkünü o&#8230;.yu.  Hiç sevmemiştin, kaç kere söylemiştin oğluna hayır gelmez bundan diye, dinleyen var mıydı? Olan olmuştu işte, sonunda çalıştığı şirketi dolandırmıştı, hapiste çürüyordu şimdi… Kızıp duruyordun boyuna, sövdün ona da&#8230; Önüne gelen kim varsa sövüyordun, bir ağız dolusu ileniyordun, bahçedeki tekir kediye bile sayıp döküyordun… Hırsızlığından, uğursuzluğundan soyundan sopundan başlayıp… Her sabah… Hiç susmadan bozuk plak gibi, anlatıp duruyordun. Herkesin gözü senin parandaydı. Bir tek para istemek için uğruyorlardı sana. Para vermezsen göstermiyordu o aşağılık kadın torunlarını sana. Emekli maaşına göz dikmişti bir kere. Oysa sen yıllarca sabahın köründen akşamın bir vaktine kadar fabrikalarda çalışıp hak kazanmıştın o emekli aylığına. Yedirtmezdin kimseye, hele babandan kalma bu evi yakardın da yine de vermezsin onların eline… Söylen söylenebildiğince bir dinleyen buldun nasılsa&#8230;</p>
<p>Her güne ümit yerine bu dırdırla başlamak nasıl bir işkence tanrım? Anlatılır gibi değil, unutup unutup yeniden başlıyorsun, ya da unutmuş gibi yapıyorsun. Her günümü kabusa çeviriyorsun. Bunak olduğunu ilk günden anlamıştım ama hiç önemsememiştim o zaman. Nasılsa kiracıyım diye hiç dert etmemiştim. Bana yatacak bir yer, akşamları da önüme konacak bir kap yemek yeterdi. Gerisinden bana neydi…</p>
<p>Öyle olmadı ama beni kiracı olarak değil kendi evladın gibi gördün zamanla, oğlunun yerine koydun. Yalnızlığımdan faydalanıp yalnızlığına bir köprü kurdun. Yorgun argın gecenin bir yarısı eve döndüğümde seni kapının girişinde bekler bulurdum. Sıcak bir tas çorbayı koyup önüme giderdin, sonra benimle oturmaya başladın mutfaktaki tahta iskemlenin üzerinde, ekmek iliştirdin yanına, bir de sohbeti katık ettik uzun bir süre sonra… Acıdım sana, yalnızlığına, çektiklerine üzüldüm… Kimsesizliğin kimsesizliğim oldu paylaştık acılarımızı, kardık sevgi yumağını birbirimize, destek olduk kötü günlerimizde…</p>
<p>Ne zaman ki işsiz kaldım, iş aramaktan patlamış ayaklarımla beş parasız eve daldım işte o zaman başladı her şey… Senin gözünde bir serseri olup çıktım… Beş aydır ödemiyorum kiranı, biliyorum sanki ben bundan üzüntü duymuyorum. Beni sevdiğin için verdin tek göz odalık tavan arasını&#8230; Çocukluğunun anıları arasına aldın beni. Orası senin odandı, annenin bez bebekler diktiği, babanın ahşaptan beşik yaptığı en sevdiğin odayı verdin bana. Kıyıp kimselere veremediğin odayı… Onu da biliyorum. Ama ben ne yaptım, ihanet ettim sana. Gül gibi işimden ayrılıp düştüm sokak aralarına… Hem kendime ettim hem sana. Bir iş bulmazsam koyacaksın beni kapının önüne, atacaksın eşyalarımı sundurmanın altına… Orda yatıp orda kalayım da bir müddet adam olayım öyle değil mi? Böyle düşünüyorsun. Beni gerçek oğlun sanıyorsun. Ama değilim ve duymak istemiyorum artık… Sana duyduğum minnetin içine ettin, hürmetimi ayaklarının dibine serdin… Bir iş bulsam bir dakika durmam valla burda… Ne halin varsa görürsün işte o zaman. Çok ararsın beni, benim gibi efendi birini. Yaşlısın diye saygı gösterip tek bir kelime söylemedim yüzüne. Hastadır, sıkıntılıdır, tek başınadır diye evlatlık ettim sana ama artık dayanacak halim kalmadı. Ne yaparsan yap umurumda bile değil…</p>
<p>Bir gün çıkıp gideceğim bu evden, dönmeyeceğim ardıma bakıp… Bu yazdıkları mı da okutmayacağım sana. Kaç tane oldu saymadım bile… Her güne bir mektup yazdırdın bana nerdeyse… Bu sonuncusu olsun artık…</p>
<p>Yüzünü bile görmeden çıkıp gideceğim bu kapıdan…</p>
<p><em>Ahşap merdivenleri inip çıkıp gitti o kapıdan… Yaşlı kadın söylenmeye devam etti. Çıktığı sokağın köşesinde yüzleri mendille kaplı adamları gördü, ellerinde ağzı fitilli şişeler vardı… Aldırmadı, yürüdü… İş bulmalıydı bir an önce, yoksa zıvanadan çıkacaktı… Bütün gün dolandı durdu orda burda, akşama az vakit kala evin yolunu tuttu… Sabah çıktığı sokağın başında polis arabaları duruyordu. İtfaiyeyi gördü uzaktan. Ellerinde sedye ile çıkan itfaiyeciler ambulansa doğru gidiyordu. O anda fark etti, yanan kendi eviydi. Ya sedyedeki? Polisleri yarıp koştu ambulansa doğru… Ama artık çok geçti…</em></p>
<p><em>İşte şimdi gerçekten kalakalmıştı sokağın ortasında, yıkılmış tavanın kirişlerine baktı… Ahşap bina kapkaraydı. Kapısı hala açıktı, merdivenler çökmüş, mutfak kül olmuştu… Yıkıldı kapının girişinde, kaldırıma oturup dikti gözlerini tavanın kirişine, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu&#8230; Polisle çatışmaya giren göstericilerden birinin elinden fırlayan molotof kül etmişti yaşlı kadının evini&#8230; Öyle hızla yayılmıştı ki yangın, kaçamamıştı, kapının girişinde bulmuşlardı cesedini&#8230;</em></p>
<p><em>Cep telefonu çaldı, bilmediği bir numaradan bir kadın sesi, öykü kitabı için aradığını söylüyordu. Sesi sanki çok uzaktan geliyordu. Beyninin uğultusundan işitmiyordu hiç bir şeyi. Ne öyküsü, ne kitabı hiçbir şey hissetmiyordu ki, anlayabilsin olan biteni… Yaşlı bir kadının bu sabah getirdiği mektuplardan bahsediyordu telefondaki kadın. Yayın yönetmeninin kendisiyle tanışmak istediğini söylüyordu. Öykülerini basmak için ertesi gününe randevu veriyordu…</em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vWFSNbzRlIk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nefesim İçinde Solgun Hüzün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Oct 2017 21:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Daldallı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11004</guid>
				<description><![CDATA[<p>Onlarca ilaç kapsülü. Bir adet masa. Gözlerim dikili boşlukla bakıyor onlara. Elim uzanıyor. Parmaklarım açılıyor. Avcum anında ilaçlarla doluyor. Bakışlarım Ellerime düşüyor nefesim sessizlik hırıltısında çığırıyor. Bir boşluk uğulduyor kulaklarımda. Hiçlik perdesi kapatıyor gözlerimi. Avcumda sıktığım ilaçlar, anbean terleyen avcumdaki ilaçlar&#8230; Sessizlik. Derin bir sükûnet. Saatin tik tak seslerini duymaya neden olan bir sükût. Nefesimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/">Nefesim İçinde Solgun Hüzün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Onlarca ilaç kapsülü. Bir adet masa. Gözlerim dikili boşlukla bakıyor onlara. Elim uzanıyor. Parmaklarım açılıyor. Avcum anında ilaçlarla doluyor. Bakışlarım Ellerime düşüyor nefesim sessizlik hırıltısında çığırıyor. Bir boşluk uğulduyor kulaklarımda. Hiçlik perdesi kapatıyor gözlerimi. Avcumda sıktığım ilaçlar, anbean terleyen avcumdaki ilaçlar&#8230; Sessizlik. Derin bir sükûnet. Saatin tik tak seslerini duymaya neden olan bir sükût. Nefesimi saniyelerle birlikte kaybediyorum. Kapsülleri içmediğim her an geceler büyüyecek biliyorum. Elim usulca yaklaşıyor. Dudaklarım beton kadar ağır, güçlükle aralıyorum. Avucumdaki tüm ilaçları atıyorum ağzıma. Bardakta kalan yarım suyu titreyen parmaklarımla içiyorum. Bir iki yudum sonra kayıyorlar bir bir. Nefesim daha çok karışıyor içindeki boşluğa.</div>
<div>Bedenim ağrıyla sızlıyor başta. Dakikalar hızla geçiyor. Gece tüm çıplaklığıyla duruyor zihnimde. Yıldızlar duruyor. Ay duruyor. Vakit duruyor. Bu durgunlukta, aniden açılan akciğerlerim hareket ediyor. Kaybettiği havayı rahatlıkla çekiyor içine. Hapsedercesine her zerresini incelikle işliyor. Ay bakıyor solgun yüzüme. Yıldızlar bakıyor aydaki solgun görüntüme. Güneşin aynası olan ay, değiştiriyor yönünü. Bu defa yansıtıyor yüzümü. Gece bitiyor artık. Her şey nefesim içinde saklı bir görüntüydü. Aslında ay zihnimin solgun hüznüydü.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/">Nefesim İçinde Solgun Hüzün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nefesim-icinde-solgun-huzun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11004</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Sep 2017 21:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Göksel Baktagir]]></category>
		<category><![CDATA[Yağmurla Gelen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11077</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suyun toprağın altına sızıyordu, hatırlıyor musun o geceyi? Gündüzü geceye çevirdiğin mahşeri kıyameti… Mazgalları tıkalı şehrin caddelerinde sığınacak saçak altı bulamayan bizleri az ötede birkaç ağaç bekliyordu&#8230; Çakan şimşeklerinden öyle korkuyorduk ki gidemiyorduk ağaç altlarına bile&#8230; Biçare ıslanıyorduk senin altında, sağanağında; sığınağımız gözyaşlarımız sel olup yine sana karışıyordu… Gök kubbe yarılmış üstümüze akıyordu. Nereye kaçsak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suyun toprağın altına sızıyordu, hatırlıyor musun o geceyi? Gündüzü geceye çevirdiğin mahşeri kıyameti… Mazgalları tıkalı şehrin caddelerinde sığınacak saçak altı bulamayan bizleri az ötede birkaç ağaç bekliyordu&#8230; Çakan şimşeklerinden öyle korkuyorduk ki gidemiyorduk ağaç altlarına bile&#8230; Biçare ıslanıyorduk senin altında, sağanağında; sığınağımız gözyaşlarımız sel olup yine sana karışıyordu… Gök kubbe yarılmış üstümüze akıyordu. Nereye kaçsak bütün şiddetinle aczimizi yüzümüze vuruyor, sonra da caddelerin ortasında kalakalan biz sefilleri sırılsıklam bir sevgiyle sarmaşık dalları gibi usulca sarıyordun…Islak bedenlerimize yapışmış giysilerimizi serinliğinle okşuyordun. Saçlarımızın arasında dolanıyordu damlaların, özür diliyorlardı süzülürken aşağıya&#8230;</p>
<p>Fırtınanda savrulan ağaçlar üzerimize geliyordu, yaprak yaprak dal dal saçılıyordu her biri bir tarafa… Saklandığımız duvar altlarında savunmasız öylece seyrediyorduk olan biteni… Kurşuna dizilmeyi bekler gibi… Bekliyorduk sessizce senin dinmeni, bizi eski halimize geri göndermeni…</p>
<p>Sabırla yağıyordun, bardaktan değil kazanla boşalırcasına üzerimize yığıyordun bütün kudretini. Sabrımız sınanıyordu, sınandıkça daha çok ıslanıyorduk sağanak altında. Beklemeyi öğreniyorduk&#8230;</p>
<p>Kimse konuşmuyordu, kimsenin söyleyecek tek bir sözü bile yoktu. Sözün bittiği yerde, öz başlarmış söylemeye&#8230; Özümüz seninle konuşuyordu&#8230;</p>
<p>Sahi kaç yağmur yağdı üzerimize şimdiye dek? Kaç yağmurunda ıslandık iliklerimizle? Kim bilir kaç kez yakalandık habersizce suçlu bir çocuk gibi sağanağının altında? Gözlerimizi dikip havaya, kaçmaktan vazgeçtik, teslim olduk da bıraktık kendimizi senin öfke dolu dolu yağan damlalarına? Yıldırımların şiddetinden korkup kaç kez yaşadık ölümü yüreğimizde doyasıya? Kıyısına geldiğimiz sarı çizgiden gerisin geri kaç kez döndük tekrar hayata? Sahi kaç kez?</p>
<p>Hayat; doğumla ölüm arasındaki sayılı nefes! Değeri ederinden daha önemli olup kaybedilmeden anlaşılmayan şaşırtıcı heves…</p>
<p>Ölüyorum, bitiyorum dediğimiz her sonun başlangıcında yeniden yaşamaya dönmek; ta ki sayılı nefesi verip bir daha alamayıncaya dek…</p>
<p>Sağanağında eriyorum ey yağmur!</p>
<p>Utancımla ve bugüne dek işlediğim bütün günahlarımla tuzlu gözyaşlarımın ucunda eriyorum…</p>
<p>İnsanlığımın kadim esaretinden kurtulmak istiyorum artık, bu yükü daha fazla taşıyamıyorum&#8230; Kendimi senin damlalarına bırakıyorum. ‘Beni yıka‘ diye üzerime yazılmış yazıların altında kaldım biliyorum. Milyonların masum kanını insan kalışımın üzerinden temizliyorum… Akıtmadığım onca oluk oluk kanın vebalini taşıyorum. Sırf sessiz kaldığım için, susmaktan buruşmuş dilimle, döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Okumaktan yorgun gözlerimin bakışlarında utancımdan ölüyorum…</p>
<p>Yıka beni ey yağmur, sağanak sağanak sığınayım sana. Sımsıcak kollarınla yıka beni, kurtar bu sel sefil halimden, bir kerecik sevineyim ne olur!  Yeniden başlamak için döndür beni insan olduğum an&#8217;lara&#8230; Böyle dayanabilirim  bundan sonra ancak hayata… !</p>
<p>Esin Kaynağım; Yağmurla Gelen /  Bu eşsiz eser için Göksel Baktagir&#8217; e sonsuz teşekkürlerimle&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/qYuOeihYXpk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Sep 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10897</guid>
				<description><![CDATA[<p>“DOLAŞIRDI HER AKŞAM OLANCA YALNIZLIĞIYLA MASALARIN ARASINDA, KURTULUŞLU MADAM DESPİNA…” “GARSON MASA İYİ, MANZARAYI DEĞİŞTİR. SIRASI MI MEHTABIN, YILDIZ YAĞMURUNUN?” Belleğimiz ne tuhaf madam, neyi ve kimi ne zaman hatırlayacağımızı hiç bilemiyoruz. Dün çok sevdiğim iki dostla öğle yemeğinde iken ve sözün ucu ciğer tavaya uzanmışken, sizin mekan geldi aklıma elbette. “Yediğim en güzel yaprak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“DOLAŞIRDI HER AKŞAM OLANCA YALNIZLIĞIYLA MASALARIN ARASINDA, KURTULUŞLU MADAM DESPİNA…”</p>
<p>“GARSON MASA İYİ, MANZARAYI DEĞİŞTİR. SIRASI MI MEHTABIN, YILDIZ YAĞMURUNUN?”</p>
<p>Belleğimiz ne tuhaf madam, neyi ve kimi ne zaman hatırlayacağımızı hiç bilemiyoruz. Dün çok sevdiğim iki dostla öğle yemeğinde iken ve sözün ucu ciğer tavaya uzanmışken, sizin mekan geldi aklıma elbette. “Yediğim en güzel yaprak ciğer, Kurtuluş’taki Despina’nın yerindeydi” dedim onlara. Sonra yıllar öncesine uzanarak uzun yıllar ötesinden hatırınızı sordum adeta…</p>
<p>80’li yılların sonuna doğruydu, yeni yıla ramak kalmıştı ve biz birlikteliğimizin başlangıcındaydık. Kurtuluş son duraktaki mekanınıza varamadan ansızın bastıran sağanak, iyice ıslatmıştı ikimizi de . İçeri girdik ve salonun ortasında kurulmuş, harıl harıl yanan sobanın başına geçtik kurumak için. Garsonlardan biri, elimize birer beyaz havlu tutuşturdu, biz oracıkta ısınıp buharlaştık.</p>
<p>Eski, tek katlı bir binadaydı yeriniz. Büyük bir salon ve yanlış hatırlamıyorsam, iki odadan oluşuyordu. Bahçe de vardı  ama nedense, hep kış aylarına rastladı arası uzun ziyaretlerimiz. Hiç bahçede oturmak kısmet olmadı. Sizi, önü pul ve boncuklarla işlenmiş triko bluzlarınızla , omuzlarınıza değen, ölgün sarı renge boyalı saçlarınızla hatırlıyorum. Yüzünüz gülüyordu genellikle ama yalnız gibiydiniz sanki. Nitekim, orayı uzun yıllar boyunca bir başınıza çekip çevirdiğinizi öğrenecektim aradan epey zaman geçtikten sonra. Sezen Aksu, bugüne dek duymadığım bir şarkısında sizin mekanı anlatmış:  “Masalardaki kirli beyaz muşambalar…”. Sahiden de öyleydi masalardaki muşambalar, kirli beyaz renkli ve sanki kuruluşundan beri oradalarmış gibi eskiydiler. Yok, Sezen Aksu hayranı değilim ben. “Yaşanmamış yıllar” ve “Serseri Mayınlar “filminin finalindeki “kutlama “şarkısı kadar sevdim ben onu.</p>
<p>Mekanınız sahiciydi. Oysa meyhanelerin çoğu düş satar, düş kiralar. Kiminin düşleri hep yüreğindedir, kimilerininki de oracıkta bir şarkıyla tetiklenerek kendini gösterir, içmek bahanedir. Bana kalırsa, meyhaneye gidip içmek şart değildir. Bazen cızırdayan taş plakların bandı döner durur, meyhanede olmanın hakkını kadehlerce içerek verebildiğini sananların çoğu, hangi şarkının hangi sözlerle havada asılı kaldığını umursamaz bile. Ama masadaki güzel zeytinyağlılara asıl eşlikçi, birlikte olduklarımızın yanı sıra, insanın kendi yüreği ve anılarıdır ve bir kadeh şarap ya da su katılmamış bir başka kadehteki içki ile çok ta ilgisi yoktur. En azından benim için öyle. Aksine, orada olmanın tetiklediği pek çok imge birbirine eklenir bazen ve içmeden hatırlamaktan yana mutlu olur insan. Önündeki güzelim meze, kadehin eşliği olmadan da damağa şenlik oluverir. Kulağa ilişen bir şarkıya bambaşka sözler yazmak isteyebilir insan. Ve yazar da. Masadakilerle paylaşmadan, bu kez başka sözlerle ve yepyeni bir anlamda yürekte dinler o şarkıyı. Şarkıların bir ömrü yoktur madam. Ve belli sahipleri de. Kim, hangi anda dinleyip severse, dinlemekten usanana dek onundur.</p>
<p>Aradan uzun zaman geçti madam. Geçtiğimiz yıllarda bir gazetede okudum mekanı devrettiğinizi.<br />
Yeni işletmeciler vefalı çıkmış neyse ki , orada ağırlamışlar sizi gidene dek.Ve gittiğinizde onlar uğurlamış sizi sonsuzluğa, ne güzel.</p>
<p>Dostlarıma sizi anlattıktan, onlar da masal gibi öykünüzü dinledikten birkaç saat sonra ,eve dönüş yolunda sevdiğimin paylaşımını gördüm sosyal medyada. Sizi anlatan bir yazı. Onca zaman sonra, öğle yemeğinde sizi andığımdan habersizken paylaşmış o yazıyı. Onun da yüreğine düşmüşsünüz demek ki. Yazıdan; işinize ömrünüzü adadığınızı , hatta çocuğunuzmuş gibi titizlendiğinizi anladım  ben. Mekanın salaş halinin korunmasını vasiyet etmişsiniz, öyle de olmuş. Rezerve edilen masalara boş şarap şişesi konuyormuş hala, bu da çok güzel.<br />
Günümüzde tercihler, işletmecilerinin ve mekanın çok bilinirliğine göre önemseniyor madam Despina. Medyada ne kadar çok parlatılırlarsa o kadar talep görüyorlar. Tuz da koktu bu aralar madam, hatta çok fena koktu. Öyle bir savruluyor ki insanlar, neyi hangi duygularla yediğini önemsemeden, parlatılmış mekanların kapısında bekleyenlerin yanı sıra, akşam eve ekmek götürmenin derdi ile çökmüş yılgın insanlar var. Sizin mekanın ruhunu sevmiştik biz. Öyle kendi halinde, şarkıların gelip yanı başımıza konduğu, muşamba örtülü masamızdaki güzel mezelere eşlik ettiği, hatırlamayı unutmaya yeğlediğimiz Despina’nın Yeri’ni çok sevmiştik.Değişmemiş mekanınız, buna çok sevindim. Bozularak akan, insanların çoğunun belleğini unutuluşa terk ettiği şu dünyada, değişmeyen ve ateş böceği gibi kendiliğinden ışıldayan bir yerlerin hala var olduğunu öğrenmek ne güzel bir umudun tazelenme halidir, bir bilseniz…</p>
<p>Huzur içinde uyuyun Madam Despina. Işıklar içinde uyuyun…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10897</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ankesörlü Başına Bir Soru</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Sep 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10923</guid>
				<description><![CDATA[<p>Perdeleri kapalı, karanlığa hapsedilmiş bir odada gözlerimi açtım yeni güne.Yataktan kalmak istemiyorum.Vücudumun her bir parçası sızlıyor. Perdeleri açmak istemiyorum. Kendimi 20 yıl kadar yaş almış gibi hissediyorum. 20 yıl kadar ilerisini düşünecek olursam sırtımda bir kambur taşımış olurdum herhalde.Tıpkı bir kaplumbağa gibi dolaşırdım etrafta. Aren &#8216;İnsan hissettiği yaşta olurmuş.&#8217; demişti bir ara. Ama ne zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/">Ankesörlü Başına Bir Soru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Perdeleri kapalı, karanlığa hapsedilmiş bir odada gözlerimi açtım yeni güne.Yataktan kalmak istemiyorum.Vücudumun her bir parçası sızlıyor. Perdeleri açmak istemiyorum. Kendimi 20 yıl kadar yaş almış gibi hissediyorum. 20 yıl kadar ilerisini düşünecek olursam sırtımda bir kambur taşımış olurdum herhalde.Tıpkı bir kaplumbağa gibi dolaşırdım etrafta. Aren &#8216;İnsan hissettiği yaşta olurmuş.&#8217; demişti bir ara. Ama ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Bir alzeimer hastası gibiyim. Hatta bu hastalığın ilk evresindeyim.Yavaş yavaş beynimdeki anı odaları kapılarını kilitliyor. Bense zerre umursamıyorum. Bir şeyler silindikçe &#8216;değişme&#8217;ye başlıyorum.Yataktan kalkıp perdeleri açıyorum. Güneş gözüme bir parlaklık saçıyor. Gözlerim kamaşıyor. Başımı duvara doğru çeviriyorum. Duvara asılı aynada kendi resmimi görüyorum. Sanki yasaklı bir şey yapmış ve yakalanmış gibiyim. Aynaya doğru yaklaşıyorum.Yüzümde inceden inceye beliren çizgiler var. Gözlerimin çevresinde, yanaklarımda..Gözlerimde solmuş renkler var. Saçlarım darmadağın.. Ne kadar çabuk değiştim. Daha saatler önce elim yüzüm ışıldıyordu belki.Yada ben öyle zannediyordum. Uyandığım andan beri kafamdan geçen düşünceler içinde tek bir kelime var : &#8216;Değişim&#8217;. Bunu sormalı mıyım Aren&#8217;e? Mutlaka sormalıyım. Aynadan kendimi ayırıp telefona sarıldım. İlk arayışımda cevap vermedi. İkinci kez aradım. Cevap yok. Üçüncü kez aradım yine cevap yok. Bugün cevaplar yok.Telefonu kapattım. Umudumu kesmiştim ki telefon çaldı. Heyecanla telefonu açtım. Konuşmasına dahi fırsat vermeden &#8221;Değişim nedir sence?&#8221; dedim. Böyle bir soruyu pat diye sormak, hem de sabahın ilk saatlerinde&#8230;Büsbütün delilikti&#8230; Ne saçmalıyorsun, sabah sabah bunun için mi aradın gibi sitemlere maruz kaldım. Sitemlere karşı bir cevap hatta mahcubiyet bile yoktu içimde.Tekrar aynı soruyu sordum.&#8221;Değişim nedir sence?&#8221;.İkinci kez sormam fazlaca kızdırmış olmalıydı onu. Ben artık senin hayatında yokum, biz artık ayrıyız gibi cümleler kurmaya başladı.Vereceği cevaba o kadar odaklanmıştım ki söylediklerinin hiçbir önemi yoktu. Üçüncü kez sordum.&#8221;Değişim nedir sence?&#8221;.Telefon suratıma kapandı.Al acele hazırlandım.Ufak bir not kağıdına &#8216;Bugün sakın evden çıkma.&#8217; diye yazdım. Not kağıdıyla evden çıktım. Aren&#8217;in evine doğru koşmaya başladım.Bir saat boyunca durmadan koştum. Kapısının önüne vardığımda nefes nefeseydim. Kağıdı kapının önüne koydum. Zili çalıp oradan uzaklaştım.Yakınımda gözüme kestirdiğim bir ankesörlünün başına geçtim. Cebimden çıkardığım kartı taktım ve tekrar Aren&#8217;i aradım.Telefon açıldı ve ben konuşmaya fırsat vermeden başladım:</p>
<p>&#8221;Bu bir bant kaydıdır. Az sonra Sine&#8217;nin dilinden, Aren&#8217;in zihninden &#8216;değişim&#8217;in tanımını dinleyeceksiniz. Lütfen bekleyiniz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_10927" aria-describedby="caption-attachment-10927" style="width: 251px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Ankesörlü-Başına-Bir-Soru.jpg"><img class="size-full wp-image-10927" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Ankesörlü-Başına-Bir-Soru.jpg?resize=251%2C201" alt="Ankesörlü Başına Bir Soru" width="251" height="201" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10927" class="wp-caption-text">Ankesörlü Başına Bir Soru</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi. Şuan. Bir değişimin eşiğindesin. Değişeceksin, kendini hala  tanıyamamana rağmen değişeceksin. Sonu üç noktayla biten cümleler kuracaksın. Öznesini sonuna bıraktığın yada öznesini gizlediğin devrik cümlelerin olacak. Değişmek istemesen de değişeceksin. Sen bu değişime sürüklendikçe çevrende değişecek. Ama öncelik hep senin olacak. Gözlerinin bakış açısı,saçlarının uzunluğu, saçlarının rengi, tırnaklarının şekli, duydukların, gördüklerin, görmediklerin, göremediklerin.. Hepsi teker teker değişecek.Sen değişmediğini zannetsen de her şey değişecek. Mesela her gün sırtına aldığın ceketin aynı olsa dahi değişecek. Rengi solacak belki yada sökülecek, kirlenecek, eskiyecek&#8230;Her gün ayağına giydiğin çift çift ayakkabılar tozlanacak, genişleyecek, yırtılacak&#8230;</p>
<p>Hatta her gün sıradanlaştığını hissettiğin yollar, binalar, arabalar, sokak lambaları, kalabalıklar, bir nefes dolusu içine çekmek istediğin hava, mavisine tutulduğun gökyüzü,tuzuyla burnunun sızladığı deniz&#8230; Hepsi değişecek. Hepsi o yada bu şekilde değişecek.Tıpkı senin gibi.. Başlangıçtan çok uzağa gittiğini zannedeceksin. Bitiş noktanın bambaşka bir yer olduğunu düşüneceksin. Somutluğun değişimi içinde soyutlaşmaya başlayacaksın.Nedenini hiç bilemeyeceksin.Bilmek de istemeyeceksin. Bu değişim sana hem mutluluk hem mutsuzluk getirecek. Bu değişimin neye hizmet ettiğini bilemeyeceksin. Bu değişimin bir nedeni ve sonucu olmayacak. Ama hep bir neden sonuç arayacaksın.Hep merak edeceksin. Hatta düşündükçe delirdiğini hissedeceksin.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ne yaparsan yap aslında ne bir başlangıç ne de bir bitiş olmadığını fark edeceksin.Sen sıfır noktasısın. Ve senin gibi binlerce hatta milyonlarca sıfır noktası olduğunu fark edeceksin.Yani sensin, değişen de değişmeyen de&#8230; Aynı sıfırın içinde sıfırlanarak yaşayacaksın.Aslında var olup yok olduğunu anlayacaksın.Bunu hala göremiyor musun?&#8221;</p>
<p>Telefondaki ses sadece dinliyordu.Ne bir onay ne bir reddediş.Sadece dinliyordu.Bu bitmeyen sessizliği bölmek istedim.&#8221;Sahi&#8230;Görebildin mi Aren?&#8221;.Tebessümü göremezsiniz ama sesini duyabilirsiniz.&#8221;Hala sıfır noktasında mıyız Sine?&#8221;.Ve bu soruda benim görünmeyen tebessümüme sebepti.Cevap veremeden telefonu kapattım. Gözlerimi parlayan güneşe çevirdim.Gözlerimde renkler belirdi.Yürümeye devam ettim. İçimde bir his vardı.Biliyordum. Bir gün bütün ankesörlü telefonlar bu sorunun cevabını bulmak için kullanılacaktı. Ne zaman bilmiyordum. Ama bir gün&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/">Ankesörlü Başına Bir Soru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gözden Kaybolan Bir Başlangıç / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Sep 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10903</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözden kaybolan bir başlangıç Deniz var evimin balkonunda kenarda bir kahverengi bank İki aşık oturmuşlar kızın başı adamın omzu derken bir anda kavga ediyorlar izliyorum öyle gözlerimi açtım &#160; Nasıl oluyordu bu ben hiç böyle bilmiyorum yalnızlığı kara çarşaf giymiş şeytan istifasını istiyor tanrıdan yabancı alimlerin söylemleri ağır gelmiş Kendi kendime düşüncelere dalıyorum kız bağırdı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/">Gözden Kaybolan Bir Başlangıç / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözden kaybolan bir başlangıç</p>
<p>Deniz var evimin balkonunda kenarda bir kahverengi bank</p>
<p>İki aşık oturmuşlar kızın başı adamın omzu derken bir anda kavga ediyorlar izliyorum öyle gözlerimi açtım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl oluyordu bu ben hiç böyle bilmiyorum yalnızlığı kara çarşaf giymiş şeytan istifasını istiyor tanrıdan yabancı alimlerin söylemleri ağır gelmiş</p>
<p>Kendi kendime düşüncelere dalıyorum</p>
<p>kız bağırdı yıkıl karşımdan dedi</p>
<p>Sahteydi , barışacağını biliyordu zaten adam</p>
<p>Güçlüydü uzun boyunlu sığ yüzlü esmer çeneli ince dudaklı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözleri çukur küçük yalancı ve güçlü kız sarıdan kırma kumrala yakın teni</p>
<p>Kokusunu bana kadar gönderiyordu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adam af dilemeye yeltendi karmaşık birşeyler oluyor izlemek yaşamaktan daha hoştu aşkı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Deniz taşarcasına dalgalandı kıyıya vurmaya başladı</p>
<p>Nemlendi kız ve üşüdü</p>
<p>sığınabilmesi için adama ihtiyacı var</p>
<p>Peki ya önemsemek nerede kaldı</p>
<p>Bir zafer çığlığı duyuldu adam galip gelmişti kızı bankın arkasındaki ağaca dayadı kız soluksuz ancak</p>
<p>durumdan rahatsız değil</p>
<p>Ahh erkeğin gücü adına tanrı erkeği önce yaratmakta haklıydı belki de haksız da olabilir tabi bu tanrının bileceği bir şey</p>
<p>Ben hala balkondaki taburemin üstünde kurulu kül tablosunun yanında birikmiş su tomurcuklarının esintisinde duruyorum</p>
<p>Yamalı kalplerin lekesi bol olur derdi birileri kim diye sorma bilmiyorum sahi sana niye anlatıyorum gördüklerimi onu da bilmiyorum</p>
<p>Manzara müthişti yalnızlığın sevişkenliğini izlemek iki insan arasında bir üçüncüsü olarak</p>
<p>Banka döndüler herkes istediğini almış güneş göğe yükseldi yeniden</p>
<p>Ra sesini duyurdu denizi susturdu dalgalar mutlu yapraklar yeşil</p>
<p>Peki ya kalpler</p>
<p>Onlar hep siyah</p>
<p>Acınası durumdalar adam evlenicez diyor kız çocuk istiyor parmakların da daha yüzük bile yok</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Edep öyle herkeste bulunmuyor ne oldu yani bozuldu diye kız fahişe mi?</p>
<p>Adamlar namustan yoksun mudur?</p>
<p>Düşünmek istemezcesine karıştı aklım</p>
<p>Hani nerde bu dünyanın düzeni?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tohumları saçıldı karnında gurul gurul iç sesi çıkıyor kız aniden ağlamaya başlıyor</p>
<p>Bir bank oturdukları, kaç farklı aşk gördü kim bilir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim balkon duvarlarımdan daha çoktur eminim</p>
<p>Peki ya ötekiler yaşlanınca ne olucak?</p>
<p>Hayat bundan mı ibaret sadece genç ol yaşa tadını çıkar evlen çocuk yap aile kur?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki ya neden hepimiz yalnızız?</p>
<p>İkilemeli bir burukluk var soluğumda sinirlenmiş gibiyim bak yine</p>
<p>Yukarı doğru açılan pencerenin kulbunu kırıcam</p>
<p>Bende hep masraf çıkarıyorum ya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güzel oluyor bu bankı izlemek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Değişik fikirlerim var kullanıma hazır yine mi kavga ediyor onlar</p>
<p>Yahu kim bunlar sürekli tartışıyorlar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mahallede meftune hanım var o da hep izlermiş, rahmetli kocası trene binmiş yıllar evvel  kazada ölmüş dul kalmış genç yaşında malzeme olmayınca camda gelenin geçenin nüktedarlığını yapar</p>
<p>Söylentiler doğru hoş sohbet bir insan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sulu sepken yağmaya başladı mevsimin de kafası karışık ne yapacağı belli olmuyor</p>
<p>Mezopotamya da tusunami yaşayacağız bu gidişle</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adam bir hışım çıkardı ceketini küsler ama üşümesin diye sevdiceği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yanındakini nasıl düşünür insan , yanında olmadan yine düşünür diyor ruhum</p>
<p>Bu sefer yalan söylüyor bana kadınları bilmem de adamlar pekte öyle değil</p>
<p>Ya ben neyim arkadaş sormuyorum tamam sustum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kararsızlığımdan mı aşksızlığım yoksa kurup durduğum yanılma paylarımın izdivacından mı olmuyor izdivacın</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hadi be oğlum izle işte bundan iyi malzemem mi var boşver düşünme kendini</p>
<p>Öpüştü mü onlar? Enteresan!</p>
<p>Annelerinin ağzından su içemeyenler kaç kişinin kullandığını bilmedikleri dudakları kullanıyorlar</p>
<p>Heyhat zamani gençliği kaynıyor işte kanlarımız</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüzüm yere düştü ellerimle aldım gözlerimi yuvalarına taktım onlar utanmazken onları gizlice izleyen ben niye utandım bu kadar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir de ne göreyim şimdi adam yok kız yok hangi ara nereye gittiler?</p>
<p>Annem sesleniyor yemek yapıyorum mutfağa gel</p>
<p>Koşa koşa gidiyorum tencerenin içinde lahana kaynıyor çürük yumurtadan meze yapılmış dolaptan rakı çıkmış oysa annem alkole ne çok kızardı akşam için yemek yapıyor da sofra yuvarlak yere konuluyor hiç gitti mi şimdi o sofraya bu masa oldu mu be annem</p>
<p>Tencerede kaynayan o lanetli kokulu lezzetli bir yemek, tuz ıspanak tozu süt börülcesi tabiatın sunduğu yediveren kökü baharatı</p>
<p>Her şey tamam bizde bir telaş kim gelicek bize genelde kimse gelmez ki</p>
<p>Ekmek almaya yollıycak tam annem beni para al cüzdanımdan diyor</p>
<p>Cüzdan nerde be kadın</p>
<p>Yatak odasın da</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapıyı açıyorum sol komidinin sağ üst köşesinde bir fotoğraf çerçevesi kırık eskimiş siyah beyaz makine ile şipşak çekilmiş resim</p>
<p>Daldım öyle uzunca sonra hemen anımsadım</p>
<p>Bizim balkondan çekilmiş karşıdaki bankta</p>
<p>Oturan bir kadın ve bir adam</p>
<p>Tamda gördüğüm bu işte</p>
<p>Onlar annemle babam</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/">Gözden Kaybolan Bir Başlangıç / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gozden-kaybolan-bir-baslangic-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10903</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Sep 2017 21:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10982</guid>
				<description><![CDATA[<p>Korkuyorum; yalnız kalmaktan, utanmaktan, hatta özür dilemekten. Ayıplanmaktan ölesiye korkuyorum. Beni kimse sevmeyecek bundan böyle biliyorum. Yüzüme yediğim tokat gibi, annemin popoma attığı şamar gibi korkuyorum gelecekten… Geçmişten. En çok da bugünden korkuyorum… Düşüp kalacağım bir gün sıradan bir kaldırımda, bir sokağın ortasında bulacaklar belki de beni, yani cesedimi. Yerde yatan beni, -ben olmayan beni- [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Korkuyorum; yalnız kalmaktan, utanmaktan, hatta özür dilemekten. Ayıplanmaktan ölesiye korkuyorum. Beni kimse sevmeyecek bundan böyle biliyorum. Yüzüme yediğim tokat gibi, annemin popoma attığı şamar gibi korkuyorum gelecekten… Geçmişten. En çok da bugünden korkuyorum…</em></strong></p>
<p>Düşüp kalacağım bir gün sıradan bir kaldırımda, bir sokağın ortasında bulacaklar belki de beni, yani cesedimi. Yerde yatan beni, -ben olmayan beni- ayakkabılarının ucuyla itekleyip kakacaklar, kimliğimi araştıracaklar sözde. Kim bilir kimin nesi diye başımdaki şapkayı çıkartacaklar önce… Yüzüme bakacaklar. ‘ Pek de gençmiş’ diyecek biri, öteki ‘ yazık ne de güzelmiş suratı’ diye üzülmüş gibi yapacak. Gözlerimi göremeyecekler, asla gözlerimden inemeyecekler duygularıma. Baktıkları ben, -yerde yatan ben yani- ‘ben değilim ki hiç olmadım’ diyeceğim. Ağzımdan çıkan sözleri tartmadan söyleyeceğim&#8230; Nasılsa söyleyen ben değilim ki, onlar bilmeyecekler kimin söylediğini. Kimse kesemeyecek sözümü, ağzıma geldiği gibi dosdoğru söyleyeceğim, küfür edeceğim mesela; duyamayacaklar… Yaşarken söyleyemediklerimi, ölünce benden duyacaklar…</p>
<p>Yürüyüp gidecekler beni duymadan, işitmeden, hissetmeden tıpkı yaşarken yaptıkları gibi… Başlarına bela olurum diye korkacaklar. Beni orda öylece yüz üstü bırakıp koyacaklar kaldırımda bir başıma. Bilmeyecekler kim olduğumu, kim olmadığımı hiç bilemeyecekler… Arkamdan bir-iki laf edip sonra da köşedeki meyhanenin tahta masalarında, soluk ışıkların altında taş plaktan Münir Nurettin dinleyecekler. Müzeyyen Senar’la ‘ Bu akşam bütün meyhanelerini dolaşacaklar İstanbul’un’&#8230;</p>
<p>Ben, az ilerde soğuk Arnavut kaldırımlarının üstünde &#8211; ya da başka bir yerde- yüz üstü yatarken, onlar rakılarına  buz isteyecekler garsondan. Haydariye&#8217;ye batırıp çatallarını, rakılarından bir yudum alacaklar,  beyin salatalarına limon sıkacaklar sonra. Az evvel gördükleri suratımı çoktan unutacaklar.</p>
<p>Unutulacağım bir gün, belki de bugün. Hemen şimdi unutacaklar beni. Hiç yaşamamış gibi olacağım. Beraber yiyip içtiklerimiz unutulacak, sözlerimiz uçacak semaya doğru, bir ‘hoş seda’ bile olamadan boşlukta yankılanacak&#8230; Kelimeleri tutamayacağız, ne de verdiğimiz sözleri… ‘Söz uçar yazı kalır’ diyenler haklı çıkacak… Yazamadıklarımız bizi unutacak, biz unutacağız yazamadıklarımızı…</p>
<p><strong><em>Korkuyorum; bir gün unutulup gitmekten korkuyorum. Yaşarken sevmekten korktuğum gibi, ölünce de unutulmaktan korkuyorum. Ne çok istemiştim oysa sevmeyi, çocukken izlediğim LOVE STORY filmindeki gibi büyük bir aşkla sevilmeyi. Ölünce unutulmayacak kadar, hep bir yürekte saklı kalacak kadar doyasıya, doyamadan sevmeyi…</em></strong></p>
<p>Avazım çıktığı kadar şarkı söylemek istiyorum şimdi. Sesim güzelmiş-çirkinmiş umurumda değil. Yoruldum yıllardır kabuğumda saklanmaktan. Kim ne der diye düşünmeden, bırakıp kendimi rüzgâra  esiyorum artık düşlerimde. Savruluyor saçlarım iz bıraktığım yüreklerde… Düş görmekten mesut bakışlarım uyanmayacak bir daha, olsun. Biliyorum istesem de açamayacağım göz kapaklarımı, rüzgârı hissetmeyecek artık kirpiklerim… Ellerim okşanmayacak dudaklarla, &#8216; Seni Seviyorum&#8217; diyemeyeceğim ona!</p>
<p>O gün gelsin istemiyorum…</p>
<p>Duvarımda benden bir iz kalsın istiyorum&#8230;</p>
<p><strong><em>Korkuyorum; sebebim olanı sebepsiz bırakmaktan. Sebebim sensin diyemeden, sebepsiz dönüşü olmayan yola koyulmaktan&#8230;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Korkuyorum&#8230;</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11017" aria-describedby="caption-attachment-11017" style="width: 471px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg"><img class="size-full wp-image-11017" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=471%2C314" alt="Sarı Çizginin Ötesinde" width="471" height="314" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?w=471&amp;ssl=1 471w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 471px) 100vw, 471px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11017" class="wp-caption-text">Sarı Çizginin Ötesinde</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10982</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Sep 2017 21:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ahsen Kürdilihicazkar saz semaii]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Betül Kaplanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Furkan Resuloğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10815</guid>
				<description><![CDATA[<p>Damla damla akıyorum duyuyor musun sesimi? Yağmur olup sızıyorum toprağına gece gündüz. Nasıl geçerse damlaların nazı yaprağa ilk dokunduğunda? Öfkesi nasıl dinerse yıldırımların şimşekler çaktığında? Öyle dolaşıyorum incecik bir sızı gibi her nefesinde damarlarında&#8230; Rengi kızıl değil artık kanının bilmiyorsun sen, turkuaz akıyor içtiğin su, billur ırmaklardan gelen. Gürül gürül çağıldıyorum sana doğru&#8230; Salkım söğütler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Damla damla akıyorum duyuyor musun sesimi? Yağmur olup sızıyorum toprağına gece gündüz. Nasıl geçerse damlaların nazı yaprağa ilk dokunduğunda? Öfkesi nasıl dinerse yıldırımların şimşekler çaktığında? Öyle dolaşıyorum incecik bir sızı gibi her nefesinde damarlarında&#8230; Rengi kızıl değil artık kanının bilmiyorsun sen, turkuaz akıyor içtiğin su, billur ırmaklardan gelen. Gürül gürül çağıldıyorum sana doğru&#8230; Salkım söğütler bitiyor eteğimde, diniyor yağmur, fırtına saklanıyor kaf dağının ötesine&#8230; Rüzgâr olup teninde gezdiriyorum serinliğimi, benden kaçırdığın bakışlarını bile okşuyorum… Kırgın kirpiklerinden öpüyorum ilkin, sonra her birini tek tek seviyorum, hissetmiyorsun sen. Perçemlerini sarıyorum parmak uçlarımla, uyuyor hiç açılmayacak göz kapakların sonsuzluğun kollarında…</p>
<p>Bile bile çağırıyorum seni. Gönlümdeki mızraba saplı günlerimiz gelsin diye bir an evvel geri. Hani Eylül’ün muştusuyla sarılıp bana öptüğün bedenim var ya, bak hala bekliyor seni yağan yağmurun altında, mahzun beni bıraktığın o köşe başında… Geçtiğin yerler bile hasret sana, özlemini serdim serçelerin kanatlarına, ekmek kırıntılarını serpiştirdim gelirsin diye belki dönüş yoluna.</p>
<p>Sırlarının arasına gizlediğin şarkılar ‘söyleme bilmesinler’ diyor işitiyor musun? Hüzzamın hüznünde ağlamaklı bakıyorsun işte yüzüme, ‘sakın gitme’ diye yalvaran gözlerle. Hiç bırakıp gider miyim seni ben bu sahillerde, bekliyorum her gün dönmesen de geriye…</p>
<p>‘ Gel gitme kalmasın gözüm yollarda’ diyemeden sana Segâha geçiyoruz perde perde&#8230; Sema ediyoruz tanbur’un tellerinde, başımızda bizi aşkla saran harelerle… Dönüyor artık şevk ile nağmeler ‘ olmaz ilaç sine-i sad pareme, çare bulunmaz bilirim yâreme’… Ardından eşlik ediyor, ‘ Ayrılık yaman kelime, benzetmek azdır ölüme, kim uğrarsa bu zulüme aman…’</p>
<p>&#8216;Aman aman halim ne yaman&#8217;, ‘ Bir ateşim yanarım, külüm yok dumanım yok’. Hicaz’a erişmenin derdi ne kadar da çok. Yüzümüzü süremeden kapısına, geldik makamı hicazın huzuruna. Cennet bahçelerinin kokusunda, seyr-i devran ediyoruz şimdi bir elimiz yere, diğeri göğe bakmakta&#8230; Sen kürdi olup vurdun kendini tozlu yollara, ben bir başıma kalakaldım hicazkarda…’ Ömrümce o saf aşkını kalbimde yaşatsam’ diyerek verdik kararımızı, buluşturduk notaları kürdilihicazkarda… Eylül damlaları gibi birden boşalan seslerde yankılandı duygularımız, es verince sessiz kaldı nisyan oldu şarkımız…</p>
<p>Güneş açıverse ya hadi! Gizlendiği bulutların arasından sıyrılıp göz kırpıverse ya bir daha, sımsıcak sarsa ya bizi&#8230; Sağanak sağanak, sırılsıklam bekliyorum seni, ebemkuşağının çıktığı tıpkı o günkü gibi&#8230; Hazan oldu gönlüm, sarardı kuru bir yaprak misali.. Beni bir başıma bırakıp gittiğin o günden beri…<br />
Ağustos sıcağında bunalırken güz günlerini seçtin gitmek için. En sevdiğin ay Eylül’dü, söylemiştin. ‘Yenilenmedir Eylül, başlangıçtır yeni umutlara’ demiştin… Uzun sürecek zemheri kışına hazırlanamam artık sensiz, toprak kokan saçlarını öpemem, serin açan sabahlarıyla üşüyen ellerini ısıtamam. Eylül’ün ellerini, senin ellerini tutamam. Ne zaman dokunsam buz olurdu yüreğim, ürperirdim, sen bilmezdin…</p>
<p>Ah sen! Sen yok musun sen… Ölmeyi beceremeyen ben, seninle girdim sararmış yaprakların arasına bir sarmaşık gibi sarıldım çürüyen gözyaşlarına&#8230; Kurtçuk olup, kemirdim senden kalanları ne de olsa borçlusun bana. Kul hakkını ödemeden gittin. Bir vefayı çok görüp veda bile etmedin. Sana uzanan elimi geri çevirdin, boşlukta sallandı elim çaresiz. Oysa nasıl hazırdım sımsıkı tutmaya, hiç bırakmamacasına…</p>
<p>Hala umudum var, gelirsin belki diye&#8230; Karşıma çıkıp aniden ‘şakaydı hepsi dersin’ kim bilir? Bak yoksa satıyorum sahibinden bu sonbahar günlerini… Hadi gel artık şimdi…</p>
<p>Dualarımla gelmiştim sana. Sen kendin dua iken daha bana. Bayramım olmuştu menekşelerim verdiğin saksıda. Tuttuğun fallardaki niyetlerine niyetlenmiştim, iyi günde kötü günde diye sana sözler vermiştim.<br />
Öldüğün gün sebebim oldu sevgim senden kalanlara…<br />
Sonbaharla gelmiştin sonbaharda gittin. Toprağın altı üstünden daha sıcaktır diye, sırf bu nedenle işte gidemiyorum mezarının başından başka yerlere. Bekçisiyim senden kalan bu son, sonbahar anılarının. Haykırıyorken içim, dayanamıyor susmaktan artık yüreğim…</p>
<p><em><strong>Söylüyorum işte!</strong></em><br />
<em><strong> Sahibinden Satılık Sonbahar Var!</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Esin Kaynağı; Furkan Resuloğlu&#8217;nun AHSEN Adlı Kürdilihiacazkar makamındaki saz semaiidir. Bu muhteşem eser için kendilerine teşekkürlerimizi sunarız. İcra; Kanuni Betül Kaplanoğlu; tanburi Ayşe Kılınç.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/j3LjvJN6Sug?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10815</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 21:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10730</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;BENİ KÖR KUYULARDA, MERDİVENSİZ BIRAKTIN&#8221; Akraba değildik, biliyorum. &#8221; Çok eski ahbaplarımız&#8221; derdi, anneannem sizin için. Akrabadan da öte, içli- dışlı görüşülen insanlar vardır ya, sizin ailenizle işte öyle görüşürlermiş bizimkiler. Çocukluğumun hatırlayabildiğim en eski anılarında, hem siz hem de kızınız, hep vardınız. Sıcak yaz öğleden sonralarında, zorla uykuya yatırırlardı biz çocukları. İstemeye istemeye, uyumaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;BENİ KÖR KUYULARDA, MERDİVENSİZ BIRAKTIN&#8221;</p>
<p>Akraba değildik, biliyorum. &#8221; Çok eski ahbaplarımız&#8221; derdi, anneannem sizin için. Akrabadan da öte, içli- dışlı görüşülen insanlar vardır ya, sizin ailenizle işte öyle görüşürlermiş bizimkiler. Çocukluğumun hatırlayabildiğim en eski anılarında, hem siz hem de kızınız, hep vardınız. Sıcak yaz öğleden sonralarında, zorla uykuya yatırırlardı biz çocukları. İstemeye istemeye, uyumaya çalışırdım, aklım  yandaki oturma odasından gelen seslerde iken. Bazen de, ikinizin sesi ile uyanırdım. Gelişiniz, şen gülüşlerinizle açığa çıkardı.  Eğlenceli iki büyük. Siz ve kızınız, hep bakımlı ve olabildiğince, dönemin modasına uygun giyimli olurdunuz. Kızınız size &#8220;abla &#8221; derdi. Öykünüzü, çok sonra öğrenecektim. İstanbul&#8217;un varlıklı ailelerinden birine mensuptunuz. Tanınmış bir marka altında, yıllarca üretilen temizlik maddesi  ile ilgili patent hakkı, o çok güvendiğiniz, düzenbez, uzak akraba enişteniz tarafından elinizden alınmış, dolayısı ile, babadan kalma fabrika ve tüm varlığınız da yok olmuş. Elinizde kala kala, babanızın sınırlı emekli maaşı kalmış. Kızınız ile birlikte, Moda civarındaki, kiralık evlerde yaşadınız yıllarca. Evinizin en geniş odası, radyo-sinema dergileri, sinema afişleri, ünlü mizah dergileri ve ünlü ses, sinema ve sahne sanatçılarının imzalı resimleri, posterleri ile doluydu. Ah, benim için ne hazineydi ama! &#8220;Eve dönüş zamanı gelmese&#8221; diye dua ederdim içimden.</p>
<p>O zamanın koşullarına göre, dışarıdan bakıldığında (büyüklerin gözü ile elbette), başına buyruk, kural tanımaz, bu anlamda-yine o dönemin davranış tarzı olarak fazla alafranga hanımlar için, hafif bir küçümseme ve iğneleme barındıran deyişi ile- &#8221; çarliston’dunuz&#8221;. Kimseye ihtiyaç duymadan, istediğiniz yerde olabilmenize bayılırdım küçük aklımla. Yazlık sinemalara da yalnız giderdiniz. Bir maceranız vardı aklımda kalan: Bir akşam, yazlık sinemada filmi izlerken, sizi yalnız görüp, dizlerini, sizin iskemlenizin arkasına dayayarak, aklınca tacize kalkışan bıçkının, her iki dizine de, hep çantanızda taşıdığınız yorgan iğnesini saplamışsınız, adam, feryat figan,&#8221; ablam, ben ettim, sen etme &#8221; yakarışları ile aman dilemek zorunda kalmış sizden.Yalnız bir hayatı yaşamak zorunda olmanın, bazen kendiliğinden gelişen korunma biçimleri…</p>
<p>Tasasız, kendine yetebilen yaşam görüntünüzün altında yatan, ne büyük bir dram olduğunu sonradan öğrendim,başta da belirttiğim gibi. 1930&#8217;lu yılların başında, bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">avukat</a>a sevdalanmışsınız. O zamanın koşullarına göre, olmaması gereken olmuş ve kızınıza hamile kalmışsınız!&#8230; İşin acı tarafı, sevdiğiniz, ama anlaşılan sizi sevmeyen adam, sizi ortada bırakıvermiş. Aileniz, size kol-kanat germiş, bebek İstanbul dışında doğmuş, İstanbul&#8217;a, anne-babanızın küçük kızı, sizin de &#8220;kardeşiniz &#8221; olarak dönmüş. Bundan dolayı, kızınız size hep &#8220;abla&#8221; demek zorunda kalmış. Öykünüzü öğrendiğimde, önce o adama çok kızdım, sonra da ailenizi yürekten alkışladım. Kızınız, güzel sayılabilecek, sözü sohbeti yerinde biri olmasına rağmen, tıpkı sizin gibi, hiç evlenmedi. Bunda sizin, bencilce &#8221; o evlenirse ben yalnız kalırım &#8221; endişeniz ve engellemelerinizin çok büyük payı olduğunu da biliyorum.</p>
<p>Yıllar önce, yine bir yaz öğleden sonrası, Moda&#8217;daki kiralık evlerden birindeyiz. Felçlisiniz aylardır. Yatağa bağımlısınız. Konuşma yetiniz gitmiş. Ama kızınıza, kırmızı rujunuzu ve ojelerinizi sürdürüyordunuz yine. İyice ufalmış bedeniniz. Yanı başınızdaki sehpadan aldığınız, eski günlerdeki size dair resmi bana gösterek, bir şeyler anlatma gayretindesiniz. &#8220;Bakma şu halime, bak ben ne güzeldim &#8221; demek istediğinizi anladım ben.</p>
<p>Siz gittikten sonra, kızınız, sizsiz, maaşsız, evsiz, işsiz öylece kalakaldı. Dikiş-nakış işleri yapmaya çalıştı, olmadı, bir işe girip çalışmak için fazla yaşlı ve ne yazık ki gerekli hiç bir donanıma sahip değildi. Siz, anısı çok eskilerde kalmış bir sevgiye ve kızınıza sahiptiniz, onun için ise, sadece siz vardınız, siz gittiğinizde &#8221; Onu, kör kuyularda merdivensiz bıraktınız&#8221;.</p>
<p>Günün birinde, eski aile dostlarınızdan birinin, varlıklı bir yakını, kızınızı, yaşlı annesine can yoldaşı olsun diye evine aldı. O evin annesi öldükten sonra da, evin torunlarına teyzelik yaptı, Hala da o evde yaşıyor. Bedeni iyice ufalmış, yine de uzun yürüyüşler yaparak, ara sıra, bizleri ziyaret eder, doğum günlerimizi hatırlar, &#8220;şekerim&#8221; der&#8221; doğum günlerine çağrılmayı beklemez insan, kalkar, gelir&#8221;.</p>
<p>Uzak geçmişin güzel anısısınız siz, kızınız için ise, ne güzel ki, hala şimdiki zaman kipini kullanabiliyorum.</p>
<p>Gittiğiniz yerde, sizi yapayalnız bırakıp gidenle karşılaştınız mı ve bağışladınız mı acaba? &#8220;Sen gittin, bir sevdaya yasladın belki de kendini, ama ben kaldım ve yalnızlıkla karşıladım her şeyi&#8221; dediniz mi? Ya o, sizden af diledi mi? daha doğmadan terk ettiği, hiç merak etmediği kızınızı size sordu mu? Bir kadını terk etmek çok kolay, ama ya küçük bir çocuğu babasız bırakmak? ne insafsızlık&#8230;</p>
<p>Umarım, ruhunuz huzurludur artık&#8230; Nur içinde yatın.</p>
<p>İMZA: Arşiv odanızdaki meraklı küçük kız.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Aug 2017 21:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Cansever]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10695</guid>
				<description><![CDATA[<p>Acımayı unuttum Sevinmeyi unuttum Ben her şeyi artık unutuyorum Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim Şuramda bir ağrı duydum. EDİP CANSEVER “Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen!” demiştin. Çocuktum. Sen, büyüktün benden. Dağlar kadar büyük, Kızılırmak kadar uzundun. Ben, sana hayran çocuksu bakışlarıma aldırmadan, öylece bekler bulurdum kendimi usanmadan… Beklerdim, sundurmanın altında. Seyrederdim, tozpembe güllü perdelerinizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Acımayı unuttum</em></strong><strong><em><br />
Sevinmeyi unuttum<br />
Ben her şeyi artık unutuyorum<br />
Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim<br />
Şuramda bir ağrı duydum.</em></strong></p>
<p><em><strong>EDİP CANSEVER</strong></em></p>
<p>“Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen!” demiştin. Çocuktum. Sen, büyüktün benden. Dağlar kadar büyük, Kızılırmak kadar uzundun. Ben, sana hayran çocuksu bakışlarıma aldırmadan, öylece bekler bulurdum kendimi usanmadan… Beklerdim, sundurmanın altında. Seyrederdim, tozpembe güllü perdelerinizin dantellerini, rüzgâr savururdu fistolu eteklerini… ‘Sen git artık’ diye pencerenizden el etmeden, ayrılmazdım kapınızın önünden. İçimdeki sevinci boşluğa bırakırdım. Keder dolardı yerine, sızlayan burnumun direğine inat dönüp bir daha bakardım açık duran pencerenize. Kaybolurdu hüzünlü gözlerimin önündeki perde. Sen, görmezdin batan güneşimi, sana hoşça kal diye seslenişimi, duymazdın… Ben, peşinde gölgenle birlikte dolanır dururdum güneşin doğuşundan geceye…</p>
<p>Seni görmediğim günler olurdu bazen, köye tatile gittiğimizde falan. Hele bir keresinde hastaydım otuz dokuz derece ateşle yatıyordum kızamıktan, işte o zaman giriş kattaki evimizin penceresine bir saksının içinde leylak bırakıp gitmiştin. Kız kardeşimin kulağına ‘ geçmiş olsun, çabuk iyileşsin emi’ demiştin.</p>
<p>Yolda yürürken eğer arkandaysam hemen, kırmızı omuz çantanı düşürdün mahsusçuktan, dönüp bakardın sonra bana. Koşup ardından alırdım çantanı, uzatırdım senin hiç yüzüne bile bakmadan. Mahcup kahramanın olarak geçerdim yanından. Lavanta kokan bembeyaz duru teninle, bakışlarımız göz göze gelirdi. O güzelim ela gözlerinle bakıp gözlerimin içine, eğilip hafifçe, yanağıma küçücük bir öpücük kondururdun… Sevilmenin gücüyle sallanırdı uzun sarı saçların, ben çocuk, ben bahtiyar, gece geç saatlere kadar yalnızca hep seni düşünüp dururdum.</p>
<p>Muhallebiciye giderdin arkadaşlarınla bazı. Kasaba yerinde söz olmasın diye kızlı erkekli buluşmalarınızı, Laz Bahrinin babasından kalma dükkânında yapardınız. Lisenin bütün gençleri burayı mesken eylemişti. Su muhallebisi sevenlere dondurmayı bol koyardı Bahri, dondurma uğruna severdim muhallebisini. Siz otururken, camdan izlerdim sohbetinizi. Arada göz kırpardın bana, daha çok bekleyeyim diye seni. Bir keresinde içeri çağırmıştın hatta masanıza buyur etmiştin beni. Sonra sarılıp omzuma koymuştun başını, ‘benim küçük sevgilim’ demiştin benim için. Gülmüştü masadaki oğlanlar. Ama ölesiye kıskanmışlardı beni, ben ise sırılsıklam kalkmıştım masadan utancımdan.</p>
<p>Rüya mıydı yaşadıklarım, serap mıydın uçsuz bucaksız ıssız çöllerimde? Bilmiyordum hiç. Seni yaşamak için doğuyordum anamım rahminden her gün bir kez daha… Adım mecnuna çıksa kaç yazardı 11. yaşımın sevdasıydın. Söyle başka kim bana böyle içli, böyle sevgi dolu edayla bakardı? Bir çift ela göz uğruna bütün kasaba beni alaya alsa ne yazardı, kâğıdım kalemimden başka. Dünya bir yana senin bir öpücüğünün değeri bir yanaydı… Çocuktum daha, bütün kasaba benim sana olan aşkımla çalkalansa da, ben senin uğruna heba olmaya razıydım çoktan…</p>
<p>Lisenin mezuniyetinde bahçe kapsından görmüştüm seni. Uzun leylak renkli elbisenle, lavanta kokuyordu yeryüzü, sarı saçlarına beyaz papatyalardan bir taç takmıştın. Uzun boyun daha da uzamıştı. İlk kez orada dans ettin onunla. Kaymakamın oğlu, doladı kollarını ince beline, sonra elini tutup öptü gecenin içinde. Gülümsedin sen de ona, sarıldın gizlice… Renkli ampullerin ışığında mutluydun olabildiğince, eğlendin Haziranın serinliğinde…</p>
<p>O yaz gittiniz kasabadan. Evinizi kiraya verdiniz. İstanbul’a taşındığınız söyleniyordu. Senin akıbetini ise kimse bilmiyordu. Konuşmuyordu insanlar, sorular havada cevapsız kalıyordu.</p>
<p>Ben biliyordum oysa senin onunla kaçtığını. Gizli gizli buluşmalarınızı biliyordum. Tam üç kez benimle haber salmıştın ona. Sana gönderdiği mektubu okumuştum gizlice. Sen Leylak dolu sepetle dönmüştün bir keresinde evinize. Kaymakam babası razı olmadı evliliğinize. O da seni alıp başka diyarlara götürdü. Gitmeden bir gün önce, sundurmanızın altında söylediklerini hiç unutmadım ama.</p>
<p>“ Büyük olsaydın keşke” demiştin bana… Büyük olsaydım keşke&#8230; !</p>
<p>“Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen.” Demiştin. Değil senin cesedini, saçının bir tek telini bile çiğneyemediğimden, çiğniyorum yıllardır kendi esaret zincirimi. Aradan tamı tamına yirmi sene geçti. Geçtiğin bütün sokaklarda cesedimi dolaştırıyorum şimdi, gölgeni arıyorum unutulmaya yüz tutan anılarımla&#8230; Sellerin coşturduğu Kızılırmak sularına, taşlaşmış yüreğimden parçalar atıyorum. Sektiriyorum bazısını, seviniyor kırlangıçlar…</p>
<p>Ardına dönüp bakmadan buralardan çekip gittiğin günden beri, penceremde bıraktığın Leylaklar gibi döküldüm ömrümün hasret yollarına… Bir şarkı söylüyorum artık dilimin ucuyla, “ Mademki sen yoksun şimdi yanımda, Leylaklar dökülüp güller ağlasın.”</p>
<p><figure id="attachment_10770" aria-describedby="caption-attachment-10770" style="width: 466px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg"><img class=" wp-image-10770" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?resize=466%2C350" alt="Leylaklar dökülüp, güller ağlasın" width="466" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10770" class="wp-caption-text">Leylaklar dökülüp, güller ağlasın</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10695</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Deli Kadınlar Güzel Sever Bay&#8217;ım !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Aug 2017 21:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesrin Kara]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10564</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hep sizden bahsettik, bugun ben&#8217;i dinleyin. Ben can çekişiyor.. Ben&#8217;in kalbi zombileşti. Ben&#8217;i kimse duymuyor.. Ben ona kulak verdim, ara ara animsıyor son hayal kırıklıgını ve anlatiyor, içini döküyor. İci sökülüyor&#8230; Ben papatyalari çok seviyor ve koparmak istemiyor. Bu yüzden ciçekleri sevdiğinden bahsetmez adamlara.. Ben sürekli aşık.Çünkü o aşka aşık. Onu kimse anlamıyor! Ben&#8217;de durumlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/">Deli Kadınlar Güzel Sever Bay&#8217;ım !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hep sizden bahsettik, bugun ben&#8217;i dinleyin.</p>
<p>Ben can çekişiyor..</p>
<p>Ben&#8217;in kalbi zombileşti.</p>
<p>Ben&#8217;i kimse duymuyor..</p>
<p>Ben ona kulak verdim, ara ara animsıyor son hayal kırıklıgını ve anlatiyor, içini</p>
<p>döküyor. İci sökülüyor&#8230;</p>
<p>Ben papatyalari çok seviyor ve koparmak istemiyor. Bu yüzden ciçekleri sevdiğinden bahsetmez</p>
<p>adamlara..</p>
<p>Ben sürekli aşık.Çünkü o aşka aşık.</p>
<p>Onu kimse anlamıyor!</p>
<p>Ben&#8217;de durumlar sıra dışı..</p>
<p>Ben&#8217;in sevdigi renk turuncu ama bazen pembe, bazen mavi, bazen yeşil</p>
<p>Ben ruhunu dinliyor. Ben rengarenk!</p>
<p>Ben çok hırçın, çünkü çok kırılmış&#8230;</p>
<p>Nasıl seveceğini bilmiyor, çünkü hiç sevilmemiş!</p>
<p>Ama son hayali kırmayacaklardı! Diyor ve anlatiyor;</p>
<p>Önemsenmedi , belki umursanmadım hiç..</p>
<p>Ama çok sevdim,</p>
<p>Yalanlar söylüyordu , kızamıyordum. Bahaneler uyduruyordu, yorgunluğunu hissediyordum susuyordum</p>
<p>O bana hediye gibiydi, muhteşem bir kalbi, merhameti vardı ve inanılmaz bir ince ruhu&#8230;</p>
<p>Arada kızdırmak için asla böyle olmadığını söylerdim.</p>
<p>Ya ben? Ben sadece sabırla yanımda olacağı günü beklerdim. Beklemem gerekiyordu çünkü</p>
<p>yaraları açık, kalbi dolu bir mayın gibi bakıyordu ki ben onun tüm yaralarını sarmaya hazır acil yardim çantası gibi yanından ayrılmak istemiyordum.</p>
<p>Küsüp , küsüp barışıyor</p>
<p>Kızıp , kızıp affediyordum.. Birgün o çantayı açtı, üç gün sonra mayın patladı!</p>
<p>Ben kül olmuş onu arıyorken, onda bir çizik bile olmadığını gördüm. İşte o gün tüm duvarlar üstüme yıkıldı&#8230;</p>
<p>İşte o gün pembe panjurlu evimi kapatıp bir beton yığınıyla yüzleştim.</p>
<p>Kalbimi avuçlarımda sıktım. Kendi ellerimle sıktım. Dedim ki şimdi bugün öğrendin sen deli kadınların neden sevilmediğini, yine de asla akıllanmıyacaktım. Biliyordum.</p>
<p>Sonra Ben sustu.</p>
<p>Önce bir kahkaha attı ,</p>
<p>sonra ağlayarak yağmura koştu .Yağmur ben&#8217;de aşktı daha iyisi olamazdı.</p>
<p>Dudaklarında birkaç cümle mırıldanıyordu..<br />
‘ Karıştı ellerim saçlarımın arasına, boşluktaydım halbuki tarifsiz bir soğukluk.<br />
bir yanı karanlık, bir yanı aydınlık kafamın, sonra döndüm dedim ki aynaya;<br />
en fazla bir tutam daha saçlarımı keserim ama yeniden sevmek&#8230; Bunun tarifi yok ! &#8216;<br />
Ben artık ne at gözlükleri takıyor, ne de pembe panjurlu evi hatırlıyor<br />
ve ekliyor;<br />
yine olsa yine seveceğim. Yemin ederim asla sevmekten vazgeçmeyeceğim,<br />
bir gün beni çok sevecekler bay’ım lakin seni kimse ben’ gibi sevmeyecek!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/">Deli Kadınlar Güzel Sever Bay&#8217;ım !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/deli-kadinlar-guzel-sever-bayim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10564</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Aug 2017 03:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10654</guid>
				<description><![CDATA[<p>“HAYAL DERYASINA BEN BAZI BAZI… DALSAM BİR TÜRLÜ, DALMASAM…” Sevgili Ferhunde Hanım, Avustralya’lı dostuma ve kızlarından birine armağan olacak takıları seçmeye çalışırken gözüm ilişti kolyenize. Gümüşten yapılma, bir kafesin dışında, bedenleri birbirine dönük iki kumru… Hani, bazı gümüşçülerin, eski gümüşleri sakladığı, ancak meraklısının fark edebileceği kuytu köşeleri vardır ya, işte öyle bir köşede duruyordu o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“HAYAL DERYASINA BEN BAZI BAZI… DALSAM BİR TÜRLÜ, DALMASAM…”</p>
<p>Sevgili Ferhunde Hanım,</p>
<p>Avustralya’lı dostuma ve kızlarından birine armağan olacak takıları seçmeye çalışırken gözüm ilişti kolyenize. Gümüşten yapılma, bir kafesin dışında, bedenleri birbirine dönük iki kumru… Hani, bazı gümüşçülerin, eski gümüşleri sakladığı, ancak meraklısının fark edebileceği kuytu köşeleri vardır ya, işte öyle bir köşede duruyordu o da. Satıcıya sorduğumda “ Çalıştığımız bir ermeni kuyumcu ustası var, yetmiş yaşını aşkın, onun babasının dükkanından kalma” diye açıkladı. O gün değil ama, ertesi akşam satın aldım kolyenizi. Yaka iğnesi olarak yapıldığı, sonradan kolyeye dönüştürüldüğü anlaşılıyordu arkasındaki küçük izden. Özel tüm takılar gibi, bu kolyenin de mutlaka bir öyküsü olmalıydı. Çünkü, kolay kolay elden çıkarılacak gibi değildi. Öykünüzü düşündüm</p>
<p>Ferhunde Hanım:<br />
Cumhuriyetin ilk yıllarında , İstanbul’da Kumkapı’da, orta halli bir ailenin üç kızından ortancası olarak doğmuştunuz. O yıllarda, genellikle adet olduğu üzere, ilkokuldan sonra okumamıştınız. İlk bakışta dikkatleri üzerinize toplayacak kadar güzel sayılmazdınız ama, alımlıydınız, evet. Dönemin genel geçerli kurallarına karşı çıkmayı aklınıza getirmemiştiniz bir kez bile, ta ki o yaşamınıza girinceye dek. Ermeni komşunuz Mari Hanımın yeğeniydi Karapet. Siz ne kadar sesinizi kendinize saklıyorduysanız, o da o kadar dışa dönük ve konuşkandı. İlk görüşmede, onun o sevimli gevezeliğinden sıkıldınız önce. Sonra, daldan dala atlayarak, durmadan anlattıklarında, hiç bilmediğiniz dünyaların izini sürerken buldunuz kendinizi. “Güneş ışığının efendisi” anlamına gelen adının hakkını verircesine, bulunduğu ortamı aydınlatan o genç adam, ne zaman vazgeçilmez oldu sizin için? Aklınızı, ruhunuzun her köşesini hangi ara işgal etti varlığı? Bu da bilinmezleriniz arasında. O dönemlerde, gizli-saklı buluşmalar, hoş görülmezdi ve siz de bir sevda uğruna, dışlanmayı göze alabilecek yapıda değildiniz. Karabet ise, belki sizi zor durumda bırakmamak için, belki de sizin ince ruhunuz gibi bir yapıyı incitmemek adına, tek kelime etmedi sevdadan yana. “Gel gidelim “ dese , kalkıp gider miydiniz? O kadar cesur olabileceğinizi hiç sanmıyorum. Bir gün Mari Hanım, sizin eve konuk geldiğinde, elinize sıkıştırıverdi, kafesin önündeki bir çift kumru motifli güzelim incecik kolyeyi. “Varujan Ustanın el emeğidir, güzel kızım “ diye mırıldandı, duyulur duyulmaz sesi ile. Aldınız, ama boynunuza takmadınız. Odanızda, başucunuzdaki komedinin üzerindeki beyaz örtüde öylece durdu kuşlu kolye. Sonra, Mari Hanımın ziyaretinin sonunda, onu uğurlarken, kolyeyi, tıpkı onun yaptığı gibi, gizlice avucunun içine sıkıştırdınız. “Alamam” dediniz, “kabul edemem”. Sanki o kolyeyi alsanız, boynunuza taksanız, geri dönülmez bir yola girme sözünü de vermiş olacaktınız kendinize, Kumrular, kafesin dışındaydı ve sizi de bilemediğiniz bir başka dünyaya uçmaya çağırıyorlardı sanki.Sizin kafesinizin kapısı aralanmıştı belki de ama yapamadınız … Yaz bitiminde, Karabet te gitti, tıpkı güneş ışığının yakıcı etkisinin azalması gibi, ışığını da götürdü yanı sıra, o zamana dek, hiç o kadar üşümemiştiniz. Bir daha karşılaşmadınız,Mari Hanımın ziyaretinden sonra. Ama kolyeyi bir kez daha, satın alan tarafından geri verildiği Varujan Ustanın küçük vitrininde görecektiniz. Yaşanmamışlığın belirsizliği kötüdür, Ferhunde Hanım. Yaşansaydı nasıl olurdu? Hayal edildiği kadar ısıtır mıydı yüreğinizi? Yoksa birden soğur muydu duygular? Bu bilinmezlik, zaman zaman pişmanlıkla karışarak aşındırdı hayallerinizi. Orada, o köşecikte, o bir çift gümüş kumru ile andığınız o dönemde yüreğinizde uyanan duyguları bir daha hiç hissetmeden yaşayıp bitirdiniz, beyaz patiskalı ve dantelli ömrünüzü. Kumrulu kolyeniz, yıllar sonra bu kez, size hiç benzemeyen başka birinin, benim boynumda…</p>
<p><figure id="attachment_10656" aria-describedby="caption-attachment-10656" style="width: 280px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/kış-olup.jpg"><img class="size-full wp-image-10656" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/kış-olup.jpg?resize=280%2C157" alt="Kuş Olup Uçsam" width="280" height="157" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10656" class="wp-caption-text">Kuş Olup Uçsam</figcaption></figure></p>
<p>Siz hiç var olmadınız Ferhunde Hanım. Belki de vardınız, ancak adınız Ferhunde değildi. Hiç sevdalanmadan yaşlanıp tükendi ömrünüz bilinmez bir köşecikte belki de. Kolyenin gerçek öyküsü de bu değil şüphesiz. Ama, ben böyle bir öykü kurguladım ve içimden, bu kolye için bir mektup yazmak geçti ve yazdım. Kolyemi her boynuma takışımda, bu kurmaca öyküyü değil, özgür ve neşeli ruhları düşüneceğim ve meçhul ustaya “emeğine sağlık, ruhuna rahmet, nur içinde uyu” diyeceğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10654</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başta Bir Son / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Aug 2017 21:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Koldaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10466</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beklediğin yerde beklediklerin gelmez. Sen de gidemezsin… Sanki ayaklarında görünmezden bir kelepçe var; ayaklarda paslanmış. Bildiğin en güzel kelimeler de aklından toparlanıp bir bavulla çıkmış yola. Hasretmiş sanki bütün güzelliklerin mimarı kadına. Ben çok bekledim. Şimdi sen gelmeyeceksin biliyorum. Ben ölümümü bekliyorum onun için. Ya sen? Sen bilebiliyor musun? Hayır. Sen susuyorsun. Ve sen hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/">Başta Bir Son / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beklediğin yerde beklediklerin gelmez. Sen de gidemezsin… Sanki ayaklarında görünmezden bir kelepçe var; ayaklarda paslanmış. Bildiğin en güzel kelimeler de aklından toparlanıp bir bavulla çıkmış yola. Hasretmiş sanki bütün güzelliklerin mimarı kadına. Ben çok bekledim. Şimdi sen gelmeyeceksin biliyorum. Ben ölümümü bekliyorum onun için. Ya sen? Sen bilebiliyor musun? Hayır. Sen susuyorsun. Ve sen hep susacaksın. Ve bütün aradığım sen’ler de susacak. Kimse anlamayacak ve anlamaya gitmeyecek halimi. Halimizi. Biz bitik bir grubun en bitkin üyeleriyiz. Halimiz; biri bizi gördüğünde bitecek. Ama hangi yüzyıla denk gelir, hangi ben’e gelir bilemiyoruz. Keşke görebilsek ölümden sonrasını da ölmeden önce tatmadığımız acıların tadını bilmemiz gibi.</p>
<p>Birçok şeye ilgi duydum hayatta. Hayatta aşk kadar hiçbir şeye ilgi duymadım. Zaten aşkta bana ilgi duymadı. Aşk beni duymadı. Aşk, sevgi bana ne kadar uzak bir iklim ki hiç gidemedim, göremedim. Aşk benim ölümlü olduğum bu mecranın sahibine kavuşmaktan daha ne olabilir ki? Ben sadece şu ateşiyle kavrulduğum dünyanın üstündeyken birinin benim alevime su serpmesiydi. Neden hiç bunu yaşayamadım ki?  Sebeplerini bilmediğim birçok sonuçla karşılaştım ağır aksak yaşamımda. Sürüncemede kalmış yaşantım, taşıyamam dediğim vücuduma memleket olmuş. Bunu ne ben istemişim ne de birileri umursamış. Bir şeye, beni – bizi hasretten bitiren bir şeye ölümlü bir bakilikte muhtaç beklemeyi göze almışız.</p>
<p>Kim gördü o acizin halini? Kim kurak topraklarına bir damla su oldu? En büyük özlemimizin bir yaşayamamaktan kurtaracağı günü sabrın son safhasında bekledik. Ama kim gördü halimizi? Söylenmiş o derin sözleri kim işitti ki? Cevabını alamadığımız soruları sormuş durmuşuz. Bizi, bizden kurtaracak o kudret kimde, onu aradık durduk. Bekledik… bekledik ki gelsin, kurtarsın iğne ucuna benzeyen uçurumdan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/">Başta Bir Son / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baska-bir-son-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10466</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10591</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana</em></strong></p>
<ul>
<li>Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. Bağırtma beni sokağın ortasında. Beni bir kedi yavrusu gibi atmadan önce düşünecektin sokağa. Sana ne nerede kalacağımdan. Kapatıyorum telefonu, bir daha da arama beni. Ne o namusun mu zedelendi? Çok daha önce yapmalıydım bunu. Çok daha önce terk etmeliydim seni. Kapatıyorum telefonu.</li>
</ul>
<p>Bir de soruyor ‘geceyi nerede geçireceksin diye?’ Sanki beni çok umursuyor. Varsa yoksa derdi el âleme ne diyeceğinde… Nasıl dayanmışım onca sene. Ne kadar da körmüşüm. Görememişim bir türlü senin iç yüzünü. Sözde bana âşıksın, çok sevdiğin için kıskanıyorsun öyle mi? Hepsi palavra. Senin kendine hayrın yok bir kere bana nasıl olsun ki…</p>
<p>Aşağılık adam. Ama kabahat ben de. Ne kadar aptalmışım. Beni gerçekten sevdiğine nasıl da kendimi inandırmışım. Meğerse egonu tatmin etmek için tutuyormuşsun beni yanında. Seni övecek, seni başına taç edecek birine ihtiyacın varmış. Tapılmak istiyormuşsun adeta. Kendini vazgeçilmez sanıyormuşsun. Kimse hayır dememiş tabi şimdiye kadar sana. Şımarık bir çocuk gibi, elde etmişsin her istediğini. Ben senin kendini seyrettiğin bir aynaymışım sadece. Bende kendini dev aynasında görmeğe alışmışsın. Yüceltmişsin kendini habire. Ne zaman ki hatalarını görüp, gerçekleri yüzüne söyleyince, benden kötü kimse olmuyormuş meğerse.</p>
<p>Bir de utanmadan “seni seviyorum” diyor hala. İnsan sevdiğine el kaldırır mı? Bu neyin öfkesi? Ona “defol git, bir daha da gelme buraya” der mi? Gecenin bir yarısıymış. Bu lafları etmeden önce düşünecektin. Hele o tokatı atmadan evvel kendine gelecektin. Sinirlerine hâkim olamayan bir adam, adam değildir bence. Sana muhtaç olduğumu zannediyorsun değil mi? Ne yaparsan yap ses çıkarmayacağımı, sensiz yaşayamayacağımı sanıyorsun. Hani dalga geçmiştin benimle, “ hiç yaşamamışın sen bu güne kadar diye” Sanki benim hayatım senle başlayıp senle bitiyormuş gibi. Sen olmazsan intihar ederim öyle mi? Öyle demiştin bir gün ben unutmadım. Kim kime muhtaçmış şimdi gör bakalım.</p>
<p>Yine arıyor, açmayacağım telefonu. Bana ulaşamayacaksın bundan sonra. İşte kapattım büsbütün. Çıldır bakalım biraz daha. Evdeki eşyaları kırarsın, belki içkiye vurursun kendini. Umurumda bile değil. Ben de kızgınım ama kendime, seni sevdiğimi zannedişime. Kendi yanılgıma kızgınım. Seni adam yerine koyuşuma, senin için yaptıklarıma, beni değiştirmeğe kalkışına hiç ses çıkarmayışıma kızgınım.</p>
<p>Vahşi bir ata benzetmiştin beni. Suratıma sırıtarak bir de, “seni besili bir kısrak yapacağım, ehlileştireceğim” demiştin. Ben de gülmüştüm, senin bayağı esprilerinden biridir diye aldırış etmemiştim. Sen kendine köle arıyormuşsun meğerse. İmparatorluğuna bir kraliçe… Diğer kızlar gibi olduğumu düşündün herhalde. Zenginsin, yakışıklısın diye. Böyle şeyler Türk Filmlerinde olur bir kere. Ne sen jönsün ne de ben aktrist. Gerçekler acıdır, tat bakalım, uyan kurduğun hayallerden, çık o küçük dünyanın esaretinden.</p>
<p>Neyse sakinleştim biraz. Bu kadar hızlı adımlarla nereye kadar gidebilirim ki&#8230; Şimdi asıl bir plan yapmam gerek. Bütün kız arkadaşlarımı tanıyor. Çoktan onları aramaya başlamıştır bile. Beni bulamayacağı neresi var onu düşünmeliyim. Ama önce güvenli bir taksiye binmeliyim. Başıma bir iş gelmeden bu geceyi sakin ve rahat geçirmeliyim. Öyle otele falan gidemem. Tanıdığım hiçbir eve de gidemem. Bir taksi geliyor. Şoförü bir görmem gerek, öyle her taksiye de binemem. El ettim bir kere hadi rast gele.</p>
<ul>
<li>İyi geceler. Otogar lütfen.</li>
</ul>
<p>Nasıl da aklıma geldi birden. Evet ya. Bu saatte ancak seyahat edilir. Elimde valiz falan yok ama. Olsun acil durum pek ala olabilir.</p>
<ul>
<li>Yolculuk nereye? Şoför beni sorguya çekmeye başladı bile. Kendimden emin olmalıyım.</li>
<li>Güneye, ailemin yanına, uçak bulamadım, babamı acil hastaneye kaldırmışlar da.</li>
<li>O çok geçmiş olsun. Ben de o zaman sizi yetiştireyim bir an önce varacağınız yere.</li>
<li>Çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Bu iş iyi tuttu. Otogara vardık çarçabuk. Aynı hikâyeyi otogarda da anlattım. Kimse bir şey soramadı bir daha. Üzüntülü, endişeli yalnız bir bayana sırnaşmak geçmedi hiç birinin aklından. Bacı oluverdim birden, kapı komşularının kızıymışım gibi davrandılar bana. Ailelerinden oluverdim. Kendi bacıları düştü yüreklerine. Ne yapalım, yalnız kadınların  bir savunma hattına ihtiyaçları olabilir pek tabi ki de…</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarıyla sağ salim küçük, güzel bir güney kasabasındayım şimdi…</p>
<p>İşte böyle başladı benim de sensiz yaşanacak, özgür günlerim…</p>
<p>Elveda ‘rüzgâr eken fırtına biçen’ öfkeli sevgilim…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10591</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalbimi Bağışlayacağım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Aug 2017 21:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Yaşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10361</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kanım durmuyor şimdi damarda durduğu gibi Oluk oluk akıyor perişan olmuş bileklerim kesilmek üzere Bir adam ağıt yakıyor pencere de Rüzgâr soğuk yüzümü üşütüyor kapat camı diyorum Duymuyor kadın Evin için de üç dört tane çocuk Birinin bacağı yok birinin kolu birinin ayağı kısa birinin kalbi sökük Duyguları fevaran halinde Ölüm diyordum bir zamanlar anneme [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/">Kalbimi Bağışlayacağım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kanım durmuyor şimdi damarda durduğu gibi</p>
<p>Oluk oluk akıyor perişan olmuş bileklerim kesilmek üzere</p>
<p>Bir adam ağıt yakıyor pencere de</p>
<p>Rüzgâr soğuk yüzümü üşütüyor kapat camı diyorum</p>
<p>Duymuyor kadın</p>
<p>Evin için de üç dört tane çocuk</p>
<p>Birinin bacağı yok birinin kolu birinin ayağı kısa birinin kalbi sökük</p>
<p>Duyguları fevaran halinde</p>
<p>Ölüm diyordum bir zamanlar anneme</p>
<p>Sanki güzel olucakmış gibi kefen giymek</p>
<p>Her gece babamın vardiyasından dönmesini bekliyordum gözlerim de yaşlar varken</p>
<p>İstediğim ayakkabıyı almıyordu validem</p>
<p>Sorsan yastığın altında gömüsü</p>
<p>Ama bana gelince sanki bütün emekler suyunu çekmiş gibi</p>
<p>Toprak susmuş, pazarda satılmamış mamüller</p>
<p>Akrabalarım uzakta sessiz sakin bir sükunet</p>
<p>Neden hep ağlıyorum</p>
<p>Şeytan bu zamanlar da oyun oynamaz demezler miydi?</p>
<p>Şeytanın oyun oynamadığı zamanlar olsa ya hep</p>
<p>Kırıldım çocukken sonra hiç büyümedim bir anım vardı altı yaşındayken</p>
<p>Doğum günümü kutlamadı annem</p>
<p>Pasta almamıştı yoktu parası</p>
<p>Bağıra bağıra içimden ağlamıştım ben</p>
<p>Bu yaşımda mı kalıcağım derken</p>
<p>Kalıverdim öylece</p>
<p>Yaşlılığım var gelecekte, geçmişte ise çocukluğum</p>
<p>İkisi arasında damarlarım köprü kurmuş gibi</p>
<p>Soluksuz yüzümün astarı o biçim</p>
<p>Aşksız kalışımı saymıyorum bile</p>
<p>Trilyonlarca asır geçmiş sanki üstümden</p>
<p>Bileklerim kesilmeye hazır hale geldiler</p>
<p>İp boynuma takılmak için yapılmış</p>
<p>Kader yalnızlığı sunmuş avuç avuç önüme</p>
<p>Acıktığımda ekmek misali doğramaç yaptım alnıma</p>
<p>Sütü var unu var aşı var</p>
<p>Bilmediğim kara bir büyünün</p>
<p>Yaşı var başı var</p>
<p>Körkütük sarhoş olmak derdindeyim</p>
<p>Nazlı nazlı kadehi tokuştursam aynadaki benle kırışmış kirpiklerime bakıp buruşmuş yüzüme tükürsem</p>
<p>İç çeke çeke yalnızlığın sulhünü paylaşsam</p>
<p>Ah keder ahh sanırsın ki</p>
<p>Altı çocuğuma baba on çocuğuma ana</p>
<p>Beş kocama karı yedi karıma koca</p>
<p>oldum hepsini tek tek ellerimle öldürmüşüm sanki</p>
<p>Bu derdin büyüğü en çürüğü bana mı denk geldi hayat</p>
<p>İki zincirden tasma takıp boynumu bileklerimi kopar kanımın son damlasına kadar narin narin leş kokan ağzımdan çıkacak bir cümlelik ömür kalmasıydı var ettiğim yalnızlık</p>
<p>İlk kez burada söylüyorum sana</p>
<p>Gençliğimi harvurduğum yaşlılığımı savurduğum o özel kişi ipnenin teki</p>
<p>Adamlar sevince güzel seviyo be olum</p>
<p>Aşık olunca kalbim durmuştu be</p>
<p>Nerden bilebilirdim ki ipnelik yapıcak faişe</p>
<p>Aldatmaz sanmıştım</p>
<p>Güliz abla haklıymış olum ipneler</p>
<p>Sevmezmiş seven adam bulun getirin bana</p>
<p>Kalbimi bağışlayacağım.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/">Kalbimi Bağışlayacağım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalbimi-bagislayacagim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10361</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Galata / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Aug 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10452</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün yine bir canlı bomba olarak uyandım. Kuşların dilinden selam durdum esnafa. Kuş dediysem bülbül şakımaları sanmayın. Bayağı kargaların borusu öter burada. Kalkıp sütçüye sövdüm en ağır dilimle ya da öyle sanıyorum. O yalnızca birkaç kuru öksürük duydu. Çay içmeliyim afyonum infilak etmeden. Zira çaysızlık beni korkunç derecede kibirli yapabilir. Şimdi ısrarlı bir senfoni çalıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/">Galata / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün yine bir canlı bomba olarak uyandım. Kuşların dilinden selam durdum esnafa. Kuş dediysem bülbül şakımaları sanmayın. Bayağı kargaların borusu öter burada. Kalkıp sütçüye sövdüm en ağır dilimle ya da öyle sanıyorum. O yalnızca birkaç kuru öksürük duydu. Çay içmeliyim afyonum infilak etmeden. Zira çaysızlık beni korkunç derecede kibirli yapabilir. Şimdi ısrarlı bir senfoni çalıyor fonda. Demlikle dansım bir batılıyı bile kıskandırabilir. Hava iyice bozdu kendini. Güneşle bir küskünlük halindeler. Bulutlar, dokunsan ağlayacaklar. Gök damarlarını vuruyor tepelere. Güzel, şimşekleri çekebilirim üstüme. Gitmeliyim, Galata beni bekler.</p>
<p>Günaydın Galata. Tünaydın kulesi. Bugün mistik bir tavır takınmışsın. Yakışmış doğrusu. Yalnız o ecnebi malı gerdanlık epey bir sırıtmış haberin olsun. Çaycı, çay getir bana. İçinde daha çok karbonat olsun yoksa yabancı hissederim kendimi. Gerçi şu an bir Cenevizli kadar yabancıyım Galata’ya. “Bir kedi gördüm sanki.” Sanırım şüphelenmeliyim şu çirkin göklerden. Dökemedi içini bir türlü. O kedi yine bana göründü. Öksürdüm, kedi gitti. Çay hala gelmedi. Sanırım karbonat bitti. Ben Galata’ya döndüm, Cenevizliler beni sevmedi.</p>
<p>Sarılmak zorunda değilim ruhuna her kaldırım taşının ya da içimde taht kurmasına izin vermeliyim tatlı bir öfkenin. Dört bir yana sataşmalı saçlarım. Damlardan akan borçlara bindirmeliyim faizimi. Binlerce duygu yasaklanan ayini gerçekleştiriyor şu an beynimde. Biri de çıkıp dur demiyor şu kargaşaya. Kalkmalıyım daha fazla toprak eşelemeden. Zira çaycı yabancıları kışkırtacak. Gök gürlediği için mi kalktım yoksa kalktığım için mi gök gürledi bilmem ama kalktım ve yerimi ancak bir kedi alabildi. Yürüdüm. Bana damların kerpici göründü. Bulutların çimlere olan nispeti, güneşin bana aynalık taslaması. Durdum ve soydum bir bankanın günahlarını daha sonra ama içindekiler hariç. Sanırım beni bu topal yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/">Galata / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10452</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Aug 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10431</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR DOLU ÇOCUKLARDIK, HER YERDE RASTLANABİLECEK…” Okul öncesi yıllara ait anılarımda, o kente dair olanlar hala aynı canlılıktadır.  Yeşilırmak kıyısına, dağların arasına kurulmuş, kaya mezarları ile ünlü o taşra kentinde  her ilkbaharda bazen birkaç kez taşardı Yeşilırmak ve bu taşkınlar, çukurda yaşayan küçük kent için felakete yakın sonuçlara yol açardı. O zamanlar, “çukur doldur, çukur boşalt [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“BİR DOLU ÇOCUKLARDIK, HER YERDE RASTLANABİLECEK…”</p>
<p>Okul öncesi yıllara ait anılarımda, o kente dair olanlar hala aynı canlılıktadır.  Yeşilırmak kıyısına, dağların arasına kurulmuş, kaya mezarları ile ünlü o taşra kentinde  her ilkbaharda bazen birkaç kez taşardı Yeşilırmak ve bu taşkınlar, çukurda yaşayan küçük kent için felakete yakın sonuçlara yol açardı. O zamanlar, “çukur doldur, çukur boşalt “ya da “ kaldırımları her yıl baştan başa yenilemeye dayalı” belediyecilik anlayışı henüz başlamadığından, eğri taşlarla dolu daracık sokaklar ve bugünkülere göre sokak genişliğinde sayılabilecek caddeler, nehrin taşması sonrasında   günlerce çamur içinde kalırdı. Biz küçüktük ama kenti dört bir taraftan kuşatan dağları aşıp bulutları görmek için başımızı hep gökyüzüne çevirmemiz gerekirdi. Sanırım, tutsak olma duygusu ile ilk kez orada tanıştım. Dağların yeşil olabileceğini de henüz öğrenmemiştim  çünkü bizim dağlarımız, kahverengi idi. Babam, dağlardaki, mitolojik çağlara ait kaya mezarların öyküsünü ve Osmanlı döneminden gelen söylenceleri anlatırdı bana…Anlatılanları hayalimde canlandırırdım, kralları, prensesleri ve şehzadeleri, gözümde ete- kemiğe büründürürdüm. İki yıla yakın sürdü o kentteki serüvenimiz. O yıllarda zavallı babam, farklı düşünmenin ödenmesi gereken bedellerini- bir çırpıda değil, memur olmanın usulüne uygun olarak- taksit  taksit ödemekte, her yıl- ya da şansı varsa &#8211; bir kaç yılda bir, yurdun birbirinden farklı köşelerine tayin edilmekteydi. O kent , emeklilik öncesi atandığı , son dört kentten biriydi. Babalarımız, aynı okulda yöneticiydi, annelerimiz ve biz de arkadaştık doğal olarak.  İlk kez nasıl tanıştık, bak bunu hiç hatırlamıyorum. Sizin ev, hep çok kalabalıktı ve bu nedenle çok şenlikliydi  bizim çekirdek ailemize göre. Bir abla ve bir ağabeye sahiptin. Biz seninle aynı yaştaydık, ablan ve ağabeyin de bizden, dört veya beş yaş büyüktü sanırım. Bir gün, amcanın oğlu Fevzi  ağabey çıkageldi evinize. Uzunca bir süre sizlerle kaldı. Hep aynı, el örgüsü, yeşil kolsuz süveterini giyen, omuzları düşük bir şekilde gezen, çabuk çabuk konuşan Fevzi  ağabeyin çekingenliği, türkü söylemeye başladığında birden kaybolurdu. En çok ta, o türküyü söylemeyi çok severdi : “Fırat kenarında yüzen kayıklar…” “Kenaaarındaa “ diye uzatırdı ve biz çocuklar değil, büyükler çok gülerdi bu söyleyişine. Gözlerini kapatır, omuzlarından biri havada, gövdesi geride, tüm nefesi ile seslendirirdi türküsünü. Ben, o türküyü öyle içten öyle yanık söylemesini, memleketini ve annesini çok özlemesine bağlardım küçük kalbimle. Hemen hemen her gün, ya siz bizim evde olurdunuz, ya da biz annemle sizin evdeydik. Size gelmişsek, dönüş zamanı geldiğinde, ablan, ağabeyin, sen ve Fevzi  ağabey, hep bir ağızdan anneme yalvarırdınız : “n’olurr, akşam yemeğe kalınnn!!” . Böyle anlarda, annem, “tek bir şartla kalırız, Fevzi, Fırat kenarında yüzen kayıkları söylerse” derdi ve o da bu isteği hemen yerine getirir, böyle zamanlarda ,türküyü her zamankinden de acıklı okurdu. Fevzi  ağabey, nerededir , ne yapmaktadır? O türküyü hala söylemekte midir? Bilmeyi çok isterdim.</p>
<p>Küçük kentte, farklı dinlere mensup, çok sayıda insanın varlığı ile renklenmiş bir yaşam, sakince akmaktaydı.”Alevi” dedikleri aileler vardı örneğin. “Alevi olmak ne demek?” diye sormuştum bizimkilere ve “farklı bir dini inanç şekli olduğunu, yadırgatıcı bir tarafının olmadığı” yanıtını alarak rahatlamıştım. Sizin gibi, ailece görüştüğümüz alevi aileler çoktu. Onların bazılarında, her toplantıda ustalıkla saz çalan kişiler vardı, onları saz çalarken izlemeyi çok severdim. Ender abla vardı örneğin, uzun sarı saçları iki yana örgülü, lise çağlarındaydı, annesinin her gün toplantısında, saz çalardı sessizce. Görev gibi kabul ederek çaldığı, aslında o anda çalmak istemediği duygusuna kapılırdım her seferinde. Ermeni ustalar vardı çarşıda, babamla her çarşıya gidişimizde uğradığımız. Azeri kitapçı Hazar amcayı severdim en çok. Babamla çay içip söyleşirlerken, beş yaşında roman okuma faslında olan bana, kitaplarını rahatlıkla emanet eder, raflardaki çeşitli kitapları dilediğimce karıştırmama izin verirdi. İçlerinden birini seçerdim ve eve o kitapla ve muzlu rulo pasta ile dönerdim, güzel anılarımdandır.<br />
Senin kitaplarla henüz bağın yoktu, okumak için okula gitmeyi bekliyordun. Konuşmalarımız nelere ilişkindi, burası da net değil, hatırlayamıyorum. Bahçelerde koşardık çılgın gibi, sık sık dizlerimiz kanardı, düşerdik, bir koşu eve gidip kanayan dize tendürdiyot sürdürür, sonra koşmaya devam ederdik. Bir keresinde, bir yerlere vurduğum alnımın kocaman şiştiğini, şişkinliğe, çiğnenmiş ekmek yapıştırıldığını da hatırlıyorum. Sonuç vermiş miydi? bu da meçhul…</p>
<p>Siz erkeklerin bilye (o zamanlar mile de derdiniz) oynaması, biz kızların o oyuna katılamaması çok sinirlendirirdi beni. Hala, çevirdikçe ışıldayan cam bilyeleri çok severim. Çelik – çomak oynardınız ve çember çevirirdiniz, tel yuvarlaklarla, ben buna da çok özenirdim. Oynarken zaman zaman hırçınlaşır, beni tartaklardın sen. Hiç tepki vermezdim itip kakmalarına. Bir akşam, annem babama , senden dayak yediğimi ve tepki vermediğimi anlattı. Babam “ neden ?”dedi,” neden sen de ona vurmuyorsun?” “ Eee” dedim.” siz dediniz ya , kimse ile kavga etme ve kimsenin canını yakma diye. Ben ona nasıl vurayım?” Babam , o zaman iki numaralı ve ilki ile hafifçe çelişen yaşam dersini verdi : “ Dedim ama, eğer senin canını yakıyorsa, bunu sürekli ve nedensizce yapıyorsa, sen de yapıştır bir tane “. Bunu aklımda tuttum ve senin ilk beni tartaklayışında, yanağına okkalı bir şaplak indirdim, orantısız şiddet sayılabilirdi. Onca zamandır senden dayak yememe karşın, yine de içimi rahatlatmadı yanacığında şaklayan o tokat. Sen, öylece kalakaldın, canın yandığı için mi, yoksa bir kızdan ilk tokatını yediğin için mi , orasını sen bileceksin artık, ağlamaya başladın. “ Ağlamasana” dedim. “sen beni hep dövüyodun” .” ama dedin “ Öznuy (r leri söyleyemezdin sen. Hala öyle mi?) ben sana hep şaka yapıyodum” . Bir daha bana hiç vurmadın, ben de kimseye el kaldırmadım.</p>
<p>Kent küçüktü ama, turneye gelen tiyatrolarla ve konserlerle renklenirdi sık sık.Kenter’leri iki kez izledim örneğin: “Nalınlar ve Pembe Kadın”. Nezahat Bayram, Seha Okuş, Yıldız Tezcan, Nevzat ve Müzehher Güyer ve Muzaffer Akgün…Sahnede, üzerinde bej renkli pardesü, beliden kuşaklı, elleri cebinde, yerde mizansen gereği serpilmiş kuru yapraklar üzerinde yürüyor, sağ eli cebinden çıkıyor , elinde mikrofon var ve türkü söylüyor : “Kışlalar doldu bugün,doldu boşaldı bugün…”</p>
<p>Evimizin bahçesinin bitimindeki bahçe sinemasından, tahta balkonumuza ulaşan sesleri dinler ve ezberlerdim her akşam: “babamız evleniyor, babamız bu sinemada evleniyor”. Vahi Öz, pek tabii ki eşlikçisi Mualla Sürer, gencecik Ajda Pekkan , Fatma Girik ve Öztürk Serengil. Jön, Tamer Yiğit olabilir mi? . Ne yazık ki, perde bahçemize ters yönde kurulmuştu, sesleri dinlemekle yetinmek zorundaydım.</p>
<p>Bahçede , kömürlü semaverlerde demlenen çayın , kıtlama şekerle içilişine şahit oldum. Kelimelerin, her yerde farklı biçimlerde söylenebileceğini öğrendim. Buzdolabının, sıcak yaz günlerde nasıl önemli bir eşya olarak itibar gördüğünü fark ettim. Siz bizden buz istemeye gelirdiniz ağabeyinle, elinizde bir kap. Bazen seninle beraber komşu evlerin kapısını çalardık :” teyze, bir maniniz yoksa, annemler akşama size gelecek” “ Buyursunlar “ olurdu yanıt çoğu kez. Sorumuzun, daha sonra o yıllara dair yazılacak bir kitaba başlık olacağını ikimiz de bilmiyorduk.<br />
Sonra, sonbahar başlangıcında, okullar açıldığında, bir yıldır okuma yazma bilmeme karşın, “daha küçüksün “ gerekçesi ile beni okula almadıklarında, okulların açıldığı gün, merdivenleri tırmandım ve küçük tabureme oturarak, yakındaki okula giden ve okuma yazma bilmeyen yaşıtlarımı izledim içim giderek. Haksızlığa uğramış olma duygusunu da o gün tatmış oldum.</p>
<p>İlkbahar geldiğinde, babamın taksitlerinden biri daha dayatıldı ailemize, yine tayin oldu ve annem, binbir güçlükle sandıkları, denkleri hazırladı, Yeşilırmak’ın yine taştığı bir gün, o kente de veda ettik. İlk bilinçli geride bırakma duygumdu…</p>
<p>Şimdi geriye baktığımda ve yazarken, o küçük kentte duyguca ne çok kazanımım olduğunu fark ediyorum. Seninle bunca yıl sonra karşılaşmayı çok isterdim. Ben kendimi ve gözlemlerimi anlattım sana. Yüz yüze gelebilseydik, senin o dönemde neler hissettiğini sormak isterdim. 1960 ‘lı yılların ilk yarısında çocuk olmak, senin açından nasıldı, sen de bana anlatırdın belki, kim bilir?</p>
<p>Bizim oyun arkadaşlığımız, geçen yüzyılda kaldı, 21. Yüzyıla taşan ilişkilerin izleri, “sosyal paylaşım siteleri aracılığı ile sürülüyor. İtiraf ediyorum , ben de aynı yolu izledim, hala da ara sıra deniyorum, izine rastlarım belki bir gün. O güne dek hoşça kal, sevgili çocukluk arkadaşım …</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 21:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinin içi gülüyordu, sözcükler ağzından inci gibi dökülüyordu. Mutluydun hiç olmadığın kadar. Yüzüme bakamıyordun ya, garip bir telaş vardı tavırlarında. Biliyordun sen de yalan söylemeyi beceremediğini. Bu yüzden kızarmış alnında biriken terlerini siliyordun ikide bir. Birkaç kaçamak bakışın vermişti seni ele oysa. Anlamıştım söyleyemediklerinden olan biteni, fakat duymak istiyordum; senden bir itiraf bekliyordum&#8230; “İlk bana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinin içi gülüyordu, sözcükler ağzından inci gibi dökülüyordu. Mutluydun hiç olmadığın kadar. Yüzüme bakamıyordun ya, garip bir telaş vardı tavırlarında. Biliyordun sen de yalan söylemeyi beceremediğini. Bu yüzden kızarmış alnında biriken terlerini siliyordun ikide bir. Birkaç kaçamak bakışın vermişti seni ele oysa. Anlamıştım söyleyemediklerinden olan biteni, fakat duymak istiyordum; senden bir itiraf bekliyordum&#8230;</p>
<p>“İlk bana söyle” demiştim sana, hatırlıyordun. Sen de benim gibi verdiğimiz sözleri tek tek aklından geçiriyordun. Sevgimiz üzerine ettiğimiz yemini unutmamıştın daha. Ölesiye sana inandığımı, seni terk etmeyeceğime dair verdiğim söze sadık kalacağımı, iyi biliyordun. Ben bilmiyordum ama daha o zamanlarda bile senin erdemli olamadığını&#8230; İlk defa sorduğumda, işte tam da o anda söyleyebilirdin gerçeği bana değil mi? Yalan söylemeyi seçmiştin ne yazık ki… Oysa biliyordun yalandan nasıl nefret ettiğimi…</p>
<p>Bir sevgilin olduğunu anlamıştım daha en başında. Anlamamak mümkün değildi ki. Kim olduğunu merak ediyordum yalnızca. İnkâr etmeyi tercih etmiştin, “Olsa ilk sana söylerim demiştin”.  Söylemedin. Güvenimi ilk o gün kaybettin.</p>
<p>Sahi neden gizlemek istemiştin? Biz seninle yalnızca iki sevgili değil, iyi birer dost değil miydik? Hayatlarımıza başka insanlar girse bile, hiç ayrılmayacağımıza dair sözler vermemiş miydik? “Başkasıyla evlensen bile, hiç bırakmam seni “diyen kimdi? Güvenmiştim sana, senin o dürüst sandığım çocuksu bakışlarına…</p>
<p>Beni sınadın. Biliyorum. En çok da bu acı verdi bana. Tepkilerimi kontrol ettin boyuna. Konuşmanın yönünü ona göre değiştirdin.  Kelimeleri aradın, öyle temkinli davrandın ki hareketlerimle hep beni sorguladın. Ne kadar sinsice davrandığını, sırtımdan vurulduğumu, beni vuranın yalnızca sen olduğunu, yazık ki çok geç anladım. Ne beni kaybetmek istedin ne elindeki diğer seçeneği. İkimizi birden idare etmeyi istedin. Bir teraziye koydun beni, kurgulanmış bir oyunun parçası yaptın. İşte bu çok adiceydi… İstemeden girdim senin oyun bahçene, oyuncaklarından biri haline gelmeyi kabul ettim sessizce, sırf bana ihtiyacın var diye. Öyle demiştin çünkü.</p>
<p>İtirafının ardından başlamıştın onu anlatmaya. Gezdiğiniz yerleri, yiyip içtiklerinizi, hemen hemen bütün konuşmalarınızı anlatır olmuştun. Sana aldığı hediyeleri, hangi gün nerede buluştuğunuzu, yemek listelerinize kadar biliyordum artık. Bütün detaylarıyla canlı yayın yapıyordun. Eskiden bu kadar konuşkan olduğunu hiç hatırlamıyordum. Sizin yanınızda gezer gibiydim adeta, sanki görünmez bir el gibi, sizi izler gibi, sizi kollar gibi, aşkınıza kol kanat gerer gibiydim. Sahi ben ne idim?</p>
<p>Küçük kavgalarınızda taraf olmuştum senden yana, o bilmezdi varlığımı ama ben bilirdim onun neler yaptığını. Sen üzülmeyesin diye, sırf sen mutlu ol diye yanan yüreğime aldırmadan seni dinledim saatlerce, günlerce durmadan&#8230; Üç kişilik bir ilişkiydi sanki ben görünmez adam olup, hayalet kılığıyla dolaşıyordum yanınızda. Bir kez bile sormadım sana, bütün bunları neden anlattığını bana…</p>
<p>Artık dost olduğumuzu, sevgili olmasak bile verdiğimiz sözde durmak zorunda olduğumuzu düşündüm hep. Sen görmedin bir kere bile ihanetin beni nasıl kanattığını. Belki de gördün. Bilerek yaptığını düşünüyorum şimdi. Benden intikam almanın yolu buydu değil mi? Peki ya neyin intikamı?</p>
<p>Hep seni bırakıp gideceğimden korkardın. Yüzüme karşı söylemiştin hem de kaç kere. Terk edilme korkun olduğunu bilirdim. Bu yüzden sana o sözü verdim. “Sen beni bırakana kadar  bırakmayacağım seni” demiştim. Verdiğim söz yetmemiş demek ki, kendin gibi düşünmüşsün beni. Kendin gibi görmüşsün, &#8216;insan nasıl bilirse kendini, karşısındakini de öyle bilirmiş ya&#8217; işte önce sen terk etmeyi denedin beni&#8230; Benden kurtulmak, korkundan kurtulmak demekti çünkü. Bu korkuyla daha fazla yaşayamazdın. Bunun için kendine bir oyun yarattın, senaryoyu yazıp, oyuncuları oynattın. Beni de seyirci olarak seçmiştin. Öyle ya seyirci olmazsa bir tiyatro oyunu neye yarardı ki…</p>
<p>“Tatile gidin birbirinizi daha yakından tanırsınız” demiştim bir keresinde, artık oyuna müdahil olduğuma göre. “Gidemeyiz işlerimiz var” demiştin. Onunla neler yapabileceğini görmek istemiştim.</p>
<p>Birkaç gün sonra yakın bir arkadaşınla tatile gideceğini söylemiştin. Seninle yaptığımız tatillerin keyfini unutmuş gibi yapıp, gözlerimin içine baka baka bir kez daha yalan söylemiştin. Onun her dediğini yapıyordun artık, gittikçe başkalaşıyordun, hiç istemediğim biri olup çıkıyordun. Tanıyamaz olmuştum seni. Bir kuyunun dibine düşüyordun ama önünü göremiyordun. İnandığın değerler yerle bir oluyordu, ilkelerinden kopuyordun, insan olmaktan çıkıp sahtekar, vurdumduymaz biri oluyordun. Paraya düşkünlüğünü biliyordum ama lükse, sükseye merakını hiç anlayamamışım ne yazık ki, olmak istediğin haline inanmışım demek ki onca zaman. Bana gösterdiğin yüze kanmışım. Seni gerçekte hiç tanıyamamışım&#8230;</p>
<p>Tatil dönüşü doğruyu söyledin, onunla gittiğini kimsenin bilmediğini açıkladın bana. İkinci kez yalan söylemenden dolayı daha çok kızdım sana. Ona benzemeye başlamıştın artık. Ayaküstü bir sürü yalan söylüyordun. Her şeye boş veriyordun. Aşık olduğuna inandırmıştın kendini. Aşk adına yapıyordun sözde bütün bunları. Havalarda uçuyordun. Her gece bir eğlenceden başka bir eğlenceye koşuyordun. Birikmiş paralarını bir çırpıda harcıyordun. Ne kadar zor giderdi elin cebine oysa…</p>
<p>Tam üç ay böyle geçti…</p>
<p>Yaz bitmek üzereydi ki, tatilden döndüğüm gün telefonum çaldı. Ağlıyordun, beni görmek istiyordun. Merak etmiştim, kötü bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Hemen koştum yanına. Görür görmez sarıldın bana. Durmadan ağlıyordun. Pişman olduğunu söylüyordun, yanlış yaptığını. Bütün paranı kaybetmiştin. Gururun ayaklar altına alınmıştı. Bir yaz aşkı için işinden olmuş, beş parasız sokağa konmuştun. Ailenle aran açılmıştı. Bütün arkadaşların senden uzak durmaya başlamıştı. Yalnız kalmıştın. Çok kızgındın, eline geçse onu öldürecek kadar kızgın. Seni kullanmış, kandırmış, yığınla yalanın içinde seni bir paçavra gibi çöplüğe atmıştı. İşi bitince kırılıp bir köşeye fırlatılan oyuncak gibiydin… Sen oyun oynamak isterken, oyuncak olan sendin. Öfken şımarık bir çocuğun kaprislerine katlanmış olmandı yalnızca… “Bir keçiboynuzuyla yaşamışım” demiştin. Şaşkınlığın aptallığınaydı&#8230; Oyun kurmaya çalışırken, oyuna sen gelmiştin&#8230;</p>
<p>Kendineydi aslında bütün hırsın, kızgınlığın. Bir anlık şeker tadı almak için, kemirdiğin onca keçi boynuzunaydı… Günlerce dinledim seni. Hep aynı şeyleri defalarca anlattın. Öfken dinmek bilmiyordu. Kendine gelemiyordun bir türlü. Toparlanman çok uzun sürdü. Ben verdiğim sözde durup dinledim, asla terk etmedim seni&#8230; Sen terk edinceye kadar beni&#8230; Tek kelime etmedim bana yaptıkların için. Sen ağlarken dayanamayıp, ben de ağladım için için…</p>
<p>İyileştin zamanla, işini tekrar kurdun. Kendine güvenin geldi, eski ukala haline döndün yavaşça. Baktım ki burnun kaf dağına doğru yükseldi, anladım benim de görevim bitmek üzereydi. Verdiğim sözün süresi böylece sona erdi&#8230; Gitmek için, senin beni göndermeni bekledim. Nankörlük elbisesinin sendeki duruşunu çok merak etmiştim&#8230;</p>
<p>Biliyordum aşk, yitik zamanlardan kalan en büyük bir sınavdı. Sınavımdın benim, sınavındım senin. Uzun yıllar boyunca sınandık durduk boyuna. Notum kaçtı hiç bilemedim ama sınavı geçtiğimi iyi biliyorum şimdi. Sense kaldın sınıfta&#8230;</p>
<p>Gerçek şu ki bu zorlu sınavın sonunda tam puanı kapan sabır oldu gitti&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10237</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fotoğraflara değer vermeyi senden öğrendim. Nasıl da kızardın bize, arkalarına tarihleri not düşmeyi unutuyoruz diye. O zamanlar, umursamazdık fakat şimdi fotoğraflara bakıyorum, anları biliyorum ama zamanları tam olarak çıkaramıyorum. Pişmanım, vakti zamanında tarihleri önemsemediğim için… Fotoğraflar, toplumsal ve çokça da kişisel tarihlerimizin tanıklarıdır. Değişen ve bana sorarsan, gerileyen zamanlara uyarak, sessizce yok oldu fotoğraf kültürü&#8230; Çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğraflara değer vermeyi senden öğrendim. Nasıl da kızardın bize, arkalarına tarihleri not düşmeyi unutuyoruz diye. O zamanlar, umursamazdık fakat şimdi fotoğraflara bakıyorum, anları biliyorum ama zamanları tam olarak çıkaramıyorum. Pişmanım, vakti zamanında tarihleri önemsemediğim için…</p>
<p>Fotoğraflar, toplumsal ve çokça da kişisel tarihlerimizin tanıklarıdır. Değişen ve bana sorarsan, gerileyen zamanlara uyarak, sessizce yok oldu fotoğraf kültürü&#8230; Çok gelişmiş makineler var artık…Onların çektiği, fotoğrafın öznesinin, teknolojik dokunuşlarla adeta yeniden yaratıldığı çalışmalar, banyo edilmiyor, filmler halinde saklanmıyor, küçücük nesnelerde veya bilgisayarlarda arşivleniyor. Zaman zaman, azizliğe uğrayıp silinebiliyorlar ya da hırsızlığa kurban olan diz üstü bilgisayarlarla, anılar da bir anda yok olabiliyorlar, o da ayrı konu.<br />
Eski fotoğrafları çok severim ben. Her biri, yaşamımızın farklı dönemlerine dokunurlar. Özellikle, siyah-beyaz resimlere hayranım. Alçak gönüllüdürler çünkü. Dikkatle bakın onlara, yansıttıkları dönemin satır aralarını en güzel onlarda okuyabilirsiniz. İnsanların, duruşları bile bugünkülerden ne kadar da farklıdır. O karelerdeki kişilerin çoğu, poz vermekten kaçınmıştır, doğallık asıldır. Bir de günümüzün digital çağ fotolarına bakın, yaratılmış, yapay davranış harikaları!</p>
<p>Annem ve sen, genceciksiniz o fotoğrafta…Siyah-beyaz elbette.Arkasına, en sevdiğin, İnce Memed’den alıntı  dizeleri işlemişsin ve tarih düşmüşsün el yazınla: “Duvarın üstünde resmim aldılar, ak kağıt üstünde tanıyın beni…” O resim, karşımda şimdi.</p>
<p>Sonra, çocukluğumuzdan günümüze dek sürebildiğimiz izler…Doğduğumuz gün, artık bizimle olmayan aile büyüklerimizle görüldüğümüz resimler. Kızların, saçlarında kocaman beyaz kurdeleli, oğlanların kısa pantalonlu, şen, tasasız günlerine özel fotoğrafları. Sonra, sevdiklerimizin doğum günü, evlilik, nişan, sünnet anıları. Zaman zaman, belleğimizden sildiğimiz kişilerin yüzleri de çıkabilir karşımıza. “Kimdi?” diye düşünürüz, ya da, çağrıştırdığı zaman dilimi üzerine tartışabiliriz sevdiklerimizle. “Hayır canım, o zaman o yoktu.” “ Sahi, bu o değil mi?” “Bu o mu? ne kadar değişmiş, hayret” …</p>
<p>Yıllar önce, üzerinde, genellikle manzara resmi bulunan karton kapaklı albümlerin içinde olurdu, kenarı tırtıklı siyah-beyaz, arkalarına yer ve tarih düşülmüş fotoğraflar&#8230;Öndeki iskemlelerde, aile büyükleri pür ciddiyet, çocukların küçük olanları kucakta, az kabacalar önde ya da yanda, saçlar taranmış,büyük olasılıkla en yeni elbiseler giyilmiş. Albümün sayfaları, ince pelür kağıtlarla ayrılmış, fotoğraflar küçük külakçıklarla sayfalara tutturulmuş…Fotoğrafların bazıları, iyiden iyiye sararmış,hatta sineklerce küçük kara noktalarla damgalanmış&#8230;.Çocuk resimlerinin bazılarının arkasında, büyüklere ithaf olunmuş yazılar: &#8221; Dedeciğim,anneanneciğim, ellerinizden öpmeye geldim.&#8221;</p>
<p>Konuk gidilen evlerde küçük çocuk yoksa, konuk çocuğun önüne bir sürü fotoğraf albümü konurdu, oyalanması için…</p>
<p>Dediğim gibi, şimdi artık, digital çerçeveler var, ve de geniş hafizalı fotoğraf makinaları. Albümlere gerek yok. Fotoğraflar tek bir ana tanıklık ta etmiyor zaten&#8230;Dilediğinizce oynayıp her ayrıntıyı değiştirebiliyorsunuz. Anılarınız bile belirsizleşebiliyor.</p>
<p>Hatta, sahaflarda ya da eskicilerde, üç otuz paraya satılıyor, o siyah-beyaz anılar&#8230;Hiç mi içi acımaz insanların, anılarını ya da büyüklerinin geçmişini onları hiç tanımayan başka yaşamlara açarken?<br />
Her şeyi satmak ve unutmak mümkün mü, gerçekten?</p>
<p>Ben, unutmak istemiyorum baba…Seni de, geçmişe dair biriktirdiğim güzel anları ve anıları, hatırlamaktan vazgeçmek istemiyorum. Çocukluğumun, beni ben yapan her ayrıntısını özenle saklıyorum. Anları da, sevgileri de…Bana bunu da sen öğrettin, bilmem biliyor musun?<br />
Her çocuk benim gibi midir? Ben, çocukluğuma özel bazı anları, fotoğraflar halinde, belleğimde tutuyorum. Her piknikte, söğüt ağacı dalından, çakınla düdük yaparken, ıslıkla çaldığın, o türküleri senden dinlerken ya da sana acemice eşlik etmeye çalışırken, birlikte hiç fotoğrafımız yok, örneğin. Ama o anların bendeki izi öylesine canlı, öylesine bugüne ait gibi…” Söğüdün yaprağı dal arasında…” “Pencere açıldı, Bilal Oğlan” “Yarim, İstanbul’u mesken mi tuttun…”</p>
<p>Dostlara sormak istiyorum, Şimdi:</p>
<p>“SAHİ, ALBÜMDEKİ RESİMLERE -HİÇ OLMAZSA ARA SIRA- BAKTIĞINIZ OLUYOR MU?”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10237</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Jul 2017 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10244</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Tren raylarında yürümeyi severim’ demiştin. Birbirine paralel tahtalar üzerinde adımlarını atarken haykırışlarını dinlemiştim. Zevkle anlatırdın, neşelenirdin çocukluğuna dönerken.  Hiç büyümeyeceğini düşünürdüm. Kaç yaşına gelirsen gel, ne hayallerinden ne de hayata bıraktığın kahkahalarından, o şaşkın hallerinden hiç vazgeçmeyeceğini bilir sevinirdim, hep çocuk kalışımıza güvenirdim. Tren garlarında gezmeyi, gelip giden yolcuların hallerini izlemeyi severdin. Hiç sormamıştım anılarının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Tren raylarında yürümeyi severim’ demiştin. Birbirine paralel tahtalar üzerinde adımlarını atarken haykırışlarını dinlemiştim. Zevkle anlatırdın, neşelenirdin çocukluğuna dönerken.  Hiç büyümeyeceğini düşünürdüm. Kaç yaşına gelirsen gel, ne hayallerinden ne de hayata bıraktığın kahkahalarından, o şaşkın hallerinden hiç vazgeçmeyeceğini bilir sevinirdim, hep çocuk kalışımıza güvenirdim.</p>
<p>Tren garlarında gezmeyi, gelip giden yolcuların hallerini izlemeyi severdin. Hiç sormamıştım anılarının satır aralarını sana. Küçük bir taşra kasabasında hayal ederdim seni. Gece giden son treni bekleyişini görürdüm pencerenin önünde… Ahşap evinizin giyotin pervazlarını kaldırdığını, dantel örgü perdelerin arasından tren düdüğünü dinleyişini düşlerdim yaz geceleri… Kurduğum hayalin yıkılıp kaybolmasından korkarak sormadım nerede doğduğunu, büyüdüğün evi, aileni. Çocukluğunu hiç soramadım sana.</p>
<p>Bana bakışının değişmesini istemedim, başka türlü tanımandan, beni meraklı, sorgulayıcı sanmandan korktum kim bilir? Bitmesin istedim sevgin, kocaman gözlerinle öyle dolduruyordun ki hayatımı, neşem hep kalsın istedim. ‘Gözlerinden uzak kalırsam ölürüm ‘ derdim. Ama ölmedim, öle-medim!</p>
<p>Kendinden hiç bahsetmezdin. Varsa yoksa hayallerin… Uzun yolculuklarda sevdim seni. Van’a gidişimizde 3 gün 3 gece aynı kompartımanda birbirimize dokunmadan daha, okuduğumuz şiirlerde izledim bütün gençliğini…</p>
<p>Serüvenlerinin arasında sergüzeştim olmuştun sanki. Senin peşine takılmış gidiyordum, nereye bilmiyordum. Makinisti sen olan trenin vagonuydum sadece. Lokomotifi sen, peşine takılı tek bir vagondum ben…</p>
<p>Nereye çeksen oraya gidiyordum, hiç tereddüt etmiyordum. Gülüşüne güvenmiştim bir kere. Sevgine inanmıştım ölesiye…</p>
<p>‘Bir gün Gaziantep’e gidelim’ demiştin. Sözünü hiç ikiletmemiştim. O Ağustos sıcağında, Toros ekspresinin koltuklarında almıştık soluğu… Yirmi yedi saatte varmıştık Antep’e… Elele inmiştik istasyondan, terden yapışmış gömleklerimize bakıp gülmüştük, sonra sarılmıştın bana aniden… İşte orada sevgili olmuştuk…</p>
<p>Biz olmuştuk. Sen ve ben duvarlarını yıkmıştık çoktan, öyle sevmiştik, öyle bütünleşmiştik ki. Yediğimiz lokmaları birlikte çiğnemiş, içtiğimiz suyun yudumlarını birlikte hazmetmiştik…</p>
<p>‘Sakın benden önce öleyim deme’ demiştin bana… ‘Son giden trenleri bekleyen olmaz istasyonda, beni bekletme sakın, gece yarısı bir başıma’.</p>
<p>Anlıyorum şimdi, neden bir şafak vakti gün ışırken daha, ilk geçen trenin altına kendini atıverdiğini…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10244</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Jul 2017 21:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10232</guid>
				<description><![CDATA[<p>“incecikti gül dalıydı dokunsam kırılacaktı dokunmadım kurudu “(*) Size bir mektup yazmak geçmiyordu aklımdan. Gelin görün ki, başka bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığınızı öğrendiğim andan beri  yüreğim sizinle dolu. Adınız gibi güzel ve ince yüzünüz, gözümün önünden gitmiyor. Yaşanırken sonsuza dek süreceği sanılan her duygunun çabucak yön değiştirebildiği, çoğu güzelliğin acımasızca unutuluşa terk edildiği şu dünyada, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“incecikti<br />
gül dalıydı<br />
dokunsam kırılacaktı<br />
dokunmadım<br />
kurudu “(*)</p>
<p>Size bir mektup yazmak geçmiyordu aklımdan. Gelin görün ki, başka bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığınızı öğrendiğim andan beri  yüreğim sizinle dolu. Adınız gibi güzel ve ince yüzünüz, gözümün önünden gitmiyor.<br />
Yaşanırken sonsuza dek süreceği sanılan her duygunun çabucak yön değiştirebildiği, çoğu güzelliğin acımasızca unutuluşa terk edildiği şu dünyada, uzun yıllar öncesindeki sizin ve sevdiğinizin, yirmili yaşlarınızı sürdüğünüz zamana ait  fotoğraflardaki gibi hatırlıyorum sizi. Gencecik, neşeli, güzel yüzlü ve güzel yürekliydiniz ikiniz de. Ben ve dönem arkadaşlarım, henüz yirmili yaşlara varmamıştık. Aradan yıllar geçti, sanal dünyada gördüm sizi ilk kez, bu kez orta yaşı aşmıştık hep birlikte ama siz, hala çok güzeldiniz. Çok hasta olduğunuz söylendi ama, hiç yakıştıramadım fotoğraflardaki o güzel kadına.</p>
<p>Onca yıldır koca bir ömrü bölüştüğünüz -ki bizlerin de çok sevdiği- sevdiğinizi aradım bugün, yormaktan, üzmekten çekinerek  çünkü ben de geçmişteki ikinizin, uzak zamanlarına değinecektim bir biçimde. Bugünü bu şekilde yaşamak, yeterince zordu, her ikiniz için de… Sesi ile sevindi, neyi, nasıl diyeceğimi bilemedim. “Üzgünüm “ dedim. “Zor bir hayattı benimki, ama onunla çok mutlu bir kırk yılı paylaştık. Ölmek de yaşamak kadar gerçek ve doğal . Gideceğini biliyorum ve kabul ettim” dedi sakince&#8230; Çok sevdiği sizi anlatıyordu ve yüreğindeki sizi, hep orada, hep sevgiyle taşımak üzere hazırlık yapan, sevdiğinizin sesiydi duyduğum. Geride bıraktığımız o naif zamanları hatırladık birlikte.Televizyonun siyah-beyaz olduğu, evlerimizde televizyon olmadığı, ortak bir noktada bir araya gelerek, ekranda “televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız” yazana dek gözlerimizi ayırmadan ekranı izlediğimiz, uzay yolunu seyrederken, 2000’ li yılların teknolojisini hayal bile edemediğimiz, bugünleri çok uzak sandığımız, neşeli zamanlardan konuştuk biraz. Sizin sevdiğiniz, hepimizin değerli büyüğünün  güzel sesi ile şarkılar söylediği o zamanlardan. Sonraları, güzel birlikteliğiniz ile nasıl sevinmiştik, hiç unutmadım. “Babanı babam gibi severdim “ dedi. “O da sizleri” diyebildim. Doğru, çok severdi ikinizi de. “ Bizler hiç doğruluktan ayrılmadık, sizleri de hep sevdik “ dedi. “Biz de “ dedim “biz de ikinizi” .</p>
<p>“O yıllardaki seni de hatırlıyorum, tombik ve çok akıllı bir kızdın” dedi. “ Yok, akıllı sayılmazdım pek, kendimce disiplinliydim belki, ama kendimle tanışmamıştım henüz. Okuduğum kitaplardaki kadar biliyordum dünyayı.Ve bu kadar kırılgan değildim o yıllarda. Şimdilerde yüreğim pek çok ağırlığı kaldırmıyor,eski güzel günleri çok özlüyor, çabuk yaralanıyor” diyemedim. “Eh benim de yaşım elliyi geçti” diyebildim sadece.</p>
<p>“Ailene selamlarımı, sevgilerimi ilet, onları severdim “ dedi veda ederken. “ Sizi ziyaret etmeyi çok isterim “ dedim.” O gittikten sonra, bu şehirde kalacağımı sanmıyorum , başka ve sakin bir köşede olacağım, artık ne kadar ömrüm kaldı ise. Gelirsen, önceden ara ki burada olayım.”</p>
<p>Kıymetliniz kadar sakin kalamadım, görüşme sonrasında. sizi bu kadar derinden severken, sabırla ve cesurca cisminizin yokluğunu şimdiden kabullenişi dokundu içime.</p>
<p>O dönemden –ne güzel ki- bugünümde de olmayı sürdüren, başka bir değerli büyüğümü aradım, sizden konuştuk ve ben onun sesine tutundum umutsuzca<br />
Sonra yine sizi düşündüm, mucizelere her zamankinden daha fazla inanan bir çocuk olmayı diledim.<br />
Ve o şiir düştü aklıma:</p>
<p>“incecikti,<br />
gül dalıydı<br />
dokunsam kırılacaktı<br />
dokunmadım<br />
kurudu<br />
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.<br />
ağaçlar bükmesinler n&#8217;olursun boyunlarını,<br />
neden akşam oluyorum, tren kalkınca?<br />
Kırlangıçlar, birdenbire çekip gidince,<br />
mendiller sallanınca, neden tıkanıyorum?<br />
öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki,<br />
az önceki çiçekler, nasıl da diken diken.<br />
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.<br />
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti<br />
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti<br />
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz.<br />
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı.<br />
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı.<br />
kavaklara oklu yürek çizip duran, o çakı.<br />
nerde şimdi. nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu.<br />
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç…</p>
<p>(*)Hasan HÜSEYİN</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10232</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Jul 2017 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10195</guid>
				<description><![CDATA[<p>İKİ Karanlık, küf kokan bir odadayım Beni korkutan bir koku ile sarmaş dolaş Yankılanan bir ses duyuyorum Yukarıdan bir yerden gelen ses bu Kulak kabarttım bir an Uykudasın diyor Bu benim sesim mi? Hayır değil ama bir an ben&#8230; Konuşuyorum uykudayım diyorum Yavru bir ceylan gibi kaçacak yer arıyorum Duvarlarda boş kağıtlar asılı Her şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/">Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İKİ</p>
<p>Karanlık, küf kokan bir odadayım</p>
<p>Beni korkutan bir koku ile sarmaş dolaş</p>
<p>Yankılanan bir ses duyuyorum</p>
<p>Yukarıdan bir yerden gelen ses bu</p>
<p>Kulak kabarttım bir an</p>
<p>Uykudasın diyor</p>
<p>Bu benim sesim mi?</p>
<p>Hayır değil ama bir an ben&#8230;</p>
<p>Konuşuyorum uykudayım diyorum</p>
<p>Yavru bir ceylan gibi kaçacak yer arıyorum</p>
<p>Duvarlarda boş kağıtlar asılı</p>
<p>Her şey çok hızlı</p>
<p>Ama anlamaya çalıştıkça bir o kadar yavaş</p>
<p>Elime bir kömür alıyorum</p>
<p>Çiziyorum</p>
<p>Devamlı çiziyorum, rastgele</p>
<p>Göğe yükselen bir ışık</p>
<p>Saniyenin onda birinde çizilmiş bir resim mi?</p>
<p>Ben aslında bir ressam mıyım?</p>
<p>Bu nasıl bir şüphe Yarabbim?</p>
<p>Bu nasıl bir bilinmezlik müşküllüğü</p>
<p>***</p>
<p>Diğer odalarda ne vardı?</p>
<p>Merak; ensemde elinde bir bıçak ile beni izliyorken</p>
<p>Bakmamak işten değil</p>
<p>Diğer oda gibi karanlık bir başka oda</p>
<p>Duvarlarda boş değil ölü insanlarla dolu</p>
<p>Ölü insanların en güzel yanı ölmüş olmaları</p>
<p>Canınızı sadece bu şekilde acıtırlar</p>
<p>Peşimde azrailmişçesine beni bekleyen şey tekrar dokundu</p>
<p>Bir sesler duyuyorum</p>
<p>Tık tık tık</p>
<p>Kalp atışları mı</p>
<p>Karşı duvara yaklaşırken bir an çiçek görüntüsü gözümün önüne geliyor</p>
<p>Koyu saçlarının her bir teli öyle yumuşak ki</p>
<p>Örgüleri bir sarmaşığı andırıyor</p>
<p>Perdelerin açılmasıyla ortaya çıkan tiyatro kime ait</p>
<p>Bana mı?</p>
<p>Ben öldüm mü şimdi</p>
<p>Anlaştığımızı sanıyordum</p>
<p>Diğer ölülerinde saçları çekiliyor</p>
<p>Kaçarken ayağıma takılan siyah saçlar bedenimi sarmalıyor</p>
<p>Duvarda boş olan bir yere takılıyorum</p>
<p>***</p>
<p>Arda kalan iki odada saçlarım çözülürken</p>
<p>Kozasından yeni çıkan bir kelebek uçarken</p>
<p>Günün ilk ışıkları tenimi yakarcasına delerken</p>
<p>Ben beyaz kundaklı bebeğe ulaşamadan, bitti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uyandığımda seher vaktiydi ve anca kendime geldim. Gözlerime inanamadığım şeyse karşımdaki tabloydu. Bu tabloyu dün akşam bana alan aslında Em’di. Farkedememenin aptallığı mı desem sevince çalan şaşırma mı desem garip bir histi bu. Giderek daha fazla yakın olmamızdan nefret etsem de gönül borcum var gibi hissediyorum ona. Tıpkı sana olduğu gibi. Tıpkı sana güvenip bir dünya açtığım gibi.</p>
<p>Yıllar var ki beni senden, seni de benden aldı Zel. Dostluğunu bir olsun bırakmadığın, yüreğinin bir köşesinde bana da yer açtığın için sana ne kadar teşekkür etsem az. Sen benim için değerli bir mücevhersin. Takmadığım zaman kutunda –belki dünyanda- her zaman evimdesin. Taktığım zamansa insanı asil kıldıran cinstensin.</p>
<p>Hatırlar mısın Ankara’da bir ev arkadaşım vardı. Onu sana anlatmak çok yapay gelirdi. İkinizin de bende yeri ayrıydı. İnsanları ayrı ayrı sevmek benim en önemli özelliğim herhalde. Çok sevdiklerim aşırı aşırısı bende önem ve bir o kadar da hassasiyete sahiptir. Kendi psikolojik yoklamalarım doğrultusunda fark ettim ki ikinizi de sevgililerinizden kıskanıyorum. İkinizi de başka dostlarınızla görmekten hoşlanmıyorum. Doğum günümde ikinizi de yanımda istiyorum. Yılbaşında da öyle. Ama öyle zaman geçti ki sensiz. Tatillerde içilen tek kahveyle kaldı bu sevdalarım. Sen de demez misin keşke? Tek çocuk olmanın verdiği zorluk olsa gerek. Senin bir ablanın ve bir kardeşin vardı, Sude’nin ise üç kardeşi vardı. Ailelerinize ne kadar özendiysem o kadar da içine girip hayran kalmışlığım vardır. Kardeşlerim olarak sizi seçtiysem de kaçmanın verdiği suçla beraber içten içe size kavuşma hayalleri kurar oldum. Yolun sonuna geldiğim rüyalar artıyor. Çoğunlukla gözümün önüne de ikiniz geliyorsunuz. Bazen alarmı üçe kuruyorum, dondurduğum Facabook hesabımı açıp ne alemdesiniz diye yokluyorum.  Beni çevrimiçi görünce birinin yazmasından korkuyordum aslında.  Senin öğrencilerini, Sude’nin de sevgilisiyle olan fotoğraflarını görünce üzülüyorum. Minik elma yanakları kızlara bayıldığımı söylemeliyim, yaramaz oğlanlarında hakkından geleceğinden eminim. Sude ise aralarında devamlı çelişkiyi gördüğüm ‘ayrılamadığı’ Yusufçukla gülüyordu. Başta pek yormuyordu itiraf etmeliyim can dostum. Canımın acısı az idi.  Sonra sen ne yaptın? Benimle ilgili bir yazı paylaştın üstü kapalı. Sabaha yaklaşan bir kış sabahında, Roma’da her şeyin kafama dank etmesiyle başladı. Her yastığa başımı koyduğumda gözlerim yaşlarla doluydu. Bilmeni isterim ki yastığımın ıslanmasından nefret ederim. Burnumu ve gözlerimi kızartana kadar silip yatmaktan yıprandığım oluyordu. Öyle gecelerin sabahında –zaten en fazla iki ya da üç saat uyurdum- daha beter bir kusma, halsizlik içinde adım atardım sokağa. Mutfakta içtiğim sebzeli makarnalı çorba bana iyi gelirdi. Sonra önlüğümü giyer, salına salına gülücük saçmak maksadıyla gezinirdim. İçimde öksürük şurubu içmiş küçük çocuğun buruşuk suratı yatardı.</p>
<p>Sen üzgündün evet ama Sude ne düşünüyor bilmiyordum. Kaçmamdan evvel biz birçok plan yapmıştık. Ankara’da buluşuyorduk en son ama ben rüzgarda uçuşan pisik(tüy) gibi kayboldum. Eminim bana çok kızmıştır. Bi’daha anlatayım sana Sude’yi; tatlılık abidesiydi gözümde. Her Karadenizli gibi içinde komedi barındıran ama hemen kızan asla hatayı kabul etmeyen birçok huyu vardır. Hepsi bir bütün olarak onu yansıtıyordu. Bembeyaz bir teni vardı. Boyu bana göre kısa, gözleri çakmak çakmak, özgüven fışkıran bir kızdı. Zamanla ikimizde büyüdük. Kadın olma yolunda yalnızlık, açlık, irade, ufak mum ışığı gibi sallanan geleceğe adım attık. Okula gittik, eğlencelere katıldık, sadece ayrı ayrı ders çalışırdık çünkü ben onun tamamen dikkatini dağıtırdım. Tatillerde de çalışırdık. Çalışmaktan kaçmazdık. Ama asla çalışırken mutlu olmazdık. Öyle anlarımız vardı ki zaman nasıl geçer anlamazdık, tadı lokum gibiydi.</p>
<p>Bir gün gece işten çıkmıştık, bir kafede ekstra olarak çalışıyorduk. Şaka gibi ben çok açtım. Yemeklerin içinde çalışıp eve gelip yemek yiyen ben düşün. İştahımın bu kadar açık olması kimseyi şaşırtmazdı. Dedim ki Sude’ye Mc Donalds’a gidelim. Gece saat biri vuruyorken, boşalırcasına yağan yağmur altında tek açık olan yere arka sokaktaki ‘hızlı yiyecek’ fabrikasına koştuk. Saat dörde kadar açıktı. Kahkahalar atarak girdik, yanılmıyorsam patates kızartması ve soğan halkası aldık. Bir de kola alıp iki pipet istedik. O an ne konuştunuz desen tek kelime edemem. Beynim o anın güzel geçtiğini hapsetmiş sadece. Ben sanmıştım ki Sude hiç hoşlanmayacak bu gece yemeğinden ve bitene kadar somurtacak. Aksine o da durmadan gülüyordu.</p>
<p>Yatağın üstünde ya da kanepe üstünde komik danslarımı ona sergilerdim. Doğallık en sevdiğim olaydı. Kısa şortum ve uzun eski tişörtümle saçımı sallaya sallaya aptalca hareket sistemimi açardım ona. Bir kitaba bayılırsam ona da zorla okutmak isterdim. Sevdiğim yemeği ona da yapardım. Erkenden kalkıp onun sevdiği patatesli börekten alırdım. Art arda izlediğimiz dizi bölümleri olurdu. Güçlü olduğu için kavanozu hep ona açtırırdım. Şaka yollu ‘evimin direği’ derdim. Öyle ki cidden evim olmuştu.</p>
<p>Yine bir gün gizli kişilik ben, Sude’nin nişan yaptığını gördüm. Sende biliyorsundur. Evlerinde son dönem moda olan o nişanlanma partisi verdikleri birçok fotoğraf paylaşmıştı. Çok güzel olmuştu. Giydiği elbiseyi çok aradığını, giydiği zaman uzun uzun düşündüğünü, aynaya bakıp karar verirken kafasını bir o yana bir bu yana yatırıp baktığını biliyordum. Yusufçukla çok tartıştıkları bir nişan olduğunu da. Her bir kişiyi kıskandım. Acılarım kat be kat artıyordu. Kesinkes emindim ki pişmandım. Buradaki hayatımdan kesinlikle memnundum. Sadece herkesi arkada bırakmak için deli cesareti gerekirdi. O da ben de fazlasıyla mevcut durumda.</p>
<p>23 Mart</p>
<p>Her neyse bu sabah dediğim gibi tablo bana şahane derecede iyi gelmişti. Rüyanın da etkisiyle kafam tuhaf şeylerle doluydu. Resim çizmem, bebek, karanlık… Bir an kalkıp kalem ve kağıt aradım. Çantamdaki defterimi alıp Em’e not yazdım:</p>
<p>Sevgili Tombiş Emanuele ,</p>
<p>Tombiş kelimesini kısa süre durup düşündüm. Uydurdum mu ne? J</p>
<p>Seni çok seviyorum. N’olursun beni utandıracak şeyler yapma artık. Tablo harika. Çiçekler sence de beni fazlasıyla yansıtmıyor mu? Bende hayatta bir kez açtım ve yakında solacağım. Şimdilik yaşam kaynağım kesinlikle sensin dostum. Erken çıkıp geziyorum. Bisiklet sende bugün yürüyüş yapıp biraz ‘panzerotti’ yer ve işe geçerim.</p>
<p>Not: sana bir sürprizim var bugün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyaz üstüne pembe çizgili gömleğimi, bol bir kot pantolonu ve elimde ördüğüm nar çiçeği rengi hırkamı giyip çıktım. Hava serindi ama üşütmüyordu. Uzun saçımı yandan ördüm yolda giderken. Beyaz spor ayakkabım üstünde seke seke ilerledim caddeye doğru. Otobüsü tam on iki dakika ‘Ele güne karşı’ şarkısını dinleyerek- evet üç kez falan dinledim- bekledim. Otobüse binip insanları izlemeye bayılırdım ama İtalya’da nedense zevk almıyordum. Çarprazımda oturan adamın kolunun altında bir gazete vardı. Onu bir parça okumaya çalıştım ama okurken İtalyancam neredeyse yok denecek kadar azdı. İnme zamanım gelince çiçekçi de çalıştığı belli olan bir oğlan yakınımda durdu. Beraber usulca indik. Ben sola dönüp gidecekken usulca olmayan bir göz kırpması yolladı. İri gözlerimi daha da açtım yoluma devam ettim. Daha dünkü çocuk beni tavlamaya kalktı. Aman Allahım! Ne günlere kaldık!</p>
<p>Hastanenin önüne geldiğimde saat daha sekiz olmamıştı. Merdivenlere geçip oturdum. Sonra aklıma Em’e yazdığım notta yazdıklarım geldi. Yakında herhangi bir yemek yenecek nokta aradım. Kalkıp bakındım ve bir ‘forno’ aradım. ‘Neden daha önce düşünemedim?’ diye yakınırken ben karşıma çiçekçide çalışan velet çıktı. Tekrar beni görmenin onda verdiği zevk olacak ki gülümsedi. Kabul ediyorum erkeklerinin ilgi çekici olması beni ilk önce Roma’ya çekmiş olabilir. Amma ve lakin tenime dokunamazlar. Allah aşkına kuzum küçücük bir çocuğun kendinden büyük bir kadına sırnaşması çok banal değil mi? Önce büyü, çapkınlık yapacaksan da beynin büyüsün. Büyüsün ki etik kuralları çiğnemesin. Daha da bir kızıp ilerdeki kahve dükkanına girip bir kahve bir de elmalı kurabiye aldım. Tekrar hastanenin yolunu tuttum. Havanın serin olması ile üşümüştüm. Rüzgarı hesaplamaya çalıştım ve köşede bir yere oturdum. Roma’da olabilirim ama Türklüğümü asla asimile ettirmiş değilim.</p>
<p>Yanıma birinin oturduğunu hissedince bir irkildim başta. Şu çiçekçi fazla musallat oldu diye düşünürken bana bir tutam papatya uzattı ve –anlayabildiğim kadarıyla- ‘Umarım ciddi bir sorun yoktur’ dedi ya da demek istedi. Başka bir yerden geldiği aksanının değişik olduğu belliydi. Gözlerimi gözlerine dikip gülümsedim. Geçen on saniye boyunca şaşıp kaldı.</p>
<p>-Ama ben bilmiyorum dilinizi, dedim. Bu sefer bozuldu ve ‘sorry’ diyip gitmeye hazırlandı. İki kolumu açıp ‘ne yapayım’ dercesine kafamı büküp güldüm. Arkasından da kahkaha attım. Kahve şimdi daha lezzetliydi. Gelip geçenleri izlemeye başladım. Çalışanlar yavaş yavaş hastaneye geliyordu. Ben hala yemek yiyordum. Bir kız -sanırsam hemşire olarak çalışıyordu- çok şık bir ayakkabı giymişti. Öyle beğendim ki nereden aldığını sorsam mı acaba dedim. Yeni pabuç, kıyafet gibi şeyleri alma sırası değildi bundan sonra. Elimi havada salladım. Bana bakan var mı diye kontrol ettim sonra. Psikolojik bir rahatsızlığın eşiğinde olmamdan korkuyordum. Bu bana çok komik geliyordu.</p>
<p>Eskisi gibi kahve içemediğim için sanki mideme bir taş oturmuştu. Zel güçsüz kaldığımda kalkamıyordum. İlerliyor hastalık. Kafam avuçlarımın arasında bir süre öyle bekledim. Bileğimi çevirip saate baktım. Sekizi on geçiyordu. Buçukta girer sıra alırım diye düşünüyordum. Öylesine gergindim ki bir an önce kaçıp gitmenin peşindeydim. Halen yirmi dakikam olduğunu ve şehirdeki fazlalık hissiyatımı düşünürsek; işkenceydi. Bekle babam bekle. Kulaklığımı tekrar takıp oyalanmaya başladım.</p>
<p>***</p>
<p>Doktoru görsen Zel barmen falan sanırdın. Kısmen kel, yapılı, az yağlı bir vücut kareli siyah beyaz bir gömlek ve dövmelerle dolu bir sağ kol. Demezdin ki bu adam doktor. Odası genişti ve güneş köşeden gözüküyordu. Kocaman bir masası vardı. Üzeri düzenli birçok kırtasiye malzemesi ile doluydu. Ben odaya girip kendimi tanıtıp elimi uzattığımda o başı dik şekilde bilgisayara bakıyor sanki ben yokmuşum gibi bir şeyler okuyordu. Elim havada ben bana dönmesini beklerken benim kibirli Bülent Ersoy’um uykudan uyanmış gibi eliyle koltuğu işaret etti. Elim havada kalınca kelebek uçuşu yapıp işaret parmağımı burnuna dokundurdum. ‘Fesubhanallah’ diye bağırır diye boşuna korktum. Şaşkın ördek yavrusu ağzı açık bakarken, ‘farfalla’ dedim. Bir kahkaha patlattım ardından. Kızgın bir şaşkınlık ile bana bakıyordu. Ona yaptığım bu etik olmayan davranışı –çok da öyle ayıp bir şey değildi aslına bakarsan ıhıhı- onun bana yaptığına denk saydım ve cidden keyiflendim.</p>
<p>-Si, şikayetiniz nedir sinyorita?</p>
<p>-Akciğer kanseriyim, dedim gözlerimi gözlerine kilitleyip, ikinci evre.</p>
<p>-Daha önce herhan…</p>
<p>-Bunlar Türkiye’den aldığım raporlar, altı aydan fazla oldu ama bana tedavi yöntemi falan anlatmanızı istemiyorum doktor bey. Bana günlerimi rahat geçirmem için ilaç verin.</p>
<p>-Uyuşturucu gibi mi? Dedi kağıda bakmadan.</p>
<p>-Kısmen, dedim.</p>
<p>-Şurada ne yazıyor, diye sordu. Yanına yaklaşıp eğildim, fazla erkeksi parfümü berbattı. Ama ona cup uyuyordu.</p>
<p>-KHDAC mi? Küçük hücreli dış akciğer kanseri. Bana huzursuz bir şekilde baktı.</p>
<p>-Kızım, üçüncü evreye gelmiş olabilirsin, test edip ona göre sana ilaç yazmam gerekiyor. Çok zaman geçmiş.</p>
<p>***</p>
<p>Genç hemşir yakışıklı olmasa belki bir ihtimal ağlardım. İğneden benim kadar korkan bir insan biliyorsan şekerim rica edeceğim onu öp! Çünkü bulamayacağını biliyorum. Birinci sınıfta babamın Foça’da bir alışveriş merkezinde rastlantı sonucu bulduğu, kimsede bu modelden bulunmayan, benimse pilili önlüğümden nefret ettiğim zamanlar işte… Günlerden bir gün içeri dört kişi girdi birinin elinde dosyalar diğerlerinin elinde çantalar aşı yapmaya geldiler. Kimi kaçtı, kimi ağladı, kimi de benim gibi sustu. Çirkin suratlı kırklı yaşlarında bir kadın vardı ki şimdi görsem korkarım, bana o denk geldi. Genç şirin olanı ise kıl payı kaçırdım. Sonraki üç gün boyunca da ağladım ağrıdan. İşte çocukluğuma indiğim zaman psikolojim su yüzüne çıkıyor. Tahlil işlemlerinden sonra tomografiye girdim.</p>
<p>Çıktığım zaman saat dokuz buçuğa yaklaşıyordu. Yarım saatim daha vardı bunun için vaktimi Em’e yapacağım sürpriz için kullanmaya karar verdim. San Lorenzo tarafında bir Türk marketine gitmek için otobüse bindim tekrardan. Otobüs çok kalabalıktı, neredeyse gitmekten cayacaktım. Zar zor binince karşıdan çiçekçideki çocuğun bana bakmakta olduğunu gördüm. Kırmızı kıyafetleri gözümün önünden gitmiyor inan ki.</p>
<p>Kuru biber ve patlıcan dolmasını ne kadar seversin? Ya zeytinyağlı sarma? Günlerdir aklımdan çıkmıyor inan ki. Yanında köy ekmeği ve cacıkla, off nasıl seviyorum. Em’e bugünkü hediyem bu olacaktı. Hararetle markete gittim ve gerekli malzemeleri aldım. Marketin sahibi bana Türk kahvesi önerdi ama işe geç kalacaktım. Kuru dolmanın yanı sıra çeşitli bitki çayları ve baharatlar da aldım. Bütün o memleket kokan havanın içinde gezinmek bana terapi gibi geldi. Hala ayakta ve sağlam iken son bir kez Türkiye’yi görmeyi diledim Allahtan.</p>
<p>İşe gittiğimde bir kutlamanın tam ortasına gelmiştim. Patron neden geç kaldığımı sordu sessizce. Sadece on dakika geç kaldım dedim ve hastaneye oradan da Türk marketine gittiğimi söyledim. Tedaviye başlayacağımı sandığı zaman gözlerindeki pırıltı bana hep verecek bundan sonra. Kısaca kafamı salladım. Derin nefes alıp kalabalığa döndüm.</p>
<p>Kafenin ortasına koca bir masa kurulmuş herkes bir şeyler atıştırıyordu. Patron viskili kahvesinden yudum almadan önce bizim emektar kasiyerimize kaldırdı. Gideceğini anladığım zaman gözlerim doldu ve ona sarıldım.  Anita Marrone; kıvırcık siyah saçlı, kırışmış beyaz tenli, koyu yeşil gözlerinde tatlılık bulacağın, altmışının üzerinde bir kadın. Biraz huysuz ve aceleci olmasından uzak durursun. Ama ben onun çok fazla sigara içmesinden rahatsızdım. Yine de onu sevmiş olmalıyım ki gitmesine çok üzüldüm.</p>
<p>-Yoruldum artık yavrum. Dördüncü torunum yakında geliyor ve kızımın bana her zamankinden çok ihtiyacı var, dedi giderken.</p>
<p>O gidedursun ben onun yerine kasaya geçtim. Heyecanımı görmen gerekirdi. Bu 23 Nisanda başkanı kovup koltuğuna yerleşmek gibi bir şeydi. Tabii yakışıklı patronum yeni bir garson arayışına girdi. Geriye kalan iki garsondan biri Janet yardım edebileceğini söyledi. Yeni garson bulunana dek ben de yardım edeceğim şimdilik. Kendince moruk, bence yufka gönüllü patronum kasaya alınca pek bir saygı duydum.</p>
<p>Anita olmak o kadar da kolay değilmiş azizim. Ekonometri mezunu biri olarak hızlı işlem yapıyordum paraları da iyi sayıyordum. Çocukken Yeşilçam filmlerinde kötü adam çanta dolusu parayı nasıl sayıyordu hatırlıyor musun? Özentinin böylesi bendeki de. Ehehe. Öncelikle oturduğum sandalyeyi, masayı, araç gereçleri bir güzel temizledim. Sigara kokusu çıkmadı ama benim canım çıktı vallahi. Mecazen yani. Bazı İtalyanları anlamak benim gibi biri için zaten zordu ama sarhoş olanları anlamak çok çok zordu. Patron yardımcı oldu ve ben de hayatımda ilk defa kendi mesleğime bu kadar yakın olduğum için mesut oldum.</p>
<p>Akşam saat altıda işten ayrıldım ve taksiyle eve geldim. Soğan, domates, biber, sarımsak, pirinç, salça çıkarıp dolmanın içini yapmaya koyuldum. Gözlerimin içi yana yana içi hazırladım. Zaten bir yemeği yaparken salya sümük akıtmasam olmayacak. Yemekler pişerken bende ekmek için hamur yoğurdum. Mayaya geldiğinde hemen fırına yolladım.  Hamarat olduğumdan değil ama Em’e borçlu hissettiğimden bu kadar kastım kendimi. Bol yeşilliği olan bir de salata yaptım. Dolmayı dinlemesi için ocaktan aldım, Em geldi. Beraber sofra kurduk ve bana gizli bölmesinden en hafif şarabı çıkardı. Ne olduğunu sorduğumda ‘üzüm suyu’ dedi. İçki içmediğimden az bir yudum aldım ve böylece ona kendimce teşekkür ettim. Onun en az benim kadar mutlu olduğunu biliyor musun? En büyük zenginlik böyle anlarda dünyaya doyuyorum. Sende olsaydın şimdi keşke Zel. <em>Güllerin içinden</em> dinliyoruz mum ışığında.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/">Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10195</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Telaşlı Kral / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 21:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10135</guid>
				<description><![CDATA[<p>Masal Kahramanım’a… İş bu masal biraz gerçeklik, birkaç ilginç öge ve bolca fantastik unsur bulundurur. Yazan ile yazılan arasındadır. Affı vardır. Bir varmış bir yokmuş diye başlamaz her masal. Varı da yoğu da bilen insanlarsınız. Zira bu masal sıradan insanlara göre değil lakin bir Anka kuşunu da hayal edemeyecek kadar aciz değiliz. Zamanın birinde –ki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/">Telaşlı Kral / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Masal Kahramanım’a…</p>
<p>İş bu masal biraz gerçeklik, birkaç ilginç öge ve bolca fantastik unsur bulundurur. Yazan ile yazılan arasındadır. Affı vardır.</p>
<p>Bir varmış bir yokmuş diye başlamaz her masal. Varı da yoğu da bilen insanlarsınız. Zira bu masal sıradan insanlara göre değil lakin bir Anka kuşunu da hayal edemeyecek kadar aciz değiliz.</p>
<p>Zamanın birinde –ki burada yazar zamanı özgür kılmıştır- uzak sayılabilinecek bir diyarda Telaşlı Kral lakaplı bir adam yaşarmış. Adından ve lakabından anlayacağınız üzere bu adam telaş huyuyla nam salmış –nam salmasının bir diğer sebebi de kral olması olabilir- Nice savaşlarda boy göstermiş de sağ çıkmış, nice hastalığı ilaçsız ve doktorsuz alt etmiş lakin telaş huyu yüzünden ne derdi eksik olmuş ne de belası. Hatta ve hatta “ülkeme kraliçe bulamayacağım” telaşıyla bulduğu ilk kadınla evlenince, evlendiği kadını tanıyamadan kadın kralı terk etmiş. Sonuç olarak ülke yeniden kraliçesiz kalmış fakat kralın şu an daha büyük dertleri varmış. Halkının kaynaklarının yetersiz gelmesiyle birlikte krala şikâyetler yağmur olup yağıyormuş. Kral bu durur mu yerinde? Bir telaşla komşu ülkelere savaş açmış lakin telaşı yüzünden savaş açtığı cephelerin hiçbirinden olumlu sonuç alamamış aksine ülkede daha fazla can ve mal kaybı yaşanmış. Bunun üzerine halk isyanın eşiğine gelmiş. Bu sırada kral sarayında telaşından ecel terleri döküyormuş. Tek derdi ülkesi ve halkı olan kral başarısızlıkla sonuçlanan savaşlar sonrası hainlikle suçlanınca telaşının yanına korku ve üzüntü de eklenmiş. Hatta kral bir ara kendini öldürmenin ülkesi ve halkı için en iyisi olduğuna karar vermiş. Neden sonra gelmiş kralın yaveri –burada vezir demek ne kadar uygun kaçar bilmiyorum- kendinden emin ve bir o kadar da küstah, almış kralın elindeki zehri. Önce tahta oturtmuş kralı sonra tek bir el hareketiyle bin bir çeşit çayı önüne dizmiş telaştan ölmek üzere olan kralın. Bunca yıldır telaşında zerre miktarı azalma olmayan kralın bütün endişesi ve korkusu bir anda gidivermiş. Başlarda yaverin büyü yaptığını düşünüp temkinli yaklaşmış fakat bu durumdan hoşnut olduğundan hiçbir şey demeyip kendini yaverin bilinmez kollarına bırakmış. Yaver ilk olarak halkı sakinleştirerek kralın kesin güvenini kazanmış. Daha sonra krala her şeyi düzeltip eski haline getirebileceğini söylemiş fakat kraldan tek bir şart istemiş. –Kafalar kralın kızında ama hayır bu masalda ilişkiler pek önemli bir yere sahip değil- Sarayın asla girilemeyen odasına bir kez olsun giriş hakkı. Var olduğundan beri o odaya cesaret edip girebilen tek kişi sarayın mimarıymış. Zaten o da saray inşa edilirken o odanın nasıl olduğundan haberi olmadığı için girmiş fakat bir daha çıkamamış. Daha sonralardan bu odadan korkulmaya hatta yanından geçilmesine bile izin verilmemeye başlanmış. İşte bu yaver bir kez olsun bu odaya girebilmek istiyormuş. Kral düşünmek istemiş fakat düşündüğü her dakika telaşı da artıyormuş. Daha fazla telaşlanmak istemediğinden yaverin teklifini kabul etmiş. Yaver başlamış planı anlatmaya. Ülkenin çok ücra köşesinde bulunan hayat ağacının meyvesi gerekiyormuş krala. Ancak ve ancak bu meyvenin özü kralın telaş hastalığını yenebilirmiş. Kral tam askerlerine emir verecekken yaver kralın elini havada yakalayıp bunu yapamayacağını ve bu meyveyi kendi elde edip özünü kendinin çıkarması gerektiğini söylemiş. Yaverin ve askerlerin alaycı bakışları altında ezilen kral sahte bir cesaretle “elbette yapabilirim” diye atılmış ve hazırlatmış atların en iyisini. En son yola çıkmadan son bir kez dönüp bakmış sarayına. Geri döneceğine dair şüpheleri olsa da içinde belli etmemiş kimseye. –Yaverine bile- Epey bir yol almış kral. Hatta bir ara şaşırmış bile ülke sınırlarının genişliğine. –Gururunu da okşamış olmalı- Mevsimler değişmiş, kral için zaman kavramı bir hiç olmaya başlamış. Tam pes edeceği sırada tepelerin ardında kısa otların arasında neredeyse göğü yaracak olan bir ağaç görmüş. Önce zaferin sarhoşluğuyla inivermiş atından neden sonra fark etmiş o kadar yolu yürüyecek kadar gücü olmadığını. Ağacın dibine kadar geldikten sonra atını bağlayacak bir yer bulamadığından salmış atını bozkıra. Derin bir iç çekip gördüğü ilk meyveyi koparmış kral. Belindeki ufak hançerle içini açıp vahşice akıtmış özünü gırtlağından aşağıya. –Zira sarayda olmadığından yemek kurallarının pek de bir önemi yok sanırım- Başta bir şeyler hissetmemiş telaşlı kral. Sonralardan garip bir cesaretle ikinci bir meyve koparmış ağacın dalından. Havanın kararmasına yakın kral ağaçtaki son meyve için en uçtaki dala kadar tırmanmış. Artık görebildiği tek şey kara bulutlar ve tırmanan ayın lekeli yüzüymüş. Son meyvenin özünü içerken yorgunluktan mı bilinmez bir anda bayılıvermiş. Uyandığında yaverin eli kralın omzunda kral ise zor bela gözlerini açabilmekteymiş. Sarayın balkonundan halkını görmüş hepsi krala tezahüratlar eşliğinde sevgi gösterisinde bulunuyormuş. İlk başta ne olduğunu anlamasa da yaverin sırıtan yüzüne bakınca hatırlamış hazırlanacağı odaya girmeden önce yasak odanın anahtarını yavere verdiğini. Yorgun bir tebessüm çökmüş ağzına. Odasına çekilmek istemiş ve yasak odanın anahtarını sonsuza kadar kimsenin bulamayacağı bir yere saklanmasının istemiş.</p>
<p>Bu masalın ya da masalımsının özü meyvesinde saklıdır.</p>
<p>Gökten istediğin kadar hayat ağacı meyvesi düşmüş özünü çıkarabildiğince yemekte özgürsün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/">Telaşlı Kral / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10135</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 10:16:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Final Cut]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[Two Suns In The Sunset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10202</guid>
				<description><![CDATA[<p>Arabayı sen kullanıyordun. Yağmur henüz yağmaya başlamamıştı. Susuyordun, elin direksiyonda gaz pedalına biraz daha dokunuyordun. Biraz daha… Gittikçe artıyordu sürat, nereye gittiğimizi soramamıştım sana. Sonun yaklaştığını bildiğim gibi, senin gibi benim gibi susuyordum ben de, sen gibi… Neden diye soramamıştım sana. Günlerdir bitmeyen bağırmalarına bir kez olsun ses çıkaramamıştım… Beni sevdiğini söylüyordun her haykırışında suratıma, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Arabayı sen kullanıyordun. Yağmur henüz yağmaya başlamamıştı. Susuyordun, elin direksiyonda gaz pedalına biraz daha dokunuyordun. Biraz daha… Gittikçe artıyordu sürat, nereye gittiğimizi soramamıştım sana. Sonun yaklaştığını bildiğim gibi, senin gibi benim gibi susuyordum ben de, sen gibi…</p>
<p>Neden diye soramamıştım sana. Günlerdir bitmeyen bağırmalarına bir kez olsun ses çıkaramamıştım… Beni sevdiğini söylüyordun her haykırışında suratıma, tokatların patlamıyordu belki ama hemen ardından başlıyordun beni aşağılamaya… İnandırmıştın beni bir kere, sevginin böylesine… Sarmalarken bedenimi, ruhumu esir almıştın bin kere…</p>
<p>Suçlu olduğuma öylesine emindim ki, vereceğin her hükmün cezasını çekmeye hazırdım sanki…</p>
<p>Sahi suçlu kimdi?</p>
<p>Kıskançlıklarına öylesine alışmıştım ki, önümden başka yere bakamaz olmuştum yolda yürürken. Tanımadığım erkekler yüzünden utanmak zorunda kalırdım kendimden. ‘Kim di o? ‘diye başlayan sorularına, ‘ne bileyim ben’ diyememekten bile yorgun düşmüştüm, başım önümde küsmüştüm…</p>
<p>Sanki güzel bir kadınmışım gibi, sanki bütün erkekler hep bana bakıyormuş gibi, sanki ben yosmanın tekiymişim gibi, sanki sana ihanet ediyormuşum gibi utanıyordum gözlerimden, bakışlarımı kaçıyordum gördüğüm her erkekten.</p>
<p>Arabanın sürati gittikçe artıyordu… Sonum yaklaşıyordu…</p>
<p>Yağmuru işte tam da o anda fark ettim. Silecekleri çalıştırdığın vakit… Fonda Pink Floyd çalıyordu. Sen koymuştun CD’yi. Arabayı çalıştırmadan önce kendi ellerinle seçmiştin. Yüzüme bakmadan, ne dinlemek istersin diye sormadan. Sanki daha önceden planlamışsın gibi, sanki daha önceden yazılmış bir senaryoyu oynar gibi… Bir leitmotifti Final Cut… Sonuna gelmiştik CD’nin, ne var ne yoksa yaşanmış onca şeyin sonuna gelmiştik… Sevginin, aşkın, güzelliklerin, çekilmiş onca çilenin, verilmiş sözlerin, kurulmuş hayallerin, bitmeyen ayrılıkların, çektiğimiz fotoğrafların, gittiğimiz ve gitmediğimiz yerlerin, pek tabii ilişkinin sonuna, belki de hayatın, bilinmezliğin sonuna… Sonuydu, gün batımındaki iki güneş her şeyin…</p>
<p>Two Suns In The Sunset, çalıyordu… Saksafon suskunluklarımızı bize anlatıyordu… Benim yerime o, çığlık çığlığa söyleyemediklerimi yine bana haykırıyordu. Araba efekti motor gürültüsüne karışıyordu. Motor bile ağlıyordu…</p>
<p>Ağlıyordum… Neden diye soramadan ağlıyordum durmadan… Gözyaşlarımla birlikte son sürat gidiyorduk asvalt yolda… Gün çoktan batmıştı, karanlıkta tek bir ışık bile yanmazdı, neden yanmazdı sahi sokak lambaları?</p>
<p>Hıçkırmadan ağlıyordum, çaresizlikten, bitmişlikten ağlıyordum, bitmiştim gerçekten…</p>
<p>Ağlıyordun, soluma dönüp baktığımda sen de ağlıyordun… İşte o zaman rahatladım biraz. Bir elin direksiyonda, gözlerin cama mıhlı ağlıyordun. Gözyaşlarını görüyordum karanlıkta. İçinin parçalanışını duyuyordum ıssızlığında.  Acıyı paylaşmaktan, senin de çektiğin ızdıraptan belki de pişmanlıklarından ağladığını düşününce içimden bir ferahlık geçti rüzgâr gibi, bıraktım kendimi olacaklara…</p>
<p>Hiç bitmesin bu şarkı diye geçirdim içimden, hep ağlayalım birbirimizi ezmeden. Böylesi daha adildi. İki insan ağlarken, birbirine bakıp karşılıklı konuşmalarına gerek kalmıyordu sanki… Eşitleniyordu ilişki, sen ben çatışması yaşanmıyordu. Ağlıyorsa iki kişi, ceza ortadan kalkıyordu.</p>
<p>Susuyordun, ölümüne hızlandığını biliyordum. Senin için kurtuluş buydu. İkimiz için biçtiğin son virajı dönememekti… Beni terk edemediğin için kendini cezalandırmaktı niyetin… Ben de emniyet kemerini çözdüm ve bekledim dönmeni son virajımızı…</p>
<p>Şarkı bitmek üzereydi. Yol bitmek üzere. Karanlık bitmek üzereydi. Uzaktan sokak lambaları sarı bir ışık vermekteydi…</p>
<p>Gazdan ayağını çektin, arabayı kendi hızına verdin. Uçuruma doğru sürüklenirken, tam virajı dönemeyecekken, direksiyonu kırkın sola aniden… Yavaşladı araba… Durdu bir ağacın tam yamacında…</p>
<p>Kalp atışlarımız durdu bir anda, CD durdu…</p>
<p>Başladı hayat yeniden oynamaya…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 08 Jul 2017 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9949</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hava, mevsim normallerine uygun yağmakta ve henüz sokaklar kalabalıklaşmamışken, yola çıkıyorum, neredeyse seher vaktinde…Her gün dinlemeyi alışkanlık edindiğim radyo programının başlangıcında, ilk kez duyduğum bir şarkı çalıyor. Sözleri, uzak geçmişin kırılgan zamanlarına uzanıyor  : “Bir zamanlar ben de çocuktum, Cebimde misketlerim,  topacım vardı. Komşu teyze, ekmeğe salça sürer, Annem de arada camdan bakardı…” Sokaklarımız vardı,  [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/">Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hava, mevsim normallerine uygun yağmakta ve henüz sokaklar kalabalıklaşmamışken, yola çıkıyorum, neredeyse seher vaktinde…Her gün dinlemeyi alışkanlık edindiğim radyo programının başlangıcında, ilk kez duyduğum bir şarkı çalıyor. Sözleri, uzak geçmişin kırılgan zamanlarına uzanıyor  :</p>
<p>“Bir zamanlar ben de çocuktum,<br />
Cebimde misketlerim,  topacım vardı.<br />
Komşu teyze, ekmeğe salça sürer,<br />
Annem de arada camdan bakardı…”</p>
<p>Sokaklarımız vardı,  hep birlikte  icat ettiğimiz oyunlar oynadığımız arkadaşlarımız  ve  komşu teyzelerimiz vardı, anne yarımız gibi  bizi de kendi çocuklarından ayırmayan, akşam üzerleri hepimize kurabiye, kek, bisküvi,  üzerine salça veya şekerli margarin sürülmüş ekmek dilimleri dağıtan…Annelerimiz, camdan  sarkardı arada evet, seslerinin ulaşabileceği uzaklıkta olup olmadığımızı anlamak için bize seslenirlerdi. Akşam olduğunda, sokakları, pişen yemeklerin kokusu sarardı. O kokular, gizli bir sevinçle doldururdu içimizi ve  bir yere ait olmanın ferahlığını duyardık. Mevsimlerden kış ise, sokağa az çıkılırdı ama yine de hava almak için  güneşin cılız ısısını yaydığı saatlerde, bahçede  dolaşmaya iznimiz vardı. Ayvalara ve narlara dokunurdum ben. Dallardan sarkan, çatlamış narların üzerinde dolaşan  karıncaları izlerdim. Ayva ağacının dibinde kır menekşeleri vardı, yapraklarının arasında saklanırlardı, ancak güneş üzerlerine vurdukça  güzel kokularını duyardım, hafif bir esintide . Ben onları mütevazi insanlara benzetirdim o günlerde de, ne kadar güzel ve eşsiz olduklarının farkında olmayan insanlara…Çiğdemler  vardı bahçede, artık ne menekşelere,  ne de çiğdemlere rastlamıyorum  çiçekçi tezgahlarında…</p>
<p>İlkbaharda, yan bahçedeki erik ağacının dalları önce yeşerir, sonra çiçek açardı.Erikler kendini gösterdiğinde,  duvarın üzerine çıkar, bizim tarafa sarkan dallardaki eriklerden göz kiramı (!)  alırdım  büyük keyifle.</p>
<p>Yaz ayında, bahçemizde babamı ve pişirdiği pabuç köfteleri izlerdik mangal başında bekleyen kediler gibi. Bazen rahmetli ciciannemin köftelerinin kimyon kokusu sarardı bahçeyi. Komşuda pişen  bize, bizde pişen komşuya da düşerdi hep. Gelen tabaklar, asla boş gönderilmezdi bir kez olsun. Evinde yemek yemeye mızmızlanan çocuklar, komşu teyzelerin pişirdiği en basit yemeği bile ziyafetteymiş gibi aşkla yerdi. Yemekler de aşkla pişerdi  biz çocukken. Malzemeler daha doğaldı elbette, ama sevgi daha  fazla  hissedilirdi sanki ve asıl tadı veren de oydu.</p>
<p>Yaz aylarının akşamüstü oyunları, annelerin eve çağıran sesi ile sonlanırdı ve yemek sonrası bahçe sinemasında iki film izlenirdi haftada bir kez. O zamanlar, o filmleri birer külah çekirdekle, alaska –frigo yiyerek eğlenerek izlerdik. Ama şimdi, aynı filmlere televizyon kanallarında gezinirken rastladığımda, takılıp kalıyorum ve  aslında  basit, görece temiz ve saf zamanların yadigarları olduğunu düşünüp hüzünleniyorum.</p>
<p>“Bir zamanlar ben de çocuktum.<br />
Sonra birden büyüdüm, başım göğe erdi.<br />
Bugün aşk var,  yarın düş,  öbür gün iş derken,<br />
Cebimde birikti dünyanın derdi…”<br />
Yeni yetme zamanlarımıza rastlar, Yurdumuzun henüz hazır olmadığı teknolojik nimetlerin fırtınasına tutuluşu…</p>
<p>Müzik dağarcığımızın yanı sıra, seslerin görüntülerinin bizdeki iz düşümlerini   bize çizdirerek hayal gücümüzü geliştiren radyolarımızı terk ederek televizyon günlerine geçtik önce. Siyah –beyaz görüntüleri ile  konuk odalarında, dantel örtülerin altına saklandı önce televizyonlar.</p>
<p>Sonra, renkli televizyon dönemine geçtik. Ne olduysa, çok kanallı dönemlere geçtikten sonra oldu. Hızlı tüketim döneminin ilk işaretidir  bu dönüşüm…</p>
<p>Ev telefonunun, uzun konuşmalarla gereksiz yere meşgul edilmesine kızıldığı zamanlardan, cep telefonlarının  değişen modellerinin hızla izlendiği, modellerin yanı sıra, telefon numaralarının da  değiştirildiği zamanlara eriştik.</p>
<p>Temel tarım ürünlerinin bile ithal edilir olduğu günlerin geleceği, o zamanlar söylenseydi , hiç birimiz inanmazdık. Oldu oysa, muz bahçeleri söküldü,  yerli muzun yerini ithal muz aldı, pirinç hatta patates bile dışarıdan alınır oldu. Dalında meyve görmenin neredeyse mucizeye eş  olduğu zamanların insanı olduk.</p>
<p>Ev yapımı yemekler “moda “ oldu. Annelerin güzelim hamur işleri, tencere yemekleri  dışarıda yenen yemekler arasında yerini aldı. Beslenme alışkanlıkları değişti. Yiyecekler hazır üretilir oldu. Ispanak bile, pek çok sebze gibi  vakumlu poşetlerde tüketime sunuldu.</p>
<p>Sobalar ve kuzineler, önce kömürlü, sonra  petrol türevli, en sonunda doğal gazlı  ısıtma sistemleri ile değişti. Sobaların üzerinde pişen yemekleri,  koku veren portakal, elma kabuklarını  unuttu insanlar…Bir zamanlar, bahçeli bağımsız evlerde yaşarken, toplu yaşam alanlarında, bahçesiz, komşusuz  yeni yaşam biçimlerine geçiş yaptık.</p>
<p>Kitaplar, içeriklerine  ve edebi diline göre değil, “çok satanlar listesinde olup olmamasına göre “ tercih edilirken, yazarlar da, dilimizi güzel kullanmalarına göre değil,  ilahların  parlatmalarının sonucu” büyük “ sıfatını alır oldu, “büyük ödüllerin sahibi olarak…”</p>
<p>Edebiyatımızdaki başarı ölçütlerinin değişmesi ile birlikte, giderek az okuyan, hatta hiç okumayan,   güzelim Türkçemizi, uydurma  ve kısa sözcüklerle değiştirerek kendi aralarında  anlaşan, yaşamı göz ucu ile izleyen, irdelemeyen,  dünya görüşü belli  temellere dayanmadan,  gözü kapalı  otoriteye uyan, bir başka anlamda güce tapan, sadece gördüğüne bile değil, görebildiğine inanan, ak ve kara dışındaki grinin varlığını aklına bile getirmeyen, dolayısı ile  uzlaşmayan, anlaşmayan, yargılayan, hep anlaşılmayı bekleyen ama anlamaktan kaçınan, giderek insafsızlaşan   insanlar çoğaldı yaşamlarımızda. İşin kötüsü,  kendilerinin dışındaki yaşamları da kendi dar dünyalarında var olmak zorunda bıraktılar. Ve bütün bunlar birden bire olmadı.</p>
<p>“Artık kafam tıklım tıklım kalabalık<br />
Masamdaki kül tablası kadar<br />
Yani efkar</p>
<p>Ah bu akşam İstanbul gibiyim halim yok ölmeye<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim doyamam sevmeye<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim gelemem bekleme<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim dönemem geçmişe…”</p>
<p>Şimdi  bizim dışımızda şekillenen, bizi içine çekmeye çalışan dar dünyaların dışında, olağan-olağandışı olanlara dair bildiklerimizi  sorgulamak zorunda kaldığımız çemberlerin dışında kalmaya çalışarak, geçmişten gelen birikimlerimize  sarılıyoruz ve onları da hızlıca tüketiyoruz. Ve bazen, tıpkı bu şarkıyı dinlediğim şu anda olduğu gibi, bugüne ait bir ses  bizi uzak geçmişin temiz,saf  anılarına gönderebiliyor. Üstelik, tam da günlük sıradan yaşama başlamak üzereyken… Özlem, hüzün, öfke ve her şeye karşın, inatla unutmamaya, vazgeçmemeye  bir kez daha karar vererek, benim gibi düşünenlerin hiç te az sayıda olmadığına ve bu mektubun sahiplerine ulaşabileceğine yürekten inanarak, şarkıyı internet aracılığı ile bulup tekrar dinliyorum, hem de birkaç kez…</p>
<p>“Ah bu akşam İstanbul gibiyim dönemem geçmişe…”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/">Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9949</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toprağın Altından Mektup / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10010</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Canlı Daha da sıcak olacak diyorlar. Şimdi de serinliyormuş gibi bir halim yok. Zira toprağın altında hava alan tek yer solucan delikleri. Bilirsin solucanları. Onlar küçük ve can sıkıcı yaratıklardır. Diğer yeraltı yaratıkları da sevmezmiş onları. Bunu da yeni öğrendim. Orada birbirlerini yemeleri gerekirken benim ayak parmaklarımı tercih ediyorlar. Nefret ediyorum bundan. Özellikle o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/">Toprağın Altından Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Canlı</p>
<p>Daha da sıcak olacak diyorlar. Şimdi de serinliyormuş gibi bir halim yok. Zira toprağın altında hava alan tek yer solucan delikleri. Bilirsin solucanları. Onlar küçük ve can sıkıcı yaratıklardır. Diğer yeraltı yaratıkları da sevmezmiş onları. Bunu da yeni öğrendim. Orada birbirlerini yemeleri gerekirken benim ayak parmaklarımı tercih ediyorlar. Nefret ediyorum bundan. Özellikle o çok bacaklı olanlar ziyafete başlamadan önce kıpır kıpır gezinirken. Sıkılıyorum ama en çok. Başlarda epey iyiydi hatta neredeyse huzurluydum bile diyebilirdim. Sevmediğim yaratıklar üstte kalmış burada yenileriyle tanışmıştım. Hem onlar beni her şeyime rağmen seviyorlardı. En azından ayak parmaklarımı. Gürültü ve kalabalık da yoktu doğal olarak. Korkularımı yenmek zorunda kalmamıştım. Fakat bir sorunum var. Böcekler konuşamıyor ve sanırım beni yalnızca hala biraz et sahibi olduğum için seviyorlar. Konuşacak gerçek biri bulmak çok zor buralarda. Birkaç utangaç insan girip çıkıyor yalnızca onlarla da konuşmaya yeltenecek kadar düşmedim daha. Öldüm ben sonuçta. Gururumla ve bir takım bedeller ödeyerek. Buraya da hakkımla girdim fakat yine de bazen nefes almak fena olmazdı. Ne de olsa insan olarak öldüm yanlış hatırlamıyorsam eğer. Bazı geceler haddinden fazla sessiz oluyor buralar. Bağırmak istemiyor değilim ama benim gibileri de rahatsız etmek istemem. Ne de olsa burada olmayı benden daha çok hak eden insanlar var. Saygı duymalıyım. Kovulmak da istemem doğrusu buranın sıcaklığını başka bir yerde bulabileceğimi zannetmiyorum. Kimselere söyleme ama biraz da korkuyorum. Özellikle yeni birileri geldiğinde iyice içime kapanıyorum. Yukarıya onunla birlikte gelenler onu usulca yanımıza bırakıp, öylece gidiyorlar. Onlar gidiyor, biz kalıyoruz. Biz önce biraz bağırıyoruz sonra garip bir şekilde alışıyoruz. Kimse kabullenemiyor mesela başlarda. Koskoca insanlar koskoca yerlerde olmalı diyorlar. Ama benim üstümde dolaşan böcekler onun da üstünde dolaşıyor. Bir de burada gevezeleri sevmiyorlar. En fazla birkaç gün sürmeli bu şikâyet durumu. Ben en fazla kokudan şikâyet ettim. O da bir yağmurla halloldu zaten. Minnettarım gökyüzüne. Günler geçiyor, haftalar oluyor, aylara dönüşüyor ve ben burada bile düşünmeden edemiyorum şu gökyüzünü. Çıkacağımız söylendi bize fakat ben hala bu karanlık toprak kokan yeraltı mahzenindeyim. Oda arkadaşlarımdan da günden güne nefret ediyorum. Bir süre daha burada kalırsam hayal kırıklığına uğrayacağım. Sahi neden öldüm ki ben? Küçük bir hayal kırıklığı hatırlıyorum ölümüme dair. Bir de şimşekler tabii. Onları unutmak mümkün değil. Bazen kulağıma onların müzikleri geliyor. Biliyorum onu da gökyüzü çalıyor. Çoğu zaman ufak bir gösteri izlemeye bile halim olmuyor. Hâlbuki ne kadar da özledim şöyle sürpriz finalli bir müzikali. Buradaki oyunların sonu hep belli. Hayatında sahne görmemiş adamlar oyunun sonunu buluveriyor daha en başta. Biraz sinirlerim bozulmuyor değil açıkçası. Aslına bakarsan buradaki her şey sinirlerimi bozuyor ya da burada olmak beni çileden çıkartıyor, bilmiyorum. Emin olduğum tek şey var o da daha uzun süre burada kalacak olduğum. Alışırım diye umuyorum. Hala diş değmemiş birkaç parçam daha var.</p>
<p>Sevgilerimle…</p>
<p>Öldüm Ben</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/">Toprağın Altından Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yekpare / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Jul 2017 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülhanım Kasarcı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9968</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yarı dizime kadar berrak, canım mavinin içinde ayaklarım; onlar sallandıkça su dalga dalga oluyor, suyun dalgasıyla bacaklarımdaki kıllar bir ileri bir geri gidip geliyor.. Arka fonda lıkır lıkır bir ses, buna bayılıyorum.Tüm gün bu hareketi yapabilirim.Yada baş aşşağı denize eğilip parmağımla yazı yazarım suya, silerim. Biçilmiş mesai saatim yokki benim. Sahi kim bulmuştu onu? İnsafı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/">Yekpare / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yarı dizime kadar berrak, canım mavinin içinde ayaklarım; onlar sallandıkça su dalga dalga oluyor, suyun dalgasıyla bacaklarımdaki kıllar bir ileri bir geri gidip geliyor..</p>
<p>Arka fonda lıkır lıkır bir ses, buna bayılıyorum.Tüm gün bu hareketi yapabilirim.Yada baş aşşağı denize eğilip parmağımla yazı yazarım suya, silerim. Biçilmiş mesai saatim yokki benim. Sahi kim bulmuştu onu? İnsafı yokmuş.</p>
<p>Bu rituelin birde ikinci kısmı var; ıslak ayaklarla boncuk beyaz kuma basmak.Ayak parmaklarımı olduğundan üç kilo fazla gösteren bu hal; parmaklarımı senkronize birşekilde oynatmamla birlikte yavaş yavaş yok oluyor.Yok, hayır, kösele ayakkabılarımı hiç özlemedim.Yazdan yaz’a senede onbeş gün biçilmiş tatillerde giyilen, bir çifti bir emekli maaşıyla yarışan sandaletler mi? Üstü kalsın.</p>
<p>Burada, kocaman kayaların arasında bu canım mavi deniz’e nazır bembayaz minik kumsalımda hiç hadilerimiz yok bizim. Biz mi? Ben, eski moda takam yılıbık ve morminoz hanım.</p>
<p>Takam yılıbık: çoğunluka kumsalda bağlı kendisi ve bu sebepten alt yüzeyinde oluşan yılış yılış yosunlardan sebep ismine layık bir emektar.</p>
<p>Günaydın morminoz ! Şşş fazla yaklaşmaya gelmez sokuverir vallahi. Bu koy’un tebelleşi morminoz, kendisi afilli bir yengeç hanımdır.Genellikle öğlene doğru görünür. Günaydın dediğime bakmayın siz çalar saat yokki burda onuda biz bulduk haberleri yok daha.</p>
<p>Akşama buğlama lüfer. Siz bilmessiniz semt pazarcıları! Yediniz de ondan.Yavrusunu diyorum yavrusunu çinekop, sarıkanat bildin mi? Hiç büyüyemedi lüfer olarak tanışamadınız bir türlü. Yok, yok o içi şişmiş keke benzeyen, kıymaya hasret hamburgerlerinizide özlemedim.</p>
<p>Bizim burda kuytuda pek yeşil yok  doğası gereği kayalık, açıklarda, kıyılarda doyar gözün yeşile. Sahi sizin oralarda da  pek kalmadı değil mi? Hiç sorma asma köprülerinizi de özlemedim.</p>
<p>Uzanırsın kumsala, bir sıcaklık kaplar içini,güneş senin için ısıtmıştır döşeğini; yatarsın üstüne bir güzel besler tenini&#8230;Yok yerden ısıtmalı, geniş tabutlarınızla kıyaslanamaz tabiki konforu.</p>
<p>Ben şimdilerine göre bir tarzan, basit hayat insanı.Doğa ile teknoloji savaşı.Yeşilin yerini grinin alışı. Kime konuşuyorum ben morminoz hanım? Dikti kulakları.</p>
<p>Dilimde bir operet şarkı karşı kıyıya doğru;</p>
<p>Şişlide bir apartman yoksa eğer halin yaman</p>
<p>Nikel kübik mobilyalar duvarda yağlı boyalar</p>
<p>İki tane otomobil, biri açık biri değil</p>
<p>Aşçı, uşak, hizmetçiler..dolu mutfak, dolu kiler</p>
<p>Hey! Lüküs hayat! Lüküs hayat bak keyfine yan gelde yat!</p>
<p>Aa Hasan zamanından önce geliyor. Kafayı yedim mi diye kontrole gelir beni, yerimi bilen tek dostum. Ee tabi birde tedarikçim.</p>
<ul>
<li>Hey ! Yanaştır yanaştır modern köle, giderek çoğalıyor ziyaretlerin.</li>
<li>Yok be abi resmi tatil şu bu derken kaçtım işte bende, ne yazıyorsun öyle?</li>
<li>Manifestomu yazıyorum.</li>
<li>Anladımda dostum, fazla uzatmıyormusun bu meseleyi artık?</li>
<li>Uzatıyorum Hasan, ömrü uzatıyorum. Sana bir hikaye anlatayım mı?</li>
<li>Anlat abi, hikayeleri dinlemeden geçit yok Yılıbık’a zaten.</li>
</ul>
<p>Adamın biri, bir Balıkçı, sahil köyünde öğlene kadar balık tutar, tuttuğu balıkları pazara götürür, günün geri kalanında yüzer, güneşlenir, bahçesiyle ilgilenir, çocukları ve ailesiyle vakit geçirirmiş.</p>
<p>Birgün iskeleye bir yat yanaşmış;balıkçının taze balıklarından satın almak istemiş, gide gele tanış olmuşlar yatın sahibi beyaz adam, iş adamı ve çok zengin biriymiş. Tatili boyunca ahbaplık etmek istemiş balıkçıyla.Beyaz adam birgün sormuş balıkçıya;</p>
<ul>
<li>Balıkların çok güzel sen bu işten anlıyorsun, neden bu işi daha çok büyütmüyorsun?</li>
<li>Nasıl olacak?</li>
<li>Daha büyük bir tekne alırsın, daha çok balık tutarsın, ekibini kurar ve taze balığı dört bir yana ulaştırırsın.</li>
<li>Sonra?</li>
<li>Sonrası belli; daha çok para kazanır, şehirde ev alır mülk sahibi olursun. Bu borcunu da kazandıklarınla ödersin.</li>
<li>Tüm bunlar ne için peki?</li>
<li>Yaşlandığında karınla, çocuklarınla çalışmadan daha çok vakit geçirebilmen, kimseye bağlı kalmadan rahatça yaşabilmen, yazlık bir yerde bahçenle ,evinle huzurla ilgilenebilmen için.</li>
<li>Balıkçı gülmüş bu inanmış gözlerle kendine öğüt veren yabancıya.Ve sonra fısıldamış kulağına ‘‘Hayalini zaten yaşıyorum. Sadece biraz daha süslemek için ömürle ödemeye hiç niyetim yok.’’</li>
</ul>
<p>Balıkçının takasından çıkan ritmik ses de düşüncelere dalmış beyaz adam.</p>
<p>Hadi atla bakalım Hasan Bey yılıbık’a tanıştırayım seni taze lüfer var.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/">Yekpare / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yekpare-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9968</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yıllar Sonra / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Jul 2017 05:19:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9897</guid>
				<description><![CDATA[<p>Valla Erkan abi Yağmur başkaydı be, bir başka sevmiştim onu. Lisedeydik o zamanlar Yağmur lisenin en havalı kızıydı bir saçları vardı abi görsen denizin dalgalarıyla başa baş kapışırdı hani o derece. Abartmıyorum. Bende de boy 1.80 karizma o biçim yani. Altımda pederin 98 model Mercedes okula öyle gidiyor geliyorum. Derslerden kaçmak için; tiyatro grubu, edebiyat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/">Yıllar Sonra / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Valla Erkan abi Yağmur başkaydı be, bir başka sevmiştim onu. Lisedeydik o zamanlar Yağmur lisenin en havalı kızıydı bir saçları vardı abi görsen denizin dalgalarıyla başa baş kapışırdı hani o derece. Abartmıyorum. Bende de boy 1.80 karizma o biçim yani. Altımda pederin 98 model Mercedes okula öyle gidiyor geliyorum. Derslerden kaçmak için; tiyatro grubu, edebiyat kulübü ne varsa gidiyor her yolu deniyordum. Bir gün edebiyat hocası çağırdı yanına ‘Akif şiir dinletisi proğramı var seni de görmek istiyoruz hani sen gelmezsin ama yine söyleyeyim ben, okul çıkışları birer saat prova var kafan estikçe gel yinede sen.Tek isteğim bir şiir bulman sevdiğin bir şiir olsun bu’dedi. Ertesi gün Can YÜCEL’in ’Bağlanmıyacaksın’adlı şiiri ile gittim hocanın yanına hocada şaşırdı. Bilmiyor ki benim edebiyat aşığı biri olduğumu. Hocanın dediği gibi yaptım okul çıkışı bir gün kafam esti ‘Yapacak bir şey yok şiir provasına gideyim bari’dedim. Provalarda bizim okulun konferans salonunda yapılıyor.Tam giricem içeriye biri şiir okuyordu. ‘sizin hiç babanız öldü mü?’ diye. Ama ne ses o an bir başka oldum içeriye nasıl girdiğimi koltuğa nasıl oturduğumu,o prova hangi ara bitti. Hatırlamıyorum. İşte o kız Yağmurdu abi. Öyle başlamıştı bizimki. Sonra yıllar geçti bir gün bizim Datça&#8217;lıyla bir elimde çay diğer elimde sigara sohbet ediyoruz…Baktım köşeden ufak bir kadın geliyor, tanımadım tabii.Yıllar geçmiş üzerinden…Ama yakınlaşmaya başladıkça bir şeyler değişiyordu vücut kimyamda…Sonradan tanıdım. ‘O’ydu, bir ona baktım bir kendime sonrasında ‘Değişen neydi?’ dedim kendi kendime… ‘O’ da tanıdı beni, o şirin dudaklarının altından tebessüm etti giderek. Dönüp bakamadım arkasından tekrar severim diye ama bunu düşünürken anladığımda buydu zaten…Tekrar sevmiştim Erkan abi, Askerdeyken öğrendim evlenmiş bizimkisi bense hala asla limanın yakınımda olmadığını bildiğim ıssız bir denizde liman arayıp duruyorum. Bu biraz samanlıkta iğne aramaya da benzeyebiliyor. Yalnızlıkla ilgili bir problemim de yok aslında ama yanımda beni iyi hissettirecek bir kadın olsun isterdim tabiki. Yıllar geçti erkan abi…Mahallemizin şirin Hayriye teyzesi öldü, ben baba evine taşındım, güzel bir hastanede beslenme uzmanlığına başladım, evlenmedim, hiç düşünmedim de…İki şeyden vazgeçemedim bir ‘O’,diğeri yazmak. Yazmak benim için muhazzam bir şeydi. Unutmanın bir yolu da  yazmaktır belki de, her şeyi kabullendim de ben askerdeyken evlenmesini kabullenemedim yediremedim kendime, her düştüğünde kaldırmak isterken elimi uzattığımda o çoktan elini bana doğru uzatıyordu oysa ki…Mesafeler girince araya elimiz kısa kaldı sanırım bilmiyorum abi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/">Yıllar Sonra / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yillar-sonra-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9897</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Jul 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9943</guid>
				<description><![CDATA[<p>“YALNIZLIK SENFONİSİ” “ONLAR YANLIŞ BİLİYOR” “GEÇTİ, GEÇTİ YILLAR… GÖNÜLLERDE KALAN, HATIRALARLA ŞARKILAR…” Dostlarla buluşma öncesinde, zaman geçirmek için girdiğim  müzik dükkanında rastladım size. Sevinçli değil, aksine huzursuz bir telaş içindeydiniz. Sesiniz çok tedirgin, elleriniz beceriksiz, büyük kutudaki cd ya da kasetleri yerleştirmeye çalışan dükkan sahibine yardım etmeye çabalıyordunuz. Sonunda pes eden satıcı;” Sakin olun lütfen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“YALNIZLIK SENFONİSİ”<br />
“ONLAR YANLIŞ BİLİYOR”<br />
“GEÇTİ, GEÇTİ YILLAR… GÖNÜLLERDE KALAN, HATIRALARLA ŞARKILAR…”</p>
<p>Dostlarla buluşma öncesinde, zaman geçirmek için girdiğim  müzik dükkanında rastladım size. Sevinçli değil, aksine huzursuz bir telaş içindeydiniz. Sesiniz çok tedirgin, elleriniz beceriksiz, büyük kutudaki cd ya da kasetleri yerleştirmeye çalışan dükkan sahibine yardım etmeye çabalıyordunuz. Sonunda pes eden satıcı;” Sakin olun lütfen “ dedi” bırakın ben yapayım” . Sesinizdeki tedirgin hava, bedeninizden yayılan telaş, beni yüzünüze bakmaktan alıkoydu. Sizi fark etmemiş gibi yapıp, 45’lik plak çekmecelerinin içinde kaybolmayı yeğledim. Uzunçalarların bulunduğu dar koridorda, tam orta yerde bırakılmış, büyük pazar arabasının içine konan kutu ile çıktığınız dükkana, on dakika sonra geri döndünüz. Satıcıya tutuk, kısa sözcüklerle: “O-ootuz beş li-lira demiştiniz, değil mi e-efendim?” dediniz. “Ben kutudakileri s-ssiize sat-satmaya karar verdim.” O zaman anladım, kutuda her ne varsa biraz daha fazla bir bedele satmak için, pasajdaki diğer müzik satıcılarına da gösterip fiyat alarak geri döndüğünüzü. Otuz beş liranızı kasadan çıkaran satıcıya : ” B-beş lirası bo-zuk olabilirse, minnettar olurum efendim” dediniz. Siz paranızı cüzdanınıza yerleştirirken, satıcı : “Uzun zamandır görmüyordum sizi” dedi. “A-aanneciğim vefat edeli beş yıl oldu. Eskisi kadar çıkmıyorum dışarıya.” Sonra birden, “Be-e-nim h-hiçç kimsem yokk” dediniz “Kardeşim yok, akrabam yok, hiç arkadaşım yok. Hi-içç evlenmedim de. Bu işler kı-ısmet işi. Evlen-ebill-seydimm iyiydi, ha-ala da kurtuluşum olur diye düşünüyorum. A-ama dediğim gibi, k-kısmet” dediniz. Kırgın, yalnız sesinizdeki belli belirsiz ümit, havada asılı kaldı, duydum. Satıcı: “ Evlenmek istiyorsanız, evden dışarı çıkmalısınız” dedi.” Evde oturursanız, kısmet gelip sizi bulmaz ki. Çıkın dışarı, sosyalleşin .” İçimden; “dışarı çıkmak, her şeyden önce para ister. Yalnızlığa bile alışamamış insan için, insanların arasına karışmak ta cesaret gerektirir “ diye geçirdim. Dışlanma olasılığınız büyük gibi göründü gözüme, sizin adınıza ürktüm bu düşünceden.</p>
<p>“yalnızlığın kadarsın<br />
yalnızlığın mis kokmalı<br />
yalnızlık dediğin büyük bir zindan<br />
dünyanın en kalabalık zindanı<br />
dinden imandan çıkarır<br />
ama öyle bir adam eder ki insanı.“</p>
<p>demiş Bedri Rahmi, ama sizin yalnızlığınız, sanki imdat çığlığıydı ve hiç te mis gibi kokmuyordu. O şarkıdaki gibi, “onlar yanlış biliyordu” işte. Yalnızlığı kaldırabilmek, bir başınalığı severek, iç dünyanın renklerini gökkuşağına dönüştürebilmek, ruha göre değişir.Kimi insan, yalnız olmayı seçer, canı istediğinde bir eşlikçiyi kabul eder. Bu bir başka yalnız ruh olabilir veya sanattır eşlikçisi ya da şarkıdaki gibi” sarıldığı kadehlerdir.” . Bazen, olduğu gibi var olmayı, veya yok olmayı da seçebilir. Sizin yalnızlığınızda, az da olsa ümit vardı . O ümit, “Uçan kuşlara, martılara eşlik edebilir miydi, veya yeşil tatlı bir baharda, gülen bir sevdalı girebilir miydi yaşamınıza?” Kim bilir…<br />
Plak çekmecelerinden başımı kaldırmadım siz konuşurken. Ama sesleri dikkatle dinledim. Özellikle ,satıcının sesini. Size, kısmetinizin çıkması için sosyalleşmenizi öğütlediği ses tonunda en küçük bir alay sezseydim, çekmeceyi itip dükkandan çıkmaya hazırdım. Ama ses çok ciddiydi neyse ki. “Yine size getireceğim bunlardan” dediniz.” Çok var daha elimde” Satıcı, siz çıkarken kapıyı açtı ve kapattı ardınızdan. Görünmez olmayı seçtiğim köşeden başımı kaldırdım, özellikle baktım satıcının gözlerine. Hayır, yine en küçük bir hafifseme yoktu. Aksine, belli belirsiz bir acı geçti, gördüm..” Dediğinden de yalnız olmalı” dedim.” En özel çözümünü, belki de özlemini sizinle paylaşabildiğine göre.” Satıcı başını salladı:” Annesini de, bu hanımı da uzun yıllar öncesinden tanırım “ dedi. “ Birlikte gelirlerdi buraya.”</p>
<p>Size benzer bir anne –kız tanımıştım ben çocukluğumda. Ben küçüktüm, onlar kocamandı. Dedemlerin eski komşuları oldukları ve eskiden çok varlıklı bir aileye üye oldukları anlatılmıştı. Yaşı geçkin kız, diğerine “abla “ derdi. Çok sonradan, kızın sonu hüzün ve yalnızlıkla biten bir aşkın, evlilik dışı ürünü olduğunu öğrenecektim. Anne, kızının genç ve güzelken evlenmesine karşı çıkmıştı : “Sen evlenirsen, bana yaşlanınca kim bakar?” Bunu açıkça dile getirmekten de hiç çekinmemişti. O, sözde şen şakrak, özde çileli ömrünü tamamladı çoktan. Ama kızı, şimdilerinde seksen beşine varmış olmalı. Son yirmi yılda tanıdığı bir ailenin emektarı. Sizin öykünüzdeki anne, belki de aynı düşüncede olmamıştır.Belki de biricik prensesine talip olacak “doktorların, mühendislerin” gelip kapınızı çalmasını beklerken geçmiştir yıllar. “Gönüllerde kalan, hatıralarla şarkılar “ size. Nitekim, belki de o yılların, ümitlerinizin tanığı şarkıları satıyorsunuz şimdi.<br />
Üç plak seçtim, bedelini ödedim ve çıktım “gölgesi ağırlaşan dükkandan” .</p>
<p>Aklıma O şiir takıldı, babamın sevgili arkadaşı –nur içinde uyusun-Ahmet Necdet amcadan :<br />
En sevdiğim şiirlerden. Yalnız yaşamış, kendini ifade edememiş, sevgilere çiçekler açtırabilecekken, köşeciğinde, sadece kedisinin sıcaklığı ile avunarak ölmüş, tanıdığımız, tanıyamadığımız bütün &#8220;Zekavet&#8217;ler&#8221; için&#8230;</p>
<p>ZEKAVET HANIMA GAZEL</p>
<p>Kimdi / neyin nesiydi / geriye nesi kaldı?<br />
Hiçkimse&#8217;nin gülüydü / ki hiçkimse&#8217;si kaldı.<br />
Geçen yazla birlikte uçup gitmişti kuşlar,<br />
Sonbahara dökülen o yorgun sesi kaldı.<br />
Sevmiş miydi / umulur / ama hiç sevilmedi.<br />
Yüzünde bir kırgın&#8217;ın acı gamzesi kaldı.<br />
Kediler taht kurmuştu eprimiş yüreğine,<br />
Balkonda sardunyası ve mor lâlesi kaldı.<br />
Şimdi morgdan sarkıyor O&#8217;nun sevecen eli.<br />
Hepsinin üzerinde, sıcak nefesi kaldı.(Ahmet Necdet)</p>
<p>Gerçek adınızı bilmiyorum, Ümit olsun, Neşe olsun ama sakın Zekavet olmasın. O cılız gibi görünen ümide tutunun lütfen. Sizi o bağlayacaksa yaşama, belki de hiç rastlamayacağınız beyaz atlı kısmetinizi düşleyin. Düşlemekten vazgeçmeyin. İnsandan önce hayalleri ölür çünkü. Sakın vazgeçmeyin. Sakın…<br />
“Anladım, sonu yok yalnızlığın.<br />
Her gün çoğalacak.<br />
Her zaman böyle miydi? Bilmiyorum&#8230;<br />
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak.<br />
Alışır her insan alışır zamanla,<br />
Kırılıp incinmeye.<br />
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp,<br />
Yeniden ayağa kalkmak…”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 05:49:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9928</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merdivenlerden telaşla çıkmadı, yetişmesi gereken hiçbir yer yoktu&#8230; Zaten o kadar çok şeyi kaçırmıştı ki hayatta, telaş etmesi gerekmiyordu artık… Yavaş yavaş, her basamağın hakkını vererek, sanki her basamakta kaybettiklerini yeniden eriterek çıktı, birer birer&#8230; Yürüdü sonra Sahaflara doğru. Yüzündeki hüzne olgun bir gülümseme yerleştirip, elindeki plastik şişeden suyunu içti. Yudum yudum son suyunu içer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/">Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merdivenlerden telaşla çıkmadı, yetişmesi gereken hiçbir yer yoktu&#8230; Zaten o kadar çok şeyi kaçırmıştı ki hayatta, telaş etmesi gerekmiyordu artık… Yavaş yavaş, her basamağın hakkını vererek, sanki her basamakta kaybettiklerini yeniden eriterek çıktı, birer birer&#8230; Yürüdü sonra Sahaflara doğru. Yüzündeki hüzne olgun bir gülümseme yerleştirip, elindeki plastik şişeden suyunu içti. Yudum yudum son suyunu içer gibi, her damlayı son kez tadar gibi, kaçırdıklarını yakalamak istercesine, dilinde tadını hissederek yuttu her birini… Başını kaldırdığında kalabalığın üzerine doğru geldiğini görerek kenara çekildi. Bir anlam veremedi bu telaşa, nereye koşuyorlardı ki ne arıyorlardı bu heyecanla? Aklına geldi sonra, çok değil birkaç yıl önce aynı merdivenleri tırmanmış, tıpkı bu insanlar gibi koşturarak yürümüştü aynı yolda. ‘Umudum vardı o zaman’ diye geçirdi içinden. ‘Belki bu kalabalığın umudu vardır hâlâ yaşamak için beklentileri, sevinçleri vardır bir yerlere gizlenmiş. Benim yok mu?’ dedi sonra. Yanıtını veremedi kendine… Sustu iç sesi bir süre&#8230;</p>
<p>Ne aradığını bilmiyordu sahi, ‘bir düşün peşinde bir ömrü heba ettim galiba’ dedi kendi kendine. Oysa yüreği ne derse onu yapmıştı hep. Aklına ket vurup, vesveselerin sesini susturup, içinden geldiğince yaşamıştı, kırkına ne kalmıştı ki şunun şurasında… ‘Beni ben yapan bu değil mi?’ dedi. Ele avuca gelmezdi asla, kimse onu hapsedemezdi; kendinden başka… Aşk bir hapishane olamazdı, aşk özgürlüğün ta kendisi değil miydi yoksa?</p>
<p>Elinde tuttuğu kitaba bir kez daha baktı. Tesadüf olamazdı, bu kitap, bu sahaf, içinden çıkan mektup… Sırrı çözmek için buradaydı. Ne soracağını bilmeden, neyi aradığını düşünmeden ayakları onu getirmişti işte. Aradığı sahaf dükkânını buldu. Kapısı açıktı. Hiç değişmemişti, içindeki kitaplar azalmıştı yalnızca, küçük masa ortaya çıkmış gibiydi, dar koridor geniş gözüktü ona bu sefer. Yine kimse yoktu içerde… Seslense sesini duyan çıkar mıydı bilemedi?</p>
<ul>
<li>Kimse yok mu? Diye ünledi yüksekçe…</li>
<li>Kimi aradınız? Dedi yaşlıca gözlüklü biri, kapının dışında. Sesinin o kadar yüksek çıkmasına kendi bile şaşırmıştı.</li>
<li>Buranın sahibini dedi.</li>
<li>Benim dedi adam.</li>
</ul>
<p>Emin olamadı, nedense daha farklı hatırlıyordu yaşlı sahafı. Bu yüzü tanıyordu sanki. Adam kamburdu ve yüzü yere dönüktü… Ama sesi?</p>
<ul>
<li>Kitap mı bakacak tınız?</li>
<li>Hayır dedi, elindeki kitabı göstererek bilgi alacaktım.</li>
<li>Nasıl yardımcı olabilirim size?</li>
<li>Birkaç sene önce sahibi siz miydiniz?</li>
<li>Hayır, ben devir alalı çok olmadı 7-8 ay falan.</li>
<li>Sahibine nasıl ulaşırım peki?</li>
<li>Ulaşamazsınız, kendisi Karaca Ahmet Mezarlığında yatıyor.</li>
</ul>
<p>İşte bunu hiç beklemiyordu. İçi burkuldu. ‘Bütün sorularımın yanıtlarıyla birlikte’ dedi kendi kendine… Ağlamak istemiyordu. Elindeki kitaba baktı. Artık hiçbir anlamı yoktu.</p>
<ul>
<li>Bunu alın, dedi uzattı adama sertçe. Kime isterseniz ona satın ya da en iyisi mi atın, yakın ne yaparsanız yapın…</li>
<li>Oturmaz mısınız? Size sade bir kahve söyleyeyim.</li>
<li>Kahveyi sade içtiğimi nerden biliyorsunuz?</li>
<li>Ben kahveleri söyleyeyim, siz şu taburede istirahat buyurun…</li>
</ul>
<p>Sır içinde sır mı vardı? Ne olup bitiyordu. Oysa buraya gelirken neler düşünmüştü. Yaşlı sahaftan kitabın ve içindeki mektubun gizemini öğrenecekti. Sanki onun için hazırlanmış bir senaryonun parçası oynanıyordu ve kendisi tüm masum bilmezliğiyle bu oyunun bir parçası olarak yeri geldiğinde, repliklerini söylüyordu.</p>
<ul>
<li>Kahveler birazdan gelir. Şimdi sorularınızı alabilir miyim?</li>
</ul>
<p>Yaşlı sahafın sandalyesine geçip oturmuştu adam. Yüzüne hiç bakmıyordu. Sesi çatlak ve boğuk çıkıyordu. ‘Allah’ım ben nereden tanıyorum bunu?’</p>
<ul>
<li>Birkaç yıl önce bu kitabı edinmiştim kendinden, ama içinden bana ait olabileceğini düşündüğüm bir mektup çıktı. Ayrıca, çocukluğumda bana hediye edilmiş bir kitaptı. Ama onu kaybetmiştim… Sonra…</li>
<li>Sonra kitap gelip sizi buldu öyle mi? Ve şimdi siz de bu nasıl olur diye soruyorsunuz? Çok kolay hanımefendi. Evrenin yasasıdır bu, size ait olan döner dolaşır gelir sizi bulur, ha tam zamanında ha biraz geç… Ne önemi var. Zaman görece değil mi nasılsa? Siz size ait olana kavuşmuşsunuz ya sonunda, bununla mutlu olmayı bilmeniz gerekirdi…</li>
<li>Ama artık istemiyorum ki ben. Bunun bana ait olmasını istemiyorum. Ben yaşamayı seçmek istiyorum. Bana bir iyilik yapın ve bu kitabı benden alın lütfen…</li>
</ul>
<p>Kitabı masanın üzerine bırakıp bir hışımla çıkıp gitti kadın…</p>
<p><figure id="attachment_9939" aria-describedby="caption-attachment-9939" style="width: 540px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg"><img class="size-full wp-image-9939" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=540%2C351" alt="Başka türlü yaşamak mümkün mü?" width="540" height="351" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9939" class="wp-caption-text">Başka türlü yaşamak mümkün mü?</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Ama kahveler, diye ardından bağırdığını işitmemişti adamın.</li>
</ul>
<p>Masanın üzerindeki kitabı aldı adam. Açtı, ilk sayfasındaki yazı neredeyse silinmek üzereydi.</p>
<p><strong>“Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazan.</strong></p>
<p>Kahveler geldi. Kahveciye parasını uzattı adam.</p>
<ul>
<li>İkisini de ben içeceğim bırak masaya dedi. Kahveci afallayarak çıktı dükkândan.</li>
</ul>
<p>Kitabın sayfalarını karıştırdı, ilk baskısıydı, kokusunu içine çekti… Sararmış sayfalarında küçük notlar alınmıştı.</p>
<p>Son sayfaya geldiğinde, kırmızı kalemle yazılmış şu şiiri buldu.</p>
<p>A<em>şkı aradım senin nefesinde,</em></p>
<p><em>Kokunda saklanır sandım da,</em></p>
<p><em>İçime çektim yokluğunun her saniyesinde…</em></p>
<p><em>Ne sen sendin kendince,</em></p>
<p><em>Ne de ben bendim.</em></p>
<p><em>Bir mananın bütünlüğünde aşkı aradık biz sessizce,</em></p>
<p><em>Oysa aşk bize koşarken,</em></p>
<p><em>Biz kaçtık ondan ölesiye.</em></p>
<p><em>Şimdi mana ne sen de saklı,</em></p>
<p><em>Ne benim hüzün dolu gözlerimde.</em></p>
<p><strong><em>Sen benim için aşkın manasını giydirdiğim bir surettin sadece… </em></strong></p>
<p>Evrenin yasası bir kez daha yerini bulmuştu, ait olan ait olduğuna sonunda kavuşmuştu.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>SON</strong></p>
<p><figure id="attachment_9930" aria-describedby="caption-attachment-9930" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg"><img class="size-full wp-image-9930" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?resize=300%2C440" alt="Küçük Kara Balık/ İlk Baskısı" width="300" height="440" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?resize=205%2C300&amp;ssl=1 205w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9930" class="wp-caption-text">Küçük Kara Balık/ İlk Baskısı</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/">Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9928</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kokuların Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Jun 2017 07:35:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Kantarcı Çulha]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9833</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her koku kendine ait bir anlam taşır. Bu kimi zaman eşyalardan, kimi zaman insanlardan, bazen de mevsimlerden hissedilir. Belki bilinçaltına atılan hatıralar, izlediğiniz şehrin kokusu, çocukluğunuzdan gelen bisküvi kokusu, sandık kokusu, belki de hayatınız boyunca özlem duyduğunuz bir tat&#8230; Ben hala dedemin bakkalındaki şekerlerin kokusunu hiçbir şeker ve bisküvide de yakalayamadım. Gerçekten kokular yıllara mı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/">Kokuların Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 14.0pt;">Her koku kendine ait bir anlam taşır. Bu kimi zaman eşyalardan, kimi zaman insanlardan, bazen de mevsimlerden hissedilir. Belki bilinçaltına atılan hatıralar, izlediğiniz şehrin kokusu, çocukluğunuzdan gelen bisküvi kokusu, sandık kokusu, belki de hayatınız boyunca özlem duyduğunuz bir tat&#8230; Ben hala dedemin bakkalındaki şekerlerin kokusunu hiçbir şeker ve bisküvide de yakalayamadım. Gerçekten kokular yıllara mı özgüdür ya da anılarla bütün müdür düşünürüm zaman zaman. Canınız bir anda bir şey ister ya hani. İşte özlenen koku da tam olarak odur aslında.</span></p>
<p><figure id="attachment_9834" aria-describedby="caption-attachment-9834" style="width: 416px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg"><img class=" wp-image-9834" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg?resize=416%2C277" alt="Kokuların Hikayesi" width="416" height="277" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/koku.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9834" class="wp-caption-text">Kokuların Hikayesi</figcaption></figure></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 11.5pt;"> </span><b><span style="font-size: 14.0pt;">Hatıraların rengi gün sarısına döndüğü vakitte geldi o koku. Bilemezsiniz. Hissettiğiniz koku biranda hikâyenizi getirir ya da hikâyeniz oluverir. Yaprağın düşme mevsimi gelmiştir. Başka düştüğü vakitler de olmuştur olacaktır da elbet. Ama rüzgâr bu ya işte, getirmiştir uzaklardaki kokuyu burnunuza. Hep gelmiş gibi ya da hiç gitmeyecek gibi.  </span></b></p>
<p class="separator" style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: center;" align="center"><span style="font-size: 13.5pt;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 14.0pt;">Hissedersiniz iliklerinize kadar duyduğunuz ve de tarif edemediğiniz o duyguyu. Sabaha kadar içinize sinmiştir sanki her gün aynı kokuyla uyanıyormuşçasına&#8230; En güzeli de hissettiğiniz bu kokunun bir yerlerde hissedildiğinden emin olmaktır. Kokular, mekânlar, rüyalar ve mevsim farklıdır oysa. Ama aynı olan bir şeyler vardır muhakkak bu duygulara sebep olan. Bilemezsiniz&#8230;</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 14.0pt;">Benimkisi bir dal turşusu hikâyesi&#8230; Sevdiğini bildiğim tek şey hiç adını duymadığım “dal turşusu”ydu. Daha önce hiç tatmadığım gibi kokusunu da bilmiyorum. Ama okuduğum kitabındaki kokuyla, sevdiğini bildiğim tek şey hafızamda bir bütün oluşturmuş, sonbaharda rüzgârın bana sürüklediği bir kokum olmuştu sanki. Belki bundan sonra her &#8216;dal turşusu&#8217; bana bu kokuyu hatırlatacak, her sonbahar bir anda böyle kokacaktı. Ya da hiç gelmeyecekti kokan o mevsim. Adı aşk ya da sevgi değildi. Neydi peki? Dedim ya bir dal turşusu hikâyesi&#8230; Mevsimsiz gelen ve de bir daha gelmeyecek olan&#8230;</span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;"><span style="font-size: 13.5pt;"> </span></p>
<p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt;">
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/">Kokuların Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kokularin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9833</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevmek Çok Mu Zor?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 05:57:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Okan Yavaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9821</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genç adam sırtını tepenin en ucunda bulunan ağaca dayamıştı. Uzakta koşturan çocuklara baktı. Bir tanesi sebepsizce son gücüyle koşuyordu. Bir şeylerden kaçarcasına canını kurtarmaya çalışırcasına koşuyordu. Hayallere daldı genç adam. Annesinden yediği azarlar aklına geldi. Sırtına hiç istememesine rağmen annesi tarafından koyulan havluları getirdi aklına. Bir anda omzunda bir el hissetti. “Hadi gidelim artık.” Dedi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/">Sevmek Çok Mu Zor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genç adam sırtını tepenin en ucunda bulunan ağaca dayamıştı. Uzakta koşturan çocuklara baktı. Bir tanesi sebepsizce son gücüyle koşuyordu. Bir şeylerden kaçarcasına canını kurtarmaya çalışırcasına koşuyordu. Hayallere daldı genç adam. Annesinden yediği azarlar aklına geldi. Sırtına hiç istememesine rağmen annesi tarafından koyulan havluları getirdi aklına. Bir anda omzunda bir el hissetti.</p>
<p>“Hadi gidelim artık.” Dedi Kirpik tanesi.</p>
<p>Kirpik tanesi en parlak yıldızları kıskandıracak parlaklıktaki gözlere sahipti. Kirpikleri oldukça uzun ve kıvrımlıydı. Bu kadının gözlerine baktıktan sonra gözlerinizi başka bir yana çevirmek neredeyse imkansızdı. İnsanın içini ısıtan koyu kahverengi gözlere, kıvrımlı uzun kirpiklere, esmer,  pürüzsüz ve parlak bir tene, uzun ince parmakların bir araya gelerek oluşturduğu naif ellere sahipti bu kadın. Genç adam ve Kirpik tanesi tepeden yavaşça yürüyerek yolda indiler. Yol kenarında ki motosiklete yaklaştılar. Genç, kaskı takması için Kirpik tanesine yardım etti ve motosiklete binip yola çıktılar. Gün batarken, yolun iki tarafına da sıralanmış olan uzun ağaçların arasından gelen gün ışığı ve rüzgarın bahşettiği tarifsiz bir özgürlük hissi ile gencin evine kadar sürdüler. Eve vardıklarında genç motosikletini park ederek evinin kapısına doğru ilerledi. Elini cebine atarak anahtarını almak isterken her zaman olduğu gibi anahtarını yere düşürdü. Bunun sebebi ise motosiklet eldivenlerini her defasında çıkarmayı unutmasıydı. Eve girdiler, ceketlerini asarak salondaki siyah deri koltuğa attılar kendilerini. İç tasarımı ahşap olan eskiyi andıran bahçeli bir evi vardı gencin. Salonda yerden tavana kadar bir cam vardı. Güneş batmış ve o camdan sokak lambasına bakarak ikisi de dalmıştı hayallere. Kirpik tanesi oldukça mantıklı düşünebilen ama yeri geldiğinde çocuklaşmayı seven bir kadındı. Bir anda sarı sokak lambasının ışığından kayıp geçen bir iki tane kar tanesi gördüler. Kirpik tanesi bir anda havaya zıplayarak:</p>
<p>“Kar yağıyor, kar yağıyor. O zaman ben kahveleri yapıyorum ve hafif bir müzik açıyorum.” Diyerek gencin yanından uzaklaştı. Genç, Kirpik tanesine göre daha ağır başlı ve melankolik bir yapıya sahipti. İki elinde kahvelerle ve bir kolunda battaniye ile dağınık kıvırcık saçlarıyla geldi ve kahveleri sehpa ya koydu, koltuğa uzanıp başını gencin kucağına koydu. Altta hafif bir ‘Chet Faker’ parçası çalmakta ikili kahvelerini yudumlayarak sokak lambasının önünden birbirlerine çarpmadan geçip giden kar tanelerini izlemekteydiler. Genç kendine sordu bu kadını sevip sevmediğini ama kesin bir cevap alamadı. Onun için gözleri parlayan her türlü hale bürünebilen bu kadını sevip sevmediğini kendi kalbine söylemek bu kadar zor olmamalıydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/">Sevmek Çok Mu Zor?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevmek-cok-mu-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Şizofrenin Günlüğü / Yalnızlık Şizofreni II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 06:54:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9811</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dün sana çiçek yollamak için çiçekçiye gittim. Doğum günün diye bugün. İhtiyar adam bana bir çiçek hazırladı, güzel bir demet. Kâğıdı aldı, kalemi aldı. Ne yazalım evlat dedi.   İyi ki doğdun dedim. Yazdı.  Kim diyelim dedi. Bilemedim. Evet bilemedim. Senin hayatındaki yerim neydi. Dost mu, arkadaş mı, bilemedim. Her zaman ki gibi yine senin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/">Bir Şizofrenin Günlüğü / Yalnızlık Şizofreni II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dün sana çiçek yollamak için çiçekçiye gittim. Doğum günün diye bugün. İhtiyar adam bana bir çiçek hazırladı, güzel bir demet. Kâğıdı aldı, kalemi aldı.</p>
<ul>
<li>Ne yazalım evlat dedi.</li>
<li>  İyi ki doğdun dedim. Yazdı.</li>
<li> Kim diyelim dedi.</li>
</ul>
<p>Bilemedim. Evet bilemedim. Senin hayatındaki yerim neydi. Dost mu, arkadaş mı, bilemedim. Her zaman ki gibi yine senin hayatında bir yerim olmadığını fark ettim. Çıktım çiçekçiden.</p>
<p>Bağırdı ihtiyar arkamdan;</p>
<ul>
<li> Heeyy Evlat. Parasını geri alsaydın bari.Başımı önüme eğip çıktım. Birkaç adım atıp, kimsin ki lan sen dedim yine kendi kendime. Sen kimsin. Başkalarının hayatına zorla girmek isteyen biri mi? Kimsin?</li>
</ul>
<p>İçine girdiğim psikolojiden çıkmak için tren garına yürüdüm sonra. Doktorum bunu tavsiye ediyor. Yürümek seni rahatlatıyorsa yürü dedi. Koşmaksa koş… Ama rahatla…</p>
<p>Burayı da artık eskisi gibi sevmiyorum. Ama yine de geliyorum. Biliyor musun, Ankara tren garında seni beklediğim peronları yıktılar. Yenilik varmış. Yeni modern yerler yapılacakmış. Eskimiş. Evet, yanlış duymadın eskimiş. Koca bir tarih eski diye yıkıldı. Aslında sadece eski bir garın eski peronları değildi yıkılan, yıkılan aynı zamanda çocukluğumdu. Anılarım, çocukça sevmelerim ve gençliğim. Gelecek nasıl olsa diye seni beklediğim o 9 Eylül mavi trenini beklerken ki ümitlerim. Tren garında seni beklediğim peronları yıktılar. Biliyor musun Ciriş çocukluğumu yıktılar. Acaba bu sefer peynir getirirler mi diye, akraba ziyaretinden dönen ailemi beklediğim O doğu ekspresinin girdiği peronlar.. Evet işte onları yıktılar. Bu ilk yıkılışı değildi hal bu ki çocukluğumun. Saat sekizde gelmesi gereken doğu ekspresinin saat dokuz buçuğa rötar yapmasına sinirlenen anneme, “Hoş geldiniz” den önce “Peynir getirdiniz mi” diye sorduğumda, çocuk musun lan dediği zamanda yıkılmıştı çocukluğum.</p>
<p>Bak görüyor musun? “Kimsin ki lan sen” diye söylene söylene geldiğim bu garda anılarıma dönerek kimliğimi arıyorum belki de.</p>
<p>Eskimiş Ankara Garı. Ve peronlarını yıkmışlar. Hayır Ciriş hayır, çocukluğumu yıktılar. Dedim ya aslında ilk değildi bu yıkılışlarım. O, senden sonra sırf sana benziyor diye çıkmaya başladığım kız arkadaşımla ilk buluşmada da yıkılmıştım. O bana sorduğu saçma soruya yerden yassı bir taş alıp, bi tarafına tükürüp, ıslak mı kurumu diye sorduğum zaman bana “çocuk musun” dediğinde de yıkılmıştı çocukluğum. Arkasını dönüp bir daha dönmemek üzere gitti. Üzülmedim.  Çünkü ıslak geldi ve ben haklıydım. Ayrıca bu ilk terk edilişim değildi.</p>
<p>Ankara Garında kepçelerin arasında gidişinden yıllar sonra sana çiçek almakla değil de çocukluğumla vakit kaybediyor olmam beni yoruyor. Hoş gitmiş birine niye çiçek alır ki bi adam. Yıkıntıların arasında kimsin lan sen sorusunun cevabını arıyorum. Bulabileceğimi sanmıyorum. Senin hayatındaki Guli kimdi ve neredeydi bilmiyorum.</p>
<p>O telefonu o adamın ismiyle açtığın günden beri ben kimim ve neyim ve hatta senin gözünde kimdim ve neydim bilmiyorum. Neden Ankara Garı gibi eskimiyorsun ve yıkamıyorum ben seni.</p>
<p>Üstüm biraz toz. Otobüste berduş zannedecekler yine beni. Gitmem gerek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/">Bir Şizofrenin Günlüğü / Yalnızlık Şizofreni II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu-yalnizlik-sizofreni-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9811</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gitmek Miydi En Kolayı? / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Jun 2017 06:57:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9779</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hiç boğulmak istercesine koşmak istedin mi, bilmediğin denizlerde. Ya da tam çıkışı gördüğün o aydınlıkta daha da karanlığa saplanmak. &#8211; Çok güzel bir rüyaydı,değil mi? Bilmediğimiz halde nasıl da dans ediyorduk! &#8211; Ya senin benim ayağıma basıp gözlerini kaçırıp gamzelerinin belirmesine ne demeli ! Geç kalmıştı. Ter içinde uyanmıştı, alarmın saatlerce çalışını yine duymamış, geç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/">Gitmek Miydi En Kolayı? / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Hiç boğulmak istercesine koşmak istedin mi, bilmediğin denizlerde.</p>
<div>Ya da tam çıkışı gördüğün o aydınlıkta daha da karanlığa saplanmak.</div>
<div></div>
<div>&#8211; Çok güzel bir rüyaydı,değil mi?</div>
<div>Bilmediğimiz halde nasıl da dans ediyorduk!</div>
<div></div>
<div>&#8211; Ya senin benim ayağıma basıp gözlerini kaçırıp gamzelerinin belirmesine ne demeli ! Geç kalmıştı.</div>
<div></div>
<div>Ter içinde uyanmıştı, alarmın saatlerce çalışını yine duymamış, geç kalmıştı. Oysa ki, hala o&#8217;nu uyandırmasını bekliyordu. Çarşaflar dağılmış, dün gece hatırlamayacak kadar berbattı. Lanetler okuyordu her sabah !</div>
<div>Her sabah o&#8217;nun tebessümünü bekliyordu. Çapaklanmış gözlerine bakıp ellerini kirlenmiş avuç içlerinde öpmek doyasıya sarılmak istiyordu. Artık ulaşamayacak kadar özgürdü.</div>
<div></div>
<div>&#8211; Artık aynalar bile kirliydi.Kapının deliğinde bi&#8217;tutam saçlarını unutmuştu.usulca bak<span style="color: #000000;">ı</span><a href="http://yordu.ke/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=http://yordu.ke/&amp;source=gmail&amp;ust=1498054522026000&amp;usg=AFQjCNF39LhDeFzPqyDd-EoYzjjpJYRjJA"><span style="color: #000000;">yordu. Ke</span></a>şke giderken bırakılan her telini de alıp götürseydi. Terk edecekken bu evi, gelir miydi o&#8217;an&#8217;lar?</div>
<div></div>
<div>&#8211; Biliyorum dedi sen de yorgunsun, yorgunsun işte.İnkar etme şu bedenine. Ve biliyorum yapacak hiç bir halin yok.</div>
<div></div>
<div>Çekip giderken kendine bi&#8217;söz verdi.</div>
<div></div>
<div></div>
<div><b><i>&#8221; her şeyi yıkmanın vakti.</i></b></div>
<div><b><i>yeni bir şeye başlamanın sihrine </i></b></div>
<div><b><i>inanıyorum seninle yeni bi&#8217; şeylere </i></b></div>
<div><b><i>başlamaya inanıyorum.. &#8221;</i></b></div>
<div><b><i> </i></b></div>
<div>Şimdi aramanın zamanı</div>
</div>
<div>Harekete geçmenin.</div>
<div><i>Hayat bunun için çok kısa değil miydi?</i></div>
<div></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/">Gitmek Miydi En Kolayı? / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gitmek-miydi-en-kolayi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:42:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[neyzen]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9732</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gönül bir şarkı söyler, şarkılarımız bizim romanlarımızdır.  Ahmet Hamdi Tanpınar Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Her gönül bir şarkı söyler, </em></strong><strong><em>şarkılarımız bizim romanlarımızdır.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Ahmet Hamdi Tanpınar</em></strong></p>
<p>Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh bir dostun kolunda yürüdüler yavaşça caminin avlusuna doğru…</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’unda kendi huzurumu ararken, satır aralarında ne kendimi ne de Mümtaz’ı henüz bulamamışken, beni sarsan nağmelerle mekân ve zamandaki yolculuğuma ara verip silkindim. İşittiğim notaların kulağımdan yüreğime inen ezgisi, yaşlı çınarın hemen dibinde oturan, dilenci ya da meczup diye az önce görmezden geldiğim, çınardan çok daha genç olan Neyzen’e yöneltti bakışlarımı. Masaya oturduğumda fark etmemiştim bile onu. Üzerindeki giysileri, elindeki tespihi, saçı sakalı birbirine karışmış halini görmemiş, hiç yokmuş gibi yanından geçip gitmiş, masaya oturmuştum. Oysa şimdi gönlümü yakan Ney’inin sesiyle beni sarsmış, kendi varlığının içine benim varlığımı hapsetmişti adeta. Dünya haline kapattığı gözleriyle, kendi iç sesindeki musikinin notaları arasında geziniyordu. Kim bilir bizim hiç gitmediğimiz diyarlarda seyr-ü sefer ediyordu. Ona yaşlı diyemezdim hatta yaşıt bile sayılabilirdik. Hayatın benden alıp götürdükleri ile ondan aldıkları epeyce farklıydı anlaşılan. Hiç kimseyle tek bir kelam etmeden Ney’i ile hasbihal ediyordu yalnızca. Dostlukları belli ki kaviydi. Kadim seslerin tınısı az önce dinlediğim ezanın sesiyle bir’leniyordu. Musikiyle az çok ilgilendiğim için, hicaz makamındaki taksimini anlamam güç olmadı. Tiz perdelerdeki seyrinden, hicaz makamından hicazkâra geçişini fark ettim hemen. Ben de kapadım gözlerimi. Ney’in büyülü âlemine bıraktım tüm benliğimle kendimi. Mümtaz’ın geçtiği sokaklarda dolanmaya başladım. Yıllar öncesinde onun sahaflardan çıkıp, Çınar altında yaptığı yürüyüşünü, üniversiteye varmadan, kütüphanenin köşesinden sağa süzülüşünü izledim. Uzun çarşıdan Rüstem paşa camine kadar indirdim onu hayalimde… Adımlarının seslerini dinledim, Ney’in nağmelerinde…</p>
<p>Muhayyile bu durur mu bir kere; Nazım Hikmet’in ‘Kuvayi Milliye Destanı’ giriverdi işin içine.</p>
<p>İşte! Şoför Ahmet’ konuşuyordu kendi kendine. Beynimin kıvrımları arasında, patlamış tekerini değiştiriyordu kurtuluş savaşının tam ortasında; Afyon‘da…</p>
<p>“Ahmet&#8217;in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.<br />
Bu şarkı nihaventtir<br />
ve beyaz tenteli sandalları,<br />
siyah mavnaları,<br />
güneşli karpuz kabuklarıyla<br />
bir deniz kıyısındadır şehir.</p>
<p>Vantilâtörde adedi devir<br />
düşüyor gibi.<br />
Arkadaşlar ileri geçtiler.<br />
Ay battı.<br />
Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.</p>
<p>Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,<br />
çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür&#8217;ü,<br />
kalk,<br />
sıra servilerin önünden yürü,<br />
çeşmeyi geç,<br />
mektep bahçesi, medreseler,<br />
orda, Harbiye Nezareti&#8217;nin arka duvarında<br />
siyah çarşaflı bir kadın<br />
çömelip yere<br />
darı serper güvercinlere<br />
ve papelciler<br />
şemsiye üstünde papaz açarlar.</p>
<p>Motor mızıkçılık ediyor,<br />
bizi dağ başlarında bırakacak meret.</p>
<p>Ne diyorduk oğlum Ahmet?<br />
Dökmeciler sağda kalır,<br />
derken, Uzunçarşı&#8217;ya saparken,<br />
köşede, sol kolda seyyar kitapçı :<br />
«Hikâyei Billûr Köşk»,<br />
altı cilt «Tarihi Cevdet»<br />
ve «Fenni Tabâhat».<br />
Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,<br />
yani yemek pişirmek.<br />
Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.<br />
Yaldızlı kuyruğundan tutup<br />
bir salkım üzüm gibi yersin.</p>
<p>İlerde bir süvari kolu gidiyor,<br />
saptılar sola.</p>
<p>Uzunçarşı&#8217;yı dikine inersin.<br />
Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.<br />
Ve sen İstanbullu,<br />
sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan<br />
şaşarsın İstanbullulara :<br />
ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.<br />
Rüstem Paşa Camii…”</p>
<p>Bu Neyzen Hicazkârdan hüzzama ne vakit geçti,</p>
<p>Beni benden edesicesi…</p>
<p>Nasılda kapıldım hayal-i aşkına ey sevgili!</p>
<p>Bir ömrü yercesine yüreğinde,</p>
<p>Yüreğimi nasıl da gizledim?</p>
<p>Ah sevdiğim!</p>
<p>Ah ciğerparem, pare pare ettin bütün ciğerlerimi…</p>
<p>Ben seni Artvin’in sarp dağlarında bırakıp gittim zannederken,</p>
<p>Aslında sen benim hep peşimdeydin.</p>
<p>Ey peri kızı neredesin?</p>
<p>Benden habersiz bunca yıl, söyle nerelerde seyir ettin?</p>
<p>Seni orda, öylece,</p>
<p>Bir başına bırakıp,</p>
<p>Kendimden kaçarken,</p>
<p>Sen ki,</p>
<p>Her anını bana ah! ederek geçirirken,</p>
<p>O çocuk gözyaşlarının içine seni hapseden ben,</p>
<p>Kendi mezarımı kazmışım bunca yıl bilmeden…</p>
<p>Bana doğum günümde en kıymetlini hediye etmiştin.” Aynısını burada buladım demiştin.” Zaten tek bir kitapçı vardı çarşının ortasında. Babanın sana onuncu yaş gününde aldığı kitabı, kendi ellerinle bana vermiştin.<strong> “Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazan o Küçük Kara Balığı…</strong></p>
<p>Benim en kıymetlim sendin oysa. Senden başka aşk girmedi hayatıma… Ömrüm tükendi tükenecek artık ya. Bilmeni isterim ki, verdiğim söze hep sadık kaldım. Sevdama hiç yalan katmadım. Gözlerinin içine bakarak haykırdım kaç kere sana, duymadın beni nafile. Korktuğum sendin aslında. Kaçtım beni sarıp sarmalayan sevginden. Öyle içten bakıyordun ki bana, kendimi gördüm gözlerinin aynasında. Yıllar önce kaybettiğim kendimi buldum o aynada. Yitirdiğim ne varsa bir bir çıkarıyordun karşıma. Yüreğinin saflığında utandım halimden. Yenilgilerimi vurdun yüzüme, yüzleşemedim onlarla. Kirlenmişliğimle dokunamadım sana. Sevemedim seni doya doya. Kaçtım senden, kendimden. Kaçarsam kurtulurum sandım. Uçurumundan yuvarlandığımı çok sonra anladım… Bir daha da rastlayamadım izine… Seni aradım Mecnun gibi kendi hayatımın çöllerinde…</p>
<p>Küçük Kara Balığım, sana yazdığım mektubu koydum kitabının arasına. Olura belki af edersin bir gün beni diye. Sahaflardaki bir arkadaşıma bıraktım burada. İzini bulursun belki diye umut ederek, vurdum kendimi yurdumun dikenli patikalarına… Yol bitti artık. Çınar altında bekliyorum bak hâlâ. Belki çıkıp gelirsin diye. Son bir kez gözlerini görebilmenin ümidiyle, veda edeyim diye sana…</p>
<p>Ah! Hüzzam, ah!</p>
<p>Gönlümün ateşi söner mi ki?</p>
<p>Sönsün artık bu nefes, sende bulayım huzuru,</p>
<p>Ey neyzen vurdun beni yerden yere…</p>
<p>Öyle derin üflüyorsun ki,</p>
<p>Yesari Asım Arsoy’un bestesini…</p>
<p>” Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.</p>
<p>Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.”</p>
<p><figure id="attachment_9736" aria-describedby="caption-attachment-9736" style="width: 415px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg"><img class=" wp-image-9736" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=415%2C415" alt="Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni" width="415" height="415" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?w=706&amp;ssl=1 706w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 415px) 100vw, 415px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9736" class="wp-caption-text">Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni</figcaption></figure></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9732</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günlerden Bir Gün / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:05:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bihter G*]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9706</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir gün sen de öğreneceksin. Acıyı iliklerinde hissettiğinde, yanlış insanı sevdiğinde, sana verilen sözler buhar olup havaya karıştığında, öğreneceksin. Kıvılcımların kor olduğunda, ta derinden yandığında beni anacaksın. Aldığın ahlar peşini bırakmadığın da, aldığın nefes asit olup içini yaktığında, uykusuz kalıp gözlerinin altına bir çizgi daha eklendiğinde, her rüyan kabusa döndüğünde anlayacaksın beni. İçin için ağlarken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/">Günlerden Bir Gün / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün sen de öğreneceksin. Acıyı iliklerinde hissettiğinde, yanlış insanı sevdiğinde, sana verilen sözler buhar olup havaya karıştığında, öğreneceksin. Kıvılcımların kor olduğunda, ta derinden yandığında beni anacaksın. Aldığın ahlar peşini bırakmadığın da, aldığın nefes asit olup içini yaktığında, uykusuz kalıp gözlerinin altına bir çizgi daha eklendiğinde, her rüyan kabusa döndüğünde anlayacaksın beni. İçin için ağlarken sustuğunda, kimseyle konuşamadığın da, kelimeler seni anlatmaya yetmeyecek birer sembol olduğunda, bir sigaranın ardından ikinciyi yaktığında, hatıralarla boğulduğunda, sevginin, aşkın hırçınlığı seni sardığında, günler geceler, geceler gün olduğunda, renklerin siyaha dönüştüğünde, bana kıyamaz, beni kıramaz, dediğin seni paramparça ettiğinde, gülümsemelerin yüzünde solduğunda…<br />
En ufak olgular kafanda bir anı canlandırdığında, geriye dönemeyeceğini anladığında, dönsen bile hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kafana dank ettiğinde, şarkılar kulaklarını uyuşturan siren sesine benzediğinde, yaşadığın şehir ufacık, karanlık bir mahzene benzediğinde, kaybetme korkusunu tattığında, o tat damağında ince bir tabaka yarattığında, dünyanın en güzel manzarası gözünde toza toprağa, çamurlu suya dönüştüğünde, ağlamaktan korkmadığında, yaşları gözlerinde tutamadığın da, uğruna dünyaları yakacağın, senin dünyanı kavurduğunda, telefonun her çalışında hayal kırıklığına uğradığında, yalnız uyuduğunda ve yalnız uyandığında, artık dalgaya alacak bir konu bulamadığında, gülümseyeceğin her şey birer cam kırığına dönüştüğünde, gördüğün her beyaz lalede, izlediğin her filmde, baktığın her sevgilide, bir daha sevememekten korktuğunda ve sevilmemekten, arkanda bıraktığın her kadında, canın daha fazla yanmaz gibi hissederken daha çok yıprandığında, işte tüm bunlar gerçekleştiği zaman beni anlayacaksın. Aniden aklına düşeceğim, yarım-kırık bir gençlik hikayesi olarak. Kendinden başka birini sevdiğinde öğreneceksin. O zaman geldiğinde şimdi sen benden ne kadar uzak, ne kadar mutluysan, ben de senden o kadar uzak ve o kadar mutlu olacağım. Belki beni arkanda bıraktığına üzüleceksin. Beni yarım ve kimsesiz bıraktığında. Ama elbet bir gün beni anlayacaksın. Elvedaların zor olduğunda.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/">Günlerden Bir Gün / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunlerden-bir-gun-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9706</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 06:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9687</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı. Etrafında birileri varmış gibi telaşlı bir şekilde kafasını sağa sola çevirdi. Gözleriyle de etrafta kimsenin olmadığına emin olunca ağır adımlarla geri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/">Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı. Etrafında birileri varmış gibi telaşlı bir şekilde kafasını sağa sola çevirdi. Gözleriyle de etrafta kimsenin olmadığına emin olunca ağır adımlarla geri geri çekilmeye başladı. Arkasını dönüp gitmeye cesaret edemediğinden geriye doğru attığı adımları hızlandırdı. Ağaçlıktan çıkıp arabaya yaklaştığında, birkaç dakika önce hiçbir şey görmemiş gibi üstünü düzeltip efendisinin yanında yerini aldı. Önce göz göze gelip kısa bir baş eğmesiyle onay alışverişi yaptılar daha sonra ikisi de şoförün korkak adımlarla geldiği yöne uzunca daldılar. Hiç bitmeyecek gibi süren bu uzun bakışları bir yıldırım bozdu. İkisi de seri hareketlerle arabaya atlayıp ağaçlığın içindeki patika yolda ilerlemeye başladılar. Normal zamanda bile bozuk olan yolu bu yağmurda aşması epey bir zordu. Tek kolunu cama yaslayan adam elini sıkıca kapamış, çenesini yorgun bir şekilde üstüne bırakmıştı. Bagajda taşıdıkları cesedin sarsıntıdan dolayı çıkarttığı gürültüye rağmen karanlığa dalmayı başarabilmişti. Gözlerini kırpmadan tek bir noktaya bakıyordu Yanından hızlıca geçtikleri ağaçların ne derece korkunç gözüktüğünün farkına bile varmamıştı. Olayın ilk anından beri aynı soğukkanlı tavrını hiç bozmamıştı ve bu işi aynı tavırla bitirmek istiyordu. Bir an gözlerini indirecek gibi olsa da şoförün yaptığı sert manevralar onu aniden tekrar uyandırıyordu. Şoför ise adama rağmen daha tedirgin ve telaşlı gözüküyordu. Efendisinin onu gönderdiği yere gidene kadar en az efendisi kadar soğukkanlıydı fakat karşılaştığı son manzara onu bu denli bir duygu karmaşasına sokmuştu. Arabanın silecekleri hızlı bir şekilde ön camı temizlerken o da gözlerini sertçe kırpıp karanlıkta yolu seçmeye çalışıyordu. Titreyen bacaklarıyla pedallara basmaya devam ederken bir anda tüm gücüyle frene yüklendi. Sanki bütün korkusunu boşaltmıştı frene. Ani frenle öne fırlayan adam elleri titreyen şoföre sert bakışlarla döndü. Şoförün arabanın önüne bakan gözlerini görünce çevirdi kafasını ve yolun ortasına devrilmiş ağacı gördü. Oturuşunu düzeltip şoföre tekrar baktı. Ellerini sımsıkı direksiyona yapıştıran şoför gözlerini kırpmadan önüne bakmaya devam ediyordu. Sert bir dokunuşla arabanın uzun farlarını yakan adam şoföre arabayı yanlarındaki ağaçlık alana çevirmesini istedi. Arabanın önü ağaçlık alana geldiğinde alan birden aydınlanmış, ağaçların arabayı gören yüzleri güneş görmüş gibi parlamıştı. Birkaç dakika hiç ses çıkarmadan yağmurun dinmesini bekleyen şoför ve efendisi, yağmur hafifledikten sonra arabadan inip cansızlığını büyük bir sadakatle koruyan cesedi de bagajdan çıkarttılar. Vakit geçtikçe ağırlaşan ceset işleri daha da zorlaştırıyordu. Şoför, önce kollarından kavradığı cesedin yarısını çıkarttıktan sonra efendisine döndü. Adam işaret parmağıyla sık ağaçların arasında zor görülen açıklığı işaret etti. Şoförün hemen ardından o da açıklığa doğru yürümeye başladı. Kazma ve küreği arabada bırakan şoför kollarındaki cesedi bıraktığı gibi tekrar arabaya koştu. Bagaja doğru kafasını uzattığında döşemedeki kurumuş kanı gördü. Hafifçe gözlerini kısıp dudaklarını büzdü. İğrenmeye karşı gösterebildiği en büyük tepki buydu. Kazma ve küreği aldığı gibi adamın yanına koştu. Yağmur iyice hafiflemiş neredeyse durmuştu. Adam ise şoförün kazması gereken yere uzun bir sopa dikmiş hemen önlerindeki gölde dökülen yaprakların önüne eğilmiş, elini yüzünü yıkıyordu. Ellerini yüzünde iyice gezdirdikten sonra bir süre durup yüzündeki damlaların suya damlayışını seyretti. Su durulduktan sonra kendi yüzü belirdi su yüzeyinde. O tebessüm sessizce oturdu yine adamın ağzına. Bu sırada şoför gerekli büyüklükte çukuru kazmış, efendisinin emirlerini bekliyordu. Adam ayağa kalktıktan sonra ıslak elleriyle pantolonunun paçasını temizledi ve yine bir kafa hareketiyle cesedin gömülmesini onaylamış oldu. Her şey bitip toprak düzleştirildikten sonra şoför ve efendisi arkasına bakmadan arabaya bindiler. Eve geri dönerlerken adam kafasını cama yaslayıp sarsıntıya rağmen uyumak istedi fakat bu sefer de ufukta görünen güneşin ışıkları izin vermedi. Koltukta doğrulup gömleğinin yakalarını düzelttikten sonra:</p>
<ul>
<li>Yeni bir gün daha doğuyor ha? Diye gülümseyerek şoföre döndü adam.</li>
<li>Haklısınız efendim, diyerek korkak bir sırıtmayla karşılık verdi şoför.</li>
</ul>
<p>Güneşin yavaş yavaş yolu aydınlatmasına rağmen, bu sefer daha dikkatli bakıyordu yola. Eve vardıklarında adam birkaç saat sonra tekrar hazır olması için şoförü dinlenmeye yolladı. Gecenin yorgunluğunu atlatmış gibi görünen adam parmağıyla tuttuğu ceketi omzuna attı ve evinin merdivenlerini seri adımlarla tırmandı. İçeri girip birkaç saat dinlenmek fena olmaz diye düşündü fakat henüz işi bitmemişti. Dağılan çalışma odasına girip derin bir nefes aldı ve hizmetçilere o çıkana kadar temizlenmesini istediğini söyledi. Şimdilik yapacak bir işi olmadığından yatak odasına çıkıp kendini ılık suyun altına bıraktı. Dakikalarca küvete doldurduğu suyun içinde kaldı ve daha sonra üstünü giyinip odasının camından dışarıyı izlemeye koyuldu. Sonbaharın kimseye göstermeden sakladığı sırlar ve bir katilin soğukkanlılığı uyumlu hale getiriyordu bu ormanı. Ağaçların sallanışı ve kargaların çığlıkları sağanağın altında eriyip gidiyordu. Saatlerce süren fırtınaların ardından esen sabah rüzgârı geride hiçbir şey bırakmıyordu. Güneş doğduğunda ise doğanın en yalancı hali kendini sergiliyordu. Daha önce de dediği gibi: Yeni bir gün başlıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/">Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9687</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SİMİT / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 06:44:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9629</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gün yüzümü gizleyerek simit satıyorum. Her günüm çocuklarımla geçiyor. Benim bir sürü çocuğum var. Sırrımı bilen… Oğullarımın okuduğu okula yakınım. Onlar beni bilmiyor. Ama ben simit satıyorum sokakta çocuklara. Çocuklarım beni biliyor, ben onları biliyorum. Ama oğullarım bunu bilmiyor. Her günüm böyle geçiyor. Ben Sen’i sayıklayarak oğullarımı okutmaya çalışıyorum. Simit satıyorum çocuklara. Bazılarını eve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/">SİMİT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her gün yüzümü gizleyerek simit satıyorum.</p>
<p>Her günüm çocuklarımla geçiyor.</p>
<p>Benim bir sürü çocuğum var.</p>
<p>Sırrımı bilen…</p>
<p>Oğullarımın okuduğu okula yakınım.</p>
<p>Onlar beni bilmiyor.</p>
<p>Ama ben simit satıyorum sokakta çocuklara.</p>
<p>Çocuklarım beni biliyor, ben onları biliyorum.</p>
<p>Ama oğullarım bunu bilmiyor.</p>
<p>Her günüm böyle geçiyor.</p>
<p>Ben Sen’i sayıklayarak oğullarımı okutmaya çalışıyorum.</p>
<p>Simit satıyorum çocuklara.</p>
<p>Bazılarını eve götürüyorum oğullarım yesinler diye.</p>
<p>Ama ben hep durgunum hayatta.</p>
<p>Başka işim yok.</p>
<p>Kazandığım üç beş kuruşla oğullarım okutuyorum.</p>
<p>Her silik şu anda.</p>
<p>Ben de.</p>
<p>Bir masalsı yorgunluk içindeyim.</p>
<p>Sokakta yalnız bir göçebeyim.</p>
<p>Ben bir ANNEyim.</p>
<p>Bir ANNE.</p>
<p>Ne işim var bu sokakta?</p>
<p>Oğullarıma bakmak için.</p>
<p>Yorgunum ama umutluyum.</p>
<p>Çünkü ben bir anneyim.</p>
<p>YOKSUL denizin kıyısındadır evim.</p>
<p>Ben bir anneyim.</p>
<p>Elinde simit satmaya çalışan…</p>
<p>Ama gizli ama gerçek…</p>
<p>Ben bir anneyim okulun bahçesinde gezen çocuklara gebeyim.</p>
<p>Ben bir ANNEyim.</p>
<p>Dilenci değilim, hayır.</p>
<p>Ben bir ANNEyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/">SİMİT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simit-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9629</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sokağın Şairi&#8230; / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Jun 2017 06:51:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömür Karakaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9587</guid>
				<description><![CDATA[<p>Daha 12 yaşında Tarlabaşı&#8217;nın deli dolu sokaklarında hayatına dokumuştu şiirle dans etmeyi. Tanju, Dersim&#8217;inden göç etmiş bir ailenin tek çocuğuydu Tarlabaşı&#8217;nın dikiş tutmaz sokaklarında. 12 yaşında atılmıştı küçükken cesaret edip çıkmadığı sokaklara. Ve sigara içmeye başlamıştı 12 yaşında çok yürekli bir genç olmuştu okulu bırakıp boyacılık yapıyordu gündüzleri geceleri ise dost edindiği sokağında sabahlara kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/">Sokağın Şairi&#8230; / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Daha 12 yaşında Tarlabaşı&#8217;nın deli dolu sokaklarında hayatına dokumuştu şiirle dans etmeyi.</div>
<div>Tanju, Dersim&#8217;inden göç etmiş bir ailenin tek çocuğuydu Tarlabaşı&#8217;nın dikiş tutmaz sokaklarında. 12 yaşında atılmıştı küçükken cesaret edip çıkmadığı sokaklara. Ve sigara içmeye başlamıştı 12 yaşında çok yürekli bir genç olmuştu okulu bırakıp boyacılık yapıyordu gündüzleri geceleri ise dost edindiği sokağında sabahlara kadar dans ediyordu.</div>
<div>Belki de o sokaklar bir gün her şeyi olacaktı Tanju&#8217;nun.</div>
<div>Tanju anarşist ruhunun verdiği yetkiyle 15 yaşında başladı mahallede kabadayılığa soyunmaya sanki bir futbol takımının yıllarca kulübede beklediği bir starıydı. Mahalle aralarında zengin aile çocuklarından kestiği haraçla yoksul mahalliye destek sunuyordu kalan parayla ise cigara sarıyordu köşe bucakta ve 12 yaşından beridir  sürekli yaptığı şeyi yapmaya devam ediyordu, şiir yazıyordu yaşayamadığı hayatı yazdığı şiirlerle düşlüyordu Tanju.</div>
<div>18 yaşında mahallenin en janti adamı oluverdi birden o hızlı, cesur, korkusuz, acımasız çocuk şiir yazınca dünyanın en masum insanı oluveriyordu. Ve 18 yaşında ilk adam yaralama olayını gerçekleştirdi mahallenin bakkalı olan küçük çocuklara sarkıntılık yapan pezevenk İhsan&#8217;ı 6 yerinden bıçaklayarak yaraladı. Kendince düşlediği dünyayı kuruyordu Tarlabaşı&#8217;nın sessiz sedasız yorgun kaldırım taşlarında ama bazen adalet tecelli etmiyordu hapse girdi 8 ay 12 gün yattıktan sonra hapishaneden çıktı. Hapishanede çok şey öğrendi bu delikanlı çıktığında çok daha olgun biri oluverdi. Şiirlerinde bunu daha iyi algılıyordu insan.</div>
<div>Ve yeniden koşturmaya başladı Tanju, Tarlabaşı&#8217;nın boyun eğmez sokaklarında. Gün geçtikçe kendi kanunlarını uygulamaya başladı eroini yasakladı haksızlıkları önledi savaştı gece gündüz bu dikiş tutmaz sokakların esrarlı gişesinde. Ama her zaman olduğu gibi birilerinin işine gelmedi bu. Yeni yetme bir çakal nasıl olur da bizim ticaretimizi engeller dediler büyük büyük ağabeylerimiz. Oysa Tarlabaşı en yoksul mahallelerden biri olmasına rağmen eroin ticaretinin merkezi haline gelmişti çünkü itilen çocuklar eroine mecbur bırakılmıştı Tanju şiirlerinde düşlediği gibi kurtaracaktı bu rant sever büyük büyük ağabeylerin elinden Tarlabaşı sokaklarını.</div>
<div>Ama hiç de öyle olmadı işler yolunda gitmedi Tanju için ne şiirlerde ki kafiyeler yan yana dizildi nede düşlenen özlemler yan yana geldi. Daha 22 yaşında bir mahallenin en delikanlı kabadayısı olan Tanju cigarasını yudumlayıp şiir yazarken bir köşede pezevenk İhsan&#8217;ın yerini bildirmesiyle büyük büyük eroin tüccarı ağabeylerin adamları tarafından yanına yaklaşan araçtan kurşun yağmuruna dizildi bedenine isabet eden 26 kurşun ile öldü Tanju oysa o kadar güzel cümleler yazıyorken yılan bile ısıramazdı insanı ama kan yağmuruna tutuldu defterindeki şiirler sonra geride yoksul koca bir mahalle bıraktı hep ezilen bir mahalle hep sokağının damarına basılan bir mahalle ve 10 yıla sığdıramadığı binlerce şiir.</div>
<div>Cesedini almaya geldiklerin de şu cümleler yazıyordu gökyüzü dolu defterinde &#8216; hiç ölmesem keşke bu dünyanın kanlı mabedinde &#8216;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/">Sokağın Şairi&#8230; / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sokagin-sairi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Az İşkembe / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Jun 2017 07:15:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mete Can Koçak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9502</guid>
				<description><![CDATA[<p>Okumam gereken yaşlardayım, hala. Olmadı. Ne yapalım? Çorbacıda çalışıyorum bir süredir. Gece garsonuyum. Bizim işler daha çok gece olur. Zaten zamanla alışıyor insan gece çalışmaya da sarhoş müşterilere de. Ayakta duramazlar, kendilerini masaya zoraki atıp: “Az işkembe” derler. Ayılmak için az işkembeden medet umarlar. Eğer çok sarhoşlarsa daha bitmeden çorba, kafaları masanın üstünde sızarlar. Yemezler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/">Az İşkembe / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Okumam gereken yaşlardayım, hala. Olmadı. Ne yapalım? Çorbacıda çalışıyorum bir süredir. Gece garsonuyum. Bizim işler daha çok gece olur. Zaten zamanla alışıyor insan gece çalışmaya da sarhoş müşterilere de. Ayakta duramazlar, kendilerini masaya zoraki atıp: “Az işkembe” derler. Ayılmak için az işkembeden medet umarlar. Eğer çok sarhoşlarsa daha bitmeden çorba, kafaları masanın üstünde sızarlar. Yemezler çorbayı, yanına yatarlar. Onları ayıltmak da benim işim. Sevmiyorum onlarla böyle uğraşmayı. “Bana ne?” demek istiyorum ama diyemiyorum. Kötü olmak istemiyorum. Çoğu döker çorbasını. Ses etmem. Temizlerim. Evet, döktükleri çorbaları da ben temizlerim. Garsonum ama yaparım. Mehmet abi öyle istiyor çünkü. Bizim patrondur Mehmet abi. O da sarhoş gelir hep. Sevmiyorum içkiyi de içeni de. Garsonluğu da sevmiyorum ama ne yapalım? Olmadı.</p>
<p>Yalnız çorba kazanlarının başına geçmeyi seviyorum. Usta sigara içmek için dışarı çıkar. “Oğlum kazan” der. Ben geçerim kazanların başına. Tıpkı onun gibi karıştırmaya çalışırım. Kepçeyi dibe daldırır, çevirir ve doldururum. Sonra yine. Hem garson olurum hem usta. Çorba isteyen kişi sevdiğim biriyse ya da çorbayı kibarca istediyse ayırırım yağları daha etli koyarım çorbasını. Daha çok doldururum ekmek sepetini. Sarhoşlara özen göstermem. Kötü de vermem. Nasiplerine ne düşerse onu götürürüm. Hem sadece sarhoşlar gelmez buraya. Bazen üniversiteli abiler gelir. Neden gece vakti çıkıp çorba içmeye gelirler bilmiyorum. Ama gelsinler. Seviyorum onları. Hal hatır sorarlar en azından. “Az işkembe” deyip kestirmezler. “İbo az işkembe alabilir miyiz?” derler. Ben sadece onlara cevap veririm. “Hemen abi” derim. Diğerlerine kafamı sallar geçerim ama bu abiler kibar. Cevap vermesem olmaz. Seviyorum onları. Ama Mehmet abi sevmez. “Şunların tipine bak hele” der arkalarından. “Sen kendi tipine bak” demek isterim ancak diyemem. Ne yapalım? Çalışmam lazım. Hayat…</p>
<p>Hava hafiften aydınlanmaya başladığında temizliğe başlarım. Masadaki sirke şişelerini, tuzlukları ve peçeteleri kontrol ederim. Gerekirse yenilerini koyarım. Sabah sekizde biter işim. Tabi gündüz çalışan garson zamanında gelirse. Ama gelmez. İşine geç kalanları sevmiyorum. Fakat itiraz etmem. Kötü olmak istemiyorum. Çalışmaya ihtiyacım var. Hayat bu, okuman gereken yaşlarda çalıştırır seni. Üstelik sevmediğin insanların yanında sevmediğin işler yaptırır. Dedim ya olmadı. Okuyamadım. Ne yapalım?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/">Az İşkembe / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/az-iskembe-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9502</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 08:53:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilmece]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sanat duvarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9519</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya “Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım” “ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane “Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.” “Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.” Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya</strong></p>
<p>“Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım”</p>
<p>“ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane</p>
<p>“Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.”</p>
<p>“Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.”</p>
<p>Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik birbirimize. Gürültü yapmadan, ortalığı dağıtmadan, ‘usul usul’ oturduğumuz minderlerde ‘el üstünde kimin eli var’ oynadık. Fır döndü ile leblebileri toplayıp, hacıyatmazlarla neşemizi katladık. Yılın son gecesinde tombalayı kim çekecek diye yarışa tutuştuk önce, sonra birinci çinko, ikinci çinko, en sonunda bingo, kaptık ortaya konan ödülü kısmetimize göre… Ödül de ya bir kitap ya bir çoraptı…</p>
<p><figure id="attachment_9526" aria-describedby="caption-attachment-9526" style="width: 189px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg"><img class="wp-image-9526 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg?resize=189%2C267" alt="Hacıyatmaz" width="189" height="267" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9526" class="wp-caption-text">Hacıyatmaz</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9527" aria-describedby="caption-attachment-9527" style="width: 100px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png"><img class="wp-image-9527" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png?resize=100%2C187" alt="Fır döndü" width="100" height="187" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9527" class="wp-caption-text">Fır döndü</figcaption></figure></p>
<p>Sıcak odun ateşinde patlayan kestanelerin kokusuyla girdik evlerimize. Kartopu yemiş yüzlerimize, alı mor renklerimize aldırmadan koştuk sobanın başına. Soğuktan çatlamış ellerimizle açtık kestane kabuklarını. Yanarken parmak uçları, atıverdik ağzımıza bu lezzetli topları…</p>
<p>Ahşap dolgu topuk terliklerle koşarak indik merdivenleri, tıkırtısını dinlettik bütün mahalleye. “Bakkal amca bir leblebi tozu versene…” Nidamızla inlettik semayı…</p>
<p>Evcilik oyunlarımıza almadık erkek çocuklarını, onlar da bizi almadılar. Kovboyculuklarını gizli gizli oynadılar… Kızlı erkekli bir tek yakar top oynadık. Ama her seferinde erkekler tarafından yakılmaktan kurtulamadık. Yakan topla yanan neden hep biz olduk? Bir türlü anlayamadık…</p>
<p>Bilemedik bize bildirileni, çocuktuk göremedik bizde olanı. Hep çocuk kalacak olmamızı kabullenemedik bir türlü. Büyüdük sandık bazı bazı, işte o vakit hepten yanıldık…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik oysa sofralardaki soda şişelerine konulan. Koparılıp toprağımızdan, soluncaya kadar elde tutulan… Sonra! Sonrasında rüzgârın bağrına salıverilip, kurdun kuşun elinde ötelere saçılan…</p>
<p><strong><em>Çocuktuk; sevincin bağrından kopmuştuk. Kır papatyalarının koparılmadığı masallardan, âşık adının mecnun olduğu diyarlardan koşar adım geliyorduk. Kimi kez zümrüt-ü Anka kuşunun kanadında, kimi kez Kaf dağının ardında; ama hiç dinmeyen ‘ateş-i Suzan-ı firkat’ sadrımızda, uzanıp boylu boyunca zamanın akışına, devranı seyrediyorduk. </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Çocuktuk; masal dinleye dinleye bir gün masal olacağımızdan bihaber yaşayıp gidiyorduk. Henüz fısıldamamıştı kulağımıza peri kızları, hep çocuk kalacağımızı. Düşlerimizin üstüne basmamıştı daha karabasan tohumları.</em> <em>Ekmek kavgası nedir bilmez iken, ‘develer tellal, pireler berber ‘olmadan sokak aralarında yedik domates-peyniri ekmek arasında; nimet tadında…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Başımızın tacıydı Allah aşkı. Kim derse ki ‘Allah aşkına yapma! ‘akan su durur, zehir lokma olsa yutulurdu. Hayatın merdivenlerini tırmanıyorduk şevkle, yüzümüzde gülümseme, ‘dostluğun biz sevgisiyle toplanıyorduk her an’ yüreklerimizde. ‘Bu sevgi bağıyla’ sarılıyorduk birbirimize… Hizmet için milletimize, dağılıyorduk yurdun dört bir köşesine…</em></strong></p>
<p><strong> </strong>Anne- babalarımızın göz bebeğiydik. Sıcak sudan soğuk suya dokunmayan ellerimizle kazandığımız okullardan, zamanı geldiğinde mezun olduk. Bu ellerle tuttuk diplomaları. Kepleri fırlatamadık belki havaya, ama bu ellerde yükseldi istikbalimiz; gururla…</p>
<p>Dostluğu ve doğruluğu şiar edinmiştik. Söz senetti indimizde. Bir kez çıktı mı dilimizden ölsek geri dönmezdik verdiğimiz sözden.</p>
<p>Vefa bir semt adıydı içtiğimiz bozaların tadında; ‘ dönülmez akşamın ufkunda’ isimlerimizin yanına kazılı göbek adımızdı. Satmazdık arkadaşımızı öyle üç beş kuruşa. Hayatın sillesini yesek de, cefasından inlesek de minnet etmezdik ağyara. Hasretinde beklerdik sevdiğimizi, koşmazdık iki paralık yosmaların koynuna…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik kelebeğini bekleyen, ‘aşkın şarabından içen’… Bütün bir baharı, tek bir kelebeğin kanatlarının altında gizleyen… Onun güzelliğinde seyr-i devran eğleyip, rüyasını süsleyen…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9519</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 07:53:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9480</guid>
				<description><![CDATA[<p>Önce ışıkları söndürdü, daha sonra mumları yaktı. Derin derin yıpranmış kilimin üzerindeki soğuk ve cansız bedeni süzdü. Kibriti çaktıktan sonra duyduğu tek şey yağmurun cama vurduğu tıkırtılardı. Birkaç gündür aralıksız yağıyordu yağmur. Gökyüzüne nefes aldırmayan bulutlar şehrin üstünde uzun bir süredir süzülüyordu. Elinde kibrit çöpü uzunca bir süre daldı ıslak penceredeki yansımasına. Neden sonra elindeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/">Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Önce ışıkları söndürdü, daha sonra mumları yaktı. Derin derin yıpranmış kilimin üzerindeki soğuk ve cansız bedeni süzdü. Kibriti çaktıktan sonra duyduğu tek şey yağmurun cama vurduğu tıkırtılardı. Birkaç gündür aralıksız yağıyordu yağmur. Gökyüzüne nefes aldırmayan bulutlar şehrin üstünde uzun bir süredir süzülüyordu. Elinde kibrit çöpü uzunca bir süre daldı ıslak penceredeki yansımasına. Neden sonra elindeki kibritin alevi işaret parmağını ince bir acıyla yaktı ve çöpü birden elinden düşürüverdi. Geri almaya yeltenmedi zira oda bir kibrit çöpünü kaldırmayla toparlanacak gibi değildi. Bütün mumları yaktıktan sonra sebepsiz yere bir kez daha turladı cansız bedenin etrafında. Yüzünde duyguların hiçbirinden en ufak bir zerre bile barındırmıyordu. Yanında biri olmadığından olsa gerek bir kelime bile konuşmamıştı aynı zamanda. Öylece salonun içinde dolanıyor, boyuna yerdeki bedeni izliyordu.</p>
<p>Evin en büyük odası olmalıydı burası. Dört bir tarafı kaplayan kitap raflarına rağmen hem zengin gösteren kadife kılıflı kanepelere hem de ceviz ağacından yapılma sehpalara epey bir yer kalmıştı. Üstelik bir de arkasında devasa boyutlarda bir tabloya sahip çalışma masası da vardı bu odada. Kafasını önce sağa sonra sola eğerek uzun süre inceledi tabloyu. Görüş alanına sığmamış olacak, birkaç adım geri attı. Durduğunda salonun tam ortasında, yüksek tavandan sarkan taşlı avizenin tam altındaydı. Yağmur şiddetini azaltınca kendi nefesini duymaya başladı. Bundan rahatsız olup nefesini derin ve uzun aralıklarla almaya başladı. Ayakta durmuş olmanın verdiği yorgunlukla oturacak bir yer aradı. En sonunda karar veremediğinden çöküverdi bulunduğu yere. Yerdeki bedene yukarıdan bakmıyordu artık. Dizlerinin üstünde emekleyerek biraz daha yaklaştı. Neredeyse yüz yüzelerdi. Bir süre yüzünü süzdü. Solgun beyaz tenine zorla tutuşturulmuş kapkara kaşlarının altında gözleri duruyordu. Parçalanmış dudakları normalde olduğundan daha kalın gösteriyordu. Kapalı da olsa gözlerine daldı. Yüzünde belirsiz bir gülümsemeyle rahat bir nefes verdi. Ardından korkak bir tıklamayla kapı çalındı. Ufak tefek bir adam şoför üniformasının kollarını sıyırmış kısık ve tiz sesiyle:</p>
<ul>
<li>Araba hazır efendim, diye seslendi.</li>
</ul>
<p>Adam neredeyse yerde yatan cansız bedenden daha tepkisizdi. Ne tek kelime konuştu ne de kafasını çevirip içeri giren adama baktı. Garip bir şekilde hala yerdeki bedeni izliyor, bir yandan da dışarıdan izleyenler için huzursuzluk verici gülümsemesine devam ediyordu. Bir süre bu şekilde bekledikten sonra derin bir nefes alıp hızlıca kalktı oturduğu yerden. İçeri korkarak giren üniformalı adam çift taraflı kapının tekini açık bırakmış, önünde bağladığı elleriyle efendisinin kendine vereceği emirleri sadakatle yerine getirmeyi bekliyordu. Buna rağmen efendisi tek kelime etmeden önce kalktığı yerde hafifçe silkindi daha sonra yakasını ve paçalarını düzeltti. Üniformalı adamın tuttuğu kapıdan ağır adımlarla çıkarken tek eliyle kapının tokmağına astığı ceketini de aldı eline. Tek kelime etmeden koridor boyunca düzenli ve ağır adımlarla yürümeye devam etti.</p>
<p>Efendisinin arkasından bir süre daha bekledikten sonra cüssesinin aksine şaşılacak bir çeviklikle yerde yatan bedeni hızlıca kollarından kavradı ufak adam. Efendisiyle biraz önce göz göze gelmişti ki bu da yapması gerekenleri anlamasına yeter de artardı bile. Sıkıca kavradığı bedeni önce kaldırmayı denedi fakat buna kendi de inanmadı. Daha sonra kollarından sürükleyerek biraz önce efendisinin geçtiği koridordan hızlıca geçti. Çıkış kapısına geldiğinde bükülmüş beli ile zar zor açabildi koca kapıyı. Yağmur şiddetini yeniden arttırmıştı. Kaldırım taşlarını dövercesine vuruyordu damlalar yere. Araba kapının önüne önceden çekildiğinden çok fazla ıslanmayacağını düşünmüştü fakat efendisinin arabanın önünde elleri cebinde sırılsıklam olduğunu görünce kuru kalma hayalleri suya düşmüştü. Kollarından kavradığı bedeni öylece kapının eşiğine bırakıp efendisinin yanına koştu. Adam elleri cebinde gömleği vücuduna yapışmış bir şekilde önlerindeki patika yolu izliyordu. Kalçasını yasladığı arabanın farları yolu aydınlatmaya yetiyordu. Arada sırada ıslandığı için gözlerinin önüne düşüp görmesini engelleyen saçları dışında her şey tertemiz görünüyordu. Efendisini rahatsız etmekten korkarak yanına yaklaşan ufak tefek adam da çoktan sırılsıklam olmuştu. Tam efendisine neden arabaya binmediğini soracaktı ki ince, yüksek bir çığlık yardı gecenin zifiri karanlığını. Şoför korkuyla yerinden sıçrarken, tek elini cebinden çıkarmadan saçlarını düzelten adamın yüzünde o rahatsız edici gülümseme yeniden belirdi. Şoförü ürküten bu gülüş, adamın ağzında sanki hep oradaymış gibi duruyordu. İstemeyerek göz göze geldiler adam şoförün yüzünü süzdükten sonra gözleriyle ileriyi işaret etti. Adamın işaret ettiği yerde karanlıktan başka hiçbir şey gözükmüyordu. Az önce gelen çığlığı da hesaba katacak olursak sorgusuz bir şekilde o karanlığa dalmak çok da akıl karı değildi. Bunlar elbette şoförün o endişe verici karanlığa dalmasına engel olmadı. İçindeki vefa ve minnet duygusu ağır basan şoför, her zaman olduğu gibi iki eli önünde aldığı emri koşarak gerçekleştirdi.</p>
<p>Yağmur yüzünden bir bataklıktan farkı kalmayan yolda zar zor ilerlerken İtalyan marka pantolonu çoktan çamura bulanıştı bile. Sırılsıklam olan gömleğinin içinden sarkmış vücudu görünüyordu. Zaten ağır olan şapkası yağmur suyunu emince iyice ağırlaşmıştı fakat hala en sağlam haliyle kafasında taşıyordu. Karanlık içerisinde ilerledikçe el feneri ışığı daha da sönükleşiyordu. Gökyüzünde ise aydan eser yoktu. Şoför gözlerine güvenmezdi pek ama şimdiye kadar gayet iyi iş çıkarmışlardı. Açıkçası korktuğu ne karanlık ne de belirsiz bir yerden gelen korkunç çığlıktı. Asıl korkusu efendisinin emirlerini yerine getirememek ve ona karşı mahcup olmaktı. Bu yüzden her işi en doğru şekilde yapmaya çalışır, efendisinin hoşuna gitmeyecek davranışlardan her zaman kaçınırdı. Emir aldığı zaman düşünmekten çok yerine getirmeye odaklanırdı. Elindeki fenerin ışığı azaldıkça diğer elinin avuç içine vurarak fenerin son enerjisini de kullanmak istiyordu. Tam fazla uzaklaştığını düşünüp geri dönecekti, gördüğü manzara balçıkla bulanmış ayaklarını yere sapladı. Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı.</p>
<p>Açıklama</p>
<p>O gün işten döndüğünde işlerin hiç bu kadar karmaşık bir hal alacağını tahmin etmemişti. Arabasından inip eve doğru yürürken o gün yaptığı şeyleri en ufak bir pişmanlık sezmeden tekrar aklından geçirdi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/">Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9480</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Jun 2017 07:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9473</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saatlerdir kağıt bana ben kağıda bakıyorum.Kalemse çaresizce elime alınmayı bekliyor.. Kelimeler zihnimde dönüp duruyor.Lügatta dahi olmayan kelimeler,bumerang gibi dönüp dönüp duruyor.Birazdan ufak çaplı bir &#8216;big bang&#8217; gerçekleşebilir! Bir kelime,bir kelime,bir kelime.. Ne olabilir? Kelime seçimi yapmakta zorlanıyorum.Onun yerine psikolojik bir durum yaratıp kelime bulmaya çabalıyorum. Masanın üzerindeki bardak,bir sürahi dolusu su ve soğumuş çaya takılıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/">BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerdir kağıt bana ben kağıda bakıyorum.Kalemse çaresizce elime alınmayı bekliyor..</p>
<p>Kelimeler zihnimde dönüp duruyor.Lügatta dahi olmayan kelimeler,bumerang gibi dönüp dönüp duruyor.Birazdan ufak çaplı bir &#8216;big bang&#8217; gerçekleşebilir!</p>
<p>Bir kelime,bir kelime,bir kelime.. Ne olabilir? Kelime seçimi yapmakta zorlanıyorum.Onun yerine psikolojik bir durum yaratıp kelime bulmaya çabalıyorum.</p>
<p>Masanın üzerindeki bardak,bir sürahi dolusu su ve soğumuş çaya takılıyor gözüm.Oldukça basit bir durum aslında yada basit bir diziliş.Neden dikkat çeksin ki? Bardağın şekline bakıyorum.Üstü açık bir silindir,renksiz ve kabartmalı.Güneşin gelişini kestiği için su da gökkuşağı çıkarabiliyor bazen.Tam da bu düşüncenin üzerine şafak söküyor ve güneş ince bir aralık bulup camdan içeri sızıyor.Bardakta ne bir parıltı ne gökkuşağı var.Sürahideki suyu bardağa dolduruyorum.İnce bir parıltı beliriyor.Bu parıltı sürahiden bardağa boşalan su ile artıyor.Suyun akışı ve ışık.. Sürahinin içinde sanki sürahinin bir parçası gibi duran su,şimdi bardağın içinde.Oysa tamamen sürahiye ait gibiydi.Yine aynı mantıkla sürahi masanın üzerindeydi ve onunla bir bütün gibiydi ama sürahiyi masadan ayırabildim.Bütün gizli parçalara dönüştü.Sebep? Limit olabilir mi? Yıllar yıllar önce böyle bir teoriyi duymuştum birinden.Belki teoriden çok bilimsel gerçektir ama benim zihnime teori olarak yerleşmiş bir kere.Limit 0&#8217;a yaklaştığı için yani tamamen sıfır olmadığı için ve bunu nesnelere indirgediğimizde ; nesnelerin de birbirinden ayrılması yani tam anlamıyla bütün olmaması söz konusuymuş.Bir yerde parça bütün ilişkisine başka bir bakış açısı kazandırıyor bu teori(yada her neyse).İlk duyduğum anda şimdi,şuan düşündüğüm an kadar etkilemiştir beni bu teori(yada her neyse).Kilit kelime &#8216;Limit&#8217;.Hemen kağıdın üst köşesine yazıyorum.Kelime her yöne çekilebilir.Kişiye,düşünceye ve öze bağlı şekillenebilir.O an aklıma çılgınca bir soru geliyor.Ya limit 0 olsaydı? Benim zihnime göre &#8216;big bang&#8217; olurdu.Kim bilir..</p>
<p><figure id="attachment_9475" aria-describedby="caption-attachment-9475" style="width: 400px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg"><img class="wp-image-9475 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?resize=400%2C387" alt="Ritmin limiti" width="400" height="387" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?resize=300%2C290&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9475" class="wp-caption-text">Ritmin limiti</figcaption></figure></p>
<p>Kafamda kelimeler bir o yana bir bu yana savrulurken,dilimin ucunda bir ritim var.Ne bir şarkı,ne bir şiir,ne klasik müzik,ne solo.. Hiçbirine benzemeyen bir ritim. Ama ritmin özelliği bir şarkıya,bir soloya benzemesi değil miydi? En basitinden doğal bir sese benzemesi gerekmez mi? Bu ritimde bir tanımsızlık var.Ritmin limiti 0.O halde ikinci kelime &#8216;Tanımsız&#8217;..</p>
<p>İki kelime üzerine ne yazılabilir? Limit,tanımsız.. Birde &#8216;Belki&#8217; olabilir.Zihnimin içinde &#8216;big bang&#8217; başladı bile.Durdurulamaz bir akış var.İsimler,tanımlar,tanımsızlıklar,mevsimler,saatler,şiirler.. Ürkütücü ve bir o kadarda ilgi çekici.Bu üç kelime Jean Paul Sartre&#8217;ı anımsattı.Ve felsefenin derinliğine inmeye başladım..</p>
<p>Şimdi bu üç kelime üzerine nasıl bir edebiyat parçalanırdı.Parçalansa ne kadar etkili olurdu? Yada büsbütün saçmalık olurdu belki de.Her neyse.Belki bir gün bunun üzerine uzun uzun yazılar yazarız hepimiz.Belki bu iş zor olmaktan çıkar.Kim bilir..</p>
<p>&#8216;Fiyaka&#8217;lı bir kapanış yapalım o halde.Ortaçgil &#8216;eski defterler&#8217;i açıp &#8216;Bu İş Çok Zor Yonca&#8217; desin.Bizde aynı şeyi söyleyelim.Bu iş çok zor yonca.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/">BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9473</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MUHAYYELAT / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Jun 2017 07:29:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[giritliazizefendi]]></category>
		<category><![CDATA[muhayyelat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dayım Dursun kitap hastasıdır, ne bulursa okur. Geçenlerde Giritli Aziz Efendi’nin “Muhayyelat” adlı kitabını okudu. Keşke okumasaydı, öyle bir ruhani boyutlarda gezinmeye başla ki çevresinde bulunanlar her gün yeni bir sürprizle karşılaşır oldu. Kitaptaki bazı sihirli kelimeleri ezberleyip okumaya başladı. Kitaptaki simyacı karakterlerden hareketle simya yazılı ne bulduysa alıp arşivlemeye başladı. Tesadüflerin peşinde koşturmaya başladı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/">MUHAYYELAT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dayım Dursun kitap hastasıdır, ne bulursa okur. Geçenlerde Giritli Aziz Efendi’nin “Muhayyelat” adlı kitabını okudu. Keşke okumasaydı, öyle bir ruhani boyutlarda gezinmeye başla ki çevresinde bulunanlar her gün yeni bir sürprizle karşılaşır oldu.</p>
<p>Kitaptaki bazı sihirli kelimeleri ezberleyip okumaya başladı. Kitaptaki simyacı karakterlerden hareketle simya yazılı ne bulduysa alıp arşivlemeye başladı. Tesadüflerin peşinde koşturmaya başladı. Yolda hiç tanımadığı kişilerle diyalog kurar oldu. Mistik boyutların uçlarında dolaşırken gerçek hayatla bağ kurmakta zorlanmaya başlamıştı.</p>
<p>Bir gün bir alışveriş merkezinde çok sıkışıp tuvalete girdi. Çıkışta kapıya astığı ceketini unutmuş vaziyetteydi. AVM’ de biraz daha gezindi. Bir ara AVM anonsundan kendi ismine benzer bir çağrı işitti ama önemsemedi. Bir süre sonra çağrı tekrarlandı. Evet, yanlış duymuyordu; kendi isimi anons ediliyordu. Merakla danışmaya gitti. “Merhaba, Dursun……..benim” dedi. Alışkanlıkla kimliğine el attı. Dondu kaldı. Kimliği ceket cebindeydi, fakat ceketi neredeydi? Üstünü başını yokladı, sanki ceketini bulabilecekmiş gibi. Birden hatırladı, tuvalet… “Ceketim, ceketim” diye heyecanla danışmadan tuvaletleri doğru koşmaya başladı. Kendisinden daha genç ve hızlı olan güvenlik elemanı hemen ona yetişip önüne geçti. “Beyefendi bizde sizinle ceketinizle ilgili olarak konuşacaktık” dedi.</p>
<p>Güvenlik elemanı Dayım Dursun’u güvenlik odasına davet etti. Birlikte gittiler, dayım ceketini hemen tanıdı ve kimlik bilgilerini eksiksiz söyledi. Ayrıca cüzdanında ne kadar nakit, kaç adet kredi kartı var, banka isimleriyle açıkladı. Bilgiler doğruydu. Ceketi ve cüzdanı teslim aldı. Bir belge imzalayıp oradan ayrılırken ceketi kimin bulup getirdiğini öğrenmek istedi. Güvenlik tuvaleti temizleyen Rıza adındaki elemanın bulup getirdiğini söyledi. Dayım adamlara teşekkür edip ayrıldı.</p>
<p>Dayımın hedefinde ceketi bulup getiren Rıza adlı mübarek adam vardı. İki bin beş yüz lira nakit paraya el sürmemiş, karttır, carttır önemsememiş bu adamın bulunduğu yere doğru yöneldi. Rıza’yı tuvaletleri temizlerken buldu. Cüzdanından bir yüzlük çıkarmış, adama vermek üzere hazırlamıştı. “Kolay gelsin birader, Rıza sen misin” diye sorarak adama yaklaştı. Adam evet anlamında başını salladı. “Bu ceketi tanıdın mı” diye sordu dayım. Rıza baktı fakat bir yorumda bulunamadı. Dayım: “Bu senin bulup teslim ettiğin ceket” diye ceketini gösterdi. Rıza: “Evet bir ceket buldum bugün” diye cevapladı. Dayım içinden: “Ne mübarek adam, dünya malı gözünde değil” diye geçirdi. “Yüz lira nedir ki; iki bin beş yüz lira para, kredi kartları falan” diye düşünerek elindeki yüzlüğü Rıza’ya uzattı. Rıza paraya bakmadan “İstemez beyefendi” diyerek geriye doğru döndü. Dayım ne kadar teşekkür etse de, parayı vermek için güreş tutsa bile Rıza parayı kabul etmedi. Dayım da pes edip “Eğer kabul edersen senin adına bu parayı fakir birine vereceğim” diyerek duygu dolu, nemli gözleriyle oradan ayrıldı.</p>
<p>Dayım ne iyi insanlar var diye düşünerek otoparktaki aracını buldu. Yola çıkıp giderken bir yandan parayı kime vereceğini düşünmekteydi. Niyet ettiği için ve bu niyetinin Allah katında kayıtlı olacağını düşündüğü için borçlu kalmak istememekteydi. Adama verdiği sözü yerine getirmek onun boynunun borcuydu. “Aksi taktirde misliyle ödemek zorunda kalırım,” diye düşünüyordu. Akşam trafiği yoğunlaşmaktaydı. İlk kavşakta yolda dilenen dokuz on yaşlarında Suriyeli çocuğu gördü. Beklediği an gelmişti. Çocuk arabaya yaklaşıp elini uzatınca, dayım da cebinde hazır tuttuğu yüzlüğü çocuğa takdim etti. Çocuk yüz lirayı alınca şaşkınlıktan kaldırıma yığıldı. Dayım çocuğa “Rıza’ya dua et” der, fakat çocuk Türkçe bilmediği için anlamsızca bakmaktaydı.</p>
<p>Yeşil ışık yanınca dayım yoğun trafikte yavaşça hareket etti. Elinde yüzlük tutan çocuk aynı yaştaki arkadaşına elindeki parayı sallayarak dayımın arabasını gösterdi. Dayım yoğun trafikte durduğu anda artık diğer çocuk burnunun dibinde belirdi. Elini camdan uzatıp para istemektedir, ne de olsa yağlı biri vardır karşılarında. Dayım sakince “Senin arkadaşına verdim” der. Fakat çocuk ısrarını sürdürmekteydi.</p>
<p>Dur kalk yapan araçlar dört sıra yan yana dizili vaziyetteydi. Çocuk ta dayımın arabasının dibinde ve hiç ayrılma niyetinde değildi. Sürekli el avuç uzatmakta ve arabanın çevresinden ayrılmıyordu. Arkadaşına yüz lira veren kendisine de üç beş kuruş verir düşüncesinde olmalıydı. Dayım hareket ederken önüne geçen çocuk, dayım durduğunda camlardan birine yapışıyordu. Dayımın “git, hayır, olmaz, hayır” direnişi çocuğun hiç umurunda değildi. Dayım gittikçe mistik havasından ayrılmaktaydı. Arabanın etrafında dolaşan çocuk diğer sürücülerin de dikkatini çekmişti.</p>
<p>Meraklı gözlerle bakan yan araçtakilere “Az önce arkadaşına yüz lira verdim, bu da gördü peşimi bırakmıyor” diyerek derdini belli etti. Trafik açılmıyor, çocuk gitmiyor, dayım gittikçe sinirleniyordu. Dayım artık eski dayılıktan çıkmıştı. Çocuğa artık küfürler etmeye başlamıştı. Çocuk yaklaşıp dayıma aynasını kıracağını gösterip, tehdit aşamasına geçmişti. Lanet trafik, doğal tıkanıklık formatını bozmak niyetinde değildi. Çocuk bu sefer sağdaki aynaya yöneldi. Ancak dayım sağ koltuğa dayalı uzun saplı şemsiyesini görünce kapıverdi. Aynaya yaklaşan çocuğa doğru uzatınca çocuk uzaklaştı. Fakat çocuk diğer tarafa gelmiş elini uzatıp para isteğini sürdürüyordu. Bu kadar ısrar karşısında dayım da işi inadı bindirmişti. Bir süre çocuğu görmezden gelmeye çalıştı. Ancak çocuk arabanın önüne geçince dayım zıvanadan çıktı. El frenini çekip arabadan atlayıp çocuğun üzerine yürüdü. Arkasındaki araçlar dat dut yapınca çocuğu kovalamaktan vazgeçip aracına bindi.</p>
<p>Dayım verdiği vereceği paraya lanet ediyordu. Kendi kendisine “Ulan parayı verecek başkasını bulamadım mı? Diye söylenerek lanet okuyordu. Her zaman kördüğüm olan kavşağa iyice yaklaşmıştı. Araçlar değişik kombinasyonlarda ve değişik açılarla, kavşakta geçiş gösterisi sunuyorlardı. Dayım artık ne ağlayabiliyor ne de gülebiliyordu. Kavşakta araçlar ve arabasının etrafındaki pasaklı çocuk dönüp duruyorlardı. Dayımın bağırmaktan boğazı acımaya başlamıştı. Çocuk halinden memnundu, artık eğleniyordu. Dayımın kulaklarına kadar öfke dolu olması çocuğa sanki zevk veriyordu. Sen bana para vermezsen ben de seni çatlatırım der gibiydi. Çocuk yine aynaya yöneldi, dayım elindeki şemsiyeyle daha atik davranıp çocuğu bertaraf etti. Çocuk şimdi agresifleşmeye başlamıştı. Yerden bir şeyler alıp atar gibi yapıyordu. Çocuk kavşak kenarındaki otluk alana gidip otların arasında aranmaya başladı. Dayım “Taş alıp atacak” diye düşünüyordu. Önü açılınca çocukla muhatap olmamak için sola dönme yerine karşı boş yola doğru gazladı.</p>
<p>İşte olan o an oldu, dayımın arka yan camından bir patlama sesi duyuldu. Artık o çocuğu öldürmek şart olmuştu, aracını hemen sağa çekip küfürler ederek atladı. Uçarcasına kavşaktaki araçların arasında kaybolmakta olan çocuğu gördü. Artık kimse onu elinden alamazdı. Peşinden koşmaya başladı. Şimdi kavşağın gerisindeki boş yola geçmişti. Ancak son hatırladığı şey; keskin bir fren sesi olmuştu.</p>
<p>Dayım sonrasında kendisini yol kenarındaki otların arasında buldu. Can havliyle üzerinden gelen araçtan kurtulup yol kenarındaki otluk alana kendisini atmıştı. Uzun atlama esnasında ayağı yol kenarındaki betona takılıp paldır küldür yuvarlanıp, kafayı bir yerlere vurmadan kurtulmuştu. Sersem sersem etrafına bakında çocuk mocuk göremiyordu. Kalkıp silkinip aracının olduğu yere doğru yöneldi. O kadar kızgındı ki kulaklarından alevler ortalığa saçılıyordu</p>
<p>Olayın devamını dilenci çocuktan dinliyoruz:</p>
<p>“Kavşakta cimri adamı son gördüğümde, kavşakta uçarak otların arasında yuvarlanıyordu. Düştüğü yerden kalkıp gidinceye kadar bekledim. Arabasıyla uzaklaştığını görünce, yuvarlandığı yerdeki trafik ışıklarının olduğu yere gittim. Bu saatlerde kavşak daha yoğun oluyor, daha çok para topluyordum. Kırmızı ışıkta gelen araçlara bekliyor, yeşil ışık yanınca otluk alana sıçrıyordum. Üçüncü sıçrayışta ayaklarım dolaşıp otların arasına yuvarlandım. Kalkmak için elini attığımda yerde yumuşak bir şeye dokundum. Kahverengi bir cüzdandı bu. Heyecanla açtım, içinde iki bin dört yüz lira vardı. Birden nefesim tutuldu, elim ayaklarım titremeye başlamıştı. Birileri görür diye de çok korkuyordum. Sonra cüzdan sahibinin kimliğini buldum. Kimlikteki fotoğrafı görünce bir çığlık attım. Fotoğraftaki adam az önce para almak için peşinde koştuğum adamdan başkası değildi. Paraları cebime koydum, cüzdanı da akşam karanlığı çökerken en uzak noktaya fırlatıp uçarcasına bizim barakaya koştum.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/">MUHAYYELAT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muhayyelat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ABSÜRT / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 08:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9431</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşam olmuştu. Ne yazacağını bilemedi yazar. Ne olsundu? Düşündü taşındı. Karakteri hakkında bir şey yazamadı. Kahvesinden bir yudum aldı. Denedi. Çabaladı. Olmadı. Arkadaşlarına sordu. Ne yazabilirim diye. Cevap vermediler. Sadece düşündüler. Karakter uykudan yeni uyandı. Elini yüzünü yıkadı. Kahvaltıya geçti. Bir güzel karnını doyurdu. Çayını içti. Adam hala düşünmekteydi. “Ne yazsam acaba?” Düşündü. Taşındı. Karar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/">ABSÜRT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşam olmuştu.</p>
<p>Ne yazacağını bilemedi yazar.</p>
<p>Ne olsundu?</p>
<p>Düşündü taşındı.</p>
<p>Karakteri hakkında bir şey yazamadı.</p>
<p>Kahvesinden bir yudum aldı.</p>
<p>Denedi.</p>
<p>Çabaladı.</p>
<p>Olmadı.</p>
<p>Arkadaşlarına sordu.</p>
<p>Ne yazabilirim diye.</p>
<p>Cevap vermediler.</p>
<p>Sadece düşündüler.</p>
<p>Karakter uykudan yeni uyandı.</p>
<p>Elini yüzünü yıkadı.</p>
<p>Kahvaltıya geçti.</p>
<p>Bir güzel karnını doyurdu.</p>
<p>Çayını içti.</p>
<p>Adam hala düşünmekteydi.</p>
<p>“Ne yazsam acaba?”</p>
<p>Düşündü.</p>
<p>Taşındı.</p>
<p>Karar veremedi.</p>
<p>Bir yudum daha aldı kahvesinden.</p>
<p>Karakter çamaşırlarını makineye koydu.</p>
<p>Makineyi çalıştırdı.</p>
<p>Çamaşırlar yıkanıyordu.</p>
<p>Adam bir yudum daha aldı kahvesinden.</p>
<p>Hala düşünüyordu.</p>
<p>Karakter oturmuş, yoga yapmaya başlamıştı.</p>
<p>Theta dalgaları çalışıyordu.</p>
<p>Adam kahvesinden bir yudum daha aldı.</p>
<p>Karakter hala yogadaydı.</p>
<p>Yoga ile rahatlamaya çalışıyordu.</p>
<p>Bir şeye odaklanmıştı.</p>
<p>Neye odaklandığını bilmiyoruz ama odaklanmıştı.</p>
<p>Adam kahvesinden bir yudum daha aldı.</p>
<p>Düşündü.</p>
<p>Birkaç saat boyunca düşündü.</p>
<p>Karakter yoga yani trans halinden çıktı.</p>
<p>Mutfağa geçti.</p>
<p>Mutfakta yemek yapmaya başladı.</p>
<p>Öğle olmuştu.</p>
<p>Acıkmış olmalıydı.</p>
<p>İtalyan yemeklerini çok severdi.</p>
<p>Makarna suyu koydu ocağa.</p>
<p>Kaynamasını bekledi.</p>
<p>Yarım saat geçince su kaynadı.</p>
<p>Tuz ve yağ koydu.</p>
<p>Sonra makarnayı koydu.</p>
<p>Şöyle bir karıştırdı.</p>
<p>Adam hala düşünmekteydi.</p>
<p>Kahvesinden birkaç yudum daha aldı.</p>
<p>Karakter makarnayı tabağına koymuş, yiyordu.</p>
<p>Güzelce karnını doyurdu.</p>
<p>Çok acıkmış olmalıydı.</p>
<p>Doyduktan sonra sofradan kalktı.</p>
<p>Bulaşıkları yıkadı.</p>
<p>Bulaşıklığa kuruması için koydu.</p>
<p>Adam hala düşünüyordu.</p>
<p>O sırada kapı çaldı.</p>
<p>Karakter kapıya doğru yöneldi.</p>
<p>Kapıyı açtı.</p>
<p>Annesiydi.</p>
<p>“Selamun Aleykum!”</p>
<p>“Aleyküm selam!”</p>
<p>İçeri girdi.</p>
<p>Birer kahve içtiler.</p>
<p>Saatlerce sohbet ettiler.</p>
<p>“Havalar 14 derece olacakmış.”</p>
<p>“Evet, düşecek diyorlar.”</p>
<p>Adam kahvesinden son yudumları aldı.</p>
<p>Saatler 19’u göstermekteydi.</p>
<p>Saatlerce düşünmüş konu bulamamıştı.</p>
<p>Karakter uyumak için yatağına gitmişti.</p>
<p>Adam bilgisayarı elinden bıraktı.</p>
<p>Uyumak için yatağında gitti.</p>
<p>Ben de bıraktım.</p>
<p>Bir şeyler yazamadan kalemi elimden bıraktım.</p>
<p>Uzaklığa düştüm.</p>
<p>Yoruldum.</p>
<p>Ne için?</p>
<p>Bir hiç uğruna…</p>
<p>Yazar BEN’i yazamadan…</p>
<p>“Bunları yazan çocuk kör oldu!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/">ABSÜRT / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/absurt-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KATRE / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/katre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/katre/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 10:33:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9427</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elindeki çayı bıraktı denizi izlerken. Dalgaların süzülmesini izledi. Kıvrım kıvrım oluşunu. Taşlara vurup vurup kaçışını. Kayaların arasından geçişini. O’nu çok özlemişti. Adını sayıklıyordu. Ayakları sızlıyordu. Elleriyle ovdu bacaklarını. Deniz dalgalıydı tıpkı Karadeniz gibi. Masmavi suyun beyaz köpüklerini izledi. Sabunlanmış gibiydi. Deniz dışındaki yerler yeşildi. Yemyeşil… Dağlar aradan gülümsüyordu. Dalgalar, taşlara çarpıp çarpıp kaçıyorlardı. Tıpkı şaka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/katre/">KATRE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elindeki çayı bıraktı denizi izlerken.</p>
<p>Dalgaların süzülmesini izledi.</p>
<p>Kıvrım kıvrım oluşunu.</p>
<p>Taşlara vurup vurup kaçışını.</p>
<p>Kayaların arasından geçişini.</p>
<p>O’nu çok özlemişti.</p>
<p>Adını sayıklıyordu.</p>
<p>Ayakları sızlıyordu.</p>
<p>Elleriyle ovdu bacaklarını.</p>
<p>Deniz dalgalıydı tıpkı Karadeniz gibi.</p>
<p>Masmavi suyun beyaz köpüklerini izledi.</p>
<p>Sabunlanmış gibiydi.</p>
<p>Deniz dışındaki yerler yeşildi.</p>
<p>Yemyeşil…</p>
<p>Dağlar aradan gülümsüyordu.</p>
<p>Dalgalar, taşlara çarpıp çarpıp kaçıyorlardı.</p>
<p>Tıpkı şaka yapar gibi.</p>
<p>“Merhaba.”</p>
<p>“Merhaba.”</p>
<p>Sessizlik bozuldu bir an.</p>
<p>Çayından birkaç yudum aldı.</p>
<p>Denizi izlemeye devam etti.</p>
<p>Kahvede birkaç kişi vardı.</p>
<p>Denizin kokusunu içine çekti.</p>
<p>Deniz çarşaf gibi süzülüyordu.</p>
<p>Derin bir nefes aldı.</p>
<p>Suyun sesini dinledi.</p>
<p>Su kendine doğru çekiyordu.</p>
<p>Kendini denize bıraktı.</p>
<p>Gözlerini kapadı.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Denizi izlemeye devam etti.</p>
<p>İçi deniz gibi olmuştu.</p>
<p>Beyin dalgaları coşkundu.</p>
<p>Suyla beraberdi.</p>
<p>Dilini çayla ıslattı.</p>
<p>Denizi içine çekti.</p>
<p>Deniz kendini fark ettirdi ona.</p>
<p>O (C.C.) her şeydi.</p>
<p>Başka her şey YOK’tu.</p>
<p>Aradığı ne varsa silinmişti.</p>
<p>HİÇ’liğini YOK’ladı.</p>
<p>Etrafta konuşanların sesleri geldi.</p>
<p>Dikkati dağıldı.</p>
<p>Gözleri hala denizdeydi.</p>
<p>“Neredeyse yangın çıkıyordu…”</p>
<p>Gözleri denizdeydi.</p>
<p>Dalgalar yana yatmış D şeklindeydi.</p>
<p>Güneş ışığının yansıması denizdeydi.</p>
<p>Parlıyordu.</p>
<p>“Birkaç ay beklemesi lazım.”</p>
<p>Işık denizde süzülüyordu.</p>
<p>Bir yudum aldı çayından.</p>
<p>Deniz çok güzeldi.</p>
<p>Gözlerini ayıramadı.</p>
<p>Deniz onu içine çekti.</p>
<p>Denizde bir damla oluverdi.</p>
<p>Dalgalara karışıp bir katre haline geldi.</p>
<p>Gözlerini kapadı.</p>
<p>Denizle sürüklendi.</p>
<p>Bir nokta olup güzelleşti.</p>
<p>Denize bağlı bir ölüm meleği oluverdi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/katre/">KATRE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/katre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9427</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HOŞÇA KAL ÇORAK / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 10:13:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semra Oğuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9419</guid>
				<description><![CDATA[<p>HOŞÇA KAL ÇORAK &#8211; FAKİR BAYKURT&#8217;un ANISINA Cebrail&#8217;in bereket tohumlarını serpiştirdiği köyümüzü, insan elinden çıkma demir yığınları bekler oldu. Medeniyet gelmişti gelmesine de köy nüfusu git gide azalıyordu. Tarlalarda ne yetişse sarıya çalardı rengini, tıpkı dedemin solgun yüzü gibi&#8230; 1999 senesinin sonbaharında; beş çocuğunu, kardeşlerini, anasını doyurmak için saklandığı gavur memleketinden, Almanya&#8217;dan, buruk bir bavulla döndü&#8230;&#8221;Tahir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/">HOŞÇA KAL ÇORAK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>HOŞÇA KAL ÇORAK &#8211; FAKİR BAYKURT&#8217;un ANISINA</p>
<p>Cebrail&#8217;in bereket tohumlarını serpiştirdiği köyümüzü, insan elinden çıkma demir yığınları bekler oldu. Medeniyet gelmişti gelmesine de köy nüfusu git gide azalıyordu. Tarlalarda ne yetişse sarıya çalardı rengini, tıpkı dedemin solgun yüzü gibi&#8230;</p>
<p>1999 senesinin sonbaharında; beş çocuğunu, kardeşlerini, anasını doyurmak için saklandığı gavur memleketinden, Almanya&#8217;dan, buruk bir bavulla döndü&#8230;&#8221;Tahir ile dönecektim. Yine onunla döndüm. Ben ölü, o gömülü,&#8221; dedi yaşlı çınarım&#8230;</p>
<p>Memleket hasretiyle yanıp tutuşmuş yıllarca. Ses etmemiş kimselere&#8230; Oğullarını tembihlemiş, &#8220;Bırakıp gitmeyin, toprak candır,&#8221; demiş, dinletememiş&#8230;Sen neden gittin dedem? Hangi birine baba olmaya gittin?</p>
<p>O geldi diye  köyümüz  kalabalıktı artık. Bana anlattığı hikayelerle&#8230;Geçen yaz durgunlaşmaya başladı.Ölüyordu artık dedem. Biliyordum. Konuşmuyordu. Gözünün feri gitmişti. Geri döndüğünde bıraktığı gibi bulamamıştı bu toprakları, insanları&#8230;Ara sıra kavağın alt yanındaki tarlaya gidip, meşe ağacının dibinden ovayı seyrederdi.Gizliden izlerdim onu, sonraları sokuldum yanına.Yaşanamamış koca bir ömrü, iki üç türküyle özetlerken&#8230;Başımı koydum kucağına.Benim öksüz,yetim,göçebe dedem. Toprağa koyduklarıyla,göğe saldıklarıyla, yeşile savurduklarıyla yarım dedem&#8230;</p>
<p>Avucunda kalan, dünyaya sığmaz bir avuç toprak derken&#8230;Onu da almaya geldiler.Köyün toprakları baraj yapımı için istimlak edilecekti. O zaman gözleri savaş açtı dedemin.Bastonunu vurdu yere &#8220;Bir kazma dahi vurdurtmam!&#8221; dedi. Avludan dışarı gezinmeye başladı.Gözden kayboldu.&#8221;Çıkar gelir ebem,telaşlanma,&#8221; dedim.Gelmedi.</p>
<p>Onu tarlanın ortasında oturur buldum.Bastonuyla toprağı eşelerken sokuldum yanına:</p>
<ul>
<li>Dedem, hadi gel eve dönelim.</li>
<li>Sabiha.Bu topraklar onun mezarı.Vermem Sabiha&#8217;mı.</li>
<li>Sabiha kim dedem?</li>
<li>Gençliğim Sabiha.Sırdaşım,babamın yadigarı Sabiha.Şu ağacı görür müsün?O işte Sabiha.Toprak olup,can olup,hiç ölmeyecek Sabiha.Vermem!</li>
</ul>
<p>Bir ağacı bekliyor.Dedem.Köylüler.İnatçı direniş.Yok oldu.Para.Doğa.Çocuk saflığında.Hayır,hayır.Pes etme zamanı değil.Bu direniş hayata.İnandığı her şey.Yarım kalmış.Benim çocukluğum.Bu topraklar.Onları da savunuyor.Yalnız.Koca çınar.Kendi kendine?Hala duruyor mu?Haydi.Otur yanına&#8230;</p>
<ul>
<li>Dede bu ağacı&#8230;Anlatsana biraz.</li>
<li>Beni götürmeye geldiysen hiç yorma kendini.Kalk git ebenin yanına!</li>
<li>Yok vallaha, hadi anlat.</li>
<li>Mübadelede köyümüze bir garı goca uğramış, Katsikaslar&#8230;Rahmetlik babam buyur etmiş evimize.Yedirmiş, içirmiş&#8230;Huncacık ev işte.Halil İbrahim ya adı, bereketi bol olurmuş evin. Ağlamaklılarmış. Bir fidan emanet etmişler.&#8221;Bir gün görmeye geliriz İbrahim Pasa&#8221; deyip gitmişler.Gidiş o gidiş&#8230;</li>
<li>Katsikaslar mı?Allah Allah&#8230;Yunan yazar Dimitrios Katsikas&#8217;la bir ilgisi var mı acaba?</li>
<li>Orasını bilmem.Dinlemeyeceksen kalk git öteye!</li>
<li>Affet dedem,sonra ne olmuş?</li>
<li>Bu tarlaya dikmiş fidanı babam.Gel zaman git zaman..</li>
</ul>
<p>Buğulanıyor gözleri&#8230;</p>
<p>Dedem.Kaybetmiş herkesi.Çocuk yaşta.En kötü yaş. Çocuk. Ölüm. Her ölüm erken. Çocuk yaşta baba olmuş.Bir oğlunu toprağa vermiş. Çocuk yaştaki bir torununu&#8230;Ölüm.Iskalar.Sıralı ölüm nedir? Sırasıyla ölenlere el sallamak mı? Vatanından ayrılmak. Asıl ölüm. Ölmüşlerini koyduğun toprak. Gurbet.Kesin dönüş. Her akşam dönerler. Neredeler? Yok olmak. Döndüğünde o topraklar çorak. Sohbetler sıska. Sıska. Asıl dönüş o zaman.Toprak.</p>
<ul>
<li>Babam da şehre indiği vakit.Beni sıkı sıkı tembihledi.Bir gün gelirlerse diye.Hastaydı , o da dönmedi gayrı&#8230;Atamdır Sabiha, emanettir vermem.</li>
<li>Bırakıp nasıl gittin Almanya&#8217;ya dedem?</li>
<li>Babanı boşuna tembihlemedik. Her yaz niye gelirsiniz sandın?</li>
<li>Köyümüz çünkü.</li>
<li>Köyümüzmüş. Köy mü kalmış? Ne eken biçen var, ne iki çift laf eden. Dereler bilem kurumuş. Ne barajıymış bu.Vermem.</li>
</ul>
<p>Verme dedem.Kalmamış kimse.Ne dağ heybetli ne dereler çağlayan.Kuşlar.Baz istasyonu.Leylekler.Yuva yapacak.Yuvamız yok.Toprak.Ellerimizle öldürdük.Doğa.Verdiklerini alır.Biz ne verdik?Sen bir ömür verdin dedem.Geri al.Yok olmadan.Toprak olmadan toprağa nasıl karışacaksın?Kurak bir çığlık.</p>
<ul>
<li>Tamam dedem, dur bakalım. Bulunur bir çaresi&#8230;</li>
</ul>
<p>Bütün çocuklarını,torunlarını topladı başına.Herkes dedemi ikna etmeye çalışıyordu.&#8221;İşin ucunda para var ya geleciğiniz tabi!&#8221; diyip, küskünlüğünü vuruyordu yüzlerine&#8230;Ne getirdiğimiz yemekleri yiyor ne de ilaçlarını içiyordu.Çalışmalar ertelenmişti.Huysuz ihtiyarıydı köyün.Hepten korkutmaya başladı bizi.Ninem dayanamadı sonunda:</p>
<ul>
<li>Kaç yaşına geldin herif utan! Hala el alemin karısını ne anarsın? Kalk evine&#8230;Çoluğum çocuğum para yüzü görsün&#8230;Bu yaştan sonra kor giderim seni billahi!</li>
</ul>
<p>Şaşkınlıkla dedeme baktım.Bastonunu vurdu yere.Usul usul,ağır aksak geçti yanımdan.&#8221;Bırak,ses etme,&#8221; dedi bana.Evin yoluna koyulduk&#8230;Ardına düştük hepimiz.</p>
<p>Dedem,hangisi senin hikayen? Öteki hikayeni çok mu bekledim? Geç kaldım. Biliyorum. Elimden ne gelirse. Yarım yamalak her şey.Ben büyüdüm. Gitme. Dönme o eve. Ağaç. Onu bekleyelim.Gözlerin. Dedem. Geç kalmışlık.Toprak rengi.  Yemeğini yedi, yatağına girdi.</p>
<ul>
<li>Belkıs, gel hele.</li>
<li>Buyur dedem.</li>
<li>Şu türküyü çal bakalım.</li>
<li>Hangisi dedem? Çok yorgun görünüyorsun ama. Uyu hadi biraz.</li>
<li>Sen karışma bana!Uyurum.&#8221;Kırmızı Buğday&#8221;ı çal&#8230;</li>
</ul>
<p>Aldım sazı elime, başladım türküye&#8230;Yunanca bir şeyler mırıldandı dedem, sonraları anladım&#8230;Yumruk yaptığı elini salıverdi, bir zeybek edasıyla&#8230;Bir daha türkü söylemedi. Uyudu&#8230;Belki Ege&#8217;ye bir selam yollayıp öyle gitmiştir cennetine&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/">HOŞÇA KAL ÇORAK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hosca-kal-corak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kış Uykusu / Şiirsel Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 May 2017 18:52:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9279</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sürekli uyudukça uyuyası geliyordu. Uyku onun için bir kaçamak olmuştu. Uykusu onu adeta cezbediyordu. Uykusuzluğu özlemişti. Akşam bir ara uyandı. Uyandığında her şey silinmişti. Akli dengesini yitirdiğini sanıyordu. Ama iyiydi. Birçok kişiden daha iyiydi. İnsanlardan kaçmak kurtulmak istiyordu. Yalnızlığı seçmişti bu yüzden. Gözleri doldu. Elindeki kahveyi yudumladı. Tshirtünü giyindi. Balkona çıktı elindeki kahveyle. Her şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/">Kış Uykusu / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli uyudukça uyuyası geliyordu.</p>
<p>Uyku onun için bir kaçamak olmuştu.</p>
<p>Uykusu onu adeta cezbediyordu.</p>
<p>Uykusuzluğu özlemişti.</p>
<p>Akşam bir ara uyandı.</p>
<p>Uyandığında her şey silinmişti.</p>
<p>Akli dengesini yitirdiğini sanıyordu.</p>
<p>Ama iyiydi.</p>
<p>Birçok kişiden daha iyiydi.</p>
<p>İnsanlardan kaçmak kurtulmak istiyordu.</p>
<p>Yalnızlığı seçmişti bu yüzden.</p>
<p>Gözleri doldu.</p>
<p>Elindeki kahveyi yudumladı.</p>
<p>Tshirtünü giyindi.</p>
<p>Balkona çıktı elindeki kahveyle.</p>
<p>Her şey ama her şey silinmişti.</p>
<p>Aklındaki tüm sorular önemini yitirmişti.</p>
<p>Yapılan işkenceleri içine çekti.</p>
<p>İç çekti.</p>
<p>Şaka zannedenlere bir küfretti.</p>
<p>Elindeki kahveyi yudumladı.</p>
<p>İçeri geçti.</p>
<p>İyiydi aslında.</p>
<p>İyiydi.</p>
<p>Ama deli olmaya zorlanmıştı.</p>
<p>Deli gömleğini giydirmeye çalıştılar.</p>
<p>Ama giydiremediler.</p>
<p>Daha da uğraştılar.</p>
<p>Ama olmadı.</p>
<p>Delirmedi.</p>
<p>Çok iyiydi.</p>
<p>İyi bir insandı.</p>
<p>Her zaman kedilere ve köpeklere yemek ve su bırakırdı.</p>
<p>İyiydi.</p>
<p>Ağlatmak isteyenlere inat güldü.</p>
<p>Gülünce gökyüzünün mavisi göründü.</p>
<p>Güldü.</p>
<p>Elindeki kahveyi yudumladı.</p>
<p>Sonra tekrar uyudu.</p>
<p>Uyudukça iyi olduğunu düşündü.</p>
<p>Uyku önemliydi nasıl olsa.</p>
<p>Onu delirtmek isteyenlere inat güldü.</p>
<p>Uykusunda güldü.</p>
<p>Sanki bir kış uykusuydu onun için.</p>
<p>Dinlendirmeye aldı kendini.</p>
<p>Kaşar dinlendirme demişlerdi.</p>
<p>Kaşar neydi?</p>
<p>Söyleyenlerin kendisi.</p>
<p>O bir kaşar adam değildi.</p>
<p>Kendinden emindi.</p>
<p>Gözleri doldu.</p>
<p>Gözyaşını eliyle sildi.</p>
<p>Her şey yeniden inşa edilmekteydi.</p>
<p>Ruhu da.</p>
<p>Gözyaşlarını sildi.</p>
<p>Uzun bir uykudaydı.</p>
<p>Kış uykusu…</p>
<p>Saatler sonra tekrar uyandı.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/">Kış Uykusu / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kis-uykusu-siirsel-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9279</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 May 2017 06:01:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9226</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bir mektubum kadim zamanlardan kalan. Aslında hiç yazılmamış bir mektup… Sevgilerin oyuna gelmediği, yılanların koyunlarda beslenmediği çağlardan uçup kondum bir vakit, bir dala, bir güvercinin ağzında… Yorgundu güvercin, uçuyordu yüzyıllardır o diyarlardan bu diyara… Zaman denizinde savrulup duruyorduk ikimiz, masallardan çıkıp yeryüzüne konuyorduk. Yeryüzü bize haramdı oysa. Bembeyaz bir güvercinin güzelliği hoş görünmezdi bazılarına. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bir mektubum kadim zamanlardan kalan. Aslında hiç yazılmamış bir mektup…</p>
<p>Sevgilerin oyuna gelmediği, yılanların koyunlarda beslenmediği çağlardan uçup kondum bir vakit, bir dala, bir güvercinin ağzında… Yorgundu güvercin, uçuyordu yüzyıllardır o diyarlardan bu diyara… Zaman denizinde savrulup duruyorduk ikimiz, masallardan çıkıp yeryüzüne konuyorduk. Yeryüzü bize haramdı oysa. Bembeyaz bir güvercinin güzelliği hoş görünmezdi bazılarına. Aşktı bu, öyle konamazdı bilmediği gönüllere. Bir tek söz bile kirletirdi tüylerini, inceliğine yakışmazdı kıskançlık halleri… Aşka layık birini arıyorduk, hakkını verecek, hakkıyla sevecek, hak yemeyecek bir yürek arıyorduk. Aşk ne kadar biçare ise biz ondan beter biçare, durmadan uçuyorduk.</p>
<p>Kimse kimseyle konuşamazken, yasaklar alıp başını gitmişken, umutlar tam da tükenmek üzereyken güvercin düşürdü ağzından beni birden… Yerime ulaşamadan daha sahibimi bulamadan takılıp kaldım gökkuşağında, sonra girdim bir yaralı ceylanın kanına…</p>
<p>Ceylan yaralıydı, yüreğinden vurulmuştu. Avcısının elinde oyuncak olmuştu. Koşulsuz sevgisini verenlerin kaderiydi onunkisi. Aşk için bu dünyaya gelenler, aşk için ölürlerdi. Avcısının gözlerinin içine baktı Ceylan, son nefesinde beyhude bir gülümseyişle sevdiğine,</p>
<p>“Aşk olsun!” diye sitem etti kendince. Nafile, avcısının kolları arasından yere serildi Ceylan…</p>
<p>Avcı elindeki tüfeği kendi kafasına dayamıştı aslında. Bilmiyordu Ceylan’ın ahı ile yaşayacağını bundan sonra, tabi yaşamak denirse buna…</p>
<p>Bir mektuptum ben. Gidecek yeri olmayan biçareydim. Yel üfürürdü beni su götürürdü hiç durmadan. Kimi kez Yunus balığının karnında, kimi kez Sur dağının ortasında, bazısı Yusuf’un kuyusunda bulurdum kendimi. Ser verip sır vermezdim ne yapsalar. Ateşe atardı Nemrut beni İbrahim olurdum gül bahçelerinin toprağında. Küllerim savrulurdu Hallac gibi, Mansur olduğum ellerde parmakların arasından sıyrılırdım bir nefes ile… Sema’ya üflenirdi nidam…</p>
<p>Ses vermezdi kayalıklar, benden ırak bana yankılanırdım Hu diye. Bir deli derecikte yıkanırdım Molla Kasım’ın ellerinde, dilimde miskin Yunus’un dizeleri, düşerdim yine yollara… Tebriz’den gelir, Konya’ya giderdim… Rumi’nin sedirine kilim olur serilirdim. Elden ele dilden dile, bir gönülden diğerine koyulmak için yola, kalayım diye hep yolda, arar dururdum. Olur a bir gün bulurum diye… Hay’dan gelip Hu’ya dönerdim bir ah ile aşka…</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mektup-tasiyan-kus.jpg"><img class="size-full wp-image-9228 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mektup-tasiyan-kus.jpg?resize=189%2C208" alt="" width="189" height="208" data-recalc-dims="1" /></a>Kınamayın a dostlar bir mektuba dönüp kim bakar? Yirmi birinci yüzyılda aşklar cep telefonuna gönderilen mesajla başlar. Erişim engeli, telefonun kapasitesine ve internetin hızına bağlıdır artık. Yoktur öyle kahvehanelerde bekleyen abiler. Bakkala gidiyorum diyerek evden çıkılıp köşe başında yapılan gizli görüşmeler. Tükendi artık gül kokulu manilerle biten kırmızı zarflı mektuplar. Yârin eline tutuşturulunca okumak için eve koşan genç kızlar…</p>
<p>Günümüzde gece gündüz demeden, bir araya gelmeden yazışmaktır aşkın seremonisi…</p>
<p>Cepte başlar sevgi sözcükleri. Mesajlar atılır hiç durmadan, karşındakinin sesini bile duymadan… Bir kere yüz yüze gelinip el ele tutuşulunca, hele bir de mideler acıkınca, yenilen yemekler miktarınca aşkın süresi de kısalır. Bir mesajla başlayıp ’Fast foot’la süren aşklar, başka bir mesajla ‘Fast finish’ sonlanır.</p>
<p>“Tam on beş gün oldu çıkalı, yeter artık bitsin bu karın ağrısı.” İşte cebe gelen bir ayrılık mesajı…</p>
<p>Sözün kısası, iletişimin hızı artıkça kalitesi de o oranda azaldı. İşte klasik marjinal fayda kuramı…</p>
<p>Mektup olup ‘yârin yüreğini yakmak’ ise türkülerde ve edebiyat kitaplarındaki menkıbelerde kaldı. Serzenişimiz bu yüzden.</p>
<p>Belki de bir hayatı kurtarmak, küskünleri barıştırmak, sevdiğine el uzatmak, hasret gidermek iki satır yazılacak cümlelerin işidir ha! Ne dersiniz?</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar – 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9226</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalk / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 May 2017 10:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur Erden]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9217</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8221;Kalk&#8221; dedim bugün kendime. Çık şu yataktan. Çık şu evden. Git bir bak aynaya. Geçtim aynanın karşısına sessiz sessiz baktım öylece kendime. Ne de çok yorgunluk yüklemişim benliğime. Gözlerime baktım kısık kısık olan. Hiç mimik olmayan şu gereksiz suratıma bir de. Ellerime baktım. Tenime baktım. Sonra tekrar gözlerime baktım. &#8221;Kim bu gördüğüm?&#8221; dedim kendime. Kimdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/">Kalk / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8221;Kalk&#8221; dedim bugün kendime. Çık şu yataktan. Çık şu evden. Git bir bak aynaya. Geçtim aynanın karşısına sessiz sessiz baktım öylece kendime. Ne de çok yorgunluk yüklemişim benliğime. Gözlerime baktım kısık kısık olan. Hiç mimik olmayan şu gereksiz suratıma bir de. Ellerime baktım. Tenime baktım. Sonra tekrar gözlerime baktım. &#8221;Kim bu gördüğüm?&#8221; dedim kendime. Kimdi bu? Heyecansız. Sevinçsiz. Yorgun. Donuk. Kim bu? Sonra içime baktım bir de. Ne göreyim, inanır mısınız? Oydu işte. İçimdeydi. Oturmuş usulca, çekmiş dizlerini kendine, koymuş dirseklerini dizine, elleri yüzünde asmış suratını, sıkılmış belli ki. Oflayıp duruyor. Gördü beni ona bakarken. Zıpladı yerinden büyük bir heyecanla.&#8221;Sonunda&#8221;dedi. &#8221;Sonunda gördün beni&#8221; dedi ve ekledi. &#8221;Unuttun sandım beni burada, korktum. Neden oyun oynamıyoruz? Neden koşmuyoruz? Neden dans etmiyoruz? Neden artık gökyüzüne bakmıyoruz? Yıldızları niye saymıyoruz? Duymuyorsun beni artık. Ben de seni duymuyorum, şarkı söylemiyorsun ne zamandır. Gitmiyorsun sahile. Bakmıyorsun uçurtmalara. Sen çok seversin halbuki uçurtmaları. Çok seversin uçmayı. Hayal kurmuyorsun artık, neden? Sohbet etmiyoruz ne zamandır. Kitap okumuyorsun da. Sen çok seversin kitap karakterlerini. Kendini bir kitap cümlesinde bulmak senin en güzel halindir. Beraber de ağlamıyoruz artık. Anlatmıyorsun bana hiçbir şeyini. Çok karanlık burası, seni görmekte zorlanıyorum. Neredesin? Yoksun ne zamandır? Bana özgürlüğünden bahsetmiyorsun nicedir. Cesaretini ne yaptın? Şu dipsiz uçurumlarda gezdiğin cesaretinden bahsediyorum, evet. O da seninleydi hep. Nerede bıraktın onu? Neden gülmüyorsun sen? Hani güzel kadın yoktur, mutlu kadın vardır derdin ya sen. Çirkin görünüyorsun. Özledim seni. Sen de beni özlemiş gibi duruyorsun. Uzattım ellerimi, tutsana beni.&#8221; Yutkundum. Küçük Yağmur neler dedi öyle. Küçüklüğüm, çocukluğum. Hiç kaybetmek istemediğim, elli yaşımda bile hep içimde olacak olan Yağmur, neler dedi? Baktım suratıma aynada. Sonra dudaklarımı yanaklarıma doğru kaldırdım. Gülümsüyorum. Gözlerimdeki buzlar erimeye başladı sanki. Ellerim. Ellerim ısınıyor, buz gibi değil şuan. Saçlarımı açtım. Dalgalı benim saçlarım. Kıvrım kıvrım indi omuzlarıma. Hazırlan dedim içten içe kendime. Taktım kulaklığımı, çıktım evden. Gittim sahile. Bir sürü insan&#8230; Koş dedim. &#8221;Koş Yağmur. At aklındakileri. Ağırlıklarını at. Koştukça koştum. Daha da hızlandım. Yapabildiğim en yüksek hızı yaptım belki de. Sadece koştum. Yorulmadım aksine hafifledim. Koştum, koştum, koştum ve durdum. &#8221;Tamam&#8221; dedim &#8221;dur şimdi.&#8221; Kaldırdım kafamı. Etrafıma baktım. Dünya dönüyordu. İnsanlar gülümsüyordu. Çocuklar koşuyordu. Bir kedi geldi yanıma. Sevdim onu, ne de tatlıydı. Yürümeye başladım, peşimden geliyor. Oturdum ne kadar oldu bilmiyorum sevdim sadece onu. Sıcacık, bir bakışı var ki sormayın al içine sok öyle bir şey. Güldüm,  bugün sadece gülmeye karar verdim. İnsanlar gülümsemeye başladı sonra. Mutlu oldum. Aldım çayımı bir yudum bir kelime dedim yazdım bunları. Kalkın, bakın etrafınıza. Gülümseyin. Çıkın dışarıya bakın gökyüzüne içinize çekin sonsuz maviliği.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/">Kalk / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalk-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9217</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞK / Şiirsel Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 May 2017 11:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9151</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinden yaşlar boşandı. Ağlıyordu. Kalbi kırıktı. Dünya etrafında dönse fark etmezdi. Ağlıyordu. Gözleri kapalıydı. Yaşlar düşüyordu gözlerinden. Bir fısıltı gibiydi ses kulaklarında. Duymuyordu. Hiçbir şey duymuyordu. Gözlerini açtı. Gözleri kızarmıştı. Sevgilisinden ayrılmanın verdiği hüznü taşıyordu içinde. Onu bırakmıştı. Bir hayalin peşindeydi zaten. Bir hayal… Ona yazdığı mektuplar yerine ulaşıyor muydu bilinmez, sadece yazıyordu. O sevgilisiydi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/">AŞK / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinden yaşlar boşandı.<br />
Ağlıyordu.<br />
Kalbi kırıktı.<br />
Dünya etrafında dönse fark etmezdi.<br />
Ağlıyordu.<br />
Gözleri kapalıydı.<br />
Yaşlar düşüyordu gözlerinden.<br />
Bir fısıltı gibiydi ses kulaklarında.<br />
Duymuyordu.<br />
Hiçbir şey duymuyordu.<br />
Gözlerini açtı.<br />
Gözleri kızarmıştı.<br />
Sevgilisinden ayrılmanın verdiği hüznü taşıyordu içinde.<br />
Onu bırakmıştı.<br />
Bir hayalin peşindeydi zaten.<br />
Bir hayal…<br />
Ona yazdığı mektuplar yerine ulaşıyor muydu bilinmez, sadece yazıyordu.<br />
O sevgilisiydi, sevgilisi de oydu.<br />
Aşık maşuktan nasıl ayrılır?<br />
Ayrılsa bile gönlü o olur, o gönlü olur.<br />
Bir fısıltı gibiydi sesler…<br />
Bir fısıltı…<br />
Duygusuzluğun bedelini özlemişti ikisi de.<br />
Aşktın tadamadığı duyguları barındırmıştı içinde.<br />
Bir öfke vardı ya içinde, tüm bedenini kaplamıştı.<br />
Onu sevmeyen bir adama aşıktı.<br />
Adı desem neydi?<br />
Duygusuz sevimsiz.<br />
Aşk. Bir<br />
Tat. duygu<br />
Tok. sevgi.<br />
Açtı sevgilere….</p>
<p>Bir masal<br />
Bir tutku<br />
Bir hayat<br />
Bir masal</p>
<p>Aşk<br />
Yal-<br />
-nız-<br />
-lık-<br />
-tı belki de öyleydi.</p>
<p>Aşk<br />
Neydi Neydi<br />
Oydu Oydu<br />
Bir masaldı yaşadıkları<br />
Aşk Aşk</p>
<p>Love Amor Amor<br />
Pyaar<br />
İshq<br />
Aşk<br />
Neydi Neydi<br />
Oydu Oydu<br />
Bir masaldı yaşadıkları<br />
Aşk Aşk<br />
Aşk kendisiydi aslında.<br />
Bir ayna tutmuştu kendine.<br />
Onda kendini bulmuştu.<br />
Kendinde onu.<br />
İlk tanışmalarını hatırladı.<br />
Acilde ona bakmıştı.<br />
Bir doktordu.<br />
Öyle hastaydı ki!<br />
O doktor ona güzelce bakmıştı.<br />
Sonra her şey kayboldu.<br />
Onu kaybetti.<br />
Her şey bir anda silinmişti.<br />
Silik bir defterdi onunkisi.<br />
Onu özledi, onu duydu içinde.<br />
Onu aradı.<br />
YOK’tu.<br />
Aşk belki de çöpçülerin temizlediği bir şeydi.<br />
Onu temizlemişler de, kaybolmuştu.<br />
Onu hatırladı, gözleri doldu.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/">AŞK / Şiirsel Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-siirsel-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KAZA &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Apr 2017 22:43:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9083</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zihninde ne varsa hepsi silinmişti. Sabah uyandı. Gözlerini açtı. Tavana baktı. Yaratıcı düşünce yeteneğini kullanarak hayaller görmeye başladı. Nefret ettiği insanları komik duruma düşürdü. Uyandı. Zıplayarak ayağa kalktı. Üzerini giyindi. İşe gitmek için yola çıktı. Saatine baktı. 07:41’di. Mesai saat 9’da başlıyordu. Arabasına bindi. Kontağı çevirdi. Müziği açtı. Radyodaki sabah programlarından nefret ederdi. Konuşma olmayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/">KAZA &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zihninde ne varsa hepsi silinmişti.</p>
<p>Sabah uyandı.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Tavana baktı.</p>
<p>Yaratıcı düşünce yeteneğini kullanarak hayaller görmeye başladı.</p>
<p>Nefret ettiği insanları komik duruma düşürdü.</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Zıplayarak ayağa kalktı.</p>
<p>Üzerini giyindi.</p>
<p>İşe gitmek için yola çıktı.</p>
<p>Saatine baktı.</p>
<p>07:41’di.</p>
<p>Mesai saat 9’da başlıyordu.</p>
<p>Arabasına bindi.</p>
<p>Kontağı çevirdi.</p>
<p>Müziği açtı.</p>
<p>Radyodaki sabah programlarından nefret ederdi.</p>
<p>Konuşma olmayan bir radyo istasyonu açtı.</p>
<p>1. Balvin çalıyordu.</p>
<p>Tranquila şarkısını çok seviyordu.</p>
<p>Eşlik etti.</p>
<p>Üniversite okurken İspanyolca görmüştü.</p>
<p>Ondan bilgisi vardı.</p>
<p>Eşlik etti tranquila…”</p>
<p>Giderken bir çocuk ona çarptı.</p>
<p>Bir anda durdu.</p>
<p>Hayal mi gerçek mi fark edemedi.</p>
<p>Devam etti.</p>
<p>İşe geldi, çalışmaya başladı.</p>
<p>Ertesi gün oldu.</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Üzerini giyindi.</p>
<p>İşe gitmek için arabasına bindi.</p>
<p>İşe doğru yola çıktı.</p>
<p>Aynı çocuk geldi.</p>
<p>Arabaya çarptı.</p>
<p>Hayal mi gerçek mi bilemedi.</p>
<p>Tekrar işe gitti.</p>
<p>Çalışmaya başladı.</p>
<p>Ertesi gün oldu.</p>
<p>Uyandı, üzerini giyindi.</p>
<p>İşe doğru yola çıktı.</p>
<p>Aynı çocuk geldi.</p>
<p>Arabaya çarptı.</p>
<p>Hayal mi gerçek mi bilemedi.</p>
<p>Devam etti.</p>
<p>Ertesi gün oldu.</p>
<p>Uyandı.</p>
<p>Yine üzerini giyindi.</p>
<p>Arabasına bindi.</p>
<p>Aynı çocuk geldi.</p>
<p>Arabaya çarptı.</p>
<p>Bu sefer durdu.</p>
<p>Her şey bir anda silindi.</p>
<p>Her yer bembeyaz olmuştu.</p>
<p>Sadece çocuk ve adam vardı.</p>
<p>Enerji onlar etrafında döndü birkaç saniye.</p>
<p>Enerjisi döngüsü oluştu.</p>
<p>Bir irkilmeyle gözlerini açtı.</p>
<p>Arkadan korna sesleri geliyordum.</p>
<p>Çocuk camın önünde bekliyordu.</p>
<p>Onu arabasına aldı.</p>
<p>Bir lokantaya götürdü.</p>
<p>Bir kahvaltı söyledi.</p>
<p>Çocuk yedi.</p>
<p>Dakikalarca konuştular.</p>
<p>Çocuğun annesi hastaydı ve babası birkaç sene ölmüştü.</p>
<p>Çocuğu arabasına aldı.</p>
<p>Evine gitmeden önce bir markete uğradılar.</p>
<p>Erzak ihtiyacını karşılamak için ürünler seçtiler.</p>
<p>Üç poşet dolusu erzakla çocuğun evine doğru gittiler.</p>
<p>Çocuk gülümsüyordu.</p>
<p>Poşetten eline bir gofret almış yiyordu.</p>
<p>Eve geldiler.</p>
<p>Annesi hasta yatıyordu.</p>
<p>“Merhaba.”</p>
<p>“Merhaba, hoş geldiniz. Kusura bakmayın kalkamıyorum.”</p>
<p>Erzakları mutfağa koydu.</p>
<p>Bir telefon açtı işten izin aldı.</p>
<p>Kadını doktora götürdü.</p>
<p>Muayenede iyileşmesiyle ilgili olarak ameliyat için para istediler.</p>
<p>Ne kadar ihtiyaç varsa ödedi.</p>
<p>Adın birkaç gün sonra ameliyat olmak için hastaneye kaldırıldı.</p>
<p>Çocuğu aldı bir parka götürdü.</p>
<p>Gezdiler dolaştılar.</p>
<p>Çocuk geldi adamın yanağına bir öpücük kondurdu.</p>
<p>Bir anda her şey bembeyaz oldu.</p>
<p>Enerji çocukla adam arasında döngü oluşturdu.</p>
<p>Sarıldılar.</p>
<p>İkisi de mutluydu.</p>
<p>Bu belki de eni bir dostluğun başlangıcıydı.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/">KAZA &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaza-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9083</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mezar &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Apr 2017 05:52:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8981</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günaydın. Sana her gün yazacağımı söylemiştim. Bu sabah da yazıyorum. Senden öğrendiğim çok şey var. Her sabah senin gönderdiğin kahveden içiyorum. Boşnak kahvesi… Çok güzel. Bayramda gönderdiğin kartpostalı aldım. Çok güzel. Bu mektubu sana karşılık olsun diye yazıyorum. Sen benim için çok değerlisin. Sabah kalkınca ilk işim elimi yüzümü yıkamak ve seni düşünmek oluyor. Geceleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/">Mezar &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günaydın.</p>
<p>Sana her gün yazacağımı söylemiştim.</p>
<p>Bu sabah da yazıyorum.</p>
<p>Senden öğrendiğim çok şey var.</p>
<p>Her sabah senin gönderdiğin kahveden içiyorum.</p>
<p>Boşnak kahvesi…</p>
<p>Çok güzel.</p>
<p>Bayramda gönderdiğin kartpostalı aldım.</p>
<p>Çok güzel.</p>
<p>Bu mektubu sana karşılık olsun diye yazıyorum.</p>
<p>Sen benim için çok değerlisin.</p>
<p>Sabah kalkınca ilk işim elimi yüzümü yıkamak ve seni düşünmek oluyor.</p>
<p>Geceleri uyuyamıyorum sensiz.</p>
<p>Umarım annen iyidir.</p>
<p>Hasta olduğunu söylemiştin ya.</p>
<p>Ona bakıyor olmak zor olmalı.</p>
<p>Seni çok özledim.</p>
<p>Bir sesini duymak için neler vermezdim.</p>
<p>Sen benim için çok şey ifade ediyorsun.</p>
<p>Seni düşünmek beni mutlu ediyor.</p>
<p>Senden ayrı kaldığım her günüm acı.</p>
<p>Evdeki sessizlik sen oldun.</p>
<p>Her duyduğum ses sen.</p>
<p>Yalandan bir dünyanın pençesindeyim.</p>
<p>Sensiz üşüyorum.</p>
<p>Her halim, her dokunuşum, her konuşmam sen.</p>
<p>Her duygum senden ibaret.</p>
<p>Gecelerim seninle geçiyor.</p>
<p>Gündüzlerim de.</p>
<p>Gözlerimden sen akıyorsun gece gündüz.</p>
<p>Seni özledim.</p>
<p>Burnumda senin kokun.</p>
<p>Senden ayrıldığım her anım seninle dolu.</p>
<p>Ama YOK’sun.</p>
<p>Gelmiyorsun.</p>
<p>Bir kez sesini duymak için neler vermezdim.</p>
<p>Kulaklarımda senin sesin.</p>
<p>Her an seni dinliyorum.</p>
<p>Her an seni duyuyorum.</p>
<p>Aşk sensin.</p>
<p>Hayat sen.</p>
<p>Evli olduğumuz yıllar boyunca seni aradım.</p>
<p>Yüzün hiç gülmedi.</p>
<p>Şu an gülüyorsun ya, o gülümsemeni görmek için neler vermezdim.</p>
<p>Sen benim için aşksın.</p>
<p>Sen ve aşk…</p>
<p>İki güzel kelime…</p>
<p>Çocuklarıma iyi bakmanı dilerim.</p>
<p>Seni ve çocuklarımı yeniden hissedebilmek için hayatımı feda ederdim.</p>
<p>Ama sen gittin.</p>
<p>Seni her zaman özlüyorum.</p>
<p>İçimde sen ve senin yazdıkların…</p>
<p>Bir pişmanlık duygusu…</p>
<p>Keşke gitmeseydin.</p>
<p>İçimde her zaman sen.</p>
<p>Ve sen gerçek AŞK’sın.</p>
<p>Seni her an aramak istiyorum.</p>
<p>Sesini duymak istiyorum.</p>
<p>Açmıyorsun.</p>
<p>Neyse ki mektuplarıma cevap veriyorsun.</p>
<p>Sana öyle aşığım ki.</p>
<p>Her halim sen.</p>
<p>Her duygum sen.</p>
<p>Karım olarak kalsaydın keşke.</p>
<p>Hiç ayrılmasaydık.</p>
<p>Hata bende.</p>
<p>Duygularımı sana gösteremedim.</p>
<p>İyi bir koca olamadım.</p>
<p>Bir şans daha versen keşke.</p>
<p>Bir şans…</p>
<p>Her halini öyle özledim ki.</p>
<p>İçim seninle dopdolu.</p>
<p>Kalbimde özlemin…</p>
<p>Ve ben hala seninle yaşıyorum.</p>
<p>Seninle kalkıyorum, seninle yatıyorum.</p>
<p>Her anım sensin.</p>
<p>Sen…</p>
<p>Sana aşkım öyle büyük ki.</p>
<p>Keşke gitmene izin vermeseydim.</p>
<p>Sana tek bir sözüm varda onu da söyledim.</p>
<p>Sevdiğim…</p>
<p>Geceleri adını sayıklıyorum.</p>
<p>Her halin, gülüşün, saçların…</p>
<p>Gözümün önünden gitmiyor.</p>
<p>Aynaya her dokunduğumda seni hissediyorum.</p>
<p>Adını sayıklıyorum.</p>
<p>Sen ben oluyorsun.</p>
<p>Ben de sen…</p>
<p>O çılgın hallerini özlüyorum.</p>
<p>Yeniden birleşsek ya?</p>
<p>Yeniden mutlu olsak.</p>
<p>Sen evet desen mesela.</p>
<p>Adlarımızı yan yana yazsak cama.</p>
<p>Durmadan öpsem yanaklarından.</p>
<p>Sevsem, okşasam saçlarını.</p>
<p>Yeniden BİR olsak.</p>
<p>BİR…</p>
<p>Dön bana sevgilim.</p>
<p>Sevdiğim…</p>
<p>Seni özledim.</p>
<p>Dön bana.</p>
<p>Sensiz her anım ölü.</p>
<p>Sensizlik zor.</p>
<p>Can yakıyor.</p>
<p>Sensiz bu mezar can yakıyor.</p>
<p>Sevdiğim…</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/">Mezar &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mezar-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8981</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çok Yaşa Mübeccel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Apr 2017 08:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semra Oğuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8977</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8211; Emin misin, rüyalarına giren yer burası mı? &#8211; O kadar eminim ki. &#8211; Farah bekle şemsiyeleri almadım. &#8211; Bilir misin Mübeccel” şems” Farsça da güneş demektir. &#8211; A, şemsiye o zaman güneşlik gibi bir şey. Ben ve muhteşem zekam. &#8211; Sağ ol benimle dünyanın öbür ucuna da geldin ya.. &#8211; Kız lafı mı olur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/">Çok Yaşa Mübeccel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8211; Emin misin, rüyalarına giren yer burası mı?</p>
<p>&#8211; O kadar eminim ki.</p>
<p>&#8211; Farah bekle şemsiyeleri almadım.</p>
<p>&#8211; Bilir misin Mübeccel” şems” Farsça da güneş demektir.</p>
<p>&#8211; A, şemsiye o zaman güneşlik gibi bir şey. Ben ve muhteşem zekam.</p>
<p>&#8211; Sağ ol benimle dünyanın öbür ucuna da geldin ya..</p>
<p>&#8211; Kız lafı mı olur bayılırım fantastik dedikodulara.</p>
<p>&#8211; Hadi bekliyorum çabuk gel.</p>
<p>Mikenu’nun mektubunu okuyup öyle geçelim kral yolundan.</p>
<p>Babam Kral İhare’nin kutsal halkı…</p>
<p>Tanrı Hiko ipi buladığında balçıklı topraklara ve savurduğunda arza, arşa… Sizler yeminlerinizle doğdunuz bu topraklardan. Gök Tanrımız Takagi, su kabarcıklarının yükselmesiyle lanetledi kentimizi. Yine de, yeryüzü imparatorlarının merkezi yüce Kagu Dağı bir yol gösterdi bize. Tapınağa giden yolu. Adaklarınızı getirin gururla ve dönerken Takagi’nin doymaz ululuğu girsin gönüllerinize. Dönerken Güneş Tanrıçamızın bizi bağışlamasını umut edin. Ve bir an önce geri gelmeyi. Adaklarıyla gelenler arşa, getirdiğini kafi sananlar arza yakın olsun. Siz Kagulular yan yana geldiğinizde tepeden bakın arza yakınlara, hatırlatın onlara Güneş Tanrıçamızın ışığını ve Gök Tanrımızın lanetini.Bu yüzdendir ki gidenin ve gelenin yolu bir değildir.</p>
<p>Ve bir gün Ulu Kagulular,</p>
<p>Bir gün Tanrılar ve Tanrıçalar bizi terk ederse, Kagu Dagı başını beyaza verirse, sular yükselip kentimizi kurban ederse, işte o zaman kırın bu taşları. Kırın ve alın içindeki bereket tohumlarını. Yaşamın gücünü uyandırın ve çağırın etrafta dolaşan ülkeleri…</p>
<p>&#8211; Mübeccel çabuk. Çabuk gidelim tapınağa.</p>
<p>&#8211; Kızım ceylan mıyım ben seke seke. Islandım makyajım akmış mıdır? İki rekat namaz kılmazsın tapınak diye tutturdun. Oku bak üç kul bir elham kalır mı rüya müya. Tövbe estağfurullah. ”İlim Çin’de de olsa gidip alınız.” demesi kolay.Bizimki de delilik canım.</p>
<p>&#8211; Söylenme hadi.</p>
<p>-Tamam tamam şu çekiklerden bir kurtulsam. Anam hepsi mi aynı bunların. Ne malzeme vardır ha. Kimi kimle aldattığını kendin bile anlamazsın.</p>
<p>&#8211; Hadi. Bırak söylenmeyi.</p>
<p>&#8230;.</p>
<p>&#8211; E ne oldu şimdi? Geldik tapınağa.</p>
<p>&#8211; Nasıl olur Mübeccel aklım almıyor. Bak bak şu kapının ardında aslan heykelleri var mı?</p>
<p>&#8211; Anam kız hakkaten var. Googlamadın de mi? Beni mi yiyon?</p>
<p>&#8211; Hayır.</p>
<p>&#8211; Ne olur ye. Eşhedü mü getirdim vallaha.</p>
<p>&#8211; Tüm bunların hepsi ne anlama geliyor?</p>
<p>&#8211; Sizin köye baraj yapılmayacak mıydı?</p>
<p>&#8211; Yapılacak. Neden sordun?</p>
<p>&#8211; Ne demiş yakışıklı kral? Taş demiş, su demiş, bak taşı kırın demiş.</p>
<p>&#8211; Hala anlamadım.</p>
<p>&#8211; Kız bir de tahsilli olacaksın. İyi ki seni okutmuşlar yoksa hepten&#8230;Anam baraj altında kalmadan topraklarınız al şu erkağlog Metin’i git kaz köyü.</p>
<p>&#8211; Arkeolog demek istedin herhalde.</p>
<p>&#8211; Söz konusu Metin olunca. Neyse be aman. Ne bileyim kaptım şifayı. Ay hapşu.</p>
<p>&#8211; Çok yaşa Mübeccel!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/">Çok Yaşa Mübeccel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cok-yasa-mubeccel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8977</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kan Meselesi &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 10:05:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selamet Darğın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8969</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zindan gibi KARANLIK gece nihayet güne kavuşmuştu. Odada bulunan küçük ince perdeli pencereden günün müjdecisi güneş, odayı aydınlatıyordu. Rasim, bütün gece içinde debelenip bir türlü uyuyamadığı yatağından, odaya sızan ışığın müjdesiyle ayaklandı. Hızlıca sedirin üzerinde duran köyişi şalvarını, hakim yaka kar beyazı gömleğini ve sekiz köşe kasketini üzerine geçirdi. Babasının beylik tabancasını da anasının gelinliğinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/">Kan Meselesi &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zindan gibi KARANLIK gece nihayet güne kavuşmuştu. Odada bulunan küçük ince perdeli pencereden günün müjdecisi güneş, odayı aydınlatıyordu. Rasim, bütün gece içinde debelenip bir türlü uyuyamadığı yatağından, odaya sızan ışığın müjdesiyle ayaklandı. Hızlıca sedirin üzerinde duran köyişi şalvarını, hakim yaka kar beyazı gömleğini ve sekiz köşe kasketini üzerine geçirdi. Babasının beylik tabancasını da anasının gelinliğinden kalma çeyiz sandığından alıp beline yerleştirdi. Evi dışarıdan koruyan tahta kapıya doğru koşar adım ilerledi. Adımlarını evinin aşağısındaki göle çevirdi.</p>
<div>
<div>
<p>Göle vardığında oradaydı.Gelmişti. Bir korkak gibi kaçar sanmıştı oysa&#8230; Babasının katili, Yıldız&#8217;ını babası, kanlısı&#8230; Ayakları geri geri gitmeye başladı onu görünce. Hayatını zindan eden bu kalleşi yok etmek, hiç var olmamış gibi yeryüzünden silmek isteyen o değilmiş gibi&#8230; Halbuki bütün gece bunu planını yapmıştı. Gidecekti o Ali denen şerefsizi, gül güzeli Yıldız&#8217;ının babası, öz babasının katilini mezarıyla BULUŞTURACAKTI. Peki babasını öldürdüğü Yıldız&#8217;ın yüzüne nasıl bakacaktı? İşte bunu bilmiyordu.Nasıl tekrar seher yıldızım diye sevecekti yarini. Saçını teline zarar gelmesinden korktuğu yıldızı kayıp DÜŞECEKTİ ellerinden&#8230; Ama vazgeçemezdi. Babasını bir hiç uğruna kalleşçe sırtından vuran bu mahlukatı öldürecekti.</p>
</div>
</div>
<div>Rasim, beyninde kopan fırtınalara, düşen YILDIRIMLARA rağmen başını dimdik tutup karşısındaki öz amcasına, düşmanına doğru altı adım  atıp aralarında dört metre kadar bir mesafe bırakıp belindeki silaha davrandı. Gözlerini sıkıca yumup nişan aldığı hedefine doğru iki el ateş etti. Silah sesini yere yığılan kanlısının feryatları izledi. Dondu Rasim! O son feryatlar canından can kopardı. Artık o yoktu. Elindeki silah parmaklarından akıp sert bir şekilde yere çakıldı.Katil olmuştu! Donup kaldığı yerde birkaç adım sendeleyip dizlerinin üzerine çöktü. Yıldızının sesi çınladı kulağında. Bir daha hiç duyamayacağı sevgi sözcükleri&#8230; Bu onun sonuydu.Sevdasını kendi elleriyle gömmüştü. Tıpkı babasını gömdüğü gibi&#8230;</div>
<div>Bir kaç dakikalık şoktan sonra ayaklandı.Gitmeliydi.Bu kan kokan, cinayetini hatırlatan, babasını , yarini alan yerden&#8230; İlk durağı babasının mezarı oldu. Daha toprağı kurumamış iki ucunda birer tahta parçası bulunan bu taze mezara kapanıp saatlerce ağladı. Zaman kavramını yitirdi Rasim. Kendine geldiğinde saat öğlene gelmek üzereydi. Şimdiye kanlısını bulmuş olmalıydılar.  Herkes takdir ediyordur onu. Babasının kanını yerde bırakmamıştı. Rasim beynini kemiren düşüncelere, yüreğindeki sancıya tahammül edemiyordu. Nereye gideceğini bilmez bir vaziyette ayaklarını sürüyerek mezarlıktan çıktı.</div>
<div>Adımları onu bir kayalığa doğru sürüklemişti.Şimdi ne yapacaktı. Kan sırası onlara geçmişti. Muhakkak canını alacaklardı. Gözü döndü bir anda&#8230; Bu korkuyla yaşayamazdı. Hiç düşünmeden UÇURUMA doğru yürümeye başladı!</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/">Kan Meselesi &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kan-meselesi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8969</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8929</guid>
				<description><![CDATA[<p>Piknik hazırlığına bir gün önceden başlanırdı. Kalabalık gidilir maaile eğlenilirdi. Mangal işini erkeklere bırakırdı kadınlar her zaman. Köfteler yoğurulur, etler bir gece önceden zeytinyağlı baharatlı süt karışımında terbiye edilirdi. Tavuk menüye dâhil edilecekse eğer, salçalı baharatlı sosu ayrı hazırlanırdı, yine bir gece önceden. Öyle tek bir aileye bırakılacak iş değildi yani. Tam bir iş birliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Piknik hazırlığına bir gün önceden başlanırdı. Kalabalık gidilir maaile eğlenilirdi. Mangal işini erkeklere bırakırdı kadınlar her zaman. Köfteler yoğurulur, etler bir gece önceden zeytinyağlı baharatlı süt karışımında terbiye edilirdi. Tavuk menüye dâhil edilecekse eğer, salçalı baharatlı sosu ayrı hazırlanırdı, yine bir gece önceden. Öyle tek bir aileye bırakılacak iş değildi yani. Tam bir iş birliği ve imece usulü hazırlanırdı bizim kır sofralarımız. Zeytinyağlı sarmayı annem yapardı genellikle. Kuş üzümlü ve çam fıstıklı olurdu onun küçük sarmaları. İçindeki pirinç artsın diye dua ederdim. Az pişmiş şekerli içe bayılırdım, gidip gelip yerdim tabi ki ona sezdirmeden.</p>
<p>Babam erkeklerin neşesini arttırmak için pilli radyosunu yanına alırdı. Pazar günü olduğundan lig maçlarını kaçırmamak gerekirdi. Yedek pillerini asla unutmazdı babam, çantasının küçük cebine ilk onları koyardı. Eh bir iki tek atmak da her seferin de farz olurdu nedense, tavla sonrası içilirdi rakılar. Kim kaybederse o hazırlardı rakı sofrasını. Kadınlara bırakılmazdı servis işi. Buz kalıpları çıkartılır, kavun ve beyaz peynir özenle kesilir, parçaları kayık tabaklara dizilirdi. İnce cam bardaklarda içilirdi usulünce rakı… Maç bittiğinde, radyonun sesi hafife alınır, başlardı Türk müziği eşliğinde akşamsefası…</p>
<p>Herkesin üzerine düşeni yaptığı tek eğlenceydi piknikler. Kıştan hayali kurulurdu “ Havalar ısında da bir mangal yapsak denirdi.” Mangal her şeyi içine alıverirdi…</p>
<p>Kızların öncelikli görevi ip atlamak için kalın urganları hazırlamaktı. Urgan önce salıncak için kullanılır herkes sırayla sallandıktan sonra, kızlı erkekli ip atlanırdı. Erkekler ise futbol oynamak için toplarını bir gece önceden çantalarına koyarlardı.</p>
<p>Bir şölendi pikniğe gitmek, eğlencenin ta kendisiydi…</p>
<p>İlkokul beşinci sınıftaydım. İyi hatırlıyorum yılsonu bitirme sınavlarına hazırlanıyordum. Mayısın son haftası olabilir belki de orası tam net değil. Gitmek istememiştim bu sefer pikniğe. Ders çalışmam gerekiyordu.  Olmaz demişti babam, “ Anca beraber kanca beraber, biz neredeysek sen orada olacaksın, kitaplarını yanına al orda çalışırsın.” “Piknikte hiç ders çalışılır mı?” diyememiştim babama. Öğretmen tavrına bürünürdü hemencecik yoksa daha büyük zılgıt yerdim. Sustum, hep yaptığım gibi. Sessizce topumu çıkarıp, çalışamayacağımı bile bile ders kitaplarımı yerleştirdim çantama…</p>
<p>Tam üç araba yola koyulmuştuk, sabahın sekizinde biri minibüs, ikisi özel araba…</p>
<p><figure id="attachment_8931" aria-describedby="caption-attachment-8931" style="width: 341px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png"><img class="size-full wp-image-8931" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?resize=341%2C450" alt="Asfalttaki Papatyalar" width="341" height="450" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?w=341&amp;ssl=1 341w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?resize=227%2C300&amp;ssl=1 227w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8931" class="wp-caption-text">Asfalttaki Papatyalar</figcaption></figure></p>
<p>Porsuk baraj gölüne vardığımızda en az otuz kişiydik. Arabaları gölgeye park edip az ötesine gölün tam karşısına yerleştik. Kilimler serildi, kahvaltı için hazırlığa girişildi. Ben asık bir suratla köşeye gidip oturdum, çantamı çıkardım ders çalışmalıydım. Annem “Sen hiçbir işe karışma oğlum ben yemek hazır olunca sana haber veririm” dedi ve gitti.</p>
<p>Kızlar urganı ağaçlara geçirmişler salıncak için büyüklerinden yardım istemişlerdi. Aralarında kız kardeşim de olan bu grup hiç ilgimi çekmezdi. Çoğu bizim mahalleliydi zaten hemen hepsiyle aynı okuldaydık. Babam ve annem öğretmen arkadaşlarıyla pikniğe giderlerdi çoğu kez. Ama bu sefer hiç tanımadığım başkaları da vardı. İlk kez bu kadar çok kişiydik. Oldum olası kalabalıkları sevmediğim için daha çok canım sıkıldı. Bugün hiç bitmeyecek diye düşünürken, onu gördüm birden. Kızlar el becerileriyle salıncağı yapmışlardı bile. O kenarda durmuş hayran ve şaşkınlıkla karışık kızlara bakıyordu. Yabancıydı besbelli.</p>
<p>Arkadaşlarım seslendi, “ Haydi gelsene maç yapacağız.” Defter kitapları bıraktığım gibi koştum yanlarına amacım maç yapmak değildi… Yanından geçtim, kız kardeşime sordum onu.” İstanbul’dan halasına misafir gelmiş.” Dedi. Yanından geçerken göz ucuyla baktım kocaman kara kara gözleri vardı, bana gülümseyen yüzüyle baktı elini uzattı. “ Ben Leyla ya sen?” dedi. Mecnun demek geçti içimden o an, korktum, elimi elinden kurtararak oğlanların yanına koştum. Adımı söyledim mi hala hatırlamıyorum.</p>
<p>Kalbimin hızla çarpmasından başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Sanki film koptu bütün görüntüler yok oldu, kulaklarıma kadar kızardığımı yüzümün yanmasından anladım. Üzerimden süveteri çıkarıp çimenlerin üzerine attım. Yüreğimde bir sızı, buğulu gözlerimle nefes nefese kaldım, kendimi futbol oyunun içine bıraktım. Sonra…</p>
<p><figure id="attachment_8932" aria-describedby="caption-attachment-8932" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg"><img class="size-full wp-image-8932" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?resize=450%2C250" alt="Asfalttaki Papatyalar Öyküsü" width="450" height="250" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8932" class="wp-caption-text">Asfalttaki Papatyalar Öyküsü</figcaption></figure></p>
<p>Sonra, başımı kaldırıp bakamadım bir daha. Yüzümün kızarıklığı geçmemiş olacak ki, annem sırtıma tülbent koydu hastalanmayayım diye. Top oynadım ya, kızarıklık onun içindir sandı.</p>
<p>Oysa içim sancıyla yankılandı. Yemekten sonra, kendi kuytu köşeme gittim hemen. Ders kitaplarımı elime aldım nafile, aklım fikrim takılı kalmıştı bir çift siyah göze…</p>
<p>Arkamdan bir sesle irkildim, “ Ders mi çalışıyorsun?”</p>
<p>Kitaplarımı gösterdim, başımı salladım. Bir kez daha gördüm ışıldayan zeytin gözlerini. Öylece bakakaldım.</p>
<p>Yanıma oturdu. Elinde sakladığı bir şey vardı sanki soramadım ne var elinde diye. Beni oracıkta çekip vursa, kalbime bıçak saplasa hiç sesimi çıkarmazdım yeminle.</p>
<p>“ Gözlüklerini çıkarsana “ dedi. Hiç tereddüt etmeden çıkardım.</p>
<p>“ İstanbul gibi bakıyorsun, deniz gibi masmavi” dedi.</p>
<p>Elindeki papatyaları verdi, yanağıma bir öpücük kondurup, kaçıp gitti…</p>
<p>Piknik bitene kadar bir daha kalkamadım yerimden. Bütün gün ders çalıştığımı zannettiler. Benimle gurur duyup övündüler. Ben sadece elimde papatyalarımla hülyalara dalmıştım. Tek kelime konuşamadığım bir sevdanın izinde mecnun olup kendimi çöllere salmıştım.</p>
<p>Eve dönüş yolunda arabada uykuya dalınca, elimdeki papatyaları alan annem onları asfalt yola atmıştı…</p>
<p><em>Sana bunu hiç anlatamadım Küçük Kara Balığım, korkum kendi ölümümden değildi sandığının aksine…</em></p>
<p><em>Korkum senin, korunmasız avuçlarımdan kopartılıp alınman, istemsizce asfalt yollara saçılıp gitmendi aslında. Ben uykudayken, her şeyden habersizken daha, üzerinden bir gece yarısı geçecek umarsız tekerlek izlerindendi…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8929</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Necla&#8217;nın Paltosu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 11:30:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sardunyaların güzelliği sarıyordu tüm sokağı. Elleri çamaşır ipinin bıraktığı izler ile sallanıyordu pencereden sarkmış kadınların. Konuşulacak ne varsa dökülüyordu ağızlarından ve fırfırlı eteklerinden. Arnavut kaldırımlarının arasındaki toz değiyordu burnuma; bir bebenin neşeli çığlıkları ikinci bebeye&#8230; Cikletçi eski arabasını sürüyordu sakince. Etrafına çocuklar doluyordu; heyecanlandım. Bende gittim yanına. Yüzüne tebessüm ettim hafifçe. Kırışmış suratı ve ellerindeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/">Necla&#8217;nın Paltosu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sardunyaların güzelliği sarıyordu tüm sokağı. Elleri çamaşır ipinin bıraktığı izler ile sallanıyordu pencereden sarkmış kadınların. Konuşulacak ne varsa dökülüyordu ağızlarından ve fırfırlı eteklerinden. Arnavut kaldırımlarının arasındaki toz değiyordu burnuma; bir bebenin neşeli çığlıkları ikinci bebeye&#8230; Cikletçi eski arabasını sürüyordu sakince. Etrafına çocuklar doluyordu; heyecanlandım. Bende gittim yanına. Yüzüne tebessüm ettim hafifçe. Kırışmış suratı ve ellerindeki damarlar yok sayıyordu beni; ciklet vermedi. Küçüklüğümün tüm utangaçlığı nüfuz etmişti yanaklarıma. Attım üzerimden ebelemece kızarıklığını. Büyüdüm bende, adam oldum. Şimdi bir ağırlık vardı; yürümeme engel olmaya başlamıştı. Fiyakalı ceketim sırtımda yük oluyordu mahalle kıraathanesinin önünden geçerken. Kırık iskemlelerden bir ordu vardı ahşap girişinin yanında. Bıyıkları sararmış adamlar oturuyordu orayı sahiplenmiş şekilde; masalarına dokunmak istemiyordum. Yukarı bakıyorum bende. Bir ağaç tüm ihtişamıyla; mahalleyi saran dallarında kuş yuvaları&#8230; Güven dolduruyor vücudumun her noktasına. Ayağım döneceği yolu bilmeden atıyor kendini. Ulaşmak istediğim bir ev; bu evde bir çatı&#8230; Çatısı burma bileziklerden; kapısı çürük tahta&#8230; İçinde kocakarılar yok; bıyıkları sararmış adamlar yok. Güzellik var. Nefes kesici güzellikler var. Sonra kapısını kırdılar bu evin, çatısını söktüler kollarına. Kocakarılar dadandı içeriye başlarında ter kokusu, ağızlarında bir çuval boş laf ile. Mutfakta bir tencere kaynadı başımdan aşağı dökülebilmek için. Bardaklar birbirine vurdu çizgilerine kir dolmuş parmaklar dokunmasın diye. Geniş holden yürüdüm ve yukarı çıktım. Köşede bir vazo duruyordu el işlemeleriyle. Belinin inceliği beni davet ediyordu kibarlığa, nazik davranmalara. İçinde çiçek yoktu ve pek hüzünlüydü orada durmaktan. İçinde çiçek olsa pencere mermerine koyarlardı vazonun gün ışığına ihtiyacı yokmuş gibi. Tuttum alt tarafından; kaldırdım kollarımın gücünü zorlayarak. Güneşe bıraktım onu. Yürümeye devam ettim tahta döşemeler üzerinde. Yağmur suyu yüzünden rutubet yapmış duvara değen bir dolap vardı. Kenarları, eski oluşunun cabası ile dökülmüştü. İçinde bir kutu naftalin öylece; kıyafet yoktu. Kimse giyinmek için yanaşmamıştı ona. Ceketimi, pantolonumu ve gömleğimi çıkardım. Teneke askılarına astım. Yalnızlığa düşkünlüğüm boy gösteriyordu arsızca. Bir kapı önünde durdum. Üzerinde çentikler vardı. Uzun zamandır zorlanmamıştı kirişleri. Kaplaması soyulmuş kapı kulpunu çevirdim vazonun üzerime yüklediği zerafet ile. Çıplaklığımın tüm masumiyetiyle attım ilk adımımı. Oldukça boş bir odaydı. Tavandaki avizenin gevşek vidaları gıcırdıyordu sert esen rüzgarın duvara dokunmasıyla. Odanın tam ortasında bir yatak vardı; başka bir şey yoktu. Yorganı araladım büyük bir istekle; beni bekliyordu. Uzandım.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_8873" aria-describedby="caption-attachment-8873" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png"><img class="size-full wp-image-8873" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png?resize=450%2C800" alt="Necla'nın Paltosu / Öykü" width="450" height="800" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/nejlanin-paltosu-oyku.png?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8873" class="wp-caption-text">Necla&#8217;nın Paltosu / Öykü</figcaption></figure></p>
<p>Gözlerimi açtım; bir sersemlik vardı üzerimde. Ne olduğu belirsiz bir havaydı gün. Odam küf, yatağım karanfil kokuyordu. Yastığımın ıslak tarafına döndüm yüzümü ve yüzmek istedim yumuşaklığında. Bacaklarımda ince bir ağrı vardı. Üzerimdeki yorganı kaldırdım hafifçe; özgürlüğe kavuştular. Sanki hiç uyumamıştık, sanki hiç sarılmamıştık geceler boyu. O kadar kahveydi saç telleri; emin adımlarla dökülmüşlerdi yorgana. Dudaklarım kuruydu. Hiç ıslanmamışlar gibiydi. Parmaklarımı oynattım birde. Parmaklarım dokunmak istiyordu yüzüne; dokundukça ezberleyecektim her tanesini. O tüm bunlardan habersiz bilmem kaçıncı perdeyi açıyordu zaten. Rüyalarına dahil olabilmek geçti içimden. O sahnedeydi tüm cilvesiyle, ben kulisini temizliyordum arkada; ben buydum. Yosma pek bir nazlıydı. Öyle bir savuruşu vardı ki eteğini tüm yorgunluğunu atıyordu hayallerimin. Dudaklarına şarap döküyordum kendi kendime. Avuçlarına hapsoluyordum. O sahnedeydi tüm güzelliğiyle; ben ona bakıyordum bir başıma seyirci koltuğunda. Necla olmak da kolay değildi elbet. Necla olmak zordu. Hayranlıktan sarhoş olmuş bir çift göz ile uğraşıyordu tüm sıkıntıları yetmezmiş gibi. Ah, pek çekti yazığım, pek çekti güzelim. Huzur bulduğu uykuyu ayıramadım ondan; kıyamadım. Bende ayaklarımı bastım yere, doğruldum şöyle keşmekeşliğimden. Merdivenleri indim basamak basamak. Tencereler soğumuştu. Bardakların kenarları çatlaktı, sorun değildi. Onca güzel kahvaltı sofrasından sonra bir dilim bayat ekmek kur yapıyordu sepetinden. Hatrını sayıp geçtim yanından. Bir dilim bayat ekmek taze kokular saçıyordu koca cüssesiyle şimdi. Bende dilimledim dudaklarının şekline göre. Çay koydum sonra. Sana açık, bana zifir doldu. Nedeni bilinmez. Reçel sürdüm, bal karıştırdım kaymağa açılsın diye gözlerin. Zeytine ihtiyacımız kalmayacaktı böylece. Bir gürültü koptu aniden. Bir gürültü, bir yaygara ki sorma. Fakat Necla paltosunu giyindi usulca. Benim için bu hareketin önemi büyüktü. Oysa Necla pek bir umursamazdı; sırtına paçavra atılmış ve bundan rahatsız olmuş gibiydi. Dudakları aşağıya bakıyordu istemsizce. Göz altlarında siyahlıklar vardı ve yanakları yalnızlığı kucaklamak istiyordu, biliyordum. Gücünü fark etmeliydi tüm dünya ve içindeki insanlar. O çok güçlü bir kadındı. Bu basit uzaklaşmaların acısı yalnızca güzel bir masaldan ibaret olabilirdi onun için. Tüm bunlar oldukça önemliydi; o bunu bilmiyordu. Çünkü Necla bir daha benim yanımda soyunmayacaktı. Ellerim dokunamayacaktı vücudunun en beyaz noktalarına. Saçının masum gibi görünen örüğü büyük bir sevişme arzusu uyandırıyordu içimde en sakin çarşafların üzerindeyken bile. Çarpık bacaklarım yakışmazdı belki ter dolmuş kasıklarına ama kimse de bizim kadar güzel sarılamazdı. Boyun kılcallarını öperdim sadece. Kokusunu alabilmek için daha bir açardım burnumu. Nefes alışlarının düzensizliği heyecanlandırırdı bedenimi. Bir kadeh aşk kondururdum dudaklarına ve sakinleşirdi omuzlarıma sarılırken. Kollarında bronzluk vardı sıcaklığımla kavrulmuş. Saçlarımı kavrayan parmakları kendine güveniyordu. Sıkıca tutmuşlardı her telinden. Derin bir mutluluk verirdi tırnakları sırtımın parçalı haline. Sarı tüylü göğüslerinin uçları yavaşça temas ederdi avuçlarıma ve o bunu bilirdi. Oysa öyle bir giderdi ki Necla, köprücük kemikleri bile birleştiremezdi bizi. Emindim; Necla son kez giyiniyordu paltosunu bir daha çıkarmamak üzere. Dönmek için fazla kalkıktı yakaları. Bir kadın ki gidebilir kendi ayaklarından habersiz. Tüm yatakların gölgesinde tadar gün ışığını. Elmacık hatlarına hapseder hüznünü; öyle gider gideceği var ise. Yine de umurunda değildi bunlar; sadece paltosunu giyindi Necla. Ağzından tek kelime dökülmedi çaresizliğime. Ayaklarımın dokunduğu tüm zeminler kayganlaşmıştı inadına. Düşmemek için tutunacak tek bir kapı kulpu yahut merdiven korkuluğu görünmüyordu yakınlarımda. Sadece zemin kalmıştı öylece. Bir kum saatinde saklanabilirdim pekâlâ. Başım aşağıya bakar; ayaklarım yukarıya. Sade sade aşk damlar damarlarımdan ince kumların arasına. Yanaklarında suskunluk ve saçlarının sarsılmayan havası… Usulca yüzüme baktı Necla. Samimi bir gülümseme kapladı ay parçası yüzünü. Öylece durdu. Çerçevesi işlemeli portre asılı kaldı duvarda. Paslı bir çiviye dolanmış ipi gergindi. Fırça darbeleri yüzyıllık sanat birikimiyle değmişti tuvale. Kapıya yürüdüm bitkin bir halde. Kulpunun soğukluğu dokunulmamışlığı gösteriyordu. Çevirdim, çıktım odadan dışarıya. Kapaklarını açtım eski dolabın, kıyafetlerimi alabilmek için. Kıyafetlerim yoktu. Orman yeşili bir palto duruyordu. Teneke askılara büyük bir tutkuyla asılıydı. Bozmadım kendine has duruşunu. Kapadım kapaklarını. Bir güzellik vardı merdivenin hemen yanındaki pencerede. Mermerinde dün gördüğüm vazo duruyordu. İçinde hayatımda görebileceğim en güzel çiçekler sıralanmıştı. Güneş bugün onlar için doğmuştu, anladım. Bir daha indim merdivenleri basamak basamak. Oysa inmiştim önceden. Bu sefer ki nedendi ? Çürük kapıya ilişti gözlerim; olması gereken yerdeydi. Sonra kapısını kırdım bu evin. Eski hatıralarla çıktım sokağa. Elleri çamaşır ipinin bıraktığı izler ile sallanıyordu pencereden sarkmış kadınların.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>&#8220;Ertesi günler dünde kalmıştır aslında. Ulaşmak istediğin her şeyde öyle. Neyi kavramaya yeltenirsen belinden, ellerinin gücü yetmez olur dokunmaya. Bağ bahçe hayal edersin her gece uyumadan önce. Renksiz binaların varlığını değiştiremezsin oysa. Sakin kalışlar sana göre değildir bu vakitler. Heyecanını içinde hapsedemezsin. Yürümek kalır hızlı adımlarla. Yürümek bu boş güruhlardan, adımlamak yalnızlığı ! İstemediğin şeyler bol miktardadır, bilirsin. Kaçamazsın. Söylemek için üç sene beklediğin sözcüklerin güzelliği kadar kötüsünü üç saniyede duyarsın. Hislerine güvenmek mi yoksa tüm sorunların çözümü ? Gözyaşlarına hakim olmaktan mı geçer insanlara duyduğun yakınlık ? Yok, hayır. Öyle değil işte o işler, öyle değil anam babam. Bazen istediklerinden de uzaklaşırsın. Hayallerinden, gözün henüz kapanmamışken gördüğün rüyalardan&#8230; Sadece uzaklaşırsın cesaret bulduğun ilk an. Öyle olmuyormuş değil mi o işler? Lanet edersin; nasıl olması gerekiyorsa öyle olsun dersin. Berrak suları terk eder bataklıklara koşarsın. Aynı o hesap işte. Bizde insanız icabında. Eyvallah.&#8221;</em></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/">Necla&#8217;nın Paltosu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neclanin-paltosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karaköy&#8217;de İki Yalnız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 14:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8844</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Bir şarabın güzelleştirdiği kadınlar vardır. Birde şarap gibi yıllandıkça güzelleşen kadınlar.. Kadehinin içine düşen her damlada aşk yudumluyordu sanki . Attığı kalbinden habersiz.. Bu kadını güzelleştiren şarap mı idi? Yoksa şarabımsı tavırları ile yağmurum yıllanmış  şiir ezgileri ile mırıldandığı sesler mi saçlarında.  Yağmurda ne kadar ıslandığımı fark etmeden Öylece dalıp gitmişim bu ahenklere. Fakat yalnız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/">Karaköy&#8217;de İki Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>-Bir şarabın güzelleştirdiği kadınlar vardır.</p>
<div>Birde şarap gibi yıllandıkça güzelleşen kadınlar..</div>
<div>Kadehinin içine düşen her damlada aşk yudumluyordu sanki . Attığı kalbinden habersiz..</div>
<div>Bu kadını güzelleştiren şarap mı idi?</div>
<div>Yoksa şarabımsı tavırları ile yağmurum yıllanmış  şiir ezgileri ile mırıldandığı sesler mi saçlarında.</div>
<div> Yağmurda ne kadar ıslandığımı fark etmeden</div>
<div>Öylece dalıp gitmişim bu ahenklere. Fakat yalnız olmadığımı bu yağmurda tek başına ıslananın ben olmadığımda fark edince anlamıştım nedense.</div>
<div>Onu yağmur ıslatıyordu ben şiir okuyordum..</div>
<div>Yabancıydı bu kız .. Acaba aşk&#8217; ada yabancı mıdır?</div>
<div>O sütten ağzı yananlardanım lakin bunca zaman gidenlerin ayak izlerini doldurdum cümlelerim ile ..</div>
<div>İçeriye girdim oturdum bir çay söyledim .</div>
<div>İçmek için daha erkendi benim icin . Gün uzun gece kısa .</div>
<div>
<p><figure id="attachment_8845" aria-describedby="caption-attachment-8845" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg"><img class="size-full wp-image-8845" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?resize=450%2C704" alt="Gül'ü dikeni ile sevecek adamı toprağa gömdü kokun.. Yalnızlık , Kalabilmeyi becerebilene yakışıyor. Ölmek ise her yiğidin harcı değil... Bin kere ölmeyi yaşamak sanırdım. Bir kere öleni görmeden aşkı uğruna... Karaköy semalarında bir dert ehli, samimi bir Galata ve bir kaç hata sonrasında bekleyen aşk." width="450" height="704" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8845" class="wp-caption-text">Gül&#8217;ü dikeni ile sevecek adamı toprağa gömdü kokun..<br />Yalnızlık , Kalabilmeyi becerebilene yakışıyor.<br />Ölmek ise her yiğidin harcı değil&#8230;<br />Bin kere ölmeyi yaşamak sanırdım. Bir kere öleni görmeden aşkı uğruna&#8230;<br />Karaköy semalarında bir dert ehli, samimi bir Galata ve bir kaç hata sonrasında bekleyen aşk.</figcaption></figure></p>
<p>Aşk aklımdan geçmiyordu . Taa ki göz göze  gelene kadar. Sanırım utandırdım onu. İzlediğimi farketmişti galiba masum bir tebessüm eşliğinde yerine oturdu . Dikkatimi çeken bir şey de şarap kadehini elinden hiç  bırakmaması idi . Fakat o tebessüm daha çok akılda kalıcı idi&#8230;</p>
</div>
<div>O an aklıma bir cümle geldi ceketimin cebindeki emektar not defterine işledim hemen..</div>
<div>-Gülüşüne yağmur damlası değse şiir olur</div>
<div> Bunu bir ben bilirim birde gökyüzü..</div>
<div>Ben defalarca Yalnız kalmıştım Karaköy&#8217;ün yağmurlarında.Dostum Galata Kulesi ile birlikte ıslanırken bile böylesine cümle selinde yaş&#8217;lanmamıştı kalemim . Kalbimin beynime pompaladığı o kadar çok cümle vardıki acaba söyleseydim gidip bir kaçını anlayabilir mi idi beni?..</div>
<div>Farkındaydım edebiyat&#8217; ın ne kadar sınırlarını zorlasam da Türkçenin dışına çıkamayacaktı sözcüklerim..</div>
<div>Uzun süre sadece göz ucu ile izlemek ile yetindim . Fikrimce utandırdığım için kendimi suçlu hissetmiştim . Fakat o  suçluluk hissine bir ödül mü idi üç saniyelik tebessüm?..</div>
<div>Derken şarabını yudumlarken onu bir kez daha izlediğimi fark etti olsa gerek yutkunmadan bir gülümseme ile karşılık verdi bakışlarıma. Anlamsızca karşılık verdim gülüşüne ..Gamzeleri vardı&#8230;</div>
<div>-Attığım adımda düştüğüm çukur olsun gamzelerin..</div>
<div>Bakışında anlam vardı . Gülüşü şiir saçıyordu fakat ben okuyabilmek için yakınlaşmalıydım</div>
<div>Derken garsonu çağırıp hesabı istediğini fark ettim. Ayaklandı gitmek için ama henüz şarabın son yudumu duruyordu kadehinde . Ne yapacagımı bilemedim sanki bende o kadehteki son yudum gibi duruyuyordum bakakalmıştım. O gidince bir başıma kalacaktım koskoca kafede..</div>
<div>Gitmeden son yudumunu ayakta içmesi bana beni hatırlatmıştı. Çantasını omuzundan çapraz asıp üzerinde 21 rakamı olan şapkasını takıp elleri cebinde dışarıya doğru yürür iken bir tebessüm daha göz kırptı gamzelerinden</div>
<div>-Gitmeler .. Ah şu gitmeler bi onları sevemedim bir türlü..</div>
<div>Arkasından baktım .. şiirsiz kalmış kafiyeler gibi.. Giderken bıraktığı ayak izlerini kafiyesiz cümleler ile dolduramazdım. Hesabı istedim anlamsız da olsa gittiği yöne doğru takip etmeye başladım. Yürür iken bi an geri dönüp beni farketmişçesine koşar adımlar ile bana doğru geldi . O an  Karaköy&#8217;ün sokakları beni sanki köşeye sıkıştırmış gibi idi. Hareketsiz kaldım fakat tedirgindim. Aklıma bir cümlelik heyecan geldi;</div>
<div>-İşte şiirime mısra olmak için</div>
<div>Bana doğru o minik ayacıkları yürümeye başladı</div>
<div>Ne olduğunu bile anlamadan dudağıma bir öpücük kondurup arkasını dönüp yürümeye başladı . Ama alaycı bir tavır ile bana güldüğünün farkındaydım &#8230;.</div>
<div>-Dudağından bir tat aldım Şarab-ın ızdırap tanrım ..</div>
<div>Peşimden gel dercesine arkasına dönüp bana bakıyordu o an içimde biriken tüm yangınlar sanki sönmüş gibi idi.</div>
<div>Bana tek bir cümle bile kurmayan bir kız neden beni öptü?</div>
<div>-Neden mi öptü ? Belki aşkı anlatmanın lisanı bir gülücüktür onun için .. yada sarhoştur yada delidir.. ama ben içmeden bir kadeh şarabı dudaklarımda yutkunmuştum&#8230;</div>
<div>-Türkçe-İngilizce-Almanca bilmiyor fikrimce.</div>
<div>Ben de zaten Türkçe dışında hiç iyi değilim.</div>
<div>Ama o da beni sevecekmiş gibi bakıyor.</div>
<div>Nasıl yapalım?</div>
<div>Gittiğimiz yöne doğru kaldırdım kafamı yine kadim dostumun o gülen yüzü ; hadi yine iyisin der gibi bakıyordu bana&#8230;</div>
<div> O önden koşar adımlar ile giderken arkasına dönüp her bana baktığında kalbimin ritmini değiştirmeye cümle kiralıyordu..</div>
<div>Çok geçmedi dostumun yanına vardık saat daha öğlendi fakat bu kızla oturulup kahvaltıda bile içilirdi &#8230;</div>
<div> Ona koşarak yanına yaklaştım anlamsızca;</div>
<div>-Nereye gidiyoruz dedim</div>
<div>Yüzüme baktı ve güldü eli ile benim müptelası olduğum restoranın ve benim oturduğum masayı gösterdi .. Gülmeye başladım .</div>
<div> Ama onun gamzelerini her gördüğümde içimden şiir fışkırıyor fakat elim ile yakalayamayacak kadar pasif hissediyordum kendimi ..</div>
<div> Şaşkındım fakat bi o kadarda tuhaf. Masaya oturduk saki yanımıza gelip ;</div>
<div>-Ne arzu edersiniz efendim dedi.</div>
<div> Adını bile bilmediğim bir kızın karşısında oturmuş durmaksızın gülüyordum..</div>
<div>-En büyüğünden şarap getir kardeşim dedim.</div>
<div>Saki masayı hazırlar iken biz daha henüz tek kelime bile konuşmamıştık.. Gerçi ne konuşacağımı bile bilmiyordum..</div>
<div>Hangi şarap dudaklarından aldığım tadı verebilirdi ki&#8230; Daha bir kaç hafta öncesine kadar Aşkı uğruna canına kıyan bir genç ile aynı masada oturuyorduk..</div>
<div>Fakat bu kız hiç konuşmasa bile o kadar güzel şeyler anlatır gibi  hiç konuşmadan her şeyi paylaşır gibi idim.</div>
<div>Çok geçmedi doldurduk kadehi saki eşliğinde</div>
<div>-Daha ne kadar sarhoş olabilirdim?</div>
<div>Karşısında yeterince sarhoş gibi idim kaldırdı kadehini bana doğru gülümseyerek</div>
<div>-à la vôtre</div>
<div> Bir dakika bu kız Fransızdı&#8230;</div>
<div>Dans ederken mırıldandığı ezgiler geldi aklıma &#8230; Kadehlerimizi tokuşturduktan sonra bir kere daha kaldırdım kadehimi Dostuma Doğru ;</div>
<div>-Sence olur mu dersin?</div>
<div>Bu gece cümlelerimi oluruna kaldırıyorum&#8230;</div>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/">Karaköy&#8217;de İki Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Attika&#8217;da Bir Kadın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 08:30:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Semra Oğuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8815</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kocam Kerkylas&#8217;a Memelerimden hala süt geliyor olsaydı ve bir bebek daha taşıyabilseydi karnım, çılgın gibi koşardım zifaf odamıza. Ben Afrodit&#8217;in rahibesi. Ona adanmıştı  hayatım. Kleis&#8217;ı doğurmak içindi güzel ve estetik olan her şeyi yudumlayışım. Sayısızca Erososlu kadını esir ettim evlilik oyununa&#8230; Afrodit içindi. O güzeldi. Ya şimdi? Sordum kendime: Elinden ne vermek gelir, Her şeyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/">Attika&#8217;da Bir Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kocam Kerkylas&#8217;a</p>
<p>Memelerimden hala süt geliyor olsaydı ve bir bebek daha taşıyabilseydi karnım, çılgın gibi koşardım zifaf odamıza. Ben Afrodit&#8217;in rahibesi. Ona adanmıştı  hayatım. Kleis&#8217;ı doğurmak içindi güzel ve estetik olan her şeyi yudumlayışım. Sayısızca Erososlu kadını esir ettim evlilik oyununa&#8230; Afrodit içindi. O güzeldi. Ya şimdi?</p>
<p>Sordum kendime:</p>
<p>Elinden ne vermek gelir,</p>
<p>Her şeyi olan Aphrodite gibi birine?</p>
<p>Şimdi görüyorum Afrodit&#8217;in kadınlarını. Evleri kaleleri olmuş. Doğuruyorlar ve doğuruyorlar rahimleri yaşadıkça. Dikiş dikiyorlar ve yine doğuruyorlar. Ve ev işi yapıyorlar, çocuklarına bakıyorlar. Bir fahişeden daha bilgisizce yaşıyorlar. Onlar yoklar erkeklerin şölenlerinde. Bilmiyorlar benim şiirlerimi.</p>
<p>Endişelenme Kerkylas!</p>
<p>Ölümle cezalandırmıyorum bakire ruhumu ve fahişe bedenimi.</p>
<p>Şu kadarını biliyorum</p>
<p>Ölüm kötü bir şey:</p>
<p>Bak, işte tanrılardan belli.</p>
<p>İyi bir şey olsaydı ölüm,</p>
<p>Önce tanrılar ölmez miydi?</p>
<p>İşte soylular geliyor. Halktan almışlar bir avuç topraklarını. Ve parçalandıkça Attika&#8230; Denizde, kadınlarla düzen kurmaya gidiyorum.</p>
<p>O kadınlar&#8230; Aralarından bazılarını seviyorum.</p>
<p>Yumuşak elleriyle Dika,</p>
<p>Filizler koparıp</p>
<p>Süslediğinde o güzelim saçlarını.</p>
<p>Dika&#8217;yı seviyorum. Ve ona dokunmayı. Sonra sen, evliliğimiz.</p>
<p>Belli artık,</p>
<p>Bal da, bal arısı da</p>
<p>Haram bana bundan böyle”</p>
<p>Gidiyorum. Afrodit&#8217;e adanmış ruhlara aşık olmaya ve şiirler yazmaya ezberlesinler diye fahişeler. Buruşmuş ellerim belki gözlerim genç daha. Ya memelerim. Kleis bana muhtaç değil. Adanmış ruhu çoktan bir erkeğin avuçları arasında. Seni düşünüyorum papirüsle dertleşirken. Seni düşündükçe dönüp dolaşıp kendi kapımı çalıyorum.</p>
<p>Sappho, yeter.</p>
<p>Boşuna ne uğraşıyorsun</p>
<p>Yumuşatmaya o taş yüreği?</p>
<p>Belki de unutursun sen beni.</p>
<p>Ama bil ki, gelecek günlerde,</p>
<p>Bir takım insanlar anacak beni</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/">Attika&#8217;da Bir Kadın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/attikada-bir-kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8815</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırık Kalpler Kahvesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 11:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rıdvan Şaki]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8767</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir gün babamdan bana kalan kahvede Hekim ile otururken ne zamandır kafamızda olan bir fikri yürürlüğe koymanın zamanının geldiğini kavradık. Hekim suratıma bakıp abi hep oturuyoruz burada ya! Eeee dedim. Hani şu işi yapsak diyorum artık. Hem oturduğumuzda bir işe yararız olmaz mı? Ben ilk anlattığında pek bir umursmadım. Ancak kahveye gelen o kadar insan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/">Kırık Kalpler Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün babamdan bana kalan kahvede Hekim ile otururken ne zamandır kafamızda olan bir fikri yürürlüğe koymanın zamanının geldiğini kavradık.</p>
<p>Hekim suratıma bakıp abi hep oturuyoruz burada ya!</p>
<p>Eeee dedim.</p>
<p>Hani şu işi yapsak diyorum artık. Hem oturduğumuzda bir işe yararız olmaz mı?</p>
<p>Ben ilk anlattığında pek bir umursmadım. Ancak kahveye gelen o kadar insan oluyordu ki yapmak istediği şey günden güne yer edindi zihnimde. Nitekim en son yapalım şu işi deyince tamam lan dedim, deneyelim bakalım ne olacak.</p>
<p>Hemen hergün aldığımız gazetenin ilan sayfasını açtı hekim bayram sabahına uyanmış olan cocugun heyecanıyla. Zaten hergün o sayfa açık kalırdı soğuyan çay bardağınin hemen yaninda. Çünkü hekim gazeteyi sadece ilanlara bakmak için alırdı. Bakar bakar, arada kafa sallar sonra öylece bırakırdı. İlan sayfasından hemen gazetenin numarasını aldı. Aradi ve ilan vermek istiyorumm dedi. İlk sayfa dedi. Büyük olsun dedi. Renk dedi. Tamam dedi. Hayır dalga geçmiyoruz dedi. Lütfen dedi. Tamam anlastik dedi. Vermek istediği ilani söyledi.  Bir ara telefonu uzaklaştırıp merak etme abi halledeceğim dedi. Sonra kalktı ve gitti.</p>
<p>O gün bir daha görmedim Hekimi. Taki sabah erkenden koltuk altında sıcak ekmek taşıyan aile babası gibi gazeteyle çıkıp gelene kadar.</p>
<p>Abi diyordu uzaklardan abi ilanimizi basmışlar.</p>
<p>Gazeteyi açtım. İlan sayfasına baktım.</p>
<p>Büyük puntolarla şunlar yazıyordu.</p>
<p>&#8220;Derdiniz var ve anlatmak istemiyor musunuz? O zaman bize gelin çünkü biz yüzünüze bakip derdinizin hikayesini yazıyoruz.&#8221;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/">Kırık Kalpler Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirik-kalpler-kahvesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8767</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyümüş Olmak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Akif Gökçe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8789</guid>
				<description><![CDATA[<p>Selçuk&#8217;la birlikte bira içmeye sahile inmiştik. Kafamız bozuktu, Selçuk yengeyle tartışmış, babası da e-okuldan bizimkinin notlarını öğrenmiş basmış fırçayı almış ceketi çıkmış evden. Geldi yanıma ‘Ali kafam bozuk içelim mi kanka?’ diye. İçelim dedim. Oturduk cumhuriyet meydanında denize karşı  tekelci Bülent abiden aldığımız biraları başladık içmeye. Biraz çakır keyif olduk ikinci kırmızıdan sonra ben zaten [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/">Büyümüş Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuk&#8217;la birlikte bira içmeye sahile inmiştik. Kafamız bozuktu, Selçuk yengeyle tartışmış, babası da e-okuldan bizimkinin notlarını öğrenmiş basmış fırçayı almış ceketi çıkmış evden. Geldi yanıma ‘Ali kafam bozuk içelim mi kanka?’ diye. İçelim dedim. Oturduk cumhuriyet meydanında denize karşı  tekelci Bülent abiden aldığımız biraları başladık içmeye. Biraz çakır keyif olduk ikinci kırmızıdan sonra ben zaten üç tane kırmızı ile zom oluyorum. Üçüncü derken dördüncüye başladık ikimizde sonra ben Yasemini aradım yasemin mahallenin bakkalı Recep amcanın kızı yirmi sekiz yaşında işletme mezunu 170 cm boylarında dalgalı kumral saçları beline kadar uzanan deniz mavisi gözleri en soğuk kış aylarında bile akla denize grime isteği getirebilecek cinsten, aramızda  on senelik bir yaş farkı olabilir ama bu ona aşık olmam için bir engel değil ki.Telefon iki kez çaldı üçüncüde açtı.</p>
<p>“-Efendim Ali.</p>
<p>-Yasemin</p>
<p>-Efendim</p>
<p>-Nasılsın,ne yapıyorsun?</p>
<p>-İyiyim uzandım uyumaya çalışıyorum. Sen niye aradın bu saatte iyisin dimi bir şeyin yok?</p>
<p>-İyiyim, sesini duymak istedim sadece teşekkür ederim açtığın için” dedim ve kapattım telefonu.</p>
<p><figure id="attachment_8791" aria-describedby="caption-attachment-8791" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg"><img class="size-full wp-image-8791" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg?resize=280%2C280" alt="Büyümüş olmanın yaşı yok, yaşanmışlığı var sadece…" width="280" height="280" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/buyumus-olmanin-hikayesi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8791" class="wp-caption-text">Büyümüş olmanın yaşı yok, yaşanmışlığı var sadece…</figcaption></figure></p>
<p>Yasemin&#8217;e olan aşkım altı senede olsa yasemin kendimi bildim bileli yanımdaydı. Onunla büyüdüm diyebilirim. Annem babamı ve beni terk ettiğinde onların eve gitmiştim ağlayarak. O açmıştı kapıyı annemden sonra farklı olarak boynuna sarıldığım ilk kadındır o. O da küçüktü o zamanlar aslında on sekiz yaşındaydı daha. Üzülme ben de seni annen kadar sevebilirim inan bana demişti. Ben de inandım. O zamanlar çocuktuk napalım kanıverdik hemen. Nereden bileyim Yasemin&#8217;inde üniversite kazanıp Datça&#8217;dan gideceğini, üniversiteden bir çocukla tanışıp ona aşık olabileceğini nereden tahmin edebilirdim ki? Ona olan aşkımı bildiği halde gidip o çocukla nişanlanmasını hiç kaldıramıyordum. Ama yapacak bir şey yoktu. Zaten neyi elime alsam o elimde kalıyordu. Bana iyi gelen ne varsa onu berbat eden biri oldum hep. Erkenden büyüdüm sanırım, insanlardan vazgeçmeyi öğrendiğinizde büyümüş oluyorsunuz bence daha fazla konuşmak isterdim bu konu hakkında ama biramı döktüm. Selçuk da sızmış zaten, telefonda Neşat Ertaş “Cahildim dünyanın rengine kandım” diye sesleniyor&#8230; Kalkma vakti geldi, önce Selçuk&#8217;u evine bıraktım sonra eve geçtim ben kapının anahtar deliğinin neden ters olduğunu düşünürken, babam açtı kapıyı ‘yine mi içtin sen’ dedi bir şey demeden oturma odasına geçtik, babam ikili koltuğa uzanıp sigara yaktı, bende karşısına geçtim biraz ‘konuşabilir miyiz baba’ dedim, ‘şimdi sen yat yarın konuşalım’ dedi, ‘olmaz baba’ dedim çünkü bazı bir takım konular  vardır, ayıkken söylenilemez düşünülemez bile… Ağzında sigarası doğruldu, ‘bak dedim ben büyüdüm artık hiçbir şey için asla demiyorum annem gibi bir gün sende beni terk edebilirsin ya da bir gün ben seni terk edebilirim ama ölüm dışında henüz böyle bir planım yok bunu bilmeni isterim.İnsanlara olan güvenim zaten annemin bizi terk ettiği gün bir dar ağacında idam edildi ve bunun tek şahidi ben oldum. Sonra bende biraz boş verdim biraz yokladım hayatı çokça düşündüğüm şeyler oldu sende biliyorsun kimseyle konuşmadım aylarca,sonra bir karar verdim ve bu çok ciddi bir karardı kahretsin ki henüz on iki yaşındayken bir karar almak zorunda bırakıldım. Sonra asla vazgeçmem dediğim ne varsa sen dışında hepsinden vazgeçtim çok canım yandı ama bildiğim bir şey vardı can acısı hayal kırıklığının bıraktığı acı kadar acıtmıyordu insanın yüreğini… Bu söylediklerimin konumuzla hiç alakası yoktu biliyorum babacım ama sarhoşum ve ne dediğimi bilmiyorum işte… Bilirsin insanlar sarhoşken fazlaca saçmalarlar ve bu saçmaladıkları şeyler gerçekten söylemek istedikleridir. Şimdi de oturup bunları neden biz yaşadık dememek lazım. Dünyanın bir hikaye kısmı var ve oradaki ilahi güç rolleri dağıtırken kimseye sormuyor ne istiyorsunuz diye yoksa hiç birimiz istemezdik böyle olsun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/">Büyümüş Olmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/buyumus-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8789</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Şey Onunla Güzel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 19:33:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8793</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yazmak çok şey ister. Yağan yağmur bile çok şey anlatır. Duygulanımların en güzel anlarını satın almasını istediği tutkunun gözlere yansımasını hisseden ben yalnızlığımda saklıyım şimdi. Evleneli 2 yıl oldu karnımdaki çocukla kocamı kaybettim. Duygularımı yansıtan en güzel kareydi oğlum. Gözümdeki yaşın bir romanıydı belki de. Yanlış bir kederin beynimdeki seratonini etkileyen gülümsemesiydi belki de. Onun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/">Her Şey Onunla Güzel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmak çok şey ister.</p>
<p>Yağan yağmur bile çok şey anlatır.</p>
<p>Duygulanımların en güzel anlarını satın almasını istediği tutkunun gözlere yansımasını hisseden ben yalnızlığımda saklıyım şimdi.</p>
<p>Evleneli 2 yıl oldu karnımdaki çocukla kocamı kaybettim.</p>
<p>Duygularımı yansıtan en güzel kareydi oğlum.</p>
<p>Gözümdeki yaşın bir romanıydı belki de.</p>
<p>Yanlış bir kederin beynimdeki seratonini etkileyen gülümsemesiydi belki de.</p>
<p>Onun gülüşü her şeye bedeldi.</p>
<p>Fısıltısı belki de kelebek yüklü bir çiçekti benim için.</p>
<p>Çok şey ifade ederdi.</p>
<p>2 yılda çok şey değişti.</p>
<p>Ben değiştim.</p>
<p>Büyüdüm.</p>
<p>Kadın oldum.</p>
<p>Anne oldum.</p>
<p>Anne’lik bana çok şey kattı.</p>
<p>Ama çocuğuma ‘baba’ kelimesini öğretemedim.</p>
<p>Bu duygularımı etkiledi mi?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Belki de etamin işleyen ben kazandığım üç beş kuruşla çocuğumu okutacaktım.</p>
<p>Dikiş dikerek kazandığım parayla askere gönderecek.</p>
<p>Kapının önündeki tavuktan gelen yumurtayla üniversiteye göndereceğim.</p>
<p>Televizyonda oynanan skeçlerdeki konuşan kadın gibi ben de gülmek istedim hep.</p>
<p>Aradığım ne varsa elimden silindi.</p>
<p>Yağan yağmurun gülümsememe etkisi yoktu.</p>
<p>Dışarda fırtına başladı.</p>
<p>Denizde dalgalanmalar başladı.</p>
<p>Oyundan atılmış çocuk gibiydim bu dünyada.</p>
<p>Elimi nereye atsam o şey hemen yok oluverirdi.</p>
<p>Duygusuzluğumun yansımasından bir ayna olup karşıma çıksaydı eğer çok şey anlatırdı.</p>
<p>Yalnız mıydım?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Oğlum bana arkadaştı.</p>
<p>Yalnızlığımı gideren en önemli yoldaştı.</p>
<p>Bense suskun ve hayalci dünyamda ekmek parasıyla kıt kanaat geçinen bir anneydim sonuçta.</p>
<p>Annelik benim en güzel payemdi.</p>
<p>Bir fotoğrafa sıkışmış aşk dünyamda ben, anı kırıntılarıyla yaşıyordum.</p>
<p>Bir masaldı o hikaye.</p>
<p>Ben baş kahramanı…</p>
<p>Oğlumun 1 yaşında oluşu, ilk dişinin çıkması ve ilk ‘anne’ deyişi…</p>
<p>Hepsi benim göz ağrılarımdı.</p>
<p>Okuma yazmayı biliyordum.</p>
<p>Hatta çok kitap okurdum küçükken.</p>
<p>Ama üniversiteye gidemedim.</p>
<p>Gitmeyi çok istemiştim göndermediler.</p>
<p>Bu denize yakın tek katlı eve gelin geldim.</p>
<p>Kocamı, o doğuda askerlik yaparken kaybettim.</p>
<p>Bir şehit eşiyim yani.</p>
<p>Böyle kutsal bir görevi ben genç yaşımda aldım.</p>
<p>Anneannem çok anlatırdı, kocası zabitken peçesi açılmış, görmüş aşık olmuş.</p>
<p>Benim hikayem nasıldı?</p>
<p>Masalsı bir düğünün altıncı ayında ben yalnız kaldım.</p>
<p>Anlatsam olurdu aslında.</p>
<p>Yazsam olurdu.</p>
<p>Lise mezunu olsam dahi ben en güzel kelimeleri bulur muydum acaba?</p>
<p>Yazsam olurdu.</p>
<p>Her sabah tek katlı evimin denize yakın bahçesinde ben, kıt kanaat, tavuktan aldığım yumurtalarla, inekten sağdığım sütle, diktiğim elbiseleri satarak geçiniyordum.</p>
<p>Okutsalar okurdum belki.</p>
<p>Ama kitap okuyordum.</p>
<p>Küçükken okuma yazmayı öğrendiğim günden beri okuyordum.</p>
<p>Okutsalar liseden sonra okurdum belki.</p>
<p>İskender Pala’nın birçok romanını okumuştum.</p>
<p>Lise mezunu olmak benim okumamı etkilememişti.</p>
<p>Her hafta ikinci el kitapçıdan aldığım kitaplarla kendimi geliştiriyordum.</p>
<p>Edebiyatı seviyordum.</p>
<p>Kendi romanımı yazmalıydım belki de.</p>
<p>Çok şey katmıştı bana okumak.</p>
<p>Yalnızlığımda arkadaş olmuştu kitaplarım.</p>
<p>Okumayı seviyordum.</p>
<p>Okumak, benim için çok şey ifade ediyordu.</p>
<p>Okuduğumda dünyayı farklı anlıyordum.</p>
<p>Lise mezunuydum, ancak iyi bir okurdum.</p>
<p>Çocuğuma da iyi bir okur olmayı öğretecektim belki de.</p>
<p>Kitapları sevecekti.</p>
<p>Hayal dünyasında büyüyecekti.</p>
<p>Masallar okuyacaktım ona Binbir Gece Masalları’ndan.</p>
<p>Çocuğum büyüyecekti belki de.</p>
<p>Belki de beni hiç bırakmayacaktı oğlum.</p>
<p>Hep yardım edecekti.</p>
<p>Henüz 1 yaşında olan oğlumun hayatından kesitleri ezberleyecek olan ben tüm gücümle onu yetiştireceğim.</p>
<p>Tüm annelik duygularımla ona sarılacağım.</p>
<p>Hayatım oğlum olacak.</p>
<p>Ve ben, ona ninniler fısıldayacağım, masallar okuyacağım.</p>
<p>Ömrümün baharında anne’likle taçlanacağım.</p>
<p>Cennetin ayaklarımın altında hissedebiliyorum.</p>
<p>Aşkı, oğlumda buluyorum.</p>
<p>Tüm annelik duygularımda ben ona her gece dua ediyorum.</p>
<p>Öldüğümde miras olarak Kur’an’ı bırakacağım.</p>
<p>Onu okuyacak.</p>
<p>Her gülümsememde onu anlatacağım.</p>
<p>Onu yetiştirecek, büyüteceğim.</p>
<p>O, benim her şeyim.</p>
<p>Her şey onunla güzel olacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/">Her Şey Onunla Güzel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-sey-onunla-guzel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8793</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YARATIK / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 14:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8752</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duvarlarını soğuk ve parlak taşların kapladığı bir yer hapsediyor vücudumu. Yalnızca bir dürtü var içimde beni yönlendiren. Parçalamak istiyorum gökyüzünü; parçalamak ve içinde yer edinmek istiyorum! Ayrılmak istiyorum bu bedenden, ruhuma yüklediği sıkıntılardan. Adına öfke diyorsunuz. Oysa ben bilirim; bir kurtuluş tüm söylediklerim. Rahat yataklara uzanmak istiyorum yeniden. Ancak hepsi korkuyla bakan gözleri oyduğum zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/">YARATIK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Duvarlarını soğuk ve parlak taşların kapladığı bir yer hapsediyor vücudumu. Yalnızca bir dürtü var içimde beni yönlendiren. Parçalamak istiyorum gökyüzünü; parçalamak ve içinde yer edinmek istiyorum! Ayrılmak istiyorum bu bedenden, ruhuma yüklediği sıkıntılardan. Adına öfke diyorsunuz. Oysa ben bilirim; bir kurtuluş tüm söylediklerim. Rahat yataklara uzanmak istiyorum yeniden. Ancak hepsi korkuyla bakan gözleri oyduğum zaman gerçekleşir! Usulca yüzebilirim o zaman yarattığım kan gölünün en derin yerlerinde! Büyük bir öfke hiçbir şeye! Çok büyük bir öfke sonsuzluğa&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Güneşin doğuşunun ve batışının bir olduğu diyarlarda; okyanusların daha geniş olduğu zamanlarda&#8230; Bir akarsuyun kenarından yürürsünüz. Tatlı su balıkları çırpınır heyecanla ve bir şey fırlattığınızda ortaya yeşil kurbağalar çıkar. Çayırı çimeni bol&#8230; Kadınlar ellerinde sepet, koşar adımlarla elma toplamaya çıkar gündüz vakti. Karanlık çökmeden dönmek zorundalardır. Tehlikeli olur oraların gecesi. Boz ayılar cirit atar ormanlarda. Yiyecek bulma ümidi ile köye inen kurt sürüleri de cabası. Fakat gündüzleri güzeldir işte. Kış uğradığında bile bahar kokusu duyulur havasından. Ancak… Büyük bir sıkıntısı vardır bu insanların. Çatısı samanla kaplı evler ve şenlik yaratan çocuk sesleri arasından bulutları delen taş yığını belirir ansızın. Asaletini topraktan almış ve buna güvenirmiş gibidir duruşu. Tüm halkın içini huzursuzlukla kaplayan taş yığını&#8230; Yakınından geçmelerini pek istemez çocukları olan anneler. Tarlalar bu verimsiz topraklardan uzaktadır mümkün olduğunca. Akarsuyun ve tüm güzelliklerin öteki tarafında; şimdiye dek zirvesi görülmemiş bir dağın eteklerindedir ışık görmez girişi.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>Zaman geçiyor. Geçtikçe tükeniyorum. Dudaklarımı kımıldatmak istemiyorum; istemediğim için konuşmuyorum. Korkuyorum. Konuştuğumda ağzımdan kelimeler yerine boğuk bir hırıltı çıkar diye korkuyorum. Kalın derim yaralarla kaplı ve buna sebep olan benim öfkem. Yaralarımın kenarları kaşınıyor. Kabukları kalkar diye kaşımaktan çekiniyorum. Belki de her şey için bahanemdir korku ve isteksizlik. Yorgunumdur sadece; uyumak istiyorumdur. Mağaranın zemininde ince bir su birikintisi var. Kendi yansımamı görebiliyorum. Korkunç görünüyor siyaha bürünmüş göz altlarım, dökülmüş saçlarım. Sakinim. Kollarım birbiri ile aynı anda hareket etmiyor sadece. Kollarım hiç hareket etmiyor.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8230;</em></p>
<p><figure id="attachment_8754" aria-describedby="caption-attachment-8754" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg"><img class="size-full wp-image-8754" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg?resize=640%2C480" alt="&quot;Güzelliğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.&quot; " width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/yaratik-oyku.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8754" class="wp-caption-text">&#8220;Güzelliğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>İlk cesaret eden ben olmuştum her konuda, her zaman olduğu gibi. Yürümeye ilk başladığım yollar çakıl taşları ve solmuş çiçeklerle kaplıydı. Toprak görünmüyordu etrafta. Oysa solmuş çiçekler vardı. Nedeni bilinmez bir gerçeklik. Ayaklarım durmamı isteyene kadar yürümeye devam ettim. Uzaklaşmıştım tatlı su balıklarından ve yeşil başlı kurbağalardan. Bir sessizlik, bir duygusuzluk sarıyordu vücudumu. Kollarımın ince ve sarı tüylerini okşadım kendimi teselli edercesine. Uzun zamandır hissediyordum yürümenin güzelliğini. Fakat bu farklıydı. Sanki ayaklarım beni hiçliğe sürüklüyor gibiydi. Başıma buyrukluğum ve umursamazlığım sebebi ile tartışırdım yakınımdaki insanlarla. Mükemmel olduğum söylenemezdi. Fakat bu farklıydı. Kalbim, ellerimden tutup çekiyordu beni hiçliğe. Olmamam gereken bir yere gidiyordum. Düşüncelerle dolu kafam, sıyrıklarla kaplı ayaklarım ve ben gelmiştik geleceğimize. Burası için &#8220;akarsuyun öteki tarafı&#8221; diyordu o köyün halkı. Burası akarsuyun öteki tarafı falan değildi. Sazlıkların arasına gizlenmiş bataklıklar vardı beni derinlerine çekmeyi isteyen. Aldırmadım. Gökyüzünde tek bir kuş görünmüyordu. Yeniden aldırmadım. Burnuma gelen çürük kokular geri dönmem gerektiğini söylüyordu. Dinlemedim. Güzelliğe dair ne varsa geride kalmıştı ve bunun için yapabileceğim bir şey yoktu. Ufak bir korku kapladı içimi. Yanaklarıma sıcak doldu; hissediyordum. Ellerimde güç bulana kadar bekledim ve tırmanmaya başladım karanlık taşların arasındaki boşluğa doğru. Kötülüğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>Kollarımın kalın ve siyah tüylerini okşuyordum kendimi teselli edercesine. Son bir kez yüz hatlarımı inceliyordum. Üzerimde ağır bir şey vardı beni yerin en derinine göndermek isteyen. Üzerimden atamıyordum. İğrenç bir sıvıyla kaplıydı ağzımın her köşesi. Dişlerimin sivriliği dudaklarımı acıtıyordu. Yere dökülen kan damlalarına bakıyordum; öylece bakıyordum. Yeniden rüya görebilme ümidiydi bu. Hüzünle karışık sevgi kırıntılarıydı. Kuyruğumun ucu düştü yere. Yüksek bir ses çıktı. Kollarım sardı bedenimi sıkıca. Göz kapaklarım değdi birbirine. Yüksek bir ses çıktı. Kalbim, ellerimden tutup çekiyordu beni hiçliğe.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8230;</em></p>
<p>Ayaklarım düz bir zemine basıyordu tekrar. Yapabileceğimi biliyordum. Bir süre bekledim. Yüzüme soğuk bir esinti çarptı karanlık girişten. Ellerimi hissetmiyordum. Beklediğim süre zarfında korkuyla çarpışıyordu cesaretim. Kafamın içinde bir savaş vardı. Bu yüzden kalbimde topladım; kalbimde topladım her şeyimi. Başımı uzattım ilk önce. Sonra ayaklarım girdi, sonra vücudum&#8230; Duvarlarını soğuk ve parlak taşların kapladığı bir yer hapsediyordu vücudumu. Titreme sardı dört yanımı. Yürümeye çekiniyordu ayaklarım. Bir adım attım; cesaret geldi ayaklarıma. İki adım attım; rengi geldi yüzümün. Gözlerim etrafı yokluyordu kontrolüm olmadan. Taşların çatlaklarından yağmur suları sızıyordu. Mağaranın zemininde ince bir su birikintisi vardı. Kendi yansımamı görebiliyordum. İlerledim. Geniş ve ferah bir odayı andırıyordu içerisi. Siyaha boyanmış bir odayı andırıyordu. Ufak bir aralıktan ışık sızıyordu içeriye. Aydınlık için yeterli değildi. İlerledim. Yerden yüksekliği bir bacak boyuydu. Zemin ile temas eden köşelerinde yeşil renkli otlar vardı. Düz bir kayaydı bu. Fakat üzerinde bir beyazlık vardı. Boylu boyunca uzanmış bir beyazlık&#8230; Parlaklığı gözlerimi kamaştırıyordu. Aydınlık için bu kadarı yeterliydi. İlerledim. Uzun saçlarının uçları odaya dolan ışık kümesine değiyordu. Yanaklarımı daha bir sıcak yaptı altın rengi. Ellerimi hissetmeye başlamıştım yeniden. İlerledim. Yüz hatlarını görebilene kadar ilerledim. Yanakları, o kadınların topladığı elmalar kadar kırmızıydı. Sıcaklık hala oradaydı; biliyordum. Yaklaştım. İnce çizgiler vardı. Bu çizgiler söylenememiş çok şey saklıyordu aralarında. Dudakları sakindi, burun köprüsü kıvrımlı&#8230; Gözlerinin kenarları şakaklarına doğru çekiyordu ve kaşları bir kemanın yayını andırıyordu. Yukarı inip kalktıkça hoş nağmeler duyacaktım. Saçlarının arasında gezdirdim ellerimi. Yumuşak ve bitkindi. Bacakları ve kolları bedeninin yanına uzanmışlardı; dost olmuşlardı ona. Göğsünün ardında hala atan bir kalp vardı; biliyordum. Burası, akarsuyun öteki tarafıydı. Gözlerim öylece bakıyor iken dudaklarımda bir tohum filizlendi. Çiçek oldu sonra. Ne varsa sildi attı içimden. Geriye kalan güzel hayaller ve yakalanmayı bekleyen umutlar&#8230; Sulamak için suyum yoktu; o da soluverdi.  Üç adım attım; huzur doldu vücudumun en ücra noktalarına; hissediyordum. Ellerimde güç bulana kadar bekledim ve araladım göğsünün sol tarafından. Güzelliğe dair ne varsa buradaydı; hissediyordum.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/">YARATIK / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaratik-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8752</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Şizofrenin Günlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Apr 2017 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8747</guid>
				<description><![CDATA[<p>Alelacele kalktı Bekir yine o sabah yatağından. Yastığının ıslaklığına uyandığı günlerden biriydi. Gece yatarken sürekli terliyor ve bu O’nu bazı geceleri çekilmez derecede rahatsız ediyordu. Sürekli doktora gitmesi gerektiğini söylüyordu  küçük kız kardeşi. Ama O buna ayıracak pek vakit olmadığını düşünüyordu. Henüz 15 yaşındaydı Bekir. Kardeşi ilk okula gidiyordu. Ve bu yıl akşamcıydı ufak kız. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/">Bir Şizofrenin Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Alelacele kalktı Bekir yine o sabah yatağından. Yastığının ıslaklığına uyandığı günlerden biriydi. Gece yatarken sürekli terliyor ve bu O’nu bazı geceleri çekilmez derecede rahatsız ediyordu. Sürekli doktora gitmesi gerektiğini söylüyordu  küçük kız kardeşi. Ama O buna ayıracak pek vakit olmadığını düşünüyordu. Henüz 15 yaşındaydı Bekir. Kardeşi ilk okula gidiyordu. Ve bu yıl akşamcıydı ufak kız. Onu uyandırmamalıydı. O yüzden olabildiğince sessiz ve aceleyle çıkmalıydı evden. Parmaklarının uçlarında koşarken o koridordaki tek kapılı , üst komşunun bile sesini duyup rahatsız olduğu buzdolabına çarpmamak için kapı pervazına tutunarak dönüyordu kapıya doğru. Hemen buzdolabının koridora sunduğu mecburi aralıktan banyoya yöneliyor ve yüzüne iki su çarpıp , aynı ustalık ve sessizlikle odaya dönüyor ve ne bulursa üstüne geçiriyordu Bekir. Zaten bulacağı şeylerde belliydi. Çok bi alternatifi yoktu nede olsa. Sokak kapısından çıkmasıyla , saate bakması bir olurdu Beki&#8217;in. Yine; geç kalacam korkusuyla 3 er 5 er çıkmaya başladı merdivenleri. Apartmanın kapıcı dairelerinin güne merdiven çıkmayla başlatan zorluğu. Apartmandan hızlıca çıkıp her zamanki gibi , apartmanın dışarı merdiveninin dibinde yatan, o pek sevmediği yahut alışamadığı , şarap kokan adamın üstünden atlayarak koşmaya başladı. Yokuş aşağı koşarken soldan 2. dönemeçten savrulmadan dönüp, yine sol tarafta kalan 3. bina Begonya Apartmanının altında kalan, yılların esnafı Rıza amcadan suyunu aldı. Ahh Rıza amca. Ne çok çekiyordu Bekir in nazını. Bekir her gün suyunu buradan alır,para ödemez,ay sonunda da para ödemek için gittiğinde 3_5 su parası alırdı Rıza amca. Hep aynı kavga.</p>
<ul>
<li>Verdin ya, hatırlamıyor musun evladım. Fazla para aldırıp ahretimi yakma benim der durur Rıza amca.<br />
Bekir bakıyor olmuyor sonra ne yapsın, Rıza amcanın küçük torununu İsmail’ i internete götürüyor du hep bu kavganın sonunda. Küçük İsmail de bu duruma hem mutlu hem de korkarak razı oluyor, Bekir’ i de “Ama abi sakın dedeme söyleme,biliyorsun çok kızar” diye tembihliyordu.</li>
</ul>
<p>Normalde 30-35 dakikalık bir maraton mesafesiydi Bekir’in evi ile işi arası. Her gün böyle koşmazdı tabi, ama dün akşam hasta annesi yine ağlama krizine girmiş onu teskinle uğraşmıştı. O yüzden sabaha karşı oturmak zorunda kalmış en sonunda yorgun düşen annesinin uykuya dalmasını fırsat bilip o da küçük kız kardeşiyle paylaştığı odasına geçebilmiş, yatar yatmazda uykuya dalması bir olmuştu.</p>
<p>Hızlı koşmalar yerini ara ara hızlı yürümelere bırakıyor, arada cebinden babasından kalma mendili çıkartıp yüzündeki teri siliyordu Bekir. Babası mahallelinin çok sevdiği Hakkı abiydi. Hakkı genç yaşta Bekir’in annesiyle severek, hatta O’nu kaçırarak evlenmiş, yük gemilerinde çalışan mert bir adamdı. Bekir babasını çok severdi. O’nun için hiç kötü düşünmedi. Onlarca şey söylenmesine rağmen. Evet onlarca şey söyleniyordu Hakkı için . Yine bir gün iş icabı yük gemisiyle gittiği ülkede başka bir kadın bulup başka bir hayat kurduğundan falan bahsediyorlardı. Hakkı hep uzun soluklu giderdi. 8 ay 13-14 ay gelmediği olurdu Hakkı’nın. Hatta bir keresinde 2.5 yıl hiç görmemişti babasını Bekir. Ama hep dönerdi. Hediyelerle geri gelir uzun bir süre işe gitmez sonra yine giderdi. Babasıyla O işe gitmediği zamanlarda ki geçirdiği vakitler Bekir için her şeye değerdi.  Ama bu sefer gelmedi. Tam 5 yıl oldu ama hala gelmedi. Yinede Bekir bir gün gelecek ümidini hiç yitirmedi.</p>
<p>Mendili geri cebine sokup koşmaya devam etti. İş yeri uzaktan görünmeye başlayınca saatine baktı ve yavaşladı. Yetişeceğini anladı. Saat 7:05. 7:30 a daha çok vardı. Fazla hızlı koşmuş olmalıydı. Atatürk Spor salonunu geçince hemen 19 Mayıs stadının yanında ki duvarda biraz oturup dinlendi. Rıza amcadan aldığı suyu çıkarttı ve biraz yudumladı. Ayağa kalktı ve Gar ın yolunu tuttu.</p>
<p>Ankara Tren Garı’nda ki o eski büfenin önünde ayakkabı boyuyordu Bekir. Mesai saati başlamadan hep işte olur, akşamda saat sekiz gibi sandığını büfedeki Asım amcaya teslim eder eve dönerdi.</p>
<p>&#8211;          Selamunaleyküm Asım amca.</p>
<p>&#8211;          Aleykümselam Bekir. Hoş geldin. Lan şu işi bide bizim çırağa öğret. Her gün aynı saatte nasıl gelinir işe bi öğretemedim zibidiye. Şuna bak saat kaç oldu, daha gelecek velet.</p>
<p>&#8211;          Sabah sabah yine söylendiğine göre iyisin demek Asım amca, maşallah.</p>
<p>&#8211;          Zevzeklik etme, al sandığını hadi işine bak.</p>
<p>&#8211;          Tamam tamam kızma, …. Bismillah ….</p>
<p>Yoğun bir gün oluyordu. Bereketliydi. Öğlen  saati yaklaştıkça Bekir’in gözü o gizemli adamı arıyordu. İşin açıkçası ne zaman gelir diye pek endişelenmiyordu. Çünkü bu adam hep aynı saatte 2. Perona gelip, sol taraftaki merdivenlerin karşısındaki  sıraya oturuyordu. Gelir gelmez bir not defteri çıkartır, bir şeyler yazar, sonra biraz gazete okur,saatine bakar dururdu sürekli.  Hah işte geldi. Tam saatinde.</p>
<p>&#8211;          Asım amca! Geldi bizimki!</p>
<p>&#8211;          Hah.Senden bana fayda yok. Olmadı bizim çırağı bu adamın yanına yollayacağım nasıl tam saatinde gelinir diye.</p>
<p>&#8211;          Aman be Asım amca.</p>
<p>Peronda bekleyen adam yazmaya başlamıştı bile…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Ve yine geldim. Bekliyorum. Söz verdiğim gibi. Ama az daha gelemiyordum. O saçma Ankara trafiği yüzünden hep. Bir yol kapanınca her yol kapanır mı bir şehirde. Neyse geldim işte. Hava biraz soğuk yine Ankara’ da. Üşümek de demeyelim de biraz serinceyim. Gerçi sana kalsa donarsın. E tabi sen sıcak iklim seversin. Bilmez miyim. Ama soğuk iyidir. Beni dinç kılıyor. Biliyorsun seviyorum soğuğu. Kafam ve vücudum dinç kalıyor ya iyi ki bu soğuk var diyorum. Şuna bak kat kat giyinmişler . Ne kadar komik geliyor bazen bu bana. Herkes robot gibi. Sence de öyle değil mi. Gerçi pardon sen sıcağı seversin. Evet sen sıcağı seversin. Beklide o yüzden gelmeyişlerin. Beklide benden daha çok seversin. Şuan trenin İzmir den Eskişehir e kadar gelmiş hatta oradan da çoktan çıkmış olmalı. Uyanmışsındır artık. Trenin vagon aralarında gezip sigara için akşamdan beri kim bilir kaç tur atmışsındır. Ve kim bilir kaçıncı sigarandır. Bense yine akşam biraz geç uyudum. Televizyona baktım biraz. Sonra kitap okudum. Biliyor musun sana ne hikayeler biriktirdim. Yok yok merak etme anlatmadım kimseye , anlatma dedin ya o yüzden kimseye anlatmıyor,hepsini sana biriktiriyorum.  Bazılarına çok kızacak sonunda hiç ummadığın bir hikaye duyacaksın. Hele bir gel de. Üşüdüm oturunca üşüyor adam. Biraz gazete okumalıyım sanırım. Haberlere kızıp ısınırım belki ha ne dersin.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bekir bu gizemli adamı babasına benzetiyordu. Onun gibi biraz uzunca temiz giyimli ve parlak ayakkabılıydı. Yapılı olmayan ama kalıplı bir vücudu vardı. Tabi şimdi mevsim kıştı ama yıllardır bu adam buraya gelir İzmir Mavi Tenini bekler, tren geldikten birkaç dakika sonra giderdi. Birini bekliyor ama kimi. Buraların bekleyenleri bitmez. Vuslatları bitmez. Her kavuşmalar , iki adım yanında ki ayrılıklara şahitlik eder. Ve her ayrılmalar bir bekleyişlere gebe diye düşünürken Asım amca seslendi Bekir’e;</p>
<p>&#8211;          Bekir ! Öğle yemeğini getirdin mi.</p>
<p>&#8211;          Yok Asım amca, acele çıktım evden.</p>
<p>&#8211;          Köftehor! Gene benim menemene güvendin demi.</p>
<p>&#8211;          Büyüksün amcaların kralı.</p>
<p>&#8211;          Tamam tamam! “ Oğlum yumurtayı fazla at bugün. Bekir de yiyecek.”</p>
<p>Bu adamla ortak bir yanı vardı Bekir’in. Bekleyişler. Evet, beklemesini seviyordu adamın. Sadakatini, ümidini. Kendini ve annesini görüyordu beklide bu adamda. Onlarda hep babalarını beklemişlerdi. Ve hala bekliyorlardı. Ah o ufak kız kardeşi. Doğru dürüst görmemişti bile babasını. Ama o bile bekliyordu. Tıpkı bu adam gibi.</p>
<p>Ve peronda bekleyen adam gazeteyi okumayı bitirmişti o sırada…</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p>Her şey aynı yine haberlerde. Herkes birbirini yiyor. Ve Beşiktaşımız sanırım yine şampiyon. Seninle aynı takımlı olmak güzel. Sanırım gelmek üzeresindir. Saat 11:00 e geliyor. Hala üşüyorum. Düşünüyorum da; ya yine gelmezsen. Daha ne kadar bekleyeceğim konusunda beni deniyorsan yanılacaksın. Ben hep bekleyeceğim. Zaten de hep bekledim. Yıllar öncede bekledim, şimdide. Benim kaderim bu olabilir mi, nasıl olur da hep böyle aynı olur, “Allah’ım bu nasıl sınav, hep birilerini mi bekleyeceğim ben!” diye kafayı yediğim geceleri hatırlıyorum da çok zordu. Aslında hala zor. Dur bir saniye susadım su içmeliyim. Rıza amcanın suyunun tadı yok artık sularda biliyor musun.  Neyse….Evet tren göründü. Umarım valizlerin ağır değildir.</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p>       &#8211;  Hah trende geliyor zaten Asım amca bekle adam gitsin de öyle yiyelim.</p>
<p>&#8211; Yahu sıkılmadın mı şu adamı takip etmekten Bekir. Hadi gel oğlum soğutma.</p>
<p>&#8211; Geliyorum bekleyin beni.</p>
<p>Acaba bu sefer gelecek mi ! Diye düşünürken adam Bekir de merakla adamı gözden kaybetmemeye çalışıyordu. Adam ayağa kalkmıştı. Perona giren treni elleri pardesüsünün cebinde dikkatlice izliyordu. Tren durdu. İçinden inenler, kucaklaşanlar, büyüklerinin ellerinden öpüp hemen valize atılanlar. Kimileri de yalnız , aceleci. Adam bi o tarafa bi bu tarafa, kalabalıktan uzak ama kalabalığa hakim bir edayla yürüyüp duruyordu. Arıyordu ve bulamıyordu.</p>
<p>Bekir üzgün bir tavırla adama gidip sarılmak, kendinin de ne denli beklediğini ağlayarak anlatmak istiyordu. Her gün. Hasta annesini. Babasızlığı. Kardeşine ve annesine bakmak zorunda olmanın babasını beklemesinin önüne geçmesini.  O etrafın laflarını. Bu laflardan uzaklaşmak için annesini alıp Ankaralara gelişini. 15 yaşında 35 yaşındaymış gibi olmanın zorunluluğunu. Ve her şeye rağmen beklemeyi ve ümidi. Neyse dedi. Ellerini beze sildi. Tam esnada Asım amca seslendi.</p>
<p>&#8211;  Bekir hadi lan. Bu velet bitirecek yoksa.</p>
<p>Ankara Tren Garı’nda, 2. Peronda ; Kalem soğuk, defter soğuk , ve hava hüzünlü bir hava&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p>Evet yine yoksun. Yine gelmedin. Sözünde bir gün daha durmadın. Hava soğuk. Serinlik yerini soğuğa bıraktı bende. Üşüyorum. Daha çok üşüyorum. Karşımda, Hemen iki peron önümde duran büfeyi izliyorum şimdi. O büfenin yanındaki ayakkabı sandığımı, rahmetli Asım amcamı hatırlıyorum. Heyt be Asım amca. Hani bir gün beraber gelip de menemenini yemiştik, şu sürekli şikayet ettiği vefakar çırağının elinden hatırlıyor musun. Ne beğenmiştin. Seni de o menemeni de özledim. Ama yine gelmedin. Yıllarca o sandıkta insanların ayakkabılarını boyarken aslında babamı beklediğimi biliyordum. Ondanda ümidimi kesmemiştim.  Hatırlıyor musun seninle Kızılay da otururken babannem aramıştı da baban geldi demişti. İlk trenle İstanbul’a yolcu etmiştin buradan beni. Yıllar sonra benim seni yolladığım gibi. İstanbul da babamın cenazesiyle karşılaşacağımı bilsem inan hiç gitmezdim. Beklemeye devam ederdim. Çünkü beklemeler güzel. Beni ben yapıyor. Hayata tutunuyorum. Her ne kadar doktorum bu hayata tutunuşlarımın ilaçların faydalı etkisi olduğunu söylese de ben öyle düşünmüyorum.  O küçük Bekir in terk edilişleri belki de bugünkü Bekir i ayakta tutan şey. Belki de ümittir beni yaşatan. Belki de o şehre okumaya gidip bir daha gelmemen hep bundan. Geleceğim diyip gelmeyişlerin. Ve yine gelmedin. Kim bilir belki yarın gelirsin. Gitmem gerek. Gitmem gerek.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/">Bir Şizofrenin Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-sizofrenin-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8747</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk Özlemi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Mar 2017 04:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8581</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zor zamanlardı. Konuşmaktan çok yazıyordu herkes. Kelimeler hürdü lakin satırlarda, isimsiz ve yetim. Mimlenmişti adamlar ve kadınlar, geceden farksız riyakâr bir sessizlik… Huzur mu? Evet. Tehlike mi? Daniskası. Korkunun eşiğinde söylenmişti&#8230; Kimseler duymadan bütün âleme anlatılmıştı isyanın ilk sözcükleri. Küçük bir dünya da daha nasıl olabilirdi. Şu kırılgan satırlara gizlenmiş, baktıkça derinlerde gördüğümüz o titrek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/">Sonsuzluk Özlemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zor zamanlardı. Konuşmaktan çok yazıyordu herkes. Kelimeler hürdü lakin satırlarda, isimsiz ve yetim. Mimlenmişti adamlar ve kadınlar, geceden farksız riyakâr bir sessizlik… Huzur mu? Evet. Tehlike mi? Daniskası.</p>
<p>Korkunun eşiğinde söylenmişti&#8230; Kimseler duymadan bütün âleme anlatılmıştı isyanın ilk sözcükleri. Küçük bir dünya da daha nasıl olabilirdi. Şu kırılgan satırlara gizlenmiş, baktıkça derinlerde gördüğümüz o titrek dalgaları, yeşil ve eladan bozma denizlerin. Kaybedilmiş son şehir, adın düşmeyecek dudaklardan, en şanlı direniş, en hazin son.</p>
<p>Sokak lambasının aciz ışığından mahrum, kendi karanlığında boğduğun o bankta, gölgenin nezaretinde bekliyorsun sabahı. Kırışmış yüzünde biriken çatlakları sayan bir çocuk soruyor:</p>
<ul>
<li>Amca, nasıl eskidin böyle?</li>
<li>Seni sevebilir miyim, Babamın antikası kıymetinde.</li>
</ul>
<p>Ruhundaki sonsuzluk yüklenmiş esareti, tenindeki sona doğru taşıyor. Sen! Kendi dünyasına mahkûm aciz adam. Ne olacak son sözcüklerin?</p>
<ul>
<li>Varlık tükenir, sözcükler baki, sonsuzluk, özlemin nihayeti.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/">Sonsuzluk Özlemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluk-ozlemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 08:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8628</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yitik kalpler ülkesi burası, aşklar soğuk demli çay tadında şekersiz. Yanında fırından yeni çıkmış susamlı simit olsa katlanılır belki, ne gezer ama. Susuzluğumu bile kesmez bu çay şimdi benim. Nafile beklerim, bilir yine beklerim. Taze çay tadında bir sohbeti, susamlı simit tadında bir aşkı özlerim. Seni özler gözlerim. Yokluğunda biçare kaldı sözlerim… Nasıl beğendin mi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yitik kalpler ülkesi burası, aşklar soğuk demli çay tadında şekersiz. Yanında fırından yeni çıkmış susamlı simit olsa katlanılır belki, ne gezer ama. Susuzluğumu bile kesmez bu çay şimdi benim. Nafile beklerim, bilir yine beklerim. Taze çay tadında bir sohbeti, susamlı simit tadında bir aşkı özlerim. Seni özler gözlerim. Yokluğunda biçare kaldı sözlerim…</p>
<p>Nasıl beğendin mi kafiyelerimi? Çok mu basit geldi. Basittir tabi seninkilerin yanında. N’apalım benden ancak bu kadar çıkar. Ben ne şairim ne de yazar… Senin gibi bir edebiyatçının yanında kaç yazar… Sarhoş olsam ancak bu kadar dürüst olurdum değil mi? Hatırladın mı seninle sabaha kadar kadeh kadeh içtiğimiz o acı şaraplı geceyi. Ben hiç unutmadım inan ki. Hani bir sen bir ben yazıyorduk sırayla dizeleri. Sonra sırayı şaşırmıştık da, ben sızmıştım bir köşede, sen bitirmiştin şiiri, bizim şiirimizi…</p>
<p><strong>Sözler her zaman doğruyu söylemez, </strong></p>
<p><strong>Anlamın içine gizlenir sırlar. </strong></p>
<p><strong>Bazen sırlar bile sırlanır da, </strong></p>
<p><strong>Aynalar sırlardan kaçar. </strong></p>
<p><strong>Sırrın da sırrı vardır. </strong></p>
<p><strong>Söylenmeyendir aslında söylemek istediklerimiz. </strong></p>
<p><strong>Biz ayna olabilmek için sırlarımızın içinde gizleniriz</strong>.</p>
<p>Bizim şiirimizi okumak kimseye nasip olmadı değil mi? Ben bulamadım o sabah ayıldığımda ne seni, ne de birlikte yazdığımız şiiri… Seninle birlikte sırra kadem bastı gitti. Nereye gitti sahi, sen neredesin şimdi? Ne kadar zamandır yoksun? Aslında zaten hiç mi yoktun?</p>
<p><em>Birbirine yabancı iki kişi, </em></p>
<p><em>Sihirli aynaların karşısında aradı kendisini. </em></p>
<p><em>Sirkin büyüsü bittiğinde, </em></p>
<p><em>Gece fenerleri söndüğünde, </em></p>
<p><em>Gün ışıdığında tepemize </em></p>
<p><em>Biz de bittik öyle değil mi?</em></p>
<p>Benim şiirim böyle başlayıp böyle bitiyor ya senin ki?</p>
<p>‘Kaçmak için bir neden gerekmez, insan en çok kendinden kaçar bir başkası bahanesidir yalnızca. Bir neden vardır var olmasına ama kişi bilmediğinden nedeni, ‘neden’ neden olmaktan çıkar. İnsanoğlu neden-sonuç ilişkisini çözemedi mi çaresiz kalır. Bunalıma girdim sanır. Girdapta döner durur deney fareleri gibi. Koşar koşar bütün enerjisini harcar, hep aynı yerde durmadan, varacağı nokta olmadan yorgunluktan çatlar, ölür sonra…’ Demiştim sana.</p>
<p>Sen öldün mü yoksa? Ölmemişsindir. Kötüler çabuk ölmez ya, ölmemelisin daha. Böbreğinin biri yoktu, diğeri iflas etmek üzereydi. Hep ‘öleceğim’ diyordun. Senin korkun ölümden miydi yalnızca? ‘Doktorunu buldun işte’ demiştim sana. Ben bakardım bir ömür boyunca. Sen ölümden değil asıl yaşamaktan kaçtın. Çünkü korkun yaşamaktı aslında… Hilafsız yaşamaktan, yarını düşünmeden, şimdiyi, anı, hayatın aslını, özünü yaşamaktan korktun; Yani benden, yani kendinden, insandan korktun sen…</p>
<p>‘Korkularımız alt benliğimizde beslediğimiz bir canavardır. Ne kadar çok korkumuz varsa o kadar sırrımız vardır. Bütün korkularımızı serbest bıraktığımızda aynaların sırları kalkar ve şeffaf cam ortaya çıkar. Karşıdan bakan kişi camın gerisindekini görür artık, görmek isteyenin seçimine kalmıştır manzara… Sen ne isen bakınca onu görürsün benden.’ Hatırladın mı? Parkta yaptığımız söyleşiden…</p>
<p>Bana bakınca gördüğün kendinden kaçtın sen! Tüm çıplaklığınla, tertemiz aşkınla, kala kaldın karşımda. Aşkın saflığında gördüğün o küçük çocuktan kaçtın!</p>
<p>Sana hiç kızmadım dersem yalan olur. Çok kızdım ölesiye, çıldırasıya kızdım. Zayıflığına, zaaflarına, mazlum kibrine kızdım. Çektiğin acıları anlamadım sandın. Seni tanımadım sandın. Seni sevemem sandın. Oysa seni olduğun gibi seven bu hayattaki tek insandım. İşte en çok buna kızdım. Sonra anladım ki insan en çok, en sevdiğine kızarmış.</p>
<p>Öyle çok sebep bulmaya çabaladım ki seni unutmak için. Bunca sene hiç affetmedim seni, ya da öyle zannettim. Hep kızgın olayım diye boyuna kendimi körükledim. Ateşi hep harlı tutmak için odunlar attım içime. Yanayım kül olayım seni unutayım istedim.</p>
<p>Bir çift göze takılıp kalır mı insan? Bu kadar sapar mı yolundan? Ne kadar aptalım diye kendime kızdım en çok. Babam olsaydı yanımda – benim akıllı kızım diye severdi beni- saçlarımı okşayıp, bana öğütler verirdi. Ah babacığım niye bu kadar erken gittin ki…</p>
<p>‘Hatıralar, biz onları hafıza merkezimizden çekip çıkarana kadar gizli gizli yerlerinde dururlar. Uzun süre kullanılmayanlar zaman aşımına uğrar, ya kaybolur ya da bozulurlar. Muhayyile işin içine girdiğinde yeniden yazılır silinmiş kayıtlar. Bir anının aslına ulaşmak zordur, çok zor. Derin klinik terapisi uygulamak gerekir… Çoğu kez bu bile çözüm olmaz.’</p>
<p>Sana hastam gibi davrandığımı zannettin. Tıp eğitimi almış olsam da daha o zamanlar pratisyen bir hekimdim yalnızca. Yeni mezun çaylak bir hekim… Büyülü İstanbul’dan ayrılıp Artvin’e mecburi hizmete gitmiş idealist biriydim. Senin nezdinde ise bir çocuk. Sahi sen benim neyimi sevdin? Heyecanlarımı, hayallerimi, bitmek bilmeyen tıp fakültesi hikâyelerimi hiç bıkmadan dinlerdin. Sana ilk âşık olduğum adamı bile anlatmıştım. Gülerek dinlemiştin, çocukça kaprislerimi severek tolere etmiştin. Ailemden uzakta hiç bilmediğim bir diyarda, savaşmayı öğretmiştin. İnsanların sertliklerine dayanmayı, onların dillerinden anlamayı, en çok da soğukta hayatta kalmayı… Belki o yüzden sevdim seni bu kadar, sahi ne kadar çok?</p>
<p>Bir mektubu çok gördün ya bana. En çok buna içerledim. Gittiğin yerden tek bir elveda mektubuna razıydım oysa. Gülerdin şimdi yanımda olsan bu duruma. Türk filmlerine benzetip abartılı bulurdun. Beni nasıl bir acıyla bıraktığından habersiz yaşıyorsun şimdi orda burda. Bilsen döner gelir miydin acaba?</p>
<p>Aramızdaki yaş farkını bahane ettin hep. Niye kendini bu kadar yaşlı bulduğunu bir türlü anlayamadım? İnsan 43 yaşında ölmezdi ki… Hem ben doktordum, biliyordun seni yaşatacağımı&#8230;</p>
<p>Sahi kaç yaşında olduk biz şimdi?</p>
<p>Senin ‘Küçük Kara Balığın’ elindeki kılçıktan kılıcıyla Don Kişotculuk oynadı senden sonra. Yel değirmenleriyle savaşıyorum hala. Ah! Dulcinea… Olmayan sevgilim, neredesin? Hiç değilse hayalet değilsin. Yoksa öyle misin? Değilsin değil mi?</p>
<ul>
<li>Çay bırakayım mı abla?</li>
<li>Bu soğuk demli çayları içmekten midem delinecek. Taze, sıcak ve açık getirmezsen para yok ona göre…</li>
<li>Tamam abla ya kızma hemen, yenisini demliyor ustam. Demini alsın hemen.</li>
<li>Hah şöyle, bir sıcak çay içelim değil mi? Üşüdük şunun şurasında.</li>
<li>Eyvallah ablam, dur senin keyfini yerine getiririm şimdi ben üzülme. Hele açayım şu radyoyu bir.</li>
</ul>
<p>“Bir dalda iki kiraz,</p>
<p>Biri al, biri beyaz</p>
<p>Eğer beni seversen</p>
<p>Mektubunu sıkça yaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sallasana, sallasana mendilini</p>
<p>Akşam oldu göndersene sevdiğimi. “</p>
<p>Şarkılardan fal tutardı annem, ben çocukken. Polis radyosunda çıkardı bu türküler. İstek olduğunda, ‘sıradaki’ diye başladı mı spiker, hemen atılırdı şarkı daha anons edilmeden.</p>
<p>‘Benim olsun’ derdi. Sonra kaderini değiştirecek şarkıyı dinlerdi.</p>
<p>Ben fal tutmadım şarkılardan hiç. Bu şarkı beni tuttu fakat çocukluğumdan. Annemin sevdiği bir İstanbul türküsü… Makamı saba, sabah ezanından kalma…</p>
<p>“Bir dalda iki kiraz, biri al biri beyaz, eğer beni seversen, mektubunu sıkça yaz.”</p>
<p>Gördün mü bak. Kızların kaderleri anneleri gibi olurmuş. Şarkı tam bana göre çıktı. Müzeyyen Senar söylüyor.</p>
<p>Ağlattı beni bunca yılın ardından. Kime kızayım ben, söyle hadi kime? Bir suçlu bulup onu mu cezalandırayım? Çok düşündüm karşıma çıksa bir gün ne yaparım diye. Bir gün öyle herhangi bir yerde… Bir temiz pataklardım herhalde önce. Sonra kıyamaz bırakırdım, sarılıp boynuna ağlardım. Hiç bitmeyecek hıçkırıklarla işte şimdi olduğu gibi…</p>
<p>“Bir dalda iki ceviz</p>
<p>Aramız derya deniz</p>
<p>Sen orada ben burada</p>
<p>Ne bed kaldı ne beniz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sallasana, sallasana mendilini</p>
<p>Akşam oldu göndersene sevdiğimi. “</p>
<ul>
<li>Çaylar geldi taze taze, sıcak sıcak içimiz ısınacak…</li>
<li>Ne o şimdi de reklama mı başladın?</li>
<li>Ya abla sen de bugün ne yapsam kızıyorsun ha!</li>
<li>???</li>
<li>Yani bakma öyle, diyecek laf bulamıyorum karşında.</li>
<li>Ben de yazacak kelime, bak birbirimize benziyoruz demek ki.</li>
<li>Kızmazsan sana bir şey soracağım abla?</li>
<li>Kızmam hadi sor.</li>
<li>Sen geçenlerde de geldiydin hani. İki masa öteye oturdundu. Hatırladın mı o günü. Aha masadaki şu kitap vardı yine elinde.</li>
<li>Eee… Pek meraklıymışsın sende…</li>
<li>Meslek icabı abla…</li>
<li>Hadi ya.</li>
<li>Bir şey düşürdün mü sen o gün?</li>
<li>Nasıl bir şey?</li>
<li>Mektup gibi. Sen gittikten sonra masanın altında aha bu mektubu buldum da, ama senin mi bilemedim pek… Belki senindir ha?</li>
</ul>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8628</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Serde Sevda Sancısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Mar 2017 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ziya Keyif]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8578</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öyle uzak durma sevdiğim, öyle mahzun, öyle hüzünlü susma dedi Cafer, aydınlanırken cemresi gül cemalinin. Mesafelerde büyüttüğü aşk tohumlarını ekerken memleketinin buz tutmuş bağrına&#8230; Bu, giderken son sözleri olmuştu, mevsimlik bir vedanın ardına. Cemre! Gözü yaşlı Cemre… Alıştığı bir şehirde, alışmadığı bir yalnızlığa mahkûm, otobüsün hareketiyle sarıldı telefona… Hapsedilmiş kelimelerin izinde, yazıyor ha yazıyor onca [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/">Serde Sevda Sancısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle uzak durma sevdiğim, öyle mahzun, öyle hüzünlü susma dedi Cafer, aydınlanırken cemresi gül cemalinin. Mesafelerde büyüttüğü aşk tohumlarını ekerken memleketinin buz tutmuş bağrına&#8230; Bu, giderken son sözleri olmuştu, mevsimlik bir vedanın ardına.</p>
<p>Cemre! Gözü yaşlı Cemre… Alıştığı bir şehirde, alışmadığı bir yalnızlığa mahkûm, otobüsün hareketiyle sarıldı telefona… Hapsedilmiş kelimelerin izinde, yazıyor ha yazıyor onca zaman görmeyeceği sevdiğine…</p>
<p>Bir pazartesi sabahıydı, kan ter içinde uyandı Cafer…  Geceden kalma, yüzünü örten kitabı bir kenara savurup başladı düşünmeye, yıllar önce sinesine sığındığı o büyük aşkı yeniden yaşamıştı sanki bir tuhaf rüyanın içinde… Cemre, o gün ki gibi karşısında duruyor.   Cafer yıllar sonra ne için ve neden olduğunu bilmeden dizlerinin üstünde durmuş Cemreye haykırıyor…  Şehir suskun, sokaklar sessiz dalda sonbahar yaprakları ânın geçmesini bekliyor. Zamansa bu sahnede asılı… Geçmiyor… Bir anlık sessizlik, en büyük haykırış oluyor o küçük odanın içinde. Sağda bir kitaplık, karşısında kanepe ve o adam, eski bir mutluluğun seyri içinde… Soluksuz semaya dalıyor ve o küçük pencerenin ardında gökyüzü, Cemreyle yeni bir bahara uyanıyor.</p>
<p>Sokaklarda bir telaş, her biri bir yere ulaşmanın peşinde, her vardığı yer yeni bir sevdanın. Gitmiyor düşüncesi Cemreyle başlayan rüyanın. Cafer için sarı ışık yanıyor. Düşüncesinin miladı, onu bilmediği bir sona taşıyor.  Yürürken ağır aksak, sürekli değişen bölük pörçük, parça parça kaldırımları, ilerlemeyen sıkışık trafikte izlerken insanları, dinlerken korna seslerini, şehir çılgınca haykırırken yalnızlığıyla, bir düşünce sivriliyor Cafer’in hatırında. Cemre! Adıyla müsemma kadın, ağır ağır beliriyor.  Bir küçük zerre değil, bir ateş peyda oluyor bu bedende, Cafer, usul usul yanıyor…</p>
<p>Birkaç gün sonra yine bir akşam vakti koca günün yorgunluğu uğruyor gözkapaklarına, ağır ağır ayrılıyor düşüncesi şehrin hengâmesinden ve dalıyor derin bir uykuya. O gece hiç bitmeyesi, lafızlara sığmayan görüntüleri anlatmak ne mümkün, aşkın badesini tatmış Cafer o dünyanın içinde… Günün ilk ışıklarıyla aydınlanırken sokaklar, kapının eşiğinden merhaba diyor yeni doğan güne, hiç alışık olmadığı bir şekilde, yüzüne dünyayı ısıtacak bir tebessüm uğruyor.</p>
<p>Masada bilgisayar, bir kafede oturmuş çayını yudumlarken boğaza nazır, manzaranın eşsizliğiyle yitik geçmişe ulaşacak kelimeleri tuşluyor klavyenin üstünde (Cemre), aklında binlerce soruyla birlikte. Ya o eller başka bir ele değmişse, bir başkası düşmüşse yangın yerine, uğramışsa o aciz yüreğe bir uslanmaz kalp ağrısı diye geçirirken içinden, sureti beliriyor gözlerinin önünde; manasızlaşıyor görüngüler; çay, tadını; boğaz, o derin manayı yitiriyor. Hareketler durmanın eşiğinde, yalnız bir şeyin raksı var tüm bu keşmekeş içinde oda kalbi, varlığından baskın bir haykırışla zorluyor varmak için ötelere… Yalnız o yeşil gözlerde buluyor ve yanaklarında peydah oluyor birkaç damla yaş, öylece taşıyor mutluluk göğüs kafesinden. Cafer, derin bir iç çekişle ilk suali soruyor nasılsın diye. Bir karşılığı var mı bilmiyor yıllar önce yitirdiği sevgilide.</p>
<p>Akşamla gelen kızılca kıyametten kurtuluyor caddeler ve geceye bir tenhalık çöküyor. Sokak lambalarının altında bir gölge, yolculuk uzun lakin adımlar kısa, sanki hiç gitmek istemiyor gibi. Sırtında bir çanta, elinde; bir kibrit aleviyle tutuşmuş sıkıntılar. Derince bir nefes… Sanki her nefeste dünyadan sıyrılıyor. İlerideki durağı fark ediyor sonra, durakta bir genç son otobüsü bekliyor. Dertli, gideceği yer uzak olmalı, başka kim bilir kaç tane soru, her şey dünyalık, hepsi zamana asılı. Durdu, çocuğa baktı. Daha tanımadığın belli dedi. Genç oralı olmadı. Yüzündeki ifade anlatıyordu gerçeği bu adam meczup olmalı ya da bir dilenci. Yanılmıyordu genç, cemresi düşmüştü bağrına Cafer’in. Bu, ya bir ömürlük kışın başlangıç nöbeti ya da bir ömürlük baharın habercisi.</p>
<p>Ve nihayet Bir merhabayla devam ediyor sıradan seyrine hayat. Cafer bir hülyanın peşinde Cemre o ilk rüyayı dinliyor. Kelimeler taşıyor yatağından, susmak bilmiyor düşünceler. Aşk bu ya işte fark ettirmeden zamandan ayrılıyor. Geçiyor geçiyor geçiyor&#8230; Koskoca bir defter, sevdayla evirilmiş bütün sözcükler o defterde bir vücuda, Cemrenin avuçlarında bir çağrıyı kucaklıyor, doğa sıyrılıyor örtülerinden Cafer o yaşlarla her gün bir bahara uyanıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/">Serde Sevda Sancısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/serde-sevda-sancisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8578</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk&#8217;ım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/askim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/askim/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 12:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selamet Darğın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8570</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mart ayının on üçüncü günü, saat 13:40. Evden çıkarken çiseleyen yağmur, şimdi adeta beni biraz daha mutlu etmek adına, bardaktan boşalırcasına yağıyor. Ve ben hasta olacağımı bile bile ıslanmanın hazzını iliklerime kadar hissediyorum. Annemin &#8220;Aman kızım şu şemsiyeyi al  yanına.Yağmur bastıracak!&#8221; uyarısını dinlemediğim için tekrar teşekkür ediyorum kendime. Eve vardığımda annemin beni bir güzel haşlayacağını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askim/">Aşk&#8217;ım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mart ayının on üçüncü günü, saat 13:40. Evden çıkarken çiseleyen yağmur, şimdi adeta beni biraz daha mutlu etmek adına, bardaktan boşalırcasına yağıyor. Ve ben hasta olacağımı bile bile ıslanmanın hazzını iliklerime kadar hissediyorum. Annemin &#8220;Aman kızım şu şemsiyeyi al  yanına.Yağmur bastıracak!&#8221; uyarısını dinlemediğim için tekrar teşekkür ediyorum kendime. Eve vardığımda annemin beni bir güzel haşlayacağını bile bile. Dilimde en sevdiğim şarkını. en sevdiğim bölümü;</p>
<p><em>Tere dılme mere sahsonke phana mılcahi.</em></p>
<p><em>Tere ışk me  meri ca fanaa hocai&#8230;</em></p>
<p>Ayakkabılarımın içine dolan yağmur sularının beni yavaş yavaş hasta etmeye başladığını hissediyorum. Ama maalesef cebimde bulunan para minibüse binmeme yetmiyordu. Bir yanım üzülse de bu duruma, öbür yanım bunu bahane edip annemin fırçasından kurtulacağım için mutluydu.</p>
<p>Aklımdan geçen bu düşüncelerle bir kaç saniye bulunduğum ortamdan soyutlanıp, söylediğim şarkıya devam ediyordum ki bir anda arkamdan gelen korna sesleri yerimden sıçrayarak çığlık atmama neden oldu. Korna seslerini hemen arkamda bulunan arabanın içindeki şoförün gür sesi izledi. Orta yaşlı, sarışın, babamın tabiriyle laz burunlu,gözlerinden anladığım kadarıyla bana bir hayli kızgın adam başını camdan uzatıp &#8220;Kör müsün be, yolun ortasında yürünür mü, dağdan mı indin?!&#8217; diyerek benim, kocasına işve yaparken kaynanasına yakalanan yeni gelin gibi kızarmama neden oldu. Hemen kendimi toparlayıp hızlı bir kaç adımla tekrar kaldırıma çıktım. Sinirli adam, beni son defa süzüp, &#8220;Sabır&#8221; diyerek gaza yüklenip uzaklaştı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askim/">Aşk&#8217;ım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/askim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8570</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşsel!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dussel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dussel/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 11:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8429</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adımlarını hızlandırmış neredeyse koşacak hale gelmişti. Bir yandan insanlara çarpmamak için çabalıyor diğer yandan arkasına bakıp hala geliyor mu diye bakınıyordu. Yağmur yağmıyor olsa iyiydi. Lanet olsun şu gözlüğe! Yağmur damlaları iyiden iyiye görmesini engelliyordu. Kim olabilirdi? Gözlüğünü biraz kaldırıp net görmeye çalıştı. Üzerinde olan yırtık cübbesi üstelik kafasının tamamını kapayan geniş bir kapüşonu vardı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel/">Düşsel!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adımlarını hızlandırmış neredeyse koşacak hale gelmişti. Bir yandan insanlara çarpmamak için çabalıyor diğer yandan arkasına bakıp hala geliyor mu diye bakınıyordu. Yağmur yağmıyor olsa iyiydi. Lanet olsun şu gözlüğe! Yağmur damlaları iyiden iyiye görmesini engelliyordu. Kim olabilirdi? Gözlüğünü biraz kaldırıp net görmeye çalıştı. Üzerinde olan yırtık cübbesi üstelik kafasının tamamını kapayan geniş bir kapüşonu vardı. Omuzları geniş, uzun boylu ve cüsseli bir adamdı. Bir erkek olmalı diye geçirmişti içinden. Tekrar önüne dönüp adımlarını biraz daha hızlandırdı. İnsanların arasında bir boşluk yakaladı ve koşmaya niyetlendi. Birden iki tarafından bulutsu su kütleleri insanlarla kendisi arasına girerek set çekti. Etrafına bakınıyordu. İki bulutsu kütleyi izledi biraz ileride birleşerek önünü tamamen kapadı. Geri döndü kapüşonlu adam baktı. Bulutsu su kütlerini o kontrol ediyor gibi iki eliyle hareketler yapıyordu.</p>
<p>Kalp atışlarını bile duyacak kadar yüksek atıyordu nabzı. “Kimsin sen?” diye haykırdı. Caddede olan hiç kimse görmüyor muydu? Kapüşonlu adam ellerini geriye doğru uzatıp bulutsu kütleyi kendi arkasında birleştirerek ikisini de içine alan bir ortam yarattı. Caddenin görüntüsü gittikçe kayboluyor hava kararıyordu. Kapüşonun içinde parlayan bir çift göz gördü. Sarı olduğuna emindi. Bir kaplan edasıyla üzerine geliyordu.</p>
<p>&#8220;Sakin ol&#8221; dedi hayvansı bir sesle. Daha çok hırıltı gibiydi. &#8220;Kimse görmüyor bizi&#8221; diye ekledi. Bir ucube diye geçirdi kafasından. Uykuda olabileceğini geçirdi zihninde. Kollarını, yüzünü yokladı.</p>
<p>-Geleceğe gitmek… istiyor musun?</p>
<p>-Şaka mı bu?</p>
<p>Filmlerde olurdu ancak veya romanlarda.</p>
<p>-Kim ben mi? Saçmaladığının farkına vardı. Başka Kime soruyor olabilirdi?</p>
<p>-Bunun için… buradayım istemiyorsan… giderim. Ne kadar… ileriye… ve nereye?</p>
<p>Güldü kendince, cesaret için dalga geçmek işe yarar mıydı? Nasıl bir konuşma şekliydi bu? Duraksayarak! Duraksama değil daha çok bekleyerek.</p>
<p>-Niye vaktin mi yok? İşin mi var?</p>
<p>-Zamanın efendisiyim… zamana ihtiyacım… yok… ama işim… var… bu doğru.</p>
<p>Sesinden kızmış olabileceğini anlamak mümkün değildi</p>
<p>-Tamam, tamam kızma. Evet istiyorum.</p>
<p>Kapüşon sağ tarafına omuzlarına doğru eğildi, gözler de. Tekrar yutkundu. Ucube açıklama bekliyordu.</p>
<p>-Tamam anladım. Yirmi yaşındayım ve kırk yıl sonraya kendimi görmeye. Tabi kendime gidebiliyorsam ve yaşıyorsam? Yani şey, yasayacaksam. Ya anladın iste.</p>
<p>İkisinin arasında başka bir su kütlesinden anafor oluşmaya başladı. Gittikçe derinleşiyor gibiydi. Düşememek için biraz geri durma ihtiyacı duydu. Gözleri anafora bakıyorken ucube konuşunca kafasını kaldırdı.</p>
<p>-Gidebiliyorsun! Ve… evet… yaşıyorsun.</p>
<p>“Dur dur” dedi yüzünü parmaklarıyla yokladı. Uyanmak ister gibi kendi canını yakmaya çalışıyordu.</p>
<p>&#8211; Yirmi dakikalık… bir seyahat… ve orada… geçireceğin bir… saatin olacak. Hazır mısın?</p>
<p>Kafasını onaylar gibi salladığı anda adamın iki eli uzanıp yakasından tuttu ve anaforun içine çekti. Birden boğulacak hissine kapıldı ama nefes alabiliyordu ve bir başka bulutsu su kütlesinin içinden çıkıp adeta başka bir dünyaya gelmişlerdi. Bu bir çeşit Einstein Roosen köprüsü gibi diye düşündü. İyi de bu ucube kimdi dahası neydi? Bir çölü andıran kumların üzerinde yürüyorlardı. İleride yine bir anafor vardı bu kez yerde değil de askıda, havada duruyordu. Tekrar anaforun içine girip kayboldular. Birkaç kez bunu tekrar etmişlerdi.</p>
<p>-Gerçekten kendimle görüşeceğim değil mi?</p>
<p>-İstediğin bu… değil miydi?</p>
<p>Soruya soru ile karşılık verecekse seyahat zor olacaktı.</p>
<p>-Geleceğimi biliyor mu? Yani şey biliyor muyum?</p>
<p>-Sence?</p>
<p>Buyur yine aynı şeyi yaptı diye geçiriyordu içinden.</p>
<p>-Neden ben peki? Yani niye bana geldin?</p>
<p>-Neden olmasın?</p>
<p>-Kimsin nesin sen? Bir açıklama istiyorum.</p>
<p>-Dönünce… anlatırım.</p>
<p>-Ne konuşacağım kendimle?</p>
<p>-Sen istedin… gitmeyi.</p>
<p>-Onu demek istemedim. Yasaklı olan bilgiler olacak mı?</p>
<p>-Elbette. Neleri… soramayacağını zaten… biliyorsun.</p>
<p>-Ne demek biliyorum?</p>
<p>-Dönünce anlattım… sana.</p>
<p>-Dönünce anlattın mı? Daha dönmedik farkındaysan.</p>
<p>-Döndük… Sen biliyorsun…. Orada.</p>
<p>Nihayet kumların olmadığı bir yerden çıkmışlardı. İki katli bir evin yan tarafından ön kapıya doğru yürümeye başladılar. Yağmur burada da yağıyordu. Dönüp ucube diye düşündüğü adama baktı ve evi işaret ederek “içeride miyim?” Diye sordu.</p>
<p>Düşünceleri uçuşuyordu. Başkasının evi olma&#8230; yuhhhh!  Evin hemen önünde duran yeşil klasik otomobili gördü. Şuna bak bu otomobil, üstelik yeşil. Hayalini kurduğumun birebir aynısı. Yüzünde gülümseme belirdi. Otomobile okşar gibi dokundu. Belki ev benim değil ama bu otomobil kesinlikle benim diye düşündü. Ucubeye dönüp</p>
<p>-Bu otomobil var ya…</p>
<p>Ucube kolunu kaldırıp gir der gibi işaret etti. Çok sessizdi ama be! Cümlesi yarım kaldı verandaya biri çıkmıştı.</p>
<p><em>-Çabuk gel bir saatimiz var çocuk! Girin içeri. </em></p>
<p>Biraz hızlanarak bahçeyi geçip verandaya çıktı. Yağmurun, toprağın, etraftaki bütün her şeyin kokusunu alıyordu. Kırk yıl sonraki kendisi, ucubeye sarıldı. İki eski dost gibiydiler. Şaşırarak baktı ikisine. Ne cesaret, nasıl bir ilişki bu der gibi geçirdi içinden. Sarılmanın ardından:</p>
<p>-Merhaba!</p>
<p>&#8211;<em>Merhaba!</em></p>
<p>-Bu gerçek değil mi?</p>
<p><em>-Evet gerçek.</em></p>
<p>-Zamanda seyahat ettim ve bunun gerçek olduğunu söylüyorsun. Geçmişe gitmek ve bir şeyleri değiştirmek kaos yaratır diye biliyordum. Kimse geçmişe gidemez sanıyordum.</p>
<p><em>-Öncelikle haklısın. Ama geçmişe gitmedin aksine geleceğe geldin. Ve doğru, hiçbir insan yani kimse gidemez ne geçmişe ne geleceğe.</em></p>
<p>-Ben nasıl geldim? O halde bu bir düş.</p>
<p><em>-Değil. Düşsel gibi ama değil. Bu seyahati o yapabiliyor sadece. O bu dünyadan değil. Dolayısıyla oluşacak en büyük bir değişiklik bile onu etkilemiyor. Kaldı ki bunları zaten biliyorsun. Dönünce sana anlatacak.</em></p>
<p>Çok anlamamıştı önemli değildi şuan için. Nasıl olsa dönünce anlatacaksa düşünmenin de anlamı yoktu. Evi gösterdi kafasını ileri doğru uzatarak.</p>
<p>-Kimse Var mı?</p>
<p><em>-Olmaması gerekiyordu. Seni, yani benim gençliğimi kim görse bayılırdı herhalde değil mi?</em></p>
<p>Sen bilirsin der gibi dudağını büktü.</p>
<p><em>-Kahve demlenmiştir artık. Geçelim içeriye.</em></p>
<p><em>&#8211;</em>Çay diyecektin herhalde. Demlemek dedin.</p>
<p><em>-Kırk yılda çok şey değişti.</em></p>
<p>-Ne kahvesi peki?</p>
<p><em>-Kolombiya!</em></p>
<p>-Kolombiya’dan kahve mi getirtiyorsun?</p>
<p><em>-Gerek yok. Her yerde her türlüsü var zaten. Ama iyisini alıyorum meraklanma.</em></p>
<p>İçeri girip çalışma odasına yönelmişlerdi. Ucube hemen arkasındaydı. İlk dikkatini çeken duvarların kütüphaneye dönüşmüş hali oldu. Önce gözleriyle sonra kafasını çevirerek bütün duvarlara baktı. Yaklaşıp parmaklarını kitaplarda gezdirdi. Yeşil klasik otomobilden sonra bu kütüphane ve kitaplar keyfini iyiden iyiye yükseltmişti.</p>
<p>-Kütüphanen var. Okudun mu bunların hepsini?</p>
<p><em>-BİZ okuduk.</em></p>
<p>-Hiçbir kitabı atmadım değil mi?</p>
<p><em>-Ödünç verdiğin kitaplar geri gelmedi. Ama meraklanma sonra gidip tekrar satın alıp yerine koydum.</em></p>
<p>Önce yanağını sonra çenesini kaşır gibi yaptı.</p>
<p>-Ne okuyorum şu sıralar biliyor musun? Yani hatırlıyor musun?</p>
<p><em>-Yalom! “ Divan”</em></p>
<p>-Sen, ben misin? Yani ikimiz aynı kişiyiz değil mi? Kırk yıl sonraki ben.</p>
<p><em>-Evet! Dediğin gibi ikimiz, yani sen kırk yıl önceki ben.</em></p>
<p>Küçük ama oldukça farklı görünen masanın arkasındaki rahat görünümlü koltuğa ucube geçip oturdu. Öndeki iki koltuktan birine izin ister gibi bakarak yerleşti. Kırk yıl sonraki kendi kahveleri doldurup diğer koltukta yerini aldı. Olgun adam parmaklarını gezdirdi masanın kenarında.</p>
<p><em>-Korsan gemilerinde kaptanların masası gibi değil mi? Koltuklarda öyle. Çok aradım bulamadım nihayetinde kendim tasarladım. </em></p>
<p>Ucube geriye yaslanmış odada yokmuş gibi oturuyordu. Ucubeyi işaret ederek biraz sessizce</p>
<p>-Bu kim bir fikrin var mı?</p>
<p>-Meraklanma! Siz dönünce anlatacak. Neden kırk yıl sonrasını istedin?</p>
<p>-Aslında kırk yıl sonra demeyecektim. Kırk yaşıma diyecektim ama ödümü koparmıştı. Yanlışlıkla kırk yıl sonra dedim. Ama eğer sen bensen bunu biliyor olman gerekmez mi?</p>
<p>-Hayır, biliyorum elbette ama gerçekten korkudan mı olduğuna emin olmak için soruyorum. Sen biraz önce yaşadın bunu. Bense kırk yıl önce.</p>
<p>Bir müziğin çalındığını fak etti.</p>
<p>-Bu çalan? Hala dinliyoruz. Vay be! Bazı şeyler değişmiyor demek.</p>
<p><em>-Değişmeyenler olabiliyor.</em></p>
<p>-İnanılmaz. Bu ev senin, yani benim, yani bizim neyse işte öylemi?</p>
<p><em>-O dediğinden.</em></p>
<p>Odanın penceresine yaklaştı dışarıda duran klasik otomobile tekrar baktı gülümsedi.</p>
<p>-Aldık mı yani şu fıstığı?</p>
<p>Olgun adam kahkaha attı. Çok eğleniyor gibiydi. Pencereden dönerek odayı süzdü. Kırk yıl sonraki kendine baktı.</p>
<p>-İyi görünüyorum.</p>
<p><em>-Teşekkür ederim. Sende öyle.</em></p>
<p>-Aman Tanrım. Yani aslında her şeyi biliyorsun değil mi?</p>
<p><em>-Noktasına. Virgülüne kadar. Matrixi bilseydin aslında kaşık yok derdim.</em></p>
<p>-Bilirim matriks ve determinant. Yok, teşekkürler şeker kullanmıyorum.</p>
<p>Sadece gülümsedi olgun adam.</p>
<p>-Bak gelirken yolda çok düşündüm. Sana neler sormam gerektiğini falan anlıyor musun?</p>
<p><em>-Bende kırk yıldır düşünüyordum. Ne cevaplar vereceğimi.</em></p>
<p>-Tamam, işte onu diyorum yani ne soracağımı da biliyorsun o halde değil mi? Madem sen bensin bu seyahati veya bu neyse işte onu yaptın değil mi? Ve dolayısıyla soracağım soruları sen zaten sordun ve cevapları aldın.</p>
<p><em>-Bir bakıma haklısın.</em></p>
<p>-O zaman anlat ben sormadan.</p>
<p><em>-Neden? Belki senin sormanı bekliyorum ve inan bu daha heyecan verici olacak.</em></p>
<p>-Zamanımız yok biliyorsun. Sen de yaptıysan bu seyahati ki yaptım diyorsun zaten, değiştirdiğin bir şeyler mutlaka oldu. Ve buna rağmen yine de eksikliğini hissettiğin bilgiler de olmuştur. Demek istediğim her durumda benden daha deneyimlisin.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, masanın çekmecesinde duran zarfı ucubeden istedi. Ve alıp masanın ortasına koydu.</p>
<p><em>-Meraklanma bu zarfta her şeyi yazdım senin için. Yüzlerce kez yeniledim yazdıklarımı. Her önemli notları düştüm. O </em>nedenle endişe etmene gerek yok sen sadece konuş.</p>
<p>-Peki öyle diyorsan… Çok hata yaptık mı?</p>
<p><em>-İnanamayacağın kadar çok.</em></p>
<p>-Düzeltebileceğim hatalardır umarım.</p>
<p><em>-Sana ve becerilerine kalmış.</em></p>
<p>Kahvesinden bir yudum aldı genç adam.</p>
<p>-Pişmanlığımız var mı?</p>
<p><em>-Saymakla bitmeyebilir.</em></p>
<p>-Deli misin sen? Nasıl bir hayat yaşadık böyle? Pişmanlıklar, hatalar diyorsun.</p>
<p>Kızmıştı genç adam yerinden kalktı. Odaya bakınıyordu. Birden duraksadı.</p>
<p>-Canını yakanlar oldu mu? Şu veya bu şekilde yani?</p>
<p><em>-Olmaz mı?</em></p>
<p>&#8211; Hiç merak etme. Gereken neyse yaparım. Gelmem iyi olmuş o halde. Bu kadar çok hata ve pişmanlık varsa not etmişsindir. Demek oluyor ki sen gençken gidip kendini bulduğunda sana yeteri kadar bilgi verilmemiş. Daha ince düşünüp, daha doğru bilgileri hazırladığını duymak istiyorum.</p>
<p><em>-Zarf o nedenle duruyor. Giderken yanına alacaksın.</em></p>
<p>-Karın, karımız çocuklarım falan var mı?</p>
<p><em>-Bunları kendin nasıl olsa göreceksin.</em></p>
<p>-Bak kusura bakma ama bilge tavırlarına girmen hoşuma gitmiyor.</p>
<p><em>-Bilge değilim. Zarfı açtığında yapman gerekeni göreceksin.</em></p>
<p>-Kimseyi yitirdik mi? Ölen oldu mu?</p>
<p><em>-Vaktinden önce ölen olmadı.</em></p>
<p>Ne soracağını bilemedi bir an. Madem zarfta yazılıydı alıp gitmeyi geçirdi kafasından. Ucubeyle karşılaşmadan önce keyifsiz olduğunu hatırladı. Ucubeyi kafasıyla işaret ederek konuştu</p>
<p>-Beni nereden aldı hatırlıyor musun?</p>
<p><em>-Evet elbette. O zaman ki adı Etap Marmara Oteli’ne varmadan hemen önce.</em></p>
<p>-İyi madem hatırlıyorsun neden gezindiğimi de biliyorsundur.</p>
<p><em>-Evet biliyorum. Şu yazın tanıştığın kız. Burnunun kenarında izi olan sevimli kız. Ayrılmak zorunda kaldın ve ne yapacağını bilemez haldesin.</em></p>
<p>-Sevimli mi? Ne sevimlisi? Köpekten bahseder gibisin. Âşıktım ben ona yani sen yani ikimiz işte. Gerçekten incinmiş durumdayım ve üzgün. Hatırladığın bir tek burnunun kenarında olan iz mi?</p>
<p><em>-Ne gariplik var bunda?</em></p>
<p>-Saçmalıyorsun. Sen ben değilsin olamazsın. Ben o kızı unutamam.</p>
<p><em>-Unuttum demedim. Unuttuğum acısıydı.</em></p>
<p>-Acısını mı unuttun? Aşığım diyorum sana daha nasıl anlatabilirim? Demek bitti gerçekten. Kesinlikle yanılıyorsun.</p>
<p><em>-Bunun aşk olduğunu sanıyorsun.</em></p>
<p>-Ne? Ciddi değilim de.</p>
<p><em>-Ciddiyim.</em></p>
<p>Madem kendisiydi o halde o da yaşamıştı ve öyle diyorsa haklı olma ihtimali yüzde yüzdü. Gelecekte neler olmuştu?</p>
<p>-Tamam, ne yapmamı öneriyorsun?</p>
<p><em>-Zarfta her şeyi bulacaksın dedim sana.</em></p>
<p>İşler umduğu gibi gitmiyordu. Cebinden sigara paketini çıkardı. Sigarasını yakmadan önce kırk yıl sonra ki kendine uzattı. Kırk yıl sonraki kendi, başka sigara çıkarıp yaktı.</p>
<p>-Ekonomik durum ne alemde?</p>
<p><em>-Aç veya susuz kalmadık.</em></p>
<p>-Sağlık ile alakalı endişelenmem gerekiyor mu?</p>
<p><em>-Hayat kalitemizi düşüren sorunlarımız yok. Minik denilen hastalıklar herkesin başına geldiği kadar.</em></p>
<p>Sigarasından bir nefes alıp zarfa uzandı.</p>
<p>-Şimdi açmak istiyorum.</p>
<p><em>-Ama açmayacaksın.</em></p>
<p>-Nirvana ayaklarındasın. Hoşlanmadım kendimden. Kendimden değil de tavırlarından. Ben olsam…</p>
<p>&#8211;<em>Evet sen olsan?</em></p>
<p>-Ben olsam herkesi toplar tanıştırır ve anlatırdım.</p>
<p>Sesi kızgın ve şikâyet eder gibi çıkıyordu.</p>
<p><em>-Filmin başında finali görmek gibi mi?</em></p>
<p>-Evet! Aynen öyle. Neleri göreceğimi, neler olacağını anlatırdım sana.</p>
<p><em>-Kırk yıl sonra sen öyle yaparsın o halde.</em></p>
<p>-Yaparım emin ol.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, saatine baktı.</p>
<p><em>-Vakit yok. Çağırırdım ama yetişemezler. Üzgünüm.</em></p>
<p>Odanın içinde dolaşıp detay görebilmeyi umut ediyordu. Gözüne bir dergi ilişti. Eline aldı bakabilir miyim? Sormasına gerek bile kalmadı. Kırk yıl sonraki kendi, kafasını salladı. Sayfaları hızlıca geçiştirdi.</p>
<p>-Sanırım İspanyolca. İngilizceden sonra İspanyolca mı? Öğrendin mi gerçekten?</p>
<p>-Si aprendido.</p>
<p>-Fransızca olsa olmaz mıydı?</p>
<p>-Muy buen espanol.</p>
<p>Gülümsedi önce, sonra içten bir kahkaha attı. Parmaklarını saçlarının içinden geriye doğru gezdirdi. Pencereye yaklaşıp yağmura baktı. Dışarıyı izlerken mırıldandı.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendine yaşadığı anı, düşüncelerini ve duygularını anlattı. Bu muhabbetten ikisi de keyif alıyordu. Zaman gittikçe daralıyordu. Buraya sanki kırk yıl sonraki kendisi onu çağırmış ve konuşturuyor gibiydi. Çok takılmadı bu düşünceye nasıl olsa zarf vardı. Yine de dayanamadı.</p>
<p>-Benim için önemli olan bir konu var. Gerçekten önemli yani yüreğimin bir köşesinde duruyor. Mutlaka gezdim eminim. Bu ülke bile bitmek üzere ama merak ettiğim şey yani nasıl desem. Nereleri gezdiğini sormak değil derdim ama seni en çok etkileyen bir yer oldu mu? Ne kadarını hatırlıyorsun bilmiyorum ama hani belki sonraları etkisini yitirmiş bile olabilir. Yani aslında şuna cevap verebilirsen çok sevinirim. Beklentilerini karşılayan şehir var mı?</p>
<p>-Çok yer gezdim. Ama yine de bir yer dersen sanırım Evet var.</p>
<p>Hayal kırıklığı yaşamıştı. Hemen cevap gelmediğine göre zaman içinde yitirmişti bazı şeyleri. Umutsuzca baktı.</p>
<p>-Neresi söylesene.</p>
<p>Sormasa daha mı iyi olurdu? Hayali ile yaşamak daha iyi olmaz mıydı?</p>
<p>-Neresi söylesene. Bu bir sır değil sanırım. Söylemende sakınca olmasa gerek.</p>
<p>Aptalca bir soru sorduğunu düşündü. Keşke sormasaydı. Şimdi kalkıp saçma sapan bir şehir diyebilirdi. İsmini bile duymadığı bir şehir. Kırk yıl sonraki kendi, önce göz kırptı ve dudaklarını gülmemek için zorlayarak mırıldandı.</p>
<p>-Beyrut!</p>
<p>-Evvvettt! Biliyordum. Biliyordum. Kesinlikle biliyordum. Hey ucube bak bunu çok iyi biliyordum. Aman Tanrım demek boşuna değildi bütün hislerim. Beyrut evet Beyrut.</p>
<p>Yumruklarını sıkmış ne yapacağını bilemez halde dönüp duruyordu.</p>
<p>-Ne zaman gideceğim Beyrut’a? Zarfta bunları da yazdın değil mi?</p>
<p>-Zarfta her şeyi bulacaksın dedim sana değil mi?</p>
<p>-Beyrut! Bir şey söyle Beyrut için hiç olmazsa.</p>
<p>-hmm… “Yaraların sarıldığı yer.”</p>
<p>-O kadar iyi mi?</p>
<p>-Fazlası bile var.</p>
<p>Gidip zarfı tekrar aldı. Eliyle tartıyor gibi yaptı. Oldukça hafif geldi o an.</p>
<p>-Açmak istiyorum. Bu zarf çok hafif hiç hoşuma gitmedi. Nasıl her şey var?</p>
<p>Sigarasını hışımla söndürdü.</p>
<p>-Bak bu zarf boşsa veya bilgece bir tek cümle falan yazıyorsa inan bana seni asla ama asla affetmem.</p>
<p><em>-Zarf boş değil ve senin temin ederim ki tek bir cümleden oluşmuyor. Her şeyi bulacaksın.</em></p>
<p>-O halde neden hafif? Bak bir kez daha düşün. Belki unuttuğun veya atladığın bir şey vardır. Kalem! Kalem ister misin? Bak kâğıt da var.</p>
<p><em>-Hatalar bir birlerini tetikler bilirsin. Bir hatayı ortadan kaldırdığında ona bağlı gelişen bütün hatalar ortadan kalkar. Ben sadece çok çok önemli tavsiyelerde bulundum. Hayati derecede olanları. Bana, diğer anlamda kendine güven lütfen.</em></p>
<p><em>-Evi gezebilir miyim?</em></p>
<p><em>-Hayır gezemezsin. Kurallar böyle. Detaylardan gelecek hakkında bilgi edinmen yasak.</em></p>
<p><em>-Hangi kurallar bu? Kimin kuralları?</em></p>
<p><em>-Sirast’ın</em></p>
<p><em>-Sirast da kim?</em></p>
<p><em>-Senin ucube.</em></p>
<p><em>-Adı Sirast mı? Neden söylemedi?</em></p>
<p><em>-Sormamış olabilir misin?</em></p>
<p>Ucube ayağa kalktı. Bu zaman doldu demek oluyordu. Zarfı cebine koydu. Beraber dışarı çıktılar. Yağmur yağmaya devam ediyordu. Bahçeyi beraber geçtikleri sırada bulutsu anafor biraz ileride tekrar belirdi. Son bir soru için döndü kendine baktı.</p>
<p>-Şu sevimli kız.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, iki elini açarak bitti demeye getirmişti.</p>
<p>-Yapma be! Hiç şans yok mu?</p>
<p><em>-Üzgünüm.</em></p>
<p>Canı giderayak sıkışmıştı yeniden. Derin bir nefes aldı.</p>
<p>-Her şey bu zarfın içinde değil mi?</p>
<p><em>-Her şey!</em></p>
<p>-Bütün önemli şeyler?</p>
<p><em>-Bütün önemli şeyler.</em></p>
<p>-Senin hayatını daha iyi yaşamam için her şey?</p>
<p><em>-Hayatımızı daha iyi yaşamamız için her şey.</em></p>
<p>-Sana güveniyorum.</p>
<p><em>-Bende sana.</em></p>
<p><em>&#8211;</em> Söylemek istediğin bir şey var mı?</p>
<p><em>-İstanbul’un ve yağmurun tadını çıkar.</em></p>
<p>-Yağmurun mu?</p>
<p><em>-Yağmurun. İleride çok seveceksin.</em></p>
<p>Sirast ve Kırk yıl sonraki kendisi sımsıkı sarıldılar.</p>
<p><em>-Benim için yaptıklarına ve onu için yapacaklarına minnettarım.</em></p>
<p>Tereddütleri bitmek bilmiyor gibiydi. Kabanını açıp zarfı parmağıyla tekrar gösterdi.</p>
<p><em>&#8211;</em>Her şey?</p>
<p><em>-Her şey.</em></p>
<p>-Eksiksiz her şey?</p>
<p><em>-Her şey. Eksiksiz.</em></p>
<p>-Hoşça kal.</p>
<p><em>-Kırk yıl sonra tekrar görüşürsün. Hoşça kal.</em></p>
<p>Ucubeyle beraber anaforun içine girip geldikleri gibi döndüler. Aynı sokağa çıkmak üzereydiler. Caddenin ortasında etraflarını sarmalayan su kütlesinin içindeydiler. Zarfı cebinden çıkardı.</p>
<p>-Artık açabilir miyim?</p>
<p>-Elbette… açabilirsin gelecekten… üstelik kendinden… geliyor.</p>
<p>Heyecanla ama özenle açıp içinden kâğıdı çekip yavaşça açtı. Göz bebekleri büyüdü. Ucubeye baktı.</p>
<p>-Çabuk beni götür. Lütfen! Geri götürmelisin beni. Bak yalvarırım götür. Sirast bunu esirgeme benden lütfen olur de.</p>
<p>Sesi titriyordu. Bir elinde kâğıt diğerinde zarf ayaklarını yerden yere vuruyordu. Deliye dönmüş gibiydi. “Bana bunu yapma” diye haykırıyordu. “Söz vermiştin önemli her şey burada yazılı olacaktı? Hani her şeyi yazmıştın? Hani her şey bu zarfın içindeydi? Gözleri dolmuştu ucubeye yardım ister gibi bakıyordu. Dizlerinin üstüne yıkıldı.</p>
<p>-Hiç olmazsa kim, nerede, nasıl diye yazsaydın.</p>
<p>Ucube hırıltılı sesiyle yeniden konuştu.</p>
<p>-Tek bir… cümleden… oluşmuyor demişti. Neler… yazmış merak… ettim. Her… şey ne?</p>
<p>-Tek bir cümle değil derken yalan söylememiş.</p>
<p>Ucubeye doğru kafasıyla beraber kâğıdı da kaldırdı.</p>
<p>-Bir cümle bile değil, tek kelime yazmış.</p>
<p>“AŞK”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel/">Düşsel!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dussel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8429</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Senfoni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Mar 2017 08:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8351</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dudaklarım ve saçlarım otobüs camına yansıdığında bambaşka bir kadın oluyorum. Dudaklarım ürkek, saçlarım cesur… İçimde bir yerde Amel Mathlouthi’nin sesi yankılanmaya başlıyor. Otobüs bozuk yollardan giderken notaların ayak bileğine tutunup hafiften sallanıyorum. Gözlerim kapalı. Zamansız biri olmalıyım diyorum. Zamansız ve zamanın inleyen sızısı. Şehrin her tarafı karlara bürünmüş, güneş arada bir yüzünü gösterip kayboluyor.  Orhan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/">Sessiz Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dudaklarım ve saçlarım otobüs camına yansıdığında bambaşka bir kadın oluyorum. Dudaklarım ürkek, saçlarım cesur… İçimde bir yerde Amel Mathlouthi’nin sesi yankılanmaya başlıyor. Otobüs bozuk yollardan giderken notaların ayak bileğine tutunup hafiften sallanıyorum. Gözlerim kapalı. Zamansız biri olmalıyım diyorum. Zamansız ve zamanın inleyen sızısı.</p>
<p>Şehrin her tarafı karlara bürünmüş, güneş arada bir yüzünü gösterip kayboluyor.  Orhan Veli’nin yazdığı birkaç mısraı tekrarlıyorum. ‘Beni bu güzel havalar mahvetti.’ Oysa bu havanın güzel olmadığını biliyorum ama beni mahvetmeye yetiyor.  Önümde oturan çocuk elinin tersiyle camı ağır hareketlerle siliyor. Koridor kısmında kalanlar şanssız.  Dışarıyı net görmek mümkün değil.  Ağaçlara, evlere buğulu taraftan bakmak zorundalar ve ben de onların tarafındayım. Şarkı içimde yankılandıkça, plak gibi dönüp durdukça camlar daha da buğulanıyor.  Anlamadığım bir şarkıda bana dair, buraya dair ne çok anlamlar buluyorum oysa. Buradaki insanlar aslında tam da şarkının yankılandığı yerdeler.  Hiçbirinin haberi yok.</p>
<p><figure id="attachment_8352" aria-describedby="caption-attachment-8352" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg"><img class="size-full wp-image-8352" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=475%2C313" alt="Yalnızlık Senfonisi" width="475" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8352" class="wp-caption-text">Yalnızlık Senfonisi</figcaption></figure></p>
<p>Yollar beni nihayetinde hiç geçmeyen bir zamana ve o zamanın figürü olan bir mekâna bırakıyor. Önümde onlarca insan… Benim sesimi bastıran bir sesle beraber fakülteye doğru yürüyorum. Figüre dekor olmakta gecikmeyen gözlüklü, şişman bir adam… İnsanlar oturmuş onun anlattıklarını dinliyorlar. Belki de içlerinde serüvenden serüvene atlıyorlar onun haberi bile olmadan. Sanırım otobüsün camından sarsıntılarla geçip giden ağaçlar da bana aynısını yapıyorlar. Kendime en arka sırada bir yer bulup oturuyorum. Derse geç kalmanın hiçbir kaygısı yok içimde. Arkada oturmakla ne iyi yapmışım diyorum.  Bu sırada dışarıda kar yağmaya devam ediyor.  Üzerimden çıkarmadığım siyah paltomun ceplerine dolduruyorum kar tanelerini. Kalkıp gideceğim her halimden belli olsun istiyorum. Buraya ait değilim. Sesimi kısan, konuşmama müsaade etmeyen bu sınıfta misafirim ve misafirliğim boyunca cebime düşen kar tanelerini sahipleneceğim.</p>
<p>Arka sıranın sahip olduğu ve saçlarımı sıkı örgülerle yücelten gücü bir başka doğrusu. Her ne kadar sınıfta sürekli konuşan adam hâkimiyetin kendine ait olduğunu düşünse de bu güzel düşünce bana mahsus. Bir şey söylemek istesem veya şu an buradakilerin serüvenine bir şarkıyla katılacak olsam herkes bana bakacak ve beni dinleyecek.  Çünkü ürkek dudaklar açılınca piramidin şekli bir anda tepetaklak olmaya mahkûmdur.</p>
<p><figure id="attachment_8353" aria-describedby="caption-attachment-8353" style="width: 425px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg"><img class="size-full wp-image-8353" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?resize=425%2C239" alt="İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum." width="425" height="239" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?w=425&amp;ssl=1 425w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 425px) 100vw, 425px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8353" class="wp-caption-text">İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum.</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi söyle bana içimde sesi yankılanan küçük kız; bu mekân, bu insanlar, bu işlemeyen zaman arasında benim ne işim var? Hele ki herkesin arkasını döndüğü bu arka sırada…</p>
<p>Ders bitince kendimi ölümün pençesindeymiş gibi dışarı atıyorum. Nefes nefese, birazdan boğulacakmış gibi…<br />
Beni buraya getiren otobüsü durakta beklemeye başlıyorum.<br />
Otobüs geliyor.</p>
<p>İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum.  Gelirken oturduğum koltuk boş ve camlar hala buğulu. Otobüste sessiz bir senfoni bu. Yerime geçiyorum.  Bu defa önümdeki çocuk camları silmeye yeltenmiyor. ‘Şimdi oldu’ diyorum kendime.  Otobüsteki herkes buğuların ardına gizlenmiş ve bir dahaki seferi bekliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/">Sessiz Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8351</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Şizofreni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 15:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Veysel Taner Uçar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8348</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanki o gece daha bir uzundu yollar. Sokak sokağa açılıyor yol bitmiyordu. Aklında ki tek şey biran evvel Aydın abisinin yanına gitmekti Guli’nin. Asıl ismi Mahir’di. Babası mahir bir adam olsun diye koymuştu O’na bu adı. Yaşam maharet işiydi nede olsa. Mahir olmalıydı. O uğruna canını verecek kadar çok sevdiği sevgilisinin gürcü ev arkadaşı kız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/">Yalnızlık Şizofreni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanki o gece daha bir uzundu yollar. Sokak sokağa açılıyor yol bitmiyordu. Aklında ki tek şey biran evvel Aydın abisinin yanına gitmekti Guli’nin. Asıl ismi Mahir’di. Babası mahir bir adam olsun diye koymuştu O’na bu adı. Yaşam maharet işiydi nede olsa. Mahir olmalıydı. O uğruna canını verecek kadar çok sevdiği sevgilisinin gürcü ev arkadaşı kız koymuştu O’na Guli lakabını. Guli gürcüce de yürek demekti. Ve sevgilisi o ev arkadaşına her Mahir den bahsedişinde Koca Yüreklim diye başlardı söze. O anlatmadığı zamanda Mahir için senin Guli ne yapıyor diye soran arkadaşı alıştırmıştı bu isme herkesi. Guli şöyle Guli böyle.</p>
<p>Sanki bu gece daha bi uzun du yollar. Cep telefonu aramaya kapanmış olduğu için ankesörlüden aradı o gece şehir dışındaki sevgilisini. Her zamanki saatinde. Sevgilisi onu aylar önce olmayacak bu iş diye terk etmesine rağmen bırakmamıştı aramayı Guli. Ve mektubu da kesmemişti. Mektup mu kaldı canım diyenlere inat yazdı. Hep yazdı. Kız artık sıkılmış yazmayı bırakmış mektuplar cevapsız kalmıştı. Ama kısada olsa telefon görüşmelerini bırakmadı Guli. Geçiştirmede olsa telefonu açtığı sürece aramalıydı. Ama artık emin değildi.</p>
<p>Aydın abiyi bulmalıydı. “Nerede bu herif!”<br />
Dilinde o şarkı. “Haydi söyle, onu nasıl sevdiğimi…” ve bu şarkıda her bu nakarata geldiğinde söyleyemedim, soramadım diye kendine kızıyor nefesi sıklaşıyordu. Sokak sokak daha ne kadar arayabilirim diye düşünürken Aydın abiye giden o tanıdık sokağa girdi. Daha vardı. Adımlar hızlandı. Aklından atamıyordu o son sözü. “Özür dilerim” . Ne demekti şimdi bu. İçi içini yiyor kafası iyice karışıyordu. Zaten çok sağlammış gibi.</p>
<p>Bir ara ellerini yana açtı ve öylece bağırdı. Gecenin bu geç saatinde çok da normal olmayan bu sese uyananlar olacak ki karanlık binalardan birkaç ışık yandı. Korktu ve koştu Guli.</p>
<p>35 dakikadır yürüyordu. Ve nihayet, işte Aydın abi oradaydı. Yanına gitti ve sessizce oturdu. Havada ki sert rüzgarın sesine Aydın abinin mırıldanışları karışıyor söylediklerinden bir şey anlaşılmıyordu. Guli öylece aydın abiyi dinledi,dinledi. Bir süre sonra sustu Aydın abi. Ve uzun bir sessizlik oldu.</p>
<p>&#8211;          Hayırdır ! dedi Aydın abi daha sonra. Düşünceli halden sıyrılmış gibiydi. Selam yok mu? Dedi.</p>
<p>&#8211;          Elleme bana abi .</p>
<p>&#8211;          Gözlerin yine şiş uyumadın gene demi kaç gündür.</p>
<p>&#8211;          …</p>
<p>&#8211;          …<br />
Ahhh Gulim Ah. Bitmeyecek sendeki bu duman. Yine aradın ve yine olmadı demi.</p>
<p>&#8211;          Abi bişey oldu.</p>
<p>&#8211;          Ne oldu?</p>
<p>&#8211;          Aradım yine. Her zamanki saatimde aradım abi.</p>
<p>&#8211;          Eee</p>
<p>&#8211;          Telefonu açtı. Merhaba dedim. Özgür? dedi.</p>
<p>&#8211;          Ne dedi?</p>
<p>&#8211;          Özgür dedi abi. Özgür.</p>
<p>&#8211;          Peh! Kadın işte. Bulmuş kendine yeni birini. Sen ne dedin peki.</p>
<p>&#8211;          “Ben Guli” dedim. Sonra “Özür dilerim” dedi. Bir şey söyleyemedim abi. Kaldım öylece. O da ses etmedi. “Ben…” dedim,  konuşamadım. Kapattım.</p>
<p>&#8211;          Geri döndü mü? Aradı mı tekrar seni.</p>
<p>&#8211;          Hayır . Aramadı. Bu saate kadar oradaki bankta aramasını bekledim. Delirecem abi. Delirecem. Neden , neden? Ben onun için onca şey yapmışken. Ona sonsuz güvenirken nasıl olur abi.  Kafam almıyor. Herkes bize imrenirken , hiçbir sorun yokken. Böyle nedensiz, bi çırpıda “Olmayacak” demek ne demek. Neden diyorum ne oldu diyorum söylemiyor. Ve sonra telefonu “Özgür” diye açıyor. Nasıl bir şey ki bu sevgi 6 ayda değişiyor. Basit mi bu kadar. Ha deyince sevdim ha deyince vazgeçtimle olurmu bu işler. Özgür kim ya. Nereden çıktı bu lavuk. Benim vermediğim ne verdi. Ne vaad etti. Hayır O buna nasıl kandı.</p>
<p>&#8211;          Beklide sevmiştir.</p>
<p>&#8211;          …</p>
<p>&#8211;          Bu kötü bişey değil.</p>
<p>&#8211;          Ne demek kötü bir şey değil. Hayatında ben varken nasıl başkasını sever.</p>
<p>&#8211;          Bak Guli sevgi insanın ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç ihtiras doğurur. Fazlasını aldığında eksiği gözden çıkartır insan.</p>
<p>&#8211;          Ne demek bu ?</p>
<p>&#8211;          Vaz geç artık demek. Kimsenin hayatında zorla olamazsın.</p>
<p>&#8211;          Hayır önceki söylediğin. İhtiraslar nasıl eksiği gözden çıkartır.</p>
<p>&#8211;          Doğa Guli doğa.</p>
<p>&#8211;          Hayır bana söylemeliydi.</p>
<p>&#8211;          Söyleyemezdi.</p>
<p>&#8211;          Söylemeliydi.</p>
<p>&#8211;          Söyleyemezdi.</p>
<p>&#8211;          Kes sesini. O lavuk benim vermediğim ne vermiş olabilir. Sen biliyorsun ki. Ben onun için neler yaptım. Ailemi bile karşıma aldım. Şimdi kalkmış eksiklikten bahsediyorsun.</p>
<p>&#8211;          Bak Guli. İnsanların çoğu heva ve hevesleri uğruna yaşar. Bunu farkındalık içinde yapmazlar her zaman. O yüzdendir ki bir taraftan sadık olurken başka yerden sadakatsiz olurlar. Değerleri yaşamlarını etkiler bilirsin işte. Eğer tek amacı mutlu olmaksa en fazla kimle ve neredeyse onu seçer. Sen sevgiye sadıksın. Sadakate ve değerlere sadıksın. O ise mutluluğuna. Bazıları böyledir. Mutluluğu sever, sevmek değil mutluluk önemlidir. Sen mutlu olmasan da sevdiğini bırakmazsın. Ama bazıları mutluysa sever.</p>
<p>&#8211;          O benle mutluydu.</p>
<p>&#8211;          Demek ki daha fazla mutlu olduğu birini buldu.</p>
<p>&#8211;          Kes sesini.</p>
<p>O sırada oradan geçen arabada ki gençler Guli’yi izliyordu. Arabayı kenara çekmiş içerde Guli için tahminlerde bulunuyorlardı. Kimisi polise haber vermek gerek derken kimisi de eğleniyordu.  Gençlerden biri bağırdı</p>
<p>&#8211;          Hey manyak ne bağırıp çağırıyorsun.</p>
<p>Sesi duyan Guli</p>
<p>&#8211;          Kenarda bulduğu koca bir taşı arabaya doğru atıp aracı kovaladı.</p>
<p>Öfkene hakim ol dedi Aydın. Olmaz böyle.</p>
<p>&#8211;          Sigara dedi Guli, sigara içmem lazım. Sigara var mı?</p>
<p>&#8211;          Hayır dedi aydın abisi.</p>
<p>Montunun cebini aradı, arka cebi yokladı derken yerde yarım bi izmarit bulup yaktı. Bir nefes çekti ve aydının yanına oturdu.</p>
<p>&#8211;          Rahatladın mı dedi aydın</p>
<p>&#8211;          Hayır nedenini öğrenene kadar rahatlamayacağım.</p>
<p>&#8211;          Öğrenince de rahatlamayacaksın. Sevdikleri tarafından aldatılanlar böyledir. Kendine ve sevdiğine bu sonucu yakıştıramaz.</p>
<p>&#8211;          Neden susmuyorsun?</p>
<p>&#8211;          Neden susayım. Madem susmamı istiyorsun neden geldin.</p>
<p>&#8211;          Şu sigara bitsin beynini patlatacağım senin pis kaçık. Aldatılmışmış. Hah .</p>
<p>&#8211;          Evet Guli. İnsanlar hep aldatır. Ya kötüyü iyilikle ya da iyiliği kötülükle aldatırsın. Kimin ve neyin ne hak ettiği önemlidir. Sen bunu hak etmemiş olabilirsin. Ama tercih hakkı onundu. Ve bu tercihi yapan bir insan doğru bir insan değildir. Ama tercihlerinde herkes özgürdür.</p>
<p>&#8211;          Bana Özgür deme!</p>
<p>&#8211;          …<br />
komik olma. Önüne bak. Bu yaşananlar seni olgunlaştırır elbet. Kalk uzatma evine git. Unutma affetmek en büyük intikamdır.</p>
<p>&#8211;          Sigaram bitmek üzere.</p>
<p>&#8211;          Ne yapacaksın. Serseri bir sarhoş gibi bira şişesiyle beynimi mi patlatacaksın.</p>
<p>&#8211;          Neden olmasın.</p>
<p>&#8211;          Hadi yap o zaman. Elimi dahi kaldırmam.</p>
<p>Guli bağırarak ayağa kalkmıştı. Kendine hakim olamıyor, Aydın abisini tekmeliyordu. “Aşağılık herif o kız bunu yapmak istemezdi tamamı, suç onun değil. Sen hiçbir şey bilmiyorsun. Bildiğim en pislik adamsın. Sana anlatanda kabahat. Sadece sokağı aydınlatan saçma bir lambasın. Kes sesini artık.”</p>
<p>O sırada Guli’nin kovaladığı araçtakiler Guli’yle eğlenmek için tekrar gelmişti. Onun bağırarak sokak lambasını yumruklayıp tekmelediğini ve taşladığını görünce aşağı inip onu tartaklayarak , daha önce onlara attığı taşın da hırsıyla onu yumruklamaya başladılar.<br />
…..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Telefonunun sesine uyandı Guli o sabah. Uyanmasıyla sert bir plastik kokusu ve yanık kokusu geldi burnuna. Yarım yamalak hatırlıyordu akşamı. Telefon sustu. Akşam yediği dayağı hatırladı. Üstü kandı. Yutkunmakta zorlanıyordu. Her nasıl olduysa kendini bu banka atmış ve donmamak için birkaç plastik ve çöp yakmıştı.</p>
<p>Telefon terar çaldı. Kolunu kaldıramadı önce Guli. Zorlada olsa ulaştı telefona . “Oğlum” diyen ses endişeliydi. Ses etmedi önce. Gözü karşıdaki elektrik direğine takılmıştı. Hani şu üzerinde Ciriş ve Guli yazan. Lambası patlamış ve yumruklamaktan olsa gerek birkaç yerinde kan izleri oluşmuş sokak lambası. Aydın abisi… Zorla yutkundu ve telefondaki sese</p>
<p>&#8211;          İyiyim , birazdan gelirim diye cevap verip telefonu kapattı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/">Yalnızlık Şizofreni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizlik-sizofreni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8348</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Var Olmak İçin Yaşamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 12:40:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8344</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hava kararmadan evine gitmek istedi. Hemen arabasındaki şişeleri düzeltti. Hızlı bir şekilde hareket ettirerek İstanbul’un dar sokaklarında ilerliyordu. “Bozacı” diye hiç durmadan bağıran adama doğru baktı. Karşı binanın en üst camından sallanan eli gördü. “Kaç tane beyim?” diye sordu her zamanki sorusunu. “2 tane getir ya da üç olsun. Sen en iyisi 4 yap onu.” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/">Var Olmak İçin Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hava kararmadan evine gitmek istedi. Hemen arabasındaki şişeleri düzeltti. Hızlı bir şekilde hareket ettirerek İstanbul’un dar sokaklarında ilerliyordu. “Bozacı” diye hiç durmadan bağıran adama doğru baktı. Karşı binanın en üst camından sallanan eli gördü. “Kaç tane beyim?” diye sordu her zamanki sorusunu. “2 tane getir ya da üç olsun. Sen en iyisi 4 yap onu.” Tutarsız tavırlarına aldırmadan bozaları alıp girdi binaya. Tarihi bir bina olmasından dolayı her tarafının yıkık olmasının dışında asansörde yoktu. Yavaş yavaş başladı çıkmaya en tepeye. “Çoğu gitti azı kaldı” diye diye vardı sekizinci katın basamağına. İyi de ter atmıştı bu yaşında. Hasta olursam diye düşündü bir an. Korktu.</p>
<p>Tak, tak…  Tak, tak… Çok geç açıldı kapı. Yaşlı bir adamın buyur etmesiyle yöneldi salona doğru. Masaya bıraktı bozaları. Kasketli, sakallı, göbekli… “Oturabilirsiniz genç adam” dedi bozacıya. Oturdular, bakıştılar. Bir süre sessizlik oldu. İlk boza şişesinden birkaç yudum aldıktan sonra nefeslendi. “ Ne için yaşıyorsun bu hayatta genç adam?” Bozacı şaşkın şaşkın bakmaya devam etti. Anlamadı soruyu belki de.  Ne demekti ki ne için yaşıyorsun? İnsan ne için yaşardı? Gülümsemeye başladıktan sonra bir başka soru daha… “Neden yaşıyorsun?” bozacıdan yine ses yok. “Kimsin, kimlerdensin?” sorusundan sonra hareketlendi. Bunun cevabını bildiğinden memnun bir şekilde başladı konuşmaya. “Erzincanlıyım beyim. İstanbul’a geleli 10 yıl oldu. 10 yıldır boza satıyorum arabamla. Çok şükür, kazancımda gayet iyi.” Boza şişesini göbek hizasında tutan yaşlı adamın soruları bitmeyecekti belli ki. Bir yandan camdan dışarı süzerken devam ediyordu meselesine. “Çocuğun da var mı bari?” “İki tane kızım var. Dilruba ile Pakize koyduk isimlerini. İkiz oldukları için biraz zorlandık önce…” Bozacının lafını bitirmesine izin vermedi bu sefer. Ayağa kalkıp arkasını döndü ihtiyar. Bozadan bir yudum daha aldı. Giderek kararan havanın etkisiyle odanın içini kaplıyordu gece ışığı. Birkaç kez kalkmak istedi bozacı yerinden ama nafile. “İnsan aslında kendini yaratamadan ölüyor, biliyor musun bozacı? Yaşadığı toplumun içine sıkışarak geçiriyor ömrünü. Sormuyor kimseye hiçbir şey. Sadece istenileni yapmakla yetiniyor. Şundan eminim ki eğer toplumumuzda esnemek ayıp olsaydı herkes utanırdı bundan. Sen esner misin?” Dinliyor gibi görünmekten yorulmuştu bozacı. Gözlerini sıklıkla kapatıp açıyordu. “Pekâlâ, bende esnerim beyim.” Kısa cevabı şaşırtmıştı yaşlıyı. Umursamadan devam etti anlatacaklarına. “ sizler, onlar, dışardakiler, ben… Hepimiz hayatta kalmak için yaşıyoruz bozacı. Bu yüzden asla var olamayacağız. Kendimizi bulup ortaya çıkaramayacağız. Yapılanları tekrarlamaktan ileri gidemeyeceğiz. Niye biliyor musun?” Çok kısık bir sesle duyuldu bozacının “Niye?” sorusu. “Çünkü kendi yolumuzu yaratmak yerine aynı yolları kullanarak geçiriyoruz ömrümüzü. Özgürlüğümüzün farkında bile değiliz. Sahip olabileceklerimizi bilemiyoruz.” Sorular düşmeye başladı bozacının aklına. Yaşlı adamın söyledikleri garip şeyleri düşünmeye başladı. Nedenini bilmeden sorguladı kendini. Yaşlının dört şişe bozayı bitirmesi bile dikkatini çekmedi. Karanlığın çökmesine de hiç aldırış etmedi. Sormaya başladı bozacı kendisine. Hiçbir şey söylemeden çıktı evden. Duymuyordu insanları, görmüyordu taşları. Boza arabasını almak bile gelmemişti aklına. Yürüyordu sadece. Karanlığın içine doğru giriyordu tüm benliği ile. Kimsenin girmediği sokakları arıyordu içinde.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/">Var Olmak İçin Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/var-olmak-icin-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8344</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Roma Yoluna Düştüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Feb 2017 08:30:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8270</guid>
				<description><![CDATA[<p>22 Şubat Bugün Roma’nın sahaflarında elim kitapların üzerinde gezerken- Türkçe bir kitap bulabilir miyim umuduyla bakarım arada- elinde tuttuğun bu defteri buldum. Sana olanları anlatma ihtiyacı duyuyordum, sıkı sıkıya olan dostluğumuz yazma hissi uyandırdı. Hem anlatıp hem yazmak beni sonsuz rahatlatacak. Belki de anlatabileceğim tek kişi sen olduğun için. Doğum günlerimizde hediye alırdık. İçine mektuplar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/">Bir Roma Yoluna Düştüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>22 Şubat</h2>
<p>Bugün Roma’nın sahaflarında elim kitapların üzerinde gezerken- Türkçe bir kitap bulabilir miyim umuduyla bakarım arada- elinde tuttuğun bu defteri buldum. Sana olanları anlatma ihtiyacı duyuyordum, sıkı sıkıya olan dostluğumuz yazma hissi uyandırdı. Hem anlatıp hem yazmak beni sonsuz rahatlatacak. Belki de anlatabileceğim tek kişi sen olduğun için.</p>
<p>Doğum günlerimizde hediye alırdık. İçine mektuplar döşediğimiz, bazen sıradan bazen içinde mizah gizli hediyeleri özledim. Ben sana genelde defter aldığımı fark ettim amma ve lakin şimdi içi senin de ‘sonunda’ diyeceğin şeylerle dolu. Öncelikle sakin olmanı istiyorum. Sırayla anlatıyorum sana. Sana ulaşıp ulaşmayacağı ve devam edip edemeyeceğim hakkında biraz endişeliyim. Sana söz vermeye korkuyorum.</p>
<p>İlk hikayeyi biliyorsun. Babamın beni evden atması. Dur durumu daha fazla açıklığa kavuşturalım. Babamla kavga ettikten sonra evle bağlantımı kestim. Daha sonra ben Ankara’ya gittim. Orada üniversiteden bir zamanlar takıldığım çocukla kalıyordum hani. Senle iletişim kurduğum son zamanlardı. O zamanlar iki ay çalışıp para kazandım. Bir alışveriş merkezinde kasiyer olarak çalıştım. Çok az ihtiyacımı karşıladım. İddia bile oynayıp az da olsa katkı sağladım. Önceki birikimlerim ve altınlarım da çok işe yaradı. Mezuniyette hediye edilen ucunda kelebek sarkan kolyem hayatımın sonuna saklayacağım bir anı olarak kalacaktı. Tek seferde çıkarıp sattım. Elimde bir miktar para birikmişti. Amacım dünyada gitmek istediğim yerleri görmekti. Kimsenin bilmediği bir sırrı elinde tutmak ne kadar tehlikeli?</p>
<p>***</p>
<p>Annemden sonra bana da kanser teşhisi kondu. Tedavi olmama gibi bir karar aldım. Ne kadar yerinde bir karar tartışılır. Benim ruhsal durumuma bakılırsa yapamayacağım belli. Her an pozitif ve güçlü olup hastanelerde diğer hastalarla tedavi olmak mı? Bunu başaramam. Biliyorum. Sana gelmemi isterdin. Saklanmam da gerekmiyor. Doktor geç kaldığımı söyledi zaten. Bana çok kızdı Zel. Neden yanımda değildin ki? Annemin ölümünden sonra benim devamlı kontrollere gitmem gerekirmiş. Neyse bana kızma.</p>
<p>***</p>
<p>Ama yapacağımı yaptım. Ucuz bir bilet ve vize işlemleri sonrası Roma’ya geldim. Haritada bazı yerleri işaretlemiştim. Nerelere gidip iş dileneceğimi biliyordum. Tahmin edeceğin üzere bunun için uzun araştırmalarım oldu. İnternet gerçekten büyük bir hazineymiş. Gezgin insanların bloglarını ve Roma’ya yerleşen insanların yazılarını da buldum. Bana okuduklarımın birçoğunun gerçekçi olmadığını söyledi internet kütüphanesi. Ancak bana bunun tehlikeli bir serüven olacağını söylemedi. Öyle ki Navona Meydanı gibi yerleri sadece gezmeliydim. Cidden çok pahalı. İşe girmeyi aklımdan bile geçirmedim. Ama her defasında beni içine hapseden bir ruhu var meydanın. Gezerken huzurlu hissettiğim tılsımlı noktalardan.</p>
<p>Havaalanından çıkarken ellerim ve ayaklarım titriyordu. Sanki herkes benim acınası olduğumu düşünüyordu. Açlık, heyecan, mide bulantısı ve kanser beni yorgun düşürmüştü. Valizin biri ayağıma çarptı kenara çektim sonra oturmak için etrafıma baktım. Herkes valizlerini almak için sırada bekliyordu. Bir yere tutunamadan kendimi yatar vaziyette buldum. Herkes bana doğru koşmaya, bağırmaya başladı. Onları duyuyordum duymasına ama sanki transtaymışçasına Oğuz Atay’ın ‘’Tutunamayanlar’’ romanını düşünüyordum. ‘Kendine gelsene artık romanın içine düşmedin’ diye azar çektim kendime. Beni kollarında tutan bir adam vardı. Güçlü kollarından anlıyordum. Bir kadın mor çiçekli gömlek giymişti. Elbise de olabilir. Bilemiyorum. Birisi yüzüme su döktü ve yüzümü ovdu. Bu ise bir kadındı, çok nazik hareketleri vardı. Gözlerim açıktı ama sanki yeni uyanmış gibi kalkıp insanlara baktım. Hepsi aynı anda konuşuyordu. Anlamak ne mümkün!</p>
<p>Heyy, ben iyiyim sadece açım, dedim. Hepsi bir anda sevindi. Ölümden dönmüşüm gibi. Ama beynime kazınan şeyler bedenimi bırakmamıştı. Ölüyordum yavaş yavaş çünkü. Tekrar tökezledim. Sonra bir bayan beni tuvalete götürdü. Akan makyajımı sildi. Bir güzel tazeledi. Daha önce hiç kırmızı far kullanmamıştım. Elbisem de kırmızıydı, çiçekli köylü işi olanlardan. Bu uyumla biraz toparlandım sanki. Kadının sakinliği hoşuma gitmişti. Hala iyi değildim ve konuşmak iyi gelebilirdi. Kadına teşekkür edip, nereli olduğunu sordum. Brezilyalıydı. Ama İngilizcesi yoktu pek. Gülümseme dilinde konuştuk.</p>
<p>İlk gün çok zordu. Her yerde iş ve ucuza kalacak yer aradım. Sonunda tam hüsrana uğradım derken ucuz bir ev kiralama şansına nail oldum. Hani şu stüdyo daire denilen evlerdendi. Haftalık olarak ucuz bir fiyata kiraladım.</p>
<p>Akabinde bir hafta boyunca elimde kitaplarla sokaklarda gezerken ya da iş ararken bir ilan gördüm; bir bar garson aranıyordu. Sırtımı döndüğüm gibi başka mahallelere daldım. Görmek istediğim en son şey ayyaşlardı. Taştan yollarda ayakkabı ayağımı vura vura gezdim.</p>
<p>Olmuyordu param azdı ama ne yapsam bilmiyordum. Ağlamaya başladım. Sonra çok utandım. Derin nefes alarak yürüdüm. Rüzgar sert esiyordu. Saçlarım gözyaşlarımı alıp havalanmaya başladı. Koyu kahverengi saçlarımı toplayıp açık omuzlarımı sarması için şalımı çıkarıp iskelet üzeri deriye sardım. Karşımda bir kilise vardı. Rahip ile karşı karşıya geldim. Yaşlı, kızarmış gözlerimi gördü. İtalyanca bilip bilmediğimi sordu. Az çok bildiğimi söyledim. Yanına sokuldum. Buraya yeni geldiğimi ve iş aradığımı söyledim. Bu cümleleri kurmak kolaydı artık. Tatlı bir gülümsemeyle iş verecek biri olmadığını söyledi. Bende ona tüm yaşadıklarımı anlatmak istedim. Bir gülümseme bana çok fazla iyi gelmişti. Sende Zel hiç ufak güzelleri sevip, korumak istedin mi? Ben bir Müslüman olarak büyüdüm. Tüm kavramlarını bilmiyorum ama bana açılan kapıların aslında benim kendi elimle açtığım kapılar olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu adam inandığı şeyler için hayatını adıyorsa benim ona saygı duymam gerekir. Kaybolmuş yıldızlar içinde belki bizi çekip çevirecekler onlar. Kitaptan kelimeleri kopyaladım ona yavaş yavaş kanser olduğumu, ailemden kaçtığımı, tedaviden kaçtığımı, anneme olanlardan sonra asla kimseye aynı hüsranı yaşatamayışımı anlattım.</p>
<p>Müslüman mısın, dedi.</p>
<p>Evet, dedim. Önemli mi, diye sordum.</p>
<p>Hayır, kesinlikle değil. Buraya bana gelip danışman büyük bir olay, dedi. Ben sana saygı duyuyorum, dedi el hareketleriyle. Bana bir yer tarif etti elime de referans olduğunu belirten bir kağıt tutuşturdu. Eliyle ağzını işaret etti. Bende aç olmadığımı, kahve içebileceğimi söyledim. Ancak bana papatya çayı getirdi. Benim yaptığım gibi acı da değildi. Zel görmelisin ne tatlı adamdır Peder Aleandro. Müslümanmış Hristiyanmış farketmiyormuş tekrar anladım. Gözlerim doldu yine.</p>
<p>Peder Aleandro’nun tarif ettiği yere gittim. Garson arıyorlardı. İtalyancam yok diye pek surat astılar ama sonra tamam dediler. En büyük peder bizim peder. Tövbe tövbe. İşi alınca rahatça gülümsedim. Kadın bir şey dedi ama anlamadım. Gözlerini devirdiler. Gülüşüm mü, dedim. Tamam anlamıyorum ama görüyorum, dedim. Hahh aptalım ya. Sonradan anladım ki benim için kıyafet var mı onu sormuş. Kabul aptalım.</p>
<p>On gün sonra çok mutluydum. Öğlenleri kiliseye gidiyordum. Pedere civarda cami olup olmadığını sordum o gün. Şaşırdı. Dindar olup olmadığımı sordu. Her gün kiliseye giden bir Müslüman az rastlanır şey. Allah bilir dedim. Böyle şeylerin ölçüsü olmaz Peder dedim. Neden buraya geliyorsun, dedi. Sen iyi birisin, bana umut kapısı açtın, ne zaman ölürüm bilmem ama iyi insanlar arasında ölmek istiyorum, dedim. Bunu o kadar ilkel bir dille anlattım ki yaşlı adam zor anladı. Hiçbir şey kolay olmuyor.</p>
<p>Peki, nasıl bir yerde çalışıyorum? Bitkilerle dolu- hatta alerjimin tavan yapmasına neden olan dikenli bitkilerden- bir bahçesi olan, sıcak(kırmızı yani) tuğlalarla yapılmış, restore edilmiş iki katlı geniş bir evden restoran. Bodrum katında bir şarap mahzeni var. Eskitilmiş şaraplar şık bir şekilde sıralanmıştı. İlk katta on masa bulunuyordu. Bir de meşe ağacından yapılmış köşede ufak bir bar vardı. Dışarıda ise on altı masa bulunuyordu. Beni kaşındıran bitkiler bütün tavanı sarıyordu. Bahçe zemini taşlarla döşenmişti, ara ara yeşil, pembe, kırmızı ve açık mavi renklerinde led ışıklar yerleştirilmişti. Akşam masalardaki mumlarla birlikte harika bir tablo ortaya çıkıyordu. Evin arka tarafında kocaman bir şefin resmi var. Resmi kim yaptı bilmiyorum ama kadın olduğu kesin. Sorduğumda patron çok hüzünlendi. Bekardı ve cidden yakışıklıydı. İtalyan genlerini güzel yansıtıyordu. Tek sorunu biraz kambur olması; uzun boyunu absürt bir şekle sokuyordu çünkü. İyi bir şef olmasının yanı sıra heykeltıraşmış, o yapmış bahçeyle beraber ufak kabartmaları. Benim sanatla uzaktan ilişkimi anlayınca şaşırdı. Ne resim yapardım ne de heykel. Zaten sorsan hepsi Leonardo ya da Michelangelo anasını satayım. Neyse bak yine sinirlendim.</p>
<p>Kanser olduğumu öğrendiklerinde çok üzüldüler. Patron arada flört ederdi benle, baba kesildi birden mübarek. Ben alışıyordum onlarda alışmalılardı. Neden olmasındı ki? Sende alışacaksın. Acılı tost yediğimizde burnundan sümük akar ya aynı onun gibi alışacaksın. Zorundasın. Anneme ben nasıl alıştıysam, yaralarımı annem mezardan kalkıp nasıl sardıysa sende alışacaksın.</p>
<p>Seni unutmuyorum. Sen olsaydın şunu anlatırdım deme lüksüm olmadığı için yazıyorum. Bilmeye hakkın var Zeliha. Yazmaya ve sana ihtiyacım olduğu için yazıyorum. İkimiz için ömürlük dostum.</p>
<p>İşte her hafta bir gün patronun arkadaşları toplanır yemek yerler tamam mı? Genç-yaşlı, zengin-fakir ayrımı olmaksızın dostlar çağırılır. ‘Hatun düşürme’ tabiri çok doğru olur herhalde patron için. Ama erkekler hep daha ağır basar. Yine de ben bunun her zaman harika olduğunu düşünürüm. Perşembe akşamları gece yarısına gelindiğinde biz ortalığı toplarken dostlar teşrif eder. Herkes kendi yaptığı ya da aldığı ikramlarla gelirler. Patron pizza yapar. Ben mantar sevmediğim için- bunu duyduğunda bütün restoran içinde bana bağırmıştı- ne kadar kızsa da sade pizza yapardı fazladan. Ama ben çok kalamıyordum. Evim uzak sayılırdı ve gidene kadar ya kusuyordum ya da ara ara oturmak zorunda kalıyordum.</p>
<p>İçlerinde ressam olan biri var Emanuele. Benim kıyafet ve takılarıma çok iltifat eder hep. Türkler hakkında hep bir şeyler sorardı. Sonra Kolyesini beğendiğim için bana hediye etmişti. Aslında kaba duruyordu, yine de sevmiştim. Yakınlaşmamız uzun sürmedi. Sakın yanlış anlama o bir eşcinsel ve erkekler hakkındaki zevkimiz neredeyse bir. Ailesi onu reddetmiş bu yüzden. Bana da bu yüzden çok düşkün. Aile konuları pek sarmıyor bizi. Benim yanımda şu an ve içinde benim olduğum koca resmi çiziyor. O kadar yetenekli ki.</p>
<p>Bolca güneş alan bir evi var. Bembeyaz duvarları, her yerde özenle sıralanmış kitapları var. İçlerinden biri Atatürk’ü anlatıyor. Kitabı gördüğümde oturup hunharca ağladım. Düşünmediğim kadar özlemişim toprağımı.</p>
<p>Televizyon yok ancak üç bilgisayarı var. Araştırma yapması içinmiş. Evi çok güzel ve ciddi anlamda zengin biri. Çokça geniş olan salon dar ama yoğun olan bir caddeye bakıyor. Boydan boya cam olan cepheden içerisinin görülmemesi için tül perdeleri belli aralıklarla asılmıştı. Uçlarından sarkan beyaz iplerle oynayan evin kedisi Sisi var bir de. Ankara kedisi denirmiş ona. Ankara’da üniversite okudum ama kedinin adını birkaç kez duydum doğrusu. Hiç bu kadar da güzel olduğunu bilmiyordum. Cahillik başa bela azizim. Tekrardan Emanuele’nin Türkiye’ye olan ilgisinin farkına vardım. Neyse. Uzun olan salonun bir yarısında dışarıyı ve birazda manzara gören deri bir kanepe yerde, taba renginde tüylü bir halı, ona uyacak iki küçük haki yeşili renginde koltuğu var. Diğer yarısı ise resim yapma olanı. Pencere kenarında ise kiremit renginde kleopatra tarzı koltuk bulunuyor. Arka tarafındaki vitrinde birçok heykel ve mumlar var. Zaman zaman yerlerinin değiştiğini gördüm. Benim gibi modellerin resimlerini çizerken esin kaynağı oluyormuş. Tek kaşım yukarıda ağzım açık kalmıştı duyduğumda. Hatta dediğine göre yeşil uzun bibloyu bir keresinde ağaç olarak çizmişti bir manzara resminde.</p>
<p>Evin diğer kısmında iki yatak odası ve tuvalet bulunuyordu. Mutfağı ise girişte ufak ve karışık bir şekilde öylesine konmuş gibiydi. Beğenip beğenmediğimi sordu. Bayıldım dedim -bazen İtalyancam yetmediğinde İngilizce konuşuyoruz- Çok iyi anlaşacağımızı çünkü bir odayı bana ayırdığını söyledi. Benim evimden eşyalarımı aldı küçük odaya yerleştirdi. Zaten iki valizim vardı. Önceden boş muydu bilmiyorum ya da ne yapıyordu bilmiyorum orada ama bana çok güzel bir oda hazırladı. Üstelik ben en sevdiğim çilekli milkşeykimi içerken.</p>
<p>Geceleri Özdemir Erdoğan’dan Bana Ellerini Ver dinleyip dans ediyoruz. Ben bilmiyorum nasıl dans edilir ama o beni kuş misali uçuruyor. O da şarkıyı bilmiyor ama ben mest olmuş şekilde gözlerim kapalı mırıldanıyorum. Esmer tenimin vermiş olduğu zarafet ve köprücük kemiklerimin eşsiz olmasından bahsederek beni resmediyor şimdi. Tombula benzeyen bedeni var ve çok şarap içmekten kırmızı durumda şu an. Ela gözlerini kesinlikle çok güzel ve yanağına bulaşmış boyaya aldırmadan konuşuyor. Sanırım buradan sonraki rotam olması gereken Barselona’ya gidemeyeceğim. Burayı seviyorum. Mutluyum.</p>
<h2>22 Mart</h2>
<p>Nereye gitsem bu defter de benimle geliyor. Sana yazabilmek adına tüm yolları denedim. Ama deftere bakınca o beyaz tenli, içimde ufacık bir ışık yakan, hep gülerken hatırladığım mavi-gri karışımı gözlerin karşımdaymışçasına vücut buluyor ve yazamıyorum. Zaman zaman ağlama nöbetleri geçirir oldum. Tenime yapışan bu kara lekeyi unutamıyorum. Neyse…</p>
<p>Öncelikle bana nereye gittin ki defteri yanından ayırmadın diyeceksin(kahkahalar). Biliyorum evet. Diyeceksin. Bundan yaklaşık olarak bir ay önce -çarşamba günleri izin günüm olduğundan- salı günü iş çıkışı arabaya atladığımız gibi havaalanına gittik. Hava yağmurluydu o gün ve sırılsıklam halde o yorgunluğa rağmen uçağa binmek için koşuşturduk. Prag’a gidiyorduk. Kesinlikle gitmem gerekenler listesindeydi. Günübirlik bir gezinin bu kadar güzel olabileceğini bilmezdim. Benim bolca uyumam için erkenden otele vardık. Sabah erkenden otele parasını alelacele ödeyip kaçar gibi sokağa attık kendimizi. Kahvaltı, görülmesi gereken yerler, fotoğraf çekme çilesi sonra tekrar yemek yeme derdi derken akşam oldu. Ara ara devamlı tatlı ya da atıştırmalık alıp hızlı adımlarla sokaklarda gezdik. Gülüşmelere karışan ayak seslerini sanırım unutmam asla.</p>
<p>Ama sana şikayet etmem gereken bir şey varsa o da yemeklerdir. Yemeklerin içine sence şeker konulur mu? Ben sevmedim asla da sevemem herhalde. İçinde şeker varsa tatlı olur. Değil mi? Kremalı yemeklerde beni pek sarmadı. Az yemek yemem iyi olmadı zira Em çok rahatsız oldu. Koruyucu meleğim rolünü harika üstlenmiş durumda. O üzüle dursun alışveriş yaparken ben bir köşeden gelen kokuyu almamla zıplayıp çığlık atmam bir oldu. Bir döner salonu buldum. Onlardan alışveriş yapmasını benim hunharca yemek yiyeceğimi söyledim. Merak ettiler onlar da geldiler. Ben İskender ısmarladım, onlara şiş kebabının gözlerden yapıldığını söylediğim zaman ondan istediler. Aslında kanmadılar yalanıma ama daha önce bahsettiğim baharat tadını almak istediklerini söylediler. Yersen! Kokunun peşinden geldiler avanaklar!</p>
<p>Döner etinin başında bir Türk vardı. Anladığım kadarıyla restoranın sahibiydi. Çalışanlar ise başka başka uyruktanlardı. Öyle güzel koku geliyordu ki anlatamam. Gözlerim sürekli döneri kesen Türk’e kayıyordu. Em’e Roma’da da dönerci var mıdır diye sordum. Görmedim ben bu tarz yerlere girmem dedi ama göz gelmesinden az korksa da gelen eti löp löp götürdü koca midesine. Biraz kızdım ama herhangi bir yorumda bulunmadım. Türkçe küfrettim. Burasını çok ilkel buluşlardı. Çokta kötü bir şey demedim ama yanımda döneri kesen silahşör geldi. Öyle utandım ki kıpkırmızı oldum. Tereyağı isteyip istemediğimi sormak için eğildi. Lütfen, dedim. Bir el işaretiyle çocuk geldi ve ekledi. Adamla biraz konuştuk ve afiyet olsun dedi ve gitti. Uzun zamandır yapmadığım şeyi, flörtü yaptım. Tuhaf olsa da eğlenceliydi de.</p>
<p>Millet yemeğini yerken bende kendi yemeğimi yedim. Bana Türklerin ne tarz yemek yediklerini sordular. Zor bir soruydu. Çünkü her bölgenin ayrı yemekleri vardı. Az uz anlatmaya çalışsam da pek anlamış görünmüyorlardı. Bende bir gün Türkiye’ye gitmelerini ve kültürü anlamalarını önerdim. En sevdiğim yemeği sordular tabii ki dolma dedim ve hesabı ödemeye gittiğimizde yemekten baya haz almışlardı. Yediklerinin göz olmadığını biliyorlardı ama neden öyle bir şey dediğimi sordular. Şaka yaptığımı söyledim. Dehşet veren bir yemek gelse acaba ne yaparlardı? Onları test ettiğimi söyledim. Önyargılarının olduğunu ama hiçbir şey bilmediklerini söyledim.</p>
<p>Ne dersem diyeyim benim içimdeki kırgınlığı anlamadılar bende göz ardı ettim. Babam hiç anlamadı beni. Boş avare gezinen biri olduğumu, içimdeki –bunu ne zaman düşünsem aklıma Halil Sezai gelir- küçük çocuğu görmez ve beni öyle yargılardı. Bu insanlar da içimdeki Türklüğü anlamıyordu. Ne kadar Em Türkiye hayranı olsa da.</p>
<p>Sonra bir sergiye merak saldık ve girmeye karar verdik. Emmanuel’in sergileri gibi kalabalık değildi. Onun yaptığı resimlere oranla daha küçük ve portre resimlerden oluşuyordu. Bir tanesini çok beğendim. Bir anne yeni doğmuş bebeğine sarılmak istiyordu ama uzanamıyordu. Bebek sanki göbek bağıyla sürükleniyordu. Siyah taban üzerine bembeyaz saf ten rengi masumiyeti sergiliyor olsa gerekti. Ben ise baş dönmesi mi desem bir trans hali mi desem değişik bir his içinde nerde, nasıl ve kiminle olduğumu unutmuş halde ayakta durmakta zorlanıyordum. Hani bilirsin okuduğumuz o romanda adam kendi portresini çizen ressama aşık olmuş ve çok geçmeden ona bağlanmıştı. Bende öyle hissediyordum. Gücüm çok gezmekten yorulmuştu ve yere seriliverdim. Öyle ki birkaç kişi dışında kimse fark etmedi. Kalabalık içinde bayılmam herkesin önünde ölmüşüm hissi uyandırıyordu bende.</p>
<p>Nazik bir elin beni tutması ve kendime gelmem herhalde birkaç saniye sürdü. Em ve yanındakileri hemen dibimde bittiler. ‘’Neredesin? Neden gittin?’’ dedim. ‘’Anlamıyorum seni, Türkçe konuştuğunun farkında mısın?’’</p>
<p>Toparlanıp ayağa kalktım. Siyah deri çantamı koluma astım. Herkes bana bakıyordu. O an nasıl göründüğümü merak ediyordum. Gülümsedim bana şaşkın halde bakan insanlara. Aralarından geçip lavaboya gitmek üzere izin istedim. ’Hamileyim.’ diye de ekledim. Oysa buna imkan yoktu.</p>
<p>Aynada siluetime bakarken yarı akmış makyajım, yorgun gözlerim, derin nefes almaya programlanmış burun deliklerimi ve akciğerimdeki lekeleri görebiliyordum. Hızla kendimi toparlayıp kalabalığa dönüyordum ki Em içeri girdi. ‘’Hey burada n’apıyo&#8230;’’ demeden bana kocaman sarıldı.       Bende izin verdim ve şişko bedeninde biraz dinledim. Bilim adamları sarılmanın acıları azalttığını ve neden birbirimizi öptüğümüzü çözememişler. O an sihirli bir değneği olan peri gibi beni güçlendiren bu kız-adam galiba yaşam gücüm olmaya başlamıştı. Elimden tutup beni uzun, zayıf, sarı saçlarını ensesinde toplamış, ince yüzlü, güçlü bakışları olan bir adamın yanına götürdü. Serginin sahibi ressam hatırlayamadığım bir isim. Önce elimi öptü. Nazik kibar elleri vardı. Beni yerden alan kişi olduğunu anlayınca biraz kızardım. O ise nasıl olduğumu ve bebeğimi sordu. O zaman yalancı kişiliğim patlak verdi. Arada baş dönmelerinin normal olduğunu, bebeğimin içimde güvende olduğunu söyledim. Elimle karnımı sıvazlarken bir an gerçekten hamileymişim hissine kapılmadım değil.  Diğerlerine baktığımda benden utanırcasına önlerine bakıyorlardı. Biraz sessizlik oldu ve beğendiğim resmin yerinde olmadığını gördüm. İri gözlerimi sonuna kadar açıp daha çirkin bir ifade ile nerede olduğunu sordum. Ressam satıldığını ve paketlendiğini söyledi. Elimden tutup beni sakin bir yere çekti. Çok güzel bakıyordu Zel. Bir an orada yıllarımı geçirip bu karşımda duran adamla yaşlanmak, omzunda her gün güneşin doğuşunu izlemek istedim. Gerçekten o an onu çok istedim. Belki şıpsevdi huyum belki cidden aşık oldum bilmiyorum. Vücudum titrek halde gümbür gümbür atan kalbime eşlik ederken; ressam bana hasta olup olmadığımı sordu. Tüm romantikliği bırakıp ellerimi çektim. Birden korkup kaçmak istedim. ‘Ne münasebet’ dedim. Yine Türkçe konuşmaya başlamıştım. Kendimi toparlayıp bana sırıtan adama özürlerimi diledim ve hasta olduğumu nerden çıkardığını sorup gitmek üzere hareketlendim. Böyle soluk tenim olduğu için merak etmiş.  Kaba olduğunu düşünmememi gibi zırvalıkları saydı ama dinlemedim. ‘Bilmeniz gerekir ki hamilelikte mide bulantısı normaldir. Bu halde soluk tenimin olması gayet normal’ dedim. Ellerinin arasına zayıf yüzümü aldı ve ekledi: Babası nerede?</p>
<p>Hava serindi. Üzerimde füme rengi dokuma elbisem dizimin bir karış üstünde bitse de ucundaki dantelli tül daha aşağılarda bitiyordu. Hava kararmaya başlamıştı. Elbisem uçuşmaya bense üşümeye başlamıştım. Kollarımı göğsümde bağlayıp diğerlerini beklerken bir poster gördüm. Üzerinde Çekçe bir şeyler yazıyordu ama dövme yapan bir çiftin reklamı olduğu belliydi. O an karar verdim. Dünyayı kurtarmaya giden Avengers üyeleri gibi büyük bir karar almıştım. Öyle emindim yani. Durdurulamayacak isteklerim vardı. Gidip dövme yaptıracaktım. Tepemde bir sokak lambası aydınlanırken bizimkiler elinde koca bir resimle geldiler. Ben daha hangi resmi aldıklarını öğrenemeden beni sürüklemeye başladılar ve ressamla aramda ne olup bittiğini sordular. Galiba bu ressam onları benden daha fazla etkilemişti. Elimdeki ilanı gösterip dövme yaptırmak istediğimi söyledim. Em ve ben hemen dükkanın yolunu tuttuk. Google’dan yol tarifi alıp dükkana vardığımızda saat 7’e geliyordu. Bir saat içinde işimizi bitirip gitmemiz gerekiyordu. Acele ile istediğim dövmeyi tarif ettim. Şu yaşıma kadar öylesine korkunç geliyordu ki dövme yaptırmak! Bilirsin canım kıymetlidir. Yakında ölecek olmasam yaptırmazdım inan. O anın verdiği telaş, geç kalma korkusu daha ağır bastı.</p>
<p>Loş yeşil ışıkların arasında birbirine aşık bu haşin çiftin fotoğraflarıyla lekelenmiş duvarlar cidden karanlık bir görünüm katıyordu. Siyah deri kanepeler düzgün yerleştirilmemiş, masanın üzerinde kirli kahve bardakları karışık bir tablo gibi dursa da benim üzerinde yattığım sedye bir o kadar temiz ve tertipliydi. Sedye üzerindeki ışık yakıldı, kadın ellerine eldiveni çok profesyonelce geçirdi ve Em’in çizdiği resmi yapmaya başladı. Ressam olması o kadar işi kolaylaştırdı ki…</p>
<p>Resmi ikiye ayırmasını istedim. Birinci kısım renkli ikinci kısım siyah-beyaz olsun istedim. Profilden, gökyüzüne bakan tek boynuzlu bir pegasus çizmesini istedim öncelikle. Aslında kararsızdım. Spektrum ışıkları saçmasını isterdim hep ama o an mümkün mü değil mi bilemediğimden ve telaş halinde olduğumdan sadece gökyüzünde bir güneş istedim. İkinci kısımda pegasusa simetrik biçimde bir kurt çizmesini istedim. Bu sefer gökyüzüne dolunay ve yıldızlar donatmasını istedim. Biz bunları çizerken dövmeci adam beni delip geçecek makineyi hazırladı.</p>
<p>Önce bir tırstım. Geri dönüşü yoktu artık. Kadın kopyayı çoktan çıkarmıştı. Bu kadar işin içine batıp kaçamazdım. Biliyorsun, her şeyden kaçamazdım. Her şeyden önemlisi Em benimle alelacele bir şekilde buraya sürüklenmişti. Vakit hırsızlığı ve haksızlık olurdu. Nefesimi tutup elbisemi indirdim. Yüzüstü sedyeye uzandım. Belimde kalçamdan bir karış yukarıda, göğüs kafesimin aşağısında kalacak şekilde istedim. Em elimi sıkıca tuttu. Korkup korkmadığımı sordular. ‘Çok fazla’ diye cevap verdim. Bir o kadar da arzu ediyordum.</p>
<p>‘Pegasus; hayallerim, çocukluğum, gündüzüm, dostlarım, eski aşklarım, hiç olamayacak aşklarım. O benim gülümsediğim, parıl parıl parıldadığım anlar. Ağladığım, kaçtığım zamanlardan çok uzakta yerler. Annemle beraber çilek reçeli yaptığımız zamanlar. Beraber oturup Yalan Rüzgarını izlediğimiz zamanlar. Kutladığım en güzel doğum günüm. Yoga yaparken gökyüzüyle yüzleşip sırıttığım an. Kısaca içimdeki güzel şeyler. Kurt ise; benim Türklüğüm. İnatçı yanım. Aç kalsam da susuz kalsam da dönmeyeceğim ilkelerim. Anadolu’da yetişen bir anayım. İleriye dönük adil, insancıl fikirler doğuran bir ana. Şefkatle büyüttüğüm, aşkla baktığım yarınlarım. Her zaman iyi bir insan olma hedefim. Benim gecem; rüzgarlı, alacakaranlık ve ben ateşimi yakmış bir gezginim.’</p>
<p>Em bunları dinlerken, ben acımın azalması için konuşmaya çalıştım. En sonunda İtalyancayı düzgün konuşuyorsun, dedi sırıtarak. O an bir çığlık bastım. Tam omurga kemiğimin üzerinden geçmişti. Derin bir nefes alıp bekledim. Yarım saat içinde büyük kısmını yapmıştı. Sadece dışındaki halka kalmıştı.</p>
<p>Şimdi ufak ayrıntıları yapıyorum, dedi. Em bana güzel bir şekilde güldü ve çok güzel bulduğunu söyledi. Bende ise öylesine bir merak vardı ki, devamlı arkama bakıp nasıl olmuş diye merak ediyordum. Doğuştan meraklıydım ve Em’den fotoğraf çekmesini merak ettiğimi söyledim. Bitti zaten beklemelisin, dedi. Yahu merakımdan çatlamak üzereydim. Üstelik o kadar sızlıyordu ki derim buna değdi mi diye düşünmeden edemiyordum. Hem deli gibi yaptırmak istedim yıllarca kafamda fikirler ürettim hem de sanki dünyanın en saçma olayının içindeymişim gibi hissediyorum. Benim bu ikilemlerimin tükenmesini sağlamanın yolu yoktu. Dostoyevski ne demiş: Her şeyi anIıyorum ve bu beni öIdürecek. Yaşadıklarımı, yapamadıklarımı, korkularımı, isteklerimi gördükçe kahroluyorum. Dahası içime yerleşen urdan çok içimde yeşeren umutlar beni öldürecek. Şimdi anlıyorum işte.</p>
<p>Ben kavgaya tutuşurken dövme bitmişti, vazelin sürülüyordu. Aynada sırtıma baktım. Kızarıklıklara hayret etmekten tamamına dikkat edemedim. Önce kurdun sonra atın yüz hatları öylesine beni kendine çekti ki acısı önemli değildi artık. Emmanuel parayı ödemiş ve gitmek üzereydik. Üzerimi giyinmeden önce kadın fotoğrafımı çekmek istedi. Peki, dedim sırıtarak.</p>
<p>Caddeye koşup otobüs bileti aldık. Daha sonra yakalamak için koşmak zorunda kaldık. Islık çaldım ve biri durdurdu otobüsü. Bilmem bilir misin hiç ıslık çalmamıştım hayatımda. Ahahah o anı düşününce tüylerim diken diken oldu. Neyse, bir buçuk saatimiz vardı uçağa yetişmek için broşürlerden anladığım kadarıyla yarım saat içinde varmış olmamız gerekiyordu. Em diğerlerine mesaj gönderdi ve yolda olduğumuzu söyledi. Bense çantamdan gofret çıkardım ve otobüsün direğine başıma yasladım. Gülümsedim. Em gözlerimin içine bakarken bir yandan diğerlerinin on dakika içinde varacaklarını söyledi. Hala ona bakıp gülüyordum. Dayanamadım en sonunda ona gofretin yarısını verdim. Biliyordu kıyamacağımı. Bana bu kadar destek veren birine –üstelik karşılıksız- nasıl kötülük yapardım? Gözlerimi ona dikip yan yan sırıttım.</p>
<p>&#8211; Come va?</p>
<p>&#8211; Bellissimo, dedim gülümseyerek. Çikolata yedikten sonra kötü olmam imkansızdı. Bir de bir de bunca telaş ve yorgunluk ile acımı unutmuş olmam fevkaledenin fevkindeydi. Orta alanda yer boşalmıştı. Em ile cam kenarında ayakta gitmek olduğumuz şehri izleyerek sessizce bekledik. Koluna girip başımı omzuna yasladım. O da başını benim başıma yasladı. Pofuduk yanağını alnımda hissediyordum. Yüzümüzde caddenin renkli ışıkları slayt gösterisi gibi akarken; biz donuk bir ifadeyle vaktinde yetişmeyi umuyorduk.</p>
<p>&#8211; Daha çikolata var mı?</p>
<p>&#8211; Hayır, kalmadı.</p>
<p>Uçağa tam vaktinde yetiştik. El ele tutuşup herkesten özür dileyerek kalabalığı yardık. Uçakta sırtım ağrıdığı için yan yatmış halde Em ile beraber uykuya daldık. Eve dönerken de bir pizza ısmarladık ve kiremit rengi kanepe üzerinde çekildiğimiz resimlere bakarak yedik. Tabii ki mantar yoktu.</p>
<p>Seher vakti uyandığımda o bayıldığım ‘Primavera’* tablosunu duvarda gördüm. Kiraz ağacının çiçekleri açmış, birçok çiçekle beraber gökyüzünde savruluyordu. Ne kadar da beni anlatan bir resimdi. Burnumun dibindeydi hep ama hiç farketmedim. Em harika bir dosttu. Bir an ressam aklıma geldi ve o zaman keşke bir bebeğim olsa dedim.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/">Bir Roma Yoluna Düştüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8270</post-id>	</item>
		<item>
		<title>14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Feb 2017 08:30:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diplerimde bir yerlerde hâlâ cesaret kırıntıları var. Bir de fazla harcanmaktan artık tükenme raddesine varan gururum… Bir arkadaş var. İsmi yağ gibi akar ağızdan söylenince. Öyle kolay, öyle basit. Bazı isimler yorar insanı seslenince. Leyla yormaz mesela beni, Züleyha takatimi götürür ama. Ya da ‘’Kerim abi!’’ diye çığıramam. Üşenirim. Kerim zor bir isim. Ama bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/">14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Diplerimde bir yerlerde hâlâ cesaret kırıntıları var. Bir de fazla harcanmaktan artık tükenme raddesine varan gururum… Bir arkadaş var. İsmi yağ gibi akar ağızdan söylenince. Öyle kolay, öyle basit. Bazı isimler yorar insanı seslenince. Leyla yormaz mesela beni, Züleyha takatimi götürür ama. Ya da ‘’Kerim abi!’’ diye çığıramam. Üşenirim. Kerim zor bir isim. Ama bu arkadaş, güzel olan tek vasfını, ismini bırakıp gitti. Bir mektup yazayım dedim ona.</p>
<p>Arayıp ses verip, ses duymak cesaret kotamı aşıyordu. Bir mesaj atıp 2 saniyede iletmek de korkutuyordu beni. Hız, insanoğlunun düşmanıydı. <em>Erişir menzil-i maksuda aheste giden</em> demiş eskiler o yüzden.  İlkokulda yazdığımız mektup denemelerinden bu yana mektup yazmamıştım. Gönderen nereye, alıcı nereye yazılır hiç bilmiyordum. Sonra bir mektup ne kadar sürede varırdı? Bunu bilmemek iyiydi. Ulaşmasa bile iyiydi. Yazmak istiyordum sadece, yazmak.</p>
<p>Kötü günler için müsvedde bir kâğıda yazıp bir yerlere sıkıştırdığım adresine baktım. Buradan ‘oraya’ bir mektup, meçhule kurban gitmezse on güne varırdı herhalde. Elimi kardeşimin Türkçe ders kitabına uzattım. Son sayfadaki <em>Türkiye Siyasî Haritası’</em>na baktım. Dikine gidilince arada tam 6 şehir vardı. En az.. Bu uzayabilirdi, hatta uzasaydı.. Fizikî haritalarda bu şehirler azalırdı. Dağlar, nehirler, ovalar daha mühim yer tutardı. Ona da baktım, yalnızca 3 şehir vardı. Dağlar koca şehirleri yutmuştu adeta. Mavi bir damar gibi kıvrılıyordu nehirler. Şehirlerin isimleri yoktu. İyisi mi, hesabımı siyasî haritaya göre yapıp, oldukça politik davranmalıydım.</p>
<p>Bu denli ince hesaptan sonra cesaretimde bir kıpırdanma meydana geldi. O arkadaşa, ismini seslendiğimde içimde bir daha seslenme şevkini uyandıran o arkadaşa yazmalıydım. Cûşa gelmiştim, bendlerimi yıkıp kendimi ifşa etmeliydim.</p>
<p>Kalemi elime alınca Rodin’in meşhur heykelindeki duruşa büründüm ama. Kâğıda bakıyorum, kalemin ucuna bakıyorum. Öyle bakıyorum ki, başım o heykelden daha eğik. Sırtım küçük bir tepe oluveriyor. ‘’Bu kalem ne renk yazıyordu acaba?’’ gibisinden yersiz ve hadsiz sorular bile soruyorum kendime. Fakat ne yazmam gerektiğini bir türlü bilemiyorum. İçimde bir şeyler vardı, fakat ulaşamıyordum. Acaba bu devirde mektup yazmamı komik bulur mu, diye soruyorum sonra kendime. Mektubun kendisini, onu götürecek postacıyı, PTT kurumunu, 6 şehiri, her şeyi düşünüyorum. Mektup yazarak bir nostaljiyi mi canlandırıyordum? Bu benim görevim miydi? <em>Nostalji inkâr demektir</em> diyordu bir film, <em>şimdiki zamanın inkârı</em>. İlim için Çin’e gidenleri gücendirmemeliydim, çağın gerekliliğini yerine getirmeliydim.</p>
<p>Peki, posta mı, e-posta mı&#8230; Çok gittim geldim bu ikisi arasında, hiçbir şey bulamadım.  6 şehire bulaşmadan şimdiye çoktan yollayabilirdim. Onca zaman sonra diplerimde kalan cesaretimi derleyip toplamışken, bu kısırlık, açmaza sürükledi beni. İçimde taşmak isteyen bir sel vardı, ben ise buna bir kanal bulma derdindeydim. Yersizdi, biliyordum. Tekrar Türkçe ders kitabına uzandım. Sahiden 6 şehir miydi? Evet! İşte! 6!</p>
<p>O’na, o ismi kolayca söylenebilen arkadaşa yazmak için romantik bir gün mü seçseydim acaba? Doğum günü, tanışma günü, sevgili olma günü -Jorge Luis Borges’in doğum günüyle aynı-ilk defa bir sahile gitme günü. İlk, ilk, ilk. Sevgiliyle yaşanan her gün ilk değil miydi? Sevgiliyle iki günü bir olan zarardaydı. Bir de bizim dışımızda icat edilen günler vardı; Dünya Kediler Günü, Sevgililer Günü. Sevgiliye, anneye, babaya, kediye gün ayırma.. Bir kedim olmadı hiç. Kitaplığımın arasında ona sıcak, temiz bir yer yapmak hep tatlı geldi ama, kedim olmadı hiç. Olsaydı, Dünya Kediler Günü’nde ne yapmam gerektiğini bilemezdim. Nasıl kutlanırdı bu gün? Daha fazla mama? Dışarı çıkarıp gece geç saatlere kadar hoyratça gezmek? Uzayan bıyıklarını kesmek? Sevgililer Günü de öyle olmalıydı. Daha fazla çiçek? Gece geç saatlere dek bir yerlerde oturmak? Onun senin için, senin onun için kişisel bakımına o gün daha fazla itina göstermek? Böyleydi. Sevgililer Günü gibi bir günü, kediler gibi sevişken canlılardan öğrenecek değildik. Hem 14 Şubat, Öykü Günü’ydü, sevgili değil. Mektup yazamamamın öyküsü.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/">14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 13:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8219</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ormana çöken sessizliğe sürüklendi… Öyle ki kolları, kuşların kanat çırpışlarını yavaşlatırdı. Bir yüze belirir gibi güneş, parmaklarıyla kırılan ince kırık kızıl bir renkti. Parmakları arasından sızan kırık kızıl renk yerini beyaz rengin prizmaya vuruşuna bıraksaydı; renk karmaşasından eklemleri sızlardı. Güneş hep kırık kızıl geldi eklemlerine. Ayağına terk edilen ve esir düşmüş bütün izler,bir tek ayak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/">Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…</p>
<p>Öyle ki kolları, kuşların kanat çırpışlarını yavaşlatırdı. Bir yüze belirir gibi güneş, parmaklarıyla kırılan ince kırık kızıl bir renkti. Parmakları arasından sızan kırık kızıl renk yerini beyaz rengin prizmaya vuruşuna bıraksaydı; renk karmaşasından eklemleri sızlardı. Güneş hep kırık kızıl geldi eklemlerine. Ayağına terk edilen ve esir düşmüş bütün izler,bir tek ayak tabanına yerleşmişti.</p>
<p><figure id="attachment_8223" aria-describedby="caption-attachment-8223" style="width: 527px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg"><img class="size-full wp-image-8223" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?resize=527%2C659" alt="Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…" width="527" height="659" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?w=527&amp;ssl=1 527w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8223" class="wp-caption-text">Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…</figcaption></figure></p>
<p>Çıplak ayakları buza değdikçe vücudunun her kayıp hissi canlandı. Buz ayak tabanına yapıştı, kalktı. İzler buzda kaldı. Adımının keskin bir çizgisi vardı. Aynı yolun sohbaharında yaprakların çıtırtılarıyla ayakları kan içinde kaldı. Aynı yolun ilkbaharında ayakları topraklaşıp nasır tuttu. Rüzgar isim değiştirmişti. Artık ne ayazdı ne lodos…</p>
<p><figure id="attachment_8220" aria-describedby="caption-attachment-8220" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg"><img class="size-full wp-image-8220" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?resize=500%2C375" alt="Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi. " width="500" height="375" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8220" class="wp-caption-text">Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi.</figcaption></figure></p>
<p>Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi. Gözlerine yapışan bembeyaz güneş ışığı, kirpiklerini ıslatan ayaz ve gök mavisini ela gözlerinde parlatan laçinler… Dağ eteğine uzanmış çam ağaçlarından birinin sivri yapraklarından üçer tane kopardı. Yaprak hem sivriydi hemde buzlanmıştı. Avcunun içine sıkıştırdı. Adının ağırlığını adımlarına yükledi. Ağırlığı bedeninden ibaretti. Ruhu, duyularını bedenine terketmişti.Beden duyulardan ibaretti. Duyular sarı, kırmızı ve maviydi. Ana renklerin karışmasına az kala&#8230; Tik tak!</p>
<p><figure id="attachment_8221" aria-describedby="caption-attachment-8221" style="width: 160px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg"><img class="size-full wp-image-8221" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?resize=160%2C324" alt="Zaman ayarlı 'Tik tak' durdu. Zelze koşmaya başladı. " width="160" height="324" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?w=160&amp;ssl=1 160w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?resize=148%2C300&amp;ssl=1 148w" sizes="(max-width: 160px) 100vw, 160px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8221" class="wp-caption-text">Zaman ayarlı &#8216;Tik tak&#8217; durdu. Zelze koşmaya başladı.</figcaption></figure></p>
<p>Zaman ayarlı &#8216;Tik tak&#8217; durdu. Zelze koşmaya başladı. Sonunu bildiği bir ölüm ya da yaşamın ucuna doğru koştu. Bir adamın peşine, ayazın sözüne takıldı. Ayak tabanına yüklenen ağırlık ardında bıraktığı kırıklardı. Koştukça buz kırıldı, yüzeyini kapladığı suya parça parça düştü. Gözü kararmıştı. Onu çağıran sese koştu sadece… &#8216;Tik tak&#8217;&#8230; Bir ayağının buzdan kalkışıyla diğer ayağı suya düşmekten kurtuluyordu. Dizleri vücudunun daha da ilerisindeydi, öyle hızlıydı ki bir saat sarkacı gibi sağa sola gidiyordu. Sarkaç bir guguk kuşuna bir de tik taka bağlanmıştı. Tam vaktinde giderse &#8216;Tik tak&#8217; duracaktı. Guguk kuşu &#8216;tik tak&#8217;ı öldürecekti. Vaktinden önce giderse sarkaç hızın şiddetiyle sarsılıp saatten kopacaktı. Ve tik tak &#8216;guguk kuşu&#8217;nu öldürecekti. Şimdi iki seçenek vardı önünde ya Guguk Kuşu ya Tik Tak.</p>
<p>Hangisini seçmeliydi Zelze? Peki ya seçim yapmasaydı da dursaydı? Peki, seçimi durmaktan yana olsaydı? Kırılmaya devam eden buz suya düştükçe arkasında bıraktığı akıntı… O akıntı ne olacaktı? Hızını düşürebilir miydi? Dizlerindeki ufak bir git gel bozumu ya Guguk Kuşu&#8217;nun, ya Tik Tak&#8217;ın ya da bedeninin sonu olacaktı. Koşuşuyla savrulan beyaz boydan elbisesinin bileklerine değen parçaları korkularını savuruyordu dört yana.</p>
<p>Zelze bir depremin ortasındaydı. Hangi sınıra esir düşecekti? Guguk kuşu? Tik tak? Su?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/">Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8219</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yavru Martı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Feb 2017 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Halil Kirezçi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7272</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşam saatleri genelde hava biraz ılıman olurdu, gecenin o ürküten soğuğuna kendini bırakmadan önce. Hava, yavaş yavaş kararmaya başladığında tepenin arkasına saklanma çabası içinde olan güneşin yüzünü, gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar bir peçe gibi sarmaya çalışırdı. Hafif bir ekşi sarı, sarıverirdi İstanbul’un Avrupa’sındaki tepeleri ve onları izleyen gökyüzünü. Güzel bir görüntü oluşur, oluşan o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/">Yavru Martı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşam saatleri genelde hava biraz ılıman olurdu, gecenin o ürküten soğuğuna kendini bırakmadan önce. Hava, yavaş yavaş kararmaya başladığında tepenin arkasına saklanma çabası içinde olan güneşin yüzünü, gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar bir peçe gibi sarmaya çalışırdı. Hafif bir ekşi sarı, sarıverirdi İstanbul’un Avrupa’sındaki tepeleri ve onları izleyen gökyüzünü. Güzel bir görüntü oluşur, oluşan o görüntüyü izleyen gözleri büyülemek fazla bir zaman almazdı. Her akşam orada hayatla ekmek kavgası veren izleyicileri de vardı tabi. Onları her detayıyla izleyen, saçları beyaz, gözleri kara ve doğanın onlara vermiş olduğu tüm ürkekliği içlerinde barındıran birkaç martıydı bunlar.<br />
Martılar, hayata az sinirli biraz da korku dolu gözlerle bakardı. Bazen arkalarında bulunan hastaneye sirenlerini de peşine takan bir ambulansa sinirlenir, bazen de boğazdan her gemi geçtikten sonra sinirlenip tüm hırçınlığını yol kenarında bulunan irili ufaklı kayalara vuran dalgalardan korkarlardı. Yinede batan güneşi izlemek hele de şanslarına birkaç balıkta yediyseler onlar için paha biçilmezdi.<br />
Kısa zaman geçmeden güneş batmış olur ve zifiri karanlığa boğulurdu boğaz. Kararan hava uyku vaktini getirip günün yorgunluğunu atmak için martılara zemin hazırlamaktaydı. Yolun diğer tarafında, özene bezene hazırlanmış olacak ki hastanenin kömür sobasının tüttüğü birkaç baca durmaktaydı. Her birinin ayrı ayrı kenarına yuva yaptığı bacalar martılar için paha biçilmez bir saraydan ibaretti.</p>
<p>Diğer herkes gibi, gagalarının altında duran parçalanmış ve de ölmeyi hiç hak etmemiş ama doğanın o eşsiz kanununa tüm merhametini sunan balıklar vardı. Yuvada tüm günü korkak bakışlarla bekleyen yavruları için hazırlanmış hediyelerdi her biri.<br />
Martılar yuvalarına kanatlanırken o gün yaptıkları avın biraz yorgunluğunu hissederlerdi kanatlarında. Biraz da endişe düşerdi kursaklarına, yutkunamazlardı belki de. Sabah ayrıldıkları yuvalarından kaybolacak yavruları için demek hiç de yanlış olmazdı. Kendilerini de tüm kötülüklere hazırlıklı hissederlerdi manidar davranışlarıyla. Kaybolan yavruları için hiç kimsenin duymadığı birkaç acıklı ses çıkarırlardı. Ses yavaşça tüm kasabaya yayılır ve karanlıkta kaybolurdu. Bu duydukları endişenin boşa çıktığını gördüklerinde onlardan mutlu kimse olmazdı. Havada birbirleriyle şakalaşan tavırlar sergileyip yavaşça yuvalarına doğru inerlerdi. Yavrularını besledikten kısa süre sonra onlara kanat gerip uyumak için mutlu gözlerini bir an önce kapatırlardı.<br />
Sabahın ışıkları saat dört beş dedi mi gökyüzünü sarar ve akşama dek havada asılı kalırdı. Martılar sabah erken kalkar biraz gagalarıyla kendilerini temizledikten sonra uykunun verdiği üşengeçlikle uyuşuk uyuşuk hareket ederlerdi. Yuvalarından havalanmak biraz zaman alırdı hele de yavrularına bakmaya doyamazsalar. Ama yinede ağır ağır kalkarlar ve yeni umutlara siftah ederek kanatlanırlardı.<br />
Sabah onlar için yeni bir umuttu. Yolun karşısına geçtiklerinde kayaların üstüne inmek biraz zaman alırdı. Boğazın sahil şeridinden işlerine yetişmek için kendileriyle yarışan insanları yukarılardan izlerlerdi. Saatler geçerdi inemezlerdi korkudan. Kanatları yorulunca da ilerlerde betonların denize bir şerit gibi girmiş halde bulunan ve şeritlerin kenarlarına demirli birkaç balıkçı kayığının en üstündeki direklerine atarlardı kendilerini. Sabahın koşuşturması bitmesine yakın güneş belini doğrultmaya başlayarak saatler sekizi gösterirdi. Birkaçı kahvaltı bile edemezdi o saate kadar. Yine de kendilerini üzmemeye dikkat eder ve avlanmaya devem ederlerdi. Tabi bu durum her zaman tekrarlanmazdı.<br />
Kayaların kenarlarında bazen bir bazen de birkaç kişi onlara sabah kahvaltısı sunarlardı. Martıları gören insanlar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar da az sayıdaydı. Ama bu kadarı bile kendileri dâhil, martıları da mutlu edecek ve karınlarını doyurmaya yetecek seviyedeydi. Martıları gören ve umursayan bu insanlar kendilerini onlara şahsen değil de görünüş olarak tanıtmayı başarmışlardı.<br />
Martılar ise onlara ekmek atan insanların ellerlindeki ekmek parçalarını her gördüklerinde olağan dışı haykırışlarıyla yukarılardan bağırmaya başlardı. Kim bilir beklide teşekkürlerini onlara bağırarak sunarlardı.<br />
Bazılarını da tanımıyor değillerdi. Tanıdıkları birkaç kişi vardı. Onlar her gün olmasa da birkaç gün aralıkla oraya gelip martıları doyurmak için uğraş verirlerdi. Bazen biri gelirdi bazen de ikisi ama hiçbir zaman üçü aynı anda gelmezdi ve birbirlerini de hiç tanımazlardı. Farklı semtin farklı insanlarıydı onlar. Birinin adı Yavuz, diğeri Sera ve sonuncusu Kerim’di. Daha birkaç kişi vardı ama martılar onları ellerindeki ekmek parçalarından tanırdı. Ayda bir ya gelirler ya da şans eseri orada bulunurlardı.<br />
En sadıkları Yavuz’du. Yavuz, kırklarında gözükse de yaşı, beş on sene daha vardı. Siyah gözlerinin özerindeki kalın kaşlarının arasında, birkaç beyazıyla doğu insanını andırıyordu. Şiş olan gözleri ve içine girmiş yanaklarını örten kirli sakalıyla da orta yaşlı bir insanın tüm özelliklerini taşımaktaydı. Üzerinde her zaman giydiği diz kapaklarına uzanan siyah kaputu, kaputundan bileklerine uzanan siyah kumaş pantolonu ve ayaklarına inildikçe biraz eski ve boyasız açık siyahımsı ayakkabıları bulunuyordu.<br />
Genelde hafta içi her gün saat sekiz olmadan uğramaktaydı buraya. Bazen de hafta sonu gelirdi. Elinde sürekli bir poşet ve içinde de birkaç ekmek bulunurdu. Koltuk altına sıkıştırdığı taze mürekkep kokan biraz kalın ve az fotoğraflı gazetesini de unutmamak gerekiyordu. Öyle ki; bazı sabahlar, fırından aldığı daha dumanı üzerinde üç beş ekmeğinin bir tanesini martılara yedirmekten hiç de çekinmezdi.<br />
Yavuz martıların yanına sadece onları beslemek için gelmezdi. Kimi zaman puslu gözleri, boğazı süzerken arkasında bıraktığı o kasvetli geçmişini düşünürdü. O kadar derinlere dalardı ki gözleri, boğazın bitiminde başlayan tepelerin arkasını da görürdü. Görürdü ve “ey! Ey gidi günler” diye devam ederdi soğuktan üşümüş buharlı nefesiyle. Kısa zamanı kelebekler gibiydi. Tek eksik renkleriydi. Renklerini de zaten ayaklarıyla yıprattığı yollarda bırakmıştı. Düşündüğü o kadar çok şey vardı ki bazen gençliğinde yitirdiği aşkıydı bazen de yitirdiği aşkından çıkarttığı geriye kalan gereksiz hayatıydı.<br />
Serra’nın sarıya yakın kahverengi, omuzlarının altına düşen saçlarının ortasında küçük ve masum bir yüzü vardı. Yanakları, akan yaşlarını silmekten içeriye girmiş ve burnu da yanaklarından utanıp küçücük kalmıştı yüzünün ortasında. Güldüğünde yüzünde oluşan kırışıklıkları kasabanın uzun ve zorlu yolları gibi dururdu. Bu belirtilere son olarak yüzündeki ufak tefek benekleri eklenirdi. Üzerinde genelde kırmızı bir mont bulunurdu. Mont beline kadardı ve ayaklarına kadar koyu renk bir etek eşlik ederdi. Mavi, bileklerine kadar uzanan botları, uzun bir yoldan geldiğini gösterir cinsten çamurlarla kaplıydı.</p>
<p>Martılara yaklaşmadan birkaç dakika önce, işe gidenleri alan araçların geçtiği durağın yanındaki ufak el arabasıyla taze simit ve termosla sıcak çay satan bir köylüden iki simit alırdı. Simitlerini aldıktan sonra birini yol boyunca yemeye çalışır, diğerini ise martıların yanına geldiğinde kaba parçalara bölerek boğazın serin sularına fırlatırdı. Hiç beklemez, yoluna hızlanarak devam ederdi. Birkaç dakika sonra uzaklarda kaybolur giderdi. Bunu yineleyerek hafta içi her gün yapardı.<br />
Kerim ise, dökülmeye yüz tutmuş dağınık saçlarının altındaki mavi gözleri ve seyrek sakallarıyla yüzünde otuzuna dayanmış bir ifade hâkimdi. Mimikleri gülmeyi unutmuşçasına hiç belirti göstermese de alnındaki uzun iki çizgisi zamanının nasıl geçirdiğini anlatmaya yetmekteydi. Üzerinde siyaha yakın dar kesimli bir mont vardı. Belinde birleşen kalın düğmelerinin yanı sıra sağ omzundan beline inen gri örgüsü biraz bayan montunu anımsatmaktaydı. Dizleri tozdan beyazlamış pantolonun paçaları eskimiş botlarından bulaşan kirli kahverengi çamurlardan bitap durumdaydı.<br />
Martılar Kerim’i altı yedi gündür tanıyordu. Kerim, bu süre zarfında saat dokuz olunca gelirdi. Fırından aldığı bir somun ekmeği küçük parçalar halinde kayaların üzerine atardı. Kayaların üzerine atmasının sebebi martılara daha yakın durmaktı. Uzaktan izlemek yerine yakından izlemeyi tercih ederdi. Martılarda Kerim’in bir iki metre yanına kadar yaklaşırlardı. Böylece Kerim’i daha iyi tanıma şansı bulurlardı. Kerim hiç sıkılmadan saatlerce martıları izlerdi. İzler, izler ve hayallere dalar giderdi. Gün, öğlen olunca Serra’nın tersine yukarıya doğru ilerlemeye başlardı ve o da dakikalar sonra uzaklarda kaybolurdu.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Günün battığı her yerde sabahın tekrar olacağı gibi, o soğuk sonbahar günlerinden birinde yine sabah olmuştu. Gökyüzü uçakların arkalarında bıraktığı beyaz şeritlerle kesilmiş cam mavisini andıran parlaklığıyla duruyordu. Anlaşılan bugün diğer o soğuk günlerden farklı olacaktı. Uzaklarda sadece yol kenarında bulunan aralıklarla dizili birkaç ağacın kanatlarındaki çalı kuşlarının sesleri gökyüzünü tırmalıyor, yuvalarından kanatlanan martıların kalın sesleri de onlara eşlik ediyordu. Son olarak ta koşuşturan insanlar ve yoldan geçen birkaç araba bu seslerin akordunu düzenliyordu.<br />
Saatler ilerlerken Yavuz uzaklardan yaklaşmaya başlamıştı. Üzerinde yine aynı kaputu elinde ekmeklerinin saklandığı poşeti ve koltuk altında gazetesiyle kayalıklara doğru yavaş yavaş yaklaşıyordu. Birkaç dakika sonra kayalıklara ulaştığında poşette bulunan ekmeklerden birini beline alıp diğer eliyle koparmaya başladı. Koparıyor boğaza doğru atmak için hazırlanıyordu. Martılar o an yavuza selamlarını sunarak kalın kaba sesleriyle şarkılar söylemekteydi.</p>
<p>Birden martılardan biri sustu, diğerleri de ona bakarak susmuştu. Şaşkınlardı. Yavuz’un geldiği istikametten Kerim’in elinde bir parça ekmekle geldiğini gördüler. Önce susan martı görmüştü, sonra diğerleri. Şaşkınlıklarının sebebi kerimin erken gelmesi ve ilk defa aynı anda Yavuz’la beraber gelmesiydi. Serra da bugün gelecekti ama o saate kadar gelmemişti. Nedenini bilmiyorlardı. Hafta içi sürekli geçerdi ama geçmedi. Kerim ise saat dokuzdan önce hiç gelmemişti. Kerim, kafası önde uzaklardan belirmese de cebindeki şişkinlik ve elindeki bir parça ekmekle kayalıklarda belirmişti birkaç dakika içinde. Ardından elini şişkin cebine soktu, koyu bir renkte ufak ve yuvarlağa benzer bir şişe çıkardı. Anlaşılan şişe onu rahatsız etmişti. Şişeyi eline aldı eğilerek ayakuçlarına bırakıverdi. Ayağa kalktı yavuza doğru yaklaşmak için şişeyi arkasında bırakarak bir iki adım ileriye doğru atıldı. “selam ağam” diyerek başını öne doğru itti. Yavuz, “selam çocuk” dedi ve gizemli gamzesini Kerim’e doğru sundu.<br />
Kerim, elini uzatarak “ağam buralı mısın?” dedi.<br />
Yavuz şaşırmış gözlerle elini uzattı “ileriki tepede bir köy var bilir misin orada otururum.” Dedi ve tokalaştılar.<br />
Kerim, hafif gülmeye çalışarak “yok ağam bilmem ama doğrudur oradan geçerken bazen görürüm ağaçların arasında dumanları.”<br />
Kerim oralara yabancı olduğunu dillendirmişti Yavuz’a. Yavuz pek de oralı olmamışçasına kafasını boğaza çevirerek “sen” dedi ve elinde kalan ekmekleri de martılara fırlattı.<br />
Kerim, “ben birkaç gündür buradayım fenerde oturuyorum ağam bugün de son kez bi doyurayım dedim şu garipleri” diyerek elindeki ekmeği parçalara ayırdı.<br />
Kerim, tekrar buraya yabancı olduğu söylemişti ve bir de gideceğini belirtmişti. Yavuz Kerim’in bir şeyler anlatmak istediğini anlamışçasına kafasını Kerim’e doğru çevirerek “daha yeni tanıştık çocuk nereye gidiyorsun bakalım” dedi.<br />
Kerim, gözlerinin içine ışık tutarak “uzaklara ağam uzaklara” diyerek elindeki ekmek parçalarını kayalıkların üzerine doğru atıverdi. “neyse ağam onlara benim için iyi bak” diyerek arkasını döndü. Yere bıraktığı şişeye birkaç adım attıktan sonra uzanarak aldı ve ilerlemeye başladı.<br />
Yavuz şaşırmış bir halde kerimin arkasından, “çocuk ne yaparsın, ne edersin” dedi etkili bir bağırışla. Kerim ayakları gideceği yolda kafası ve gözleri Yavuz’da “hiç ağam gelirken bir ekmek alırım bir şarap. Ekmeği kuşlara atarım, dönüşte bir ekmek daha alırım” diyerek kafasını ayaklarının yoluna çevirdi ve elleriyle arkasına doğru selam vererek uzaklaşmaya devam etti.<br />
Gözlerinin kenarları ıslanmaya başlamıştı. Tekrar boğazda uçuşan martılara doğru baktı ve ilerlemeye devam etti.<br />
Aklından eve gitmek geçiyordu. Bir süre yürüdükten sonra Serra’nın simit aldığı simitçiyi gördü ve yanındaki araçların durduğu durağı. Elinde duran şişeyi tekrar cebine koyarak simitçiye doğru yaklaştı.<br />
“iki tane mutluluk birinde az sevgi olsun” dedi.<br />
Simitçi şaşırmışçasına, “anlamadım çocuk ne istiyorsun.” Dedi.<br />
Kerim gülerek “pardon ağam aklım gitmiş. Bu gün değişiklik yapayım da simit alayım dedim işte.”<br />
Simitçi, “kaç tane” dedi.<br />
Kerim, “iki tane Serra’nın aldığı gibi” diyerek gülümsedi.<br />
Simitçi, “tanır mısın” dedi. Kerim şaşırdı. “Sera’yı mı evet neden”<br />
Simitçi, “kıza üzüldüm duydum ki işinde çalışırken kaza geçirip ölmüş.”diyerek kerim için hazırladığı simitleri uzattı.<br />
Kerim çok şaşkındı. Şaşkınlığını gizlerler gibi yapıp “üzüldüm” dedi ve içinden “belki karşılaşırız” diyerek simitçinin ona uzattığı simitleri alıp yoluna devam etti. Devam etti ve uzaklarda kayboldu.<br />
O ana kadar Yavuz şaşkın bakışlarla Kerim’in ilerleyişini ve yolun kıvrımından kayboluşunu izledi. Birkaç saniye daha o istikamete baktı ve gözlerini burarak kafasını önüne doğru eğdi. Hüzün doğmuştu yanaklarına. Bir süre öylece kalakaldı. Kulağına martılar bağırınca anladı ki biri daha onları terk etmişti. Gözlerini martılara çevirerek dudaklarını geri çekti. “üzülmeyin” dedi. İçi biraz titredi.<br />
“güneş batar, arkasından gün doğar, İnsan gider başka yamaçlardan yenisi akar.” diyerek kafasını öne doğru eğdi. Yavuzun peşinde martıları arkasında bırakarak evine doğru ilerlemeye başladı.<br />
Martılar şaşkındı. Duydukları doğru muydu kerim gitmiş miydi? Onlar için bir rızk yok mu olmuştu? Belki yenisi gelecekti belki de gelmeyecekti bilemezlerdi. Pek umursamadılar ve onlar için boğazda yüzen ekmekleri yemeye devam ettiler.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Doğan her günün ardından güneşin başı dönüp inmek için akşamı kolluyordu. Martılar günün yorgunluğunu her geçen gün daha fazla hissetmekteydi. Yine her zaman yaptıkları gibi evlerine gidip, dinlenip tekrar yolun karşındaki kayaların olduğu yere doğru gitme hayalindeydiler. Bunu düşünmek mi yoksa yuvalarını sabah bıraktıkları gibi görememek mi onları düşündürüyordu bilinmez. Nasıl olsa diğer her şey daha önceki gibi olacaktı. Zaten bundan da kuşkuları da yoktu.<br />
Ama olmadı. Akşam gittiklerinde yuvaları yerindeydi, yavruları da ama sabah öyle değildi. Yavuz gelmemişti. Sera’da yoktu. Boğaza onlar için atılmış ekmekte yoktu.<br />
Gözleri bekler gibi olsa da saat dokuzu vurmuştu. Artık son umutları vardı o da kerimdi. Kerimde gelmezse kahvaltı edemeyeceklerdi.<br />
Saat on olmuştu ve kerimde gelmedi. Hastane sessiz, eski yol ıssız ve boğaz sakindi. Sadece martılar kendi seslerini duyabiliyordu. Başka bir ses yoktu etraflarında balıklar da yoktu gemiler de. Anlaşılan evlerine bugün boş döneceklerdi. Yavruları hediyelerini soracaktı, onlarda gözlerini boğup kanatlarını örteceklerdi üzerlerine.<br />
Derken uzaklardan siyah kaputuyla Yavuz göründü. Fırından aldığı ekmek uzakta da olsa elinde belirmekteydi. Elinde ekmek vardı ama koltuk altına sıkıştırdığı gazetesi yoktu. Ağır adımlarla martılara doğru yaklaşmaktaydı. Yaklaştı, yaklaştı ve ekmeği beline alarak diğer eliyle de parçalara bölmeye başladı. Önce ikiye böldü sonra birkaç parçaya daha bölerek,<br />
“alın bakalım doyurun karnınızı” Dedi ve boğaza doğru tüm var gücüyle fırlatmaya başladı. Ardından gözlerini yukarıda uçuşan martılara çevirdi.<br />
“son baharımın ilkbaharları hoşça kalın. Sizi başkaları da görsün diye dua edicem” diyerek kafasını öne doğru itti ve geldiği yönde devam etmek için hazırlanmaya başladı.<br />
Daha saniyeler geçmemişti ki hastaneye doğru sirenlerini de arkasına takmış bir ambulans geliyordu. Ambulans o kadar hızlı geliyordu ki önüne ne çıksa ezecekmiş gibiydi. Etrafına birkaç siren daha atarak hastanenin kapısında sedyeyle bekleyen iki hademenin yanına doğru yanaştı. Hademeler hızlıca ambulansın arka kapısını açtı ve içeride sırt üstü yatan yaralıyı yanlarındaki sedyeye doğru aktarmaya başladılar. Derken yaralının yüzü gökyüzünü gördü. O an bir sessizlik hâkim oldu etrafa. Yolun karşısından martılardan biri o yüzü tanıdı ve onlara doğru haykırmaya başladı.<br />
Hademeler ambulansta yatan yaralıyı yavaş ve dikkatlice sedyeye taşırken bağıran martılara diğerleri de eşlik etti. Martılar yaralıyı tanımıştı. Yaralı Kerim’di. Kerim hiç kımıldamıyor ve gözleri kapalı olarak sedyenin üzerinde sırtüstü uzanıyordu. O an ne yapacaklarını bilemez bir şekilde yukarılara daha yukarılara doğru fırladılar. Bağırmaya başlamaları o kadar çok ses çıkarmıştı ki ambulanstan çıkan kerimi izleyen dikkatli gözlerin onlara odaklanmalarını sağladılar.<br />
Sedyede baygın olarak yatan kerimin üzerine biri kapaklandı. Kapaklanan beyaz gömleğiyle doktora benziyordu ve kalbinin üzerine doğru baskı yapıyordu. Kerim bu baskıya tepki vererek…</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p style="text-align: left;">“Kalk oğlum” dedi anne martı “ışıklar çıktı sen hala uyuyorsun.”<br />
Yavru martı, büyük bir titremeyle “nerdeyim ben” dedi.<br />
“Yuvadasın nerede olu can yavrum” dedi anne martı.<br />
“Anne! Anne çok kötü bi rüya gördüm. Galiba Kerim abi ölmüş, Serra ölmüş ve Yavuz ağa da gidiyormuş.” Dedi yavru martı.<br />
Anne martı gagasıyla dürterek, “saçmalama daha dün ekmek verdiler ne zaman ölecekler. Sonra bize kim ekmek verecek bi onlar kaldı bizi gören” dedi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/">Yavru Martı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yavru-marti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7272</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kömür Kokusunda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Feb 2017 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Can Çakan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7263</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kışın buzlu bir gecesinde sedire uzanmış yatıyordum. Evde saatim olmaz benim, yaşadığım yerde herkes aynıdır; şayet kapımın önündeki süpürgeyi duyuyorsam yüzü bir tabağın sırtı gibi şişkin, nasıl yaşayabildiğini bilmediğim çelimsiz, kum ve kül bıyıklı kedi gelmiş, sokak sustuysa da yarına çalışarak başlayacaklar uyuyordur. O vakit ben de uyurum. Çok fazla eşyam da yoktur. Zaten zamanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/">Kömür Kokusunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kışın buzlu bir gecesinde sedire uzanmış yatıyordum. Evde saatim olmaz benim, yaşadığım yerde herkes aynıdır; şayet kapımın önündeki süpürgeyi duyuyorsam yüzü bir tabağın sırtı gibi şişkin, nasıl yaşayabildiğini bilmediğim çelimsiz, kum ve kül bıyıklı kedi gelmiş, sokak sustuysa da yarına çalışarak başlayacaklar uyuyordur. O vakit ben de uyurum. Çok fazla eşyam da yoktur. Zaten zamanın görmediği yerde ne tutabilirsiniz ki, o her şeyi aynı tutmaz mı?</p>
<p>Şehrin dört bir yanını sokağında görünce alışıyorsunuz; liman suyla gömülse, rayları buhar kömüründe ardınca silinse, bir tipiyle buzlar esaret duvarları örse, şehir yine de çayını demliyor oluyor.</p>
<p>Affedin, sessizliğimde bir kusur mu görüyorsunuz? İnanın bana ne kadar çok görüyorsanız o kadar anlamını yitiriyor. Ellerimin yüzünde binlerce ip, taş oymacısının madeni gibi etlerinden sıyrılıyor, son günden bir ilmek getirmek için günden güne yüzüstüne çıkıyor. Biliyorum ki sessizlikte bir kusur yok, yaşam da çayından bir yudum alıyor; sobanın çatırdayan alevinde her gün kendi bardağını dolduruyor.</p>
<p>Çaydanlık sobanın demir levhasında cızlamakta, o zaman kalktım yerimden. Dışarıda, sundurmadan bir kar düşmüş olacak süpürge tıkırdadı korkuyla, yine içine girdi belliydi. Bir iki çocuk birbirlerine bağırıyor, tiz sesleri dediklerini ayırt etmeyi zorlaştırıyordu. Sobanın alevi de azalmıştı; ben de hırkamı giydim, odadaki sehpayı aleve yaklaştırdım ve doldurduğum bardağı üzerine bıraktım.</p>
<p>Kapıyı açtığımda kıvrıldığı delikten baca karanlığını yüzüme vuruyordu kedi. Sanki ona bir şey diyecekmişim gibi umursamaz ama ilgili gözlerini bana dikmiş yatıyordu. Deli gibiydi, biliyordum, ben görüyordum, deliydi tabii, her şeyi o da biliyordu.</p>
<p>Kar durmuş, küreği dayadığım tuğla duvarda eriyik sular donmuştu. Bir iki hamlede onu kapıp çatıya yöneldim. Merdivenlere geldiğimde ise buraya bir gariplik zerk olmuş, bir şey bir nedenden çırpınıyor gibiydi. Karanlıkta göremediğim, her şeyin anlamından başka bir ses ben karları uyandırıp ezerken her seferinde bir diğer basamakta kalbime vurmaya başlamıştı. Ayaklarım soğuğu duydukça ilk önce karla yumuşamış, şimdi her basışımda binlerce iğneyle canımı yakıyor, çatıya çıktıkça duyduğum  çırpınış ise katlanarak bana geri adımlıyordu.</p>
<p>Bir rüzgar esti kaburgalarıma, sanki Tanrı Havva’nın doğumunu anıyor, gecenin ayazında beni titretiyor, bir sunak gibi kanımı alevlere arz ediyor; ve bin kelebek en zifirin ortasında damarlarımda yad için çelenkler bırakıyordu. Rüzgar bu kelebek taneleri tozutuyor, onlar ise git gide buz olmuş, her adımımı attığımda sanki anlamsız doğalarında, şimdi arkamdaki sokak ışıklarında, dans ediyorlardı.</p>
<p>Bu sıra ses daha da büyüdü. Anda beynime, bedenime metalde çizilmiş tiz çığlıklar gibi şişler gezdiriyor, unutulmuş olanı en acımasız mizacıyla zihnime sunuyordu. Ne kadar çabalasam da anlamsız bu hal her adımda çatıdaki sesle daha da yoğunlaşıyor, en büyük yakarışını daha duyamadığımı bana anlatmak istiyordu.</p>
<p>Terimi duyuyordum soğukta, el mafsallarım tutmaz halde, debelenip bir an evvel çatıya çıkmak için gayret gösteriyordum. Ve durdu her şey; her şey fakat o tıkırtı çatıdan gelen.</p>
<p>Birkaç hamlede elimdeki kürekle çatı girişindeki karları küremeye koyuldum. Yalnızca delilik çatıyı alıkoyuyordu: “Şüphesiz,” dedim, “&#8230;şimdi hissettiğim bu, korku değil; ve gece yaptığı en iyi işi yapıyor. Tüm hayvanların güdülerine el koymuş bir haciz memuru gibi aklımı çalıyor, algılımı köreltiyor.”. Çünkü karanlık bunu yapardı. Göz bir yıldızı aramazsa göğ diğerlerini saklardı.</p>
<p>Ciğerime doldurduğum her soluk ağrılı kaslarımı büzüyordu. Bir ilkinde burun kanatlarım soğuktan yandı, bir diğer solukta merak nefes gibi zihnime girmiş, ziyafetlerden, kutsal görevinde söylemesi uygun olmayan günahlarla akşamdan kalma bir hükümdar gibi tahtını arıyordu.</p>
<p>Çatı kapısını asma bir kilitle kapamıştım, elbette ki bu soğuk bile tek başına onu çatlatabilirdi, o yüzden ne göreceğimi bilmiyordum. Kapının kendisi ise basit bir teneke eğritmesiydi, zaman bile hiç var olmadan onu yıkıp geçebilirdi. Bu düşüncelerle aklımı topladım; ve ilk ateşi arayan soyun ilk oğlu gibi kanıma yeni yeni dolan bir heyecanla kapıya ulaşana dek karları temizledim. İşte o zaman karşıma çıktı.</p>
<p>Asma kilidin ilmek kolu üzerinde çırpınıyordu. Demek hissettiğim bu olacaktı. Merdivenler, evim, gittikçe azalan dumanıyla baca hep onu bana göndermiş, dışarı çıktığımda susmuş ve çırpınmış hava her şeyin anlamıyla bana gece ışıklarını muştucu kılmışlardı. Bu korku benim değildi; küçük kanatlarıyla, kapana kısılmış canıyla, o, korkuyordu.</p>
<p>Soğuk bir yolunu bulmuş, izini kaybetmiş bu serçeyi bihaber, kötü bir talih ve güldürmece gibi bir kilit üstüne kilitleyivermişti. Ve belli ki karda ve belki kaderinde kaynayan sularda ıslanmış tüyleri her çırpınışında burayı tıkırdatıyor, yaşam arzusunu önüme seriyordu.</p>
<p>Çırpınışına son vermek için yanına yaklaştım. Elimi koyduğum yerde damarlarını, nabzını işitiyordum. Sesini çıkaramaz bir mahkum gibi, o topal filozof gibi hayatını kabulleniyordu.  Biliyordum, saygınlıkla ölüm onun kabulünden geçiyordu.</p>
<p>Korkmuş teninin sıcaklığı öyle şeyler anlatıyordu ki, yaşamı parmaklarının ucunda bulmak, her yerde bulmaktan daha değerliydi. Çünkü yaşam her yere hakim olabilir ve bir can ötekini alabilirdi. Yalnızca bunu yapabileciğini bilmek, insan için en acımasızı bu olsa gerekti.</p>
<p>Zihnime dolan meraktan bir nefes bacaklarına, pençelerine bıraktım, ne olup bittiğini elbette çözecekti, Odesa bile kendisinden öğrenmemiş miydi, bunu kahve çizgilerinde görüyordum, tek çare uçmaktı.</p>
<p>Her nefeste demirin aşağılayıcı hissi çözülüyordu. Serçenin özgürlüğünü duyduğunu da açıkça görebiliyordum, yine de buna hükmün kendisinden geçmediğini biliyordu, saniyelerce de ağırlaşan nabzıyla beni bekledi.</p>
<p>Önce bir pençesini buzdan çıkardı, hayatta kalma güdüse de tam bu anda o mağrur duruşuna bir hakaret gibi tetiklenmiş, kurtulma ve ümidin yerini ucuz bir kaçma telaşına bırakmıştı. Yine de anlaşılıyordu, bu sefer: “Korktuğunu biliyorum, korkmalısın da, inan ki ben de korkuyorum.” dedim ona. “Halen çırpınmakla, kanatlarına musallat ifritleri, karanlığın bekçisi kesilmiş soğuğu def etmek istiyorsun. Ben ise senin korkmanı istiyorum. Canın ne ki bu acımasızlık, çırpınmalarından zevk mi alıyorum ki sana eziyeti tattırmak istiyorum? Hayır, yaşam binlerce oda gibi ve sen geldin de benim kapımı tıkladın. Hayatlarımız birbirine ekleniyor, gerçekten, gerçekten ben de bu yüzden korkuyorum. Ben korkumu paylaşırken ise sana, korkuyu bildiğimi de söylüyorum, o yüzden benden de bunu eklemeni bekliyorum. Çünkü inan bana hiç fark etmiyor karanlıktan mı korkuyorsun yoksa ölümden mi, sen şayet korktuğunu biliyorsan hiçbir belirsizliğin önemi yok. Korkun seni daha çevik yapıyor, görüyorsun, işte! Korku seni daha akıllı yapıyor ve şayet sen çok akıllıysan ve güçlüysen korku seni zalimin teki ya da korkağın teki olmak zorunda kılmayacak. İçinde dehşeti saklamaya çalışsan da yine bir gün yanında olacak ve beni hatırlayacaksın. Çünkü senin korkun bizi bir araya getirebildi; ve şayet sen ihtiyacın olduğunda korkunu hatırlayabilirsen, demir pranganı kıran nefesten bir balyoz gibi sana evini gösterecek tek şey o olacak. Hatırlarsan, hatırlayabilirsen her zaman evine uçacaksın.”</p>
<p>Beni dinlediği belliydi ve korkusu su götürmezdi. Bir soluk daha, onu kilidin üzerinden kendime çektim. O anda bir şey oldu, zihnime yıldırım inmiş gibi gözlerimi kapadım, bir şey yapmıştı. İçiçe geçmiş zarlarında ayın ışığı gözlerine, gözlerime yansımış, yüzlerce madenin alevi gibi, en uzak yıldızların ölüm haberini getiren bir ışın gözlerimin, gözlerinin aksinde sonsuza gidiyor, deride bir kama kesiği gibi kanayarak bana bakıyordu. Avucum gevşemiş, bir şeytanı cehennemden kurtarmışım gibi minnetle bana acıyordu. “Bir rüya..” dedim kendi kendime “&#8230; oyunlar oynuyor zihnim yeniden bana.” ve gözlerimi kapadım. Açtığımda ise kollarımda odunları bir yanıma payanda etmiş, diğer elimde anahtar çatı kapısını kaparken bulmuştum kendimi. Aradığım yanıt unuttuğum yanıttı oysa. Korkuyordum, bilinmezlikten değil, hatırlayamamaktan korkuyordum.</p>
<p>Ertesi gün uyandığımda soba sönmüş, bense öğlen hüzmelerinin perde yarıklarından attığı kesiklere gözlerimi açmıştım. Önce üzerimdeki karşı konulmaz yorgunluğa çare için sobada bir su kaynattım, içine ise birkaç odun bırakıp yüzümü yıkmaya ayrıldım.</p>
<p>Bulunduğum dehliz basit alçılarını ben yürürken bile döküyor, kapı pervazlarındaki portakal kabukları gibi sıyrılıyordu. İçime dolan bir uğursuzluk hissiyle duruverdim. Dün geceyi hatırlamaya çalışıyor, kuşun gözlerini ani ve ağrılı şoklarla zihnimin içinde görüyordum. “Zavallı meczubun teki, belli ki ayrı düşmüş diğerlerinden de kapıya tünemiş, ne diye kendine eziyet ediyorsun ki?” dedim kendime aklımı toplamaya çalışarak. Bu esnada ayağım koridor sonunda katlanmış kilimlerden birine takıldı, bir elimle duvara tutunmaya gayret etsem de, tırnak etlerimin molozlarla dolmasından başka bir şeye yaramamıştı bu, sırtüstü döşemeye yıkılıvermiştim. O an karşıma çıktı. Birdenbire tanıdım. Salonda, ısıdan buğu yapmış camlar ardında bulanık silüeti ile bekliyordu. Elbette hesabını verecekti, bir açıklama yapmaksızın bunca şeyi diyebilmeyi nasıl beceriyordu? Bu merak giderek büyümeden hırsla ve öfkeyle doğruldum.</p>
<p>Öylesine atik davranmıştım ki eklemlerim hep bir elden çatırdadı. Derimi buğulamışlar gibi terlemiş bir halde pencere pervazına yaslandım ve elimin tersiyle camı sildim. Yine bana bakıyordu gözlerini hiç almadan ya da sorgulamadan, hatta sorgulatmadan. Hiç endişeli gözükmüyor dahası benim tavrıma şaşırmış olacak, “Hadisene artık, misafir dediğin göz göre göre bu kadar bekletilir mi?” diye soran gözlerle bana bakıyordu. Pencereyi açmamla içeriye hücum etti. Sanki yıllardır burada kalıyormuş gibi uyuduğum yer sedirine kondu. Yumuşacık, sıcak kumaşlar önüne serilmiş, tek bir kelime ötmeden orada uyuyakaldı.</p>
<p>Beni alttan alıyordu sanki, uzun zamandır birbirini tanıyan iki dost arasında ufak anlaşmazlıklar olabilir; isteği tüm tatsızlıkları bir kenara bırakmak, yıllardır yaşadığı bu eve bir kardeş gibi gelmek, her şeyi ardına koymak gibiydi.</p>
<p>Anlamsız davranışıyla ona kızmış yine de evine döndüğünde, şimdi, onu bağrıma basmak istiyordum. Bunu doğuran oydu. Neden peki geri gelmişti? Tabii ki bana karşı bir oyun oynuyordu. Adını bilmediğim bu hileyi kim bilir daha kaçına daha yapmış, sonra onları sefil hayatlarıyla derme çatma evlerinde mağlup etmişti. Niyetini anlıyordum, böyle olmalıydı, yoksa geri geldiğinde hiçbir şey demez miydi? Kanatlarını benim gölgeme sunmaz, bir dibeğin dibinde unuttuğu şefkati üzerimden uçarken tek bir tüyünü bırakmadan gölgesiyle savurup geçer miydi? Tahta, açık pencerenin soğuğunu emmiş zeminde ayaklarımı üşüten pencereyi, kendi madem barışmaya gelmiş, kapatmaz, beni soğuklara bırakır mıydı? Yine de içimde beni ona bağlayan, algımı zorlayan, çabuk kanatlarında bana cazip gelen bir şeyler saklıyordu. Öylesine düşünceli bırakmıştı ki beni, belim ardımca el bileklerimi sıkmış, pencereye gidene kadar onları uyuşturacak gibi bastırdığımı duymamıştım. Gün hüzmelerinde dışarıya baktım, cadde soğuk ve sessizdi. Umudu alınmış bir ışıktı içeriye süzülen; uyurken onu izlemek yine de öylesine keyifliydi ki, camı kapatıp ben de yanına oturdum.</p>
<p>Saatler geçti ve kaldı öyle. “Gitmez misin?” deyiverdim kendi kendime. “Birazdan saatler gelip zamanı uyandıracak ve sen yine beni terk edeceksin.”. Ona baktım ve pencereden gökyüzüne. Döşemeden kül ve duman siliniyor, bir ebemkuşağı bulutları yarmış, göğsüme doluyordu. Nefes alışındaki o mağrurluk ne güzeldi! Nasıl da sessiz ve usluydu! Yokluğunda kaybettiğim günlerin, her şeyin anlamını yüklemişti omuzlarına; ama benim kanatlarım yoktu ki! Ne cesaretle, ne ikiyüzlülük ve minnetle gitmiştin öylesine uçarak! Bir bakışın ardıma kalmıştı gaddarlığından. Sana arz olan şefkati ve merhameti yıkmandan geriye yalnız elemler bırakmıştın. Ancak geri geldin öyle değil mi? Yine bana gelmiştin, benden hiç kopmamıştın ki! Bunu mu diyor bana o huzurla kabarmış tüylerin? Beni asla bırakmazdın öyle değil mi? Hangi ölümün kıyısına gagaların uzandı ve benim nasihatimde onunla pençeleştin bilmiyorum; ama şimdi daha dayanıklı o göğsün kış rüzgarlarına ve daha çevik kanatların. Kapkara denizlerin tuzlu kokularını taşıyorsun yatağıma, tüylerinin arasına sızan rüzgar çiviler çakıyordu kanatlarına taşkın dalgaların üzerinde süzülürken, yine de dimdik değil mi o göğsün senin? Kayıplarıma, kendimden bile gizlediğim yalnızlığıma ilacı hangi diyarlardan buldun güzel kuş? Gılgamış’ın elinden dikenli çiçeği kapan ve ölümsüzlüğü dostlukta kıldıran sendin değil mi? Ya da uçtuğun kıyılardan ateşi o titana emanet eden; bir yel esince yükselen sendin değil mi göğe yükselenlerle beraber? Ve bir yıldırımla Phaeton’u cenk arabasından kurtaran, bütün iyiliklerin attığı senin kalbindi değil mi? Ancak nedir o kabarmış kanatlarının sakladığı uzak uykulara? Sen, yaşamı sulara geri vermeye mi geldin?</p>
<p>Saklanıyordun uzun zamandır. Şafağın güneşi kayalara ve bulutlara vurmuş sense avladığın o aciz solucanlar gibi toprağa kafanı yaslamış, biri çomak sokana kadar rahat yaşadığın, ahkam kestiğin delikten çıkınca bir gün, çılgına dönmüştün! Bunu şimdi biliyorum. Gözlerinde Eko’nun kemiklerini taşıyan dağlarla, cehennemin mavi alevlerinde yanarak kül olmuş menhusluktan bir dem de bana bırakıyorsun!</p>
<p>Ne bir gölgeni, ne ay ışığında cıvıltılarını ne saklandığın kayalarda örselenmiş pençelerini yanıma getir Lilith’in oğlu, Almas’ın yanmaktan kahveye dönmüş canavarı, Kızıldeniz’in ölü meleği, sen nasıl da uyuyorsun öyle: Nasıl bu kadar güzel uzanıyorsun; nasıl bin ekinin bin kederini omuzlarına almış yine de güçlü durabiliyorsun? Ey tanrının oğlu, ey şeytan! Benim ölümlere dermanım mı var ki geldin ve uzandın öyle, geldin, geldin ve uzanıverdin sedirime?  O gece geldin bana, o tatlı,  acımayı nerede zincirliyse çıkarabilecek sesinle karları kelebekler gibi yağdırdın ve bana bunları yaşattın.</p>
<p>Şimdi aynaya bakıyorum ve onu affediyorum, beni. Sen, yaşamı sulara geri vermeye mi geldin?</p>
<p>Hücrelerin sulara vurdu, güneşin çekiciyle dalgaların kanca örslerinde dövüldün, toprağı kokladın, göklere hakim oldun, sonra da&#8230; Hangi canınım ben senin? Nasıl mutlu ediyorsun beni, bak ellerim titriyor şimdi de. Her şeyi duyuyorum ve benimle alay ediyorsun, kalk artık, uç ve göğün kırbacını bana indir, şaklasın doğanın ruhu, titretsin bedenimi. Özgürüm senin ellerinde, senin solukla dolan gök ciğerlerinde bir nefesim, senin kölenim. Bak bana, nasıl da özgürüm!</p>
<p>Sen, yaşamı sulara geri vermeye mi geldin?</p>
<p>Diyecek bir sözü yoktu. O kısık, şımarık göz kapaklarının altında kim bilir nice ifritleriyle bana nasıl da gülüyordu, halime acıyordu oysa. Daha fazla dayanamazdım. Bir hışımla sedirden doğruldum, o ise gözlerini açmıyordu hala, sedirin sarsılması bile yaratılış yorgunluğunu üzerinden atamamıştı belli ki. Geri döndüm. Ellerimle sıcacık, yumuşacık bedenini avuçlarıma sıkıştırdım; ve uyandı. Sonunda! Ölü firavunların kavanozlarda saklı gözlerinden lanetiyle bana bakıyordu. Çırpınışı boşunaydı.</p>
<p>O gözleri, o deli, o meleksi gözleri? Serçe, serçe, ya da şeytanın kanatları! Boynunun ufak kemiklerini nazikçe çevirmeleriyle bana soğuk soğuk gülümsemesi&#8230; Evet&#8230; O kadar ufaktı ki: avucumda canının sıcaklığı, minnacık etleri ve gizlenemeyen kalbi&#8230; Yine yapıyor. Yine o ince, o naif duruşuyla boynunu çeviriyor, o kadar güzel yapıyordu ki bunu! Tüylerini bir hissedebilseniz bunu anlardınız hangi canıyla atıyordu o kalbi, hangi çaldığı diğer canlarla yüzsüzce atıyordu o kalbi? Beni almaya gelmişti. Beni. Tamamen mi? Şüphesiz benimle dalga geçiyordu yeniden, nabzını benimle alay edebilmek için yükseltti böyle. Oysa uyurken öyle miydi, kalbi hiç böyle atıyor muydu? Camıma konmuşken ne kadar sakin ve özlemle bekliyordu. Şimdi ise biliyorum, beni küçümsemeye engel olamıyordu.</p>
<p>Soğuğa çıktım. Yalın ayaklarımla karları eziyordum. İki avucumla sıkı sıkıya tutmuştum onu; ama utanmadan neşeyle şarkılar söylüyordu!</p>
<p>Yürüdüm. Taşlar ayaklarımı sokak yongalarıyla yararken yürüdüm. Ezilmiş karda derimden yarıklar açılmış, kesik kesik kanlar karın beyaz sunağına seriliyor, yolda arabaların klaksonları, gün ortasında yürüyüp geçen binlerce yüzün kahkalarıyla onun ilahisine eşlik ediyorlardı. Nasıl da gülünecek hale getirmişti beni! Ancak kaçamayacak ve bedelini ödeyecekti.</p>
<p>Yürüdüm. Yürüdüm. Denize ve gara ulaşana dek de durmadım. Hemen avuçlarımdan onu alıp cebime koymuştum. Henüz kimse görmemeliydi. Bir bilet istedim, memur biliyordu tabii ne günahlara razı görüldüğümü, o zaman ne diye sormadı bile bana. Çok iyi yapmıştım onu saklayarak.</p>
<p>Putlar gibi duruyorlardı insanlar ve ben putları yıkacak, onların şefaati olacaktım!</p>
<p>Öyle akıllılık ettim ki, bekledim. Tek soru sormadım, herkes içerideydi. Ama ben dışarıda bekliyordum. O asırlar boyu gökkubbede kayıp giden ve mutluluk getiren yıldızların anası İştar bana işaretini verecekti. Sonunda tren yaklaşıyordu. Son ana kadar beklemiş Perseus’ un sebatıyla ben de bekliyordum; ve işte! Karlar düşmeye başladı. Ciğerime inen kömür kokusuyla irkildim, ne yapacağımı bana o anlatıyordu, bense iyi biliyordum. Herkes görsün diye o şeytanı önce göğe kaldırdım, sonra adağımı bir elime, garın beton bitimine ise diğer elimi koyarak bir çeviklikle raylara indim. Trenin demir balataları yanık bir kokuyu daha getirmişti; ve evet, alevler gelmişti kanatlarına, onu cehennemine geri götürecektim.</p>
<p>Bu şeytan mabedi yerde gerçek yüzünü herkese gösteriyordu. Önce onu trenin gelişini hesaplayarak döndüğü ve en çok ağırlığını verdiği rayın gediğine yerleştirdim, bir iki avuç karı da üzerine ve kanatlarına attım. Onu öylece oraya kapamıştım. Kardan bir taş gibi hareketsiz, öylece duruyordu. Duruyordum.</p>
<p>Öylece durmuştum. Serçeler trenin kömürüyle uçarken, ben, beni ezmesini beklerken işte öylece durmuştum.</p>
<p>O zaman dikildim ve bekledim. Biliyorum ki pek değeri yok bu canın, ben yeterince gördüm. Kuşları gördüm, şehrin serçeleri trenin üzerinde süzülüyor, izledikçe özgür oldum. Şimdi bekliyoruz. Serçeleri bekliyoruz. Ha kalktı ha kalkacak. Tren gelip geçiyor üzerimden, serçeler süzülüyor trenin üstünden. Kömürüyle izliyor karda putlar, kömürle çığlık koparıyorlar. Sonunda duymuyorum çığlıklarını, sonunda uzanıyorum. Kanlarıma bakacaklar karda, yalın ayaklarımın izi var karda. Hah, işte şimdi kalkıyorlar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/">Kömür Kokusunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/komur-kokusunda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7263</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dosta Mektup &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Feb 2017 14:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7203</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Dostum, Geçen yazdığım mektupta sana biraz fazla yüklendiğimi fark ettim. Düşündükçe olanları yine sinirlendim sanırım. Sen bana bakma. Dükkâna yine ağlayarak geldi o çocuk. Senden aldığı cesaretten eser yoktu. Kürt olduğu için aşağıladıkları yetmiyormuş gibi bir de evliliğini bahane ediyorlar. Aypare ile evliliğini sana daha öncede anlatmıştım. İzin verirsin diye hesap ettim. Kızdın mı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/">Dosta Mektup &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sevgili Dostum,</strong></p>
<p>Geçen yazdığım mektupta sana biraz fazla yüklendiğimi fark ettim. Düşündükçe olanları yine sinirlendim sanırım. Sen bana bakma. Dükkâna yine ağlayarak geldi o çocuk. Senden aldığı cesaretten eser yoktu. Kürt olduğu için aşağıladıkları yetmiyormuş gibi bir de evliliğini bahane ediyorlar. Aypare ile evliliğini sana daha öncede anlatmıştım. İzin verirsin diye hesap ettim. Kızdın mı yoksa? Ne yapsaydı kız? Gencecik yaşta bırakıp gittin. Ölene kadar seni mi bekleseydi? Defalarca gelip sordu bana çocuk. Evlenmemde sakınca varsa vazgeçerim diye de ekledi her seferinde. Aypare’nin mutlu olmasını istediğim için destekledim bu evliliği. Merak etme, seni hala unutamadı. Beni her gördüğünde heyecanlandığını anlıyorum. Ellerini birbirine yapıştırıp seninle ilgili bir şeyler sormak için cesareti toplamaya çalışıyor. Sonrasında olmuyor ne hikmetse. Yıllardır tek bir kelime etmede senin hakkında. Gözlerinden belli ediyor gerçek hislerini. Bende anlatmıyorum seni. Yusuf ile evliliği de zaten iyi gidiyor Aypare’nin. Ne diye karıştırayım milletin aklını değil mi?</p>
<p>Bizim dükkânda işe aldım Yusuf’u. Neden diye hiç sorma. Milletin söyledikleri de umurum da değil. Kahveci Remzi bile sana ihanet ettiğimi söyledi geçen gün yüzüme. Gülmeye başladım sonrasında. Düşünebiliyor musun? Sana, ihanet, ben… Üç kelimeyi aynı cümlede kullanmaya başladı bu mahalleli. Bunlara çok yüz verdiğini sana da söylemiştim. Hiçbir şey de anlatmadım hakkında. Senin bir daha geri gelmeyeceğini bile bile bunları söylediler bana. Sakın yanlış anlama. Kimseyi şikâyet etmiyorum. Bir cevap ver diye de yazmıyorum bunları. Sadece bilmeni istedim. Neler yaptığımı anlatmak iyi geliyor bana. Bak görüyor musun dostum? Yine kendimi düşündüğümden yazıyormuşum meğerse. Kendini bu kadar düşünme dediğin günler geldi aklıma. Yaptığımız çılgınlıklar geldi. Şimdiki aklım olsaydı yapmazdım ama. Güzeldi o günler. Her şeye rağmen sen vardın yanımda. Yanlış anlama beni. Yine varsın. Hayatta olmasan da hayatımdasın.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/">Dosta Mektup &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7203</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dosta Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 11:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7039</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Dostum, Cevap vermeyeceğini bilmeme rağmen yine sana yazıyorum bu mektubu. İçinden geçenleri tahmin etmeme rağmen yazıyorum. Bıkmadan, usanmadan devam edeceğim yazmaya. Geçen gün yine karşılaştım onunla. Sokak arasında gördü beni. Yaklaştı yanıma hızlı adımlarla. Önce cesaret edemedi yüzüme bakmaya. Hafifçe kaldırdı başını. Hala eskisi gibiydi. Ay gibi parlıyordu yüzü. Hiç konuşmadan seni sordu bana. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/">Dosta Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Dostum,</p>
<p>Cevap vermeyeceğini bilmeme rağmen yine sana yazıyorum bu mektubu. İçinden geçenleri tahmin etmeme rağmen yazıyorum. Bıkmadan, usanmadan devam edeceğim yazmaya. Geçen gün yine karşılaştım onunla. Sokak arasında gördü beni. Yaklaştı yanıma hızlı adımlarla. Önce cesaret edemedi yüzüme bakmaya. Hafifçe kaldırdı başını. Hala eskisi gibiydi. Ay gibi parlıyordu yüzü. Hiç konuşmadan seni sordu bana. Halinden anladım belki de. Seni hala çok sevdiğini belli etmeye çalıştı bana. Cevap vermedim yine de. Sana mektup yazdığımı bilmesini istemedim. Senin bana cevap vermediğini öğrenir diye de korktum aslında. Parmağındaki yüzüğü de tanıdım. Hani, karanlık bir gecede deniz kenarında afili sözler ile hediye ettiğin yüzük. Çıkarmamış geçen yıllara rağmen. Yaptığın onca kötülüğe rağmen seviyor seni.</p>
<p>Hatırlıyor musun peşinden koşturduğun günleri. Her seferinde rezil olmayı göze alarak yaptığın tuhaflıkları. “Aşk” diyordun sadece. “Aşkımdan yapıyorum bunları”. Sonunda kavuştun işte aşkına. Sokak başındaki çöp tenekesinin arkasında soğuktan titreyerek kurduğun hayaline kavuştun. Bana her anlattığında gözlerinin nasıl parladığını bir görseydin keşke. O zamanlarda daha iyi anlıyordum seni. Fark ediyordum böyle bir iş yapacağını aslında. Her defasında demiyor muydum “dikkatli ol, akıllı davran” diye. Uyarmamışım gibi gittin işte. Çok mu zordu biraz daha yaşayabilmek bizimle.</p>
<p>Öldüğünü ilk haber verdiklerinde inanmamıştım, biliyor musun? Bize oyun yaptığını sanmıştım. Cenazende bile gülüyordu yüzüm. “Çok iyi şaka” diyordum herkese. Bu konularda başarılı olduğunu zaten herkes bilirdi. Seni o kara toprağa gömdükten sonra bile bekledim. Günlerce bekledim. “Kesin bir yerlerden çıkıp gelecek” ümidiyle bekledim. Gelmedin ama. Gelemedin. Belki de gelmek istemedin. 6 yıl, 2 ay, 12 gün, 3 saattir yoksun yanımda dostum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/">Dosta Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dosta-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7039</post-id>	</item>
		<item>
		<title>En İyi Arkadaşım A4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 08:15:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Ataman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6962</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kenarda yıgın halinde durur, kırt kırt kırt sesleriyle yavasca yükselir&#8230; nedir, kimdir diye soracak degiliz elbette zaten tanıdıgımız bildigimiz kırk yıllık A4, tüm olup bitenlerin birinci dereceden tanıgıdır. &#160; Bize anlatan odur. &#160; Bu gerçek, böylece bilinsin. &#160; Iyi bir anlatıcıdır, taraf tutmaz. Tusların basım hızıyla kimi yerde delinir, kimi yerde hafifler harfler&#8230; yüzeyde hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/">En İyi Arkadaşım A4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kenarda yıgın halinde durur, kırt kırt</p>
<p>kırt sesleriyle yavasca yükselir&#8230;</p>
<p>nedir, kimdir diye soracak degiliz elbette</p>
<p>zaten tanıdıgımız bildigimiz kırk yıllık A4,</p>
<p>tüm olup bitenlerin birinci dereceden</p>
<p>tanıgıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bize anlatan odur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gerçek, böylece bilinsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Iyi bir anlatıcıdır, taraf tutmaz.</p>
<p>Tusların basım hızıyla kimi yerde</p>
<p>delinir, kimi yerde hafifler harfler&#8230;</p>
<p>yüzeyde hiçbir zaman homogen</p>
<p>bir leke sahibi olamaz A4.</p>
<p>Bazılarında sigara yanıgı, kimisinde cay</p>
<p>bardagı lekesi, tipex izleri, damlalar,</p>
<p>öf pöf sesleri, ilham yayılan suratlar,</p>
<p>kızgın bakıslar, cogu zaman kırıstırılıp</p>
<p>yerlere atılmıs bir sürü top&#8211;bunlar bir türlü sepete</p>
<p>cop sepetine giremez nedense&#8230;</p>
<p>Velhasıl, herbir topun üstünde bütün bunlar</p>
<p>ve daha bircok yazılmamıs öykü yer alır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Not: Daktilonun en iyi arkadasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapı gıcırdayarak acıldı, A4 ucundan</p>
<p>hafifce havalandı.</p>
<p>Nereye gittigini bilen hızlı adımlar</p>
<p>odayı çabucak katetti,</p>
<p>daktilonun oturdugu masanın dibindeki</p>
<p>çöp sepetinin yanında zınk diye durdu.</p>
<p>Sepeti karıstırmadı, sadece icindeki</p>
<p>burusturulmus kagıtlara bir süre baktı.</p>
<p>Dogruldu. Masayı dikkatlice gözleriyle taradı,</p>
<p>döndü, kapıya gitti, kapının kulpuna bir süre</p>
<p>baktı, açtı ve çıktı.</p>
<p>Odada sadece 4 dakika geçirmisti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>A4 olayı kaydetti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynı anda çöp sepetindaki burusuk A4 ler</p>
<p>aralarında konusmaya basladılar.</p>
<p>Her birinin üstünde yazılı olan cümle ilk</p>
<p>bakısta aynı gibiydi ama degildi.</p>
<p>O nedenle burusukların her biri yazılmaya</p>
<p>baslanan yazının gidisatı ile ilgili farklı</p>
<p>görüsler ileri sürdü ve öyküyü her biri</p>
<p>farklı sonlandırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cümleler böyleydi:</p>
<ol>
<li><strong> Cok erken ve ılık bir sabahtı.</strong></li>
</ol>
<ol start="2">
<li><strong> Ilık bir sabahtı, çok erkendi.</strong></li>
</ol>
<ol start="3">
<li><strong> Sabah ılık, saat erkendi.</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cok erken ve ılık bir sabahtı</strong>.</p>
<p>Pencere ardına kadar açıktı, bahceden hiç ses</p>
<p>gelmiyordu.</p>
<p>Bu sessizlik onu tedirgin etti, aniden</p>
<p>yataktan fırladı. pencereye gidip dısarı</p>
<p>baktı.</p>
<p>Ürkütücü bir sessizlik sarmıstı bahçeyi,</p>
<p>zaman durmustu sanki. Bu düsünce aklından</p>
<p>geçince dönüp saate baktı.</p>
<p>Saatin gövdesinde hiçbirsey yoktu.</p>
<p>Ne rakam ne de akreple yelkovan. Hiçbir þey,</p>
<p>sadece bombos bir kadran&#8230;</p>
<p>Ödü koptu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ilık bir sabahtı, çok erkendi.</strong></p>
<p>Üsüdügünü hissetti ve çarsafı üstüne çekmek</p>
<p>istedi ama çarsaf yoktu.</p>
<p>Gün henüz agarmamıstı. Aslında soguk degildi,</p>
<p>enfes  ılık bir esinti vardı</p>
<p>tülü hafifçe havaladıran ama üsüyordu iste.</p>
<p>Tülün havalanması aniden durdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sabah ılık, saat erkendi.</strong></p>
<p>Birazdan insan gürültüleri yavastan</p>
<p>baslayacaktı.</p>
<p>Konusmalar, homurtular, fincan sakırtıları,</p>
<p>dus sesi, çarpan kapılar&#8230;</p>
<p>Bunlara tutulmamak için fırladı, hafif bir</p>
<p>tshirt geçirdi, hemen dis fırçasını alıp</p>
<p>fırladı.</p>
<p>Su her zamaki gibi iplik seklinde akıyordu.</p>
<p>Fırcalamaya basladı, daha iki kez fırçayı</p>
<p>sürmüstü ki,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burusuk kagıtlar durdular ve A4’e döndüler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Saz, A4 de</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gutenberg iyiydi hostu ama epeyce de dalgındı. Iyi bir adamdı.</p>
<p>Ben o zaman tam olarak A4 olamıyordum,</p>
<p>kesimden mesimden dolayı biraz farklı</p>
<p>ölçülerde olabiliyordum.</p>
<p>Ama Gutenberg aldırmazdı,beni sever,hepimizi bir araya getirip itinayla istif eder, elleriyle her baskıdan sonra oksar, düzeltirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gün mühim bir sipariþ aldı. Bir Incil.</p>
<p>1450 ler&#8230;</p>
<p>Ortalıkta hattatların yazdıgı tahta kalıplar, Pi sheng’in porselen hurufatları filan</p>
<p>yüzyıllar icinde kol gezerken aniden durup</p>
<p>“tek tek metal harflerle yüksek baskı</p>
<p>yapsak daha iyi olmaz mı Fust?”</p>
<p>diyerek ortagına dönüp bakan ilerici bir</p>
<p>adamdı Gutenberg..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O günden yaklasık üçyüzyıl kadar sonra ülkemizde bir bey de bu islere</p>
<p>soyundu ama bizlerde okumak diye bir konsept olmadıgından adam mecburen lugat bastı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir A4 olarak beni ennn mutlu eden olaylardan biri de söyle afilli italik hurufat ile yazılmıs muntazam bir metnin gövdemde yer alması,cümle baslarının büyük harf ile baslaması filan gibilerden derbederlige</p>
<p>son veren hosluklar oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Söyle ki,</p>
<p>Safaratlar Osmanlı toprklarına geldiler,</p>
<p>bir yıl sonra da matbaa kurup sakır sukur baskılar yapmaya basladılar.</p>
<p>Ilk hurufatı, sayfa düzeni, folyo isaretleme teknigi, metnin bas harfinin büyük harfle belirtilmesi gibi yenilikleri matbaa</p>
<p>sanatına kazandıranlar ;</p>
<p>1530 da Italya yolu ile gelip Istanbula yerleþen SONSINO ailesi oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatta Sonsinolar hızlarını alamadılar,</p>
<p>öyle bir Tevrat bastılar ki,</p>
<p>bugün asla yapamazsınız. Meraklısı bu müthis olayı merak edip ögrensin derim ben, sahsen!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A4 dedigin muntazamlık sever (y.n)</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Tamam kagıdız da, matbaa isine fazla daldsk galiba. Asıl konu, ben kagıdın hangi ormanın uzantısı oldugumdur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Iste tam o sırada, en sevdigi agaca sırtını yaslamıþ vaziyette bunları yazıyorduyken&#8230;kursun kalemin ucu kırılıverdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ah, agacım bana kızdi diye içinden geçirdi.</p>
<p>Niye kızsın, ne yaptım ki? Evet, kızıyorum tabii&#8230;bir kelime yazıp burusturuyorsun,  bir kenara atıyorsun.</p>
<p>Kalemi de cok fazla yontuyorsun,igne gibi olması sart mı bu ucun, neticede yazı yazıyorsun, ası yapacak degilsin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalemin ucundan çıkan ısık, ısık hızıyla kagıdı deldi, topraga agacın sözlerini yazdı.</p>
<p>Kagıt çocuk korkmadı gerçi, sırtı hala en sevdigi agaca yaslı duruyordu. Hafif kımıldandı, üstünü basını düzeltti, yazısına devam etti.”Ası”dan bahsetmisti agaç, ası dedigin seni birseye</p>
<p>bagısık kılardı, neyin asısını yaptıysan ona yakalanmazdın çünkü ası seni hastalanacagın mikrobu vererek koruyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada yaman bir çeliski gördü kagıtçocuk, nasıl yani dedi içini çekerek. Yani simdi ben bir kagıtcocuk olarak burusup</p>
<p>kırısmaktan,yırtılmaktan korunmak için azıcık kırısıp birazcık burusup yırtılmalı mıyım zaman zaman?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O zaman güpgüzel kagıtlıgım gider, çocuklugum da gıcırlıgını</p>
<p>kaybeder?? ne ne anladım ben bu isten?</p>
<p>Agaç bin pisman oldu bu ası konusunu açtıgına ama is isten</p>
<p>geçmisti, kagıtçocuk karalar baglamıs, kalem elinde kımıltısız oturuyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Agaç, hadi yeni bir giysi çiz kendine dedi, þöyle afili birsey olsun,</p>
<p>kocaman rengarenk dügmeler çiz, onlar çiçeklerdir, gökyüzü çiz ve</p>
<p>istedigin renkte boya, çıplak ayaklarını çiz ve git suya bas ki</p>
<p>yumusacık olsunlar, sonra topraga bas, yazının üstünde gez&#8230;</p>
<p>Kalemin ucunu güzelce yont, sipsipri olsun ki sen yerdeki kum tanelerini eteklerine çizebil&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra aksam olunca yeni elbiseni güzelce düzelt, agacına sırtını iyice daya, gözlerini kaldır yıldızlara iyi geceler dile ve hafiiif rüzgarın eteklerinde gezerken çıkarttıgı küçük hısırtıların ninnisiyle tatlı bir uykuya dal, e mi kagıtçocuk…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kagıtçocuk bütün bunları aynen yaptı ve hep yaptıı.</p>
<p>O yüzden hep güpgüzel ve gıpgıcırçocuk olarak kaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daktilo içini</p>
<p>çekti.</p>
<p>Hangi birini anlatayım dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/">En İyi Arkadaşım A4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/en-iyi-arkadasim-a4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6962</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Jan 2017 08:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? </em></p>
<p><em>Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… </em></p>
<p><em>Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı bir tokattan bile kaçmadan, bütün saflığımla çıkıvermek istiyorum. </em></p>
<p><em>Ağlayacaksın biliyorum, kızacaksın çokça, kollarımı yumruklayacaksın eskiden olduğu gibi, ben hiç sesimi çıkartmayacağım inan ki. Durdurmaya çalışmayacağım seni. Bırak aksın ne kadar biriktiyse öfken, kımıldamayacağım bile, söz veriyorum ne kadar acısa da canım, bundan daha fazla acıyamaz öyle değil mi?</em></p>
<p><em>Dinecek nasılsa kızgınlığın, dayanamazsın daha fazla beni hırpalamaya. Benim gibi değilsin sen, yufkadır yüreğin ne kadar hırçın olsan da, merhamet hamuruyla yoğrulduğundan ağlarsın çokça, sonra sarılırsın boynuma…</em></p>
<p><em>Özür dilemeyi hiç bilemedim hayatım boyunca ve de teşekkür etmeyi hakkınca. Hele ki sevmeyi senin gibi boylu boyunca, bitimsiz vermeyi, bilemedim ben ilk önce kendimi sevmeyi…</em></p>
<p><strong><em>Senin beni sevdiğin gibi kimse sevmedi beni… Benim seni kırdığım gibi kimse kırmadı seni…</em></strong></p>
<p><em>‘ Sen benden daha kırılganmışsın ‘demiştin bir keresinde bana… Haklıydın, ben senden daha yalnızdım… Senden daha korkak, en çok da senden korkarak kaçtım ömrüm oldukça… Şimdi itiraf ediyorum! Seni sevmekten, beni sevdiğin gibi seni sevmekten korktum…</em></p>
<p><em>Senin sevdiğin gibi biri olamamaktan korktum, ben olamamaktan ya sen olursam diye korktum. Öyle sarmıştın ki bir sarmaşık gibi, sevginle beni öyle yüceltmiştin ki düşerim diye korktum gözünden… </em></p>
<p><em>Sen atmadan beni aşağıya, ben attım kendimi senin gözünden uçuruma…</em></p>
<p><em>İntihar ettim, bir taraftan da senin ölümünü seyrettim… Günlerce evden çıkmayışını, perdelerin kapalı, ışıksız oturuşunu hayal ettim. Nefret etmeni bekledim, nefretle tutunuşunu hayata ölesiye istedim…</em></p>
<p><em>Ağlamalarını çağlayanlardan gizledin, kimseyle konuşmadan öylece bekledin. Sorularını cevapsız bıraktın insanların. Dedikoduları duymadın, baskılara aldırmadın. Bir şans vermek için bana gidemedin hemen biliyorum. Dolaştın dilekçen çantanda günler, aylar, yıllarca…</em></p>
<p><em>Bir, iki ve üçüncü senenin sonunda buruşmuş kalmıştı çantanın gizli bölmesinde dilekçen sen çıkardın verdin ve gittin Artvin’den…</em></p>
<p><em>İzini sürdüm bir köpek gibi kokladım her gittiğin yeri, sevmedim asla başka birini. Sen olmayınca elimi sürmedim ne sevgiye, ne de sevgiliye…</em></p>
<p><em>‘Büyüyeceksin ‘ demiştin senden onca yaşlı olmama bakmadan…‘ İşte o zaman seveceksin, barışacaksın içindeki çocukla ve beni ancak o zaman anlayacaksın ‘ demiştin… İçimdeki çocuğu sevmeyi bana sen öğretmiştin…</em></p>
<p><em>‘Büyüdüm’ demeye utanıyorum şimdi… Karşına çıkmaya utandığım gibi…</em></p>
<p><em>Ağaran saçlarıma bakmadan, suçlu bir çocuk gibi senden af diliyorum… Beni bağışlamasan da son bir kez gözlerinde kaybolup gitmeyi, sevginle ölüme yürümeyi istiyorum… </em></p>
<p><em>Seni çok seviyorum…</em></p>
<p>Elinde yıllar önce kaybettiği hazinesiyle sahaflardan yürüyüp çıktı, düşünmekte zorluk çekiyordu… Biraz soluk almak için Çınar altında bulduğu ilk masaya oturdu. Babasının doğum gününde hediye ettiği kitap dönüp dolaşıp ona geri gelmişti… Elindeydi ona dokunuyordu işte. Yazısı biraz eskimişti ama olsundu…</p>
<p>“<strong>Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” yazıyordu… Kaybettiğini sandığı çocukluğu kokuyordu…</strong></p>
<p>Sevinmeliydi, beklediğinden daha fazlasıydı bu hayattan. Kitabın diğer sayfalarına bakmaktan korkuyordu sanki… Bir ipucu çıkacak, sırlanmış bir şeyler ortaya saçılacaktı…</p>
<p>Çaycı masasına çay bırakmaya geldiğinde, fikrini değiştirmişti, oturamayacaktı burada daha fazla. Birden ayağa fırladı, elinde <strong>Küçük Kara Balık</strong>…</p>
<p>Kitabın arasından sıyrılan zarfı fark etmedi… Kendisine yazılı mektubu masanın üstünde öylece bırakıp ayrıldı… Yürüdü üniversiteye doğru…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Daktilonun Anıları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Jan 2017 08:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Ataman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6859</guid>
				<description><![CDATA[<p>BüyükR Daktilonun son arzusu -yani binlerce son arzusunun sonuncusu- bir anı defteri sahibi olmaktı. Bu defterin ilk harfi ne olmalıydı diye düsünmekteyken bir de baktık BüyükR harfi tepede ortada kendini konumlandırmıs vaziyette, sessiz sedasız durmakta&#8230; &#160; Neden defterin baslangıcını temsil etmek istedigi tam olarak anlasılamadı diyener oldu ama bir baslangıç ile anılmak da iyi birseydir, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/">Bir Daktilonun Anıları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>BüyükR</h2>
<p>Daktilonun son arzusu -yani binlerce son arzusunun sonuncusu-</p>
<p>bir anı defteri sahibi olmaktı. Bu defterin ilk harfi ne olmalıydı diye</p>
<p>düsünmekteyken bir de baktık BüyükR harfi tepede ortada kendini</p>
<p>konumlandırmıs vaziyette, sessiz sedasız durmakta&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neden defterin baslangıcını temsil etmek istedigi tam olarak</p>
<p>anlasılamadı diyener oldu ama bir baslangıç ile anılmak da iyi birseydir,</p>
<p>hak vermek lazım, bunda anlasılmayacak bi sey yok&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BüyükR harfinin kendini begenmis bir durusu oldugunu düsünen</p>
<p>cok kisi vardsr ama ans defterinin müellifi olan Daktilo acısından</p>
<p>onu diger harf kalabalıgından ayırt eden hicbir sey yoktu.</p>
<p>Ustelik dogustan BüyükR degildi, diger tüm harfler gibi tusların</p>
<p>üstünde büyük yazılmıs olmakla birlikte aslında küçük olup büyük</p>
<p>olması istendiginde ek bir müdahele ile büyüklesiyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görünüs olarak biraz kaba saba bile denebilir belki, bilmiyorum.</p>
<p>Ben daktilo adına konusamam, sadece öylesine bir duygu iste&#8230;</p>
<p>Esasında bana soran olursa ısrarcı bir harf oldugunu söylerim&#8230;</p>
<p>Israrda ısrarcıdır, her defasında ikaz ederim, görevim bu,</p>
<p>dünyayı ukalalara bırakacak halim yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Adınız ne?</li>
<li>BüyükRe</li>
<li>Hani simdilerde rh rrr gibi hırıldıyarak gırtlaktan söyleniyor da</li>
</ul>
<p>adınız&#8230;ahı ahıahıı!!!</p>
<ul>
<li>Pardon, sunu da soralım&#8230; BüyükRe eski dilde mi oluyor??</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sacmaklıklara muhatap bile olmayan BüyükR vakur bir edayla</p>
<p>kalktı, bir savas filmi izlemek üzere kendini bedenen ve ruhen hazırladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>KLAVYE SAVASLARI. Tarihi bir film!</h2>
<p>F ve Q harflerinin temsil ettigi farklı harf dizilislerinden olusan</p>
<p>iki farklı klavye arasında sürüp giden bu savasın baslangıc tarihi neydi,</p>
<p>bunu ne daktilo biliyordu ne de BüyükR!</p>
<p>Gerçi bilgi edinmek an meselesidir malum günümüzde&#8230;Ki, bu bilgi</p>
<p>BüyükR nin ne isine yarardı diyen olursa onu da psikologundan dinleyelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Söyle söylüyor psikolog: ?BüyükR nin bastıramadıgı bir sıradanlık komleksi vardır oldum olası, bunu tedavi edemedik. Kendine özgü bir klavyesinin olmayısı, onun ruhunda hic kapanmayacak bir yaradır. Dur bakalım, belki de senin de bir klavyen olur canım filan diyerek yıllardır idare ediyorum ama&#8230; ümitsiz!?</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Belki de tam tersidir, Register ın BüyükR siyim diye kasılıyordur.</li>
</ul>
<p>Klavyem yok ama ben de buyum!? diyor olamaz m? sayın psikolog?</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Peh! Klavyesi olanı da gördük!!! Dogru.</li>
</ul>
<p>Bkz.F</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BüyükR derin bir nefes aldı ve filmi basa sardı.</p>
<p>Bu sacma sapan F ve Q nun nas?l olup da tipografi literatürüne damga vuran</p>
<p>mertebelerini kazandıklarını daha ayrıntılı tetkik etmek istiyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Seyir Baslasınnnn!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>trrrrrrrrr..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Binsekizyüzlü bir yılda, ikì isimli bir bey, icat ettigi bir yazı makinesinin mekanik harf kollarından herhangi ikisi aynı anda kagıda dogru havalandıgında sıkısmaya neden olduklarını fark eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bay Sholes (mucit beyin ikìnci adı) bu problemin çözümü için,</p>
<p>kullanıcının hızını yavaslatmak amacıyla harflerin yerini alabildigine</p>
<p>karıstırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulasabilecegi yerlere</p>
<p>yerlestirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdigimiz yeni harf dizilimi ortaya çıkar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Niye Q?</h2>
<p>Biz de bunu merak ediyorduk.</p>
<p>Çünkü; üst tus grubunun sol üst kösesinde Q durmaktadır.</p>
<p>Hadise bundan ibarettir meraklı tursucular!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne yazık ki öyle degil iste!</p>
<p>iki saçmal?k var. Ilki; mucit beyin harf kolları birbirine dolanıyor diye</p>
<p>o dahi beyninde sekillenecek en son fikir, kullanıcının hızını kesmektir herhalde&#8230;</p>
<p>Git baska birsey daha icat et de, kullanıcı on parmagı ile</p>
<p>havada uçussun! Niye ugrastı didindi on parmakla yazmayı ogrendi¡</p>
<p>senin yetersiz tasarımın yüzünden yavaslasın, sıradan bir daklilograf</p>
<p>olarak anılsın diye mi? Peh!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ikinci sacmalık: neden ille basta duran harfin adını alıyor klavyeler??</p>
<p>Kolay tarif edilsin diye – hic zora gelemeyiz zaten!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki F klavye nesiyle meshur? Türkceye uygunsuzluguyla!</p>
<p>Hadi bakalım gelsin yine icat&#8230; Bu defa üç isimli bir Türk mucidimiz,</p>
<p>Ihsan Sıtkı Yener, -bu isimle  bir büyükelçi olabilecekken-  tusları</p>
<p>yeniden dizmis ve Türkiyeye en uygun harf dizilimi olan F klavyeyi meydana getirmistir.</p>
<p>F klavye su anda dünya yüzünde toplam 14 kisi tarafından kullanılmaktadır. (yaklasık)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Film, bu son cümleyle Chaplinvari bir finalle kapandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BüyükR herzamanki gibi yine tatminsizdi-haklı olarak.</p>
<p>Chaplin finalleri hiçbir zaman böyle anlamsız olmamıstır zira!</p>
<p style="text-align: center;">xxx</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Kücüke takıntılı yazar</h2>
<p>Daktilo sarsıldı, kırt kırt kırt diye merdane döndü&#8230;</p>
<p>bir beyaz A4 kagıt yukarıya dogru yavasca yükseldi. Iste yine o&#8230;mazosist adam!</p>
<p>yüzlerce sayfa (300 syf) yazıyor ama e harfi kullanmıyor. Niye??</p>
<p>Bu sorunun cevabını ne daktilo ne de BüyükR* bilmiyordu. Isin hosu, kitabı okuyan hiç kimse bunu farketmedi.</p>
<p>Cok ironik!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kaybolus”ta -kitabın adı-  altıncı harfin  romana hiç sızmayacagı bir yapı kurmustur yazar deniyor.</p>
<p>Insanoglunun beynine “görme terbiyesi”vermek için eziyetli bir yol yol secmis Georges Perec, Fransız yazar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rivayete göre yazarın kaybolmasına göz yumdugu e harfi, Fransız isbirlikçiler tarafından nazilere verilen ve toplama kampında ölen annesini simgeliyormus.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kitabın tercümesi de bir eziyet. Çeviren de tabiatiyle e harfini kullanmayacak. Buyrun bir mucizeci daha&#8230;</p>
<p>Cemal Yardımcı, Tükcelestiren cengaver. Bir yıl eve kapanıp ceviriyi tamamlamıs. Harika bir is.</p>
<p>Daktilo begendi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*BüyükR : Bir bilen. (Yazarın notu)</p>
<p style="text-align: center;">xxx</p>
<h3>Kaybettigin harfler masadan düsmüs olmasın?!</h3>
<p>Bir daktilonun basına gelebilecek en sıkıntılı durum iste tam karsısındaydı.</p>
<p>Yeteneksiz yazar, sandalyesini birkaç kez yerlestirmis, masayla uyum saglayacak sekilde iyice düzeltmis, tomarla A4 kagıdı muntazam istiflemis, kıpırtısız oturmaktaydı.</p>
<p>Romanın ilk cümlesini düsünüyordu. Tam 4 gündür!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Parmaklarını  çıtlatıyor, kollarını öne dogru uzatıyor, vücut gergin,</p>
<p>birdenbire sular seller gibi yazmaya baslayacak&#8230; derken, L, P, M</p>
<p>veya baska bir harfi bulamadıgı için, daha dogrusu hicbir harf daktiloda arayınca bulunmadıgı için meshur ilk cümlenin yazılamayıs kabahatini habire daktiloya yüklüyor!</p>
<p>“Yaa ne biçim daktilo bu da birader&#8230;”gibisinden laflar daktiloya hiç iyi gelmez esasında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeteneksiz birden isi çözdü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yahu” dedi “neden ilk cümle lazım? Besinci cümleden baslasam nolur ki?</p>
<p>Ilk cümleler olayın bütünü için önemli degildir, son cümleye bakmak lazım</p>
<p>Zaten!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Böylelikle sondan basa ilerleyen yazısına ortadan basladı.</p>
<p>Katil usaktı.</p>
<p>Gelgelelim usak baslangıçta henüz 3 aylıktı, yeni dogmustu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zaten cinayetini de 27 sene sonra, kitabın ortalarına dogru islemisti.</p>
<p>önce bircok degerli referans kazanmıs, son isinde 7 sene cok basarılı</p>
<p>bir usak olarak begenilmis, sonra da kalkıp cinayet islemisti.</p>
<p>isledigi cinayet de öyle eften püfen birsey degildi, bir usak icin</p>
<p>gerekli olan tüm degerleri katletmisti.. Sadakat, namus, sabır,</p>
<p>dayanıklılık&#8230; hepsini!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ortalık çalkalanıyordu. Ne olmustu da bu müstesna sahsiyet tam</p>
<p>tersine dönmüstü?</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Katil, sabahın ilk ısıklarıyla uyandı.</h3>
<p>Her zamanki gibi hemen banyoya kostu, dus/tras&#8230; misler gibi oldu, jile, ütülü pantolon, çizgili yelek, kar beyazı kolalı gömlek giyildi, köstekli saat yelekte, ayakkabılar zaten pırıl, sacta hafiiif bir biyantin&#8230;</p>
<p>Ve minik, tatlı bir tebessüm!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>iki haber vermesi gerekiyordu, biri iyi biri kötü!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>içindeki kötü ile dısındaki iyi, hazırlandılar.</p>
<p>Hangisinden baslayacagına o an karar verecekti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kötü haber tez yayılır hamfendi dedi aniden. Ne yazık ki&#8230;filan falan.</p>
<p>Minik tatlı tebessüm aynen dururken söyledi bütün bunları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve sonra yine aniden, iyi haberden vazgeçti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Simdi bu karakter aslen berbat görünüyor-ama degil.</p>
<p>Onun da kendine göre sebepleri var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki de, her kötülügü yapıp edip, zarar veren herkesin sebebi vardır elbet deyip</p>
<p>bagıslamaya hazır m? olmalıyız?</p>
<p>Sebep yani gerekce, bagıslama fiilini beraberinde tasır mı?</p>
<p>Sebepsiz hicbir seyi bagıslayamaz mıyiz? bagıslamamalı mıyız?</p>
<p>Niye??</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada bir soru isareti bırakalım ve kötü haberin yıktıgı hamfendiye bir bakalım. Sapsarı kesilmisti, elini alnına hafifce degdirmis, sendeliyordu. Birden içi bosalmııs gibi düsüverdi.</p>
<p>Usak hiç kımıldamadı mı, kosarak çıkıp doktor doktor diye bagırdı mı? Bunu kimse bilmiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonraki günlerde hamfendi hiç iyilesmedi. iyi haberi hic bilmedi.</p>
<p>Usagın bu cinayeti hep konusuldu, hiç kimse bir anlam veremedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Usaga ne mi oldu?</h3>
<p>Ayakkabılarını degistirip, sokaktaki kalabalıga karıstı.</p>
<p>Sokak cok kalabalıktı, kadınlar ve erkekler itis kakıs, acele içinde kosar adımlarla bir o yana bir bu yana segirtiyorlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir adam, saçı bası mis gibi, gayet tertipli kıyafeti ile gülümseyen bir adam, agır hareketlerle dalgalanan kalabalıga karıstı, sis oldu, bugu oldu,yavasca eridi, kayboldu.</p>
<p>Yerde duran bos ayakkabıları aceleci insanlar savurdular, ezdiler.</p>
<p>O pırıl pırıl ayakkabıları mahvettiler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/">Bir Daktilonun Anıları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-daktilonun-anilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6859</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veda Busesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Jan 2017 12:29:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selin Togay]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6814</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Merhaba sevgilim, Keşke her şey mutlulukla biten aşk hikayeleri gibi olsa. İzimizi ayakkabımızdan bulsa özlemeni duyduğumuz bir yakışıklı ya da öpücüğünle mühürlese gözlerimizi prens. İşte hayat göründüğü gibi basit değil. İlk taze günlerde, yüreğimizde mutluluk kelimeleri uçuşurken ayaklarımızı yerden kesen duyguyla hareket ediyorduk çoğu zaman. Kalbimiz bir kelebek misali yığınla pembe toz bulutlarının içine hapsolmuştu. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/">Veda Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Merhaba sevgilim, </strong></p>
<p><strong>Keşke her şey mutlulukla biten aşk hikayeleri gibi olsa. İzimizi ayakkabımızdan bulsa özlemeni duyduğumuz bir yakışıklı ya da öpücüğünle mühürlese gözlerimizi prens. İşte hayat göründüğü gibi basit değil. İlk taze günlerde, yüreğimizde mutluluk kelimeleri uçuşurken ayaklarımızı yerden kesen duyguyla hareket ediyorduk çoğu zaman. Kalbimiz bir kelebek misali yığınla pembe toz bulutlarının içine hapsolmuştu. Gerçekleri görmekten o kadar çok uzaklaşmıştık ki, hayat hep sevimli yüzünü gösteriyordu sanki. Kişi karşısındakini kendileştirdiği zaman o ilişki yorgun düşüyor. Yorulmuştuk… Kendileştirmiştin beni.”</strong></p>
<p>Döndü, bir kez daha baktı arkasına. Oda ilk defa gözüne bu denli boş geldi. Tüm eşyalarını almıştı giderken. Kendisini hatırlatan tüm eşyaları almalıydı zaten birer birer. O geldiğinde evi boş görmeliydi. Canını yakmalıydı onun.  Farkında değildi gidenler eşyalarınla hatırlanmazdı ki zaten, anılar yeterdi bunun için. Tek bir hamleyle sildi sicim gibi akan damlaları. ‘ Boş ver. ‘ dedi içinden biri. ‘ O, bunu hak ediyor, boş ver. ‘ Yankılandı sessiz çığlıkları odada.</p>
<p><strong> “Yürürken sendeleyen bir ilişki kalmıştı elimizde. Etrafımızdaki pembe toz bulutları dağıldığında, ayağımız yere basmaya başlayınca gerçekleri görmeye başlamıştık. Ben bir şeylerin mücadelesini verirken, karmaşık bir düzenin içinde yapayalnızdım. Yalnız, yorgun, çaresiz… “</strong></p>
<p>Bir adım atmıştı ki tekrar döndü, baktı odaya boş, soğuk gözlerle. Gözü yerde serili olan beyaz halıya takıldı. Çıplak ayaklarınla bası verdi. Uzun uzun gezdi halıda. Binlerce kez geçmişti bu halının üzerinden, çok kez de sevişmişlerdi. Peki ya şimdi? Sevdiği adam, canı her istediğinde terk eden bir adama dönüşüvermişti. Çabuk kızan, kırılan, yorulan… Unutmuşlardı bile birbirinin tenini. En son ne zaman sevişmişlerdi?</p>
<p><strong>“Her sorun karşısında kaçıp gitmen, sorunlarla sadece benim mücadele etmemi bekleyen edalarındı yeni sandığın beni ortaya çıkaran. Her terkedişlerinde üşüdüğümü sanırdım aniden, hele aysız gecelerde ağlardım hıçkırarak sessizce… Yüzümden süzülen binlerce damlada senin adın yazılıyordu. Uzun terkedişler yaşattın bana, kısa mutluluklara bedel. Yağmurda ıslanan kaldırımlarda tanımadığım kişilere benzetirdim seni. Gelmeyeceğini bilerek saatlerce beklerdim camda. Neden insanlar bu kadar çaresiz olabiliyor?”</strong></p>
<p>Eve geldiği ilk günü hatırladı. Yüzüne bir gülümseme yerleşti. ‘ Ne o, pes mi ediyorsun? ‘ dedi içinden aynı ses. Yüzündeki gülümseme çizgisi kaybolmadı. Seviyordu ki onu peki ya o?</p>
<p><strong>“Çok mu önemsemiştim acaba seni?  Her şey zor gelmişti sana, sevmek bile… Güneşin doğuşunda başlayan kırgınlıklarımız, güneşin batışında da devam ediyordu. Gizleniyordum karanlığa, küçülüyordum gözünde tıpkı eriyen bir kar tanesi gibi. Hiçbir dua geceyi sabaha dikmiyordu. Kan kaybediyordu dualar, ağlıyordum…”</strong></p>
<p>Onun nefesini hatırladı birden. İnce bir dantel gibi işliyordu nefesi ruhunu, bedenini… ‘Unutma, kaç kez bırakıp gitti o seni.’ dedi içinden bir ses. Adımları sıklaştı birden ama bu defa dönüp bakmayacaktı yaşanılanlara.</p>
<p><strong>“Bugün bir şeyler kanıyor şuramda sevgilim, sol yanımda. Bir şeyler acıtıyor canımı… Artık konuşmak da yaşam gibi çok gereksiz, anlamsız… Bu sefer konuşmalıyım, ama ne var ne yok dökmeliyim içimi. Kan kusan yalnızlığımı bir de sana anlatmalıyım. Yanımda olmana rağmen yalnız olmaktan, iki kişilik ilişkiyi tek başıma yürütmekten yoruldum artık. Gitmek ve kalmak… Bu iki kelimenin arasına sıkışmış bir hayatı bana yaşattığın için konuşmalıyım bu defa. Sessiz çığlıklarım, yağan yağmurda gök gürültüsüne dönüşmeli bu gece.”</strong></p>
<p>Gök gürültüsü yerinden sıçramasına sebep oldu. Ürktü, ağlamaya başladı. Onunlayken, yağmurdan, gök gürültüsünden korkmuyordu. Ona huzur dolu kucağında korku kalır mıydı hiç? ‘ O seni yağmurlu günde terk etti, unutma. ‘ dedi içinden aynı ses. Yağmur daha da şiddetli yağıyordu. Her gök gürültüsünde eski güzel hatıralarının bedelini ödüyordu ürkerek, korkarak.</p>
<p><strong>“Sokaklarda yorgun artık, bu gece akıp gitmeliyim yere düşen her damlayla. Ellerinin sıcaklığını yüreğime bastırıp yok olmalıyım karanlıkta. Gülen gözlerini ezberimden silip, sevdiğin şarkıyı fısıldayarak… Saç telimden, ayak parmaklarıma kadar her hücrem kimsesiz artık, üşüyen yanaklarım da, tırnaklarım gibi kimsesiz artık.”</strong></p>
<p><strong>“Ellerim yukarıda peşimi bırak artık sevgilim. Her şeyimi aldın, şimdi gitme sırası bende. Bundan sonra geri dönmem imkansız. Şimdi hayatla yüzleşmeye gidiyorum. HOŞÇA – KAL…”</strong></p>
<p>Her şey tamamdı artık, gitme vakti gelmişti. Cebinden usulca çıkardı zarfı. Yerde duran beyaz halının üzerine bıraktı. Gözyaşları daha da derinleşti. Hızlı adımlarla ardına bakmadan uzaklaştı odadan. Caddeye çıktığında soğuk, ıslak kaldırımlar karşıladı onu. İliklerine kadar acıyı duyumsadı. Dudaklarında bir fısıltı, gözlerinde acı hatıralar gece karanlığında git gide kayboldu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/">Veda Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veda-busesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6814</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seratonin Kahvesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Jan 2017 09:19:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6762</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kapısını açıyorum usulca. Rüzgar süsleri sessizleşiyor anında. Lakin, tahta döşemelerine basmaya korkuyorum. Bir masa seçiyor gözlerim. Sandalye kırılacak gibi; ben yinede oturuyorum. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Kalkıp gidecekmişiz gibi her şey. Ayakta durmaya korkuyorum. &#8230; Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız. Yalnızca küf kokuyoruz o gece. Ufak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/">Seratonin Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kapısını açıyorum usulca. Rüzgar süsleri sessizleşiyor anında. Lakin, tahta döşemelerine basmaya korkuyorum. Bir masa seçiyor gözlerim. Sandalye kırılacak gibi; ben yinede oturuyorum. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Kalkıp gidecekmişiz gibi her şey. Ayakta durmaya korkuyorum.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız. Yalnızca küf kokuyoruz o gece. Ufak bir çerçevede kalmış eskiler. Sırıtıyor yaşanmamışlıkların yanından. Şöminenin kenarından kıvılcımlanıyor ateş. Boynuma değiyor kolların ter tutmuş perçemime inat. Dudakların, dudakların ıslatıyor kuraklığımı. Bir yatak beğeniyorum en güzel yapraklardan. Böylece uzanıyor bacakların sert esen rüzgara. Tütsülerce yanmaktayız o gece. Vücuduna cevahirler yapışmış, ellerin allak bullak. Başımı ağrıtıyor kuş sesleri. Kışın ortasında görülmezdi ardıç. Yüzüm düşüyor aniden avuçlarına. Samimiyetsiz iki insanın dar bir sokakta karşılaşmasıydık çoğu zaman; yakınından geçemezdi ayaklarım.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6763" aria-describedby="caption-attachment-6763" style="width: 169px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6763 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu-169x300.jpg?resize=169%2C300" alt="Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız." width="169" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonik-kahvesi-oykusu.jpg?w=342&amp;ssl=1 342w" sizes="(max-width: 169px) 100vw, 169px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6763" class="wp-caption-text">Zamanın en verimli toprakları ölüm beklerdi o gece. Puslu bir aynanın arkasındayız.</figcaption></figure></p>
<p><em>Sallanıyoruz sandalyemin kısa ayağından. Bir tarafı diğer tarafına uyumsuz ayağından. Masanın çatlaklarından sızıyor gülüşmeler. Etrafımız oldukça kalabalık. Portmantodan el sallıyor yakalarına kar dolmuş ceketim. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Bitecekmiş kadar güzel her şey. Suskunluktan korkuyorum.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Perdemi aralıyorum gün ışığına. Gözlerimin çaresizliğine aldırmıyorum. Uzun zamandır karanlık odamın duvarları. En güzel günlere sakladığım papuçlarıma daldırıyorum ayaklarımı. Uzunca bir yoldayız şimdi. Uzun ve taşlı&#8230; Yürümeye başladığımız noktada yoruluyorsun, biliyorum. Bir zamanlar yağmur olduğumu farzet. Bulutların en yücesinden Taraskon&#8217;un meyhanesine damladığımızı&#8230; Susuzluğunu giderecek duygular dolaşıyor etrafta.  Zennelerin hareketleri uykunu getiriyor birde. Göz kapaklarına dünya oturmuş, kalkmamaya ısrarcı. O vakit omzum yuva oluyor saçlarına. Keskin kokular saplanıyor burnuma. Kışın ortasında yeşermezdi ıhlamur. Tüm dalgalar mışıl mışıl&#8230; Dizginlenmiş denizler ile saydamlaşır karanlık. Ay ışığı sızar göz kapaklarının arasından. Ben senin rüyanım; sen beni görmüyorsun.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6764" aria-describedby="caption-attachment-6764" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6764 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg?resize=640%2C360" alt="Bir bardak devriliyor, sonra diğeri... Yıpranmış iplik olduğumu düşünüyorum hiçbir çarşafı dikmeye yaramayan." width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/seratonin.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6764" class="wp-caption-text">Bir bardak devriliyor, sonra diğeri&#8230; Yıpranmış iplik olduğumu düşünüyorum hiçbir çarşafı dikmeye yaramayan.</figcaption></figure></p>
<p><em>Bir bardak devriliyor, sonra diğeri&#8230; Yıpranmış iplik olduğumu düşünüyorum hiçbir çarşafı dikmeye yaramayan. Ansızın uzaklaşıyor dünya ve yan masada oturan kadınlar; biz kalıyoruz öylece. Portmantodan göz kırpıyor ceplerinden yaş süzülen ceketim. Seratonin Kahvesi&#8217;nde bir masa, iki sandalye&#8230; Tutunamayacakmışız gibi her şey. Bırakmaktan korkuyorum.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Bir kadın konuşuyor çıplak ağaçlarla. Var olan kıvrımların en güzeli gülümsemende saklıymış. Seni hüzne ve umutsuzluğa sürükleyen tüm gerçeklikleri yıkıyor hayal dünyamın sevmediğin köşeleri. Soluklarım yaşamın sahteliğinde boğulmuş. Oysa yanaklarında salkım salkım hayat&#8230; Varoş mahallelerde saklambaç oynamaktı ayaklarımızın aynı yöne hareket edişi. Tüm sahiller denizi bekliyor, ufuklar güneşi&#8230; Rutubetli bir evin bodrum katındayız. Görünmez bir sandala yükledik vücutlarımızı. Var olduğumuzu sen ve benden başka hiç kimse bilmiyor. Ancak önceki gün kadar yakınsın. Fazla geçmedi üzerinden; dönmek imkansız.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><em>Üzeri tüylenmiş ceketimi alıyorum, kapısını kapıyorum usulca. Rüzgar süsleri yere düşüyor anında. Bastığım her toprak daha bir gömülüyor ayaklarımın altında. Gözlerine bakamayacakmışım gibi her şey. Her şeyden korkuyorum.</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/">Seratonin Kahvesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seratonin-kahvesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6762</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Virgül Zamanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 07:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6612</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.“ İçimde tanımlayamadığım bir his var. Kelimeler dönüp duruyor kafamın içinde, bir şeyler beni yine yazmaya itiyor. Sanki uzaklardan tanımadığım birisi geliyor ve içimdeki bu tarifsiz hissin üzerine bir avuç toprak bırakıyor. Gözlerimde mevzilenmiş kalp yaşlarım birer ikişer o toprağın kucağına düşüyorlar. Ben yine ağlıyorum, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/">Virgül Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.“</p>
<p>İçimde tanımlayamadığım bir his var. Kelimeler dönüp duruyor kafamın içinde, bir şeyler beni yine yazmaya itiyor. Sanki uzaklardan tanımadığım birisi geliyor ve içimdeki bu tarifsiz hissin üzerine bir avuç toprak bırakıyor. Gözlerimde mevzilenmiş kalp yaşlarım birer ikişer o toprağın kucağına düşüyorlar. Ben yine ağlıyorum, tekrar birikiyorum hiç bilmediğim bir rotaya. Anlayacağın bu gece de içimde bir yerler çok acıyor, hislerim hiç olmadığı kadar kanıyor. Ne yapacağımı bilmeyen bir haldeyim, çaresizim. Sonra, bir sigara daha işte..</p>
<p>Kendi hayatıma baktığımda hep bir zamanlama hatası var. Şu an fark ettim de telefonum bile iki dakika geride kalmış. Güneşim zamansız doğup, çiçeklerim ürkekçe açıyor. Ben bu dönüp durmaktan bir an olsun yorulmayan dünyada sabit kalmış, hep bir şeylere geç kalıyorum. Ne diyeceğimi, ne düşüneceğimi bilemiyorum bazen. Aynalarım teker teker kırılmaya başlıyor, ellerim bu sefer daha bir derinden titriyor. Düş sahnemin içinde öylece bakınıyorum sadece.</p>
<p>Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Sevdiklerim, dostlarım.. Birer birer küçülecekler dikiz aynasındaki arabalar gibi. Zaman öyle bir uzaklaştıracak ki bizleri, bu hissi tarif edecek tek bir kelime dahi bulamayacağım. Belki oturur biraz şiir yazarım, belki de saatlerce boş bir duvara bakarım. Ciğerimdeki o vicdansız acı hiçbir zaman dinmeyecek biliyorum. O gün geldiğinde, pişmanlıklar bir dağ olup boğazımda düğümlenecek. Ayrılık vakti gelip çattığında, yapraklar daha bir yorgun savrulduğunda, yavrusunu kaybeden bir köpek gibi çaresizce bakacağım. Benden başka kimse bu anlamsızlığı anlayamayacak. Dediğim gibi, hep bir zamanlama hatası var benim hayatımda. Yağmurlar yine zamansız yağacak, rüzgarlar fırtına olup saçlarımı savuracak..</p>
<p>Bakma bu kadar duygusuz göründüğüme, aldırma olaylara sessiz kalışlarıma. Ben her şeyi, herkesi öyle bir özleyeceğim ki… Bugüne kadar özlemek nedir bilmeden özledim demişim. Ben o gün öyle bir öğreneceğim ki özlemeyi, sözlüğümdeki kelimelerin anlamları değişecek. Umut, canımı acıtan bir kavram olacak. Kavuşmak, yalnızca bir hayal gibi duracak. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Belki bir otobüs belki bir tren götürecek beni, hızlanan soluğum ve titrek yüreğim eşlik edecek benliğime. Resmi sponsorum olan gözyaşları, daha bir saracak artık yanaklarımı. Biliyorum, ben yine yorgun ve kaybetmeyi kabullenmiş adamı oynayacağım. Daha bir çekileceğim o sert kabuğuma.</p>
<p>Hayaller hep hayaldi, umutlar da hep bir umut işte. Yakıverirsin acılı bir sigara, gömülen düşlerinin selasını okursun sessizce. Artık daha bir nefessiz kalacağım, daha bir tükenmiş. Bu dünyada gücümün yetmediği tek şey zamandır belki de. Ah şöyle bir kırabilseydim ağzını burnunu. Hiç tek yakalayamıyorum ki onu, yanında ya akrebi var ya yelkovanı. Bugüne kadar benden ne de çok şey çaldı. Hissediyorum, çok yakında benden alıp götüreceği değerlerin planını kuruyor yine. O vakit geldiğinde değişecek o güzel insanlar, o müthiş hatıralar. Zaman, vapurlarına birer birer bindirip uzaklaştıracak benden. Benim olan tüm güzellikler, bende kalan çirkinliklere dönüşecekler. Bir avuç hayal kırıklığına, çirkin birer kabuslara.</p>
<p>Diyorum ya, ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak&#8230;</p>
<p>Sevdiğim kadının gövdesi bir başka gövde ile buluşacak, elleri bir başka hayatın elleriyle huzur bulacak. Dostlarım daha bir başka çaylar içecekler, daha demli böyle. Sohbetlerde ismim, hafızalardan suretim kalkacak. Yeni binalar inşa edilecek, yeni caddeler keşfedilecek. Bir gün ben “çıkmaz sokak” olacağım. Tanıdığım kimse oraya girmeyecek sanki. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Öyle ihtimal vermeyen kararlı gözlerle bakma bana, zaman dediğimiz şey bunu da başaracak. Buzdolabında unutulmuş yarım limon kadar donuk ve çaresiz kalacağım. İşte o gün ne tadım ne de tuzum olacak.</p>
<p>Hiç bu kadar ciddi ve derinden düşünmemiştim ayrılığı. Daha şimdiden böyle hançer saplayabiliyorsa ruhuma, bir an önce gömün beni gitsin anasını satayım. Çünkü kendimi biliyorum, kendimi tanıyorum. Ben kaldırırım ulan, valla bak. İnan bana çok ağır gelir, dayanamam ben böyle şeylere. Bir koku yayılıyor ansızın ve kırıyor burnumun direklerini.</p>
<p>Duygusuzca harcadığım vakitlerin hesabı sorulacak benden. Söyleyemediğim bir söz, duyamadığım bir ses, beceremediğim bir sarılış kiralık katil gibi dikilecek karşımda. Gönül cephanemdeki bütün silahları bırakıp teslim olacağım o buz gibi kalıplaşmış gerçekliğe. Ah ne de çok şey var zihnimi bulandıran, ne çok hatıra. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Dudaklardan dökülen heceler sessizliğe, sessizlik karanlığa, karanlık bir sonsuzluğa, sonsuzluk yeni bir serüvene dönüşecek. O vakit geldiğinde, o zehir gibi kapı zili çaldığında ben çok uzaklarda olacağım. Kendimden bile uzaklarda, tanımadığım bir köşe başında. Bayağı bir ağırmış sonrasını düşünmek, katlanılmazmış. Ciğerine oksijen değil de katran karası acılar doldururmuş.</p>
<p>Korktuğum her şey başıma geliyor tarzı sözler vardır bilirsin. Keşke benim korktuğum şey başıma gelse ya da ben onun yanına gidebilsem. Korkmadığım, daha önce aklımın ucundan bile geçmeyen bir şey bekliyor şimdi beni. Hiç ihtimal vermediğim duygular, “ne olacak sanki” dediğim bir his bulutu açmış kollarını beni çağırıyor. Takvimler daha bir hızla tükeniyor, günler kısalıyor. Mecburiyetlere mecbur olduğumu bir kez daha anlıyorum.</p>
<p>Bir yandan da özlenmeyi istemiyorum biliyor musun? Çünkü özlemek kötü ulan, en kötüsü. Kimsenin sırtına bu ağırlığı, gözlerine bu yaşları yüklemek istemiyorum. Ben özlerim en şiddetlisinden, ben seve seve zehir ederim gecelerimi. Benden kilometrelerce uzakta olan sevdiklerimi inan hiç üzmek istemem. Yolunu kaybeden seyyah, bahtsız bedevi ben olurum anasını satayım. Çaylarını şekerli içsinler, yoğurtlarını kaymaklı yesinler. Ben zift gibi çayları da ekşimiş yoğurtları da kabul ederim. Yeter ki üzülmesin küçük bir tebessümüne hasret kalacağım insanlar. Mutluluğu onlar, kederleri ben tadayım. Böylesi daha iyi olacak…</p>
<p>Ben duygusal bir adamım, bir çocuğum. Pek belli etmesem de derinden yaşarım bu sahte hayatı. Deliler gibi ağlarım ben, hiç kimseye de çaktırmam. Topallayan bir kedi gördüğümde, bir çocuğun ayağındaki yırtık terliği fark ettiğimde içten içe hüngür hüngür ağlarım. Hal böyle iken bir de bu ayrılık çıkacak karşıma. Soğuk gözlerle belirecek karşımda. Korkuyorum ulan, korkuyorum. Böyle küçükken korktuğumuzda yorganı üzerimize çeker sessiz sessiz ağlardık ya hani. İşte tam da öyle korkuyorum. Üstelik üzerime çekecek, bana kol kanat gerecek bir yorganım bile yok. Ne yapayım ben şimdi? Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak işte. Gitmediğim sahili, sevmediğim güneşi, yüzüme dokunmasından rahatsız olduğum rüzgarı bile özleyecekmişim gibi geliyor. Hiçbir şeyi bilemiyorum..</p>
<p>Lafı fazla uzatmayayım, o vakit bir nefes kadar yakındır artık. Habersiz çekilen fotoğraflar daha doğal olur her zaman. Diğer türlü sahte bir poz verirsin objektiflere. Keşke habersiz ve masum bir fotoğraf gibi olsaydı bu ayrılık. Bugüne kadar girdiğim o “aman ne olacak sanki, herkes gidecek oğlum” pozları bu kadar acıtmazdı yüreğimi. Bilmiyorum ya, belki o kadar da kötü olmaz. Belki düşüncelerim indirip pantolonunu beynime tecavüz ediyordur yine. Psikoloji meselesi bu, insanın en mahremi olan hani. Yine de her şeye rağmen yüzleşmek çok ağırmış ben onu anladım. Öyle artist artist cümleler kurmakla, boyundan büyük laflar etmekle olmuyormuş bu iş. Keskin bir manevrayla çiziyormuş adamın karizmasını işte.</p>
<p>Sonrasında ne olur bilemem, bildiğim tek şey dev bir kapana kısıldığım. Her zaman ikinci bir yol, cepte kalan bir B planı vardır. Ama şimdi hiçbir şey yok, valla bak yapacak hiçbir şeyim yok. Otobüs kaçtı bir kere, peşinden kendini yırtarak koşsan ne fayda. Şimdi dudaklarımda bir sigara, önümde mevzilenmiş ağzına kadar dolu bir küllük ve kafamın içinde dönüp duran düşünceler eşliğinde anlamsızca bakıyorum 30W sarı renkli ampüle. Bir yandan korkuyor bir yandan hala rol kesmeye çalışıyorum. İyice kafayı yedim anlayacağın. Bu ağır yüzleşme inan çok yordu beni. Şu an halimi görsen güzel bir yemek ısmarlar, cebime harçlığımı koyar iyi dileklerini sunarsın. Bildiğin balıkçı oltasına takılmış az sonra plastik kovaya koyulmayı bekleyen ve ne olduğunu hiçbir zaman anlamayacak olan bir palamut gibi hissediyorum kendimi. Hem o çok sevdiğim denizimden ayrılıyor hem de nefessiz kalıyorum.</p>
<p>Bir sonraki kelimeye kadar kocaman bir virgül koyuyorum hayatıma..</p>
<p>Hani bir kitap alırsın da sıkılıp yarıda bırakırsın böyle. Zaman geçtikçe tozlu raflar sarartır sayfalarını. Bir gün ansızın aklına geldiğinde kaldığın yerden devam etmek istersin. Tuhaf ve içini ürperten hoş bir koku yayılır oradan. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.</p>
<p>Herkes ne kadar da güzel kokacak öyle, ne kadar acıklı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/">Virgül Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6612</post-id>	</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz Akşamı, 16 Temmuz Sabahı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Dec 2016 15:01:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[M. Faruk Kutlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6465</guid>
				<description><![CDATA[<p>15 Temmuz akşamı evdeyim, cep telefonum çaldı; başıma gelecekleri bilseydim belki hiç açmazdım. Ama arayan abim, Ankara’dan arıyordu: “Televizyon kanalları boğaz köprüsünde yolu kesen askerleri gösteriyor, sence ne oluyor?” Gazetede çalışan biri olarak benim olaydan haberim olacağını zannediyordu. Bağlantı doğruydu, ama ben spor kanalında olduğum için dünyadan haberim yoktu. Hemen haber kanalını tuşladım. Evet tanklar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/">15 Temmuz Akşamı, 16 Temmuz Sabahı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz akşamı evdeyim, cep telefonum çaldı; başıma gelecekleri bilseydim belki hiç açmazdım. Ama arayan abim, Ankara’dan arıyordu: “Televizyon kanalları boğaz köprüsünde yolu kesen askerleri gösteriyor, sence ne oluyor?” Gazetede çalışan biri olarak benim olaydan haberim olacağını zannediyordu. Bağlantı doğruydu, ama ben spor kanalında olduğum için dünyadan haberim yoktu. Hemen haber kanalını tuşladım. Evet tanklar ve askerler köprüyü tek taraflı kapatmışlardı.</p>
<p>Abim için doğru haberi bulmak üzeri harekete geçtim. Gececi arkadaşım Reis’i aradım. Reis “gazetede değil evdeyim, haberim yok valla” dedi. Gazeteden Sebastian’ı aradım, “henüz net bir bilgi alamadık” şeklinde cevap verdi. Aynı cevabı abime iletip telefonu kapatmıştım ki Sebastian arıyordu: “Abi gazeteye gelebilir misin, ortalık karıştı”.</p>
<p>Araç gönderemedikleri için kendi aracımla yola çıktım. Beylikdüzü’nden çıkan Avcılar’dan geri dönermiş. Avcılar yokuşundan çıkıyordum ki sanki ters yöne girmişim gibi araçlar üzerime geliyordu. Kafa kafaya geldiğim sürücüye ne olduğunu sormadan: “Abi trafik kilit, geri dön” diyor. Nereden bileceğim Atatürk Havalimanı’na çıkan bütün yollar kapatılmış. Mecbur yolumu değiştirip, Esenyurt’a yöneldim. Gözüm yolda, kulağım radyoda gidiyorum. O sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı yayında, kalkışma olduğunu ve halka sokağa çıkmalarını söylüyordu. Esenyurt’a geldiğim de halk çoktan sokağa çıkmış, bayraklar açıp yürümekteydi.</p>
<p>Kapatılmış yollar, bayraklarla sokaklardaki araç konvoylarının arasından geçerek gazete binasına ulaştım. Otoparkımızın kapısına bir servis aracı çekilip, girişlere kapatılmıştı. Oysa buraya bir süre sonra yukarıdan helikopter inecekti. Bana yol verip içeri aldılar, o sırada çevrede olağanüstü bir hareketlilik yaşanıyordu. Güvenlik amirine “Tehlikede miyiz” diye sordum. Dışarıda sivil kalabalık olduğunun, içeriye girmelerini engellemek için tedbir aldıklarını söyledi. Kolay gelsin diyerek yazı işlerine doğru yürüdüm.</p>
<p>Yazı işlerindekiler beni görünce biraz şaşkınca “nasıl geldin” diye sormaktan kendilerini alamadılar. Çünkü haber verip çağırdıkları diğer arkadaşlar, trafikteki problemden dolayı gazeteye gelememişlerdi. Gecenin ilerleyen saatlerinde askeri kalkışmanın boyutları gittikçe artıyordu. Yazı işleri katındaki ekranlardan bu gelişmeleri takip ederken, diğer taraftan kendi sayfalarımızı hazırlama telaşı içindeydik. Gecenin geç vakitlerinde telaşımız ikiye katlandı. Dışarıda olağanüstü hareketlenmeler yaşanıyordu. Kalabalıklar gazete binasının etrafında dalgalanmaktaydı. O sırada açık otoparka helikopterle inen darbeci askerler gazete girişini arıyordu. Bizim yazı işlerinde koşturmalar başladı, sonra alt kattan haykırmalar duyuldu. Yazı işlerinden bir ses: “Arkadaşlar bir araya toplanalım” diyordu. Ben dışardaki sivillerin bina içine girdiğini düşünüyordum. Aşağıdan gelen sesin geldiği yere baktığımda eli silahlı bir askeri gördüm. Mesele anlaşılmıştı, asker bizi toplamak için gelmişti.</p>
<p>Şimdi yemekhane katındayız. Genç bir yüzbaşı ve üç askerin silahları üzerimize doğrultulmuş biçimde sıralanıyoruz. Yazarlarımızdan biri yüzbaşıyla konuşuyor, fakat yüzbaşı onu dinlemiyor “Can güvenliğiniz için sizi bir yere kapayacağız, reviriniz olabilir” diyor. O sırada yan yana dizilmiş grubun bana göre diğer ucunda bir hareketlenme oluyor. Gazetecilik refleksi olsa gerek, bir arkadaş galiba cep telefonu ile canlı yayında. Askerler “Dur çekme, kapa onu” diyerek o tarafa yöneliyorlar. Karışıklık oluyor, gürültü patırtı, tartışmalar derken askerler grubun diğer ucunda bizimle göz temasını yitiriyorlar. Fırsat bu fırsat diyerek kendimi merdivenlerden kapalı otoparka doğru atıyorum. Yanımdaki arkadaşım Sertaç da aynı hareketi yapıyor. İkimizde kapalı otoparka birlikte giriyoruz. Hedefimiz karşıdaki yaya çıkışı, ben depara kalkıyorum ama o anda olduğum yerde kalıyorum. Sağ bacağım iptal vaziyette, kramp girdiğini düşünüyorum. Bu sırada Sertaç yaya kapısından geri dönüyor. “Abi kapı kapalı” diyerek geldiğimiz kapıdan geri dışarı çıkıyor.</p>
<p>Ben otoparkın ortasında duruyorum. Bacak ağrım tavan yapmış durumda. O sırada ilerdeki araçların arkasında iki kişi görüyorum. Topallayarak yanlarına gidiyorum, ikisi de ulaştırma görevlisi ve olaylardan hiç haberleri yok. Onlara olanları anlatıyorum: “Abi araçlara girip gizlenelim” diyor. İkisi birlikte bir araca giriyor: “Sen de şuna bin” diyerek yandaki aracı gösteriyorlar. Aracın içinde bacağıma masaj yapmaya çalışıyorum ama bacakta tık yok. Cep telefonumu sessize alıyorum, askerler arama yaparken ses çıkarmasın istiyorum. Tedbirli olmak gerek diye düşünürken göz ucuyla da kapıyı gözlüyorum.</p>
<p>Epey bir süre geçti ve bu süre içinde tek bir asker arama düşüncesiyle otoparka inmedi. Fakat ulaştırma elemanlarından biri sürekli kapıya gözleme amacıyla gidip geldi. Sonra dayanamadı: “Ben gidiyorum arkadaş, şeker hastasıyım, ilaç almam gerek” diyerek otoparktan çıkıp gitti. Aradan biraz daha zaman geçmişti ki otoparka inen Mustafa abi ve Emre’yi gördüm. Topallayarak yanlarına gittim: “Ben askerden kaçtım siz ne yapıyorsunuz, gelin saklanalım” dedim. Mustafa abi “Biz de kaçtık” dedi ve aracına bindi. Sonra gelmesi için Emre’ye seslendi, fakat Emre cep telefonuyla meşguldü. “Abi ben canlı yayındayım, bir milyon takipçi var şu an” dedi. “Mustafa abi ben geleyim, aracım otoparkta, beni oraya kadar bırakır mısın” dedim. Atla dedi ve kapıya doğru yöneldik.</p>
<p>Kapalı otoparkın otomatik olan kapısı ağır ağır açılmaya başladı. Çıkış yapacağımız rampanın ucunda koşturan askerler belirdi. İçimden “Eyvah şimdi yandık” dedim. Rampadan açık oto parka doğru döndük, hayret hiçbir asker bizimle ilgilenmiyordu. O sırada binanın etrafındaki halkın engelleri aşıp içeri girmeye çalıştığından hiç haberim yoktu. Askerler TEM tarafından gelecek olanlara karşı araçların arkasına mevzileniyorlardı.</p>
<p>Mustafa abi beni aracımın yanında beni indirdi. Zorlukla aracıma binip çıkışa yöneldim. Dışarıda toplanan sivil kalabalık bütün yolu kaplıyordu. Mustafa abinin aracı dışarıda park halinde duruyordu. Aracın içinde Sertaç’ı fark ettim. Aynı tarafta oturduğumuz için onu aracıma çağırdım. Yanında başka servisten tanımadığımız biri daha vardı. Ben de gelebilir miyim dedi. Onu da araca alıp yola çıktık. Ancak bacağımdan ayağıma kadar gelen ağrı yüzünden, gaz ve fren pedallarına basmakta güçlük çekiyordum.</p>
<p>TEM Mahmutbey gişelerine geldiğimizde buranın çöp kamyonlarıyla kapalı olduğunu gördük. Geri yaptım, yollara ters gitmek dahil her türlü kuralsızlık içinde Halkalı yoluna çıkabildim. Arka yollardan Küçükçekmece’ye giden yolu ararken, üzerimizden F-16’lar uçuyordu. Ses duvarını aştıklarından haberimiz olmadığı için, duyduğumuz patlamalarla bir yerlerin bombalandığını konuşuyorduk. Hatta ilk patlamada aracımın açık camından gelen basıncı bile hissetmiştim. Korkuyla camları kapatıp, tepemize her an bir bomba düşer korkusuyla Küçükçekmece’ye ulaştık. Daha önce Sertaç eşini arayıp diğer arkadaş için yatak hazırlamasını istemişti. Sertaç ve diğer arkadaş araçtan inip eve doğru yöneldiler. Gün ağarmış, saat sabahın beşi olmuştu. Ben Küçükçekmece köprüsünü geçip Avcılar yönüne doğru gazladım.</p>
<p>Bu sırada Sertaç, hayatta ilk kez karşılaştığı misafiriyle evine girdi. Eşi ve üç yaşındaki kızı onu sevinçle karşılayıp boynuna sarıldılar. Gece boyu uçan uçak gürültüsünden korkuya kapılan kızı hiç uyuyamamıştı. Babasını gördüğüne çok sevinmişti. Sertaç misafiriyle salona geçip oturdu. Eşi ve kızı az sonra peşlerinden salona girdiler. Kızının elindeki tabakta küçük bir pasta dilimi ve üstünde yanan bir mum vardı. “Mutlu yıllar babacığım” diyerek tabağı babasına uzattı. Sabah saatin beşiydi, takvimler on altı temmuzu gösteriyordu. On altı temmuzda Sertaç doğmuştu ve bugün hayatının en inanılmaz doğum gününü kutluyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/">15 Temmuz Akşamı, 16 Temmuz Sabahı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/15-temmuz-aksami-16-temmuz-sabahi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çekmecemde Yalnızlık Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Dec 2016 06:30:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Nagihan Tanal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6431</guid>
				<description><![CDATA[<p>Azami ölçüde kar yağışlı yeryüzü. Sarı duvarıma dokunmuyor beyazlığı. İstanbul&#8217;un orta yerine adım atıyor sadelik ve manevi kötülüklerden uzaklaşıyor insanlar. Zamanın tüm sıkıntıları demleniyor sapları paslı çaydanlıkta. Odam beş duvar, yorganım soğuk; dudaklarım kuru, göz altlarım buruk. &#8230; Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta. Anlaşılır her şey siyah beyaz filmler misali. Oysa, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/">Çekmecemde Yalnızlık Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Azami ölçüde kar yağışlı yeryüzü. Sarı duvarıma dokunmuyor beyazlığı. İstanbul&#8217;un orta yerine adım atıyor sadelik ve manevi kötülüklerden uzaklaşıyor insanlar. Zamanın tüm sıkıntıları demleniyor sapları paslı çaydanlıkta. Odam beş duvar, yorganım soğuk; dudaklarım kuru, göz altlarım buruk.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta. Anlaşılır her şey siyah beyaz filmler misali. Oysa, en sevdiğim elbisen oluyor çiçek desenli bahar. Bakışlarını anlatmak istemiyorum, bakışların&#8230; Bir kül tablası sevsem izmaritinden başlardım sadece. Bir kadın sevsem bakışlarından&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6434" aria-describedby="caption-attachment-6434" style="width: 772px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6434 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg?resize=640%2C501" alt="Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta." width="640" height="501" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg?w=772&amp;ssl=1 772w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlivar-tan-vakti.jpg?resize=300%2C235&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6434" class="wp-caption-text">Saatim hep bir dört çeyrek vapuru. Akşamüstlerine karışıyoruz uluorta.</figcaption></figure></p>
<p>Fiyakalı ceketimin tüm albenisi kayboluyor ara sokaklarından süzülürken. Elimde sigaram, yok olmak istiyorum caddelerinde doğru yönü bulamadan. Boynundaki damarlar yol gösterici haybeden. Sancı saplanır bazen İstanbul Boğazı&#8217;na. Yutkunmaya çalıştığım dünyaydı belki de. Yüz hatlarımın gülüşüme uyumsuzluğu boy gösteriyor birde, sarnıçlarım dolu. Özleme ithafen aforizmalar tütüyor ağzımda. Yazarlar müebbet ızdırap içinde, tüm şairler yasta. Etrafta Aşk&#8217;a dair birşey kalmamışcasına.</p>
<p><em>&#8221;Bizi böyle bilmiyorlar</em></p>
<p><em>                               bilmesinler&#8221;</em></p>
<p>Ucuz bir roman havası çalınıyor kulaklarıma. Ritminde mutluluk gizli, ayaklarım yürüyerek atıyor stresini. Sahil boyu kalabalık alabildiğince. Farklı şeyler var gibi. Ürkekliğimden arınıyor erkekliğim, dalıveriyorum aralarına. Sağımda bir kadın; çekirdek var avuçlarında. Solumda bir çift; dudakları titreşiyor her dokunuşta. Farklı şeyler var gibi. Ufka uzanıyor bir teknenin yelkenleri suya inat. Güneşin göremeyeceği mesafeden dans ediyor yakamoz. Nihayetim oluyor ellerin; nihayet dokunuyorum kollarına. Parmaklarım, tahriş etmemeli tenini. &#8221;Kal&#8221; demek geçiyor dudaklarımdan, dudaklarım kuru, açılmıyor yeniden. Zahmet edip kalkıyorsun yüreğimden. Nihayetim oluyor yokluğun.</p>
<p>Şimdi sıcak ter çıkar vücudumdan. Sadakati kavramak belinden ve bir yudum su gibi içmek yalnızca&#8230; Soğuk havada iki bardak çaydık dokunulmamış. Bugünlerim geleceğine kuruluydu, tek suçum bu.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6433" aria-describedby="caption-attachment-6433" style="width: 806px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6433 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg?resize=640%2C480" alt="Fiyakalı ceketimin tüm albenisi kayboluyor ara sokaklarından süzülürken. Elimde sigaram, yok olmak istiyorum caddelerinde doğru yönü bulamadan." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/cekmecemde-yalnizlik-var-gokyuzu.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6433" class="wp-caption-text">Fiyakalı ceketimin tüm albenisi kayboluyor ara sokaklarından süzülürken. Elimde sigaram, yok olmak istiyorum caddelerinde doğru yönü bulamadan.</figcaption></figure></p>
<p>Azami ölçüde güneşli yeryüzü. Beyaz duvarıma dokunmuyor sarılığı. İstanbul&#8217;un orta yerine adım atıyor abartı ve manevi iyiliklerden uzaklaşıyor insanlar. Zamanın tüm mutlulukları demleniyor sapları paslı çaydanlıkta. Odam gökyüzü, yorganım bulut; dudaklarım güneş, göz altlarım gece.</p>
<ul>
<li>Yapıcı eleştirileriyle yazıyı güzelleştiren ve başlığı yazan <strong>Nagihan Tanal</strong>&#8216;a teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/">Çekmecemde Yalnızlık Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cekmecemde-yalnizlik-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YOLCULUK…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6422</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uyku tutmamıştı yine. Olanca cesaretimi toplayarak elimi sol göğsüme götürerek dürttüm. -Uyanık mısın? “Ben gündüzleri uyurum. Sen tek başına kaldığını düşündüğün anda gelirim bilmez misin?” Bakışları üzerimdeyken soyundum! Çırılçıplaktım. -Bu gece bitirmeye gidiyoruz. Dedim. Gülümsedi. “Utanmayacak mısın?” Diye sordu. Cevap vermedim kararlıydım. Yerimden kalktım kapıya doğru yürüdüm. “Deli olma! Dışarıda kar var. Ayrıca nereye gidiyoruz?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolculuk/">YOLCULUK…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku tutmamıştı yine.</p>
<p>Olanca cesaretimi toplayarak elimi sol göğsüme götürerek dürttüm.</p>
<p>-Uyanık mısın?</p>
<p><strong><em>“Ben gündüzleri uyurum. Sen tek başına kaldığını düşündüğün anda gelirim bilmez misin?”</em></strong></p>
<p>Bakışları üzerimdeyken soyundum! Çırılçıplaktım.</p>
<p>-Bu gece bitirmeye gidiyoruz. Dedim.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p><strong><em>“Utanmayacak mısın?”</em></strong> Diye sordu.</p>
<p>Cevap vermedim kararlıydım. Yerimden kalktım kapıya doğru yürüdüm.</p>
<p><strong><em>“Deli olma! Dışarıda kar var. Ayrıca nereye gidiyoruz?”</em></strong> diye sordu.</p>
<p>Bu defa gülümseyen ben oldum.</p>
<p>-Bu gece seni gömeceğiz. Dedim.</p>
<p>Sanırım uzun zamandan beri ilk kez beni bu kadar kararlı ve kendimden emin görüyordu. Sustu. Sokaklardan caddelere, caddelerden geniş yollara çıktım. Aştım yolları. Daldım kuytulara. Patikaları izledim, kasabaları geçtim ve nihayet mezarcının evine geldim. Tam kapıyı tıklatacaktım:</p>
<p><strong><em>“Uyuyordur adam çalmasana kapıyı.”</em></strong> Dedi.</p>
<p>-Alışıktır nasılsa. Dedim.</p>
<p>Dinlemedim kırarcasına vurdum kapıya. Ayak sesleri belirdi. Kapıyı açtığında göz göze geldim. Çıplak olduğumu fark etmiyordu. Soru sormasına fırsat vermeden:</p>
<p>-Gömeceğin biri var. Acelem var ve sabahı bekleyemem. Dedim.</p>
<p>Her şey hazır mı? Diye sordu.</p>
<p>Ne hazırlığı yapacaktım? Hazır olan bendim gerisi önemsizdi. Bir an önce bitsin istiyordum.</p>
<p>-Git yıka öyle getir yoksa gömemem dedi.</p>
<p>Yıkamak nereden çıktı diye düşündüm. Kapıyı yüzüme kapadı. Ayak sesleri uzaklaşıyordu.</p>
<p>-Peki dediğin gibi olsun. Uyuma geleceğim dedim.</p>
<p>Yorulmadan yürüdüm.</p>
<p><strong><em>“Bunu yapmak istediğine emin misin?” </em></strong></p>
<p>Cevap vermedim yine. Konuşmasını dinlesem veya karşılık versem ne yapar eder beni vazgeçirirdi. Gevezeliği tutmuştu.</p>
<p><strong><em>“Hiç olmazsa örtün lütfen. Seni benden başkası çıplak görmesin.”</em></strong></p>
<p>Mezarcı görmemişti oysa. Önemsemedim. Yürüdüm. Bir kiliseye geldim. Öfkeyle kapıyı yumrukladım.</p>
<p>-Papaz efendi kalk çabuk!</p>
<p>Kapının ardından mum ışığı belirdi. Kapı ardına kadar açıldı. Mumu havaya kaldırıp bana baktı.</p>
<p>-Bir mezarcı beni bekliyor. Gömülecek biri var ve ölmeden önce yıkanmasını istiyor. Dedim.</p>
<p>-Yeterince bilge değilim ama görüyorum ki çıplaksın. Senim yıkanmaya ihtiyacın yok. Dedi</p>
<p>Beni çıplak görmesi utandırmamıştı. Dahası çıplak olduğumu fark etmesi hoşuma gitmişti.</p>
<p>-Kutsal su ile yıkaman faydalı olabilir. Dedim.</p>
<p>-Kutsal su bedeni yıkar. Bir erkeğin yüreğindekini değil. Dedi.</p>
<p>Kapıyı yüzüme kapadı. Merdivenlerden çıkarken sesi hala geliyordu.</p>
<p>-Çıplak olman yetmez. Kutsal sudan yüreğini temizlemesini değil yüreğindekini temizlemesini istiyorsun. Böyle bir su yok!</p>
<p>Yürümeye başladım yine. Karanlık gittikçe koyulaşıyordu.</p>
<p><strong><em>“Eve dönelim! Üşümeni istemiyorum. Bu kadar çıplak olma. Gözlerden uzak dur lütfen dönelim.</em>”</strong></p>
<p>Dağları aştım. Bir rahip elinde asası suyun kenarında duruyordu. Beni gördü.</p>
<p>-Bu Ganj’mı? Diye sordum.</p>
<p>Cevap vermedi ama gülümsemesinden evet dediğini anladım. Usulca suya girdim belime kadar.</p>
<p>-Ganj gömülecek birini yıkamaz. Dedi.</p>
<p>Kafamı suya batıracaktım. Nerden anladığını sordum.</p>
<p>-Gecenin bu saatinde, daha gelmeden çıplak olan biri Ganj’dan medet umuyorsa bilge olmaya ne gerek dedi.</p>
<p>Sudan usulca çıktım. Kimseyi rahatsız etmek istemedim. Yürümeye başladım.</p>
<p><strong><em>“Soğuk olması yetmezmiş gibi bir de suya girdin delisin sen. Lütfen eve dönelim.”</em></strong> Dedi.</p>
<p>Dinlemedim. Dağları aştım. Uzakta bir tapınak gördüm. Adımlarım hızlandı. İçeri girdim. Avluda yerde oturmuş rahipler gördüm. Dönüp bana baktılar. Biri yerinden kalkarak elinde bir örtüyle geldi. Çıplak olmamı istemiyorlardı. Örtüyü elinden çekip yere attım. Daha ben derdimi anlatmadan:</p>
<p>-Akbabalara, yemeyecekleri yüreği sunman nafile. Dedi.</p>
<p>Tapınaktan çıktım. Merdivenleri inerken yine konuştu:</p>
<p><strong><em>“Beni incitiyorsun artık. Lütfen eve dönelim.”</em></strong></p>
<p>Sızısını hissettim o an. Ama ona söylemedim. Birazcık canının yanması beni memnun etti. Onca yıl benim çektiğimi anlar diye umdum.</p>
<p>Yürüdüm fersah fersah. Bir cami gördüm. Girdim içeri. İmam beni süzdü. Konuşma der gibi sus işareti yaptı.</p>
<p>-İlacın bende değil meczup.</p>
<p>Dizlerimin üstünde duruyordum. Yorulmuştum ama vazgeçmeye niyetli değildim. Doğruldum huzurdan çekilmek ister gibi.</p>
<p>-Herkes meczup olamaz değerini bil. Dedi.</p>
<p>Geri döndüm. Mezarcıya geldim yine. Yine kırarcasına vurdum kapıya. Kapıyı açtı.</p>
<p>-Merasime gerek yok. Sadece işini yap ve mezarı kaz. Dedim.</p>
<p>Kazmasını, küreğini alıp yürüdü o önde ben arkada.</p>
<p><strong><em>“Daha çıplak olduğunu bile göremiyor nasıl bir adamsın sen?”</em></strong> diye sordu.</p>
<p>Mezarlığa baktım. İzbe bir yer gibi göründü gözüme. Yine de ses çıkarmadım. O kazdı ben izledim. Genişliğini gösterdi daha büyük dedim. Uzunluğuna bakmamı istedi daha uzun dedim. Küreği dik tutup derinliği nasıl der gibi baktı daha derin dedim. Yoruldu.</p>
<p>-Yüreğin el kadarken ne çıkaracaksın ki buraya sığamayacak?</p>
<p>Sen ne anlarsın dedim. Bedelini ödedim. Kazma ve kürek için iki altın ödedim. Zaten mezarlığını beğenmemiştim. Yürüdüm elimde kazma kürekle. Issız bir vadiye geldim. İstediğim kadar karanlık, istediğim kadar sessiz ve istediğim kadar uzaktı. Kazdım kazdım. Bütün vadiyi kazdım. Derinliği arza erişinceye kadar kazdım. Uzattım boyunu bir ucu kuzeye diğer ucu güneye vardı. Genişlettim enini bir tarafı güneşin doğduğu, diğer tarafı güneşin battığı gözeye. Tırnaklarımı geçirdim göğsüme çekmeye başladım dışarı. Uzadıkça uzadı.</p>
<p><strong><em>“Canımızı acıtıyorsun.” </em></strong>Diye haykırdı.</p>
<p>Ben çıkardıkça o büyüdü. Ne yaptıysam sonu gelmedi. Zaten kazdığım mezar bile yetmedi daha sonu gelmeden. O kadar boğuşmama rağmen bir katre çamur bile sıçramamıştı üstüne. Bıraktığım anda tekrar içeri girdi. Canım acıdı yere yığıldım. Ben çamura bulandım. Zorla doğruldum kazdığım mezardan.</p>
<p><strong><em>“İncitiyorsun ikimizi de. Lütfen evimize dönelim.”</em></strong></p>
<p>Eve değil evimize demeye başlamıştı. Ama yenilmeyecektim. Bir nehir bulup çamurlardan temizlendim. Nehirden çıktım çaresizdim. Karanlıktan gelen birini duydum. Bekledim. Bir kadın geldi bana kadar. Kadın’da çıplaktı. Benden utanmadı. Benim o’ndan utanmadığım gibi.</p>
<p>-Benim kadar çıplaksın. Ama yeteri kadar güzel değilsin dedim.</p>
<p>-Aradığın yer şu kayalıkların ardında. Ve evet sende benim kadar çıplaksın ve sende yeteri kadar güzel değilsin. Dedi.</p>
<p>İşaret ettiği yere doğru gittim. Sarp kayalıklara ulaştım. Kayalıklar geçmem izin verdi ama her tarafımı kanatarak. Yürüdüm bir nehir gördüm. Karşıya geçmek için sağa sola baktım. Sislerin içinden bir kayık belirdi. İçinde bir adam vardı. Kıyıya gelince durdu. Yanına gittim karşıya gitmem gerek dedim. Kayığı işaret etti bindim. Yol bana uzun geldi. Karşı kıyıya varınca indim. Yürüdüm. Susmuştu içimdeki.</p>
<p>Bir adam gördüm. Yaşlıydı yüzüne baktım. Kurumuş toprak gibiydi yüzü. Huzur vericiydi hali.</p>
<p>-Hoş geldin. Dedi.</p>
<p>Kafamı salladım yürürken. Takip ettim.</p>
<p>-Boyun ne kadar?  diye sordu.</p>
<p>Gömülecek ben değil diyecektim ki konuşamadım. Mezarları gösterdi. İçlerini görebiliyordum. Her mezarda iki kişi yatıyordu. Yüzleri sade ama dudaklarında gülümseme vardı.</p>
<p>-Neden iki kişiler ve neden birbirlerine bakarak uzanmışlar.</p>
<p>Kafasını bir yana eğerek gülümsedi.</p>
<p>-Üstündeki örtüyü attığın gibi gözündeki perdeyi de atmışsın. Dedi.</p>
<p>Anlamadım!</p>
<p>-İster şimdi girersin buraya, ister zamanı geldiğinde. Hak etmişsen eğer. Dedi.</p>
<p>Yerim istesem o an hazırdı. Ama zamanı geldiğinde eğer hala gömememiş isem hazır olacaktı. Ya benimle ya bensiz gömülecekti. Bensiz gömülecekse bir başka mezarlık vardı. Görmek istedim. O önde ben arkada yürüdüm. Neden konuşmuyor diye sordum. Duraksadı.</p>
<p>-Burada söz hakkı onun değil sadece senin.</p>
<p>Mezarlığa baktım hepsi hazırdı ama içleri boştu.</p>
<p>-Buraya kadar gelip bırakanı görmedim. İlk olmak ister misin?</p>
<p>Etrafa baktım. İçime seslendim. Yanıt vermedi. Etraf soğuk ve tekinsiz göründü gözüme. Korktum. Çığlık atmak istedim.</p>
<p>-O’nu bir başına bırakamam. Üşür, korkar, bensiz ne yapar?</p>
<p>-Kayık orada. Uzun ve yorucu bir yoldan geldin.</p>
<p>Göz yaşlarımı sildim. Kayığa döndüm. Oturdum. Hıçkırmaya başladım.</p>
<p><strong><em>“Buradayım üzme beni.”</em></strong></p>
<p>Nehri geçtim. Dağları, ovaları aştım. Dönerken bir kadınla karşılaştım. O da çıplaktı. Gülümsedim.</p>
<p>-Biliyorum ikimiz de çıplağız. Ve yeterince güzel değilim. Ve aradığın yer kayalıkların ardında. Nehri geçmek için kayıkçıyı bulacaksın. Ve utanma kayıkçıdan, hem kör hem sağırdır. Dilediğin kadar hıçkırıklara boğulabilirsin.</p>
<p>Eve geldim. Koltuğa yerleştim. İçimdeki konuştu:</p>
<p><strong><em>“Bir daha böyle yolculuklara çıkmanı istemiyorum. Ne kendini ne beni sakın üzme. Ne sen, ne de ben terk etmeyeceğiz birbirimizi.”</em></strong></p>
<p>Cevap vermedim. Ama yorulmuştum.</p>
<p><strong><em>“Çabuk örtün. Bir daha kimseler görmesin seni örtüsüz.”</em></strong></p>
<p>-Peki dedim.</p>
<p>Örtüyü aldım tam örtünecekken seslendim:</p>
<p>-Bir başka misafir gelse yüreğime itiraz eder misin?</p>
<p>Kafasını kaldırıp gözlerini bana dikti.</p>
<p><strong><em>“Neden itiraz edeyim?”</em></strong></p>
<p>Umutlandım o an. Örtüyü kapayacakken son bir cümle döküldü ağzından:</p>
<p><strong><em>“Ama içeride yer yok ki!”</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolculuk/">YOLCULUK…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6422</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Dec 2016 13:05:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6379</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Benim sözümü dinleyene kadar bu odada tek başına kalacaksın?” “Ama anne?” “Aması maması yok, ne zaman isyanı bırakır, sözümü dinler uslu çocuk olursun, o zaman yalnızlıktan kurtulursun.” Demişti annem. Odanın kapısını üstümden kilitlemişti. 8 yaşındaydım daha o zamanlar. Top oynamaya çıkmıştım, saatin kaç olduğunu farkına varamamıştım. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Annem bana çok kızmıştı. Kızdığında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Benim sözümü dinleyene kadar bu odada tek başına kalacaksın?”</em></p>
<p><em>“Ama anne?”</em></p>
<p><em>“Aması maması yok, ne zaman isyanı bırakır, sözümü dinler uslu çocuk olursun, o zaman yalnızlıktan kurtulursun.” Demişti annem. </em></p>
<p><em>Odanın kapısını üstümden kilitlemişti. 8 yaşındaydım daha o zamanlar. Top oynamaya çıkmıştım, saatin kaç olduğunu farkına varamamıştım. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Annem bana çok kızmıştı. </em></p>
<p><em>Kızdığında tek bir fiske dahi vurmazdı. Babam olsa iki tokat patlatır, ama kızgınlığı geçtikten sonra karşına alır “Bak oğlum” diyerek söze başlardı, öğrencisiyle konuşan öğretmen edasıyla.</em></p>
<p><em>“Eğitimin ilk şartı kurallara uymaktır, büyüklerin sözünden dışarı çıkmamaktır. Sen iyi ve kötünün ne olduğunu bilmezsin. Biz senin…”</em></p>
<p><em>Onlar benim adam olmamı istiyorlardı, haylazlık etmememi, ne derlerse evetlememi, kuralları sessizce kabullenmemi&#8230; Büyüyüp para kazanmalıydım. Okuyup doktor, mühendis, avukat olmalıydım. Onların beğenip seçtikleri ailemize uygun bir kızla evlenip, yuva kurmalıydım. Adam olmak bu demekti çünkü. Beni dünyaya getirdiklerine göre onların istedikleri gibi biri olmalıydım. Her anne-babanın en doğal hakkıydı bu…</em></p>
<p><em>Öğretmen maaşıyla geçindiriyorlardı evi. Kız kardeşim ve beni, para harcamamaya teşvik ediyorlardı boyuna. Tutumlu olmak adına çocukça isteklerimize ket vuruyorlardı. Bir taraftan da derslerimizde başarılı olmamız için çok çalışmamız gerektiğini söylüyorlardı. Oysa ben!</em></p>
<p><em>Oysa ben işime yaramayacak dersleri okumak istemiyordum, çünkü oyuncu olmak istiyordum. Konservatuara gitmeyi, tiyatro eğitimi almayı hayal ediyordum&#8230; Varsa yoksa oyun metinlerini ezberliyor, küçük piyesler yazıyor, hep sahnedeymişim gibi hissediyordum kendimi. Sanki birisi beni gözetliyordu ve her hareketimi kayda alıyordu. Ders kitaplarımın köşelerine palyaço yüzleri çiziyordum. Masklar, dekor tasarımları falan… Bir keresinde matematik öğretmenim yakalamıştı beni derste çizerken, babamın arkadaşı olduğu için hemen ona şikâyet etmişti. Top oynamamı yasaklamıştı babam. Artık sokağa da çıkamıyordum. Nasıl bitecekti bu lise hiç bilemiyordum?</em></p>
<p><em>Üniversite sınavları gelip çattığında umumi istek üzerine siyasal bilgilere girdim. Çok sevinmişti bizimkiler. Kaymakam olacağım diye günlerce ceket-kravat dolaşmıştı babam. Tebrikleri kabul etmişti annem. Ev ana baba günüydü. Zavallı kız kardeşim kendi başına bir köşede unutulmuştu.</em></p>
<p><em>Bütün kasaba beni konuşuyordu, anne-babamın üzerimdeki emekleri dillerde dolaşıyordu. </em></p>
<p><em>Ne yalan söyleyeyim, bu ilgi çok hoşuma gitmişti. Beni uğurlamaya ne kadar tanıdık, eş- dost varsa hepsi gelmişti. El sallarken annem ağlamış, babam gözyaşlarını fötr şapkasının altına saklamıştı. Gurur duyuyorlardı benimle, uslu, söz dinleyen oğulları sonunda ‘adam’ olmuştu. Gidiyordu İstanbul’a…</em></p>
<ul>
<li>Selam, yine ne yazıyorsun oyun mu?</li>
<li>Ha merhaba ya otursana, yok oyun değil bu sefer kısa bir öykü yazıyorum. Bir edebiyat dergisi yarışma açmış, birinciye iyi ödül var. Ne yaparsın para kazanmak için yazıyorum bu sefer.</li>
<li>Senin gibi bir oyuncu, bir oyun yazarı para kazanmak için kısa öyküler yazsın olacak iş mi?</li>
<li>Ne yaparsın üniversiteyi bitiremeyince böyle oluyor işler.</li>
<li>Ekmek kapısı muhabbeti desene, sanatım var satılık.</li>
<li>Tuzu kuruların böyle konuşması normal tabi… Şurada oturmak için bile çay parası gerek. İkide bir gelip duruyor garson. ‘ Çay bırakayım mı abi, çay bırakayım mı abi?‘ Bana bak seni yazarım bütün âleme rezil olursun’ dedim. Korktu enayi. Paçayı kurtardım. Şimdi ben çağırmadan gelemiyor yanıma.</li>
<li>Haha… Âlem adamsın vesselam. Neyse kaçtım ben, konferans var okulda, görüşüz sonra. Hadi kolay gelsin sana.</li>
<li>Eyvallah, arkadaşlara selam söyle, af çıkarsa haber verin ha. Belli olmaz belki dönerim geri okula.</li>
<li>Tabi ya! Hah şöyle, dört dersten okuldan mı atılırmış insan. Var bir söylenti. Haberimiz olur olmaz, buluruz biz seni burada, Çınar altında.</li>
</ul>
<p><em>İstanbul büyük şehirdi, çok büyük şehir. Bizim oralara benzemiyordu ne insanı, ne yaşamı… İlk zamanlar okulla yurt arasında zaman geçiriyordum. Derslerim iyiydi. Ezberim sıkı olduğu için sınavlarda zorlanmıyordum. Etliye sütlüye hiç karışmıyordum. Siyasi ortamdan uzak duruyor, toplu hiçbir eyleme katılmıyordum. Öğrenci kahvehanelerine gitmiyor, kantine bile arada sırada uğruyordum. Tiyatroyu aklımdan çıkartmıştım sanki. Ta ki koridordaki o afişi görene kadar. </em></p>
<p><em>“İktisat Fakültesinin Tiyatro Kulübü çalışmalarına başlayacak, başvurmak isteyenlerin…”</em></p>
<p><em>Başvurmak isteyenlerdendim. Eski sevgilisiyle yeniden karşılaşan bir âşık gibi, içimde parlayan heyecanla, soluk soluğa, zor attım kendimi kantinin sigara dumanlı havasına… Kiminle konuşacağımı bile bilmiyordum. Ne diyeceğimi, nasıl ulaşacağımı? İlanın tamamını okumamıştım ki!</em></p>
<p><em>Kantinin ortasında durmuş hiç tanımadığım insan yüzlerine bakıyordum bir bir, onlar da bana bakıyorlardı. Kendi çevremde dönüp duruyordum. Birine, yalnız bir kişiye sormak istiyordum. Seçeceğim tek bir kişiye…</em></p>
<p><em>İşte o anda göz göze geldik onunla. Sıcacık bir bakıştı, gülümsüyordu bana. Sarı kirpiklerinin içine gizlenmiş su yeşili gözleriyle, bizim oraları anımsatıyordu. Çocukluğumun en sevdiğim yerini, yazları geçirdiğimiz yayla evini. Başakların arasında saklı kalmış, kimselerin bilmediği yeşil gölü, ilk sevgilimi…</em></p>
<p><em>Sırdaşımdı yeşil göl, arkadaşımdı. Okul kapanır kapanmaz soluklandığım tek sığınağımdı. Bütün bir kış hasretini çekerdim. Balık tuttuğumu zannedelerdi kenarında, eve eli boş dönerdim akşamları. Acemi balıkçıya çıkmıştı adım. Oysa tuttuğum bütün balıkları, ellerimle geri gönderirdim geldikleri yere, sevgilime, yeşil göle. Kıyamazdım onları yemeğe… Sevgilimi üzmek istemezdim, hayallerimi anlatırdım boyuna. Yazdığım piyesleri oynardım tek başıma. İzlerdi beni sessizce sevgilim, duyardı sesimi; bilirdim…</em></p>
<p><em>Toplayıp cesaretimi gidip sordum ona tiyatro kulübünün yerini…”Benimle gel “dedi. Öyle samimiydi ki. Kantinden yemek haneye indirdi beni. Yemek servisi bitmişti, tabldot tepsilerinin birbirine çarpan gürültüsünün eşliğinde yürüyorduk. Masalar kaldırılmıştı. Yerleri süpürüyordu bir görevli. </em></p>
<p><em>“Seni hocamızla tanıştıracağım” dedi. “Bundan sonra beraber tiyatro yaparız ne dersin?” Olmaz mı?</em></p>
<p><em>Olurdu elbet, öyle de oldu. Hep beraber çalışmaya başladık oynayacağımız oyunu…</em></p>
<ul>
<li>Bir çay versene bana…</li>
<li>Elbette abi, simit de ister misin?</li>
<li>Hayrola, korktun mu seni yazacağım diye?</li>
<li>Yok be abi, ne korkması. Anladım ben seni.</li>
<li>Ne anladın söyle bakalım?</li>
<li>Yani ayıptır söylemesi, ama bu yazı işleriyle para kazanamazsın abi. Sana sahici bir iş gerek. Benim gibi garson ol demiyorum da, okumuş yazmış adamsın başka tür bir iş tutamaz mısın?</li>
<li>Tutarım elbet, muhasebecilik yaparım mesela.</li>
<li>Öyleyse, boş yere niye sıkıntıya sokuyorsun ki kendini?</li>
<li>Doğru söylüyorsun aslında, tutturmuşum tiyatro diye, zaten yazamadım bir türlü istediğim oyunu.</li>
</ul>
<p><em>Kız kardeşim yazdığım oyunlara bayılırdı. Küçük skeçler yazar, oynardım sonra. Onu da katardım oyunuma, ama annem ev işleri için onu hep yanına çağırırdı. İstemeye istemeye giderdi, benimle kalıp oynamayı çok severdi. Öyle sessiz bir kızcağızdı ki, duymak için sesini, eğilmek gerekirdi. Hep güler yüzlüydü, hiç yaramazlık yapmazdı. Annemleri hiç kızdırmazdı. “ Hiç üzmez kızım beni” derdi annem öğünerek. “ Okuyup <a href="https://idilsuaydin.av.tr">avukat</a> olacak benim kızım” derdi babam. Hiç üzmedi kız kardeşim annemi ve okuyup avukat oldu tıpkı babamın istediği gibi. Ankara’da okudu, hem çalıştı okurken, hiç yük olmadı aileye. Stajını bitirdi aynı sessizlikle. Yanına gittiğim bir gün, </em></p>
<p><em>“Abi” demişti. Duruşmalarda hiç sesim çıkmıyor diye, alay ediyorlar benle.” </em></p>
<p><em>“Sen de bağır be kızım“ demiştim, bağırarak. Ardından okuduğum tirat ile ona sesimin tonunu göstermiştim. </em></p>
<p><em>Gözlerinin içi gülmüştü yeniden. “ Keşke senin gibi olsaydım ben de “demişti. “ Benim hiç kendime güvenim yok. Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum. Abi biliyor musun, galiba ben avukat olmak istemiyorum. Bana uygun değil bu meslek.”</em></p>
<p><em>İşte o anda beynimden vurulmuştum. Hayatımda en çok sevdiğim kişiydi kız kardeşim. Ama ben onu öylece bir köşede unutmuştum. Hassas, naif kendi dünyasında yaşayan canım kardeşimi.</em></p>
<p><em>Hep Barbie bebek gibi yanımda taşımış, onunla oyun oynamış, oyunlarım bitince de bir köşeye atmıştım. Ne diyeceğimi bilemeden öylece yüzüne baktım, sarıldım sonra hiç sarılmamışım gibi sıkı sıkıya…</em></p>
<p><em>“Sen ne yapmak istiyorsun güzelim?” dedim. </em></p>
<p><em>“Ben resim yapmak istiyorum” dedi. Ve bana yaptığı resimleri gösterdi. Çok şaşırmıştım, onu bu güne kadar bir kere bile resim yaparken görmemiştim. Harika bir çizgisi vardı. Benden çok daha yetenekliydi. Resimler elimde öylece kala kaldım. Söyleyecek tek bir sözüm bile yoktu. Halimi anladı, ne kadar üzüldüğümü gördü. Ardından,</em></p>
<p><em>“Sabahları hep uykulu kalkardım hatırladın mı ?” dedi. Başımı salladım.</em></p>
<p><em>“Geceleri gizli, gizli çizerdim resimleri. Odamın ışığını hiç açmazdım. El fenerinin ışığında çalışırdım. Boyaları mahalledeki kırtasiyeci Şefik amca verirdi bana. Okul çıkışlarında ona yardım etmeye giderdim hatırladın mı?”</em></p>
<p><em>“Evet” dedim. “ Biz seni orada ders çalışıyorsun zannediyorduk.”</em></p>
<p><em>“Çalışıyordum, Şefik amca bana matematik öğretiyordu. Ama bir yandan da resim çizmeyi öğretiyordu…</em></p>
<p><em>“Bize neden söylemedin“ dedim. Gülümsedi her zaman ki gibi.</em></p>
<p><em>“Söylesem izin verir miydiniz? “ dedi.</em></p>
<p><em>Sustum. Başımı önüme eğdim. Bizim aramızda onca sene bir gölge gibi, hiç ses etmeden yalnızca gülümsemeleriyle yaşayan kız kardeşim, benden çok daha iyi bir oyuncuydu. Bir palyaço gibi maskesini takmış, bizleri eğlendirmiş, görevini yerine getirmişti. Yorulmuştu palyaço çocuk. </em></p>
<p><em>Artık sahneden inmek, maskesini çıkarmak, yüzündeki boyaları silmek istiyordu.</em></p>
<p><em>Kendi resmini çizmek istiyordu artık, kendi boyaları, kendi fırçaları, kendi tualine kendini resmetmek istiyordu…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Görünmez Mi Olmuştum Yoksa</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Dec 2016 14:02:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6353</guid>
				<description><![CDATA[<p>Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda. Yine saati gelmişti işte. Biraz sonra elinde siyah çantası ile çıkacaktı dışarıya. Her zamanki gibi ilk sağ ayağını atacaktı basamağa. Sonra etrafını süzdükten sonra yürüyecekti yolda. Karşıya geçerken önce arkasına bakmayı ihmal etmeyecekti. Yüzüme doğru inen uzun saçlarımla uğraşırken çıkmıştı kapıdan. Bu sefer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/">Görünmez Mi Olmuştum Yoksa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda. Yine saati gelmişti işte. Biraz sonra elinde siyah çantası ile çıkacaktı dışarıya. Her zamanki gibi ilk sağ ayağını atacaktı basamağa. Sonra etrafını süzdükten sonra yürüyecekti yolda. Karşıya geçerken önce arkasına bakmayı ihmal etmeyecekti.</p>
<p><figure id="attachment_6355" aria-describedby="caption-attachment-6355" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6355 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg?resize=280%2C280" alt="Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda." width="280" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/gorunmez-olmak.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6355" class="wp-caption-text">Peşimden gelen olmadığından emindim artık. Duvardan atlayarak etrafa bakındım. Kimsecikler yoktu civarda.</figcaption></figure></p>
<p>Yüzüme doğru inen uzun saçlarımla uğraşırken çıkmıştı kapıdan. Bu sefer uzun etek giymişti simsiyah. Kolunda asılı duran çantası beyazdı. Yeni almıştı galiba. Hala atmamıştı adımını sokağa. Birisini bekliyordu sanki kapıda. Yanına gitmeyi istedi ayaklarım. Hala güzeldi yüzü. Hiç değişmemişti sanki. Yıllara inat yaşlanmamıştı. Sözünü tutmuştu. Asla yaşlanma demiştim ya günün birinde. Öyle de yapmış. Arkasından gelen çocuk koşarak atladı kucağına. “Anne” diye seslendi küçük kız çocuğu. İşte bütün hayallerimi yıkan ses buydu. Artık mutlu olamayacağımı anlatan ses. Eskisi gibi yaşamayacağımı bana bildiren ses.  “Anne” kelimesi çınlıyordu kulaklarımda. Bakamaz olmuştum artık yüzüne. Düşünemez olmuştu geleceğimi. Bitmişti sanki her şey. Durmuştu her şey. Dönmüyordu artık bu koca küre benim için. Nefes almakta dahi zorlanmaya başladığımı hissettim. Diz çöktüm. Duvara dayadım sırtımı. Nefes almaya çalışıyordum derin derin. Alıp da verememekten de korkuyordum. Kulaklarımı kapattım ellerimle. Nereden geliyordu bu ses hala. Gittiler mi diye bir daha göz attım duvarın ucundan. Yanlarında bir adam vardı. Yürüyorlardı salına salına sokağın başına doğru. Bana verdiği sözler gelmişti aklıma. Hiç değişmeyeceğiz diye sözleşmiştik oysaki. Neden böyle bir işe kalkışmıştı. Evliydi galiba o adamla. Belli ki bir de çocukları olmuş. Bana ihanet etmişti. Durmamıştı sözünde. Bu kadar basit olmamalıydı. Ayağa kalkarak takibe başladım. Konuşmam lazımdı ay yüzlümle. Bir açıklaması olacaktır elbette bunun. Döndü köşe başında. Ayrıldı onlardan. Adımlarımı hızlandırmıştım bende. Yıllar sonra beni görünce nasıl bir tepki verecekti acaba? İlerledim, ilerledim. Etrafına bakarken gördü yüzümü. Saf saf gülümsemeye başladım. Başka tarafa çevirdi yüzünü. Korktuğum başıma gelmişti işte. Kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü. Deli olacağıma inandım bir an. Ellerimi başıma götürüp sakin olmaya çalışıyordum. Nasıl olmuştu bu? Nasıl tanımamıştı sevdiğini? Gerçekten unutmuş muydu beni? Elimle yüzüme dokundum. Görünmez mi olmuştum yoksa? Tek kelime konuşamadan çekip gitti yanımdan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/">Görünmez Mi Olmuştum Yoksa</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gorunmez-mi-olmustum-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6353</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ah’lar Ağacında Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Madak]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Madak "Ah'lar Ağacı" şiiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6261</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir geceydi. Deli bir rüzgâr esip duruyordu. Ama tek bir dal bile kıpırdamıyordu. Rüzgâr, içime işlemek için esiyordu. Zahmetli bir çabayla bedenime çarpıp dönüyordu. Oysa onca ağaç vardı rüzgârı bekleyen. Sarsılıp kendilerine gelmek isteyen… Çoğu ev ışıkları söndürmüştü. Bense ışıkları yakmaya hiç yeltenmemiştim bile. Işığa ihtiyaç duymuyordum. Alışkanlıktan öte bir sebepti bu. Yanan her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/">Ah’lar Ağacında Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir geceydi. Deli bir rüzgâr esip duruyordu. Ama tek bir dal bile kıpırdamıyordu. Rüzgâr, içime işlemek için esiyordu. Zahmetli bir çabayla bedenime çarpıp dönüyordu. Oysa onca ağaç vardı rüzgârı bekleyen. Sarsılıp kendilerine gelmek isteyen…</p>
<p>Çoğu ev ışıkları söndürmüştü. Bense ışıkları yakmaya hiç yeltenmemiştim bile. Işığa ihtiyaç duymuyordum. Alışkanlıktan öte bir sebepti bu. Yanan her ışığın karanlığımda boğulması ile ilgiliydi. İçimden sahipsiz şiirler, şarkılar geçiyordu her gece. Her gece soluğumda takılı kalan bir kanca içimdekileri acımasızca çekiyordu. Ve ben bu acıyla ne çok sözü yarım bırakıyordum. İçimde iki kuş daha doğmadan yüreğime sığınmaya çalışıyorlardı. Oysa ben karanlıktım, yüreğim karanlıktı. Anlatamadım. Onlar doğarken ben ölecektim, anlatamadım. Bende tuttum o soğuk geceye bir ağaç daha ekledim. Rüzgâra karşı koyacaktı ve kuşları sahiplenecekti. Uyursam, gecenin yarımlığı tamamlanacaktı. Uyumadım.</p>
<p><figure id="attachment_6264" aria-describedby="caption-attachment-6264" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6264 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=475%2C613" alt="ünlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. Didem Madak’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde. " width="475" height="613" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=232%2C300&amp;ssl=1 232w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6264" class="wp-caption-text">ünlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. Didem Madak’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde.</figcaption></figure></p>
<p>Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi. Dikkat ediyordum da sokaktan geçenler onu fark etmiyordu. Yalnızca ben ve diğer ağaçlar farklı olduğunu anlıyorduk. Çünkü doğan güneş ikimizin göğsünde daima batıyordu. Gözlerime bakıyordu ve ben beklediğini anlıyordum. İki kuş bir gelseydi, bir konsaydı dallarına… Ah! Belki ölecekti benimle birlikte kahrından. Ama istiyordu işte, biliyordum.</p>
<p>Günlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. <strong>Didem Madak</strong>’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde. Şiirler okurdum kitabından. Çok yakındım. O kadar yakındım ki sözler benimse ezgiler ona aitti. Dokunsam köklerine dolanıp boğulacaktım. Dokunamadım…</p>
<p><figure id="attachment_6262" aria-describedby="caption-attachment-6262" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6262 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=500%2C646" alt="Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi. " width="500" height="646" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=232%2C300&amp;ssl=1 232w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6262" class="wp-caption-text">Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi.</figcaption></figure></p>
<p>Böyle böyle kaç günü susarak geçirdik, bilmiyorum. Zamanı gelmişti. Yüreğim pencereleri, duvarları aşarken artık içimdeki bir sözcüğü bile aşamıyordu. Tüm zamanlar soluk boruma dolmuş ve akreple yelkovanın buluşmasını bekliyorlardı. Ben ölecektim, öyle bir ölecektim ki içimdeki kuşlar bunun bilinmez hüznüyle büyüyecekti.</p>
<p>Akrep ve yelkovan buluştu.<br />
Baba hazır. Dalları ve yaprakları kuşları bekliyor.<br />
Pencere, duvar, ev unutkan.<br />
Uyku hiç olmadığı kadar davetkâr.<br />
<strong>Didem Madak</strong> artık şiir yazmaz. Ardımızda <strong>ah’lar ağacı</strong>.</p>
<p>Ve kuşlar…<br />
İçimden kanatlanmayı öğrenip uçtular.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/">Ah’lar Ağacında Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6261</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Soğukkanlı Günlük</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Dec 2016 06:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Okatali]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6235</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Dudakları, masumiyeti simgelerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kırmızı renkli yaşlar… Bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olabilir miydi? Ellerinin nasırını okşadı. Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı. &#8230; Yerde sürüklenen tüm kırgınlıklar bir günlüğüne ayaktaydı. Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/">Soğukkanlı Günlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Dudakları, masumiyeti simgelerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kırmızı renkli yaşlar… Bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olabilir miydi? Ellerinin nasırını okşadı. Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6236" aria-describedby="caption-attachment-6236" style="width: 538px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6236 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg?resize=538%2C671" alt="Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı." width="538" height="671" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sagukkanli-gunluk-deneme.jpg?resize=241%2C300&amp;ssl=1 241w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6236" class="wp-caption-text">Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı.</figcaption></figure></p>
<p>Yerde sürüklenen tüm kırgınlıklar bir günlüğüne ayaktaydı. Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir hatıra düştü. Hatıralar, bayatlarken tazeleşen hatıralar&#8230; Fotoğraf albümünün aşağıya sarkan kapağı ağırlığını geri kalan gövdesine kabul ettirince zemini tozlu rafların birinden insanlar düştü. İnsanlar, kırıştıkça netleşen insanlar&#8230;</p>
<p>Uzun yıllar geçti üzerinden. Göz altlarında torbalar vardı, saçları rengini sadeliğe bırakmıştı. Alnına düşen perçemindeki her bir saç teli o gün yere düşmüştü. Yere düşen her saç teli rengini kırmızıya bırakmıştı. Bu ilkiydi. Bir serçenin gözyaşlarında boğmuştu ne idüğü belirsiz kadını. Soğuk bedeninden geriye kalanlar bulutlarcaydı, bulutlara yüklemişti pişmanlıklarını, yerde sürüklüyordu kırgınlıklarını. Çocukluğunu terkettiği kadına sövmüştü yıllar boyu. Bir serçenin gözyaşlarında kaybolmuştu çocukluğu. Uzun yıllar geçti üzerinden&#8230;</p>
<p>Bugün dudaklarımın kurumasının sebebi sen değilsin. Suyun kaynadığını farketti, çekmeceyi açtı. Kış çayını haketmeyecek kadar rezil bir sabah&#8230; Poşetin düğümünü gevşetti. Zemini tozlu çekmecenin dibine bir hayat düştü. Kollarındaki damarlardan ve saçlarının yaşına hürmeten gürlüğünden tanımıştı. Kollarındaki damarlar, saçlarının gürlüğü&#8230;</p>
<p>Soluk teninden nefret akardı. Elleri, karısına kalkmaktan pek bir yorgundu. Pişmanlık duyduğu her şey, bir ceylanın sohbeti kadardı. Lanet herif! İstemeyerek uzaklaştı dünyevi güzelliklerden. Günü geldiğinde yalvarıyordu sertliğine yakışmayacak derecede pervasız. Çok geçmeden yerini benimsedi. Bir yıldızın en yüksek tepesinden atmıştı aşağıya lanet adamı. Soğuk bedeninden geriye kalanlar asırlarcaydı, asırlarca yapılmayacak yanlışlar&#8230; Yerde sürüklüyordu kırgınlıklarını. Adamlığı öğrendiği adama sövmüştü yıllar boyu. Bir yıldızın en yüksek tepesinde öğrenmişti adamlığı. Uzun yıllar geçti üzerinden&#8230;</p>
<p>Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Boğazına düğümlenen halatlar gün geçtikçe daha da sertleşiyordu gevşemek yerine. Dudakları, acıyı biliyordu.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6239" aria-describedby="caption-attachment-6239" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6239 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg?resize=640%2C480" alt="Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Boğazına düğümlenen halatlar gün geçtikçe daha da sertleşiyordu gevşemek yerine. Dudakları, acıyı biliyordu." width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-oyku.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6239" class="wp-caption-text">Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Boğazına düğümlenen halatlar gün geçtikçe daha da sertleşiyordu gevşemek yerine. Dudakları, acıyı biliyordu.</figcaption></figure></p>
<p>Zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Dudakları masumiyeti simgelerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kırmızı renkli yaşlar… Bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olabilir miydi? Ellerinin nasırını okşadı. Kulakları bayat bir tınıyla doluşurken bu kadar kötü bir Cumartesi sabahı olamazdı.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Dumanı tüten çayını bir kenara bıraktı. Hafife alınmayacak çığlıklar kulaklarını dolduruyordu. İnsanların ne düşündüğü umurumda değil. Uzun zamandır bir caniye bakar gibi bakan acımasız gözler bir günlüğüne yanında değildi. İnsanların ne düşündüğü umurumda değil. Uzun zamandır bir deliye bakar gibi bakan acınası gözler bir günlüğüne yanında değildi. Bilmedikleri şey kimse, kimseyi bilemez.</p>
<p>Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir kadın düştü. Kadınlar, uzaklaşırken güzelleşen kadınlar&#8230;</p>
<p>Bulanık görüntülerin arasından bir gülümseme ağlıyordu. Saçlarına hapsettiği benliğinden bir tutam yalnızca bir tutam verebilseydi eğer, onu bir vazoya koyardı. Odanın en güneş gören noktasında saatlerce, yıllarca, ömürlerce&#8230; Oysa tam sırasıydı her şeyin. Bir şairin çaresiz bedenine hapsolmuş Edbedbi Kadın&#8230; Temmuz aylarında daha bir üşüyen ellerin ısınmak için bahanesi olurdu bakışları. Rüzgar biriktiren bakışları&#8230; Savruk düşlerimin otlağı yeşerdiği bakışları&#8230; Son akşam Eylül&#8217;ü Ekim&#8217;e bağlayan gecede bir Açelya&#8217;nın kokusunda saklamıştı varlığını. Uçurtmasının püskülüne aşk kondurduğum kadını. Kadınımı&#8230; Yerde sürüklüyordu kırgınlıklarını. Düşlerini bıraktığı kadına ölmüştü yıllar boyu. Geleceğimi adadığım kadına ölmüştüm yıllar boyu. Bir Açelya&#8217;nın kokusunda fark etmişti yaşamı. Uzun yıllar geçecek üzerinden&#8230;</p>
<p>&#8221;Her sabah uyandığımda,</p>
<p>ilk önce seni seviyorum.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6238" aria-describedby="caption-attachment-6238" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6238 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg?resize=640%2C480" alt="Düşlerini bıraktığı kadına ölmüştü yıllar boyu. Geleceğimi adadığım kadına ölmüştüm yıllar boyu." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sogukkanli-gunluk-hikaye.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6238" class="wp-caption-text">Düşlerini bıraktığı kadına ölmüştü yıllar boyu. Geleceğimi adadığım kadına ölmüştüm yıllar boyu.</figcaption></figure></p>
<p>Dumanı tüten çayından bir yudum aldı. Dudakları, acıyı biliyordu.</p>
<p>Usulca mırıldandı.</p>
<p>Kalbindeki topraklar daha nice mezar görecekti ?</p>
<p>Usulca mırıldandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8221;Adını hatırlamak istemiyorum bazı zaman</p>
<p>Geceler sızlatıyor düşlerimi</p>
<p>Unutmak istercesine yaşıyorum hayatı</p>
<p>Kuruçeşme parkına salıncak kuran ellerim</p>
<p>Salıncaklar sallıyor düşlerimi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıcaklığını biliyorum</p>
<p>Üzerimi örtmediğim ayazlarda hoyratça</p>
<p>Vapurların uğultuları peşine sarıyor beni</p>
<p>Peşine sarıyor suskunlukların</p>
<p>Izgaraya atılmış balıklardan daha kızarmış yüzüm</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama</p>
<p>Gözlerin</p>
<p>Gözlerin ve dudakların</p>
<p>Dudakların fısıltılarca</p>
<p>Dudakların fısıldıyor düşlerime</p>
<p>Zemini pürüzlü keşkelerin dünyasına</p>
<p>Hoşgeldin paspası döküyor ayaklarım</p>
<p>Üsküdar&#8217;a merhaba</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ellerinden bahsetmek gülünç</p>
<p>Kavgaya düşmüş düşlerim kadar</p>
<p>Kahkahalar geçiyor sokaklarımdan</p>
<p>Kulaklarıma dokunuyor büyüsü Morikten</p>
<p>Uzlaşıyor benliğimin sayfaları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yürüdüğün kaldırımları öpüyorum</p>
<p>Öperek yürüyorum fiyakalı caddelerde</p>
<p>Islaklığa hasret kalmışlıkla</p>
<p>Şüphesiz yağmur başlayacak inceden</p>
<p>İlmek ilmek dokuyorum dünyayı bulutlarla</p>
<p>Mahcup mahcup koyuyorum masaya</p>
<p>mahsustan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güle güle yazgısını çekiyorum vazgeçmezce</p>
<p>Kendiliğinden oluyor tümü</p>
<p>Zaten bağıra çağıra oluyor tümü</p>
<p>Gürültülerce susuyoruz bu gece</p>
<p>Nefeslerce sevişiyoruz karanlığa</p>
<p>merhemlik</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir yorgun kadın bir mutlu kadın</p>
<p>Sızlatıyor düşlerimi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kayıp gidiyorsun ellerimden</p>
<p>Ellerim tutamıyor</p>
<p>Kollarını</p>
<p>Kollarını ve bacaklarını</p>
<p>Bacakların cennetlerce</p>
<p>Bacakların cennetin sütunu düşlerime</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geriye gidiyor ayaklarım</p>
<p>Dönmek istercesine riyakar</p>
<p>Yine bekleriz zemini pürüzlü keşkelerin dünyasına velhasıl &#8221;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bir Cumartesi sabahı zemini tozlu rafların birinden bir adam düştü. Adam, düşlerinde ölen bir adam&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/">Soğukkanlı Günlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sogukkanli-gunluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6235</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umuda Veda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Dec 2016 07:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6224</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşli bir günde, deniz kenarındaki bir bankta gelip geçene zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu genç kadın. Gerçek bir gülümseme nasıl olur unutmuştu çünkü çoktandır. Şu aralar onu güldürecek tek bir mutlu anı olmamıştı. Artık o çok sevdiği yazmak eylemi de ona çok cazip gelmemeye başlamıştı. Yazacak kadar huzuru olmadığına inanıyordu. Şimdiye kadar hep yazarak, benliğini satırlara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/">Umuda Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli bir günde, deniz kenarındaki bir bankta gelip geçene zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu genç kadın. Gerçek bir gülümseme nasıl olur unutmuştu çünkü çoktandır. Şu aralar onu güldürecek tek bir mutlu anı olmamıştı. Artık o çok sevdiği yazmak eylemi de ona çok cazip gelmemeye başlamıştı. Yazacak kadar huzuru olmadığına inanıyordu. Şimdiye kadar hep yazarak, benliğini satırlara kazıyarak anlatmıştı kendini. Fakat sesini duyan olmamıştı.</p>
<p>Elinde çocukluğundan kalma bir anı defteri tutuyordu. Belki yüz belki de bin defa okumuştu anılarını. Geçmişle yaşamak yıllarını heba etmekten başka bir şeye yaramamıştı oysaki. O anı defterindeki her şeyin zaten kalbine çoktan saplanmış birer hançer olduğunun farkına varmıştı. Şimdiye kadar hep güvenmek istemişti insanlara. Fakat her seferinde daha fazla darbe almış ve her savaştan yenik ayrılmıştı. En büyük kavgası da hayatla olandı aslında. Tek dostu anı defteriydi; fakat içinde kopan fırtınaları anı defteri de bilmiyordu ne yazık ki. Çünkü bunları kaydedebilecek ne kalem vardı ne defter. Keşke bir mucize olsaydı ve aklındaki her şey bir silgiyle silinebilseydi şu defterdekiler gibi. Yıkılan hayallerini hiç silinmeyecek şekilde yazabilen bir kalem de olsaydı fena olmazdı ki. İnsanoğlu işte, yıkılan hayallerinin yerine yenisini kurarak telafi ediyor yüreğindeki çatlakları. Halbuki zamanla o çatlaklar kocaman olup insanı içten içe yok ediyor farkında olmadan. Kalpteki her çatlak her an daha fazla onarılamaz oluyor, acı büyüdükçe nefes alamaz oluyordu insan.</p>
<p>Hayatı boyunca nasıl mutlu olunabileceğini sormuştu hep kendi kendine. Fakat hep cevap alacağı sırada başkaları ağzının payını vermişti. Beklemediği insanlardan aldığı yenilgiler güvenin pahalı bir şey olduğunu acı bir şekilde öğretmişti genç kadına. Bir zamanlar kalem tutmadığı zaman kaleme özlem duyan kadın, şimdilerde mutsuzluğun esiri olmuş ruhunu bir türlü teskin edemiyordu. Kaleme küsmüş, kağıda küsmüştü. En önemlisi de insanlara küsmüştü. Çünkü hayallerinde kurduğu dünya, canlandırdığı insanlar bambaşkaydı. En büyük darbeyi de hep çok güvendiğinde almıştı. Herkesi kendi gibi zannetmesindendi belki de bu zaafı. Evet, bir zamanlar çok seviyordu insanları, doğayı, her şeyi. Fakat şimdi her şey tatsız ve sevimsiz geliyordu gözüne. Dışarı çıkıp o bankta oturup sonsuz maviyi sevmesindeki tek neden sadece alışkanlıktan ibaretti. Gönül gözü kapanmıştı bir kere. Bedenindeki bu gözler dünyaya çoktan kapanmıştı artık. Tek bir şey için çabalıyordu:’Başkalarının mutluluğuydu.’ Zaten bugüne kadar da hep öyle düşünmüştü. Gülmese bile güldürmeyi sevmişti, kendi ağlasa da sevdikleri hep gülsün istiyordu. Zaten dünyada sevdiği kaç insan vardı ki elinde kalan. Hayattaki mağlubiyetlerinde kendi payı da vardı aslında. Çok fazla değer vermiş, değersizlikle karşılık bulmuştu. Çok güven vermiş, cevap olarak aldatılma verilmişti. Bunları düşünürken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Üzülmemeye söz vereli ne çok zaman olmuştu halbuki. Artık bu beynini kemiren , kalbine vesvese veren bu düşüncelerden uzaklaşması gerekiyordu.</p>
<p>Dizlerinin üstüne yerleştirdiği deftere baktı göz ucuyla. Vedalaşmayı bekleyen iki insan gibi bakıştılar uzun süre. Fakat ayrılık vakti gelmişti. Bu defter ona bir sevgiliden, bir dosttan daha yakın olmuştu hep. Dertlerini hiç sesini çıkarmadan, sözünü kesmeden dinlemiş, gözyaşlarını mürekkebe karıştırıp saklamıştı. Çok sırrını biliyordu; fakat susmayı da biliyordu. Birçok insandan daha güvenilir ve sağlamdı. Yaprakları gördüğü, şahit olduğu onca acıya rağmen hala eskimemişti. Onca yıl yıpranan kalbine inat, o hep diri kalmıştı.</p>
<p>Aslında öfkesi ailesinden hiç göremediği sevgiyle başlamıştı. Öfkeyle büyüyen kalbi hiçbir zaman huzur bulamamıştı. Hep bir yuvası olsun istemiş, fakat kuru bir evi ve yalnızlıkla dolu bir hayatından başka bir şeyi olmamıştı. Evet, işinde başarılıydı hem de parmak ısırtacak kadar. Fakat bunlar gelip geçiciydi onun için. Günden güne artan öfkesi hiçbir zaman dinmiyordu. Başını okşayacak bir el bulsaydı belki biraz iyileşecekti. Bir gün gerçekten sevdi kadın. Hem de öyle sevdi ki, bir gün gider korkusuyla her gün daha bir merhametle sevdi,  üzerine titredi sevdiğinin. Hasta olduğunda ilk onun canı yandı; fakat sevdiği onu anlamadı. Belki de bir daha hiç böyle sevmeyecekti. Onun gözlerine baktığında dinen öfkesi bir daha hiç dinmeyecekti. Bunu o deftere yazmamıştı. Çünkü kalbindeki acıyı anlatacak kelime bulamamıştı. Değer vermişti ama karşılığı yoktu. Karşılığı, kalp kırıklığıydı sadece. Dönüp ardına bile bakmadı adam. Yakıp yıktıkları küle dönerken o sadece seyirci olmuştu olanlara. Ya gözlerini sonsuza dek yummuştu adam ya da sevgisine kördü artık kadının. Bunu hiçbir zaman bilemeyecekti kadın. Adam ona koca bir belirsizlik bırakmıştı.</p>
<p>Kadın sadece yaralıydı. Çünkü bir zamanlar bir an bile susmasını istemediği genç adam, kadını sonsuza dek susturmuştu. Vicdanının azapla dolacağını bilse de çekip gitmiş ve kadını kucak dolusu bir umutla ortada bırakmıştı. Yaktığı onca gemiden sonra bu anı defterinin de bir önemi kalmamıştı artık kadın için.</p>
<p>Kalkmak için doğruldu elinde defteriyle. Ceketinin cebine iliştirdiği kalemi son kez bu deftere yazmak için çıkarttı ve sadece “umuda elveda” yazabildi.  Bu vedalaştığı sadece anıları değildi, kalbinde yer eden üzüntülerle de onu üzenlerle de vedalaşmıştı. Artık yepyeni bir insan olacaktı. Umut edip üzülmek yoktu. Sadece “hayırlısı” vardı. Her şeyde bir hayır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/">Umuda Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6224</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sadece Yazmak İster Bir Yazar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Nov 2016 14:23:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6125</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nihayet bir çorbacı bulmuştu koca bulvarda. Artık yeni hikâyesini yazabilecekti. En uygun yer olarak seçmişti çorbacıyı. Cazibeli bir yer değildi elbette ama tuhaf bir hikâye çıkabilirdi burada. Uzun zamandır merak ediyordu çorbacılarda olup biten her şeyi.  Önce biraz uzaktan izledi mekânı. Sallanarak içeriye girmeye çalışan insanları gördü. Anlamaya çalışıyordu sallantının sebebini.  Biraz sonra yürümeye başladı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/">Sadece Yazmak İster Bir Yazar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nihayet bir çorbacı bulmuştu koca bulvarda. Artık yeni hikâyesini yazabilecekti. En uygun yer olarak seçmişti çorbacıyı. Cazibeli bir yer değildi elbette ama tuhaf bir hikâye çıkabilirdi burada. Uzun zamandır merak ediyordu çorbacılarda olup biten her şeyi.  Önce biraz uzaktan izledi mekânı. Sallanarak içeriye girmeye çalışan insanları gördü. Anlamaya çalışıyordu sallantının sebebini.  Biraz sonra yürümeye başladı yavaş adımlarla. Elindeki çantasını arkasında tutarak girdi içeri. Köşedeki masaya doğru ilerledi etrafı izleyerek. Garip bir dil ile konuşanlar, çorbasını yudumlayanlar, masaya yumruk vurduktan sonra acıyan elini ısıranlar, limonun dibini yemeye çalışanlar… Masasından izliyordu her birini. Çıkardığı defterine de başlamıştı bir şeyler yazmaya. Sandalyesinin kırılmasıyla yere kapaklanan adama bakarak gülmeye başladı çorbacının misafirleri. Herkes neşelenmişti bir an için. Tuhaf atışmalarda yaşandı. Doğrulan adam ise bu durumdan memnun değildi sanki. Belinden çıkardığı çakısını ilk gördüğü kişiye soktu. Bir an sessizlik yaşandı taş duvarlı çorbacıda. Herkes birbirine bakıyordu. Çakısını çıkardığı gibi koşmaya başladı. O sırada bir silah patladı arkadan. Adamı topuğundan vurdu biri. Çorbacının kendisi ise bağırarak pimini çektiği el bombasını fırlattı. Çorbacının kapısından çıkan bomba patladı yolun orta yerinde. Bir hikâye için gelmişti buraya sadece. Savaşın ortasında kalmıştı anlaşılan. Gördüklerini ne defterine yazabildi ne de kafasına. Bombanın patlamasıyla masaların altına giren insanları izliyordu sadece. Olayın nasıl buralara geldiğini sorgulama işine ise hiç girmedi. Polislerinde bu kadar hızlı gelmesi şaşırtmıştı yine. Oysaki hep geç kalırdı ya bunlar. Şimdi ne olmuştu da yetişmişlerdi? Herkesin uysal bir şekilde bindiği minibüs tarzı araç ile gittiler karakola. Çantasını da unutmuştu çorbacıda üstelik. O kadar mülayim bakıyordu ki polislere. “Silahı çeken kişiyi tanıyor musun” sorusuyla başladı sorgu. “Hayır” dedi kısık sesiyle. “El bombasını hangi manyak attı?” “Çorbacı sanırım.” “Şehrin en belalı çorbacısında ne işin vardı.” “Ben yazarım. Hikâye yazmak için gitmiştim.” Gülmeye başladı polisler. Saygısızca gülüyordu yazarın yüzüne doğru. Giderek kahkaha atmaya bile başladılar. “Çorbacıya hikâye yazmak için gideni de ilk defa duyuyorum. Bu ifade ile 30 yıl çıkamazsın.” Polisin son sözleri böyleydi. Haklıda çıktı aslında. Tutukladılar bizim yazarı. Koğuşuna bile alıştı. Şimdi koğuş hikâyesini yazmanın derdinde. Neye niye, neye kısmet. “Rüzgârlı gecede yağan yağmurlar, çatlak camdan damlıyordu yatağıma. Ne uyutuyordu sesleri ne de rahatlatıyordu sessizliği bu yerin” diye başladı hikâyesine.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/">Sadece Yazmak İster Bir Yazar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sadece-yazmak-ister-bir-yazar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6125</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Minik Bir Kalp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Nov 2016 07:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yara bere içindeki dizlerinden oluk oluk kanlar akıyordu. Fakat akan kanlara rağmen acı hissetmediğini fark etmişti. Minicik ayakkabılarına dolan kanlara aldırmadan ayağa kalkmıştı var gücüyle. Ne tuhaf, elinden tutup kaldıracak kimsesi bile yoktu. Hüzünle dolu bedeni ağlayamayacak kadar yorgundu. Sanki ağlasa tüm yitirdikleri bile gelse onu susturamazmış gibi geliyordu minicik yüreğine. Zar zor kendini eski [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/">Minik Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yara bere içindeki dizlerinden oluk oluk kanlar akıyordu. Fakat akan kanlara rağmen acı hissetmediğini fark etmişti. Minicik ayakkabılarına dolan kanlara aldırmadan ayağa kalkmıştı var gücüyle. Ne tuhaf, elinden tutup kaldıracak kimsesi bile yoktu. Hüzünle dolu bedeni ağlayamayacak kadar yorgundu. Sanki ağlasa tüm yitirdikleri bile gelse onu susturamazmış gibi geliyordu minicik yüreğine. Zar zor kendini eski bir banka atmış, boynundaki atkıyı çıkarıp yaralarına dolamaya başlamıştı. Bir yandan atkıyı dolarken bir yandan da düşüncelere dalmıştı. ‘Peki, gönlündeki yaraları kim saracak, kim durduracaktı akan kanları?’ Şuan olduğu yer çocukların eğlenmesi için yapılmış bir parktı oysaki. Yanlarında ailesi olan, düştüklerinde onlara ‘Canım yavrum’ nidalarıyla koşan anneleri olan çocukların eğlendiği bir yerdi burası. Kendini oraya bile fazlalık olarak görmüştü daha küçücük olmasına rağmen.</p>
<p>O, bu düşüncelere dalarken yaşlı bir adam yaklaştı yanına. Şapkasını öylesine indirmişti ki, adeta gizemli bir havaya bürünmüştü bastonlu adam. Etrafta da bu ikiliden başka kimse yoktu. Yaşlı adam soluklanmak için minik kızın oturduğu banka oturdu. Gözüne kadar inen şapkası yüzünden kızı fark etmesi biraz zaman almıştı. Nihayet şapkasını yorgun ve titrek elleriyle düzeltirken farkına varmıştı miniğin. Minicik elleriyle yaralarını bastırırken o büyük çaresizliği kesik kesik nefesine yansıyordu. Belli ki acı doluydu bedeni. Yaşlı adam astımı sesine yansımasın diye uzun uzun öksürdükten sonra konuştu: “Yavrum, ne oldu sana böyle, bu saatte neden buradasın?” Minik kız sadece susup yaralarına bakmakla yetindi bu soru karşısında. Susmak, öylesine bir çığlıktı ki yüreğinde. Keşke duyan biri olsaydı diye geçirdi içinden. Yaşlı adamın merakı daha çok artmıştı minik kızın susmasına karşın.</p>
<p>Hikayesi olmayan bir çocuğun akşam saatlerinde dışarıda ne işi olabilirdi ki? Dizlerinden akan kanı fark ettiğinde merakının yerini endişe almıştı. “Gel yavrum, bir hastaneye gidelim. Dizlerinin durumu çok kötü.” Dedi öksürükler içinde. Fakat minik kız tıpkı bir kuş gibi ürkekti, korkular içindeydi. Yaşlı adam kalkmak için doğruldu ve minik kızın elini tuttu:” Korkmanı gerektirecek bir durum yok yavrum, sadece sana yardım etmek istiyorum. Madem benden korkuyorsun o zaman seni eşime götüreyim izin verirsen. Hem senin yaşlarında bir torunum vardı benim de. Gerçi şuan bizimle değil ama. Bana onu hatırlattı. Hadi lütfen şu yaşlı amcanı kırma n’olursun!” Minik kız ikna olmuştu, zaten gidecek ne yeri ne de kimsesi kalmıştı. Öylece sokakta yatamazdı.</p>
<p>Yol çok uzun sürmemişti. Tek katlı, bahçeli bir evin kapısına yöneldiler. Ve kapıyı bembeyaz eşarbıyla nur yüzlü bir yaşlı kadın açmıştı. Çocuğu gördüğündeki gülümsemesi o kadar içtendi ki pembe yanakları adeta gözlerini yok ediyordu. Sevinci tüm yüzünü kaplamıştı. Onları içeri buyur ettiğinde bile gülümsemekten alıkoyamamıştı kendini. Gözlerinin içi bile gülüyordu. Yaşlı adam içeri girer girmez kızın dizlerini işaret etti yaşlı kadına. Yaşlı kadın o kadar dalmıştı ki kızın yüzüne bakmaya, dizleri dikkatini bile çekmemişti. Bir anda yüzünü buruşturdu. Kızın elinden tutarak onu merhemlerini yaptığı odaya götürdü. Allah korumuştu neyse ki. Dikişlik bir şeyi yoktu. Yaşlı kadın kızın kanlar içindeki ayaklarını, ılık suyla doldurduğu leğende yıkadı ilk önce. Daha sonra merhemlerinden sürdü ve sargı beziyle kapattı üstlerini.</p>
<p>Minik kızın acıları bir an olsun dinmişti. Hayatı boyunca kimse ona bu kadar ilgi ve şefkatle bakmamış ve hiç kimse bu kadar içten gülümsememişti. Gözleri doldu bir anda. Yaşlı kadın şefkatle okşadı kızın minik yüzünü. Acılar içindeki minik yüreğini hissetmişti kadın. Hüzünler dolu bu anı dağıtmak için minik kızı kucağına aldı ve sımsıcak ekmeği ve emek vererek yaptığı mis kokulu yemeği koydu önüne miniğin. Zavallı yavru o kadar acıkmış olmalı ki önündeki bütün yemekleri silip süpürmüştü. Yaşlı kadına minnet dolu gözlerle bakarak teşekkür etti. Kadın aniden,” Sen çok cesur ve güçlü bir çocuksun. Ben sana hiçbir soru sormayacağım. Bir gün anlatmak istediğinde anlatırsın bana. Ve o zamana kadar sen benim evladım olacaksın. Tabi o yaşlı amcanın da.”</p>
<p>Minik kızın minneti ikiye katlanmıştı. Bu insanlar neden bu kadar iyiydi? Annesi ve babası öz olmalarına rağmen onu hiçbir zaman sevmemişlerdi. Her zaman abisinin ve ablasının başarısıyla övünmüşlerdi. Ve onu her zaman hor görmüşlerdi. Daha bebekken geçirdiği bir rahatsızlık yüzünden çok iyi değildi beyin fonksiyonları. Bu yüzden konuşmasında aksaklıklar oluyor, bu da ailesinde utanç kaynağı olarak adlandırılmasına neden oluyordu. Abisi ve ablası da sevmemişti onu anne babasının yaptığı gibi. Hep hor görmüşlerdi. Ve o da tek çareyi evden kaçmakta bulmuştu. Ailesinin maddi durumu iyiydi; fakat her şey maddiyat değildi. Sevgi yoksunu olarak büyümek felaketlerin en büyüğüydü. Ve o, gerçekten eve dönmek istemiyordu. Zaten ailesinin de onu aramayacağını tahmin ediyordu. Ne tuhaftı, bu iki tanımadığı insan bile anne babasından daha yakın davranmıştı ona. İçtenlik ve sonsuz sevgi. Bu, ailesinde olmayan bir şeydi. Minik kız birden yaşlı kadına bütün bunları anlatma ihtiyacı duydu ve kendisine bu yaşına kadar yapılanları anlattı. Yaşlı kadının sevinç dolu yüzünden eser kalmamıştı artık. Hüzün, sevinci bastırmıştı. Yaşlı kadın, ona ailesine gitmeleri gerektiğini ve onlarla konuşmak istediğini söyledi. Minik kız anne ve babasının çalıştırdığı lokantaya götürdü kadını. Kadın  bu kadar varlıklı bir ailenin kızlarına sevgi veremeyecek kadar aciz olduğunu görünce onların yerine utandı. Annesi kızın yokluğunu bile hissetmemiş olacak ki buz gibi bir bakış fırlattı minik kıza. Minik de aynı şekilde karşılık verdi. Annesi yaşlı kadına çevirdi bakışlarını ve: “ Siz kimsiniz?” diye sordu. “ Ben sizin kızınızın bu kadar saattir dışarıda olmasına rağmen bunu umursamayan biri olduğunuza inanmadığım için geldim. Sizin için bir yabancı olabilirim. Fakat siz kızınıza da yabancı olmuşsunuz zaten. Bakışlarınızdan anladığım kadarıyla da siz sevgi yoksunu bir insanmışsınız. Ben de sizinle konuşabileceğimi sanmıştım. Bunca servet size maddi olarak çok şey katmış olabiliri; ama insanlığınızdan çok şey alıp götürdüğü ortada. Bu çocuğu hak etmiyorsunuz siz. Ve o yüzden yokluğundan bile haberdar olmadığınız, hatta bir eşya olarak gördüğünüz bu minik yavru artık benim himayem altında. Eğer bir gün olmayan vicdanınız sızlarsa onu görmeye gelebilirsiniz. Ona sizden daha iyi bakacağıma emin olabilirsiniz.” Dedi yaşlı kadın ve minik kızı elinden tutarak yeni evine götürdü. Minik kızın annesi donup kalmıştı bu sözler karşısında. Sadece yutkundu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/">Minik Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Nov 2016 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Eugene İonesco]]></category>
		<category><![CDATA[Macbeth]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6020</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi baca. Böyle zamanlarda camları açardı haminnen. Zaten buz gibi olan odada paltolarla otururduk. Zorla kalkardın yataktan. Bıraksalar akşamdan sabaha, sabahtan akşama yatakta yaşardın. Elinden hiç düşmeyen sigaranla yatağı yorganı yakardın. Kızardı haminnen sana…</p>
<p>“ Bir gün evi de yakacak bu.”  Diye söylenirdi. Sen bıyık altından güler, o kalın sesinle “ Ne güzel işte hep birlikte üşümekten kurtuluruz “ Derdin. Kadıncağızı iyice deli ederdin.</p>
<p>“ Ben kaçarım sen ne yaparsan yap.” Demiştim bir gün sana.</p>
<p>“ Ben kaçmam” demiştin.” Ne güzel ısınırım, öyle çok üşüdüm ki ben bu hayatta. Hem ızgara olurum, kedi köpeğe ziyafet fena mı? Etim pek lezzetli olmasa da.”</p>
<p>Hayat bir oyundan ibaretti senin için. Shakespeare’ nin</p>
<p>‘<em>Bütün dünya bir sahnedir&#8230;<br />
Ve bütün erkekler ve kadınlar<br />
sadece birer oyuncu&#8230;<br />
Girerler ve çıkarlar.<br />
Bir kişi birçok rolü birden oynar…</em></p>
<p>Tiradına başlardın hemen her köşeye sıkıştığında<em>. &#8216;Nasıl Hoşunuza Giderse</em>’ oyunundan,’ İnsanın yedi çağı ‘şiirini ezberden okumaya başlardın. Oysa hiç oynamamıştın bu oyunu. Macbeth’ti o günlerdeki sorunun…</p>
<p><em>‘ Yapmakla olup bitseydi bu iş, </em></p>
<p><em>Hemen yapardın, olur biterdi. </em></p>
<p><em>Döktüğün kanla akıp gitse her şey, </em></p>
<p><em>Bir vuruşla sonuna varsan işin. </em></p>
<p><em>Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen. </em></p>
<p><em>Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı…</em></p>
<p><em> Öbür dünyayı gözden çıkardın. </em></p>
<p><em>Ama bu işlerin daha burda görülüyor hesabı. </em></p>
<p><em>Verdiğimiz kanlı dersi alan, gelip bize veriyor aldığı dersi. </em></p>
<p><em>Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor, içine zehir döktüğümüz kadehi.’ </em></p>
<p><em> </em><em>Bu ünlü tradı diline dolamıştın. Öyle birden bire ortalık yerde okumaya başlardın, Macbeth rolünü </em>oynamadığın halde… Oyunun nerdeyse bütün repliklerini ezbere söylerdin.</p>
<p>“Kostüm sorumlusuyum” demiştin bir keresinde bana. “Ne zaman seyrediyoruz oyunu?” diye sana sorduğum da.</p>
<p>“ Nasıl yani demiştim? Senin gibi bir oyuncuyu oynatmıyor mu yönetmen? “</p>
<p>Bam telinden vurmak değildi niyetim. Çok bozulmuştun.  Neden oynayamadığını en az benim kadar sen de iyi biliyordun. Ama bozuntuya vermemiştin, hatırla! Sesini daha da kalınlaştırarak,</p>
<p>“Yo oynuyorum. Demiştin Ben kral Duncan’ım”,  gururla.</p>
<p>“İyi de oyunun başında kral’ı öldürmüyor mu Macbeth ?” diyememiştim. Susup, her zaman yaptığım gibi anlamamazlıktan gelmiştim.</p>
<p>Ama sen, suskunluğumdan anlamıştın ne demek istediğimi. Açıklamak zorunda kalmıştın, en vefalı seyircini kaybetmek işine gelmemişti ne de olsa.</p>
<p>“Akakiy Akakiyeviç’i oynadım bir önceki oyunda, hep başrol oynayacak değilim ya”. Demiştin.</p>
<p>İçinden geçeni biliyordum oysa. Macbeth’i oynamayı nasıl istediğini. Fakat daha fazla üstüne gitmemeliydim. Seni sinirlendirmemeliydim. Küsüyordun yoksa küçük bir çocuk gibi&#8230;</p>
<p>“ Çok iyi oyundu Palto” deyip konuyu değiştirmiştim. “ Hele kostümler harikaydı.” Biliyordum tasarımın sana ait olduğunu.</p>
<p>“ Sen hele şimdi gör, neler çizdim bir bilsen. Herkes çok beğenecek, tabi tam istediğim gibi diktirebilirsek.”</p>
<p>Tam istediğin gibi diktiremeyecektiniz. Zaten hayatta hiçbir şey, senin tam istediğin gibi dikilmeyecekti. Kader kumaşını dokuyan terzi, üzerlerimize giydiğimiz benlik giysilerini de kendi elleriyle diktiğinden, bize sadece çokluktan seçmek düşecekti. Sen pasif direnişçi bir elbise seçmiştin kendine. İçindeki hiç durmak bilmeyen küçük inatçı keçiyi, ‘umut fakirin ekmeği ‘diyerek avutacaktın, doğan her yeni günde umudunu katık edecektin düşlerine. Bir gün kendini öldürmeyi düşünecek ama asla buna cesaret edemeyecek, bir diğer gün baharda öten seher kuşları gibi cıvıl cıvıl şakıyacaktın. Hayatının med -cezir’inde bir o yana bir bu yana savrulup duracaktın. İçindeki çocuğu gizlemediğini haykıracaktın çoğu zaman.</p>
<p>“Haleti ruhiye bu “diyecektin. “ Kim beni nasıl görmek istiyorsa öyle görsün.”</p>
<p>“ Çıplağım işte!” diye bağıracaktın, “Kimseden saklayacak bir şeyim yok!”</p>
<p><strong><em>Koca bir yalandı bu, kendin bile inanmıyordun hatırla! Ben, inanmış gibi yapıyordum sana! Sen kendine yalan söylüyordun; ben ise sana…</em></strong></p>
<p>Kabuğuna sıkışıp kalmış bir salyangoz kadar korkaktın. Yağmurlu havaları çok severdin bu yüzden. Gizlenmek daha kolay olurdu. Toprakta yürürken dönüp arkana bakardın bıraktığın izlerine hayran hayran, ama daha ihtişamına bile doyamadan biri gelip basıverirdi kabuğunun üstüne… Benlik çıtırtısını ilk ben duyardım, yaşadığın hayal kırıklıklarını sayardım… Böyle zamanlarda günlerce kaybolurdun ortalıktan. İnzivaya çekilirdin. Hiç kimseyle konuşmadan, somurtup bir köşede otururken bulurdum seni. Tekrar dönünceye kadar hayata aradan günler geçerdi.</p>
<p>“Köpeklerden nefret ediyorum, sadık dost falan değiller. İlk buldukları fırsatta hart diye ısırıverirler insanı en kaba etinden.” Demiştin bir keresinde. Katıla katıla gülmüştüm.</p>
<p>Yolda yürürken karşına köpek çıksa kalıverirdin ortalıkda. Hele bir de kimse yoksa yanında, bir çocuk gibi ağlamaklı olurdun… İnanamamıştım koskoca adamın köpeklerden bu kadar korkmasına.</p>
<p>“ Ne var ki hoşt der geçersin, o senden korksun.” Demiştim sana.</p>
<p>Korktuğun köpekler değildi, kendindi aslında. Korktuğun sendin. Sadakat istiyordun ölesiye başkalarından, ama sen sadık olamıyordun asla. Öyle söylediğin gibi çıplak falan da değildin. Üstüne giydiğin kat kat maskelerinin altında, kendi kendini boğuyordun her geçen gün biraz daha fazla. Bunu fark etmem imkânsızdı o yıllarda, o kadar gençtim ki. Ne zaman ki üstünden uzun seneler geçti, senin gibi köpeklerden çok korkan başka biri ile karşılaştığımda yarım kalan resim bir anda bütünleniverdi… İşte o zaman anladım olup biteni, gerçek tablo gibi karşımda şimdi…</p>
<p>Sen kendine acımak dışında başka bir şey yapmıyordun aslında. Herkesi küçümsüyordun, zor beğenmenin arkasına saklanmıştın sözde. Doğruların olduğunu söylerdin hep. Ama ilk sen vazgeçerdin ilkelerinden, savunduğun doğrularından, zora gelince ilk sen sıvışırdın kavgadan, bırakıp kaçardın savaş meydanını. Arkanda sana destek olanları bırakıverirdin ortada bir başlarına. Bilirdin aslında asla lider olamayacağını. Bu yüzden sevmezdin yalnızlığı. Masanda hep birileri olurdu. Tanıdığın tanımadığın her kesimden birçok insanla konuşurdun, hiç durmadan anlatıp dururdun. Engin bilgi birikimine hayran bırakırdın insanları. Oysa senin masana birkaç kez takılanlar anlarlardı aslında hep aynı şeyleri değiştirip değiştirip anlattığını… Böylece ele verirdin sende olmayanı, hiç kimse için sır değildin. Bunu da en iyi sen bilirdin.</p>
<p>Hatırla o günü! Seni çınarın dibinde öylece bir başına otururken bulduğum günü, iyi hatırla!</p>
<p>Öncesinde size uğraşmıştım hani, gözükmemiştin yine ortalarda uzun bir süre.</p>
<p>Kapıyı haminnen açmıştı zincirin arkasından, “ Yok gitti “demişti seni sorduğumda.“ Nereye?” demiştim şaşkın şaşkın.</p>
<p>“Arkadaşlarıyla buluşmaya bir ağacın dibine gidecekmiş…” Demişti.</p>
<p>Çok gülmüştüm, sanki cehennemin dibine gitmişsin gibi söylemişti, öyle kızgındı ki… Anlaşılan yine kavga etmiştiniz.</p>
<p>“ Sen biliyor musun orayı ?”diye sormuştu bana çıkışırcasına “ Biliyorum “demiştim gülmem daha geçmemişti.</p>
<p>“ Dur o zaman” deyip kapıyı yüzüme kapatmıştı. Kapalı kapının önünde öylece beklemiştim, neden beklediğimi bilmeden. Sonra açılmıştı kapı aniden. Bir süveter uzatmıştı. Sesi yumuşamış ağlamaklıydı,</p>
<p>“ Hava soğuk, ciğerleri hasta onun, bunu giysin içine. Götürüver tamam mı?” Demişti.</p>
<p>“Tamam” demiştim. Kapı aralığından uzatılan süveteri alıp, çantama atmıştım.</p>
<p>“ Merak etmeyin götürürüm.” İçim sızlamıştı yaşlı kadının haline. Seni hayatta en çok seven bu kadına yaptıkların için sana daha çok kızmıştım.</p>
<p>Arkamdan bağırmıştı. “ Yine gel tamam mı?”</p>
<p>Tamamdı. Yine gelecektim birkaç kez daha… Sonra!</p>
<p>Sonra Beyazıt’a kadar yürümüştüm. Sevmek buydu işte diye düşünmüştüm. Ne kadar kızarsan kız, kavga edersen et. Onu düşünmektir sevmek. Aklın dediğini değil, yüreğinin dediğini yapmaktır…</p>
<p><strong><em>“ İnsan hayatta en çok, en sevdiğine kızar.”</em></strong> Daha bu cümleyi işitmeme çok zaman vardı. Ne anlama geldiğini öğrenmeme ise sanki yüzyıllar…</p>
<p>Çınar altına geldiğimde akşamüstü olmuştu. Sonbaharın serin rüzgârları bir yazın daha geçtiğini, hüzün ve hazan mevsimin bizleri daha da yalnızlaştıracağını fısıldıyordu kulağıma. Seni bulmak hiç zor değildi aslında, bu sefer bulamıyordum ama. Masalarda aramıştım yoktun. Göremeyince seni, elini kaldırıp buldurmuştun bana kendini. Yaşlı çınarın dibindeydin gerçekten de… Toprağa oturmuştun. Kitaplar, kâğıtlar hep toprağın üstündeydi… Kendimi tutamayıp bir kahkaha atmıştım.</p>
<p>“Hiç gülme” demiştin, biraz çıkışırcasına. “Yer mi bulamadın” demiştim gülmeye devam ederek.</p>
<p>“Hayır! Buldum, fakat çaya zam yapmışlar. Bundan sonra burada oturacağım, protesto ediyorum bunları. Otursana!”</p>
<p>Toprağı göstermiştin oturmam için. Elbise vardı üzerimde, toprağa oturmayı göze alamazdım, zaten çalıştığın zamanlarda yanında kimseyi istemezdin. ”Yok oturmayayım sen çalışıyorsun” demiştim. Bir kitap duruyordu yanı başında. “ Kel Şarkıcı; Eugene İonesco.”</p>
<p>“ Hayrola absurd tiyatroya mı merak saldın?” diye çıkışmıştım aniden.</p>
<p>Bu çıkışıma sinirlenen sen, “ Fakülte tiyatro kulübünü çalıştıracağım.” Demiştin “ Başka neyi oynamamızı bekliyordun ki? Kafkas Tepeşir Dairesini mi?”</p>
<p>Seninle tartışmak istememiştim. Hep yaptığın gibi korkak güreşiyordun. Polemiğe girmeyi göze alamazdım. Zaten sana laf yetiştirmem de imkânsızdı.</p>
<p>Çantamdan süveteri çıkarıp sertçe sana uzattım.</p>
<p>“ Bunu gönderdi haminnen, yine kızdırmışsın kadını. Hava soğuk içine giysin” dedi.</p>
<p>Başını kaldırıp bana baktın. Öylece, hiçbir şey demeden, baktın sadece. Baktım sadece. Ne demek istediğini anladım. Anladın ne demek istediğimi. Süveter elimde kalakaldı. Kızgındım sana, sen daha çok kızgındın bana. Kalsam kavga edecektik. Kalmasam… Bıraktım toprağın üstüne süveteri…</p>
<p>“Hadi sana kolay gelsin.” Deyip ayrıldım yanından. Yürüdüm yavaşça…</p>
<p>Rüzgâr esiyordu. Çınar yaprakları uçuşuyordu sahaflara doğru. Kurumuş yaprakların altına saklanan salyangozlar dışarı çıkmak için yağmurun yağmasını bekliyordu.</p>
<p><strong><em>Ama yağmur yağmıyordu bir türlü…Ve hiç yağmayacaktı bir daha&#8230;</em></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6020</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birgün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/birgun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/birgun/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 08:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5988</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ekimin sonunda yakalamışken maviyi oturdum sofrasına. Elimde sigaram ağzımda dumanı. Derken yanımdaki amca “Hem denize geliyorsun hem sigara içiyorsun, bu nasıl iş&#8221; dedi. Anlamadım bağlantıyı nereden kurdu aklında. &#8220;Ben SAT komandosu emeklisiyim, 45 yıl içtim&#8221; dedi, bi 45 yılda ben içeyim dedim. 45 i geçme hatırım kalır dedi biraz cilveyle. Yüzümü denize döndüm, 43 yıl [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birgun/">Birgün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ekimin sonunda yakalamışken maviyi oturdum sofrasına. Elimde sigaram ağzımda dumanı. Derken yanımdaki amca “Hem denize geliyorsun hem sigara içiyorsun, bu nasıl iş&#8221; dedi. Anlamadım bağlantıyı nereden kurdu aklında. &#8220;Ben SAT komandosu emeklisiyim, 45 yıl içtim&#8221; dedi, bi 45 yılda ben içeyim dedim. 45 i geçme hatırım kalır dedi biraz cilveyle. Yüzümü denize döndüm, 43 yıl daha benimle olan sigaramdan bi nefes aldım. Denizin üstünde kelebekler uçururken aklımdan rengarenk,amca elma uzattı birden. Al bakalım Adanalı sigarayla iyi gider dedi. İyi gitmez bilirim ama aldım, belli belirsiz bi eyvallah dedim. Sonra toplandı, çantasını sırtına aldı iyi günler genç dedi. Ben yine eyvallah dedim. Bir şarkı sözüymüş gibi dedim. Bilirim bir şarkı sözüdür ama ben yine de bir şarkı sözüymüş gibi dedim. Eyvallah, gidiveren hayata.</p>
<p>Akdeniz’in ılık sularına daldım sonra. İlk başta buzullar gibi soğuk geldi ama açılınca yavaş yavaş ısınmaya başladı. Ne kadar süre geçti bilmem, yabancı bir abla girdi suya. Belki yabancı değildi, bana öyle geldi. Dizlerine kadar sudayken soğuktan titriyordu. Sonra birden daldı suyun içine, çıkmayacak sandım. Balık olacaktı da Akdeniz’in sularında her gün selam çakacaktı gökteki bulutlara. O kadar çok su altında kaldı ki bir an şüphelendim. Sonra en fazla 5 metre ötemden çıktı. Allahtan dedi, su o kadar da soğuk değil.</p>
<p>Titreyerek girdiğim Akdeniz’den titreyerek çıktım, vardım oturdum havlumun üstüne. Komando amcanın yerine yeni bir amca gelmiş çoktan. Denize girmeyecek ama belli pantolonlu, gömlekli. Yanında bir yüksek alkollü bira duruyor. Döndüm , ‘afiyet olsun’ dedim. Çekingen bir tavırla sağol dedi. İlk adımı attım, artık amca anlatır içindekileri dedim. Konuşmadı hiç. Bir adım daha attım sigara uzattım. Bir şeyler dedi ama anlamadım. Önce kullanmıyorum dedi sandım, oysa az sonra yaktı bir tane. Söver gibi çekti bir duman içine. Öper gibi bir yudum aldı birasından. Sanki öptüğü tüm dudaklardan daha fazla zevk alıyordu.</p>
<p>Amca sustu konuşmadı hiç. Bir ara ‘neden böyle az konuşuyorsun’ diyesim geldi. Önce bir düşündüm. Aklımın bir köşesine oraya oturduğum gibi oturdum. Sordum amcaya. ‘Sen neden az konuşuyorsan ondan’ dedi. Sustum. O sırada benimde canım bira çekti. Arkamızdaki büfeyi işaret ettim , ‘’satıyorlar mı?‘’ Evet ama ben oradan almadım dedi. Gittim büfeye kalmamış. Geldim, geri oturdum. ‘Kalmamış’ dedim. Usta bir geometrici gibi büktü boynunu. O kadar çok şey anlattı ki boynunun o açısıyla, amcanın tüm hayatı içime işledi bir an. Her şeyi anlamıştım artık. Kalktım yola koyuldum.</p>
<p>Daracık bir yerden çıkardım arabayı. Radyoda bilmediğim bir dilden bir şarkı çalarken daldım trafiğe. Işıklar, arabalar, insanlar… Hayat gözlerimin önünden geçip giderken ben kördüm zamana karşı. Dikkatimi çekti, önümdeki bir arabanın egzozundan sıvı akıyor. Selektör yaptım görmedi. Geçmeye çalışacaktım ama zaten soldan gidiyordu. Bir kırmızı ışık kesti trafiği. Sağ şeride geçip yanına durdum. Baktım yaşı epey var ‘’ amca egzozundan sıvı akıyor’’ dedim. Amca biraz anlamaya çalışır, söylediklerimi beyninde tartar, sonra elini belli belirsiz kaldırır ‘eyvallah’ der. Yeşil yanar, ben geçerim, bir yandan da aynadan arkaya bakarım. Amca arabayı sağa çeker, dörtlüleri yakar. Geçmiş zaman gibi gelir ama o amca her an elini kaldırır belli belirsiz , ‘eyvallah’ der, arabayı sağa çeker, dörtlüleri yakar. Tıpkı şuan benim suskun amcanın yanında oturmam gibi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birgun/">Birgün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/birgun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5988</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 9 &#8220;Final&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Nov 2016 08:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5902</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saatler ilerlemiş olsa da siniri geçmedi. Karşımda oturup kızı ile hasret giderirken bile gözleriyle beni tehdit eder gibiydi. “Babanı bulamazsam seni öldürürüm” diyordu gözleriyle. Bende bir köşeye sinmiş durumda otururken annem çıktı odadan. Sağ elinde doldurduğu bavulumuz ile yanaştı bana. İşaretiyle kalktım. Belli ki gidecektik artık. Sorunların nedeni biz miydik ki? Tek kelime konuşmadan giydim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 9 &#8220;Final&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saatler ilerlemiş olsa da siniri geçmedi. Karşımda oturup kızı ile hasret giderirken bile gözleriyle beni tehdit eder gibiydi. “Babanı bulamazsam seni öldürürüm” diyordu gözleriyle. Bende bir köşeye sinmiş durumda otururken annem çıktı odadan. Sağ elinde doldurduğu bavulumuz ile yanaştı bana. İşaretiyle kalktım. Belli ki gidecektik artık. Sorunların nedeni biz miydik ki? Tek kelime konuşmadan giydim ayakkabımı. Bağcıkları yine zamanı almıştı. Annemin elinden tutup çıktık dışarı. Soğuk çarpıyordu yüzümüze tokat gibi. Karanlığın ortasında ilerliyorduk. Tek hissettiğim annemin eliydi vücudumda. Yağmur ile çamur olan yolda ilerledik. Arkamıza bir kere bile bakmadık. Sude’yi son bir kez dahi görememiştim. Annem ile hala konuşmuyorduk. Çok sinirli olduğu belliydi. Birkaç kere ortaya söz atmama rağmen cevap vermemesi korkutuyordu insanı. Hiç bu kadar sessiz kalmamıştı. Arabaların farlarının dışında ışık görmüyordum. Hala yürüyorduk çamurun içinde. Nereye gittiğimizi sormak için hamleler yapmış olsam da cesaretimi toplayamadım. Sinirini, tuttuğu elimden çıkarıyordu anlaşılan. Çok acıyordu elim. Hala yürüyorduk caddelerde. Gece yarısı olmuştur herhalde. Ayakkabımın içine giren yağmur suyunu hissediyordum. Çorabımın ne hale geldiğini tahmin etmeye çalışıyordum. Annemden çıkan seslerin yükseldiğini fark ettim. Ağlıyordu galiba. Kısık sesli bir şekilde… Durup yüzüne baktım. Çömeldi. Dökülüyordu gözyaşları ellerime. Biraz bekledikten sonra dayanamadım. “Babam nerede” diye sorunca nefesini tuttu. “Artık baban yok” gibi garip bir laf döküldü dudaklarından. Anlamadım önce. “ Ne demek bu şimdi?” diye bir soru daha yönelttim. “Baban olacak ahlaksız, Sude’nin annesiyle birlikte kaçtılar. Her şey yalanmış. Yangın bile düzmeceymiş. Artık bitti. Seni asla vermeyeceğim. Alama…” Sarılarak söyleniyordu annem. Çok dolmuştu belli ki. Konuşmadan buraya kadar gelmiştik ama dayanamadı. Hala konuşuyordu ağlayarak. Söylediklerinin çoğunu anlamıyordum bile. Babamın böyle bir iş yaptığına inanmadım. Gerçek miydi bunlar? Bu yaşadıklarım gerçek miydi? Annemin anlattıklarına göre babam uzun yıllardır görüşüyordu Sude’nin annesiyle. Yangını da mı ayarlamıştı? Birlikte olmak için olabilir miydi bunlar? Devamlı soru geliyordu aklıma. Hiçbirisinin cevabı da yoktu bende. Anneme moral vermek bana düşmüştü. İkimizde ağlıyorduk sokak ortasında. Gece karanlığında birbirimizi görmeden ağlıyorduk. Yürümeye devam ettik sonra. Hala ilerliyoruz karanlıkta. Gidecek yerimiz var mı? Sanırım hayır. Yürüyoruz, kaybolana kadar gideceğiz galiba. Her şeyi unutana kadar yürüyeceğiz.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 9 &#8220;Final&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-9-final/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bekleme Odası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Nov 2016 13:04:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5941</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıranız geldiğinde sizi çağırırım demişti doktorun sekreteri. Bende gittim bekleme odasına oturdum. Çocuklu birkaç aile vardı ben oturduğumda. Benden hemen sonra genç bir kadın geldi oturdu karşıma. Oturuşu, telefonu tutuşu, vücut hatları, yani her şeyiyle yozlaşmıştı. Böyle bir yozlaşmaya ancak bir diktatör sebep olabilir diye düşündüm. Sorun bu değildi, sorun bu diktatörün nasıl başa geldiğiydi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/">Bekleme Odası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sıranız geldiğinde sizi çağırırım demişti doktorun sekreteri. Bende gittim bekleme odasına oturdum. Çocuklu birkaç aile vardı ben oturduğumda. Benden hemen sonra genç bir kadın geldi oturdu karşıma. Oturuşu, telefonu tutuşu, vücut hatları, yani her şeyiyle yozlaşmıştı. Böyle bir yozlaşmaya ancak bir diktatör sebep olabilir diye düşündüm. Sorun bu değildi, sorun bu diktatörün nasıl başa geldiğiydi. Şunu da çok iyi biliyorum ki her diktatör halkın desteğiyle başa gelir. İnsan kalbi gibi özyönetimi cumhuriyet olan bir ülkeye diktatörler ancak seçimlerle gelir diye geçirdim içimden. O anda telefonu çaldı, diktatör arıyor sandım. Sonra konuşmalarından anladım ki annesiymiş.</p>
<p>Aklımdan çıkaramadım bir türlü diktatörü. Nasıl bir baskıcı rejim kurmuştu da bir kadından gerçek benliğini söküp almıştı. Acaba bir iyilik bunlara yol açmış olabilir miydi? Ben böyle düşünürken gözbebeğimde dünyada karısıyla yemek yiyordu diktatör. İkisi de adana söylemiş, yemekleri henüz gelmişti. Sıkıntılı bir adamdı bu diktatör. Gözleri her an etrafı arıyor, yemeğine göz koyan var mı diye bakıyordu etrafa. Adeta yırtıcı bir hayvan gibiydi.</p>
<p>Bir an karısına baktı diktatör. Ölen bir yıldızın ışığı gibi baktı. Karısından bu kadar uzak olmasının sebebini o an anladım. O kadar uzak olmalıydı ki karısından kendisi ölse bile ışığı yıllarca aydınlatmalıydı onu. Tıpkı göklerde gördüğümüz yıldızların birçoğunun sönmüş olması gibi. Yemek boyunca tek kelime konuşmadılar. Her suskun kelimede binlerce metre uzaklaştı diktatör karısından. Her uzaklaştığında gülümsüyordu inceden. Her uzaklaşışında karısı biraz daha fazla aydınlanacaktı. Karısı da biliyordu bunu. Yoksa bir kadının saatlerce susması olacak şey değil.</p>
<p>Böyle bir diktatörün böyle bir yozlaşmaya nasıl sebep olduğunu hala anlayamadım. Sevgi, insanları birbirine bağlardı oysa. Kendimi yenemeyip yan masadan seslendim hafifçe:</p>
<p>“Beyefendi, biraz konuşabilir miyiz?”</p>
<p>Usulca başını salladı bana, karısına dönüp ‘ hayatım sen yemeğini bitir ‘ dedi. Dışarısı soğuktu, üşümesin adam dedim hemen konuşmaya başladım.</p>
<p>Neden diye sordum. ‘ Neden insan olmak varken yıldız olmak? Hadi yıldız oldunuz, neden bu kadar uzakta? Bir güneş olmak varken…’ Bir sigara yaktı konuşmamı bitirince. Uzaklara baka baka içti. Son birkaç nefes kalmıştı ki konuşmaya başladı. ‘ Bir insanın hayatında bir insan olursan hayatın kadar yaşarsın ancak. Sen ölürsün, o insanda ölür. Bir insanın hayatında bir güneş olmakta aynı şeydir.’ Sigarasını gösterip devam etti : ‘’Bir sineğe sigara olmak gibidir, bir insana güneş olmak. Sigara beş dakika da söner gider, güneş öldüğünde dünya sadece beş dakika aydınlanır. Oysa yıldız olmak öyle midir? Bakınız, şu gökyüzüne bakınız. İfade edemeyeceğiniz kadar uzaktır size bu yıldızlar. Birçoğu sönmüştür bile, ancak hala aydınlatır dünyamızı. Siz beyefendi, öldükten sonra yaşamak istemez misiniz? ‘’</p>
<p>Doktorun sekreteri Ercan diye bağırdı o anda. ‘ Ercan Tanal! Sıranız geldi. ‘ Kimse hareketlenmeyince adam beklemekten sıkılıp çekip gitti diye düşündüm. Ben geleli bir saati geçmişti. Adam da iki saattir bekliyordur en az. Ben böyle düşünürken birden karşımdaki kadın kalktı yerinden. Usulca yaklaştı bana , ‘kocacığım’ dedi , ‘kocacığım, sıran geldi.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/">Bekleme Odası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 08:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5900</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hiçbirimiz bir şey anlamadık olanlardan. Sude’nin babasını neden götürmüştü polisler? Annesi niye hiçbir tepki vermedi? Babam neden olayı anlayışla karşılayıp yanında gitti? Sanırım olanları bilmeyen tek biz vardık. Bana sarılmasıyla birlikte ağlamaya başlayan Sude, hala gözyaşlarını bitirememişti. Saatler ilerliyor, Gece koyulaşıyordu. Ne bir haber vardı babamdan ne de bir gelen. Sabaha kadar oturduk salonda. Ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hiçbirimiz bir şey anlamadık olanlardan. Sude’nin babasını neden götürmüştü polisler? Annesi niye hiçbir tepki vermedi? Babam neden olayı anlayışla karşılayıp yanında gitti? Sanırım olanları bilmeyen tek biz vardık. Bana sarılmasıyla birlikte ağlamaya başlayan Sude, hala gözyaşlarını bitirememişti. Saatler ilerliyor, Gece koyulaşıyordu. Ne bir haber vardı babamdan ne de bir gelen. Sabaha kadar oturduk salonda. Ne benim gözüme uyku girdi ne de Sude’nin gözyaşı dindi. Hiç unutamayacağım bir geceyi yaşamış oluyordum. Aklıma hiç gelmedi sorular sormak. Korkuyordum çünkü. Ya çok kötü cevaplar alırsam diye korkuyordum.</p>
<p>Kapı zilinin çalmasıyla irkildim. Tam hafiften uykuya giriş yapacaktım ki olmadı. Uyumuş olan Sude’yi yavaşça yatırıp kapıya yöneldim. Sabah olmuş, kuşlar ötüyordu. İlk defa bu kadar yorgun görüyordum babamı. Bitkin bir halde girdi eve. Salonda herkesin uyukladığını görünce biraz sevinir gibi oldu. Yavaşça odaya yönelirken Sude’nin annesinin gözleri açıldı. Hemen fırlayıp “ İhsan nerede?” diye ilk sorusunu sormuş oldu. Devamı da gelecekti belli ki. Babam hiç zorlamadan içeriye davet etti. Girdikleri odada konuşacaklardı. Durum vahim gibi geldi gözüme. Sanki saniyeler geçmiyordu. Hareketsiz bekliyordum salonun ortasında. Nefes almak bile gelmiyordu içimden. Karşımda Sude’nin güzel yüzü… Yanında tuhaf bir şekilde uyuyakalmış annem. Ne yapmalıydım bu can sıkıcı ortamda. Odanın kapısı hafif aralandı. Sude’nin annesini kucağına almış bir şekilde çıktı babam. “Onur, dış kapıyı aç” diye fısıldadı sadece. Açtığım kapıdan çıktılar. Baygın bir haldeydi sanırım. Babamın anlattıklarına dayanamadı galiba kadıncağız. Hastaneye gittikleri son anda söylemişti babam zaten. Kapıyı kapattıktan sonra arkamı dönmem ile birlikte Sude ile göz göze geldik. “Anneme ne oldu? Babam nerede?” diye başladı sorulara. Cevabını bilmediğim sorulardı bunlar. Konuşamadım. Yapamadım. Yine olmadı gibi. Yaklaşıp sarıldım sadece. Yanında olduğumu bilmesini istemiştim. Uyanan anneme de gördüklerimi anlattım. Hiç beklemediğim tepkileri veriyordu. Bu kadar soğukkanlı olması beni hem şaşırtmış hem de korkutmuştu. Kapıya gelen Akop ile Mert’i de geri gönderdim. Kimseyi görmek gelmiyordu içimden. Konuşmak da istemedim. Sadece beklemek zormuş. Neyi beklediğini bilmemek ise daha zor. Annemin hazırladıklarından birkaç lokma yedik Sude ile. Sonra geçtik cam kenarına. Babasını bekliyordu galiba. Belki de annesini. Hangisinin daha önce gelmesini isterdi acaba? Saatler geçti, hava karardı. Rüzgâr savuruyordu çaresiz ağaçların çiçekli yapraklarını. Bir de etrafa koşuşturan insanlar vardı gördüğümüz. Yağmurun yağacağını anlamışlardı. Pencerenin camı ıslanmaya da başladı. Artık göremiyorduk dışarıyı. Yine canı sıkılmıştı anlaşılan. “of” diye dile getirdi içinde çektiği sıkıntıları. Perde ile kapattım ıslanmış olan camı. Yardım etmek istiyordum ama ne çare.</p>
<p>“Tak tak” sesleriyle inledik bir an. Birisi kapıyı çalıyordu. Bu çalmak değil yumruklamak bence. Öldüresiye vuruyordu kapıya. Anneme telaşlı gözlerle bakarken Sude, koşarak kapıyı açtı. Sırılsıklam olmuş bir şekilde içeri girdi adam. Babasını tanımış olacak ki hemen atladı kucağına. Sude’nin babası İhsan, adım adım bana doğru yaklaşıp “ Alçak baban nerede” diye bağırdı. Sorusunun cevapsız kalmasına rağmen birkaç kere daha tekrarladı. Ne demekti ki bu? Anlamadım. Anlamıyordum artık. Anlamak da istemedim.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İntihar Güzellemesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Nov 2016 08:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elgin Avşar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5887</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mutlu bir sabaha uyanmıştı oysa. Nedensizce mutluydu hem de, tuhaf bir enerji vardı üzerinde. Kahvaltı yaparken televizyonu açtı haberlere bakmak için. Aslında haberleri merak ettiği yoktu da hava durumu, trafik gibi bilgilere denk gelirse seviniyordu. Yıllar önce, şu an izlediği haberlerden herhangi birine denk gelse değişik duygulanımlar yaşayabilirdi ama alışmıştı artık. Kadın cinayetleri ve savaş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/">İntihar Güzellemesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mutlu bir sabaha uyanmıştı oysa. Nedensizce mutluydu hem de, tuhaf bir enerji vardı üzerinde. Kahvaltı yaparken televizyonu açtı haberlere bakmak için. Aslında haberleri merak ettiği yoktu da hava durumu, trafik gibi bilgilere denk gelirse seviniyordu. Yıllar önce, şu an izlediği haberlerden herhangi birine denk gelse değişik duygulanımlar yaşayabilirdi ama alışmıştı artık. Kadın cinayetleri ve savaş haberlerine denk gelirse küfür ederdi yalnızca. Yıllar içinde küfrün de bir tepkiselliği kalmamıştı.</p>
<p>Giyindi ve evden 10 dk erken çıktı. Bu enerjisine kendisi bile şaşırmıştı. Yolda arabasıyla giderken bir anda trafik başladı. Anlaşılan kaza olmuştu, hayra alamet değildi bu trafik. Üstelik bir damla yağmur yağmamıştı. Dura dura ilerlerken kazanın olduğu yere geldi. 3 araç birbirine girmişti. Bir sürü ölü olmalıydı. Oradan sonra trafiğin seyri normale döndü. Yine de geç kalmıştı işe ve trafikte bütün enerjisi bitmişti. Hemen ofisine geçip çalışmaya başladı. Proje teslim tarihleri yaklaşıyordu. Bilgisayarını çalıştırdı ve kendine gelebilmek için birkaç oyun oynamaya karar verdi. İlk oyunu oynarken geç kaldığı için onu azarlamaya gelen müdürüne yakalandı ve iki kat fırça yedi. Anlaşılan bu şirkette çalışmaya devam etmesi bu saatten sonra işkenceden farksız olacaktı. Neredeyse 7 yıldır böyle düşünüyordu ama bir şey yaptığı yoktu. Hatta geçen senelere kadar azarlanmaktan zevk aldığını düşünüyordu.</p>
<p>İş çıkışı eve geri döndü ve ılık bir duş alıp uyumaya karar verdi. Duştan sonra uyumak için yastığa kafasını koyar koymaz üst kattan gelen çığlıklarla irkildi. Üst komşunun karısını dövdüğünü ve bu gürültüyle uyuyamayacağını hemen anladı. Aslında şiddete karşıydı ama onlar aileydi ve aralarına giremezdi. Birkaç küfür edip kendisini dışarı attı. Yolda dilenen çocuklara ise bakmıyordu artık. Ya da karnı aç olan, ya da bir şeyler satmaya çalışan çocuklara&#8230; Biliyordu çünkü, alayı zengindi onların! Aslında bilmiyordu ama duymuştu bir yerlerden. Bacağına yapışan ve mendil satmak isteyen küçük kız &#8220;Almayacaksan karnımı doyursana!&#8221; dediğinde, &#8220;Dilenme, çalış!&#8221; demişti bir keresinde. Çalışmak çok önemliydi çünkü ona göre. Küçücük kızın ne işte çalışabileceğini hiç düşünmemişti. Hala da aynı sözleri söyleyeceğini düşünürdü.</p>
<p>Hikayemizin kahramanı hakkında bildiğimiz başka bir şey yok. Sadece hayatı boyunca değişik hiçbir şey yapmadığını ve 5 yıl sonra intihar ettiğini biliyoruz. Kendisini hikaye yapan kısım da bu. Ne cinsiyetini ne yaşını biliyoruz. Ama ne kadar yalnız ve sorgulamayan bir insan olduğunu biliyoruz. Ne kadar renksiz bir kişiliği olduğunu biliyoruz. Böyle bir insan intihar gibi eylemi gerçekleştirme cesaretine nasıl sahip oldu? Ya da tüm hayatı gibi sorgulamadan mı ihtihar etti? İşte beni meraklandıran soru bu!</p>
<p>Kafka bu konuda; &#8220;Ölüm arzusu, bilgeliğe kavuşulduğunun ilk belirtisidir. İçinde bulunulan yaşam katlanılmazdır, başka bir yaşam ise, ulaşılamaz. &#8221; demeseydi bu hikayenin cevapsız sonunu hiç merak etmezdim. Belki de kahramanımız o kadar bilgeydi ve o kadar sorgulayan bir insandı ki hiçbir şeyi eyleme dönüştüremiyordu. Yoksa bir hayat koca bir yalnızlıkla nasıl geçebilir?</p>
<p>Yoksa hepimiz mi hikayenin kahramanıyız? Dostlarımızın arasında bile yalnız hissederken, hiçbir şeye şaşırmıyor, tepki vermiyorken ve dahası hayatlarımızı çok güzel gibi pazarlamaya çalışıyorken&#8230; Kahramanımız belki de o kadar bilgeydi ki, bunların hiçbirisine ihtiyaç duymadı. Zaten yalnızdı, sıkıcı ve sıradandı. Bunları bilerek yaşadı ve kendini öldürmek istedi. Ne dersiniz, belki de bizlerden sıkılmıştır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/">İntihar Güzellemesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/intihar-guzellemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5887</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Nov 2016 17:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Devlet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5847</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka bir şey var mı?</li>
</ul>
<p>Defalarca aynı cümleleri tekrarlayan bir robot gibi konuşmuştu, araya girip başka bir şey sormak ne mümkündü…</p>
<ul>
<li>Teşekkür ederim çok yardımcı oldunuz. Diyebildim. Arkamı dönüp gülüşümü gizledim. Hoşuma gitmişti işini bu kadar ciddiye alışı. Elime beş form alıp, yazar adları kataloğunun önünde durdum. Ahşap kokan çekmecelerden S harfini seçtim. Kartoteksler alfabetik dizilmişti, sıralamada öndeydi <strong>Samed Behrengi</strong>… İşte aradığım kitapları; Küçük Kara Balık, Bir Şeftali Bin Şeftali, Sevgi Masalı; Ulduz ile Konuşan Bebek; Ulduz ile Kargalar.</li>
</ul>
<p>Katalog çekmecesini dışarı çıkardım, az ötemdeki genç adamın yaptığı gibi çekmeceleri koymak için her harf kataloğunun altında bulunan, ahşaptan, sürgülü tablayı çekip üzerine yerleştirdim. Sırayla yazdım kitap bilgilerini, kendi bilgilerimi, ayrı ayrı özenle doldurdum formları. Çekmeceyi yerine yerleştirip, tablayı sürgüledim gerisin geri.</p>
<p><figure id="attachment_5850" aria-describedby="caption-attachment-5850" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5850 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=450%2C338" alt="Katalog Çekmeceleri" width="450" height="338" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5850" class="wp-caption-text">Katalog Çekmeceleri</figcaption></figure></p>
<p>Genç kütüphanecinin bankosuna vardım. Kısa gülümsemelerle cevap veriyordu her soruma, gözlerini aniden yere indiriyordu sonra. Pek konuşkan olmadığı her halinden belliydi. Benden başka iki ziyaretçi daha vardı sabahın bu erken mesai saatinde. Mis gibi yeni demlenmiş çay kokuyordu kütüphanenin içi. Açılığımı yüzüme vuruyordu sanki.</p>
<ul>
<li>Çayı siz mi demliyordunuz? diye sordum.</li>
<li>Arka bahçede kantin var, oturacak yer de, taze simitleri de güzeldir. Dedi. Acıkmış olduğumu fark ederek. Kısa gülümseyişiyle,</li>
<li>Alayım elinizdekileri deyip,  formlara göz gezdirdi.</li>
<li>Öğretmen? Ne öğretmenisiniz?</li>
<li>Edebiyat.</li>
<li>Çocuk edebiyatına meraklısınız sanırım.</li>
<li>Ha… Evet evet, yani edebiyatın her türlüsüne aslında. Bu gün <em>Samed Behrengi</em>’yi seçtim.</li>
<li>Ben de çok severim <strong>Samed Behrengi</strong>’yi. Özellikle <strong>Küçük Kara Balık</strong>’ı. 11 yaşında okumuştum. Sonra hayatım değişti. Dedi, yüzünden bir duman geçti. Kısa gülümsemesini atamadan buğulu gözlerini yere indirdi.</li>
<li>Öyle mi merak ettim, on bir yaşında bir çocuğun hayatı nasıl değişir bir çocuk kitabından?</li>
<li>Değişir, dedi. Ondan beklenmeyecek bir sertlikte.</li>
<li>Yaşadığınız yerden çıkıp başka hayatları merak edersiniz, küçük çevrenizden kopup kendinizi büyük bir okyanusun içine atıverirsiniz. Cesaret gösterirsiniz, aynı denizde yüzmek, aynı denizde ölmek istemezsiniz. Pelikanlardan habersiz, başka başka canlıları tanırsınız, hatta seversiniz onları. Bir gün, bir pelikanın kursağında yem olacağınızı bildiğiniz halde&#8230;</li>
</ul>
<p>Öyle içten döküldü ki kelimeler ağzından, daha fazla soramadım, öyküsünün gerisini araştıramadım.</p>
<ul>
<li>Haklısınız, sanırım. Diyebildim yalnızca. Onu kırmış olmaktan bu sefer ben utanmıştım.</li>
<li>İmzanızı atmamışsınız. Dedi, formları uzatarak.  Her birine ayrı ayrı lütfen&#8230;</li>
</ul>
<p>Elinden formları aldım, sıkıntım daha da artmıştı. Sürgün bir öğretmen olarak gerçek imzamı atmak fikri beni terletmişti. Hemen uydurma bir imza attım. Kolay bir şey olsun diye soyadımın baş harfini karalayıp verdim, her bir form için ayrı ayrı… Dikkat etmedi attığım imzalara. Rahatladım. Uzun zamandır devlet müesseselerinden uzak durmanın verdiği acemilik vardı üzerimde, belli etmek istemedim.</p>
<ul>
<li>Kitaplarınız depodan çıkarılacak biraz beklemeniz gerek, dilerseniz kantinde çay içebilirsiniz,  dedi.</li>
<li>Çok teşekkür ederim, dedim. Unutmayın, her pelikanı öldürecek bir kılıç bulunur aranırsa&#8230;</li>
<li>Kılçıktan bile mi olsa? dedi&#8230;</li>
</ul>
<p>Başımı sallayarak evetledim. Gözlerini bir anlığına gözlerime değdirerek, beni anladığını hissettirdi, gülümsemesi bu sefer içtendi.</p>
<p>Taze çay fikrine bayılmıştım, zaten açlığım da dayanılmaz bir hal almıştı. Gösterdiği taraftan bahçeye çıktım. Küçük bir nefes alma yeriydi. Bir avluydu burası. Dört bir tarafı duvarla kaplı, iki ağaçlık bir bahçecik… Hercai menekşeleri çiçek açmıştı, mor, beyaz, sarı… Ayaklıklı kül tablalarından burada sigara içilebildiğini anladım. Kantinci yaşlıca bir bayandı, hafif kamburu çıkmış… Başörtülü, yüzü sıcak, kırışık, içten, güler yüzlü… Buyur etti beni, uzun kantin taburelerinden birine oturdum. Taze çay kokusundan midemin gurultusu duyuldu. Ben söylemeden bir tabağa sıcak simit ve karper peyniri koymuştu, su bardağı dolusu çayla geldi yanıma.</p>
<ul>
<li>Utangaç bir ifadeyle,  Sormadım ama dedi.  Var mı bir eksiğim?</li>
<li>Estağfurullah, ne eksiği fazlası var, dedim. Hafifçe omzuna dokunarak… Mavi gözlerinin içi güldü.</li>
<li>Ellerinize sağlık, dedim. Çok acıkmışım.</li>
<li>Öyle olur, dedi, Buraya gelenler hep çok açtır. Mideleri doyurmak benim işim, yürekleri doyurmak ise kütüphanecilerin. Göz kırpıp ayrıldı yanımdan.</li>
</ul>
<p>Uzun zaman olmuştu insanlarla yakın ilişkiler kurmayalı. Yaban hayatından çıkmış gibiydim. Kendi ürkekliğimden kendim çekindim. İnsanlara değil güvenmek, onlarla aynı havayı solumaya bile tahammülüm yoktu. Yüreğim kırgınlıklar ve kızgınlıklarla doluydu. İnsanoğlunun acımasızlığından, merhametsizliğinden yılmıştım. Güzel olan ne varsa üzerine basıp geçiyorlardı. Kendilerinden olmayanı yok edici silahlarıyla dışlıyorlar ya da sürgüne yolluyorlardı. Öğretmenlik hayatımın son on senesini sürgünde geçirmiştim. Kimsenin gitmeyeceği kasabalarda yüzlerce öğrencim olmuştu. Okutulması yasak ne kadar eser varsa o ücra köşelerde bilgiye susamış gençlere taşıyan bir ırmak olmuştum. Bu yüzden belki de <strong>Samed Behrengi</strong> gibi bir görev üstlenmiştim kendi kendimce.</p>
<ul>
<li>Bir bardak daha vereyim mi?</li>
<li>Teşekkür ederim almayayım, çok güzel olmuştu demi, kokusu yerindeydi. Kitaplarım gelmiştir, ben şimdilik müsade isteyeyim. Ama öğle yemeğinde bir tostunuzu yerim.</li>
<li>Beklerim, dedi&#8230; Kaşarım taze, sucuğum Kayseridendir ona göre&#8230;</li>
<li>Öyle ise öğleye görüşmek üzere&#8230;</li>
</ul>
<p>Borcumu ödeyip kantinden çıktım genç kütüphanecinin tarafına yöneldim. Sıcak demli çay, taze çıtır simit ve en önemlisi iyilik dolu bir çift göz bana iyi gelmişti.Tam düşündüğüm gibi kitaplarım da gelmişti. Eski baskılı, köşelerindeki etiketlerde İstanbul Devlet Kütüphanesi damgalı, numaralı kitaplar… Bir an da onların da hapishanesi burası diye geçirdim içimden. Arşiv odalarının tozlu raflarında yıllarca gün ışığından yoksun bekliyorlardı. Bir okuyucu gelip onları seçtiğinde ancak açık görüşe çıkabiliyorlardı.Tıpkı bir mahpus gibiydiler. Bilgiyi, sanatı koca koca odalara hapsediyorduk aslında. Çok eski bir kütüphaneydi burası. Yüzyılı aşmıştı, devlet eliyle kurulan ilk kütüphaneydi. Devlet kitapları ziyaretçilerine açmıştı. Kütüphanedeki kitapların hapishane ziyaretçisi mi oluyordu yani okurlar?</p>
<p>Kitaplarımı ve masa numaramı aldım, artık okuma salonuna geçiyorum… Görüşme odasına bir anlamda. Eski, yüksek kapısından içeri giriyorum. Öyle karanlık ki ortalık, gözlerimin alışması zaman alıyor. Her yer ahşap, eski mekân, masalar, sandalyeler, zemin gıcırdıyor yürürken… Yeşil meşin kaplı sandalyeler… Masa numaramı bulup oturuyorum. Sandalyemin süngerleri yırtık ama aldırmıyorum. Burada her şey numaralı bütün eşyalar, her şey etiketlenmiş durumda. Ben bile diyorum içimden. 15 numaralı masam, sandalyem ve masa lambam… 15 numarayım ben… Işığı açıyorum, çıt sesi yankılanıyor sessizliğin içinde… Derin bir yalnızlık ve huzur hissediyorum, banker masa lambamın loş ışığı aydınlatıyor ortalığı. Rahatsız sandalyemde rahatı buluyorum, hiç kimse yok benden başka… Kubbelere bakıyorum her şey o kadar eski ki, ben içinde yenileniyorum… Sanki yıllardır bu mekânı arıyordum, evime gelmiş gibiyim, ait olduğum meskenimi bulmuşçasına rahatlıyorum.</p>
<p><figure id="attachment_5849" aria-describedby="caption-attachment-5849" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5849 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Küçük Kara Balık" width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5849" class="wp-caption-text">Küçük Kara Balık</figcaption></figure></p>
<p>İlk kitabım Küçük Kara Balık. Yüreğim sızlıyor, kenarları ciltlenmiş ama ilk baskısı olduğunu biliyorum kapağından tanıyorum.</p>
<p><strong>Masamın ışığında güzel bir yüzün hayaliyle aydınlanıyorum. </strong></p>
<p>“Kış ortasında bir akşam vaktiydi. Denizin en derin yerinde, yaşlı mı yaşlı bir balık nine sayıları on iki bini bulan çocuklarıyla torunlarını çevresine toplamış, onlara bir masal anlatıyordu.”</p>
<p>“Bir varmış bir yokmuş, bir Küçük Kara Balık varmış; bu Küçük Kara Balık annesiyle birlikte bir derede yaşarmış… Her gün, sabahtan akşama kadar, Küçük Kara Balık, annesinin peşine takılır, oraya buraya yüzermiş…</p>
<p>Küçük Kara Balık, günlerdir düşünüp duruyormuş. Orada burada dolaşırken çoğu kez annesinin arkasında kalıyormuş, annesi de onun biraz hasta olduğunu, yakında yeniden sağlığına kavuşacağını sanıyormuş…”</p>
<p>Evet, hastaydım. Yıllardır çektiğim böbrek hastalığım nedeniyle gitmiştim doktora. İri kahverengi gözlerini dikmiş öylece bilge laflar ediyordu karşımda yaşına, başına bakmadan.</p>
<ul>
<li>Bizden olmayanı ayrık otu gibi koparıp atarız, rahatımız düzenimiz bozulmasın isteriz. Oysa ayrık otu o kadar şifalı bir bitkidir ki, grip, soğuk algılığı, öksürük ve nezlenin bir numaralı tedavi edicisidir. İdrar söktürür, böbrek taşlarına, iltihaba iyi gelir. Kanı temizler, böbrek hastalarına ben hep bu otu tavsiye ederim.</li>
</ul>
<p>O konuşuyordu boyuna insan muhabbetine hasret ben, onun ince, yumuşak ama bir o kadar da kararlı ve hükmedici sesini dinliyordum. Kaç yaşında acaba diye geçiriyordum içimden. Doktor olduğuna göre o kadar da küçük olmamalıydı yaşı. Bir sevdiği var mıdır acaba? Ardında bıraktığı bir nişanlısı…</p>
<p><em>Yüreğim sıkışıyor, nasıl unutacağım ben seni. Hasretine alıştım, beklemiyorum artık gül yüzünü görmeyi. Aldığım en son haber İstanbul’a döndüğüne dairdi. Bak çıkıp geldim işte peşinden. İzini süren bir av köpeği gibi… </em></p>
<p>Not defterimi çıkarıp aklıma gelenleri kâğıda geçirdim.</p>
<p><em>Çok özlemişim seni. Muhabbetini, neşeni, her soruna bulduğun çözümlerini… Hiçbir şeyi dert etmezdin. Bir ömür yaşayabilirdim seninle, hayatımın gülümseyen yüzüydün. Ben ise? Pişman mıyım yaptıklarıma?  Nasıl da yıktım bir öfke anında, ellerimizle ilmek ilmek ördüğümüz sevgimizi…</em></p>
<p>“<strong>Samed Behrengi</strong> gibisin” demiştin bana. “Ama sonun öyle olmasın sakın. Allah’tan 29 yaşını çoktan geçmişsin. Senin bir yerlerde ölü bulunduğun haberini almayacağım şükür.”</p>
<p><em>Yaşıyor muyum gerçekten? Ah! Küçük Kara Balık, evinden yuvandan ayrılıp bu kadar uzağa gelmeye cesaret ettiğin için sağ olasın. Yoksa nerden bulurdum ben seni.  Sana bunu hiç söylememiştim. Söylese miydim?  Ben senin kadar cesur değildim. Elimde kamam, balıkçıl kuşlarını öldüreyim. Sessizliğimle kendimi öldürdüm yalnızca, sen bir ceylan gibi dolanırken etrafımda, beni yeniden taşırken hayata, ben bir avcı gibi vurdum seni! Bu hayatta en çok sevdiğimi… </em></p>
<p><em>Sen doğum günümde hediye etmiştin bana en kıymetlini&#8230; ‘Sana verebilecek başka hediye bulamadım Artvin’de ‘ demiştin. Ah! Küçük Kara Balık ben onu öfkeme salıp, sandal yaptım, denizlere bıraktım… Senin sevgini, güvenini hiçe saydım, gururuma yenik düştüm… Ah! Şimdi nerelerdesin Küçük Kara Balık?</em></p>
<p><strong>Nerelerdesin sevdiğim?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5847</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Nov 2016 13:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5824</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah uyandığımda Akop ile Mert’i gördüm karşımda. Yorgun yatınca öğlene kadar uyumuşum. Meraklandıkları için eve kadar gelmişler. Hemen hazırlanıp çıktık evden. İlyas’ın çalıştığı berberden tabure getirip koymuşlar. Masada çok küçük gibi geldi gözüme. Oturunca iyice küçük kaldım. Koca mahallenin kahramanı burada mı imza dağıtacak. Koltuk filan yok mu diye de geçirdim içimden. Beklemeye başladık insanları. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah uyandığımda Akop ile Mert’i gördüm karşımda. Yorgun yatınca öğlene kadar uyumuşum. Meraklandıkları için eve kadar gelmişler. Hemen hazırlanıp çıktık evden. İlyas’ın çalıştığı berberden tabure getirip koymuşlar. Masada çok küçük gibi geldi gözüme. Oturunca iyice küçük kaldım. Koca mahallenin kahramanı burada mı imza dağıtacak. Koltuk filan yok mu diye de geçirdim içimden. Beklemeye başladık insanları. 5 TL karşılığında imza mı alacak olmaları hoşlarına gitmiştir herhalde. Zaten tanıtım amaçlı indirimli bir fiyattı bu. Daha sonra yükseltecektik fiyatı. Ben taburede otururken Mert ile Akop’ta yanımda duruyordu. İnsanların akın etmesini bekliyorduk. Evden getirdiği onlarca tükenmez kalem, masanın üzerine dağılmıştı. Biraz sonra ayağa kalkıp yürüdüm. Uyuşmuştu bacaklarım. Biraz daha bekledikten sonra kimsenin gelmeyeceğini anladım. Üyelerime hiçbir şey söylemeden eve doğru gittim. Köşeyi döndükten sonra kalabalığın içine daldım. Bugün pazar mı vardı burada? Biraz daha ilerledim. Sude’nin evine doğru daha da artıyordu insan sayısı. Ne olmuştu ki burada? Çok zor ilerliyordum artık. Evin önüne geldiğimde kapı kapalıydı. İnsanlar, beni görünce alkışa başlamıştı. İmza için gelen insanlardı bunlar. Hemen kapının önünde başlamıştım imzalara. Elim yorulana kadar imzaladım kâğıtları. Yeni öğrendiğim imzamı atmaya çalışırken verilen paralar da cebimi doldurmuştu. Annem, pencereden dayak atacağını çeşitli hareketler ile anlatmaya çalışsa da ben işime konsantre olmuştum. İmzalar bitince evin zilini çaldım. Kapıyı açan annemin elindeki terlik, birçok anımın canlanmasına vesile oldu. Koşarak içeri girdim. Cebimdeki paraları çıkarıp arkamdan gelen anneme uzattım. Her zamanki gibi parayı görünce biraz yumuşadı, sarıldı. Bozuk olanları bana vereceğini söyleyip kâğıtları, cüzdanına koydu. Oradan alamayacağımı zannediyordu. Sonuçta artık para kazanan bir oğlu vardı. Gururlanmasına engel olmadım. Keyfini çıkartmasına izin verdim. Akşam gelince babama da durumu anlattı. Biraz kızsa da daha sonra parayı görünce mutlu oldu. Durumu Sude’nin ailesine de bahsettiler. Biraz daha yükselmiştim Sude’nin gözünde. Her şey güzel gidiyordu. Sude’nin anlatılanlardan sonra bana bakarak gülümsemesi hoşuma gidiyordu. Aramızda bir şeyler mi canlanıyordu acaba? Yemekler keyifli bir şekilde yine yenmişti. Artık iyice alışmıştık birbirimize. Daha evlenmeden iç güveysi mi olmuştum dayım gibi. Çok da iyi bir şey değil galiba bu. Hep kızıyorlardı dayıma çünkü. Çaylar içildikten sonra çalınan zilin sebebi anlaşılamadı. Saat çok geçti. Babamlar kapıyı açınca karşılarında polisleri gördük. Babam bana bakıp “seninle mi ilgili” diye sordu göz işaretleriyle. “yok, babacığım” diye gözümle soruyu cevapladıktan sonra polis amcalara doğru döndü suratlarımız. Elindeki kâğıdı okumaya başladı. Çok uzun olduğu için bir türlü bitmiyordu okunanlar. Sorun büyüktü anlaşılan.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5824</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Balıkesir&#8217;de Sıradan Bir Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Nov 2016 05:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[S. Emre Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5771</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tolga’yla saat üç buçuk gibi Saffet Abi’de buluşacaktık. Burası liseden beri geldiğimiz, adını mekanın sahibinden alan çay eviydi. Çay evi deyip geçmek eksik olurdu, çünkü burası Balıkesirli gençlerin bir nevi buluşma yeriydi. Tolga’yla ne zaman görüşecek olsak bana buluşma saatiyle birlikte bu çay evinin ismini söyler (“On iki buçuk, Saffet”) ve buluşma saatinden 15-20 dakika [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/">Balıkesir&#8217;de Sıradan Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tolga’yla saat üç buçuk gibi Saffet Abi’de buluşacaktık. Burası liseden beri geldiğimiz, adını mekanın sahibinden alan çay eviydi. Çay evi deyip geçmek eksik olurdu, çünkü burası Balıkesirli gençlerin bir nevi buluşma yeriydi. Tolga’yla ne zaman görüşecek olsak bana buluşma saatiyle birlikte bu çay evinin ismini söyler (“On iki buçuk, Saffet”) ve buluşma saatinden 15-20 dakika önce buraya gelip meyveli sodasını içmiş olurdu. Ama bu seferki buluşmada söylediği saatten önce ilk defa Saffet Abi’de yoktu. Buluşma saati geldiğinde de ortalıklarda görünmedi. İki çayla beş sigara içtiğim 42 dakika boyunca da Tolga, Saffet Abi’ye gelmedi.</p>
<p><figure id="attachment_5775" aria-describedby="caption-attachment-5775" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5775 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg?resize=640%2C480" alt="Üçüncü çayı söylemek yerine -çay dağıtan çocuk demir tepsisiyle yanı başımda dolanıp duruyordu." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/saffetcan.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5775" class="wp-caption-text">Üçüncü çayı söylemek yerine -çay dağıtan çocuk demir tepsisiyle yanı başımda dolanıp duruyordu.</figcaption></figure></p>
<p>Üçüncü çayı söylemek yerine -çay dağıtan çocuk demir tepsisiyle yanı başımda dolanıp duruyordu- Tolga’yı aramaya karar verdim. Hem daha önce niye aramamıştım ki, sanırım tek başıma çay sigara yapmak hoşuma gitmişti ama bir süreden sonra yalnızlığın verdiği hüzün duygusu sol yanıma doğru kan ponpalamaya başlamış, ben de durumun ciddiyetini kavramıştım. Bu acil durum alarmıydı, eğer biraz daha geç kalırsam yalnızlık beni esir alacak ve Tolga dahil başka hiç kimseyle görüşmek istemeyecektim. Akıllı telefonumun rehberinde hemen Tolga Balıkesir’i bulup yeşil arama tuşuna dokundum. Bir süre sonra telesekreterin mekanik ve halden anlamaz sesi duyuldu: “Aradığınız numaraya şu anda ulaşamıyor, lütfen daha sonra&#8230;” Kapattım. Daha sonra falan deneyemezdim. İnsan bir saat de bekletilmez ki kardeşim (halbuki bir saatin dolmasına daha 12 dakika vardı). Tabureyle aynı yükseklikteki küçük ahşap masaya iki çay parası bırakıp Şan’a doğru yürümeye başladım.</p>
<p><figure id="attachment_5774" aria-describedby="caption-attachment-5774" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5774 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg?resize=640%2C853" alt="Şan Cafe ise Balıkesir gençlerinin ikinci uğrak yeriydi." width="640" height="853" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/cay-evi-ve-arkadas-masasi.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5774" class="wp-caption-text">Şan Cafe ise Balıkesir gençlerinin ikinci uğrak yeriydi.</figcaption></figure></p>
<p>Şan Cafe ise Balıkesir gençlerinin ikinci uğrak yeriydi. Saffet’de buluşma ritüelinden sonra doğruca buraya gelinir, batak ya da king atılırdı. Şan’da iki saat önce Saffet’de buluşmuş en az dört kişilik bir ekibin olduğuna emindim. Evet işte Ulaş’ın elindeki iskambil destesine masum ve düşünceli bakan yüzünü görmüştüm bile. Masum ve çocuk yüzü her zamanki Ulaş yüzüydü, düşünceli yüzünün nedeni ise king’de cezaya kalmış olmasıydı. Koz söyleme hakkı bitmişti, mecburen el almaz diyecekti ama elinde 3 as, 3 papaz, 2 de kız vardı. Bu son eldi ve batmaması için beşten fazla almaması gerekiyordu. Tolga karşıdan her zamanki neşeli tavrıyla seslendi: “Hadi kanka, bugün oynıcan mı?”. Ulaş elindeki kağıtlara bir daha baktı ve &#8230; bir dakika, az önce Ulaş’a kim seslenmişti? Başımı kaldırıp baktım: Tolga’ydı!</p>
<p>“Lan puşt, sen ne arıyon burda! Ben bir saattir seni bekledim ya Saffet’te&#8230;”</p>
<p>“Ya kanka ben seni yarım saat bekledim gelmedin, sen gelmeyince ben de Şan’a geçtim.”</p>
<p>“Nasıl bekledin pezevenk! Ben bir saattir ordayım!”</p>
<p>“Niye bir saattir ordasın ki?”</p>
<p>Tolga ağzımdan çıkacak her söz sanki bir kahkaha malzemesiymiş gibi dikkatle yüzüme bakıyordu.</p>
<p>“La oğlum sen üç buçukta buluşalım demedin mi?”</p>
<p>Evet, Tolga her kelimenin hakkını vererek tam 7 hayır 8 saniye boyunca aralıksız güldü.</p>
<p><figure id="attachment_5772" aria-describedby="caption-attachment-5772" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5772 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg?resize=640%2C360" alt="Balıkesir'de yaşamak..." width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/balikesir.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5772" class="wp-caption-text">Balıkesir&#8217;de yaşamak&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Ankara‘da makine mühendisliği okumanın verdiği özgüven ve kabalıkla esaslı bir küfür savurdum. 8 saniye nihayet dolmuştu. Tolga kendine gelip “Kanka ben sana iki buçuk da buluşalım diye mesaj attım ya sonra” dedi.</p>
<p>Doktor Yekta’nın karşısında oturan Anıl Can sözü aldı, cümlesini bitirdikten sonra onun da en az 5 saniyelik bir kahkaha patlatacağı belliydi: “Ya ben de diyorum Tolga niye bana durduk yere ‘İki buçuk, Saffet” diye mesaj attı”.</p>
<p>Ben hariç herkes yine kahkahalarla gülmeye başladı. Bu seferki tam 12 saniye sürdü. Eli 8 almış Ulaş bile kartları masaya koymuş katıksız gülüyordu.</p>
<p>“Hepinizin &#8230;” diye başlayan bir küfür daha savurdum. Bu sefer fazlasıyla hak ediyorlardı. Tolga’ya beni yarım saat bekleyip de neden aramadığını sormadım, belli ki şarjı bitmişti; hem onlara yeni bir kahkaha malzemesi daha sunmak istemiyordum. Ses çıkarmadan masadaki tüm hesabın kendisine kaldığı Ulaş’ın yerine geçtim. Onlara para yerine çay ve kahve pullarının ortaya konulduğu kumar masasında hadlerini bildirecektim. Kartları karmaya başladım ve birden bu çocukları ne kadar çok sevdiğimi  düşündüm.</p>
<p>Kartları birer birer dağıtırken “Hepinizin&#8230;” diye başlayıp küfrümün sonunu getiremeden kendim de kahkahalarla gülmeye başladım. O sırada hepimiz bir yerden tanıdığımız ama kim olduğunu tam çıkaramadığımız bir ses duyduk.</p>
<p>Dış ses:</p>
<p>“Hayat sanırım sıradan şeylerle eğlenip farklı mutluluklar bulmaya çalışırken sıkılmaktan ibaretti. Eğer Balıkesir’de yaşıyorsanız bu daha bir belirgindi.”</p>
<p>“Neyse boş verin, kimse kim. Koz söyle lan ibne.” dedim Tolga’ya hala kızgınmışım gibi sahte bir tavırla.</p>
<p>Tolga: “Senin güzel hatırın için kupa diyorum Doğuşçuğum”</p>
<p>Dış ses (alınmış ve umursamaz bir tavırla):</p>
<p>“Evet Balıkesir’deyseniz bu daha bir belirgin&#8230;”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/">Balıkesir&#8217;de Sıradan Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/balikesirde-siradan-bir-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5771</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonattan Sızı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Oct 2016 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ay Işığı Sonatı]]></category>
		<category><![CDATA[Beethoven]]></category>
		<category><![CDATA[Hinech Yafa]]></category>
		<category><![CDATA[Light İn Babylon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5662</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzayıp giden cadde boyunca yürüyorum. Saatten haberim yok,tarihten de.Yaşamdan bir haber sadece yürüyorum. Üzerimde bütün sesler sessizliğe dönüşmüş. Sokak boyunca ilerliyorum. Sokağın az ilerisinde bir köşeye kurulmuş üç kişi dikkatimi çekiyor. Enstrümanlarını hazırlıyorlar. Oraya doğru yürüyorum. Grubun bir üyesi santurla başlıyor müziğe. Yanındaki kadın elindeki darbukayla hazırda bekliyor. Darbukaya vurmaya başlıyor. Darbukaya vuruşu sıklaştığı anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/">Sonattan Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzayıp giden cadde boyunca yürüyorum. Saatten haberim yok,tarihten de.Yaşamdan bir haber sadece yürüyorum.</p>
<p>Üzerimde bütün sesler sessizliğe dönüşmüş. Sokak boyunca ilerliyorum. Sokağın az ilerisinde bir köşeye kurulmuş üç kişi dikkatimi çekiyor. Enstrümanlarını hazırlıyorlar. Oraya doğru yürüyorum.</p>
<p>Grubun bir üyesi santurla başlıyor müziğe. Yanındaki kadın elindeki darbukayla hazırda bekliyor. Darbukaya vurmaya başlıyor. Darbukaya vuruşu sıklaştığı anda müziğe tamamen dahil oluyor. Bu dahil olma anı vücudunun bütünüyle müziğe ait oluşuydu. Ben böylesine bütünlük görmemiştim. Müziğin kendinden vazgeçiş olduğunu ilk kez bu kadar derin hissettim. Yüzündeki ifade, ellerinin darbukaya vuruşu, saçlarının savruluşu&#8230;</p>
<p>Sonra bu müzikle bütünleşme haline sesi de eklendi. Kadın bütün çıplaklığıyla müzikti. Bu inanılmaz bir şeydi, hayal edilemez bir şey. Sokak bu müziğin sesiydi. Kadın nota oldu, nota müzik&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5663" aria-describedby="caption-attachment-5663" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5663 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?resize=500%2C381" alt="Beethoven'ın Ay Işığı Sonatı" width="500" height="381" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5663" class="wp-caption-text">Beethoven&#8217;ın Ay Işığı Sonatı</figcaption></figure></p>
<h2>Beethoven&#8217;ın Ay Işığı Sonatı</h2>
<p>Eve doğru yürüyordum. Yağmur çiselemeye başladı. Sokak lambaları da yanmaya. Etraf kararıyordu. Eve girdim. Olanca hızımla odama ilerledim. Piyanonun başına geçtim. O kadın gibi müziğe ait olmak notaları bedenselleştirmek istedim. O an sadece bunu arzuladım. Camı açtım. Yağmur şiddetlenmiş. Cama vuran damlaların sesi, odanın içine savrulup düşen yağmur taneleri, gök gürültüleri hepsi birbirini takip etti. Gözlerimi kapattım. Ellerimi piyanonun tuşları üzerinde dolaştırmaya başladım. Parmak uçlarım hafifçe dokunuyordu notalara. Aklımdan geçenleri seslendirmeye başlayıp notalara daha sert dokundum.</p>
<p>&#8216;Parmak uçlarıma hapsettim. Her birinin birbirinden kaçışıyla yükselen çığlıkları!</p>
<p>Devirler geçtim, her yanım vuruldu, susturdular!</p>
<p>Soğuk bedenler çöktü, dudağımda kalan izler silindi, elimdeki bütün çizgiler kesildi!&#8217;</p>
<p>Notalarla kelimelerim,parmak uçlarım, bedenim bütünleşti. Kendimi notalara bıraktım. Bir süre devam ettim. Ter kan içinde kaldı vücudum. Son notayla birlikte;</p>
<p>&#8216;Yağmur bütün devirlere selam duracak!&#8217;.</p>
<p><strong>Beethoven</strong>&#8216;ın <strong>Ay Işığı Sonatı</strong>&#8216;nı ışıksız bir gecede deliliğe doğru çalmıştım. Müzik deliliğin ışığıymış meğer&#8230;</p>
<h2>Light İn Babylon &#8211; Hinech Yafa</h2>
<p>Bahsi geçen kadının dahil olduğu grup ve parça <strong>Light İn Babylon-Hinech Yafa</strong>.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/aKJvbTEnp0I?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/">Sonattan Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5662</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Oct 2016 11:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5649</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hazırladıkları odaya geçtik ailece. Yer yatağım hazırdı benim. Hemen girdim içine. Bir tek kelime bile konuşamadım kızla. Bütün gece izledim. Bir de ismini sayıkladım tabi. Acaba bu ismi kim koymuştu? Nereden bulmuşlar böyle güzel isim? Yatağın içinde sayıklamaya devam ettim. Ne başımıza gelen felaket yangın aklıma geldi ne de yaptığım kahramanlık. Tek bir kelime “Sude” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hazırladıkları odaya geçtik ailece. Yer yatağım hazırdı benim. Hemen girdim içine. Bir tek kelime bile konuşamadım kızla. Bütün gece izledim. Bir de ismini sayıkladım tabi. Acaba bu ismi kim koymuştu? Nereden bulmuşlar böyle güzel isim? Yatağın içinde sayıklamaya devam ettim. Ne başımıza gelen felaket yangın aklıma geldi ne de yaptığım kahramanlık. Tek bir kelime “Sude” diyerek uyumuştum.</p>
<p>Sabah kalktığımda annem, karşıya oturmuş beni izliyordu. “Kahramanım” diyerek üzerime atladı. Sanırım telefon ile arayan komşular, övgüler dizmişti bana. Bizim ailede önemliydi “el âlemin söyledikleri”. Annemin çantasında bulduğum birkaç parça giysimden güzel olanları giydim hemen. Sude’nin karşısına böyle çıkamazdım. Parfüm bile sıktım üstüme. Odanın kapısı birkaç kere tıklatıldıktan sonra açıldı. Kafasını uzatan Sude “Onur, birlikte dışarıya çıkalım mı?” dedi. Ben yine heyecanlandım. Cevap veremedim. Kafamı sallamam ile sevinip kapattı kapıyı. Yine konuşamamıştım. Hafifçe tokatladım kendimi. Salonda hazırlanmış bir vaziyette olan kahvaltıdan ikimizde birkaç lokma alıp dışarı çıktık. Yan yana yürüyorduk sokakta. Tanıyanlara selam vermeyi de unutmuyordum. Mahallenin kahramanı olmanın zor tarafları da vardı elbette. Sude ile birlikte arkadaşlarının yanına gittik. Önce tebrikleri aldım her birinden. Olayın nasıl geliştiğini kısaca anlattım. Etkilendiklerini gördükçe ufak eklemelerde yaptım üstüne. Daha da güzelleşti hikâyem. Sude, sorulan bir soruya “uzun zamandır arkadaşız Onur’la. Bu aralar çok görüşemedik ama eski dostumdur” demesi çok şaşırtmıştı beni. Oysa daha yeniydi ilişkimiz. Biraz sonra neden böyle yaptığını anladım. Sanırım sayemde havasını atmıştı arkadaşlarına. Yaptığı tavırlara bakılırsa iyice yükselmişti bulutların üstüne. Hiç de inmeye niyeti yoktu oradan.  Dalgalı saçlarını sallayarak anlattıklarıyla kıskandırıyordu herkesi. Biraz tuhafıma gitse de sonradan umursamadım. Gururlandırdı bu durum beni. Birkaç saat sonra beraber döndük evlerine. Evin önünde Mert ile Akop’u görünce koştum. Onların gözünde de kahraman olduğumu hissettim. Sarıldık, gülüşmeye başladık. Kulağıma yaklaşıp “güzel bir fikir geldi aklımıza. Konuşalım mı?” diyen Mert ile biraz uzaklaştık insanlardan. Sude’nin umursamaz tavırlarla evine girmesini izledikten sonra Akop, ağzındaki baklayı çıkarıp “Herkesin gözünde bir kahramansın. Bunu kullanabiliriz” dedi. Şaşkın bakışlarımdan bir şey anlamadığımı anlamışlardı sanırım. Bir kez daha aynı cümleyi kullandı. Ardından yine tekrarladı cümleyi. “Senin için imza günü ayarladık. Bir masa, sandalye lazım. Oturduğun yerde imzanı atıp parayı kazanacağız.” Deyince Mert, şimşekler çakmıştı bende. Hiç fena fikir gibi gelmedi aslında. Neden olmasın ki?   En uygun yer olarak da bizim evin karşısını belirledik. Hem daha ilgi çekici olurdu. Akop ile Mert giderek herkese yaydı haberi. Yarın büyük gündü. Kahramanlık yaptığım yerde hayranlarıma imzamı verecektim. Gururlu bir şekilde girdim eve. Annem, yine ne yapıp edip sokmuştu beni banyoya ama yıkamadığına emindim. Başka bir şey yapıyordu çünkü. Çok daha acımasız oluyordu banyoda. Sudan mı kaynaklanıyordu bilmiyorum. Sude’nin bağırışlarımı duymadığını ümit ederek çıktım banyodan. Yatakların hazırlanmış olduğu odaya gidip yer yatağıma girmiştim. Annem ile babam geleceğimize dair durumları mutfakta sessizce konuşurken ben uyumuştum.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5649</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Oct 2016 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Sahaflar Çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5623</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı… Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken. Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı…</p>
<ul>
<li>Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken.</li>
<li>Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa dökülen bu sözcüğe şaşırarak… Yaşlı sahaf sigara sarısı bıyıklarının altından gülümseyip, bir kez daha ama bu defa gözlerini kısarak daha derin süzmüştü onu. Yanaklarının al al oluşundan utanmış, gözlerini yere indirmişti.</li>
<li>Mutlaka geleceğim demişti.</li>
<li>Siz bu kitabı bulun yeter.</li>
</ul>
<p>Başını sallamıştı sahaf.</p>
<ul>
<li>Bulunmayan bir kitap değil ki, siz eski baskısını istediğiniz için bir iki gün müsaade istedim, tereddüt buyurmayın. Çayına uzanan parmaklarıyla konuşmayı uzatmayı seçmişti yaşlı sahaf. Bu garip genç okuru biraz daha tanımak istiyordu. Yılların tecrübesiyle:</li>
<li>Yeni baskısı her yerde var. Hemen vereyim bir tane isterseniz. demişti sıcak çayından bir yudum alarak. Tebessümle bir kere daha dikmişti gözlerini…</li>
<li>Yok yok hayır! Ben mümkünse ilk baskısını istiyorum. demişti yine telaşla.</li>
<li>İki gün mühlet verin o vakit, uğrarsınız sonra oldu mu?</li>
</ul>
<p><em>Teşekkür edip ayrılmıştı sahaflar çarşısından. Başka bir dükkâna bakma gereği bile duymamıştı. Sanki öyküsünü kimselerin bilmesini istemeyen, gizemli bir süper kahramandı. Öylesine emin çıkmıştı bu yolculuğa. Artvin’den dönüşü çok zor olmuştu. Mecburi hizmetini bitirdiğinde dönecekti oysa doğup büyüdüğü bu kente, ama olmamıştı işte… Bir çift mavi göze kapılıp kalmıştı onca sene… Yüksek dağlarla çevrili, insanları gibi yürekli ama sert mizaçlı Artvin’de senelerce kalmıştı. Çetrefil doğasına alışmıştı alışmasına. Soğuğuna, karına, buzuna yazları çağıl çağıl akan o güzelim Irmaklı yaylalarına, oksijen fazlalığına, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarına… Bir tek alışmadığı sertliğiydi coğrafyasından ziyade insanlarının… İstanbul’da doğup büyümüştü, narin ve ince yapılıydı. Aşk’a âşık çocuk yürekli, ceylan bakışlıydı, hep güleç, hep sevecen… Hastanedeki hastaları arasında onu sevmeyen yok gibiydi… Diğer doktorların aksine her bir hastasının yüzüne bakarak dertlerini dinler, onlarla konuşur, muayene etmeden de hiç birini geri göndermezdi. Bu yüzden hastalar hep ona gelirdi. Ama uzun süren muayeneler yüzünden, odasının önündeki kuyruk uzayıp giderdi. Diğer hekimler anlamazlardı bir türlü bu durumu.</em></p>
<p><figure id="attachment_5625" aria-describedby="caption-attachment-5625" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5625 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=350%2C630" alt="Sahaflar Çarşısı" width="350" height="630" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=167%2C300&amp;ssl=1 167w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5625" class="wp-caption-text">Sahaflar Çarşısı</figcaption></figure></p>
<p>Sonunda, yüreği küçük bir serçe misali ağzında, kapısına geldi yaşlı sahafın. İki günü zor etmişti zaten. Ya bulamadıysa aradığı kitabı?</p>
<p>Dükkâna girdiğinde eski minderli yırtık koltuğunda bulamadı sahafı. Oysa koltuktan yıllardır hiç kalkmamış gibiydi önceki gelişinde yaşlı sahaf. Sanki orda doğmuş, orda büyümüş, hep o koltukta yaşamış gibi… Seslenmek istedi ama seslenecek başka bir mekân yoktu. Küçük bir dükkândı. Her yer tavana kadar kitapla kaplı. Bir tek eski masaya gidecek dar bir koridor vardı. Doğru düzgün ışık almayan hatta hava bile almayan, tek bir insanın sığacağı kadar daracık bir mekân… Nasıl geçer bir ömür burada diye düşündü. Kapıdan içeri yaşlı sahaf süzüldü…</p>
<ul>
<li>Buyurun ne istemiştiniz?</li>
</ul>
<p>Hiç ummadığı bir cevap, bir karşılamaydı bu. Şaşkınlık rüzgârı içinde, “Beni hatırlamadı.” Dedi kendi kendine. Aklına gelen bütün ihtimalleri unutmak istercesine kafasını salladı. Sesi gittikçe kısılarak,</p>
<ul>
<li>Ben iki gün önce gelmiştim hani, beni hatırladınız mı? Şey için&#8230;</li>
</ul>
<p>Sesinin acıyla titrediğini ilk önce yaşlı sahaf fark etti.</p>
<ul>
<li>Ha? Hatırladım. dedi. Bu sefer kurnazca gülümseyerek… Elinde tuttuğu eski birkaç kitapla birlikte dar koridordan geçerek saltanatına oturdu.</li>
<li>Buyurun oturun azıcık. Dedi küçük tabureyi göstererek. Bu bir emir miydi bir rica mı bilemeden oturdu tabureye, gözlerini saltanat koltuğundaki padişahın iki dudağı arasına dikti…</li>
<li>Çay içer misiniz? Ben bir tane alacağım sizde de söyleyeyim.</li>
<li>Yok çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Uzmanlık sınavına girsem böyle heyecanlanmazdım, diye geçirdi içinden. Avuç içleri terledi, sıkıldığını belli edercesine sadede gelmek istedi.</p>
<ul>
<li>Niye bu kadar çok istiyorsunuz bu kitabı? diye damdan düşercesine sormuştu yaşlı sahaf, elinde tuttuğu kitabı göstererek. Sonra ısrarla dikti gözlerini, genç kadının gözlerine…</li>
<li>Ne diyeceğimi bilemiyorum? Yani nerden başlayacağımı…dedi kekeleyerek.</li>
<li>Siz anlatın vaktimiz var.dedi yaşlı sahaf.</li>
<li>Ben doktorum.” diye söze başladı. Uzun yılların ardından yeni geldim İstanbul’a. Ailem burada değil artık ne yazık ki. O elinizde tuttuğunuz kitabın bir benzerini babam on yaşımdayken bana hediye etmişti.</li>
</ul>
<p>Gözleri dolu dolu olduğu halde konuşmaya devam etti:</p>
<ul>
<li>Sonra ben ilk sayfasında babamın el yazısıyla  ‘Biricik kızıma en derin sevgilerimle…’ diye yazdığı o kitabı bir başkasına hediye ettim.</li>
<li>Anladım. dedi yaşlı sahaf. Sözü aniden keserek: O başkası ise size vefasızlık etti değil mi?</li>
</ul>
<p>Başını çevirdi, gözyaşlarının görünmesini istemiyordu. İçten içe haykırarak ağlamak istiyordu. Bütün yaşadıklarının hesabını sormak, babasına bir daha sarılmak ve onun omzunda doyasıya ağlayarak kurtulmak istiyordu bütün kalp kırıklarından, ayrılıklarından, acılarından…</p>
<p>Elinde tuttuğu kitaptan bir bölüm okumaya başladı yaşlı sahaf. Hafif kaldırarak gün ışığına tuttu.</p>
<ul>
<li>Küçük Kara Balık annesine, ‘Bu derenin ucunun nereye çıktığını gidip görmek istiyorum.’ demiş. ‘Bak anneciğim, tam bir aydır bu derenin ucunun nerede olduğunu düşünüp duruyorum. Bunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Dün gece sabaha kadar gözlerimi kırpmadım, hep düşünüp durdum. Sonunda gidip ne olduğunu kendi gözlerimle görmeye karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini gerçekten bilmek istiyorum.</li>
</ul>
<p>Kitabı kapattı ve genç kadına döndü yüzünü bilge sahaf.</p>
<ul>
<li>Siz Küçük Kara Balık&#8230; Siz! Derenin ucunu bulabildiniz mi peki?</li>
<li>Sanırım buldum efendim. dedi katıla katıla ağlıyordu artık.</li>
<li>Öyleyse buyurun kitabınız sizindir. dedi uzattı elindekini…</li>
</ul>
<p>Elleri titreyerek dokundu kitaba, yıllanmış bir dostuyla buluşmanın heyecanıyla…</p>
<ul>
<li>Borcum ne kadar? diyebildi.</li>
<li>Borcunuz yok. dedi, yaşlı sahaf. O borç yıllar önce ödendi…</li>
</ul>
<p>Başını hızla kaldırıp yaşlı sahafı süzdü genç kadın, sonra elindeki kitabın ilk sayfasını açtı.</p>
<p><strong>“Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazıyordu&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gövdesinde Düşler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 21 Oct 2016 12:25:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esma Gezer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5592</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ormanda pötikareli eteğiyle dolaşıyordu. Kalbinin denizini burada bulduğunu söyler, bir Küçük Prens’in peşinden gider, her ağacın kokusunu beynine kazırdı. Nanelerin, ceviz ağaçlarının, sarmaşıkların ve yaprakların efendisi olduğunu hisseder, birazdan da saymayı unuttuğu ve sandaletine takılacak olan fındık kabuğunu anımsayıp utançla gülümseyecekti. Güneş tepelerinin üzerinde kitap kitaplar okur en sevdiği yerleri not ederdi. Bir bozkır içinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/">Gövdesinde Düşler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ormanda pötikareli eteğiyle dolaşıyordu. Kalbinin denizini burada bulduğunu söyler, bir Küçük Prens’in peşinden gider, her ağacın kokusunu beynine kazırdı. Nanelerin, ceviz ağaçlarının, sarmaşıkların ve yaprakların efendisi olduğunu hisseder, birazdan da saymayı unuttuğu ve sandaletine takılacak olan fındık kabuğunu anımsayıp utançla gülümseyecekti. Güneş tepelerinin üzerinde kitap kitaplar okur en sevdiği yerleri not ederdi. Bir bozkır içinde yaşamayı düşünürdü. Çünkü en çok güneş tepelerini orada bulacağına inanırdı. Bu daha fazla kitap daha fazla çay demekti. Küçükken okuduğu masalları bu tepelere çizecek, hayal gücünün hep çocukları düşünmesine belki de kızacaktı.</p>
<p><figure id="attachment_5593" aria-describedby="caption-attachment-5593" style="width: 461px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5593 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg?resize=461%2C825" alt="Bu ormanda sadece ağaç, çiçek, nane deryalarının bulunduğuna kızar, uzak ülkelerde yetişen şakayık çiçeğini de arardı. Çünkü imkânsız bilmecesi gerçekleri hep daha fazla yakınlaştırdı. " width="461" height="825" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg?w=461&amp;ssl=1 461w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/dusler-icinde-bir-kiz.jpg?resize=168%2C300&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 461px) 100vw, 461px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5593" class="wp-caption-text">Bu ormanda sadece ağaç, çiçek, nane deryalarının bulunduğuna kızar, uzak ülkelerde yetişen şakayık çiçeğini de arardı. Çünkü imkânsız bilmecesi gerçekleri hep daha fazla yakınlaştırdı.</figcaption></figure></p>
<p>Bu ormanda sadece ağaç, çiçek, nane deryalarının bulunduğuna kızar, uzak ülkelerde yetişen şakayık çiçeğini de arardı. Çünkü imkânsız bilmecesi gerçekleri hep daha fazla yakınlaştırdı. Şaşkındı! Birazdan Ihlamur ağacının yanına gidecek ve nasıl olur da bunca dünyanın keder ve kasvetini içine çekip hala tıpkı bir anne gibi güzel kokmanın yüceliğini daha önce fark etmemişti? Şimdi de ellerini eteğinin karelerinden çekip ulaşabileceği her tohuma dokunmak için keşfe çıkmıştı. Her birinin peşine tozları katarak bir yığın toprak olup bu güzel ormanı yapabildiğine şahit olmuştu. Ulaşabileceği her zerreye ulaşmak istiyordu elleri… Bir gökyüzünün alaycı kuşlarına, bir ıhlamur ağacın en tepesindeki yaprağa, enginlere…</p>
<p>Dokundukça hissederdi her şeyi; eteğinin karelerini, saçlarındaki rüzgârı, bir nane yaprağındaki damarları, bir ağacın gövdesindeki babalığı, dökülmekte olan fındıklarının vazgeçmişliğini, toprağa karışmakta olan sararmış yaprağın teslimini… Ve sonra bir daha tepelerin üzerine oturur. Gece ile gündüzün koşturmasını, hava kararacakken çıkan o Kuzey Yıldızı’nı izlerdi. Elinde bir yaprak yüreğinde bir orman&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/">Gövdesinde Düşler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/govdesinde-dusler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5592</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Oct 2016 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5541</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yükselen dumanlardan bina görünmez olmuştu. Kapı basamağında beklemem devam ediyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. Öksürmeye başladım. Bu sırada bir siren sesi duyuluyordu uzaktan. Apartmanın kapısından içeri girip merdivenlere doğru yöneldim. Üstüme üstüme koşarak gelen komşularımızı fark etmeden birinci kata gelmiştim. Kucaklarındaki çocuklarıyla birlikte deli gibi zıplayan annelerin peşinden bende geri dönmeye karar verdim. O sırada kapısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yükselen dumanlardan bina görünmez olmuştu. Kapı basamağında beklemem devam ediyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. Öksürmeye başladım. Bu sırada bir siren sesi duyuluyordu uzaktan. Apartmanın kapısından içeri girip merdivenlere doğru yöneldim. Üstüme üstüme koşarak gelen komşularımızı fark etmeden birinci kata gelmiştim. Kucaklarındaki çocuklarıyla birlikte deli gibi zıplayan annelerin peşinden bende geri dönmeye karar verdim. O sırada kapısı açık olan komşumuzu fark ettim. Kafamı içeri doğru uzattığımda tekerlekli sandalyede oturan adamı gördüm. Bir şeyler yapmaya çalışıyor gibi geldi bana. Sinirliydi belli ki. İçeri girmem gerektiğini hissettim bir an için. Yaklaştım yanına yavaşça. Beni görünce “Şunu arkamdan ittirmen lazım Onur. Balkona çıkmamız lazım” dedi birkaç kere. Hemen bunu bir görev kabul edip ağır bir pazar poşeti gibi olan tekerlekli sandalyeyi itmeye başladım. Balkonun eşiğinden geçirip çıkardım adamı. O sırada itfaiye ekipleri balkona yükselip ikimizi de aldılar. Ne yaptığımı anlamadan iniyordum halkın arasına. Herkesin beni alkış yağmuruna tutmasıyla kabarmıştı göğsüm. Hemşire teyzeler, hemen beni alıp durumuma bakacaklardı. Aralıksız bir şekilde öksürmeme bakmadan yüzüme oksijen tüpünü geçirdiler. Aracın içinde biraz uzandım. Kahramanlık yapmak yormuştu beni. Dinlenmek hakkım gibi geldi. Annem ile babamın geldiğini bağrışlarından anladım. Her fırsatta ağlamayı kendisine vazife edinmiş annemin gözleri yine çeşme gibiydi. Babam ise “kalk ekmek al” der gibi bakıyordu.</p>
<p>Birkaç saat sonra sağlam raporu aldığımız hastaneden çıktık. Annem bile ikna olmuştu sağlam olduğuma. Oturduğumuz apartmanın büyük bir kısmında hasar oluştuğu için mühürlediler evimizi. Annem, bunun için bir kez daha ağlamaya başladı. Babamın aradığı yakın arkadaşının olumlu cevabıyla akşamı geçirecek bir yer bulmuştuk. Bir tarafımda annem diğer yanımda babam ile birlikte oraya gittik. Güzel bahçesinden geçtikten sonra evin zilini çaldık. Ailece kapıyı açtılar. Önce babam girdi selam vererek. Ayakkabımı çözdükten sonra karşımda O’nu gördüm. Dalgalı saçlarından tanımıştım. Bir daha dönüp baktım. Evet, O kızdı. O sırada içeriye ayakkabılarımla girdiğimi annemin bağırmasından anladım. Özür dileyerek ayakkabımı çıkarıp dışarıya doğru fırlattım. Bir daha baktım. Evet, O kızdı. Annemin arkadan ittirmesiyle salona kadar yürüdüm. Yemek masası son derece güzel bir şekilde donatılmış. Her türlü yemek çeşidi vardı. Benim aklımda ise tek bir şey vardı; O kız. Hep birlikte oturuldu sofraya. Sohbetin biri bitmeden diğeri başlıyordu. Hüzünlü olan annem bile sohbetlere katılarak gülüyordu. Karşımda oturan O kız “ekmek alabilir miyim kahraman” diye seslendi bana. Nefesim kesildi. Bir an sessizlik oldu. Sanırım kimse nefes alamadı bir süre. Olanları biliyordu demek ki. Bu iyi olmuştu gerçekten. “Kahraman” kelimesi içimi okşamıştı. Hala cevap bekliyordu galiba. Gözleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi. Eliyle “hadi” işareti yaptı. Ben niye oynatamıyorum bu elimi? Aslında çalışıyordu bu. Babası uzattı ekmeği. Yetmezmiş gibi bir de ismini söyledi kızın. Ne güzel bir isim. Bir an unuturum diye de çok korktum. İçimden dakikalarca tekrarladım ismi.</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5541</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alkolik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/alkolik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/alkolik/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 08:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5447</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir kış günü saat beşte kendiliğimden uyandım. Olur böyle, zaten belirli bir işim olmadığından saat falan kurmaya ihtiyaç duymam. Kendiliğimden uyanırım. Üst komşum da dün müşteri bulamamış. Gece rahat bir uyku çektim. Beni içgüdülerimle yalnız bırakan sesler yoktu. Mutfakta da bir şey bulamayınca biraz yürüyeyim dedim. Kapıları gıcırdata gıcırdata çıktım apartmandan. Karşı komşum köpeğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alkolik/">Alkolik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir kış günü saat beşte kendiliğimden uyandım. Olur böyle, zaten belirli bir işim olmadığından saat falan kurmaya ihtiyaç duymam. Kendiliğimden uyanırım. Üst komşum da dün müşteri bulamamış. Gece rahat bir uyku çektim. Beni içgüdülerimle yalnız bırakan sesler yoktu. Mutfakta da bir şey bulamayınca biraz yürüyeyim dedim. Kapıları gıcırdata gıcırdata çıktım apartmandan. Karşı komşum köpeğini yürüyüşe çıkarmış. Madem evlenmiyorsun bir köpek al dedim kendi kendime. Bebek gibi beslersin, çocuk gibi yürütürsün. Sonra ufukta bir gemi takıldı gözüme, silindi gitti tabii köpek mevzuu.</p>
<p>Bir gemi yolculuğum olmuştu gençliğimde. Alışık olmadığımdan ilk gün hep kustum. Öyle bir anlattılar ki gemi de dönen tantanaları, heyecandan bile kusmuş olabilirim. Küçük bir odam vardı gemide. Suyun üç dört metre üstünde. Dalgalı bir gece kapım çaldı, benim gibi bir genç kız, korkmuş. Bende zil zurna sarhoşum elim ayağıma dolaşıyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Bende alabilir miyim dedi elimdeki bardağı göstererek. Ona da verdim biraz. İçinde korkusu azaldı. Ben suskunluğumla boğuşurken teşekkür edip gitti. Tüm yolculuk bunun içindi. Ne gittiğim yerin ne yaptığım işin önemi vardı. Ben, o gün, o gemi de korkan bir kıza bir bardak içki vermek için oradaydım.</p>
<p>Yalnız bir adam gördüm. Kendi gibi yalnız bir banka oturmuş, kafasında düşünceleri tartıyordu. Terazisine rüzgar yapıp dengesini bozmamak için yavaşça oturdum yanına. Bir süre teraziyi izledim. Adam her tartışından sonra kafasını sallıyor, anladığımdan değil iş olsun diye bende salladım. İşi bittiğinde gözlerini gökyüzüne dikip uzaklara gitti. Bende onunla gitmek istedim ama çok merak etmiştim neyi tarttığını. Tuttum kolundan getirdim, yanıma oturttum.</p>
<p>&#8220;Neyi tartıyordun öyle hararetle?&#8221; diye sordum. Sevdiğim kadınları, dedi.</p>
<p>Her sabah gelir tartarmış böyle. Sonra işine gidermiş. Merak ettim hangilerinin ağır bastığını ama soramadım ayıp olmasın diye. Gözümü gökyüzüne dikip bende bir terazi kurdum. Sevdiğim kadınları tartacaktım güya. Bir martı geçti gözümün önünden ağzında bir simit parçasıyla. Simidi hangi güzel kadın attı acaba diye düşünürken terazi uçtu gitti tabii.</p>
<p>Kendimi tutamayıp sordum sonunda hangilerinin ağır geldiğini. Öyle bir ifadeyle baktı ki bana, bir an kendimi deli sandım. Poposunu kaldırıp biraz uzaklaştı bile benden. Rahatsız olup kalktım, yürümeye başladım. Yirmi-yirmibeş metre uzaklaşmıştım ki arkamdan bağırdı.</p>
<p>&#8220;Hangileri olacak, tabii ki kilolu olanlar!&#8221;</p>
<p>Her gün gittiğim markete uğradım. Şaka olsun diye önce beyaz peynir istedim. Uzun bir ooooo çektikten sonra &#8220;bugün kahvaltı yapıyoruz demek&#8221; dedi. Şak diye koydum önüne iki yetmişlik rakı, sustu kaldı kerata.</p>
<p>Dönüşte yine karşı komşuyu gördüm. Köpeğinin bokunu topluyordu yerden. Madem evlenmiyorsun dedim, bu sefer gerisini getiremedim. Apartmanın girişine geldim, karşımdan üst komşu geliyor. Şıllık yine süslenmiş püslenmiş , kapıda da son model bir araba bekliyordu zaten. Şu parfüm denen mereti de niye sıktıklarını bilmem hiç. Bir kadının ter kokusunu papatya gibi duyumsamayan erkekle ne işi olur kadınların.</p>
<p>Son merdiveni indiğinde beni gördü, hafiften güldü. Yine ne yumurtlayacak diye düşündüm birkaç saniye. Beni, zihnimin en derin okyanuslarında yapayalnız ve çırılçıplak bırakacak şu kelimeler döküldü dudaklarından:</p>
<p>&#8220;Bir bardak içki için teşekkürler…&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alkolik/">Alkolik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/alkolik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Leyla Leyli</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bade Arman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[anne ve çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kürtaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5410</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir tel saçını çekti kopardı. Sonra bir tel daha. Beyaz tellere ölüm diye giriştiği ayıklama siyah tellere sıçradı. Topyekun saldırıya geçmiş, hıncını alamıyordu. Yatakta oturmuş, dibindeki komidinin üstünü saç telleriyle doldurmuştu son yarım saattir. Eve gelene kadar sakin kalmış hatta yol boyu hiç bir şey hissetmemişti. Ne olduysa ceketini vestiyere bırakırken aynadaki yansımasına göz attığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/">Leyla Leyli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir tel saçını çekti kopardı. Sonra bir tel daha. Beyaz tellere ölüm diye giriştiği ayıklama siyah tellere sıçradı. Topyekun saldırıya geçmiş, hıncını alamıyordu. Yatakta oturmuş, dibindeki komidinin üstünü saç telleriyle doldurmuştu son yarım saattir. Eve gelene kadar sakin kalmış hatta yol boyu hiç bir şey hissetmemişti. Ne olduysa ceketini vestiyere bırakırken aynadaki yansımasına göz attığı sırada beyaz bir kaç saç telini görmesiyle olmuştu. Yatağa ne ara oturduğunu bile hatırlamıyor olabilirdi. Otuzlu yaşlarının ortasında bir kadın beyazlarına biraz olsun şefkatli davranmaz mıydı? Eni konu bir kaç tel. Yaşanmışlığı göstermez mi beyazlar? Şu hercai zamanın meyvesi değil miydi? İnsan yaşadığını yaş aldığını nasıl anlardı ki başka? Her şeyi çürüten zamanın torpili olur muydu hiç sana bana? Leyla bilseydi bunları yine aynı nefretle koparır mıydı onları?</p>
<p><strong>Leyla leyli</strong>, şehla bakışlı kara gözlü kara saçlı kara kaşlı bir adem kızı. Annesi turşuları yaparken salatalıkları aşıran Leyla leyli. Ruhu şad olsungillerden babası öyle seslenirdi. Seslendi duyurdu, seslendi adına ad koydu, seslendi sonsuzluğa uyudu. &#8216;<em>Leylam leylim su ver.</em>&#8216; &#8216;<em>Su gibi ömrün olsun Leyla Leyli</em>&#8216; Oysa şimdilerde Leyla geriye kalan ömrünü su gibi içip tükürmek istiyordu. Çok değil 6 saat öncesiydi onu dünyaya küstüren hadisenin vuku buluşu.</p>
<p><figure id="attachment_5412" aria-describedby="caption-attachment-5412" style="width: 288px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5412 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi-288x300.jpg?resize=288%2C300" alt="Leyla Leyli'nin hikayesi" width="288" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi.jpg?resize=288%2C300&amp;ssl=1 288w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/leyla-leylinin-hikayesi.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w" sizes="(max-width: 288px) 100vw, 288px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5412" class="wp-caption-text">Leyla Leyli&#8217;nin hikayesi</figcaption></figure></p>
<p>6 saat öncesi hayat öylesine tatlı bir meltemdi Leyla&#8217;ya. Kelebekler hep mi böyle güzeldi demişliği bile oldu. Çalıştığı yerin kirli camları bile ışık saçıyordu sanki. Masasına kollarını dayamış iş yapası yoktu. Bahar aylarının getirdiği miskinliğe yoruyordu ya başka sebebe ne gerek? Bir kahve içip meşhur fal sitesine fincanın resimlerini atıp 3 vakte kadar keyfine keyif ekleyecek şeyler duymak istiyordu. 3 vakitli her güzel uydurmasyona razıydı. Kahvesine enerjisini vere vere içti, kalan telveyi bir baş dönümü çalkaladı. Fincanın 3 kez kendine doğru çevirdi kapattı. Üstüne de Ömer&#8217;in nişanesi yüzüğünü koydu ki çabuk soğusundu. Çabuk soğusun ki çabuk görsün geleceği. Fincanı masanın bir ucuna özenle koymuştu ki telefonu çaldı. Ömeri güzeli, aşkına müptela olduğu,  uğruna müptezel gezdiği adam arıyordu. Hayrolsundu bu saatte? Hemen elini aldı telefonu,  simgeyi yeşilden kırmızıya çevirdi. Çok uzun bir konuşma olmadı. Leyla&#8217;nın kulakları uğuldamaya başladı. Kendine hakim oldu kendini bildi. Oturdu kalktı. Bir bardak su içti. Bir bardak daha. Alelacele bir numara aradı, konuştu duruldu. Duruldu çünkü gerçeği o an kavrayırverdi, acıyı göğsünde yumuşattı. Kahve fincanını unuttu. 3 vakte kadarlı falın kapısına gelmiş olan 3 gün içindeki kürtaj olacağını bilse hiç kapatır mıydı o fincanı? Porselenden yapma hayal bükücü fincanı doğrudan çöpe attı. Leyla şaşkın değildi. Deliler gibi ağlaması gerekirken bu sükunet onu bile şaşırtıyor belki yazgıdan hayati boyunca bir şey beklememiş bir insanın olgunluğunu yaşıyordu. Metroya bindi kendine bir sığınak buldu, tutundu tüm bu alem kaosunun içinde sanki tutunduğu demir onun koruyucusuydu. Bohçası elinde bir kadın ona doğru bakıyor sanki her şeyi biliyormuşçasına sırıtıyordu. Leyla aldırmadı, Leyla durgundu, suskundu, kesif kokular içinde lavantayı burun deliklerine sokmuş kadar sakindi. Yazgısı sabıkalı bir kadının kızıydı Leyla, savunmasız bir güldü dikenlerini unutan, koparılmaktan imtina etmeyi bir kenara bırak bununla savaşmak için yetiştirilmiş gibiydi.</p>
<p>Bilincini acıdan kaybettiğini sanan insanın meczuba benzer bir gülüşü vardı şimdi Leyla’nın yüzünde. Hala yatağın kenarında oturuyor fakat saçını yolmayı bırakmıştı. Leyla leyli umudu kırılan nice kadından biri. Yolun yarısına gelmiş otuzlu yaşlarının ortasında anneliğini toprağa gömmeye hazırlanıyordu. Ucu bucağı olmayan nankör dünya çok görmüştü ona anneliği. Uyudu, uyandı, geceyi gömdü gündüzü gördü. Bebeğini toprağa verdi 3 günün sonunda. O günden sonra Leyla eskisi gibi hırçın kalamadı. Leyla bir kez olsun dokunmuştu anne olmaya bir daha eskisi gibi kalamazdı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/">Leyla Leyli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/leyla-leyli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5410</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Oct 2016 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5407</guid>
				<description><![CDATA[<p>Babam başlamıştı azarlama işine. Hiç durmadan konuşuyordu. Demek ki her şeyi öğrenip kafasında kurgulamıştı söyleyeceklerini. Ben ise halının üzerindeki desenlerin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyordum. Biraz sonra sinirlenip odadan çıkınca ben de yavaş yavaş odama geçtim. Hiç umursamamıştım olanları. Yatağa uzanıp çetem ile ne yapabileceğimi hayal ediyordum. Kendimi ispatlarsam benimle gurur duyacaklardı. Sabah olunca siyah hırkamı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Babam başlamıştı azarlama işine. Hiç durmadan konuşuyordu. Demek ki her şeyi öğrenip kafasında kurgulamıştı söyleyeceklerini. Ben ise halının üzerindeki desenlerin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyordum. Biraz sonra sinirlenip odadan çıkınca ben de yavaş yavaş odama geçtim. Hiç umursamamıştım olanları. Yatağa uzanıp çetem ile ne yapabileceğimi hayal ediyordum. Kendimi ispatlarsam benimle gurur duyacaklardı. Sabah olunca siyah hırkamı giyip saçımı arkaya doğru taradım. Ayakkabılarımı bile parlattım. Ne de olsa çetemin üyeleri ile yapacağım ilk toplantıydı bu. Sözleştiğimiz yere doğru gittim. Artık öyle eskisi gibi de koşmuyordum. Ağır ağır yürüdüm. Çete reisi olduğumu herkes anlamalıydı. Mekana girdiğimde etrafa bakındım. Ne Mert vardı içerde ne de Akop. İlyas’ı saymıyorum bile. Neredeydi bunlar diye düşünürken O’nu görmüştüm. Gülümsüyordu konuşurken. Bana doğru bakmadığı belliydi tabi. Uzun saçlarının okulumun bahçesindeki bayrak gibi dalgalanması dikkatimi çekti. Uzunca bir süre izledim o dalgayı. Acaba anlamış mıdır diye de meraklanmıştım. Elindeki içeceği içtikten sonra bir ara etrafa göz gezdirdi. Tam o sırada parmak uçlarıma basarak biraz daha yükseldim. Bunu neden yaptığımı bende anlamadım. O sırada arkamdan gelen Mert’i bile fark etmemişim. Bir masaya geçip oturduk. Mert galiba konuşuyordu ama dinlemedim. Gözlerimi O’ndan alamadım hala. Biraz sonra Akop’ta katıldı aramıza. Benim dalgınlığımdan yararlanan Mert, bir sürü siparişte bulunmuş anlaşılan. Gelenler bitmeden yenisi geliyordu masaya. Neyse ki yanımda annemin cüzdanından aldığım yeşillikler vardı. Yanındaki arkadaşlarıyla birlikte salına salına çıktılar mekândan. O’nun arkasından bir süre baktıktan sonra kendimi toparlamayı başarmıştım. Bende reis olmanın verdiği sorumluluk bilinci ile hesabı ödedim. Mekândan birlikte çıktık. Çete olduğumuz için artık önümüze gelene sataşıp nam salmamız gerekiyormuş. Bu yüzden dolaşmaya başladık. Bizim mahallenin uzak kısımlarına doğru gittik tanıyan çıkmasın diye. Bu işlerden anlayan Mert’in hediye ettiği tespihi sallaya sallaya yürürken bisikletinin zincirini tamir eden bir çocuk çıktı karşımıza. Biraz göğüs kabartıp ayağım ile bisikletin ön tekerleğine bastırıp:</p>
<p>“Bir sorun mu var ufaklık” diye söze daldım. Eli yüzü pas olan çocuğun durumu içler acısıydı. “ Bisikletimin zinciri atmış, yapamıyorum. Bir yardım eder misiniz abiler” deyince bütün yağlarım erimişti. Tespihi Akop’a uzatıp Mert ile birlikte başladık tamire. Önce zinciri taktık. Epey paslanmış bir haldeydi. Biraz yağladık tabi. Tekerleklerini de düzelttik. Lastikleri iyiydi ama yine de baktık. Bisikleti eskisinden daha iyi olan çocuk, sevinerek gitti yanımızdan. Biz ise yüzümüz, gözümüz pas içinde evlere dağıldık. Bu sefer ne söyleyecektim anneme? Hemen bir şeyler bulmalıydım. Çete reisi olamadığıma mı yanayım yoksa annemden yine azar işiteceğime mi? Nam salmak için yürürken yardımsever çocuklar olmuştuk. Bu iş, hiç hoşuma gitmedi. Aslında sabahtan beri aklımda O vardı. O’nun yüzünden böyle olmuştu. Acaba kimdi bu kız? Sonuçta istemek için nereye gideceğimizi soracaktı annemler. Ne diyecektim onlara? Gerçi daha adını bile bilmiyordum. Muhakkak ismi de yüzü gibi güzeldir. Evin zilini çalıyordum iki saattir. Niye açmadı annem? Nerede bu kadın? Bu duman da neyin nesi?</p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 1</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5407</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaplumbağa Kabuğu Çalan Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Oct 2016 13:12:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5340</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaplumbağa kabuğu çalan adam; her gün aynı sokakta, hep aynı saatlerde birbirinden çok farklı ritimlerle vuruyordu bağdaş kurduğu bacaklarının üzerindeki itina ile parlaklığını koruduğu kaplumbağa evine. Müziğinin dinleyicileri de her geçen gün azalmak bilmiyordu. Yaptığı iş kadar, sorulan soruları cevapsız bırakmasıyla da ünlenmişti. Buna rağmen, nazik davranışlarıyla çevresindekilerin sempatisini kazanmıştı. Beş yıl önce geri dönmemek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/">Kaplumbağa Kabuğu Çalan Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaplumbağa kabuğu çalan adam; her gün aynı sokakta, hep aynı saatlerde birbirinden çok farklı ritimlerle vuruyordu bağdaş kurduğu bacaklarının üzerindeki itina ile parlaklığını koruduğu kaplumbağa evine. Müziğinin dinleyicileri de her geçen gün azalmak bilmiyordu. Yaptığı iş kadar, sorulan soruları cevapsız bırakmasıyla da ünlenmişti. Buna rağmen, nazik davranışlarıyla çevresindekilerin sempatisini kazanmıştı.</p>
<p>Beş yıl önce geri dönmemek üzere çıktığı uzun bir yürüyüşte, kendini insanlardan uzak bir tepede, rüzgarın pürüzsüzleştirdiği iri bir kayanın üzerinde oturur bulmuştu. Yorgunluğu, yavaşça bedenini ele geçirip huzursuz bir uykunun kıyısına fırlattı. Göz kapaklarının altında gözleri çırpınırken, çok büyük ve çok yaşlı bir kaplumbağa, ayak başparmağına hafifçe dokunarak kısa süreli uykusundan onu uyandırmıştı. Bir an için göz göze gelmişler, heybetli yaratık yavaşça gözlerini kapatmış ve bir daha hiç açmamıştı.</p>
<p>Ne yapacağını bilemediği için çıktığı bu yürüyüş, onu bu olayla daha da açmaza sürüklemişti. Sabit bir şekilde oturup gözlerini kaplumbağaya dikti. Bu yemyeşil yaratık görüşünü tamamen kaplayana kadar baktı saatlerce. Sonra bir an, hayvanın kabuğunun ne kadar güzel olduğunu düşündü. Elleri istem dışı hareket etmeye başlamış, kabuğun içinde yaşayanın hayatını yansıtan pütürlerinde parmak uçlarını gezdiriyordu. Bunca yıl yaşamış olmak böyle bir şeydi işte, pütürlü. Kaplumbağanın artık ona ihtiyacı kalmadığından adam kabuğu kendi için aldı. İçini temizleyip dış yüzeyini elinden geldiğince etrafta bulduğu taş ve yapraklarla parlattı. Sonra parlaklığına bakarak daha da güzel olduğunu düşündü.</p>
<p>Uzun zamandır hissetmediği bir neşe hissediyordu. Yıllardır ilk kez gülümsedi. Etrafına bakındı ve gökyüzünün mavi olduğunu neredeyse unutmuş olduğunu keşfetti. Kuşlar onun için yeniden cıvıldıyor, rüzgar ilk kez yüzüne dokunuyor gibiydi. Farkında olmadan parmak uçlarıyla kabuğu hafif hafif tıpırdatmaya başladı. Kuşların ötüşüne göre ritm tutuyor, yaprakların hışırtısıyla ritmi harmanlıyordu.</p>
<p>Zaman geçtikçe yaptığı şeyi sevmeye, sevdikçe tıpırtılar müziğe dönüşmeye başladı. İçinde bir yerlerde çok derinlere gömülmüş yaşama sevinci filizlendi usulca, kendini belli etmeden. Kaplumbağa kabuğunu  sırtına bağlayıp yürümeye devam etti. Kabuk, tıpkı bir kaplumbağa gibi sırtında yük yapmıyor, kendi vücudunun parçasıymışçasına adamla birlikte yol alıyordu.</p>
<p>Yönünü kente çevirmemişti ama yine de buradaydı. İnsanları yeniden görmeyi beklemiyordu. Bu yüzden aralarına girince ne yapacağını şaşırdı. Eli ayağına dolandı ve yürüyemeyecek duruma geldi. Kalabalık caddenin gölge bir köşesine çökerek kabuğunu kucağına aldı. Oturduğu gölgelik dut ağacına ait olduğu için arada bir üzerine meyvelerini bırakıyordu. Kaplumbağa kabuğunu çalan adam, müziğe kendini kaptırmış, arada bir üzerine dökülen dutları yemek dışında ara vermeden hava kararana kadar müzik yapmaya devam etti.</p>
<p>Nihayet kafasını kaldırdığında, etrafını saran kalabalık onu alkışlamaya başladı. Herkesi büyülediğinden ve müziğinin yaşama sevinci dağıtan gücünden habersiz adam, yine ne yapacağını bilemeyerek ona ışıldayan gözlerle bakan kalabalığa yarım yamalak gülümsedi.</p>
<p>O günden itibaren o civarda yaşamaya ve her gün, ister yağmur yağsın ister kar, aralıksız her gün sabahtan akşama kadar kabuğunu çalmayı sürdürdü. O günden beri geçen beş yıl içinde kimseyle pek konuşmadan yalnız kabuğunu çalan adamın müziği her yıl daha da güzelleşerek, kendinden habersiz ününü dünyaya yaydı.</p>
<p>Şimdi, dünyanın merkezi sayılan ve bağımsızlığın ismiyle anılan caddeye giderseniz; bir köşede, yarım bıraktığı gülümsemesiyle parmaklarını tıpırdatan yolcuyu dinleyebilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/">Kaplumbağa Kabuğu Çalan Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaplumbaga-kabugu-calan-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5340</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Sep 2016 13:20:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5292</guid>
				<description><![CDATA[<p>Plan içinde plan düşünerek yine yattığım yerde uyuyakalmışım. Annemin bağırışlarıyla uyandım. Kahvaltı hazır olunca böyle bağırması adet olmuştu evde. Bir çete reisiydim ben. Böyle bağırmamalıydı artık. Neyse, yakında anlayacaktı nasıl olsa. Bir şeyler atıştırdıktan sonra giyinip sokağa çıktım. İlk önce en yakın arkadaşım olan Mert’i bulmalıydım. Nerede olduğunu tahmin etmek çok da zor değildi. Ya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Plan içinde plan düşünerek yine yattığım yerde uyuyakalmışım. Annemin bağırışlarıyla uyandım. Kahvaltı hazır olunca böyle bağırması adet olmuştu evde. Bir çete reisiydim ben. Böyle bağırmamalıydı artık. Neyse, yakında anlayacaktı nasıl olsa. Bir şeyler atıştırdıktan sonra giyinip sokağa çıktım. İlk önce en yakın arkadaşım olan Mert’i bulmalıydım. Nerede olduğunu tahmin etmek çok da zor değildi. Ya arkadaşlarıyla misket oynuyordur ya da bilgisayarında oyun. Misket oynanan yere vardığımda küçük bir çocuğun yakasından tutup çekiştirdiğini gördüm. Tam hayalimdeki adamdı işte. Uzaktan biraz izledim. İntikam almak için seçilmiş bir arkadaştı. Sağ kolum için en büyük adaydı. Bir işaretim ile istediğim kişiyi dövecekti böyle. Yanına yaklaşıp:</p>
<ul>
<li>Mert, nasılsın kanka?</li>
<li>İyi, Onur.</li>
<li>Seninle işimiz var. Gel birlikte bir yere gideceğiz.</li>
</ul>
<p>Genç olmanın verdiği avantaj ile hızlı bir şekilde koşarak oradan ayrıldık. Yaşadıklarımı bütün ayrıntıları ile anlattım. Artık çetemi anlatmanın da zamanı gelmişti:</p>
<ul>
<li>Öyle bir çete kuracağız ki herkes önümüzde saygı ile eğilecek. İstediğimiz zaman bakkala girip çikolata, kola, cips alabileceğiz. Herkes hediyeler gönderecek. Aynı GTA’da olduğu gibi.</li>
</ul>
<p>Anlattıklarım galiba Mert’in de hoşuna gitmişti. Saf saf gülümsüyordu. Tepki vermedi ama sanırım onayladı. Şimdi sırada Akop vardı. Ermeni kökenli bir arkadaşım olan Akop’un da çeteye çok büyük katkıları olacaktı. Bu nedenle mutlaka ikna etmeliydim. Çetem sadece bu mahalle ile sınırlı kalmamalıydı. Mert ile birlikte Akop’un evine gittik. Bizim annelerimize göre oldukça nazik olan Akop’un annesinin hazırladığı yemeklerden atıştırırken Akop’a da çetemi anlattım. Derslerinde oldukça başarılı olduğu için bizimle pek takılmazdı ama iyi bir dosttu. Düşünmek için biraz zaman istedi. Biz arkamıza baka baka ayrıldık evinden. Mert’in yaptığı yersiz şakalar biraz canımı sıkmış olsa da ümitliydim. Sırada tek bir isim kalmıştı. Çetemin en zayıf halkası olsa da fazlalıktan sorun olmazdı. Mahallede “Laz İlyas” olarak ünlenmiş ve namından dolayı faydasını görebileceğim kişiydi. Çıraklık yaptığı berbere gittik. Bir yandan televizyondan gelen seslere uyumlu olarak dans ederken bir yandan da temizlik yapıyordu. Beni görünce yaklaşıp:</p>
<ul>
<li>Saçların uzamış. Hemen oturup bekle. Ben ustamı çağırayım.</li>
</ul>
<p>Konu başka bir yere doğru kaymadan müdahale etmeliydim. Elindeki süpürgeyi alıp:</p>
<ul>
<li>İlyas, hemen izin alıp gidelim. Seninle önemli bir konu hakkında konuşacağız.</li>
<li>Ne konusu?</li>
<li>Bir teklifimiz olacak.</li>
<li>Ne teklifi?</li>
</ul>
<p>İlyas, her zamanki gibi sorular ile beni boğmaya başlamıştı. Hemen zorla da olsa dükkândan çıkartıp götürdük. Kuytu bir yerde çetemi anlattım. Garip sorular sorsa da hepsini gayet sabırlı bir şekilde cevapladım. Umarım hepsini anlamıştır. Bu arada çoktan akşam ezanı okunmuştu. Çete üyelerime veda edip evimin yolunu tuttum. Zili çaldığımda kapıyı açan kişi annem değil babamdı. Belli ki yarattığım sorun, tahmin ettiğimden çok daha büyüktü.</p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 1</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5292</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kızıl Çölde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Sep 2016 05:42:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayat ilk adımı attırdı bizlere. Seneler öncesiydi. Sonra koştuk. Hızlı, daha hızlı. Öyle bir heyecanla koştuk ki, gözlerimizdeki ışık aydınlatırdı sokakları, evleri. Öyle sağlam basardık ki toprağa her adımda adımız kazınır gibi. Gece çöktü aniden. Ay la göz göze geldik. Çıplak ayaklarımız kaldırımlara değer oldu birden. Evler yükselirken önümüzde biz koştuk. Ay ,binaların arasında kaybolmasın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/">Kızıl Çölde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat ilk adımı attırdı bizlere. Seneler öncesiydi. Sonra koştuk. Hızlı, daha hızlı. Öyle bir heyecanla koştuk ki, gözlerimizdeki ışık aydınlatırdı sokakları, evleri. Öyle sağlam basardık ki toprağa her adımda adımız kazınır gibi.</p>
<p>Gece çöktü aniden. Ay la göz göze geldik. Çıplak ayaklarımız kaldırımlara değer oldu birden. Evler yükselirken önümüzde biz koştuk. Ay ,binaların arasında kaybolmasın diye gözlerimizi ayırmadık. Artık sokaklarda avareydik hiçbir iz yoktu benliğimizden. Bu gecede kaybolmuş bir çocuktuk. Evlerin pencerelerinde gördüğümüz yüzler bir yerden tanıdıktı. Gözümüzün görmek istedikleri yoktu sadece vardı.</p>
<p>Ahh bu geceden nasıl kurtulurduk!…</p>
<p>Herkesten ayrıldım ve duraksadım. Paltomun ceplerine attım ellerimi. Koşamıyordum artık. Ceplerimde bir ağırlık. Öyle bir ağırlık ki ! Omuzlarım ayrılıyordu sanki boynumdan. Yırtılıyordu sanki gövdemden parça parça. İyice yokladım ceplerimi. Derin bir çukur gibi  boşlukta geziniyordu ellerim. Tutunacak bir yer bulamadan. Ama nasıl olurdu? Ceplerim dolu çıkmıştım yola. Ay ışığının çizdiği bir sokağa yöneldim tüm ağırlıklarımla. Hepimiz telaş içindeydik artık. Arıyorduk . Konuşmuyorduk. Birbirimizin yüzüne bakmıyorduk. Bu sokakta her eve giriyorduk. Kırıp döküyorduk her şeyi. Bulamadıkça daha çok kırıp döktük. Bu sokakta değiştik biz. Artık koşmuyorduk. Bu sokakta insanlar pencerelerden atıyorlardı kendilerini, benliklerini. Giderek ağırlaşıyordu ceplerim her adımda.</p>
<p>Aahh nasıl bulurduk kaybolanları?….</p>
<p>Nasıl kutarırdık kendimizi ?</p>
<p>Baktığım her boşluk bir sokağa dönüşüyordu sanki. Burada her sokak birbirinden farklı. Bir kız gördüm gözümün alabildiğine uzak ama bir o kadar da yakın. Islak çamurlu taşlara değiyordu beyaz elbisesi. Koşuyordu. Omuzlarımı hissetmezken gidiyordum peşinden. Nasıl oluyordu da yetişebiliyordum. Eteklerine baktım önce hiç kirlenmemişti. Biz ise çamur içinde. Saçları omuzlarındaydı tel tel. koştukça özgürleşiyordu sanki… Gri bir binanın eşiğinden attı adımını, merdivenlerden çıktı soluksuz. Oysa benim soluğum kesilmişti artık. Bir odaya girdik. Sessizliğin bile sesi yoktu bu odada. Sadece bir pencere ve bir ayna. Ben ağırlıklarımla izledim onu. Önce aynaya baktı. Vücudunu ilk kez görürcesine. Birden doğdu güneş odada. Pencereden gelen ışıklar kör edecekti gözlerimizi. Masmavi oldu oda ,beyaz bulutlarla kaplandı. Her yer masal diyarı gibiydi. Gökyüzü yeryüzüde bu odaya inmişti sanki. Tüm ağırlıklarıma rağmen sonsuza kadar burada yaşayabilirdim. Aynanın yerinde gözümü kamaştıran beyaz bir kuş gördüm . Derken sisler çökmeye başlarken odaya paltoma gizledim kuşu. . Sokak yine ıslaktı. Yine çamur. Sokağın başında bir ses. Sanki bir ağaç devriliyordu da kopuyordu köklerinden. Ama yok bu gördüğüm bir kum fırtınası. Kaçmaya başladım. Kalbim kulaklarımda kaçtım. Ceplerim ağırken kaçtım. Fırtına bizi içine aldı, sardı dört yanımızı. Gözlerimi kapattım iki büklüm oldum artık. Düşüyorduk sanki sonsuz biz boşlukta. Üşüyorduk .</p>
<p>Gözlerimi derin bir uykudan uyanırcasına. Gökyüzünü gördüm önce. Ayağa kaltım. Her basışımda çıplak ayaklarımın kaybolduğu bu yer; kızıl bir gün batımındaki çöl. Her bir kum tanesi; kaybettiğim inancım, umudum, aşkım, vicdanım, vefam… vuslat bu olsa gerek. Bu sahra benim vuslatım, hepimizin vuslatı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/">Kızıl Çölde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kizil-colde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Sep 2016 05:18:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Demirkubuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5248</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Asuman”, dedim. “Adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…” “Adım olması gereken en güzel yerdeymiş…”, demesini isterdim, “Eee?”, dedi. Bekâr evi gibi dağınık bir zihinle boş boş bakıverdi gözlerime. Eee… Bu muydu yani? Bazen insanların kayıtsızlığı karşısında, keşke bu kadar sabırlı olacağıma, kaygısız olsaydım diyorum. Bir insan, bir insana elbette kederken; sahip olabileceğin en büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/">Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Asuman”</em></strong>, dedim. <strong><em>“Adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…”</em></strong></p>
<p><strong><em>“Adım olması gereken en güzel yerdeymiş…”</em></strong>, demesini isterdim, “Eee?”, dedi.</p>
<p>Bekâr evi gibi dağınık bir zihinle boş boş bakıverdi gözlerime.</p>
<p>Eee… Bu muydu yani?</p>
<p>Bazen insanların kayıtsızlığı karşısında, keşke bu kadar sabırlı olacağıma, kaygısız olsaydım diyorum.</p>
<p>Bir insan, bir insana elbette kederken; sahip olabileceğin en büyük lüks kaygısızlık çünkü…</p>
<p>Annemin aldığı beyaz keten masa örtüsüne bile sevindiğim yıllardı.</p>
<p>Okuldan dönerken evi görür görmez önlüğümün yaka düğmesini çözdüğüm yıllar…</p>
<p><strong>‘Kaygısızlar’</strong> oynardı birinci kanalda.</p>
<p>Eğlenirdik, gülerdik amenna, ama bu ‘kaygısız’ lafı takılır kalırdı zihnimin bir kenarında.</p>
<p><strong><em>“Kaygısız ne demek anne?”</em></strong>, demiştim.</p>
<p>Hayatım boyunca tanıdığım en kaygılı kadın, kaygısızlığın özgürlük olduğunu öğretmişti bana.</p>
<p><strong><em>“Umursamamak yani hiçbir şeyi, kaygına kalbinde oda ayırmamak…”</em></strong>, demişti.</p>
<p>Hani şiir yazsa şair olurdu annem, zaten şiir gibi de kadındı.</p>
<p>Tadı damağında kalır ya bazı şiirlerin, devamı gelsin istersin dizeler.</p>
<p>Şair okudukça okusun…</p>
<p>Annem de yaşadıkça yaşasın isterdim.</p>
<p>Dünyanın bütün çocukları için, dünyanın bütün anneleri yaşamalıydı.</p>
<p>İzi karnımda, tadı damağımda, kokusu burnumda kaldı, kendisi gitti.</p>
<p>Bazı kadınlarda annemi görürüm, bazı kaygılı kadınlarda…</p>
<p><strong><em>‘Yemeğin tuzunu attım mı?’ </em></strong>telaşı vardır hani, bir anne telaşıdır o.</p>
<p><strong><em>‘Ocağın kapattım mı?’</em></strong>, gibi…</p>
<p>Asuman’la da ilk karşılaşmamız Bağcılar otobüsünde olmuştu.</p>
<p>Yan yana oturuyorduk, düşünsene, yol boyu yan yana oturmuştuk…</p>
<p>Bir anda sıçradı yerinden, telaşlandı.</p>
<p>Gayriihtiyari, <strong><em>“Ütüyü prizde unuttum!”</em></strong>, dedi.</p>
<p>Kalbinin kırlangıç gibi attığını hissetmiş, avucumun içerisine alıp sakinleştirmeyi dilemiştim.</p>
<p><strong><em>“Sakin olun… Önce bir emin olmaya çalışın.”</em></strong></p>
<p>İster istemez rahatsız olmuştu, aramızda gelişen gereksiz samimiyetten.</p>
<p>Utandı, yere çevirdi bilye karası gözlerini…</p>
<p>Yüzüme bakmadan, küçük harflerle konuşmaya başladı.</p>
<p><strong><em>“Çekmiştim sanırım fişini, boştan yere kaygılandım.”</em></strong></p>
<p>Kaygılandım dedi ya hani, işte o an aldım sarmaladım, göğsümün içerisine sakladım onu.</p>
<p>Konuşmanın devamı gelmeliydi, birkaç kelime mırıldandım, utandım da bir miktar…</p>
<p>İneceğim durağa yaklaşırken çantasını toparlamaya başladı Asuman.</p>
<p>İçimde bir bayram sevinci beliriverdi, aynı durakta mı inecektik?</p>
<p>Hoş, ayrı duraklarda insek de, benim aklım onun indiği durakta inip, onun peşinden gitmeye devam edecekti.</p>
<p>Önce ben kalktım yerimden, kapıya yaklaştım; sonra o kalktı yerinden.</p>
<p>Tanrım, hayatımda belki de ilk kez şansımın varlığına inanacaktım.</p>
<p>İndim, o da indi.</p>
<p>Yürüdüm pasaja doğru, o da yürüdü.</p>
<p>Pasajın kapısından içeri girdim, o da girdi.</p>
<p>Küçük adımları hızlandı, topuk tıkırtısı yükseldi, Asuman alt kata indi, ben arşa yükseldim sanki.</p>
<p>Durdum merdivenin ucunda, uzaktan baktım nereye gittiğine.</p>
<p>Süzüle süzüle girdi, Terzi Cengiz Abi’nin dükkânına.</p>
<p>Mavi saten elbiseler nasıl da yakışır diye geçirdim içimden.</p>
<p>Birkaç gün sonra tekrar gördüm, tekrar ve tekrar…</p>
<p>Önceleri hiç konuşmadan, sessizce bakıp selamlaştık, sonra küçük cümleler kurmaya başladık birbirimize.</p>
<p>‘Merhaba’ ya da ‘İyi günler’ gibi… Sıradan, bilindik şeyler işte.</p>
<p>‘Bana bir şey söyle!’ der gibi baktı her defasında.</p>
<p>O bilmiyordu belki, ama ben her bakışımda <strong><em>“Gördüğüme sevindim seni…”</em></strong>, diyordum.</p>
<p>Çok sevdiğim şarkıda, söylendiği tonda…</p>
<p>Aynı otobüse bindiğimiz bir gün topladım cesaretimi, öğrenmek istedim adını.</p>
<p>Hangi kelimelerde dans ettiğini bilmeliydim isminin.</p>
<p>O Asuman dedi, ben Yavuz…</p>
<p>Asuman… Hani tüm yaralarıma pansuman olabilecek türden bir Asuman…</p>
<p>İsmi diyorum, bir insanın ismi bu kadar güzel olabilir mi?</p>
<p>Cengiz Abi’nin kız kardeşiymiş, meğer annesi vefat edince evi çekip çevirmek için okulu bırakmış, ömrümün yaban mersini…</p>
<p>Abisine yardım etmeye gelirmiş her öğle vakti.</p>
<p>Biri lisede, diğeri üniversitede iki kardeşi daha varmış.</p>
<p>Kendisi de açıktan okumaya çalışırmış…</p>
<p><strong><em>“Okuduğun kitaplarda geçsin adım Asuman, ah diline düşeyim…”</em></strong></p>
<p>Bir gün pasaja doğru yürürken karşılaştık Asuman’la, bu kez yanında levent tipli bir herif vardı.</p>
<p>Kendi cılız bileklerime baktım, aksayan bacağıma, düşük omuzlarıma; bir de yanındaki herifin kalıbına.</p>
<p>Hem utandım halimden, hem kıskandım.</p>
<p>Ben o gün Asuman’la evlendim; evlendim de, aldatıldım, ayrıldım zihnimde.</p>
<p>Aynı sokağın kaldırımlarında yürüdük Asuman da, ben de, yanındaki de…</p>
<p>Ben arkada kaldım, onlar önümde ilerledi.</p>
<p>Buz gibiydiler, ama sevgiliydiler belli, belki de nişanlı…</p>
<p>Hissikablelvuku hali…</p>
<p>Pasaja girerken kocaman avuçlarının içine aldı, Asuman’ın ince parmaklarını.</p>
<p>Havaya hazan karıştı, gönlüme hüzün…</p>
<p><strong><em>“Ah be Asuman, senin serçeliğine yakışır mı bu ala karga?”</em></strong>, dedim.</p>
<p>O günü, o geceyi Asuman’ın hayaliyle konuşarak geçirdim.</p>
<p>İsyan ettim, itiraz ettim, kızdım, kırıldım, incindim…</p>
<p>Üzüme düştüm, bir üzüm bağında sabahladım.</p>
<p>Güneş vurunca kirpiklerime, ayıldım ben de.</p>
<p>Gelişigüzel çıktım evden, yok dedim Asuman falan, <strong>dünya ahiret acım</strong> artık…</p>
<p>Kendi kendime sözler verdim, üst üste, binlerce…</p>
<p>Görmeyecek, konuşmayacak, düşlemeyecektim onu.</p>
<p>Günlerce kendi kendimi yedim, ölmek üzereyken bana ‘yaşa’ der gibi bakıyorken o adamla işi neydi?</p>
<p>Zapt edemeyince kendimi bir öğleden sonra çıktım pasajın önüne, durdum bekledim saatlerce.</p>
<p>Asuman çıkacaktı, ben peşine düşecektim.</p>
<p>Yarım saat oldu olmadı çıktı pasajdan, yürümeye başladı öyle halsiz, güçsüz, üzerine kuş tüy düşse, olduğu yere düşecekti sanki…</p>
<p>Unuttum tüm hırsımı içimdeki, seslenmek istedim, ama bir yandan da izlemek yürüyüşünü.</p>
<p>O gitti, ben gittim…</p>
<p>Bir ara ayağı sendeledi, yaprak gibi süzüldü iki gözümün çiçeği, düştü kaldı.</p>
<p>Koştum hemen yanına, su getirenler, nabzına bakanlar, kolonya koklatanlar derken, geldi kendine.</p>
<p>Çıkardım o mavi şalını, aldım boynundan…</p>
<p>Baygın bir kuş gibiydi kollarımın arasında, cana geldi.</p>
<p>İyiyim dedi, kalkmak istedi, tutundu omzumdan.</p>
<p><strong><em>Elleri olabileceği en güzel yerdeydi…</em></strong></p>
<p>Gözlerinde ikinci bir ışıltı belirdi, belirdi de gizlemek istedi.</p>
<p>Güç bela ikna ettim gideceği yere kadar eşlik etmeye.</p>
<p>Yol hiç bitmesin, zaman hiç geçmesin, Asuman hiç susmasın istedim.</p>
<p>Biraz o konuştu, biraz ben anlattım.</p>
<p>Yanında gördüğüm heriften, isminin Kazım olduğundan, eskiden çalıştığı fabrikada tanıştıklarından bahsetti.</p>
<p>Birkaç aya kalmaz evleneceklerini söyledi, hatta gelinliğini kendi diktiğini.</p>
<p>Annesinin neden öldüğünü, babasını hiç tanımadığını, abisinin zulmünü anlattı.</p>
<p>Bütün cümlelerinden sonra, ağzımda acı bir tat kaldı.</p>
<p>Salon salamanje bölmüşlerdi sanki Asuman’ı; yarısı acıydı, yarısı kaygı…</p>
<p><strong><em>“Gel be ömrümün yaban mersini, gidelim buralardan birlikte, bırakalım bütün kaygıları…”</em></strong>, demek istedim.</p>
<p><strong><em>“Kaldır şu kalbimin odalarından beyaz örtüleri… Bak bir ömürlük misafirin geldi.”</em></strong></p>
<p>Yahu ben Asuman’a <strong><em>“Allah seni bana yazsın!”</em></strong>, demek istedim.</p>
<p>O da istedi bence ya da ben istediğini düşünmek istedim, bilmiyorum.</p>
<p>Eve yaklaşırken vedalaştık, o gitti, ben arkasından bakakaldım.</p>
<p>Masmavi şalı elimde kaldı.</p>
<p>İstemsizce götürdüm burnuma, kokusu Asuman’ı kucakladı getirdi bana.</p>
<p>Adı üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…</p>
<p>O gün orada son kez gördüm Asuman’ı, 7 yıl sonrasına kadar son kez.</p>
<p>Hayatına bir kaygı da sen olma şu kuş gibi kızın dedim, ağır aksak bacağımla onu kendimden kurtarmak için çektim gittim.</p>
<p>Erdek’te, anneanne yadigârı eve yerleştim.</p>
<p>Deniz havası hangi yarayı iyileştirmezdi ki?</p>
<p>Geceleri kitap okudum, gündüzleri çay bahçelerinde geçirdim.</p>
<p>Erdek’in şu meşhur çay bahçelerinde…</p>
<p>Bir kitap yazmaya bile yeltendim; Tanrım, Asuman’ı bana yaz…</p>
<p>Gökyüzünün ciğerime dolduğu bir yerde, Asuman’ı düşünmemek imkânsızdı elbette.</p>
<p>Ama yine de gönlümü eğlemeyi bildim işte.</p>
<p>Aklıma geldikçe eski bir dosta gülümser gibi gülümsedim.</p>
<p>Dudağının kıyısına vuran küçük tebessümü hatırladıkça, bozdum ağıdımı.</p>
<p>Aklımın bir tarafında neler yaptığını düşündüm kaldım.</p>
<p>Evlendi mi, çocuğu oldu mu, hasta mı, kaygılı mı hala?</p>
<p>Ya ütüyü prizde unuttuysa, bu kez gerçekten?</p>
<p>Eğer düşünmeseydim, kafayı yerdim.</p>
<p>İçimde hayali bir Asuman büyüttüm.</p>
<p>Hani güzel bir anın hemen öncesi, o anın kendisinden daha iyi diyorlar ya…</p>
<p>Asuman’ın hayaliyle yaşamak da, gerçeğinden daha iyiydi.</p>
<p>Ömrümün sonuna kadar o hayalle yaşayabilirdim.</p>
<p>Yine de yenik düştüm merakıma.</p>
<p>7 yıl olmuştu, tam 7 yıl.</p>
<p>Asuman’ın yüzü bile bulanık bir fotoğraf gibi netliğini kaybetmeye başlamıştı hafızamda.</p>
<p>Yeniden görmeliydim onu, hayallerimin tadının kaçmaması için.</p>
<p>Bir kez daha gülmeliydi bana, umudumun yaşaması için…</p>
<p>Tam 7 yıl sonra yine geldim o pasaja, eski dostları yokladım, Asuman’ı sordum soruşturdum derken, öğrendim nerede yaşadığını.</p>
<p>Öğleden sonra üç gibiydi, gittim bekledim oturduğu sokağın girişinde.</p>
<p>Birkaç saat geçti geçmedi, Asuman belirdi, elinde kara kuru bir oğlan çocuğunun elleriyle…</p>
<p>Oturduğum duvardan kalktım hemen, telaşlandım bir anda, o da fark etti beni.</p>
<p>Bir şeyler dedi, gönderdi çocuğu, muhtemelen evine doğru.</p>
<p>Benim ben olduğumu bilerek yaklaştı, küçük adımlarla, ama kendinden emin.</p>
<p>Şaşırmış mıydı, üzülmüş müydü, kızmış mıydı hiçbir zaman anlayamadım.</p>
<p><strong><em>“Neden geldin?”</em></strong>, dedi.</p>
<p><strong><em>“Ben de kalan bir şeyi vermek için…”</em></strong>, dedim.</p>
<p><strong><em>“Al bu şalı Asuman, al ki silinsin ömrümün bütün mavilikleri. Mavilerimi al benden, al da umutlanmayayım artık! Umudun rengi mavi Asuman, bazen beyaz, ama en çok mavi&#8230; Bazen hayaller kurulur, çoğu zaman hayaller yıkılır, ama insan hayal kurarken gökyüzü hep mavidir. Sen benim gökyüzüm oldun Asuman, adın gibi… Hiç eksilmedin penceremden, bir gün bile…” </em></strong>diyemedim.</p>
<p><strong><em>“Asuman, adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim.”</em></strong>, dedim.</p>
<p><strong><em>“Eee…”</em></strong>, dedi.</p>
<p>Öylesine soğuk, öylesine bitkin, öylesine geçkin…</p>
<p>İş işten geçti demek ister gibi…</p>
<p>-Seslenseydim dönüp bakar mıydın?</p>
<p>-Ne söyleyecektin?</p>
<p>-Gel gidelim buralardan, Erdek’te yaşayalım birlikte…</p>
<p>-Neden demedin?</p>
<p>-Desem gelir miydin?</p>
<p>-Gelmek isterdim…</p>
<p>-Peki, şimdi?</p>
<p>-Mutluluk yanımızdan geçip gitti…</p>
<p>Ben zaten bu bacakla yakalayamazdım.</p>
<p>Zeki Demirkubuz’un kahramanları gibi, orada öylece kaybolup gittim.</p>
<p>Hiçbir aydınlığa erişemeden…</p>
<p>O yine gitti, ben yine arkasından baktım.</p>
<p>Elimde mavi bir şal, dilimde yalnızca bir cümle kaldı, Asuman’dan bana yadigâr:</p>
<p>Mutluluk yanımızdan geçip gitti…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/">Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Sigara Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2016 09:08:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geleceği görebilsem o kapıdan çıkar mıydım sandınız? Ama her şey hazırdı artık. Çantaları usulca arabaya atıp çoktan yola koyulduk. Ufak bir maceraydı oysa tüm dileğimiz. Çantalarımıza birkaç tişört ve şort attık , ufak bir çadır aldık&#8230; Kıyı şeridi boyunca önce Akdeniz’i sonra Ege’yi gezecektik. Kafamızın estiği yerlerde kalıp ertesi gün yolumuza devam edecektik. Sabah erkenden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/">Bir Garip Sigara Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geleceği görebilsem o kapıdan çıkar mıydım sandınız? Ama her şey hazırdı artık. Çantaları usulca arabaya atıp çoktan yola koyulduk. Ufak bir maceraydı oysa tüm dileğimiz. Çantalarımıza birkaç tişört ve şort attık , ufak bir çadır aldık&#8230; Kıyı şeridi boyunca önce Akdeniz’i sonra Ege’yi gezecektik. Kafamızın estiği yerlerde kalıp ertesi gün yolumuza devam edecektik. Sabah erkenden çıktık yola. Her zamanki gibi kahvaltıdan önceki sigaram ağzımda Kemer yoluna doğru devam ediyordum.</p>
<p>‘Gene mi bu şarkı’ diye sitem ettim Çağrı’ya. Şu boktan poptan ne anlıyordu anlamıyordum. Neyse sonradan adam gibi şeyler açtı Allah’tan. Yoksa 4-5 gün çekilmezdi bunlar. Önümde ağaçlar öyle bir uzanıyordu ki bazen gözümün önüne inandığı şeye ibadet eden insanlar görürdüm. Sahi , açmışlar elini kolunu , yalvar yakar dua ediyorlardı. Camı açıp selam vereyim dedim birkaçına , sevmediği biri laf atmış gibi yüzüme bile bakmadılar. Boynumu büküp devam ettim bende araba sürmeye.</p>
<p>Önce Olimposta durduk, tarihi kenti defalarca gezdiğimiz için dönüp bakmadık bile. Akşam güneşini sahilde uğurladıktan sonra dolunayı sahilde ağarlamak için hazırlıklarımıza başladık. Çağrı havlularımızı sofra niyetine sererken bende birkaç bira almak için yakınlardaki bakkala gittim. Çok güzel bir sohbet bizi bekliyordu. Dört köşeli soframızın bir yanında can dostum , bir yanında ben. Diğerlerini tahmin edersiniz umarım. Sevdiğimin gözleri gibi bir dolunay , sevdam gibi bir Akdeniz.</p>
<p>Her şey çok güzel giderken birden Akdeniz , huysuzlaşıp hırçınlaşmaya başladı. Sahilde oturup ara sıra denize giren gençler hemen çıktılar denizden. ‘Allah Allah’ dedim kendi kendime , ‘ne söyledikte kızdı şimdi?’. Çaktırmadan bana yukardan gülümseyen sevgilimin gözlerine sorayım dedim. O her şeyi anlamış ufaktan sırıtıyordu bana. Göz kırptı sahili göstererek. ‘Sahi ya’ dedim kendi kendime , sahile çıkan birkaç yavru kaplumbağayı görürken.</p>
<p>Artık bitmiş bir sevda gibi başımızı sokacak bir yer arıyorduk kör karanlıkta. Yolumuzun üstünde Adrasan vardı. Çağrı , Adrasan’da çadır kurup kuramayacağımıza bakarken – internette bir şey bulması hep uzun sürer ve ben çok uyuz olurum bu duruma. Sürekli operatörden yakınır ama ikimizinde operatörü aynı ve hiç öyle bir durum yok – yol kenarında bir oraya bir buraya koşan bir sincap gördüm. Zebani gibi gelen arabalardan ne yapacağını bilememişti galiba.</p>
<p>Sincabı çoktan geçmiştik ama yok sayamazdım onu , aynı daha karşıma çıkmayan şehirleri yok sayamadığım gibi. Geçmişi yok sayamayacağımızı herkes bilir ama kimse geleceği yok sayamamaktan bahsetmez. Gelecekte oralarda bir yerlerde. Bizi beklediğini sanmıyorum , bizimde ona gittiğimizi sanmıyorum. Hepimizin ayrı ayrı gittiği bir yerler var , ancak hiçbiri ‘gelecek’ değil. Gelecekte geçmiş gibidir aslında. Hedefimize varırken geçmişten geçtik ve biraz sonrada gelecekten geçeceğiz. Belki de biz ne geçmişten ne de gelecekten geçiyoruzdur. Gelecek , geçmişe gidiyordur belki. Giderkende yolu bizden geçiyordur.</p>
<p>Adrasan’a vardığımızda bir karavanın yanına çektim arabayı. Önünde bir teyzeyle bir amca sandalyelerine oturmuş laflıyorlardı. Amcaya selam vereyim dedim , aklıma ağaçlar gelince vazgeçtim. Çadırı kurduktan sonra Çağrı onların muhabbete başlamıştı bile. Bende yanlarına gittim. Karı koca almışlar bir karavan sahil boyu geziyorlarmış tüm ülkeyi. Yanlarında çok durmadık. Sandalyelerimizi kurup birer sigara içelim dedik , sonrada uyurduk hemen zaten. Paketimin bittiğini görünce Çağrı’nın mentollü sigarasını içmeye mecbur kaldım. Şimdi neyseydi de sabah sabah mentollü sigara içilmiyordu. Sigaralar bitince hemen çadıra geçip yattık. Gecenin bilmem kaçıydı saat galiba. Havludan yastığım pek konforlu olmasada iş görüyordu. Uykuya dalarken ‘ ne kullanışlı çıktı şu havlu ‘ dedim içimden. Akşam sofra oldu , şimdi yastık.</p>
<p>Ben saatler geçmiştir sanarken sadece yirmibeş dakika geçmişti sivri sinekler beni uyandırırken. Birkaçı ayağımın üstünde gezinirken birkaçı da karnını doyurmuş uyuyordu çadırın içinde. Çok geçmeden Çağrı’da uyandı. Hayvanseverler ne der diye düşünmeden öldürdük hepsini. Sonra tatlı uykumuza geri döndük , ne de olsa çok yolumuz vardı daha.</p>
<p>Bundan sonra anlatacaklarımı ne kadar yaşasamda hayal gibidir. Bir çığlıkla uyandım gene gecenin bilmem kaçında. Öyle bir çığlıktı ki sinekler çadırın içindeyken atılsaydı onları öldürmemize gerek kalmayacaktı. Çadırın içinden nasıl çıktım , uyumadan sohbet ettiğimiz amcanın cesedini nasıl gördüm bilmiyorum. Bir rüyadan ibaretti sanki her şey ve amcanın karısı bir rüya için ağıt yakıyordu. Hayatımda daha kötü bir manzara göremem diye düşünüyordum. Görürmüşüm oysaki.</p>
<p>Ambulans , polisler , o kadar insan nasıl geldi bilmiyorum. Ne kadar vakit geçti bilmem , ambulans amcayı hastaneye götürdü , polislerde beni alıp karakola. Karakola gidip ifade vermek sorun değildi benim için. Asıl sorun karakola giderken Çağrı’yı hiç görmemiş olduğumu farketmemdi. Polis arabasında hatırlamaya çalıştım her şeyi. Ama o çığlığın beni uyandırdıktan sonra hiç görmemiştim onu. Belki oralardaydı da ben görmemiştim. Öyle miydi sahi?</p>
<p>Sorguda konu hiç Çağrı’dan açılmadı. Zaten  öğrenci olduğumu , sabıkasız olduğumu olduğumu teyit ettikten sonra üstüme pek gelmediler. Yardım amaçlı sorular sorup durdular. Ama nasıl yardımcı olabilirdim ? Uyuyordum ve hiçbir şey duymamıştım. Karakoldan çıkıp olay yerine gittik. Arabayı aradılar. Sonra da numaramı her ihtimale karşı alıp gittiler. Benim aklımdaysa hala arkadaşım vardı.</p>
<p>Onlar gider gitmez çadırı toplayıp Çağrı’yı aramaya çıktım. Ama Adrasan’da sokaklar terkedilmiş bir şehir gibi kimsesizdi. Sokakların hep bir sahibi olduğunu görmüştüm bu zamana kadar. İnsanlar evlerine tıkılsalar bile hayvanlarındı sokaklar. Ama bugün onlarda yoktu buralarda. İki buçuk saatimi aramakla geçirdikten sonra ‘ya korkup kaçtı da sonra geri mi döndü’ diye düşündüm. Çadır kurduğumuz yere vardım ama orda yoktu. Arabayı park edip sahilde yürümeye başladım. İşte o zaman çok kızdım Akdeniz’e. Dün boşboğazlığından geçilmeyen hanımefendi şimdi çıtını bile çıkarmıyordu.</p>
<p>Telefonunu belki açmıştır diye son birkez daha aradım ama hala kapalıydı. Bende planladığımız gibi Fethiye’ye doğru yola koyuldum. Belki oraya gideceğimi düşünüp çoktan Fethiye’ye varmıştır diye. Beynim kötü senaryolar üretmeye bir an olsun ara vermiyordu.</p>
<ul>
<li>Amcayı çağrı mı öldürmüştü ?</li>
<li>Amcayı öldüren çağrı’yı da mı öldürmüştü ?</li>
</ul>
<p>Eğer durum bunlardan biri gibiyse Fethiye’ye boşuna gidiyordum. Ama olsundu , zaten beni Fethiye’ye götüren kalbimin cennet kıyılarına vuran fırtınalar değil , o kıyılara doğacak Güneş’in umuduydu.</p>
<p>Yolda otostop çeken bir genç kız vardı benimle aynı yaşlarda. Onu alıp yoluma devam ettim. Hiçbir şey konuşasım yoktu ama o hayat dolu kız çok enerjikti ve ayak uydurmam gerekti. Benimle aynı bölümü okuyormuş İstanbul’da. Biraz meslekten , biraz gelecekten konuştuk. Konuşmak istemediğim şeyse geçmişti. Ama onu durdurana aşk olsun! Ne zamandır yolda olduğumu , nereye gittiğimi sorunca sabah ki olaydan bahsetmeden anlattım her şeyi bir bir. Tabii Çağrı’dan da bahsetmedim. Galiba boş bulundum , bende ona sordum aynı soruları. O konuşmaya başlayınca kıyılarıma vuran fırtına çoktan çevirmişti çiçeklerimi ve gökyüzümde şimşekler çakıyordu.</p>
<ul>
<li>Ailemle Adrasan’da karavanda kalıyorduk. Bilirsin aile ile tatil pek hoş olmuyor. Bende Fethiye’ye kaçayım dedim birkaç gün.</li>
</ul>
<p>Şimdi öfkem bütün insanlığaydı. Bir insanda karavanını alıp gitmemişti dün gece Adrasan’a. İçimde bir umut bile yoktu şu güzel genç kızın o amcamının kızı olmadığına dair.</p>
<p>Fethiye’ye vardığımızda önceden planladığımız – Çağrı’yla tabii – kamp alanına kurduk çadırı. Ayşe’nin zaten bir planı yokmuş o da benimle kalacak. Ben etrafı dolanmak bahanesiyle Çağrı’yı arayıp durdum tüm alanda. En son burdanda umudumu kestim. Ayşe’yle dörder bira alıp sahile oturduk. Dolunay ortalıkta yoktu. Akdeniz’inde sesi çıkmıyordu. Ayşe durmadan bir şeyler anlatıp durdu. Ben ayrı kafadaydım. Biralar bitince çadıra gittik. Uyumadan birer sigara içtik. Benim sigaram yine bitmişti ve ben aynı dün geceki gibi mentollü sigaraya – ne kadar sevmesemde – talim etmiştim.</p>
<p>Sabah uyandığımda kendimi bu dünyaya ait hissetmiyordum artık. Sandalyenin cebindeki mentollü sigaradan bir tane aldım. Sonra bir tane daha. Kaç tane içtim bilmem , Ayşe uyandı. Paketi eline almış boş olduğunu gösteriyordu bana , yüzünde boş bir gülümsemeyle. Artık ne düşünecek aklım ne de dayanacak gücüm vardı tüm olanlara. En iyisi eve kaçıp adam gibi düşünmekti. Çünkü tüm dünya dar geliyordu.</p>
<p>Ayşe’ye mentollü sigarasından alıp döneceğimi söyleyip atladım arabaya. Yollarda ağaçlar gibi dua ettim , içimde sincapların korkusuyla. Mentollü sigara falan almaya gitmiyordum. Hayatının en acı günlerini belki de bugünden itibaren yaşamaya başlayacak Ayşe’yi yüz üstü bırakıp Antalya’ya dönüyordum.</p>
<p>Anahtarı deliğine sokmaya çalışırken , dört saatlik yolculuğumdan bir an bile yoktu aklımda. Belki de bu evden son çıkışımdan beri olanların hiçbiri yoktu. Elimin titremesi o kadar kötüydü ki kapıyı açmak çok uzun sürdü. Belki de evin kapısı değildi açılan , aklımın gizli kapılarıydı. Eve girdim , ayakkabılarımı çıkardım. Çağrı balkondan çıkıp ‘hani’ dedi. ‘Mentollü sigaram nerde?’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/">Bir Garip Sigara Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>UYANIŞ &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Sep 2016 11:26:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Yeşil]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5220</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ismarlama otelin uzantısı olan boylu kumsalda ısmarlama bir rahatlığa ermişti. Kendini doğaya saldığı sıcak bir zamanın içinde kızgın kuma uzanmıştı. Sıcağın içine işlemesi onun için zevkli anlardan biriydi. Kumun sıcaklığına alışınca beden, esen rüzgarı daha huzurlu karşılıyordu. Hava, vücudunu yapış yapış bırakana kadar rahatsız etmemişti. Taa ki üzerine yapışan kumun düşmeye niyetinin olmadığını anlayıncaya kadar… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/">UYANIŞ &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ismarlama otelin uzantısı olan boylu kumsalda ısmarlama bir rahatlığa ermişti. Kendini doğaya saldığı sıcak bir zamanın içinde kızgın kuma uzanmıştı. Sıcağın içine işlemesi onun için zevkli anlardan biriydi. Kumun sıcaklığına alışınca beden, esen rüzgarı daha huzurlu karşılıyordu. Hava, vücudunu yapış yapış bırakana kadar rahatsız etmemişti. Taa ki üzerine yapışan kumun düşmeye niyetinin olmadığını anlayıncaya kadar… İtinayla uzandığı kumun üzerinden kalktığı sırada dengesini kaybedip yan tarafa doğru büküldü gövdesi. Bir anda eli kuma daldı. Yalnız böyle dik durabildi. Uzun zamandır bakımını unuttuğu için uzamış olan tırnaklarının arasına girdi kum. Rüzgar, kum ve sıcaklık hissinin birlikteliği ile zevk aldığı o an böylece canını sıkmaya başladı. Kum, tırnaklarının içine dolmuş, kirli bir görüntü oluşturmuştu. Elini kumdan çektikten sonra hemen temizlemeye başladı. Çoğunu temizledi. Birkaçı kalmıştı sadece tırnağın dibinde “etle tırnak” bilincine güvenerek gizlenen. Kalanları önemsemedi. Denize döndü birden. Bazı yerlerinde renk dalgalaması vardı. Bulanık yeşilden buza adanan maviye doğru esneyip kıvrılan şekiller denizin üstünde. Bu manzara önünde kafasında dağınık kalabalık canlandı.</p>
<p>Yoğunluğun içinde insanı var eden bir şey yoktu. O anda ne kadar geniş hacimli de olsa insan nokta kadar bile yer kaplayamazdı. Mesleği, cinsiyeti, giydiği, ideali, güzelliği ne olursa olsun alıp yutuyordu. Sonra niteliği işlevi ile sınırlanan insanlar akıyordu caddelerden akışkan bir alışkanlıkla. Tekrar ve tekrar… Suyun üstündeki renk değişimini, kiri giderecek şeyler vardı elbet. Rengi arındıracak, kiri süpürecek kuralsız dalgalar. Dalgalar ki gözleri daha derine daha güzele nakşeder. Kıyı boyu sularda ya da insanla dolgun sokaklarda bir kargaşa olmalı. Bir inilti ile sıçrasın, çığlık ile sarsılsın insanlar denizin dalgayla devrilmesi misali. Her devrilmeyle denizin saflığı çıkar ortaya. Suyun suyla mavilenmesi gür köpüklerle. Ve her bağırış ve kaçışla elleri birbirine değer insanların. Bir ses, dokunuş, çarpışmayla gelir değişim.</p>
<p>Kısa sürede aklından bunları geçirmesi onu ürküttü. Değişimin gelmeyeceği umudun yittiği geldi aklına çünkü. İnsanlık, kendini çağdaş bir kaba koyup rutinleriyle boğuluyordu. Onun felsefesine göre: Önce su ile arınmak. Yani devinim. Sonra devrim. İnsan kendinde yapmalı toplumdan önce. Böyle gelir değişim.</p>
<p>Gözlerini denize çevirdikten bu yana güneş biraz daha ufka gömüldü. Toparlandı bulutlar. Düşünürken gölgeler biraz daha genişledi. Kumun üstündeki sıcaklık azaldı. Durgunluk sardı etrafı. Günün telaşına tanıklık ediyordu. Kalktı. Teninde kumlar, kumda izler kaldı. Güneş denize daldı. Düşündü tekrar.</p>
<p>Şimdi boşalan bir doğa duruyor boşalan kafalar ardında.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/">UYANIŞ &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyanis-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5220</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanrı Gülüyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Sep 2016 12:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5141</guid>
				<description><![CDATA[<p>Leyla , mutfaktan ‘’Kemaaal’’ diye bağırıyordu ben elimdeki ingilizce makaleyi okumak için can çekişirken. Gene ne çıkaracaktı acaba. Mutfaktan çıkıp yanıma geldi. ‘’Bırak artık şu ölülerle uğraşmayı’’ dedi bana. Halbuki benim işim buydu. Adli tıptaki bütün yenilikleri takip etmem lazımdı. Bu ülkenin artık gelişmiş insanlara ihtiyacı vardı ve ekmeğini yediğim , suyunu içtiğim bir ülkeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/">Tanrı Gülüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Leyla , mutfaktan ‘’Kemaaal’’ diye bağırıyordu ben elimdeki ingilizce makaleyi okumak için can çekişirken. Gene ne çıkaracaktı acaba. Mutfaktan çıkıp yanıma geldi. ‘’Bırak artık şu ölülerle uğraşmayı’’ dedi bana. Halbuki benim işim buydu. Adli tıptaki bütün yenilikleri takip etmem lazımdı. Bu ülkenin artık gelişmiş insanlara ihtiyacı vardı ve ekmeğini yediğim , suyunu içtiğim bir ülkeye faydam dokunsun istiyordum.</p>
<ul>
<li>Yarın Gülserenler pikniğe gideceklermiş , bizi de çağırdılar gidelim mi ?</li>
</ul>
<p>Evet , bir de bu çıkmıştı. Tatil yapabildiğim ender pazarlardan birini de böylece yorularak geçirecektim. Aslında severdim Gülseren ve Necmi’yi. İyi insanlardı. Necmi bir sünepe de olsa bir kötülüğünü görmemiştim. ‘’Tamam gideriz canım’’ dedim içimden , arkasından da ‘’lanet karı, gene çıkardı bir şey.’’</p>
<p>Uzun bir tıp eğitiminden sonra kendi isteğimle seçtim Adli Tıp Uzmanlığını. Başka mantıklı seçenek mi vardı sanki ? Elbette yoktu. Diğer dalların hepsi insanla uğraşır , ama bizim bir farkımız var. Bana gelen insan konuşamaz , dertleri yoktur , tüm sorunlarından kurtulmuştur son nefesinde. Şimdi siz olsanız , dertli bir insanla mı uğraşmak isterdiniz yoksa hayatta hiçbir derdi olmayan insanla mı? Bende böyle düşünüp seçtim bu mesleği. Sonuçta bana hayvanca saldıramıyordu cesetler ve unutmayın ölüler asla öldüremezler.</p>
<p>Saatin 1’i geçtiğini görünce uyuyayım artık dedim. Hem ölüler benim için bu kadar uğraşmamışlardır hayatlarında. Yatağa gittiğimde karım çoktan yatmış, güzelim polisiye romanını okuyordu. ‘’Bırak şu çocuk kitaplarını da edebi eserler oku’’ dedim, sen ne anlarsın, dedi bana. Sonra dönüp ‘’biliyor musun kocacığım , üzüm üzüme baka baka kararır atasözü ne kadar da doğru!’’ Pis pis sırıtıyordu şimdi, kesin altından bir şeyler çıkacaktı.</p>
<p>Hayırdır karıcığım, dedim, üzüm mü çekti canın?</p>
<ul>
<li>Yok bebeğim ne üzümü , birden atasözünü doğrulayan olaylar yaşadığımızı farkettim.</li>
<li>Kim ? Biz mi ? Nasıl olaylarmış onlar ?</li>
<li>Şimdi mesela sen sürekli ölülerlesin , ölülerle uğraşıyorsun değil mi ?</li>
<li>Evet</li>
<li>Peki , ölüler ne yapamaz ?</li>
<li>Ne saçma bir soru bu , hiçbir şey yapamaz.</li>
<li>Bende onu diyorum kocacığım , senin ufaklık aynı ölülerin ki gibi !</li>
</ul>
<p>Belki de haklıydı , iki yıllık evliliğimizde bu kadar uzun süre geçmemişti son sevişmemizin üstünden. İşlerden aklıma bile gelmiyordu , beynim sürekli bir şeylerle meşgul olunca doğaya karşı sorumluluklarımı biraz aksattığım doğruydu. Ona doğru dönüp ‘’yarın evde olsaydık bir sürü vaktimiz olacaktı hayatım , ama şuan çok yorgunum.’’ Döndüm ve gözlerimi kapattım. Ama eşeğin aklına bir kere düşmüştü karpuz kabuğu.</p>
<p>Çok sevdiğim uykumdan sabah saat sekizde ayrılmak zorunda bırakıldım. Oysa ki sadece pazarları uyuyabiliyordum ve bu da zehir oluyordu genelde. Gecenin verdiği yorgunlukta cabasıydı. Leyla çoktan piknik çantamızı hazırlamış , hadi Kemal hadi Kemal diye başımın etini yiyordu. Kalktım üstüme rahat bir şeyler giydim , tam kapıdan çıkıyorduk ki yüzümü yıkamadığımı hatırlayıp bir koşu yıkayıp geldim. Gülserenler çoktan arabalarına binmiş bizi bekliyordu. Nereye gidiyoruz diye sordum Necmi’ye. Takip et dedi. Bir kez daha mecbur bırakılmıştım birilerinin beynine itaat etmeye.</p>
<p>Necmi mangalı yakmak için ilahi çabalar gösterirken bende Mert ile top oynuyordum. Bu çocuğu çok seviyordum neden bilmem. Sevdiğim kadar da onunla vakit geçirmek istiyordum. Çünkü babası gibi olmasını istemiyordum. Henüz 5 yaşındaydı ama babası gibi olmayacağı da belliydi. Gözlerinde , bakışlarında bir ışık vardı sanki. Konuşması da öyle yayvan yayvan değil net ve pürüzsüzdü. Geleceğini görür gibiydim şimdiden. ‘’Goooooool’’ diye bağırıp duruyorduk birlikte. İçimdeki çocuk ortaya çıkıyordu onunla. Sonra düşündüm , belki de Mert içimdeki çocuktu.</p>
<p>Topu bırakıp usulca bizim hanımların yanına yaklaştım. Geldiğimi anlamasınlar ki biraz dedikodularını duyayım istedim. Gülseren yine hararetle çekiştiriyordu birilerini. Tabii Leyla hanımda geri kalmıyordu ondan. Ben gelince sustular birden. Dedikoduya karşı taş gibi sert olduğumu bilirler de ondan. Ne geçiyordu ellerine anlamıyorum. Leyla , dedikodu yaptıklarını anladığımı anlayınca bana dönüp ‘’iyice ölülere benzedin sen , onlar gibi dedikodu da yapmıyorsun’’ dedi gülerek. Başımı başka yöne çevirip ‘’evet orospu çocuğu , tam bir ölüye benzedim.’’ dedim içimden.</p>
<p>Necmi etleri yarı çiğ , yarı pişmiş getirince Leyla bana ‘canım şunlar pek pişmemiş’ dedi. Benim umrumda değildi , az pişmiş et her zaman daha lezzetli gelirdi bana. Hatta işime bile geldi bu iş , aç kalmayacaktım. İlk posta etten sonra ufak rakımı açıp koydum ince bardağıma. Necmi’yi seyrederek içtim ilk dublemi. Et pişirirken verdiği uğraşı bilim için harcasa ışınlanmayı bulurdu kesin. Rakım bitince Leyla , koyayım hayatım , dedi. Uzattım bardağımı , bir türlü öğrenememişti şu işi. Çok büyük bir algoritma değildi istediğim;</p>
<p>1- Bardağın yarısına kadar rakı koy.</p>
<p>2- Su koymadan buz koy.</p>
<p>3- Dudak payı kalması şartıyla su doldur.</p>
<p>Ama bizimkinin aklı ya dedikodu da ya da abdest bozan işlerde olduğu için pek fazla zihinsel süreç harcamıyordu benim rakım için. Oysa ki daha önemli ne olabilirdi? Aklımı alıp düşünme sürecimi alt üst eden rakıdan başka. Düşünmek ne kadar da kötüdür bilirsiniz. Fakülteden arkadaşlarımın yaptığı bir araştırma gösterdi ki psikolojik hastalıkların fazla düşünmekle dışlanamaz bir ilişkisi var. Bunu anlamak için araştırma yapmalarına şaştım zaten. Bu çıkarımı yapmak pek zor olmasa gerek. Onları da anlıyorum , makale yayımlamaları lazım.</p>
<ul>
<li>Aferim lan Necmi , doyurdun karnımızı.</li>
</ul>
<p>Ben bunu söyledikten sonra bir böbürlenmesi vardı Necmi’nin , gören elli bin yıl önceki doğal hayatta tüm homo sapiens sapienslerin karnını doyurdu sanırdı. Leyla beni dürtüp ‘uğraşma adamla’ der gibi baktı bana. Benim ise umrumda değildi artık , bardağın sonunda kalan rakımı içiyordum ki , ayrılamadım bardaktan. Sanki içmiyordum sadece , sevişiyordum bardakla. ‘Aşkım’ dedim , ‘seviyorum seni’. Leyla ‘bende seni birtanem’ diyerek sarıldı bana. Tebrikler Leyla hanım , başardınız!</p>
<p>Dönüş yolunda Necmi’nin kımıl kımıl gidişine ayak uyduramayacağımı bilerek gazladım. Saat öğleden sonra beş olmuştu ve benim yarın asistanlarıma iş öğretmem lazımdı. Rakı da gerçekten güzel gelmişti , gökyüzü sanki pembeye boyanmıştı birden ve bütün kuşların rengi maviydi.</p>
<p>Eve vardığımızda Leyla pencereleri çekip klimayı açtı. Ben ‘hayırdır’ diyemeden bir çırpıda çıkardı üstündekileri. Dünya üzerinde hiçbir erkek yoktur ki Leyla’nın vücuduna hayran kalmasın. Çünkü o erkeklerin çoğu kültürel evrime ayak uyduramamış hayvan sürüsüdür. Evrim demişken , Leyla’nın bu hareketinin de evrimle çok ilgisi var. Ancak artık farkındalığımızın da farkındayız ve bu da evrimsel hareketleri çok samimiyetsiz yapıyor. İlk tanıştığımız aylarda Leyla’ya bebeklerin ve çocukların neden üstündekileri çıkarmak istediğinin evrimsel açıklamasını yapmıştım. O zamandan beri böyle evrimsel(!) hareketlerde bulunur.</p>
<p>Ben onu pek önemsemeden kanepeye uzanıp televizyonu açtım. Aslında radyoyu desem de doğru olur çünkü gözlerimi kapatıp sadece dinliyordum. Leyla da kadınsı kokularını saça saça geldi oturdu yandaki koltuğa. Birkaç kez seslendi , uyuyor sansın diye seslenmedim hiç. O da ümidini kesip sustu zaten. Aradan çok geçmeden kapı çaldı birden. ‘Haydi bakalım Leyla hanım’ dedim içimden , ‘şimdi boku yediniz.’</p>
<p>Leyla üstünü giyinip kapıyı açtıktan sonra kapıdan haykırmalar yükseldi birden. Kapıdaki Gülseren’in bir arkadaşıydı ve Gülserenlerin silahlı bir saldırıya uğradığını söylüyordu. Ne demekti silahlı saldırı ? Bizim sünepe Necmi’nin öyle işlerde ne bezi olabilirdi! Leyla eli ayağı titreyerek ‘ bir şey olmuş mu ‘ diye soruyordu , karşındakininse hiç cevap verecek hali yoktu. Yerimden bulanık kafayla kalkıp bizim üniversite hastanesine gittiklerini öğrenince hemen atladık arabaya.</p>
<p>Acil serviste öğrendiklerim çok büyük şeylerdi ama rakının etkisinden olmalı , bende çok büyük etkiler bırakmamıştı. Necmi ve Mert ölmüştü , Gülseren’in ise burnu bile kanamamıştı. Mert , o ışık saçan çocuk daha beş yaşında ölüp gitmişti. Bir süre Leyla ve Gülseren’in ağlayışları arasında boğulduktan sonra dışarı çıkıp bir sigara yaktım.</p>
<p>Hayat yavaş yavaş netleşiyordu ve durumu anlamaya çalışıyordum. Birlikte piknik yapmıştık ve biz önden dönmüştük. Onlarsa evlerine gidiyor olmalıydılar. Zaten eve dönüş yolunda uğramışlardı saldırıya. Biz eve varmıştık ve ben kanepeye uzanmıştım. Leyla da evrimsel(!) bir tören yapıyordu. Sonra kapı çalıyordu. Gülseren’i düşündüm o an , o güzelim kadın , kocasını ve çocuğunu kaybetmişti. Benim üzüntüm bu kadarsa dedim kendi kendime , Gülseren’in… En iyisi düşünmemekti. Zaten Murat bitti hemen yanımda.</p>
<ul>
<li>Ne o Murat , pazar günü ne işin var hastanede.</li>
<li>Sekreteriniz aradı da , bir yakınınız ölmüş galiba.</li>
<li>Ondan geldim hocam.</li>
<li>Bırak bu ayakları bu kadar sevilen bir insan olmadığımı biliyorum.</li>
<li>Hocam şey , hani diğer tüm hocalar izinde&#8230;</li>
</ul>
<p>Hay anasını sikeyim. O kadar atraksiyon yetmiyor gibi şimdi de Mert ile Necmi’nin otopsisine ben mi gireceğim ? Murat , ilk yıl asistanı daha , oturup tüm işi ona yıkayım desem bir boktan anlamaz. ‘’Git ayarla her şeyi , ifade verdikten sonra hemen bitirelim’’ dedim. Acil servisteki polise ifade verip otopsi için hazırlanmaya gittim.</p>
<p>Hep kasap derlerdi bana. Biraz aşağıladıklarını düşünürdüm ama gülüp geçerdim. Şuan ki durumumla çok büyük ilişkisi vardı kasaplığın. Kasaplar nasıl her gün görüp , besledikleri , belki muhabbet ettikleri hayvanları kesip üç dakika sonra ölülerini parçalıyorsa ben de bu akşam bunu yapacaktım. Mert’i başka hastaneye yollamalarını istedim. Ne kadar alışmışta olsam ölülerle haşır neşir olmaya , galiba ona dayanamazdım.</p>
<p>Kendime telkinler vererek psikolojimi bu berbat işe hazırlarken anabilim dalının kapısında takım elbiseli bir adam gördüm. Galiba ölülerin kesilip biçilmesini görmekten korkan çaylak bir savcıydı. Murat ‘hazır hocam’ diye mesaj atınca bende içeri geçtim. Anabilim dalının kapısındaki adamın savcı olmadığını da o an anladım. Elime tutuşturduğu kağıdı açmaya fırsatım olmadan çoktan tüymüştü oradan. İçeri girmeden açıp okudum kağıdı. ‘’Çaktırma , yoksa ailen ölür.’’ yazıyordu.</p>
<p>Filmlerin gerçeği ne kadar da yansıtmadığını düşünüyordum o anlarda. Tehdit edersin de ‘çaktırma’ nedir? İçim korku doluydu , içeri girdiğimde önce savcıyı gördüm. Şimdiden yüzü bembeyaz kesmişti. Savcıya nasıl ‘çaktırmayacağımı’ düşünmeme gerek yoktu artık. Zaten o da hemen beni bir köşeye çekip ‘hocam size güveniyorum , ben pek dayanamıyorum böyle şeylere…’ gibi bilindik cümleler kurduktan sonra ‘tamam savcım’ dedim , ‘siz odam da oturun.’</p>
<p>Murat’ın ve diğer çaylakların sorularını görmezden gelerek işimi yapmaya başladım. Her şey çok iyi planlanmıştı , galiba bende bir cinayet işleyecek buna yakın bir şeyler yapardım. Önce bir çeşit böcek öldürücülerle zehirlenmiş , kalp krizi geçirmiş ve ölmüş. Sonra da vücudu delik deşik olana kadar &#8211; tabii ki kalbine de &#8211; kurşun sıkılmış. Cesedi toplayıp raporu ateşli silahla yaralanma sonucu vs. gibi şeylerle doldurdum. Murat elindeki tüpleri gösteriyordu , ‘ hocam yarın mı yolları bunları patolojiye?’ Yok dedim , sen bırak ben incelerim. Herkes gittikten sonra tabii ki incelemedim onları , zaten biliyordum her şeyi.</p>
<p>Ertesi gün uyandığımda ‘eyvah’ dedim kendi kendime. Mert ne olmuştu! Necmi önce zehirlenerek öldüyse Mert’te aynı şekilde ölmüş olmalıydı. Benim raporumun sahte çıktığı çoktan belli olmuş olmalıydı. Ama hala polisler kapıya dayanmamıştı ve Leyla cenaze için hazırlanıyordu. Bende hazırlandım cenaze için ve evden çıktık.</p>
<p>Necmi ve Mert’i yan yana gömdüler. Gülseren perişan haldeydi. Benim aklımdaysa hala raporumun sahte olduğunu nasıl anlamadıkları vardı. Herkes gittikten sonra Leyla , Gülseren’e sarılmış ikisi de ağlıyordu. O an şok oldum ! Hemen yanlarındaysa bana o kağıdı veren adam yine aynı takım elbisesiyle duruyor , sigara içiyordu. Hemen yanlarına gittim ve Leyla’yı arabaya yolladım. Gülseren ve o adamla tek kalınca , o adamın dün verdiği kağıdı çıkarıp ‘ dün otopsiye girmeden bu adam verdi bu kağıdı , kim bu pezevenk!’ diye sordum Gülseren’e. Yavrusunu kaybetmiş hırçın bir aslan gibi ;</p>
<ul>
<li>Bırak şu deli ayaklarını orospu çocuğu senin el yazın bu, Mert’i niye vurdun!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/">Tanrı Gülüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğun Gözünden Hayat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Sep 2016 08:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5108</guid>
				<description><![CDATA[<p>Belki de tek istediğim buydu. Artık kendi ayaklarımın üzerinde durmalıydım. Zaten babam ile de kavgayı bu sebepten yapmıştım. “Ya adam gibi okursun ya da çalışırsın” diye resti çekmişti geçen gece. On yaşıma gireli de epey oldu. Kararımı verdim de ne iş yapsam diye düşünüyordum. En mantıklısı bir şeyler satmaktı. Evimizin arkasında bulunan caminin Kur’an kursu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Belki de tek istediğim buydu. Artık kendi ayaklarımın üzerinde durmalıydım. Zaten babam ile de kavgayı bu sebepten yapmıştım. “Ya adam gibi okursun ya da çalışırsın” diye resti çekmişti geçen gece. On yaşıma gireli de epey oldu. Kararımı verdim de ne iş yapsam diye düşünüyordum. En mantıklısı bir şeyler satmaktı. Evimizin arkasında bulunan caminin Kur’an kursu vardı. Oradaki çocuklara satış yapabilirdim. Ne bileyim? En mantıklısı buydu galiba. Anneme görünmeden evden çıktım. Annemin cüzdanından aldığım paranın olduğu cebimi yokladım. Evet, para buradaydı. İzinsiz almıştım ama zengin olunca geri öderim diye düşündüm. Her şeyi satan bir dükkâna girdim. Hani şu kapısının önünde garip şeylerin satıldığı yer. Hemen tesbih, takke gibi şeylerin bulunduğu reyona gittim. Sonuçta Kur’an kursu öğrencileriydi müşterim. Acaba cebimdeki para ile kaç tane alabilirdim? Matematiğim iyi değildi ama ben zaten okumayacaktım. Hesaplamadan birkaç tane tesbih, takke aldım. Siyah poşetin içine koyarken tebessüm eden amcaya uzattım bütün paramı. Başımı okşayarak alıp saydı. Konuşmadan çıktım. Hemen caminin kursuna gittim. Yandaki bakkaldan rica ederek aldığım karton kutunun üstüne takke ve tesbihleri dizdim. Kimsecikler yoktu ortada. Biraz bekledim. Kazanacağım parayla neler alacağımı düşündüm. Birazı ile bisküvi, çikolata alırdım. Sermaye içinde bir miktarı ayırmayı unutmamalıydım. Acaba eleman da almalı mıydım şirketime. İlerleyen zamanlarda o da olurdu. Ben bu hayalleri kurarken kursun öğrencileri dışarı çıktı. Hiçbir şey söylememe gerek kalmadan etrafıma dizildiler. Büyük boylu olanı biraz havalı bir tavırla :</p>
<ul>
<li>Bunları sen mi satıyorsun ufaklık?</li>
</ul>
<p>Hayalimde kurguladığım soru bu olmasa da pek önemsemedim.</p>
<ul>
<li>Tesbihler 3 TL, takkeler 5 TL.</li>
<li>Bu yaşta okula gitmen gerekmiyor mu?</li>
<li>Artık çalışma vaktimin geldiğini düşündüm. Alacaksan al yoksa tezgâhın önünü kapatma.</li>
</ul>
<p>Yersiz sorular ile bir süre beni meşgul ettikten sora gitti. Bende satışlara başladım. Renkli tesbihlerin neredeyse hepsini satmayı başardım. Ezan okunmadan kalanları poşete koydum. Büyükler beni görmeden gitmeliydim. Şirketim olarak gördüğüm kutunun içine poşeti koyup eve doğru yürümeye başladım. İlk defa cebimde bu kadar çok para taşıyordum. İlk defa aklıma hırsızlar geldi. Hani insanların cebindeki parayı alıp kaçanlar var ya. Onlar işte. Taşımakta zorlansam da eve getirmiştim kutuyu. Kapının önündeki küçük çocuklar, kutunun içinde ne olduğunu sorsa da cevap vermedim. Sonuçta ben artık bir işadamıydım. Onlarla konuşamazdım. Zengin olursam birer dondurma filan ısmarlardım sadece. Hepsi o kadar. Gözüme ilk defa bu kadar küçük göründüler. Annem kapıyı açtığında kutuyu görünce anladım. Yine sinirlendi.</p>
<ul>
<li>Bu ne Onur? Yine neler karıştırdın?</li>
</ul>
<p>Düşünmeme vakit olmadığı için aklıma gelen ilk yalanını söyleyiverdim.</p>
<ul>
<li>Kur’an kursunun hocası, tesbih ile takke hediye etti. Onları getirdim anne ya diye söylenerek odama geçtim. Böylece bir tehlikeyi daha başarıyla aştım. Acaba anneme gerçeği söyleyip ortaklık mı teklif etsem? Yok be. Hemen babama söylerdi. Kutuyu yatağımın altına koyup sere serpe yattım. Sonuçta işten geliyordum. Yorulmuştum. Yattığım yerde uyumuşum. Kalktığımda hemen fırladım yataktan. Elimi yatağın altına daldırdım. Kutum yoktu yerinde.</li>
</ul>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-2/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 2</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-3/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 3</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-4/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 4</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-5/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 5</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-6/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 6</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-7/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 7</strong></a></p>
<p class="entry-title"><a href="http://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat-8/"><strong>Bir Çocuğun Gözünden Hayat – 8</strong></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/">Bir Çocuğun Gözünden Hayat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocugun-gozunden-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5108</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz’in Elleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Sep 2016 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5084</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aziz’in ellerini hep sıcak bulurdum. Bir şairden okuduğuma göre çöpçülerin elleri de hep sıcak olurmuş. Olurmuş, diyorum, çünkü çöpçülerle hiç tokalaşma imkânım olmadı. Fırıncılarla da öyle.. Ama Aziz her gün gelirdi ve ben hiç tereddüt göstermeden Aziz’in isli, kirli elleriyle tokalaşırdım. Aziz, bir oto lastikçinin gönülsüz elemanıydı. Alnının hemen üstünde son bulan saçları, daha fazla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/">Aziz’in Elleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz’in ellerini hep sıcak bulurdum. Bir şairden okuduğuma göre çöpçülerin elleri de hep sıcak olurmuş. Olurmuş, diyorum, çünkü çöpçülerle hiç tokalaşma imkânım olmadı. Fırıncılarla da öyle.. Ama Aziz her gün gelirdi ve ben hiç tereddüt göstermeden Aziz’in isli, kirli elleriyle tokalaşırdım.</p>
<p>Aziz, bir oto lastikçinin gönülsüz elemanıydı. Alnının hemen üstünde son bulan saçları, daha fazla çekilmeye niyeti olmayan çekik gözleri buralı olmadığının ispatıydı. Birçok yerden olabilirdi, ama buralı değildi, belliydi. Suriyelilerin, Gürcülerin, Afganların, Nijeryalıların ve Pakistanlıların bol bulunduğu bu muhitte,  Aziz Türkmenistan’ın gönülsüz temsilcisiydi. Tam çekilmemiş gözleri, onu potansiyel Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan vatandaşlarından biri gibi gösterse de, Türkmenistanlıydı, en güzel Türkmenistanlılardandı.</p>
<p>Hep öyle olur; mazluma ağrıyan yeri değil, bu ağrıyı nereden getirdiği sorulur buralarda.</p>
<p>Aziz, 7 sene evvel, gayet de yasal yollardan, kapı gibi pasaportuyla kapıları aça aça Türkiye’ye girince, tüm gurbetçilerin evrensel hayâlini beslemiş: Memleketine elinde parayla geri dönmek. İşte bu oto lastikçiye de öyle girmiş Aziz. Girmiş ama çıkamıyor bir türlü. Önce lastikçinin kapıları, ardından ülkenin çıkış kapıları kapanmış kendisine. Bir hâlden bilmez patrona pasaportunu rehin verince, geri alması mümkün olmamış. ‘’Biraz daha çalış, öyle veririm pasaportunu’’ demişler. Aziz tam 7 yıldır hep ’’biraz daha’’ çalışır. Kimi, kime şikâyet edecek?</p>
<p>7 yıldır en lüks araçlar geçer Aziz’in elinden. Her renkten, her modelden arabalar..  Birine dahi binip sürmüşlüğü yoktur. Sokrat’ın kuyumcu vitrinine bakması gibi umarsız bakmıştır Aziz de bu arabalara. Patronu da Aziz’e öyle bakar. Herkesin umarsız baktığı bir şeyler vardır bu dünyada, kimin neye baktığıdır esas mesele. İnsanın eşyaya heves etmemesi anlaşılır elbet, fakat insanın insana kem gözle bakması, eşyadan insana bulaşan bir özellik olsa gerek.</p>
<p>7 senedir  sıcaktır Aziz’in elleri. 7 senedir lastiklerin, hasta arabaların, sızan mazotların arasında uyur. Aziz’in yalnız elleri sıcaktır. Etrafı metal soğukluğuyla sarılmıştır.</p>
<p>Her akşam muhakkak gelir dükkâna Aziz. Üzerinde kocaman harflerle ‘’Yüksek Oto Lastik’’ yazan mavi tulumu Aziz’in kara yüzüyle tezattır. Yüksekliği de tezattır. Aziz buralara tezattır. Uyumadan evvel içini ısıtacak içecekler alır her gece. Bana sorsa ama, elleri gibi içi de sıcaktır Aziz’in.</p>
<p>Kendi ülkesinden bahseder bazen. Türkmenistan’da evler buradakilerden daha geniş, elektrik ve doğalgaz beleşmiş. Ne yaman çelişkiydi. Buradakilerin para yetiremediği, uğrunda sabah-akşam çalıştığı, aşağılandığı, hırpalandığı, yeri gelince ondan mahrum kaldığı şeyler başka ülkelerde öylesine veriliyordu. Ama oralarda da para kazanılamıyordu. Burada para kazanılıyor ama yetirilemiyodu. Aziz’e bu çelişkiyi anlatsam anlar mıydı, bilemiyordum.</p>
<p>Bir gece tüm mahalle önce turuncuya sonra griye bulandı. Pencerelerini açanlar turuncu alevlerin cadde boyunca uzayıp gittiğini gördüler. Hâlâ uyuyanlar ise alevlerin göğe uzadığı yerlerden gelen sevinç çığlıklarıyla uyandılar. Yüksek Oto Lastik’in bulunduğu caddeye atılmış onlarca araba lastiği yakılmış, simsiyah dumanlar kesif bir koku yaymıştı. Sokak çocukları lastiklerin üzerinden atlıyor, kendilerine eğlence yaratıyorlardı. Üzerimde beyaz atlet ve pijamayla, terlikleri bile ters giyerek alelacele çıktım evden. Atölyenin kapısı açıktı. İçeri girdiğimde bütün arabalarının lastiklerinin sökülmüş olduğunu gördüm.  Dişsiz kalmış ihtiyarları andırıyordu arabalar. Hemen Aziz’in geceleri uyuduğu yere baktım, Aziz yoktu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/">Aziz’in Elleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/azizin-elleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5084</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şifa  Niyetine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Sep 2016 14:36:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5080</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hakan? Sen mi geldin? Gelecektin de madem, neden gittin? Yok canım, o değilmiş. Bir tip ‘’Sanrı’’. Hani şu anneannelerimizin dilinin dönmediklerinden. Halüsinasyon mu her ne fırfırsa. Ben de hemen sitem ettim çocuğa.Gelecektin de neden gittinler falan. Bak yine… O buradayken de böyle mi yapardım ben? Yok canım! Bende sevilecek bir yan bulmasa onca yıl durmazdı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/">Şifa  Niyetine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hakan? Sen mi geldin? Gelecektin de madem, neden gittin?</p>
<p>Yok canım, o değilmiş. Bir tip ‘’Sanrı’’. Hani şu anneannelerimizin dilinin dönmediklerinden. Halüsinasyon mu her ne fırfırsa.</p>
<p>Ben de hemen sitem ettim çocuğa.Gelecektin de neden gittinler falan. Bak yine…</p>
<p>O buradayken de böyle mi yapardım ben? Yok canım! Bende sevilecek bir yan bulmasa onca yıl durmazdı diye çürüttüm kendimi. Rahatladım.</p>
<p>Kettleda su kaynamış, pıt diye atıvermişse de duymadım.Hem elektronik cihazsın sen. Şaşmaz, şaşırmazsın. Ben duymamışımdır olsa olsa. Kendimi suçlayıverdim. Rahatladım.</p>
<p>Kettle da nedir yahu! Bir de öğretmen olacaksın.Su ısıtıcısı desene şuna. Evet biraz uzun farkındayım ama olsun. Hem kaybettiğin bu vaktin insanlığa kaybı mı var? Sorgulamak istemedim, sustum.</p>
<p>Kahvemi yaptım.Oysa yeşil çay içecektim bu sabah. Diyetteyim, bu da bir parçası. Hakan? Balığım benim, derdi. Balıketliliğime takıldım sonra. Tekrar dönecekmişçesine, bana balığım diyemesin diye… Bilmiyorum.</p>
<p>Google’dan buldum Nimet Bey’i. -Ruh hastaları uzmanı- Buldum dediysem, öyle zor olmadı, cazip bir para ödemiş olsa gerek. Aramalarda ön sıralarda çıkabilmek için… Öyle tavsiye falan bilmem ben. Şurada bi doktor var ah ah harika’lar… Olumlu izlenimler korkutur beni, bende işe yaramazsa korkusuyla. Hem hekim,hekimdir.</p>
<p>Tahammülüm azalmıştı her şeye. Bankaya gittiğimde karar vermiştim 360. sıra numarasını elime verdiğinde o biyonik makine. 353. sıra numarası işlemdeydi henüz. Kıyameti kopardım, annesinin istediği çikolatayı almadığı o çocukmuşçasına. Neymiş efendim, kredi kartı müşterisiymişim, krediyi de buradan çekmişim.Yedi kişiyi bekleyeceksem ne anlamı varmış,kapatıyormuşum hesaplarımı.</p>
<p>Burcu’ya anlattım, dosttur o. Bazen içinden çıkamazsın, git tabi git dedi. Gitmem diye &#8220;gitmelisin&#8221; bile dedi. Çıkışlarda gider çikolatalı pasta yeriz,hatta ben ısmarlarım, dedi. Aldım tabi randevumu.</p>
<p>Şimdi ne çikolatalı pasta yiyoruz, ne de Nimet Bey’in reçete ettiği o ilaçlar var hayatımda. Ortadan ikiye ayırıp kapsülün içindeki minik mavi şeylerin hepsini avucumun içinde ezdiğimden beri rahatım. Unutturmayan ama teselli ikramiyesi niyetine alışır gibi hissettiren zaman da bir ilaçmış. Doğru demiş ‘’halüsinasyon’’ diyemeyen büyükler.</p>
<p>Ah su ısıtıcısını kapatmamışım, hala kaynıyor bak gördün mü? Neyse yeşil çayımı içememiştim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/">Şifa  Niyetine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sifa-niyetine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5080</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Devrim, İnsan İle Başlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Sep 2016 10:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5058</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gülümseyerek uzattığı ellerindeki kelepçeleri çözüverdiler. Kızarmış görünen bileklerini ovuşturdu. Üstüne kapanan demir kapıya sırtını dönerek yürümeye başladı. Soğuktu. Hâlbuki ilk defa gelmiyordu bu eskimiş zindana. Belki de daha bir soğuktu ya da öyle geliyordu bu sefer. Bir daha çıkamayacağını bildiği içinde olabilirdi. Boyundan biraz uzun olan yatağa uzanıverdi. Çıkardığı gıcırtılardan da anladığı gibi rahat etmeyecekti [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/">Devrim, İnsan İle Başlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gülümseyerek uzattığı ellerindeki kelepçeleri çözüverdiler. Kızarmış görünen bileklerini ovuşturdu. Üstüne kapanan demir kapıya sırtını dönerek yürümeye başladı. Soğuktu. Hâlbuki ilk defa gelmiyordu bu eskimiş zindana. Belki de daha bir soğuktu ya da öyle geliyordu bu sefer. Bir daha çıkamayacağını bildiği içinde olabilirdi. Boyundan biraz uzun olan yatağa uzanıverdi. Çıkardığı gıcırtılardan da anladığı gibi rahat etmeyecekti bunun üzerinde. Zaten rahat etmek içinde gelmemişti ya buraya. Duvara baktı gözünü hiç kırpmadan. O kadar çok kişiyi öldürmüştü ki gözünü kırpmadan. Aynı o şekilde bakıyordu duvara. Belki bir düşmandı onun için bu çatlamış duvar. Gökyüzü ile arasına giren bir düşman.  Gözlerinin önüne sahneler geliyordu bu sırada. Acımadan öldürdüğü kişilerin yüzleri. Bazılarını çoktan unutmuştu bile. Silik tiplerin yüzleri hatırlanmazdı bu hayatta. Ayak seslerini duyar duymaz irkildi. Yataktan kalkarak toparlandı. Anlaşılan biri geliyordu. İçeri giren güneş ışığının içinden biri yaklaştı. Elini uzattı boşluğa. Bir süre bekledikten sonra yorulan elini geri çekmek zorunda kaldı. Gardiyanın peşinden getirdiği sandalyeye oturarak:</p>
<ul>
<li>Yaptığın hizmetler için sana minnettarız.</li>
</ul>
<p>&#8211;  Minnettar olduğunuz hizmetleriniz yüzünden yarın idam edileceğim.</p>
<p>&#8211;  Böyle olacağını biliyordun.</p>
<p>&#8211;  Bilmez miyim hiç?</p>
<p>&#8211;  Bir isteğin varsa yerine getirmeye çalışırım.</p>
<p>&#8211;  En azından kurşuna dizilerek idam edilmek benim hakkım. İp ile asılma ihtimalim ağrıma gidiyor.</p>
<p>Kafasını sallayarak ayağa kalktı. Yavaş adımlar ile çıktı zindandan. Bu kadar saygı gösterdiği kişinin kurşuna dizileceği anı izlemek için birkaç saati vardı. Usulünce uzandı yine yatağına. Yıllardır dilinde dolaşan kelimeler yine dökülüyordu sessizce. Biraz zaman sonra tekrar güneş aydınlattı zindanı. Bu sefer hızlı olamadığı için uzanırken yakalandı gardiyanlara. Üstündeki üniformanın renginden üst rütbeli olduğu anlaşılan gardiyan, yanaşarak:</p>
<ul>
<li>Efendim, vakit geldi. Gitmemiz gerekiyor.</li>
</ul>
<p>Doğrulması ile kalkması bir oldu. Ellerini uzattı. Kelepçeli bir şekilde dışarı çıkarılması daha uygundu belli ki. Hapishanenin kapılarından geçerek yine dilinden döküldü o sözler. Kapıda bulunan araçlardan birine bindi askerler ile birlikte. Uzun yıllar görev yaptığı askeri karargâha gidildi. Kapısını açan askerin alnını öptükten sonra atış alanına doğru ilerledi. Kendi ölümüne bu kadar rahat giden bir kişiyi daha önce görmeyen askerler ise daha ağırdı. Ayakları geriye gidiyordu. Komutan yaklaşarak:</p>
<ul>
<li>Efendim, bunu yapmak zorunda değilsiniz. İsterseniz…</li>
</ul>
<p>Lafını bitirmesine izin vermeden araya girdi:</p>
<ul>
<li>Sana emredilen görevi yerine getir komutanım.</li>
</ul>
<p>Devam etti yürümeye. Adımlarını hızlandırdı. Hemen olup bitsin istiyordu belki de. İşlerini çok uzatmayı sevmezdi zaten. Nişan almış durumda olan askerlerin karşısına geçti. Artık tek bir emir ile hayatı son bulacaktı. Dilinden yine aynı sözler döküldü. Bu sefer bir cümle olarak hem de yüksek bir ses ile:</p>
<ul>
<li>Kendi hayatlarında devrim yapamayanlar asla gerçek bir devrimci olamayacaktır.</li>
</ul>
<p>Komutanın verdiği emir ile atış başladı ve bir devrim daha gerçekleştirilmiş oldu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/">Devrim, İnsan İle Başlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/devrim-insan-ile-baslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5058</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayalbaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Sep 2016 05:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5045</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genişçe meydandan her kanatlanan kuşun, evvel zamanda kurduğu düşlere yol aldığını hayal eder, zamanın içinde yok olurdu kadın. Küçük adımlarla yürüyüp, ani bir hareketle kanatlanıveren güvercinlerle bir olur, tüm komşu kasabaları topyekûn gezerdi. Kimi vakitler, dudağının sağ ucunda aheste aheste tellendirdiği sigarasını bulutlara üfler, gidemediği uzaklara yakınlaşırdı. Tanıdık yüzlerle selamlaşır, tanımadık evlere konuk olurdu. Kısa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/">Hayalbaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genişçe meydandan her kanatlanan kuşun, evvel zamanda kurduğu düşlere yol aldığını hayal eder, zamanın içinde yok olurdu kadın. Küçük adımlarla yürüyüp, ani bir hareketle kanatlanıveren güvercinlerle bir olur, tüm komşu kasabaları topyekûn gezerdi. Kimi vakitler, dudağının sağ ucunda aheste aheste tellendirdiği sigarasını bulutlara üfler, gidemediği uzaklara yakınlaşırdı. Tanıdık yüzlerle selamlaşır, tanımadık evlere konuk olurdu. Kısa mesafelerde yüzlerce hayat yaşardı. Kimi zaman bir üniversite öğrencisi, kimi zaman bir pamuk işçisi, kimi zaman da sahneye çıkmaya hazırlanan bir oyuncu olurdu söz gelimi. Bazen bir kız çocuğunun bağırışlarında çiçeği burnunda bir anneye dönüşür, bazen de haylaz bir oğlan çocuğu olurdu. Olası hayatları arasında türlü duygulara bulanırken bazen kederlenir, kırmızı bez sandalyesine geri çekilirdi. Tanıdık cümlelerle irkilir, şimdiki zamanda –kendi- olurdu.</p>
<p>Kendi olduğu zamanlarda karton masasını düzenler,  renkli hasır çantasından plastik bardaklara kuşyemi doldururdu. Demir parası bittiyse piyangocu kekeme Salih’in yanına uğrar, o itiraz edemeden elinde bozuk paralarla yerine dönerdi.  Salih sinirlenir, para kutusunu fırlatır, kadın onun bu halleriyle eğlenirdi. Yem almak için yanına gelen çocuklara yardım eder, kuşlarla ahbap olmanın sırlarını öğretirdi. ‘Hayat kısa’ diyen şaire inat uzun yaşardı.</p>
<p>Çalışmadığı zamanlarda evinden pek çıkmaz, konu komşuyla camdan cama hasbıhal ederdi. Ya kuşyemi almak için toptancı Fikret’e uğrar, ya da evdeki saatlerden birinin pili biterse çarşıya yollanırdı. Evinin her odasında duvar saati bulunurdu. Saatlerden biri bozulduğu zaman huzursuz olurdu. Akrep ve yelkovan pes etmemeliydi. Akşamları da radyo programlarını dinler, yemek yaparken şarkılar mırıldanırdı. Çoğunlukla da, hiç görmediği babasından kalan romanları okurken uyuyakalırdı. Çocukken de okumaya dalıp ev işlerini aksattığı için annesinin çöpe yolladıkları arasından kurtarmıştı bu kitapları. Annesi Topuksuz Meryem; yarı-deli, mütemadiyen özgür bir kadındı. Neredeyse hiç eve girmez, tüm kasabayı sokak sokak dolanırdı. Dar alnını çevreleyen siyah kâkülleri, uzunca boyu ve ince ayak bilekleriyle ziyadesiyle güzel olan Topuksuz Meryem yazın yalın ayak, kışın paltosuz gezer, kızına tek yadigârı yeşilli kırmızılı renkli hasır çantasını yanından eksik etmezdi. Çanta biteviye boştu, dolu gören olmamıştı. Kasabalılar onun bu hallerini benimsemiş, sessiz bir anlaşmayla onu kasabanın ulağı ilan etmişlerdi. Evlere, kahvelere haber taşır, mahalleye yakası açılmadık dedikodular getirirdi. Kadın çocukken, evin önündeki taş merdivenin en üst basamağında oturur, annesinin eve dönmesini beklerdi.  Annesi eve döndüğünde orada olmazsa, onu bir daha göremeyeceğine inandırırdı kendini. Meryem de kızının bu sadakatini ödüllendirir, her defasında eve mavi bir balonla dönerdi. Kadın balonu kaptığı gibi fırlar, oyun oynayan çocukların arasından delice koşarak geçerdi. Günün sonunda balonla vedalaşır, kendisinden daha mavi olana hasretle salınışını izlerdi.</p>
<p>Şimdi ise kadının annesine dair en berrak hatırası, cesedi nehirden çıkarılırken, sol ayağındaki siyah rugan ayakkabının parmak uçlarında sallanışı ve beyaz yüzündeki gülümsemeydi. Ayakkabı giydiğine göre uzağa gitmiş olmalıydı. Görünüşe göre oldukça mutluydu da. Çocukken evin önünde onu beklediği günleri düşündü. Belki de gitmesine daha önce izin vermeliydi. Bilemezdi ki. Ama bildiği bir şey vardı. Hayatı boyunca evde kimseyi bekletmeyecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/">Hayalbaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5045</post-id>	</item>
		<item>
		<title>3 Kere Nefes Al Ver!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Sep 2016 10:56:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esma Gezer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5035</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sessiz bir günde tam da yağmur, bulutlarla bilmece oyunu oynarken, karşısına çıka bir kızgın bulutla bir anda çarpışıp kıyamet koparacakken, bulutun gökyüzünden yeryüzüne alaycı bakışlar atacağını hissedersin ve gözlerini yukarıya çevirirsin&#8230; Bir nefes alıp düşünürsün. İnsanların bir anda boşuna çaba sarf ettiğini, bu çabanın hep kendilerini tatmin ettiğini, bir yok oluş öyküsünde kukla gibi oynadıklarını, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/">3 Kere Nefes Al Ver!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz bir günde tam da yağmur, bulutlarla bilmece oyunu oynarken, karşısına çıka bir kızgın bulutla bir anda çarpışıp kıyamet koparacakken, bulutun gökyüzünden yeryüzüne alaycı bakışlar atacağını hissedersin ve gözlerini yukarıya çevirirsin&#8230; Bir nefes alıp düşünürsün. İnsanların bir anda boşuna çaba sarf ettiğini, bu çabanın hep kendilerini tatmin ettiğini, bir yok oluş öyküsünde kukla gibi oynadıklarını, tahayyüllerinde tıpkı masallardaki gibi iyi bir insan olup hep eleştirilerini başkalarına yapıp aslında kendilerini  söylediğini, tüm güç ve güvenin kendilerinde kısıtladıkları şeyler olduğunu fark etmeyişlerini,  hep içlerinde öğretmenin çok olup öğrenmenin azlığını, gülümsenin sadece kendilerini iyi hissettikleri zamanlar yapmalarının bencilliğini, bir şiirin kan damarlarını harekete geçirmesini asla bilmeyişlerini, ağlamanın bir güzellik belirtisi olup rüzgar gülü gibi üzüntülerini  içlerinde döndürdüğünü, bunun ardı arkası kesilmezken ilk yağmur damlası tamda omuz açıklığına düşüverir.</p>
<p>Tekrar bir derin nefes alıp düşünürsün. Çocukken söylediğin şarkıların ahenginin güzelliğini sözlerinin anlamsızlığı içindeki kandırılışını, çocukken niyeyse hep gülünmeyecek şeylere gülüp bir suçmuşçasına yediğin azarları, öğretilmek için yaptırılan birçok cezalardaki çektiğin acıyı. Bir kötü söz söylenecek olsa biber ile cezalandırılıp dilini başlarda acı çekip daha sonrasında biberin açılığını isteme duygusunun karmaşıklığını, asitli bir şeyin yasak olduğu halde ağzındaki o hoş mayhoş tat için dağları delme cesurluğunu ve bunlardaki tüm masumluğunu.</p>
<p>Bir derin nefes alırsın ve o kaygısız yağmur başlar. Peşine milyon yağmur taneciklerini katarak… Yeryüzünde ulaşabildiği her iğne deliğine girmeye yemin etmişçesine hoyratça yağarak. Neden yağmurlar hep temizliği arınmayı ifade etmiş ki?  Bunu kim söylemiş? Yağmurlar düşünmeyi ifade etmeli evvela! Bir nefes alış verişindeki boğazların dumanla karşılaşmalarındaki o sevincini. Beynin o anki tepkisiyle duygularını harekete geçirmesini, duygulardaki derinlikleri, derinliklerdeki gizliliği. Oysaki her şey bir çorba tarifi gibi kısa ve öz! Nefes al ,düşün, çok sev ve öl.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/">3 Kere Nefes Al Ver!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/3-kere-nefes-al-ver/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5035</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5004</guid>
				<description><![CDATA[<p>Taksici içinden &#8220;lanet serseri&#8221; dedi. “Anlıyorum efendim” Brian biraz gülümsedi. “Biliyorum, peki şimdi neredeyiz.” “Burası bir arkadaşımın oteli efendim, burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz güvenli bir yerdir. Şehre 6 mil kadar uzak kimse sizi burada bulamaz küçük bir yer olsa bile konforludur.” Brian işlerin yolunda olduğuna karar verdi ve taksiciye bir sıkıştırma daha yaptı. İyice keyfi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/">Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Taksici içinden &#8220;lanet serseri&#8221; dedi.<br />
“Anlıyorum efendim”<br />
Brian biraz gülümsedi.<br />
“Biliyorum, peki şimdi neredeyiz.”<br />
“Burası bir arkadaşımın oteli efendim, burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz güvenli bir yerdir. Şehre 6 mil kadar uzak kimse sizi burada bulamaz küçük bir yer olsa bile konforludur.”<br />
Brian işlerin yolunda olduğuna karar verdi ve taksiciye bir sıkıştırma daha yaptı. İyice keyfi yerine gelmişti.<br />
“Dostum biliyor musun bir daha ki soygunu birlikte yapmalıyız”<br />
Taksici bir an durakladı. Kalbinin daha hızlı attığını hissetti.<br />
“Sadece şakaydı..” taksici zorla da olsa onunla birlikte güldü.</p>
<p>Taksici şehre doğru geri dönerken ne olursa olsun o kaçıktan kurtulduğu için ilk olarak kiliseye gidip dua etmeyi düşündü. Bu arada Brian resepsiyon da kendine verilen anahtarı aldı ve bu gün herkese yaptığı gibi resepsiyondaki adamada gülümseyip odasına çıktı. Otel çok küçük değildi ama büyük iş adamlarının geleceği türden bir yerde sayılmazdı. En fazla 200 oda var diye düşündü Brian her birinin neredeyse balkonu olmalıydı ki binanın dört yanı da balkonlarla kaplıydı. Odaya girdiğinde valizini taşımasına izin vermese de sadece odayı gösterdiği için hizmetliye 20 dolar bahşiş verdi. &#8220;Teşekkürler efendim&#8221; demişti genç adam. Beklide bunu diyen kafasındaki o sesti. Tam karar veremedi. Kapıyı açtı. Artık batmaya yönelmiş güneş ışığı odayı sönük sarı rengiyle doldurmuştu. Kapı direkt salona açılıyordu. Bir deri koltuk takımı, televizyon, masa ve şifonyerden oluşuyordu buradaki eşyalar. İki büyük koltuk televizyona çevrilmişken birde tekli bir koltuk köşede durmaktaydı. Diğerlerinden farklı bir şekli vardı. Daha çok bir taht gibiydi. Diğer takımla aynı renkte deriden yapılmıştı hemen bitişiğinde küçük bir sehpa ve onun üzerinde bir kumanda vardı kablolu bir kumanda. &#8220;Bu bir masaj koltuğu&#8221; diye düşündü Brian. &#8220;Her neyse&#8221; dedi sonra sol taraftaki yatak odasına gitti. Valizini kenara itip çokta gösterişli olmasa da temiz olan yatağa kendini attı. Uyumadan son kez gülümsedi. Bu işi sevmeye başlamıştı…</p>
<p>Green fire otelinin kapısı yavaşça açıldı. İçeri 40-50 yaşlarında orta boylu, beyaz saçlı, siyah gözlüklü bir adam kendinden emin adımlarıyla girdi. Resepsiyondaki görevli onu görünce hemen tezgâha yaklaştı ve konuşmasını bekledi.<br />
“Koltuk odasında mı?”<br />
“Evet, efendim her şey istediğiniz gibi koltuk odasında ve büyük bir ihtimalle onu kullanacak”<br />
“Pekâlâ, onu kullanmaya başladığında bende orada olacağım bunu görmek istiyorum”<br />
“Tabi ki efendim”<br />
Adam resepsiyonun arka bölümüne geçti, personellerin kaldığı odaya gitti.<br />
35 numaralı odanın kapısı sertçe üç kez vuruldu. Brian birden yakalandığını sandı. Hemen kalkıp kapının arkasına geçti. Genç hizmetçi onun kim o demesine izin vermeden bu soruyu almış gibi “oda servisi efendim” dedi. Kapıyı açtığında karşısında güzel bir hizmetçi kız vardı. Elindeki küçük jetonları işaret etti. “Bayım affedersiniz aşardaki görevliler size bu jetonlardan vermeyi unutmuşlar.”<br />
“Bunlar ne için?”<br />
“Masaj koltuğu efendim. Onu kullanmanız için bunlara ihtiyacınız var”<br />
“Bozuk parayla çalışıyor sanıyordum”<br />
“Evet, aslında öyle olmalı ama bazı müşteriler bozuk paralara ilgi duyuyor olmalılar ki birçok defa koltuklar soyuldu.”</p>
<p>“Anlıyorum, pekâlâ onlara ihtiyacım olduğunu sanmıyorum”<br />
“Siz yine de bir tane alın efendim, çok rahattır yılın bu zamanında yapacak daha iyi bir işiniz yoksa tabi”<br />
“Peki, güzel bayan senin için bir tane alabilirim belki masajdan sonra tekrar görüşürüz ha ne dersin rahatlamış olacağım”<br />
Hizmetçi kız hiç bozulmadan cevap verdi. Gülümsüyordu.<br />
“Polislere bana tacizde bulanan kişinin odasını gösterirken elbette”<br />
“Ooo jetonlar ne kadardı bayan?”<br />
“Birincisi ücretsiz efendim”<br />
“Her neyse sanırım biraz masaja ihtiyacım var bir tane alıyım”<br />
Hizmetçi jetonu uzattı. Brian cebinden çıkardığı 20 doları kıza bahşiş olarak verdi. Kapıyı kapattı ve arkasını döndüğünde koltukla göz göze geldi. Bir an onu bir canavar olarak düşündü. Büyük bir canavar. Başında hissettiği ağrının hafiflediğini duyumsamasıyla masaj yaptırmak fikri bir an için hoşuna gitti. Koltuğa oturacak mıydı? İçindeki o ses birden tekrar saklandığı yerden çıkarak Brian’ı korkuttu. &#8220;Hayır, Brian bunu yapma&#8221; &#8220;Neden?&#8221; &#8220;Bunu söyleyemem ama sadece yapmanı istemiyorum&#8221; &#8220;Bu seni ilgilendirmez neyi yapıp yapmayacağıma sen karar veremesin&#8221; &#8220;Brian seninle oynamıyorum sen bir serserisin bunu yapma&#8221;<br />
Brian koltuğa doğru yöneldi. Ön kısmındaki metal kare levhanın ortasındaki deliğe elindeki jetonu attı. Jetonun düşme sesini duydu ve deriden koltuğa gömülürcesine oturdu. Yan sehpadaki kumandayı eline aldı. Birçok tuş vardı ve tuşların üstünde vücudun masaj yapılacak bölümleri yazıyordu. Ve birde tümüne yapılacak masaj uygulaması. Kumandaya basmadan önce kendini rahat hissettiğini fark etti. Bütünüyle süngerden yapılmış koltuk gerçekten de oturulduğunda insanı rahat hissettiren vücudun başta omurga kemiği olmak üzere tüm bölgelerini doldurarak destekleyen bir yapıya sahipti. Vücudun tümü bölümünü seçti. Düğmenin üzerindeki ışık yanmıştı. Şimdi tek yapması gereken şey açma düğmesine basmaktı. Ondan önce koltuğa iyice yerleştiğinden emin oldu. Başını geriye yasladı. Sağ ve sol kolunu koltuğun kolları koymak için yan tarafındaki aralık bölümüne yerleştirdi. Burası kollara uygulanacak masajın sağlı sollu olması için iki taraflı bir aralıktı. Kolunu aralığın içine koyduktan sonra dışarıda bileğinden itibaren eli kalıyordu. Şimdi iki kolu da duvarda sıkışmış gibi duruyordu. Ayaklarını da kolları gibi koltuğun alt tarafındaki iki bölmeye yerleştirdi. Birden aklına tekerlekli sandalye geldi. Bu bir masaj koltuğundan çok bir tekerlekli sandalyeyi andırıyordu çünkü. Bunu düşüncesini çok komik buldu. İyice rahat hissettikten sonra tekrar başını geriye doğru yasladı ve artık hazırdı. Açma düğmesine az sonra bunu yaptığı için pişman olacağını bilmeden dokundu. Önce mekanik bir çalışma sesi duyuldu. Bu elektriğin koltuğa gelmesiyle koltuğun aksamının harekete geçtiğini gösteren bir sesti. Koltuk geriye doğru yavaşça yaslanmaya başladı. Yaslandıkça aslında bu canavar büyük dişleri olan ağzını açıyor ve kanlı ağzıyla insanı yutuyor gibiydi.<br />
Bu arada resepsiyon görevlisi ve otele gelen siyah gözlüklü adam yavaşça Brian’nın odasına doğru ilerliyordu. Resepsiyon görevlisi endişe içindeydi, siyah gözlüklü adam ise bir maç kazanmış gibi mutluydu.<br />
Koltuk yavaşça masajına başladı. Ardı ardına titreşimlerle Brian’ı sarsıyordu. Ve Brian bunu her hissedişinde gerçekten kan dolaşımının hızlanmasıyla rahatladığının farkına varıyordu. Titreşimler biraz daha sertleşmeye ve sıklaşmaya başladı. Bu arada Brian’nın kıpırdayacak mesafesi yoktu adeta, çünkü kollarını ve bacaklarını koyduğu aralıklar bir mengene gibi yavaşça sıkılmış vücudunu kavramıştı. Koltuk normalden farklı olarak biraz daha geriye doğru yatmaya başladı. Brian bu anda 2 dakikadır kapalı olan gözlerini açtı ve nasıl bir mekanizmanın üzerine oturduğunun farkına varmaya başladı koltuk onu kontrol ediyordu.<br />
Şimdi resepsiyon görevlisi ve yanındaki adam 35 nolu odanın önündeydiler.&lt;&lt; Bitiyor bitiyor&gt;&gt; diyordu içinden siyah gözlüklü adam. Görevliden anahtarı aldı. Kapıyı yavaşça açmaya başladı.<br />
Kapının sesini duyan Brian koltuktan kalkmak istedi tam olarak doğrulamadığı için kimin geldiğini göremiyordu. Kalkmaya çalışıyordu ama koltuktan kurtulamıyordu. Koltuk şimdi daha hızlı çalışmaya başladı. Kontrolden çıkmış gibiydi. Şimdi delirmiş gibi bir sağa sola doğru hızlıca dönüyor Brian’ı sarsıyordu.<br />
“Heey neler oluyor lanet olsun durdurun şunu kimsiniz gelen kim”<br />
“Oda servisi bayım” görevli oteli terk ederken adam gözlüğünü çıkarıp Brian’ın üzerine fırlattı. Brian hala adamın kim olduğunu göremiyordu. Adam gülerek onu seyrederken şimdi koltuk Brian’nın ellerini ve ayaklarını sıkmaya başladı.<br />
“İmdaat yardım edin biri şu koltuğu durdursun lanet olsun hizmetli ne bakıyorsun şunu durdursana gülmekten vazgeç aşağılık herif kimsin sen”<br />
Koltuk hala sıkıyordu. Elleri ve ayakları süngrin neredeyse tamamen içine girmişti şimdi ama hala koltuk sıkıyordu. Bir yandan da sağa sola doğru uçarcasına dönüyordu. Brian’nın midesi bulanmaya başlamıştı. Başı da ağrıyordu. Yatar gibi bir pozisyonda olduğundan tam olarak doğrulamıyordu da. Şimdi koltuk iyice yattı Brian’nın çığlıklarıyla birlikte ayaklarını havaya getirecek bir biçimde kafasını duvara vuruyordu. Koltuğun önü kalkıyor. Arkası yatıyordu. Duvara yakın olduğundan Brian’nın kafası duvara sürtüyordu. Koltuk duvara dayandığı için tam olarak yatamadı. Ama buna sinirlenmiş gibiydi şimdi. Öne doğru yavaşça düzeliyormuş gibi eğildi. Brian adamı görüyor gibi oldu. Ama birden koltuk geriye doğru öyle bir hamle yaptı ki Brian kafasını duvara vurdu ve kafasından kanlar fışkırdı. Duvar onun kanıyla boyandı. Zedelenen etinden kopan küçük bir parçada duvarda yapışıp kaldı. Kafatası neredeyse delinmişti. Genç adam çığlıklar atıyor. Acıdan inliyordu. Kafasından akan kan boynunda, saçlarına sırtını akıp, sıcaklığını hissettirken beynindeki eksikliği soğuk bir rüzgâr kapatıyordu. Koltuk biraz yavaşladı. Eskisi gibi bir ileri bir geri gidiyordu yine ama daha yavaştı. Şimdi canavar üzerindeki kurbanını bir ileri bir geri sallıyor ve kafasındaki kanları yere boşaltıyor silkeliyordu adeta. “Dur lütfen dur artık Lanet olsun!!!” Brian kendinden geçer gibi oldu fakat hala koltukta olduğunu hissediyordu. Önüne baktı bir an gövdesindeki kanları gördü midesi iyice bulandı. Ve kusmaya başladı. Biraz kan kustu daha sonrada yediklerini. Zorlukla nefes alıyordu. Canavar yavaşladı. Ve kollarıyla bacaklarını sıkıştıran aralıklar açılmaya başladı. Brian hala koltuğun pozisyonundan dolayı adamı göremiyordu. Bir an kalkmak istedi Brian ama buna koltuk izin vermedi. Açılan aralıklar birden sıkıca kurşun hızıyla kapandı. Acı bağırışları böğürmeye dönüşen adam şimdi kollarından fışkıran kanların kustuklarıyla karışmasını böğürerek yuvalarından fırlayacakmış gibi duran sonuna kadar açılmış gözleriyle izliyordu. Canavar ölümün tadını çıkarmak istiyordu belli ki. Duvardaki kanlar henüz kurumamışken bir kez daha aniden devrilen bir su bardağı gibi kanlar koltuğun adamı sarsmasıyla birlikte duvara döküldü. Biri duvara bir kadeh kırmızı şarabı atıvermiş gibiydi. Sağ kolundan bir parça et yere düştü ve kemiği gözüktü. Kanlarının arasında hala beyaz bir parçası görünüyordu. Canavar şimdi onu üzerinden yere yavaşça attı. Yüz üstü düştü tüm vücudu kendi kanlarından oluşan havuzda yüzüyordu sanki. Başını son gücüyle yana çevirip gözlerini adama doğrulttu. Gördüğü kişi karşısında şok oldu. Karşısında duran takım elbiseli beyaz saçlı gülümseyen adam müdür Tommy’di. O anda deri ayakkabılarıyla Müdür Tommy kafasının sağlam tarafına sert bir tekme attı. Genç adam acı içinde inledi. Sağ tarafa doğru savruldu.<br />
“Biliyor musun Brian bu kez sana cidden güvenmiş gibi hissettim öldürdüğüm birçok bankacıdan birisin ama cidden senin ki çok keyifliydi.”</p>
<p>Ezilen vücudunu topladı nefes alamıyordu. Buna rağmen konuştu.<br />
“Canın cehenneme”<br />
“Ben iki milyon dolar çalmadım bayım sen çaldın. Seni bu şekilde cezalandırmak sadece bir oyun ve bilirsin ben oyunlara bayılırım”<br />
Brian konuşamadığını fark etti ölmek için birkaç dakikası vardı. Dinliyordu sadece.<br />
“Neyse her zaman ki gibi yapacağım ben dürüst bir katilim. Tıpkı Hannibal gibi. Ah o adama bayılıyorum, bankacılara güvenirim ama onları sınarım her istediklerini verir ve sonra birden daha fazlasını istediklerinde verdiklerimi geri alırım. Ama daha fazlasını isterlerse bende verdiklerimden fazlasını alırım. Anlıyor musun Brian?”. Tıslar gibi güldü. Brian vücudunun bazı bölgelerini hissetmemeye başlamıştı. Gözleri karardı. Derin bir acı hissetti ve kendinden geçti.<br />
“Aman tanrım Brian bu kadar acemi olamasın henüz sözlerimi bitirmemiştim ahmak neden öldün?’’<br />
Adam sinirlenmişti. Ama yine de gülüyordu. Gözlerindeki ışıltı bir sapığın iç dünyasında bıraktığı tek aydınlık gecenin ay ışığıydı beklide. Kahkahalarla gülmeye başladı. Güldükçe Brian’a bakıyordu. Daha sonra yavaşça yanına geldi. Karnına sert bir tekme attı. Ceset yüz üstü dönmüştü. Kafasını tekmelemeye başladı. Delindiği yeri tekmeledikçe deri ayakkabılarının burun kısmı bir streç folyonun rulosundan çıkması gibi ses çıkarıyor Brian’nın beynine ulaşıyordu. Her ileri geri hareketinde daha da koyu kırmızı oluyordu. Daha sonra gözlerini tekmeledi. Çıldırmış gibiydi. Güldükçe daha şiddetli gülüyor ve tekmeleriyle cesedi parçalıyordu. Ölmesi için vahşi bir hayvana vuruyor gibiydi sanki. Daha fazla devam etmedi. Cesedin kafası kandan neredeyse görünmez bir hal almıştı. Islak bir temizlik bezinin su damlatması gibi damla damla kanlar akıyordu yere. Parkede bu yüzden küçük kan havuzcukları oluşmuştu. Adam daha fazla orada kalmadı. Brian’nın valizinin ön yüzündeki dolarları aldı ve odadan çıktı.</p>
<p>Aslında hiç Brian’ı yalnız bırakmamıştı. Taksici Brian’nın müdüründen başkası değildi. Arabada bulunan kimyasal gazın etkisiyle Brian bayılmış ve onun olduğunu fark etmemişti bile. Zaten arabaya girer girmez de gazın etkisinde kalmıştı. Bu yüzden reflekslerinde ki yavaşlamayla birlikte algısı da yok olmuş derecede küçülmüştü. Taksicinin ani duruşuna yol açan bağırışıysa sadece bir ara beyninin onu uyuşturan ve psikolojisini sıfır noktasına getiren kimyasala karşı verdiği savaşın göstergesiydi. Bütün plan banka müdürünün paranın çalınacağını anlamasıyla başlamıştı. Çalışanlarıyla oyun oynayan sapık bir ruh hastası olan Tommy Gloser 1996 yılında bir akıl hastanesinden kaçmış ve hala bulunamamış bir ruh hastasından başka biri değildi. Daha sonra bankanın müdürü olmayı işlediği ilk cinayetinden sonra başarmıştı. Sahte evrak ve kimliklerle yıllarca finansman sektöründe çalışıyormuş gibi bir portföy oluşturmuştu. Akıl hastanesine giriş sebebi karısını öldürdükten sonra derisini yüzüp içine girmesi ve bir süre caddelerinde komşuları tarafından bu şekilde üzerinde karısının çıplak derisiyle görünmüş olmasıydı. Birkaç kişinin oturdukları semtten taşınmasına neden olmuştu.<br />
1 yıl sonra…<br />
Tommy Gloser banka müdürü olmaktan emekli olacağı sırada polisin şüphelendiği bazı durumlardan dolayı kimlik bilgileri ve geçmişinde sapık bir katil olduğu akıl hastanesinden kaçtığı anlaşıldı. Tommy Gloser’un anlaşması üzerine Brian Soup’un yerine geçen kişi de eyalet polisinin işi üzerine alması sonucu yakalandı. Freedom bankasındaki tüm çalışanların araştırması yapıldığında Edward Come’un da başka bir çalışanın ölmesi sonucu onun yerine geçtiği anlaşıldı. Sekreter Elizabeth ise dövülerek tecavüz edilen bir kadın olarak gündeme geldi. Bunların sorumluları Tommy Gloser ve Edward olarak görülüyor. Otel çalışanlarının hiç birinin izi bulunamıyor. Otelin aslında terk edilmiş bir yer olduğu ve yıllardır kullanılmadığı Brian cinayeti için özel olarak bir günlüğüne yeniden dekore edildiği anlaşıldı…</p>
<p style="text-align: left;">Birçok araştırmaya rağmen koltuğun nasıl ve ne şekilde yapıldığı işkence için özel olarak mı yaptırıldığı anlaşılamıyor. Polis koltukta farklı şekillerde maddelerin kullanıldığını elektrik olmasa bile koltuğun çalışabileceğini yapılan araştırmalarla laboratuvarlardan öğrendi. Yapıldığı yere yâda yapılış tarihine dair bir iz bulunamadı. Koltuğun otele nasıl geldiği ise hala merak konusu. Koltuk şu an adli araştırma merkezinde bir depoda duruyor. Orada çalışan gece bekçisi Michael Smith’in iddialarına göre koltuk geceleri hala çalışıyormuş gibi sesler çıkarıyor. Tabi bütün bunları fişi takılı olmadan yapıyor. Bütün bunları yalanlamak isteyen bu tür şeylere inanmayan adli tıp görevlilerinden Doktor Mary Glase koltuğa fişi takılı olmadığı halde gece bekçisinin iddialarını yalanlamak üzere oturduğu sırada durdurulamaz bir şekilde koltuğun hızla saat yönünde dönmesi ve sırt kısmının kapanması sonucu beli kırılarak can veriyor…</p>
<p style="text-align: center;">SON</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/">Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5004</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Aug 2016 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Devlet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamaya Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4959</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşamaya Dair “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın  bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,  yani bütün işin gücün yaşamak olacak. “ Konuş ! diye bağırıyordu. Buradan sağ çıkacağını mı sanıyorsun? Anlat, bütün bildiklerini anlat ! Diğeri devam ediyordu. Seninle kim temasa geçiyordu, emirleri kim veriyordu? Okulunuzda kaş kişiydiniz? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Yaşamaya Dair</h2>
<p><em>“Yaşamak şakaya gelmez, </em></p>
<p><em>büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın </em></p>
<p><em> bir sincap gibi mesela, </em></p>
<p><em>yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, </em></p>
<p><em> yani bütün işin gücün yaşamak olacak. “</em></p>
<ul>
<li>Konuş ! diye bağırıyordu. Buradan sağ çıkacağını mı sanıyorsun? Anlat, bütün bildiklerini anlat ! Diğeri devam ediyordu.</li>
<li>Seninle kim temasa geçiyordu, emirleri kim veriyordu? Okulunuzda kaş kişiydiniz? Senin görevlerin nelerdi?Hepsini anlat. Konuşamadan daha, daha ağzını bile açmamışken&#8230;</li>
<li>Hangi eylemlere katıldın?  Üzerinden çıkan kitapları kim verdi sana?Hadi konuşsan ! Bir tokat, bir tane daha, ardından tekmeler özellikle karnına yağıyordu…</li>
</ul>
<p>17 yaşım, ah benim garip başım… Öğrenciyim ben liseliyim, seneye okulu bitireceğim, üniversiteye gideceğim daha. Kaymakam olarak döneceğim doğup büyüdüğüm kasabaya…</p>
<p>Babam biliyor mu olanı biteni acaba? Ya annem, hele yaşlı haminnem… Eyvahlar olsun biliyorlarsa, nasıl bakarım yüzlerine bir daha?</p>
<p>Okumaya gelmiştim ben, sadece okumaya… Kaymakam olacaktım daha&#8230;</p>
<p>Okumaya gelmişti, çok methetmişlerdi bu liseyi yatılı diye, iyi eğitim alır diye, erkek lisesi diye… Varını yoğunu vermişti ailesi büyük oğullarına, ilk göz ağrıları okuyacak ve diğer 4 kardeşine de yâr olacaktı. Olmadı ama. Askerler koğuşa girdiği anda öylece kalakaldı çocuklar, çünkü çocuktular&#8230; Okul yeni açılmış, dersler yeni başlamıştı. Yaz tatilinin üzerinden birkaç hafta geçmişti, üniversite sınavlarına gireceklerdi, son sınıftılar… Umutları Kaf dağının ardındaydı&#8230; Hatırlıyordu, ranzada kitap okuyordu, korkuyla kitabını düşürüyordu sonra… Ağır ağır kalkıyordu tozlar havaya kalkıyordu… Sonra!</p>
<p>Sonra! Göğsüne aldığı darbeler, nefesini kesiyordu ilkin, sonra dayanamıyordu ince zayıf vücuduyla uykuya dalıyordu acıdan, açlıktan, pişmanlıktan, en çok da korkudan&#8230;</p>
<p><em>Yazamıyorum sonrasını, doktorum “iyi gelir yazarsan geçmişini, kâbuslarından kurtulursun “demişti ama… İçim acıyor, gözaltında kaldığım onca zamanı, yaşadığım onca eziyeti hatırlamak bile istemiyorum artık. Unutmak istiyorum ne yaşadıysam, yaşamadıysam, neyim varsa yoksa da, sadece unutmak istiyorum&#8230;</em></p>
<h2>Yaşamak istiyorum artık!</h2>
<p><em>Geceleri bağırarak uyanıyorum hala… Birisi bana küfrediyor sürekli uykularımda, yüzünü göremediğim birisi, başımdan aşağıya soğuk sular boşaltıyor, titriyorum karanlıkta…</em></p>
<p><em>Yaşamayı ciddiye alacaksın, </em></p>
<p><em>yani o derecede, öylesine ki, </em></p>
<p><em>mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, </em></p>
<p><em>yahut kocaman gözlüklerin, </em></p>
<p><em>beyaz gömleğinle bir laboratuvarda </em></p>
<p><em> insanlar için ölebileceksin, </em></p>
<p><em> hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, </em></p>
<p><em> hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, </em></p>
<p><em>hem de en güzel en gerçek şeyin </em></p>
<p><em>yaşamak olduğunu bildiğin halde. </em></p>
<p><em>Ben halk kahramanı değilim ki! Öğrenciyim ben, Kaymakam olma hayaliyle  İstanbul’a okumaya gelmiş bir taşralı çocuğum. Hiçbir eyleme katılmamışım. Hiçbir siyasi platformda yer almamışım. Yatakhanede yakalanmışım diğer arkadaşlarım gibi. Kitaplıkta buldukları yayınlar yüzünden onca zaman gözaltında tuttular bizi. Aylarca göremedik ailemizi. Sırf kitap okuyoruz diye, başkalarının kabahatini biz çektik bile bile&#8230; Anlatamadık kimseye derdimizi. Tanımadığımızı kimseyi, siyasi olmadığımızı, hiçbir şeye karışmadığımızı… Öğrenciyiz diye yalvardık, dinlemediler, sınav dedik, daha çok dövdüler. Oysa yalnızca bir senemiz kalmıştı… Mezun olacaktık 1981 yılında…</em></p>
<p><em>Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, </em></p>
<p><em>Yetmişin de bile, mesela, zeytin dikeceksin, </em></p>
<p><em>Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, </em></p>
<p><em>ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, </em></p>
<p><em>yaşamak yani ağır bastığından. </em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Nazım Hikmet</strong></p>
<p><em>Doktora söylemeliyim, ne ‘ben’ formunda ne de ‘o’ formunda anlatamıyorum hissettiklerimi. Aradan geçen üç yıla rağmen iyileşemiyorum bir türlü, bana “iyi şeyler düşün” diyor doktorum… Düşünmeye gayret ediyorum… Çok şükür ki yaşıyorum, dayanamayan bir arkadaşımız vardı koğuşta… Kendini astı bulduğu bir asker potin bağıyla… Gözümün önünden gitmiyor yüzü bir türlü, esmer teninin sarılığı, gözlerinin kara kara bakışı…</em></p>
<p><em>Yaşamak için uğraşıyorum, ölümden korkuyorum, çok korkuyorum! Ama bu kütüphane kapandığında akşam saatinde eve gitmek için kendimde güç bulamıyorum… Kitapların içinde huzur buluyorum yalnızca. Bu yüzden vazgeçtim kaymakam olmaktan. O vahşet günlerinden çıkıp serbest kalınca zar zor bitirip liseyi, edebiyat fakültesine girdim… Kitaplara yakın olayım diye, kütüphaneci olacağım şimdi…</em></p>
<p><em>Bu kütüphanede, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde memur olacağım, yaşamak başlasın diye tekrar kitapların arasında gerisin geri…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4959</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Gustav Büyük Deniz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 11:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4911</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizi üç kalbimle seviyorum. Karayı da üç kalbimle merak ediyorum. Sekiz kolum ise beni metrelerce yukarı sürüklemeye yetmiyor. Çok denedim. Ama her defasında, vantuzlarım beni bu kayalıklara hapsediyor. Belki de, iki kolumu bacak olarak kullanmaktan vazgeçmeliyim. Evet, iki bacaklı dostlarım, bu on beş santimlik bir ahtapotun büyük hikâyesidir. Dost dedim de, sahi dostlar birbirini avlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/">Küçük Gustav Büyük Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizi üç kalbimle seviyorum. Karayı da üç kalbimle merak ediyorum. Sekiz kolum ise beni metrelerce yukarı sürüklemeye yetmiyor. Çok denedim. Ama her defasında, vantuzlarım beni bu kayalıklara hapsediyor. Belki de, iki kolumu bacak olarak kullanmaktan vazgeçmeliyim. Evet, iki bacaklı dostlarım, bu on beş santimlik bir ahtapotun büyük hikâyesidir.</p>
<p>Dost dedim de, sahi dostlar birbirini avlar mı oralarda? Tamam, ben de masum sayılmam. İki saat önce üç güzel istiridyeyi afiyetle yedim. Ama komşu yarıkta yaşayan Adolf’un kızlarını değil. Avlarımı hiç tanımadıklarım arasından seçerim. Görüyorsunuz ya, bu derin mavilikte fazla seçeneğim bile yok. Yengeç de bana dokunuyor üstelik.  Siz sever misiniz? Balıkçılar sık sık yakalamaya çalışırlar beni. Ben çok küçükken babamı yakalamışlar. Bu yüzden diğer ahtapotların aksine pek nadir yalnız kalırım. Annem hep yanımda ve tetiktedir. Annemin dolaşmaya çıktığı bir gün oltaya gelmiştim. O gün dalgındım biraz. Wendy’i düşünüyordum yine. Hislerim mürekkebimden büyük kayalıklara taşıyordu. Yanlış anlamayın, büyük bir şair falan değilim. Annem de çok öfkelenmişti yazdıklarımı görünce. Beğenmediğini düşünmüştüm. Ama neymiş, kendime bir ahtapot bulmalıymışım. O sadece bir midyeymiş. Oysa o, kocaman bir dünya.  Hem anlattım anneme. O’nu tüm kalplerimle seviyorum evet ama tüm kollarımla kucaklamıyorum, incinmesin diye. Ya o güzel kabuğu kırılırsa? Hayır, dayanamam buna. Ah Wendy, tatlı Wendy!  Neyse, ilk defa suyun üstüne çıkmıştım o gün. Ürkmüştüm. Bilmediğim bir yerdeydim. Heyecandan ve panikten balıkçının elini ısırmışım. O da beni var gücüyle geri fırlatmıştı. Umarım canı acımamıştır. Böyle olmasını hiç istemezdim. Babamı öldürdüğünüz için size kızgın mı olmalıydım, insan dostlarım. Değilim. O’nu tanımıyordunuz öyle ya?</p>
<p>Merak ediyorum. Siz ne renksiniz? Gördüğüm balıkçı dostlarım kahverengiydi. Ben pek tercih etmem. Hem Wendy de en çok mavi halimi sever. İstediğim renge bürünebiliyorum. Çoğu zaman saklanmak için yapıyorum bunu. Ama değişmek de çok güzel insan dostlarım. Bazen gün içinde öyle çok renk değiştiririm ki, annem bile tanıyamaz. Beni göremeyince de telaşa kapılır. Böyle durumlarda gider, tüm kollarımla sarılırım ona. Ama sıkı sıkı değil. Çünkü vantuzlarım o yumuşak tenini acıtır. Huysuz ve tatlı ihtiyar. Oracıkta affediverir beni.  Nerede acaba? Doğru ya, avlanmaya gitmişti. Daha çok balık yemeliyim.</p>
<p>Ah! Susuzluğu bilsem, mavisizliği tatsam. İnsan dostlarımı tanısam, başkaları var mı, görsem. Söyleşsek, saklansak. Renk değiştirsek. Belki bir gün gelirim oralara, siz beni yakalamadan. Unutmadan, düşünce balonlarımı da patlatayım hemen. İzimi belli etmeden hayal kurabilir miyim? Anneme sorayım gelince.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/">Küçük Gustav Büyük Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4911</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son 11 Dakika</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4896</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi birçok kez birkaç saniye belki birkaç dakika kadar bir sürede olan olaylar nedeniyle yön değiştirdi. Kişilerin bireysel yaşamlarını düşünürsek, hayat çizgisinde çok küçük zaman dilimlerinin bile ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Gelin benim hayatımda 11 dakikalık kısa bir gezintiye çıkalım ve o kısa gezintinin beni yeniden nasıl şekillendirdiğini görelim. Her şey tüm [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/">Son 11 Dakika</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi birçok kez birkaç saniye belki birkaç dakika kadar bir sürede olan olaylar nedeniyle yön değiştirdi. Kişilerin bireysel yaşamlarını düşünürsek, hayat çizgisinde çok küçük zaman dilimlerinin bile ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Gelin benim hayatımda 11 dakikalık kısa bir gezintiye çıkalım ve o kısa gezintinin beni yeniden nasıl şekillendirdiğini görelim.</p>
<p>Her şey tüm hayatımı 195 dakikaya mahkûm eden sistemler bütünü sayesinde oldu. Bu sistemde kimler yoktu ki, başta eğitim kurumları, meclisi, bakanlıkları, şirketleri, siyasi partileri ve bunların en küçük bileşeni olarak bizler&#8230; Yani hayatını belirlemekten bile aciz gençlik!</p>
<p>Peki, ne oldu bu 195 dakikada ve nedir bu 11 dakika meselesi?</p>
<p>Ben daha küçücüktüm, herkes bana “O an”a hazırlanmamı söylüyordu. Çevremdeki tüm yaşıtlarımdan daha iyi olmam gerekiyordu, dolaylı olarak arkadaşlarımın da benden daha iyi olması. Herkesin bana söylediklerini yapmaya çalıştım, sanki benim için her şeyin kararı verilmişti. Çok çalışmalı, iyi bir iş ve bolca para kazanmalıydım. Ardından iyi bir eş, vatana millete hayırlı olmasa da sorun çıkarmayacak bir evlat olmalıydım. Oldum mu dersiniz? Bunu zaman gösterecekti.</p>
<p>Bana biçilen bu role ayak uydurmak çok da zor değildi; ancak benim için yetersizdi. Sonunda “O an”a türlü çabaların sonucu gelmiş oldum. Tabi birçok arkadaşım daha yolun yarısında nefessiz kaldı ve yarıştan düştü. Onlar için farklı bir kulvarda yeni şeyler vardı; çünkü bize daha baştan öğretilen şey zaten çoğumuzun bu yarışta kaybedeceğiydi. İlk karşılaşmada bu kez ben saf dışı kaldım. İlk defa sorgulayarak düşünmeye başladım. Artık yanımda olmayan birçok arkadaşım geldi aklıma. Bizi nasıl bir şeye alıştırdıkları ve aslında o ana kadar ne menet bir prangaya vurulmuş olduğumu anladım.</p>
<p>Düşündüm, düşündüm ve doğru olarak gösterilmeye çalışılanın her zaman da doğru olamayacağını idrak etmeye başladım. Ancak ne var ki bu yarışa tekrar başlamam gerekiyordu; ama tek bir farkla, bu sefer gittiğim yolun nereye gittiğini ve onun yönünü nasıl değiştireceğimi bilerek.</p>
<p>Ve ikinci tur başladı. Kısacık 195 ya da kocaman 195 dakika. Emim adımlarla ilerledim, yorgunluk ve bıkkınlık yoktu. Taa ki son vuruşu yapana ya da yaptığımı sanana kadar. Başımı kaldırdım, derin bir nefes aldım. Bitirmiş olmanın rahatlığı tüm vücudumu kapladı. Tüm yaşamım boyunca beklediğim “O an”ı tüm benliğimle yaşadım.</p>
<p>Ve ardından…</p>
<p>Hayatta her şey üzerinde hâkim olan ve yön değiştirme becerisine sahip olan zamana, saatime baktım. Son 11 dakika. Ne yapmalıydım? Geri mi dönmeliydim. Bu zamanı yapmış olabileceğim hataları düzeltmeye çalışarak mı geçirmeliydim. Şüphesiz hata yaptığım veya boşluk bıraktığım bir şey gelmedi aklıma. Yapmış olduğum her şeyi kendimden emin olarak yapmıştım. Bu şekilde saniyelerce düşündükten sonra, sorgulamaya başladım. O anda yapmış olduklarım, benim tercihim mi yoksa bana verilenlerle seçmiş olduklarım mı diye düşündüm. Belki başka bir kulvar da olabilir ve orda bu sistemden kurtulmanın yolunu daha rahat yakalayabilir, özgürlüğüme daha da yaklaşabilirdim.</p>
<p>Hayatımı değiştirmem için son 11 dakika kalmıştı. Kararımı verdim 11 dakikalık bir yolculuğa çıktım.</p>
<p>Ve şu an ben bunları yazıyor ve siz okuyorsanız son 11 dakikada olanlar sayesinde gerçekleşti her şey. Boynumdaki bağlardan, ayağımdaki prangalardan kurtuldum. Bana her daim yön vermeye çalışan sistemler bütünüyle nasıl mücadele edeceğimi ve ona nasıl hükmedeceğimi keşfettim. Şimdilerde hiçbir şeyin son olamayacağını düşünüyorum. Hayatımı değiştirecek 195 dakikanın içinden son 11 dakika çıkıp beni tekrardan şekillendirebiliyorsa, onun içinden de neden başka dakikalar, saniyeler çıkmasın?</p>
<p>Neden bir son olmak zorunda olsun, neden hayatta elimizde her zaman başka seçenekler olmasın?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/">Son 11 Dakika</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-11-dakika/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylülde Sevmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Aug 2016 11:44:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sedat Doğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4907</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eylül incecik bir kadındır, incecik parlak gözleri olan. Yağmurdan saçlarının arasında tutuşmuş sonbahar yapraklarıyla, uzun elbisesinin, kül renkli eteklerini savurarak şehrin ıslak sokaklarından geçerdi. Eylül yalnızdı… Issızdı… Hırçındı… Ben Eylül’ü severdim. Eylülle büyürdüm. Eylül hayatla sevişirdi, umut doğurmak için… Ben severdim aslında. İlla sonbaharda! Genelde Eylül’de severdim. Kumral kadınları öperdim… Ayaküstü lambaların sarışın aydınlığını giyerdim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/">Eylülde Sevmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eylül incecik bir kadındır, incecik parlak gözleri olan. Yağmurdan saçlarının arasında tutuşmuş sonbahar yapraklarıyla, uzun elbisesinin, kül renkli eteklerini savurarak şehrin ıslak sokaklarından geçerdi. Eylül yalnızdı… Issızdı… Hırçındı… Ben <strong>Eylül</strong>’ü severdim. Eylülle büyürdüm. Eylül hayatla sevişirdi, umut doğurmak için…</p>
<p>Ben severdim aslında. İlla sonbaharda! Genelde <strong>Eylül</strong>’de severdim. Kumral kadınları öperdim… Ayaküstü lambaların sarışın aydınlığını giyerdim. Yaprak olurdum, kururdum. Deniz olurdum, çoğalırdım. Çocuk olurdum, büyürdüm. Rüzgâr olurdum, savururdum. Hep Eylül olurdu severken, yanardım…</p>
<p><em>Eylül</em>,  hayatsız ve ıssız insanın ölümsüz sevgilisi. Eylül, umut doğuran, hüzün emziren kadın! Eylül, çocukluğun saf gülüşü… Annemin sıcak öpüşü… Eylül, beklemenin en uzunu, sevmenin en zoru… Eylül ilkokul bahçesinde papatya… Deniz kıyısında ortanca… Eylül, saklambaç oyunu. Oyunun kendisi, çocuk… Çocuğun kendisi…</p>
<p><strong>Eylül</strong> lisedeki ilk sevgilinin  sıcak hayali. Eylül, özlemek. Eylül, kan kırmızı öpmek. <em>Eylül</em>, tepeden tırnağa aşk… Eylül, vücudun her çizgisine hayatı işlemiş bir kadın…</p>
<p>Eylül, ışık; Eylül, yaprak; Eylül, koku, buğu, tomurcuk, tat… Eylül, anne, çocuk, sevgili, aşk…</p>
<p><strong>Eylül</strong> bir kadındır, incecik parlak gözleri olan…</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Ben eylülde doğmuşum. Eylül, acılar mevsiminin hüzünlü başlangıcı. Yazdan kalma küçük bir heyecan, onu bile mahvetmeye çalışırcasına.”işte benim mevsimim” dercesine her yerden boşalan sarı bir zehir… Ben eylülde doğmuşum…</p>
<p>Nedense sonbahar olduğunda şarkıların konusu; sonbahar anlatıldığında şiirlerde, öykülerde ya da hiçbir nedeni olmaksızın aklıma düştüğünde, “sonbahar” beraberinde “sarı”yı mutlaka getirmiştir. Sonbahar… Ayrılık mevsimi değil midir sonbahar? Öyle olmasa da öyle hissettirmez mi insana? Ya eylüle ne demeli? Yazın özlemi bir yandan kışın sancılı hazırlığı diğer yandan nasıl da daraltır insanı, boğar. Ama tüm bunlara rağmen eylül, hem sonbaharın sarı rengini hem de yaz aylarının sımsıcak renklerini barındırır. Her ne kadar yazın özlemi duyulmaya başlansa da eylül, yazdan kalma günler armağan eder insanlara. Ama bunlar bile eylülün karanlık ve karamsar yüzünü gizlemeye yetmemiştir hiçbir zaman. Zaten eylül de bu gerçeği inkâr çabasında olmamıştır hiç. Eylül, yalnızlığımın yalnızlığı, rüyalarımın son demi…</p>
<p>Ben, <strong>Eylül</strong>’de doğmuşum. O Cuma sabahı ayın sancılarına anneciğimin sancıları karışmış ve Eylül, acılar içinde bir çocuk daha kazandırmış dünyaya. Eylül’ün renklerine bir ton daha eklenirken diğer bir ton veda edivermiş Eylül’e, sonbahara ve hayata…</p>
<p>Bir melek can vermiş benin uğrumda. Öksüzlüğümden habersiz, <em>Eylül</em>’de doğmuşum, Eylül’de… <strong>Eylül</strong>, öksüzlerin sahibi, hayal kırıklıklarının içinde umut filizi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/">Eylülde Sevmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylulde-sevmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4907</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koltuk Öyle ya bay dahi bankacılarda bu işten kârlı çıkabilmek için senden 5 kat maaş alırlar. Bu parayı dağıtırken ki gülümsemeni görebiliyorum. Ertesi günde Miami plajlarından birinde bir sürtüğün arkasına güneş yağı sürüyor olursun. Kısa bir kahkaha attı. Tıpkı lisede arkadaşlarının yanında yaptığı şakalar gibi bulmuştu bu düşüncelerini. Şu an 17 yaşında ve lise arkadaşlarının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/">Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Koltuk</h2>
<p>Öyle ya bay dahi bankacılarda bu işten kârlı çıkabilmek için senden 5 kat maaş alırlar. Bu parayı dağıtırken ki gülümsemeni görebiliyorum. Ertesi günde Miami plajlarından birinde bir sürtüğün arkasına güneş yağı sürüyor olursun. Kısa bir kahkaha attı. Tıpkı lisede arkadaşlarının yanında yaptığı şakalar gibi bulmuştu bu düşüncelerini. Şu an 17 yaşında ve lise arkadaşlarının yanında olsaydı, bu düşüncelerini onlarla paylaşırdı. Richard kesin kendini zorlayarakta olsa bu laflara gülerdi. Peki ya Steve aman tanrım o çocuk tam bir ruh hastası “Kesinlikle böyle yapmalı” derdi.</p>
<p>Birden bağıracak oldu. Son anda ağzına gelen çığlığı engelledi. Durup dururken yaptığı bu hırsızlık ilk başlarda psikolojisini etkilemeyecek gibi görünse de iş zaman geçtikçe karmaşıklaşıyor kendi kendine düğümleniyor gibiydi. Birçok lükse ulaşmak isteği ona bu soygunu yaptırmıştı. Belki beş yıl sonra yapmak istediği şeylere ulaşması için iki milyon dolar çalmasına gerek kalmayacaktı. Ama o kadar bekleyecek sabrı yoktu. Her gün yaptığı monoton işlerden sıkılmış ve yeni bir yaşama ihtiyaç duymuştu. Bazı insanlar bunun için tatile çıkar, emekli olur, başka bir yere taşınır yâda evlenirlerdi. Ama o iki milyon dolar çalmayı tercih etmişti. Hem de gerekli bir sebebi yokken. Kolundaki saat 12.43 ü gösteriyordu. Hemen oturduğu yatağından kalktı. Gar dolabındaki pantolon ve gömleklerini hızlıca yatağın üzerine atıyordu. Hangilerini yanına alacağını uzun uzadıya düşünemediğinden aralarında sevmediklerini de bakmadan yatağa atmış bulunuyor ama geri koyabilecek zamanı olmadığından buna aldırmıyordu. Beş pantolon ve altı gömlek bir kaç iç çamaşırı üst üste dağınık bir şekilde yatağın üzerindeydi şimdi. Bavula hepsini düzensizce teptikten sonra zorlukla fermuarı çekti ve bir hamlede askısından omzuna geçirdi. Hızlı adımlarla odadan çıktı. Akşam yemek masasının üzerinde bıraktığı Jack Daniels şişesi gözüne çarptı. Bankadan çalacağı parayı planlarken Jack Daniels içtiğini anımsıyordu. David Allan Coe&#8217;nun sesi vardı birde. &#8216;Please come to Boston &#8216; şarkısı mıydı? Hatırlamıyordu. Babasının taşralı oluşunu anımsadı ve dudaklarında küçük bir gülümseme yayıldı. Gülümsemek için bile zamanı yoktu oysaki. Evden çıktı.</p>
<p>Müdür Tommy her zamanki mükemmeliyetçi otoriter tavrıyla yaşlı sekreterine seslendi &#8220;Hey bazen sana neden maaş ödüyoruz inan çok düşünüyorum Elizabeth&#8221; Telefon çalıyordu ve sekreter kadın duymazlıktan geliyordu. Yıllardır yaptığı bu iş artık sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bıkkınlıkla telefona doğru yöneldi. Ama müdür Tommy ondan daha önce davranıp kadına bir kez daha azarladı. &#8220;Lanet olsun öldüysen kiliseyi arayacağım&#8221;</p>
<p>Yaşlı kadın hiç onu aldırmadan telefonu açtı. Bu arada müdür Tommy Freedom bankasının kendine ait tek kapalı odasında koltuğuna oturmuş ve mango aromalı Küba purosunu yakıyordu. Vezne görevlisi Edward telaşla kapıyı çaldı ve beklemeden içeri girdi.</p>
<p>“Affedersiniz Bay Gloser ama endişelenmeye başladım. Lincoln Purple’nin parası hala yatmamış bu durumu öğrenecek olursa bize güveni kalmayacaktır.”</p>
<p>Müdür Tommy purosundan bir nefes daha çekti.</p>
<p>“Parayı ben yatıracağım”</p>
<p>“İyi ama Bay Gloser bu kadar parayı…”</p>
<p>“Sorun değil işinin başına dön”</p>
<p>Peki, ama Brian ne olacak diye düşündü Edward. O milyon dolar hırsızı cezasız mı kalacaktı. Polise durumu bildirmeli diye düşündü. Aptal Tommy böylece en güvendiği çalışanının hırsız olduğunu belki anlardı.</p>
<p>“Peki, efendim ya Brian şey yani polisi aramamı ister misiniz?”</p>
<p>Müdür Tommy soğukkanlılıkla cevap verdi, sakindi.</p>
<p>“Hayır”</p>
<p>Edward çıldırmak üzereydi. Sesini biraz daha yükseltti.</p>
<p>“Efendim iyi ama o para kesinlikle çalındı. Bundan eminim. Brian yok, telefonları cevap vermiyor bu gün evinde de yoktu. Cep telefonu da ulaşılamıyor.”</p>
<p>“Sadece işini yap Edward ve unutma ki senin işin bankacılık, dedektiflik değil” dedi Edward kendi kendine. Belli ki Müdür Tommy çok güvendiği elemanın hırsız olduğunun bilinmesini istemiyordu. Doğru ya o yaptığı hiçbir işten pişmanlık duymazdı. &#8220;Lanet olsun lanet olsun lanet olsun.&#8221; Edward şimdi kontrolden çıkmış gibiydi. Sesindeki sertlik bir an için Müdür Tommy’nin bakışlarının ona doğru yönelmesini sağladı.</p>
<p>“Peki, Bay Gloser lanet olasıca Brian istediği gibi yaşasın beklide şu an Bahamalara kalkacak olan uçağın içindedir! Ama şunu unutmayın! Siz ona ne kadar güvendiyseniz hepsi boşa çıktı! ÇÜNKÜ BRİAN BİR HIRSIZ HIRSIZ!”</p>
<p>Sekreter bağırış üzerine bakışlarını Müdür Tommy’nin odasına doğru çevirdi. İçerde neler olup bittiğini öğrenmek için maaşının beşte birini verebilirdi. Bir müşterinin dikkati de odaya yöneldiyse de vezne görevlisi yeşil dolarları müşteriye uzatarak kontrolü tekrar eline aldı.<br />
Edward kapıyı kapatmadan dışarı fırladı. Büyük cam kül tablasına bir parça puro külü daha düşerken Müdür Tommy tıslar gibi gülümsedi. Köpek dişleri bir kaplanınınkiler kadardı…</p>
<p>Brian evinden çıkıp sokakta ilk gördüğü taksiye işaret verdi. Bıyıklı bir taksici durdu, arabasına binen müşterinin bir şeylerden kaçtığını fark eder gibi oldu. Tam valizi bagaja koymak için arabadan inecekti ki Brian önce davranıp arka kapıyı açıp valizi içeri tepti. Hızlıca kendini arabaya attı. Taksici dikiz aynasına bakmıyordu. Arkasına da dönmeden görünmek istemiyormuş gibi başını önüne eğdi.</p>
<p>“Nereye efendim?”</p>
<p>“Şu an sadece buradan uzaklaş yeter yolda karar vereceğim”</p>
<p>&#8220;Taksi şoförü bir an duraksadı.&#8221; diye düşündü içinden.</p>
<p>“Hadi sür şu arabayı”</p>
<p>Taksici isteksizce gaza bastı. Brian rahat nefes almaya başlamıştı. Araba giderken yaşadığı sokağı, her gün gördüğü caddeleri sanki ilk defa görüyormuş gibi farklı gözlerle inceledi. Tanıdık yüzler geçiyordu kaldırımlardan. Ama onlara bakan gözler çok yabancıydı şimdi. dedi bir an kendine ama ses yoktu. Boş bir soru oldu bu, içinde cevap bulamadı havada kaldı. Polis peşimde mi acaba? Sessizlik. Serseri, serseri, serseri… &#8220;saçma&#8221; diyerek cevap verdi içindeki sese. &#8220;elbette öylesin Brian…&#8221; &#8220;değilim lanet olsun değilim!&#8221; Ama içindeki ses ona hala öyle olduğunu söylüyordu. Hiç susmayacakmış gibi bir sesti. Tatlı tonu ama sinsi bir içeriği vardı. Diye düşündü. Eğer öyleyse kendi kendime konuşuyorum, yani deliriyorum. &#8220;Henüz değil&#8221; Şimdi yanıldığını düşündü ne kadar çılgınca olursa olsun o ses onun beyninden gelmiyordu. Zihnini kontrol edemediğini fark etti. Beyninin ona oynadığı ve kuralları onun koyduğu bir oyun gibi geldi her şey bir an. “SUS ARTIK!” Taksici birden direksiyonu kırdı ve araba büyük bir yalpalamayla sağa doğru sürüklendi. Tekrar direksiyonu kavrayan yaşlı adam birden frene bastı ve büyük bir sarsıntıyla arabayı durdurdu. Başını yine çevirmeden sordu.</p>
<p>“Lanet olsun bayım neyiniz var sizin? İyi misiniz?”</p>
<p>Brian arka koltukta sıkışıp kalmış gibiydi valizine tutunmuş sarsıntıdan kaza oldu zannetmişti. Her şeyin bağırdığı için olduğunu anladı.</p>
<p>“Şey affedersiniz bayım sadece bir an boş bulundum ve bilirsiniz”</p>
<p>“Ücret ödemek istemiyorsan hiç önemli değil dostum ama yeter ki sakin ol lanet olsun ben kalp hastasıyım”</p>
<p>“Hayır, hayır üzgünüm sadece yoğun bir gün geçiyorum ve her neyse devam edelim lütfen”<br />
Taksici müşterisinin duyamayacağı bir şekilde söylenerek yoluna devam etti. Bu arada Brian’nın içindeki o ses sinsice gülüyordu. Sessizlik. Şimdi o ses her neyse bir zihninin bir köşesinde saklanmış gibiydi. Düşüncelerine aldırmıyor sorularına cevap vermiyordu. Ormanın derinliklerine kaçıp giden bir tavşan gibi izini kaybettirmişti. Brian rahatça düşünebilirdi artık. Valizinin fermuarlı ön kısmına baktı. İçinde iki milyon dolar vardı. Aptal psikolojik sorunlarının ortaya çıkışının şu an bu taksinin içinde oluşunun ve nereye gideceğini bilmeden yaşadığı yerden ayrılmasının nedeni olan iki milyon dolar. Hayır, hayır bunu yapamazdı. Ne olursa olsun bu işine büyük bir nankörlük ve çevresine karşı büyük bir utanç sebebi olurdu. Bir an müthiş bir pişmanlık duygusu duydu ve gidip eyalet polisine her şeyi anlatıp teslim olmayı düşündü. Ve ciddiydi. Ama henüz olayın polise yansıyıp yansımadığını bilmiyordu. Diye düşündü. O ara gözleri cama takıldı ve bankanın alt sokağından geçtiklerini fark etti. İnmek istiyordu. &#8220;Denge?&#8221; Ses aniden saklandığı yerden çıktı. Ama Brian’ın onunla konuşacak vakti yoktu. Araba hızla ilerliyordu. Gözlerinin kamaştığını hissetmeye başladı. Gördükleri bulanıklaşıyordu.</p>
<p>“Durun, durun lütfen inmek istiyorum”</p>
<p>Taksici hiçbir tepki vermiyordu. Sesini duymamış gibiydi.</p>
<p>“Durun bayım durun douuuruun doorruuun bbbayıım!” sesi şimdi zihninde yankılanıyordu. Bayılacak gibi oldu. Şimdi nefes bile alacak enerjisi yoktu adeta, valizine elini korkakça değdirdi. Hissetmiyordu. Çığlık atmaya çalıştı. Sesinin ne kadar uğraşırsa uğraşsın çıkmadığını şimdi fark etti. Kendinden geçti.</p>
<p>Silik bir ses ve puslu bulutlar eşliğinde Brian gözlerini yavaşça açtı.</p>
<p>“Bayım iyi misiniz?”</p>
<p>Cevap vermedi. Yavaş yavaş hala arabada arka koltukta olduğunu fark etmeye başladı. Taksici tekrar şansını denedi.</p>
<p>“İyi misiniz efendim? Eğer değilseniz hastaneye gidelim”</p>
<p>Hastane lafını duyunca genç adam kendine geldi. Hastaneler bir suçlu için uygun yerler değildir diye düşündü. İyi ama saat kaç neredeyim? Ne zamandan beri uyuyorum? Neden bayıldım? Aklına sorular ardı ardına sıkılan kurşunlar gibi sert ve acımasızca geliyordu. İlk defa o an içindeki sesin ona cevap vermesini istedi. Delirdiği umurunda bile değildi sadece o sesten sorularına cevap vermesini istiyordu. Öyle olmadı ama yaşlı taksici sanki içindeki düşünceleri duymuş gibi ona açıklamaya başladı.</p>
<p>“Bayım yaklaşık yarım saat önce bayıldığınızı anladım arka koltukta şehirden 5 kilometre kadar uzaklaştığımız anda bunu gördüm. Şansınız var ki hemen ilk müdahalemde ayıldınız. Sizin gibi çok az müşterim olmuştur. Biz taksiciler doğru davranmalıyız, arabamıza binen her kim olursa olsun bize düzgün davrandığı sürece tek yapmamız gereken onu istediği yere ulaştırmaktır”</p>
<p>Brian doğruldu. diye düşündüyse de sonradan taksicinin bir şeyler ima etmeye çalıştığını anladı.</p>
<p>“Bayım bir hastalığınız olduğunu düşündüğümden valizinizde ilaç aradım. Bayım size yemin ederim ki sizin paranız ya da yaptığınız hiçbir şey beni ilgilendirmiyor”</p>
<p>Brian taksicinin parayı fark ettiğini anladı. Bununla kalmayıp taksici şimdi Brian’dan korkuyor onu öldürmemesi için yalvarıyor gibi konuşuyordu. Gülmek istedi o an. Taksici onu yoldan çıkmış bir suçlu gibi görüyordu belli ki.</p>
<p>“Bayım beni affedin ama şehirden kaçtığınızı düşündüm ve şehir dışında tanıdığım bir otele doğru ilerledim. Bakın çok üzgünüm sanırım bütün planınızı kendime göre değiştirdim ama cidden üzgünüm…</p>
<p>“Bir önemi yok dostum. Zaten tam olarak nereye gideceğimi bilmiyordum. Neden bayıldığımı da bilmiyorum sanırım bu hırsızlık biraz çarptı.</p>
<p>Brian o anda gülmekten ölebilirdi. Çenesini sımsıkı tutuyordu gülmemek için. Taksicinin bu halini görünce onunla dalga geçmeden edemedi.</p>
<p>Devamı Gelecek&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/">Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ELİF</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/elif/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/elif/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Aug 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4827</guid>
				<description><![CDATA[<p>Komutanım görüntü yakaladık deyince asker, Şerif bir hışımla yerinden kalktı ve kuleye koştu. Koşmama da gerek yok, her akşam olan şeyler diye de içinden geçirmeyi ihmal etmedi merdivenleri üçer beşer atlarken. Gece görüşe baktı, yeri tespit etti. Yine tellerin ötesindeki sazlığı zorluyorlar diye küfürcük savurdu ağzından. Çavuşun aracı hazırlaması ne kadar kısa sürdüyse, Şerif’in de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elif/">ELİF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Komutanım görüntü yakaladık deyince asker, Şerif bir hışımla yerinden kalktı ve kuleye koştu. Koşmama da gerek yok, her akşam olan şeyler diye de içinden geçirmeyi ihmal etmedi merdivenleri üçer beşer atlarken. Gece görüşe baktı, yeri tespit etti. Yine tellerin ötesindeki sazlığı zorluyorlar diye küfürcük savurdu ağzından. Çavuşun aracı hazırlaması ne kadar kısa sürdüyse, Şerif’in de teçhizatını kuşanması o kadar kısa sürmüştü. Yine hat yoluna gidip uzaklaştırma yapacaktı sazlığın ötesindekine kurşun sıkarak. Kimse benim vatanıma izinsiz giremez diye yine küfürlendi. Bir buçuk dakikada sazlığın oraya damladı Şerif.</p>
<p>Yine gördüler diye hayıflandı on beşindeki körpe, sırtındaki üç aylık kızıyla. Her zaman yaptığını yapacak, olduğu yere çöküp, Şerif gidene kadar sessizce bekleyecek sağ omzuna da kurşun yememek için. Bir ay önceki cahilliğinin eseriydi sol omzu. Olduğu yerde nefessiz beklememiş, aracı görünce çatır çutur kamışları kırarak koşmaya başlamıştı geldiği yöne doğru. Açığa çıkarınca da kendini kurşun adres sormuştu. Hâlbuki bu gece, diğer denemelere nazaran daha da çok yaklaşmıştı tellere. Ayak seslerini hissetti kızının huzursuzluğunda. Ne olur ağlama’yı gözleriyle söyledi kızına. Kanat çırpsa sinek duyulur vaziyetteydi gece. Şerif tellere yanaştı, iyice eğilerek kamışların arasına baktı. Sazlık boyunca sağı solu defalarca gezdi fakat kimseyi göremedi. Körpe, Şerif’in araçtan gaz istediğini duyunca hemen cebindeki bez parçasını ve yarım limonu çıkardı. Daha önce bunu da tecrübe etmişti. Şerif sazlığın içine rast gele gaz atacak ve oradakinin kalkmasını bekleyecekti. Elindeki yarım limonu bez parçasına ve kendi yazmasına sıktı. Kızının yüzünü örttü. Kendi ağzını kapattı. Peşinden bir patlama. Şerif göndermişti gaz bombasını. Körpenin duası tutmuş ve kendisinden uzağa düşmüştü bomba. Bu durumda bile sevinebiliyor hatta içten içe Şerif’le dalga geçiyordu. “Aptal asker, ben buradayım nereye atıyorsun.” dedi ve kızına bakarak gülümsedi. “Ne kadar uğraşırsan uğraş geçeceğiz bir gün tellerin diğer tarafına.” diye kendince eğlenirken, asıl işin şimdi başladığının farkına vardı. Şerif mermi gönderecekti bu sefer sazlığın içine rast gele. Kızını kucağına aldı, üstüne yarım kapaklanarak tekrar dua etmeye başladı. Dua etmeye başladı, çünkü mermiden korunacaktı. Yarım kapaklandı, çünkü kızı nerdeyse suya batıp boğulacaktı. Şerif peş peşe üç el sıktı. Sazlığı dinledi. Ses seda yok diyerek küfrünü de alıp karakola geri döndü.</p>
<p>Saat öğlen on bir sularıydı. Şerif odasında oturmuş bir askere danışmanlık yapıyordu. Asker abi, derdini anlattıkça anlatıyor, kendi tabiriyle Şerif’in kafasına tecavüz ediyordu. “Ulan ne kadar derdiniz varmış.” diye içinden geçirdi Şerif. Sonra imzasını çakıp danışmanlık dosyasına koydu asker abinin dertlerini. Bir çay istedi, koltuğuna yaslandı. Çayı bekledi sigarasını yakmak için. Çay geldi, sigara yandı. Ellerini başının arkasında kavuşturmuş, gözlerini kapatmıştı. İznine az kaldığını düşünüyor olmalıydı ki yüzüne tebessümü çizerken sigara ağzından düştü. Ona da küfür savururken kapı çaldı. Nizamiye nöbetçisi gelmişti. “Komutanım, kapıda bir adam var, karakoldaki rütbeliyle görüşmek istiyor.” dedi. “Kim olduğunu bilmiyorum.” dedi asker daha Şerif sormadan. Bu ara canlı bomba olayı çok diye yine teçhizatını kuşanarak ve düşürdüğü sigaranın yerine bir sigara daha yakarak yürümeye başladı nizamiyeye doğru. Nöbetçiye, sol arkasında, silahını çapraz tutuşta tutarak kendisini takip etmesini söyledi. Nizamiye kapısına geldiğinde şaşırmıştı Şerif. Kendisini bekleyen adamı, gözleri kızarmış ve ağlar vaziyette buldu. Ne istiyorsun diye sordu. Adam elindeki kağıdı aşağı yukarı sallayarak, “Karımı ve üç aylık kızımı…” dedi. “Kaç aydır karşı ülkedeler. Ben geçebiliyorum ama onlar geçemiyor.” İç savaştan dolayı kendilerinin ne halde olduklarını bilmediğini söyleyerek sızlandı adam. Şerif gayet sakin bir tavırla, gerekli belgelerle gümrük kapısından geçebileceklerini söylerken adam, “Vermiyorlar komutan.” dedi. “Artık bir devlet yok karşımızda, alamıyorlar geçiş iznini. Ne olur komutan, kulun köpeğin olayım izin ver şu tellerden geçsinler de kavuşayım aileme.” diye yalvarmaya ve gözyaşlarını hunharca kamçılamaya başladı. Şerif’in o zamana kadar tek derdi, hangi arabayı alsamdı. Canı çok sıkıldı Şerif’in. Belki de içi cız etti. Uzun uzun adamın gözlerindeki yaşa baktı. Yere düşenleri toplamak istedi belki de. Kapıya elini yaslayarak, “Tele yaklaşırsalar ölürler.” dedi. Çünkü kendi devleti bunu emrediyordu. Yasalar baskın gelmişti duygularına. Kimse yasadışı giremezdi vatanına. Adam yalvarmalarını sürdürürken uzaklaşması gerektiğini söyledi ve karakola döndü. Üç gündönümü sonrasının gecesiydi. Sazlıktan yine görüntü almışlardı. Şerif, teçhizatını kuşandı, çavuş aracı hazırladı. Aracın yanına gelince askere, “Sen kal, yalnız gideceğim.” dedi. Yanında kimse olmamalıydı Şerif’in. Çünkü biliyordu ki gelen körpe ve kızıydı. Onları kavuşturacaktı ailesine. Belki yaptığı yanlıştı fakat vicdan denen zindan üç gün boyunca esir etmişti kendisini. Eğer yanında biri olursa başı belaya girebilir, vatan hayini ilan edilebilirdi. Koşarak üç dakikada vardı sazlığa şerif. Bir yandan ağır adımlarla yürüyor bir yandan da sazlığı süzüyordu. Sonra yüksek sesle konuşmaya başladı geceye karşı. “Biliyorum sensin. Bir de yanında üç aylık kızın var. Aylardır uğraşıyorsun telleri geçmek için. Ya sana zarar verseydim. Ya öldürseydim seni. Hiç mi korkmuyorsun allasen. Üç gün önce kocanla konuştum. Ne yalan söyleyeyim çok seviyor seni. Anladım ki sizin sevginiz sınırları aşmış. Buna ne tel dayanır ne bakır. İlerideki direğin dibinden gel. Orası hem kör nokta hem de telleri kesik. Ordan rahat geçersin. Ama telleri geçince koşmaya başlayacaksın. Ben de peşinden koşacağım ama sen sakın korkma. Ben sadece numara yapacağım. Gören olursa kendimi savunabileyim diye&#8230; Ha bir de yavaş koş tamam mı? Kızını düşürürsün,incinir, dayanamam. Ha, bir de bir şartım var. Kızınızın adını koymadıysanız adı Elif olsun. Sevdiğimin ismi. Benden bir hatıra size.” Şerif beklemeye başladı. Sonra çıtırtı duydu, geliyor galiba kızcağız diye düşündü. Ürkmemesi için birkaç adım uzaklaştı telden. Tebessüm ediyordu. Daha önce duyduğu ağlamaklı “Komutan” sesini tekrar duyunca, şaşırarak silahına sarıldı. Erkek sesi diye çoktan geçirmişti kafasından. Yüzü buz kesmiş bir vaziyette sese doğru yöneltti namluyu. “Kimsin sen?” dedi. “Benim komutan, nizamiyeye gelmiştim”. “Ne işin var orda?” “Karımın ve Elif’imin cansız bedenlerini almaya geldim.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/elif/">ELİF</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/elif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4827</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KIRMIZI &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4810</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Yedinci sıra, dördüncü koltuk beyim.” El fenerini ileriye doğru uzattı, bahşişini cebine koydu.  Bir süre daha önce kasabada hiç görmediği bu cılız, sarı suratlı adamın arkasından baktı. ‘Kim bilir kimin misafiri’ diye geçirdi aklından. Belki de Feride Abla’nın İsviçre’den gelecek olan yeğeniydi. Hoş, öyle olsa çoktan duyulurdu mahallede. ’Amaaan, meraklandın yine’ diye söylenirken, tanıdık seslerle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/">KIRMIZI &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Yedinci sıra, dördüncü koltuk beyim.”</p>
<p>El fenerini ileriye doğru uzattı, bahşişini cebine koydu.  Bir süre daha önce kasabada hiç görmediği bu cılız, sarı suratlı adamın arkasından baktı. ‘Kim bilir kimin misafiri’ diye geçirdi aklından. Belki de Feride Abla’nın İsviçre’den gelecek olan yeğeniydi. Hoş, öyle olsa çoktan duyulurdu mahallede. ’Amaaan, meraklandın yine’ diye söylenirken, tanıdık seslerle irkildi. Film başlamak üzereydi. Küçük adımlarını sıklaştırarak kapıya yöneldi, soluk kırmızı perdeden dış dünyayı araladı.</p>
<p>Terzi Mehmet ve Beyaz Ayşe’nin yegâne çocuğu Zila adını, 17 Eylül 1962 tarihli saatli maarif takviminden almıştı. Erkek olsaydı Ferit olacaktı zira. Çocukluğu dikiş makinesi sesleri ve annesinin anlattığı hikâyeler arasında geçmişti. Babası az konuşur, çok dikerdi. Zila, babasının terzi dükkânına misafir olurdu çoğu zaman. Dikişten başını kaldırıp, gözlüklerinin üzerinden ona gülümseyen babasını izlerdi kuşburnu içerken. Sonra hep kuşburnu içti Zila. Yazın soğuk, kışın sıcak. Büyüdü. Babasının ona diktiği renk renk elbiseleri sevmedi sonra. Kot pantolon ve oduncu gömlekleri ne de rahattı. Uzun saçlarını sevmedi. Bir filmde gördüğü sarışın kadın gibi, kısacık kestirdi saçlarını. Böylece iri ela gözleri daha da belirginleşti. Giyinişi ve kalınca sesine istinaden, ‘Erkek Zila’ oldu birden. Yan komşuları ağzı bozuk Münevver fısıldamıştı kasabalıların kulaklarına bu ismi. Erkek Zila. Önceleri öfkelenip, mahallenin gençleriyle kavga ettiyse de, aldırmadı bir müddet sonra.</p>
<p>Ortaokulu bitirdiği yaz, babası ebediyete intikal ettiğinde, Beyaz Ayşe’nin de kelimeleri küstü lafazan ağzına. Kızına anlattığı hikâyeler azaldı günden güne. Çalışkan balıkçılar, akıllı çobanlar, efsunlu nineler coşkusunu yitirdi. Sustu Beyaz. Kaldı Zila. Evlere sığmadı. Çalışmaya karar verdi.  Mahallenin tek salonlu sinemasını Fahri Ağabey işletiyordu o vakitler. Eski makinist, yeni bulmaca çözücü, müzmin sarhoş. Sarhoşken çıkardığı tek vukuat, yaşlı annesinin evinin önündeki çınar ağacını Ajda Pekkan sanıp, onunla dertleşmesiydi. Kasabalı alışmıştı bu duruma. Babasıyla yakın arkadaş olan bu sevimli adamı çok severdi Zila. Sinemada işe başladığında, kasabalılar yadırgadı önceleri. Oysa sevmişti bu işi. Lale Sineması’na gelenlere yer gösteriyor, bazen de Fahri Ağabeyin yerine bilet kesiyordu. Arta kalan zamanlarda ise filmleri, -hatta aynı filmi- birkaç kez izliyordu. Bu filmler annesinin yarım kalan hikâyelerini tamamlıyordu sanki. Hem de kocaman, renkli renkli, güzel kadınlar ve yakışıklı adamlarla…</p>
<p>‘Sultan’ filmine bayılmıştı Zila. Neredeyse sekiz kez izlemişti. Hele muhtarın oğlu Bulut Aras’a bayılmıştı. ‘Ne yakışıklı adam’ diye düşünürdü her seferinde. Kasabaya yeni gelen öğretmen de izledi bu filmi. Birçok kez. Tüm mahalle filmi izleyip, seanslarda bu kısa saçlı güzel kadınla ikisi kalıncaya dek. Sonra Zila’yı izledi Bekir. Siyah saçlarını kulaklarının arkasına atışını, Şener Şenli sahnelerde ağzını kapatarak gülüşünü, dudaklarından ellerine bulaşan kırmızı ruju silişini, filmin sonunda ela gözlerinin buğulanışını.</p>
<p>Bu minyon, güzel, incelikli kadına neden ‘erkek’ lakabının takıldığını anlamadı Bekir.  Yıllardır böyle anılıyordu işte. Tanıştılar. Sevdi bu adamı Zila. Yakışıklıydı, hem de bıyıklıydı; Bulut gibi.</p>
<p>Evlendiler. Zila işine devam etti. Yedi yıl oldu. Annesi daha çok unuttu, daha çok sustu. Zila saçlarını uzatmadı. Bekir tanımadığı adamlardan şiirler okudu O’na. Hepsini çok sevdi. Filmler izledi. Suzan Avcı’yı sevmedi. Yedi yıl oldu. Güz oldu. Çocukları olmadı.</p>
<p>“Zila abla koş hadi.”</p>
<p>“Tamam, kız bağırma avaz avaz, geldim.”</p>
<p>Televizyondan, annesine en sevdiği programı açtıktan sonra alelacele evden çıktı. Çerçinin kızı Nurten’le kol kola girerek tepenin yolunu tuttular.</p>
<p>“Kurdeleyi unutmadın dimi, ay yatmadan evvel okuyup üfleyip yastığının altına koydun inşallah.”</p>
<p>“Yaptım Nurten, yaptım. Aklına uyduk ya, hadi hayırlısı…”</p>
<p>Tepeye vardılar. Kurumuş, kollarını dua edermiş gibi kaldırmış ulu ağaç karşıladı onları. ‘Bu ağacın kendisine hayrı yok’ diye düşündü Zila. Komşu kasabadan üfürükçü Hasibe’nin gelini Birgül ve iki çocuğu da oradaydı, bu ritüelin parçası olarak. Büyüğü, iki elini çenesine dayamış, somurtarak oturuyordu ağacın altında. Küçüğü ise annesinin elinden tutmuş, sessizce duruyordu. İlahi Nurten. Doğurgan kadın iyiymiş, uğurmuş. Hem ağaç büyülüymüş. Yatır varmışmış dibinde. Gelip kurdele bağlayıp adak adamışmış. Hemencecik kabul olmuşmuş dileği.</p>
<p>“Aaa inan bana abla. Benim de dileğim kabul oldu. Sahiden bak.”</p>
<p>Gitmedikleri doktor kalmamıştı. Hepsi çocuğunuz olacak diyordu. Her yolu denediler. Bekir belli etmese de; üzülüyordu. Safsata dediği şeylerden medet umuyordu şimdi Zila.</p>
<p>Kırmızıydı dileğinin rengi.</p>
<p>Saçları siyah, gözleri zeytin.</p>
<p>Babası gibi mahir, anası gibi çetin.</p>
<p>Adı da Bulut.</p>
<p>Kurdelesini ağaca bağladıktan sonra, bir süre ağacı izledi Zila. Bir yaramaz oğlan çocuğu hayali kurdu. Yaramaz, yerinde durmaz. Belki de bu ağaca çıkardı Bulut. Annesinden kaçar, en üste tırmanır, sımsıkı sarılırdı ağaca. İnmek için de babasının gelmesini beklerdi, kim bilir…</p>
<p>“Nurten gidelim artık. Bekir gelir birazdan. Anneme söz verdik. Bu akşam Eşkıya’yı izleyeceğiz.”</p>
<p>Zila, yaşlı ağacın yanından uzaklaşırken; kırmızı kurdelenin savrulduğunu, Bulut’unsa rahmine tutunduğunu bilmiyordu henüz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/">KIRMIZI &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4810</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-adam/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Aug 2016 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mısra Gamze Şahin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4779</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Şimdi ölümümün üçüncü sonbaharı yaklaşıyor’ dedi; yakasını kaldırdığı siyah paltosuna sakallarını gömerken. Gözlerini kıstı, haberlerde görmüştü ‘kar körü olmamak için yapılacaklar’ başlığını. İnceden yağan kar, kuruyan gözlerinin kör olmayı ne kadar da istediğini hatırlattı. Keşke gönlü kör olacağına gözleri kör olsaydı. Ceplerini yokladı, çok severek(!) aldığı o kırmızı arabasının anahtarlarını aradı. Arabayı açıp paltosunu arka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-adam/">Bir Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Şimdi ölümümün üçüncü sonbaharı yaklaşıyor’ dedi; yakasını kaldırdığı siyah paltosuna sakallarını gömerken. Gözlerini kıstı, haberlerde görmüştü ‘kar körü olmamak için yapılacaklar’ başlığını. İnceden yağan kar, kuruyan gözlerinin kör olmayı ne kadar da istediğini hatırlattı. Keşke gönlü kör olacağına gözleri kör olsaydı. Ceplerini yokladı, çok severek(!) aldığı o kırmızı arabasının anahtarlarını aradı. Arabayı açıp paltosunu arka koltuğa attı ve düşündü. Bir saç teli düştü diye bulamadı diye içi cızlayan adamın ona bir zarar verebileceğinden korkmuştu kadın. Elini sakallarında gezdirirken, Kadını düşündü. Kendini sevmezdi adam. Ne kaşını, ne de gözünü. Çocukları severdi, bazen de şarkıları, genelde resim yapmayı. <strong>Bir adam</strong> bir kadını, ondan vazgeçebilecek kadar çok sevdi. Sigarasını aradı adam yan koltukta, buldu da. Müziği sonuna kadar açıp şarkıya eşlik etmeyi denedi. Adam hiçbir şarkıyı doğru söyleyemezdi zaten. Velev ki, şarkılar da onu, onun söyleyemediği kadar doğru anlatırdı.</p>
<p>‘…sevgisizliğine bir kalp verdim, artık geri ver…’</p>
<p>Ülkenin, belki dünyanın en ücra köşesine de gitse, unutmayacağı o saç telini düşündü. İçinde ki yangının bileklerine kadar inmesine izin vererek sabahı bulan saate baktı.</p>
<p><strong>Bir adam</strong>, bir kadını çok sevdi. Nasıl mı? ‘bilmiyorum’ dedi. Çektiği üç eylüllük acının, daha kaç sonbahara devrolacağını düşündü. Otuz sonbahar görmüştü, tanrının ona üç sonbahara tekabül eden borcunu düşündü. <strong>Bir adam </strong>bir tek sonbaharları doğru anlardı. ‘bahar çiçeği gibi’ derdi kadına bakınca. Omzuna bir dokunsun! Aman Allah! Bir büyük içmiş gibi olurdu. Gözlerini kapatıp baharları düşündü. Kadının, boynundan aşağı sarmaşık çiçeği gibi sarkan saçlarını düşündü, düşünceleriyle okşadı.</p>
<p>Korna sesiyle kendine geldi. Bu saatte, o hiç sevmediği semtinde, her seferinde küfrederek döndüğü köşeye sövdü yine. Ağlayacaktı adam. Duyduğu klakson sesini çıkaran arabanın, sahibine sarılıp ağlayacaktı. Yalnızdı. Hayatında hiç olmadığı kadar ve hep olduğu kadar yalnızdı. ‘hepinizden değil’ dedi. ‘hiçbirinizden ve en çok kendimden nefret ediyorum.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-adam/">Bir Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Aug 2016 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Bennu Yıldırımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Jülide Kural]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[Oya Küçümen]]></category>
		<category><![CDATA[Sevinç Erbulak]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Altuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Şevval Sam]]></category>
		<category><![CDATA[Sulhi Dölek]]></category>
		<category><![CDATA[Sümer Tilmaç]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4764</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk televizyon tarihinin efsane dizisi olarak adlandırılmıştır Süper Baba. Başrollerinde&#160;Şevket Altuğ,&#160;Sümer Tilmaç,&#160;Jülide Kural,&#160;Şevval Sam&#160;ve&#160;Bennu Yıldırımlar&#8217;ın yer aldığı ekranların en beğenilen ve uzun soluklu dizilerinden olup, atv kanalında 1993-1997 yılları arasında yayınlanmıştır. Aynı dizide Sevinç Erbulak (Zeynep), Eray Demirkol (Alim), Seray Gözler (Şule), İsmet Ay (Sermet), İhsan Devrim (Yakup dede), Aytaç Yörükaslan (Baba- Yusuf Kaptan), Serpil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türk televizyon tarihinin efsane dizisi olarak adlandırılmıştır Süper Baba. Başrollerinde&nbsp;Şevket Altuğ,&nbsp;Sümer Tilmaç,&nbsp;Jülide Kural,&nbsp;Şevval Sam&nbsp;ve&nbsp;Bennu Yıldırımlar&#8217;ın yer aldığı ekranların en beğenilen ve uzun soluklu dizilerinden olup, atv kanalında 1993-1997 yılları arasında yayınlanmıştır. Aynı dizide Sevinç Erbulak (Zeynep), Eray Demirkol (Alim), Seray Gözler (Şule), İsmet Ay (Sermet), İhsan Devrim (Yakup dede), Aytaç Yörükaslan (Baba- Yusuf Kaptan), Serpil Tamur (Sabire), Abdullah Yüce (Rasim Baba) rolleriyle karşımıza çıkarken Suna Pekuysal, Kenan Işık, Mücap Ofluoğlu, Mehmet Çekmez, Bülent Emin Yarar gibi daha pek çok Türk Tiyatrosunun ünlü isimleri de bu kadroda yer almıştır.</p>
<p>Dört yıl gibi uzun bir ömrü olan bu dizinin ilk yönetmeni ünlü oyuncu Kartal Tibet’tir. Fakat daha sonraları Funda Aras, Fevzi Tuna, Tunca Yönder yönetmen koltuğuna oturmuştur. Osman Sınav ve Orhan Oğuz ise dizinin son iki yönetmenidir. Senaryo ise çok ünlü ve yetkin bir isim tarafından yazılmıştır; Sulhi Dölek…</p>
<p><figure id="attachment_4765" aria-describedby="caption-attachment-4765" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4765 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?resize=480%2C360" alt="İhsan Devrim (Yakup Dede)" width="480" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4765" class="wp-caption-text">İhsan Devrim (Yakup Dede)</figcaption></figure></p>
<p>Dizi esas itibariyle eşinden boşanmış üç çocuklu bir babanın, çocuklarına hem analık hem babalık etmesini konu alır. İstanbul’un kentsel keşmekeşinden uzak güzel beldesi Çengelköy’ün eski ahşap evlerinde, daracık Arnavut kaldırımlı sokaklarında, boğaz manzaralı mezarlıklarında geçen hikâyeleriyle, kendini bulan ve kendi gibi olan insanların sıcaklığını taşır seyircisine. Dostluk ve arkadaşlığın ön planda tutulduğu bir izlekle geçer hemen hemen bütün bölümler. Doğal insan öykülerinin aynı doğal oyunculuk, aynı doğal senaryo ile işlenmiş olması, Fiko’yu kapı komşumuz yapar. Fiko (Fikret- Şevket Altuğ) hepimizin arkadaşı, dostudur. Onun yaşadıkları izleyici tarafından öyle içselleştirilir ki, Cuma akşamları başka hiçbir program yapılmaz, hiçbir yere gidilmez. Eve misafir gelse, Fiko’yu izlemek zorundadır… Onun yaşadıkları bizim yaşadıklarımızdır çünkü… Kimi zaman beraber ağlar kimi zaman birlikte sinirlenir, çoğu zaman da birlikte güleriz olan bitene…</p>
<p><figure id="attachment_4769" aria-describedby="caption-attachment-4769" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4769 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Sümer Tilmaç (Nihat); Şevket Altuğ (Fiko)" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?w=330&amp;ssl=1 330w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4769" class="wp-caption-text">Sümer Tilmaç (Nihat); Şevket Altuğ (Fiko)</figcaption></figure></p>
<p>Nihat (Sümer Tilmaç), Fiko’nun kan kardeşidir. Kankasıdır şimdiki yaygın söylemle… Ama öyle laf olsun diye değil, gerçek dosttur onlar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez, tartışmaları hiç bitmez, küserler birbirlerine çocuk gibi, sonra barışırlar. Nazları sırf birbirlerine geçer. Can dostudurlar yani…</p>
<p>Senaryo, geçim sıkıntısı çeken ve çocuklarını okutmaya çalışan bir babanın öyküsü üzerine inşa edilmiştir. Ama koca mahalle bu, yardımsever ve cana yakın Fiko’nun mahalleli ile ilişkisi, abisi, anne- babası, ele avuca sığmayan Yakup dedesi… Çocukları ve psikolojik sorunlu eski eşi etrafında döner hikâyeler kimi zaman… Hele ki Nihat’ın kız kardeşi ve Fiko’nun ilk aşkı eczacı İpek (Jülide Kural) gittiği Amerika’dan dönünce… İşler iyice karışır…</p>
<p>Dört yıl sürmüş bu dizinin senaryosunu burada anlatacak değilim elbette. Fakat her bir bölümü film tadında olan 3-5 diziden biridir Süper Baba… Sulhi Dölek imzası zaten yeterlidir senaryoyu anlatmaya…</p>
<p>Tahta masa ve sandalyeleriyle Çengelköy çınar altı kahvesini İstanbul halkıyla tanıştırmıştır yıllar sonra&#8230; Kadim balıkçı kahvesi “Süper Baba” kahvesine dönmüştür. Artık bilmeyen yoktur, çok ünlü olmuştur bu kahve diziden sonra…</p>
<p>Oyuncu kadrosu Türk tiyatrosunun usta isimlerinden, yönetmenleri usta kişilerden oluşunca ortaya çıkan bu tablo elbette kimseyi şaşırtmamıştır. <strong><em>Maddi kaygıların, reyting beklentilerinin henüz sanatın önüne geçmediği zamanlardan kalmadır çünkü… İnsanların bizzat yaşadıkları sahici mekânlarda, sahici kadroyla çekilmiştir. Başka yaşamlara özenilmeyen, sanal âlemlerde yaşanılmayan gerçek bir yaşam kesitidir Süper Baba…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_4770" aria-describedby="caption-attachment-4770" style="width: 395px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4770 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=395%2C395" alt="Yeni Türkü; &quot;Bana bir masal anlat baba…&quot;" width="395" height="395" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?w=395&amp;ssl=1 395w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4770" class="wp-caption-text">Yeni Türkü; &#8220;Bana bir masal anlat baba…&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Bütün bu başarısının yanında aynı zamanda müzikleriyle de tarihe geçmiştir. Yeni Türkü, Film müziklerini bir araya topladığı albümünün dışında, başlı başına Süper Baba adlı bir albüm çıkartmıştır. Olayların duygu değişimlerine göre bestelenmiş eserleriyle, senaryonun tamamlayıcısı olmuştur bütün müzikler… Ezgiyi duyduğunuzda olacakları hissedersiniz adeta, sözsüz sahnelerin yerine geçer müzikler… Hemen her sahnenin kendine has bir ritmi, bir duygusu, bir tınısı vardır. Replik olmuş, müziğe dönmüş, gelip izleyicinin algısına konmuştur…</p>
<p><figure id="attachment_4766" aria-describedby="caption-attachment-4766" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4766 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?resize=620%2C514" alt="Jülide Kural (İpek)" width="620" height="514" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?resize=300%2C249&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4766" class="wp-caption-text">Jülide Kural (İpek)</figcaption></figure></p>
<p>Oyuncuları, senaryosu, çekimleri ve müzikleriyle gönlümüze girmiş, evlerimizde baş tacımız olmuştur Süper Baba. Bunca yılın ardından, bir izleyici teşekkürüdür bu yazı yalnızca&#8230; Aramızdan ayrılıp ebediyete intikal etmiş bütün kadrosuna rahmet diliyorum. Şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><figure id="attachment_4767" aria-describedby="caption-attachment-4767" style="width: 476px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4767 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=476%2C315" alt="Sevinç Erbulak (Zeynep)" width="476" height="315" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?w=476&amp;ssl=1 476w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 476px) 100vw, 476px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4767" class="wp-caption-text">Sevinç Erbulak (Zeynep)</figcaption></figure></p>
<p>Oya Küçümen’in sesiyle özdeşleşmiş, hangi kuşaktan olursa olsun bilinen, tanınan ve yüreği titreten eşsiz Yeni Türkü eseri…</p>
<p><strong>Bana bir masal anlat baba…</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/otNpOv0Pn8k?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Bitti… (Yeni Türkü&#8217;nün Gölgesinden Soluklanan Gençliğim yazı dizisinin bu son yazısıdır.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4764</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağla Firuze Ağla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Aug 2016 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İnci Demirbağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4773</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Sen bana geç kaldın / Ben sana erken” Dilime dolanmıştı işte, şarkının aynı yerini nefes alıp alıp tekrar ediyordum. Bir yandan çiçeklerin topraklarını değiştirmem lazımdı. İyi de oldu ertelemedim bu işi de. Yoruyor tabi. Bir de şarkı mırıldanıyorum nefesim yetermiş gibi. Ne de güzel başarmışım yanlış zamanda doğru yerde olmayı diyorum kendime. Derken bahçeden bir misafir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/">Ağla Firuze Ağla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Sen bana geç kaldın / </em><em>Ben sana erken”</em></p>
<p>Dilime dolanmıştı işte, şarkının aynı yerini nefes alıp alıp tekrar ediyordum.</p>
<p>Bir yandan çiçeklerin topraklarını değiştirmem lazımdı. İyi de oldu ertelemedim bu işi de.</p>
<p>Yoruyor tabi. Bir de şarkı mırıldanıyorum nefesim yetermiş gibi.</p>
<p>Ne de güzel başarmışım yanlış zamanda doğru yerde olmayı diyorum kendime.</p>
<p>Derken bahçeden bir misafir. Misafir de sayılmaz gerçi Nadire.</p>
<p>“Ahiretliğim” o  benim. Yeni nesil bilmez. Ölür giderim de onu bulurum ben yine diğer tarafta.</p>
<p>Geç içeri alayım elindekileri. Ne içersin? Buz gibi ayran yaptım bak yeni.</p>
<p>Amaan ne zahmeti canım, olur mu öyle şey! Geç sen, geliyorum.</p>
<ul>
<li>Şarkı söylüyordun, sustun.</li>
<li>Dinledim valla, sustun da öyle girdim bahçeden içeri.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_4775" aria-describedby="caption-attachment-4775" style="width: 551px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4775 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?resize=551%2C446" alt="“Sen bana geç kaldın / Ben sana erken”" width="551" height="446" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?w=551&amp;ssl=1 551w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?resize=300%2C243&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/agla-firuze-agla-oykusu.jpeg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 551px) 100vw, 551px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4775" class="wp-caption-text">“Sen bana geç kaldın / Ben sana erken”</figcaption></figure></p>
<p>Hafife almadım hiçbir zaman şarkı sözlerini. Yaşamadan kim yazabilir ki? Var mı ben diyen? Evet, evet haklısın sanki “ben” demiyordum.</p>
<ul>
<li>Evet, dilime takıldı be ahiretliğim. Öyle arıyor ki gözlerim yine. Geçmiyor da yazlığın sokağından. Bunca zaman geç kalmamışız gibi. Hem bu sefer kalbim kaldırmaz bak sorarlarsa müsebbibini dersin. Kavuşmamıza günler kaldı biliyorum.</li>
</ul>
<p>Kış aylarında Balat’ta annemden kalma cumbalı bir evde otururum… Balat’ta otururdu Ahmet de. Ramazanda akşamları pide almaya diye, gündüzleri çarşıya pazara diye soluğu evin yakınındaki parkta alırdık. Şimdilerde biçimsiz bir apartman dikildi yerine, ona da ayrı takığım da neyse konu bu değil.</p>
<p>“Güzel sevdim, güzel de sevildim be ahiretliğim”</p>
<p>Aman canım, sevildin tabi. Askere gitti, döndü, seni de Aydın’a verdi ailen. Ne yapalım olmadı Firuze’m. Yıllar, yıllar geçti. Keşke de çıkmasaydı karşına Aydın Bey vefat edince.</p>
<ul>
<li>Yok, deme öyle, boşuna dilime takılmıyor bu şarkılar. Geç kaldık zaten birbirimize. Ama şarkıda da söylüyor. Hala “vuslat” hayal değil.</li>
</ul>
<p>Tutuşsun gün, vaktimiz varken…</p>
<p>Hiç sormadım ahiretliğim, inmezdin bu saatte sıcak olur diye sahil tarafı. Serin, sefalı sizin oralar. Tepeler diyorum, tepeler… Kulaklarımızda iyice işitmez oldu.</p>
<ul>
<li>Mahalleden haber aldım, Firuze. Benden duy diye geldim.</li>
</ul>
<p>Ahmet Bey… Ahmet Bey… Keşke de karşına çıkmasaydı.</p>
<p>Nereden bilecekti kalbinin 3 nefesi kaldığını…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/">Ağla Firuze Ağla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/agla-firuze-agla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4773</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kani&#8217;nin Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4744</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fiyakalı bisikletiyle tozunu attırıyordu yolların.Hayatın çizgiselliğini yakalamış ve gökkuşağından bir renk tutmuştu.İçindeki sırtlanla birlikte sürüyordu bisikletini.Bu kez öldürmeyecekti içindeki sırtlanı.O özgürlüğüydü çünkü.Her gün rutin olarak gittiği yolu değiştirmek istedi Kani. Ne olabilirdi ki? İçli bir aslan çıkmazdı ya karşısına.Sırtlanların en büyük düşmanı aslanlardı çünkü.Sırf bu korkuyla hep aynı yolda sürüyordu bisikletini.İçindeki aslanı sürükleyen birini görmekten [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/">Kani&#8217;nin Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fiyakalı bisikletiyle tozunu attırıyordu yolların.Hayatın çizgiselliğini yakalamış ve gökkuşağından bir renk tutmuştu.İçindeki sırtlanla birlikte sürüyordu bisikletini.Bu kez öldürmeyecekti içindeki sırtlanı.O özgürlüğüydü çünkü.Her gün rutin olarak gittiği yolu değiştirmek istedi Kani.</p>
<p>Ne olabilirdi ki? İçli bir aslan çıkmazdı ya karşısına.Sırtlanların en büyük düşmanı aslanlardı çünkü.Sırf bu korkuyla hep aynı yolda sürüyordu bisikletini.İçindeki aslanı sürükleyen birini görmekten korkuyordu.Ama korkmaya devam etseydi özgürlüğün ne anlamı olabilirdi ki? Bu sefer farklı bir yola girecekti,kararlıydı.Bu kararlılıkla çıkardı bisikletini o gün.Pedallarını kontrol etti.Su şişesini bisikletinin önündeki sepete koydu.Bulutlu gökyüzünün altında sürmeye başladı.Ve o korktuğu yola doğru pedallarını çevirdi.İçinde taşıdığı sırtlan kadardı Kani.Çirkin yüzlüydü.Kalın bir boynu vardı.Bedeni cılızdı.Gözleri toprak gibiydi.Gözlerinde ölümü tadabilirdi insan.Ama hep gülümserdi.Onun ütopyasında baskılar,seçimler,suskunluklar yoktu ki.Ta ki yolunu değiştirene dek.Sert düştü Kani.Kendi ütopyasının dışında gerçekle çarpıştı.Bir seçime zorlandı,seçimleri yüzünden baskı altında kaldı ve susturuldu.İçindeki sırtlan ölmeye yakındı.Ama ölemedi daha da çoğaldı.Bisikletini bir kenara bıraktı.Suyundan bir yudum aldı.Bir kenara çöktü ve sustu.Suskunluğunu ezip geçmeye başladı çoğalan sırtlanlar.Zihni sorularla doluydu.Bir yanda umut bir yanda ölüm çoğalmaya başladı.Başını elleriyle ovalamaya koyuldu.Terliyordu.Kendini bıraktığı anda ona doğru ilerleyen birinin ayak seslerine dikkat kesildi.Başını kaldırdı.Tepesinde dikilen iri adama baktı.Şaşkındı.Adam yanına çömeldi.Konuşmaya başladı:</p>
<p><figure id="attachment_4746" aria-describedby="caption-attachment-4746" style="width: 630px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4746 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?resize=630%2C313" alt="Bensu Buket Osmanoğlu kaleminden kendi ütopyasında yaşayan insanın kendini araması, korkuları, karşılaştıklarını anlatan ütopik bir öykü." width="630" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?resize=300%2C149&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4746" class="wp-caption-text">Bensu Buket Osmanoğlu kaleminden kendi ütopyasında yaşayan insanın kendini araması, korkuları, karşılaştıklarını anlatan ütopik bir öykü.</figcaption></figure></p>
<p>-Sen nesin ve kimsin biliyor musun?</p>
<p>Cevap veremedi Kani.</p>
<p>-Sen insansın.Tutkuları olan,düşkünlükleri olan,seçimleri olan,baskıcı ve baskılanan.Akıllı ve deli.Özgür ve bir o kadar tutsak.Ne bir şairsin,ne bir politikacı,ne bir dindar.Her birinden birer parçasın.Tek parça olmayı bırak.</p>
<p>Yanından kalkıp gitti adam.Sözsüz,bir karnavalı izledi.Bir süre öylece durdu.Sonra bisikletine bindi.O yolda sürmeye devam etti.Gittikçe uzaklaştı,gözden kayboldu.</p>
<p>Mutsuzluktan kaçan çocuk içindeki sırtlanlarla birlikte gözden kayboldu.Çünkü boşuna değildi bu delilik.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/">Kani&#8217;nin Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4744</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Huzursuz Balıkçılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4736</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı. Suyu yemyeşil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı.</p>
<p>Suyu yemyeşil görünen büyük nehrin kenarında, konaklıyordu balıkçıllar ve banyo yapmaya gelen birkaç yabancı tarafından rahatsız edildiler. Uzun zamandan beri kimse onları bu kadar huzursuz görmemişti. Yabancıları da görmüyorlardı. Balıkçıllardan başka suda hareket eden tek şey, giderek genişleyen dalgalardı. Ancak nehir, dikkatli gözlere biraz daha yeşil görünür oldu. Nedenini ise öğrenemediler.</p>
<p>O günden sonra, balıkçılların davranışları tamamen değişti. Sessiz sedasız yaşayan bu mağrur hayvanlar, hiç durmadan bağırıp gürültü yapar oldular. Sadece yemek yerken sesleri kesiliyordu. Onları hayranlıkla izleyenler, şaşkınlıkla izlemeye başladı. Gördüklerine hayret ediyor, sebebini bulamıyorlardı.  Nehrin başka yerlerinde, başka balıkçıl toplulukları da vardı. Onların davranışları değişmemişti; yalnız bu kıyıdakilerin, yalnız yabancılar tarafından rahatsız edilenlerin.</p>
<p>Uzaktan izlemekle anlaşılabilecek bir durum olmadığı açıklığa kavuşunca, kuşlara yaklaştılar. Aralarına girmeye çalışanlar olunca, balıkçıllar daha da hırçınlaştı. Kimseye saldırmadılar ama yerlerinde de duramadılar. Oradan oraya zıplıyor, uçuyor, pisliyorlardı. Görünen o ki, ne sazlıkta ne de nehrin bu yakasında olağanüstü bir durum, her hangi bir sorun yoktu. Bunca gürültüye aldırış etmeden yüzmeye devam eden balıklar ve bir sürü su böceği sayesinde de kuşlar karınlarını gayet güzel doyurmaktaydılar.</p>
<p>Nehrin üstünde ve balıkçılların konakladığı kıyıda bir ipucu bulamayınca, suya dalmaya karar verdiler. Artık nehir, tüm gözlere daha yeşil görünür olmuştu. Birkaç kişi, yabancıların arkalarında dalga bıraktıkları yerden yavaş yavaş suya girdi. Gittikçe derinleşen nehrin içinde, suyun taşıdığı alüvyon, görüşü engelliyordu. Daha çok el yordamıyla nehrin yatağını aradılar. Yüzük, madeni para ve saç tokasından başka tuhaf şeye rastlamadılar. Her biri, bulduğu nesneyi, o günün hatırasına, alarak evine gitti.</p>
<p>Ertesi gün ya da devam eden günlerden birinde,  balıkçılların eski hayranlık uyandıran hallerine geri döndüğü fark edildi. Nehir de yine eski nehirdi, o tuhaf yeşillik kaybolmuştu. Bu değişime çok sevinseler de, nehirden yüzük, madeni para ve saç tokasını çıkaranlar, buldukları nesnelerden şüphelendiler. Hangi eşyanın bu duruma sebep olduğunu bilmelerine imkân olsa dahi, bundan haberleri yoktu.</p>
<p>Eşyaları, kendilerinde tutmak istemiyorlardı. Bu durumda onları bir yere atmak da çözüm sayılmazdı çünkü; bu sefer de başkalarını rahatsız ederlerdi. Uzun zaman ne yapacaklarını düşündüler. Bu süre zarfında fark ettiler ki, bu eşyalar suyun dışında kimseye huzursuzluk vermiyor. Tabi bu eşyaların huzursuzluğa sebebiyet verip vermediği de muamma. En sonunda, üç nesne de metal olduğundan, hepsini beraber eritmeye karar verdiler.</p>
<p>Yüzük ve madeni para eriyip birbirine karıştı ama saç tokası ısındıkça erimedi. Buharlaştı ve yok oldu, gitti. Eriyen metali, balıkçıl şeklinde hazırladıkları minik kalıba döktüler, soğuması için bir kenara bıraktılar. Bu sırada, eritme kabındaki parıltı dikkatlerini çekti. Ufacık, zor görülen yeşil bir taş duruyordu kabın dibinde. Kalıptaki balıkçıl tam katılaşmadan, taşı kuşun gözü yerine oturttular. Tek taraflı minik kuş figürü, katılaştığında inanılmaz derecede pürüzsüz ve parlaktı.</p>
<p>Böylesine göz alıcı bir nesne yaptıklarına inanmakta zorlandılar. Ancak sonuç ellerine alamayacakları denli çekici ve inanılmaz bir şekilde önlerinde duruyordu. Yaptıkları nesnenin güzelliğine kapılmak üzerelerken, akıllarına bir fikir geldi. Bu güzelliğe mücevher olmak yakışırdı. Yeşil gözlü metal balıkçılı, kendisi kadar parlak bir zincire göre ayarladılar.</p>
<p>Kolyeyi, üzerine balıkçılı simgeleyen minik bir rün işledikleri abanozdan yapılma kutunun içinde uzun zamandır saklıyorlar, yalnız arada bakmak için kutuyu açmaları dışında,  yeşil gözlü balıkçıl hiç güneş görmüyordu. Ne yapacaklarını tam da bilemeden, böylesine güzel bir mücevher yapanlar, böyle bir güzelliğin uzun zaman saklı kalamayacağının farkındaydılar. Yine de bunca zaman, balıkçıllar huzur içinde yaşamış ve kimse kolyeyi fark etmemişti.</p>
<p>Yine bir gün, balıkçılları izledikleri esnada; ilerde, nehirde süzülen bir cisim gördüler. Hava puslu olduğundan tam olarak seçilemiyordu. Suyun üzerinde süzülerek ilerliyor ve yavaş yavaş balıkçılların konak alanına yaklaşıyordu. Görüş alanlarını heybetli bir kayık kaplamıştı. Balıkçılların neredeyse ortalarına dalmış olmasına rağmen kuşlar bu duruma aldırış ediyor değildiler.</p>
<p>Kayıktan, bunca pusa rağmen kıp kırmızılığı gözlerini yakan elbisesiyle, biri karaya iniyordu. İnen kişiye daha yakından bakabilme isteğiyle karşı kıyıya koştularsa da yetişemediler. Pus içinde dağılan renkler, ne yöne gittiğini görünmez kılıyordu. Kıyıya yakın durduğunu tahmin ettikleri kayık da seçilemiyordu. Bunun üzerine evlerinin yolunu tuttular.</p>
<p>Ertesi gün, hava açmış ve tüm nehrin üzerini parlak bir ışık kaplamıştı. Sabahın ilk saatlerinde, henüz uyanık olsalar dahi yataktan çıkmak istemeyecekleri bir saatte, kapıları çalındı. Kapının dışında onları, dün gece gördükleri kıpkırmızı elbiseli kadın bekliyordu. Pus yüzünden göremedikleri yemyeşil gözler, dosdoğru onlara bakıyordu.</p>
<p>Kadın, “Kaybettiğim şeyin sizde olduğu söylendi.”  dedi. Bunun üzerine içlerinden biri abanoz kutuyu getirerek  “Emanetiniz burada majesteleri.” dedi ve kutuyu kadına uzattı. Kadın kutuyu almadan kapağını açarak kolyeyi eline alıp avucunu kapadı. Avucunu tekrar açtığında kolye orada yoktu ve sanki gözleri biraz daha yeşermiş gibiydi, tabi bu mümkünse.</p>
<p>Kıpkırmızı elbiseli kadın, tekrar akşam çöktüğünde, balıkçılların uykularını bile bölmeden, kayığına binip geldiği gibi usulca nehrin üzerinde süzülerek, gitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4736</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Jul 2016 06:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Yeniden]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Onural]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[Murathan Mungan]]></category>
		<category><![CDATA[Vangelis Papazoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4542</guid>
				<description><![CDATA[<p>Direnmek çoğu zaman hiç beklenmedik anlarda gelir bulur insanı. Sen, kendini bambaşka hayallere kaptırmışken, tam da uyum sağlıyorken hayatın akışına, bir duvar çıkar karşına… Hatta vazgeçmek üzeresindir marjinallikten, orta yol bulmaya hazırlanıyorsundur… Mesela evlenip çoluk çocuğa karışmak bile eskisi kadar kötü görünmez sana… Oysa eski bir masal, insanoğlunun çiğ süt emdiğini fısıldar kulağına… Bütün hayallerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Direnmek çoğu zaman hiç beklenmedik anlarda gelir bulur insanı. Sen, kendini bambaşka hayallere kaptırmışken, tam da uyum sağlıyorken hayatın akışına, bir duvar çıkar karşına… Hatta vazgeçmek üzeresindir marjinallikten, orta yol bulmaya hazırlanıyorsundur… Mesela evlenip çoluk çocuğa karışmak bile eskisi kadar kötü görünmez sana… Oysa eski bir masal, insanoğlunun çiğ süt emdiğini fısıldar kulağına… Bütün hayallerini sırtlayıp omzuna, heybene katık edip düşlerini yeniden koyulursun umut yollarına… İnanmazsın artık bundan böyle, yüzyılın yeni yalanlarına…</p>
<p>Çeyrek asırdır nefes alıp verdiğinin farkındalığı yoktur henüz üzerinde, bir direnç gelip oturur yüreğine kalkmaz oradan kolayca… Herkes hatalıdır, tek doğrusu sensindir bu kahpe dünyanın, aldırmazsın ortasında bir başına kalmışlığına, lakin yenildiğini kabul etmek ağır gelir insana…</p>
<p>İnsansızlık yeni ümidin olur, seni kırıp üzenlerden kaçtıkça sözcükler anlamını yitirir, senin gibi kimsenin hissetmediğini bilirsin. Bir tepenin başına çıkar bakarsın kalabalığın hırsına, nasıl da birbirlerini eziyorlardır anlayamazsın bir türlü. Şükredersin onlar gibi olmadığına… İnersin yeryüzüne kulağında bir şarkı… <strong>İnatçı</strong>…</p>
<p>Yine bir <strong>Meral Özbek</strong>(söz); <strong>Derya Köroğlu</strong>(Müzik) şaheseri!</p>
<p>“Subaşında yapayalnız bir küçük kız. / İçli içli ağlamaklı. / Anlar gibi söğütler de döküvermiş saçlarını durgun suya. / Gel seninle yüzelim biz sularda. / Usulca dalıp gönlümüzce. / Gel billur sularda yenilensin incitilmiş gülüşlerin. / Biliyorum farklı değil nedenleri, ikimizin dertlerinin. / Kendin gibi olmak istiyorsun. / İnat edip uymuyorsun. / İnatçısın ne hoşsun bu huyunla. / Söğütler de senin gibi gel.&#8221;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ORX3NXfyhLw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2>Yeni Türkü &#8211; Vira Vira</h2>
<p>Müziğin dostluğu hiçbir şeye benzemez. Şarkılarla yaşayanlar için yalnızlık yoktur. Bilen bilir. Eline bir kitap alıp, walkman ’ine bir kaset koyduğunda, kulağındaki müzikle bir ömür boyu böyle yaşayabileceğini düşünürsün. Kimse olmaz umurunda… İş yerinde arkadaşlarınla kavga mı ettin? Kıskançlıklarına dayanamadın, patron çok mu üstüne geldi? Vurup kapıyı suratlarına çıkarsın seni bekleyen sokağa… Üç kuruş için kimseye kul köle olamazsın…</p>
<p><figure id="attachment_4544" aria-describedby="caption-attachment-4544" style="width: 322px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4544 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=322%2C322" alt="Vira Vira, Yeni Türkü’nün 1990’da çıkan albümüdür." width="322" height="322" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?w=322&amp;ssl=1 322w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 322px) 100vw, 322px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4544" class="wp-caption-text">Vira Vira, Yeni Türkü’nün 1990’da çıkan albümüdür.</figcaption></figure></p>
<p>O çok özen gösterdiğin, bir dediğini iki etmediğin hatta hayatta en çok onu sevdiğini sandığın sevgilin, seni kaprisleriyle sıkmaya mı başladı? Bir süre görmezden geldin ama yine de anlamadı mı? En anlayışlı halinle kurduğun empatiler işe yaramadı mı? Kendini vazgeçilmez sanmaya mı başladı? Ona da bir elveda çeker yürürsün ellerin ceplerinde kulağındaki şarkılarla yenilen aşklara… Akdeniz’in mavi sularına bırakır gibi bırakırsın kendini hayatın akışına… Bir rüzgâr uçurur, bir sel götürür ve belki bir başka el seni umduğundan daha çok sarıp sarmalayıp kendi bahçesinde koşup oynamanın seyrini sürdürür…</p>
<h2>Yeni Türkü- Aşk Yeniden</h2>
<p>Söz: <strong>Murathan Mungan&nbsp;</strong>/ Müzik: <strong>Derya Köroğlu</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/u-FojZbpcXA?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Aynı albümde bir başka şarkı Yedikule;</p>
<p><figure id="attachment_4543" aria-describedby="caption-attachment-4543" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4543 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku-300x255.jpg?resize=300%2C255" alt="Yeni Türkü’nün Aşk Yeniden albümü ise 1992 yılında çıkmıştır." width="300" height="255" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg?resize=300%2C255&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4543" class="wp-caption-text">Yeni Türkü’nün Aşk Yeniden albümü ise 1992 yılında çıkmıştır.</figcaption></figure></p>
<p>Çocukluğu benim gibi Yedikule’de geçmiş hemen herkes için farklı duygular uyandırır… Bir bakarsın çok yıllar sonra bir gün, lise arkadaşlarınla okulunun koridorlarında dolaşırken, kulağına taşınan teneffüs zilinde yakalayıp, o sıcacık tanıdık melodisiyle olduğun yere zımbalar seni… Yüreğin çırpınır, burnunun ucundaki sızı göz pınarlarına gelir durur… Bunca yılın üzerinden dönüp bakınca gördüğün manzara hiç şaşırtıcı değildir aslında… Direnmeyi nerde öğrendiğini hatırlatır sana… Nasıl pabuç bırakmadığını haksızlığa, insan olmanın onurunu nerde bulduğunu gösterir bir kez daha… Aslına dönersin…</p>
<p>Narlı kapısından Samatya’ya yüzyılların serinliğinde yitirdiklerini aramaya başlarsın… Yaşadığın hayatın gökkuşağı renklerini bir kez daha bulursun kiliselerinin, camilerinin, surlarının kale duvarları arasında…</p>
<p>Yunan ezgisidir Yedikule; Müzik <strong>Vangelis Papazoğlu</strong>, sözler ise <strong>Cengiz Onural</strong> eseri…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/G8yypAT5sD0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ol start="3">
<li>Bölümün sonu, bekleyin 4. bölümde bitecek</li>
</ol>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4542</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jul 2016 08:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4513</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı.</p>
<p>Hasta irkilerek şaşkın gözlerle Josephus’a baktı. ‘’Affedersiniz bay Josephus.. Evet.. Ne diyordum ben en son?’’ Bu kaçıncı unutuşuydu hastanın. Önceki cümlesini dahi hatırlamakta zorluk çekiyordu. Josephus terapinin devamı için hastayı konuşturmakta ısrarlıydı.</p>
<p>&#8220;Çocuk yapmama kararına nasıl vardığınızı anlatıyordunuz. Bu kararı eşinizle birlikte mi aldınız?&#8221;</p>
<p>Hastanın bakışları dalgındı, Josephus’un yüzüne bakıyordu ama duyduklarını anlayıp anlamadığı yüzünden seçilemiyordu.</p>
<p>&#8220;Ah, evet.. Çocuk yapma.. Bu kararı eşimle birlikte mi aldık.. Hayır.. Yani önce hayır ama sonra evet..’’ Josephus sabırlı davranmaya devam etti. ‘’Bunu biraz daha açar mısınız bay Montague?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gençliğimde bir Arap düşünürün babasını imâ ederek sarf ettiği bir vecizini okumuştum bir kitapta. Çocuk yapmamayı düşünmemin başlangıcı olmuştu o kitap ve o düşünür.&#8221;</p>
<p>Josephus söylediklerine dikkat kesildi. Demek bu adam kitap da okuyordu.. Üstelik binlerce kilometre ötedeki bir coğrafyadan birinin kitabını.</p>
<p>&#8220;Kimdi o bay Montague? Ve sizin bu kararı almanıza neden olan cümle neydi?&#8221;</p>
<p>‘Kim miydi.. Uzun bir ismi vardı bay Josephus.. Hay Allah, eski Arap düşünürlerinin çoğunun ismi uzundur zaten değil mi? Tüm soyağaçlarını isimlerinden öğrenebilirsiniz. Umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur.. Immhh…’’</p>
<p>Montague uzun bir ‘’ımmhh’’ çektikten sonra isim ağır ağır, tane tane döküldü dudaklarından; &#8220;<strong>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</strong><em>&#8220;</em></p>
<p>Josephus şaşırmıştı. Acaba durum sandığı gibi kötü değil miydi? Montaugne’nin psikolojik rahatsızlığı ona has bir şey değildi. Aksine son 50 yılda tüm dünyada nüfus hızla düşerken, erken yaşta Alzheimer, şizofrenik davranışlar, depresyon, anoreksi ve anksiyete rahatsızlıklarda yükselme meydana geliyordu. Hükümetler ise ciddi bir çalışma yürütmüyordu bu soruna karşılık.</p>
<p>Josephus Romin, Montague’nin söylediği ismi not etti. Daha sonra etraflıca bakardı. Montague’yi konuşturmaya devam etti. ‘’Ne diyor peki bu Arap düşünür?’’</p>
<p>Montague eliyle alnındaki teri sildi. Gözleri yere bakıyordu. &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Montague kafasını kaldırmadı. Yine daldı.. Josephus gözlüklerini çıkardı. Sonraki seansta devam ederlerdi artık. Montague’yle sonraki seansı Perşembe günüydü, 2 gün vardı daha. Zaten 4 dakika kalmıştı terapinin bitimine. Montague bugünkü son hastasıydı Josephus’un. 28 hasta ediyordu böylece. Dün de 32 hasta gelmişti. Talep gün geçtikçe artıyordu ve Ulusal Psikoloji Dairesi tüm eyaletlerde Tıbbî Etik Komiteleri’nin sayısının artırılması için hükümete rapor üstüne rapor yolluyordu.</p>
<p>Josephus masasındaki gözlüğünü, cep telefonunu ve okuduğu &#8220;<em>Düşlerin Yorumu&#8221; </em>kitabını çantasına koydu. Montague’nin başında dikildi ve hafifçe dokundu koluna &#8220;Bay Montague, isterseniz çıkabilirsiniz. Perşembe günü görüşmek üzere.&#8221; Kapısını açtı, muayenehanesinin salonunda yardımcısı Leo’ya ‘’Sen de çıkabilirsin Leo. Yarın görüşürüz.’’ deyip çıktı. Kliniğin bahçesindeki beyaz 052 Mozaic marka arabasına doğru giderken telefonu çaldı. Çantasını açtı, arayan Karta’ydı. Karta’nın sesi durguncaydı:</p>
<p>&#8220;Selam, bu akşam ne yapıyorsun?&#8221;</p>
<p>Daha dün görüşmüşlerdi Karta’yla. Gümüş renkli saatine baktı, 19:12’yi gösteriyordu.</p>
<p>&#8220;Bir planım yok. Eve gidiyordum ben de. Neden sordun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşünce anlatırım. Ben Yuks and Duşu’dayım. Seni bekliyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam, 15 dakikaya orada olurum ben de.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca tekrar saatine baktı. Otomobile girdi ve aracı çalıştırdı. Yol boyunca Karta’nın ne söyleyebileceğini düşündü. Dünkü konuşmalarında yarım kalmış, yahut ters bir şey yaşanmamıştı.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yuks and Duşu, balıkçı teknelerinin demirlendiği  ve balıkçılardan başka neredeyse hiç kimsenin de uğramadığı bir balık lokantasıydı. Akşama doğru tüm deniz güneşin batışıyla portakal rengine bürünürdü. Balıkçılar avdan döner, yorgunluklarına bir de akşamın sessizliği eklenince tuhaf bir durgunluk olurdu. Deniz ölü gibi olurdu, öyle ki karıncalar su içerdi.</p>
<p>Josephus otomobilini Yuks and Duşu’nun arkasına park ettikten sonra Karta’ya doğru yürüdü. Karta oturmuş kitabını okuyordu. Kitaba daldığı için Josephus’u fark edemedi. Josephus kulağının dibinde parmaklarını şıklatınca irkildi Karta Make.</p>
<p>&#8220;Geldin mi? Geç otur.&#8221;</p>
<p>Josephus’un masaya geçmesiyle Osman bitti yanlarında. Osman Rizeli’ydi. Hem balıkçılık yapıyordu hem de bu balık lokantasının sahibiydi. 38 yıl önce tüm dünyada sınırlar kalkınca o da Rize’den kalkmış önce kuzeydeki Rusya’ya gelmişti. 10 yıl kadar burada, Anapa kentinde yaşadıktan sonra yolculuk serüveni ABD’de nihayet bulmuştu. Osman’ın hayâlinde Norveç’e gitmek vardı hep. Türkiye’de yaşadığı yıllarda TV’de <em>Neutrogena </em>el kremi reklamlarında oynayan Norveçli balıkçıları görmüş, hayran kalmıştı. Zaten o gün bu gündür <em>Neutrogena </em>kremlerini de eksik etmemişti yanından. Norveçli balıkçılar da sık kullanırdı bu kremi. Bir de <em>Neutrogena</em>’nın telaffuzunda Osman’ı hoş eden bir yan vardı ve ‘’<em>nötrocina</em>’’ demeyi pek severdi.</p>
<p>İşte yine her zamanki gibi sipariş almaya gelmişti Osman. Baş parmaklarını pantolonunun arasına sıkıştırmış, diğeriyle de darbuka çalıyormuş gibi hızla hareket ettiriyordu.</p>
<p>&#8220;Evet beyler, ne vereyim size?&#8221;</p>
<p>Karta sipariş için Josephus’un gelmesini beklemişti.</p>
<p>&#8220;Deniz bugün neler verdi sana Osman?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bol miktarda Barbun var. Bir de Ramazan koca bir Somon yakaladı bugün. Çoğunu biz erittik, biraz kaldı. İsterseniz közleyeyim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Sen bize Barbun getir Osman. Yanında da soğuk birer bira.&#8221;</p>
<p>&#8220;Okey!&#8221;</p>
<p>Osman parmaklarını oynata oynata uzaklaştı yanlarından.</p>
<p>Josephus iyice yerleşti sandalyesine. Çantasını yanındaki boş sandalyeye bıraktı. Karta’nın elindeki kitaba uzandı, kapağına baktı. <em>Montesquieu</em>’nun <em>Kanunların Ruhu Üzerine</em> kitabını okuyordu.</p>
<p>&#8220;Bu kaçıncı okuyuşun be adam!&#8221;</p>
<p>&#8220;20 vardır.&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi, aferin. Eee, neden çağırdın beni?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğü çıkardı masaya bıraktı. Burnunu ovaladı.</p>
<p>&#8220;Bak Josephus, sanırım psikolojik rahatsızlıkların neden son 50 yılda tüm dünyada çığ gibi yükseldiğini buldum?&#8221;</p>
<p>Şaka mı yapıyordu bu adam? Bunun için mi çağırmıştı yani?</p>
<p>&#8220;Karta ne demek bu? Neyin var senin oğlum ? Beni özlediğin için çağırdığını söyleseydin güle-oynaya gelirdim zaten. Böyle aptalca bir laflaşmadan daha iyi bir gerekçe olurdu en azından. Hem ‘buldum’ ne ayrıca? Ortada ‘bulunacak’ ne var?&#8221;</p>
<p>Karta tekrar taktı gözlüğünü. Konuşma boyunca en az 10 defa çıkarır takardı.</p>
<p>&#8220;Önce bir dinle beni be adam! İki hafta önce Toplum Sağlığı Merkezi olarak 12 fabrikada toplam 752 işçi üzerinde bir anket yaptık. Sonuçlar bugün ulaştı elimize. Buna göre toplam 612 kişi psikolojik rahatsızlıkları için ilaç kullanıyor. Geri kalan 140 kişi ise yakın dönemde bu ilaçlardan kullandığını fakat artık bıraktıklarını söylemişler.&#8221;</p>
<p>Josephus’un buruşuk alın derisi yavaşça gevşedi. Çünkü kendi muayenehanesine gelen hastaların da büyük bölümü fabrika işçilerinden oluşuyordu. Bu işçiler ekonomik olarak oldukça düşük ücrete ve kötü şartlarda çalışıyorlardı. Buna karşın psikoterapi vizite ücretleri çalıştıkları fabrika tarafından karşılanıyordu. Josephus aklındaki bulanıklığı dağıtmak istedi:</p>
<p>&#8220;Peki bu sadece bu eyalet için mi geçerli Karta?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğünü çıkarıp yanıtladı:</p>
<p>&#8220;Biz bu anketi sadece kendi eyaletimiz için yaptık fakat sonuçlar böylesine vahim çıkınca iyice işkillendim ben. Bugün seni aramadan önce şehir kütüphanesine uğradım. 2012 yılında, yani 40 yıl önce Amerikalı bir anket şirketiyle Türk bir anket şirketinin ortaklaşa yürüttükleri anket sonucuna ulaştım. Üstelik anket 17 şehirde olmak üzere toplam 20.400 kişiyle yapılmış. Ankete katılanların %87’si psikolojik rahatsızlıklarından dolayı ilaç tedavisi gördüklerini söylemiş. Bir dönem ilaç alıp bırakanların oranı ise %5.&#8221;</p>
<p>Konuşmasına devam edecekti ki iki elinde iki tabakla masalarına doğru gelen Osman’ı gördü. Ardından garsonu tepside iki bira şişesiyle takip ediyordu onu.  Osman tabakları masaya koydu, garsonun tuttuğu tepsiden de biraları alıp önlerine bıraktı.</p>
<p>&#8220;Afiyet olsun beyler&#8221; deyip baş parmaklarını pantolonuna sıkıştırıp ayrıldı yanlarından.</p>
<p>Josephus koca bir yudum aldı biradan. Karta’yı dinlerken bir yandan da söylediklerini zihninde tartıyordu. Karta, mavra atacak biri değildi. Roma Üniversitesi’nde öğrenci olduğu zamandan bu yana tanırdı Karta Make’yi. Karta’nın branşı sosyolojiydi. Doğu toplumlarının tarihini, kültürlerini çok iyi bilirdi. Uzun yıllar Ulusal Göçmen Uyum Projesi’nde görev aldıktan sonra 2042 senesinde kurulan Toplum Sağlığı Merkezi’nde işe başlamıştı. Bireysel değil, toplum sağlığı.. Tam da Karta’lık bir işti.</p>
<p>Josephus, Osman’ın getirdiği balıkları çatalladı. Osman balıkları kendi üsûlune göre pişirirdi. Balığın cinsi mühim değildi, Osman’a göre hepsinin buğulaması yapılabilirdi. Balıkları öyle pişirirdi ki Osman, pamuk gibi yumuşacık olurdu. Ağızda erirdi adeta. Önce balık boğazdan aşağı yüzercesine kayar, ardından balığın dudakta kalan tuzu soğuk birayla karışıp peşi sıra inerdi boğazdan aşağı. Yutkunmakta hiç zorlanmazlardı.</p>
<p>&#8220;Peki&#8221; dedi Josephus, &#8220;Verdiğin istatistikler gerçekten çok ciddi. İyi de bunun sebebini nerede aramak gerekiyor? Yani bu insanları bu ilaçları kullanmaya iten gerekçeler neler?&#8221;</p>
<p>Karta birasından büyük bir yudum daha aldı. Biranın köpükleri bulaştı bıyıklarına, elinin tersiyle sildi.</p>
<p>&#8220;Birtakım düşüncelerim var. Umarım bu kadar korkunç değildir. Elime geçen anket sonuçlarını bir bütün olarak doktor dostum Alex’e  yolladım. Niye yolladım inan bilmiyorum ama yolladım işte.&#8221;</p>
<p>&#8220;Şu İtalyan olan mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hay yaşa! Evet o.&#8221;</p>
<p>Josephus’un muazzam bir sima ve isim hafızası vardı. 2 dakika görüp konuştuğu bir insanı kolay kolay unutmazdı. Herkesin herkesleri unuttuğu, nörolojik hastalıkların gün geçtikçe arttığı bu deliler çağında Josephus’un bu meziyeti arkadaş çevresinde sıklıkla dillendirilirdi. Alex’i de 3 ay önce Karta aracılığıyla tanımıştı. Yine Yuks and Duşu’da randevulaştıkları bir gün Karta Make yanında Alex ile gelmiş, Josephus belli etmese de buna fena halde bozulmuştu. Tanımadığı bir insanla tüm akşamı geçirecek olma düşüncesi Josephus’u rahatsız etmiş, fakat Alex’in konuşmalarını dinleyince bu düşüncesinden çabucak sıyrılmıştı. Onun meslekî yetkinliğine hayran kalmıştı hatta.</p>
<p>&#8220;Eee, ne dedi peki Alex?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu ‘şıp’ diye söylenecek bir şey değil Josephus. Alex’e maille gönderdim anket verilerini. Sanırım yarın bir geri dönüş yapar.&#8221;</p>
<p>Her ikisi de aynı anda birer Barbun attı ağızlarına. Ardından birayı yudumladılar. Bu sefer Josephus sildi elinin tersiyle ağzını.</p>
<p>&#8220;Bak ne diyeceğim Karta. Yarın Alex’i de alıp bize gelsenize. Şu meseleyi etraflıca bir konuşalım, ne dersin?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben de bu teklifi ne zaman yapacaksın diye bekliyordum doğrusu. Tabii, geliriz. Saat 20:00 uygun mu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Uygun uygun. Yarın yine haberleşiriz gün içinde.&#8221;</p>
<p>Karta kalan son Barbun’u ağzına götürdü ve bardakta kalan birayı da dikti kafasına. Garsondan hesabı istedi.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus Romin o gece eve vardığında eşi Ivana ve kızı Lisa çoktan uyumuşlardı. Ayaklarının ucuna basa basa çalışma odasına geçti. Deri çantasını masasına koyup gözlüğünü ve not defterini çıkardı. O gün terapilerde hastaları için aldığı notlara baktı. Her gece muhakkak göz atardı defterine. Sayfaları çevirirken Montague’nin terapisinde not aldığı ismi gördü; <em>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</em>. Ve o söz; &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Josephus bu isim üzerinde durmak istedi. İlgisini çekmişti bu adam ve bu söz. Birden aklına bir fikir geldi. Yarınki yemeğe Montague’yi de mi davet etseydi acaba? Aslında hasta ve terapistlerin bu ilişkilerini kendi hayatlarına taşımaları yasaktı. İlişki terapistin muayenehanesiyle sınırlıydı. Aksi halde meslekten men edilebilirlerdi. Fakat Montague’nin unutkanlığı ve Alex ile Karta’nin de güvenirliği sayesinde bu risk bertaraf edilebilirdi. Evet evet, yarın aramalıydı Montague’yi.</p>
<p>Defterini kapattı ve yatak odasına geçti Josephus. Ivana uyuyordu. Yüzüne düşen perçemi, soluduğu nefesle bir inip bir yükseliyordu. Bir süre öylece izledi onu Josephus. &#8220;Mutluluk bu&#8221; dedi içinden.. &#8220;Mutluluk bu nefes ve yan odada kızının uyuduğunu biliyor olmak.&#8221; dedi. Çocuğu olduğu için ne kadar sevinmişti Josephus.. Doğum oranlarının tüm dünyada yere çakıldığı, hükümetlerin, küresel şirketlerin TV’lerde, gazetelerde, radyolarda, internet mecralarında reklam üzerine reklam verdikleri, çocuk yapmayı teşvik ettikleri, tehlikenin artık çok yakında olduğunu bas bas bağırdıkları bir zamanda baba olmuştu Josephus. Devletin verdiği yüksek miktarda çocuk parası umurunda değildi, çocuk sahibi olmayı para için değil, mutluluğu için istemişti. Üzerini değiştirirken bir yandan da bunları düşündü Josephus.. Ivana’nın koynuna girince Ivana’yı hatırlayabildiğine sevinerek…</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus muayenehanesine geldiğinde Leo’yu randevu defterine bakarken buldu. &#8220;Günaydın Leo, bugün ilk gelen hasta kim?&#8221; Leo defterden kaldırdı başını. &#8220;Günaydın bay Josephus. Bugün ilk hastamız Alfredo Roswell.&#8221;</p>
<p>&#8220;Teşekkürler&#8221; deyip odasına yönelmişti ki, kapıdan Leo’ya bakıp &#8220;Leo, senden bir şey rica edeceğim. Bugün gelen hastalarımızın portmantoya astıkları ceketlerini bir kurcalar mısın? Biliyorum, istediğim hoş bir şey değil fakat gelen hastaların ilaç kullanıp kullanmadıklarını öğrenmek istiyorum. Şâyet böyle bir şey bulursan ilaç kutusundan bir adet çıkarıp ilacın ismi ve kullanan hastanın ismiyle not almanı istiyorum.&#8221;</p>
<p>Leo gülümsedi. İşin içinde kendince bir heyecan sezdi. &#8220;Tabii bay Josephus, yaparım tabi.&#8221;</p>
<p>Josephus tekrar teşekkür edip odasına geçti. Masasındaki saate baktı, 09.50’yi gösteriyordu. Bay Alfredo’nun randevusu 10.00’daydı. Zamanı varken Ivana’yı aramak istedi. Telefon iki defa çaldıktan sonra açıldı. ‘’Günaydın hayatım. Uyuyor muydun yoksa hâlâ?’’</p>
<p>&#8220;Tabi ki de hayır Joseph. Kendime çay yapıyorum.&#8221; Başkalarının aksine Josephus demezdi Ivana, Joseph demeyi daha uygun bulurdu.</p>
<p>&#8220;Güzel. Bak ne diyeceğim sana. Bu akşam eve Karta ve Alex gelecek. Ve belki Montague.. Bizim için hazırlık yapar mısın?&#8221;</p>
<p>Ivana’nın sesi şenlendi. &#8220;Tabi ki Joseph. Hem Karta’yı da özledim. Kaçta gelirsiniz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Akşam 8 için sözleştik.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam hayatım. Akşam görüşürüz o halde.&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşürüz hayatım.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca saate baktı tekrar; 09.55’ti. Hasta birazdan gelirdi. Josephus geçen terapi notlarına baktı. Alfredo Roswell, 35 yaşında’ydı, 6. seansıydı, terapide bir ilerleme yoktu. İstisnasız her gece rüya görüyordu. Alfredo önceki terapide kendini bir limonata şişesinde yüzerken görmüş, şişenin dibinden kapağa doğru çıkmaya çabalarken tekrar dibe battığını söylemişti.</p>
<p>Kapı tıklandı, Josephus ‘’girin’’ dedi. Giren olmadı, daha yüksek bağırdı Josephus; &#8220;Girin!&#8221;. Pot kırmış bir çocuğun mahcubiyetiyle kafasını soktu içeri önce Alfredo. Sonra uysal bir şekilde içeri girdi. &#8220;Günaydın bay Josephus&#8221; deyip divana oturdu.</p>
<p>Josephus’un muayenehanesindeki divan, Doğu tarzında düzenlenmişti. 7 sene önce bu muayenehaneye taşınınca Karta’nin da tavsiyelerini almıştı. Ne de olsa Doğu toplumları üzerimde engin bir bilgisi vardı. Odasında yere serili bir Acem halısı, kendi masasının solunda, tam duvarın dibine dayanmış bir de haki renginde kanepe vardı. Kanepenin baş ucunda üzeri mor işlemelerle bezeli flamingo figürlü bir yastık konulmuştu. Kanepede uzanan kişinin statüsü ne olursa olsun masalsı ve çocuksal bir etki yaratıyordu bu.</p>
<p>Alfredo kanepeye uzanınca Josephus’un sorusunu beklemeden dün geceki rüyasını anlatmaya başladı. &#8220;İki dağın arasında, üzerine ağaç yaprakları dökülmüş şirin bir göl vardı. Ben, penceresi göle bakan kulübemin önünde oturmuş dalgın bir şekilde gölü izliyordum. Kulübem göle 20 adım uzaklıktaydı. Gölden bir kaplumbağa çıktığını gördüm. Kaplumbağa babamdı.&#8221;</p>
<p>Josephus, Alfredo’nun çocukluğuna dair çok az şey biliyordu. Hidrofobi korkusu olduğunu, buna rağmen babasının onu ısrarla balığa götürmekte direttiğini anlatmıştı bir terapide. Babasını gölden çıkan bir kaplumbağaya benzetmesini bu korkusuyla eşitlediğini düşündü Josephus.</p>
<p>&#8220;Daha önce hiç öyle bir kulübede yaşadın mı Alfredo?&#8221;</p>
<p>Alfredo gözlerini tavandan ayırmadı. ‘’Hayır ama hep istemişimdir. Bilirsin, doğa bizi umursamadığı için kendimizi en çok onda rahatlamış hissederiz. Sanırım Nietzsche söylemişti bunu.’’</p>
<p>&#8220;Peki rüyalarınla geçmiş yaşantın arasında bir bağ kurmayı başarabiliyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Biliyorum bay Josephus, Freudisyen terminolojiye göre muhakkak vardır. Fakat ben rüyaların bende yarattığı hazla ilgileniyorum. Ve bitsin istemiyorum bunlar&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Hoşuna mı gidiyor rüya görmek?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hem de çok.. Rüyalarımın her birini kayda almayı ne çok isterdim. Uyurken bir gözlük taksaydık ve rüya gördüğümüzün bilincine varınca gözlük onu kaydetseydi. Tabi bunun için gözlüğün kaç Epicbyte kapasitesi olması gerekiyordu bilemiyorum.&#8221;</p>
<p>Fikir Josephus’a da hoş göründü. &#8220;Doğrusu çok harika olurdu Alfredo.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>İlk hastası Alfredo’dan son hastası Issa’ya her terapiye 40 dakika ayırdı Josephus. Bu arada Leo da boş durmamış, muayenehaneye giren hastaların ceketlerini, çantalarını kurcalamış, gördüğü her ilaç kutusundan bir adet almış ve hastanın adı ve ilacın adıyla birlikte bir deftere not etmişti. Leo iyi bir iş becermişti. Bu ilaçların bazılarının ne amaçla kullanıldığını biliyordu Josephus. Diğerlerini akşam yemeğinde Karta ve Alex’le konuşurdu belki. Çıkmaya hazırlanırken Montague’yi aramadığını hatırladı. Hemen hasta randevu defterinden ismini buldu ve aradı. Uzun bir çalıştan sonra telefon açıldı.</p>
<p>&#8220;Evet?&#8221;</p>
<p>&#8220;Selam Montague, Josephus ben&#8221; Birkaç saniyelik bir es verildi.</p>
<p>&#8220;Ah, evet, selam doktor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Seni ne için aradığımı merak ediyor olabilirsin, endişelenme. Seni bu akşam bana yemeğe çağıracaktım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tabi, seve seve. Nereden alırsın beni? New Nose iyi midir?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet evet. 20 dakika sonra alırım seni oradan. Görüşürüz.&#8221;</p>
<p>Telefonu kapatınca Montague’nin kendisini aradığına hiç şaşırmadığını, hele hele yemeğe davet edişini gayet doğal karşıladığını anladı Josephus. Ne tuhaf adamdı.. Onunla doktor-hasta ilişkisi dışında sohbet edebilme fikri heyecanlandırdı Josephus’u. Karta ile Alex’ten çok onun söyleyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yugoslavya dağıldığında 5 yaşındaydı henüz Ivana. Anne, baba ve 2 büyük abisiyle uzun bir yolculuktan sonra ABD’ye göç etmişlerdi. Annesi o toprakların yemeklerini, bildiği 3 dili küçük yaşlarından itibaren öğretti kızına. Ivana bir yandan üniversitede Roma hukuku dersleri verirken, bir yandan da evinde Boşnak ve Arnavut yemeklerini de yapıyordu. Tükenmez enerjisi Josephus’u kendisine hayran bırakan en güçlü yanıydı.</p>
<p>Yine mükellef bir sofra kurulmuştu. Karta aşinaydı bu sofraya ama Alex ve Montague’nin gözleri bir an önce yemeğe geçmek istercesine dolanıyordu masada. Josephus’un şarabın mantarını ‘lap’ diye açmasıyla yemeğin işareti de verilmiş oldu. Montague bu yemeği anlatacak kadar anımsayacak mıydı acaba? Josephus bir yandan yemek yerken bir yandan da konuşmayı uygun buldu.</p>
<p>&#8220;Alex, Karta’nın gönderdiği anket verileri hakkında ne düşünüyorsun?&#8221;</p>
<p>Alex önündeki garnitürlü pilavdan bir kaşık aldı ve yutkundu.</p>
<p>&#8220;Benim için şaşılacak bir şey değildi bu Josephus. Çünkü durum daha vahim ve ben Sağlık Bakanlığı’na gönderdiğim son raporumda ayrıntılı bir malumat yollamıştım.&#8221;</p>
<p>Montague elindeki kadehi masaya bıraktı, dikkat kesildi. Alex devam etti.</p>
<p>&#8220;Bu anket sonuçları birçok sebebin bir sonucu aslında. Biliyorsunuz son 50 yılda dünya nüfusu hızla düşüyor ve devletler bunun insanların bilinçli aldığı bir karar olduğunu söylüyorlar. Şüphesiz ciddi bir oranı tutuyor ama tamamı değil.&#8221;</p>
<p>Karta, Alex’in ilk cümlesinden sonra dikkat kesilmişti. &#8220;Diğer sebep ne Alex?&#8221;</p>
<p>Alex sepetten bir dilim ekmek alıp ikiye yardı. &#8220;Şunu diyorum; insanların aldığı kararların dışında bir de devletlerin aldığı kararlar var Karta.  Devletlerin ön göremediği bir şeydi bu. Konformizmi yaygınlaştırarak ve artırarak mevcut süreğenliğin devam edeceğini sandılar. Fakat bu kayış 2040’lı yıllarda koptu. Bireyler çocuk yapmayı bir külfet saydılar. Bu konformizm sayesinde yaşama sınırları uzadı ve konformizmi çocuk yaparak bozmak istemediler. Devletler işte o zaman insanlara sağılan bir inek misyonu yüklediler. Baksana işçi sınıfına.. 100 yıl önceden ne farkı var. Hatta daha kötü durumdalar. 100 yıl önce insanlar 65-70 yıl yaşayıp bunun 30 yılı aşkın süresini çalışarak geçiriyorlardı. Şimdi ise 100-110 yıl yaşayıp bunun 70 yılını çalışarak geçiriyorlar. Bu uzun yaşamayı da sentetik ilaçlar, değiştirilmiş organizmalarla sağladılar. İşte devletler ve küresel şirketler bunu teşvik ettiler baylar. Doğurganlığın yere çakıldığını gördüler ve en azından doğmuş olanlardan uzun süre faydalanmak için ömürlerini uzattılar. İlaçların yan etkilerini de ya hesap etmediler, ya da umursamadılar. Bu deliler çağına böyle geldik. Yaşamaya değil, çalışmaya geldik.&#8221;</p>
<p>Montague başı eğik dinledi hepsini. Alex hem kendisini anlatmıştı, hem değil. Çocuk yapmama düşüncesini taşıyalı beri, bunun konforunu bozmamakla ilgisini olmadığını biliyordu. Aksine yaşadığı bu hastalıklı çağa <em>Ebu’l Âlâ</em>’nın deyimiyle bir günahkâr daha kazandırmak istemiyordu.</p>
<p>Alex konuşmasını bitirince masadakiler sustu. Hepsi sustu. Topluma bu kadar yabancı kaldıklarını, teoriler arasında boğulup kaldıklarını, fakat asıl gerçeğin; hayatın kendisinin yabancısı olduklarını anladılar. Konuşmak kandırmaca olacaktı. Sözün hakkı Montague’nindi&#8230; O da sustu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4513</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kilimli Kız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Jul 2016 13:45:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4491</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şunu söyleyebilirim ki; aldatılmak, sevdiğin tarafından aldatılmak, sevdiğin kişinin ölümünden daha çok yakıyor canını. Ve bu acıyla, kenara kıstırılmış yaralı bir panter gibi saldırıyor insan. Kime olursa olsun, neye olursa olsun; tıslıyor, ısırıyor, tırmalıyor. Ona yardım etmeye çalışanları görmüyor, anlamıyor. Zihni, temelinden sarsılmış; üst üste duran toplardan altlardan bir tanesi yerinden oynatılmış, tüm düşünceler birbirinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/">Kilimli Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şunu söyleyebilirim ki; aldatılmak, sevdiğin tarafından aldatılmak, sevdiğin kişinin ölümünden daha çok yakıyor canını. Ve bu acıyla, kenara kıstırılmış yaralı bir panter gibi saldırıyor insan. Kime olursa olsun, neye olursa olsun; tıslıyor, ısırıyor, tırmalıyor. Ona yardım etmeye çalışanları görmüyor, anlamıyor. Zihni, temelinden sarsılmış; üst üste duran toplardan altlardan bir tanesi yerinden oynatılmış, tüm düşünceler birbirinden bağımsız yuvarlanıyorlar. Nasıl olduğunu bile fark edemediği bu durum karşısında insanın nutku tutuluyor. O kadar aptal olduğunu düşünüyor ki; kendine güveni bitiyor. Bir daha hiç kimseye inanamayacağını sanıyor. En çok da kendine… Hayatı boyunca aldığı tüm kararların yanlış, tüm yargıların boş olduğu varsayımında boğuyor gözyaşlarını. Hayatına nasıl devam edeceğini bilemiyor. Kimsesiz ve yapayalnızlıktan çok soğuk hissediyor. Oysa mevsim bahar, mevsim yazı haber veriyor. Çiçeklerin açmasıyla gönlünün neşelenmesi lazımken şimdi, hiçbir şey göremiyor. Görmek istemiyor. Tüm yaşamı, bütün hayatı, neşe duyduğu her şey gri pis bir pusun ardında kaybolmuş. Hayatında hiç yapmadığı gibi ya da en azından aylardır yapmadığı gibi işine geç kalıyor insan. Ertesi gün tekrar; tekrar geç kalıyor. İstese de yetişemiyor dünyaya. Onun zamanı akmıyor çünkü. Dönmüyor düşünceler aklında; kan, damarlarında dolaşmıyor. Aldığı meyveler bile dolapta çürümüş. Oysa hepsinin tadı olması gerekirdi. Şeker bile tatsız. Yemek yemiyor insan tadını alamadığı zamanlarda. Biraz su, biraz güneş ışığı ile ne kadar hayatta kalınırsa o kadar yaşıyor insan. Canlanamıyor. Tüm bunlar, yüzünden ayan beyan okunabildiği için, etrafındakiler soru sormaz oluyorlar bir süre sonra. Tüm insanlar, yaralı bir pantere yaklaşmaya çekinir.</p>
<p>Telefonun çalması anlamsız böyle günlerde. Ses çıkaran her şey rahatsız edici… İçindeki ateş tüm duyularını kül etmiş; durgunluk. Patlayacak bir şeyleri kıyıda köşede saklayan bir durgunluk… Zamanın bittiği noktanın bulunduğu yer burası. Artık her şeyin bitebileceği sınır. Artık her şey bitmeli.</p>
<p>Nefessiz kalınan bir an için her şey bitiyor.</p>
<p>İnsanların acılarından, sevinçlerinden bağımsız, ancak kaderlerini ilerleten zaman aldırmadan devam ediyor. Her şey, yeniden başlıyor. Baharın tatlı meltemiyle savruluyor küller. Pusun ardında görünemeyen çiçeklerin kokusu öncülük ediyor. Çok fazla yağmur yağmış bu dönemde, her yer çamur. Çamurun bile kıvamı olduğunu fark ediyor insan. Bu çamurdan nice heykeller yapıldığını anımsıyor sonra. Yine de, henüz geceyi geçemezsin ne zaman çöktüğünü fark etmediğin. Ufak tefek birkaç yıldız göz kırpar, belki ay vardır belki de yoktur, bilemezsin. Ne olduğunu bilmesen de yıldızlardan birinin Mars olduğuna inanırsın. İşte o zaman, teker teker yuvarlanmaya başlar toplar yeniden birbirlerine doğru. Yan yana, üst üste inşa ederler seni canlı kılacak her şeyi yeniden.</p>
<p>Uzaktan, gökyüzünde kızıllık belirir. Güneşin doğma vakti yaklaşmıştır artık. Ama önce bu çamurdan çıkıp, tatlı sularda yıkanman gerekir. Yürümeye başlarsın. Çamur kuruyup toprak sertleşir, yolun uzadıkça bahara uzanan taze çimleri hissedersin. Ellerinin üzerinde taşırlar tabanlarını. İleride, ufkun parladığı büyük bir su birikintisi görürsün. Ayakların durmaz, su boyunu geçene kadar yürümeye devam ederler. Boğulmaktan korkan kalbin çırpınır. Yaşaman gerektiğini anlarsın. Bu dünyada hiçbir şey için değil, yalnız yaşamak için var olduğunu bilirsin. Ayakların yerden kesilir, yüzün göğe dönük suyun yüzeyinde kalırsın. Her şeyin bittiği ve yine her şeyin başladığı zamanda asılısındır. Her şeyin bittiği ve yine her şeyin başladığı zaman aynıdır. Bu yüzden, uzakta bir yerde sönen ayın yerine güneş doğar. Seni sarmalayan sıcaklığıyla kendine geri dönersin. Hayatına geri dönersin. Geldiğin yollardan ilk defa geçer gibi, yaşama geri dönersin. Bitmek ve başlamak; aynı anda çıkılan uzun bir yolculuktur.</p>
<p>Günlerden bir gün, bir dağ yamacındasındır, yazın ilk ve uzun gecelerinin tadını çıkarmak için. Aşağılardan köpek ulumaları gelir. Birkaç kirpi hışırdatırken etraftaki çalılıkları, ateş böcekleri dolanır gölgelerinde. Geceleri bile şarkı söyleyen kuşların sesi cırcır böceklerine eşlik eder. Yaz geldi artık diye hazırlıksız yakalanmışsındır tepenin serinliğine. Üzerine oturduğun kilime sarılarak, saklarsın çıplak omuzlarını rüzgardan. Yüz yüze durduğun ayın on dördüne bakarak, ne çok yol kat ettiğini düşünürsün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/">Kilimli Kız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kilimli-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4491</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hikaye</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hikaye/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hikaye/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jul 2016 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Gür]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4412</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşanmış veya yaşanabilecek olayları ele alan, İlk Çağ’da masal ve tarihi olayların anlatılmasıyla temelleri atılan hikaye, Ortaçağ&#8217;da Hindistan&#8217;ın &#8216;Binbir Gece Masalları&#8217; ile sağlam adımlar atmıştır. Bugünkü edebi kimliğini İtalyan yazar Boccacio&#8217;nun &#8216;Decameron&#8217; adlı eseriyle kazanmıştır. Hikaye Nedir? Türklerde destanlar, halk hikayeleri ve masallarla köklü bir geçmişe sahip olan hikaye; 14. ve 15. Yüzyılda çağdaş hikaye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye/">Hikaye</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşanmış veya yaşanabilecek olayları ele alan, İlk Çağ’da masal ve tarihi olayların anlatılmasıyla temelleri atılan <strong>hikaye</strong>, Ortaçağ&#8217;da Hindistan&#8217;ın &#8216;Binbir Gece Masalları&#8217; ile sağlam adımlar atmıştır. Bugünkü edebi kimliğini İtalyan yazar Boccacio&#8217;nun &#8216;Decameron&#8217; adlı eseriyle kazanmıştır.</p>
<h2>Hikaye Nedir?</h2>
<p>Türklerde destanlar, halk hikayeleri ve masallarla köklü bir geçmişe sahip olan <em>hikaye</em>; 14. ve 15. Yüzyılda çağdaş hikaye tekniğine &#8216;Dede Korkut Hikayeleri&#8217; ile yaklaşmıştır.</p>
<h2>Hikayenin Unsurları Nelerdir?</h2>
<p>Hikayeler toplam beş unsurdan meydana gelmektedir. Bazı <u>hikaye</u> türleri bunların hepsinin kullanmamakla birlikte klasik hikayelerde bu beş unsur eksiksiz kullanılmaktadır.</p>
<ol>
<li>Olay,</li>
<li>Kişi,</li>
<li>Yer,</li>
<li>Zaman</li>
<li>Dil ve anlatım</li>
</ol>
<h2>Hikayede Plan</h2>
<p>Hikayenin planı serim, düğüm, çözüm bölümleri olmak üzere üç ana bölümden oluşur.</p>
<ul>
<li>Serim; çevre ve kişileri tanıtarak hikayenin girişini oluşturur.</li>
<li>Düğüm; hikayenin tüm yönleriyle anlatıldığı bölümdür.</li>
<li>Çözüm ise; hikayenin bir sonuca bağlanarak bitirilmesidir.</li>
</ul>
<p>Fakat her hikaye bu plana bağlı kalınarak yazılmaz; bazılarında serim ve çözüm olmaz, okuyucuya bırakılır.</p>
<h2>Hikaye Türleri</h2>
<p>Hikayeler klasik olarak iki türe ayrılır. Bunlar olay ve durum hikayeleridir. Ancak daha sonraki zamanlarda modern hikaye diye yeni bir <strong>hikaye</strong> türü de doğmuştur.</p>
<h3>Olay Hikayesi</h3>
<p>Olay hikayeleri serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir. Okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından yaygınlaştırıldığı için “Mopasan tarzı hikaye” de denir</p>
<p>Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir.</p>
<h3>Durum Hikayesi</h3>
<p>Durum hikayeleri bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir. Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.</p>
<p>Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.</p>
<p>Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.</p>
<h3>Modern Hikaye</h3>
<p>Modern hikayeler diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.</p>
<p>Hikayede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Franz Kafka’dır. Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hikaye/">Hikaye</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hikaye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4412</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bisiklet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bisiklet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bisiklet/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jul 2016 08:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4381</guid>
				<description><![CDATA[<p>“O bisiklet ya tüm çocuklara alınmalı ya da hiç kimse bisiklete binmemeliydi…” Karne zamanı bütün çocuklar için hayallerle gerçeklerin savaştığı bir dönem olmuştur bizim gibi arka mahalle çocukları için. Hepimizin hayalleri kırmızı mavi ya da beyaz bisikletlerle süslenirdi. Ama hep karnesi iyi olan çocuklara değil, babasının durumu iyi olanlara alınırdı o bisiklet. Biz ise iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bisiklet/">Bisiklet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>“O bisiklet ya tüm çocuklara alınmalı ya da hiç kimse bisiklete binmemeliydi…”</strong></p>
<p>Karne zamanı bütün çocuklar için hayallerle gerçeklerin savaştığı bir dönem olmuştur bizim gibi arka mahalle çocukları için. Hepimizin hayalleri kırmızı mavi ya da beyaz bisikletlerle süslenirdi. Ama hep karnesi iyi olan çocuklara değil, babasının durumu iyi olanlara alınırdı o bisiklet. Biz ise iyi kalpli arkadaşlarımızın bisikletine binebilmek için kaldırımda tur sırasını bekleyenlerden olduk hep.</p>
<p>Murat bizim yan sınıfta okuyordu. Dersleri pek de iyi sayılmazdı. En azından benim derslerim Murat’ın derslerinden daha iyiydi. Paralı bir futbol okuluna gidiyor, gıcır gıcır spor ayakkabılar giyiyordu. Resim defterini bir birinden güzel renkli boyalarla süslüyor, Tombo marka kalem ucu kullanıyordu.  Daha da kötüsü -evet bu durum benim için dünyanın en büyük kötülüğüydü- Yasemin benimle değil Murat’la arkadaşlık kuruyordu.</p>
<p>Ve sonunda okul bitmişti. Karneler dağıtıldığında Murat ağlıyor bense gülüyordum. Onunkinden çok daha iyi bir karnem vardı. Ama o gün Yasemin Murat’ı teselli etmeye çalışıyordu. Benimse başarımı bile kutlamamıştı. Elimde kırmızı kurdaleli karnemle eve gittiğimde ağlamaklı yüzümü gören annem karnemin kötü olduğunu düşünüp &#8220;seneye daha çok çalışır düzeltirsin bexga mın üzülme&#8221; diyerek teselli etmeye çalıştı. Yazık ki annemin okuma yazması olmadığı için karne bakmasına rağmen tüm derslerimin pekiyi olduğunu anlamadı. Bende açıklama yapma gücünü bulamadım kendimde. Akşam babam annemle konuşmuş olmalı ki karnemi isterken yüzü asıktı babamın. Karneme baktıktan sonra güzü güldü. &#8220;E hani zayıfın vardı. Aferin benim aslanıma&#8221; diyerek kucakladı beni.</p>
<p>Çocuklara alınan karne hediyeleri tam bir haksızlık olarak kaldı hatırımda. O bisiklet ya tüm çocuklara alınmalı ya da hiç kimse bisiklete binmemeliydi, benim için.</p>
<p>Karnesinde zayıfı olan bir çocuk mahalledeki diğer çocukları başına toplayıp son model bisikletiyle hava atarken, yabancısı olduğum bir dilde okutulan tüm derslerden pekiyi alan ben kavgacı bir serseri olduysam bunun sorumlusu inşaat işçisi babam değildi hiçbir zaman için.</p>
<p>Var olmaya çalışan bir çocuğun yaşadığı bu ikilemin toplumsal savaşlarında sebebi olduğunu çok zaman sonra öğrendim. Neyse…</p>
<p>O gün bisiklet isteyemedim babamdan. İstesem alırdı belki ama bisiklet pahalı bir oyuncak olmalıydı. Babamı para kazanmak için inşaatta üstü başı çamur içinde gördüğüm günden sonra ondan bir şey istemeye gönlüm razı olmadı. Bir kaç gün sonra Murat babasının aldığı son model bisikletini göstermek için çocukları etrafına toplamıştı arka sokakta. Bende gittim tabi ki. Kıpkırmızı bir bisikletti. Simsiyah tekerleklerine daha hiç çamur bulaşmamıştı bile. Çelik jantlarının parıltısı güneş vurdukça gözümü alıyordu. Pezevenk yememiş içmemiş bisikleti alır almaz hava atmak için toplamıştı çocukları başına. Hepimiz hayran hayran bakarken içimizden biri ilk turu isteme cesaretini göstermiş ama Murat, &#8220;olmaz olum daha yeni aldım kırarsınız, vermem&#8221; diyerek ret etmişti tabi. Diğerleri &#8220;hadi be olum bir tur lan&#8221; diye ısrar ederken ben &#8220;baban sana niye aldı bu bisikleti? Karnen iyi değildi ki senin&#8221; diye yaktım içimin patlamak için yer arayan büyük öfkesini.</p>
<p>Murat &#8220;sana ne lan piç&#8221; diye çıkışınca artık içimde anlam arayan şiddet ateşi meşru bir zemin kazanmış oldu. &#8220;Ne küfrediyon lan! Sensin piç&#8221; diyerek ittim Murat’ı. Murat bisikletle birlikte yere düşünce bisikleti olmayan diğer çocuklarda beni gaza getirmek için tezahüratlarıyla el çırpmaya başladılar. Evet, artık bisikleti olmayan tüm çocukların desteğini arkama almıştım. İçime gittikçe büyüyen bir coşku doğmuştu. Ve bisikleti olmayan tüm o çocuklar için bir kez daha atladım henüz yerden kalkamayan Murat’ın üzerine. Biz yerde boğuşurken bisiklet çamura düşmüştü. Sonunda kavgayı gören bizden büyük diğer çocuklar araya girip bizi ayırınca yerden kalkan Murat bir fırsatını bulup bisikletin ön tekeriyle göğsüme vurup evine kaçtı. Biz de abisine yakalanmamak için kendi sokağımıza kaçtık. Göğsümde kocaman yeni alınmış bir bisiklet tekeri iziyle evin önüne geldim soluk soluğa. Arkamı döndüğümde tek başıma olduğumu gördüm. Biraz önce Murat’ı dövmem için beni gaza getiren benim gibi bisikleti olmayan diğer çocukların hiç biri yoktu yanımda. Murat’ın abisinden korktukları için evlerine kaçmışlardı. Tişörtümün yırtığından ve üzerimdeki tekerlek izinden kavga ettiğim belli oluyordu. Bu yüzden eve girmeye cesaret edemedim. Biraz sonra Murat, bisikleti ve abisi çıkageldi. Murat’ın abisi Murat’a bakıp &#8220;bu mu&#8221; gibisinden bir şeyler söyleyerek beni işaret etti. O gün orda çok tatlı bir dayak yedim. Suratıma inen tokatların bir bedel olduğunu bilmiyordum ve orda beni yalnız bırakıp kaçan diğer çocukların bu davranışlarını büyüdüklerinde de tekrar edeceklerini de bilmiyordum. Acı duyuyordum ama pişman değildim, Çünkü haklıydım.</p>
<p>Artık eve dönmek zorundaydım. Hissettiğim gurur yüzüme yansımıştı. Babama durumu anlatınca beni haklı bulacaktı. Hatta belki o da gidip Murat’ın babasıyla kavga edecekti.  O halde eve girdim. Babam evdeydi. Beni o halde görünce ne olduğunu anlatmama izin bile vermeden bir tokatta ondan yedim. İşte bu çok acımıştı.</p>
<p>Hayatımın ilk haklı kavgası ilk bedeli ve ilk acı tokadıydı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bisiklet/">Bisiklet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bisiklet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4381</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Jul 2016 06:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Kapıları]]></category>
		<category><![CDATA[Günebakan]]></category>
		<category><![CDATA[Halis Bütünley]]></category>
		<category><![CDATA[Harbiye Açıkhava Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilmişik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4327</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir Yeni Türkü şarkısı vardır” Derya Köroğlu İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir <em>Yeni Türkü şarkısı</em> vardır” <strong>Derya Köroğlu</strong></p>
<p>İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir koku, küçük bir görüntü bazen de bir şarkı alır bizi zaman tünelinden geçirerek o an’a geri götürür.</p>
<h2>Yeni Türkü &#8211; Günebakan</h2>
<p>Yıl 1986’ydı; Büyümek gelmiş başımıza dikilmişti. Üniversite yıllarının hercai günleri tam da bitmek üzereyken, ben dâhil birçok kişi bitmesin diye bir yıl daha uzatmaları oynamak istemiştik… Ertelen dersler ve sınavlar değil, erişkinliğin sorumluklarıydı laf aramızda… Başımıza gelecekleri iyi biliyorduk. İçinde olmak istemeyeceğimiz bir sistemin dişlileri arasında öğütülürken, çiğnenip tükürülecek birer lokma olmayı geciktirmeyi umuyorduk. Yenilgilerimizle yüzleşmekten kaçıyorduk. İşte “<strong>Günebakan</strong>” albümü tam da böyle bir zamanlamayla girmişti hayatımıza…</p>
<p>“Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman. / Artık dönemesek de geriye / Ardından koştuğumuz o bahardır.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/tVbLl6iJ1cM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Meral Özbek</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>Bu ikilinin üretimleri (ki o zaman evliler) uzun bir süre bizlere yol arkadaşlığı yapacaktı, korktuğumuz ve yutulmak istemediğimiz o iş dünyasında… Kendimiz olarak kalabilmek için onların arkadaşlıklarına sığınacaktık. Bir taraftan birey olma mücadelesi verirken, diğer taraftan da insan kalarak çalışabilmek için uğraşıyorduk. Sosyolojik anlamda beyaz yakalıların sessiz direnişiydi bir bakıma ve biz bu gücü yenilenen müziğimizde buluyorduk. Ardı ardına birçok müzik grupları ortaya çıkmaya başlamıştı. Sanki Yeni Türkü’nün öncü olmasını bekliyorlarmış gibi… Değişen şartlara ayak uydurmak zorunluluğunu biliyorduk fakat bu durumu yumuşak dokunuşlarla kabullenirken, bir taraftan da betonlaşmış patron zihniyetlerini kırmak ve dönüştürmek için de yeni yöntemler geliştirmenin yollarını arıyorduk. Bir çağ kapanıyordu, eski yaşam tarzı ve iş anlayışı değişiyordu, her türlü dayatmaya karşı sessiz ama köklü bir direnç geliştirmiştik aslında… Kapitalizm yenileniyordu… Ve bu değişimin tek tanıkları bizlerdik… Yeni Türkü’nün ardı ardına gelen albümleri bunun kanıtıydı bir anlamda…</p>
<p>Bahardan hiç vazgeçmeyecektik… İster ilkbahar olsun, ister sonbahar fark etmezdi… İlle de BAHAR inatla BAHAR!!!</p>
<h2>Yeni Türkü – Yaprak Dökümü</h2>
<p>“Mevsim dönüp de yeniden yeşermeye başlayınca rüzgâr / Çıplağında o atın yine onlar koşacaklar / O çocuklar, o yapraklar, o şarabi eşkıyalar. / Onlar da olmasalar, Benim gayri kimim var…”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/OHm8OZIyxL8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Can Yücel</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>1987 yılında “<strong>Dünyanın Kapıları</strong>”; 1988’de “<strong>Yeşilmişik</strong>” albümleri yayınlandı… Bir coşku ve önüne geçilemeyen bir” <strong>Fırtına</strong>” esmeye başlamıştı adı “<em>YENİ TÜRKÜ</em>’ydü”… Üç yıl üst üste üç albüm çıkmıştı… Baskılara yenik düşmeyen genç kuşak “<strong>Yeni Türkü</strong>” ile adeta yeniden canlanmıştı…</p>
<p><em>Yeni Türkü</em>’nün 06.06.1990’da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu&#8217;ndaki konseri hınca hınç doluydu… Benim gibi birçok kişinin gittiği ilk konserdi… Saatler öncesinde gittik… Beton sıraların üzerine oturup heyecanla beklemeye başladık… Provayı seyircili yaptılar, önce provayı izledik sonra konseri… Canlı dinlemenin keyfi başkaydı elbette… Zaten o zamanların teknolojisiyle evlerimizde teyplerden ne kadar anlayabilirdik müziğin gerçek kalitesini…</p>
<h2>Yeni Türkü – Göç Yolları</h2>
<p>“En büyük silah umut etmek yadigâr kalsın bize/ Göç yolları göründü bize, görünür elbet/ Göç yolları bir gün gelir döner tersine, dönülür elbet./ Dağılsak da göç yollarında yarın bizim bütün dünya.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/m58efgtSg8s?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Murathan Mungan</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
<li>Gitar ve vokal: Derya Köroğlu</li>
<li>Klavye: Selim Atakan</li>
<li>Gitar; Klasik kemençe: Cengiz Onural</li>
<li>Bas ve vokal: Tuğrul Bayraktar</li>
</ul>
<p>Halis Bütünley: Batari’de tiyatroyu adeta inletiyorlardı. Elbette batılı anlamda görsel ve işitsel gösteriye dönüşen bir anlayış değildi…Şimdinin konserleriyle boy ölçüşmesi mümkün değil, ama biz izleyicilerin beklediği de zaten bu değildi…</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Misket</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/misket/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/misket/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Jul 2016 06:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4296</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir trende yolculuk ediyordu. Oraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Gözlerini açtığında kendini sallanan bir koltukta bulmuş, ve bu koltuğun bir trenin içinde olduğunu fark etmişti. Kendine gelmek için bir süre durdu. Ama trenin sallanmasını engellemenin bir yolu olmadığı için, sarsıntılar yüzünden düşüncelerini toparlayamıyordu. Ne kadar zaman uyumuştu böyle. Çok uzun olmalıydı, gereğinden fazla uyuduğu zamanlardaki gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/misket/">Misket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir trende yolculuk ediyordu. Oraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Gözlerini açtığında kendini sallanan bir koltukta bulmuş, ve bu koltuğun bir trenin içinde olduğunu fark etmişti. Kendine gelmek için bir süre durdu. Ama trenin sallanmasını engellemenin bir yolu olmadığı için, sarsıntılar yüzünden düşüncelerini toparlayamıyordu. Ne kadar zaman uyumuştu böyle. Çok uzun olmalıydı, gereğinden fazla uyuduğu zamanlardaki gibi bir sarhoşluk vardı zihninde. Bedeni öylesine mayışıktı ki; etrafına bile doğru düzgün bakmamıştı.</p>
<p>Başını kontrol edebilmeyi başardığında, sağına soluna bakındı. Çok büyük gayret gerektiriyordu bu durum. Yine de, bir kompartımanda yalnız olduğunu anlayabildi. Çok eski bir trendeydi, sallanmasından da belli olduğu gibi. Artık hiç sarsılmadan çok süratli gidebilen trenler varken, çocukluğundan kalma, koltuk yerine tahta banklar olan ve sürgülü kapılı kompartımanlardan oluşan bu trene neden binmişti? Daha da ilginci, bu trenlerin artık var olmadığını, her birinin yenisiyle değiştirildiğini okumuştu haberlerde.</p>
<p>Düşünceleri, daha endişe verici bir düşünceyle bölündü. Bileti olup olmadığını bilmiyordu. Ceplerini karıştırdı. Bir çakı, kullanılmış iki adet kağıt mendil ve bunların arasından yeşil, dikdörtgen bir karton çıktı. Kartonun üstündeki yıldız şekilli delikten kontrol edilmiş olduğunu anlayarak rahatladı. Ve tekrar düşüncelere daldı. Bu da artık olmayan bir şeydi, yeşil kartondan minik dikdörtgen biletler. Biletçi, elinde şekilli bir delgeçle dolaşarak bunları bazen yıldız, bazen kare, bazen de yuvarlak biçimli delikler delerek kontrol ederdi. Ama artık, yeni biletler bilgisayar çıktısıydı. Çoğu belge kolaylık olsun diye bilgisayar çıktısı olarak basılıyordu. Bu karton bilet gibi, geleneksel matbaa teknikleri kullanılan baskılar pahalıya mal oluyordu çünkü.</p>
<p>Kompartımanın kocaman, dikdörtgen bir penceresi vardı. Camı iki parçaya ayrılmış ve üst kısmını aşağı çekerek, yarısını açmanızı mümkün kılıyordu. Dışarıda pırıl pırıl güneş parlıyor; yemyeşil bir ovadan tangırdayarak geçiyordu tren. Gidiş yönüne sırtını vererek oturduğu için, görüntünün uzaklaşmasını seyredebiliyordu. Ayağa kalkıp pencereyi indirmeye çalıştı, gücü yetmedi. Oturduğu bankın üzerine çıkarak tekrar denedi, yine olmadı. Bu kez mandalına asılarak ayaklarını banktan kaldırdı ve vücudunun ağırlığına daha fazla direnemeyen pencere yavaşça indi. Parmak uçları bunu yaparken acımışlardı ve hala sızlasalar da, zihnini berraklaştıran rüzgarı yüzünde hissetmeye değdi.</p>
<p>Ne kadar zaman geçtiğini anlayamayacağı kadar güzel bir manzara izliyordu dakikalardır. Sonra garip bir şey oldu. Tren daha da sallanmaya başladı ve ağaçların boyu da gitgide kısalıyordu. Bir çukura düşüyor gibiydiler. Hayır, ağaçlar kısalmıyor, tren gitgide yükseliyordu. Gökyüzüne yaklaşmak ve pencerenin hemen yanında uçan kuşlara dokunmaya çalışmak öylesine nefes kesiciydi ki; neden, niçin, nasıl diye soramıyordu insan.</p>
<p>Bir zaman sonra karnının acıktığını hissetti. O zaman, kompartımanı daha bir dikkatli inceledi ve uyandığı yerin hemen köşesinde bohçaya benzer bir çanta olduğunu fark etti. Ağzı büzgülü, üzeri sarı pullarla bezeliydi. Çantayı kaldırıp kucağına almak istedi. Çanta; göründüğünden daha ağır çıkınca, olduğu yerden kımıldatmadan, usul usul ağzını açtı. İçinden bir şeylerin yuvarlandığını duyunca, hızla büzgüyü kapattı. Yere düşen şeyleri aramaya koyuldu.</p>
<p>Oturduğu bankın altında iki parıltı vardı. Uzanıp ikisini de almak, minyon bedeni için çok kolaydı. Elindekiler, biri şeker pembesi diğer şeffaf misketlerdi. Bulduğu hazineyle heyecanlanıp, parıltılarını daha iyi görebilmek için, bankın üzerine çıktı ve her iki elinde birer misketle, kollarını camdan dışarı uzattı. Güneşin dokunduğu minik cam küreler göz alıcı bir parlaklığa büründü. Hayatımda gördüğüm en güzel pembe bu olmalı, diye düşündü. Renksiz olansa, en iyi kesilmiş elması aratmayan bir ışıltı saçıyordu.</p>
<p>Gördükleri karşısında açlığını unutmuş, coşkuyla istem dışı hareketler yapıyordu. Şeffaf olan elinden kayıverdi. Onu yakalamak için hamle yapınca diğerini de düşürdü. Misketler, bir süre havada asılı kaldı. Sonra, yağmur damlası gibi süzüldüler. Gözden kaybolana kadar onları izledi. Pencereden ayrıldı, sarı pullu bohçanın ağzını yalnız elini içine sokabilecek kadar dikkatlice açtı. Bir avuç misket alıp cama döndü. Minicik avucuna anca altı tane misket sığmıştı. Hepsinin rengi ve boyutları birbirinden farklıydı ama; birbirine çok yakın ölçülerde olduğu için boyut farklılıklarını algılamak kolay değildi.</p>
<p>Kürelerden önce birini boşluğa bıraktı. Açık mavi tonuyla, artık iyice yükselmiş ve bulutlardan yukarıda yol alan trenin gökyüzü manzarasında silikleşiyordu. Bir süre asılı kaldıktan sonra yavaşça buharlaştı. Sonra turuncu olanını bıraktı.  O da havada daireler çizmeye başladı. Giderek daha hızlı dönüyordu. En sonunda o kadar hızlandı ki; görülemez oldu. Bir sonraki yeşildi. Elinden çıkar çıkmaz; durgun suda yayılan dalgalar gibi yayıldı ve bir süre tüm manzara yeşil filtre altından göründü. Anlaşılan, her bir renk farklı bir şekilde karışıyordu rüzgara.</p>
<p>Bankın üstünde duran sarı bohçaya bakıp gülümsedi. Koşarak olduğu yerden kaptı ve pencere kenarına getirdi. Ağırlığına bakılacak olursa, içinde herhalde bin kadar misket vardı. Büzgüyü yavaşça açsa da, bunca misketi küçücük elleriyle kontrol edemedi. Cam küreler hem içeri hem dışarı doğru dağıldılar. Kompartımana düşenler takırdıyor, dışarı gidenler bin bir şekilde havaya karışıyordu. Büyüleyici bir manzara, renk cümbüşüyle harmanlanıyordu. Renkler, trenin etrafını sarmış ve tren bir renk tünelinde ilerlemeye başlamıştı.</p>
<p>Açlığı yeniden kendini hissettirince camdan ayrıldı. Kompartımanı tekrar inceledi. Etrafa saçılmış misketlerden başka bir şey yoktu. Bunlardan birini alıp ağzında çevirmeye başladı. Sarı olduğu için ekşi bir tadı olacağını sanmıştı ama camın soğukluğu ve sertliğinden başka bir şey damağına dokunmadı. Yeniden banka uzanmış, camdan süzülen rengarenk ışıkların, kompartımanın duvarlarında gezinmesini izliyordu. Bir süre sonra, sarı misketi tükürdü ve sallanan koltuğun karşı konulmaz uyku davetine kendini bıraktı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/misket/">Misket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/misket/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4296</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 11:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Mitarinin Gelini]]></category>
		<category><![CDATA[Murathan Mungan]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Atakan]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Peşrev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, Yeni Türkü’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer… Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum… Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, <strong>Yeni Türkü</strong>’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer…</p>
<p>Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum…</p>
<p>Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her zaman ki gibi güzeldi, ama o yıl sanki başkaca güzeldi… Çocuktuk ve çocukluktan hiç kurtulamayacağımızı iyi biliyorduk… Neşemize diyecek yoktu, olana bitene içimiz ne kadar kan ağlasa da… Umut hep fakirin ekmeğiydi, biz öğrencilerin ise katığıydı bir bardak demli çaya… Okulun kapısındaki jandarmalarla ahbap olmuştuk nasılsa… Derslere girerken aranan çantalarımızda buldukları Gırgır dergisini çıkışta bize vermek üzere, alıkoyarlardı… Okurlar mıydı bilmem, ama okumasalar da en azından göz gezdirdiklerini derginin kırışmış bir şekilde teslim edilmesinden anlardım, beraber gülerdik yapılan bu saçma uygulamalara…</p>
<p>Kantine indiğimiz bir gün, nasılsa oturacak masa bulmuşluğuma sevinirken sesi güzel bir arkadaşın söylediği şarkıya diktim kulaklarımı… İnce ince mırıldanıyordu… “Telli telli telli şu telli turna/ Sanma ki yaralı uçmaz bir daha / Takılmış kanadı göçmen buluta/ Anlatır eski beni şimdiki bana/ Sakın çıkma patika yollara/ O dağlara kırlara o karlı ovaya / Yenik düşüyor her şey zamana / Biz büyüdük ve kirlendi dünya…</p>
<p>Hayır! Büyümemiştim ve hiç büyümeyecektim… 18 yaş büyümek için yeterli değildi, büyümeyecek ve bu dünyanın kirlenmesine seyirci kalmayacaktım…</p>
<p>Murathan Mungan’ın şiiri olduğunu çok zaman geçince, ancak bir teyp ve kaset sahibi olabildikten sonra öğrenecektim…</p>
<p>Şairlerimizin şiirlerini <em>Yeni Türkü</em>’yle belleyecek ve şiir tutkuma bu şarkıları da ekleyecektim…</p>
<h2>Yeni Türkü Yeni Umutlar Demekti</h2>
<p><u>Yeni Türkü</u> yeni umutlar demekti ve uzun yıllar benimle birlikte hep peşimden yürüyecekti…</p>
<p>İlk Albümleri Buğdayın Türküsüne yetişememiştim ama Akdeniz Akdeniz’deki, <em>Selim Atakan</em> besteleri özellikle “<em>Yılmaz Peşrev</em>” ve “<em>Mitarinin Gelini</em>” enstürumantel tarzıyda beni büyülemişti…</p>
<p>Ne de olsa Moğallar ve Cahit Berkay ile çocukluğumuz geçmişti…</p>
<p>Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımızı, yapmak isteyip de yapamadıklarımızı kulaklarımıza fısıldıyor ve ardından çocukluğumuzun masumiyetinde tekrar elimizden tutup başımızı sıvazlıyordu… 1983- 1986 yılları arasında her bir şarkı, kırılan kalplerimizi sessizce onaran bir yara bandı gibi acil yardım hizmeti görmüştü… Bütün baskı ve zorluklara rağmen ayakta kalmamız için çıkarılmış bir kasetti adeta…</p>
<p>Tıpkı aynı zaman diliminde çıkan; Zülfü Livaneli’nin “ Ada” sı ve Metin Özülkü’nün</p>
<p>“ Şarkılarla A.Kadir” i gibi… Onların adlarını anıp anılarını daha sonra yad etmeli…</p>
<p>Yaralı yüreklerimizi “ İstersen hiç başlamasın” ile sarıp, “ Sorma bana” ile büyümeye direnirken yenilgilerimizle yüzleşmeyi öğrendik… “ Gurbete hiç kaçamadık” ama “ Maskeli Balo” ve</p>
<p>“ Çember” ile dışarda bizi nelerin beklediğini ezberlemiştik…</p>
<p>“Yılmaz Peşrev“ ile mezuniyete erişecektik…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/y4iBbYO5o9w?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Devam Edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerisi Hep Rivayet – Tolga Binbay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 08:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Nikbinlik dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlem dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılama Yayınevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4247</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir öykü kitabı Gerisi Hep Rivayet. Maydanoz yapraklarına saklanan şarkılar, daha tomurcukken koparılan güller, bir mail grubu muharebesinde buluşanlar, güneşi tutuşturmaya kalkışanlar, bisikletine teneke bağlayanlar, o kitabı çalanlar, bir kâbustan bir diğer kâbusa uyananlar ve okul koridorlarından psikiyatri kliniğine uzanan çeşitli rivayetler var içinde. Yazarı Tolga Binbay. “Gerisi Hep Rivayet” şehrin sokaklarında gezintilere çıkarıyor. Geçilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/">Gerisi Hep Rivayet – Tolga Binbay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir öykü kitabı <em>Gerisi Hep Rivayet</em>. Maydanoz yapraklarına saklanan şarkılar, daha tomurcukken koparılan güller, bir mail grubu muharebesinde buluşanlar, güneşi tutuşturmaya kalkışanlar, bisikletine teneke bağlayanlar, o kitabı çalanlar, bir kâbustan bir diğer kâbusa uyananlar ve okul koridorlarından psikiyatri kliniğine uzanan çeşitli rivayetler var içinde. Yazarı <strong>Tolga Binbay</strong>.</p>
<p>“<strong>Gerisi Hep Rivayet</strong>” şehrin sokaklarında gezintilere çıkarıyor. Geçilen sokakların ya da mekânların hikâyeleri, bir kaybın ardından gelen sessizliği, ıssızlığı ve acıyı bırakıyor. Kapalı, gri ve puslu, muhtemel ki yağmurlu bir havada güneşi arıyor bu öyküler. Eskişehir’den Ankara’ya, İstanbul’dan İzmir’e uzanıyor.</p>
<p><figure id="attachment_4248" aria-describedby="caption-attachment-4248" style="width: 382px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4248 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg?resize=382%2C598" alt="Gerisi Hep Rivayet, Tolga Binbay, Yazılama Yayınevi, Nisan 2016, 112 sayfa." width="382" height="598" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg?w=382&amp;ssl=1 382w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gerisi-hep-rivayet.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4248" class="wp-caption-text">Gerisi Hep Rivayet, Tolga Binbay, Yazılama Yayınevi, Nisan 2016, 112 sayfa.</figcaption></figure></p>
<p>Yuri Gagarin, Nick Cave, Edward Popper gibi isimler, bir dönemin adından sıkça söz ettiren radyo programı Modern Sabahlar ve uzun yıllardır dillerden düşmeyen şarkılar (1967 tarihli Summer Wine) da eşlik ediyor bu gezintilere.</p>
<p>Öyküler, 2000lerde yazılmış ve Öyküden Bir Bilet: Gidiş-Dönüş, Evrensel Kültür, Ünlem, Sanat Cephesi, Nikbinlik gibi dergilerde yayınlanmış. Haliyle o dönemin havası da sirayet etmiş. Öykülere yazarın mesleğinin, psikiyatrinin izleri düşmüş yer yer. Kendi kendine gülen doktorlar, absurd rüyalar, aklı karışanlar, dili dolananlar, dağılmanın eşiğinde gezinenler yer alıyor öykü kahramanları arasında.</p>
<p>Öykülerden bir tanesi “Rastlantı dediğin, bomboş sokaklarında bir şehrin, iki bisikletin çarpışması değil mi?” diye soruyor. Bir diğeri ise hiç görmediği babasının fotoğrafıyla kavga ederken cenazesinde buluyor kendisini. Ankara&#8217;dan, karların arasından geçiyor ve İzmir&#8217;de Haziran sıcağında dünyanın güneşe doğru yörüngesinden çıkmış olabileceğinden şüpheleniyor.</p>
<p><u>Gerisi Hep Rivayet</u>’te sizleri kelimelerle dans eden bir yazım dili ve öykülere eşlik eden ezgiler bekliyor.</p>
<p><strong>Gerisi Hep Rivayet, Tolga Binbay, Yazılama Yayınevi, Nisan 2016, 112 sayfa.</strong></p>
<p><figure id="attachment_4250" aria-describedby="caption-attachment-4250" style="width: 609px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4250 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?resize=609%2C406" alt="Psikiyatrist ve akademisyen Tolga Binbay." width="609" height="406" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?w=609&amp;ssl=1 609w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/tolga-binbay.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 609px) 100vw, 609px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4250" class="wp-caption-text">Psikiyatrist ve akademisyen Tolga Binbay.</figcaption></figure></p>
<h2>Tolga Binbay kimdir?</h2>
<p>1976 Uşak doğumlu, bir yanıyla Tireli. Psikiyatrist ve akademisyen. Yazıları çeşitli dergilerde, gazetelerde, kitaplarda yer aldı. Uzun yıllardır soL Portal’da yazıyor. 2003 yılında öyküleri Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası tarafından düzenlenen kültür ve sanat ödüllerinde ödül aldı ve Ve Kimse İsa’ya İnanmadı adıyla kitaplaştırıldı. İzmir&#8217;de yaşıyor. Eş, baba, çocuk, insan.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/">Gerisi Hep Rivayet – Tolga Binbay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gerisi-hep-rivayet-tolga-binbay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4247</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Masum Zamanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Jun 2016 08:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Tapan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4233</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünün masum çocuklarıydık biz. Babanın eve getirdiği 3 kuruş paranın bir kısmıyla ayda yılda bir aldırdığımız, çok sevdiğimiz oyuncakları her ne kadar başkasının elinde görmekten nefret etsek de paylaşmayı biliyorduk o zamanlar&#8230; İstemeye istemeye verdiğimiz oyuncaklarla daha sonra arkadaşlarımızla kahkahalar atarak oynardık. Hiçbir derdimiz, sıkıntımız yoktu o zamanlar. Hayat savaşı, stres nedir bilmezdik. Ne zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/">Masum Zamanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünün masum çocuklarıydık biz. Babanın eve getirdiği 3 kuruş paranın bir kısmıyla ayda yılda bir aldırdığımız, çok sevdiğimiz oyuncakları her ne kadar başkasının elinde görmekten nefret etsek de paylaşmayı biliyorduk o zamanlar&#8230; İstemeye istemeye verdiğimiz oyuncaklarla daha sonra arkadaşlarımızla kahkahalar atarak oynardık.</p>
<p>Hiçbir derdimiz, sıkıntımız yoktu o zamanlar. Hayat savaşı, stres nedir bilmezdik. Ne zaman birşey için üzülsek yanımızda hep destek olan birisini bulurduk. Belki hissederdik, farkederdik ailemizin çektiği maddi yoksullukları ama paranın elde edemeyeceği şeylere sahiptik. Kendi yuvasında elinde olanlarla yetinmeyi bilen ve koskocaman bir sevgisi olan aileye sahiptik. Etrafımız samimiyet dolu insanlarla çevriliydi, herkes birbirinin kardeşiydi aslında o zamanlar&#8230; İnsanın varlığı, mutluluğu değerliydi bizler için. Kim en ufak bir haksızlığa uğrasa herkesin ortak acısı oluverirdi bir anda.</p>
<p>Tek sorunumuz henüz dışarıda oynamaya doyamadan annemizin &#8220;Haydi yeter artık, eve gel.&#8221; diye seslenmesiydi.Yetmiyordu hiçbir zaman dışarda arkadaşlarla geçirilen vakit, oynanılan oyunlar, paylaşılan dakikalar&#8230; Oynarken düştüğün zaman meydana gelen yara acıtmazdı hiçbir zaman&#8230; Arkadaşının gelip seni yerden kaldırması, annenin sana düştüğün için kızmasından sonra yaranı öpmesi paha biçilemezdi&#8230;</p>
<p>Herkes birbirinin aynısıydı, aynı zamanda birbirlerinden tamamen farklılardı da. Yüreklerinde taşıdıkları sevgileri, hissettikleri nefretleri, duyguları, düşünceleri samimiydi, gerçekçiydi. Aslında herkes aynı şeyi istiyordu; iyi günde de kötü günde de yanında bulabileceği dostların olması ve mutlulukların bozulmaması&#8230;</p>
<p>Oysa şimdiye bakıyorum da insanların istedikleri tek şey daha fazla para, daha fazla maddi değer&#8230; Acıyorum halimize&#8230; Ne ara bu kadar maddiyata değer veren insan topluluğu haline geldik? Manevi değerlerin hiçbir önemi kalmadı artık. Birilerinin işini gördüğün sürece onunla beraber olabilirsin, işin bitti mi haydi yoluna&#8230; manevi değerlerin bir nevi ticaret ilişkisine, çıkar ilişkisine dönüştüğü şu zamanlar ne kadar da zor zamanlar&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/">Masum Zamanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/masum-zamanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4233</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 04:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4151</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçen gün yanındaki arkadaşına “Artık Çınar altındayım, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bitirme tezimi hazırlıyorum.“ dedin, bana söylüyormuş, beni çağırıyormuşcasına. Ben öyle anladım, öyle anlamak geldi işime ne yapayım… Biliyorum hiç tanışmadık, benden uzak bir yerlerdesin olsun ama. Tanışırız bir gün nasılsa… Fark etmeni bekledim hep. Beni hissetmeni. Göz aşinalığın vardı pek ala. Oysa bir kez bile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün yanındaki arkadaşına “Artık Çınar altındayım, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bitirme tezimi hazırlıyorum.“ dedin, bana söylüyormuş, beni çağırıyormuşcasına. Ben öyle anladım, öyle anlamak geldi işime ne yapayım… Biliyorum hiç tanışmadık, benden uzak bir yerlerdesin olsun ama. Tanışırız bir gün nasılsa…</p>
<p>Fark etmeni bekledim hep. Beni hissetmeni. Göz aşinalığın vardı pek ala. Oysa bir kez bile dönüp bakmadın. Bu ciddi umursamaz tavırlarını sevdim işte en çok. İnsan senin yanında kendini öyle küçük hissediyor ki. Karşı konulmaz bir kibrin var. Dimdik yürüyorsun yolda. Kimse yanına bile gelemiyor. Cesaretini kırıyorsun insanın. Kantinde tek başına otururken ama annesini kaybetmiş bir kız çocuğu kadar ürkek ve masumsun. Öyle anlarda yanına gelmek, masana oturmak için nasıl istek duydum içimde bir bilsen…</p>
<p><em><strong>Kırıp incitmekten korktum seni. Kırıp incitmenden korktum beni. Vazgeçtim bende…</strong></em></p>
<ul>
<li>Çay bırakayım mı abi?</li>
<li>Bırak bir tane.</li>
<li>Yalnız para peşin abi?</li>
<li>Hayrola yeni mi çıktı bu?</li>
<li>Patron parayı ödemeden gidenler yüzünden, artık peşin istiyor parayı…</li>
<li>İçmediğimiz çayın parasını ödüyoruz yani öyle mi?</li>
<li>Yaşamadığımız bir hayatın faturasını da ödemiyor muyuz abi?</li>
<li>Vayyy haklısın… Al bakalım…</li>
<li>Eyvallah abi..</li>
<li>Buradayız daha dur…</li>
<li>Ona da eyvallah abi.</li>
</ul>
<p>Ne kadar gizemli bir çocuk bu çaycı… Okusaymış kesin filozof olurmuş. 17-18 ha var ha yok daha yaşı. Geçen gün geldiğimde de böyle büyük laflar etmişti. Ne demişti dur hatırlayayım? Ben “çayları soğuk getiriyorsun, çok dolaştırıyorsun” diye çıkışınca, o da bıyık altından gülümsemiş… “ Çaylar biraz soğuk da içilir abi, ama gönüldeki yangın soğursa o zaman fena, o yangın olmazsa biz ne yaparız bu hayatta.” Evet, aynen böyle söylemişti…</p>
<p>Çay çok güzel, hem sıcak hem de daha yeni demlenmiş. Hak etti aldığı parayı. Hatırladı mı acaba beni? Sıcak sıcak getirdi çayı. Yanında bir de simit olsaydı şimdi.</p>
<ul>
<li>Simitttttttttttttttttttt, simittttttttttçiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii geldi.</li>
</ul>
<p>Allah’tan başka şey dilemek lazımmış? Öyle derler ya hani! Yoksa bugün benim dilek kabul günüm mü? Ne güzel olurdu değil mi? Aklımdan geçenler bir anda oluverseydi mesela…</p>
<ul>
<li>Simitçiiii versene bir tane…</li>
<li>Tabi abi hemen geliyorum.</li>
<li>Sıcak mı simitlerin?</li>
<li>Fırından daha yeni çıktı.</li>
<li>Hep de böyle söylersiniz ya!</li>
<li>Başka türlü nasıl satarız ki abi? Ama bu harbiden yeni çıktı.</li>
</ul>
<p>Uzattığı simidi elime alınca anladım ki, doğru söylüyordu “ <em>harbi</em>” fırından yeni çıkmıştı. Çıtır çıtırdı…</p>
<p>Keyfime diyecek yoktu artık. Kitabıma geri döndüm.</p>
<p><strong><em>“Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık<br />
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı.</em></strong><strong><br />
<em>Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü<br />
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti.”</em></strong></p>
<p>Bir gelsen ve bir daha hiç gitmesen… Gelip karşıma otursan, konuşmana gerek yok. Gözlerime baksan yalnızca&#8230; Bende hiç konuşmasam, aramıza sözcükler girmese, öylece birbirimize bakıp anlaşsak. Biliyorum anlayacaksın sen beni. Sen de benim gibisin çünkü… Çocukluğunu görebiliyorum. Pembe çiçekli bir elbisenin içinde saçlarını savururken koşuşunu izliyorum. Dönüp arkana bakıyorsun, annen ve baban sana gülümsüyorlar… Onlar el ele tutuşmuşlar, sen önlerinden bir ceylan gibi sekiyorsun.</p>
<p>Kelebekler uçuşuyor etrafında, sen yonca arıyorsun dört yapraklı kırlarda…</p>
<p><em>Ya ben neredeyim bu masalda? Gel! Gel ki, senin masalına giren dilenci çocuk</em> <em>olayım, razıyım ona da…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><figure id="attachment_4148" aria-describedby="caption-attachment-4148" style="width: 491px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4148 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?resize=491%2C276" alt="Çınar Altı Öyküleri - Betül Çetinay" width="491" height="276" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?w=491&amp;ssl=1 491w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4148" class="wp-caption-text">Çınar Altı Öyküleri &#8211; Betül Çetinay</figcaption></figure></p>
<p><strong>“Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz<br />
Sanki hiç olmamıştı</strong></p>
<p><strong>Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu</strong><strong>”</strong></p>
<p>Bilseydin kalbimin çarpışını gelirdin. Seni nasıl bir özlemle beklediğimi, aklımın ve yüreğimin senle bütünleştiğini bir bilseydin. Oysa senin için daha yokum ben… Bu nasıl acı veriyor bir bilsen. Sen, bedenimi bütünüyle kaplarken, içimde senden başka hiçbir şey yokken… Ben daha var olmadım sende… Bir görüntü, bir siluet bile değilim… Bir kokum yok, kalan küçük bir izim, senin için ben bir hiçim… Yüreğim acıdı, içim ezildi, <em>sen benle bütünleşmişken, ben sende neyim?</em></p>
<ul>
<li>Çayı tazeleyim mi abi? Simidin yarısı kuru kalmasın.</li>
</ul>
<p>Daldığım rüyadan uyandırdı bu çaycı. Ama öyle güzel bir zamanlaması vardı ki, beni takip ediyor diye düşünmeden edemiyorum. Hoşuma gidiyor ilgisi. Gülümseyerek cevapladım.</p>
<ul>
<li>Hadi tazele bakalım.</li>
</ul>
<p>Çayı masaya bırakırken, kitabımı kendine çevirip okudu.</p>
<ul>
<li>Sevda Sözleri</li>
<li>Şiir sever misin?</li>
<li>Ben şiir bilmem, mani bilirim; Söyleyivereyim mi bir tane sana?</li>
<li>Hadi söyleyiver!</li>
<li>Sevda sendedir sanma ki bana / Bende gördüğün ben değil sensin aslında/ Kim gönlünü açar Mecnun olur / Leylası onu karşısında bulur.</li>
<li>Büyük adamsın sen ya… Adın ne senin?</li>
<li>Âdem&#8230; Ya senin?</li>
<li>Mecnun…</li>
<li>Essah mı söylüyon abi?</li>
<li>Yok değil aslında, ama sen bana Mecnun de bundan sonra…</li>
</ul>
<p>Mecnun, evet mecnun olmuştum sanki. Ne farkım vardı ki? Mecnun çölleri aşmamış mıydı Leyla için. Ben iki otobüs bir vapurla gelmemiş miydim Çınar altına… Bugün gelip gelmeyeceğini bile bilmeden. Bir umudun peşine takılıp, okulu dersleri, hayatın akışını boş verip soluğu burada almamış mıydım? Ne yapıyordum, neyi arıyordum? Leylamı mı? Belki de? Ya değilse… Ya aradığım o değilse, sadece bir düşse bu yaşadıklarım… Olsun kime ne zararı var? O masum bilmezliğiyle yaşayıp gider, ben onun hayatının gizli izleyicisi olurum… Onu uzaktan severim, o hiç bilmez beni, hiç görmez gözlerimi, kalbimin onun için atışını hiç duymaz… Duymasın… Görmesin… Sevmesin isterse… Ben yine de onu severim.</p>
<p>Bu gördüğüm gerçek mi? Yoksa gerçekten mecnun oldum da serap mı görüyorum çöl yollarında… Beyazıt kütüphanesinin kapısından çıkan benim Leylam değil mi? Büyük çınar ağacının altından geçen. Şair Hüseyin Avni dedeye gülümseyerek, baş selamı veren… Evet, o ta kendisi… Bu yürek nasıl dayanacak, nasıl yerinden fırlamayacak şimdi… Etrafına bakınıyor. Bir arkadaşını mı arıyor? Hayır, o da benim gibi boş masa arıyor. Ah! Elimi kaldırsam işte buradayım desem. Seni bekliyorum ne zamandır desem, sesimi duyar mı acaba? Geçiyor önümden, beni görmeden, bir kez olsun bana bakmadan… Nasıl yanıyor içim? Sandalyede eriyorum güneşe bırakılmış buz kalıbı gibi… Damla damla su oluyorum… Hiç kımıldamadan, hiç ses etmeden, görenler anlamayacak nasıl eridiğimi… Buhar olup havaya uçacağım şimdi, belki yağmur olup dönerim geri…</p>
<p>Gitti, önümden geçerek, beni görmeyerek gitti. Ben kalakaldım, bir başıma… Ayağa bile kalkamadım. Buradayım diye bile bağıramadım. Senin için geldim diyemedim. Ah! O güzel gözlerini bir daha göremedim.</p>
<ul>
<li>Merhaba, rahatsız etmezsem simidimi burada yiyebilir miyim acaba? Boş masa yok da?</li>
<li>Leyla! Leylam burada işte tam karşımda!</li>
</ul>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şimdi; Telafi Vakti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Jun 2016 06:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet mağduru kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4158</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Makyajla kapatmaya çalıştım, artık dışarı çıkmam lazımdı. Boğuluyorum, bunalıyorum. Güneş gözlüğü idare etmez mi sence?&#8221; &#8220;Kötü durmuyor merak etme. Hayvan herif. Bunun cezasını ödemeli. Yaptıkları yanına mı kalacak?&#8221; İşte bu soru, hayatımın kilit noktası diyebilirim. Düşünsenize, bir insanı çok seviyorsunuz. Her şeyden çok kıymet veriyorsunuz, mükemmel bir ilişkinin içindesiniz. Daha doğrusu öyle olduğunu sanıyorsunuz. Romantik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/">Şimdi; Telafi Vakti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Makyajla kapatmaya çalıştım, artık dışarı çıkmam lazımdı. Boğuluyorum, bunalıyorum. Güneş gözlüğü idare etmez mi sence?&#8221;</p>
<p>&#8220;Kötü durmuyor merak etme. Hayvan herif. Bunun cezasını ödemeli. Yaptıkları yanına mı kalacak?&#8221;</p>
<p>İşte bu soru, hayatımın kilit noktası diyebilirim. Düşünsenize, bir insanı çok seviyorsunuz. Her şeyden çok kıymet veriyorsunuz, mükemmel bir ilişkinin içindesiniz. Daha doğrusu öyle olduğunu sanıyorsunuz. Romantik sürprizler, spontane hediyeler, akşam yemekleri, şefkatli, evde sana yardım eden, anlayışlı bir sevgili. Sonra o insanı tanıyamıyorsunuz. Çok değil yedi ay sonra, o beyaz atlı prensin yerini kaba, şiddet yanlısı biri -adam diyemeyeceğim- alıyor. Kurduğun hayaller, tüm bu yaşanmışlıklar çöpe gidiyor.</p>
<p>&#8220;Yaptıkları yanına mı kalacak?&#8221; Neydi sahi son dayağın sebebi? Gözlerimi açtığımda yerdeydim. Uyuşuk bir kol, dudaklarımın kenarında kurumuş kan lekeleri, yerlerde kırık cam parçaları. Başımı kaldırmaya çalıştım ama nafile. Her yanım öylesine sızlıyordu ki&#8230; Telefon erişemeyeceğim kadar uzakta. Yine de çabalıyorum kalkayım diye, yok. Öylece ağlaya ağlaya tekrar bayılmışım.</p>
<p>&#8220;Kızım, Gökçe, konuşsana ya! Ne yani polise şikâyet etmeyecek misin? Yok abi, ben bunu onun yanına bırakmam. Olmaz. Birini, sevgilini dövmek ne demek ya? Sen benim kardeşim sayılırsın. Yıllarca birlikte aynı sofraya oturduk, birlikte gülüp, birlikte ağladık. Şimdi seni bu durumda asla yalnız bırakmam, anlıyor musun? Hiçbir şeyden korkma. İstiyorsan beraber gideriz karakola, her şeyi teker teker anlatırız. O meymenetsiz de alır cezasını. Dağ başında yaşıyor değiliz, memlekette hak hukuk var.&#8221;</p>
<p>Hak, hukuk gerçekten var mıydı? Her gün televizyondan izleyip, gazetelerden okuduğum birbirinin aynı olayların içine bende sürüklenmiştim. Sevgilisinden ruju kırmızı diye(tahrik ediyormuş), bu akşam dışarıdan yemek sipariş edelim dedi diye, iş yerinde mesai yaptı diye, kız erkek karışık bir grupla yemek yemeye gitti diye, elbisesi diz üstüymüş diye önce psikolojik baskı sonra şiddet gören bir kadın, ben. Benim gibi niceleri daha. Eğitimli ya da eğitimsiz olmak fark etmiyor onlar için de bizim için de. Biz diyorum çünkü yalnız olmadığımı biliyorum. Önceden uzaktan baktığım, izleyip sinirlendiğim, bazen sinirden ağladığım şiddet mağdurlarının içindeyim artık! İnanıyorum ki biz el ele verdikçe  daha güçlü duracağız.</p>
<p>Gülümsemeye çalıştım, çünkü ne olursa olsun dimdik ayakta durmam gerekiyor. Hiç kimse, hiçbir olay benim kendime olan güvenimi, öz saygımı sarsmamalı. Bunları kaybedersem, geriye bir ben kalır mı? Şimdi; bunca zaman sürdürdüğüm yanlışı telafi etme vakti.</p>
<p>&#8220;Ondan ayrılmayı düşünüyorum. Hayatımda gölgesinin dahi yer almasını istemiyorum. Evet, şikâyet edeceğim polise. Umarım birkaç gün gözaltında kalıp çıkmaz. Bir de mahkemeden karar mı çıkartsak ne dersin? Tekrar rahatsız etmesin diye&#8230;&#8221;</p>
<p>Melek memnun oldu duyduklarından, o ifadeyi gözlerinden okuyabiliyorum. Tıpkı ismi gibi bir melekti. Çok mutlu bir yuvası, iki yaşında kızı, ona değer veren bir kocası vardı. Sanırım, içimizdeki şanslı oydu. Onun adına mutluyum, kendi adıma ise üzgün.</p>
<p>“Hadi kalk, hala oturuyorsun. Gel gidelim eşyalarını toplayalım. Birkaç gün bende kalırsın hem değişiklik olur. Belki tatil falan ayarlarız, ne dersin? Dönünce de yeni bir ev bakarız. Aa benim karşı apartmanda boş bir daire vardı sanırım, gidince bir araştırırız. Hem bana da yakın olursun. Amma ballısın var ya.”</p>
<p>Böyle bir dosta sahip olduğum için, onun deyimiyle gerçekten ballıyım. Şu an utandığım için yapamasam da kapısını çalabileceğim bir ailem, gerçek dostum, iyi bir işim var. Onlar, iyi ki varlar.</p>
<p>Peki, sığınabileceği ailesi, arkadaşları, kimsesi olmayanlar? Dünya kötü, insanlar acımasız, yaşamak zor. Yine de tüm kötü niyetlilere iyiliğimiz karşı dursun, şu gökyüzünün güzelliği hatırına bu kavga son bulsun…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/">Şimdi; Telafi Vakti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simdi-telafi-vakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Jun 2016 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4146</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar serin ortalık, ne kadar ıssız, oturacak yer yok oysa. Sen yoksun ya, kimse yok. Senin olmadığın her yer soğuk. Senin olmadığın yer, kalabalık olsa ne olur olmasa&#8230; Neyse bir masa bulup oturmalıyım aslında. Niye geldim ki ben buraya? Gözlerini bir kez daha görebilmenin umuduna sarılıp, nasıl da onca yolu teptim? Bir masa boşalıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne kadar serin ortalık, ne kadar ıssız, oturacak yer yok oysa. Sen yoksun ya, kimse yok. Senin olmadığın her yer soğuk. Senin olmadığın yer, kalabalık olsa ne olur olmasa&#8230; Neyse bir masa bulup oturmalıyım aslında. Niye geldim ki ben buraya? Gözlerini bir kez daha görebilmenin umuduna sarılıp, nasıl da onca yolu teptim? Bir masa boşalıyor ilerde ama! Bir çift benden önce oturdu masaya; Ben kaldım yine ortalıkta bibaşıma… Tanıdık var mı diye bakınıyorum. Hiç kimse yok görünürde, sözleşmişler sanki bugün gelmemek için. Her geldiğimde birilerine takılırdım mutlaka… Olsun senin buraya geldiğini öğrendim ya, artık her gün gelirim. Bilseydim daha önce gelirdim. Eskiden burayı severdim, şimdi daha çok sevdim.</p>
<p>&#8211;       Kalkıyor musunuz? Teşekkürler. Size de iyi günler.</p>
<p>Bu iyi oldu işte. Yer bulduğuma göre, istediğim kadar bekleyebilirim, ne zaman istersen o zaman gel artık. Yüreğim seni görebilmenin hazzıyla nasıl çarpıyor bir bilsen. Gelişini hayal ediyorum şimdi. Sahaflardan girersin meydana, ortadaki büyük ağaca doğru gelirken fark ederim seni. Açık kumral saçlarını omuzlarına döküp, kısa olan tarafını sol kulağının arkasında gizlersin. Yandan ayrılmış uzun olan perçeminle gözlerini kapatırsın. Nasıl da haklısın. Görmesin kimse onları. Bir ben göreyim. Ah! Keşke bir kez daha…</p>
<p>Sınavlar yaklaştı ders çalışmam gerek aslında. Canım hiç istemiyor. Az önce aldığım şiir kitabını okumak istiyorum.<strong> </strong><em><strong>Sevda Sözleri, Cemal Süreya</strong></em>. Rastgele bir tanesini seçeyim. Ben böyle severim şiir kitabı okumayı. Şarkılardan fal tutar gibi…</p>
<p><em>“AŞK</em><em><br />
</em><em><strong>Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.</strong></em><em><br />
</em><em><strong>Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.</strong></em><em><br />
</em><em><strong>Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.”</strong></em></p>
<p>“<em><strong>Ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin</strong></em>” Ben de edemedim işte. Kalkıp buraya kadar geldim bak. Oysa şimdiye kadar bir kez göz göze gelebildik. Sadece bir kez görebildim gözlerini… Kantinde çay alırken, dönüp bana baktığın anda… Bir ay kadar önceydi. Mavi puantiyeli bir gömlek giymiştin. Puantiyelerin aralarına serpiştirilmiş minik dört yapraklı yoncalar vardı. Gözlerinden önce yoncalar çekmişti dikkatimi. Sonra sen dönüp bakınca birden, yonca renkli gözlerini gördüm, uzun kirpiklerini, göz çevresine çektiğin yeşil kalemi… Su yeşili… Kalakaldım öylece, ılık ılık bir şeylerin aktığını hissettim içimden… Yanımdan geçip giderken kokunu çektim, bir nefes gibi. Saçlarının serinliğini yüzümle yaladım. Biliyormuşum gibiydin, sanki hayatımda hep varmışsın gibi… Sahi seni daha önce başka bir yerde görmüş müydüm ki?</p>
<p>O günden sonra artık hep seni izledim. Bir gölge gibi peşindeydim. Günlerce, saatlerce&#8230; Arkadaşlarını öğrendim, hangi bölümde okuduğunu, hangi semtte oturduğunu&#8230; Bindiğin otobüste takip ettim, aynı durakta inip evine kadar seninle geldim. Bir sevgilin yoktu. Bir erkek arkadaşın bile. Öyle kendi halinde, ama kendinden öyle emindin ki yanına gelemedim. Karşına çıkamadım bir türlü. <em>Korktum; Seni kaybetmekten. Daha sana ulaşamadan seni kaybetmekten korktum.</em> Ortak arkadaşlarımız da yoktu. Uzaktan izlemeye başladım seni. Her hareketini… Çayı sol elinle içiyordun. Tek şekerli. Kalemi sol elinle tutuyordun. Önce solak olduğunu düşündüm. Ama değildin. Öğlenleri kaşarlı tost veya goralı yiyordun. İki defa yemekhaneye gittin. Yemek yerden kaşık çatalı sağ elle tutuyordun. Ekmeği sağ elle böldün. Ama bardağa suyu koyarken sürahiyi sol elle tuttun. Sen de benim gibiydin bir ambidexter! İki elini de kullanan biri. Başkaları hiç dikkat etmez böyle şeylere. Ama ben ilk önce buna bakarım. Çocukluğumdan beri, bütün öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı şaşırtmıştım. En büyük eğlencemdi!&#8230;</p>
<p>İki kız arkadaşın var. Onlar da kendi halinde kızlar. Büyük gruplara hiç girmiyorsun. Bu sene okulu bitiriyorsun. Oysa benim daha iki senem var. Aramızda yaş farkı yok. Ben geç girdim üniversite sınavlarına. İki seneyi, hapishanede geçirdim. Lisede bildiri dağıtırken yakalanmıştım. 10 Mayıs 1980 de. Hiç unutmam bu tarihi. Lise son sınıftaydım. Sonra…</p>
<p><em>Sonra böylesi daha çok hoşuma gitti. Karşına çıkmaktan vazgeçtim. Sadece gözlerini görmekti niyetim. Bir kez daha bana bakmanı sağlamaktı o kadar… Gecelerim hep bunu düşünmekle geçti. Gündüzlerim gözlerini hayal etmekle… Gözlerin ve ben mutluyuz biz böyle kendi düşlerimizde…</em></p>
<p><em>Devam edecek&#8230;</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4146</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YOLCU</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yolcu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yolcu/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Jun 2016 05:33:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4105</guid>
				<description><![CDATA[<p> “Öyle ya. Bize umut düşmana korku ve haber bültenlerine ölüm fotoğrafları gerek” Her yolcunun bir rotası olmalı yola düşmeyi tercih edenler için tabi.  Ben rotası olmayanlardanım. Bu yüzden otoban şeritlerini takip ederim. Elbet bir yere götüren her yolun üzerinde onu takip eden uzun şeritleri vardır. Beton asfaltın üzerinde genelde beyaz bazen sarı. Rotası olmayan yolcunun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolcu/">YOLCU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em> “Öyle ya. Bize umut düşmana korku ve haber bültenlerine ölüm fotoğrafları gerek”<strong><br />
</strong></em></p>
<p>Her yolcunun bir rotası olmalı yola düşmeyi tercih edenler için tabi.  Ben rotası olmayanlardanım. Bu yüzden otoban şeritlerini takip ederim. Elbet bir yere götüren her yolun üzerinde onu takip eden uzun şeritleri vardır. Beton asfaltın üzerinde genelde beyaz bazen sarı. Rotası olmayan yolcunun pusulası onlar, şaşmaz. Şeritleri takip edin, Tanrıyı değil.</p>
<p>Yolu uzun olanlardanım ben. Güneşin en tepede olduğu anda sığınacak tek bir gölgenin olmadığı yollar. Tek umudunuzun ufuktaki tepenin ardında bir benzinliğin olduğu yollar. Ufukta beklediğiniz kaç tepenin ardı boştur? Bunu sayamadığınız yollar.  Dakikalar, saatler, günler…</p>
<p>İşte Kızılay Meydanı. Biraz ilerde Cemal Gürsel Caddesi. Taksim Meydanı. Siyasal Bilgiler ve Kurtuluş Parkı. Arkadaşlar orada. Kazanlar dolusu çorba kaynatmıştır şimdi Berna. Ah Berna!</p>
<p>Yolu uzun olanlardanım. Acele edin soğumasın çaylar. Beyler akşam 8 de Dil Tarihte unutmayın. Öyle ya. Bize umut düşmana korku ve haber bültenlerine ölüm fotoğrafları gerek. Gölge gerek arkadaşlar güneş çok tepede ve ufukta sadece küçük bir tepe.</p>
<p>Tanrıya hesap soranlardanım. “Gel hele gel. İlahi adalet bunun neresinde”. Genelde haksız olduğu halde tartışmayı o kazanır. Yola çıkmadıysam ben de kalkıp pencereyi açarım. Pencereden belime kadar sarkarak tansiyonum düşüne kadar sigara içerim. Sonra üzerimdeki kıyafetlerden kurtulur, anam beni nasıl doğurduysa acıya, öyle dolaşırım evin içinde. Sonra büyük ihtimal televizyonda cüklerine kamış takan yerlilerin anlatıldığı bir belgesel vardır. Memeleri dizlerine kadar sarkan bir kadın bütün çıplaklığıyla medeniyetinize sokayım dercesine güler kameraya. Anasının oturmasına gerek kalmadan memesinden süt emen küçük kara çocuğun mutluluğunu gördükçe çileden çıkıp ana bacı söverim önce kapitalizme sonra oğlu olan Tanrıya.</p>
<p>“Kim sikti lan ruhumu”. Acıktım. Dolapta ne zamandan kaldığını bilmediğim bir günah olacaktı. Biraz da baharat koymalı, bu adar acı yetmez. Ağzına sıçmalıyım bu ruhun. Kaç zaman oldu bedeni ruhundan çıkalı. Tanrıya sormalı. İlahi Adalet bunun neresinde ey Tanrı! Ondan başka kimse bilemez bunu en azından bedeni ortada olsaydı.</p>
<p>Tanrım! Kaç zaman oldu acaba, Adem cennetin ortasına sıçalı?</p>
<p>Peki kimin piçi bu geri zekalı ruh sancısı.</p>
<p>Dedim ya yüksek sesle konuşurum ben. “Bir zamanlar kendimi bulunmaz bir Hint kumaşı zannederdim” diye bağırırım. Ne zaman bağıra çağıra şiir okusam aniden Tanrı çıkar karşıma. “Sus geri zekalı Adem” diye çıkışır. Uzaklara kaçasım gelir benim de tıpkı Adem gibi. Çünkü Tanrı muhatabım değildir benim. Çözümü uzaklarda ararım. Sorgulama şansı tanımam kendime. Evrenin tüm çelişkilerini sırtlar düşerim yollara. Kenar çizgileri vardır yollarımın. Otoban şeritleri de denir hani. Uzun ya da uzak. Beton asfaltın üzerinde sarı, çoğu zaman beyaz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolcu/">YOLCU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yolcu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Buluşma Yeri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Jun 2016 11:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fasntastik edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4100</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağır ateşte pişen kahve gibi takırdıyor dişlerim. Soğuğun bu kadar soğuyabileceğini hayal bile edemezdim. Eldivenlerimi bile hissedemiyorum, avuçlarım çıplak sanki. Hava, burnumu tırmalayarak giriyor içeri, ciğerlerime dek taşıyor keskinliğini. Bu donuk zamanda; son baharın dökülen yapraklarını bile özledim, yeter ki hareket olsun. Beklemek, tek başına olmaktan daha yalnız hissettiriyor. Ağlamaktan değil, soğuktan yaşarıyor gözlerim. Göz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/">Buluşma Yeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ağır ateşte pişen kahve gibi takırdıyor dişlerim. Soğuğun bu kadar soğuyabileceğini hayal bile edemezdim. Eldivenlerimi bile hissedemiyorum, avuçlarım çıplak sanki. Hava, burnumu tırmalayarak giriyor içeri, ciğerlerime dek taşıyor keskinliğini. Bu donuk zamanda; son baharın dökülen yapraklarını bile özledim, yeter ki hareket olsun. Beklemek, tek başına olmaktan daha yalnız hissettiriyor.</p>
<p>Ağlamaktan değil, soğuktan yaşarıyor gözlerim. Göz kapaklarımın kuytusunda, kirpiklerimin birleştiği yerde, aşağı süzülemeyen damlalar katılaşıyor. Durduk yere insanın canı yanar mı? Parçalanıp, pul pul dökülüyorum işte. Kalbim, kaburgalarımı çatırdatarak hareket ediyor. Daha fazla bekleyemeyeceğim.</p>
<p>Rüzgarın oluşamayacağı kadar soğuktan ağırlaşmış havanın içinde, yol açmaya çalışıyorum bedenime. Taşa dönmüş ayaklarımı oynatan, sahiden ben miyim? Kar yok, buz yok, yalnızca soğuk&#8230; Tüm eklemlerimin varlığını sızlatacak kadar soğuk. Yürüdükçe, çivilerin üzerinde yol alır gibi, sancılarla hayata dönmeye başlıyor ayak parmaklarım. Yürümek de denemez ya buna, sürüklüyorum kendimi heykele dönmeden önce. Kalbim, bedenimi ısıtmak için öylesine çırpınıyor ki; salıversem, kanatsız da uçabilecek.</p>
<p>Uçamayan balonlardan yapılma yuvama varınca rahatlıyorum biraz. Ardımda bıraktığım dünyada hava koyulaşıyor. Karanlık da yok, aydınlık da zamanın bu köşesinde. Açılıp koyulaşan renksiz bir gök asılı, bulutlar bizi terk ettiğinden beri. Onlara kızamıyorum. Umarım, bekleyemediğim için O da bana kızmaz.</p>
<p>Evimin ortasında, şimdi yapraksız kalmış bir meşe ağacı var. Onun meyvelerinden başka yiyeceğim kalmadı. Yemesi zevksiz olsa da, hayatta kalmamı sağlıyor. Kovuğundan akan pınarın ılık suyuyla ısınıyorum. Bir köşede çoktandır uyuyan kaplumbağanın nefesi arkadaşlık ediyor rüyalarıma. Her uyandığımda, tavanımın mavi balonlarını sayıyorum. Hepsine gülen yüz çizdim, onlar da beni saysınlar diye.</p>
<p>Baş parmağımdan sarkan ipi çekip söküyorum eldivenlerimi. Özgür kalan ellerim, hemen bir atkı örüyor onlardan, kar tavşanlarının hapşırıklarını duydum çünkü. Meşenin en tepesine, balonların da üzerine çıkıp izliyorum. Hava kadar donuk, gökyüzü kadar koyu kürkleri görülmelerini zorlaştırıyor. Tek şansım, minik pembe burunlarını oynatmaları, çünkü hapşırıyorlar.</p>
<p>Atkıyı, birinin kuyruğuna dolamayı başarıyorum. Aniden sıçrayıp kurtulmaya çalışıyor. O kadar kolay değil! Meşe ağacım ve balonlarımla, ne zamandır bu güne hazırlanıyorduk. Tavşanın sıçramasıyla, balon evim, ben ve içindekiler havalanıyor. Neyseki; kaplumbağa bu kalkışla uyanmadı. Durduğu yere kadar tavşanlayız. Balonların dışında, kaskatı, kuyruğunu bırakmıyorum.</p>
<p>Durduğu yere kadar gitmek zorunda değiliz. Bu güzel papatyaları bulmuş olmak bizim için yeterli. Kış tavşanı, bağımız koptuğu anda gözden yitiyor. Burada; meşe filizlenip, kaplumbağa uyanana dek bekleyebilirim. Ve yolculuğa hazır kırlangıçlarla O&#8217;na haber gönderip, buluşma yerimizin değiştiğini söyleyebilirim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/">Buluşma Yeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4100</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırcı- Bir Suriye Masalı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Jun 2016 11:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4053</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat kuşların vaktiydi. Mutlu bir hikâye varsa eğer, güneşin yarı aralıklı pencereden içeri dolmaması olmazdı tabi ki. Esen yelin seni sıcak yatağından yüzünü okşayarak kaldırması da işin cabası olsa gerek. Telefonun alarmı kurulmuş ve daha çalmadan uyanılmıştı. Daha gözlerini açar açmaz genç adam hissetmişti günlerdir hayalini kurduğu anın geldiğini. Heyecanlıydı. Yataktan bir hışımla fırlayarak yüzünü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/">Kırcı- Bir Suriye Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat kuşların vaktiydi. Mutlu bir hikâye varsa eğer, güneşin yarı aralıklı pencereden içeri dolmaması olmazdı tabi ki. Esen yelin seni sıcak yatağından yüzünü okşayarak kaldırması da işin cabası olsa gerek. Telefonun alarmı kurulmuş ve daha çalmadan uyanılmıştı. Daha gözlerini açar açmaz genç adam hissetmişti günlerdir hayalini kurduğu anın geldiğini. Heyecanlıydı. Yataktan bir hışımla fırlayarak yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Annesi neredeyse bin yıldır mutfakta ona kahvaltı hazırlıyor, yemekler pişiriyordu. Oğlunun eşikten dışarı aç adım atmasına gönlü hiçbir zaman razı gelmemişti. Bir tane oğlu vardı ve onun için atan bir kalbi… Genç adam kuşların vaktinde uyanırken annesi kargalar kahvaltısını yapmadan ayakta olurdu. Odasına gitti, saatlerce uğraştı. Kravatın birini çıkarıp birini taktı. Diğerinin rengi kapalıydı öbürü ise çok açık. Bu ceket pantolona uymazdı, pantolon ayakkabıya… Sonunda hazırlanmıştı. Çeyrek asırlık ses tonuyla yine aynı sözler çıktı ağzından. ‘’Ben çıkıyorum anne.’’ Bin yıllık aynı telaşla kahvaltı yapması gerektiği söylenmiş fakat sözü dinlenmemişti. Çeyrek asırlık beyniyle kafa tutuyordu sanki koskoca tarihe. Annesi mutfağa geçmiş, kendi hazırladığı kahvaltıyı yine masada hiç kıpırdamadan duran eşiyle yapmıştı. Her gün tozunu alır ve her gün öperdi onu. Hiç bıkmamıştı ondan. Bıkmayacaktı…</p>
<p>Genç adam hızla dolmuşa bindi. Heyecandan para üstünü bile almamıştı. Her zamanki buluştukları yere gitti. Aynı masaya aynı sandalyeye oturdu. Ve beklemeye başladı. Bilerek erken gidiyordu. Çünkü beklerken onun hayalini kurmak mutlu ediyordu kendisini. Sevdiği kızla evlenecek, her istedikleri olacaktı. İlk önce kendilerine küçük, samimi ve iki kişilik ev yapacaktı. Tabi evlendikten sonra annesi kalamazdı onlarda. Yoksa ne der karısı değil mi! Daha sonra bir araba alacak hafta sonları pikniğe gidecekti karısıyla! Hayallere dalan genç adam sevgilisinin sesiyle irkildi. Sarıldılar, dudaklar yanakları ıslattı, eller birbirleriyle buluştu ve öyle de kaldı. Seni seviyorumlar masaya serildi. En derinde kalan ve kalması gereken aşkları da döküldü dillerinden. Kız onun için ölüyordu, genç adam ona hasretti. Ayrılmak istemiyorlardı ve söz bile verilmişti, biri diğerini asla kırmayacaktı. Genç adam zamanın geldiğini hissetmişti. Önündeki çayı masanın kenarına sürükledi, elini kıza hissettirmeden cebine götürdü. Aniden ter dökmeye başladı. Yoksa almamış mıydı yüzüğü. Sabah aceleden unutmuş olmalıydı. Kendi kafasına ağır bir küfür sallamak üzereyken eline geliverdi yüzük kutusu. Kendisi koymamıştı cebine. Daha düşünmeye bile fırsat bulamazken annesi geldi aklına. ‘’Annem’’ diye geçirdi içinden. O koymuş olmalı cebine. Ama nasıl olabilir ki? Sabah neredeyse on tane ceket değiştirmişti yirmi gömleğe nazaran. Çeyrek ömürlük beyni yetmemişti bu sırrı çözmeye. O bir anneydi. Oğlunun hangi gömleği ilk önce deneyip hangisini giyeceğini ve en sonunda seçeceği ceketin hangisi olacağını biliyordu. Geceden koymuştu yüzüğü cebine. Çünkü biliyordu, sabah olunca aceleden unutacaktı oğlu. Genç adam gülümsedi. Keşke diye geçirdi içinden. Kahvaltıyı yapabilseydi bu sabah annesiyle. Belki bir teşekkür eder, yanaklarından öperdi. Taze değildi yanakları buruşmuştu ama sevgilinin en güzeliydi annesi. Aşkın en derinde olduğu ve hala orda kaldığı hazineydi. Neyse dedi, eve gidince annesine çok teşekkür edecek ve öpecekti ellerinden. Belki de annesi hiç sevinmediği kadar sevinecekti ömründe.</p>
<p>Sevgilisinden gözlerini kapatmasını istedi. İkisinin de suratında anlamsız bir gülümseme vardı. Elini cebinden çıkardı. Kutuyu açtı. Kutudaki yüzük kızın gözlerinden daha parlaktı. Yüzüğü kıza uzatarak ‘’Aç’’ dedi. Genç adam utanmıştı biraz. Daha kızın surat ifadesini görmeden kafasını öne eğdi. Ve hemen ardından kuşları yerinden fırlatan bir sevinç çığlığı ile irkileceğini düşünen genç adam, toprağın şeklini değiştiren ve ağaçları yerinden söken bir gürültüyle düştü sandalyesinden. Şaşırmıştı ve etrafına hızlıca göz geçiriyordu. Arkasını döndüğünde boyundan uzun bir füzenin yere sessizce süzülüşünü izlerken buldu kendini. Gözlerine inanamıyordu. Kafasını yukarı kaldırdığında gökyüzü sanki kara bir buluttan kırcı yağdırıyordu. Az önce ki utangaç çocuğun yerini gözleri kan çanağı dolmuş azılı bir katil görünümü almıştı. Ve bir patlamayla daha koşmaya başladı. Nereye gittiğini bilmiyordu. Sadece koşmak ve bir yerlere saklanmak istiyordu. Çünkü korkusuna engel olamıyordu. Birikmiş toprak yığınlarının üstüne çıkıyor, girecek bir delik arıyordu. Gözüne kapısı açık bir apartmanın bodrum katı ilişti. Oraya inecek ve saklanacaktı. Çeyrek asırlık aklı o kadar çalışıyordu! Apartmana doğru koşmaya başladı. Büyük bir patlamayla yerle bir olmuştu apartman. Korkusunu artık gizleyemiyor, bir yandan koşuyor bir yandan ağlıyordu. Belki de unutmuştu sevgilisini. Neredeydi? Ölmüş müydü? Annesi düştü genç adamın aklına. Sonra dizleri çöktü, yüzükoyun yere serildi genç adam.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/">Kırcı- Bir Suriye Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirci-bir-suriye-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4053</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gizli Antlaşma</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Jun 2016 10:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4043</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Gözlerin…” dedi “Makyajım mı akmış? Hay Allah… Sileyim hemen, ıslak mendil neredey…”, sıcacık gülümsedi adam: “Yok yok, bir şey var gözlerinde kahverengi. Dikkatimi çekti” Derin bir nefes aldı kadın, rahatlamıştı. Allahtan makyajı akmamıştı, aksaydı ne yapardı? Sanki çok süsleniyordu da! İşte bir rimel, bir göz kalemi bir de ruj. Olsundu, bu rutinde ancak buna vakit [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/">Gizli Antlaşma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Gözlerin…” dedi “Makyajım mı akmış? Hay Allah… Sileyim hemen, ıslak mendil neredey…”, sıcacık gülümsedi adam: “Yok yok, bir şey var gözlerinde kahverengi. Dikkatimi çekti”</p>
<p>Derin bir nefes aldı kadın, rahatlamıştı. Allahtan makyajı akmamıştı, aksaydı ne yapardı? Sanki çok süsleniyordu da! İşte bir rimel, bir göz kalemi bir de ruj. Olsundu, bu rutinde ancak buna vakit ayırabiliyordu. Uyku diye bir meret vardı, işte ondan hiç vazgeçemiyordu. Erken kalkacakmış da, saçlarına fön çekecekmiş de, boyaya batıp çıkıp işe gidecekmiş… Hiç ona göre değildi. Evet, canım her kadının süslü mü olması gerekiyordu? Oda sadeydi, kendini böyle seviyordu. Seviyor muydu? Yani böyle alışmıştı yıllarca. Durdu… Bu kadar düşünce, bir anda mı geçti aklından sahi? Verilmesi gereken bir cevap vardı ortada ve o hala susuyordu. Adam sabırla bekliyordu. “ Hıı, o mu?” Ne kadar da gereksiz bir soru! Evet, gözlerinde ki kahverengi lekeler, kaç kez tekrarlanması gerekiyordu? Fark etti saçmaladığını, “Şey, göz beni. Ben yani…” Şaşırdı adam. “İlk defa duydum, nasıl yani?” konuşmaya devam mı etmek istiyordu yoksa gerçekten merak ettiği için mi soruyordu kestiremedi kadın. Ancak ortada yine cevaplanması gereken bir soru olduğu su götürmez bir gerçekti ve o adamdan etkilendiği de… “Ben de kendimden başka kimsede hiç rastlamadım doğrusu… İyi ve kötü huylusu varmış, gözlerimde bir problem yok, seviyorum benlerimi.”</p>
<p>Bir ahmak olduğunu düşündü tamda o an. Yahu, etkilendiğin adam karşında duruyor, seninle ilgili bir şeyler soruyor, gözlerinde ki ufacık beni görüyor ve sen n’apıyorsun! Şu verdiğin cevaplara bak, heyecandan ne diyeceğini şaşırmışsın. Sahte bir gülücük yerleştirip dudaklarına düşünmeye devam etti. Bazen ne kadar saf olabiliyorsun, fırsat ayağına gelmiş. İşte hep bu çekingenliklerin yüzünden kaybediyorsun, konuşamamandan. Aman canım ne var o an konuşamıyorsam, ben ona bir şiir yazayım da görsün etkileniyor mu benden etkilenmiyor mu?! Ya okumayı sevmiyorsa? Ya sen yazana kadar o kayıp giderse ellerinden? Sanki elindeydi de kaçıp gidecekti… Hem ne şiiri, ne münasebet. Bir adamdan etkilendin diye ona methiyeler düzecek, şiir yazacak değilsin ya. Yazsan da kendine sakla, ne diye ifşa edecekmişsin kendini? “Değişik” dedi, “ Efendim?” anlamadı tabi kadın.</p>
<p>“Göz beni yani, bir araştırayım ilgimi çekti.” Yine yapmacık bir gülüş oturdu kadının biçimli dudaklarına “Aa tabi, araştırmak lazım.”…</p>
<p>“Evet, neyse ben işe döneyim…” dedi adam. Güle güle, kolay gelsin! Konuşamayan, karşında kekeleyen bir kadının yanında ne yapacaktın ki zaten. Hem seninle ilgilenip hem de umurunda değilmiş gibi davranan, kötü bir oyuncuyum ben. O yeşil gözler bana mı kaldı! Yine düşünmeye başlamıştı işte. Kendinde eksik gördüğü nokta düşündüğünü konuşmamasıydı. Ya da düşünmeden konuşması ya da önce konuşması üzerinden asır geçtikten sonra düşünmesi… İşte bunlardan biri onun sorunuydu, tam olarak hangisi olduğunu oda bilmiyordu.</p>
<p>Gitti işte, ilk karşılaştıkları anda gizli bir antlaşma imzalamışlardı sanki. Her şey apaçık ortadaydı da, ortada hiçbir şey yok gibiydi. Sadece ikisi biliyordu, evet bir akım vardı aralarında ancak birbirlerine ulaşmaları zordu. Köken farkı, fikir farkı, aile yapısı, aynı şirkette çalışıyor olmaları… Hepsinden önemlisi adamın sevgilisi, kadının da üç ay sonra nikâh masasına oturacak olması…</p>
<p>İhanet ikisine de yakışmazdı. Gizli antlaşma bir istifayla son bulabilirdi ne de olsa. Ya da bulamayabilirdi. Hayatın da kaç kez âşık olurdu insan? Bir defa mı, on defa mı, yüzlerce mi? Oysa hiç kimseyi aldatmayacak kadar, hepsini uzaktan sevse yeterliydi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/">Gizli Antlaşma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gizli-antlasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gün Yürüdü Gitti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Jun 2016 08:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gülseren Akdaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3982</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel bir nisan akşamı, hava lodos, deniz duru, durgun ve sessiz, yine kırmızı rengin türküsüne demini almamış çay kırmızısı rengin türküsüne yayılmış ölü dalgalar. Sandallar annenin ninnisine dalmış sallanıyor. İnsanlar oturmuş taşlara oltalarını bekliyor, insanlar sessiz, yürekler suskun. Sahilde tek tek insan izleri, durmadan havlayan bir köpek sesi. Durmadan havlıyor. Neden! Nedeni belli değil. Yürüsem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/">Gün Yürüdü Gitti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel bir nisan akşamı, hava lodos, deniz duru, durgun ve sessiz, yine kırmızı rengin türküsüne demini almamış çay kırmızısı rengin türküsüne yayılmış ölü dalgalar. Sandallar annenin ninnisine dalmış sallanıyor. İnsanlar oturmuş taşlara oltalarını bekliyor, insanlar sessiz, yürekler suskun. Sahilde tek tek insan izleri, durmadan havlayan bir köpek sesi. Durmadan havlıyor.</p>
<p>Neden!</p>
<p>Nedeni belli değil.</p>
<p>Yürüsem gitsem baksam mı?  Yardım ister gibi tekrar havladı. Acı acı sonra sustu; sustu ya beni de daha çok merak sardı. Etrafı derin suların altın dağı sessizliğe büründü. Gökte güneş de sessizliğe uydu bulutun arkasına gizlendi. Bir tuhaf karanlık kapladı etrafı, biraz önce ne güzeldi. Uzakta dağın doruklarında ışıklar bir yanıp bir sönerek san ki göz kırpıyor.</p>
<p>Sessizliğin içinde uzaklarda bir kadın karartısı düştü gözlerime, kadın sahil boyunca yürüyor. Arada eğilip eğilip bir şeyler topluyor.</p>
<p>Oturduğum kayaya doğru geliyordu. Ben sanki bir yerlerden tanıyorum, ama yüzünü seçemiyorum. Uzakta dalgalanan saçlarının dansına takıldı. Saçlarını tam tepesinde toplamış omuzlarına doğru dökülen saçları hala dans ediyor. Üzerinde ki elbisenin deseni tam seçilmiyor omuzlarına aldığı şalı da rüzgârın esintisine takılmıştı.</p>
<p>Uzaktan seslendi.</p>
<p>-&#8221;Köpeğimi arıyorum gördünüz mü? ‘diye seslendi. Hemen aklıma geldi.</p>
<ul>
<li>&#8221; Biraz önce karşıdan havlayan bir köpek sesi vardı.&#8221; diye seslendim.</li>
</ul>
<p>-&#8221;bir saatten fazla oldu onu arıyorum, bulamadım. Birde sahile baksam dedim.</p>
<p>Kayadan kuma atladım. Tanıştık. Hala yüzünü hatırlayamıyordum. Oysa kasabayı iyi tanırdım. Yine de gülümsedim tanımış gibi. Parlayan iki çift göze dalmıştım. Yürümeye başladık. Öyle şeyler soruyordu ki samimi olup olmadığını bilemedim. Hem yürüyor, hem de benimle alay mı ediyor, gerçek mi bilemedim?</p>
<p>Ciddiyse bu samimiyeti gençliğine vermeliydim. Nasıl olsa saman alevi gibidir bu gençler. İşlerine geldiği gibi konuşurlar. Bu genç kızımız da bir şeyler karalıyormuş. Şimdi bir şiir okuyor;</p>
<h2>GÜN YÜRÜDÜ GEÇTİ</h2>
<p>Yolculuk çıkınım hazır</p>
<p>Koltuğum rüzgâr kenarı</p>
<p>Mavi göğe otursun imgelenen başım</p>
<p>Dünya kendinden emin</p>
<p>Dur durak yok</p>
<p>Dönüyor.</p>
<p>Dönsün davul gibi</p>
<p>Tokmak her vurduğunda</p>
<p>Gün yürüdü geçti</p>
<p>Bende kalansa göz izi</p>
<p>Güneş batınca karanlık örter üstümüzü</p>
<p>Karanlık parçalandı güneş üstüme doğarken</p>
<p>Issız damlar göl oldu</p>
<p>Sesimi yırttı aynadaki bakış</p>
<p>Ellerin sesimi tuttu.</p>
<p>Gün geldi geçti</p>
<p>Avuntu bunlar</p>
<p>Kederli göz bebeklerimiz</p>
<p>Yeşil yapraklara yürüyen güneş</p>
<p>Artık parmak izlerinin</p>
<p>Kalmadı önemi</p>
<p>Mahşere dönerken ıssız sokaklar</p>
<p>Ben yalnızlığın kederinde</p>
<p>Gün geldi geçti</p>
<p>Baktın güzel okuyor. Hem de ezbere okuyor. Şiir de anlam bakımından güçlü, güzel betimlemeler yapmış. Keşke bir kez daha okusa. Fazla zeki ve dikkatli. Onu hafife almamak lazım. Duygulu birine benziyor, duygulu olmasa bu kadar duygulu okuyamaz. Çok beğendim demek ukalalık olmaz, her halde. İyisi mi her ihtimale karşı, yapılacak en doğru hareket, işi samimiyete dökmek, onu beğenmiş görünmek işi abartmadan. Zaten işin gerçeği de bu, bir şiiri bir de köpeğini çok severmiş. Yalnız yaşıyormuş, şiirde boş zamanını renklendiriyor. Köpeğim se yalnızlığımı, ses bana can arada onunla konuşuyorum. Bazen sohbet uzuyor ben onun köpek olduğunu unutuyorum.</p>
<p>İnanır mısınız bazen bana kızıyor; yanlış yaptım der gibi bana arkasını dönüyor. Güzel bir şey olduysa kuyruğunu sallıyor. Hep hav havlarla bana güç veriyor.</p>
<p>-&#8221; Sende yalnız mısın?</p>
<p>-&#8221;Öyle gibi&#8221; dedim</p>
<p>Kendimden bahsetmeyi çok sevmem, ama diyemedim. Ne tuhaf bir duygu bu.</p>
<p>Uzakta kalabalığa doğru yürüdük.</p>
<p>Kalabalığa yaklaştıkça kalbim sıkıştı. Kötü bir şey oldu gibi geldi. Ama ona bir şey demedim. O da aynı duygu ile olacak koşmaya başladı. Kalabalığı yararak aradan çemberi yardı.</p>
<p>&#8221;Yerde bir köpek upuzun yatıyor diğer köpek onu bekliyor. Havladığı anlarda yerdeki kumda patileri ile oyduğu yeri görünce içim sızladı. O havlamalar onun içinmiş. Kızı görünce doğru ona koştu. Kucağına atladı. Gözleri yaşlıydı. Sahibinin yatan köpeğe bakmasını ister gibi öyle acı bir bakışı vardı ki annemi kaybettiğim gün geldi aklıma.</p>
<p>Kız sakince sarıldı. Kucağına aldı. Etraftakiler seslendi.</p>
<p>-&#8221;bana kürek bulabilir misiniz?</p>
<p>-onu gömme mi istiyor.</p>
<p>Biz insandık! O köpek, İnsanlığımdan utandım. Ve gün yürüdü gitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/">Gün Yürüdü Gitti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gun-yurudu-gitti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3982</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hissizlikler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Jun 2016 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Tapan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3958</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gecenin sessizliği yüzünü gösteriyordu artık. İnsanlar derin uykularındayken, onun gibi hala uyanık, bir grup insan vardı. Hepsi de aslında ortak bir nedenden dolayı bu saatte ayaktaydılar. Tek bir neden&#8230; Kalabalıktan uzaklaşıp yalnız kalabilmek, yalnızlıklarının içinde kaybolabilmek için gecenin o derin sessizliği onlar için çok iyi bir fırsattı. Yalnız kalmanın da bir adabı vardı oysa ki. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/">Hissizlikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin sessizliği yüzünü gösteriyordu artık. İnsanlar derin uykularındayken, onun gibi hala uyanık, bir grup insan vardı. Hepsi de aslında ortak bir nedenden dolayı bu saatte ayaktaydılar. Tek bir neden&#8230; Kalabalıktan uzaklaşıp yalnız kalabilmek, yalnızlıklarının içinde kaybolabilmek için gecenin o derin sessizliği onlar için çok iyi bir fırsattı.</p>
<p>Yalnız kalmanın da bir adabı vardı oysa ki. Yalnız kaldın mı öyle bir kaç saatliğine olmamalıydı bu. Ölümüne yalnız olunmalıydı en hasından yalnız kalmak için. İşte O da en kralından yalnız olanlardandı! Yalnızlığı belki kendi seçmişti belki de kaderinin O&#8217;nun için ağlarını örüş şekli buydu bilmiyordu. Bildiği bir şey varsa o da insanların arasında hiç anlamadığı sebeplerden dolayı kendisini fazlalık gibi farklıymış gibi hisssetmesiydi. O&#8217;nun için her gün bir öncekinin aynısıydı; yeni güne uyanmak istemez, geceleri ise yatamazdı. Fakat bir gün sanki her şey tersine dönmüş, o hiçbir şey hissedemeyen insan bir anda hayata karşı umutla dolmuştu. Sabah erken uyanmış, parlayan güneşin ısıtmaya başladığı pazar gününde dışarı çıkıp o hep planladığı, evinin yakınındaki yemyeşil ağaçlarla donanmış parkta yürüme eylemine başladı. Arkadan bir sesin adını seslendiğini işitti fakat hiç oralı olmadı ve yürümesine devam etti. Birkaç saniye sonra adını seslenen ses daha da yaklaştı ve dönüp sesin geldiği yöne baktı. O an içinde sanki bir çocuk uyanmıştı, küçük çocuğun heyecanıyla kalbinin yerinden çıkacağını hissetti. İnanamıyordu ama gördüğü doğruydu. O&#8217;nu çağıran ses, üniversitedeyken bir türlü derslerini vermemesinin ve okulu bitirmemesine neden olan, gözlerinde hayat bulduğu tek insandı. Uzun zaman geçmişti okulun üzerinden, uzunca sohbet edip konuştular. Kız okul bitince bir işe başlamış ve iş yerinden tanıştığı birisiyle evlenip mutlu bir yuva kurmuştu. Hiç şaşırmamıştı kızın hayatının bu şekilde olmasına çünkü sadece kızın değil herkesin hayatı bu şekilde sonuçlanıyordu. Asıl şaşırdığı kendisiydi ve tabi ki hayatı. Çünkü O okulu kendisini hiçbir zaman fark etmeyen birisi için uzatıp bitiremeyince en sonunda bırakmıştı. Hiçbir yerde barınamamış, sürekli iş değiştirip durmuştu.Şu an ise işsiz ve yalnızdı. Kız kendi hayatını anlattıkça kendisinin diğer insanlardan neden farklı olduğunu anlamaya başlamıştı. Çünkü diğer insanlar büyüdükçe düzenli hayatları olan ve kazanan insanlar olmuşlardı. Onun ise büyüdükçe hayatı daha da düzensizleşmiş ve sürekli kaybettiği bir duruma dönüşmüştü. Kızın yanından ayrılıp evinin yolunu tuttu. Hiç oyalanmadan hızlıca kendisini tek huzurlu hissettiği evine kapattı. Böylece uzun zamandır hissetmediği heyecanın ne demek olduğunu anladı. O his aslında koca bir yalandı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/">Hissizlikler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hissizlikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3958</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıradan Bir Rüstem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 31 May 2016 09:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3836</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başkalarına sesimi duyurmaktan vazgeçeli çok zaman oldu. Neyse derin mevzular bunlar, sonra konuşuruz. Cebimden bir sigara çıkardım. Ama çakmağı bulamadım, düşmüş olmalı. Karşıdan geçen iki gençten ateş istedim. Birinin elinde kovayla fırça vardı. Diğerinin yükü daha ağırdı. “Abi iyi misin, ne oldu sana böyle?” diye sordular. Sahi bana ne olmuştu… *** Yine aynı mekana gittim ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/">Sıradan Bir Rüstem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başkalarına sesimi duyurmaktan vazgeçeli çok zaman oldu. </strong></p>
<p><strong>Neyse derin mevzular bunlar, sonra konuşuruz.</strong></p>
<p>Cebimden bir sigara çıkardım. Ama çakmağı bulamadım, düşmüş olmalı. Karşıdan geçen iki gençten ateş istedim. Birinin elinde kovayla fırça vardı. Diğerinin yükü daha ağırdı. “Abi iyi misin, ne oldu sana böyle?” diye sordular.</p>
<p>Sahi bana ne olmuştu…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yine aynı mekana gittim ve aynı masaya oturdum. Rüzgar vardı. Sigaramı yakmak için ateşin  üzerine eğilip siper oldum. Sonra garson elinde 50 lik efesle gelip selam verdi. Bardağın kenarlarından köpük akıyordu. “sakin ol şampiyon, bu kadar köpürecek ne var” diye çıkıştım bardağa. Sonra güldüm. Bardak gülmedi. Neyse dedim “belli ki sen de bu gün havanda değilsin”. Çantamdan okumalık bir şeyler çıkardım. Yanağımı sağ avucumun içine alıp, vücudumu masanın üzerine diktiğim dirseğime emanet edip okumaya başladım. Hava serin fakat sertti. Hafif bir rüzgar bile vardı. Hani güzel kızların saçlarını savurmaya yetecek kadar. Geceye doğru kalkıp evimin yolunu tuttum.</p>
<p>Sarhoş Değilim ben! Bir birayla sarhoş olur mu insan? Üstelik yarısına kadar su konmuş bir bira. Neyse ki hala net bir çizgiyi koruyacak kadar aklım yerinde. Kendi kendime söylenerek çıktım İstiklalden. Meydana vardım. Karşısında durdum. Ve avazım çıktığı kadar bağırdım, “yine girdim lan sanaaaa” diye. Tabii benden başka kimse duymadı beni. Her zaman ki gibi yani. Başkalarına sesimi duyurmaktan vazgeçeli çok zaman oldu. Neyse derin mevzular bunlar, sonra konuşuruz.</p>
<p>Hemen herkes bilir İstiklalden meydana çıkarken sol tarafta çiçekçiler olur, onların yanında da polisler. Nasıl olur diye sormayın, hayat işte her şey oluyor. Çiçekçilerin önünden geçip Şişli’ye doğru yürüdüm. Karşıya geçecektim. Yeşil ışık yanınca durdum. (Allah herkese nasip etsin). Yani aslında kırmızı demem gerekiyor. Çünkü o sıra araçlar için yeşil bizim için kırmızı yanıyordu. İşte ikisinin ortasında sarı yanar bazen. Güzel olur üçünü de aynı anda yanarken görmesi. Bu arada ben ne ara kurallara bu kadar uyar oldum? Neyse, karşıdan bir kız geliyordu. Rüzgarı arkasına almış, hızlı hızlı yürüyordu. Yolun ortasında durdum. Tam yanımdan geçerken kafasını kaldırdı. Rüzgarın içinde yolun ortasında göz göze geldik bir an. Sonra hemen kaçırmadı gözlerini. Uzun uzun bakıştık. Yüzüne savrulan saçlarını eliyle kontrol altına almaya çalışıyordu. Evet dedim, boşuna değil rüzgarın bu havası. Çok durmadı tabi, gitti.</p>
<p>Sadece adını öğrenme ihtimali için bile değmez mi bütün gece soğukta yürümeye. Değer elbet. Ardından uzun uzun bakılacak kadar güzel, hakkında şiirleri yazılacak kadar kadın. Ama dedim ve durdum. Ama… Hayatıma giren bütün cümlelerin sonundaki bağlaç. Karşısına çıkmalı mıyım acaba? “Affedersiniz. Biraz önce hani kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçerken, yani tabi ki aslında yeşil yanıyordu yani yayalar için yeşil…” Off !! Yok daha neler!!</p>
<p>Tamam. “Affedersiniz. Merhaba. Biraz önce meydanda yani. Karşıdan karşıya geçerken. Hani yolun tam ortasında karşılaşmıştık. O an tanışamadık, fırsat olmadı tabi kırmızı ışık yandığı için yani esasen yeşil demem lazım yaya olduğumuz için !!!!” Allah kahretsin!! Olmuyor!</p>
<p>Hem yalnızlığıma yeni bir anlam katmaktan başka ne işe yarayacak ki bu çaba? Durdum. “Ama” dedim yine. Ama değer, çünkü yalnızlığın dahi bir anlamı olmalı, yanılıyor muyum?</p>
<p>Arkasından yürüsem mi acaba? Belki kendini bilmez bir serseri rahatsız eder, bende o serseriyle haddini bildiririm. O serseriden farkım nedir benim? Tabi ki ben kendini bilen bir serseriyim. Evet, ben onu kurtarırım, o korkudan koluma sarılır. Sarılmaya da bilir!</p>
<p>Dahası benden de korkup kaçabilir.  Kaçmaya da bilir. Sokaklar tehlikeli. Benim de yolumun üstü. Bak sen şu işe!  Ama benim yollarım daha tehlikeli. ‘Ama’ dedim yine. Yine de kendisini evine bırakabilirim. Ya kabul etmezse? Olsun ben ısrar ederim. Belki kahve içmeye bile davet eder. Ama ben bir içimlik kahvelerin adamı değilim. “Yine de bu nazik teklif in için teşekkür ederim, belki daha sonra”.  Sonra karşılıklı olarak telefon numaralarımızı paylaşırız. Evine girer ve bütün gece beni düşünür. Güzel şeyler bunlar. Böylece ya yalnızlık dışında bir şey daha anlam kazanmış olur ya da acı bir yalnızlığın sessizliği duyulur.</p>
<p>Sonunda kendimle olan savaşımı kazandım ve kızı bir serseri rahatsız edinceye kadar takip etmeye karar verdim. Onu kurtaracak ve kahramanı olacaktım. Adımlarımı hızlandırdım. Aramızdaki mesafeyi koruyarak yürümeye devam ettim. Önce bir ara sokaklara girdi. Hah işte tam gasp yapmalık bir sokak. Birazdan mutlaka bir tinerci elinde bıçakla ortaya çıkar. Ama yok. Sokakta ikimizden başka kimse yok. Memleket hırsız, arsız, tecavüzcü, katil dolu ama ortalıkta kimse yok. Nerede bunlar! Ya tamam polis bile razıyım ama kimse yok. Adımlarını hızlandırmaya başladı. Normal olmayan bir durum vardı. Arada arkasına bakıp koşmaya başladı. Arkasından kovalayan bir tehlike varmış ta kurtulmaya çalışıyor gibiydi. Kaybetmemek için bende peşinden koşmaya başladım.</p>
<p>Tam caddeye çıkmıştık ki, İki kişi önüme atlayıp, “ne kovalıyon lan kızı” diye üzerime çullandı. Zarar vermek ne cüret kendisini korumaya çalıştığımı anlatmanın bir anlamı olur mu şimdi? Olmaz dedim. Hatta daha çok vurmaları için ana bacı sövmeye başladım. Sonunda toplamsal görevlerini yerine getirmekten yorulup bıraktılar beni. Kolay iş değil tabi. Adamlar beni orada bırakıp giderlerken ben hala arkalarından küfür ederek üzerlerine yürüyordum. Sonunda dayak yemekten yorulunca vazgeçtim. Meydana çıktım tekrar. Döndüm şöyle bir baktım. “Yine girdim lan sana” diye bağırdım. Ama bu sefer gerçekten bağırdım. Sonra sessizce, “yine ağzıma sıçtın” dedim. Ama bunu kimse duymadı.</p>
<p>Cebimden bir sigara çıkardım. Ama çakmağı bulamadım, düşmüş olmalı. Karşıdan geçen iki gençten ateş istedim. Elinde kovayla fırça taşıyan çakmak verdi. Diğerinin yükü daha ağırdı.  “Abi iyi misin, ne oldu sana böyle?” diye sordular. Bir yandan konuşup bir yandan elimle çakmağa siper yaptım, “Önemli bir şey değil iyiyim. Şurada iki dallama kızın birini rahatsız etti”.  Rüzgar hızlanmıştı, çakmak yanmadı. Rüzgara arkamı döndüm, kafamı omuzlarımın arasına gömüp ateşledim çakmağı. “Ben de daldım bunlara. İkiye tek olunca biraz sopa yedik tabi ama kızı kurtardım”. Gençlerin işi vardı belli ki. “Helal sana abi” deyip gittiler. Ciddiye almamışlardı, hemen sonra gülüşlerini duydum. Arkalarından baktım bir süre. Yürümeye devam ettim. Ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum. Nerdeyse ayılmıştım bile. Derken biraz önümde muntazam aralıklarla yanıp sönen mavi ve kırmızı ışıklar belirdi. Ardından bir takım bağrışmalar duymaya başladım. Yolum değiştirmek için arkamı dönmek istesem de kontrol edemediğin o duygu beni ışıkların ve seslerin çıktığı o sokağa doğru itti.</p>
<p>Sokağa girdiğimde iki tane ekip otosu  hemen yanımdan geçerek hızla uzaklaştı. Öndeki araçta genç bir kızı serserilerin elinden kurtardığım için beni tebrik eden iki genç, arkadaki araçta dayak yeme pahasına serserilerden koruduğum o kız vardı. Kızla ikinci kez göz göze geldik. Arkalarında kırık bir kova, ıslak bir fırça ve duvarlardan sökülmüş yırtık afiş parçaları kalmıştı.</p>
<p>Sigaramdan derin bir nefes daha çektim içime. Sanki sigaramın ucundaki ateş ne kadar çok parlarsa gece o kadar çabuk bitecekmiş gibiydi. Bir kez daha çektim, sonra rüzgara bıraktım içimdeki bütün dumanı. Al dedim, götür içimde ne varsa.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/">Sıradan Bir Rüstem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siradan-bir-rustem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlk İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 30 May 2016 09:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3828</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aslında “ilk insan”  olmanın sefasını birçok insan sürmüştür. Bunlardan bazıları; belki Adem, belki Kabala, Pangu, Pandora, Ask ve Embla, belki de Izanagi’ydi. Fakat yıllar sürmeyen araştırmalarımın sonucu olarak, ilk insan olma ihtimalini üzerinde taşıyan kişi, sevgilimin erkek arkadaşıydı. Çünkü, sürekli bana sen ilksin deyip duruyordu. Ben de, hayır, bu imkansız diye çıkışıyordum. Bu konuda bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/">İlk İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında “<strong>ilk insan</strong>”  olmanın sefasını birçok insan sürmüştür. Bunlardan bazıları; belki Adem, belki Kabala, Pangu, Pandora, Ask ve Embla, belki de Izanagi’ydi. Fakat yıllar sürmeyen araştırmalarımın sonucu olarak, ilk insan olma ihtimalini üzerinde taşıyan kişi, sevgilimin erkek arkadaşıydı. Çünkü, sürekli bana sen ilksin deyip duruyordu. Ben de, hayır, bu imkansız diye çıkışıyordum. Bu konuda bir türlü anlaşamamış, her defasında kavga edeceğimizi düşündüğümüz için böyle bir diyaloga girmemeye çalışmıştık. Hemi de askeri ücretle. Ama emin ol okur, ya da sevgili okur, hayır, zaten bir sevgilim vardı, en iyisi okur, ilk insan ben değildim. Çünkü ben hiçbir ağacı küstürmemiş, hiçbir kediyi korkutup, kızdırmamıştım. Bir ağacın benim yüzümden çiçek açmayışı, sevgilimle sinemaya gidemeyişimden daha üzücü olurdu. İlk insan ben olamazdım. Ya olsaydım…</p>
<p>İşte o zaman tüm canlılarla konuşabilirdim. Onları küstürmeden… Bir balığa, omega 3 vitaminine ihtiyacım olduğunu söyler, rızasını aldıktan sonra onu mideye indirebilirdim. Böylece bana küsmemiş olurdu. Bir kaplumbağaya pizza karşılığında onun üstünde beş dakika oturmayı teklif ederdim. Onlar pizzaya bayıldığı için ayılmasını bekledikten sonra üstüne 5 dakika otururdum. Böylece bana küsmemiş olurdu. Hatta bir seferinde diye başlayabileceğim şöyle bir hikayem olurdu: Hatta bir seferinde, bir ağaçtan en kalın dalına bir salıncak kurmayı rica etmiştim. O da kabul etmemiş, ben ileri geri salladıkça ipin canını acıtabileceğini söylemişti. Hemen koştum ve annemin gömleğinde dikili olan iki vatkayı da söküp aldım. Bana sonradan çok kızmıştı annem ama olsundu. Evet sevgili okur, hayır, sadece okur, beni enseledin. Sen şu an ( Sen diye hitap ediyorum çünkü, bu metnin başında kaç kişi olduğunuzu bilemiyorum. O yüzden siz demeyeceğim.) benim bir annem olduğunu ve doğal olarak da ilk insanın benim değil annem olduğunu düşünüyorsun. Ama sizi şaşırtacağım ve ilk insanın annem değil pizzayı yapan kişi olduğunu yazacağım. Yazdım. Çünkü o annemden 3 ay daha büyükmüş. Babası öyle söylemiş. Nerede kalmıştık? Ha, evet, vatka yüzünden annemden yediğimi dayakta&#8230; Az önce sadece kızdığını söylemiştim. Çünkü erkekler yediği dayakları anlatmazlar. Vatkayı alıp ağacın yanına koştum. Vatkaları ipin altına, dalın üstüne koyarsam canının acımayacağını söyledim. O da kabul etti. Salıncağı kurdum ve sallanmadan oradan uzaklaştım. Bana küsmemişti, sallansaydım yine küsmeyecekti. İlk insanlığın rehavetine kapılmış olmalıydım ki zaman sonra çıplak olduğumun farkına vardım. Belki de bu yüzden balık, kaplumbağa ve ağaç bana bıyık altından gülmüşlerdi. Örtünme gereği hissettim. Koşarak az önceki dostum ağacın yanına gittim ve ondan yaprak istedim. Yapraklarının iğneli olduğunu ve bunun benim canımı acıtabileceğini söyleyerek isteğimi geri çevirmek zorunda kaldı. Ne kadar da düşünceliydi. Teşekkür edip başka bir ağacın yanına doğru yöneldim. Kiminin yaprağı küçüktü kiminin ki aralıklı. Kiminin yaprağı narin dokuluydu kiminin ki kaba. Derken kalın ve geniş yapraklı bir ağaca rastladım. Evet, bu ağacın yaprağıyla örtünebilirdim. Utana sıkıla, ellerimle mahrem yerlerimi kapatarak, biraz da ezile büzüle yanına geldim ağacın. Selamünaleyküm dedim ya da Hı da olabilir. Bilmiyorum o zaman hangi dili konuşuyor olurdum. Nezaket gereği ilk önce ismini sordum. İncir ağacı olduğunu söyledi. İlk defa duymuştum. Çünkü ilk insandım. Memnun oldum dedim, ben de ilk insan. Yaprağından birkaç tane kullanabilir miyim diye sorunca, kıvranışıma acımış ya da kıvranışımı komik bulmuş olmalı ki, gülümseyerek memnuniyetle diye cevap verdi. Yanına ağır hareketlerle sokularak yapraklarını koparmaya başladım. Kucağım yaprak dolmuştu artık. Onları yere bıraktım ve koşup annemin dikiş makinesinin çekmecesinde duran iğne ve yeşil ipliği aldım. Uyumlu olmalıydı dimi renkler. Bu sefer annemden dayak yememiştim! Yaprakları uyumlu bir şekilde birbirine dikerek kendime ilk önce bir baksır yaptım. Sonra bir jiin, bir gömlek ve gömleğin üstüne bir bileyzır ceketi de ihmal etmedim. Ama ayağımda kundura olmadığı için biraz komik duruyordum. İncir ağacının yaprakları bedenime tam oturmuştu. Pantolonu da bir beden büyük dikmiştim. Seneye de giyerimdi. Fakat baksır biraz dar olmalıydı ki apış aramın kaşınmaya başladığını hissettim. Elimi malum bölgeye götürüp kaşıyacaktım ki incir ağacının ağlamaya başladığını duydum. Üstelik aç gözlülüğümün sonucu olacak ki, üzerinde hiç yaprak kalmamış, çırılçıplak vaziyetteydi. O da mı utanıyordu yoksa diyerek aklımdan geçirdiğim anda “Hayır!” dedi. Yapraklarının hepsini kopardığım için bir daha çiçek açamayacağını söyledi. O anda sığ bir sığır çöreklendi içime. Dizlerimin üzerine çöküp, haaaayııııır diye haykırarak yeryüzünde gittikçe uzaklaşan ve görüş açısı tepeden olan küçük bir nokta haline gelmek istedim. Fakat bunun için filmlerde kullanılan dron kamerası gerekiyordu. Masraftan kaçmak için haykırmadım. İncir ağacı bana küsmüştü. O günden sonra hiç çiçek açmadı ve ilk insanla ya da ilk insanlarla konuşmadı. Bunu duyan diğer dostları da bir bir küstüler. Tüm evren küsmüştü artık ilk insana. Yine o günden sonra ağızlarını bıçak açmadı. Sadece incir ağacı meyvesinin ağzını açıyor ve konuşmuyordu. Bu, bir rivayetime göre, söylemek istediği çok şey var fakat söyleyemiyor anlamına geliyordu. Bir rivayetime göre de artık çiçek açmadığı için burnundan değil ağzından nefes alabiliyor anlamına geliyordu. Bu rivayetlerimi bana incir ağacı anlatmadı çünkü benimle konuşmuyordu. O yüzden ilk insan olarak ben uydurdum.</p>
<p>Velhasıl-ı kelam sevgilim, (bu ifadeyi kullandığıma göre <strong>ilk insan</strong> Mezopotamya’dan neden olmasındı.) ilk insanlar kalp kırdıkları için doğa artık onlarla konuşmuyordu. Çünkü doğa, doğası gereği doğal davranıyordu. Doğal olarak da doğası gereği davranmayan tek varlık “İnsanlar” olarak kaldı. O yüzden sevgilim, ben ilk insan olma vebalini boynumda taşıyamam. Ama görüyorum ki, sen beni dinlememiş, uykuya dalmışsın ilk kanepede. Olsundu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/">İlk İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ilk-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3828</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gezgin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gezgin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gezgin/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 26 May 2016 14:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3782</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göçebe bir hayat yaşıyor, pek çok kişiyle tanışıyordu. Arkadaş canlısı davranışları, bu hayat tarzını sürdürürken, ihtiyaçlarını karşılamasını ve yardım bulmasını kolaylaştıran vazgeçilmezlerdi. Aslında, kimseyle gerçekten arkadaş olmuyordu. Çünkü fazla yakınlık kurmanın, istediği zaman çekip gitmesine engel olacağından endişeleniyordu. O, tüm dünyayı görmek ve tanımakla görevlendirilmişti. Bir ömür öncesi kadar uzun bir zaman önce, bambaşka bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezgin/">Gezgin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Göçebe bir hayat yaşıyor, pek çok kişiyle tanışıyordu. Arkadaş canlısı davranışları, bu hayat tarzını sürdürürken, ihtiyaçlarını karşılamasını ve yardım bulmasını kolaylaştıran vazgeçilmezlerdi. Aslında, kimseyle gerçekten arkadaş olmuyordu. Çünkü fazla yakınlık kurmanın, istediği zaman çekip gitmesine engel olacağından endişeleniyordu. O, tüm dünyayı görmek ve tanımakla görevlendirilmişti.</p>
<p>Bir ömür öncesi kadar uzun bir zaman önce, bambaşka bir dünyada açmıştı gözlerini. Henüz hayatının ilk yıllarında, diğerlerinden farklı olduğu anlaşılmıştı. Bunu anlamak o kadar zor değildi çünkü; kendisi turuncumsu bir pembeyken, geri kalanlar yeşildi. Yine de, ona farklıymış gibi davranmadılar, en azından gözleri onlarınki gibi maviydi. Bu da bir benzerlik sayılır. Hem şekil olarak da öyle göze çarpan bir farklılık yoktu.</p>
<p>Yaşadığı yerin sakinleri, teninin rengi yüzünden ona farklı davranmayacak kadar bilgeydiler. Uzun ömürleri ve diğer uzak dünyalara yaptıkları yolculuklar sayesinde, hayata bakışları geniş ve hoşgörülüydü. İçinde büyüdüğü aile ona, kendi dillerinde gezgin anlamına gelen, Panra ismini verdiler.</p>
<p>Panra; büyüdükçe, canlı davranışları ile ilgilenmeye başladı. Bu konuda bulduğu tüm kitapları okuyor ve diğer dünyaların dillerini öğrenmeye çalışıyordu. Çalışmaları sürerken, kitaplardan birinde, kendi renginde canlıların olduğu bir resim  gördü. Bu canlılara insan deniliyor ve Yeryüzü&#8217;nde yaşıyorlardı. Panra, insanların dilini öğrenmeye kalktığında çok şaşırdı. Diğer dünyalar gibi tek bir dil yoktu burda, milyonlarcası vardı. Cesareti kırılsa da, araştırmalarını sürdürdü ve bazı dillerin artık kullanılmadığını ve bazılarının da neredeyse ortak dile dönüştüğünü öğrendi. Bu dillerden iki tanesini öğrenerek, Yeryüzü  gezegenini araştırma ekibine katıldı.</p>
<p>Araştırma ekipleri; göreve başlamadan önce, uzun yolculuğa ve gidilen dünyanın atmosferine dayanıp dayanamayacaklarını görmek için sağlık kontrolünden geçiyordu. Bu kontroller sırasında, Panra&#8217;nın gerçekte insan olduğu ortaya çıktı, bundan elbetteki şüpheleniliyordu ama kendi istemeden önce kimse bunu araştırmayı düşünmemişti; onu sevdikleri sürece ne fark ederdi ki. Bu durumda ise insan olması, araştırma ekibi için harika bir fırsattı. Böylece insanlara, daha önce hiç yaklaşamayacakları kadar yaklaşabilecekler ve bilinmezliklerinin daha büyük kısmı açığa çıkabilecekti.</p>
<p>Panra, kısa bir eğitim sürecinden sonra Yeryüzü&#8217;ne gitmeye hazırdı. Üç kişi ile birlikte çalışacaktı. Bunlardan biri, onu taşıyacak ve ara sıra bulunduğu yeri ziyaret edecek olan aracın sürücüsüydü. Bir diğeri, dördü arasındaki iletişimi sağlayacak ve sonuncusu da Panra&#8217;nın topladığı bilgileri raporlayacaktı. İçlerinden yalnız Panra, Yeryüzü halkıyla birebir görüşecekti. Diğerleri, kimi zaman atmosferin biraz dışından kimi zaman kimse görmeden Panra&#8217;nın yanına gelerek, kimi zaman da kendi kırmızı gezegenlerinde görevlerini sürdüreceklerdi.</p>
<p>İlk yolculukta; sürücü, Panra&#8217;yı Yeryüzü&#8217;ne bırakıp geri dönecekti. Yolculukları, öngörülemeyen meteor ve toz bulutları yüzünden istedikleri gibi gitmedi. Yön göstergeleri bozulmuş; Yeryüzü&#8217;ne indiklerini gösteriyor, ancak hangi bölgesinde olduklarını söyleyemiyordu. Panra, araçtan çıkıp etrafı dolandı. Bembeyazdı ve soğuk. Yürüme mesafesinde, yine de yakın olmayan bir uzaklıkta minik beyaz yapılar görünüyor ve kimilerinden duman sızıyordu. Giysisinin hava şartlarına uygun olduğunu gören Panra, araca dönüp araştırma için gereken eşyalarını aldı ve sürücüye, önceden planlandığı gibi onu bırakıp dönmesini söyledi.</p>
<p>Sürücü, arkadaşını varışı planlanmayan bu bölgede tek başına bırakmak konusunda tereddütlüydü. Birlikte geri dönüp, göstergeleri onardıktan sonra planlanan bölgeye gitmeyi teklif etti. Ancak Panra, &#8221; Burası Yeryüzü, ben de bir insanım. Yaşamak için bir yol bulurum. Görevim bu değil mi zaten? &#8221; diye karşılık verdi. Bunun üzerine, bir sonraki görüşmelerine kadar vedalaşıp ayrıldılar.</p>
<p>Panra; renkleri bulması gerektiğini hissedene kadar, bu uçsuz bucaksız bembeyaz diyarda, diğer insanlar nasıl yaşıyorsa öyle yaşadı. Ve bir gün, umutları ve hayallerini de alarak, kızağıyla buradaki en yüksek dağa tırmanıp beyaz örtünün sınırını aşacağı yolculuğuna başladı. Bu yolculuk, Yeryüzü&#8217;nde yapacağı pek çok gezinin başlangıcıydı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezgin/">Gezgin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gezgin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3782</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acımtırak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/acimtirak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/acimtirak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 May 2016 09:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercan Eyidoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3756</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yürüyüşüm çamurlu, görüşüm ıslak, korkum acemi, yapayalnız&#8230; Okumaksa hastalık, iyi ki varsınlara ödüller, ikinci tekrarda anlaşılan vasıfsız sözcükler, işime yaramasa da çocukluğumun özlemi&#8230; Şu andaki boşluğuma firar edişim. Erik ağaçlarına tırmanan karıncaları izliyorum&#8230; Nasıl da birbirlerine benziyorlar. Kavga etmeye zorlayan ben oluyorum, bozuyorum aralarındaki anlaşmaları. Zor. Uğraşlarım bozmuyor düzenlerini. Ağaç tepesindeki sohbetlerimizi hatırlıyorum.Ağaç yalnızlığı mıydı bizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acimtirak/">Acımtırak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yürüyüşüm çamurlu, görüşüm ıslak, korkum acemi, yapayalnız&#8230; Okumaksa hastalık, iyi ki varsınlara ödüller, ikinci tekrarda anlaşılan vasıfsız sözcükler, işime yaramasa da çocukluğumun özlemi&#8230; Şu andaki boşluğuma firar edişim. Erik ağaçlarına tırmanan karıncaları izliyorum&#8230; Nasıl da birbirlerine benziyorlar. Kavga etmeye zorlayan ben oluyorum, bozuyorum aralarındaki anlaşmaları. Zor. Uğraşlarım bozmuyor düzenlerini.</p>
<p>Ağaç tepesindeki sohbetlerimizi hatırlıyorum.Ağaç yalnızlığı mıydı bizi çeken, yoksa bizim sığamamamız mı hiçbir yere. Yıllar sonra anladığımız üzere ne ağacın yalnızlığı ne de bizim yer arayışımız&#8230; İleride anlatacaklarımıza hazırlıkmış o yüksekliğe tırmanışımız ve kimsenin duymaması konuştuklarımızın terbiyesini, bilmemesi bizden başka ağaca boşalttığımız, elimizde olan tek ve de bulunduğumuz zamanda ulaşamayacağımız zevkimizi&#8230;</p>
<p>Olur olmaz hayallemek, düşlemek komşu kızını&#8230; Bir anda olsa ağacın üstünde olduğumuzu unutmak&#8230; Ağaç bu unutturur mu kendini hiç, tutup atıverir aşağıya, attı da. Dal düşlerimize hafif gelmiş olmalı&#8230; Gülüşmeler&#8230; Ardından dut tatlısı, çocukluğumuza hazırlanan&#8230; Yürüyüşümüz çamurlu&#8230; Haybeden de değildi gülüşmeler, doğaldı. Yalan söyleyen ben, inanan sen&#8230; Karnım acıktı ve ekşi erik tepemde duruyor&#8230; &#8220;Ya düşersem yine, olsun ağlarım en fazla eve gitmektense&#8230;&#8221; Anlatsana diyen, ne düşünüyorsun, ne hissediyorsun, neden, niçin, ne&#8230; Hiç bir soru yok&#8230; &#8220;Çamura bak.&#8221;  &#8220;Annem bakıyor sana ne?&#8221; Kaçmaya başlıyoruz eriklerin parasını vermeden, kaçıyoruz düşe kalka&#8230; Çamurun pantolona deseni hoşumuza gidiyor&#8230; Yediğim tokadın sesini duysam da <strong>acımtırak</strong>.. İçten gülüşüm cabası. Ardından anasına, avradın (Çüklerimizin işe yaramazlığıyla) olan p**no düşlerimiz&#8230; Gülüşlerimiz&#8230; Haybeden değildi gülüşlerimiz, doğaldı&#8230;</p>
<p>Hey gidi gidi..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/acimtirak/">Acımtırak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/acimtirak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3756</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp Sepet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 18 May 2016 05:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şaban Taş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3697</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çok yakışıklı bir oğlandı vesselam. Saçları, kaşlarından daha siyah, hafif toplu burunlu, yanakları yine hafif dolgun, boyu 1,80’e yanaşık, vücudu ve vücudunun bütün uzuvları birbiriyle orantılıydı. Parmakları kalemi iyi tutar, tuttuğu gibi de iyi kullanırdı on santimlik kılıcını. Gönül vermişti saza, söze. Belliydi. Belli etmeyi de severdi. Tabi her şair gibi onun da vardı gönül [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/">Kayıp Sepet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çok yakışıklı bir oğlandı vesselam. Saçları, kaşlarından daha siyah, hafif toplu burunlu, yanakları yine hafif dolgun, boyu 1,80’e yanaşık, vücudu ve vücudunun bütün uzuvları birbiriyle orantılıydı. Parmakları kalemi iyi tutar, tuttuğu gibi de iyi kullanırdı on santimlik kılıcını. Gönül vermişti saza, söze. Belliydi. Belli etmeyi de severdi. Tabi her şair gibi onun da vardı gönül yarası ya da gönül yarısı. “Güzellerin en tevafuğuna rastladım.” diye de şımartırdı zaman zaman kendini. Hakikaten de öyleydi. Yâreni de kendisi gibi siyah bir inciydi. Beline kadar uzanan siyah saçları, yeniçeri okuna eş değer, temreni çelik kirpikleri, 1,80’e uzak boyu, mim’e çalan dudakları, nun’dan kalma kaşları vardı. İsmi ise kendine dizilen tasvirlerden öte; Cansu’ydu. Oğlanın ismini söylemedim dimi? Var mıydı bir ismi! Tabi ki olacaktı. Azem’di. Bu ismi ona babası vermişti. Babasının, Türk’lere ve Türk’e ne kadar düşkün olduğunu bilen Azem, babasına sık sık kendisine neden bir Acem ismi verdiğini sorardı. Babası önceleri onun saçlarını kast ederek ve şakayla karışık; “Sen de simsiyahsın be evlat. Bana başka yol bırakmadın.” dese de sonradan en gerçekçi yalanı söyleyecekti; “Sen bir savaşın emanetisin.” Düşündüğü çok şeyin arasına babasının bu sözünü de koyacaktı. Uğraşlarının sonunda bir neticeye varamadığı için, babasının ve annesinin gerdek gecesini bir savaşa benzetecek, annesi öldüğünden, babasının onu bir emanet olarak gördüğüne karar verecekti. Halbuki babası da bilmiyordu annesinin nerede olduğunu. Hiç görmemişti. Bir subay çocuğuydu Azem. Babasının mesleğinden dolayı yıllar yılı, o şehir senin bu şehir benim gezmemişti aslında. Babası bütün şehirlerin onun olduğunu söylerdi çünkü. Bir subay disiplinliği hakim değildi çocuğunun ruhunda. Azem’in özgürlüğüne çok düşkün olmalı ki her fırsatta ona; “Yoktur aşılamayacak hiçbir sınır.” derdi. Ah Azem, asla bilemeyecekti bunun ne demek olduğunu. Bilmiyordu fakat yaşıyordu sınırların ötesinde. Çok düşünerek, çok severek, çok gezerek ve çok yazarak… Hiçbir şeyin azını kabul etmezdi zaten. Çünkü az demek, “sınır” demekti.</p>
<p>Beklide böyle bir metinde anlatılacaktı Azem, terhisine 27 gün kalan yedek subay eğer sepeti bulabilseydi.</p>
<p>Her zaman yaptığı gibi yine devriyeye çıkmıştı Aziz. Bazı şeyleri her zaman yapardı. Mesela ne zaman Kamışlı’ya baksa, “Savaş olmasa güzel şehir aslında.” derdi kendisine yüz metre kala tellerin ötesine dürbünle bakarak.  Savaş bir veba gibiydi. Sadece karşı ülkede kalmıyor, kendi ülkesine de bulaşacak oluyordu. Bu yüzden de güvenliği sağlamak için devriyeyi her zaman atmak zorundaydı neredeyse aracı tellere yapıştırarak. Her zamanki günlerden yine bir gün, aracı bir tepeciğin arkasında durdurdu karşı tarafa görüntü vermemek için. Sigara içecekti serin gecenin koynunda. Botlarını dayadı tekere, sonra sırtını soğuk zırha. Sigarasını yaktı. Müziğini açtı. Gözlerini kapattı. Derinden üfledi dumanı. “Bahçada Yeşil Çınar” çalacaktı telefonda. Tam mırıldanmaya başlamıştı ki türküyü, bir bebek sesiyle açtı gözlerini. “Bu ses de ne?” diye geçirdi içinden. Aynı anda, arkadaşlarının telefonuna bebek sesi yüklediğini düşündü. Sırıtmacık düştü dudaklarına. “Yine onların şakalarından biri olmalı” dedi. Fakat, “Ben seni gizli sevdim.” nakaratını duyunca irkildi, telefonu kıstı, müziği kapattı. Ağlayan bir bebek sesiydi artık kulaklarında yankılanan. Dikkat kesildi. Ayaklarının çamurunu çakıllara sürten şoföre “sus” işareti yaptı işaret parmağını dudaklarına götürerek. İkisi de donup kalmıştı artık. Gecenin karanlığına derin bir ağlama sesi hakimdi. Sesin ne taraftan geldiğini anlamak zor olmamıştı. Aracın sağ tarafına geçti, tellerin dibine yanaştı. Gözleri bir anda büyüdü. Hatta yerinden çıkarıp misket oynayabilirdi onlarla. Yine donup kaldı. Sesin sahibini gördüğü içindi bu seferki donukluğu. Bir Yeşilçam filmi çekilmiyordu elbet. Cami avlusuna, zengin kapısına bırakılması gereken sepetin içindeki bebek, bir ülkenin sınırına bırakılmıştı tellerin on metre ilerisinde. Ne yapacağını kestiremedi önce. Göz göze geldi şoförle. İkisi de birbirine soruyordu ne yapacaklarını şaşkın bakışlarla. Aynı bakışlar cevap da veremedi. Ama öylece bırakıp gidilmezdi. Hemen kuleyi aradı. Karşı ülkeye geçmek yasak olduğu için kamerayı kuzeye çevirmesini emretti kuledeki askere. Çünkü güneydeydi kendisi. Telleri aşıp Suriye tarafına geçecek, koşarak bebeği alacak ve karakola götürecekti. Hızlıca tellerin üstüne çıktı. Ayağını diğer tarafa atacaktı ki bir an duraksadı. Bir tuzak olabilir diye düşündü ve Türkiye tarafına geri indi. Çünkü komutanından çok dinlemişti kendilerine kurulan hain tuzakları. Kimi, Türkiye tarafına geçmek için koyun postu giyiyor, kimi, sırtına ıslak battaniye atıp sürünüyordu yine tellere doğru. Bu tuzaklara kanmayacağını gösteren askere de taciz ateşinde bulunup, sağ kalırlarsa kaçıyorlardı. Bu düşünceler çok kısa bir süre meşgul etti Aziz’in zihnini. Hemen komutanını aradı. Durumu, kısa, öz ve hızlı bir şekilde bildirip hemen bulunduğu bölgeye gelmesi gerektiğini söyledi. Komutanı iki dakika içerisinde geldiğinde Aziz, yanından hiç ayırmadığı, boynunda asılı olan  monokülerle etrafı tarıyordu. “Nerde?” dedi komutanı. Tellerin on metre ilerisini parmağıyla işaret etti Aziz. Sert bir mavi bakış vardı komutanının iki kaşının altında. Oradan da hiç eksik olmazdı. İki dudağını içeriye gömerek düşündüğünü belli etti komutanı. “Kuleyi ara, kamerayı kuzeye çevirsin.” dedi. Demek ki vicdan denen şey dünyada tekti. “Aradım komutanım.” dedi Aziz. Neden ben emir vermeden aradın dermişcesine bir kızgınlık ve iyi ki aradın der gibi bir tebessüm karışımı bakış attı komutanı. Ne yapıp edip o çocuğu oradan almak lazımdı. Aziz, “Komutanım ben almayı düşündüm ama tuzaktır diye vazgeçtim.” dedi. “Aferin!” dedi komutanı tok bir sesle. Hemen ardından “Araçtan kancalı ipi getir.” diye emir verdi şoföre. “Yapılacak iş kolay. Kancayı, sepetin kenarına takabilirsek kendimize çekeriz. Hem tuzak olup olmadığı da anlaşılır.” dedi komutanı. “Ben takarım.” diye çıkıştı Aziz. Hiç beklemeden tellerin üstüne atıldı. Komutanının “Hayır!” sesi Aziz’in sol bacağını diğer tarafa atarken yakaladı. “Biri görürse seni vurabilir. Olduğumuz yerden beri sallayarak takacağız kancayı sepete.” Aziz ikinci defa kendi topraklarına atlamıştı. Ama bu da tehlikeliydi. Kanca eğer dikkatli atılmazsa, bebeğe denk gelebilir, onun bir tarafını sakatlayabilirdi. Orada bulunan herkes defalarca denedi kancayı sepete takmayı ama hiçbiri başaramıyordu. Çünkü içlerinde bebeğe zarar verme korkusuydu onları bu başarısızlığa sürükleyen. Ya uzak yanına atıyorlar ya da hiç yaklaştıramıyorlardı sepete. Mesafe kısaydı ama endişe ve korku oldukça uzun. Aziz, komutanının gözlerinin içine öyle bir baktı ki, komutanı anlamıştı ne demek istediğini. “Tamam.” dedi komutanı. “Ben senin geri emniyetini sağlarım. Telleri hızlıca aşıp kancayı sepete takacaksın. Hiç beklemeden sürünerek geri geleceksin.” Cevabını taa cümlenin başında hazırlamıştı Aziz: “Emredersiniz komutanım.” Telleri hızlıca aşıp, sürünerek sepete doğru ilerlemeye başladı. Sepetin yanına vardığında bebeğin ağlaması kesilmişti. “Az kaldı.” dedi Aziz. “Birazdan seni kurtaracağım.” Kancayı sepete taktı. Geriye dönüp tam gidecekti ki eski bir örtüden yapılmış kundağın arasında bir kâğıt parçası gözüne ilişti. Komutanı hiç beklemeden gelmesini emretmişti. Kağıdı çevik bir hareketle alıp gömleğinden içeriye attı ve sürünmeye başladı ülkesine doğru. Yine bir “Aferin!” çekti komutanı. İpi yavaşça çekmeye başladı. Herkes meraklı ve heyecan verici bir katılıkla izliyordu olanları. Aziz’in yüreği yerinden fırlayacak gibi çarpıyordu ve zihni yine rahat durmuyordu. Neler kurmadı ki orada, o katılığın ardında. Bebeği kurtarmış, onu okutmuş, belki de hiç evlenmeden babası olmuştu o sepettekinin. Göz kapaklarını seri bir şekilde hareket ettirip kendine geldi. Olaya kilitlenmesi gerekiyordu. “Kurtulacaksın.” diye sürekli tekrar etti içinden. Sepet, yerinden daha otuz santim oynamıştı ki büyük bir patlamayla herkes kendini yerde buldu. Artık bütün duygular birbirine karışmış, ardı arkası kesilmeyen bir fırtına gibi hücum etmişti kalplere. Aziz, toprağa yüzükoyun uzanmış bir vaziyetteydi. Çenesini toprağa dayadı. Sepetin olduğu yöne doğru baktı. Öldü diyemedi belki de ama “Sepet kayboldu.” diye haykırdı. Sınırdan geçememişti bir yaşam. Aceleyle gömleğinin içinden kâğıdı çıkardı. Kan çanağı olan gözleri, bir kelimelik mektubu zar zor okuyabildi. “Azem.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/">Kayıp Sepet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip-sepet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3697</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karım &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 May 2016 07:52:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3671</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bende oraya kurardım tezgahı diye düşündüm köşedeki kestaneciyi görünce. Tezgahının üstündeki yapma bozma fırınla ısınıyordu bir yandan, diğer yandan gözleri fıldır fıldır etrafta geziyor. Cam gibi soğuk bir rüzgardan bıçak darbeleri yiye yiye usulca yanaştım yanına. Önce bir torba çıkaracak oldu, yok dedim, burada yiyeceğim. Fırınından bir kestane çıkardı verdi. Ne öğrendin bu hayattan diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/">Karım &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bende oraya kurardım tezgahı diye düşündüm köşedeki kestaneciyi görünce. Tezgahının üstündeki yapma bozma fırınla ısınıyordu bir yandan, diğer yandan gözleri fıldır fıldır etrafta geziyor. Cam gibi soğuk bir rüzgardan bıçak darbeleri yiye yiye usulca yanaştım yanına. Önce bir torba çıkaracak oldu, yok dedim, burada yiyeceğim. Fırınından bir kestane çıkardı verdi. Ne öğrendin bu hayattan diye sordum aniden. Düşünür gibi oldu biraz. ‘ kimseye güvenmeyeceksin abi‘ dedi. ‘Ne malum evdeki karının seni kesmeyeceği? ‘. Evde uyurken bıraktığım karımı düşündüm bir an. Yorgana sarılmış masum masum uyuyordu. Üşümesin diye sönen sobayı yakıp da çıkmıştım sokağa. Ben düşünürken baya bir kestane yemiş olmalıyım ki ayrılırken ‘abi parasını unuttun’ dedi. Dönüp bakmadım bile.</p>
<p>Sokakları bayram yeri süslemişler. Ne berber açık ne kasap. Yalnız başıma yürüdüm sokaklarda. Aklımdan çıkardım karımı yanıma koydum. O da yürüyor şimdi benimle. Elini tuttum bir ara, geri bıraktım. Gözlerine baktım, rengini çözemediğim gözlerine. Bazen siyah bazen yeşil oluyordu çünkü. Rüzgar saçlarını yüzüme vurduğunda içimde oğlumun ilk doğduğu gün aklıma geldi. Nasıl silinir akıldan bilmem. Hastane odasına girdiğimde gülümseye bir kadın vardı, karım. Kucağında bir oğlan çocuğu…</p>
<p>Karımı geri yolladım, yine aklımdan. Dönsün uyusun biraz daha kadıncağız. Zaten çocuk uyanır az sonra uyutmaz. Beş yaşında daha ne bilsin uykunun kıymetini. Açık bir çay bahçesi gördüm bende, oturdum iki çay söyledim. ‘ Birimi gelecek abi’ diye sordu çocuk. Yok lan sen içeceksin dedim. Gitti, getirdi, oturdu karşıma. Bardağı tutuşundan anladım sevgilisi yok. Varmış ama ayrılmış. Bir tutuşu var bardağı, bir kavrayışı… İnsan ancak sevgilisinin elini tutabilir öyle, bir de karısının. Ne öğrendin bu hayattan diye sordum. Düşündü biraz. ‘ kimseye güvenmeyeceksin abi’ dedi. Karımı düşündüm yine. Uyanmıştır şimdi, çocuğa yiyecek bir şeyler hazırlıyordur. Her şeyi de sevmez kerata, uğraştırır durur anasını.</p>
<p>Kalktım, çiçekçiye gittim. Karım en çok papatyaları sever. En büyüklerinden aldım birkaç tane. Her sabah uyanmadan yanına papatyalarını koyarım. Perdeleri de sımsıkı kapatırım ki görmeyeyim yalancı güneşi. Sonra o uyanır, papatyalarını görür, bir gülümser bana, bir güneş doğar yakınlarımda, hava ısınır birden, volkan gibi patlar yüreklerimiz, külden sözcükler uçuşur havada aşka dair. Ve ben yarını beklerim bir gün boyunca, batmayan güneşimin yeniden doğuşunu.</p>
<p>Böyle düşününce duramadım bak şimdi. Adımlarımı sıklaştırdım. Eve dönüyorum artık. Rüzgar hala bıçak gibi deliyor etlerimi. Bir sigara yakıyorum ısınmak için. İçe içe vardım kestaneciye kadar. Sözlerime mi darıldın abi, dedi. Kafamı salladım belli belirsiz. İçten bir kahkaha patlattı.‘ benim karı beni kestiği gün kediler aslan doğurur ‘</p>
<p>Merdivenleri hızlı hızlı çıktım. Dün geceden beri öpmüyorum karımı. Dudaklarımı dudaklarına koyup dakikalarca bekleyeceğim öyle. Her şey silinip gidecek o an aklımdan. Dudaklarının sıcaklığı soğutacak içimi, titreyeceğim bir an. Anahtarı sokuyorum kapıya şuan. Ahanda bizim oğlan uyanmış kapı da beni bekliyor. Derdi var besbelli, küçücük ellerini sokmuş pijamasının cebine, aşağı doğru ittiriyor. Söyle bakalım küçük aslan ne istersen yapacağım bugün, dedim. Sözlerini karım mutfaktan çıkınca anladım ancak.</p>
<p>‘Beni annemin mezarına götür müsün?’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/">Karım &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3671</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son Çare</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-care/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-care/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 10 May 2016 09:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3573</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genç kadın ayağına takılan taşlara aldırmadan yürüyordu. Kafasındaki düşünceler beynini ele geçirmiş, sanki bir robot gibi onu yönlendiriyorlardı. Güzel düşünceleri tükenmiş, elinde sadece boşlukta asılı düşünceler kalmıştı. Etrafına bakmıyordu. Dünyanın bir ucuna doğru gidiyor, ölümü bile umursamıyordu. Yaşayan bir ölü gibiydi. Bir adım sonra denizin dibini görmüştü. Aslında tam manasıyla görmemişti; çünkü gözleri diğer her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-care/">Son Çare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genç kadın ayağına takılan taşlara aldırmadan yürüyordu. Kafasındaki düşünceler beynini ele geçirmiş, sanki bir robot gibi onu yönlendiriyorlardı. Güzel düşünceleri tükenmiş, elinde sadece boşlukta asılı düşünceler kalmıştı. Etrafına bakmıyordu. Dünyanın bir ucuna doğru gidiyor, ölümü bile umursamıyordu. Yaşayan bir ölü gibiydi. Bir adım sonra denizin dibini görmüştü. Aslında tam manasıyla görmemişti; çünkü gözleri diğer her şey gibi ölümü görmeye de hazır değildi.</p>
<p>Hayata gözlerini yummak, kimselere eyvallah etmeden çekip gitmek kolay gelmìşti bir anlığına. Gözlerini kapatıp boğazın serin sularına bırakınca kendini, daha  özgür hissetmişti. Fakat bu özgürlük ciğerlerine dolan suyu hissetmesiyle acıya dönüşüyordu. Yaptığı şeyin farkına yavaş yavaş varıyordu; fakat her şey için geç kalmıştı. Yüzeye çıkmaya ne hali ne de cesareti kalmıştı. Ardında bıraktıkları bir bir geçiyordu gözlerinin önünden. Bir anlık kızgınlık hayatına mal olmak üzereydi. Gözlerini aralamaya çalıştı; fakat tuzlu su gözlerini yakıyor, görmesini engelliyordu. Elini uzatıp ne kadar derinde olduğunu hesaplamaya çalıştı. Fakat bu mümkün değildi. Çırpındıkça daha derine batıyordu. Nefesinin yettiği son bir gayretle çırpındı, çırpındı. O kadar çırpınmasına rağmen kimse onu görmüyor, duymuyordu. Artık zamanın iyice tükendiğini anlamıştı. Gözlerini yarım yamalak açtığında gördüğü tek şey sevdiklerinin sudaki yansımasıydı, bütün sevdikleri gözü yaşlıydı-gitme der gibi bakıyorlardı. O da pişmandı, bütün kırgınlarını unutmuş, artık gitmek değil kalmak istiyordu. Son bir gayretle yüzmeye çalıştı; pişmanlığın yaşama sevgisinin verdiği güçle son bir kez daha denemeye karar verdi. Kıyıdan öylesine uzaklaşmıştı ki sadece yüzeye çıkmayı başarabilmişti. Aldığı nefesi ciğerlerinde hissedince gözünden  yaşlar boşalmaya başladı. Nerede olduğuna dair hiçbir fikri yoktu,etrafta bir iz de yoktu. Yolu nasıl bulacağını bilmeden çaresizce etrafına bakınıyordu. Ortada bir balıkçı teknesi bile yoktu, şanssızlığın dibine vurmuştu. Ölmek istediği için kendinden utanıyordu, şimdi en büyük ölümün çaresizlik olduğuna inanıyordu. Var gücüyle yüzdü, yüzdü. Sadece dualar ederek ilerliyor, tüm gücüyle çırpınıyordu. İçinde bulunduğu an ona nefes alırken de insanın ölebileceğini kanıtlıyordu. Karnı açlıktan zil çalıyor, gözyaşları sulara karışıyordu. En kötüsü de artık akşam olmak üzereydi. Boğularak ölmese bile açlıktan öleceği kesindi. Bacaklarına ve kollarına kramp giriyor, direncini kaybediyordu. Kendini tekrar boğazın sularına bıraktı. Ve gözlerini kapattı, sadece yatağında olduğunu hayal etti. Gözlerini açtığında kıyıda olduğunu fark etti. Bütün balıkçılar etrafında toplanmış, meraklı gözlerle genç kıza bakıyorlardı. Fakat genç kız tekrar yummuştu gözlerini. Direnci o kadar kırılmıştı ki zayıf vücudu daha fazla dayanamamış ve bayılmıştı. Fırtına çıkmadan önce evlerine dönmek için yola çıkan balıkçılar, şans eseri kızı son anda fark edip kurtarmışlardı. Balıklar sanki kızın kurtarılmasını istermişçesine kızın etrafını sarmış, yaldızlı pullarıyla ışıl ışıl parlıyorlardı. Genç kız hayatını kendince büyük şeylerden kaçmak için feda etmek istemiş. Fakat hiç ummadığı küçük şeyler hayatını kurtarmıştı. Gözlerini açtığında köşe bucak kaçtığı herkes yanındaydı, hayat da dahil.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-care/">Son Çare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-care/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3573</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 May 2016 05:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3565</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; ∞ Çocuktum; Güneş doğarken ufuktan, tan yeri ağarırken daha; Başlardım her yeni güne, aldığım deriiin bir nefesle… Tırmanırken dağların zirvelerine, yoldaşım olurdu hercai mor menekşe… Çocuktum; Lacivert semalardan doğmuştum. Susmuştum sonra, sonbaharın sessizliğinde… Mavisine denizin, âşık olmuştum delicesine… Çocuktum; Yeşil kırlarda koşup oynuyordum, Bir kelebek geldi, kondu usulcacık sevgime… Kıyamadım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/">Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; ∞</h2>
<p>Çocuktum; Güneş doğarken ufuktan, tan yeri ağarırken daha;</p>
<p>Başlardım her yeni güne, aldığım deriiin bir nefesle…</p>
<p>Tırmanırken dağların zirvelerine, yoldaşım olurdu hercai <strong><em>mor</em> </strong>menekşe…</p>
<p>Çocuktum<strong><em>; Lacivert</em></strong> semalardan doğmuştum.</p>
<p>Susmuştum sonra, sonbaharın sessizliğinde…</p>
<p><strong><em>Mavisine</em> </strong>denizin, âşık olmuştum delicesine…</p>
<p>Çocuktum; <strong><em>Yeşil </em></strong>kırlarda koşup oynuyordum,</p>
<p>Bir kelebek geldi, kondu usulcacık sevgime…</p>
<p>Kıyamadım o güzelim <strong><em>turuncu &#8211; sarı</em></strong> renklerine…</p>
<p>Kıpırdamadan bekledim öylece uçmasın diye…</p>
<p>Gece oldu, karanlık çöktü; Titredi yavaşça kelebeğim.</p>
<p>İzledim ölümünü; Bütün bir ömrünü…</p>
<p>Ağlamaktan kızarmış gözlerimle…</p>
<p>Bir gün! Bir çocuk tanıdım, masallardan çıkıp gelen;</p>
<p>Mevsim bahardı, bahar gibi kokar, bahar gibi bakardı…</p>
<p>Her bakışında, billur damlalı çiçekler açardı…</p>
<p>Pembe kiraz dallarındaki bülbül gibi şakırdı…</p>
<p>Serçe kadar ürkek, kırlangıç kadar zarifti sevgisi.</p>
<p>Çocuktu; Dünyaları taşırdı yüreğinde, merhametiyle…</p>
<p>Konduğu <strong><em>kırmızı </em></strong>güllerin dikenleri,</p>
<p>Aşk yaraları açmıştı minicik gönlünde.</p>
<p>Bilmiyordu, gülü sevenin dikenine katlanacağını…</p>
<p>Öyle sırçaydı ki düşleri;</p>
<p>Esen ilk rüzgârda uçuverirdi yaprakları, gelincik misali…</p>
<p>Sonra büküp boynunu kaderine,</p>
<p>Razı olurdu gelip geçen günlere; Çocuktu…</p>
<p><figure id="attachment_3568" aria-describedby="caption-attachment-3568" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3568 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?resize=640%2C480" alt="Gönül gönüle aynadır; görmesini bilene…" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3568" class="wp-caption-text">Gönül gönüle aynadır; görmesini bilene…</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Sana baktığımda gördüğüm ben;</em></strong></p>
<p><strong><em>Bana baktığında gördüğün sendin.</em></strong></p>
<p><strong><em>Aynaydık biz birbirimize…</em></strong></p>
<p><strong><em>Uçarken sevincin kanatlarında gökyüzüne,</em></strong></p>
<p><strong><em>Anlatırdık durmadan, inmek istemezdik yeryüzüne.</em></strong></p>
<p><strong><em>Sağanak olup yağardık elest bezminden,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sırılsıklam kalan ben;</em></strong></p>
<p><strong><em>Toplardım düşen elmaları gökten;</em></strong></p>
<p><strong><em>Biri sana biri bana, bölüşürdük ne kadar yasak olsa da!</em></strong></p>
<p><strong><em>Ağlardık sonra; gülerdik ardından,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sevinçlerimiz kursağımızda kalırdı çoğu zaman.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bakmazdık ayaza, yağan kara…</em></strong></p>
<p><strong><em>Aniden boşalan yağmura…</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürürdük habire, cenneti düşleye düşleye,</em></strong></p>
<p><strong><em>O hiç bitmeyecek sandığımız yollarda…</em></strong></p>
<p><strong><em>Nereden bilirdik taşıdığımızı,</em></strong></p>
<p><strong><em>Küçücük başlarımızda Cennetin tacını…</em></strong></p>
<p><strong><em>Çocuktuk!</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_3567" aria-describedby="caption-attachment-3567" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3567 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=640%2C426" alt="Gökkuşağı umuttur düş yolcularına…" width="640" height="426" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3567" class="wp-caption-text">Gökkuşağı umuttur düş yolcularına…</figcaption></figure></p>
<p>Büyüdük!</p>
<p>Ayrıldık sonra…</p>
<p>Kıştı, soğuktu… Poyraz esiyordu.</p>
<p>Ne varsa sevdiğimiz eriyip yok olmuştu…</p>
<p>Birbirimizi kaybettik kasırgada,</p>
<p>Tek başımıza kalakaldık yol ayrımında…</p>
<p>Değiştirip yönlerimizi,</p>
<p>Birimiz döndü yönünü doğuya;</p>
<p>Diğerimiz batıya…</p>
<p>Birimiz kuzey rüzgârlarına çevirdi yüreğini,</p>
<p>Diğeri güneye serpiştirdi kalan sevgisini…</p>
<p>Dünya yuvarlıktır deyip nasılsa,</p>
<p>Kaybetmedim umudumu daha.</p>
<p>Çünkü biliyorum ki,</p>
<p>Ne zaman bu şarkı çalsa,</p>
<p>Farklı yerlerde, farklı zamanlarda;</p>
<p>Söylüyoruz aşılması güç <strong><em>turkuaz</em></strong> sularda.</p>
<p>Hep aynı gökkuşağının altında…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/CflMP7CmuFk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/">Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3565</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kristal Ustası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 09 May 2016 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3559</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güney kutbunda, penguenlere uyum sağlamak için her zaman smokin giyen bir kristal ustası yaşardı. Böylece kimse onu bu komik kuşlardan ayırt edemezdi. Eğer görülebilseydi, bu giyimiyle çok komik bulunurdu. Uzun zamandan beri bu şekilde yaşayan kristal ustasını, gökkuşağına duyduğu sevgi ve   kristalin içinden geçen ışığa duyduğu merak buraya getirmişti. Kutupta yaşamaya başlamadan önce çok seyahat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/">Kristal Ustası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güney kutbunda, penguenlere uyum sağlamak için her zaman smokin giyen bir kristal ustası yaşardı. Böylece kimse onu bu komik kuşlardan ayırt edemezdi. Eğer görülebilseydi, bu giyimiyle çok komik bulunurdu. Uzun zamandan beri bu şekilde yaşayan kristal ustasını, gökkuşağına duyduğu sevgi ve   kristalin içinden geçen ışığa duyduğu merak buraya getirmişti.</p>
<p>Kutupta yaşamaya başlamadan önce çok seyahat etti. Mükemmel kristali arıyordu. İlk olarak insanların şehirlerinde dolandı, pek çok cam sanatçısıyla tanıştı.  Daha ilk görüşte bunların yeterli olmayacağını düşünmüştü. Ama, ne olur ne olmaz diye onlarla biraz zaman geçirdi. İnsanlar beklentilerin ötesinde şeyler başarabilirdi. Ne yazık ki, öyle olmadı. Yeterince sıkıldığına karar verdiğinde tekrar seyahate çıktı.</p>
<p>Koca burnu onu, altın kum tepelerinin olduğu sahile götürdü. Ortalığa yayılan bir yanık kokusu vardı. Dumanı fark ederek ona doğru yürüdü. Dumanın kaynağını görünce neler olduğunu anladı.  Yıldırım düşmüş ve kumu cama dönüştürmüştü.  Büyüleyici bir şeydi bu. Orada biraz kalmaya karar verdi. Oluşan camı uzun uzun inceledi. Ne yazık ki cam, içinden gökkuşağını oluşturacak düz bir ışığın geçemeyeceği kadar kıvrımlıydı. Ve kumdan cam oluşturabilecek başka bir yıldırımı beklemek çok uzun zaman alıyordu. Bir sürü yıldırım olsa dahi, bunu yapabilecek güçte olan çok ender ortaya çıkıyordu. Bir kaç hafta sonra kristal ustası tekrar yollardaydı.</p>
<p>Güzel bir gökkuşağı görmeyi o kadar çok istiyordu ki, kendini yağmur bulutlarının yolculuğuna eşlik ederken buldu. Hep beraber güneye doğru yol alıyorlardı. Yolda, cam oluşturabilen yıldırımların neden bu kadar ender olduğunun cevabını almıştı. Cam oluşturabilecek bir yıldırım gönderdikten sonra bulutlar çok yorgun düşüyor ve toparlanmaları uzun zaman alıyordu. Çünkü, bunun için neredeyse enerjilerinin yarısını kullanmaları gerekiyordu.</p>
<p>Orda burda bulutlar, yağmur diye bilinen göz yaşlarını döktüler. Yağmur yağarken, kristal ustası güneşten gökkuşağı oluşturacak kadar parlamasını rica etti. Ve güneş, nezaketine karşılık verdi. Beklentilerin ötesinde ortaya çıkan bu muhteşem gökkuşağını gören herkes onun tadını çıkardı ve ferahlatan gücünü kalplerinde hissetti. Kristal ustası, neden bu şekilde gezindiğini güneşe anlattı. Güneş ise, neden kristal yapmaya çalıştığını sordu ve kendi kendine yetişen kristallerin olduğu bir yer bildiğini söyledi. Kendi kendine yetişen kristaller; araştırmaya değerdi.</p>
<p>Güneşin verdiği bilgiye göre, kristaller dünyanın iki ucunda yetişiyordu. Bulutlarla seyahat onu en büyük okyanusun güney kısmına getirmişti ve burası dünyanın güney ucuna çok yakındı. Eğer bulutların üstünden atlarsa kolaylıkla güney uca konabilirdi. Bulutlardan ayrılmadan önce güneş, aşağının soğuk olduğu konusunda kristal ustasını uyardı.  Ama mükemmel kristali bulduğu sürece, koşullar kristal ustasının pek umurunda değildi.</p>
<p>Güney uca konduğunda ilerideki siyah noktaları görene kadar, her yer beyaz, diye düşündü. Noktalara vardığında ne kadar mesafe kat etmiş olduğunu algılayamadı. Bunlar aslında nokta değillerdi, kutbun yerli halkıydı. <strong>Kristal ustası</strong> onlara neden smokin giydiklerini sordu ve onlar da &#8220;Çünkü uçma kabiliyetimizi yüz yıllar önce kaybettik.&#8221; dediler.  Bunun üzerine kristal ustası &#8220;Eğer burada yaşayanların geleneği böyleyse, ben de giyerim.&#8221; dedi. Bunu söylerken bir taraftan da cep gardırobunu çıkardı ve içinden yün smokinini alarak giyindi. Ve penguenlerle bu şekilde tanışmış oldu.</p>
<p><em>Kristal ustası</em>nın bu jesti üzerine penguenler ona sempati duydular ve onu soru yağmuruna tuttular. O da, gökkuşağını ne kadar sevdiğinden ve kendi kendine yetişen kristali arama yolculuğundan bahsetti. Yeni yerli arkadaşları kristal ustasına en güzel buz mağaralarını gösterdiler. Mağaralara ilk girdiğinde onların güzelliğine bağlandı ve renkleri fısıldayan sihirlerini duydu. Penguenler, kristal ustasının bakışlarını yakalayınca burada kalacağını anladılar. Ve kristal ustası, mağaralardan birine yerleşerek ekinokslar dışında tüm günlerini güney kutbunda geçirdi. Yalnız bu günlerde, gün dönümü kutlamalarında gökkuşağı yağmuru yapmak için Naneli Yıldız Kasabası&#8217;na gidiyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/">Kristal Ustası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kristal-ustasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3559</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaptan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaptan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaptan/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 07 May 2016 07:03:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3504</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni ne zaman yollara düşüreceği belli olmuyor bu meretin. Gece yatmadan farkındaydım sigaramın bittiğinin ancak üşenmiştim gidip almaya. Şimdi ise sabahın beşinde yollardayım. Açık bir dükkanda yok ki. Ara ki bulasın. Hiçbir yer açık olmayınca sahile gideyim dedim. Belki sabah abilerden otlanabilirim diye düşündüm. Sahil de bomboş şimdi. Boş boş dolanırken bir bankta oturan genç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaptan/">Kaptan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni ne zaman yollara düşüreceği belli olmuyor bu meretin. Gece yatmadan farkındaydım sigaramın bittiğinin ancak üşenmiştim gidip almaya. Şimdi ise sabahın beşinde yollardayım. Açık bir dükkanda yok ki. Ara ki bulasın. Hiçbir yer açık olmayınca sahile gideyim dedim. Belki sabah abilerden otlanabilirim diye düşündüm. Sahil de bomboş şimdi. Boş boş dolanırken bir bankta oturan genç bir kız çarptı gözüme. Bu saatte burada ne işi olabilir ki insanın? Sevgilisinden mi ayrılmış dedim kendi kendime. Belki de evliydi , kocası öldü. Belki de kalacak bir yeri yoktu bu koca şehirde. Yok yok , düşünerek bulunacak bir şey değil bu. Yanına oturmadan anlayamayacağım.</p>
<p>Usulca oturdum yanına. ‘Günaydın’ dedim. Sığınacak bir liman arayan kaptan gibi baktı gözlerime. Sanki puslu bir havada gideceği limanı görmüş gibi. Gözlerinin önündeki pusu sildi elleriyle ve ‘ben hiç uyumadım ki’ dedi. ‘Hem gün de aydınlanmadı daha.’ Doğru söylüyordu güneşin doğmasına baya vardı daha. Konuşturmak için nereli olduğunu sordum. ‘Buralardan değilim’ dedi. Açık denizlerde pusulasız kalmış o kaptanı düşündüm. Acaba bulacak mıydı sığınacak bir liman. Belki tanıdık bir şehir, belki tanımadık…</p>
<p>&#8220;Sen&#8221; dedi bana, &#8220;Şen uyudun mu?&#8221;Uzaklardaki sevgilimde böyle sorardı sorunlu günlerimizde. Kendisi sabaha kadar uyuyamazdı , bense uyumamak için çabalasam bile uyurdum. İnsanlık hali derdim de anlamazdı beni hiç. &#8220;İnsanlık hali&#8221; dedim. ‘Uyudum.’ Beni bu saatte neyin yollara attığını sordu. Sigara dedim, ‘sigaram bitmiş.’ Aynı soruyu kendisine yönelttiğimde başka bir şehirden geldiğini söyledi. Bugün yapması gereken bir işi varmış buralarda. Akşama geri dönecekmiş.</p>
<p>O sırada kaptan geldi aklıma. Puslu havada varacağı limanı bulmuş yavaş yavaş yanaştırıyordu gemisini. Yolculardan biri ‘neden geldik buraya’ diye sordu. ‘Daha dün mola verdik ve burası varacağımız rotada değil.’ Bir süre cevap vermedi kaptan. Sevgilisinden ayrılmış yirmilik bir genç kız gibi baktı yolcunun gözlerine. O kadar acınacak bir halde baktı ki, yolcu da konuşmadı bir daha. Arkasını dönüp usulca çıktı kaptanın kamarasından. Yolcu, kendi kamarasına döndüğünde karısı sordu ona neden bu limana geldiklerini. Yolcu cevap vermedi. Karısının gözlerine boşanmışlar gibi baktı bir süre. Kadın , tüm kadınlığıyla anladı her şeyi. ‘Pekii’ dedi. ‘Akşama döneriz.’</p>
<p>Hala anlayamamıştım kızın sabah sabah neden yollarda olduğunu. İçim içimi kemiriyordu öğrenmek için ama ser verip sır vermiyordu. Zaten öyle fazla konuşkan biride değildi. Gözleri dertli dertli bakıyordu denize. Bir ara dalıyor , sanki Kıbrıs’ta sevdiği birini görmüş gibi gülümsüyordu. Bazen de yönünü Toroslara çeviriyor koyun otlatıyordu Yörükler gibi. Cevapsız kalan sorularımdan sonra bana döndü. ‘Dün gece neler yaptın anlatsana’ dedi. Ben ise hatırlamıyordum dün geceyi. Sigaram bitmişti , bende almaya üşenmiştim. Bu kadar aklımda kalanlar. Bir de içmiştim. Çok içmiştim. Sabah evden çıkarken iki büyük görmüştüm tezgahın üzerinde. Galiba ikisini de dün gece içmiştim.</p>
<p>Kaptan şehre indiğinde gün doğmamıştı daha. ‘Güneş doğmadan böyleyse bugün yanar bu şehir’ dedi kendi kendine. Bir temmuz güneşini beklemeden düştü yollara. Tanımadığı bir şehirde tanıdık izler aramaya başladı. Her sokakta insanların yürüyüşleri kalmıştı. Kiminin inceden bir gülüşü ona dönüyordu kâh, kâh bir ağlayış usulca çarpıyordu kulaklarına. O ise hiçbirine aldırış etmedi. Bugün yapacak önemli bir işi vardı bu şehirde. Ve akşam olmadan ayrılması gerekti limandan.</p>
<p>Dün gece neler yaptığımı hatırlayamayınca cevap vermedim bende. Zaten o bütün sorularımı cevapsız bırakıp gülmüştü sadece, Kıbrıs’taki arkadaşına. ‘Hatırlamıyorum’ bile demedim. Çantasından iki tane sigara çıkardı. Birini bana uzattı birini kendisini aldı. İçimden kızdım o an. Bunca zaman beklemişti sigara vermek için. Oysa biliyordu yana yana sigara aradığımı. Kendi sigarasını yakıp çakmağı bana uzattı. Bende yaktım sigaramı. Yüzümde güller açıyordu.</p>
<p>Hızlı hızlı yürüyordu yollarda kaptan. Sanki biliyordu varacağı yeri. Sanki o, kendisini tam orada bekliyordu yıllardır. Güneşle yarışırcasına attı adımlarını. Güneş doğmadan ulaşmalıydı oraya. Güneş doğmadan ulaşsın ki bir günü geçirebilsin onunla. Ara sıra gözlerinin pusunu siliyordu yanımdaki kızın yaptığı gibi. Ama onun hareketlerinde kadınsı izler yoktu. Oysa bilmiyor muydu yanımdaki kızların gözlerinde olduğunu?</p>
<p>‘Sigaranı da içtiğine göre gidebilirsin artık’ dedi. ‘Hem yavaş yavaş açılıyordur dükkanlar.’ Benimse hiç gitmeye niyetim yoktu oysa. Bir görev bilmiştim kendime yenemediğim merakımı. ‘Senin ne işin vardı’ dedim. ‘Belki aynı tarafa gidiyoruzdur.’ Gözleri doldu o anda. ‘Benim işim bitti’ dedi sanki uzaklardan haber almışçasına. Ben tam kalkıp gidecekken ‘Pekii’ dedi , ‘ismini hatırlıyor musun bari?’. ‘Kerem’ dedim. Merak etmememe rağmen onun ismini sordum. Meltemmiş. Yine usulsüzce sevgilimin adını sordu. O an aklıma gelmedi sevgilim olduğunu nereden bildiği ama ‘sevgilimin adı da Meltem’ dedim. Yönünü çevirip yine Kıbrıs’taki arkadaşına baktı. Bu sefer gülmüyordu yüzü. Terk edilmiş bir kız edasıyla bana dönüp , ‘Dün gece ayrıldınız siz’ dedi. O sırada bir yandan güneş doğuyordu, bir yandan da kaptan arkamızda karısıyla sarılıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaptan/">Kaptan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaptan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3504</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kol Düğmeleri – Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 05 May 2016 12:59:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3477</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle  &#8211; 13 Nedir düş gören için? Tatlı bir uykunun satır aralarına sıkıştırdığı bir kaç küçük dize mi? Hani, birden bire uyanıp derin uykudan, yastığın altındaki sırdaşlarımıza ellerimizi uzatan… Gece yarısı demeyip düşlerimizden damlayan; kalemimizin ucundan sessizce kâğıtlara sızan… Düşüne düşüne düş görebilir miyiz? Yoksa görmek için düşlediğimizi, hiç uyumamak mı gerekli? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/">Kol Düğmeleri – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle  &#8211; 13</h2>
<p><em>Nedir düş gören için? Tatlı bir uykunun satır aralarına sıkıştırdığı bir kaç küçük dize mi? Hani, birden bire uyanıp derin uykudan, yastığın altındaki sırdaşlarımıza ellerimizi uzatan… Gece yarısı demeyip düşlerimizden damlayan; kalemimizin ucundan sessizce kâğıtlara sızan… </em></p>
<p><em>Düşüne düşüne düş görebilir miyiz? Yoksa görmek için düşlediğimizi, hiç uyumamak mı gerekli? Düşlediğimiz, düşümüzden düşerse kim yakalar bizi? Bu yüzden mi düşeriz düşlerimizden sürekli? Peki, her düşüşümüzle sil baştan gördüğümüz aynı düş değil mi? Ya gözlerimiz açıkken gördüğümüz düşler? Acaba bizim mi?  Yoksa başkalarının düşlerinde gezen gezginleriz de, düşteyiz mi sanıyoruz kendimizi?</em></p>
<p><em>Bir düştür aşk! Başlı başına bir düş. Uyanmak istemeyeceğin, uyanmamak için direneceğin, ama hep uyanacağım korkusuyla yüreğin ağzında bekleyeceğin… Ne zaman, nerede, nasıl uyanacağını bilmeden görmeye devam ettiğin bir düş… </em></p>
<p><em>Düşü olmayanın aşk kokusu olmaz…  Düşü olmayan, düş kırıklığına bile uğrayamaz. Düş kırıklığına uğramayanın canı acımaz, yüreği yanmaz, ağlayamaz geceden gündüze, gündüzden geceye… Ağlamayan yürek pas tutar, taşlaşır zamanla… Ve taşlar balyozlarla kırılır ancak!</em></p>
<p><figure id="attachment_3478" aria-describedby="caption-attachment-3478" style="width: 580px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3478 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?resize=580%2C400" alt=" “Aşk” bir oktur bence… Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur." width="580" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?w=580&amp;ssl=1 580w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?resize=300%2C207&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3478" class="wp-caption-text">“Aşk” bir oktur bence… Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bilmezler mi taşlara tapanlar? O taşların arasından kendine küçücük bir toprak bulan tohumun yeşerip, filiz verdiğini çiçek açtığını… Bilirler bilmesine, ama taşlaşmış gönülleriyle hala ayak diretirler aşka… Taşlaştırmak için yaşamı, sanatı, sevgiyi, aşkı… Oysa aşk baharla gelir, baharla yeşerir ve baharla direnir karanlığa…</strong></p>
<p>Aşk üzerine yazmayan kalmış mıdır? Ne kadar yazılıp çizilse de, asırlardır bitmeyen tek konu yine Aşk’tır. Herkesin söyleyecek bir çift sözü, yaşanmış bir anısı, “Aşk “dendiğinde içinden bir geçeni mutlaka vardır. Kimi derin iç çeker bir Ah ile kiminin gözleri parlar bir cevher ile… Aşk bu biter mi hiç konuşmakla, yazmakla, çizmekle, oynamakla, çalıp söylemekle… Sanat ne yapardı Aşk olmasa…</p>
<p>“Aşk” bir oktur bence…  Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur. Nasiptir aşk, kimine dokunup geçer teğet misali; Kimine konar, sever, yurt edinir bir kırlangıç gibi… Kiminin üzerinden geçip gider de fark etmez bile o kişi. Kimi yaşamını harcar da bulamaz aramakla, tam kestiğinde umudunu” <em>bir bahar akşamı</em> “rastlayıverir usulca… <strong><em>Kiminin ise konar avucuna ama o, bir sıkımla boğup atıverir boşluğa…</em></strong></p>
<p>Aşk masumiyet elbisesiyle gelir, çocuk yüreklidir. Bakışları cesur, sesi sevecendir. Öyle kırılgandır ki sırçadır sanki… Nemden nem kapar, bir esintiden uçar, bir damladan boğulur, bir sözcükle yanar kül olur… Bencildir olabildiğince, kendinden başkasını istemez gönülde… Sevilmekten usanmaz, sevmeye ise cimridir bir verdiğine bin ister, istemekten hiç yorulmaz…</p>
<p>Aşkın ömrü hasrettir. Ne kadar hasret çekersen o kadar yarenin olur hayat yolculuğunda&#8230; Aramakla bulunmaz derler, diyen doğru demiştir. Aramadığın anda çıkıverir karşına… O zaman anlarsın hep aradığının o olduğunu aslında… Hasreti katık etmezsen aşk aşına, cefasına da vefasına da eyvallah diyemezsin… “ Yaramdan da hoşnutum, yârimden de “ diyebildiğin an’da başlar hasret çilesinden ilmek ilmek örülmeye, aşk badesinden süzülmeye…</p>
<p>Sözü uzattık, konu aşk olunca durmak ne mümkün… Biz gelelim hikâyemizin sonuna…</p>
<p>Hani evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir küçük kız vardı… Varlığı var mıydı da yaşayıp giderdi yoksa bir hayalden mi ibaretti, takdiri kalmıştır okuyucuya… İşte varlık ile yokluk arası berzahtaki bu küçük kız, bilmeden aradığının aşk olduğunu, bakan sıcacık içten bir çift gözde kapılıp kalmış, gönlünün pınarlarını ona akıtmıştı…</p>
<p>İşte o küçük kızın hikâyesi bitmek üzeredir artık…</p>
<p><strong><em>Narkissos</em></strong> yaz tatilini <strong><em>bizim</em></strong> mahalledeki oğlanlarla geçirmeğe başlamıştı. Sünnet düğününde hediye edilen bisikletiyle sabahları <strong><em>bizim</em></strong> sokağa gelir, bisikletini de <strong><em>bizim </em></strong>evin önüne bağlardı. Ben camdan geldiğini görünce, kilimimi ve oyuncaklarımı alır evimizin duvarının önüne sererdim. Mahalledeki kızlar gelene kadar kendi kendime evcilik oynamayı severdim. Oğlanlar top sahasında maç yaparlar, bilye ve çivi oynarlardı… Bazen de kırlara açılıp bisikletleriyle, kelebek avına çıkarlardı…</p>
<p><strong><em>Narkissosla, </em></strong><em>her sabah bu seramoniyi yaşadığımız halde hiç birbirimizle selamlaşıp konuştuğumuz olmamıştı… Ne ben onun yüzüne bakıyordum ne de o benimkine…</em></p>
<p><strong><em>Var olduğumuzu biliyorduk ama hiç yokmuşuz gibi yapıyorduk…</em></strong></p>
<p><em>Uyumadan önce yatağımda hayal kurardım. Bir sabah bana günaydın diyecek, ne yaptığımı soracak ve çantasını evine taşıdığımız günkü gibi hiç susmadan boyuna konuşup, güleceğiz, şarkı söyleyeceğiz… Her gece yılmadan aynı hayalle uykuya dalardım… Sabah olunca da beklerdim heyecanla, ‘ne olur bu sabah günaydın ‘desin diye bana…</em></p>
<p>Barış Manço’nun Kol düğmeleri şarkısıyla o zamanlar tanıştım. Sözlerini ezberledim ve geceleri hayallerime şarkıyı da kattım… Daha güçlü bir istekle, sabırla bekledim sabahları… Sonrasında geceleri aynı şarkıyla ağladım…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/2D2jkKde8ZU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Hatırlarım bugün gibi sessiz geçen son geceyi<br />
Başın öne eğik bir suçlu gibi bana verdiğin hediyeyi<br />
İki küçük kol düğmesi bütün bir aşk hikayesi<br />
İki düğme iki ayrı kolda bizim gibi ayrı yolda</p>
<p>Akşam olunca sustururum herkesi her her şeyi<br />
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati<br />
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana<br />
Bitsin bu işkence kalsınlar bu arada</p>
<p>Heyhat sabah gün ışıldar yalnız gece buluşanlar<br />
Yaşlı gözlerle ayrılırlar düğmeler gibi<br />
Bizim gibi bizim gibi ayrılırlar bizim gibi ayrılırlar</p>
<p>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı başlayınca gelmez oldu bir daha… Ailesi artık izin vermiyor diye düşündüm gelmesine bu kadar uzağa… Hayallerim değişti artık… Selam vermesini, günaydın demesini beklemiyordum… ‘<em>Yeter ki gelsin, bisikletini bağlasın bizim evin önüne, bir kez daha göreyim</em> ‘diye dua ediyordum… Gelmiyordu… Haber vermiyordu… Ne olduğunu bilmiyordum…</p>
<p>Aklıma onların apartmanında oturan bir kız arkadaşım geldi. Bir gün annemden izin alıp onlara gittim. Ama yüreğim ağzımda, her an kapıdan çıkıverecekmiş gibi… Sokağın köşesinden bana bakıyormuş gibi… Öylece bekledim… Arkadaşımın zilini çaldım aşağı kapıdan, annem yukarı çıkma demişti. Sözde tatil ödevini soracaktım. Ben çıkmayınca o aşağıya indi… Benim yüreğim hep ağzımda ne olur şimdi merdivenlerden inse, şu kapıdan çıksa diye… Çıkmadı ama… Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum arkadaşımla… Ödevi aldım. Tam gidecekken, döndüm ve “<em>Onun” </em>nerde olduğunu sordum<em>.</em> Kız arkadaşım, babasının Kıbrıs’ta görevde olduğunu söyledi. Annesi ve kız kardeşiyle birlikte artık Mersin’deydiler…</p>
<p><figure id="attachment_3480" aria-describedby="caption-attachment-3480" style="width: 417px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3480 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=417%2C417" alt="Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, AŞK’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…" width="417" height="417" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?w=417&amp;ssl=1 417w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 417px) 100vw, 417px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3480" class="wp-caption-text">Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, AŞK’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…</figcaption></figure></p>
<p>Yüreğim yanmaya başladı… Başka bir şey soramadım… Savaş ne korkunç bir şey dedim yalnızca…</p>
<p>Savaş ne korkunçtu içinde yaşamayanlar için bile, vazgeçtim pilot olmaktan, vazgeçtim asker olmaktan…</p>
<p>Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, <strong><em>AŞK</em></strong>’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…</p>
<p><em>Düşler düşte kaldıkça güzeldiler… Hayat ise aşka yer vermeyecek kadar taşlarla oyulmuş bir tahttı aslında… Bu taht altın, zümrüt, yakutlarla bezenmiş olsa, üzerinde padişahlar otursa ne yazardı… Bir çiçek bile yeşeremedikçe sadrında… Asıl savaş budur aslında… Çorak toprağa, çölleşmiş dünyaya, taşlaşmış insanlara rağmen hala çiçek açıvermek umudun avucunda…</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>SON</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/">Kol Düğmeleri – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3477</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluğum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 03 May 2016 08:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3452</guid>
				<description><![CDATA[<p>Annem evde arkadaşıyla otururken bende bahçede küçük kırmızı arabamla oynuyorum. Babamın kırmızı arabasına özenip aldırdım bu arabayı. Ama artık oyunlardan da sıkıldım. Araba sürmek istiyorum, sigara içmek istiyorum babam gibi. Sokakta tek başıma yürürken kimse bakmasın bana istiyorum. Birden ‘ne duruyorum’ diye sordum kendime. Ne duruyorum o zaman. Bu küçük bedenimden büyüyerek ayrılıyorum işte o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/">Çocukluğum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Annem evde arkadaşıyla otururken bende bahçede küçük kırmızı arabamla oynuyorum. Babamın kırmızı arabasına özenip aldırdım bu arabayı. Ama artık oyunlardan da sıkıldım. Araba sürmek istiyorum, sigara içmek istiyorum babam gibi. Sokakta tek başıma yürürken kimse bakmasın bana istiyorum. Birden ‘ne duruyorum’ diye sordum kendime. Ne duruyorum o zaman. Bu küçük bedenimden büyüyerek ayrılıyorum işte o zaman. Yirmi yaşımda sokaklardayım artık.</p>
<p>Babamın kırmızı arabasını sürmek benim oyuncak arabalardan biraz daha zormuş doğrusu. Cebimde sigaram var, cüzdanımda da ehliyetim. Annemin yaptığı gibi kahveyle içeceğim sigarayı. Sonra bir kahveci görüp çekiyorum arabayı önüne.</p>
<p>Ben umursamaz adımlarımla boş bir masaya doğru ilerlerken bir çift delici bakışlarla karşılaştım. Daha yirmisine yeni basmış güzel bir kız. Kafese kapatılmış yırtıcı bir kuş gibi baktı gözlerime. Yardım istiyordu sanki zindanından kurtarmam için. İçindeki ürkekliği hissettim. Sanki, sanki onu kurtarmamamdan korkuyordu. Yaşanmışlıklarını gördüm, üzüntülerini, hüzünlerini. Kim olsa korkardı yerinde. Hiçbir şeyin önemi kalmamış artık onun için. Güzelliğinin nasıl hırpalanabildiğini görmüş. Oysa ben böyle bir güzelliğe kayıtsız kalamazdım.</p>
<p>Kahvemden bir yudum aldıktan sonra sigaramı çıkardım cebimden. Annemle babamın içtiği marka. Bir an bir eksiklik hissettim. Nasıl yakacaktım ben bu sigarayı? Hiç dikkat etmemiştim sigarayı yakışlarına, hiç hayal etmemiştim sigarayı yakmamı. Bunun için yoktu çakmağım cebimde. Zaten masama küllükte koyulmamış. Kahve mi alıp güzel kızın masasına oturdum. Oturduktan sonra geldi aklıma izin istemem. Kekeledim biraz:</p>
<p>&#8220;Şe şey masamda küllük yoktu da…&#8221;</p>
<p>Hafiften gülümsedi bana. Tıpkı sahilde yaptığım kumdan kaleyi yıkan dalga gibi gülümsedi. Ben her seferinde yeniden yapardım o kaleyi ve her seferinde o dalga gelip götürürdü askerlerimi. Bir savaştı bu. Yıkılan kulemin yerine yenisini yaptım. Çakmağını sormadan alıp yaktım sigaramı. Yıkılmasın istedim kumdan kulem. Yorulmuştum artık, hem annemde yoktu ortalıkta. Yorulunca kucağına alıp götürürdü beni.</p>
<p>Sigaralarımızı karşılıklı, sessizce içerken babamı duyumsadım benliğimde. Çocukluğunun keyfini çıkar, daha dün çocuktum demişti bir keresinde. Oysa ben daha on dakika önce çocuktum. Şimdi ise yırtıcı bir kuşa gönlümü vermek üzereyim. Belki yavruları gibi alıp besleyecek, ömrünü verecek bana, büyütecek beni. Belki de parçalayıp atacak bir kenara. İşte o zaman bende ‘daha dün çocuktum‘ diyeceğim. Son kelime içime döküldüğümde babam gibi rahatlayacağım. Çünkü ben daha dün çocuktum.</p>
<p>Son nefesimi alıp söndürdüm sigaramı. Güzel kıza ne kadar güzel olduğunu söyleyeceğim şimdi. Garip hissettim kendimi. Bilmediğim bir dünyada bilmediğim bir zamandayım sanki. Hem annemde yok ortalıkta. O ise biliyor her şeyi. Nasıl büyütülür bir kalp biliyor, nasıl hırpalanır bir güzellik biliyor. Birden yine babam geldi aklıma. O an cesaretlendim. Ne çıkardı parçalansa gönlüm ? Daha dün çocuktum ben.</p>
<p>Babamdan aldığım cesaretle ‘çok güzelsin‘ dedim. Geceleri gülümseyen yıldızlardan bile güzel. ‘Yine gülümsedi bana, yine yıkıldı kumdan kulem. Sanki zafer kazanan asker gibi döndü, kaleme bakıp tekrar güldü. Bense yorulmuştum artık. Hem annemde yoktu ortalıkta. Ayağa kalktım, güle güle diyecektim. O benden önce davrandı konuşmak için.</p>
<p>&#8220;Dalgaları engelleyemezsin, ama kaleni taştan örebilirsin.&#8221;</p>
<p>Arabaya bindim, eve döndüm. Bahçeye girdiğimde beş yaşlarında bir çocuk kırmızı arabasıyla oynuyordu. Başını okşadım. ‘Tadını çıkar’ dedim. ‘Ben daha dün çocuktum.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/">Çocukluğum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3452</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Komşu Kızı ve Sabun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Apr 2016 06:35:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3378</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatımın en abes dönemlerinden biriydi&#8230; Fazla geç değil bu yazıyı yazmaya karar verdikten 6 ay öncesi. Öğrenci olmaya çalışıyorum. Bende diğerleri gibi ödevleri zamanında getirmeyi ama rol yapmadan iyi not almayı istiyordum. Çünkü diğerlerinden bazıları kaliteli makyaj malzemesi kullanıyordu. Beceriksizlikte çok yetenekliydiler ama aldıkları notlar hep kaliteydi. Sadece rollerine çok çalışıyorlardı. Ruhlarındaki dalkavukluk, ikiyüzlülük ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/">Komşu Kızı ve Sabun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımın en abes dönemlerinden biriydi&#8230; Fazla geç değil bu yazıyı yazmaya karar verdikten 6 ay öncesi. Öğrenci olmaya çalışıyorum. Bende diğerleri gibi ödevleri zamanında getirmeyi ama rol yapmadan iyi not almayı istiyordum. Çünkü diğerlerinden bazıları kaliteli makyaj malzemesi kullanıyordu. Beceriksizlikte çok yetenekliydiler ama aldıkları notlar hep kaliteydi. Sadece rollerine çok çalışıyorlardı. Ruhlarındaki dalkavukluk, ikiyüzlülük ve çıkarcılığı yüzlerine yaptıkları makyaj da kurtaramıyordu, sadece çirkinliklerini biraz örtüyordu o kadar. Aynı mekânlar içerisindeydik fakat ben ve dostlarım ayrı onlar ise apayrı bir dünyada yaşadıklarını zannetmekten kendilerini alıkoyamıyorlardı. Bizde zaten onların hava soluduğu alanlara girmemek için çok özen gösterirdik.</p>
<p>Bu abes dönem&#8230; Kaldığım yer küçük bir otel odası. Tek kişilik bir odaydı ama iki yatak vardı. Ben, dolap, vitrin, yataklar, çizilmeyi bekleyen kurgular ve yazılmayı bekleyen trajediler. Evet, hepsi küçük bir otel odasında. Oteller kısa süreli konaklama yerleri değil midir? (Konak: Üzerinde konaklama yapılabilen geniş alan. Herkes konabilir ve konaklanabilir) Evet kısa süreli kalışlar içindir ama burada öyle değildir. Bir apartman dairesi yerine aynı paraya bir otel odası kiralama olasılığının olduğu bir yer. Çaresizlikten olmuştu her şey.</p>
<p>Ev gibi değil. Aslında sadece kira günleri görüşmen gereken ama her gün görmek zorunda kaldığın ve &#8220;iyi günler &#8211; iyi akşamlar&#8221; temennilerini dilemeden geçersen darılacağını düşündüğün resepsiyondaki o adam. Baskı altındasın her gün bu kuşkuyla bu gereksiz temennileşmeler. Sanki &#8220;iyi günler&#8221; dilemesem günü kötü geçecek, başına bir felaket gelecek. Ayda bir kere bu temenni yeterli bence çünkü &#8221; günler&#8221; diyoruz. Bunu dilemezsek de katil, dilersek ise hayat kurtaran bir süper kahraman mı oluyoruz? Hayır. Neyse.</p>
<p>Odaya varmanın ilk etabı bu. Merdivenleri çıkıyorum, antreyi aşıp odama varıyorum. Yorgun ve sıkışığım üzerimi çıkarıp hemen tuvalete girmeliyim! Ama tuvalet ve banyo ortak! Oda kiralarken kat sakinleriyle böyle bir ortaklık sözleşmesi imzalamadım ama maalesef! İnsanın en özgür olduğu, geçen süre içerisinde bir şeyler düşünebildiği ve bunun için yeteri kadar zaman bulduğu mekân ortak! Yani herhangi bir ihtiyacını giderirken kat sakinlerinden birinin gelip ihtiyaca ortak olması muhtemel. Ortak ya! Tuvalette hisseleri var. Dedim ya ev gibi değil. Evdeki tuvalet ortaklığı normaldir. Çünkü ortakların tanıdıktır, arkadaşlarındır. Oteldeki ortaklık ise, yüzlerini görmekten çok seslerini duyduğun ki seslerinden yüzlerini görmüş kadar olduklarınla &#8220;işine gelirse&#8221; ortaklığıdır. Diğerleri birbirlerini tanıyorlardı, dolayısıyla ortaklıktan da şikâyetçi değillerdi.</p>
<ul>
<li>Ben şimdi s.çıcam yani tuvalette olucam haberin olsun dedim. Ama aniden bir şeyin gelirse kapıyı tıklat kilidi açarım. Malum ortağız!</li>
<li>Tamam</li>
</ul>
<p>VEYA</p>
<ul>
<li>Tansel ben sana çağrı atınca banyoya gel bana kese at. Zaten geçen haftadan iç kese sözün vardı! Onu da aradan çıkarmış oluruz. Bir sonraki haftada ben sana atarım.</li>
<li>Tamam, hallederiz. Nasıl olsa ortağız! Yeri gelir birbirimizin k.çını dahi yıkarız!</li>
</ul>
<p>gibi muhabbetlerin döndüğünü düşünmemek mümkün değil çünkü sıkı ortaklar.</p>
<p>Ortaklar ortaklaşa dursun ben halen öğrenci olmaya çalışıyorum. Her gün iki yataklı tek kişilik odamdan çıkıp kat sakinleri ve resepsiyondaki o adama görünmeden okula gidiyordum. Orası da &#8220;Ortak&#8221; ve bu da &#8220;işine gelirse&#8221; ortaklığıydı. Böyle mecburen ortaklıklar kıskacında öğrenci olmaya çalışıyordum. Zorla evlendirilmiş ağa kızı misali.</p>
<p>Bu abes dönem&#8230; Rutinlik hastalığıyla mücadele veren ama bir türlü yenemeyen günlerden biri akşam vakti odamda hastalıklı bir günün daha sonuna saatler kalmış. Çöpüm birikmiş, yeni bir çöp poşeti çıkarmam lazım. Dolabın kapağını açtım, çöp poşetini poşetinden çıkarırken dolaptaki buruşuk ve içinden ekşi sabun kokusu gelen market poşeti gözümü meşgul etti. Hemen çöp poşetini bırakıp onu açtım&#8230; İçinden ne mi çıktı&#8230; Üzerinde &#8220;Komşu Kızı&#8221; yazan bir CD ve küçük sabunlar! Hizmette sınırın olmaması bu olmalı! Müşterisinin arzularını dikkate alarak hizmette sınırları zorlamış bir otel!</p>
<p>Evet, rutinde hastalığında aşama kaydetmişti. Ama nafile&#8230; Ne komşu kızı çekiciydi ne de sabunlar güzel kokuyordu ki aksi olsa bile bu abes ortaklıkları unutturacak veya kabullendirecek değillerdi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/">Komşu Kızı ve Sabun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/komsu-kizi-ve-sabun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3378</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Geceyenisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Apr 2016 10:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3359</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu diyarda, doğum günlerinde herkes susar, önceki yıllarının hatıralarına bu şekilde saygıda bulunur ve karşılarına dikilen yeni yıllarını sükûnetle karşılarlardı. Doğum gününün, kişinin yalnız kendisine ait olduğuna inanılır ve doğum günleri, benliğin bütünlüğünün simgesi addedilirdi. Buna ithafen, doğum gününde kişiler izole olur ve o günlerde onlarla iletişime geçmek büyük bir ayıp sayılırdı. Kendine has gelenekleriyle, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/">Geceyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu diyarda, doğum günlerinde herkes susar, önceki yıllarının hatıralarına bu şekilde saygıda bulunur ve karşılarına dikilen yeni yıllarını sükûnetle karşılarlardı. Doğum gününün, kişinin yalnız kendisine ait olduğuna inanılır ve doğum günleri, benliğin bütünlüğünün simgesi addedilirdi. Buna ithafen, doğum gününde kişiler izole olur ve o günlerde onlarla iletişime geçmek büyük bir ayıp sayılırdı.</p>
<p>Kendine has gelenekleriyle, yalnızlığı seven insanların yaşadığı bu yöreye özellikle kimse gelmez, ancak yolu oradan geçen yolcular dinlenmek için bir süre oyalanırlardı. Genellikle bu yolcular, yörenin yakınlarındaki yonca tarlasına, dört yapraklı yonca aramaya gelenlerdi. Ve çoğu, her bahar şanslarının peşinden koşan ve kendilerini çok düşünen kişiler olduğu için, yöre sakinleriyle pek konuşmazlar, bir gece dinlenip giderlerdi. Şüphesiz; yalnızlığı seven diyarlılar, bu durumdan hoşnuttu.</p>
<p>Bir gün, diyarın alışık olduğu somurtkan ve ilgisiz yolculara hiç benzemeyen, neşeli ve habire sorular soran biri konakladı yörede. Üstelik yolcu da değildi. Gezgin olduğunu ve yöre halkının yaşamını merak ettiğini söylüyordu. Diyarlılar durumu garipsediler ama bir taraftan da meraklanmışlardı. Gezgin; onlara ne kadar soru sorarsa, onlar da aynı şekilde karşılık veriyordu. Böylece yöre halkı, hiç bilmedikleri diyarlar, kuşlar ve bitkiler hakkında bilgi sahibi olmaya başladılar. Dünyada, bu kadar çeşitliliğin olduğunu öğrenmek onları heyecanlandırsa da, hiç birinin yalnızlıktan ödün vermeye niyeti yoktu.</p>
<p>Gezgin; diyardaki son gününde, çayırlarda koşuşturan çocukların biraz ilerisinde onları izleyen, ağlamaklı bir çocuk gördü. Çocuğun, diğer çocuklardan farklı olan kızıl saçları yüzünden onu dışladıklarını sandı. İçgüdüsel olarak çocuğa yaklaştı ve neden bir köşede yalnız oturduğunu sordu. Diyarda kaldığı zaman içinde burası hakkında pek çok şey öğrenmiş olsa da gelenekleri pek bilmeyen gezgin, çocuğun cevabına anlam veremedi. Kızıl saçlı çocuk, bugünün onun doğum günü olduğunu söylemişti.</p>
<p>Gezgin; eşyalarını toplayıp diyardan gidecekken, eşyalarının arasındaki bez bebeği alıp uzun uzun baktı. Bebeğin kızıl saçları ona biraz önce karşılaştığı çocuğu hatırlatmıştı. Bebek, sarı bedeni ve kocaman mavi burnuyla kızıl saçlarına tezat oluşturuyor ve çok komik görünüyordu. Bir köşede üzgün oturan çocuğu bu şekilde güldürebileceğini düşünerek; ayrılmadan önce çocuğu aradı ve ilk gördüğü yerde buldu. Bebeği ona vererek, kendi halkının geleneklerine göre &#8221; Doğum günün kutlu olsun.&#8221; dedi ve çocuğun kızıl saçlarını okşayıp diyarı terk etti.</p>
<p>Gezgin, bir daha bu diyara gelmediği için, kızıl saçlı çocuğun hikayesini asla öğrenemedi. O gittikten sonra, şaşkın şaşkın gülümseyerek elindeki komik bebeğe bakan çocuğun, gezginle konuşmasını ve ona hediye verdiğini gören diyarlılar vardı. Bunlar, izole olan doğum günü kişisinin, bu durumda bu kişi kızıl saçlı çocuktu, ayıp işlediğine kanaat getirdiler. Çocuk olduğu için konuşması affedilebilirdi. Ancak hediyeyi kabul ettiği için uğursuzluk çağıracağına ve bir daha dört yapraklı yoncaların yeşermeyeceğine inanıyorlardı. Uğursuzluğu önlemenin tek yolu, hediyeyi parçalamak ve yakmaktı. Bunu da doğum günü kişisinin yapması gerekiyordu.</p>
<p>Diyarlılar; yöre meydanında toplanmış, elindeki bebeği sımsıkı tutan kızıl saçlı çocuğu izliyorlardı. Çocuk, yapması gereken eylemin amacını anlamıyor, isteksizlik ve şüpheyle tereddüt ediyordu. Etrafındakiler, onu yüreklendirmek için türlü şeyler söylese de, hiçbirini dinlemiyordu. Sonunda, yaşlılardan biri gelip, çocuğun omzunu kavrayarak, &#8220;Hadi&#8221;, dedi. Bizi uğursuzluktan ancak sen kurtarabilirsin ve bunun zamanı şimdi. &#8221; dedi. Bunun üzerine çocuk, önce bebeğin kızıl saçlarını kopardı, sonra kollarını ve bacaklarını. Kopardığı her bir parçayı yavaşça önündeki ateşe attı.</p>
<p>Çocuk, elindeki bebeğe baktı. Kocaman mavi burnu ve sarı gövdesinden başka bir şeyi kalmamıştı. Elinde kalan bu parçalanmış surete sımsıkı sarılıp ağlamaya başladı. Öyle çok ağladı ki; sonunda ateş söndü, gece karardı ve herkes sustu. Gecenin karanlığında gün gibi parlıyordu kızıl saçlı çocuğun kucağındaki bebek. Sonra çocuk gülmeye başladı. Herkes ve her şey de onunla birlikte gülüyordu.</p>
<p>Onlar güldükçe, alevin söndüğü yerde bir karaltı büyüyordu. Karaltı büyüyüp, çocuğun yarı boyunda bir tavşan siluetine büründü. Kulakları ve kuyruğu kahkahaların ritmiyle dans ediyordu. Tavşan, dans ettikçe alevin çizgileriyle enine ve boyuna kesildi silueti ve görünür oldu ahalinin gözlerine.</p>
<p>Yöre halkı; tavşanı gördüğünde, uğursuzluktan kurtulduklarını anladılar ve neşe içinde kızıl saçlı çocuğu kucaklayıp havaya kaldırdılar. Diyarlıların tüm neşesi, suratı olmayan bebeğin yüzüne gizlice işlenmişti. Bu hengamede unutulan tavşan, bebeği sırtına alıp gecenin karanlığında kayboldu. Uzaktan, sırtındaki yükün parlaklığını görenler, yıldız kayması gördüklerini sanıp dilek tuttular ve tüm diledikleri gerçek oldu.</p>
<p>Kutlamaları bitip heyecanları geçince, diyarlılar bebeği hatırlayıp yöre meydanına döndüler. Bu sırada gün doğmuştu. Gece yaktıkları ateşin kalıntıları oradaydı ama bebekten iz yoktu. Ne kadar aradılarsa da bebeği bulamadılar. Bunun üzerine, elinde birkaç parça sarı ve mavi kumaş, biraz da kırmızı ip  bulunanlar toplanıp, kızıl saçlı çocuğa yepyeni ve sapasağlam, eskisinden de güzel bir bebek yaptılar. O günden sonra, diyarda doğan kızıl saçlı çocukların şans getirdiğine inanıldı. Ve hiçbiri alevlerden doğan tavşanı anımsamadı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/">Geceyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/geceyenisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3359</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Başkadır Benim Memleketim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Apr 2016 08:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3218</guid>
				<description><![CDATA[<p>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Hârekatı Hikâyelerimizin Müziği; Dıştan Bakan Çocuk Gözüyle Ara Nağme &#8211; 2 Gecenin vuslatıdır sabah. Her yeni gün, bir umuttur içimizde. Hayallerimize bir adım daha yaklaşmanın muştusudur, gayrettir,  emektir daha iyiye, daha güzele&#8230; Hiç bitmeyecekmiş gibi sarılmaktır yaşama. &#8220;Günaydın! &#8221; demek &#8220;Artık ben hazırım bugüne, hazırım beni bekleyen heyecanlara, zorluklara&#8230; Başıma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/">Bir Başkadır Benim Memleketim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Hârekatı</h2>
<h3>Hikâyelerimizin Müziği; Dıştan Bakan Çocuk Gözüyle Ara Nağme &#8211; 2</h3>
<p><em>Gecenin vuslatıdır sabah. Her yeni gün, bir umuttur içimizde. Hayallerimize bir adım daha yaklaşmanın muştusudur, gayrettir,  emektir daha iyiye, daha güzele&#8230; Hiç bitmeyecekmiş gibi sarılmaktır yaşama.</em></p>
<p><em>&#8220;Günaydın! &#8221; demek &#8220;Artık ben hazırım bugüne, hazırım beni bekleyen heyecanlara, zorluklara&#8230; Başıma ne gelecekse gelsin, baş edebilirim; çünkü ben varım, insanım.&#8221; diyebilmektir.</em></p>
<p><em>Bir sabah duyduğunuz &#8220;Günaydın!&#8221;  ile bütün hayatınız değişebilir. Bir sabah ve sonrasında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayabilir. Böyle zamanlarda içinizdeki bukalemun hareketlenir, heyecan ve korkudan sıyrılıp sağduyunun kollarına bırakırsınız kendinizi. Nasıl olduğunu bile anlayamadan uyum sağlayıverirsiniz olanlara. Ayakta kalmayı öğrenirsiniz çarçabuk. Büyürsünüz yavaşça, kimse farkına varmadan öyle sessiz, öyle bir anda…</em></p>
<p>Sabah, saat 07.00 sularıydı. Masum bilmezliğimizle kahvaltı sofrasındaydık. Televizyon açıktı. Siyah-beyaz alışık olduğumuz TRT yazısı&#8230; Fondaki müzikte ise Hasan Mutlucan&#8217;ın söylediği şu mısralar yer alıyor: &#8220;<em>Yi</em><em>ne de şahlanıyor aman kol başının yandım da kır atı.&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_3219" aria-describedby="caption-attachment-3219" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3219 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?resize=640%2C350" alt="Adaya ilk ayak basan Türk askerleri" width="640" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?resize=300%2C164&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3219" class="wp-caption-text">Adaya ilk ayak basan Türk Askerleri</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bir müzik, bize haber veriyor; bir müzik, olağandışılığı gösteriyor. Bir müzik, gizlice giriyor evlerimize ve bize olacakları söylüyor. Bir müzik ki; Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin olağanüstü hallerini halkına bildiriyor bundan böyle.</strong></p>
<p><strong>Açılış ve haberler, “ Türk Silahlı Kuvvetleri bu sabah gerçekleştirilen bir müdahale ile Kıbrıs’ın Kuzeyini havadan ve karadan kuşatmış, Kıbrıs topraklarına Türk Askerleri çıkartma yapmıştır.”</strong></p>
<p><strong>Tarihler, 20 Temmuz 1974’ ü gösterir.</strong></p>
<p><figure id="attachment_3221" aria-describedby="caption-attachment-3221" style="width: 503px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3221 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?resize=503%2C351" alt="Helikopterlerle mühimmat naklediliyor…" width="503" height="351" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?w=503&amp;ssl=1 503w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3221" class="wp-caption-text">Helikopterlerle mühimmat naklediliyor…</figcaption></figure></p>
<p>Haber bu kadar sadedir, yalındır. “<em>Türkiye savaş açmıştır, barış için! Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Kıbrıs’ta yaşayan Türklere uygulanan zulüm ve baskıya daha fazla seyirci kalmamıştır</em>. <em>Türk halkı; kadını, erkeği, çoluğu çocuğuyla ordusunun ve devletinin yanında yer alacaktır. Üzerine düşen görevleri yerine getirecek ve sonuçlarına millet olarak hep birlikte katlanılacaktır.”</em></p>
<p>Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, gazetecilere durumu şöyle bildirir:</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/wrDQW66jWoo?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>O sabah, bütün evlerde aynı duygu, aynı heyecan, aynı düşünce hâkimdir. Ülkemiz savaşa girmiştir. Başbakanımız “Savaş için değil, barış için yapılan bir müdahale” olduğunu söylemiştir gerçi! “Askerlerimize umuyoruz ki ateş açılmaz ve kanlı çatışmalar yaşanmaz.” demiştir. Ebette bunun için her türlü tedbir alınacaktır.</p>
<p>Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına sivil savunma koşulları öğretilecektir. Tedbir için; sığınaklar hazırlanacak, sığınağa gerekli malzemeler alınacak, geceleri olası bir hava saldırısına karşılık, karartma uygulanacaktır. Kırk yaş altı her Türk erkeği, askerdir bundan böyle.</p>
<p><figure id="attachment_3222" aria-describedby="caption-attachment-3222" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3222 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?resize=540%2C315" alt="İlk çıkartma birlikleri" width="540" height="315" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3222" class="wp-caption-text">İlk çıkartma birlikleri</figcaption></figure></p>
<p>Bir çocuk için heyecan verici bir durumdur, sıkıcı yaz tatilinden kurtulmaktır. Adeta hayatımıza renk gelmiştir. Bir çocuk nasıl bilebilir ki savaşın neler getireceğini!</p>
<p>Bir çocuk, babasıyla kömürlüğü sığınağa çevirir, yiyecek ve içecekleri kuru yerlere gizleyerek ilk yardım malzemelerini öğrenir. Bir çocuk, &#8220;*Acil müdahale nedir? Yaralı nasıl taşınır? Kırılmalarda nasıl atel bağlanır?&#8221; sorularının cevaplarını öğrenir. Bir çocuk; mahalledeki komşularıyla birlikte sivil savunma eğitimine katılır. Lacivert yağlı kâğıtlarla pencere camlarını kaplar. Bir çocuk, geceleri evlerin ışıkları nasıl gizlenir; öğrenir. Siren seslerinin anlamlarını, tüfeklerin adlarını, tankların manevra kabiliyetlerini öğrenir bir çocuk. Uçakların her havalanışında yüreği hoplar ve dua eder onlara. Bir çocuk, büyüdüğü zaman; jet pilotu olmak ister, Hava Harp Okulunda okumak ister; ama bilmez o vakitler kızların henüz Askeri Okullara alınmadığını.</p>
<p><em>Oyunlarımız değişmişti; evcilik, okulculuk, komşuculuk faslı bitmişti. Kız- erkek karışık savaşçılık oynuyorduk. Erkeklerde adeta yarış yapıyorduk. Her Türk Asker Doğar” diye talimlerle başlıyorduk güne. Siper kazıp içine giriyorduk. Tahtadan oymalı tüfeklerimizle; su mataralarımızla, belimize taktığımız kemerlerdeki fişekliklerimizle hazırdık biz de savaşa.</em></p>
<p><figure id="attachment_3223" aria-describedby="caption-attachment-3223" style="width: 502px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3223 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=502%2C312" alt="&quot;Mehmetçik Kıbrısta&quot; gazete haberleri." width="502" height="312" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?w=502&amp;ssl=1 502w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=300%2C186&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 502px) 100vw, 502px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3223" class="wp-caption-text">&#8220;Mehmetçik Kıbrıs&#8217;ta&#8221; gazete haberleri.</figcaption></figure></p>
<p><em>Geceleri el fenerlerimizle sokaklardaydık. Eskişehir karanlıktaydı büsbütün. 2. Hava Komutanlığından kalkan jetler, bizimle bütünleşmişlerdi adeta. Onların seslerini duymadığımızda rahatsız olurduk. Siren sesiyle başlayan karartma, yine siren sesiyle son bulurdu.</em></p>
<p><em>Haberler yakın takiple izlenir, olaylar kaçırılmazdı. Büyük küçük kim varsa siyasetin ve askerliğin detaylarını konuşur olmuştu artık ev toplantılarında…</em></p>
<p><em>Milletçe el ele vermek ve bütünleşmek fikriyle olsa gerek, televizyon ve radyolarımızda en çok çalan şarkı Ayten Alpman’ın söylediği bu şarkıydı… Dilimize ve yüreğimize yerleşmişti, vatan sevgisini bu şarkıyla tazelemiştik bir kez daha…</em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/YIDuuCBSP0Y?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Havasına, suyuna; taşına toprağına<br />
Bin can feda bir tek dostuma<br />
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda<br />
Aşıklar destan yazar dağlarda<br />
Kuzusuna kurduna Yunus&#8217;una Emrah&#8217;a<br />
Bütün alem kurban benim yurduma</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Mecnun&#8217;a Leyla&#8217;sina erisilmez sirrina<br />
Sen dost ararsan koş Mevlana&#8217;ya<br />
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Gözü pek, yanık bağrı türkü söyler çobanı<br />
Zengin, fakir hepsi de sevdalı<br />
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Havasına, suyuna; taşına toprağına<br />
Bin can feda bir tek dostuma<br />
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda<br />
Aşıklar destan yazar dağlarda<br />
Kuzusuna kurduna Yunus&#8217;una Emrah&#8217;a<br />
Bütün alem kurban benim yurduma</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Mecnun&#8217;a Leyla&#8217;sina erisilmez sirrina<br />
Sen dost ararsan kos Mevlana&#8217;ya<br />
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Gözü pek, yanık bağrı türkü söyler çobanı<br />
Zengin, fakir hepsi de sevdalı<br />
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p><figure id="attachment_3224" aria-describedby="caption-attachment-3224" style="width: 508px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3224 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=508%2C364" alt="Kıbrıs Harekatına katılan askerler." width="508" height="364" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?w=508&amp;ssl=1 508w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=300%2C215&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 508px) 100vw, 508px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3224" class="wp-caption-text">Kıbrıs Harekâtı&#8217; na katılan askerler.</figcaption></figure></p>
<p>“20 Temmuz &#8211; 14 Ağustos 1974 tarihleri arasında süren bu müdahale sonrası, 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983&#8217;te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.”</p>
<p>“ Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda tarafların kayıpları şöyledir: Türk Silahlı Kuvvetleri, 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit ve 1.200 yaralı vermiştir. Kıbrıs Türk tarafı ise, 70 mücahit ve 270 sivil ölü, 1.000 yaralı olmak üzere, Kıbrıs Türkleri genel olarak 1672 şehit ve binlerce yaralı vermiştir. Rumlar ve Yunanlar ise 4 bin ölü, 12.000 yaralı vermiştir.</p>
<p>Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü Askerleri de kayıp vermiştir: 3 Avusturyalı asker ölmüş, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı asker de yaralanmıştır.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/">Bir Başkadır Benim Memleketim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3218</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günyenisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Apr 2016 13:41:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gün gibi aydınlık bir yüzü varmış. Yüzündeki tek karanlık nokta olan burnu, yıldızlara gün ışığı biriktirirmiş. Bu yüzden, hava nasıl olursa olsun gündüz dört duvar arasında tutmamak gerekliymiş. Eğer tek bir gün bile güneşi göremezse, yıldızlar solup giderlermiş. Günyenisi&#8217;ne kimse sahip olamaz ancak onu koruyabilirmiş. Korunmaya da ihtiyacı varmış çünkü; içinde biriktirdiği güneş enerjisi servet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/">Günyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gün gibi aydınlık bir yüzü varmış. Yüzündeki tek karanlık nokta olan burnu, yıldızlara gün ışığı biriktirirmiş. Bu yüzden, hava nasıl olursa olsun gündüz dört duvar arasında tutmamak gerekliymiş. Eğer tek bir gün bile güneşi göremezse, yıldızlar solup giderlermiş. Günyenisi&#8217;ne kimse sahip olamaz ancak onu koruyabilirmiş. Korunmaya da ihtiyacı varmış çünkü; içinde biriktirdiği güneş enerjisi servet değerindeymiş. Bu yüzden, bu servetin sahibi olmak isteyen pek çok kişi peşindeymiş, bazen onu koruyanlar bile. Koruyucuların, güneş tepedeyken tehlikelerden korkmaları gerekmezmiş çünkü; gücünü güneşten alan Günyenisi, karanlıkta kalmadığı sürece kendini koruyabilirmiş. Geceleri ise, çok mecbur kalırsa yıldızlara biraz az gün ışığı vererek kendini koruyabilirmiş ama; bu yıldızların hem solmasına hem de ömürlerinin kısalmasına yol açıyormuş.</p>
<p><strong>Günyenisi</strong>; uzaktan bakıldığında elleri, kolları ve bacakları olmayan sarı bir bez bebeğe benziyormuş. Başında da ne saç ne kulak ne de ağız varmış. Yalnızca, yüzünün ortasında kocaman ve yusyuvarlak, koyu mavi bir burnu varmış. Onu eline alanlar, yumuşacık ve sevimli bir oyuncak bebeği kucakladıkları hissine kapılırlarmış ve yüzü olmayan bu bebeğin kendilerine gülümsediğine yemin edebilirlermiş.</p>
<p>Geleneklere göre, Günyenisi&#8217;nin üç asil koruyucusu olması gerekirmiş. Bunlardan biri gündüz, diğeri gece nöbeti tutar, üçüncü de bu ikisinin görevlerini takip eder ve arada bir onları dinlendirirmiş. Üç kişi olmasının bir sebebi bu görevin fiziksel zorlukları, diğer sebebi ise arzuları baştan çıkaran servetmiş. <em>Günyenisi</em>, gün doğumundan batımına kadar , Asil Koruyucuların Evi&#8217;nin bahçesindeki cam bölmede tutulur, gündüz nöbetindeki koruyucu da hemen bu bölmenin yanında bu görev için tasarlanmış bölmesinde etrafı izlermiş. Gün battığında ise, Günyenisi&#8217;ni evin içinde, tavanındaki küçük bir camdan yıldızların görülebildiği odada tutarlarmış.</p>
<p>Asil Koruyucuların Evi, yukarıdan bakıldığında rüzgar gülüne benzeyen bir labirentin gizli bir bölümüymüş. Ve bu labirentten eve giren bir yol ve evden çıkan ayrı bir yol varmış. Eve giden yoldan çıkılamaz, çıkılan yoldan da girilemezmiş ve bu yolları yalnız asil koruyucular bilirlermiş. Bir asil koruyucunun hayatı sona ermeden yerine yenisi geçemez ve hiç kimse bu görev için seçilemezmiş. Asırlardır, asil koruyucuların nasıl görevlendirildiği bilinmiyor hatta onların bu dünyadan olmadıkları düşünülüyormuş. Bazen, bu evi ve içindekileri görmek isteyen meraklılar, labirenti geçmeye cesaret edermiş ama; yolu bilmeyen biri, ne kadar uğraşırsa uğraşsın tam labirentin çıkışını bulup eve vardığını sandığı anda, kendini girdiği yerden çıkmış bulurmuş.</p>
<p>Yılda iki gün, geceyle gündüz eşit olur, yalnız bu günlerde Günyenisi, üç asil koruyucusuyla beraber labirentten çıkar ve Fersah Ormanı&#8217;nın ortasındaki, ağaçlar içinde bir ada olan Denizi Gören Tepesi&#8217;ndeki gün dönümü törenlerine katılırmış. Törenler sırasında rengarenk uçurtmalar uçurulur, yörenin en iyi kristal ustasının maharetiyle gökkuşağı nehirleri altında şarkı söyleyip, gece çökene kadar çıplak ayakla dans ederlermiş. Gün batarken, sekiz notalı yerel çalgıları ve iki davul ile çalınan geleneksel gün dönümü marşıyla <strong>Günyenisi</strong>, bir sonraki törene kadar mabedine uğurlanırmış.</p>
<p>Gün dönümü töreninin ertesi günü, ahali genelde geç uyanır ve kalabalık kahvaltıların verildiği, büyük su sığlığındaki yaşlılar evini ziyaret ederlermiş. Burada, yaşlanmış ya da kendini yaşlı hissedenler nane ferahlığıyla huzur bulurlar ve güçlerini toplayıp, yaşamlarına dönerlermiş. Zaman zaman, asil koruyucuların da burada dinlendiği görülürmüş.</p>
<p>Bir gün, yörede hiç bilinmeyen bir böcek ortaya çıkmış. Minicik ve uçan bir şeymiş. O kadar şeffaf kanatları ve gövdesi varmış ki; kanat çırpma sesini duysanız bile göremezmişsiniz ta ki bir yerinizden ısırılana kadar. Boyundan beklenmeyen bir şekilde çok can yakıyormuş bu böceğin ısırığı. İlk başlarda ahali, ısırığının verdiği acı yüzünden ne zaman &#8220;vızzz&#8221; sesi duysa kaçar olmuş. Neden sonra fark etmişler ki; bu bilinmeyen yaratık tarafından ısırılanlar kısa sürede güçten düşüp soluyorlar ve hayata bağlanan ipleri kesiliyormuş.</p>
<p>Bu, görülmeden etrafta kol gezdiren tehlikeye karşı tüm şifacılar yaşlılar evinde birleşmiş. Fark etmişler ki; burada kullanılan nane ferahlığı, bu yaratıkları uzak tutuyormuş. Bunun üzerine, herkes evinde nane yetiştirmeye ve kulak arkalarına nane esansı sürmeye başlamış. Etkili bir tedbir olsa da, ısırılanlara çare değilmiş yine de. Yaşlılar evinin ferah ortamına getirilen solmuş kişiler, rahatlasa da hayat ipleri kesilmeye devam ediyormuş.</p>
<p>Son olarak şifacılar, yıldız ışığını eritmeye karar vermişler ve ancak o zaman yıldızların solmakta olduğu fark edilmiş. Bu haber, yaşlılar evinden çıkıp tüm yöreye yayılmış. Geceden geceye yıldızların solması gösteriyormuş ki; Günyenisi, karanlıkta kalmış. Ve bu durumda tek açıklama, asil koruyucuların da bu minik böcek tarafından ısırılmış olduğuymuş.</p>
<p>Pek çok kişi, yol bulma umuduyla labirentin etrafında toplanmış. Girdikleri yerden çıkıp duruyorlar, tırmanmaya kalktıklarında ise biraz yukarı çıkmayı başardıkları anda yine zeminde buluyorlarmış kendilerini. Yıldızlar, tamamen sönmüş ve insanlar hayal kuramaz olmuşlar. Hayal kuramadıkları için hiçbir şey yapamıyor, güçsüzleşiyor, kendilerini yaşlanmış hissederek yaşlılar evine gidiyorlarmış, ama burası da çare değilmiş artık.</p>
<p>Bir gece, yöreden biri, Fersah Ormanı&#8217;nın ortasındaki tepede sırt üstü uzanmış ve gecenin karanlığına inat, yıldızların hatırasını canlandırmaya çalışmış gözlerinde. Gece , gittikçe koyulaşıyor gibi görünse de yılmamış. Aklının yittiğini zannedecek kadar zorlamış kendini ve bir yıldızın hatırası soluk soluk titreşmiş gözlerinde ve sönmüş. Yorgunluktan tükenmiş ama, umudu artmış göğüs kafesinin hiç dokunulmamış kuytularında ve çalıların orda bir hışırtı duymuş. Uzandığı yerden doğrularak sesin geldiği yöne bakmış. Baktığı yerde, geceden daha karanlık olduğu için siluetini seçebildiği bir tavşan duruyormuş.</p>
<p><figure id="attachment_3216" aria-describedby="caption-attachment-3216" style="width: 213px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3216 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi-213x300.jpg?resize=213%2C300" alt="Yıldızları sevenler için bir hikaye. &quot;Günyenisi&quot;. Fantastik kurgu öykü dalında yazılmış mükemmel bir öykü. Okuyanlar gerçekten büyülenmiş hissedecekler." width="213" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg?w=454&amp;ssl=1 454w" sizes="(max-width: 213px) 100vw, 213px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3216" class="wp-caption-text">Yıldızları sevenler için bir hikaye. &#8220;Günyenisi&#8221;. Fantastik kurgu öykü dalında yazılmış mükemmel bir öykü. Okuyanlar gerçekten büyülenmiş hissedecekler.</figcaption></figure></p>
<p>Tavşan, görüldüğünü anlayınca kıpırdanmış, kuyruğuyla kulakları dans eder gibi bir ritim tutturmuşlar. Yıldızlardan inen kahkahalar serpilmiş tavşanın üzerine ve bir an durmuş. Üzerinde, gün doğumu kadar turuncu çizgiler belirmiş tavşanın ve onu izleyen gözler, gördükleriyle büyülenmiş. Tavşan, geceden de karanlık renginin üzerinde hem enine hem boyuna çizgilerle parlamaya başlamış. Zıplayarak belli bir yönde ilerlemeye koyulmuş ama; artık ayağa kalkıp büyülenmiş gibi onu izleyen takipçisinin ayak uydurabileceği bir hızda gidiyormuş.</p>
<p>Tavşan, Asil Koruyucuların Evi&#8217;nin saklandığı labirentin doğru girişine vardığında ışığını arttırıp yolu görünür kılmış ki, takipçisi bu yolu öğrenebilsin. Sarmaşıkların ve somurtkan çalıların arasından geçerek Günyenisi&#8217;nin gece tutulduğu odaya gelmişler. Tavşanın arkasındaki ayak sesleri, koşarak Günyenisi&#8217;ni bulunduğu yerden alıp bahçedeki cam bölmeye götürüp beklemiş. Ve gün doğumuyla beraber tavşanın kaybolmasıyla, asil koruyuculardan biri olmuş.</p>
<p>Günyenisi&#8217;nin bulunduğu yeri gösteren tavşan, hiçbir hikayede ve efsanede adı geçmeyen, Günyenisi&#8217;nin gerçek koruyucusu Geceyenisi&#8217;ymiş. Asil koruyucular, görevlerinde başarısız olduklarında ya da hayat ipleri kesildiğinde, gecenin en karanlığında bile ısrarla umut etmeyi başaran birini, asil koruyucu olarak seçer ve gün doğmadan onu Günyenisi&#8217;ne götürürmüş. Gün doğumunun turuncusuyla ortadan kaybolup hafızalardan silinirmiş. Bu yüzden de hiçbir masalda bile adı geçmezmiş.</p>
<p>Günyenisi&#8217;nin bahçedeki yerine konumlandırıldığı geceden sonra, yıldızlar yavaş yavaş parlamaya başlamadan önce, iki asil koruyucu daha getirmiş Geceyenisi. Yöre halkı, bir sonraki gün doğumu şenliğine kadar bu koruyucuları tanımayacaklarmış. Şimdilik, yıldızların tekrar parlamaya başlaması yöre halkını mutlu etmeye yetmiş ve labirentin etrafındaki kalabalık dağılmış. Halen yaşlılar evinde böcek ısırığına tedavi bulmaya çalışan şifacılar, yıldız ışığını eriterek bundan içmesi zor bir çay yapmışlar. Solgun insanlar bu çaydan içtiklerinde kesik kesik öksürüyorlar ve bu sırada da renkleri yerine geliyormuş. Bir süre daha dinlenmeye ihtiyaç duysalar da hayat ipleri sağlamlaşıyormuş.</p>
<p>Zamanla, bu çayın içine nane şekeri katıp kaynattıklarında, bu garip böceklerin buhardan kaçtıklarını fark etmişler. Yörenin pek çok yerinde, koca koca kazanlarla bu karışımı kaynatarak yaşadıkları yeri istilacılardan temizlemişler. Pek çok evde ve bahçede nane yetiştirmek gelenek haline gelmiş. Geceleri, yıldızlar bu yörede bir başka güzel göründüğünden, Deniz Gören Tepesi&#8217;nde yıldızları izlemek için başka diyarlardan gelenler olurmuş. Yöre halkının yaşadıkları yeri nasıl isimlendirdikleri bilinmese de, ziyaretçiler burayı Naneli Yıldız Kasabası diye anar olmuş.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/">Günyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Apr 2016 07:09:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3116</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 12 Işıksız gecelerde gökyüzü yıldızlarla kaplanır. Yanıp sönen milyonlarca deniz feneridir sanki her biri. Her biri; Yolunu kaybetmişlerin, kimsesizlerin, yalnızlığında kaybolup gidenlerin umut ışığı olur, konar gönüllere pervane misali… Döne döne uçar ateşe doğru pervane, bilir yanacağını, bilir küllenip külle, külde kalacağını. Yine de vazgeçmez aşkından, yine de yaklaşır boyuna… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/">Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 12</strong></p>
<p>Işıksız gecelerde gökyüzü yıldızlarla kaplanır. Yanıp sönen milyonlarca deniz feneridir sanki her biri. Her biri; Yolunu kaybetmişlerin, kimsesizlerin, yalnızlığında kaybolup gidenlerin umut ışığı olur, konar gönüllere pervane misali…</p>
<p>Döne döne uçar ateşe doğru pervane, bilir yanacağını, bilir küllenip külle, külde kalacağını. Yine de vazgeçmez aşkından, yine de yaklaşır boyuna… Yenilmez korkusuna, ölüm vız gelir ona… Daha daha diyerek uçar, adım adım sevgiliye koşar… Çıtırdar kanatları da geri dönmez, pes etmez, sesi duyulmaz, cismi görülmez olur…  Dokundu mu ateşe bir kez, artık yanar yanar dumana boğulur, kül olup uçar, geldiği gibi savrulur…</p>
<p>Çadır yaşamının en zoru gecelerdir, bitmek bilmez bir türlü. Çamura saplanmış yataklarda uyumaya çalışmak, ayazda titremeden oturmak, içilen birkaç kaşık çorbanın tadını bile alamadan tekrar acıkmak ve kurtulmayı ummakla geçer zaman. Düşünmek için çok vakit vardır. Gece ayazında düş kurmak da kâr etmez. Üşürsün, titrersin kat kat battaniyenin altında. Ne var ne yoksa yakılır mangalda, ama vız gelir gecenin ayazına… Mangal ateşi harlandıkça çevresinde uçan pervaneler çoğalır… Kokusu gelir yandıkça, bilemezsin yanan kimdir, yakılan yürekler midir usulca…</p>
<p><figure id="attachment_3119" aria-describedby="caption-attachment-3119" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3119 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?resize=250%2C319" alt="Kokusu baygın gaz lambası…" width="250" height="319" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?resize=235%2C300&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3119" class="wp-caption-text">Kokusu baygın gaz lambası…</figcaption></figure></p>
<p>Çadırların önlerinde birer gaz lambası asılır. Tek ışık kaynağı, tek aydınlık bu gaz lambalarıdır. Öyle derin bir kokusu vardır ki, insanın içini bayar, uykusunu getirir… Hala ne zaman bu kokuyu duysam ilk aklıma, o çadır önü geceleri gelir…</p>
<p>Pırıl pırıl bir Nisan gecesiydi, “ Bu gece kuyruklu yıldız çıkacakmış” dedi biri. Merak ve korkuyla beklemeye başladık, “ Acep ne ola ki” dedi başka biri. “ Uğursuzluktur, bir felaket daha gelecek başımıza “dedi, yaşlıca biri. Daha bir korktuk.</p>
<p>Karanlıkta ellerimizin altındaydı adeta gökyüzü… Toplanıp mangalın kenarına beklemeye başladık… Başlarımız havada… Işıltılarını izledik yıldızların, yanıp sönerek bize mesaj gönderiyorlardı, korkmayın yalnız değilsiniz, uzaktayız biz, ama siz yüreklerimizdesiniz…</p>
<p>Gecenin sessizliğinde bir bağlama sesi geldi kulaklarımıza, kuyruklu yıldız yoktu görünürlerde ama ince yanık bir türkü duyuluyordu&#8230; Arif abiydi bu. Elinde bağlama, her zamanki taşının üzerinde bağdaş kurmuş, söylüyordu…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/b1af2O8ARik?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Erzurum &#8220;Muharrem Akkuş &#8211; Nida Tüfekçi&#8221;</strong></p>
<p><strong>Kırmızı Gül Demet Demet</strong><strong><br />
</strong>Sevda Değil Bir Alamet (Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Gitti Gelmez O Muhannet<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p><em>Kırmızı Gül</em> Her Dem Olmaz<br />
Yaralara Merhem Olmaz(Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Ol Tabipten Derman Gelmez<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p>Kırmızı Gülün Hezeli<br />
Ağaçlar Bekler Gazeli (Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Karayağızın Güzeli<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p>Gece, ayaz ve ayrılık türküsü… Gökyüzündeki yıldızlardan gayrı kimsesi olmayan, yaşamak için direnen bir avuç insan;  Ağlıyordu… Felaketin üzerindeki açlığa, sefalete ayrılığın hüznü de eklenince acı katmerlenmişti, yanıyordu ocak olmuş yüreklerde, tütüyordu dumanı kimsenin görmediği umut meşalesinde…</p>
<p>Arif abi yanımıza geldi, helallik istedi kim var kim yoksa. Sabaha teskere almak için Kütahya’ya dönüyordu…</p>
<p>Ben gitmedim yanına. Öylece durdum, hiç kımıldamadan. Mangalın başında, gözlerimi dikip ona baktım öylece yalnızca…</p>
<p>En son benim yanıma geldi ”Ne haber askerlik arkadaşım” dedi, güldü. Gülmedim ben. Ağlamadım da. Çömeldi, boyunu boyuma yaklaştırdı ve “Sana bir hikâye anlatayım mı?” dedi. Başımı salladım, evet misali…</p>
<p>“Gel öyleyse oturalım yerlerimize” dedi. Oturduk.</p>
<p>“Hani az evvel söylediğim türkü var ya, işte onun hikâyesi…” Dinle hele” dedi… Dinledim.</p>
<p>Ali diye bir oğlan varmış zamanın birinde… Savaş patlak vermeden evvel gönül vermiş bir güzele, evlenmiş ve evliliğinin daha kırkı çıkmadan askere çağrılıvermiş. Ali sevdiği ile anasını baş başa bırakıp gidivermiş askere…  Askere gitmesinden epey bir süre geçtikten sonra savaşın bittiği haberi gelmiş köye, Ali&#8217;nin anası ile sevdiği mutluluk sarhoşu olmuşlar. Ali&#8217;nin içinde bulunduğu grubun şehre dönüş tarihi belli olunca da anası ve karısı başlamışlar hazırlığa. Ve o gün geldiğinde anası demiş ki:</p>
<p>&#8220;Kızım ben gidip tren istasyonunda bekleyeyim oğlumu sende hazırlıkları tamamla evde&#8221; ve tren istasyonun yolunu tutmuş sabahın köründe. Başlamış beklemeye. Bir tren gelir biri gider ve oğlan gelmezmiş. Anası hava kararıncaya kadar beklemiş ama oğlan gelmemiş. Umudunu kesen ana, evin yolunu tutmuş.</p>
<p>Eve geldiğinde gelinin odasından sesler işitmiş, kapıya yanaştığında içerde bir erkek olduğunu anlamış yaşlı kadın. Ama kulağı iyi duymaz olduğundan anlamamış kimdir nedir? Bizim Anadolu&#8217;nun anası namusunu kirli bırakır mı? İçerden tüfeği kaptığı gibi odaya dalıvermiş ve yorgana doğru boşaltmış mermileri. Ortalık kan gölüne dönmüş. Bu arada yorgan sıyrılıvermiş yatağın üstünden. Birde ne görsün, iki yıldır askerde olan oğulcuğu ile ona gözü gibi bakan gelini yatağın içindedir…  Meğerse anası istasyonda beklerken az gören gözleriyle görememiş oğlunu, oğlanda koştura koştura eve gitmiş ve sevdiceğini yalnız bulunca dayanamamıştır. Bundan sonra ana zaten az olan aklını da yitirip yollara düşer ki ağzında bir türkü;</p>
<p><figure id="attachment_3118" aria-describedby="caption-attachment-3118" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3118 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=640%2C400" alt="Kırmızı Gül Demet Demet..." width="640" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3118" class="wp-caption-text">Kırmızı Gül Demet Demet&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Ayrılanlar, bağrı yananlar için söylene gelmiştir bu türkü gel zaman git zaman… Hasreti çeken bilir çekmeyen ne bilsin… Acı, ancak biley taşında bilendikçe azalır… Nasıl ki başak ezildikçe değirmende, un olup aşımıza katık olduysa ekmek; İnsanoğlu da öyle pişecektir hayat fırınında…</p>
<p>Her kıssanın hissesi bellidir… Anlayan anladığıyla kalır, anlamayan zaten hiçbir zaman anlamayacaktır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/">Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3116</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mercan Çocuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Apr 2016 09:29:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3074</guid>
				<description><![CDATA[<p>O kadar kuzeyde yaşıyordu ki, bildiği tüm renkler ya beyaza çok yakındı ya da zaten beyazdı. Yılda bir iki kere gün batıyor, ancak o zaman fazladan bir iki ton oluşuyordu gökyüzünde, maviden pek uzaklaşmadan. Etrafındaki diğer herkes gibi, ömrünün sonuna kadar bu renklerle yetinebilirdi eğer rüyalarından birinde rengarenk bir sülün görmeseydi. Neler olduğunu hatırlayamadan uyanmış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/">Mercan Çocuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar kuzeyde yaşıyordu ki, bildiği tüm renkler ya beyaza çok yakındı ya da zaten beyazdı. Yılda bir iki kere gün batıyor, ancak o zaman fazladan bir iki ton oluşuyordu gökyüzünde, maviden pek uzaklaşmadan. Etrafındaki diğer herkes gibi, ömrünün sonuna kadar bu renklerle yetinebilirdi eğer rüyalarından birinde rengarenk bir sülün görmeseydi.</p>
<p>Neler olduğunu hatırlayamadan uyanmış ama kuşun rengarenk uzun kuyruğu gözlerinde asılı kalmıştı. Uyandığında yine her yer beyaz, her yer beyaz ve beyazdı. Bu tertemiz diyar çok boş ve neşesiz görünüyordu şimdi. Orda burda isteksizce dolandı. Biraz ileride insanlar toplanmış yerdeki bir şeyi izliyordu. Ne kadar yaklaşsa da arkalarından görmesi mümkün değildi. Ona göre çok büyüktüler. İttire kaktıra kendine aralardan yol açmayı başardı. Rüyasındaki kuyruk, kar üzerinde kıpraşıyordu.</p>
<p><figure id="attachment_3076" aria-describedby="caption-attachment-3076" style="width: 571px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg" rel="attachment wp-att-3076"><img class=" td-modal-image wp-image-3076 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?resize=571%2C300" alt="Mercan Çocuk Hikayesi" width="571" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?w=571&amp;ssl=1 571w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mercan-cocuk-oykusu.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 571px) 100vw, 571px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3076" class="wp-caption-text">Mercan Çocuk Hikayesi</figcaption></figure></p>
<p>Buz kristallerinin arasından gün ışığı sızmış ve yere kırpışan bir gökkuşağı dökülmüştü. Çok geçmeden, güneşin yön değiştirmesiyle kayboldu. Anın büyüsü bozulmuş, herkes uğraşına dönmüş, minik hayalci meraklanmıştı. O gün ve ilerleyen daha pek çok süre, uyanık kaldığı zamanın çoğunu büyüklere başka diyarlar hakkında sorular sorarak geçirdi. Bazıları ona kitaplar verdiler, bazıları seyahatlerinden bahsettiler. İçlerinden biri uzaklarda bir yerleri işaret ederek anlatıyordu. Gösterdiği taraf, eteklerinde yaşadıkları dağın tam tersiydi.</p>
<p>Tüm umutlarını ve hayallerini yüklediği kızağıyla, dağın zirvesinden kaymaya başladı. Dimdik yamaçlar sayesinde hızı kısa sürede arttı. Böyle devam ederse rahatlıkla beyaz örtünün sınırını aşabilecek gibiydi. Yaşadığı bölgeyi çoktan geride bırakmıştı bile. İleride parıldayan büyük bir şey vardı. Yaklaştıkça tanıdı okyanusu. Beyaz zemin bir anda kayboluyor, yerini gri mavi sulara bırakıyordu. Kızak yavaşlamaya başlasa da hızlı sayılırdı hâlâ. Ok gibi değil ama sapandan atılmış elma gibi fırladı beyaz diyardan maviliklere ve güneye ilerleyen yunus sürüsü sırtladı bu ansızın gelen davetsiz misafiri.</p>
<p>Ufkun ardından geçip, güneşin her gün battığı ülkelerin sınırlarına vardılar uzun ve hatırlanmayan bir yolculuktan sonra. Minik hayalci, kumsalda buldu kendini, kızağı yolculuğa dayanamamıştı, hayalleri ve umutlarının bir kısmı da. Uçsuz bucaksız bu sarı diyarda, başladığı noktaya dönmüştü sanki. Neredeydi tüm renkler? Sorusuna yanıt ayaklarının az ötesinde yampiri yampiri yürüyordu. Bu kırmızı yaratığı denize girene kadar izledi. Ardında, kumları aralayan yeşil minik ayaklar da usul usul denizin yolunu buldu. Gökyüzünde rengi güneşin parlaklığından tam seçilemeyen bir kuş, zarif bir taklayla ılık suda kayboldu. Okyanus, tüm renkleri emiyordu.</p>
<p>Yavaş yavaş umudunun gösterdiği yola hayallerini serdi. Yengecin yönünü takip ediyordu ve çok geçmeden daha pek çoğuyla karşılaştı. Derine indikçe, önünde yükselen karanlığın bilinmezliğine sürüklendi. Bir süre kör gibi yürüdü. Tekrar görebilmeye başladığında etrafı nefes alan kayalarla çevriliydi. Rüyalarını süsleyen renkler cisme bürünmüş onu kucaklıyordu ki; görüntü hızla aşağı düştü. Bir kayığın içine konuverdi. Balıkçılar da en az onun kadar şaşkın kaldılar bir an için. Sonra birbirinden ayırt edilemeyen elleriyle, hayalciyi ağdan kurtardılar. Karaya çıkana kadar kimse konuşmadı.</p>
<p>Gecenin örttüğü uykuyu gün kaldırdı. Martılarla birlikte şarkı söylüyordu yunuslar, tanıdıkları biriyle eğlenir gibi. Uzaktaki bulutlar yıldırımların hatıralarını canlandırsa da, gölgeleri dokunmuyordu henüz yürüyen yaratıklara. Güne başlamadan önce sahilde dolaşıp havayı izleyen balıkçılar, evlerinin boş olduğunu fark ettiler. Aynaya bakmak gibiydi birbirlerine bakmak bu birbirinin aynı yüzleriyle. Yine de  baktılar birbirlerinin gözlerinin derinliklerine ve hiçbir zaman bilemediler, mercandan bir çocuk çektiler mi güvertelerine.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/">Mercan Çocuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mercan-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3074</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kış Kuşu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Apr 2016 11:08:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi hangi bahçenin ardından bakıyorsun dünyaya, hangi rüzgarın ardından savruluyorsun? Doğu, Batı, Güney, Kuzey. Hangi ülke aldı seni kucağına, hangi coğrafyaların gizemli yer şekilleri ardındasın? Bir Batı kuşu mu olmalıyım seni bulmak için? Yoksa Doğu’da bir yerlerde misin? Bir kış kuşu mu olmalıyım; cesur ve kanatları hacmince uçan. Karlar altı hüznünü durmadan yüzüne çalan, üşümüş, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/">Kış Kuşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi hangi bahçenin ardından bakıyorsun dünyaya, hangi rüzgarın ardından savruluyorsun? Doğu, Batı, Güney, Kuzey. Hangi ülke aldı seni kucağına, hangi coğrafyaların gizemli yer şekilleri ardındasın?</p>
<p>Bir Batı kuşu mu olmalıyım seni bulmak için? Yoksa Doğu’da bir yerlerde misin? Bir kış kuşu mu olmalıyım; cesur ve kanatları hacmince uçan. Karlar altı hüznünü durmadan yüzüne çalan, üşümüş, donmuş ve sıcaklık nedir bilmeyen. Uzak diyarların kış kuşu mu olmalıyım özgürce sana uçabilmek için? Önüm, arkam ve her bir yanımla sana uçabilmek için ne yapmalıyım, neler gelir elimden?</p>
<p>Bir kış kuşu olduğumu farz et. Bembeyaz buzların ardından ulaşmaya çalışıyorum sana. İnsan değilim hayır, konuşamıyorum sizin dilinizce. Konuşabiliyorum aslında, yalnız kendi dilimce. Yalnız kendi dilimce konuştuğumda kaç kişi, kaç kış kuşu anlayabilir beni? Kaçıncı dağın ardından bağırmam lazım sana ulaşabilmek için, kaçıncı kışın ardından bağırmalıyım dağların tepesine?</p>
<p>Yalnızca gözleri ile konuşabilir bir kış kuşu. Anlatmak istediklerimize sebep, bir dile ne hacet sanki diye düşünürken ben, o eşsiz karlar altında ulaşabilmeye çabalarken sana. Hükmünü, mukadderatını, düşüncelerini, zihin akışını, hırslarını, savaşlarını bir kenara bırakmanı isteyeceğim sana ulaştığımda. Tüm benliğim bir kuşun, kış kuşunun kanatları üzerinde varmak istiyorum yanına, dibine, dağların ardından selam getirmek istiyorum sana, donmuş kanatlarımın üzerinde getirdiğim saflığı, kırıntıları ile birlikte kabul edebilirsin diye umuyorum. Düşüm, gerçeğim, ucum, içim, kıyım, derinim, yakınlığım ve uzaklığım aynı ruhta birleşebilir mi dersin, bence birleşebilir. Daha bile fazlasını yapabiliriz birlikte.</p>
<p>Güneşe ihtiyacımız olmayacak, yalnızca kara ve buza ihtiyacımız olacak. Kış kuşuyum ben. Ya sen? Kışın hangi yakasından tutacaksın, hangi kışta vücut bulacaksın?</p>
<p>Korkmadan soluyacağım seni. Ruhum, kuşun ruhu ile tenim kuşun ruhu ile ve sesim kışın rengi ile birleşince her şey umut verici olacak ve dipsizleşeceğiz kara olmayan deliklerde.</p>
<p>Seni sevmem için bir varlık, bir insan, bir hüzün, bir yarım, bir diğer yarım olmana gerek yok. Bütünleşeceğiz ben sana uçunca. Kış kuşu masal olacak, sense gerçek. Bizse gerçek üstü. Sevgimiz ise gerçekten yok olacak. Buzlar kırılacak, tüm buzlar bin bir ötesi parçaya ayrılacak.</p>
<p>Tüm kış kuşları üzerimizde uçacak. Peki, kabul ediyorsun öyle değil mi? Bir kış kuşu olarak beni bekleyecek misin? Tüm kış kuşlarının üzerimizde uçmasına izin verecek misin?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/">Kış Kuşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kis-kusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Apr 2016 07:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[foto belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[fotoroman]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz Depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2971</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 10 Murat dağı ne kadar uzakta anne? Bahar gelmiş midir kırlara? Papatyalar açmış mıdır doyasıya? Gelinciklerle kelebekler dertleşirler mi hâlâ? Nerede evimiz şimdi? O da komşularımız gibi cennete mi gitti? Artık götürmeyecek mi “Muavin abim “beni Kütahya’ya… Kanaryama yem alamayacak mıyım bir daha? Ya anılarım? Nereye saklandılar, hangi kuşun kanadına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/">Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 10</strong></p>
<p><em>Murat dağı ne kadar uzakta anne? </em></p>
<p><em>Bahar gelmiş midir kırlara? </em></p>
<p><em>Papatyalar açmış mıdır doyasıya? </em></p>
<p><em>Gelinciklerle kelebekler dertleşirler mi hâlâ? </em></p>
<p><em>Nerede evimiz şimdi? </em></p>
<p><em>O da komşularımız gibi cennete mi gitti? </em></p>
<p><strong><em>Artık götürmeyecek mi “Muavin abim “beni Kütahya’ya… </em></strong></p>
<p><em>Kanaryama yem alamayacak mıyım bir daha? </em></p>
<p><em>Ya anılarım? </em></p>
<p><em>Nereye saklandılar, hangi kuşun kanadına kondular?</em></p>
<p><strong><em>Patlayan “Mavi Balon”um muydu yalnızca?</em></strong></p>
<p><em>Betül Çetinay</em></p>
<p><figure id="attachment_2974" aria-describedby="caption-attachment-2974" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg" rel="attachment wp-att-2974"><img class=" td-modal-image wp-image-2974 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=640%2C404" alt="Enkaz kaldırma çalışmaları…" width="640" height="404" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2974" class="wp-caption-text">Enkaz kaldırma çalışmaları…</figcaption></figure></p>
<p>Depremin ilk gecesini sabaha kadar ortaokulun bahçesinde geçirdik. Yağan yağmurun etkisiyle yangın sönmüştü. Ama ölenlerin çoğu yangından kaçamayanlardı. Kütahya’dan gelen ilk yardım ekibinde, görevli babam da vardı. Bizim sağ olduğumuzu öğrenir öğrenmez sabahına gitti görevinin başına. Enkaz kaldırma çalışmalarına…</p>
<p>Gün ağardığında Kızılay geldi ilkin, sağ kalanlar için çadır kent kurdular. Bizi yağmurdan korumaya yarayan, üzerlerimize kapalı beyaz Kızılay çadırları… Yeni evimizdi artık… Aş evi kuruldu; kadın ve çocuklara yardım ekipleri bakıyordu.</p>
<p>Evimiz yıkılmamıştı, temelden dönmüş, duvarları çatlamıştı… Bütün eşyalarımız içeride kalmıştı. Kaç günde kurtarıldı, çıkartıldı hatırlamıyorum. Ama bir keresinde gitmek istedim. Beni de götürdüler. Merdivenleri gördüm. Çıkamadım yukarı. Arası öyle açılmıştı ki, gece yarısı oradan nasıl aşağıya indiğimizi anlayamadık bir türlü… Evimizin karşındaki hamam bütünüyle yıkılmıştı. Ne çok severdim o hamamı&#8230; Her yer enkaz altındaydı, evlerini terk etmek istemeyenler, çadırlarını yıkıntıların önlerine kurmuşlardı… Yürüyordum nereye bastığımı bilmeden, molozların altında kim bilir kimler yatıyordu…</p>
<p><figure id="attachment_2975" aria-describedby="caption-attachment-2975" style="width: 533px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg" rel="attachment wp-att-2975"><img class=" td-modal-image wp-image-2975 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=533%2C359" alt="Gediz Kalesinden geriye kalanlar…" width="533" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?w=533&amp;ssl=1 533w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 533px) 100vw, 533px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2975" class="wp-caption-text">Gediz Kalesinden geriye kalanlar…</figcaption></figure></p>
<p><em>Meydanlığa geldiğimizde doğduğum kasabanın yerle bir olduğuna tanıklık ettim… Belki de bu yüzden gelmek, görmek istemiştim…  </em></p>
<p><strong><em>Tarihe bakan gözlerimin diyaframı olabildiğince açık, beş yaşında çıplak gözle ilk fotoğraflarımı çektim…</em></strong></p>
<p><strong><em>Kanaryam kurtulmuştu, kafesinde mutluydu… Ne bulursa onu yiyordu, bizim gibi onun da seçme şansı yoktu. Sağ kurtulmuştuk ya, gerisi boştu…</em></strong></p>
<p>Bir sabah “Arif Arif” diye seslenerek çıktım çadırdan dışarı.</p>
<p>“Efendim “dedi bir ses…</p>
<p>Şaşkın dönüp baktım ki, bir çift mavi göz gülümseyerek bana bakıyordu…</p>
<p>“Beni mi arıyorsun” dedi…</p>
<p>“Hayır! Kanarya mı” dedim…</p>
<p>“Kahkaha attı, Arif mi senin kanaryanın adı?”</p>
<p>Başımı evet anlamında salladım…</p>
<p>“Gel şöyle bakalım o zaman, biraz sohbet edelim” dedi…</p>
<p><figure id="attachment_2972" aria-describedby="caption-attachment-2972" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg" rel="attachment wp-att-2972"><img class=" td-modal-image wp-image-2972 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?resize=640%2C511" alt="Cami enkazı …" width="640" height="511" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2972" class="wp-caption-text">Cami enkazı …</figcaption></figure></p>
<p>Askerliğini Kütahya’da yapan Arif abiyle böyle tanıştık… Aslen Erzurumlu olduğunu, askerlik görevi için Kütahya’da bulunduğunu, depremle görevli olarak geldiğini, enkazdan yaralıları nasıl kurtardığını anlattı bana… Benim çok cesur bir çocuk olduğumu söyledi sonra, soramadım neden diye?  Ben de Kanaryamı getirip tanıştırdım onunla… İki adaş pekiyi anlaştılar…</p>
<p><figure id="attachment_2977" aria-describedby="caption-attachment-2977" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg" rel="attachment wp-att-2977"><img class=" td-modal-image wp-image-2977 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?resize=469%2C341" alt="Yeni başlayan çadır hayatı…" width="469" height="341" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?resize=300%2C218&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2977" class="wp-caption-text">Yeni başlayan çadır hayatı…</figcaption></figure></p>
<p><em>Cebinde küçük bir el radyosu taşırdı Arif abi… Radyosunu açmadığı zamanlar, kendi söylemeye başlardı… Köyündeyken bağlama çaldığından bahsetmişti bir keresinde. Ailecek sevmiştik onu. Çadırımızın önünde iki koca taş vardı, sanki bizim için oraya konmuş gibi. Oturup üzerine sigarasını içerdi… Ben de diğerine otururdum, o anlatırdı ben dilerdim… Masal gibi, yalnızlığı paylaşır gibi, iki dost gibi… </em><em>Bir yavuklusu vardı Ahmet abinin köyünde… İsmi Ayşe; kocaman kara gözleri varmış söylediğine göre… Nişanlanmış istemiş gitmeden askere, “ askerden dön gel salimce, sonra demişler”. Gün sayardı habire&#8230; Birliğinden ayrı biz gibi çadırda kaldığından, ne mektup yazabilir, ne mektup alabilirdi… İşi olmadığında gelir oturur taşının üzerine, türkü söyleyip dururdu, sigarası elinde…</em></p>
<p><strong><em>İlk onun radyosundan dinlemiştim bu türküyü… Çok sevmiştim, mavi gözlerindeki hasreti görüp gönlünün sesini işitmiştim…</em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/7PjNAzpGeHU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Kütahya&#8217;nın pınarları akışır<br />
Devriyeler kol kol olmuş bakışır<br />
Asalı&#8217;ya çuha şalvar yakışır</p>
<p>Aman aman Vehbi öyle de böyle olur mu<br />
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı</p>
<p>Salın gelip musallaya dayandı<br />
Kar beyaz Vehbim al kanlara boyandı<br />
Seni vuran oğlan nasıl dayandı</p>
<p>Aman aman Vehbi öyle de böyle olur mu<br />
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı</p>
<p>Yöre: Kütahya<br />
Kaynak kişi: Ahmet İnegöllüoğlu (Hisarlı Ahmet)</p>
<p><figure id="attachment_2973" aria-describedby="caption-attachment-2973" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg" rel="attachment wp-att-2973"><img class=" td-modal-image wp-image-2973 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?resize=640%2C472" alt="Çadırlarda yaşam." width="640" height="472" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?resize=300%2C221&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2973" class="wp-caption-text">Çadırlarda yaşam.</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/">Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2971</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fonda Gaye Su Akyol Çalıyor, Pink Floyd Duvara Bir Tuğla Daha Koyuyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Apr 2016 06:33:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2958</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fonda Gaye Su Akyol çalıyor. Pink Floyd’un dediği gibi. O sırada Pink Floyd’un dediklerine aldırmayan Virginia Woolf, kitaplığımdan esrarlı ve de aynı mühim derecede hüzünlü bir bakış fırlatıyor odanın orta yerine. Orta yerinde bir cümbüş başlıyor bu sefer, odanın. Kendine ait bir odası olmayan ben, tüm hüzünlerini ciğerlerine çeken bir süpürge makinesi gibi tütmeye başlıyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/">Fonda Gaye Su Akyol Çalıyor, Pink Floyd Duvara Bir Tuğla Daha Koyuyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fonda Gaye Su Akyol çalıyor. Pink Floyd’un dediği gibi. O sırada Pink Floyd’un dediklerine aldırmayan Virginia Woolf, kitaplığımdan esrarlı ve de aynı mühim derecede hüzünlü bir bakış fırlatıyor odanın orta yerine. Orta yerinde bir cümbüş başlıyor bu sefer, odanın. Kendine ait bir odası olmayan ben, tüm hüzünlerini ciğerlerine çeken bir süpürge makinesi gibi tütmeye başlıyorum. Pervasız ve de aynı mühim derecede kişisel. Mayası tutmamış bir yoğurt gibi, kapağını sevmeyen bir tencere gibi, fezaya füze fırlatırcasına fırlatıyorum tüm hıncımı odanın tavanına. Odanın tavanından fırlayan tüm hınçlar, halının orta yerinde dans etmeye başlıyor bu sefer. Huysuz bakışlarla süzüyorum onları, kimonosuz kalmış bir Japon, etsiz yemek yiyemeyen bir Roman misali dağıtıyorum onları ortalıktan; iki bel hareketi, iki haşin bakış.</p>
<p>Buzdolabına yönelip bir içki alasım geliyor ama içki içmediğimi hatırlıyorum. Alt raflara doğru bir süt kutusu ilişiyor gözüme, durmaksızın içiyorum. Hayata ve cümle aleme karşı inatla süt içiyorum. Sütün beyazlığı ve saflığı yayılsın istiyorum ilmime, ruhuma, tek kaşıma ve saçlarıma. Biraz daha ileri gidip süt banyosu yapmak istediğimi hissediyorum, bir arınma, bir yeniden diriliş farikası olarak.</p>
<p>Uzun kirpiklerimin gazabı çok sürmüyor. Yeniden koltuğa dönüyor ve uzun bir uykuyu düşlüyorum. Bu aralar yalnızca düşleyebiliyorum zaten uykuyu. Devamı gelmiyor, devamı bir ufo misali bir görünüp bir kayboluyor. Odamın içinde garip şeyler oluyor, fezada garip hadiseler yaşanıyor. Pink Floyd, bir başka tuğla daha koyuyor duvara. Neden duvar örüyor gecenin bu saatinde? Niçin ben duvarları seviyorum hayata ve insanlara karşı? Bilmiyorum. Fonda yine Gaye Su Akyol çalıyor. O biliyor, biliyorum diyor şarkıda. Bense hiçbir haltı bilmiyorum. O rakıyı onsuz içemiyor, sevdiğine güzelliyor tüm rakıları. Bense süt içiyorum, sütü güzelliyorum kendime. Güzelleşiyoruz bu gece birlikte, yalnızca sesler ve tınılar ile. O bir şişe daha içiyor köprüyü geçmek için, bense çoktan köprüden dönmüşüm. Gidenlere el sallıyor, yeniden doğuşun köküne turp suyu sıkıyorum.</p>
<p>Böyle bir cümbüşle bitiyor bir gece daha. Gece, Melek ve Bizim Çocuklar geliyor aklıma. Hiç aklımdan çıkmıyor. Melekler, gece ve bizim çocuklar, bizim çocuklar, melek ve gece. Hepsi zihnimin bir parçasında uyuyakalıyor. Bense kalamıyorum, uyuya kalamıyorum. Kuyulara saklanasım geliyor. Kuyularda oynaşasım geliyor. Böyle bir cümbüşle bitiyor gece, göz kapaklarım oynaşıyor ve gün ışıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/">Fonda Gaye Su Akyol Çalıyor, Pink Floyd Duvara Bir Tuğla Daha Koyuyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fonda-gaye-su-akyol-caliyor-pink-floyd-duvara-bir-tugla-daha-koyuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2958</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Mar 2016 13:38:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2869</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her günün ardından eve dönüş, ciddi anlamda huzur bulduğum tek hadise. Yorgun ve uykusuz iş dönüşü, çocuk gürültüsü yok. Huzurla ortanca anahtarı çevirip açtığım evimin kapısını bile seviyorum. Kapıyı açıp iki dakika aralık tutuyorum çünkü sitede beslediğim kediler geliyor kapıya, kendini sevdirmeye. &#8220;Bütün gün kapıdalar. Sen gelince canhıraş sevinç çığlıkları yükseliyor küçücük bedenlerinden. Düpedüz heyecanlanıyorlar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/">Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her günün ardından eve dönüş, ciddi anlamda huzur bulduğum tek hadise. Yorgun ve uykusuz iş dönüşü, çocuk gürültüsü yok. Huzurla ortanca anahtarı çevirip açtığım evimin kapısını bile seviyorum. Kapıyı açıp iki dakika aralık tutuyorum çünkü sitede beslediğim kediler geliyor kapıya, kendini sevdirmeye. &#8220;Bütün gün kapıdalar. Sen gelince canhıraş sevinç çığlıkları yükseliyor küçücük bedenlerinden. Düpedüz heyecanlanıyorlar, seni çok özlüyorlar. Aşık bunlar sana bak, bak demedi deme. Kedi ile insanın aşık olduğu görülmüş mü ayol, ilahi neler geveliyorum ben de&#8221; diyor annem.</p>
<p>Eve girer girmez bir kahve yapıyorum kendime, yeni aldım daha, ucuz bir şey. Kapsüllü. Kredi kartıma hediye gelen puanlardan. Aldığım yerde çok ilgileniyor bir adam benimle. Küçük boylu, yüzü yorgun ama gözleri gülüyor. Usanmadan yarım saat bana kahve makinesini anlatıyor, sonra da üç çeşit kahve yapıyor. Üç çeşit, üç özellik, üç duygu, üç adımda kasaya varıyorum. Önlüğünün altından uzattığı karttan ismini gösteriyor. Hani abi diyor, gidince eve yeni makinende kahveni içerken mis gibi, bizim firmanın sitesine girip benim hakkımda güzel şeyler yazar mısın? Karşımızdaki insandan bir şeyler isterken utanıp sıkılırız ya, hemen yüzü değişiyor, mahcup. Elbette diyorum, eve gelince kahve makinesini açmadan önce birkaç bir şey yazıyorum adam hakkında. Çalıştığı dükkanda daha iyi yerlere geldiğini düşünüp seviniyorum.</p>
<p>Gün içinde tanımadığım insanlarla kurduğum diyaloglar beni çok etkiliyor. Oturup, onların hayatları hakkında düşünüyorum. Market insanları mesela… Bazen hiç umursamıyorum onları, tek amacım kasadan geçirdiğim ürünleri alıp eve gitmek. Her seferinde ihtiyacından daha fazla alan insanlar, her seferinde gerekenden daha fazla zaman harcayan insanlar. Bazen de yüzlerine uzun uzun bakıyorum. Kasa insanları mesela… Nasıl bir his acaba? Saatlerce kasa başında durup bir sürü yüze, mimiğe, saça, tene, tırnağa, kıla, tüye bakmak. Acaba onlar ne düşünüyor bizim hakkımızda? Mesela bizim evin üstündeki market, marketteki kasiyer kız. Her gün eşarbını değiştiriyor. Her seferinde bana abi diye hitap ediyor. Oysa aynı yaştayız.</p>
<p>&#8220;Abi 20 lira tuttu bunlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Abi iki lira on beş kuruşun var mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bizde o dediğinden yok abi ama patrona sorarız yine de.&#8221;</p>
<p>Neden karşısında gördüğü ve hiç tanımadığı gençten bir erkeğe abi diyor? Toplum bunu mu istiyor? Bana ismimi sorsa, bana ismimle hitap etse ya da sadece beyefendi dese daha eşit konumda olmuyor muyuz o zaman? Abi demek onu geri plana itmiyor mu? Toplumdaki kadın erkek eşitsizliğinin altında aslında bu nüans yatmıyor mu? Ne çok abimiz var öyle değil mi?</p>
<p>O gün market çıkışında mandalina renginde, kabarmış diş etli, yaşlıca, tombul bir kedi görüyorum. Hemen markete dönüp bir paket balıklı kedi maması alıyorum. Ayaklarıma sırnaşıyor. Oturup onun mamayı bitirmesini izliyorum. Bu bana zevk veriyor. Neden başkaları yemek yerken izleme ihtiyacı duyarız? Bu bize ismini koyamadığımız bir çeşit tatmin mi sağlar? Anneler de çocukları yemek yerken bundan zevk alırlar ya, içimizde bir tutam anne kırıntısı mı var acaba? Keşke öyle olsa.</p>
<p>İnsanlar akın akın markete geliyor, bense çıkıyorum dışarı. Elimdeki kedi mamasını gelişigüzel serpiştirerek. Hansel ve Gratel gibi. Yorgun ve argın ilerliyorum sokakta. Mandalina rengi bir kedi için… Yaşama sevincim birden mandalina rengi kedi oluveriyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/">Mandalina Rengi Bir Kedi ve Geçen Her Ayrı Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mandalina-rengi-bir-kedi-ve-gecen-her-ayri-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2869</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Mar 2016 10:26:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Tanbur]]></category>
		<category><![CDATA[Tatyos Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Uşak makamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2858</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 11 Uyumak zordur kimi zaman; Ilık bir bardak sütün içine karıştırılan bal bile kar etmez bazen. Tatlı bir uykunun içinde gizemli âlemlere doğru uçarken, birden bire uyanıp kan ter içinde; evinde, yatağında hissetmek istersin kendini. Güvenmek gerekir hayata, tazelemek umudu, sevinci bir daha… Uyku akar gözlerinden, sen dua edersin içinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/">Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 11</strong></p>
<p><em>Uyumak zordur kimi zaman; Ilık bir bardak sütün içine karıştırılan bal bile kar etmez bazen. Tatlı bir uykunun içinde gizemli âlemlere doğru uçarken, birden bire uyanıp kan ter içinde; evinde, yatağında hissetmek istersin kendini. Güvenmek gerekir hayata, tazelemek umudu, sevinci bir daha… Uyku akar gözlerinden, sen dua edersin içinden görmemek için aynı kâbusu yeniden. Geçti çoktan o karanlık geceler dersin. Bilirsin gelmeyecek artık gidenler, akan ırmağın suyu dönmeyecek gerisin geriye bir daha…</em></p>
<p><strong>Zil çaldı. </strong></p>
<p>Zil çalar uyanırız. Zil çalar kalkarız… Zil çalar okula koşarız. Zil çalar, teneffüse çıkarız. Zil çalar midelerimiz; okul kantininden 25 kuruşa hamur olmuş lahmacunları alır; sustururuz bu zili. Sıcak sıcak sepetinden çıkan lahmacunlar mis gibi kokar…  Ellerimiz yanar; midelerimiz doyar…</p>
<p><figure id="attachment_2862" aria-describedby="caption-attachment-2862" style="width: 236px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg" rel="attachment wp-att-2862"><img class=" td-modal-image wp-image-2862 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?resize=236%2C181" alt="Zil çalan midelere mis kokan lahmacun…" width="236" height="181" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?resize=235%2C181&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2862" class="wp-caption-text">Zil çalan midelere mis kokan lahmacun…</figcaption></figure></p>
<p>Çil çalar sınıflardan fırlarız, ellerimizde çantalarımız… Başlarız hep bir ağızdan;</p>
<p>“<strong>Zil çaldı. Ördek suya</strong> <strong>daldı. Zil çaldı.”</strong></p>
<p>Önce bahçeye, sonra atarız kendimizi caddeye… Kimi koşturur nedense. Kimi sakindir. Kimi her zaman ki gibi… Kimi arkadaşının girer koluna. Kimi yürür okul yolunda, yalnız başına…</p>
<p><strong>Oyundur her şey nasılsa, çocuk olunca! </strong></p>
<p>Okul yolu düz gider</p>
<p>Çocuklar bayram eder.</p>
<p>Öğretmenler olmasa</p>
<p>Emekler boşa gider.</p>
<p>Okul yolu taş olur</p>
<p>Çalışkanlar baş olur.</p>
<p>Tembel tembel gezenin</p>
<p>İki gözü yaş olur.</p>
<p><strong>Şarkı söyleyerek okuldan çıkmak ve neşeyle o çantaları sallamak ne keyiftir bilene…</strong></p>
<p><figure id="attachment_2860" aria-describedby="caption-attachment-2860" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg" rel="attachment wp-att-2860"><img class=" td-modal-image wp-image-2860 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar…-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Keyifle sallanan çantalar, karlı havalarda kızak olurlar…" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?w=446&amp;ssl=1 446w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2860" class="wp-caption-text">Keyifle sallanan çantalar, karlı havalarda kızak olurlar…</figcaption></figure></p>
<p>Kızlar bir grup, erkekler başka bir grup yürürler evlere. Sokağına gelen ayrılır gruptan, ertesi günü görüşmek üzere…</p>
<p>Cumartesileri okul yarım gündür… İstiklal marşı söylenip göndere bayrak çekildi miydi başlar hafta sonu tatili…</p>
<p>Bir Cumartesi günüydü, gelenler pek azdı okula, biz bir avuç çocuk çıktık yola… Üç kız bir arada, bir de biraz uzağımızda “<strong><em>Narkissos</em></strong>”la;</p>
<p><strong>Birden durdu ve dedi ki “ Kim bizim eve kadar çantamı taşımak ister?”</strong></p>
<p>Havada bulduk parmaklarımızı bir anda…</p>
<p>Kızların ona olan ilgisinin farkında, kendine duyduğu güvenle bu tablo karşında; mağrur gülümsedi…</p>
<p><strong>“Kura çekelim o zaman aranızda” dedi</strong></p>
<p>“Gerek yok” dedim ben… “Üçümüz de taşırız”.</p>
<p><strong>“Nasıl olacak o” dedi.</strong></p>
<p>“Üst yoldan gideriz, her birimiz bir sokak taşır”. Dedim</p>
<p>Ve elinden kaptığım gibi çantasını… Baktım arkamda kala kaldı…</p>
<p>Öğrenmek için evinin tam yerini, işte bu iyi bir fırsattı…</p>
<p><em>Üç sokak dolaşıp getirdik çantasını evine. Konuşmak için bulduk bir sürü bahane… Kendini beğenmişliğini perçinlemek miydi niyeti, yoksa evini öğrenmemizi mi istemişti bilemedim. Çok konuşup çok güldük, birlikte olmak ne kadar keyifliydi onunla&#8230; Bildiğim tek şey bundan sonra, aklımın yalnız kaldığıydı “<strong>O”</strong> nda…  </em></p>
<p>23 Nisan törenleri için öğretmenimiz bir tiyatro oyunu sahnelemek istiyordu. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler oynanacaktı… Türkçesi ve ezberi iyi olan öğrenciler arasından bir seçme yapıldı… Ancak Pamuk prenses ile prens rolü ikişer kişi arasında paylaştırdı… Hangi grup daha iyi ezberler ve daha iyi oynarsa, onlar sahneye çıkacaktı…</p>
<p><em>Seçilen prenseslerden biri bendim, seçilen prenslerden biri de <strong>“O”. </strong></em></p>
<p><em>Fakat ayrı gruplardaydık<strong>. </strong> Ne olurdu sanki birlikte oynasaydık. Ben başka bir prensle provaları yapıyordum, o başka bir prensesle… Hayal kuruyordum her gece, ikimiz seçiliyorduk, ben beyaz elbisem ve tozpembe pelerinimle çıkıyordum karşısına… Uzun saçlarımda pembe yapma çiçeklerden bir taçla… Bana kırmızı gül uzatıyordu reveransla… Gülü nazikçe alıyor ve kokluyordum yavaşça…</em></p>
<p>Seçimler yapıldı, sonuç açıklandı. Bizim grup kazanmıştı. Sevinmeli miydim yoksa üzülmeli mi bilemedim…</p>
<p><em>Pamuk prensi oynayacaktım evet ama neredeydi hayallerimdeki prens karşımda? </em></p>
<p>Okuldan ilk ben çıktım, çünkü dayanamamıştım… Eve gelene kadar ağladım… Hayaller ile gerçeklerin farkına ilk kez vardım… Radyomuz yetişti imdadıma; bıraktım kendimi onun huzuruna… Barış Manço söylüyordu, daha önce olduğu gibi yine o yumuşak sesiyle, yine Uşak makamından sımsıkı yakalamıştı beni…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/alPklKQd_l4?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Gamzedeyim deva bulmam garibim bir yuva kurmam<br />
Kaderimdir hep çektiğim inlerim hiç reha bulmam</p>
<p>Elem beni terk etmiyor hiçte fasıla vermiyor<br />
Nihayetsiz müteakiben doğrusu ömür yetmiyor<br />
Elem beni terk etmiyor hiçte fasıla vermiyor<br />
Nihayetsiz müteakiben doğrusu ömür yetmiyor.</p>
<p><figure id="attachment_2861" aria-describedby="caption-attachment-2861" style="width: 257px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg" rel="attachment wp-att-2861"><img class=" td-modal-image wp-image-2861 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım…-257x300.jpg?resize=257%2C300" alt="Tanbur, yeni yol arkadaşım…" width="257" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg?resize=257%2C300&amp;ssl=1 257w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 257px) 100vw, 257px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2861" class="wp-caption-text">Tanbur, yeni yol arkadaşım…</figcaption></figure></p>
<p><em>Tatyos Efendi’nin en tanınmış eserlerinden biri olan bu şarkı, yol arkadaşım olacaktı bundan böyle uzun ince hayat yolculuğunda… Yaşanacak her hayal kırıklığında ilk kucağını o açacak, birlikte daha nice badireler atlatılacaktı.  Yeniden doğrulup, topladığımız kırıklarla devam edecektik uzayıp giden yola… </em></p>
<p><strong><em>Yıllar sonra bir gün, bu eski dostu tanburla çalmak bizzat nasip olacaktı bana…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/">Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2858</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dicle İçin Hayaller</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Mar 2016 15:45:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2837</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fotoğrafı göstererek sevgilisine bu mu Dicle? dedi. -Evet o fotoğrafı nerden buldun  en iyi arkadaşım onu çok seviyorum . -O bir fahişe -İyi bir kız o senin bildiğin kızlara benzemez -Doğru benim bildiğim kızlara benzemez, fahişe bu kadın, ona Ana diyorlar. Kerhane işletiyor. Sakin bana bu arkadaşını savunma ondan uzak duracaksın. &#8211; Hayır, o iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/">Dicle İçin Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafı göstererek sevgilisine bu mu Dicle? dedi.</p>
<p>-Evet o fotoğrafı nerden buldun  en iyi arkadaşım onu çok seviyorum .</p>
<p>-O bir fahişe</p>
<p>-İyi bir kız o senin bildiğin kızlara benzemez</p>
<p>-Doğru benim bildiğim kızlara benzemez, fahişe bu kadın, ona Ana diyorlar. Kerhane işletiyor. Sakin bana bu arkadaşını savunma ondan uzak duracaksın.</p>
<p>&#8211; Hayır, o iyi bir kız!</p>
<p>Adam artık nefes almakta zorlanıyordu. Kız arkadaşının böyle bir kadınla arkadaş olduğunu ve onu savunduğuna inanamıyordu. Başına hep ilkler geliyordu, bu ilki kaldıracak güçte değildi. Kendini rahatlatmak için hayaller kurmaya başladı.</p>
<p>Yoldan karşıdan karşıya geçen bir kızın üzerinden kamyon geçtiğine şahit olmuştu, sonra arkasından gelen başka kum dolu kamyon da üzerinden geçmişti. Çok geçmeden cesedin etrafında kalabalık oluştu. O da kalabalığa karıştı. Kanamış cesedin yüzüne baktı, Dicle’ydi. Belki DNA testi sonrasında kimliği belli olacaktı, ama o görür görmez tanınmaz haldeki cesedin kim olduğunu teşhis etmişti.</p>
<p>Kalabalıktan biri ne iğrenç ceset bu dedi.</p>
<p>-Evet, öyledir. Dicle adı. Ünlü bir fahişedir, onun için Ana derler.</p>
<p>Ben tanımıyorum.</p>
<p>-Ben çok iyi tanırım, neden üzerine işemiyoruz? Bunu hak ediyor çok kızın ahini aldı.</p>
<p>-Bu kadarda değil. Bu nasıl bir hayal, sana öyle bir kız değil Dicle dedim.</p>
<p>-Gerçekten sonra konuşalım çok sinirliyim. Kurduğum hayalle rahatlayacaktım. Bir rahat bırak ne halin varsa gör.</p>
<p>Sevgilisinden ayrılmıştı. Dicle gittikçe büyüyor, kızlarının sayısı gittikçe artıyordu. Onun sevgilisi de Dicle’nin muhasebe işini yürütüyordu.</p>
<p>Dicle’nin evinin yakınından geçiyordu, havaalanından henüz yeni kalkmış yolcu uçağının sesi gittikçe yakınlaşıyordu. Adam Dicle’nin evinden uzaklaşmıştı ki büyük bir patlama oldu. Kıyamet günü geldi dedi. Yaralanmıştı, kanlar içindeydi. Birçok yer yıkılmıştı. Arkasına döndü baktı, ne olduğunu anlayamadı. Etraftan koşan insanlar “uçak düştü, uçak düştü” diyorlardı. Uçak, Dicle’nin evine düşmüştü. Ev yanıyordu. Taş üzerinde taş kalmamıştı. Yardıma gidilemiyordu. Bir patlama olur endişesinden ve oluşan alevlerden. “Zavallılar yanarak öldüler” dedi kalabalıktan bir adam.</p>
<p>“Ben tanıyorum. Dicle adı. Ünlü bir fahişedir, Ana derler kendisine” diyerekten yanıt verdi.</p>
<p>Işığı kapatıp böyle bir şey olmasını diledikten sonra uyudu&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/">Dicle İçin Hayaller</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dicle-icin-hayaller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2837</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gediz Depremi – 28 Mart 1970</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Mar 2016 12:07:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[foto belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[fotoroman]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2805</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikayelerimizin Müziği; Dış Dünya Gözüyle  (ARA NAĞME &#8211; 1) 28 MART 1970 DEPREMİ “Gelen baharın ılık güneşi altında Gediz’de yine pazar kurulmuş ve insanlar yorucu bir günün ardından yatmaya hazırlanıyordu. Saatlerin 23.05’i gösterdiği an, aniden yerin derinliklerinden gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem, ilçenin üstene korkunç bir kabus gibi çökerken Gediz’i de bir anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/">Gediz Depremi – 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikayelerimizin Müziği; Dış Dünya Gözüyle  (ARA NAĞME &#8211; 1)</strong></p>
<p><strong>28 MART 1970 DEPREMİ</strong></p>
<p>“Gelen baharın ılık güneşi altında Gediz’de yine pazar kurulmuş ve insanlar yorucu bir günün ardından yatmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Saatlerin 23.05’i gösterdiği an, aniden yerin derinliklerinden gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem, ilçenin üstene korkunç bir kabus gibi çökerken Gediz’i de bir anda yurt ve dünya gündeminin başına oturtuverdi.</p>
<p>Zifiri bir karanlık ve karanlıktan kopup gelen çığlıklar, yardım dileyen acı dolu iniltiler, yangınlar, cayır cayır yanan insanlar, korku, dehşet, çaresizlik ve aniden başlayan yağmur&#8230;</p>
<p>1970 Gediz Depremi, ilçe tarihine işte böylesine acılar yaşanan bir felaket olarak geçti. Ateş her zaman düştüğü yeri yakardı. O gün de öyle oldu. Ancak ateş bu kez 26 bin konutun üstüne birden düşmüştü.</p>
<p>Her şey altı saniyede olup bitmiş, deprem 1086 can almış, 1258 kişi de yaralanmıştı. Deprem 13.250 km2’lik alanda yıkıma neden oldu ve Türkiye’nin %45’inde hissedildi. Bu alan içinde 9.473 bina yıkıldı ya da ağır hasar gördü.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/QGftvvo6DNY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Kaynak: Eski Gediz Belediye Başkanlığı</strong></p>
<p>“İlçemizde 1970 yılında meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem ile  ilgili yeni fotoğrafla ortaya çıktı.</p>
<p>Fotoğrafları Antalya İlinde yaşayan Cengiz ÖZTUÇ Kaymakamlığımıza gönderdi.</p>
<p>1970 yılında İstanbul Üniversitesi Fizik Matematik Öğretmenliği bölümünde okuyan Cengiz ÖZTUNÇ Üniversite Rektörlüğü tarafından gönüllü 20 öğrencinin Gediz’e yardım amacıyla gönderildiklerini, Gediz’e gelerek yardıma ihtiyacı olan herkese yardımda bulunduklarını belirtti.</p>
<p>O tarihte çektiği fotoğrafları bu güne kadar sakladığını ve 61 adet fotoğrafı Kaymakamlığımıza gönderdiğini ifade etmiştir.</p>
<p>Cengiz ÖZTUNÇ’un göstermiş olduğu bu duyarlılık nedeniyle Gediz Kaymakamlığı olarak bizlerde kendisine Gediz halkı adına teşekkür ederiz.”</p>
<p><strong>Kaynak: Gediz Kaymakamlığı</strong></p>
<p><strong>İşte o fotoğraflardan bazıları:</strong></p>
<p><figure id="attachment_2807" aria-describedby="caption-attachment-2807" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg" rel="attachment wp-att-2807"><img class=" td-modal-image wp-image-2807 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=469%2C306" alt="Gediz Depremi-1" width="469" height="306" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2807" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-1</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2808" aria-describedby="caption-attachment-2808" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg" rel="attachment wp-att-2808"><img class=" td-modal-image wp-image-2808 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=469%2C312" alt="Gediz Depremi-2" width="469" height="312" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2808" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-2</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2809" aria-describedby="caption-attachment-2809" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg" rel="attachment wp-att-2809"><img class=" td-modal-image wp-image-2809 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=469%2C315" alt="Gediz Depremi-3" width="469" height="315" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2809" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-3</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2810" aria-describedby="caption-attachment-2810" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg" rel="attachment wp-att-2810"><img class=" td-modal-image wp-image-2810 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?resize=469%2C346" alt="Gediz Depremi-4" width="469" height="346" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?resize=300%2C221&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2810" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-4</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2811" aria-describedby="caption-attachment-2811" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg" rel="attachment wp-att-2811"><img class=" td-modal-image wp-image-2811 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?resize=469%2C329" alt="Gediz Depremi-5" width="469" height="329" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2811" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-5</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2812" aria-describedby="caption-attachment-2812" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg" rel="attachment wp-att-2812"><img class=" td-modal-image wp-image-2812 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=469%2C309" alt="Gediz Depremi-6" width="469" height="309" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2812" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-6</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2813" aria-describedby="caption-attachment-2813" style="width: 462px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg" rel="attachment wp-att-2813"><img class=" td-modal-image wp-image-2813 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?resize=462%2C352" alt="Gediz Depremi-7" width="462" height="352" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?w=462&amp;ssl=1 462w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2813" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-7</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2814" aria-describedby="caption-attachment-2814" style="width: 363px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg" rel="attachment wp-att-2814"><img class=" td-modal-image wp-image-2814 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?resize=363%2C336" alt="Gediz Depremi-8" width="363" height="336" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?w=363&amp;ssl=1 363w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?resize=300%2C278&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 363px) 100vw, 363px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2814" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-8</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2815" aria-describedby="caption-attachment-2815" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg" rel="attachment wp-att-2815"><img class=" td-modal-image wp-image-2815 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?resize=469%2C348" alt="Gediz Depremi-9" width="469" height="348" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2815" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-9</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2816" aria-describedby="caption-attachment-2816" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg" rel="attachment wp-att-2816"><img class=" td-modal-image wp-image-2816 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=469%2C309" alt="Gediz Depremi-10" width="469" height="309" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2816" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-10</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2817" aria-describedby="caption-attachment-2817" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg" rel="attachment wp-att-2817"><img class=" td-modal-image wp-image-2817 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=469%2C335" alt="Gediz Depremi-11" width="469" height="335" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=300%2C214&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2817" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-11</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2818" aria-describedby="caption-attachment-2818" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg" rel="attachment wp-att-2818"><img class=" td-modal-image wp-image-2818 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?resize=469%2C352" alt="Gediz Depremi-12" width="469" height="352" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2818" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-12</figcaption></figure></p>
<p>Gediz Depreminin üzerinden tam 46 yıl geçti; Eski Gediz- Yeni Gediz diye ikiye ayrıldı kasaba…</p>
<p>Yeni Gediz’de her şey yeniden kuruldu… Eski Gediz onarıldı ve tarihi kasabalarımızdan biri olarak zamana direnmekte hâlâ…</p>
<p>Ama hafızalarımızda kalanlar tazeliğini koruyor, beyinlerimizde çektiğimiz fotoğrafları anlatmaya kelimeler yetmiyor…</p>
<p>Dilimiz döndüğünce yüreğimizden gelenler, geldikleri gibi yalın, yalansız, hilafsız, kendiliğinden kağıtlara dökülüyor… Okuyucuyla buluşuyor…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/">Gediz Depremi – 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2805</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Paradise</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/paradise/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/paradise/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 22 Mar 2016 11:51:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Traş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2786</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana ulaşmanın zorluğunu ancak ulaşmaya çalıştığımda anlayabildim. Sam, oğlum yaşadığın zorluğu anlayabiliyorum. Ancak elimden gelen hiçbir şey olmamakla birlikte yanında da olamıyorum. Bu dünyaya gözlerini açtığında yanında olsaydım yaşama şansını elinden almış olurdum. Yaşının çok küçük olduğunu biliyor ve isyanını anlayabiliyorum. Ne yazık ki karşı koyduğun kadar seni bağnazlaştırmaya çalışacak bir türün üyeleriyiz. Karşı koyma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/paradise/">Paradise</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sana ulaşmanın zorluğunu ancak ulaşmaya çalıştığımda anlayabildim.</p>
<p>Sam, oğlum yaşadığın zorluğu anlayabiliyorum. Ancak elimden gelen hiçbir şey olmamakla birlikte yanında da olamıyorum. Bu dünyaya gözlerini açtığında yanında olsaydım yaşama şansını elinden almış olurdum.</p>
<p>Yaşının çok küçük olduğunu biliyor ve isyanını anlayabiliyorum. Ne yazık ki karşı koyduğun kadar seni bağnazlaştırmaya çalışacak bir türün üyeleriyiz.</p>
<p>Karşı koyma Sam.</p>
<p>Kendi türünü sahiplen.</p>
<p>Karşılık verdikçe bedenini ruhundan ayırabilecek güce sahip varlıklar var karşında, tıpkı babana yaptıkları gibi.</p>
<p>Baban, ah David hayatımın aşkı, seni ve beni korumak için kendi yüzyıllık hayatından vazgeçen isyankâr ruhunun sahibi olan baban…</p>
<p>Sana her uzaktan baktığımda siyah saçlarına zıt beyaz tenine uyumlu mavi gözlerinde gördüm babanı.</p>
<p>Ben babanı aşkla, babanda beni duygu barındırması imkânsız olan, cezayla taşlaştırılmış kalbiyle sevdi. İkimizin birer parçası olarak babanın özgürlükçü düşünceleriyle ve benim yumuşacık sevgi dolu kalbimle sen geldin bu dünyaya.</p>
<p>Senden korkuyorlar sevgili oğlum.</p>
<p>Senden, kendi yaptıkları düzeni bozmandan korkuyorlar…</p>
<p>Dediğim gibi kendi türünü sahiplen ve sadece kendin için değil bizim içinde bu bağnazlaştırılmış toplulukla savaş, bu topluluğun içinde büyüdüğün için senden şüphelenmeyeceklerdir.</p>
<p>İki gün sonra hilal gökyüzünde görüldüğü zaman olgunlaşmış olacaksın ve özgürlükçü düşüncelerin bedeninde hayat bulacak, işte o zaman türümüzden olmadığın ortaya çıkacak, senden türe ait olduğuna dair yemin istendiğinde etrafın masmavi bir ışıkla çevrelenecek ve babana yaptıkları gibi kalbini sökmek, onun yerine bir taş parçası koymak isteyecekler.</p>
<p>Ancak atladıkları nokta kalbinin içinde ki sevgi olacak. Orada beni hissedeceksin.</p>
<p>Ben gidiyorum oğlum, babanın arkasından senin kalbini korumaya gidiyorum. Sen bu hologramı izlediğinde, ben senden çok uzakta belki de cennet denen yerde olacağım.</p>
<p>Bir ruh, bedeni korur ikinci ruh ise kalbi…</p>
<p>Senden vazgeçmiyoruz oğlum, sana inanıyoruz.</p>
<p>Sana neden bu kadar geç ulaştığımı merak ettiğini biliyorum. Görüyorum ki topluluk senide içine almış özünü kaybetmeye başlamışsın. Konuşmamın başında da söylediğim gibi bağnazlaştırılmış topluluklarda senin özgür düşünceni duymam fazlasıyla zamanımı aldı. Düşüncelerin silikleşmiş özgüvenin düşmüş oğlum.</p>
<p>Sana bunu kimsenin yapmasına izin verme! Özünü bulmak istiyorsan kalbindeki yara izlerini hisset, seni sen yapan yaşadığın acılar olacaktır…</p>
<p>Hiç tanışmamış olduğun baban benden önündeki engelleri sana anlatmamı istemişti Sam bize kızgın olduğunu biliyorum madem seni bırakacaktık neden seni bu dünyaya getirdiğimizi sorguladığını da biliyorum aslında sen mucizevi bir hediyeydin bizim için.</p>
<p>İmkânsızdın oğlum.</p>
<p>Bizim umut ışığımız olup yaşanmamış anılarımız için senden savaşmanı rica ediyorum.</p>
<p>Ve Sam, doğumundan hemen sonra onu yalnızlığa terk etmek zorunda kaldığım oğlum,</p>
<p>Seni sevdiğimizi hisset cennette görüşmek dileğiyle…’’</p>
<p>Hologramın kendini imha etmesinin hemen ardından Sam’ın aklından geçen tek düşünce o gece yemin edeceğiydi.</p>
<p>Ancak edeceği yemin bağlılık değil savaş yemini olacaktı…</p>
<p>Ve kimse ama kimse geleceğin Sam’e ne getireceğini bilemeyecekti.</p>
<p>Bir topluluk düşünün kendini tek bir düşüncenin etrafında toplamış.</p>
<p>Şimdi de topluluğun içinde sevgi ve özgürlüğün birleşiminden doğmuş bir erkek çocuğunu.</p>
<p>Sam…</p>
<p>Sam, o çocuk.</p>
<p>Sam, özgürlüğün beden bulmuş hali.</p>
<p>Sam, yalnızlığı ruhunun derinliklerinde hissetmiş bir çocuk.</p>
<p>Önemli olan ise Sam’in savaş yemini edip etmeyecek oluşudur.</p>
<p>Sahi, Sam savaş yemini edecek mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/paradise/">Paradise</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/paradise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2786</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bomba İmha Uzmanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 13:25:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kerem]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2753</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı doktorlar vardır devlet hastanelerinde, onları bomba imha uzmanlarına benzetirim. Nişanlımın büyükannesi kontrol amaçlı hastaneye gitmişti. Acil alarm diyerekten ameliyata almışlardı. Sorun ciddiydi. Zavallı kadının bedenine ustaca döşenmişti bomba. Doktorlar birbirine bakarak “Ne yapacağız şimdi, sıçtık.” dedi. Bir başka doktor bir filmde izlemiştim, kırmızı kabloyu kesiyorlardı. Biz de öyle yapalım dedi. Büyükannenin damarlar idi bahsedilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/">Bomba İmha Uzmanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı doktorlar vardır devlet hastanelerinde, onları bomba imha uzmanlarına benzetirim. Nişanlımın büyükannesi kontrol amaçlı hastaneye gitmişti. Acil alarm diyerekten ameliyata almışlardı. Sorun ciddiydi. Zavallı kadının bedenine ustaca döşenmişti bomba. Doktorlar birbirine bakarak “Ne yapacağız şimdi, sıçtık.” dedi. Bir başka doktor bir filmde izlemiştim, kırmızı kabloyu kesiyorlardı. Biz de öyle yapalım dedi. Büyükannenin damarlar idi bahsedilen kablo… Sonra her kafadan bir renk geldi. Mavi diyen, sarı diyen oldu&#8230; Zaman daralmıştı… Zavallı kadının değil, bombanın değil, doktorların zamanı daralmıştı. Mesai bitecekti. Doktorun biri kırmızı olsun, işimiz var, kes gidelim, fazla düşünmeye gerek yok. Geçen gittiğimiz ciğerci lokantasına gidelim dedi. Kadın bu arada can çekişmeye başladı. Karar alınmıştı. Ciğerci lokantasında hem fikir oldular. Kabloyu da kesmeden bombayı öylece bırakıp gittiler. Bomba patladı ve ölen büyükanne gömüldü. Mekanı cennet olsun..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/">Bomba İmha Uzmanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bomba-imha-uzmani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2753</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 07:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Boş beşik]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz Depremi]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Akgün]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2730</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9 Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9</strong></p>
<p><em>Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini o da sımsıkı umutsuzca…</em></p>
<p>Geceydi. Çocuklar için geçti. Ama geçmedi o üç-beş dakika… Bitmek bilmedi bir türlü, sallandı sallandı, dinmedi uğultusu. Sarıldık mı birbirimize? Korku muydu titreten bizi soğuk mu bilemedik? Çocuktuk, nerden bilecektik? Sabahına pasta yiyecektik… Doğum günü pastası, sürpriz yapacaktık abime, ne çok eğlenecektik… 14 yaşı bitiyordu, 15’inden gün alıyordu… Elinde bir fenerle çıkış yolu arıyordu karanlıkta, düşüp yere takılıyordu…</p>
<p><em>“Telefon edelim anneme” dedim. Hatırlıyorum, sesim nasıl çıktı, başka ne dedim bilemiyorum.</em></p>
<p><em>Yan odaya geçtik, telefona uzandık, kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı… Az önce konuşmuştum ya… İyi geceler, iyi uykular, tatlı rüyalar dilemiştim ucunda… Neden çalışmıyordu peki şimdi? Duvarda neden sessiz duruyordu, eriştirmiyordu bize annemizi?</em></p>
<p><figure id="attachment_2733" aria-describedby="caption-attachment-2733" style="width: 217px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg" rel="attachment wp-att-2733"><img class=" td-modal-image wp-image-2733 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg?resize=217%2C232" alt="Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…" width="217" height="232" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2733" class="wp-caption-text">Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…</figcaption></figure></p>
<p>Elektrikler kesik çalışmaz ki dedi teyzem…</p>
<p>Dışarı çıkalım dedi abim…</p>
<p>Sarhoşlar var çıkmayalım dedi teyzem…</p>
<p><strong><em>Bir şey demedim ben.</em></strong></p>
<p>Ne deseydim. Annem ‘iş’te babam şehirde, biz yalnızız evde işte… Dışarısı soğuk, evimiz soğuk, ellerimiz buz kesmiş, üşümüş yüreklerimiz… Karanlık… Soğuk… Kırık bir umut… Neden sonra buldu abim gaz lambasını, yakmak için kibrit ararken bir ses geldi ünleyen! Kapıyı açtık bir de baktık ki annem…</p>
<p>Telaşla sarıldık birbirimize, vuslat hiç bu kadar güzel olmamıştı. Ama çıkmak gerekti evden, bir battaniyeye sarıp beni, kucakladı annem.</p>
<p><em>Soğuktu, olabildiğince soğuk… Dişlerim birbirine vuruyordu. Karanlıkta yürüyorduk, nereye hiç bilmiyorduk. Sesler geliyordu, duymaya çalışıyorduk… El fenerleri bir yanıp bir sönüyordu. Işık vurunca görebiliyorduk yolu. “Hamam yıkılmış” dedi biri. “Meydana gidelim orası açıklık” dedi başka biri… Nereye bastığımızı bilmiyorduk, arada bir takılıp düşüyorduk… Sıkıca sarılmıştım boynuna… “Dua et kızım” dedi annem kulağıma, “dua et”. Dua etmeye başladım. Ezberlediğim iki sure vardı… Beşindeydim daha… Başladım onları okumaya… Kevser ile İhlas… </em></p>
<p>Kalabalıktı, bağıranlar, feryat edenler… Çığlık attı biri…” Eyvah yangın çıktı”…</p>
<p>”İtfaiye “  dedi başka biri… Çıkaralım dediler… Ama çoktan yıkılmıştı itfaiye, <strong>bir tek</strong> aracı vardı Gediz’in oda enkaz altındaydı…</p>
<p>Meydandaydık artık, kurtulanlar toplanmıştı. Sarsıntı sırasında devrilen sobalardan çıkmıştı yangın. Kerpiç ve yığma evlerden kim kurtulabildiyse oradaydı, ya geride kalanlar? Ya yangın?</p>
<p>“Bari yağmur yağsa” dedi biri. Yangını söndürmenin başkaca yolu yoktu anlaşılan.</p>
<p><em>Allah’ım ne olur yağmur yağdır, dedim içimden, dua ettim. Ne olur Allah’ım yağmur yağsın. Başka bütün cümleler bitmişti… Hep aynı şeyi tekrarladım… Allah’ım ne olur yağmur yağsın… Allah’ım ne olur… Allah’ım yağmur!</em></p>
<p>Yangın artan rüzgârın etkisiyle hızla ilerliyor, postaneye doğru geliyordu… “Kuranportörü kurtaralım” dedi annem… Birkaç kişi atıldı hemen, postaneye koştular… Dış dünya ile tek iletişimimizi kurtarmak için atıldılar. Kadınlar ve çocuklar bekliyordu. Yangının sıcaklığı yüzlerimize vuruyordu, elimiz kolumuz bağlı izliyorduk uzaktan… Alevlerin aydınlığında görebiliyorduk birbirimizi, olanı biteni ancak anlayabilmişti ahali… Herkes tanıdıklarını soruyordu, komşusunu, akrabasını… Eş dost kim varsa haber almaya çalışıyordu… Enkaz altında kimlerin kaldığı, bulunmaya çalışılıyordu…</p>
<p><em>Arkadaşlarımı düşündüm bende, aklıma gelenleri, kurtuldular mı acaba diye? Ama soramadım sesim çıkmıyordu. Kurduğum tek cümle vardı, <strong>“Allah’ım ne olur yağmur yağsın”.</strong> Yoksa bütün Gediz yanacaktı&#8230;<strong> “Allah’ım ne olur yağmur”…</strong></em></p>
<p>Kuranportör kurtarıldı, meydana taşındı. Yangın postaneye ulaştı. Ve yağmur yağmaya başladı… İnsanlar sevinç çığlıkları attılar… Saçak altına sığındı kalanlar… Postaneye ulaşan yangın kesti hızını, adeta durdu ve kaldığı yerde devam etti, için için…</p>
<p>Sabaha kadar beklemek gerekiyordu yardım için. Beklenecek bir yer yoktu. “Ortaokulun bahçesine gidelim” dediler… İlçenin dışındaydı epey… Bir grup kadın ve çocuk başladık yürümeye…</p>
<p>Geceleri uykuya varmadan önce mutlaka dinlediğim iki plak vardı… Her gece birini dinlediğim… Bu gece yatmadan evvel de bunu dinlemiştim…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/o0bNO23Ssnw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği çamdan<br />
Yuvarlandı düştü damdan<br />
Bey babası gelir Şam&#8217;dan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği bakır<br />
Yerinden kalkmıyor ağır<br />
Ben sallarım tıkır tıkır<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey</p>
<p><figure id="attachment_2732" aria-describedby="caption-attachment-2732" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg" rel="attachment wp-att-2732"><img class=" td-modal-image wp-image-2732 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Boş Beşik" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?w=440&amp;ssl=1 440w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2732" class="wp-caption-text">Boş Beşik</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Uykuma kaldığım yerden devam edebilir miyim artık? Beş yaşındayım? Uykum var? Çok uykum var…Uykum… çok …</em></strong></p>
<p>Muzaffer Akgün’ün o yanık sesi kulağımdaydı… Uşşak makamındaki türküsü, Mart ayının zemheri soğuğunda sıcak bir çorba gibi ısıtıyordu ruhumu…</p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey…</p>
<p><strong><em>Kaç beşik boş kaldı bu gece? Kaç anne söyleyecek artık bu türküyü bundan böyle?</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ecel Günlükleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Mar 2016 16:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2713</guid>
				<description><![CDATA[<p>24/10/2016 Bu sabah gözümü açtığımda beni gerçekten tedirgin eden şey kafama dayanmış silah değil, o silahı tutan kişinin İbrahim olmamasıydı. Gün henüz tam olarak aydınlanmış sayılmazdı. Yattığım yerden biraz doğrulup karşımdakinin yüzünü seçmeye çalıştım. Gece içkiyi fazla kaçırdığım zamanlar büyük bir bardak su içmeden uyumuşsam, aynı bu sabah olduğu gibi kabuslar eşliğinde, dayanılmaz bir baş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/">Ecel Günlükleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>24/10/2016</strong></p>
<p>Bu sabah gözümü açtığımda beni gerçekten tedirgin eden şey kafama dayanmış silah değil, o silahı tutan kişinin İbrahim olmamasıydı. Gün henüz tam olarak aydınlanmış sayılmazdı. Yattığım yerden biraz doğrulup karşımdakinin yüzünü seçmeye çalıştım. Gece içkiyi fazla kaçırdığım zamanlar büyük bir bardak su içmeden uyumuşsam, aynı bu sabah olduğu gibi kabuslar eşliğinde, dayanılmaz bir baş ağrısıyla uyanırdım. Kafamı yastıktan kaldırdığımda ise bir süre gözüm kararır, etraftaki hiçbir şeyi tam olarak göremezdim. Bu yüzden karşımda dikilen bu adamın İbrahim olup olmadığı konusunda kısa süreli bir tereddüt yaşadım. Başka birisi olduğunu anlamam yaklaşık yirmi saniye sürmüştü.</p>
<p>“Sen de kimsin?” dedim. Tedirginliğimi engelleyemediğimden sanırım, normalde konuştuğumdan daha ince bir tonda çıkmıştı sesim.</p>
<p>&#8220;Kusura bakma abi. Korkutmak istemezdim. İsmim Cevdet. İbrahim abinin yedeğiyim.&#8221;</p>
<p>İbrahim’e göre daha kibar bir yaklaşımı vardı veya henüz acemiliğinin verdiği bir kibarlıktı bu. Silahı tutuşundan anlaşılıyordu acemi olduğu. Kabzasını sıkı sıkı kavramıştı. Bu da elinin titremesine neden oluyordu. Kolunu dümdüz uzatmış, diğer elini de silahı tuttuğu elinin altına koyarak desteklemişti. Tıpkı ucuz dizilerdeki polisler gibiydi. Oysa bu şekilde taş çatlasa beş dakika durabilirdi. Parmağı tetikte değildi. Tetiğin hemen arkasında tutuyordu ve silahın emniyeti kapalıydı. Vakit gelmeden öldüreceğinden korkuyordu. Bu işi yapan adamların acemi olup olmadıklarını en bariz buradan anlayabilirdiniz. Tüm bunların dışında silahın namlusunu kafama dayamıştı. Yapılan en büyük yanlışlardan biriydi bu. Silahla kafanın arasında en az yarım metre olması gerekirdi. Aksi halde gün içerisindeki hareketlerime ayak uydurmakta zorlanabilirdi.</p>
<p>Onun bu acemi halini görünce az önceki tedirginliğim kaybolmuştu. Daha kendimden emin ve biraz daha sert bir sesle devam ettim.</p>
<p>&#8220;Korktuğumu kim söyledi sana. Hem senin evimde ne işin var? İbrahim nerde?&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok abi estağfurullah. Korkutmak derken o anlamda söylemedim. İbrahim abinin annesine motor çarpmış akşam. Apar topar hastaneye gitti İbrahim abi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tüh! Üzüldüm bak şimdi. Durumu nasılmış peki?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ağırmış sanırım. Zor çıkar diyorlar. Allah’tan ümit kesilmez tabi…&#8221;</p>
<p>&#8220;Yapma be! Tetikçisi yanında değil miymiş peki.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok be abi ne tetikçisi. Belli bir yaşın üzerindekilere tetikçi verilmiyor artık.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yazık. Kendi eceliyle ölecek yani desene.&#8221;</p>
<p>&#8220;Maalesef.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz şanslıyız Cevdet biliyor musun? Kızıp söylenmek yerine şükretmeyi öğrenmemiz lazım. Bak en azından zamanını bilmesek bile nasıl öleceğimizi biliyoruz.&#8221;</p>
<p>Ağzından laf almaya çalıştığımı anladı Cevdet. Hiç bir şey söylemedi. Sadece gülümsemekle yetindi. Manalı bir gülümsemeydi bu. Tetikçilik yasası çıktığından bu yana içimi kemiren tek merak duygusu buydu. “Ne zaman öleceğim?” Oysaki daha önce nasıl öleceğimi bile bilmiyordum.</p>
<p>Tetikçilik yasasının tek değişmez kuralı ne olursa olsun insanlara ölecekleri zamanı söylememek üzerineydi. İnsanın öleceği zamanı bilmesi geçmişten gelen “Eceliyle Ölmek” kültürünün tamamen yok edilmesi anlamına gelirdi ki, bu toplumun yozlaşmasına neden olacağından, pek tasvip edilen bir şey değildi. En nihayetinde öleceği günü bilen insan, zamanı azaldıkça şeytanın bile aklına gelmeyecek türden rezillikleri yapabilirdi. Eminim ben daha fazlasını da yapardım.</p>
<p><strong>30/10/2016</strong></p>
<p>Sokakta kime baksam mutluydu. Sanki bütün insanlık bu devrimi beklermiş gibi. Mücadele etmenin bir anlamı yoktu. Ölüm gerçeği, sadece belirli zamanlarda yansımıyordu artık zihnimizde. Her an ölebileceğimiz ihtimali, vücut bulmuş haliyle tam yanımızda geziyordu. Gündelik hayatlarına, kafalarına doğrultulmuş bir silahla devam eden herkes hayatından memnundu. Bir tek üst komşum olacak asker emeklisi Sabahattin lavuğu memnun değildi. Bu, değiştirilmesini istediği altıncı tetikçisiydi. Ne zaman beni görse dert yanıyor, adamların disiplinsizliğinden dem vuruyordu.</p>
<p>“Allah aşkına siz söyleyin efendim, böyle tetikçilik mi olur?”</p>
<p>“Haklısınız Sabahattin Bey olmaz”</p>
<p>“Bunların silah tutuşunda hayır yok.”</p>
<p>“Evet Sabahattin Bey yok”</p>
<p>“ Zamanı gelince bu işe yaramaz herifler mi erdirecek beni huzura”</p>
<p>“Haklısınız”</p>
<p>Umarım en yakın zamanda kavuşur o çok istediği huzura.</p>
<p><strong>12/11/2016</strong></p>
<p>Kafam iyiydi. Belimdeki silahı çıkarıp ben de Cevdet’in kafasına dayadım. Meyhanenin ortasında, kafalarına dayalı silahla içmeye devam eden öteki alemcilerin arasında bizi rahatlıkla ayırt edebilirdiniz.</p>
<p>“Söyle ulan orospunun evladı. Ne zaman öldüreceksin beni?”</p>
<p>“Abi bak ayıp oluyor ama böyle küfür müfür…”</p>
<p>“Ayıbını sikerim senin. Söyle yoksa ben seni öldürürüm”</p>
<p>“Öldür lan. Öldürmezsen adam değilsin. Pezevengin evladı seni”</p>
<p>Pratiği zayıf olsa bile, teorisi iyiydi Cevdet’in. O an kafasına dayadığım silaha rağmen söylememeye kararlıydı. Bir an elimin ayağımın titremeye başladığını hissettim. Gözlerim doldu. Ağlamaya başladım.</p>
<p>“Ne olur lan söylesen. Ölür müsün sanki…”</p>
<p>“Abi yalvarırım yapma böyle. Söyleme imkanım olsa bu kadar üzer miyim seni?”</p>
<p>“Üzmezsin değil mi?”</p>
<p>“Üzmem tabi ki. Hadi ver o silahı şimdi bana. Oturup efendi gibi içmeye devam edelim.”</p>
<p>“Tamam vericem. Ama sen de en azından bana yılını söyle. Gününü, ayını siktir et.”</p>
<p>“Abi lütfen!”</p>
<p>“Tamam lan tamam. Al veriyorum silahı.”</p>
<p>“Hah şöyle! Hadi güzel abim sağlığına içelim”</p>
<p>“Senin de sağlığına Cevdetim. Fakat şu silahı güzel tut bak. Elin titriyor hala. O gün geldiğinde de böyle elin titrer, kurşun kafamı sıyırır da canımı yakarsan ananı sikerim demedi deme.”</p>
<p>Masadan kalkmaya niyetlenmiştik ki arka tarafta patlayan silah sesiyle irkildik. Sesin geldiği masanın yanına gittiğimizde yerde kanlar içinde yatan Vahap Bey’i gördük. Dünya meyhanesinin, ismi buydu meyhanenin, müdavimlerindendi Vahap Bey. Efendi adamdı. Her gece gelir, üç kadehten fazla içmezdi. Tetikçisine de bir iki kadeh ısmarlar, gecenin ilerleyen vakitlerine kadar dertleşirlerdi. Canından çok sevdiği karısı, aynı tetikçinin kurşunuyla iki yıl evvel ölmüştü. “Ne olur izin verin. Canımı vuranın elinden olsun ölümüm” dediği için de aynı tetikçi hemen haftasında Vahap Bey’e atanmıştı.</p>
<p>Kollarından tutup meyhanenin arka kapısına kadar sürüklediler Vahap’ı. Arkasından ağzımızın döndüğünce bir iki dua okuyup son görevimizi yapmış sayıldık bizde. Islak bezle yerleri ve kan sıçramış masayı bir güzel sildiler. Silahını beline sokup ellerini yıkamaya gitti tetikçi. Geri döndüğünde bir bira söyledi kendine.</p>
<p>Birasını bitirmeye yakın yaptığı itiraf açıkçası hepimizi şaşırtacak cinstendi.</p>
<p>“Doğruyu söylemek gerekirse daha vadesi dolmadı ya… Gönlü yaralıydı Vahap abinin. Daha fazla acı çekmesine vicdanım elvermedi”</p>
<p>Bunun yasaya aykırı olduğunu düşünmüştüm hep. Ya bu adam yaptığı işe vicdanını karıştıracak kadar acemiydi, ya da yasa bu tür esnekliklere göz yumabiliyordu.</p>
<p><strong>17/11/2016</strong></p>
<p>İbrahim’in yanına uğradım bugün. Zavallı. Yorgunluktan bitap düşmüştü. Hastane koridorundaki banklardan birinde uzanırken gördüm onu. Hep nefret etmişti hastanelerden. Hastanelerin tentürdiyot kokulu koridorlarından… Şimdi ise ölüm döşeğindeki anasının eceli gelene kadar belki de aylarca katlanmak zorundaydı bu kokuya. İbrahim’in, annesinin ölümü üzerinden beklediği zamanın belirsizliği, benim Cevdet’in beni ne zaman öldüreceği konusundaki belirsizlikle eş değerdi. İkimiz de bunun cevabını hiçbir zaman alamayacaktık.</p>
<p><strong>03/12/2016</strong></p>
<p>Televizyonda yine o aptal tartışma programları&#8230; Çok bir bok bildiğini zanneden o aydın bozuntuları, kafalarına dayanmış silahla ekranlarda boy boy görünüp tetikçilik yasasının insanın özgürlüğünü nasıl kısıtladığını öne süren tezlerini sunmaya devam ediyorlardı. Oldum olası sevemedim bu aydın güruhu. Bir taraftan halktan kendilerini soyutlayıp, halkın gerçekten neyden mutlu olduğunu görmezken, diğer taraftan kendi bildiklerinin halk için en doğrusu olduğunu nasıl savunabildiklerine aklım bir türlü ermiyordu. İnsanlar mutluydu. Bundan daha kıymetli bir şey olabilir mi? Yıllardır bitmek bilmeyen kaos bu yasa sayesinde bitmişti. Artık insanlar ne idiği belirsiz kurşunların hedefi olmuyordu, yada bir çöp kenarına bırakılmış uzaktan kumandalı bir bombayla parçalanmıyordu vücutları. Fail-i meçhul diye bir kavram giderek yitirmişti anlamını. Artık her meçhulün faili belliydi ve her fail kendi meçhulünden sorumluydu. Tüm bu saydıklarım yetmez miydi mutluluğumuza?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/">Ecel Günlükleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2713</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Mar 2016 15:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hülya Kaya Erden]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[boşluk duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız adam]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2702</guid>
				<description><![CDATA[<p>İkinci Bölüm: Şeyda Yaşam umutsuzluğun Öbür yanında başlar. &#8220;Nietzsche&#8221; Dışarısı… Giyiniyorum ve savruk vücuduma bakmadan dalıyorum insanların içine. Geçmişin elindeki sokaklar yalnız ve ıssız… Yaşamak için yalnız mı olmak gerekiyor? Hissetmek ve var olduğumu hissettirmek için biraz nefes almaya ihtiyacım var. Karanlık duvarların yakınmalarını dinlememek adına bugün, insanların içine dalıyorum. Her nefretin altında yatan boşalma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>İkinci Bölüm: Şeyda</strong></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yaşam umutsuzluğun</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Öbür yanında başlar.</em></p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Nietzsche&#8221;</p>
<p>Dışarısı… Giyiniyorum ve savruk vücuduma bakmadan dalıyorum insanların içine. Geçmişin elindeki sokaklar yalnız ve ıssız… Yaşamak için yalnız mı olmak gerekiyor? Hissetmek ve var olduğumu hissettirmek için biraz nefes almaya ihtiyacım var. Karanlık duvarların yakınmalarını dinlememek adına bugün, insanların içine dalıyorum. Her nefretin altında yatan boşalma gibi… İnsanlara ihtiyacım olduğunu biliyorum. Hadi bırak beni insanların arasına… Durma herkes gibi olmak için savaşmaya&#8230; Sorgusuzca at kendini gerçek oluşumun içine…</p>
<p>Yazık ki, maalesef, üzülerek söylüyorum uzaklığın verdiği boşluk ve yakınlığın verdiği samimiyet –samimiyetsizlik- olsa da onlarla ötekileşmeye mecbursun. Çünkü insanlar ancak başkalarının gözünden kendini tanır…</p>
<p>Öyle dağınık ve yoklar ki aslında, boğuluyorum. Bu şehir sadece bir sokaktan ibaret. Bir kadın geçiyor yanımdan acı çeken siyah çarşafıyla. Sonra bir kadın ve bir kadın daha… Milyonlarca yalnız kadın geçiyor yanımdan. Bu şehirde yaşayan kadınların hepsi mi yalnız? Bırak kendini bütün kadınların vücuduna. İçki istiyor canım. İşemek istiyor umarsızca birayla dolan midemi boşaltmak için. Pis bir yer biliyorum. Öyle pis ki, oturmaya korkarsın, öyle pis ki, gülmeye korkarsın ve öyle pis ki, inatla oturup bir bira içmek istersin boşalan masaların en sadesinde… Biraz ayakta bekledikten sonra iyi manzarası olan, iki kişilik bir masaya yerleşebildim. Neden olduğunu bilmediğim bir sebepten, bedenimi rahatlama, huzur ve geç gelen mutluluk duygusu kapladı. Geniş ağızlı kadın yanıma yaklaşırken gülümsüyor, garsonmuş. Ne içersiniz? Çok resmi. Bir bira. Öyle soğuk ve yalnız olsun ki, benim olsun. Düşünerek hareket etmenin kasıntısını yaşamadan, meraklı bakışlardan kaçıyorum bu gece. Bira… Kadının elindeki bira bardaklarından sıyrılarak elime kavuşuyor. Arjantin…</p>
<p>Çok uzaklarda olsan da sıyrılamazsın…</p>
<p>Arjantinin ağırlığı bileğimi zorlarken, kadın garsonu yanımda dikilirken gördüm. Buyurun oturun. Rahatsız etmiyorum umarım. Yoo… Ne içersiniz? Belki birazdan. Nasıl isterseniz. İlk defa mı geliyorsunuz? İki ya da üçüncü olabilir. Arkadaşınız yok mu? Bu gece yok. Buraya genelde dağıtmaya gelirler. Bu konuşmanın durumu pek iç açıcı görünmüyor. İsminiz nedir? Şeyda. Ne güzel bir isim. Sizin isminiz? Benim? Unuttum… Gülüyor, kahkahaları tüm masalardaki gözleri uyandırıyor. Ben fazla dikkat çekmekten hoşlanmam. Fazla konuşmaktan da hoşlanmıyorsunuz herhalde.</p>
<p>Kadın kokusu, kadın gülüşü… Bu gece ne olur sen konuş, sabaha kadar seni dinleyebilirim. İyi şeylerden bahset, güzel şeylerden. Umuttan, gelecekten… Ölümden uzak olalım bu gece.</p>
<p>Sana rüyalarımdan bahsetmemi ister misin? Dedi, benden ümidini keserek. Gururlu bir kadına benziyor. Doğru bildin. Burada olmaktan dolayı ağladığımı, sızlandığımı duymayacaksın. Memnunum hayatımdan. Her gece yeni bir erkek tanımaktan. İçki sunmaktan, farklı sigara dumanlarını içime çekmekten… Eğer istemezsem çeker giderim. Başka bir şehirde yaparım işimi. Ne diyordum? Rüyalarını anlatacaktın. Rüyalarım… İnsan düşünmekten vazgeçince rüyaları da saçma sapan oluyor. Ama bir kere dalarsa gerçeğin içine… Gece devam ediyor o gizemin bilinmedik ayrıntılarında. Güzel değil bu kadın, sempatik de değil, ama çekici… Evet, erkekler ağlamadığım için benden etkilenirler. İçimi nasıl duyabiliyorsun? Sen zaten sesli konuşuyorsun.</p>
<p>Müzik, o karanlık anlara seni çağırıyor… Evet, karamsar biriyim. Ve bu karamsar durumdan, insanların mutluluklarını bozabilirim diye vazgeçme niyetinde değilim. Sadece anlaşılmak istiyorum. Onaylanmak değil! Anlaşılmak… Sözler ise hiçbir zaman yeterli olmuyor!</p>
<p>İstersen dışarıda da görüşebiliriz. İşte dışarıdayız! Zamandan ve insanlardan sıyrılmış bir anı yaşıyoruz. Peki, sen nasıl istersen Şeyda. Düşünüyor… Bana anlatacaklarını kafasında toparlamaya çalışıyor olmalı. Bırak, onlar çıksın ağzından. Ben herkes gibi değilim. Rahatlık en sevdiğim yaşam şeklidir. Karşı masadan biri bağırıyor. Tam sırası! Ya unutursa söyleyeceklerini. Biranın sonuna geldim. Bana da daha getirir misin? Başıyla onaylıyor. Tepsisindekileri tek tek boşaltarak en son benimkini getiriyor. Sonra yine kaldığı yerden bana dönüyor. Gitme bir daha… Bırakma beni… Esaretimi fark et ama gitme… Ölü olduğumu fark et ama gitme… Gözleri de kocaman, dudakları da… Bütün iletişim araçları belirgin Şeyda’nın. Benim ince dudaklarım, kısık gözlerim gibi değil iletişimi. Daha olağan, kolay ve sıcak… Rüyalarım demiştim ya, onlar uçurumlarla dolu. Çünkü ben yükseklikten çok korkarım. Akıp gitmekten, uçmaktan,  havanın delicesine yüzüme vurmasından. Karabasanlarım hep uçurumlarla doludur küçüklüğümden beri. Balkonun yıkılması, evin uçuruma dönüşmesi ve toprağın görünmeyen yanı… Dedi, yeniden önüne bakarak. Ya seninkiler? Uçurum var mı? Ölüm var mı? Benim… Uçurumlar yerine daha belirgin kaçışlar var. Hatırlamıyorum. Belki de senin kadar üzerinde durmuyorum. Herhalde ölümden senin kadar korkmuyorum. Sen hiç sevdiğin birini kaybettin mi? Şeyda, ben hayatta hep kaybettim. Hayır, sevdiğin birini kaybettin mi? Hayır. O zaman çok şanslısın. Patron bana bakıyor. İzin verirsen kalkmalıyım. İşimi kaybetmek istemiyorum. Şey… Senin için üzüldüm. Neden? İşte üzüldüm. Şeyda…</p>
<p>Her insanın adı var bende. Bir de tadı. Yaşamsal alanların içinde sadece anların paylaşımı var. Üzüntünün, sevincin, yalnızlığın, acının… Sonra yine baş başa katlanmak zorunda kaldığım kendim var. Kadın… Bu gece beni ifade etmek zorunda mıydın? Ben sadece içki içmek istiyordum. Derin mutsuzluğumu delmeye hakkın yoktu…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2702</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 07:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mine Söğüt]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı Kredi Yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2706</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir keresinde yerkürenin çekirdeğinde yanan  ateşe tutulmuştum. Saçlarımdan tutuşmuştum. Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum. Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim. Akan kanda geleceğimi içmiştim. Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları, oksijenle açılmış, kalın kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/">Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em>Bir keresinde</em><br />
<em> yerkürenin çekirdeğinde yanan </em><br />
<em> ateşe tutulmuştum.</em><br />
<em> Saçlarımdan tutuşmuştum.</em><br />
<em> Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum.</em><br />
<em> Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim.</em><br />
<em> Akan kanda geleceğimi içmiştim.</em></p>
<p style="text-align: left;">Annesinin kocaman parlak gözleri vardı. Saçları, oksijenle açılmış, kalın kızıl sarı halatlar gibi omzundan beline akardı. Kocaman kalçaları, kocaman elleri ve kocaman ayaklarıyla etrafına her daim asabiyet saçardı. Henüz annesinin onu dolunaylı bir gecede, kasabanın garındaki hurda vagonlardan birinde, bir başına, çığlıklarını demir gürültüsüne kata kata doğurduğunu bilmiyordu. Dünyayı pis bir döşek, bitmesin diye az, çok az yakılan ve üstünde yoksul çorbalar kaynayan küçük mavi bir tüp, bir de içi paçavra dolu tahta bir valizden ibaret sanıyordu&#8230; Annesi onu gün boyu uyumaya zorluyordu. Yaşama anca geceleri izin vardı. Gündüzleri demiryolunda deli bir anne kızıyla saklambaç oynuyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><em>Birki üçdört beşaltı yedisekizdokuz on&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>önümarkamsağımsolum sobe saklanmayan ebe.</em></p>
<p><strong>Mine Söğüt</strong>, ilk baskısı 2011 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yapılan “<strong>Deli Kadın Hikayeleri</strong>” adlı kitabında bir sürü ama bir sürü kadını anlatıyor. Deli kadınlar, zırdeli kadınlar, kadınadamlar, hayatın yükünü sırtlanan, geleceğini pamuk ipliğine bağlayan kimi zaman da pamuk ipliğinden kendine bir gelecek yaratmaya çalışan kadınları anlatıyor. Hepsinin küçük küçük, dünyadan büyük, kendine has hikayeleri var bu kadınların. Küçük dünyaları, büyük yaşanmışlıkları, sarsan gerçekleri var.</p>
<p>“Delirerek ölenlere…” diye başlıyor Mine Söğüt kitabına. Deli kadınların hepsi bizim kadınlarımız, Mine Söğüt’ün kaleminden fırlayan belki de günlük hayatta sürekli es geçtiğimiz kadınlar. Mine Söğüt’ün deli kadınlarına kulak verin derim. Onların anlatacak bir dolu öyküsü, bir yudum hayatı ve canhıraş soluklanmaları var.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/">Mine Söğüt: Deli Kadın Hikayeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mine-sogut-deli-kadin-hikayeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2706</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Mar 2016 10:13:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2649</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği-Filmi, Çocuk Gözüyle &#8211; 8 Uzadıkça uzar yaz geceleri… Ilık ılık eserken meltemin yeli, hanımeli kokularını çiğdemlere taşır… Çiğdemlerden alır leylaklara, leylaklarınkini mor salkımlara uzatır… Sarar sevdiceğinin boynunu sarmaşıklar gibi dolana dolana. Sevda yârin düşüne gebedir ama, her yar ‘yâr’ mıdır yârene acaba? Düşlerine giriverir de en ince anında, bir de bakmışsın usulcacık pembe [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/">Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği-Filmi, Çocuk Gözüyle &#8211; 8</strong></p>
<p>Uzadıkça uzar yaz geceleri… Ilık ılık eserken meltemin yeli, hanımeli kokularını çiğdemlere taşır… Çiğdemlerden alır leylaklara, leylaklarınkini mor salkımlara uzatır… Sarar sevdiceğinin boynunu sarmaşıklar gibi dolana dolana. Sevda yârin düşüne gebedir ama, her yar ‘yâr’ mıdır yârene acaba? Düşlerine giriverir de en ince anında, bir de bakmışsın usulcacık pembe tozlar bırakıvermiş sabahına…</p>
<p>Gündüz yangın yeri gibidir hava, kavurur atar. Nefes alınamaz, ortalığa çıkılamaz. Ama güneş batmaya yüz tuttu mu bir serinlik iner, ferahlar ortalık birazcık… Gölgelikler kaldırılır, balkonlar, sahanlıklar yıkanır, bahçelere minderler atılır. Mahalleli sokağa doluşur. Çoluk çocuk yaşamaya başlar adeta. Alış verişe anca çıkılır. Artık top oynamak ip atlamak zamanıdır. Mutfaklardan kızartma kokusu yayılır etrafa… Ekmek arası yapılıp, tutuşturulur küçüklerin ellerine… Ayranlar çalkalanır bir taraftan, buzlu buzlu doldurulur bardaklara… Pide kuyruğunda bekleyenler koşarak gelirler elleri yana yana… Eve girmeden daha hemen oracıkta yarılarlar pideyi ve beklerler ezan sesini.  Bekler bütün ahali…  Ne zaman ki Hacı Hamza Camisinin müezzini, “Allahu Ekber” dedi miydi? Hep beraber başlar iftar vakti…</p>
<p>Hemen hemen yoktur tutmayan orucu Ramazanda. Yaş bir kere yediyi geçti miydi kim var kim yoksa alır nasibini oruçtan yana… Kimse bizi çocuktan saymadığı için bilfiil otuz Ramazan tutarız orucumuzu. Zaman kısadır ya iftarla sahur arası, yatmadan bekleyip sahurdan sonra uykuya dalarız… İftar edilip üzerine az şekerli kahveler içildiğinde erkekler teravih namazına giderler… Koca Sinan’dan kalma olduğu söylenen Hacı Hamza Camisi, erkekleri bekler… Kadınlar namazlarını evde eda ederler.</p>
<p><figure id="attachment_2651" aria-describedby="caption-attachment-2651" style="width: 633px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg" rel="attachment wp-att-2651"><img class=" td-modal-image wp-image-2651 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=633%2C424" alt="Hacı Hamza Camii" width="633" height="424" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?w=633&amp;ssl=1 633w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 633px) 100vw, 633px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2651" class="wp-caption-text">Hacı Hamza Camii</figcaption></figure></p>
<p>Sahur vaktine kadar mahalleli ayaktadır… Kimileri komşuluk ederler birbirleriyle, kimileri çoluk çombalak uzanır sahile… Samatya’ya kadar gidilip gelene yürüye yürüye, ancak hazmeder yemekler. Sahura kadar açılsın diye midede yerler… En sevdiğimiz eğlence dondurma yemektir sahilde.   Gündüzün yanan içimize ferahlık verecek diye dört gözle beklediğimiz andır… Tutulan uzun orucun mükâfatıdır…</p>
<p>Gece gezmesi yapılmayacak ise evde oturulup televizyon izlenir. Malum ya siyah beyaz tek kanalımızda, ne varsa şansımıza. Renkli çekilmiş zamane filmlerini, artık düşlerimiz renklendirir…</p>
<p><figure id="attachment_2650" aria-describedby="caption-attachment-2650" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Dömüş-Türkan-Şoray.jpg" rel="attachment wp-att-2650"><img class=" td-modal-image wp-image-2650 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Dömüş-Türkan-Şoray.jpg?resize=220%2C298" alt="Dömüş-Türkan Şoray" width="220" height="298" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2650" class="wp-caption-text">Dömüş-Türkan Şoray</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>İşte böyle bir akşamda izlenmiştir Türkan Şoray- Kadir İnanır’ın filmi… Dönüş…</em></strong></p>
<p><em>Gülcan,(Türkan Şoray) kendisi gibi bir köylü olan İbrahim ( Kadir İnanır) ile evlenmiştir. Borç harç bir tarla alınmıştır ama, köyün ağası (Bilal İnci) göz koyduğu Gülcan’la izin vermez mutlu olmalarına. İbrahim Almanya’ya çalışmaya gider. Gülcan bebesiyle kalır bir başına. İbrahim’inden gelen mektupları okutur artık kimi bulursa. Köylü şikâyet edince de, gider köy öğretmeninden okuma yazma öğrenir. Köy ağası boş durur mu? Kendine yüz vermeyen Gülcan’ı rahat bırakır mı? Öğretmenle – Gülcan’a iftira atar… Köylüler Gülcan’ı dövüp evine hapseder. Bununla da kalmayıp dereden geçen Gülcan’a saldırırlar bebek dereye düşer ve oracıkta boğulur. Ama çocuğu gömmek istemez Gülcan, babası gelsin diye bekler. İbrahim ise artık Almanyalı olmuştur, kendine başka bir hayat kurmuştur. Ne aklında Gülcan vardır ne de oğlu. Bir Alman kadınla yaşamaya başlamıştır. Üstelik bir de çocukları olmuştur. Gülcan yolunu gözler İbrahim’inin… Kendini korumak uğruna, umutla, sabırla, hasretle bekler sevdiceğini… Ne bilsin olanı biteni…</em></p>
<p><em>Öğretmen gitmek zorunda kalır köyden. Giderken de bebeği gömmesi gerektiğine ikna eder Gülcan’ı. Ağa bu bırakır mı peşini garip Gülcan’ın. Kendine evet demezse, devam edeceğini söyler işkencelerine… Bunun üzerine Gülcan pusu kurar öldürür Ağayı. Ve…</em></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="480" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/x11lk3o" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Sevdasının, çilesinin, bebesinin yasını bile tutamayan Gülcan, merhametini kucağında taşır…</p>
<p><em>Uzadıkça uzayan vefasız bir ‘yâr’ dır yaz geceleri…</em> <em>Samyelinin yakıcı eli</em> <em>sorgusuz sualsiz yardan yuvarladı mı seni, ne olduğunu anlamadan kala kalırsın dibinde ‘yârsız’, YAR’ın! </em></p>
<p><figure id="attachment_2653" aria-describedby="caption-attachment-2653" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg" rel="attachment wp-att-2653"><img class=" td-modal-image wp-image-2653 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?resize=480%2C360" alt="Kucakta taşınan merhamet -Türkan Şoray" width="480" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2653" class="wp-caption-text">Kucakta taşınan merhamet -Türkan Şoray</figcaption></figure></p>
<p><em>Yaralayan ‘yâr’dır , göğsünde açılan koca bir yarayla yaralanan ise ‘yâran’dır…</em> <em>Bilirsin ihanetin tuzlu tadını basarsın yarana, kızarsın kendine seversin hâlâ diye? Ama kâr eder mi söz dinlemez gönlüne?</em> <em>Nereye baksan onu görürsün artık, neye elini atsan tuttuğundur… Bırakırsın yüreğini merhametin seline… Sevginin yanan meşalesidir elinde. Ateşin kor olsa da dilinde çeken sensin, seven sen, uğruna ölünecek aşkın senindir kime ne?</em></p>
<p><em>Bulursan kaynağını sevginin, akar oluk oluk buz gibi pınar… Ne dert kalır ne acılar… Serinletir her daldığında biraz daha, biraz daha… Sen daldıkça soğutur seni, sen soğudukça su olursun… Sudan akarsın damla damla,  varıp dönersin geldiğin pınarın kaynağına…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/">Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2649</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Su Ritmi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Mar 2016 10:58:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tolga Atmış]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[doğanın sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[suyun müziği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2638</guid>
				<description><![CDATA[<p>Su hep böyle güzel mi söyler sizin buralarda? Yanımda bitiveren kadın, ten renginden koyuca dudaklarına iliştirdiği çekingen gülümseyişle oturdu. Bankta, bir insan sığacak kadar mesafeyle duruyor; ancak parmak uçlarını değdirebildiği ayaklarını çaprazlayarak bir şeyleri temizlemek ister gibi zemine ileri geri hareketlerle sürtüyordu. Yadırgar tavırla baktığımı hissetmiş olacak ki aynı gülümseyişle “Su sizce de burada çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/">Su Ritmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Su hep böyle güzel mi söyler sizin buralarda?</li>
</ul>
<p>Yanımda bitiveren kadın, ten renginden koyuca dudaklarına iliştirdiği çekingen gülümseyişle oturdu. Bankta, bir insan sığacak kadar mesafeyle duruyor; ancak parmak uçlarını değdirebildiği ayaklarını çaprazlayarak bir şeyleri temizlemek ister gibi zemine ileri geri hareketlerle sürtüyordu. Yadırgar tavırla baktığımı hissetmiş olacak ki aynı gülümseyişle “Su sizce de burada çok güzel anlatmıyor mu?” dedi.</p>
<p>Söylediği yalana inandırmak isteyen insanlara özgü vakar ve sesine verdiği kavi tını, birazdan batacak olan güneşin ışıttığı yüzünde tanrısal bir alan oluşturuyordu. “Su ne söyleyebilir ki?” bu aklımdan geçeni yanımdakinin duyabileceği bir sesle söylediğimi neden sonra fark ettim.</p>
<ul>
<li>Siz de deli olduğumu düşünüyorsunuz değil mi?</li>
<li>Hayır elbette, dedim utanarak.</li>
<li>İnsanlar kendi türünün özelliklerinin başka varlıklara verilmesine dayanamıyorlar, kıskanıyorlar. Ağaçları, ırmakları, toprağı; kedileri, köpekleri, kuşları, bütün coğrafyayı kıskanıyorlar. Birisi kediyle muhabbete girmeye görsün “delirmiş efendim, aklını izanını kaybetmiş.” derler. Birisi kalkıp ağacın derdini dinlemesin, hemen “yahu olacak şey mi koca ağaç dile gelsin, insan mı bu? Olmaz kardeşim olmaz.” Derler. Halbuki insanlardan çok daha hisli anlatmaz mı rüzgar? Yahut insanlardan fazla anlamaz mı bir kedi? Anlar efendim anlar. Ancak buna tahammülümüz yok, olmaz da.</li>
</ul>
<p>Önümüzde yeknesak uzanan ırmağın dalgalanımları gittikçe büyüdü. Güneşin, giderken arkasında bıraktığı ufak tefek ışık, kadınla aramdaki boşlukta tahta bankı ipildetiyordu. Muhatabını bulmuş cümleler gibi rahat ve huzurlu bir şekilde arkasına yaslanan kadın, gözlerini kapatarak ellerini göğsünde birleştirdi. Söze girmek için kelimeleri dizemiyor ya da seçemiyordum. Rüzgar, uzaktaki türkünün sesini kesik kesik getirip üstümüze seriyor. “Erzurum çarşı pazar…” zihnim, kadına cevap vermek ile türkünün yarım kalan kısmını tamamlamak arasında bocalıyor. Susuyorum. Omzuna takılı kalan saçları, kırmızı kazağının üzerine düşmek için küçücük bir esinti bekliyordu. Uzun süre hareketsiz kalan kadının yüzündeki tanrısal ifade; dönenen karanlıkla gittikçe sönüyor, yerini anaç bir hale bırakıyordu. Soluk alışını dinlerken, nefesimi onunkinin ritmiyle sürdürmekten kendimi alamıyordum. Sırtını yasladığı yerden çeken kadın heyecanla “İşte, bu doğanın şiiri. Her coğrafya kendi şiirini yaratır. Buranın şairi kesinlikle su,” dedi.</p>
<p>Gözlerimi kapayıp şiiri dinledim. Haklıydı. Kalabalığın içinden tek bir ses duyuluyordu. Gözlerimi açtığımda yan tarafım boştu. Su çok güzel söylüyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/">Su Ritmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/su-ritmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2638</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Öykü Kitabı Analizi: Stefan Zweig</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 12:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazel Güney]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kadının Yaşamından 24 Saat]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Yüreğin Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Can Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Stefan Zweig]]></category>
		<category><![CDATA[Zweig]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2556</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üsteleneyim ki? Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.” İşte böyle demişti kadın Mrs [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/">Bir Öykü Kitabı Analizi: Stefan Zweig</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üsteleneyim ki? Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.”</p>
<p>İşte böyle demişti kadın Mrs C’ye. Bir Bebek Evindeki Nora gibi kadınların da seçme hakkının olduğunu bir kez daha hatırlıyordu. ilk gün tanıştığı bir erkekle kaçıp gitmesi –hele ki bir kadınsa asla Kabul edilemezdi. Erkeğin durumu sorgulanmazdı; sanki kaçan tek başına bir kadınmış gibi. Stefan Zweig “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat” adlı romanında kıvrak zekasıyla inceden inceye dokunduruyor ruhumuza.</p>
<p><figure id="attachment_2557" aria-describedby="caption-attachment-2557" style="width: 189px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum.jpg" rel="attachment wp-att-2557"><img class=" td-modal-image wp-image-2557 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum-189x300.jpg?resize=189%2C300" alt="Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı iki öyküden oluşan 122 sayfalık bir Stefan Zweig kitabı." width="189" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum.jpg?resize=189%2C300&amp;ssl=1 189w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bir-Kadinin-Yasamindan-24-Saat-Ve-Bir-Yuregin-Olum.jpg?w=399&amp;ssl=1 399w" sizes="(max-width: 189px) 100vw, 189px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2557" class="wp-caption-text">Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı iki öyküden oluşan 122 sayfalık bir Stefan Zweig kitabı.</figcaption></figure></p>
<p>Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı iki öyküden oluşan 122 sayfalık bir Stefan Zweig kitabı elimizdeki. Kitabı okurken akışına kapılıp dalgalarla boğuşuyorsunuz. Çünkü Zweig’ın anlatım tarzı sizi alıp başka dünyalara götürüyor. Öyle güzel benzetmelerle kelime oyunları yapıyor ki, siz  ‘o’ kadın ve ‘o’  adam oluyorsunuz. Kitap hem bir kadının, hem de bir adamın hikayesini anlatıyor. Bizi kendi yalnızlıklarına, çaresizliklerine, yapmak istediklerine ve yapamadıklarına; olmak zorunda kaldıkları karakterler oluşlarının sahteliğine ve acımasızca onlara dayatılan normlar altında yaşamaya çalıştıklarını anlatıyor.</p>
<p>İlk hikayede Mrs. C’nin yıllarca kimseye anlatamadığı bir günlük  anısına şahit oluyoruz. Bu hikayeyi de sadece birkaç dakikadır tanıdığı bir kadına anlatıyor. Kadın olmanın, tutkuların, yapabileceklerimizin, aşkın, yalanların, tahribatların, mutsuzluğun, paranın, kumarın, toplumsal olarak ahlakçılığın ve ahlakçıların resmini getiriyor gözümüze. Hangimiz bugün aşkı tatmak istemiyoruz ki? Mantık olmadan sevmek ve tutkularının peşinden gitmek&#8230; Bir erkek olarak her yapılanın normal karşılandığı; ama bir kadının hele ki çocukluysa devrimlere karşı gelmesinin anlamsız olduğu bir çağı; bugünde de, yarında da ve gelecekte de bu durumun asla değişmeyeceğini söylüyor. Öyle güzel metaforlar kullanıyor ki, bir kemanın sesi de size etkileyen tınısı ile kıyas edilemez güzellikte.</p>
<p><em>“Fakat bu ellerin beni öncelikle korkunç derecede şaşırtan yanı tutkularıydı, anlaşılmaz tutkulu ifadeleri, birbirleriyle güreşmeleri ve birbirlerini tutuşlarıydı.”</em></p>
<p><figure id="attachment_2558" aria-describedby="caption-attachment-2558" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg" rel="attachment wp-att-2558"><img class=" td-modal-image wp-image-2558 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg?resize=500%2C281" alt="Stefan Zweig" width="500" height="281" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Stefan-Zweig.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2558" class="wp-caption-text">Stefan Zweig</figcaption></figure></p>
<p>İkinci bölümde bir erkeğin gözünden aile olmayı –olamamayı- yalnızlığı, ölümü ve bu ölümü tercih edişini, yozlaşmışlığını insanların, kavramların altının oyulduğu bir zamanı; Kafka’nın Dönüşüm’ünü andıran baba otoritesini ve günden güne kopma noktasına gelen aile kavramının kasvetli yapısını bir çırpıda okuyoruz. Okurken bazen kahramanımızın düşüncelerine kızıyoruz, bazen de yanında oluyoruz. İçinde sıkıştığı bu distopik vücutta varlığını sorgulayan, var olmanın acısını çeken yüreğini söküp atan ve onu daha canlıyken yok etmeyi başaran bir adamın hikayesini. Yüreği olmayan adam: uyuyor, görüyor; ama hissetmiyor. Hissedemiyor…</p>
<p>Bu iki hikayenin ortak kavramlarından biri de para. Paranın insan dünyasında yarattığı acılar, sinsice ruhumuza girip bizi dağıtan ve  bir uyuşturucu gibi tutsağı olmamızın ve değerleri yitirmemizi sğlayan bir trafik canavarı oluşunun hikayesi. Toplumsal bir yerde konum bulmanın yegane şartlarından biri de önce birey olabilmekken; birey olmamıza karar veren şeyin bu kağıt parçası olmasının trajik durumları kadın ve erkek olmanın üzerinden veriliyor.</p>
<p>Kalbini daha yaşarken durdurmayı başaran adamın nefessiz yaşadığının altını çizen şu satırlarla bitirmek istiyorum:</p>
<p><em>“Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez, hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz. Ve onun o küçücük cüssesiyle çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini savunmaya başlamasıdır ve bu çoğu zaman beyhude bir savunmadır.” </em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/">Bir Öykü Kitabı Analizi: Stefan Zweig</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-oyku-kitabi-analizi-stefan-zweig/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2556</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aptal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aptal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aptal/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Mar 2016 14:55:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2539</guid>
				<description><![CDATA[<p>“İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane, Ankara’da hiç yok. Nedir bu sorunun cevabı? Doğru cevabı bilen şanslı dinleyicimiz, bizden bir adet Samsung Galaxy S4 kazanacak” Sorunun cevabını biliyordu Salih. Zaten bilinmesini istediği için soruyordu radyodaki spiker de. Bunun da farkındaydı. Frekanslarla biraz oynayıp, tekrar aynı kanala döndü. “Evet arkadaşlar çok basit bir soru. Şu ana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aptal/">Aptal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane, Ankara’da hiç yok. Nedir bu sorunun cevabı? Doğru cevabı bilen şanslı dinleyicimiz, bizden bir adet Samsung Galaxy S4 kazanacak”</p>
<p>Sorunun cevabını biliyordu Salih. Zaten bilinmesini istediği için soruyordu radyodaki spiker de. Bunun da farkındaydı. Frekanslarla biraz oynayıp, tekrar aynı kanala döndü.</p>
<p>“Evet arkadaşlar çok basit bir soru. Şu ana kadar doğru cevap veren olmadı. İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane Ankara’da hiç yok!”</p>
<p>İnsanları aptal yerine koymanın en basit yolu onların ne kadar akıllı ve özel olduklarını farketmelerini sağlamaktır. Ama gel gör ki aptal yerine koyulmakta insanın en temel ihtiyacıydı artık.</p>
<p>Evinin sokağına arabasını park edip dinlemeye devam etti. Köşede ki büfeden aldığı biralardan birini açtı ve az önce yaktığı sigaranın üzerine büyük bir yudum çekti.</p>
<p>“ ‘İ’ ulan ipneler ‘İ’ “ diye söylendi kendi kendine. Ezberlediği telefon numarasını aradı hızlıca. Meşgul çalmıyordu telefon. Herkes akıllıydı çünkü. Kendilerini aptal yerine koyan bu yavşaklara inanmamışlardı. Salih’te inanmamıştı ya, aptal yerine koyulma ihtiyacını hissetti o an. Oysa ki tüm insanlık en nihayetinde aptaldı. Bunda utanılacak bir şey yok. İnkar etmenin bir anlamı da yok. İş yerinde patronu, evde karısı, televizyonda ki diziler, haber kanalları, siyasetçiler ve hatta kendi öz anası-babası bile bir takım vaatlerle ve ufak numaralarla kendisini aptal yerine koyuyorken, bunu bu kadar aleni yapan bir radyo spikerine kızdığı için utandı kendisinden.</p>
<p>İlk çalışında açıldı telefon. Karşısında ki ses bu işten çok sıkıldığı kolaylıkla anlaşılan bir kadının sesiydi.</p>
<p>“ Alo Radyo Gen,  Ben Demet. Nasıl yardımcı olabilirim?”</p>
<p>“ Sorduğunuz sorunun doğru cevabını biliyorum.”</p>
<p>“ biraz bekleyin lütfen. sizi canlı yayına bağlayacağım</p>
<p>Beethoven’ın Für Elise’sini dinletiyordu radyo. Böylesi dahilerin yaratmış olduğu büyük eserlerin, böylesi saçma sapan yerlerde dinletiliyor olmasına çok kızardı önceleri, ne zaman ki bir gün evde tek başına kaldığında seyrettiği pornonun fonunda aynı parçayı duyana dek.  Yaklaşık bir beş dakika dinledi müziği. Birasını yarılamış, ikinci sigarasını çoktan bitirmişti bile. Halinden memnundu.</p>
<p>“ Alo!” dedi yine aynı ses. “ordamısınız?”</p>
<p>“ Evet Demet hanım bekliyorum”</p>
<p>“ İsminizi, yaşınızı ve adresinizi öğrenebilir miyim?”</p>
<p>“ Salih ismim. Salih Eray. 33 yaşındayım. Antalya’da yaşıyorum”</p>
<p>“ ne işle meşgulsünüz Salih Bey?”</p>
<p>“ Özel bir firmada satış-pazarlama departmanında çalışıyorum”</p>
<p>“ teşekkür ederim Salih Bey. Kusura bakmayın sizi bir süre daha bekleteceğim”</p>
<p>“ Önemli değil Demet Hanım. Fakat sizden bir ricam olacak”</p>
<p>“ buyurun?”</p>
<p>“ Mümkünse Schubert dinletir misiniz?  Sıkıldım çünkü Beethoven&#8217;dan”</p>
<p>“ Maalesef Salih Bey, bizim elimizde olan bir şey değil bu. Kendisi otomatik çalıyor”</p>
<p>“  Anladım. Tamam, o halde sorun yok bekliyorum.”</p>
<p>Kesin çok güzel olmalıydı bu Demet. Görmemişti ama sesinden tahmin edebiliyordu güzelliğini. Zaten aksini düşünse daha fazla katlanamayacağının farkındaydı. Madem ki aptal yerine koyulacak buna güzel bir kadın vesile olmalıydı. Önemliydi bu. . Güzel kadınların hikayelerinin anlatıldığı diziler, sözlerinde ne anlatıldığının önemi olmayan güzel kadınların söylediği şarkılar, güzel arabalar, güzel evler ve bunlara sahip olabilmek için bankalarda çalışan güzel kadınların verdiği güzel krediler&#8230;</p>
<p>Politikayla da güzel kadınlar ilgilenmeliydi mesela. Çirkin erkekler tarafından kandırılmaktansa güzel kadınlara inanmayı tercih ederdi.</p>
<p>Bir süre daha bekledi. Diğer birayı açıp açmama konusunda kararsızdı. Açmadı. Bir sigara daha yaktı. Az sonra canlı yayında ki spikerin sesini duydu telefonda.</p>
<p>“ Salih Bey hoş geldiniz programımıza nasılsınız?”</p>
<p>“ İyiyim teşekkür ederim”</p>
<p>“ Cevabınızı alabilir miyim?”</p>
<p>“ tabi ki. Sorunun cevabı DENİZ”</p>
<p>“ah maalesef Salih Bey. Yanlış cevap. Aslında çok basit bir soru birazcık düşünerek cevap verseniz…”</p>
<p>“ Sağlık olsun yapacak bişey yok”</p>
<p>“ öyle tabi ki efendim. Teşekkür ediyoruz size aradığınız için”</p>
<p>“ ben teşekkür ederim. İyi yayınlar”</p>
<p>Telefonu kapattığında spiker çoktan arkasından atıp tutmaya başlamıştı bile.</p>
<p>“yani ben anlamıyorum. Üniversite mezunu bir insan bile, böylesi basit bir soruya nasıl yanlış cevap verebiliyor?”</p>
<p>Eve girer girmez üstünü değiştirip televizyonun karşısına geçti. Poşette ki diğer birayı çıkarıp bacaklarını sehpaya uzattı. Haber kanallarından birini açıp bir yudum çekti birasından. Haber kanalının spikeri mikrofonu yoldan geçen bir genç delikanlıya uzatmış soru soruyordu.</p>
<p>“Hun devletine vize kaldırıldı ne düşünüyorsun? Gitmeyi ister misin?”</p>
<p>“ Çok iyi olmuş sonuçta kardeş ülke. Ben de inşallah en kısa zamanda gidip gezmek istiyorum o tarafları” dedi genç delikanlı.</p>
<p>Gülümsedi kendi kendine Salih.</p>
<p>“Amına kodumun aptalları” dedi. Kapattı televizyonu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aptal/">Aptal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aptal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2539</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Göreceksin Kendini</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Mar 2016 07:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç kapmaca]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Eros]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Narkissos]]></category>
		<category><![CDATA[Nergis]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2505</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7 Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7</strong></p>
<p>Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce teşekkür eder yapraklarının arasından, dinleyin… Sonra tanımaya çalışın onu, hangi ağaç olduğunu bulmaya çalışın… Kokusundan, dokusundan… Yapraklarından belki ona ulaşmaya, köklerinden inmeye çalışın toprağına… Pişman olmayacaksınız…</p>
<p>Okulumuzun küçük bir bahçesi vardı içinde ağaçları olan… Teneffüslerde soluğu doğruca bahçede alırdık, beton zeminden kurtarıp kendimizi, atardık ağaçların kucağına, toprağa… Zil çaldı mı yayından fırlayan oklar gibi adeta… Kapmak için ağaçları…</p>
<p>İlkokul üçüncü sınıftayım… Büyük- küçük bütün çocukların tek neşesi bu ağaçlar ve oyunumuz “ ağaç kapmaca”… Kızlı erkekli; kim tutarsa ilk, onundur ağaç sanki… Sona kalan ebe olur! Teneffüsün sonuna kadar kapamazsa bir ağaç, diğer teneffüs yine ebe; o olur…</p>
<p>Duvarın dibindeki ağaca göz dikerdim genellikle… Pek kimse istemezdi meşe palamudunu… En uzak o diye diğerlerine…</p>
<p><em>O gün yine kapayım derken, birde baktım <strong>O</strong> da kapmış benim palamudu… İkimiz aynı anda sardık gövdesini ağacın, ellerimiz değdi birbirine… Gözlerimiz gözlerimize… Su yeşili bu nasıl bir şey böyle! Sarı saçları uzuncaydı hafif… Beyaz teni parlak, gözlerimin içine bakarak </em></p>
<p><em>“Tamam ebe ben olayım” dedi ve gitti… Yüreğimi de alıp, sarıldığım ağaca sımsıkı beni bağlayıp…</em></p>
<p>Okulumuza ve sınıfımıza yeni gelmişti. Babası hava subayı olduğu için başka bir ilden tayin olmuşlardı… Annesi Türkçe öğretmeniydi… O yüzden mi nedir Türkçesi çok iyiydi, hikâyeleri hep ona okuturdu öğretmenimiz… Ses tonundaki yumuşaklıkla onu sonsuza kadar dinleyebileceğimi düşünürdüm… Kelimeler ağzından tek tek çıkar, virgül ve noktalarda nefeslenir ve tekrar okumaya başlardı…</p>
<p><em>Türkçe derslerini ne çok sevmiştim artık… Sadece Türkçe derslerini mi acaba?</em></p>
<p>Kızlar teneffüslerde kol kola gezerken bahçede, kendi aralarında fısıldaşıp konuşurlardı, ama değilsen gruplarından seni aralarına almazlardı…</p>
<p>Gruplarından değildim, bana göre değildi… Tek bir arkadaşım vardı o kadar. Annelerimizin birbirimize gitmesine izin verdiği… Eve dönüş yolunda ordan burdan konuştuğumuz, beraber ödev yaptığımız. Bir gün dayanamadık ve açıldık birbirimize… Böylece <strong><em>O</em></strong>nun nerde oturduğunu öğrendim, bir kız kardeşi olduğunu… Futbol oynamayı çok sevdiğini… Ve daha başka şeyleri… Çocuklukta aşk başkadır… Bir oyuncayı paylaşır gibi paylaşırsın sevdiğini, kıskanmak aklının ucuna gelmez, bilirsin senin olmadığını; bilirsin kimsenin olmadığını…</p>
<p><strong>Olabildiğince özgürdür AŞK çocuklukta, büyüdüğünde HİÇ olamayacağı kadar… </strong></p>
<p>Hayalinde senindir çünkü. Elini tutamaz, gidip dokunamaz, konuşamazsın bile ama… Adını söylersin içinden. Defterine kenar süsü yaparsın baş harflerinden… Kimse anlamasın diye rumuzlu… Boyarsın her harfini gökkuşağı renginde… Ağaçlar bilir bir tek sevdanı, sır saklayan  o ağaçlar… Bilgece gülümserler sana, otururken gölgesinde… Gözlerin gökyüzünde, hayallerinin izinde…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/xvvZxV2uGUg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p style="text-align: center;">Çocukluk rüyanda</p>
<p style="text-align: center;">Elele okul yolunda</p>
<p style="text-align: center;">Aniden başlayan</p>
<p style="text-align: center;">İlk gönül macerasında</p>
<p style="text-align: center;">Aşkına inanmayıp</p>
<p style="text-align: center;">Akan gözyaşımda</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Görecek göreceksin kendini</p>
<p style="text-align: center;">O kırılan aynada</p>
<p style="text-align: center;">Beni ve ölümsüz sevgimi</p>
<p style="text-align: center;">Mutluluk arayan</p>
<p style="text-align: center;">Her genç kızın hülyasında</p>
<p style="text-align: center;">Sevgiyi inkar eden</p>
<p style="text-align: center;">Bu bencil ve nankör dünyada</p>
<p style="text-align: center;">Köşesine büzülmüş</p>
<p style="text-align: center;">Hayattan korkanlarda</p>
<p><figure id="attachment_2507" aria-describedby="caption-attachment-2507" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg" rel="attachment wp-att-2507"><img class=" td-modal-image wp-image-2507 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=600%2C581" alt="Nilüfer &quot;Göreceksin Kendini&quot;" width="600" height="581" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=300%2C291&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2507" class="wp-caption-text">Nilüfer &#8220;Göreceksin Kendini&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Nilüfer ve Göreceksin Kendini…  O yıl çıkmıştı plağı ve evlerimizde halen misafir muamelesi gören siyah- beyaz televizyonlarımızda çokça çalınır olmuştu. Sözlerini ezberlemiştik. Hayatımızı uydurmuştuk bu sözlere… Küçüçük yüreklerimize kocaman sevdalar sığdırmıştık bu sayede…</p>
<p><strong>Nergis çiçeklerinin gölgesinde…</strong></p>
<p>Narkissos’un hikayesini okuduk bir gün Türkçe dersinde, <strong>O okumuştu, o yumuşak güzel sesiyle…</strong></p>
<p>“ <em>Efsaneye göre dünyanın en güzel, yakışıklı erkeği Narkissos, Karaburun’da yaşar. Bu güzel ve yakışıklı erkeğe civarda yaşayan tüm kızlar, hatta periler bile aşıktır.</em></p>
<p><em>Narkissos’tan yüz bulamayan perilerden biri Tanrı Zeus’a yalvararak Narkissos’un cezalandırılmasını ister. Tanrı perinin bu isteğini kabul eder ve</em></p>
<p>“<em><strong>Başkalarını sevmeyen kendisini sevsin</strong></em>”der.</p>
<p>Erkek güzeli Narkissos bir gün su içmek için göle eğildiğinde suda kendini görür ve kendi kendine aşık olur; kendine bakmaya doyamaz,  aşkına karşı koyamaz ve yine kendine bakarken bir gün düştüğü gölde boğulup ölür.</p>
<p>Narkissos’a aşık periler sevdikleri yakışıklı adamı sudan çıkarıp gömmeyi düşünürlerken, sudan hiç bilmedikleri, görmedikleri bir çiçek çıkmaya başlar. Periler rengiyle, kokusuyla çok beğendikleri çiçeğe Narkissos adını verirler. Nergis adı da buradan gelir.”</p>
<p><em>Bizim kıyıda köşede kalmış okulumuzun en yakışıklı erkeğine de, bu hikâyeden hareketle Narkissos adını verdi kızlar. İki  “S” den ilkine vurgu yaparak… Tatmak için aşkın tadını, nasibimiz ölçüsünde sahiplendik bizde bu ortak aşı… Eros’un kepçesinden artık ne düşerse kısmetimize… Farklı düşler, farklı hasletlerde…  FAKAT! Aynı aşkın ümitsiz hasretinde…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Feb 2016 08:03:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[Don Kişot]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz Makamı]]></category>
		<category><![CDATA[makara teyp]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[Süpermen]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 6 Çocuğum ben; oyun oynamaktır işim, Sormayın oyuncağın nedir diye? Ne bulursam odur derim, çünkü her şey benim… Bir kumaş bulurum kırmızı! İşte pelerinim … İster uçarım artık; Süpermenim… İster küçük prenses; Beyaz atlıyı beklerim… Bir sopa mı budum? Kılıçtır kuşanılmış… Seç! İster Don Kişot ol, ister Malkoçoğlu… Artık neresindeysen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/">Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 6</strong></p>
<p style="text-align: center;">Çocuğum ben; oyun oynamaktır işim,</p>
<p style="text-align: center;">Sormayın oyuncağın nedir diye?</p>
<p style="text-align: center;">Ne bulursam odur derim, çünkü her şey benim…</p>
<p style="text-align: center;">Bir kumaş bulurum kırmızı!</p>
<p style="text-align: center;">İşte pelerinim …</p>
<p style="text-align: center;">İster uçarım artık;</p>
<p style="text-align: center;">Süpermenim…</p>
<p style="text-align: center;">İster küçük prenses;</p>
<p style="text-align: center;">Beyaz atlıyı beklerim…</p>
<p style="text-align: center;">Bir sopa mı budum? Kılıçtır kuşanılmış…</p>
<p style="text-align: center;">Seç!</p>
<p style="text-align: center;">İster Don Kişot ol, ister Malkoçoğlu…</p>
<p style="text-align: center;">Artık neresindeysen dünyanın…</p>
<p style="text-align: center;">Bir yastık ise kucağımdaki; odur bebeğim,</p>
<p style="text-align: center;">Masa altlarına kuruludur evim.</p>
<p style="text-align: center;">Çamurlardan yemek yaparım,</p>
<p style="text-align: center;">Gazoz kapaklarından tabak,</p>
<p style="text-align: center;">Sunarım hayalimde misafirlere…</p>
<p style="text-align: center;">Kimse bilmez düşümde</p>
<p style="text-align: center;">Nerelerdeyim kiminle gezerim…</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Betül Çetinay</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8230;</strong></p>
<ul>
<li>Günaydın! Erkencisin yine?</li>
<li>Otobüsün sesini duydum… Gitti mi yoksa?</li>
<li>Dur koşma… Gitmedi daha burda!</li>
</ul>
<p>Pencereden aşağıya bakıyorum, henüz hareket etmemiş… Oh çok iyi, kaçırmadım demek ki… Motoru ısıtıyor daha, bir yandan da koltukların arasını süpürüyor. Beni görecek mi acaba? El sallayabilecek miyim? Ah! bir yukarı baksa… Niye bu kadar yüksek ki evimiz… Oysa ikinci kattayız yalnızca… Üstümüzde bir de teras var, koskoca… Hadi bir bakıver, başını kaldırıp bir kez olsun, ne olur el sallayayım sana…</p>
<ul>
<li>Ne yapıyor o orada?</li>
<li>Şu muavin yok mu? Ona el sallamak için kalkıyor bu saatte…</li>
<li>Hay Allah yatsana be çocuk… Çok ararsın bu zamanları…</li>
<li>Hiç sorma, bayramdan beri böyle, sabah akşam camda…</li>
</ul>
<p><em>Doğruydu, bayramdan beri böyleydim. “Şehirden gelirken senin için almış” demişti ya abim <strong>mavi balonu</strong>… Fakat o sabah uyandığımda patlamıştı ya <strong>mavi balonum</strong>… Ne ağlamıştım bütün gün için için… Susturamamışlardı, hiçbir şey kâr etmemişti… Ne şekerler, ne çikolatalar… Bayram zehir olmuştu bana. Sonra dediler ki; “<strong>Şehre inen tek otobüsümüz Magirus ”</strong> artık evimizin önüne park edecek… İşte o zaman sustum. Nasıl sevindim, dindi bütün kederim… O gün bugündür sabahları çıkmadan sefere onu camda gözlerim. Yakalayıp, el sallarım ve sonra akşama tekrar dönüşünü beklerim… </em></p>
<p><figure id="attachment_2382" aria-describedby="caption-attachment-2382" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Şehre-inen-tek-otobüsümüz-Magirus-sabah-akşam-camda-beklenen….jpg" rel="attachment wp-att-2382"><img class=" td-modal-image wp-image-2382 size-thumbnail" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Şehre-inen-tek-otobüsümüz-Magirus-sabah-akşam-camda-beklenen…-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Şehre inen tek otobüsümüz Magirus; sabah akşam camda beklenen…" width="150" height="150" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2382" class="wp-caption-text">Şehre inen tek otobüsümüz Magirus; sabah akşam camda beklenen…</figcaption></figure></p>
<p>Beş yaşındayım, ev halkının yapacak bir sürü işi var. Her gün kimi işinde, kimi okulda, kimi evde… Ama benimle oyun oynayacak kimse yok.  Sabahtan akşama kadar radyo açık yalnızca… Oyuncak mı? Ne bulursak artık, ne rast gelirse o günün kısmetine…</p>
<p>Evimizde biri camın önünde diğeri duvar dibinde olmak üzere iki divan vardı. Ben duvar dibindekini severdim. Ucuna oturdum mu bir kez, artık kendimi otobüs şoförü olarak hayal ederdim. Evdeki erkek terliklerinden üç tanesini ters çevirip, fren, gaz ve debriyaj pedalı yapmıştım. Bulduğum küçük bakır tepsi ise, otobüsün kocaman direksiyonuydu. Bütün gün hayal arkadaşım  (muavin)  ile gezer dururdum dünyayı.  İnsanları kurtarırdım kötülerden. Toprak altında yaşardım köstebekler gibi. Kimse bulamazdı beni. Saklanırdım, bilemezdi kimse yerimi… Bana ihtiyaç olmazsa hiç dışarı çıkmazdım. Çünkü ben gizli bir kahramandım<strong>…</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/77Cg-LXqXXY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Bugün annem izinli… Bana gelip ses yapmamamı söyledi. Çünkü arka odada sesini alacakmış teybe…  Bu hafta sonu abimin doğum günü, ona sürpriz yapacakmış…</p>
<p>Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına<br />
Ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına<br />
Ayrılık görünmüşken yar tutmuyor elimden<br />
Misafirim bugün ben gurbet akşamlarına.</p>
<p><figure id="attachment_2385" aria-describedby="caption-attachment-2385" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg" rel="attachment wp-att-2385"><img class=" td-modal-image wp-image-2385 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp-300x168.jpg?resize=300%2C168" alt="Makara teyp" width="300" height="168" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2385" class="wp-caption-text">Makara teyp</figcaption></figure></p>
<p><strong>Annemin bu hicaz makamımdaki şarkıyı söyleyişini dinliyorum, nefesimi tutarak… Aşktan yanmış, ayrılığı tatmış kalbimle, içimden usulcacık mırıldanarak…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/">Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birinci</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/birinci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/birinci/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 07:32:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2358</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nostalji tramvayının ardı ardına patlayan çan sesleri, şehrin kalabalık ve nemli sokaklarında sadece yoluna çıkanları uyarmak maksatlı değil,  bu Müslüman sokaklarında dolaşan gayri Müslimlerin kulağına, sanki bir kilise çanı misali gelip onları manevi bir huzura ve nostaljik olmasından ötürü de yaşadığı zamanı bir türlü benimseyememiş güruhun yorgun ruhlarını,  bir nebze de olsa olmak istedikleri zamana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birinci/">Birinci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nostalji tramvayının ardı ardına patlayan çan sesleri, şehrin kalabalık ve nemli sokaklarında sadece yoluna çıkanları uyarmak maksatlı değil,  bu Müslüman sokaklarında dolaşan gayri Müslimlerin kulağına, sanki bir kilise çanı misali gelip onları manevi bir huzura ve nostaljik olmasından ötürü de yaşadığı zamanı bir türlü benimseyememiş güruhun yorgun ruhlarını,  bir nebze de olsa olmak istedikleri zamana götürmek için çabalıyordu sanki.</p>
<p>Vedat ile Asım ise, bu tramvayın içinden ziyade dışında seyahat etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.  Bir yandan düşmemek için tramvayın arkasındaki ince demirden çubuğa sıkı sıkı tutunurlarken, diğer yandan, yaklaşık yarım saat önce ellerine tutuşturulan ve Işık caddesindeki tüm binaların posta kutularına koymaları söylenen Süper Market broşürlerinin rüzgardan sağa sola saçılmamasına gayret gösteriyorlardı. Bir ara Vedat, Asım’a çaktırmadan elindeki broşürleri demiri tuttuğu kolunun altına sıkıştırıp boşta kalan eliyle kot pantolonun daracık cebinde, bir de aksi gibi en dibe sıkışmış tek dal sigarasını hasar vermeden çıkarmaya çalışıyordu.</p>
<p>Tramvay Işık caddesinin ortasına geldiğinde, durmasını bile beklemeden atladılar tutundukları yerden. Kaldırım kenarında birikmiş moloz yığınına atlayan Vedat, ayağı burkulsa da küfrederek birkaç adım sendeledikten sonra tekrar o normal yürüyüşüne geçmiş Asım ise birkaç adım ilerisinde, Vedat’ın bu sakar haline gülmemek için zor tutuyordu kendini.</p>
<p>&#8211;  Bişeyin yok dimi lan?</p>
<p>&#8211; Yok bişey yok. Gülme sakın sikerim belanı.</p>
<p>&#8211; Gülmedim lan orospu çocuğu hemen atar yapma.</p>
<p>&#8211; Bak Asım bu öğlenin sıcağında sen açtın bu işi başımıza. Zaten o market müdürü olacak elemana da ayar oldum, senden çıkarmayayım şimdi tüm hıncımı.</p>
<p>&#8211; Fena mı lan. 3-5 kuruş para görecek işte bu sayede cebimiz.</p>
<p>&#8211; Ne para ama be. Hayatımız kurtulacak vallahi.</p>
<p>&#8211; Günde kırk lira fena değil.</p>
<p>&#8211; Ne kırk’ı lan. Yirmiyi tutuşturdu şutladı işte herif bizi.</p>
<p>&#8211; Yarısını da iş bitince verecekmiş ya işte.</p>
<p>&#8211; Yemin ediyorum malsın sen Asım.  Kokain mi satıyoruz amına koyim ne işi, ne yarısı?</p>
<p>&#8211; Öyle deme lan. Ben tanıyorum bu adamı. Delikanlı adamdır. Yapmaz öyle yamuk. Hem yapsa ne olacak ki. Yirmi lirada iyi para bizim için. En azından adam gibi karnımızı doyurup, üzerine de rızkımızı yakarız. Bıktım lan kaç gündür peçeteye çay sarıp içmekten.</p>
<p>&#8211; Haklısın! Yirmi lira da hiç fena para değil. O yüzden daha fazlasına ihtiyacımız da yok açıkcası.</p>
<p>Cümlesini bitirir bitirmez birkaç adım ötesinde ki çöp bidonuna doğru yöneldi Vedat. Elinde ki broşürleri çöp bidonuna atıp gülümsedi.</p>
<p>&#8211; Hadi bugünlük bu kadar çalışma yeter. Bırak sende elinde ki işleri de gidip adam akıllı bir karnımızı doyuralım.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>…</strong></p>
<p>Işık caddesi şehrin en şaaşalı caddelerinden biridir. İnsan bu caddede dolaşırken ister istemez zengin olma hayalleri kurar, kendini bu caddenin şaaşasına ister istemez hapsederdi. Vedat ve Asım, ne zaman bu caddeye yürüyüşe çıksalar, karşılarına çıkan ilk sayısal loto bayiine uğrar ve bir sonra ki gün buradan yürümek yerine belki de az önce yanlarından nasıl geçtiğini bile anlamadıkları o son model aracın içinde hayal ederlerdi kendilerini. Hem belki bu caddede dolaşan birbirinden güzel kadınlardan biri de olurdu yanlarında belli mi olurdu.</p>
<p>“O zaman küfretmeyi bırakırım” derdi hep Vedat. “küfür yakışmaz zenginlerin ağzına” hem ne demişti o çok sevdiği şair amcaları; “küfür burjuvanın ağzında lağım çukurudur.”  İşte belki de tam bu yüzden bırakacaktı küfretmeyi. Kibar davranmanın, sadece zenginliğin erdemi olabileceğini savunurdu hep.</p>
<p>Pek uzun sayılmayacak bir yürüyüşün ardından, caddenin sonundaki küçük büfeye vardıklarında paralarını birleştirip olabilecek en ucuz harcamayla karınlarını doyurmak için aldıkları küçük bir yoğurt ve ekmeğin yanı sıra arda kalan parayla da poşetledikleri biraları ve bir paket birinci sigarasını da alıp, büfenin karşı tarafındaki, bir zamanlar kendilerini satanist adleden bir grup gencin sığınak olarak kullandıkları, Akdeniz’i tam cepheden gören eski bir hangarın yıkık dökük duvarına yerleştiler.  Ekmeği elleriyle bölüp, sanki aylarca aç kalmışlar gibi yoğurt kovasına daldırırlarken, önlerinde duran bu eşsiz manzara, neden zengin olmak için çalışmak yerine, bunu şansa bırakmayı, hatta şans bile değil, hayalden öte adım atmamaları gerektiğini anlatıyordu kendilerine. Çok paraları olsa bile, yine deniz manzaralı bir yerde karınlarını doyurmak istemeyecekler miydi bir şekilde?</p>
<p>“Zenginlik modernleştirir” dedi Vedat. “ Modernizm ise kibarlaştırır insanı. Kibarlaşan insanın, etrafında dönen dolaplara da tepkisi hep kibardır. Slogan atmaktan öteye geçmez. Yada kuru kuruya bir lanetlemeden… Sistemin işine gelir bu zayıf karşı koyuş. Sen kibarca alkışlarken onlar acımasızca öldürürler seni. Bu yüzden hep gariban mahallerde sökülür kaldırım taşları.”</p>
<p>&#8211; Kafanı sikeyim senin Vedat. Zenginlikle, kibarlığın ne alakası var amına koyim.</p>
<p>&#8211; Şimdi lüks bir restorantta çatalın ucundaki eti dudağına değdirmeden yiyen adamla, yoğurt kovasına on parmağını da sokan kendini bir mi tutuyorsun.</p>
<p>“Haklısın” dedi Asım. Elini tişörtüne silip poşetten çıkardığı biranın kapağını dişiyle açıp büyük bir yudum aldı biradan. “ver şu rızkımızdan bir dal yakalım”</p>
<p>Uzun zamandır birinci sigarası içerdi ikisi de. Sigaraya da “rızk” diyorlardı kendi aralarında. Limanda demlendikleri bir akşam şişe toplayan bir adam ikram etmişti bu sigarayı ilk defa onlara ve  “isminin anlamını bilmediğin sigarayı içmek haramdır” demişti uzatırken sigarayı. Birinci’nin anlamını sorduklarında da “Biz İşçiler Rızkımız İçin Nice Cinayetler İşledik” cevabını alınca, ikisi birden sanki aralarında gizli bir anlaşma yapmışcasına bundan böyle sadece Birinci içmeye karar vermişlerdi. Asım’dan ziyade Vedat’ın böylesi saçma duyarlılıkları olmuştu hep ufak tefek.  “İş hayatı” kavramından da bu adamla yaptıkları ve sabaha kadar süren konuşmaları tiksindirmişti Vedat’ı.  Daha önce ismini söylemediği bir şirkette muhasebeci olarak çalışırken, birden elinde ki her şeyi bir kenara bırakıp hiç bilmediği bir şehre gelerek, salt temel ihtiyaçlarını gidermek için yaşamaya başladığını anlatmıştı. “İnsan oğlu bir garip” demişti adam.  “yaşamak uğruna gereksinim duydukları en temel ihtiyaçlarını ikinci plana itip, lükslerini icat ettiler. Sonra o lüksleri elde etmek uğruna deli gibi çalışmayı, yorulmayı ve hayatlarını mahvetmeyi… ve bu mahvettikleri hayatlarından bir süreliğine de olsa uzaklaşabilmek için yıllık izinlerini bekleyip, tatile çıkmayı. Ve tatile çıkar çıkmaz uyumayı hayal ettiler. Dilediklerince uyuyup yemek yemeyi ve dilediklerince sevişmeyi. Kısacası yine o en başta ikinci plana ittikleri temel ihtiyaçlarını karşılamayı. Ve bunun sonsuza dek böyle sürmesini hayal ettiler” Asım’dan ziyade Vedat’ın, hayatına anlam katabilmesi için bazen böyle süslü cümlelere ihtiyacı olmuştu hep. Ufak tefek…</p>
<p>İlk defa gün tam olarak batmadan bitirdiler biralarını. Oturdukları yerden kalktıklarında Asım, Vedat’a nazaran alkole daha hassas vücudunu Vedat’a yük etmiş, beraberce yürümeye başlamışlardı tramvay durağına.  Asım, Vedat’tan bir dal daha rızkını istemese belki de Vedat hiçbir zaman farkına varmayacaktı sigara paketini unuttuğunun. Aklına kotunun cebinde duran ve çıkarmaya çalışıp çıkaramadığı tek dal sigara gelse de, elini cebine atıp ta paramparça olduğunu fark edip, eliyle çıkardığı bir tutam tütünü,  arka cebinde unuttuğu market broşürüne saramayacağını anlayınca, yerde az sonra sönecek olan küçük izmariti alıp, tutuşturacaktı Asım’ın ağzına.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birinci/">Birinci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/birinci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2358</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Feb 2016 12:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hülya Kaya Erden]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[boşluk duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız adam]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2346</guid>
				<description><![CDATA[<p>Birinci Bölüm: Orospu Herkes, Kendi ömrünün dikenlerinde açmış çiçeklerin Kelebekleriydi biraz: Anlaşılmaz derecede Anlaşılmak için çırpınan; Çırpındıkça Kendi yemişine yem olan… Sözleriniz ne kadar yavan dedi kadın, alaycı ve keskin gülümsemesinin ardından. Sigarasından aldığı derin bir nefesten sonra bacak bacak üzerine attı. Çıplak bedeni parlıyordu loş odanın içinde. Güzeldi bacakları çirkin olan diğer yerlerine göre. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center; line-height: 21.75pt; margin: 0cm 0cm 21.75pt 0cm;" align="center"><strong><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Verdana','sans-serif'; color: #222222;">Birinci Bölüm: Orospu</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><em>Herkes,</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kendi ömrünün dikenlerinde açmış çiçeklerin</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kelebekleriydi biraz:</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Anlaşılmaz derecede</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Anlaşılmak için çırpınan;</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Çırpındıkça</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kendi yemişine yem olan…</em></p>
<p>Sözleriniz ne kadar yavan dedi kadın, alaycı ve keskin gülümsemesinin ardından. Sigarasından aldığı derin bir nefesten sonra bacak bacak üzerine attı. Çıplak bedeni parlıyordu loş odanın içinde. Güzeldi bacakları çirkin olan diğer yerlerine göre. Daha da yerleşti oturduğu koltuğa. Hala gülüyordu. Neden? Bir cevap bekliyordu. Senin derdin sadece fazla yorgun olmak dedi yine aynı edayla. Yorgun mu? Evet yorgun dedi. Çünkü enerjini saçma sapan şeylerle harcıyorsun çalışmak yerine dedi. Buda hayatımı zorlaştırıyormuş. Beni rahatsız etmek istediği belliydi. Ama rahatsız olmuyordum. Tersine eğlendiğim bile söylenebilirdi. Çekici görünmek istediği belliydi sigarasını söndürürken. Oysa iki parmak arasına takılmıştı gözlerim. O iki meyveyi yemek istiyordum nikotin tadını içime çekerek. Uzun zamandan beri tanışıyorduk. İhtiyacım olduğunda arıyordum, iki saat sonra geliyordu bu eve. Benim evime.</p>
<p>Gizlerin ardında hayat. Gizlerin dibinde. Bir ben bir de ölüm. Daha ne var ki? Yaşayacaksın, yaşamdan bıkacaksın. Ve bir baban olmayacak bu yaşamda. Varsa şansına küs.</p>
<p>Ellerini bacaklarında gezdiriyordu. Sözünü tutmuştu çünkü ter kokmuyordu. Ben de yıkanmıştım. Önceki gelişinde böyle karar vermiştik. Sevişmelerimizi daha çekilir hale getirebilmek için. Ne düşünüyorsun? Dedi merak ettiğine kendini zorlayarak. Hiç… Sadece bacaklarını. Vücudumun en beğendiğin tarafı değil mi? Bir de ellerin. Neden? Çünkü çok iyi kavrıyorlar. Benim kocam olmak ister misin? Burada istediğin kadar kalabilirsin. Karın olarak mı? İstediğin gibi. Sana yemek yapmamdan hoşlanır mısın? Düzenli yemek yemekten hoşlanmam. Ama düzenli sevişmek hoşuma gider. Yüzündeki kırışıklıklar artmıştı somurttuğu için. Nasıl geçiniriz? Sen orospuluğa devam edersin ben de böyle yaşamaya. Ya çalışmak istemezsem? Olur. Kahkaha atarak gülmeye başladı. Tüm yaşamını bu kahkahaların içinde boğuyordu. Yalnızdı. Sadece kahkahalarıyla. Organını göstererek bunu sadece sana yedirmem dedi. Hala gülüyordu. Bende gülmeye başladım.</p>
<p>Ölümün ardından gelen ayak izleri bana ait. Yaklaşmak uzaklaşmaktan daha zor. Ölüm beni ararken onu buldu. O herkesten uzaklaşarak bıraktı kendini boşluğa. Ölüm yine de memnun kalmadı. Çünkü ölüm sadece kendisiyle hesaplaşıyordu başka bedenlerde. Aynı aynaya bakan bizler gibi…</p>
<p>Bulabileceğim tüm kelimeleri tüketmiştim. O da sıkılmıştı benden. Bu gece benimle kalacaksın değil mi? Evet, hep kalmıyor muyum? Karnım acıktı dedi. Dolapta dünden kalan yemek olacak. Oturduğu koltuktan kalktı, mutfağa doğru emin adımlarla yürümeye başladı. Bense onu izliyordum. Karşımda duran boş koltuğa doğru bir sigara yaktım. Ellerimi sakallarıma götürdüm. Çok uzamışlardı. Panjurun açık olan aralıklarından sızan ışıklar hoşuma gitmişti. Buna karşılık yaklaşık beş saattir sadece kapıyı açmak için ayrıldığım koltuktan kalkarak radyoyu açtım. Sonra yine gömüldüm koltuğuma. Kalçalarımın ağrıdığını hissettim hareketsizlikten. Aralıktan sızan ışık demetleri çok iyi gelmişti. Yaşadığımı hissettiriyordu yorgun bedenime. O böyle söylemişti. İnce dilimleri elimle kavramaya çalışıyordum. Öpmek için, sonra gözlerime değdirmek için. Hep böyle ulaşılmaz olmak zorunda mısınız? Böyle gizemli ve uzak… Ve yakınımda birilerinin daha yaşadığını haber vermek zorunda mısınız? Denizin ardında… Karşı apartmanda… Karşı kaldırımda… Karşı sokakta… Karşı mahallede… Karşı şehirde… Karşı ülkede… Karşı kıyıda… Işık başka ne işe yarar?</p>
<p>Sıyrılmaya çalışıyorum. Bu dibi görünmeyen yaşamdan. Elimden geldiğince yaklaştığımı hissediyorum. Ölüm yorulmasın ben yakınındayım. Her yaşamın bir inişi vardır. Öyle inanılması güç ve saçmalık dolu…</p>
<p>Kapıda duruyordu. Beni yakalamıştı ışık demetleriyle konuşurken. Kafasını iki yana salladıktan sonra doymanın verdiği rahatlıkla yeniden koltuğuna oturdu. Bu sefer bacaklarını iki yana açarak. Onun doymasının verdiği rahatlık şimdi beni daha fazla rahatlatmıştı. Ellerim terliyordu yavaş yavaş. Yavaşlık heyecanla beraber ilerliyordu. Nasıldı yemek, beğendin mi? Güzel yemek yapıyorsun, ancak acele etmeden daha yavaş yapmalısın dedi. Sonra ekledi bildiği bir konu üzerinde yorum yapmaktan zevk duyarak: Fazla kurcalamadan, kendi haline bırakmalısın pişen yemeği. Beni hala nasıl heyecanlandırabiliyorsun? Dedim artık kendimi engellemekten vazgeçerek. Cinselliğinin objesi olduğum için. Kadın! Sen harikasın, olamadığın biri gibi davrandığın için. Hali hazırda bulunan kimliğinden yemediğin için. Bense hala biri olamadım. Olma zorunluluğu da hissetmedim. Beni çok yalnız bırakıyorsun dedi dudaklarını bükerek. Şimdi bir çocuk duruyordu karşımda. Elimde olmadan dedim.</p>
<p>Sorun? Benim içindeki benden süratle uzaklaşmaktı. Benim ne olduğu anlamına sahip olduğum bu yaratıktan kurtulmaktı. Ölüme sığınmak istiyordum. Korkuyordum. Çünkü biri ölürken o korkunun nasıl olduğunu hissetmiştim.</p>
<p>Beni hiç merak ettin mi? Bazen ettim dedim. Ama bildiklerimde yeterli diye düşünüyorum. İlişkimiz için bu kadar yeterli. Bunca yıldır hiç soru sormadın. Seninle ilgili sorduğum soruları da hep geçiştirdin. Verdiğim cevaplarda beni ne kadar tanıyacağını sanıyorsun? Tanırdım dedi kararlı. Konuşmayı beceremem.  Beni ciddiye almadığını hissediyorum. Saçmalıyorsun. Haddimi aştığımı, sana yaranmak istediğimi düşünüyorsun. Neden zorlaştırıyorsun? Biz böyle mutluyuz. Ben… Ben birileri tarafından ciddiye alınmak istiyorum. Önemli mi olmak istiyorsun dedim üzülerek. Evet… Evet kesinlikle. Senin için önemli olmak istiyorum. Ne önemi var ki… Kim kimin hayatında önemli ki? Bu çıkar ilişkisinden ibaret sadece. Parayı söylüyorsan buna mecburum. Hayır. Bütün ilişkilerden bahsediyorum.</p>
<p>Kadın üzgündü… Çünkü başkası tarafından hissedilmek istiyordu. Hissedilmek… Çöküş demekti. Hissedilmek bile dürüst değildi kendi içinde.</p>
<p>Şimdi ışık demetleri kadının yüzündeydi. Kadını şimdi daha çok seviyordum. Kafasını yana yatırması ne güzel olmuştu. Hayat özgür bir ışığın içinde başlamış ve yana yatan bir yüzün solgun derisinde bitmişti. Paramparça olmuştu yüzün her bölümü. Gece feneri şimdi bu yüz için dönüyordu aydınlatmak için. Deniz ara vermişti içini göstermeye. Hadi gül biraz. Benimle eğlen istersen ama ileriye gitme. Alınganlık en kötü huyumdur. Neden sakallarını kesmedin? Rahatsız olur musun? Seçme şansımın olmadığını biliyorum dedi. Suratıma fazla sürtmezsen sevinirim. Öyleyse yatalım. Nasıl istersen patron. Yatağıma gitmemize gerek yok. Bu odanın her yanı bizim. Ellerini ver bana, onları içime alacağım. Bacakların bu kadar pürüzsüz olmak zorunda mı? Her anın anlamı vardı. Işık demetlerinin içinde kayboluyordum. Boğuluyordum artık yüzmek istemezken.</p>
<p>Unuttum nefes almayı… Görmeyi… Neyse ney…</p>
<p>Uyandım. Neredesin? Gitmiş. Oysa ben kahvaltı edeceğimizi düşünmüştüm. Arada sırada kaldığı gibi yine gitmeyebilirdi. Karşımda duran bir tel saçına bakıyorum. Ne kadar bakımsız ve savruk. Taranmaktan bıkmış, boyanmaya doymamış. Yorgunum. Canım artık kahvaltı etmekte istemiyor. Öylece uzanmak yatakta… Acelem yok. Akşamı bekliyorum avutması için yüreğimi. Sonra dolaşmak istiyorum. Nefesimi geri almak istiyorum hayattan. Ödünç olarak…</p>
<p>Ben başladın yine ben bitiririm… Bu kadar hakkım olmalı ölüme karşı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/">Yaşlıdır Bu Ülkenin İnsanları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaslidir-bu-ulkenin-insanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2346</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bağımlı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bagimli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bagimli/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 12:04:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2241</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ayakta durmaktan yeterince yorulmuş olacak ki sokağı aydınlatan süslü elektrik direğinin dibine çömeldi Esra. Yerden topladığı yarım kalmış izmaritlerden birini çıkardı cebinden. Yakmaya çalıştı. Derin derin,;üst üste birkaç sefer körükleyip alevi harlandırdı. Bir iki nefes çekip fırlattı az öteye. Hava ılıktı. Bahar yağmurunun habercisiydi bu şehirde ılık hava. Turunç çiçeklerinin kokusunu çekti içine. Yağmurdan hemen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimli/">Bağımlı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakta durmaktan yeterince yorulmuş olacak ki sokağı aydınlatan süslü elektrik direğinin dibine çömeldi Esra. Yerden topladığı yarım kalmış izmaritlerden birini çıkardı cebinden. Yakmaya çalıştı. Derin derin,;üst üste birkaç sefer körükleyip alevi harlandırdı. Bir iki nefes çekip fırlattı az öteye.</p>
<p>Hava ılıktı. Bahar yağmurunun habercisiydi bu şehirde ılık hava. Turunç çiçeklerinin kokusunu çekti içine. Yağmurdan hemen önce esen ılık rüzgarlar şehrin bir ucundan alır diğer ucuna taşırdı turunç çiçeklerinin kokusunu. Şehrin diğer ucunda ise denizden esen meltem rüzgarları ile beraber fesleğen yapraklarının yeşil renkli kokuları bu tarafa taşınır, her iki kokuyu duyabilmek uğruna bu kentin insanları bahar aylarında evlerinin kapılarını ve camlarını daima açık bırakmaya gayret gösterirlerdi.</p>
<p>Az önce önünden geçen ve elli lira karşılığında vücudunu teklif ettiği iki sarhoşun arkasından baktı bir süre daha. Üzerlerinde yeterli para olmadığını söyleyip yürümeye devam etti sarhoşlar.   Çarşıya çıkan dik yokuşun başında durdular. Soluklandılar. Bir süre dinlendikten sonra tekrar yürüyüp gözden yittiler.  Yeterince uzaklaştıklarından emin olunca, hissettiği güven duygusuyla bağırdı arkalarından Esra,</p>
<p>&#8220;Ananız vermez lan size o paraya ananız! ”</p>
<p>Ellerinin hafiften titremeye başladığını fark etti.  Sakin bir şekilde sırtında asılı duran çantasını çıkardı. Fermuarını açıp içini boşalttı. Sağına soluna, inciğine cinciğine varasıya dek cennetin mavisini aradı. Çantanın dibindeki dikiş yerlerinin altına gizlenmiş halde bir tane bulunca, yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi.</p>
<p>Gökyüzü kızıla boyandı birden. Kızıllığın arasından sıyrılan yıldırım izleri, morarmış kolundaki jilet izlerini andırdı. Vakit epey geç oldu ve yaklaşık on dakika sonra ortalığı sele verecek yağmurun ilk damlası düştü koluna. Hiç kıpırdamadan kolundaki damlaya baktı bir süre. Hiç bozulmadan ağır ağır akışına… Jiletten kabarmış kısma gelince dağılan, ince bir çizgi haline gelen yağmur damlasını, kolundan süzülüp yere düşesiye dek seyretti.  Yağmurun hızlanmasıyla birlikte turunç çiçeklerinin kokusunun yerini asfalt kokusu aldı. Kalktı oturduğu yerden. Dağıttığı çantasını topladı tekrar. Rujunu, göz kalemini, bıçağını, az önce yere döktüğü ne var ne yoksa hepsini tek tek toplayıp özenle doldurdu çantasına.  Ayağa kalkıp tırmanmaya başladı dik yokuşu. Normalde bile tek solukta çıkılması imkansız bu yokuşu, birde böylesi iri iri yağan bu yağmurun altında tırmanmak epey güç olacaktı.</p>
<p>Kolay kolay yağmur yağmazdı bu şehre. Ama yağmaya başladığı zaman da, sevgilisini ihmal etmiş şımarık bir adam pişmanlık duygusuyla nasıl abartılı davranışlar içerisinde bulunur, işte tam olarak böyle yağardı bu şehre yağmur.  Ve böylesi küçük, doğanın bahşettiği en masrafsız güzellikler bile sadece Esra gibi garibanların nezdinde, romantik bir algıdan milyarlarca ışık yılı uzakta parlayıp sönmekteydi.</p>
<p>Mahalleye yaklaştığında üzerinde kuru hiçbir yer kalmadı Esra’nın. Kendini pazarladığı sokağın yaklaşık birkaç yüz metre ötesinde, gecekondudan bozma evlerin doldurduğu, is kokusunun ot kokusuna karıştığı Zeytinli Mahallesinde oturuyordu. Sık sık polis baskınlarına maruz kaldığı için bu kokulara ara sıra biber gazı ve kan kokusu da karışırdı Zeytinli Mahallesinde.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Evinin olduğu sokağa girdiğinde yağmur şiddetini arttırmıştı. Koşar adımlarla eve yaklaştığında, yağan yağmura aldırış etmeden kendisini bekleyen Murat’ı gördü yine.  Eve kaçta dönerse dönsün, hava ister cılk sıcak, isterse fırtına boran olsun Murat, elinde çalıştığı hamburgerciden arakladığı içi hamburger ve envai çeşit sosla dolu olan keseden yapılmış poşetle her zaman olduğu yerde, sokağı aydınlatan büyük elektrik direğinin hemen yanı başındaki küçük trafonun üzerinde oturur, kendisini beklerdi. Esra’nın küçük bir hamburgerden ziyade kendisini bekleyen birisinin olduğunu bilmesi, bu hayatta sahip olduğu tek lükstü. Kendisini, insan olmanın yanı sıra bir kadın olarak değerli kılan yegane lüks…</p>
<p>Gülümseyerek yaklaştı Murat’a. İkisi de sırılsıklam olmuştu. Murat’ın elindeki hamburger poşetini aldı. Teşekkür etti.  Pek fazla konuşmazlardı. Konuşmaya ihtiyaçları yoktu. Kimsenin görmediğinden emin olunca dudağına ufak bir öpücük kondurup evine girdi. Elindeki hamburger poşetini oturma odasındaki sandıktan bozma sehpanın üzerine bıraktı.  Odasındaki küçük dolaba yöneldi. Çekmecesinden çıkardığı serum lastiklerini koluna doladı. Zor zamanlar için sakladığı aşını kaşığa doldurup,  mum alevinde pişirmeye başladı. Şırıngaya hapsettiği mutluluğu, damarlarında azad edecekti. Bu mahallenin insanlarının mutlu olmak için fazla seçenekleri yoktu.</p>
<p>Sızmasına yakın hava sakinlemiş gibiydi. Ortalığı yıkıp götüren yağmur azalmış, yerini tekrar hafiften esen meltem yellerine bırakmıştı. Bir senfoninin şefi gibi özenle çalışıyordu Mikail. Karmaşanın kendi içinde süre gelen düzenini andırıyordu. Önce hafif bir rüzgar, ardından toplanan bulutlar, şiddetini arttıran rüzgar, hafifleyen rüzgar, gök gürültüsü, çisentiyle başlayan yağmurun toprağa düşüşü,  git gide hızlanan yağmurun sesi, ardından tekrar yavaşlayıp en başa dönerek hafif bir rüzgarla birlikte sona eriş. Ve tüm bunlar aslında, Esra’nın mahallesinden birkaç kilometre uzakta güvenlikli ve yüzme havuzlu bir sitede oturan bir yazar bozuntusunun, camdan dışarıyı seyrederken hissedip kağıda dökebileceği süslü cümlelerin malzemesi olabilirdi pek ala.</p>
<p>Zeytinli Mahallesine adını veren zeytin ağaçları, üzerinde kalan tek tük zeytinlerini de yılın bu mevsiminde çıkan fırtına ve yağmurlarla birlikte yollara dökerdi.  Mahalle sakinleri gün boyunca sokaklara dökülür, yerde kalan irili ufaklı birkaç zeytini toplayıp sofralığa kurarlardı. Esra’nın oturduğu yıkık gecekondunun bahçesinde altı tane vardı bu zeytin ağaçlarından. Her biri birbirinden bereketli, erik büyüklüğünde, yağlanmış bu zeytinler mahallenin çakrakozları tarafından sonbaharın ortalarına doğru gasp edilir, ağaçta kalan bir apaz zeytin de Esra’nın buzdolabında gizlenirdi.</p>
<p>Sabah uyanır uyanmaz buzdolabını açtı Esra. Tabakta kalan birkaç zeytin tanesiyle, kurumuş peynire baktı. Neden sonra aklına dün gece Murat’ın verdiği hamburger poşeti geldi. Dolabın kapağını kapatıp odaya girdi. Sehpanın üzerinde duran poşeti açtı. Kağıda sarılı hamburgeri çıkarıp yanına koydu.  Hamburgerin yanında duran küçük sos kaplarını sehpanın üzerine döktü.  Ketçap, mayonez, sarımsaklı mayonez, acılı sos, hardal… O en sevdiği kömür kokusuna benzeyen sos yoktu bu sefer içlerinde. Sosları tekrar poşete doldurdu. Hamburgerin içindeki köfteyi çıkarıp kapının önünde miyaklayan kedinin önüne attı. Buzdolabından çıkardığı zeytini ve peyniri hamburger ekmeğinin arasına doldurup, yemeye başladı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimli/">Bağımlı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bagimli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2241</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dağlar Dağlar – Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 08:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Aytmatov]]></category>
		<category><![CDATA[Dağlar Dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Diren Kasımpatı]]></category>
		<category><![CDATA[klasik kemençe]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Prens]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selvi Boylum Al Yazmalım]]></category>
		<category><![CDATA[uşşak makamı]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5 “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım. Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5</strong></p>
<p><em>“</em><em>Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  </em><strong>Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım.</strong></p>
<p>Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle aynı aşkta buluşmuş; Kasımpatıları…</p>
<p>Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli… Yapraklarındaki sır, çiçeklerindeki lâl, dilsiz. Cins cins, renk renk Kasımpatıları… Hüznü öğrenmenin bilgeliğiyle, acıyı da sevinci de kokularına sindirmiş… Kasımpatıları…</p>
<p><figure id="attachment_2217" aria-describedby="caption-attachment-2217" style="width: 492px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg" rel="attachment wp-att-2217"><img class=" td-modal-image wp-image-2217 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=492%2C492" alt="Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…" width="492" height="492" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?w=492&amp;ssl=1 492w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2217" class="wp-caption-text">Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…</figcaption></figure></p>
<p>Sonbahar geçit törenindeydi sanki saat dokuzu beş geçe… Yaprak yaprak, ağaç ağaç, insan insan akan… Dokusu kanla örülmüş, ilmekleri ölümle bezenmiş bayrak, yarıya indirilmişti… Siren sesleriyle yürek atışları <em>An</em> ’da durmuş, bütün nefesler tutulmuştu… Sevgi bu muydu? Saygı, hürmet… Vefa? Aşk bu muydu?</p>
<p>İlkokuldayım birinci sınıfta. Siyah önlüklerimiz ve beyaz yakalarımızla aynı sırada, aynı sınıftayız. Kimimizin ayakkabıları siyah rugan parlak, kimimizin ki siyah mes-lastik, kimimizin ki renkli naylon… Kimimiz okuma-yazma biliyor, aritmetiği eksik. Kimimizin harflerden haberi bile yok… Ben, yaşça onlardan küçük, hevesle okumayı – yazmayı öğrenmeye çalışıyorum.</p>
<p><em>Nefesim tutulmuş ağlıyorum… Bir dakika boyunca… Saygı duruşu bitiyor… İstiklal marşı okunuyor… Ardından tören başlıyor…</em></p>
<p><em>Saat dokuzu beş geçe</em></p>
<p><em>Atam dolma bahçede </em></p>
<p><em>Gözlerini kapadı</em></p>
<p><em>Bütün dünya ağladı.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Doktor doktor kalksana</em></p>
<p><em>Lambaları yaksana </em></p>
<p><em>Atam elden gidiyor </em></p>
<p><em>Çaresine baksana.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Uzun uzun</strong><em> kavaklar</em></p>
<p><em>Dökülüyor yapraklar</em></p>
<p><em>Ben Atama doymadım</em></p>
<p><em>Doysun kara topraklar.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Müze müzeye bakar</em></p>
<p><em>Müzede Atam yatar</em></p>
<p><em>Atamın çocukları</em></p>
<p><em>Atama çelenk taka</em></p>
<p>Nasıl okuduğumu hatırlayamadığım şiirim bittiğinde büyük bir alkış koptu. Öğretmenim bana sarıldı. Ağlıyordu. Ağlıyordum.</p>
<p><em>Sol yanımda bir sızı, boğazımda düğüm, gözlerimden süzülen sicim tanelerine engel olamıyorum. Konuşamıyor, söyleyeceklerimi o düğümden çıkartamadan yutuyorum. Elimde kasımpatıları kürsüden inerken, dönüp öğretmenime bakıyorum bir kez. Gülümsüyor. Çiçekler için teşekkür bile edemiyorum. Ama o anlıyor hislerimi, hüzünle sevincin birliğinden doğan halimi… </em></p>
<p>Elimde çiçeklerle geldim eve. Annem olanları anlata anlata bitiremedi. Ben rüyada gibi çiçekleri hiçbir yere koyamadan öylece bekledim bir süre.</p>
<p>Sonra bir vazo çıkartıldı vitrinden, içine su kondu, çiçekler alındı elimden, vazoya kondu…</p>
<p><em>İçim cızz etti… Ama! Diyecek oldum… “Suya koymazsak ölür “dediler… “ Ölmesinler” dedim… “Ölmesinler… Ne olur” !</em></p>
<p>İki gün sonra:</p>
<p>Akşam okuldan eve döndüğümde, kasımpatılarımın dalga dalga yayılmış baygın kokusundan farklı bir kokunun izini sürmek istiyor, açıkmış midem. Küçük köpek yavrusu gibi koklayarak havayı, koşup mutfağa girmek üzereyken ben, girilemez levhası gibi duran abimle kapının köşesinde karşılaşıyorum. Öylece şaşkın, bakakalıyorum…</p>
<p>Sofadaki demir döküm kömür sobasının tek başına bütün evi ısıttığı, 3 odalı evimizde, yabancı gibi; kalakalıyorum. Oysa hiç unutmuş değilim, benden uzun devasa bu sobaya ellerimi iki kere yapıştırmak suretiyle, <em>aşkın ateşiyle</em> ilk kez karşılaştığımı…</p>
<ul>
<li>Ev sahipleri akşam bize geliyor, dedi abim.</li>
<li>Ben mutfağa niye giremiyorum?</li>
</ul>
<p>Göz kırptı, bıyık altından güldü.</p>
<ul>
<li>Anlarsın bekle!</li>
</ul>
<p>Memur ailesinin iki çocuğundan biri olan ben, doğum günü kutlamasıyla henüz hiç tanışmamıştım. Altı yaşım bitiyordu. Pasta üflemenin ne demek olduğunu öğrenecektim, az sonra; ev yapımı pastayla…</p>
<p><strong>(Bir doğum günü kutlaması daha olacaktı sanki hatırlıyorum geçen yıl Mart ayında amma… Neyse onu sonra anlatmalı… Sırası değil şimdi burada…)</strong></p>
<p>Ev sahipleri geldiler. Yaşça benden çok büyük bir abla vardı; ev sahiplerimizin kızları, adını bile hatırlayamadığım şimdi. Uzun siyah saçlı, uzun yelekler giyip, uzun uzun kolyeler takan. Annemin bir keresinde adına“ Hippi” dediği… Hippi Abla…</p>
<p>Elinde bir hediye ile bana doğru eğilen bu kız, yanaklarımdan öptü önce. Sonra elindekini uzattı bana…</p>
<ul>
<li>Doğum günün kutlu olsun!</li>
</ul>
<p><em>Doğum günüm mü? Benim mi? Bana bir hediye mi? Nasıl yani? Bütün bunlar benim için mi? İlk kez kutlanacak doğum günümde aldığım, ilk hediyem mi? Ya ne peki?</em></p>
<ul>
<li>Açsana, bakalım beğenecek misin?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2215" aria-describedby="caption-attachment-2215" style="width: 220px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg" rel="attachment wp-att-2215"><img class=" td-modal-image wp-image-2215 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=220%2C220" alt="Barış Manço" width="220" height="220" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?w=220&amp;ssl=1 220w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2215" class="wp-caption-text">Barış Manço</figcaption></figure></p>
<p>“Çok teşekkür ederim.” Demişimdir sanırım. Bilemiyorum. Öyle şaşkındım ki… Susmuş da olabilirim. Yüzüne bakıp kalmış, hediyeyi elinden bir süre alamamış da olabilirim. Hatırlamıyorum. Sanırım paketi açmayı beceremediğimden olsa gerek, birisi aldı ve açtı… Kimdi hiç bilmiyorum? İçinden…</p>
<p>Barış Manço Dağlar Dağlar çıktı…</p>
<p><strong>Hemen evimizdeki pikap’a kondu plak ve başladı bir sürgünün anıları… Kokusunda Kasımpatı, ölümün gölgesinde bundan gayrı<em>… </em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/3vvt8hAhNuM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.<br />
Kuşlar ötmez güller soldu yüce dağlar duman oldu<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.</p>
<p>Klasik kemençeyle <em>ilk </em>tanışma, Uşşak makamında taksim… İşte Aşk!<em> İşte ilk</em> vurgun… Henüz gitar girmemişken melodiye…  Dağlardan inen kayalar gibi,  uçuruma yuvarlanan o yâr gibi, o nasıl bir özlem, o nasıl bir hasret, o nasıl bir yangın diplere vuran… Sanki bütün yaşanacakları, sanki sonrasını hayatın bilir gibi; sanki ezelden ebede gelip de, usulca kulağa fısıldayan ilahi bir nefes gibi, <em>ilk</em> ezgi…</p>
<p>Gitar girebilir artık, gitarın girişiyle zahir açığa çıkabilir… Zuhur âlemindeki düş başlayabilir… Ölümüne savaşılacak yüce bir amaç bulunabilir… Bir anı değildir bu,  bir An’dır ve sonrası bir yaşamdır gayrı… <em>İlk</em> felsefesidir hayatın, <em>ilk </em>kalp kırıklığıdır, aşk ateşinin düştüğü <em>ilk</em> An’dır…</p>
<p>Barış Manço’nun eşsiz sesiyle bütünleşmiş hayali bir sevgili, hayali bir özlem, hayali bir aşktır… <em>Uzun</em> koskoca bir bedel ile ödenecek, peşinden sürgünden sürgüne yapayalnız gidilecek bir ömrün <em>ilk</em> durağı… <em>İlk</em> yarasıdır artık…</p>
<p>Yıllar, yıllar sonra; “ Küçük Prens” kitabının içinde kuruyup kalmış, sayfalara yapışmış bir kasımpatı bulunur… <em>İlk</em> çiçek… <em>İlk</em> yadigâr…<em> İlk</em> öğretmene duyulan sevgiden geriye kalan&#8230; Artık çoktan geçerliliğini yitirmiş vefa sözcüğüne örnek olan… Kokusu silinmiş bir kuru kasımpatı…</p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p><strong>Dememek için</strong><strong>… Diren Kasımpatı…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Feb 2016 07:59:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2159</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir insana, onu öldürebilecek kadar kızdığınızda bile bu öfkenizin yaklaşık beş-altı dakika süreceğini duymuştum. Bu yüzden yerde kıvrılıp başımı kollarımın arasına sıkıştırdığımda, ardı ardına vücudumun çeşitli yerlerinde patlayan bu kahrolası yedi adet cücenin akıl almaz tekmelerinin sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordum. Edindiğim bu gereksiz bilgi, baharın gelmesiyle, kaleiçinin yıkık harabe evlerinin bahçelerinde, yıllardır ayakta kalabilen turunç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip/">Kayıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insana, onu öldürebilecek kadar kızdığınızda bile bu öfkenizin yaklaşık beş-altı dakika süreceğini duymuştum. Bu yüzden yerde kıvrılıp başımı kollarımın arasına sıkıştırdığımda, ardı ardına vücudumun çeşitli yerlerinde patlayan bu kahrolası yedi adet cücenin akıl almaz tekmelerinin sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordum. Edindiğim bu gereksiz bilgi, baharın gelmesiyle, kaleiçinin yıkık harabe evlerinin bahçelerinde, yıllardır ayakta kalabilen turunç ağaçlarının her bir dalında neredeyse binlerce açmış, beyazı sarısına karışan turunç çiçeklerinin burnuma gelen o tuhaf baş döndürücü kokusuyla beraber bir nebze de olsa rahatlatıyordu içimi.</p>
<p>Gecenin bir vakti, Kale içinin ortasında yedi adet cüce tarafından ölesiye tekmeleniyordum. Ve üstüne üstelik hepsi öfkeliydi. Cücelerin bu kadar kuvvetli olduklarından o ana dek haberim yoktu. O kadar iyi kapaklanmama rağmen dudağımı patlatıp, dişlerimi kırabilmişlerdi.</p>
<p>Tekmelerden fırsat buldukça kafamı kaldırıp, az ötede beni öfkeli gözleriyle izleyen, gözlerine iyice baktığımda acıma duygusunun zerresine denk gelmediğim eski kız arkaşım Tuğçe&#8217;ye bakıyordum. Bu cüceler onun arkadaşlarıydı ve Tuğçe bu götten bacaklı ipnelerin pamuk prensesi olmuştu. Ben ise zavallı prens. Tek farkımız, prensesi öptüğüm için değildi bu dayak. Yaklaşık üç saat önce kafasına işediğim içindi. Bunu neden yaptığımın çok bir önemi yok aslında. Sarhoştum ve haklıydım. Ve haklı olmamın gururu, yediğim dayağın acısını azaltıyordu. Ne kadar içtiğimin de bir önemi yoktu. Aralık sokağının, dik yokuşa dönen köşesinde duvarın dibine işerken, Tuğçe ve yanında ele ele tutuştuğu yeni manitasıyla göz göze gelmeseydik, ya da Tuğçe yüzüme bakıp,  o alışılmış aşşağılayıcı tebessümüyle  &#8220;gel istersen tepeme işe” dememiş olsaydı, bugün muhakkak birbirimizden habersiz sakince biralarımızı yudumlamaya devam edebilecektik.</p>
<p>Birden durdu tekmeler. Yerde bir süre daha kapaklanmış halde bekledim. Yavaşça saatime baktım. Daha beş dakika dolmamıştı. Yorulmuş olmalılar diye düşündüm. Ne de olsa cüceydiler. Bacak boyları kısaydı. Sarf ettikleri efor, normal diyebileceğimiz bir adamın sarf edeciğin eforun iki misli olmalıydı. Ben de yorulmuştum. Hafifçe parmaklarımı dudağıma ve burnuma götürdüm. Kanın sıcaklığını hissedip geri çektim. Tekrar kafamı, bu sefer daha da güvenli olduğuna inandığım biçimde sıkıca kollarımın arasına gömdüm. Bir süre daha pozisyonumu hiç bozmadan bekledim. Başka tekme gelmedi. Bitirmişlerdi. Hafifçe kafamı kaldırıp Tuğçe&#8217;ye baktım. Üzerinde uzun kırmızı elbisesiyle beraber ağır adımlarla bana doğru yaklaştığını gördüm. Az önce gözlerinde yanan, sanki Çıralı’nın alevi gibi sonsuza dek sürecek o öfke yitip gitmişti. Tebessüm sarmıştı şimdi tüm bedenini.  Bahar yelinde o az önce burnuma gelen, eşsiz turunç çiçeklerinin kokusunu görebiliyordum üzerinde. Yanıma gelip elini uzattığında daha da bir belirginleşti yüzünde ki tebessüm. Buyurgan ama bir o kadar da nazik;</p>
<p>“Kalk” dedi. “Kalk hadi dans edeceğiz.”</p>
<p>Gülümsedim. Kan revan içinde kalmış ağzım ve burnumla, kırık dişlerimle nasıl göründüğümü önemsemeden gülümseyip uzattım elimi. Az önce bana o öldürücü tekmeleri savuran o bacağını siktiğimin yedi cücesi, şimdi etrafımızda bir çember yapmış ve her biri eline bir enstürman almış <em>Miserlou’yu</em> çalıyorlardı. Dördünün elinde viyola vardı. İkisinde kontrbas, sonuncusunda ise keman.  Müziğin girmesiyle beraber, sokak lambasıyla aydınlatılmış karanlık sokağının tepesine, yani bizim tepemize nerden geldiğini anlayamadığım kan kırmızısı yapraklar dökülmeye başladı. Güney Kore sinemasının bir sahnesinde gibiydik sanki. Yapraklar dizlerimize kadar geldi nerdeyse. Yaprağın kırmızısı, elbisenin kırmızısı, suratımdan akan kanın kırmızısı, hepsi aynı tondaydı. Sokak lambasının ışığı bile kırmızıydı artık. Tüm sokak, tüm Kaleiçi belki de kainat… her yer Kıpkırmızıydı. Müziğin bitmesine yakın Tuğçe&#8217;nin  dudaklarına iyice yapışıp geri çektim kendimi. Şimdi onunda ağzı yüzü kan revan içindeydi artık. Kırmızı, kan revan yapraklarının arasından süzülüp uzaklaşırken, kulağımda hala <em>Miserlou’nun</em> tınısı vardı.</p>
<p>Karanlık sokağının köşesini döndüğümde Gültekin’i, duvarın dibine oturmuş elindeki anzarotunu kafasına dikerken gördüm.  Beni görünce ayağa kalktı. O her zaman ki sakinliği yüzünde yıllardır durduğu yerde duruyordu.</p>
<p>“Fena harcamışlar” dedi.</p>
<p>“Evet fena harcadılar”</p>
<p>“Canın yandı mı çok?”</p>
<p>“Epey”</p>
<p>“Yardıma gelmediğim için kızgınmısın?”</p>
<p>“Hayır değilim. Hem gelsen de bir şey değişmezdi”</p>
<p>“Olsun. Yinede gelmem gerekirdi”</p>
<p>“Önemseme”</p>
<p>“Seni beklerken çok canım sıkıldı burada. Keşke gelseydim”</p>
<p>“Can sıkıntısı insanı, diğer canlılardan ayıran en temel özelliğidir”</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>“Hiç canı sıkılan bir hayvan gördün mü hayatında, yada bir ağaç, çiçek, kuş arı, zürafa…”</p>
<p>“Haklısın. Görmedim”</p>
<p>“Hayatı cehenneme çeviren bu can sıkıntısı işte. Savaşların nedeni, doğa katliamları ve daha birçok kıyımın nedeni işte bu can sıkıntısı”</p>
<p>“Bir şeyleri değiştirmeye çalışmamamızın nedeni de bu can sıkıntısı”</p>
<p>“İnsanoğlunun en büyük felaketi de bu yanılgı zaten. Bir şeyleri değiştirmeye çalışmak… Bunun nedeni de tamamen can sıkıntısı. Kadın evinde otururken birden canı sıkılır ve koltuğun yerini değiştirir. Adam akşam eve geldiğinde gider yine aynı koltuğa oturur, aynı televizyonu izler. Aynı televizyonda aynı haberleri, aynı programları… her şey aynıdır aslında. Kadın belinin ağrısıyla kalır sadece.”</p>
<p>“Bu kadar basit yani?</p>
<p>“Bu kadar basit. Değiştirmek yerine var olanı korumak gerek. Her şeyden önce aklımızı”</p>
<p>“Şarap almaya  gidelim mi?&#8221;</p>
<p>“Olur&#8221; dedim. &#8220;Gidelim.&#8221;</p>
<p>Çarşıya çıkan dik yokuşun hemen başlarında burnuma yine o turunç çiçeklerinin kokusu geldi. Taptaze sapsarı turunç kokuyordu her biri. Gözle görünecek kadar keskin bu koku,  içimi ferahlatmaktan ziyade midemi bulandırdı bu sefer. Elimi duvara yaslayıp kusmaya başladım. Ağzımdan, burnumdan gözlerimden, insanlığımdan, her yerimden kanla karışık kusmuk akıyordu. Yokuştan limana dek akıp, denize karışıyordu. Az ötemde cılız mı cılız, çirkin mi çirkin bir kız iki gram daha enjekte edebilmek uğrana damarına, vücudunun pazarlığını yapıyordu. Adamın teklifini beğenmemiş olacak ki küfrediyordu durmadan.</p>
<p>“Sen o paraya git kendi ananı sik! Zararın evladı”</p>
<p>Denizi kusmuğumla ve kusmuğuma karışmış kanımla doldurana dek boşalttım içimi. Gültekin’le kol kola girip zar-zor tırmanmaya başladık tekrar o dik yokuşu. Az önce müşterisini def eden cılız, kolları mosmor olmuş kızın önünden geçtik. Bir iki adım uzaklaşmıştık ki bağırdı arkamızdan.</p>
<p>“İkinizinkini elli liraya alırım”</p>
<p>Durduk bir an. Ceplerimizi yokladık.</p>
<p>“ O kadar yok üzerimizde” dedim.</p>
<p>“ İyi gidin birbirinizi sikin amına kodumun sarhoşları”  dedi.</p>
<p>Birazdan başlayacak yağmur sadece yoldaki kusmuğu değil turunç çiçeklerinin naif kokusunu da alıp götürecekti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip/">Kayıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2159</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Yaralı Ceylanım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 07:34:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk oku]]></category>
		<category><![CDATA[avcı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram sabahı]]></category>
		<category><![CDATA[cümbüş]]></category>
		<category><![CDATA[klarnet]]></category>
		<category><![CDATA[maral]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[mavi balon]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[rast makamı rast]]></category>
		<category><![CDATA[yaralı ceylan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2082</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4 “Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” Mevlana C. Rumi Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4</strong></p>
<p><em>“Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” </em></p>
<p><strong>Mevlana C. Rumi</strong></p>
<p><strong><em>Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp kaçan… Ah! Bir kez yayını çıkardı mı avcı, kıpırdanır artık sadağında sevgi okları, işte tam o an 12’den vuruverir bulduğu yalnız kalmış ceylanları… </em></strong></p>
<p><em>Evin içindeki koşturmacaya katılmamak, “ayakaltında” olmamak için beni hiç kimsenin aramayacağı bir köşe bulmalıyım kendime. Yeni dikilen elbisemle uslu uslu oturmalı, üstümü başımı kirletmemeliyim. Büyüklerin ellerini öpmeli onlar konuşurken “hiç lafa karışmamalı” yım. Bana verilen hediyelere teşekkür etmeli, “ niye zahmet ettiniz” demeliyim. </em></p>
<p><strong><em>Ben öndeki penceresiz küçük odaya gitmeliyim.</em></strong></p>
<ul>
<li>Börekler pişti değil mi?</li>
<li>Pişti ablacığım pişti…</li>
<li>Baklavayı çıkarayım mı?</li>
<li>Misafirler gelince çıkarırız, az beklesin, sen çayı ocağa koy şimdi…</li>
<li>Peki<strong>…</strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Sadece birileri geldiğinde açılan arka oda -adı üstünde misafir odası- çocuklara yasaktır… Koltukların örtüleri ancak bir misafir geldiğinde kaldırılır. Günler öncesinden oda temizlenir, vitrinden misafir tabakları, fincanları, çatal-bıçakları çıkartılır, gümüş tepsiye dizilir. Hele günlerden bayramsa, baklavalar-börekler açılır, küçük lokumlu mendiller hazırlanır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bugün Günlerden Bayram… !</em></strong></p>
<ul>
<li>Gel bakalım buraya, bayramlaşalım. Öp elimi. Aferin işte böyle, al bu da bayram harçlığın.</li>
</ul>
<p><em>Avucumda pırıl pırıl parlayan bir 50 kuruş. Şimdi ne yapmalı, sevinçten uçmalı, hayaller kurmalı… Bu parayı acaba nasıl harcamalı? </em></p>
<ul>
<li>Hadi gene iyisin kaptın 50 kuruşu, al bu da benden olsun. Say bakalım kaç liran oldu.</li>
</ul>
<p><em>İyi de ben okula gitmiyorum ki daha, nasıl hesaplarım? 50 kuruş, 25 kuruş daha… Çözemedim ben bu soruyu…</em></p>
<p><figure id="attachment_2083" aria-describedby="caption-attachment-2083" style="width: 276px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg" rel="attachment wp-att-2083"><img class=" td-modal-image wp-image-2083 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon-276x300.jpg?resize=276%2C300" alt="Uzun mavi bir balon..." width="276" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?resize=276%2C300&amp;ssl=1 276w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?w=368&amp;ssl=1 368w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2083" class="wp-caption-text">Uzun mavi bir balon&#8230;</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Bu da muavin abi den bir balon. Şehre inince almış; senin için. Az önce ekmek almaya gittim ya bakkala, yolda karşılaştık o verdi bana.</li>
<li>Balon mu? Muavin abi mi? Hadi ver hadi versene çabuk!</li>
<li>Dur dur, nasıl şişirileceğini bilmezsin ki sen, az bekle hele, işimi bitirince şişirip öyle vereyim sana.</li>
<li>Bari bir göster, rengini göreyim…</li>
<li>Bak işte <strong><em>MAVİ !</em></strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Uzun mavi bir balondu sevincin adı, daha önce böylesi hiç görülmemiş… Bu sadece sıradan bir balon değildi. O, oyun oynanabilecek bir oyun arkadaşı, dans edebilecek bir partner, konuşulabilecek bir insan, sır saklayabilecek bir dost, sarılıp uyunabilecek bir sevgiliydi artık…</em></strong></p>
<p><strong><em>Misafirler geldiler. Arka odaya alındılar. Bayramlaşıldı. Hal hatır soruldu. İkramlar yapıldı. Kahveler çaylar. Biri gitti biri geldi. Akşama kadar, ev giden gelenle doldu-taştı… Akşam olunca…</em></strong></p>
<ul>
<li>Asıl misafirler akşama geliyor… Cümbüş var cümbüş…</li>
<li>Klarnette var mı?</li>
<li>Olmaz mı?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2084" aria-describedby="caption-attachment-2084" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg" rel="attachment wp-att-2084"><img class=" td-modal-image wp-image-2084 size-thumbnail" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Klarnet" width="150" height="150" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?w=360&amp;ssl=1 360w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2084" class="wp-caption-text">Klarnet</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Bazı akşamlar adet olduğu üzere evlerde toplanılıp şarkılar söylenirdi. Cümbüş ve klarnet çalan iki erkek kardeş, aileleri ve yakın dostlarla… Böyle akşamlarda geç saate kadar eğlenilir, sohbet edilir, muhabbet uzadıkça uzar, bir türlü bitmek bilmezdi… Çocuklar, uykuları geldiğinde buldukları bir köşecikte, kafalarını koydukları gibi, öylece yerde sızıp kalırlardı. Sonra babaların ya da annelerin omuzlarında eve kadar uyumaya devam ederlerdi… Kulaklarında kalan nağmelerle… Ninni niyetine</em></strong><em>…</em></p>
<p><strong><em>Bu akşam sıra bizdeydi anlaşılan…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gelenler yabancı olmadıkları için öndeki büyük odaya alındılar. Çocuklar ise, “ayakaltında” olmama odasına. </em></strong></p>
<p><figure id="attachment_2085" aria-describedby="caption-attachment-2085" style="width: 201px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg" rel="attachment wp-att-2085"><img class=" td-modal-image wp-image-2085 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs-201x300.jpg?resize=201%2C300" alt="Cümbüş" width="201" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?w=224&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2085" class="wp-caption-text">Cümbüş</figcaption></figure></p>
<p><em>Yani bütün günümü” <strong>Uzun Mavi Balon</strong>” ile geçirdiğim penceresiz küçük odaya. Misafir çocukların hemen hepsi benden yaşça büyük oldukları için, onların oyunlarına katılmam mümkün değildi. Çevrelerinde dolanıp ne yaptıklarını anlamaya çalışırdım hep. Kâğıt kalemle çizilen oyunlar oynarlardı ve ben yazmayı, çizmeyi bilmediğim için, bir şey anlamaz, öylece bakar imrenirdim. Okula gidecek kadar büyümeyi hayal ederek…</em></p>
<p><em>Ama bu sefer durum farklıydı. Benim <strong>“Mavi</strong> “balonum vardı ve hiç de onların oyunlarına imrenmek zorunda değildim. Bütün gün yaptığım gibi dans edip, yan odadan gelen şarkıları dinleyebilirdim.</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan<br />
Kaşı gözü sürmeli karalı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong>Bu dağların merali garip ceylanım<br />
Senin gibi avcıya fedadır canım<br />
Yeter ki sen benim ol dökülsün kanım<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="483" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/x171esy" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong><em>Rast makamının hareketli canlı, dosdoğru hayale daldıran şarkısı…</em></strong></p>
<p><em>Cümbüş ve klarnetin sesiyle büyülenmiş döne döne dans ediyordum. “<strong>Mavi</strong> “ balonuma sarılmış, başımı onun omzuna yaslamış kırlarda geziyordum. Çimenlerin üzerine sıçrayıp duran Ceylan’dım artık, mutluluktan uçan. Balonumu bana hediye edeni düşünüyordum bir taraftan. Yüreğim sıkışıyordu heyecandan. “<strong>Şehirden gelirken senin için almış</strong>” demişti abim. Ok yaydan fırlamış, benim minicik yüreğimi tam ortasından vurmuştu. Ben yaralı ceylandım artık, bir avcı tarafından vurulan…</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong><em>Saatler gece yarısını çoktan geçmişti… Müzik durmuş, kelimeler susmuş, çocuklar uyumuştu buldukları ilk yerlerde; mışıl mışıl… Anneler onları sırtladıkları gibi yola koyuldular…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir tek “Uzun Mavi Balon”a sarılıp uyuyan çocuk kaldı olduğu yerde. Sabah olup uyandığında, sarılıp uyuduğu balonun patlamış olduğunu göreceğinden habersiz, öylece sessiz öylece masum…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2082</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yağmurda Yanarken Birden Godot</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Jan 2016 06:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Godot]]></category>
		<category><![CDATA[Godot'yu anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1938</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yağmur yağıyordu hissetmiyordu, ağlıyordu, duymuyordu, gelip görmüyordu.  Şimdiyse uzun zamandır ölesiye beklediği ama bunu ona bir türlü söyleyemediği adam işte tam da karşısından ona doğru yürüyordu. &#8221;Ne yapmalı? Koşup sarılsam, yok kendini çok önemli hisseder. Olsun&#8230; Durmalı o gelsin. İlk hamle ondan olmalı, ona göre davranmalı. Neden bu kadar planlı her şey? Oysa isterdim ki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/">Yağmurda Yanarken Birden Godot</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur yağıyordu hissetmiyordu, ağlıyordu, duymuyordu, gelip görmüyordu.  Şimdiyse uzun zamandır ölesiye beklediği ama bunu ona bir türlü söyleyemediği adam işte tam da karşısından ona doğru yürüyordu.</p>
<p>&#8221;Ne yapmalı? Koşup sarılsam, yok kendini çok önemli hisseder. Olsun&#8230; Durmalı o gelsin. İlk hamle ondan olmalı, ona göre davranmalı. Neden bu kadar planlı her şey? Oysa isterdim ki hiç düşünmeden&#8230; Ölüyordum ben ya ölüyordum. Özlemek ne demek biliyor mu acaba o?</p>
<p>Sanrılarımı hala hatırlıyorum. Söyleyemedim hiç ama özledim ben çok özledim. Beni hunharca koyduğun köşemdeyken ben sen hava yolculukları yaptığın için özgür zannettin kendini. Kendi keşmekeşine kapılıp hayatından memnun olduğun olduğunu zannettiğin zamanlardı.</p>
<p>Oysa kafan karışık hayatın sana göre berbattı bana rastladığında. &#8221;Sanki seni daha önceden tanıyormuşum gibi di mi? Hı hı bence de öyle. Ayçiçekleri, birlikte yolculuklar ve bir gün Godot çıktı duvar gibi karşıma. Mesaj belliymiş ama ben çok sonradan anladım.</p>
<p>Hızlı adımlarla yaklaştın bana, sonra koştuğun için özürler diledin. Ben öylece okudum dinledim seni, dingin ve heyecanlıydım… Oysa sen hiç emek sarf etmedin yani hiç emeklemedin. Hep koştun bana gelirken de, giderken de…</p>
<p>Ben neydim çözemedim önce. Bana hoşça kal dedikten sonra anladım. Boşluktum, doldurdum. Sonra başka boşluklar oldu, yetemedim sana zaten sen diğerlerini doldururken öyle bir sıkıştırdın ki beni, bana yer kalmadı.</p>
<p>Sonra hiç sesini duymadım, yüzünü görmedim. Sen bıraktın ben de bıraktım. Şimdi tüm bunlar geçerken aklımdan nasıl koşmalı sana?</p>
<p>Gülümsedin mi? Yoksa telefonda mısın?</p>
<p>İyice yaklaştı adımları içimdeki sıkıntıyla karışmış hisler çarpıntı yaptı ne olabilirdi ki en fazla kalp krizi. Ben de hızlandım ona doğru…</p>
<p>Bir adım kala durduk. Baktık birbirimize baktık baktık hani şu dizi filmlerdeki gibi. Neler geçti aklımdan hatırlamıyorum. Sonra birer adım daha ve sarıldık. &#8221;Özledim&#8221; fısıldadı. Onca gürültünün içinde sanki her şey sustu ve o sesi herkes duydu. Halbuki öyle gizli söyledi ki. Öyle olmalıydı zaten.</p>
<p>Ben de. Gözlerime baktı, alnımdan öptü, gülümsedi ve her zaman olduğu gibi yarım bir öpücük hani bu kadarı yeter dediklerinden.</p>
<p>&#8221;Ararım&#8221; Güldüm suratımda dalgayla karışık kırgın ifadeyle. Omzumdan tuttu bırakmadım ben seni dedi ama o kadar çok ama var ki. Sonra bir yarım öpücük daha.</p>
<p>&#8221;Gitmeliyim şuraya yetişmem lazım&#8221;</p>
<p>&#8220;Peki&#8221;</p>
<p>Gülümsedik ve gitti. Öylece durdum ardıma bakmadım hiç. Oysa o giderken gözden kaybolana kadar izlerdim onu, bakmadım bu kez. Kaldırımın ortasındaydım ve bana çarpa çarpa yürüdü insanlar. Çığlıklar ata ata yağdı yağmur.</p>
<p>Eli omzumda kalmıştı ve ben bu ağırlıkla yağmurda yana yana yoluma devam etmeye Godot&#8217;yu anlamaya mecburdum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/">Yağmurda Yanarken Birden Godot</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yagmurda-yanarken-birden-godot/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1938</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jan 2016 11:09:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[Frida]]></category>
		<category><![CDATA[Frida Kahlo]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1934</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rüzgar ılık ılık esiyor,  bazen nefes almayı güçleştiriyordu. Üzerindeki pikeyi bile istemedi. Kalktı pencereden dışarı baktı, deniz şıpırdıyordu, aldırmadı, içeri dönüp klimayı açtı, içi dışı serinlerdi böylece. Üzerinde,  etrafında hiçbir şey istemiyordu. Oysa hava nasıl olursa olsun sımsıkı sarılıp uyumaz mıydı ona ? Olsun şimdi istemiyordu. Yatağa uzanıp bir şeyler okumaya başladı  arada kısa konuşmalar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/">Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Rüzgar ılık ılık esiyor,  bazen nefes almayı güçleştiriyordu. Üzerindeki pikeyi bile istemedi. Kalktı pencereden dışarı baktı, deniz şıpırdıyordu, aldırmadı, içeri dönüp klimayı açtı, içi dışı serinlerdi böylece. Üzerinde,  etrafında hiçbir şey istemiyordu. Oysa hava nasıl olursa olsun sımsıkı sarılıp uyumaz mıydı ona ? Olsun şimdi istemiyordu. Yatağa uzanıp bir şeyler okumaya başladı  arada kısa konuşmalar yapıyorlardı o kadar. Sinirleniyorlardı birbirlerine belli etmeden. Ne konuştuklarını bile anlamıyorlardı aslında anlatmıyorlardı, sadece kaçıyorlardı gerçek cevaplardan gerçek hikayeden yaşadıkları anları bir hikaye yazarının kurmaca metnine dönüştürmüşlerdi ve bu rahatsız edici hal iç gıcıklıyordu ve sürekli tedirginlik yaşatıyordu.’’ <em>Acaba beni bırakır mı? Yok bana kıyamaz.’’ Öyle bir kıyar ki göreceksin.</em></p>
<p>Yarı çıplak halde uzandı yatağa, klimaya rağmen içi serinlememişti, yalnızca uzun bir uyku istiyordu.’’ İyi geceler. ’’Sırtını döndü, uyumaya çalışıyordu ki ensesinde sıcak bir nefes hissetti. Alkolün etkisidir deyip önemsemedi derken gittikçe sertleşen dokunuşlar başladı. Hayır dedikçe üzerine geliyordu. <em>Allahım çıldırmış olmalıydı. Biz denen şey bu değildi.</em> Biz olduysalar da tam da şimdi yok olmak üzereydiler.<em>’’ Buna katlanabilir miyim?  Yok yok olmaz olmaz.’’</em></p>
<p><figure id="attachment_1936" aria-describedby="caption-attachment-1936" style="width: 225px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku.jpg" rel="attachment wp-att-1936"><img class=" td-modal-image wp-image-1936 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku-225x300.jpg?resize=225%2C300" alt="Nihan Vardar'ın kaleminden &quot;Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku&quot; adlı hikaye." width="225" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/koku.jpg?w=229&amp;ssl=1 229w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1936" class="wp-caption-text">Nihan Vardar&#8217;ın kaleminden &#8220;Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku&#8221; adlı hikaye.</figcaption></figure></p>
<p>Sesini çıkarmadan bekledi. Rüzgar gibi ağladı, deniz gibi damladı ama sesi çıkmadı. Biz olacaklardı sabretmeliydi. Kasıkları morarıncaya dek sabretti.  Artık o istediği uzun uykuyu uyuyabilirdi, uyumadı. Yanında arkasını döner dönmez uyuyan ve horuldamaya başlayan adama dikkatlice baktı. Sessizce kalktı yataktan, banyoya gitti aynaya baktı uzun uzun. Sonra bir an aynanın önündeki tıraş bıçağına ilişti gözü ona da uzun uzun baktı ve eline alıp saçlarını kesmeye başladı bir yandan ağlıyor bir yandan kesiyordu. Upuzun, pırıl pırıl, dümdüz saçları vardı hani onun da çok sevdiği, okşarken kendinden geçtiği. Hani yoktu işte. İşini bitirdi zafer kazanmış bir edayla gülümsedi, cezalandırıyordu onu. Ne demişti’’ Benim de içimde böyle bir hayvan varmış işte yıllardır. Şimdi ortaya çıktı.’’ sonra derin uykuya dalmıştı. Her şey bu kadar basitti. ‘’Bir an, bir eylem ve uyku. Yani yarı ölüm.’’</p>
<p>Sessizce giyindi, otel odasından çıktı. Cırcırböceklerinin sesi ve sincap tıkırtısından başka bir şey duyulmuyordu. İçecek bir şeyler alıp sahildeki şezlonglardan birine oturdu. Ay ışığında seçebildiği kadar etrafında gezinen kedileri görebiliyordu o kadar Bağıra bağıra şarkı söyledi, içti, ağladı.’’ Ne olacaktı şimdi?’’ Her aynaya baktığında bu geceyi hatırlayacaktı…</p>
<p>Yavaş yavaş gün ilk ışıklarını göstermeye başladı alı, moru, yeşili, kuş sesleriyle birlikte aman ne güzel bir sabahtı.  Bir an boşta bulunup elini saçına attı, kısacıktı. Oysa banyonun zeminini kaplıyordu saçları ve kıvrılmış yatan koskocaman  bir kedi kadardı son baktığında.</p>
<p>Güneş gözünü acıtmaya başlamıştı. Etrafı bulanık görüyordu, kalktı, bir an sendeledi derken toparlandı ve yürümeye başladı. İskelenin ucuna geldiğinde dizlerinin üzerine çöktü ve suda kendini gördü. Saçları hiç fena sayılmazdı uzun uzun baktı kendine eliyle bir iki havalandırdı gerçekten iyi görünüyordu. Kendisini seyrederken birden arkasında bir gölge belirdi, o gelmişti. Eğildi sımsıkı sarıldı acıyordu ona oysa acınacak bir hali yoktu. Ona doğru döndü, yüzünü elledi uzun uzun, ezberinde olduğundan farklı gölgeler vardı yüzünde. Neden? Dün geceden beri ne değişmişti? ‘’<em>Biz</em>’’ dedi ‘’<em>dün gece öldük</em>’’ kulağına eğilip.’’ <em>Sen öldürdün’</em>’ ve cebinden çıkardığı tıraş bıçağıyla şah damarını kesti. ‘’<em>İşte yeniden gerçek biz olduk.</em> ‘’fısıldadı. <em>‘’Bir an, bir eylem, tam uyku.’’</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/">Bir An, Bir Eylem, Tam Uyku</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-an-bir-eylem-tam-uyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1934</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jan 2016 17:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[1 Ocak]]></category>
		<category><![CDATA[ABBA]]></category>
		<category><![CDATA[Chiquitita]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kar yağışı]]></category>
		<category><![CDATA[Kibritçi Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Kibritçi Kız masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kız]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[siyah - beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT televizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[Ünol Büyükgönenç]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yışbaşı gecesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikayelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 3 1978 Yılbaşı gecesi… Siyah Beyaz dünyayı renkli balonlarla süslemek hasletiyle geçer yalnızlık hayalleri… “Dışarda kar yağıyor”… Kibritçi kız masalının vebali sanki boynumuzda asılı duran… Cılız alevlerle hayatta kalma direnci bir düş yolcusunun… İncecik masum parmaklarının arasından sıyrılıp kayan yıldız misali… Düşü büyük, kendi küçük bir kızın öyküsü… Ayaza durmuş bedeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/">ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikayelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 3</strong></p>
<p><em>1978 Yılbaşı gecesi… Siyah Beyaz dünyayı renkli balonlarla süslemek hasletiyle </em><em>geçer yalnızlık hayalleri…</em></p>
<h2><strong>“Dışarda kar yağıyor”…</strong></h2>
<h2>Kibritçi kız masalının vebali sanki boynumuzda asılı duran… Cılız alevlerle hayatta kalma direnci bir düş yolcusunun… İncecik masum parmaklarının arasından sıyrılıp kayan yıldız misali… Düşü büyük, kendi küçük bir kızın öyküsü… Ayaza durmuş bedeni buz keserken dışarda, bizden ırak yalnızlığında, bizim içerde yüreklerimiz donuyor… Dönüp gelip avuçlarımıza konuyor fırtına, hep birlikte aynı şarkıyı mırıldanıyor…</h2>
<p><figure id="attachment_1873" aria-describedby="caption-attachment-1873" style="width: 241px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kucuk-kiz.jpg" rel="attachment wp-att-1873"><img class=" td-modal-image wp-image-1873 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kucuk-kiz.jpg?resize=241%2C249" alt="Kibritçi Kız" width="241" height="249" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1873" class="wp-caption-text">Kibritçi Kız</figcaption></figure></p>
<h2><strong>“Dışarda kar yağıyor”…</strong></h2>
<p>Burnumu iyice dayadım cama, göz gözü görmüyor dışarda… Camın buğusunu hissediyorum yanaklarımda, soğuğu çekip içime, elindeki kibritleri yakarak ısınmaya çalışan o acıklı masaldaki kızı düşünüyorum… Benim işte, birden bire…</p>
<p><em>Üzerimde ince bir elbise, ayaklarım çıplak, eve para götürmek zorundayım&#8230; Bu yılbaşı akşamı yiyecek yemeğim, gidecek bir yerim olmadan,&nbsp; elimde satamadığım kibritlerle kala kalmış, köşe başındaki zavallı bir kibritçi kızım</em>…</p>
<p>Yok olmuyor, ne yapsam olmuyor, onun gibi hissedemiyorum, onun yerine koyamıyorum kendimi bir türlü… Her okuyuşumda ağladığım bu masalda, kendime yer bulamıyorum… Evimdeyim, sobamız yanıyor, üstelik yiyecek yemeğimiz de var… Üşümüyorum, aç değilim… Ama mutsuzum… Ama içim acıyor… Ama sessiz, ağlıyorum… Kimse bilmiyor, gözyaşlarım hep içime akıyor…</p>
<p><strong>Dışarda kar yağıyor.<em> “</em>Ünol Büyükgönenç’in şarkısı buna sebep…</strong></p>
<p>Hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz TRT televizyonu, ‘<em>siyah- beyaz’</em> ; tek eğlencemiz… Buradan bakıyoruz biz, neşemiz-kederimiz hep ‘<em>siyah- beyaz’ </em>saatini sabırsızlıkla beklediğimiz… 19.00’dan önce açıyoruz akşamları. Test yayınını izliyoruz, eşlik eden müziği dinliyoruz, görüntü sabit ‘<em>siyah-beyaz’</em>… Olsun, biz dinliyoruz. İstiklal Marşı ile bitiriyoruz… Anıt Kabir’in gönderine bayrak çekilişine bakıyoruz, her gece…</p>
<p><figure id="attachment_1874" aria-describedby="caption-attachment-1874" style="width: 228px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg" rel="attachment wp-att-1874"><img class=" td-modal-image wp-image-1874 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?resize=228%2C142" alt="Bir zamanlar hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz siyah - beyaz TRT televizyonuydu." width="228" height="142" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?w=228&amp;ssl=1 228w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1874" class="wp-caption-text">Bir zamanlar hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz siyah &#8211; beyaz TRT televizyonuydu.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız…</strong></p>
<p>Şarkıdaki <em>“minicik elleriyle üşümüş ayaklarını ovuşturan çocuk”</em>&nbsp; ben değilim. <em>“Gidecek bir yeri olmayan, üşümüş, açıkmış sıcacık bir çörek gibi güneşi düşleyen… Sevilmemiş, bilinmemiş unutulmuş</em>” değilim… Ama ağlıyorum bu yılbaşı akşamı… Bütün çocuklar için… Ve şarkı söylüyorum gizliden…</p>
<p>“ <em>Yıl 1979 onun bundan haberi yok</em>”… &nbsp;Öyle ya bu yıl çocuk yılı, benim yılım… Bizim yılımız… “çocuklar ölmesin” diye,&nbsp;&nbsp; ”şeker de yiyebilsinler” diye… Bombalar patlamasın, mayınlara basmasınlar diye, evsiz kalmasınlar, aç yatmasınlar diye… Kibrit alevinde sönmesin umutları diye, Unisef çocuk yılı ilan etmiş 1979 senesini…&nbsp; Öyleyse bu yıl insanlar ölmeyecek sokaklarda kurşunlardan, okullar kapanmayacak, eğitim- öğretime ara verilmeyecek, geceleri sokağa çıkılacak eskisi gibi korkusuzca… Mahallede top oynayabilecek çocuklar geç vakte kadar… Okul kapılarında polisler nöbet tutmayacak… Bundan böyle çantalarımız aranmayacak girişte… Çünkü ortaokuldayız biz… Her şeyin tam ortasında yani…</p>
<p>Saat ilerliyor, 1979’un gelmesine az bir zaman kaldı… Halit Kıvanç anons ediyor, “şimdi dünya televizyonlarına bağlanıyoruz, birazdan ABBA bizlerle olacak”… Camdan kalkıyorum… En sevdiğim grup… Spiker anons ederken bu yılın çocuk yılı olması nedeniyle, grubun bir tek plak (single) yaptığını ve gelirini de Unisef’e bağışladıklarını söylüyor İngilizce… Ben yapılan tercümeden anlıyorum. Seviniyorum. İçimdeki hüzün yerini umuda bırakıyor. Güzel şeyler olacak yeni yılda, artık inanıyorum buna, filmlerdeki gibi iyiler kazanacak bu yıl da…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/p4QqMKe3rwY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2><strong>Chiquitita</strong></h2>
<p><strong>Chiquitita, tell me what&#8217;s wrong?<br />
You&#8217;re enchained by your own sorrow.<br />
In your eyes there is no hope for tomorrow<br />
How I hate to see you like this.<br />
There is no way you can deny it,<br />
I can see that you&#8217;re, oh, so sad, so quiet&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, tell me the truth!<br />
I&#8217;m a shoulder you can cry on&#8230;<br />
Your best friend, I&#8217;m the one you must rely on,<br />
You were always sure of yourself.<br />
Now I see you&#8217;ve broken a feather,<br />
I hope we can patch it up together&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I know&#8230;<br />
How the heartaches come and they go,<br />
And the scars they&#8217;re leaving.<br />
You&#8217;ll be dancing once again and the pain will end,<br />
You will have no time for grieving&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I cry,<br />
And the sun is still in the sky and shining </strong></p>
<p><strong>above you.<br />
Let me hear you sing once more like you did before!<br />
Sing a new song, Chiquitita!<br />
Try once more like you did before,<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<p><strong>So the walls came tumbling down&#8230;<br />
And your love&#8217;s a blown out candle.&nbsp; </strong></p>
<p><strong>All is gone and it seems too hard to handle!<br />
Chiquitita, tell me the truth!<br />
There is no way you can deny it,<br />
I see that you&#8217;re, oh, so sad, so quiet&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I know&#8230;<br />
How the heartaches come and they go.<br />
And the scars they&#8217;re leaving,<br />
You&#8217;ll be dancing once again and the pain will end,<br />
You will have no time for grieving.</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I cry&#8230;<br />
And the sun is still in the sky and shining </strong></p>
<p><strong>above you.<br />
Let me hear you sing once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita!<br />
Try once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<p><strong>Try once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<h2><strong>Küçük Kız</strong></h2>
<p><strong>Küçük kız, söyle bana sorun ne?<br />
Kendi üzüntünün esiri olmuşsun<br />
Yarın için hiç umut yok gözlerinde<br />
Seni böyle görmekten nefret ediyorum.<br />
Bunu inkâr edemezsin<br />
Çok üzgün, çok mutsuz olduğunu anlayabiliyorum</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, bana doğruyu söyle!<br />
Üzerinde ağlayabileceğin omuz benim&#8230;<br />
En iyi arkadaşın, güvenmen gereken kişiyim.</strong> <strong><br />
Sen hep kendinden emindin,<br />
Şimdi kolun kanadın kırık<br />
Birlikte üstesinden gelebiliriz, umarım.</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben biliyoruz&#8230;<br />
Kalp ağrılarının nasıl gelip gittiğini,<br />
Ve bıraktıkları izleri.<br />
Tekrar dans edeceksin, acın dinecek<br />
Kederlenmek için hiç vaktin olmayacak</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben ağlıyoruz<br />
Ancak güneş hala gökyüzünde ve senin üstünde ışıldıyor<br />
Tekrar şarkı söylediğini duyayım, önceleri, yaptığın gibi<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız<br />
Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p><strong>Duvarlar yıkılıyor<br />
Sevgin sönmüş bir mum<br />
Her şey bitti ve bununla baş etmek zor görünüyor<br />
Küçük kız bana doğruyu söyle<br />
Bunu inkâr edemezsin<br />
Çok üzgün, çok mutsuz olduğunu anlayabiliyorum</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben biliyoruz&#8230;<br />
Kalp ağrılarının nasıl gelip gittiğini,<br />
Ve bıraktıkları izleri.<br />
Tekrar dans edeceksin, acın dinecek<br />
Kederlenmek için hiç vaktin olmayacak</strong></p>
<p><strong>Küçük kız sen ve ben ağlıyoruz<br />
Ancak güneş halen gökyüzünde ve senin üstünde ışıldıyor?<br />
Tekrar şarkı söylediğini duyayım, önceleri yaptığın gibi<br />
Yeni bir şarkı söyle, Küçük kız<br />
Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p><strong>Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p>Hiç kuşkusuz iyi değil İngilizcem söylenenleri anlayacak kadar… Ama müzik öyle umut dolu, öyle kararlı, öyle coşkulu ki, gerek bile duymuyorum anlamaya sözlerini….Yeni yılda yenilenecek bir dünya kuruyorum şimdi, silip gözyaşlarımı uzaklara dalıyorum… İçimin en derin yerinden gülümsüyorum…</p>
<p><strong><em>Otuz sekiz yıl aradan sonra bir başka yılbaşı gecesi, döne döne yağan kara bakarken… Bir kız çocuğu beliriyor gecenin ortasında… Burnunu iyice cama dayamış olan, gülümsüyor… Seviniyorum…</em></strong></p>
<p><strong>*Chiquitita:&nbsp;</strong>İspanyolca’ da Küçük Kız anlamına gelmektedir…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/">ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jan 2016 09:46:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[İnleyen Nağmeler]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[nihavent]]></category>
		<category><![CDATA[pikap]]></category>
		<category><![CDATA[uçurum]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1722</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 2 Yalnızca koca bir boşluk, dipsiz bir karanlık… Uçurum bu mu? Ya ayrılık? Uçurum buysa ya ölüm? Yardan aşağı yârin gölünden yuvarlanmak mı tepetaklak, neresinden gelirse nereye inerse artık? Koşmayın çocuklar, düşeceksiniz alimallah uçurumdan aşağıya… Hem orası karanlık gelin bu tarafta oynayın… Hey! Duyuyor musunuz size söylüyorum? İyi de ben çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/">İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 2 </strong></p>
<p><em>Yalnızca koca bir boşluk, dipsiz bir karanlık… Uçurum bu mu? Ya ayrılık? Uçurum buysa ya ölüm? Yardan aşağı yârin gölünden yuvarlanmak mı tepetaklak, neresinden gelirse nereye inerse artık?</em></p>
<ul>
<li>Koşmayın çocuklar, düşeceksiniz alimallah uçurumdan aşağıya… Hem orası karanlık gelin bu tarafta oynayın… Hey! Duyuyor musunuz size söylüyorum?</li>
</ul>
<p>İyi de ben çok korkuyorum, oynamak istemiyorum ki, buraya gelmek de istememiştim zaten. Evde otursaydık keşke, çekirdek çitlerdik terasta<strong><em>&#8211; </em></strong><em>ben çitleyemiyorum ama olsun yine de<strong>&#8211;</strong></em> radyo dinlerdik, polis radyosunu seviyorum en çok ben, bide meteorolojiyi… Kısa dalgadan başka bir kanal çekmiyor bizim evden. Bütün gün şarkı çalıyor. Camın önüne oturtuyor teyzem beni, sokaktan geçenlere bakıyorum… Hava güzel olunca küçük balkona bile çıkartıyor… Keşke evde olsaydık şimdi…</p>
<ul>
<li>Acıkmadınız mı siz hadi gelin bir şeyler yiyin… Yavaş olun yavaş, masayı devireceksiniz.</li>
<li>Koşturmaktan başka bir şey bilmiyor bu zamaneler…</li>
<li>Ay sorma bacım, bütün gün evdeler ya başım çatlıyor bunların bağırtısından. Akşam olunca iyi ki Erenler tepesine çıkıyoruz, nefes alıyorum biraz. Geçmez bu yaz geceleri başka türlü…</li>
</ul>
<p>Ben yemek yemek de istemiyorum. Acıkmadım ki, yemeyeceğim işte, eve dönmek istiyorum ben. Karanlıktan korkuyorum. Bu çocuklardan da korkuyorum. Geçen gün koşarken çelme takmıştı şuradaki bana. Yüzükoyun kapaklandım yere, dizlerim kanadı. Çok kızdı annem, pantolonum yırtıldı diye…</p>
<ul>
<li>Hadi gel kör ebe oynayacağız, sen ebe olacaksın tamam mı? En küçüğümüz sensin.</li>
<li>Iıgıh…</li>
<li>Hadi gelsene, sen gelmezsen kim ebe olacak başka.</li>
</ul>
<p>Oyun oynamak istemiyorum ben. Hele körebe oynamak hiç… Ebe olmayı hiç mi hiç istemiyorum. Kapatmayacağım işte gözlerimi, sizin o çirkin kokan mendilinizle… Çevremde koşup, gülüyorsunuz alaylı bana. Bir dokunup bir kaçıyorsunuz… Göremiyorum sizi, tutup kollarınızdan yakalayamıyorum. Hep kaçıyorsunuz… Bu oğlan düşürür zaten yine beni, bu sefer döver annem… En iyisi hiç kalkmayayım ben buradan…</p>
<ul>
<li>Gelmiyor değil mi? Korkak o korkak… Karanlıktan korkar o. Gelmezse gelmesin biz oynarız.</li>
<li>Tamam tamam burda otur sen, bibaşına, uçurumun kenarında…</li>
</ul>
<p><em>Uçurum mu? Uçurum bu mu? Uçurumdan uçururlar mı beni? Uçurtmam uçurumdan uçar mı peki? Ben nasıl uçmadan buradan kalkacağım şimdi?</em></p>
<p><em>Akşamdan geceye dönerken gün, ay ışığını bekler yeryüzü, görmek için kendi iç yüzünü… Pikaba bir plak konulur, çıtırtısı duyulur,  iğnenin boşluktaki bir iki atlaması ardından nihayet, nihavent makamında ki şarkı… Zeki Müren’in sesinden… Aşkın o en ince sevincinden… </em></p>
<p><figure id="attachment_1725" aria-describedby="caption-attachment-1725" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg" rel="attachment wp-att-1725"><img class=" td-modal-image wp-image-1725 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Plaktan &quot;İnleyen Nağmeler&quot;i dinlemek ayrı bir keyiftir." width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?w=381&amp;ssl=1 381w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1725" class="wp-caption-text">Plaktan &#8220;İnleyen Nağmeler&#8221;i dinlemek ayrı bir keyiftir.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnleyen nağmeler ruhumu sardı</strong><strong><br />
Bir rûyâ ki orda hep şarkılar vardı<br />
Uçan kuşlar, martılar<br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı</strong></p>
<p><strong>Arzular orada, zevk oradaydı</strong><strong><br />
Bir deniz ki aşk dolu dalgalar vardı<br />
Uçan kuşlar, martılar<br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı</strong></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="474" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/xd4eft" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong><em>Çay bahçesinin ampulleri yandı… </em></strong><strong><em>Renk renk kırmızı, yeşil, mavi, sarı…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_1728" aria-describedby="caption-attachment-1728" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg" rel="attachment wp-att-1728"><img class=" td-modal-image wp-image-1728 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="İstanbul'da çay bahçeleri" width="300" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1728" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;da çay bahçeleri</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnleyen nağmeler ruhumu sardı</strong><em>… Beni alıp rüyalara attı, renkli sinemaskop, eğlenceli… Tıpkı yazlık sinemasındaki gibi… Bizim burada olmayan martılar, yalnızca deniz de mi yaşarlar? Denizin resmini göstermişti bir kez abim. Coğrafya ödevi için kesmişti gazeteden. Renkliydi üstelik… Onun için alınmıştı gazete zaten… </em></p>
<p><em>Masmavi kocaman bir suydu, ortasında bir kule İstanbul ‘un… Orada yaşamalı demişti abim. Anlatmıştı bize uzun uzun… Her şey varmış orada. Bizim buradaki gibi bir tane pastanesi yokmuş. Bir tane okulu, bir tane bakkalı, bir tane hamamı… Orada her şeyler çokmuş. Denizin üstünde giden araçları varmış adına vapur denilen…</em></p>
<p><figure id="attachment_1727" aria-describedby="caption-attachment-1727" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg" rel="attachment wp-att-1727"><img class=" td-modal-image wp-image-1727 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-300x184.jpg?resize=300%2C184" alt="İstanbul'da deniz ve martılar..." width="300" height="184" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg?resize=300%2C184&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg?w=548&amp;ssl=1 548w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1727" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;da deniz ve martılar&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><em>Elektrikle çalışan otobüsleri varmış… Bir varmış bir yokmuş…</em></p>
<p><em> </em>Bizde bir tane otobüs var, şehre giden…</p>
<p><figure id="attachment_1723" aria-describedby="caption-attachment-1723" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg" rel="attachment wp-att-1723"><img class=" td-modal-image wp-image-1723 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Elektrikle çalışan otobüsler." width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1723" class="wp-caption-text">Elektrikle çalışan otobüsler.</figcaption></figure></p>
<p><strong>“İnleyen nağme”</strong> ne demek bilemedim ama bu şarkıyı çok sevdim. Hiç görmediğim İstanbul gibi, martılar gibi, deniz gibi sevdim. Sevindirdi beni, korkmuyorum artık karanlıktan, uçurumdan… Hatta bu çocuklardan… İşte çıkıyor ay yerinden, yükseliyor yavaş yavaş… İçim aydınlanıyor, seviniyorum birden… Gözlerim kapanıyor…</p>
<p><figure id="attachment_1724" aria-describedby="caption-attachment-1724" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg" rel="attachment wp-att-1724"><img class=" td-modal-image wp-image-1724 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece-300x188.jpg?resize=300%2C188" alt="Huzurlu bir uyku için berrak bir gece..." width="300" height="188" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1724" class="wp-caption-text">Huzurlu bir uyku için berrak bir gece&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><strong>Uçan kuşlar, martılar</strong><strong><br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı…</strong></p>
<p><strong>Huzurlu bir uykuya daldı…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/">İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jan 2016 20:57:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bağlama]]></category>
		<category><![CDATA[eviç makamı]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[karlı sabah]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kış sabahı]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[saba makamı]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[seher vakti]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT yurttan sesler korosu]]></category>
		<category><![CDATA[türkü]]></category>
		<category><![CDATA[yurttan sesler korosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1570</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 1- Bir türkü duyuluyor karanlık gecenin aydınlık seherinde… Eviç makamında, yücelerdeki gönüllerin yanık nağmeleriyle nereden geldiği bilinmeyen, ıssızlığın ta içinden… Bağlamanın mütevazı bildik mızraplarına eşlik eden, onunla adeta hemhal olmuş klasik kemençenin hüzünlü ezgisine açıyorum gözlerimi. Rüyamın neresindeyim bilemiyorum, ama karakışın yüzümü yalayan soğuğuna inat, yorganı yüzüme kapatıp gördüğüm rüyayı unutuyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/">Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>-Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 1-</strong></p>
<p><strong><em>Bir türkü duyuluyor karanlık gecenin aydınlık seherinde… Eviç makamında, yücelerdeki gönüllerin yanık nağmeleriyle nereden geldiği bilinmeyen, ıssızlığın ta içinden…</em></strong></p>
<p>Bağlamanın mütevazı bildik mızraplarına eşlik eden, onunla adeta hemhal olmuş klasik kemençenin hüzünlü ezgisine açıyorum gözlerimi. Rüyamın neresindeyim bilemiyorum, ama karakışın yüzümü yalayan soğuğuna inat, yorganı yüzüme kapatıp gördüğüm rüyayı unutuyorum. Yenisini kurabilirim nasılsa… &nbsp;Güzel bir köyü hayal edebilirim mesela… Benim gibi sabahın bu vaktinde uyanmış, hiç bilmediğim ve belki de hiçbir zaman bilemeyeceğim bir hayatı süren bir başka çocuğu düşleyebilirim. Onun annesinin de benim ki gibi, radyoyu uyandırma alarmı olarak seçtiğini düşünebilirim pekâlâ… Ve işte şu anda aynı türküyü dinlediğimizi… Onun da sıcacık yataktan kalkmamak, okula gitmemek için benim gibi düşler kurduğunu, uykuya yenik düştüğünü…</p>
<p><figure id="attachment_1575" aria-describedby="caption-attachment-1575" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg" rel="attachment wp-att-1575"><img class=" td-modal-image wp-image-1575 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="TRT yurttan sesler korosu" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg?w=421&amp;ssl=1 421w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1575" class="wp-caption-text">TRT yurttan sesler korosu</figcaption></figure></p>
<p>TRT yurttan sesler korosunun sesi geliyor hafiften…</p>
<p><strong>Sabahın seherinde ötüyor kuşlar<br />
Balınan yuğrulmuş o sırma saçlar<br />
Kudretten çekilmiş karadır kaşlar<br />
İşte bu gönlümün cananı geldi</strong></p>
<p><strong>Seher vakti keklik çıkar kabana<br />
Sallandıkça püskül değer tabana<br />
Korkarım sevdiğim vara yabana<br />
İşte bu gönlümün cananı geldi</strong></p>
<p><em>Düşüm değişiyor aniden… Bir kız giriyor sahneye esmer güzeli, kaşları kara… Ardından genç, yağız yiğit bir delikanlı tıpkı filmlerdeki gibi… Uzaktan birbirlerine bakışlarında aşk kıvılcımları… Bir mendil düşüyor çağıl akan ırmağa… Delikanlı aldırmadan soğuğa, atlıyor suya, dalıp çıkarıyor mendili, bir çırpıda geliyor güzel kızın yanına, uzatıyor mendili. Kız mahcup, kız yüreği serçe yavrusu gibi pır pır, bir göz atıp gözlerine delikanlının koşarak uzaklaşıyor, yarlardan düşercesine tutkun… Kalakalıyor kızın ardından delikanlı, elinde mendil, gönlüne vurulmuş aşk okuyla, artık sevdalı</em>…</p>
<p><figure id="attachment_1572" aria-describedby="caption-attachment-1572" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg" rel="attachment wp-att-1572"><img class=" td-modal-image wp-image-1572 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Bir kış sabahının hissettirdikleri" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?w=1029&amp;ssl=1 1029w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1572" class="wp-caption-text">Bir kış sabahının hissettirdikleri</figcaption></figure></p>
<p>Annemin sesi, kesiyor hevesimi…</p>
<ul>
<li>Hadi daha kalkmadın mı sen? Geç kalacaksın…</li>
</ul>
<p>Duymazdan geliyorum onu, merak ediyorum ama ben bu masalın sonunu…</p>
<p><em>Bir diğer sahne açılıyor… Kız elinde tepsi, içinde kahve fincanları, köy evinde, misafir ağırlıyor…</em></p>
<p><em>Babası, annesi, tanımadığı kişiler ve bambaşka bir genç… Fincanları bırakıp gidiyor kız, ağlamaklı… Çaresiz yumup gözlerini kendi düşünü kuruyor ve ırmağa atlayan delikanlıyı hayal ediyor. Sadece bir kez görebildiği bu gözlere bırakıyor kendini… Tekrar ırmağa koşup varmak, onu bir kez daha görmek, keklik olup uçmak, yanına gitmek istiyor</em>…</p>
<p><figure id="attachment_1574" aria-describedby="caption-attachment-1574" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg" rel="attachment wp-att-1574"><img class=" td-modal-image wp-image-1574 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi-300x198.jpg?resize=300%2C198" alt="İşte bu gönlünün cananı geldi" width="300" height="198" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1574" class="wp-caption-text">İşte bu gönlünün cananı geldi</figcaption></figure></p>
<p><strong>“İşte bu gönlünün cananı geldi” </strong><em>diyebilmek için…</em></p>
<ul>
<li>Sen hala kalkmadın mı?</li>
</ul>
<p>Bu sefer sertleşen sesle irkiliyorum… Ama diyorum ki kendi kendime, ya kavuşamazlarsa, ya ayrılırlarsa. Ya kızı sevmediği kişiyle evlendirirlerse, içim içime sığmıyor. Ama annem kararlı, başımda beliriyor… Düşüm yarım, kaybolan sevdalar gibi, umutlarım yarım… Türkünün son notaları kulağımda, isteksizce kalkıyorum yataktan.</p>
<p><strong>“İşte bu gönlümün cananı geldi”.</strong></p>
<p><strong><em>&nbsp;Annemin yaktığı soba kadar, üzerinde kaynayan ıhlamur kadar sıcak bir hüzünle uyanıyorum bu sabaha… Kızarmış ekmek kokusundan yanık, ardından okunan sabâ makamındaki içli sabah ezanına…</em></strong></p>
<p>Devamı gelecek&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/YFRzRZcO-_c?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/">Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1570</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pamuk Liman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 Dec 2015 18:29:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatih İstanbullu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yataktan kalktığında henüz alarm çalmamış, ezan okunmamıştı. Vakitli vakitsiz öten bir ilçe horozunun sesine daha beş demeden uyanmıştı. Gençliğine rağmen sanki yorgundu. Her sabah böyle uyanıyordu, başında her gün bir önceki günün sarhoşluğu. Amaçsızlık mıydı? bu, kafası güzelliğin sebebi ya da küsmüşlük müydü eşyaya? bilmiyordu. Silkelendi, kendine geldi, kalktı, elini yüzünü yıkadı, aynanın karşısında yüzüne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/">Pamuk Liman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yataktan kalktığında henüz alarm çalmamış, ezan okunmamıştı. Vakitli vakitsiz öten bir ilçe horozunun sesine daha beş demeden uyanmıştı. Gençliğine rağmen sanki yorgundu. Her sabah böyle uyanıyordu, başında her gün bir önceki günün sarhoşluğu. Amaçsızlık mıydı? bu, kafası güzelliğin sebebi ya da küsmüşlük müydü eşyaya? bilmiyordu. Silkelendi, kendine geldi, kalktı, elini yüzünü yıkadı, aynanın karşısında yüzüne baktı; gözlerinin altı hiç uyumamış gibi şiş ve karanlıktı. Giydiği takıma münâsib bir kravat ararken o kravat şehir oluverdi boğazında; yutkundu; sıkışan nefesine yer açtı, aynada kendiyle baş başa kaldı ve ruhunu saran bu bozgunun ne zaman son bulacağını düşünürken kolundan hiç çıkarmadığı saate bakınca  ders saatinin yaklşatığını anladı.</p>
<p>Kunduralarının bağını bağlayıp sokağa dokunduğunda akrep yedide, yelkovan on ikideydi; okula yürüyerek giderdi, ders yedi kırk beşte başlar; yarım saate yakın yürürdü; elinde evden çıkarken ayılmak için aldığı elması, yola koyuldu. Hava; karanlık sayılırdı, yanından geçen dolmuş patlak egzosuyla kulaklarından haraç kesti,  esnaf, bağrış çağrışa başlamış, laf atmalar, söylenmeler arz-ı endâm etmişti. Caddeden okula doğru yürüyeceği yola geldiğinde esas keşmekeş başladı onun için. Korkuyordu sanki her şeyden, eli çeyrek pozisyon havada birinin elini tutmasını istiyordu hatta alışmadığı hâller kendisine yapışmasın diye bazen başı önde, koşar adım yürüyerek geçiyordu,olup biteni görmezden gelerek. Yine öyle oldu, karşılaşmak istemedi bu cadde üzerinde boş muhabbet tezgâhtarlarıyla, koşar adım yürüyerek geçti; onların kabalıkları, çirkinlikleri üstüne sıçramasın istedi.Onlar, iki üç küfürleşip birbirlerine güldüklerinde hepsinin boğazına dayanası geldi; bu ne âlem diye geçirdi içinden; yine yeniden sus, dedi, kendine, bir yabancı gibi.</p>
<p>Düşünceler içinde okula girdi. Birkaç selâm ardından zil çaldı ve dersliğe geçti. İlk ders felsefe; konu. varlık felsefesi; “idea nedir, gerçek nedir, yok var mıdır? Tabii talebenin böyle şeyleri merak ettiği falan yok, aslında talebe de yok” dedi  kendi kendine. Hadi talebe olamıyorsunuz, bâri öğrenci olmaya gayret gösterin diye ekledi, ama “faydasız” dedi sonra. Derse girdi çıktı, ilginin çok düşük olması değil de dadılık ettiklerinin olması canını sıktı. İkinci ders aynı, üçüncü ders aynı; dördüncü ders psikolojiydi. İnsan davranışlarını neden-sonuç ilişkisine binâen inceleyen ilim; kaçımız insan kalabildik ki diye düşündü koridorda. Akademide, arkadaşlarıyla yaptıkları şakalaşmalar geldi aklına; neymiş efendim; aslında hepimizin bildiği bir şeyi yıllarca araştırıp isim veriyorlarmış, Freud nefse id demiş, vicdana süperego; çocukça bir tebessüm belirdi, orta yolu buldu sınıfa geçti. Günaydın-iyi dersler faslı; kel âlâka, niye söylüyorum ki bunu, dedi, içinden;  öğrencinin neredeyse hiçbirinin yüzüne gün doğmamış ki hepsinin sıfatında iki kuruşluk uyku illeti, bir de esneye esneye şımarıklıkları yok mu? birader dördüncü saat oldu uyanın artık dese, kimse anlamayacak, yine Acem ellerinde Turist Ömer kalacaktı.Sustu yine; öylece anlattı derviş gibi; karşılıksız, dinleyen var yok ne fark eder; göz göze geldiği birkaç öğrenci  anlattıklarını onayladı, zil çaldı, ders bitti.</p>
<p>Ders biter bitmez öğretmenler odasına geçti, arkadaşları vardı ama çok değil, dibi görünsün pek istemezdi, konuşmayı sevmediğinden değil; derine kürek çekmeye herkesin cesareti olmaz diye pek açılmalarını istemezdi kendinde; olası boğulmaları daha en başından önlerdi kendince. Ee bir de konuşupta bir neticeye varamadığı sınıflar bu konuşma meselesini büyük bir dert ederdi başına, konuşsan olmuyor konuşmasan olmaz diye söylenirdi zaman zaman. Aklından geçirdi yine konuşsan olmuyor, konuşmasan olmaz; sorguladı; tüm çekingenliğimin; içime kapanıklığımın, sebebi bu galiba, dedi kendi kendine. Göklerde olmalı insanın hayâlleri öyle sınırsız öyle çocukça;  Boğaziçin&#8217;e salıncak kurardı sıkıldığında; kurdu, sallandı; bir o yana bir bu yana; Galata&#8217;yı balonlara bağladı, etrafında kocaman martılar uçurdu. Uçmalı insan da, olduğu yerde kalmamalı, dedi; öfkesi, elinin tutulmasını istemesi,  bu yüzdendi belli, uçmak istedi; nafile.  Kurduğu hayalden sonra gerçeğe dönünce, dünya daha da küçüldü gözünde, Yahya Kemal&#8217;in, Sessiz Gemi&#8217;sini fısıldadı;  köprüde sallanırken serin, tuz kokulu meltemi içine çekti. Sıkılmışlığı bir parça, geçti.</p>
<p>Öğleden sonra da değişen pek bir şey olmadı. Öğrenciler bu kez yorgundu. Bezgin öğrenciye  yeni şeyler söylemek “marifet iltifata tâbidir” sözü sırrınca  herhangi bir anlam ifade etmiyordu, o da marifet göstermek meselesini sorgulayıp; en azından birkaçına, belki bir şeyler&#8230; zannıyla derslere girdi. Dersler bitti.</p>
<p>Dersler bitti mi gün dönüyordu, hayat başlıyordu. Babasının henüz yedi yaşındayken aldığı;   yıllardır sadece kayışını değiştirerek kullandığı saati; dördü gösteriyordu.</p>
<p>Okuldan usulca çıktı, geldiği yolu yine koşar adım yürüdü ve kitapçıya girdi. Levha; Toprak Kitabevi, diyordu, yine baktı sanki ilk defa görür gibi. Buraya dışarıdan bakıldığında aslında kitabevinden çok kitap eve benziyordu. Etrafı sarmaşıklarla sarılmış, önünde papatyalar, sümbüller, lavantalar açmıştı, nefes alıyordu burası ve sanki o da nefes almaya, tekrar hayata kavuşmaya gelmişti buraya.  Tüm sıkılmaları boşa çıkmış, ne dünyanın hâli ne dersini dinlemeyen öğrenci ne uçmak ne şu ne bu umrunda değil, kafasındaki tüm problemleri silip atmış gibiydi  ya da çiçeklerin yapraklarında bırakmıştı içeri girerken bilinmez ama çok muyluydu burada, yüzünden belliydi.</p>
<p>İçerisi serindi, bir o kadar da sıcak, iyi ama  bu sıcaklıkta neyin nesi, diye geçirdi aklından,  çay suyu kaynıyor, dedi, biraz sevinçli.  Mekanın ayrıntılarını iyice kodlamaya çalıştı zihnine. Küçükce bir yerdi, raflarda alabildiğine kitap hepsi özenle yerleştirilmiş. Kitapların hiç biri satılık değil sadece okunmalık.  Arka bahçeye açılan kapının yanındaki camların önündeki lavantalardan arta kalan  görüntü üç dört masaydı, dışarıda oturacaktı, vazgeçti. Diğer salona geçtiğinde bunca zamandır gelip gitmesine rağmen hiç konuşmadığı Toprak&#8217;ın tek çalışanı sahibesini gördü.  Yine öyle oldu, hiç konuşmadı, kapının arka tarafındaki duvara bitişik masaya oturdu, iki saat geçti, ıhlamurdu çaydı derken, kalktı, rafları gezdi, karşısına daha önce hiç görmediği bir kitap çıktı. Ne kadar çok şeyin adını bilmiyorum burada, dedi. Başı önde, elinde adını bilmediği o kitap, masada oturan hanımefendiye uzattı. Masada oturan, gerçekten bir hanımefendiydi, üstünde altmışlardan kalma her renk balondan rengini almış uzunca bir elbise vardı, yüzü bembeyaz, küçükçe bir ben yanağının üstünde,  elleri öyle kibardı ki pamuk dokunmaya korkardı. Nasıl bir hikâye, dedi kitabı göstererek; biraz kısık. Onay verir şekilde başını salladı o da sessiz. Aklından neler geçti de bir soru daha sormadı. Oturacak yer baktı kendine; salonun ortasındaki siyah, kahverengi deri koltuğa oturdu. Sonra o da geldi, oturdu aynı koltuğa, ikisinin de elinde aynı kitap, birbirlerine baktılar biraz tebessüm ettiler yüzlerinde o eski âlemlerin kızarıklığı. Kitaba daldılar; derin bir yolculuktu bu, rüyada gibiydiler.</p>
<p>Rüyadan ziyade bir kaçış fikriydi sanki  bu onun  için. Tıpkı buraya gelişi gibi. Bir adaydı gördüğü ya da bir limandı gönlünün sığındığı. Kravatını esnettiği sırada gözünde bir şeyler canlandı; bu canlandırmayı kelimeler kurmadı, her şey gerçekti; gördüğü kendisiydi, aynada bu yüzü görmeyeli yirmi sene olmuştu. Yine bir limandaydı ayrılıklar haberleyen. Küçük elleri babasının elinde, her şey yolundaydı; vapur limana yaklaştı, iskele verildi. Ne işimiz var burada, diye, düşündü çocuk; babasının her gidişini, geri döndüğünde son zannederdi. Biz bir yere gitmiyoruz ki, kimse de gelmeyecek? dedi annesine ısrarlı.Yine babasını göndermeye niyetsizdi.  Ama nâfile, babası eğildi, sarıldılar sımsıkı ve oğlunu öptü yanaklarından avuçlarının içinden eli kayıp gitti bir an, annesine baktı ve annesinin yüzünde hüznü farketti. Bakakaldı babasının ardından. Sırtında hep aynı ceketi, atlayışını izledi dünyanın öbür ucuna gittiği koca vapura. (ideası ayrılığa)</p>
<p>Gözünden bir damla yaş geldi ufağın sonra dayanamadı bastı yaygarayı annesi aldı kucağına, hıçkıra hıçkıra ağladı, vapur maharetmiş gibi çaldı düdüğünü. Ayrılığın bacasından, kara  duman karıştı havaya, bir ömür dönüşü olmayacak bu gidişi mıhladı, ana oğulun dünyasına.</p>
<p>Babasının; para kazanma tahliyeli girdiği cezaevinde, dönüşüne yakın, fırtınadan müebbet yediği okyanusta, sandı kendini. Toparlanmak ihtiyacı hissetti. Yirmi yıl öncesinden gelen göz  yaşını sildi. Tekrar kitaba döndü ve sayfanın ıslandığını fark etti, dikkatini topladı dayanamıyor gibiydi, sabretti, kendine geldi. Kitap yeni bir huzuru müjdeliyordu posta pulu olmadan. Eli, yine çeyrek pozisyon yanda,  bu kez bir avuç pamuktan mutlulukla doluydu. Şaşırmıştı, şaşkınlığını gizledi. Yine bir limandı kıyısında olduğu. Kitaptandı bu kez vapur, hâyâlden değil ve  bembeyaz bir rıhtıma yanaşmıştı. Burada o çocuktu inen , yıllar önce binip gittiği uzaklardan kesin dönüş yapmaya niyetli, ama hâlâ buruk. İndiği yerin yollarında yürüdü biraz; yollar topraktan, insanın canını acıtmayan taşsız cinsinden. Havası bir kere nefes alsan gün boyu bir daha nefes almaya gerek kalmayacak kadar berrak. Ormanları sımsıkı ama kimse girmesin diye değil, kardeşlik gibi kenetli ve evlâdını bağrına basacak bir anne gibi şefkâtli.</p>
<p>Sonra, beraber yürüdüler, genişçe bir patikada, ormana girmeye karar verdiler ve usulca merhaba, dediler börtü böcek ahalisine, canlı cansız her yeşile, maviye&#8230; Yaşlı bir ağaç çıktı önlerine, tırmanmaya karar verdiler. Tırmandılar, tırmandılar; geniş, uzunca bir dal buldular ve oturdular; karşılarında tümden bir derya masmavi, alabildiğine, ufku geniş. Güneş; bulutların ardına saklanmış, hafifçe kendini gösterirken, birbirlerinin gözlerinde izlediler yanaştıkları dünyayı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/">Pamuk Liman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pamuk-liman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluğumun Komşulukları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Dec 2015 07:37:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevim Tatlı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tanımaktır anlamanın ilk şartı. Sevmek, anlamaktan sonra gelir. Şimdi sizi çocukluğuma götüreceğim. Yolculuğa hazır mısınız? Bundan kırk yıl önce, çocukluğumun İsmet Paşa Caddesi ve komşumuz Fatma Teyze’nin hikayesi… Kimsesi yok, hayatta bir başına. Eşi Mehmet Amca’dan kalma iki odalı evinde belediyenin üç ayda bir verdiği yoksulluk maaşı ile geçiniyor. Elektriği ve suyu olmayan evinin oturma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/">Çocukluğumun Komşulukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tanımaktır anlamanın ilk şartı. Sevmek, anlamaktan sonra gelir. Şimdi sizi çocukluğuma götüreceğim. Yolculuğa hazır mısınız?</p>
<p>Bundan kırk yıl önce, çocukluğumun İsmet Paşa Caddesi ve komşumuz Fatma Teyze’nin hikayesi…</p>
<p>Kimsesi yok, hayatta bir başına. Eşi Mehmet Amca’dan kalma iki odalı evinde belediyenin üç ayda bir verdiği yoksulluk maaşı ile geçiniyor. Elektriği ve suyu olmayan evinin oturma odasında pirinç bir karyola, pencerenin önüne konmuş yer minderi, küçük odun sobası ve yanında mangalı duruyor. Kandil ışığında geçen uzun kış gecelerini, odun ateşinde pişen kahve eşliğinde yapılan sohbetleri, radyoda dinlediğimiz haberleri, o sıcacık komşulukları şimdilerde bulamamak ne acı.</p>
<p>Annem Fatma Teyze’nin yalnızlığını biraz olsun gidermek için, akşamları onu bize çağırıyor. Çayı sevdiğini biliyoruz ve çaydanlığı hemen ocağa koyuyoruz. İkram yapılırken yanında limon unutulmuyor tabii. Limonlu çay olmazsa olmazı…</p>
<p>O zamanlarda yaşlanmak varmış diyorum günümüzde büyüklere verilen değeri gördükçe. Çaylarımızı yudumlarken sözler dilinden dökülüyor Fatma Teyze’nin: “Bir gün dünyadan göçtüğümde beni unutmayın evlatlarım. Fatma Teyze’nin solan ömrünü, gün görmediğini ve bir masal olduğunu hatırlayın.”</p>
<p>Hatırladıklarım, eski bir zaman aynasından günümüze yansıyanlar. Şimdi Fatma Teyze’nin anısını ben aile içinde yaşatıyorum, çocuğuma anlatıyorum. Sen güzel bir masal olarak hala zihinlerimizdesin Fatma Teyze.</p>
<p><strong>Komşunun küçük kızı</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/">Çocukluğumun Komşulukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuklugumun-komsuluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çiçek Çok Umut</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Dec 2015 15:46:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1382</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hayal kırıklıklarım beynimin kıyısına vuruyor.” Bu sabah 5 dk daha uykusunu uzun tuttum, dışarı çıkma kararımı vermeden önce. Sonra kalktım yataktan. Dağınık bıraktığım yatağa baktım, aynı yataktı. Sonra aynı tuvalette boşalttım bağırsaklarımı, tuvaletten banyoya geçen adımlarım aynıydı ve aynada baktığım surat, o da aynıydı. Çok değil 26 yıldır hayata bakan bir çift gözün altında büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/">Bir Çiçek Çok Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Hayal kırıklıklarım beynimin kıyısına vuruyor.”</strong><br />
Bu sabah 5 dk daha uykusunu uzun tuttum, dışarı çıkma kararımı vermeden önce. Sonra kalktım yataktan. Dağınık bıraktığım yatağa baktım, aynı yataktı. Sonra aynı tuvalette boşalttım bağırsaklarımı, tuvaletten banyoya geçen adımlarım aynıydı ve aynada baktığım surat, o da aynıydı.</p>
<p>Çok değil 26 yıldır hayata bakan bir çift gözün altında büyük ve kemerli bir burun, üst dudağı kapatan geçmişin tek hatırası kalın bir bıyık ve resmin tamamında yuvarlak bir surat&#8230; 26 yılın sonunda ortaya çıkan sonuç bu kadar değil elbet. Ağızdan çıkan her sözcüğün altında yatan yalanı yakalama çabası, güvenin yalnızca Vedat Türkali kitaplarında bir temadan ibaret olduğu inancı ve geçmişe duyulan anlamsız özlemlerle attım kendimi sokağa. Üzerimdeki parkanın ve ayağımda ki postalların her han bir polis kontrolüne yakalanmam için yeterli bir sebep olabileceğini umursamayalı uzun zaman oldu.</p>
<p>Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası ve malum Ankara&#8217;nın Aralık soğukları&#8230; Uzun süre yürüdüm hiç bir şey düşünmemeye çalışarak. Yüzüme vuran aralık rüzgarı o kadar soğuktu ki, dışarı üflediğim kaçak sigaranın dumanı üşüyordu. Üzerindeki yapraklardan soyunmuş çıplak ağaçlar gibi hissettim kendimi.</p>
<p>Evlerin pencerelerine baktım yürürken. Ne kadar çok hayat var birbirinden başka ve habersiz. Anason kokan sofralardaki kadehler bile yalancı birbirlerine.</p>
<p>Ben kafamı kaldırmış en üst kattaki hayallerin pencerelerine bakarken bir anda küçük bir kız çocuğu elinde bir mendille önüme atladı. Azıcık boyu ve mecburiyetine küfreden Türkçesiyle “mendil alır mısın abi” dedi soğuktan pembeleşmiş yanakları titreyerek. Cebimdeki son parayı da ona verdim. Çiçeği uzattı. Çiçeği aldım ve “benden sana küçük bir hediye” diyerek tekrar ona uzattım. Sımsıcak gülerek aldı çiçeği. O gülünce, daha önce hiç çiçek almamış bir çiçek satıcısının heyecanı sardı içimi. “Keşke” dedim adımlarım döverken kaldırım taşlarını, “keşke bir çiçek yetebilseydi küçük esmer bir kızın bakışlarındaki korkuyu ve umutsuzluğu bir an olsun değiştirmeye.” Ardımda küçük bir çiçek satıcısı bırakarak yürümeye devam ettim.</p>
<p>Yolda yürürken hiç bir şey düşünmedim. Evlerin pencerelerine baktım. Kırmızı ışıkta beklerken de hiçbir şey düşünmedim. Okula gidemediği halde “okul harçlığım için abi” diyerek çiçek satmaya çalışan, küçük esmer bir kıza çiçek verirken de öyle yaptım.</p>
<p>Bir süre öylece dolaştım caddede. Yalan!  Hiç bir şey düşünmeden yürüyemiyor insan. O iş öyle olmuyor işte. Düşünmek istemediğin ne varsa bir anda giriveriyor insanın içine. Böyle olur olmaz her şey aynı anda her taraftan…</p>
<p>Beynimin içi iki ülke arasına gerilmiş dikenli bir tel gibi.  Hani böyle Orta Doğu&#8217;dan kaçmış binlerce mülteci beynime girmiş gibi. Hayal kırıklıklarım beynimin kıyısına vuruyor, nasıl olduğunu anlatmaya sözcükler cesaret edemiyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/">Bir Çiçek Çok Umut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cicek-cok-umut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1382</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kirli Çamaşırlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Dec 2015 14:05:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1285</guid>
				<description><![CDATA[<p>O gün Hamit arkadaşıyla birlikte yeni geldiği kasabada bir çamaşırcı bulmak için öğle üzeri evden çıktı. Arkadaşından uzun boylu, biraz sağa doğru eğik ince dudakları ve sakin ifadesiyle yakışıklı olmasa da görünümü, karşısındaki kişiye güven duygusu veriyordu. Öğlen var gücüyle saldıran güneşin altında geniş adımlarla yürüdüler. Bu yanan gök kubbenin altında ter içinde ilerlerken onlardan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/">Kirli Çamaşırlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>O gün Hamit arkadaşıyla birlikte yeni geldiği kasabada bir çamaşırcı bulmak için öğle üzeri evden çıktı. Arkadaşından uzun boylu, biraz sağa doğru eğik ince dudakları ve sakin ifadesiyle yakışıklı olmasa da görünümü, karşısındaki kişiye güven duygusu veriyordu.</p>
<p>Öğlen var gücüyle saldıran güneşin altında geniş adımlarla yürüdüler. Bu yanan gök kubbenin altında ter içinde ilerlerken onlardan ürken 3-5 kaz çirkef çirkef bağrışarak kaçışmışlardı. Boyunlarını ileri doğru uzatmış, kanatlarını açmışlar, uçmak istiyor da sanki birileri onları tuttuğu için uçamıyor ve işte bu yüzden de koşarak kaçıyorlar gibiydiler. Birkaç tombul tavuk da sıcak nedir bilmeyen haylaz çocukların önünde şikayet edercesine çığlıklarla hoplaya zıplaya koşturuyorlardı.</p>
<p>Tozlu geniş köy meydanına geldiklerinde ellerindeki kirli bohçasını gören 9-10 yaşlarındaki kafası tıraşlı bir oğlan çocuğu koşarak yanlarına geldi. Pazarlık sonucu çocuk çamaşırları kapıp gerisin geriye koşarak uzaklaştı. Akşam üzeri gene bu meydandan çamaşırlarını çocuktan alacaklardı. İkisi de bu işten kurtulmanın verdiği rahatlamayla zaman geçirmek için meydanın karşısındaki kahveye yöneldiler.</p>
<p>Kahve, köy meydanında ulu bir meşe ağacının altındaydı. Hemen önündeki küçük alana sadece dört masa koyabilmişlerdi. Meşe ağacı bu dört masayı güneşten korumak istercesine dallarını üzerlerine eğerek oradaki 5-6 adamı nerdeyse gizlemişti. Kendilerine çay ısmarlamak için içeriye girdiler. Tam ortada büyücek bir soba duruyordu. Temizlenmiş, kışın yakılmak üzere duran bu soba, kamyon tekerleklerinin jantlarının üst üste konulup lehimletilerek yapılmıştı. Çayları söyleyip dışarıda oturmak üzere çıktılar. Uzun sürmeden, çaylarını getiren esmer, tıknaz, avurtları çökmüş kahveciye para vermek üzere doğruldular. Ama adam, meşe ağacının gövdesinin yanına dayalı masada oturmuş adamı başıyla belli belirsiz işaret ederek, “Parayı alamam, O ısmarladı”, dedi. Her anındaki sandalyeye de merakla çayı ısmarlayan adamı görmek için yana eğildiler. Adam 55-60 yaşlarında, dik saçlı, esmer biriydi. Bir ayağını yanındaki sandalyeye dayamış, elinde tespih, derin uçurumların karanlığını andıran gözlerini dikmiş dosdoğru onlara bakıyordu. Üç beş adım ötede 1.80’den uzun, geniş alınlı, çekik gece gözlü bir yardımcısı bekliyor, gözünü adamdan ayırmıyordu. Ağa başıyla ‘gel’ işareti yaptı. Yardımcısı adeta yanına uçtu, ağaya doğru eğildi. Ağa dudaklarını kımıldattı bir şeyler söyledi. Adam kafasını sallayarak onlara doğru geldi ve ağanın onları masasına davet ettiğini söyledi. İkisi de “O kim?” diye sordular.</p>
<ul>
<li>O bu bölgenin sahibidir, gelseniz iyi olur, dedi.</li>
</ul>
<p>Sesindeki emredici hava ikisinin de ağanın davetini çevirmemeleri gerektiği duygusunu verdi. Onların geldiğini gören ağanın çatık kaşları yayıldı ve “Hoş geldiniz” dedi. Oturdular. Bir müddet anlamsız ordan buradan sohbet ederken çamaşırcı çocuğun ıslak ama katlanmış çamaşırlarını getirdiğini gördüler. Rahat nefes aldılar. Gideceklerdi. Gelen çocuğa tam para vereceklerken çocuğun uzanmış eli çekiliverdi geriye. Ağa “Anana git, söyle ona bundan sonra her hafta bunları çamaşırları alıp yıkayacaksınız ve para almayacaksınız”, dedi. İkisi de tam itiraz edecekken çocuk kuş olup uçmuştu bile.</p>
<p>Bu sırada ağa ayağa kalktı, diklendi, göğsünü ileriye attı ve hafif aksayarak içeriye gitti. Onun kısa boyu, aksayan ayağı sert görünümünü bozuyordu. Ancak gene de onları ağanın otoritesi tedirgin etmişti.</p>
<p>Ağa döndükten biraz sonra masaya yiyecekler gelmeye başlandı; çiğ köfteler, dönerler, şiş kebaplar… Ve rakı.</p>
<ul>
<li>Biz rakı içmeyelim.</li>
<li>Olmaz içeceksiniz.</li>
</ul>
<p>Emredici ton onları böylece yemeğe başlattı ve ağanın her 15 dakikada bir içeriye girişinde rakı, meşe ağacının köklerini serinletti. Biraz sonra ağa yine içeriye girdiğinde, isminin Abidin olduğunu duydukları yardımcısı gelerek;</p>
<ul>
<li>Eğer rakıyı döktüğünüzü Ökkeş ağam görürse kendisine saygısızlık yapıldığını düşünür, çok kötü olur. Siz bu adamı tanımıyorsunuz. Bu adam bir bağırsa 300 tane silahlı adamı hemen yanında biter.</li>
</ul>
<p>İkisi de içeri giren ağaya bir kez daha baktılar ve “Anladık” dediler. İyice tedirgin olmuşlardı. Kalpleri çarpıyordu. Tek hissettikleri tuzağa düşmüş duygusuydu; Akıllarından bin bir soru geçiyordu; Ağa silah isteyecekti. Yok, ağa silah istemeyecekti, kaçakçılığı için ortam isteyecekti. Hayııırrr&#8230; Araç isteyecekti… İkisinin de aklından hızlı hızlı düşünceler akıyordu. Ağanın adamlarını süzüyorlardı. İkisinin de göz bebekleri hızla hareket ediyordu. Kısa boylu arkadaşı olan Semih, panik noktasına gelmişti. Sıkıntı ve tedirginlikle ikide bir sandalyesine yerleşme hareketleri yapıyordu. Ağa neden ikisini tutuyordu ve kendilerinden ne istiyordu? Ağa ise onlara ciddi gözlerle bakıyor sanki biraz da gülümsüyor gibiydi.</p>
<p>Tüm bu şüpheler akıp giderken yemek yeniyor ve ordan buradan ipe sapa gelmez, önemsiz konularda konuşulmaya devam ediliyordu.</p>
<p>Bu sırada yemek faslı bitmeye yakın yanlarına 60 yaşlarında, üstü başı yırtık pırtık, karnı ağrıyormuş gibi hafif öne eğilmiş bir dilenci yaklaşarak kendini acındırıp, türlü dualar ederek para istemeye yeltendi. Ellerini Ökkeş Ağa’ya doğru uzattı. Ağa dilenciyi görünce hiddetle:</p>
<ul>
<li>Yine mi sen? Geçen sefer bana geldin, ben sana para verdim, karnını doyurdum, seni arabaya bindirip garaja yolladım. Biletini aldım. Arabaya bindirip memleketine yollamadım mı? Ama sen arabadan indin, verdiğim parayı yedin, yine dilenmeye başladın haa? Seni sahtekar yaşlı domuuzzzz… Abidin alın bu adamı bir güzel dövün de aklı başına gelsin.</li>
</ul>
<p>Hamitle arkadaşı korkudan, şaşkınlıktan donakalmışlardı. Bir ağaya, bir de Abidin’in kolları arasında korkudan titreyen, nafile kurtulmak için çırpınarak sürüklenen dilenciye bakıyorlardı. Birden Hamit kendine geldi ve “Aman ağam, adamı bize bağışla bu seferlik. Bırak gitsin zavallı.”, dedi.</p>
<p>Neyse ki ağa hatırlarını kırmadı ve adamı ite kaka, tehditler savurarak defettirdi. Zoraki sohbet devam ederken Ağa ara sıra kalkıp, ağır aksak içeriye gidiyor, 10-15 dakika içeride kalıyordu. Sonra yine gelip sohbete devam ediyordu.</p>
<p>Güneş, yanakları al al olmuş genç kız saflığıyla kızarmış, usul usul süzülerek gidiyordu. Köylülerin tarlada işleri bitmişti. Meydandan tek tük insanlar geçmeye başlamıştı. Yemek faslı bitmiş bol köpüklü kahvelerini yudumluyorlardı. Meydandan geçen  esnaf  bir adam, “Ooooo… Ağam, hoş geldin. Nerelerdesin? Yüzünü gören cennetlik”, diye dalkavukluk etmeğe çalıştı.</p>
<p>Ağa, “Sen kimsin ki yüzümü görünce cennete gidesin?!! Bana niye dalkavukluk ediyorsun hayvan herif!!! Defol, canımı sıkma!!!”, diye adamı azarladı.</p>
<p>Adam, “Affedersin Ağam, kusura bakma!!!”, diyerek adımlarını hızlandırıp uçarcasına uzaklaştı.</p>
<p>İki genç de huzursuzca, tedirginlikleri iyice artarak, sandalyelerinde kıpırdandılar. İkisi de fırlayıp koşa koşa ordan uzaklaşmak istiyorlardı. Ağa, “Akşama bırakmam sizi, beraber olalım.”, diyerek tekrar kalktı, her seferinde olduğu gibi yine ağır aksak topallayarak içeriye gitti. İki gençten kısa boylu olan Semih yersiz, zamansız, “Valla silahım dolu, bir şey olursa mermileri boşaltır beynini kevgire çeviririm gebertirim, hiç dinlemem abi!”, dedi.</p>
<ul>
<li>Saçmalama oğlum, savaşa mı geldik!</li>
</ul>
<p>Ahmet bunu söylerken arkadaşına karşı her ne kadar soğukkanlı ve cesur görünse de aslında onun da endişeden kalbi hızla çarpıyordu. Ağanın içeride olmasını fırsat bilerek ağasından gözünü ayırmayan yardımcısı Abidin’e, “N’olur söyle ağana bizi bıraksın. Bizi ararlar, geç kalmayalım.”, dedi.</p>
<p>On dakika sonra ağa yanlarına geldi.  Abidin:</p>
<ul>
<li>Ağam izin verirseniz bunlar gitsinler, onları bekleyenler vardır.</li>
</ul>
<p>Ağa bunun üzerine, “Öyle mi, tamam. Yarın cumartesi sizi 10’da kahvaltıya bekliyorum. Eğer geleceğinize söz verirseniz sizi bırakırım.”, dedi.</p>
<p>Tabii her ikisi de hemen söz verdiler. Tek amaçları başları belaya girmeden oradan bir an evvel uzaklaşmaktı. Tekin olmayan bu ortamı hemen terk etmek istiyorlardı.</p>
<p>Bu sırada kahvenin pala bıyıklı, hafif aksayan, göbekli sahibine dönerek, “Bunlar her hafta gelecek ve senden harçlıklarını alacaklar.”, dedi. Kahveci kapkara bakışlarını yere indirerek, “Emrin olur ağam.”, dedi.</p>
<p>Böylece ikisi de derin bir nefes alarak oradan ayrılabildiler.</p>
<p>Kısa boylu, sarışın olan Semih, terli yüzünü sıkıntıyla silerek “Ne yapacağız şimdi? Bu adamdan nasıl kurtulacağız? Bizden ne istiyor? Ben yarın gitmem ona göre.”, dedi. Uzun boylu olanı düşünceli düşünceli “Tabii ki gitmeyeceğiz ve bundan kimseye bahsetmeyeceğiz.”, dedi. Gerçekten de geriye döndüklerinde bundan kimseye bahsetmediler.</p>
<p>Ertesi gün, tüm tazeliği ve ışıltısıyla doğan güneş, bir genç kız gibi zarifçe gökyüzüne doğru usulca süzülüp horozların çağrıları eşliğinde dağların arkasından ovaları okşayarak gelmekteydi. Herkes uyanmış, ortalık yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Bu sırada köye doğru tozu dumana katarak gelen siyah bir şavrole göründü. Otomobili ilk Ahmet görmüştü. Gelenin kim olduğunu tahmin etmesi hiç de zor olmadı. İçi ‘cızz’ etti, kalbi çarparak koştu arkadaşına, ağanın geldiğini söyledi. Arkadaşının şaşkınlıktan gözleri kocaman oldu. Panikle, kendisini görmediği, bulamadığı falan yalanını uydurmasını istedi. Ne yapacağını şaşırmış bir halde kıvranıyor ve “Lanet olsun, ne istiyor bizden?”, diye söyleniyordu.</p>
<p>Biraz sonra bir ulak yanlarına koşarak geldi ve amirlerinin ikisini de çağırdıklarını söyledi. İkisinin de yüzü asılmıştı. Üstlerine çeki düzen verip ne düşüneceklerini ve ne ile karşılaşacaklarını bilemeden şaşkın bir halde amirlerinin yanına gittiler ve fiyakalı bir selam verdiler. Amirlerinin karşısına ciddi görünümlü, iyi giyimli tanımadıkları bir adam vardı:</p>
<ul>
<li>Evladım, neden davetli olduğunuzu söylemediniz? Size izin verirdim. Bakın sizi almaya gelmişler.</li>
</ul>
<p>Yarım saat sonra çaresiz otomobile bindiklerinde artık kendilerini iyice kapana kıstırılmış gibi hissediyorlardı. Sarı sıcak bu havada yol bitmek bilmiyordu. Bu ovalık yerde upuzun yolda sadece kendileri vardı. Bir müddet sonra ana yoldan çıkıp dar bir tali yola girdiler. Bu daracık yolun kenarlarında ulu ağaçlar yolun dışarıdan görünmesini engelliyordu. İkisi de arkada oturduğu koltuklardan birbirlerine  ‘nereye gidiyoruz’ dercesine merakla, sessizce baktılar. Sağa sola hızla saparak gittikten sonra birden bire durdular. Şoför, “İnin!”, dedi. İndiler. Otomobilin yanında yan yana durdular. Şoför bu dar yolun karşısındaki üzüm bağını göstererek “Burası benim, yiyin.” dedi. “Haaa” deyip, derin bir soluk alarak yörenin kocaman kapkara üzümlerinden yediler. Sonra şoför “Gidiyoruz.”, dedi. Emir belliydi, bindiler. Yola koyuldular. Kimse konuşmuyordu. Biraz sonra hızla sola saptılar yeni başka bir üzüm bağında durdular.</p>
<p>Gösterişli bir bağ evinin önünde Ağa adamlarıyla onları bekliyordu. Bembeyaz bir gömlek giymiş yakasını açmıştı. Uzun adamlarının yanında oldukça kısa görünüyordu. Ağa “Hoşgeldiniz.” dedikten sonra, bir işi olduğunu yarım saat sonra döneceğini söyleyerek oradan ayrıldı. Ağaçların altında gölgedeki masaya geçtiler. Yanlarından bir dere mırıldanarak akıp gidiyordu. Hakikaten yarım saat sonra Ağa birkaç adamıyla birlikte döndü. Yanlarına geldi, her zaman oturduğu köşesine yerleşti. Hafifçe gülümsedi ve:</p>
<ul>
<li>Siz şimdi merak ediyorsunuzdur. Sizden bir şeyler isteyeceğimi düşünüyorsunuzdur. Hayır, sizden ne mermi, ne silah ne de başka bir şey isteyeceğim. Sizlere ilgi göstermemin, çağırmamın nedeni sadece askerleri sevmemdendir. Başka hiçbir niyetim yok. Endişelenmeyin.</li>
</ul>
<p>Akşam geriye döndüklerinde tüm yaşanılanları, endişelerini anlattıklarında Ağa’nın sırf bu sevgisi yüzünden daha önce de askerler yesin diye bir kamyon bedava portakal ve üzüm gönderdiğini öğrendiler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/">Kirli Çamaşırlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirli-camasirlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1285</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabahattin Ali’nin Öyküsü “Hânende Melek” Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Dec 2015 20:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hilâl Şıvgın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Avni]]></category>
		<category><![CDATA[masumiyet]]></category>
		<category><![CDATA[melek]]></category>
		<category><![CDATA[Türk öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1263</guid>
				<description><![CDATA[<p>Cehennemde Bir Melek Kasabanın kahvesinde bir saz heyetiyle beraber hayatını sürdürmeye çalışan, genç fakat ruhu yaşlanmış bir kadının öyküsünü kaleme almıştır Sabahattin Ali. Melek sesiyle sürdürdüğü geçimini mecbur kaldığında bedeniyle desteklemek zorunda olan bir kadındı. Onun bu zor hayatı, etrafında aç kurt misali bekleyen kalabalıkla daha da zorlaşıyordu. Narin bedeni gibi ince olan sesi de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/">Sabahattin Ali’nin Öyküsü “Hânende Melek” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cehennemde Bir Melek </strong></p>
<p>Kasabanın kahvesinde bir saz heyetiyle beraber hayatını sürdürmeye çalışan, genç fakat ruhu yaşlanmış bir kadının öyküsünü kaleme almıştır Sabahattin Ali. Melek sesiyle sürdürdüğü geçimini mecbur kaldığında bedeniyle desteklemek zorunda olan bir kadındı. Onun bu zor hayatı, etrafında aç kurt misali bekleyen kalabalıkla daha da zorlaşıyordu. Narin bedeni gibi ince olan sesi de bu kargaşada adeta hayatta kalmaya çalışan bir av gibi mücadele ediyor; bazen galip geliyor bazen ise fısıltıya dönüşüp kayboluyordu.</p>
<p><figure id="attachment_1266" aria-describedby="caption-attachment-1266" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg" rel="attachment wp-att-1266"><img class=" td-modal-image wp-image-1266 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali-300x191.jpg?resize=300%2C191" alt="Türk edebiyatının büyük ustası Sabahattin Ali" width="300" height="191" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg?resize=300%2C191&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/sabahattin-ali.jpg?w=470&amp;ssl=1 470w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1266" class="wp-caption-text">Türk edebiyatının büyük ustası Sabahattin Ali</figcaption></figure></p>
<p>Zebânilerle dolu bu cehennemde kanatları kırılmış meleğin asıl kâbusu ise Hüseyin Avni’ydi. Evet, kâbus, hem de nasıl bir kâbus? Siyahlara simsiyahlara bürülü, kirli paçavralar gibi saçılan o bakışlardan Melek, hiçbir şeyden iğrenmediği kadar iğreniyor; kaçmak, kurtulmak istiyordu. Ne var ki bu adam Melek’i kasabaya geldiği günden beri rahat bırakmamış adeta üzerine kara bulut gibi çökmüştü. Melek ondan neden bu kadar iğreniyordu peki? Onu diğerlerinden farklı kılan şey neydi diye düşünürken kahve kapısı aralanıp içeri giren sekiz on yaşlarındaki kız çocuğunun, bu küçük masumiyetin Hüseyin Avni’nin kızı olması yürek burkmaya başlıyordu. Küçük kız babasını çağırıyor, eve dönmesi için ona yalvarıyor lakin karşılığında aldığı azar işitmekten öteye geçmiyordu. Hüseyin Avni ailesinden kurtulmak istiyor ve şiddetle Melek’i arzuluyordu. En sonunda dayanamayıp zorbalıkla onu elde etmek isteyince de, tekmeler ve yumruklarla kapının önüne çuval gibi atılıveriyordu. O küçük masumiyet, babasının başında ağlıyor, ayağa kalkması için yalvarıyordu. Yağmurun soğuttuğu yüzünde süzülen sıcak damlalar Melek’in içini yakıyordu. Tüm benliğiyle iğrendiği adamın bir koluna sırf sıcak damlalar daha fazla akmasın diye girmişti. Garson ve Melek, küçük kızı takip ediyor, çamura bata çıka tıpkı Hüseyin Avni’yi anımsatan o yolda zar zor ilerliyorlardı. O yolda Melek’in aklından kim bilir neler geçiyordu? Kim bilir hangi duygularla yardım ediyordu? Bunu cevabını ararken, onlar Hüseyin Avni’nin evine varmışlardı. Kapıyı açan da karısıydı. Suçlayan gözlerle Melek’e bakıyor, ona “ demek şimdiki de sensin ha” diyerek olanların tüm suçlusuymuş gibi davranıyordu. Gerçekten olanların suçlusu Melek miydi? Kim cehennemde yaşamak isterdi ki? Melek belki de böyle bir hayattan gelmişti. Babası da Hüseyin Avni gibi birisiydi belki. Ondan bu kadar iğrenmesinin, adamın koluna girip eve kadar getirmesinin nedeni bu olamaz mı yani? Onu içinde bulunduğu hayata sürükleyen böyle adamlar olmasa, Melek yaşanan olaydan bu kadar etkilenmeyebilirdi. Hüseyin Avni’nin ona verdiği altın ve takılarla elindeki son birkaç kuruşu da onun karısına ve kızına vermesi adeta bu hayata mecbur bırakılan kendisi gibi küçük kızın da mecbur kalmasını istememesinden kaynaklanmıyorsa ya neyden kaynaklanıyordu?</p>
<p><figure id="attachment_1264" aria-describedby="caption-attachment-1264" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek.jpg" rel="attachment wp-att-1264"><img class=" td-modal-image wp-image-1264 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek-300x160.jpg?resize=300%2C160" alt="Hanende Melek" width="300" height="160" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/hanendemelek.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1264" class="wp-caption-text">Hanende Melek</figcaption></figure></p>
<p>Kendi içinde savaş veriyordu Melek. Hem suçluluk hissediyordu hem de öfke. Her ne kadar böyle bir yaşamı kendisi seçmemiş olsa da suçlu hissediyordu işte. Belki de içinde bulunduğu hayat peşinde başka hayatları da sürüklediğinden ve sürükleyeceğinden. Mecbur kalmış olması veya olmaması bunu değiştirmediği için ruhu acı çekiyor da olabilir. Melek içinde kopan bu fırtınayla beraber, gitmeden önce sırılsıklam olmuş bu çocuğa sımsıkı sarılıyor, bağrına basıyor, onun sıcaklığını yüreğinde hissediyordu. Kim bilir belki de onda kendini görüyor ve kaybettiği çocukluğuna sarılıp, onun masumiyetine sığınıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/">Sabahattin Ali’nin Öyküsü “Hânende Melek” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabahattin-alinin-oykusu-hanende-melek-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1263</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki &#8220;Jonathan&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Dec 2015 15:36:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Handan Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[bestseller]]></category>
		<category><![CDATA[Epsilon]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Livingston]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Martı Jonathan Livingston]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[Püritan]]></category>
		<category><![CDATA[Quaker]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Bach]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1258</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Kış gelmek üzere. Balıkçı tekneleri giderek azalacak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma: senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek.&#8221; Hayalleri, mahalle baskısını aşamayan Jonathanlar yok muydu içimizde? Tıpkı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/">İçimizdeki &#8220;Jonathan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kış gelmek üzere. Balıkçı tekneleri giderek azalacak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma: senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek.&#8221;</p>
<p>Hayalleri, mahalle baskısını aşamayan Jonathanlar yok muydu içimizde? Tıpkı onun aldığı tokat gibi cevapları ailelerimizi bizlere de vermedi mi? Yeteneklerimiz de, hayallerimiz de, potansiyelimiz de bu yanıtların arkasından bakakaldı. Fakat Martı Jonathan Livingston&#8217;ın bize öğretecekleri vardı. Sadece karın doyurmak için martıların kanatlara sahip olmadığı konusunda ısrarcı olması, onu farklı diyarlara kadar sürüklemiş ve kendilerinde kusursuzluğu buldukları &#8220;cennet&#8221;lerinde öğrenmeye açık, sınır tanımayan martılarla karşılaşmıştır. Özgür bireyler olabilecekleri konusunda ikna çabaları sonucu kendi sürüsü tarafından dışlanmışlık ile kendilerini kardeşleri ilan edip, &#8220;Seni daha yükseklere, evine götürmeye geldik.&#8221; diyen martılar arasındaki uçurum kadar farkın kendisi yürek burkucu, tadı ise ekşimtırak.</p>
<p>İlerlemekten başka işi olmayan zamanın sürüklediği Jonathan, artık bir öğretici kıvamını almış halde dönüş yoluna çıkmaya hazırdır. Öğrencilerini ilerlediği yol üzerinden toplaması; hayallerini gerçekleştirmiş bir insanın, kendi toy haline benzetmiş olduğu suretlere ulaşılmaz olanın resmini göstermesinin verdiği haz ile doğru orantılıdır.</p>
<p><figure id="attachment_1259" aria-describedby="caption-attachment-1259" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg" rel="attachment wp-att-1259"><img class=" td-modal-image wp-image-1259 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg?resize=640%2C448" alt="Richard Bach &quot;Martı Jonathan Livingston&quot;" width="640" height="448" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/jonathan-livingston.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1259" class="wp-caption-text">Richard Bach &#8220;Martı Jonathan Livingston&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Usta Jonathan ve öğrencilerinin, sürüleriyle olan yüzleşme anının bir aksiyon filmi edasıyla anlatıldığı sahne tüyler ürpertici olmasıyla küçük dozda gerilim aşılamıştır. Sürü ve özgürlükçülerin arasındaki ilişki; tam anlamıyla 1650&#8217;lerin Amerika&#8217;sındaki Püritanlar ve Quakerların din çatışmasındaki ilişkileri kadar karışıktır. Jonathan Livingston’ın efsanevi bir şekilde yok oluşu da Hogwarts alametleri kadar fantastik haldedir.</p>
<p>Jonathan&#8217;ın ortadan kaybolması ile yetinmeyen yazarımız, ustadan sonra efsanesini yaşatmaya karar vermiştir. Jonathan&#8217;ın martı topluluğuna bıraktığı iz, onun ilah gibi görülmesine sebep olmuştur. Parıldayan, görkemli kanatlarıyla muhteşem uçuşunun imzasını dördüncü bölüme de atmayı başarmıştır.</p>
<p>Şahsın kendini &#8220;gaza getirme&#8221; tabirini satır satır karakterine işleyen Richard Bach, parmağını her kımıldattığı anda insanı kanatsız halde uçuran, sihirli bir eser sunmuştur. Hayal gücünün eski bir ruh olduğuna inanan Bach, içimizde büyüttüğümüz Jonathanların yüreğini okşayan, tek bir martının inancı sayesinde yaşam amaçlarımızın yalnızca tüketim olmadığına muhteşem bir yorum katmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/">İçimizdeki &#8220;Jonathan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icimizdeki-jonathan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1258</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dokunma Bana</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Dec 2015 08:34:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1204</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin altında terleyip duruyordu. Sağına baktı, soluna baktı, bir gölge aradı. Yerdeki otlara baktı, kımıltı bile yoktu. Bir şeyler onu tutuyor gibi gölgeye de gidemiyordu. Belki biraz ilerlerim diye hafifçe yerinde sallandı, çırpındı. O sırada rüzgar hafifçe esti. Olmuyor, olmuyooorr&#8230; Kımıldayamıyordu. Eli kolu bağlanmış gibi durdu. Çirkeflenmeye, huysuzlanmaya başlamıştı. Cır cır böcekleri bağırıp duruyordu. Biri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/">Dokunma Bana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin altında terleyip duruyordu. Sağına baktı, soluna baktı, bir gölge aradı. Yerdeki otlara baktı, kımıltı bile yoktu. Bir şeyler onu tutuyor gibi gölgeye de gidemiyordu. Belki biraz ilerlerim diye hafifçe yerinde sallandı, çırpındı. O sırada rüzgar hafifçe esti.</p>
<p>Olmuyor, olmuyooorr&#8230; Kımıldayamıyordu. Eli kolu bağlanmış gibi durdu. Çirkeflenmeye, huysuzlanmaya başlamıştı.</p>
<p>Cır cır böcekleri bağırıp duruyordu. Biri başlamaya görsün, hepsi koro oluyor sanki kendisiyle dalga geçiyordu. Bu sırada bir arı vızıldaya vızıldaya geldi. Karşısında ona bakarak bir müddet uçtu. Kaşlarını çatıp dik dik arıya baktı. Üstüne konmasını istemiyordu. Arı üstüne konarsa ne yaparım diye düşündü:</p>
<p>&#8211; Tükürürüm. Evet tükürürüm.</p>
<p>Kahretsin bugün de kımıldayamıyordu. Yan gözle onu izleyenlere gizlice baktı. Kendisine merakla alaycı alaycı bakanlara &#8216;Ne var?&#8217; diye kızgınlıkla bağırmayı düşündü. İçin için biliyordu ki onlar da kımıldamak istiyordu, ama belli etmiyorlardı.</p>
<p>Rüzgar biraz daha esmeye başlamıştı. Biraz daha sallandı, çırpındı ama gene kımıldayamadı. Eli kolu bağlanmış esir gibiydi işte!</p>
<p>Sinirle çevresine bakındı. Çocukları gördü, koşturup duruyorlardı vahşi çığlıklar atarak. İnşallah beni görmezler, diye hırladı.</p>
<p>Güneş gittikçe daha yakıcı bir hal almıştı. Susadığını hissetti. Yarabbi, hiç olmazsa biraz nem, ıslaklık bir yerlerden&#8230;  Bakındı. Yok, yok işte!</p>
<p>Gün, gittikçe kabus olmaya başlamıştı. Güneşin sıcaklığı, otların yeşilliği, arılar, kuşlar&#8230; Her şey onu özgür kalması için ayartıyor gibiydi.</p>
<p>Bu sırada çocuklardan küçük olanı ona yaklaştı. Beş yaşın verdiği olanca arsızlığıyla ablasına kendisini göstererek ağlıyordu. Korkuyla küçüğün ablasına baktı. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı ya da öyle hissediyordu.&#8221;Dokunma banaaaaa &#8220;diye bağırası geldi. Az daha&#8221;&#8221; Hanifeeeee &#8220;&#8221;diye evdeki kadını çağıracaktı. Panikle kapıya doğru baktı. Kapı ardına kadar açık, içerinin karanlığını gösteriyordu. Kadının eli bugün çok ağırdı.&#8221;Offf, nerde kaldı şu kadın”, diye düşündü. Neyse ki içerden Hanife çıktı. Elinde kocaman çamaşır sepeti acele acele kendisine doğru geliyordu. Yıkanmış çamaşırları sermek için yaklaşırken büyük kızına tehditkar bir sesle bağırdı:</p>
<p>-Sakın dokunma mandallarıma!</p>
<p>Mandal  rahat bir nefes aldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/">Dokunma Bana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dokunma-bana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1204</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığın Yalın Hali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Dec 2015 13:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Merve Keskin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1201</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yalnızlık… 9 harfin bir araya getirdiği sevdalıların lanetlediği kelime. Yalnızlık deyince aklına ne geliyor? Çok sevdiği bir yazar sormuştu bu soruyu Tuana&#8217;ya.  Belki beklemiyordu bu soruyu, belki de cevabını bilmediği için şaşırmıştı. Gerçekten &#8216;sevgili&#8217; tarafından sevilmeyen biri için ne anlam ifade ederdi ki yalnızlık? O günden beri hep zihnindeydi bu soru. Ne demekti yalnızlık, kimin eksikliğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/">Yalnızlığın Yalın Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık… 9 harfin bir araya getirdiği sevdalıların lanetlediği kelime. Yalnızlık deyince aklına ne geliyor? Çok sevdiği bir yazar sormuştu bu soruyu Tuana&#8217;ya.  Belki beklemiyordu bu soruyu, belki de cevabını bilmediği için şaşırmıştı. Gerçekten &#8216;sevgili&#8217; tarafından sevilmeyen biri için ne anlam ifade ederdi ki yalnızlık? O günden beri hep zihnindeydi bu soru. Ne demekti yalnızlık, kimin eksikliğini hissetmekti onun için? Kimileri için yalnızlık bir çocuğun babasız büyümesiydi, kimisi içinse evladını kaybetmek. Bu düşüncelerden uzaklaşmak istedi hemen Tuana. Onun için yalnızlık zaten olmayan biriydi. Ama var olanları kaybetmek fikri çok korkunçtu.</p>
<p>Sevgiyi, aşkı, sevilmeyi sadece şarkılarda, filmlerde hissetmek çok zor bir duygudur. Hele bir de bir kere sevdiysen daha da zor&#8230; Tuana çok sevmişti belki ama hep tek sevmişti işte. Çok delilik yapmak geldi içinden, bağırmak, herkese anlatmak&#8230; Ama ona anlatamadıktan sonra ne önemi vardı ki? O da çok iyi biliyordu ki en güzeli vazgeçmekti. Ama derler ya ‘bekara karı boşamak kolay’, onunki de tam bu hesaptı. Sevmek çok kolay şey aslında, kıymetini bilirsen eğer. Bir de karşılıklı sevmek var ki tadından yenmez. Böyle durumlarda bitirmek de daha kolaydır. Ortak bir karara varabileceğin biri vardır sonuçta. Baktın ki olmuyor, ‘hoşça kal’ dersin o kelimeye nice küfürler sığdırıp, en nihayetinde bitirirsin. Ama tek başına sevmek öyle değil işte. Senden haberi bile olmayan birine nasıl ‘hoşça kal’ dersin ki? Sen söylersin ama o yine gelir, yanına gelmezse rüyana gelir, orada bulamazsan hayaline gelir, bir türlü kurtulamazsın ondan. Savaşılması gereken kilo problemi değil ki kafanda bitirmekle olsun. Yaşadıkça, hayattan borç bir yaş aldıkça öğreniyorsun ama nihayetinde. Hem büyüyorsun da unutmaya çalışırken. Tuana da büyüdü işte. O büyürken sevgisi de büyüdü içinde, ama bitirmesi gerektiğini de hep biliyordu. &#8216;Tek başına sevda ne kadar taşınır’ dedi kendine bir gün. Sevdası elini atsa uzanacağı kadar yakındaydı ama orada yoktu işte. Kör bir bıçakla kesip attı sevdasını yüreğinden artık. Bir günde olmadı tabi bu, ama mantığı ve kalbi arasında süren 1. sevda yarışını mantığı kazanmıştı savaşı yıllar sonra. Şimdi Tuana gönlünde iki kişilik bir sevdayı taşımayı görüyor rüyalarında. Hayallerinin gerçeğe dönüşeceği günü bekliyor Tuana, kollarını ‘seni bu kadar seviyorum’ anne diyen çocuk gibi açmış bekliyor hem de. Tek başına sevmek değildi artık yalnızlık onun için, kendisiydi sadece, bir de zihnindeki sevda kelimeleri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/">Yalnızlığın Yalın Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yalnizligin-yalin-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1201</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nevzat &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 20:40:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1041</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat epeyce geç olmuştu. &#8220;Artık yavaş yavaş siktir olup gideyim&#8221; diye geçirdi aklından. Masadan destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. O anda eski günleri geldi aklına. Bu kadar çok içtiği zamanlar mutlaka koluna girip yardım eden bir arkadaşı olurdu yanında. Çok uzun zaman önce unuttuğu garip hisler sardı bir anda içini. Eli masanın köşesinde, kıçı sandalyeden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/">Nevzat &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat epeyce geç olmuştu. &#8220;Artık yavaş yavaş siktir olup gideyim&#8221; diye geçirdi aklından. Masadan destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. O anda eski günleri geldi aklına. Bu kadar çok içtiği zamanlar mutlaka koluna girip yardım eden bir arkadaşı olurdu yanında. Çok uzun zaman önce unuttuğu garip hisler sardı bir anda içini. Eli masanın köşesinde, kıçı sandalyeden yukarda öylece durdu ve etrafına baktı bir süre. &#8220;Oysa şimdi, şu anda, hiç kimse yok&#8221; dedi sessizce. Ne zaman gitmişlerdi ki? Neden onu burada bırakmışlardı? Gözleri dolmuş, dudakları ve masaya dayadığı eli titremeye başlamıştı. Titreyen kolu daha fazla dayanamadı, olduğu yere düştü. Hala ayık kalan 2 garson yardım etmek için eğildi, ama Nevzat ağzına gelen en yaratıcı küfürlerle kendisine yaklaşan garsona beceriksizce saldırdı. Yardım edemeyeceklerini anlayan garsonlar Nevzat&#8217;ı etkisiz hale getirip, dışarı atmak için üzerine çullandılar. Nevzat, garsonların üzerine çullanmasıyla kendini yere atıp bağırmaya ve slogan atmaya başladı. &#8220;Bırakın lan faşist köpekler! İiinsanlııııkoonuuruuuişkeenceeyyiiiyeeneeceek!!!  Neye uğradıklarını şaşıran garsonlar daha fazla dayanamayıp Nevzat&#8217;ı kucakladıkları gibi kaldırıma fırlattılar. Nevzat bir süre daha yerde bağırmaya devam etti. Bir an sustu, bacaklarını karnında topladı ve midesinde ne varsa bir anda dışarı attı. Tüm vücudu titremeye başladı, bir yandan üşüyor diğer yandan da kocaman bir ateşin içine atılmışçasına yanıyordu.<br />
Annesi koltuk altına koyduğu termometreyi kontrol ederken bir eliyle de Nevzat&#8217;ın saçlarını okşuyor. Sonra çorba getirmek için mutfağa gidiyor. Nevzat annesini beklerken bir anda odaya kar maskeli polisler dalıyor. Ellerindeki silahlarla vurmaya başlıyorlar ve zorla götürmeye çalışıyorlar. Nevzat, annesine bağırdıkça sesi kendi içinde yankılanıyor ama dışarı çıkamıyor. Karanlık, izbe bir bodrum katında buluyor kendini. Etrafına toplanan ve hiç durmadan kahkaha atan adamlardan biri, elindeki itfaiye hortumunu açıyor ve Nevzat&#8217;ın çıplak vücuduna buz gibi su tazyik ediyor.<br />
Nevzat yattığı kaldırımın üzerinde ağzını kocaman açarak bağıra bağıra ağlamaya başlamıştı. &#8220;Anne… Anneeee… Nerdesin? Çok soğuk. Üşüyorum anne. Niye üstümü örtmüyosun annee&#8230;&#8221;</p>
<p>Nevzat o gecenin sabahında aylardır uyuyormuşçasına uyandı. Uzun zamandır böylesi güzel ve rahat uyumadığını düşündü. Hemen kalkmak istemedi. Biraz daha sarılmak istedi, dizlerinde uyuduğu kadına. Ama rahatsız etmekten de çekindiği için usulca kalktı. Biraz da izledikten sonra keyifle esnedi. Sidik torbasını boşaltmak için tuvalete gitti. Ellerini bol köpükle yıkadıktan sonra mutfağa yöneldi. Çay suyu koydu. Dolaptan kahvaltılık bir şeyler çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Biraz otlu peynir, kurumuş ekmek, geceden demli Keban barajına bağlı ketılda ısıtılmış illegal çay ve tabi ki BİM&#8217;den kamulaştırılmış zeytinin son taneleri. Durup şöyle bir baktı kahvaltıya.  Sofradaki tek yasal ürün ekmekti. &#8220;O da bayat&#8221; dedi düşünceli.  Yo annesine yakışır bir kahvaltı değildi bu. Hemen üzerine paltosunu geçirip markete koştu. Market arabasını olabildiğince hızlı doldurdu. Sucuk, yumurta, &#8220;peynirin en iyisi, en tazesi&#8221; dedi. Sonra &#8220;Ne demek aslan sütü yok&#8221; diye çıkıştı reyon personeline. Aslan sütünü alamamış olmanın stresiyle eve döndü. İçeriye seslendi. &#8220;Günaydın anne!&#8221; Elindeki poşetleri masaya bıraktı. Ve yirmi dakika sonra masada muhteşem bir kahvaltı hazırdı. Salona döndü, &#8220;annecim kahvaltı hazır&#8221; dedi ve bir an durup düşündü. &#8220;Tabi ya, haklısın. Hemen geliyorum&#8221; dedi. Mutfağa döndü. Kahvaltıyı büyük bir tepsinin içine koyup salona getirdi.<br />
Haberleri arkası dönük kulak veren Nevzat sinirle kapattı televizyonu.</p>
<p>Arkasında açık kalan televizyonun sesi geliyordu. &#8220;Ah şu gündüz kuşağı programları&#8221; dedi sitemle. &#8220;kapatayım istersen, ben de izlediğimden değil valla. Sen geldin ya artık açmam. Ama sen izlemek istersen açarım. Neyse seversin sen, açık kalsın, ama sesini kısayım biraz&#8221; dedi. Televizyonun sesini kısarken gülmüştü.</p>
<p>Derken kapı zili çaldı. &#8220;Kim bu densiz&#8221; merakıyla kapıya yöneldi. Gelen okuldan arkadaşı Ahbap&#8217;tı. Ahbap zayıf ve çelimsiz vücudunun üzerinde emanet duran kafasını öne eğmiş ve her an yuvalarından fırlayacakmış gibi bakan gözlerini Nevzatın yüzüne dikmişti. Merak ve sitem karşımı bir ses tonuyla, &#8220;Nerdesin abi sen ya! Öldük meraktan. Çekil kenara&#8221;! Dedi. Nevzatı kenara iterek içeri girerdi. Nevzat ise şaşkın ve boş bakışlarıyla arkadaşını izledi. Bir yandan da &#8220;bu çocuk nasıl yaşıyor&#8221; diye düşünmekten kendini alamadı. Arkadaşını ne zaman görse bu soru geliyordu aklına.  Bir de Ahbap&#8217;ın bıyıklarına şaşırıyordu Nevzat. Küçücük suratının ortasında, dudağının üzerinden fırlamışçasına dökülen ve oldukça bakımlı bir kıl topluluğu. &#8220;Kaç günde uzuyor acaba&#8221; diye düşündü. Hemen sonra arkadaşının sitemli sorularına cevap verdi;</p>
<ul>
<li>Günlerdir mi!</li>
<li>Kafamı buluyorsun lan birde. Hıyar.</li>
<li>Neyin var senin, gözlerinin altı mosmor, rengin bembeyaz? Hasta mısın? Niye haber vermiyorsun? İnsan bir haber vermez mi ya? Bu ne sorumsuzluk? Açmasaydın kapıyı polise gidecektim buradan. Merak ettik, bu çocuk nerde kaç gündür diye!</li>
</ul>
<p>Ahbap, ardı ardına ve aslında cevap beklemediği soruları sorduktan sonra, Nevzatın iyi olduğunu gördüğü için biraz olsun sakinleşmişti. Kapıdan salona doğru uzanan 2 metrelik holü yürürken artık sakinleşen, hatta esprili bir havaya bile bürünen ses tonuyla, &#8220;Kanka haberin var mı la, Yüksel deki Oturan Kadın vardı ya, çalın&#8230;”</p>
<p>Solona giren arkadaşı gördüğü manzara karşısında cümlesini bile tamamlayamadan büyük bir şaşkınlıkla dona kaldı. Salonun tam ortasında, kanepede oturan bir kadın heykeli vardı. Dehşet içinde ve soran gözlerle Nevzata baktı. Gözlerinde korku ve merak vardı. Nevzat heyecanla, &#8220;Ah, özür dilerim. Tanıştırmayı unuttum. Annem&#8221; dedi kanepenin üzerinde oturan, sırtında bir battaniye önünde bir kahvaltı masası duran kadın heykelini göstererek. Sonra arkadaşını annesine tanıştırmak için Ahbap’ı işaret ederek, &#8220;Annecim bu Ahbap. Okuldan arkadaşım. Psikoloji son sınıf öğrencisi. Kendisi de benim gibi okula afla geri dönüş yapmış. Biz de okulda tanıştık.&#8221; dedi. Tekrar arkadaşına dönerek, &#8220;dostum otursana, çay koyayım sana da, rahatına bak olur mu?&#8221; dedi. Ahbap korkudan bembeyaz olmuş suratına;</p>
<ul>
<li>Nevzat sen iyi misin kardeşim, he? Bu heykelin burada ne işi var?</li>
</ul>
<p>Nevzat sinirli ama sinirlerine hakim olmaya çalışan bir edayla;</p>
<ul>
<li>Annem den mi bahsediyorsun?</li>
</ul>
<p>Arkadaşı titreyen sesiyle;</p>
<ul>
<li>Nevzat annen öldü senin.</li>
</ul>
<p>Nevzat sert bir ifadeyle;</p>
<ul>
<li>Terbiyesizleşme Ahbap. Kadının yanında ne biçim konuşuyorsun. Saygısızlık yapmanın alemi yok. Bu şekilde konuşamazsın!</li>
</ul>
<p>Ahbap heykeli işaret ederek;</p>
<ul>
<li>Nevzat bu bir heykel, annen değil. Bu dün gece yüksel caddesinden çalınan heykel. Onu sen çalmışsın Nevzat!</li>
</ul>
<p>Nevzat öfkeyle arkadaşının üzerine yürüyerek;</p>
<ul>
<li>Yeter! Bu şekilde konuşmana izin veremem. Haddi bil!</li>
</ul>
<p>Nevzat&#8217;ın, üzerine geldiğini gören Ahbap eline geçirdiği vazoyla kendisini savunmaya çalışırken bir yandan da yalvaran bir sesle Nevzat&#8217;a durmasını söyledi;</p>
<ul>
<li>Nevzat kendine gel ne olur. Ben arkadaşınım senin. Tamam. Sakin ol ne olur.</li>
</ul>
<p>Nevzat öfke krizine girmişti. Ahbap’ın yakasından tutup sırtını sertçe duvara vurdu ve sıkıştırdı.</p>
<ul>
<li>Arkadaş mı! Sen mi! Bana arkadaşlığın tanımını yapsana. Senin lügatında arkadaşlığın tanımı ne! Ha! Karşılıklı çıkarların giderildiği toplumsal rol mü? Topluma, &#8216;ben bir arkadaşım&#8217; diyebildiğin için mi, ha! Bunun için mi senin arkadaşınım! Yoksa kendini mutlu etmek için samimiyetimi kullanmana izin verdiğim için mi? Yoksa sana her şeyi çok daha iyi yapabildiğin biri olduğunu, hissettirdiğim için mi? Senin gevezeliklerini dinleyip egonu tatmin etmene izin verdiğim için mi! Söylesene pezevenk! Anneme taş diyebilme cüretini sana şu çıkarcı arkadaşlığın mı veriyor ha!</li>
</ul>
<p>Nevzat, Ahbap&#8217;ın gırtlağına sarılıp tüm gücüyle sıkmaya başladı. Ahbap elindeki vazoyla Nevzat&#8217;ın kafasına vurdu, ama Nevzat Ahbap&#8217;tan çok daha kuvvetli olduğu için, alnında küçük bir yara açmaktan başka bir zarar veremedi. Ahbap bir süre sonra direncini yitirdi. Gırtlağına sarıldığı arkadaşının nefes almadığını fark eden Nevzat ellerini Gevşetti ve Ahbap hareketsizce yere yığıldı. Nevzat ise hemen yanındaki sandalyeye yığılırcasına oturdu ve bir sigara yaktı. Bir kaç dakika sonra kapı zili çaldı. Panikle arkadaşının cansız bedenini, heykelin oturduğu kanepenin arkasına sakladı. Sakin olmak için kendini telkin etti ve kapıya yöneldi. Yarı sitemli söylenerek kapı deliğinden baktığında ağzındaki sigarayı düşürecek kadar dehşete kapıldı.</p>
<p>Kapıda zile basan Ahbap’tı. Panikle solona koşup kanepenin arkasını kontrol etti, ama kanepenin arkası boştu. Salona gelişi güzel baktı, ama salonda kanepede oturan heykelden başka kimse yoktu. Bir an olduğu yerde kalakaldı. Elleri titremeye, alın damarları kabarmaya başladı. Kapıda ki, zile ısrarla basmaya devam ediyordu. Kendisini kontrol etmeye çalıştı. Salonun ortasındaki heykele baktı. Biraz olsun sakinleşince gidip kapıyı açtı.<br />
Evet, gelen, sıska vücudunun üzerinde, yarısı bıyık olan bir surat taşıyan Ahbap’tan başkası değildi.</p>
<p>Ahbap, Nevzatı kapıda görür görmez kriz geçirdiğini fark etti;<br />
&#8211; Nevzat, abi iyi misin!</p>
<p>Nevzat, titreyen elleri ve kıpkırmızı olmuş alın damarlarıyla bir şeyler anlatmaya çalıştıysa da başaramadı.  Ahbap, Nevzata sarılarak içeri girdi;</p>
<ul>
<li>Tamam dostum, tamam sakin ol. İlaçlarını almadın, değil mi yine? Neyse tamam, geç içeri, geç otur önce bir.</li>
</ul>
<p>Ahbap, kolunda Nevzat la salona girince gördüğü manzara karşısında neye uğradığını şaşırdı. Kanepenin üzerinde, sırtında battaniye, önünde kahvaltı sofrası olan yaşlı bir kadın heykeli vardı. İç tarafta ise çalışma masasının üzerinde ve etrafında, ortalığa saçılmış bir kağıt yığını vardı. Gördükleri karşısında şaşkına dönen Ahbap, merak, şaşkınlık, acıma ve hatta suçluluk hislerinin tamamını yansıtan bir ses tonuyla &#8220;Nevzat, sen?&#8221; diyebildi sadece Nevzat’a daha sıkı sarılırken.</p>
<p>Hemen onu odasına götürdü. Yatağına uzattı. İlaçlarını bulmak için, panik yapmayan profesyonel bir aceleyle çekmecelerini karıştırdı. Çok geçmeden ilaçları buldu. Su almak için mutfağa koştu. Salonun kapısında durdu ve kanepede oturan heykele baktı. Öylece duruyordu. Hiçbir şeyden haberi yoktu. İlacını içen Nevzat sakinleşmişti. Derin bir uykuya daldı.  Nevzat uykuya dalınca Ahbap, salona döndü. Televizyonda akşam haberleri başlamıştı, belli belirsiz duyulan ses; &#8220;Ankara Kızılay&#8217;da bulunan ünlü Oturan Kadın Heykeli çalındı. Bu sabah işyerlerini açan bölge esnafı, Oturan Kadın Heykelinin yerinde olmadığını görünce polise haber verdi. Olaya bir anlam veremeyen vatandaşlar, hırsızın derhal yakalanmasını istedi&#8221; diyordu. Ahbap, haberi izledikten sonra televizyonu kapattı. Ve bir süre heykele baktı. Gözlerine, yaşlılığını yansıtan yüz çizgilerine baktı. Sonra Yerde duran kağıtları karıştırdı. Daktilodaki kağıdı çıkardı. Okumaya başladı. Şöyle yazıyordu kağıtta;</p>
<p>&#8220;Önce ki gece, bardan karga tulumba dışarı atılan Nevzat, yattığı yerden yağmurun şiddetiyle uyandı. Ama hala kendine gelememişti. Hala ağlıyor, yürümekte zorlanıyordu. Sokakta ondan başka kimsecikler yoktu. Biraz daha yürüdükten sonra yolun kenarında, bankta oturan kadını gördü. Gitti yanına oturdu. &#8220;Küçüktüm, ilkokula gidiyordum hani. 23 Nisan’dı. Beni de koraya almışlardı. Sesim güzeldi o zamanlar. Hoş bana sorsan hala da güzel ya neyse. Tek tip elbise giymemizi istemişlerdi. Çok pahalı değildi elbise, ama bizim paramız yoktu. Biliyordum. Olmasa da olurdu, ama sen gidip almıştın o elbiseyi bana. Sonra okul bahçesinde gördüm seni, herkesin annesi süslenmiş, yeni ve güzel elbiseler giymişti, ama senin üzerinde ki elbiseler aynıydı. İşte o zaman senin üzerinde başka bir elbise hatırlamadığımı fark ettim. Sen o gün bana sarıldığında, ben büyüdüğümü hissettim, biliyor musun? Neden diye sordum, o gün kendime.&#8221; Gözlerini ve burnunu silmeye çalıştı. Ağlıyordu. Sonra birden sarıldı heykele. &#8220;Ben kötü bir şey yapmadım&#8221; dedi ağlayarak. &#8220;Sen gündeliğe gitme istedim. Bütün anneler güzel elbiseler giyebilsin istedim.&#8221;</p>
<p>Neden sonra heykele sarılıp ağladı bir süre. Sonra, &#8220;demek onca zaman buradaydın. Burada, öylece oturup beni bekledin ha. Ama bitti işte bak. Hadi evimize gidelim&#8221; dedi. Ve heykeli yerinden sökerek kucakladı. Evine götürdü. Kanepenin üzerine oturttu. &#8220;Islandık&#8221; dedi gülerek. Gidip havlu getirdi. Önce heykeli kuruladı, sonra aynı havluyla kendi kurulandı. Bir battaniye aldı, önce heykele sardı battaniyeyi, sonra kendisi sarıldı heykele. Nevzat başını heykelin dizlerine koyar koymaz uyudu. Ve uykuya daldığında yüzündeki tebessüm bozulmadı.&#8221;</p>
<p>Saat &#8220;epey geç olmuş dedi&#8221; Nevzat, klavyesinin başında esnerken. &#8220;Bir günü daha sona kavuşturduk. Ya da geceyi sabaha bilemiyorum. Ama bir şeylerin sona erdiği kesin&#8221;. Sandalyesine yaslanıp bir süre hiçbir şey düşünmeden boşluğu baktı. Sonra yorgun ve uykulu elleriyle gözlerini ovuştururken &#8220;gidip yatsam iyi olacak&#8221; dedi.</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/nevzat/">Nevzat öyküsünün ilk bölümünü buradan okuyabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/">Nevzat &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nevzat-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1041</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nevzat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nevzat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nevzat/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 20:29:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şahin İmğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1037</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Çayını karıştırırken çıkan sesin tüm odaya dolmasıdır yalnızlık&#8221;. &#8220;Bahar kokan bahçelerde koşardım, dizlerinin üzerine çöküp açtığın kucağına. Bahar kokardı kucağın. Ellerin saçlarımı dolaştığında hemen kapanırdı gözlerim. Kirpiklerimden öperdin. Ne zaman büyümüştüm bu kadar, değil mi? Hiç büyümemiştim aslında. Sadece boyumdan büyük işlere kalkışmıştım. Güzel şeyler. Hepsi bu. Oysa zaman ne çabuk akıp geçmiş önümüzden. Ben [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat/">Nevzat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Çayını karıştırırken çıkan sesin tüm odaya dolmasıdır yalnızlık&#8221;.</strong></p>
<p><em>&#8220;Bahar kokan bahçelerde koşardım, dizlerinin üzerine çöküp açtığın kucağına. Bahar kokardı kucağın. Ellerin saçlarımı dolaştığında hemen kapanırdı gözlerim. Kirpiklerimden öperdin. Ne zaman büyümüştüm bu kadar, değil mi? Hiç büyümemiştim aslında. Sadece boyumdan büyük işlere kalkışmıştım. Güzel şeyler. Hepsi bu. Oysa zaman ne çabuk akıp geçmiş önümüzden. Ben büyüyemedim. Sen yine gelsen öpsen kirpiklerimden&#8221;.<strong><br />
</strong></em></p>
<p>Nevzat kırk yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Orta boylu, yuvarlak suratlı, dışarıdan bakıldığında ekstra bir özelliği olmayan standart bir kırk yaş erkeği. Belki bir kaç yaş büyük gösteriyor olabilir, ancak yakından bakıldığında daha gençlik döneminden orta yaşa geçmeyi dahi başaramamışken, sadece orta yaş bunalımından çıkmaya cesareti olmayanların ve bu yaşa geç kalanların sıkışıp kaldığı bir yaşam aralığındaydı. Yani durum standartların biraz daha dışındaydı.</p>
<p>Bu durum Nevzat&#8217;ı korkutuyordu. Aslında Nevzat, muntazaman korkuyordu. Mesela merdiven boşluğundan gelen ayak seslerinden korkuyordu. Merdiven boşluklarında yankılanan adım sesleri ve hatta merdiven boşluklarının kendisi Nevzatı ürkütüyordu. Sonra, herhangi bir derin sessizlik de onu korkutuyordu. Bu yüzden televizyonu sürekli açık bırakıyordu.</p>
<p>Bir de son zamanlarda yaş meselesi kafasını kurcalamaya başlamıştı. Çok gereği varmış gibi bir de kırk yaşına girmişti. Bu yıl ilk kez çılgın bir yaş günü partisi yapmaktan vazgeçti. Partileri çılgın yapan hiç kimsenin davet edilmeyişiydi tabi ki. Ama Nevzat için önemli olan bu değildi. Nevzat&#8217;ın kafasını kurcalayan yeni ve asıl mesele, kaybedilen bir yıl için duyulan sevincin anlamsızlığıydı; &#8220;İnsan yeni bir yaşa girmez, bir yeni yaştan çıkar&#8221; diye düşünürdü. &#8220;Ömürden kaybedilen ve büyük ihtimalle de boşa geçirilmiş bir yıl için neden kutlama yapılır ki?&#8221; Nevzat, bazen kafasının bir pinpon topu gibi çalıştığını düşünürdü. Sürekli bir raketten diğerine, belli bir rotası olmaksızın gidip gelen bir kafa. Bazen &#8216;ne yemek yesem&#8217; diye düşünmeye başlayıp, Urfa kebabının, Urfa’nın etrafında ki dumanlı dağlarla ilişkisini düşünürken bulur kendini.</p>
<p>“E Urfa’nın etrafından dağ yoktur ki, neden başı dumanlı dağ türküsü yakılır, etrafında dağ olmayan bir yer için. ‘Huzur evi’ mesela.İnsanın huzur bulmadığı yer zaten evi olamaz ki. Ya da ‘ana okulu’, yahu beş yaşında ki çocuğun yeri anasının yanıdır. O yaştaki bir çocuğun okulu da anasıdır. Ananın olmadığı yer nasıl ana okulu olur. ‘Adalet sarayı’ üstelik en büyüğü. Neyin eksiği varsa, onun sıfatı oluyor galiba”.</p>
<p>Nevzat uzun zamandır yalnız yaşıyordu. İnsanlara olan güvenini yitirmişti. Bu yüzden yalnız yaşıyordu. Aslına bakarsanız yalnızlığına &#8220;bu yüzden&#8221;lerle başlayan gerekçeler aramıyordu. Nevzat herhangi birşey aramayalı çok uzun zaman olmuştu. Mesela arkadaş aramıyordu, aile aramıyordu, aşk aramıyordu, para aramıyordu.</p>
<p>Sabah erken kalkmasını gerektirecek bir işi yoktu. Sabah erken kalkmak kadar kötü birşey de yoktu. Nevzat öğlene kadar uyuyordu ve bundan büyük keyif alıyordu. Keyif aldığı bir diğer şey de, öğlen kahvaltısından sonra izlediği gündüz kuşağı dizileriydi. Bu saçma sapan konuları aramak, bulmak ve üstene üstün birde program çekmek, gerçekten özel bir çaba ve başarı isteyen bir iş olmalıydı.</p>
<p>&#8220;Hadi be! Kim demiş? Tamam, belki oyunculuklar, hiç bilgimiz olmamasına rağmen bizim bile fark edeceğimiz kadar kötü olabilir, ama 100 hatta 200 küsür bölüm çekilen bir dizi, bu cüreti gösterebiliyorsa, güvendiği bir izleyici kitlesi de var demek ki. Değil mi ama? Öf! Bir bitmediniz be! Ne ilgisi var? Hepiniz baktığınızı görüyor musunuz sanki? Bakmak için bakmaya değer herhangi bir şeye ihtiyacımız mı var sanki? En azından ben, görmekten vazgeçeli çok uzun zaman oldu. Bakmak kadar keyifli ne olabilir ki? Oysa görmek, acı veriyor. Görmek önce düşünmeni sonra da hareket etmeni emrediyor&#8221;.</p>
<p>Nevzat, güneş battıktan, akşam olduktan sonra hem bir şeyler atıştırmak hem de hava almak için küçük gezintilere çıkıyordu. Ama bu gezintiler bazen öyle bir hal alıyordu ki, eve geldiğinde ya farkında olmadan saatlerce yürüdüğü için yorgunluktan bitap düşmüş oluyor, ya da birilerine kafa tuttuğu için dayak yemekten yorgun düşmüş oluyordu. Çünkü Nevzat çoğu zaman gördükleri hakkında konuşuyordu.</p>
<p>&#8220;Ne saçma bir kıyafet! Bir insan nasıl bu kadar kötü giyinebilir. Hayır. Kıyafete önem veren biri değilim tabi ki. Sadece bu kadar özenle giyinip, süslenip, hele ki bir kadın olarak, hele ki mavi gibi harika bir rengin içine nasıl edilebildiğini anlayamıyorum. Sıçtım mavisinin hiç bu kadar asil olabileceğini sanmıyorum. Bok sarısı hiç bu kadar zade olmamıştır. Oysa maviye sorsanız kim bilir ne düşünür sıçmak fiiliyle aynı cümlede, üstelik tamlanan konumunda kullanılmaktan. Ya şu ayaklara ne demeli? Bu ayaklarla yürümek bir işkence olmalı. Hanımefendinin, vücudunun altında başka bir organizma var adeta. İnsanın böyle ayakları olsa sohbet edecek arkadaşa ihtiyaç duymaz.</p>
<p>Bana ne mi? Bir insan niye bu kadar süslenir? Diğerlerinin kendisi hakkında düşünmesi için tabi ki. Bende bir diğeri değil miyim? Tabi ki öyleyim. Hepimiz birer diğeri değil miyiz? Tabi ki öyleyiz. Ve toplum olarak yaşamak zorunda olduğumuz için diğerinin ne düşündüğüne göre giyinir, ona göre yaşarız. Of! İnsan bu kadar büyük ayaklı kadınları olan bir şehirde neden yaşar ki? Ya Tanrıya ne demeli! Bu kadar büyük ayakları olan bir kadın yaratmakta nasıl bir kutsal gaye olabilir ki?&#8221;</p>
<p>Eve geldiğinde kendisini o kadar yorgun hissediyordu ki hemen bir duş alıp yıkanmayı düşündü. Öyle de yaptı. Sonra yine her zaman ki gibi klavyesinin başına geçti. O gün yaptıklarını, yaşadıklarını ve düşündüklerini uzun uzun yazdı. Her gece sabaha karşı uyumadan önce saatlerce yazıyordu Nevzat. Bazen ne yazdığını bilmiyordu bile. Yazacak bir şey bulamadığında kafasını kaldırıp karşısındaki duvarı yazıyordu. Bir kere kullandığı daktiloyu, daktilonun tuşlarını yazdı. Sonra daktilonun tuşlarına basmak için kullandığı parmaklarını, parmaklarını kullanabilmek için ihtiyaç duyduğu gücü yazdı. Nevzat her gece rahat uyumak için, sidik torbasını boşaltmaya gitmeden önce, içinde biriken her şeyi ruhunun gideri dediği klavyesine ve kağıda boşatıyordu. Bunu yapmadığı zamanlar kabuslarla uyanıyor, gözüne bir damla uyku girmiyordu.</p>
<p>Dün yine o gecelerden birini yaşadı. Nevzat gece hiç uyuyamadı. Oysa sabah sobayı yakmak için kullanacağı bir sürü kağıt çıkmıştı yine klavyesinden. Geceden bu yana saatlerce yazmış, ruhunda ve beyninde biriken ne varsa hepsini dökmüştü ruhunun gider borusuna. Ama anlamsız bir şekilde uyuyamıyordu. Kısa dalışlarında da kabuslar görüyor, kan ter içinde uyanıyordu. Önce çok önemsemedi bu durumu, ama sonra ki gece de aynı şeyi yaşayınca durumun ciddiyetini anladı. Uykusuz geceler Nevzat için birer işkence olmaya başlamıştı. Çünkü önceki gecelerin biriken uykusuzlukları yazmasını güçleştiriyor, yazamayınca da ruhunda biriken acılar, gökyüzüne kara bulutları, yeryüzüne depremleri topluyor, pabucu tersten giydirilmiş bir şeytana intikam yeminleri ettiriyor, karanlıkta, askıda asılı masum bir kemer dev bir yılan olup boynuna sarılıyordu.</p>
<p>Yeteerrrr!!!</p>
<p>&#8220;Oysa aşk! Başka ne olsundu hayatın mazereti ?&#8221;</p>
<p>Uzun süre düşündükten sonra profesyonel bir destek almaya karar verdi. Gerçi bir psikoloğu profesyonel yapan okuduğu kitaplardan başka ne olabilir? Yo hayır, okuduğu kitaplar değil, insanı herhangi bir konuda yetkin kılabilecek olan okuduğu kitaplar değildir. Kendisini aşıp, başkasına yardım edebilecek düzeye erişmesini sağlayan her şeydir. Mesela çocukken kırdığı camlardır ya da lise de sevdiği kıza açılamaması, üniversite de katıldığı öğrenci protestoları ya da herkesin ‘ak’ dediğine ‘kara’ diyebilecek cesaretin kendisidir. Evet, insan yaşadıklarının tümüyle ancak kendisinden bir adım öteye geçebilir?&#8221; bir süre düşündükten sonra, &#8220;Tam olarak bu da değil aslında. Yani bu yetkinlik resmi bir belgeden kaynaklanıyor olabilir tabi. Ama bir resmi belge insanı iyi eder mi? Edecek olsa bile resmi bir iyileşme ne kadar mantıklı, yani ne kadar iyileşme olabilir?&#8221; kalkıp bir kaç tur volta attı. Sonra, bu konuyu daha sonra düşünmek üzere erteledi. Ve kısa bir araştırmanın ardından kendisini, Prof. Dr. Ruha HUZURVEREN&#8217;in muayenehanesinde, doktorun kendisini terapi için çağırmasını beklerken buldu. Doktorun kendisini çağırmasını beklerken bir an durdu ve &#8220;ne işim var benim burada&#8221; diye düşündü? Ne zamandan beri sorunlarını başkalarından yardım alarak çözmeye başlamıştı? Üstelik profesyonel bir ruh terbiyecisinden. Ona ne anlatabilirdi ki? Bir insan, bir başkasına kendisini ne kadar açabilir? Ya da bir insan, diğerini gerçekten ne kadar anlayabilir? &#8220;Neyse ya. Abuk sabuk bir kaç cümle söylerim, o da beni anladığını ve hafif bir depresyon yaşadığımı söyler. Sonra bir antideprasan yazar. Seans ücretini cukkasına indirir. Böylece herkes alacağını almış olur.&#8221; Tam, çıkarken parayı komidinin üzerine koymanın ne kadar eğlenceli olabileceğini düşünürken, Prof. Dr. Ruha HUZURVEREN&#8217;in asistanı Bayan&#8230; Hayır! Çok özür dilerim. Kendisi beni 2 kez ikaz etmesine rağmen, hala kendisine &#8216;Bayan&#8217; diye hitap ediyorum. Tanrım ne kadar erilim! Ruha EZİYETVEREN hanım efendi, kalın çerçeveli gözlüğünün ardından bakarak, doktorun kendisini beklediğini söyledi. Nevzat, Bayan Ruha EZİYETVEREN&#8217;ni, birazdan kalemle tutturduğu topuzunu seksi bir baş hareketiyle savurup, özgür kalan saçları yüzüne çarparken, diliyle üst dudağının sağ iç kısmını yaladığını ve kendisini bu şekilde odaya çağırdığını düşündü. Bu, kapı eşiğine denk gelen anlık rüya, doktorun kendisini karşılamak için elini uzatmasıyla son buldu. Nevzat bu rüyadan çıkıp karşısındaki top sakallı, oldukça zayıf ve çelimsiz adama odaklanmakta zorluk yaşadı. Doktorun &#8220;Merhaba, hoşgeldiniz&#8221; gibi sözlerine bir süre cevap veremeden, doktorun &#8220;bu adam nasıl yaşıyor&#8221; dedirtecek kadar zayıf olan bedenini, sivri burnunun hemen altından adeta fışkıran Nietzsche bıyığına ve çenesini olduğundan 3 kat daha dolgun gösteren sakalına uzun uzun bakmaktan kendini alamadı. Neredeyse, &#8220;Tanrım! Bu adam çok komik&#8221; diye bir kahkaha patlatacaktı ki kendini zorla frenledi.  Bu garip yaratığı zihninde kalan son kalın gözlüklü asistan imgesiyle karıştırıp yok ettikten sonra &#8220;Hoş bulduk&#8221; diyebildi.</p>
<p>Doktor, yuvalarından fırlamak üzere olan gözlerini sakladığı, kocaman gözlüğün ardından bakarak, &#8220;Evet, Nevzat Bey. Nasılsınız bakalım?&#8221; dedi.</p>
<p>Nevzat içinden, &#8220;Nasıl mıyım? Ben bunca yolu, vakti ve tabi ki parayı senin bana nasıl olduğumu sorman için mi harcıyorum! Seni modern dünyanın hastalıklı ruh terbiyecisi!&#8221; diye bağırdığını düşünüp, burnunun ortasına koca bir yumruk geçirdiğini hayal ettikten sonra, &#8220;İyiyim. Yani. Aslında değilim. Kendimi iyi hissediyor olsam burada olmazdım, diye düşünüyorum&#8221; dedi. Ve devam etti, &#8220;Peki siz nasılsınız? Birazdan kemiklerinizin üzerindeki son deri tabakasıyla birlikte düşmenizden korkuyorum açıkçası?</p>
<p>Doktor içten bir kahkaha attıktan sonra, &#8220;Çok özür dilerim. Aslında zayıf bedenimle ilgili benzer çok fazla söz işittim, ama sizin şakasınız gerçekten çok iyiydi. Merak etmeyin kendimi bildim bileli böyleyim. Ve şu gördüğünüz çelimsiz vücut, koca bir öküzü devirdikten sonra onu afiyetle öğütebilir. Bundan şüpheniz olmasın.&#8221; dedi.</p>
<p>Nevzat &#8220;şaka yapmamıştım ki&#8221; diye iç geçirdikten sonra, &#8220;Buna sevindim&#8221; dedi ve &#8216;artık başla bakalım ruh hastası&#8217; dercesine gözlerini doktorun üzerine dikti.</p>
<p>Doktor söze kendisinin değil Nevzat&#8217;ın başlaması gerektiğini söyleyen bakışlarla karşılık verince Nevzat;</p>
<ul>
<li>Evet, benim şikayetim şu, başım, başım çok ağrıyor. Beynimin içinde kocaman bir parti var sanki. Tepinenler, sevişenler, bağıranlar. Beynim patlamak üzere doktor.</li>
<li>Bunun için bir beyin doktoruna gitmeyi denediniz değil mi?</li>
<li>Elbette doktor. Tabi ki başım ağrımaya başlayınca, önce basit ağrı kesici haplar aldım, yürüyüş yaptım, duş aldım, uyumaya çalıştım ama uykusuzlukta ortaya çıkınca doktora başvurmaya karar verdim. Doktorumun dediğine göre, vücudumun, basit kireçlenme, mide ülseri, böbrek taşı ve aşırı alkolden yıpranmış bir karaciğerin dışında hiç bir sorunu yokmuş. Ve beni, bu haliyle bile en az 20 yıl daha bu dünyada tutabilirmiş. Ama 20 yıldan sonrası için tekrar muayene etmesi gerekiyormuş. Tabi ki sarhoşken araba kullanmaz ya da birileri tarafında öldüresiye dövülmez ya da yürümek için kaldırım yerine yolun ortasını kullanmaktan vazgeçmezsem. Ve tabi ki intihar etmezsem. Evet, bu koşullar altında 20 yıl daha buralardayım.</li>
<li>Ve sonra doktorunuz sorunun psikolojik bir boyutunun olabileceğini söyledi ve sizi bir psikoloğa görünmeniz konusunda telkinledi. Öyle mi?</li>
<li>Bravo doktor. Bedeninizin vitamini beyniniz çalıyor olmalı.</li>
<li>Lütfen, burada konuştuklarımızın kesinlikle bu odada, odanın içinde ve ikimizin dışına çıkmayacağını belirtmeme izin verin. Bu etik bir konu olmakla birlikte yasalarca da güvence altına alınmıştır. Yani demek istediğim bana anlatmak istediğiniz her şeyi anlatabilirsiniz. Hatta sizi daya iyi anlayabilmem için fazla özel konuları da konuşmamız gerekebilir.</li>
<li>Bu konuda şüphem yok doktor. Yani aslında aramızda kalmasını gerekli kılacak kadar özel bir hayatım yok. Bu yüzden bu konuda rahat olduğumu bilmenizi isterim. Beni asıl kaygılandıran şey, beni nasıl ve ne kadar anlayabileceğiniz konusu. Ve tabi ki beni nasıl tedavi edeceğiniz.</li>
<li>Yo hayır Nevzat Bey. Sizi tedavi falan etmeyeceğim. Yani hasta olduğunuzu düşünüyorsanız size ben yardım edemem zaten. Ben sadece, sizi anlamaya çalışacağım. Bir sohbet gibi düşünün. Daha sonra birlikte sorununuz ya da sorunlarınız hakkında çözüm önerileri düşüneceğiz. Yani eğer sizin farklı bir öneriniz yoksa benim planladığım görüşme bu şekilde olacak.</li>
</ul>
<p>Nevzat bir süre sessiz kaldıktan sonra görüşmenin tahmin ettiğinden daha ilginç olacağını düşündü.</p>
<ul>
<li>Yo benim bir önerim yok. Olsaydı uygulardım herhalde. Yalnız yönteminiz bana, yalnız ve asosyal bir tanı koymuşsunuz gibi geldi.</li>
<li>Hayır, henüz bir tanı koymadım. Lütfen rahat olun. Çok gergin görünüyorsunuz. Sadece sohbet edelim istiyorum, hatta sizin istediğiniz bir konudan konuşalım olur mu?</li>
<li>İşler nasıl? Ne tür hastalar geliyor çoğunlukla? Yorucu bir iş olmalı? Tanrım, yüzlerce insan, yüzlerce deli, yüzlerce sorun. Bu katlanılmaz bir şey. Nasıl başarıyorsunuz?</li>
</ul>
<p>Doktor sıkıldığını belli eden bir hareketle ama nazik olmaya çalışarak,</p>
<ul>
<li>Zor bir iş tabi, her meslek gibi. Benim işim bu. İnsanlara yardım etmeyi seviyorum. Ama daha çok sizin hakkınızda konuşmayı tercih ederim. Daha sonra benden de konuşabiliriz tabi. Şu an sizi tanımak istiyorum izin verirseniz. Madem iş dedik. Sizin mesleğiniz nedir? Ne işle meşgulsünüz?</li>
<li>Çalışmıyorum ki ben.</li>
<li>.. İcra etmiyorsanız bile, mesleğiniz nedir? Demek istediğim, daha önce ne iş yapardınız?</li>
<li>Ben hiç çalışmadım. Bir mesleğim yok. Sadece yaşıyorum. Ve yaşamak başka bir iş yapmam için hiç vakit bırakmıyor bana.</li>
<li>Anlıyorum. Peki o zaman. Bana bir gününüzü anlatır mısınız? Nasıl vakit geçirirsiniz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Ben muntazaman uyurum. Canım ne zaman isterse o zaman uyur, canım ne zaman isterse o zaman kalkarım. Çoğu zaman, öğleden sonra ya kadar yatakta oyalanır dururum. Daha sonra bir duş, basit ve uzun bir kahvaltı yaparım. Televizyon izlerim, ardından akşam olur zaten, haberler, biraz daha televizyon. Sonra dışarı da çıkarım tabi.</li>
<li>Nerelere gidersiniz?</li>
<li>Ruh halime göre değişir. Bazen yürüyüş yaparım. Bazen gece kulübüne gider eğlenirim. Bazen izbe bir barda kusana kadar içerim.</li>
<li>Sonra?</li>
<li>Sonra, eğer hala hayattaysam eve dönerim.</li>
<li>Neden &#8220;hala hayattaysanız?&#8221;</li>
<li>Çünkü yalnız insanlar daha çabuk ölür.</li>
<li>Anlıyorum. Yalnız olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?</li>
<li>Yo düşünmüyorum. Zaten öyleyim. Yani sizin anlayabileceğiniz anlamda yalnızım.</li>
<li>Peki, sizin anladığınız anlamda ki yalnızlık nedir? Bana biraz bundan söz eder misiniz?</li>
<li>Aslında çok uzun uzun konuşmak istediğim bir konu değil bu. Ama şu kast etmek istedim ki, insan kendisini nasıl hissediyorsa öyledir. Ben kendimi sizin kullandığınız anlamda yalnız hissetmiyorum. Yani hiç arkadaşımın olmaması ya da tek başıma yaşıyor olmam beni asosyal ve yalnız bir adam yapmaz. Mühim olan kimin olmasını, ne kadar çok isteminizle alakalı, gerisi hislerinize kalmış. Ve inanın bana dışarıdaki insanlar gördüklerini yaşıyor ve gösterilenlere inanıyorlar. Yaşam böyle bir şey değil doktor.</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlıyorum.</li>
</ul>
<ul>
<li>Emin misiniz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Efendim? Neye emin miyim?</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlıyorum diyorsunuz. Üstelik 4. kez. Çok iddialı bir ifade bu. O yüzden sordum. Anladığınıza emin misiniz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Kavramlara yüklediğiniz anlamları sizin kadar iyi anlayabilmem mümkün değil tabi ki. Bu konuyu ayrıca konuşmak istiyorum, ama şimdi günün geri kalınını nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum. Özür dilerim devam edin lütfen.</li>
</ul>
<ul>
<li>Peki, daha sonra, eve dönerim. Ve gün içinde yaşadıklarımı yazarım. Ve genelde sabaha karşı uyurum.</li>
</ul>
<ul>
<li>Demek yazarsınız?</li>
</ul>
<ul>
<li>Hayır yazar olduğumu söylemedim. &#8216;Yazarım&#8217; dedim. Yani teknik olarak yazı yazıyorum, ama bunları bir başkasına okutmuyorum ya da satmıyorum. Yazar, yazdığını satana denmiyor muydu? Yanlış mı biliyorum?</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlıyorum. Peki ne tür yazılar bunlar?</li>
</ul>
<ul>
<li>Herhangi bir şey değil. Yani herhangi bir anlatı türüyle ilişkili olabilir mi, emin değilim.</li>
</ul>
<ul>
<li>Peki neden yazıyorsunuz?</li>
</ul>
<ul>
<li>Yazıyorum çünkü, yapabileceğim başka bir şey yok.</li>
</ul>
<ul>
<li>Nasıl yani?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir tür mastürbasyon diyebiliriz buna. Gün içinde çoğu zaman hiçbir şey yapmıyorum. Ve bu yapmadığım şeyleri yazıyorum bende. Çünkü yapmaya cesaretim yok. Ama yazmaya var.</li>
</ul>
<p>Yazdığım zaman. Kendimle yüzleşiyorum. Baya baya bedenimin dışına çıkıp kendime dışardan bakıyorum.</p>
<p>&#8220;Her şeyi yazıyorum. Ama her şeyi. Yazabileceklerimin sınırı yok. Bir şekilde beynime giren ya da her daim orda olan her ne varsa, hepsini yazmak zorundayım ben. Bazen söylediğim ya da duyduğum bir yalanı yazıyorum, bazen kavga ettiğim iki tane sarhoşu. Sadece bu iki konu bile onlarca sayfayı doldurabiliyor bazen.  O kadar çok sarhoşuz ki. Aşk sarhoşuyuz, öfke sarhoşu ya da zafer sarhoşuyuz, ortaçağın karanlığını görebiliyoruz ama burnumuzun ucunu göremiyoruz.</p>
<p>Ve o kadar çok yalan söylüyoruz ki,  artık doğru olana karşı bir oto sansür uyguluyor beynimiz. Yazıyorum, yazdığım zaman bir pazar ayinine katılmış kadar, cuma namazı kılmış kadar, üç vakit sidur okumuş ya da dede eteği öpmüş semazen kadar tatmin oluyorum. Yazdığım zaman, Afrika’yı doyuruyorum mesela, evsizlere ev veriyorum.</p>
<ul>
<li>Nevzat bey, bu uykusuzluk problemi ne zamandan beri sizi rahatsız ediyor?</li>
<li>24 gündür uyuyamıyorum doktor. Uyuyamayınca başım ağrıyor, yorgun düşüyorum ve yazamıyorum. Yazamayınca her şey birikiyor anlıyor musun? Her şey ama her şey birikiyor. İçimde, beynimde üst üste yığılıyor her şey. Sen yapamadıklarının üst üste yığılması ne demektir bilir misin? Halının altına süpürülmüş toz yığınları gibi. Bir halının altına en fazla ne kadar toz birikebilir?</li>
<li>Lütfen bana kafanızın içinde birikenlerden söz edin. Anlatmak bazen yazmaktan çok daha çabuk tüketir birikenleri. Ve anladığım kadarıyla siz anlatmadığınız ya da anlatamadığınız için yazıyorsunuz. Lütfen anlatmayı deneyin bana. Ne var o halının altında?</li>
<li>40 yıl var doktor. 40 yıl da yaşanabilecek ne varsa hepsi o halının altında öylece duruyor.</li>
<li>yılda ne kadar acı yaşanabilir sence? Yalanlar, maskeler, ihanetler, yokluk, yoksulluk, ölümler, özlemler&#8230; Durdurun beni doktor yoksa sabaha kadar sayabilirim.</li>
<li>Ve siz de yaşadıklarınızı yazarak rahatlatıyorsunuz kendinizi?</li>
<li>.. Yaşayamadıklarımı da yazıyorum ben. Olmadığım gibi görünmektense olamadığımı yazmak daha samimi, değil mi?</li>
</ul>
<p>Doktor biraz alıngan bir tavırla;</p>
<ul>
<li>Öyle tabi. Anlıyorum. Nevzat bey kiminle yaşıyorsunuz, aileniz? Sevgiliniz? Arkadaşlar?</li>
<li>Annemle yaşıyorum ben. Yani fiziksel olarak öldü aslında, ama biz, o hayatta iken de bir arada olamadık. Bu yüzden hep birbirimizi hissettik. Şimdi de hissediyoruz.</li>
<li>Anlıyorum. Ne zaman öldü anneniz?</li>
</ul>
<p>Nevzat dalgın ve hüzünlü bakışlarla, &#8220;3 gün sonra 15 yıl olacak&#8221; dedi. Doktor Nevzat&#8217;ın bu konuda ki hassasiyetini fark ettiği için bir süre konuşmayıp sessiz kaldı. Nevzat dirseklerini dizlerine dayamış, elleriyle çenesini tutarak boşluğu izliyordu. Doktor Nevzatın bir tür süresiz yas ilan ettiğini ve çevresindeki insanların, buna saygı göstermediğini düşündüğü için insanlardan kaçtığını söylemek istedi. Ancak Nevzat&#8217;ın konudan rahatsız olduğunu anladığı için, konuyu dolaylı olarak konuşmanın daha doğru olacağına kadar verdi.</p>
<ul>
<li>Başınız sağolsun Nevzat Bey. Şunu merak ediyorum, sosyal çevreniz, arkadaşlarınız, yani ne sıklıkla görüşür, neler yaparsınız?</li>
</ul>
<p>Nevzat bir an arkasına yaslanıp, &#8220;Seni küçük sıçan. Aklınca bana arkadaşlar edinmem gerektiğini öğütlüyorsun, değil mi. Oysa o duvara astığın diploma bunun tam tersini anlatmıyor mu? Arkadaşlık satmak için edinilmiş bir diploma altında, ticari bir pazarlık yapıyorsun benimle. Ama ben arkadaşlık satın almayı uzun zaman önce bıraktım.&#8221; Diye düşündü, doktorun fırça bıyıklarını incelerken. Sonra, &#8220;bendemi bıyık bıraksam&#8221; diye iç geçirdi. Ama devrimci bıyığı değil. Nietzsche bıyığı mesela. Daha önce birçok kişi, Nevzata bıyığın çok yakıştığını söylemişti. Bıyığını keseli uzun zaman olmuştu. Ama şimdi yeniden bırakmaya karar verdi. &#8220;Bıyıklarınız&#8221; dedi, dikkatle doktorun bıyıklarını işaret ederek. &#8220;Bıyıklarım mı?&#8221; dedi doktor, merakla elini bıyığına çanak tutarak. &#8220;Ne var. Bir şey mi var bıyıklarımda?</p>
<ul>
<li>Yo hayır, bir şey yok. Ne kadar zamanda uzuyor diye soracaktım.</li>
<li>A, evet. Çok uzun zaman oldu aslıda. Yani ne kadar sürede bu kadar uzayabileceğini bilemiyorum. Tabi bu kişinin sakal yapısına, beslenmesine ve kişisel bakımına ne kadar özen gösterdiğine göre de değişen bir durum olsa gerek. Ben tüm bunlara oldukça özen göstermeye çalışırım.</li>
</ul>
<p>Doktor bir anda asıl konun tamamen dışına çıkmıştı. Nevzat doktorun bu kadar çabuk dağılabileceğini tahmin etmemişti, gülümsemekten kendini alamadı. Doktor durumu fark edince, profesörlere has, gırtlak temizleyen artistik bir öksürükle toparlanmaya çalıştı, ama etkisini bir kere kaybetmişti artık. Artık top Nevzatın elindeydi. Nevzat bu kendini beğenmiş, sıska ruh terbiyecisine sıkı bir ders verme arzusuyla doldu. Daha sonra, gardı düşen doktorun, yuvalarına saklanmış, yalvaran gözlerine bakınca vazgeçti bundan. Oyunu bozmadan görüşmeyi sonlandırmak istedi.</p>
<ul>
<li>Teşekkür ederim doktor. Sanırım seansımız doldu. Önerilerinizi dikkate alacağımdan kuşkunuz olmasın. Sizin de dediğiniz gibi, yalnızca katiller ortaya koyduklarının karşılığını alırlar.</li>
</ul>
<p>Oysa ortada ne bir öneri vardı ne de seans süresi henüz dolmamıştı. Ayrıca son cümleyi söyleyen de Henry Millar’dan başkası değildi. Yengeç Dönencesi sayfa 33.</p>
<p>Dışarı çıkar çıkmaz, önce biraz yürüdü, ardından kendini önüne ilk çıkan bara atıp bir bira ısmarladı. İlk bira yudumunu midesinde hissedince Psikolog fikrinin ne kadar saçma olduğunu bir kez daha düşündü. O zavallı sıska herif bıyıklarını kesmeliydi. Vücudunun ve hatta beyninin tüm vitaminini bıyıkları emiyordu.<br />
Tanrım, bu başağrısı! Bu insanı canından, ruhu bedenden bezdiren dayılanılmaz can sancısı. Oysa bu tür bir sıkıntı yaşamayalı çok uzun zaman olmuştu. En son bundan 15 yıl önce, annesin ölüm haberini aldığında günlerce uykusuz kalmış ve ruhu bedenini böylesi dövmüştü. Aylar süren bir depresyonun ardından hayat, anlam, aşk, sevgi kavramlarını yeniden tanımlamış daha sonra bu tanımları hayatına uygulamış ve bunu yaşamaya karar vermişti. Aslına bakarsanız bu kararının ne kadar doğru olduğundan kendisi de emin değildi.</p>
<p>Her neyse, bunun bir önemi yok tabi, önemli olan sonuç itibariyle bir karar verebilmekti. Nevzat Her zaman &#8220;alınmış ve uygulanabilmiş en kötü karar kararsızlıktan iyidir&#8221; diye düşünmüştür.<br />
Peki, insanı bu denli bir arayışa iten şey ne olabilir? Yani bu nasıl bir kararsızlıktır ki insana en kötü kararı yeğlettirir. Nevzat bunu yalnızlığına benzetti. &#8220;En acı yalnızlık&#8221; dedi yüksek sesle, &#8220;maskeli bir arkadaşlıktan yeğdir&#8221;.  Sonra sustu. Etrafına baktı. Birasından koca bir yudum aldı kendisine bakan şaşkın bakışlar altında. Oturduğu masanın üzerine çiziktirilmiş anlamsız şekillere baktı. &#8220;Yalnızlık, bir eğlence mekanına girip, masanın üzerini çiziktirecek kadar sıkılabilmek değilse nedir?” dedi masanın üzerine eğilmiş.<br />
“Yo, bu kadar kolay olmamalı. Yalnızlık, &#8216;Oğlunu, lüks villalara temizliğe giderek, binbir emek ve umutla üniversiteye kaydettiren bir annenin, oğlunu görmesi için, bir türlü bitmeyen hapishane yolunu adımlaması&#8217; olmalı. Bilenler bilir, o yol hiç bitmez, görüşe gelen anne için. Ve kim, &#8216;oğlunun mağrur ve gururlu duruşunu, gardiyanların yanında bozmamak için ağlamayan ve ağlamamak için dayanamayıp ayda 1 saat olan görüş hakkının yirmi beşinci dakikasında görüşten ayrılan bir anneden daha yalnız olabilir?&#8217;  Yo, o da değil. Yalnızlık, bir gün her şeyi bir kenara bırakıp geri döndüğünde seni karşılayacak ne bir dostunun, ne de seni saracak bir annenin kalmayışıdır. Eskiden değiştirmeye çalıştığın insanların arasına karışmaya çalışman, ama bunu dahi becerememendir. Artık yalan, kibir ve riyakarlıklara dayanamayıp kendini yeniden hapsetmendir. Ve artık, Çayını karıştırırken kaşığın bardağa değdiği anda çıkan sesin tüm odaya dolmasıdır yalnızlık. Sırf ses olsun diye sürekli açık olan televizyon, hep iki kişilik demlendiği için fazla kalan çaydır&#8221;.</p>
<p>Yine çok içmişti Nevzat. Annesini ne kadar çok özlediğini düşündü. Keşke ölmeden önce bir kez olsun görebilseydi.</p>
<p>Ve kadehini kendisine bakan meraklı gözlere kaldırdı. &#8220;Sizler için içiyorum et, kemik ve kibir yığınları.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/nevzat-2/">Nevzat öyküsünün ikinci bölümünü buraradan okuyabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nevzat/">Nevzat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nevzat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1037</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
