<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Sözü Bulan &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/sozubulan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Mar 2020 05:00:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Koronadan Korunamadan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Mar 2020 04:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[coronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[covid19]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19457</guid>
				<description><![CDATA[<p>Böyle bir yazı yazmak isteyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. 2020 yılına girerken bütün umutlarımı ve beklentilerimi bu yıla yüklemiş, her türlü yeniliğe, değişime kendimi açmış, eski alışkanlıklarımı bir yana bırakmaya çalışarak kendi çapımda revizyona girmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse böylesini hiç hesap etmemiştim. 2020 yılı bir milat olacağa benzer. 1720 yılındaki Marsilya salgınını, 1820 yılındaki kolera [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/">Koronadan Korunamadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Böyle bir yazı yazmak isteyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. 2020 yılına girerken bütün umutlarımı ve beklentilerimi bu yıla yüklemiş, her türlü yeniliğe, değişime kendimi açmış, eski alışkanlıklarımı bir yana bırakmaya çalışarak kendi çapımda revizyona girmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse böylesini hiç hesap etmemiştim.</p>



<p>2020 yılı bir milat olacağa benzer. 1720 yılındaki Marsilya salgınını, 1820 yılındaki kolera pandemisini, 1920 yılındaki İspanyol gribini düşününce 2020 yılına bu kadar büyük anlamlar yüklemekle acele etmişim diyorum şimdi kendi kendime. Demek ki yeryüzü 100 yılda bir yeniliyor kendini büyük değişimlerle&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=369%2C207&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19459" width="369" height="207" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?w=889&amp;ssl=1 889w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=768%2C432&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=696%2C391&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/03/corona-shutter_16_9_1579878955-880x495.jpg?resize=747%2C420&amp;ssl=1 747w" sizes="(max-width: 369px) 100vw, 369px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Corona</figcaption></figure></div>



<p>O kadar çok komplo teorisi var ki Corona üzerine, okumaktan yoruldum, değil yazmak çok gereksiz gelmekte. Gerçeklik payı olabilir mi? Elbette, ama bu sonucu değiştirmemekte&#8230; Baktığımız büyük resmin çerçevesini çizmekte sadece&#8230;</p>



<p>İnsan olmanın şartlarını gözden geçirmek gerek diyor bir
haftadır içimdeki ses. Bir haftadır içimdeki ses hiç susmuyor. Uzun zamandır
yazmaya ara vermişliğime aldırmadan sürekli beni didikliyor.</p>



<p>Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes bir yorum yapıyor. Panik halinde alış-veriş yapanları, korkuya kapılanları, insanların kontrollü küçük dünyalarındaki kontrol dışı görünmeyen düşmana karşı ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığını izliyorum, onları anlıyorum. Çünkü ben de onlar gibi davranıp, aynı korkuları yaşıyorum. İçimdeki ses her seferinde dur diyor, dinlemiyorum yine aynı telaşla günlük rutinlerime koşuyorum. </p>



<p>İşte şimdi duruyorum. Yazmak beni durduruyor, düşündürüyor,
sorgulatıyor, sekinete doğru adım attırıyor. Olayların nedenlerini sorgulamak,
dış dünyanın kaosunda savrulmak, sorumluluklar, ödevler, görevler, koşuşturmaca
içinde kaçtığımız onca hakikatten sonra, huzur durağında bir nefes aldırıyor.</p>



<p>Nefes almak ne kadar değerliymiş bize bunu anlatıyor. Nefes alamazsak eğer, gözle göremediğimiz bir düşman bizi kendi akciğerlerimizdeki kendi suyumuzda boğup öldürüyor.</p>



<p>İşte corona gerçeği bu kadar basit aslında. Yüzyıllardır değil dünyaya, âleme kafa tutan o insan var ya, bir küçücük virüsten korkuyor esasında. Çünkü o virüs Nemrut’un beynine giren topal bir sivrisinek gibi onun sonu olacak… </p>



<p>İçimizdeki bütün Nemrutların, Firavunların sonu geldi artık…
</p>



<p>Evde oturunca insan ne kadar az eşya ile yaşayabildiğine şaşıyor. Evde oturunca bolca temizlik yapılıyor. Eşyalarla kaplı duvarlara bakınca fazlalıkların gereksiz kalabalığı rahatsızlık veriyor. Gardroplardaki giysilerin çokluğundan, okunmayan kitaplardan, kullanılmayan mutfak eşyalarından, hiç giyilmemiş ayakkabılardan, bir kez kullanılmış çantalardan, serilmeyen halılardan insanın kurtulası geliyor. Çepeçevre sarıldığımız tüketim sarmalından nefes alası geliyor. </p>



<p>Nefes bize biçilmiş en büyük heves… </p>



<p>&#8220;Eskiler boşuna nefes tüketme&#8221; derlerdi, bir şeyin olmayacağına kanaat getirdiklerinde. Nefes sayılı verilmiştir, sayısı bittiğinde biten ömrün ta kendisidir.</p>



<p>Corona bize, aldığımız her nefesin en değerli servetimiz olduğunu öğretmek için mi geldi acaba diyor içimdeki ses?</p>



<p>“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”… </p>



<p>Ne çabuk unutuldu bu asıl servet de, düştük cehennemin ateşine diyor, içimdeki diğer ses. Ateşlerde yanarken, sevdiklerimize uzaktan bir elveda bile diyemeden, son nefesimizi kendi akciğer suyumuzun içinde boğulurken vermek düştü 21. yüzyılda payımıza… İnsanoğlunun payına…</p>



<p>Daha zaman var mı insanlığı kurtarmak için bilmiyorum. Belki
coronadan kurtulabiliriz. Bilim adamları çalışıyorlar gece gündüz. Ama
insansızlıktan kurtulabilir miyiz ondan pek emin değilim. </p>



<p>Yaradan’ın kendi suretinde yarattığı Ademoğlu, hangi din anlayışında olursa olsun, kainatın sırrını taşıyor. Hangi milletten, hangi ırktan, hangi mezhepten olursa olsun Tanrı’nın  yeryüzündeki halifesidir o. Hiçbir dinsel öğretiye sıcak bakmayanlar için bile, insan en değerli varlıktır. </p>



<p> Coronadan korunabilmek el yıkamaktan, temizlikten, hijyenden, evde kalmaktan, sosyal mesafeden geçerken, gerçek koronadan korunabilmek düşünceleri, zanları, ön yargıları, basmakalıp saplantıları, cehaleti temizlemekten, kabe-i kebir olan gönlümüzün içindeki putları kırıp atmaktan geçiyor.</p>



<p>Kurtulmayı başarırsak eğer, dünyayı daha yaşanabilir hale getirmekten başka çaremiz yok. Yok ettiğimiz her ağaç, dağ, taş, toprak, hayvan, bitki, deniz, göl, vs. bize görünmeyen düşman olarak geri dönüyor. Vahşice saldırdığımız ne var ne yoksa her şey insanoğlundan öcünü alıyor. Görünmeyen düşman kendi bekası için insan bedenini kullanıyor. Maddi varlığımızı ele geçiriyor. Maneviyatımızı çökertiyor.</p>



<p>Çöken yalnızca dünya ekonomisi değil, çöken hakiki insan olma bilincidir ve bu virüsten daha tehlikelidir.</p>



<p>Sağlıklı ve virüssüz günler dilerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/">Koronadan Korunamadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/koronadan-korunamadan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19457</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Proje501 &#8211; Mimarlık ve Sanat Dergisi İnternet Yayınında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/proje501-mimarlik-ve-sanat-dergisi-internet-yayininda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/proje501-mimarlik-ve-sanat-dergisi-internet-yayininda/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 18 Feb 2020 04:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mimari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19315</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba, Biz mimarlık öğrencileri olarak “proje501” isimli mimarlık ve sanat temalı bir dergi hazırladık. Dergi içeriğinde mimari projeler, eskiz çalışmaları, çizgi roman, makaleler, mimar ve sanatçılarla yaptığımız röportajlar, mekân deneyimleri yer alıyor. Ayrıca ilk sayımızda TEAMFORES Mimarlığın kurucusu Mim. Serter Karataban ve Klasik Türk Müziği Sanatçısı Dilek Türkan ile yaptığımız röportajlar yer alıyor. Sitenizde bize [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/proje501-mimarlik-ve-sanat-dergisi-internet-yayininda/">Proje501 &#8211; Mimarlık ve Sanat Dergisi İnternet Yayınında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Merhaba,</p>



<p>Biz mimarlık öğrencileri olarak “proje501” isimli mimarlık ve sanat temalı bir dergi hazırladık. Dergi içeriğinde mimari projeler, eskiz çalışmaları, çizgi roman, makaleler, mimar ve sanatçılarla yaptığımız röportajlar, mekân deneyimleri yer alıyor. Ayrıca ilk sayımızda TEAMFORES Mimarlığın kurucusu Mim. Serter Karataban ve Klasik Türk Müziği Sanatçısı Dilek Türkan ile yaptığımız röportajlar yer alıyor. Sitenizde bize yer verebilir misiniz?</p>



<p>Proje501; mimarlık adına anlatmak istediğimiz hususlara, özgürce değinebileceğimiz bir ortam olarak biz beş arkadaşı buluşturdu. Mimarlığı, sanatın her bir dalına sımsıkı tutunan ve ondan güç alan bir disiplin olarak ele alıp siz değerli okurlarımıza sunmayı hedefledik. Mimarlığı tek başına algılamanın yetersiz olduğu düşüncesi ile hareket edip; müzik, resim, edebiyat ve benzeri pek çok sanat ile entegre edip bu bilinci sağlamayı görev edindik. İçeriğimizde mimari proje, röportaj, makale, karikatür ve okulumuz öğrencilerinden eserler yer alıyor. Bizi bu yolda yalnız bırakmayan değerli hocalarımız ve arkadaşlarımıza minnettarız; iyi okumalar dileği ile.&nbsp;</p>



<p>17 Şubat 2020 tarihinde ilk sayımızı ücretsiz olarak internet üzerinden yayınlamış bulunuyoruz.<br /></p>



<p><strong>Kurucu ekibimiz</strong></p>



<p>Genel Yayın Yönetmeni: Elif Başlı</p>



<p>Editör &amp; Görsel Yönetmen: Kerimcan Ayaz</p>



<p>Makale Sorumlusu: Elif Dağtekin</p>



<p>Sosyal Medya Sorumlusu: Damla Karabay</p>



<p>İletişim Sorumlusu: Emrullah Çakmaz</p>



<p><strong>Reklam ve İletişim için</strong></p>



<p>0537 650 34 08</p>



<p><a href="mailto:proje501@outlook.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">proje501@outlook.com</a></p>



<p><strong>İnternet Sayfası</strong></p>



<p><a href="http://proje501.blogspot.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong>p</strong>roje501.blogspot.com</a><br />Teşekkürler,Proje501 ekibi.

</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/proje501-mimarlik-ve-sanat-dergisi-internet-yayininda/">Proje501 &#8211; Mimarlık ve Sanat Dergisi İnternet Yayınında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/proje501-mimarlik-ve-sanat-dergisi-internet-yayininda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19315</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Sevimli Nankör Kedim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19185</guid>
				<description><![CDATA[<p>Senin süzgün mavi gözlerini gördüğümde, çamura bulanmış patilerinle, kimsenin duyamayacağı cılız bir fısıltı ile bana miyav demiştin. Az kalsın basacaktım üzerine, öyle ufacık öyle tefeciktin ki, soğuktan titreyen tüylerinle oracıkta donup kalacaktın neredeyse. Okul çantamı kaldırma bırakıp, eldivenlerimi çıkartmış seni avuçlarıma almıştım. Nasıl sevimli bir yüzle bana bakmıştın. Hemencecik sevmiştim seni, daha ilk görüşteki aşk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/">Benim Sevimli Nankör Kedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Senin süzgün mavi gözlerini gördüğümde, çamura bulanmış
patilerinle, kimsenin duyamayacağı cılız bir fısıltı ile bana miyav demiştin.</p>



<p>Az kalsın  basacaktım üzerine, öyle ufacık öyle tefeciktin ki, soğuktan titreyen tüylerinle oracıkta donup kalacaktın  neredeyse.</p>



<p>Okul çantamı kaldırma bırakıp, eldivenlerimi çıkartmış seni
avuçlarıma almıştım. Nasıl sevimli bir yüzle bana bakmıştın.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=438%2C287&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19231" width="438" height="287" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?w=852&amp;ssl=1 852w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=768%2C504&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=696%2C457&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=741%2C486&amp;ssl=1 741w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim2.jpg?resize=640%2C420&amp;ssl=1 640w" sizes="(max-width: 438px) 100vw, 438px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Hemencecik sevmiştim seni, daha ilk görüşteki aşk gibi. Kanıma
sızmıştın, mavi gözlerinle yüreğime sevgini akıtmıştın.</p>



<p>Başıma gelecekleri önemsemeden, ivecenlikle beyaz mendilimi çıkarıp seni sarıp sarmalamıştım. Çantamın ön gözüne seni yerleştirmiş, fermuarı açıp  başını dışarı sarkıtmıştım. Çantamı sırtlanmış ve eve doğru yola koyulmuştum.</p>



<p>Ayaz sana da bana da iyi gelmezdi. Tipiye karşı yürümek bu kadar zor iken, buzda kaymak muhtemeldi. Dizlerime kadar gelen karların içinden bata çıka ulaşacaktık evimize. Artık bizim olan eve.</p>



<p>Evde hayvan besleyemeyeceğimi çok iyi biliyordum. Ama bir
tek bahçemizdeki kömürlüğe güveniyordum. Hiç değilse kışı geçirinceye kadar
orada sana bakabileceğimi düşünüyordum.</p>



<p>Güç bela eve geldiğimizde, bahçe kapısının anahtarını alıp seni bizim kömürlüğe bıraktım.  Kapıdan soğuk girmesin diye sana en köşede odunların iri olanlarını seçerek küçük korunaklı bir kulübe yaptım.  </p>



<p>Eski bir kâseye biraz süt koyup, tam önüne bıraktım. Bana öyle bir baktın ki işte o zaman seni hiç bir zaman bırakamayacağımı anladım.</p>



<p>Akşam olunca, ev halkı toplanıp yemeğe oturduğunda benim
aklım hep sendeydi. Sabaha kadar nasıl kalacaksın bu zemheri soğukta diye
korkudan titriyordum. Cesaret edip bizimkilere bir türlü söyleyemiyordum.</p>



<p>Babam “kömür bitmiş gidip alayım” deyince, yerimden fırladım “sana yardım edeyim” dedim babama. Herkesin şaşkın bakışları altında muzipçe gülümsedim, göz kırptım sobanın kenarında oturan halama&#8230;</p>



<p>“Kartopu oynamak istiyordur herhalde” diye bir ses işittim ardımdan. Hiç ses etmedim. Yürek atışlarımı dinledim.</p>



<p>Babamla kömürlüğe girince sevimli kedimin bakışlarını bir daha görünce, ısındı içim. Babam şakın yüzüme baktı &#8220;şimdi anlaşıldı&#8221; dedi. Başımı okşadı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?resize=446%2C252&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19233" width="446" height="252" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim3.jpg?resize=300%2C170&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Benim mahzun yüzüme yüzünü yaklaştırıp “tamam annene söylemeyiz, onu şuracıkta besleriz” dedi. Bu bizim babamla aramızdaki ilk ve tek sırrımız olarak kalacaktı.</p>



<p>O kışı sen kömürlükte ben senin sarı tüylerinin esaretinde geçirdik. Öyle mutluydum ki, baharın ılık serinliğine vardığımızda artık bahçemizin vazgeçilmezi idin. Annem eve girmemen koşuluyla seni kabul etmişti. Bütün ev halkı seni çok sevmişti. Kocaman olmuştun, bahçe kapısından çıkıp sokağı bile tanır olmuştun. Bazı günler eve gelmezdin, birkaç geceyi dışarda geçirirdin. Meğer Mart ayı geldiğinde erkek kedilerde olurmuş dediler, ama nedenini söylemediler.</p>



<p>Bir gün çok hastalandım. Ateşim çıktı, boğazım ağrıdı, kulaklarımı hissedemez oldum. Her tarafım öyle şişti ki, artık yutkunamıyordum. Doktor kabakulak dedi. İlaçlarımı verdi “evde dinlensin, sokağa çıkmasın, okula gitmesin&#8221; dedi.</p>



<p>Sen yoktun, ben ağrıdan uyuyamazken hem gece hem gündüz, öksürükten ciğerlerim yırtılırken sen yoktun. Oysa yanı başımda olmanı istemiştim, mavi minnoş bakışlarını özleyip, yumuşak sarı tüylerini sevmeyi dilemiştim. </p>



<p>Başımı her kaldırıp bahçeye bakışımda sen yoktun. Yokluğunla ağırlaşan başımı koyacak bir yastık bile yoktu. Ilık bir kaşık çorbayı zorla içmeye çalışırken, boğazımın yangınında sen yoktun. Gözyaşlarımı sakladığımda yorganın altına sen artık hiç yoktun</p>



<p>Başıma gelen en kötü şeydi yokluğun. </p>



<p>Haminnem bir keresinde seni severken bahçede, “ kediler
nankör olur, demedi deme” demişti.</p>



<p>Sen beni bırakıp gitmiştin. Başka kedilere beni tercih etmiştin.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=564%2C395&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19236" width="564" height="395" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?w=428&amp;ssl=1 428w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/01/kedim4.jpg?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/">Benim Sevimli Nankör Kedim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-sevimli-nankor-kedim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kar Altında Kardan Sevgili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Dec 2019 04:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18974</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeni yılın yaklaştığı günlerde seçtiğim kartpostallara senin adını yazardım. Gerçekten değil tabi, yalancıktan. Kafamda yazardım, isminin yakıştığı satırı hayal ederdim. İsmini öyle çok severdim ki… Şiirsel armonisini yüksek sesle tekrar ederken kalbim daha hızlı atmaya başlardı. Yüzünü hatırlamaya çalışır, seni bir kez daha görmeyi umut ederek soluğu sokağında alırdım. Evinizin kapı numarasını kırk kere tekrar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/">Kar Altında Kardan Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeni yılın yaklaştığı günlerde seçtiğim kartpostallara senin
adını yazardım. Gerçekten değil tabi, yalancıktan. Kafamda yazardım, isminin
yakıştığı satırı hayal ederdim. İsmini öyle çok severdim ki… Şiirsel armonisini
yüksek sesle tekrar ederken kalbim daha hızlı atmaya başlardı. Yüzünü
hatırlamaya çalışır, seni bir kez daha görmeyi umut ederek soluğu sokağında
alırdım.</p>



<p>Evinizin kapı numarasını kırk kere tekrar ederdim, kırk kere, hadi çık cama bak bana diye tekerleme söylerdim. 13 yaşımın bütün arzularıyla, 1978 yılının o bitip tükenmek bilmeyen karlarının altında, okulun yeniden açılmasını beklerdim. Sömestr tatilini tam iki hafta uzatmışlardı. Okul bir aydır kapalıydı. O yağan güzelim karların yumuşak beyaz örtüsü, benim yüreğimde erimeyen bir hasretin örgüsüydü. Kartopu oynamak dışında hiçbir şey derinleşen özlemimi yerine koymuyordu. Kırmızı beremi taktığım gibi mahalledeki karları topluyor, kırmızı eldivenlerimin arasında onları birleştiriyor, kimsenin canını yakmadan, kardan küçük adamlar yapıyordum.  İki tane yapıyordum, yan yana yüzleri birbirine bakan. Tıpkı sana yılbaşında gönderdiğim isimsiz kartpostaldaki gibi gülümsüyorlardı…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19075" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?w=625&amp;ssl=1 625w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/2331979-bigthumbnail.jpg?resize=525%2C420&amp;ssl=1 525w" sizes="(max-width: 625px) 100vw, 625px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Birbirine âşık bir tane kardan adam, bir tane kardan kadın… </figcaption></figure></div>



<p>Birbirine âşık bir tane kardan adam, bir tane kardan
kadın…&nbsp; </p>



<p>Hayal ederdim beni sevdiğini. Benim seni düşündüğüm gibi
senin de hep beni düşündüğünü, seni özlediğim gibi senin de beni özlediğini,
yalnızca hayal ederdim. </p>



<p>Lapa lapa yağan karı penceremde izlerken, her birinin cama
çarpıp eridiğini gördüğümde içim ezilirdi. Sanki dünyaya gönderilmiş melekler
gibiydi her biri. Kirlenen dünyayı temizlemek, yeniden yeşertmek, sevgiyi
toprağa ekmek için tanrının gönderdiği birbirine benzemeyen milyonlarca melek
inerdi gökyüzünden. Ben o melekler kaybolmasın diye toplayıp kardan adam
yaparak, sevginin kalıcı olmasını sağlıyordum işte. Bir masal kahramanı gibiydim,
insanlığı kurtarmak için donmuş ellerimle hiç durmadan karları toplayarak onlardan
ins-an yapmakla meşguldüm…</p>



<p>Eve döndüğümde el ve ayak parmak uçlarını hissetmez hale gelirdim. Sobanın arkasında ellerimi boruya değdirmeden ısıtmaya çalışırken, paltomda birikmiş karların halının üzerinde bıraktığı küçük ıslaklıkları parmağımla halıya yedirmeye çalışırdım. Ev bir anda ıslaklık kokar, sobaya damlayan damlalar sıçrar ve su buharı olarak havaya karışırdı.</p>



<p>Suyun bu esrarengiz yolculuğu bana yine insanı düşündürürdü.
Bir gün havaya yükselen su buharı olacağımı bilir, şimdiden derdine düşer
hayıflanırdım.</p>



<p>Korunmanın mümkün olamadığı bu dönüşümden kendi payımı alırdım. Saklanacak bir yer olmalıydı, karların erimeyeceği, insanların ölmeyeceği, tabiatın yok olmayacağı bir yer, mutlaka olmalıydı…</p>



<p>Kardan adamları çok derinlere gömersek belki hiç erimezlerdi. Buz dağlarından bir ülkede yaşayanlar, evleri buzdan olanlar, buz üzerinde kayarak okula giden çocuklar ne kadar da şanslıydı. Hiç kar tatilleri olmamıştı…</p>



<p>Sevdiklerinin hasretini çekmeden hep karın altında sevdikleriyle birlikte yaşıyorlardı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/">Kar Altında Kardan Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kar-altinda-kardan-sevgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18974</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Som Rengindeki Sonbahar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Nov 2019 04:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18922</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sarı saçlarını savurup, salkım salkım sarkan sararmış sarmaşıkların sağından seyirtirken sen, üşüyordum pencerenin önünde seni seyrederken. Kasım kasımlığını çoktan terk etmiş, Aralık ara-ı-lıkta kalmış zenginliğiyle gelip dizlerimin üzerinden ince kollarıyla boynuma atlamış sıkı sıkı sıkıya sarmalamıştı beni. Yine de üşüyordum, yanmayan sobama bakıp dışarıyı gözlüyordum, seni özlüyordum… Bahçede iki kedi biri diğerini sevmedi, pati vurdu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/">Som Rengindeki Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sarı
saçlarını savurup, salkım salkım sarkan sararmış sarmaşıkların sağından
seyirtirken sen, üşüyordum pencerenin önünde seni seyrederken.</p>



<p>Kasım kasımlığını
çoktan terk etmiş, Aralık ara-ı-lıkta kalmış zenginliğiyle gelip dizlerimin
üzerinden ince kollarıyla boynuma atlamış sıkı sıkı sıkıya sarmalamıştı beni.
Yine de üşüyordum, yanmayan sobama bakıp dışarıyı gözlüyordum, seni özlüyordum…</p>



<p>Bahçede iki
kedi biri diğerini sevmedi, pati vurdu gözünün üstüne, can havliyle atladı o da
onun üstüne. Alt alta üst üste tırmıkladılar birbirlerini on saniye gibi kısa
bir süre içinde. Şimdi biri ağacın dibinde öteki kaçtı beriye.</p>



<p>Perdeyi
açtım içerisi görünse bile, ben göreyim istedim, ben görüleyim istedim. Kirlenmiş
camın buğulu bakışında değil beni görecek biri, ben bile göremem kendi kendimi.
Görünmezlik iksiri içmiş gibiyim sanki. </p>



<p>Akşamdan yağan yağmurun ıslaklığında gölgeler büyüyor güneşin yeni doğan ışıklarının altında. Gülümsüyor bulutun arkasında, en sevimli haliyle bana bakıyor, mavi gözlerinin damlarından sıyrılıp sevgiyle el ediyor. Güzel bir günün geleceğini muştuluyor, soğuk ve kimsesiz geçen gecenin ardından, bana bendeki beni anımsatıyor&#8230;</p>



<p>Az önceki
kediler güneş ışıklarını görünce sevindiler. Beton zeminin üstünde vücutlarını
ısıtmaya karar verdiler. Kavgadan eser kalmadı, insanoğlu değiller ki kin
tutsunlar, kıskançlık ve garezden uzak oynaşıyorlar şimdi. Pırıl pırıl bir
sabah olmasa, kışın ilk günleri olduğunu fark edemez insan, soğuk ama güneşli ama
umutlu ama özlem dolu nice günlerden biri der geçerdim belki. Şimdi açlığıma
inat, soluyorum havayı önce ciğerlerime sonra boş mideme dolduruyorum. Dolu
dolu gözlerimdeki yaşlarla sana bakıyorum. Geçişlerini hayal ediyorum,
gelmeyeceğini bile bile gözlerindeki yakıcı bakışlarını gözlerime hapsediyorum.</p>



<p>Martılar
çığlık atarak dönüyorlar, ortalık ana baba günü. Güvercinler hatta kargalar
bile çığlık çığlığa. Birkaç pencere açılıyor ne olup bittiğine bakılıyor.
Sokağın ortasında kanat çırpıp yardım istiyor bütün kuşlar dönüp duruyorlar
yerde yatan biri mi var? Bahçedeki kediler bile korkup kaçtılar, çöp kovasının
arkasına saklandılar. </p>



<p>Yerde yatan yaralı bir güvercin var! Uçamıyor, çırpınıyor, kalkamıyor… Gözlerimden yaşlar dökülüyor, bir daha kimseye kuş beyinli demiyeceğim. Onların yürekleri biz insanoğlundan daha yüce, daha vefalı daha ince… Karşı apartmandan yaşlı bir teyze iniyor. Yerde yatan güvercini avuçluyor, minik başını seviyor titreyen parmaklarıyla. Yukarıdan bakan torununa sesleniyor. Çantasını ve ceketini istiyor. Koşarak gelen torun koluna giriyor nenenin. Yürüyorlar…</p>



<p>İçim
aydınlanıyor. Ne varsa çocuklarda ve yaşlılarda var. Onlarda çocuk gibi değil
mi zaten. Yüreğim pır pır atıyor kuşlar gibi hafifliyorum, bir yerden güzel bir
gül kokusu geliyor, içime çekiyorum. Sana gülümsüyorum…</p>



<p>Simitçinin
sesi çalınıyor kulağıma, pervazı kaldırıp bağırıyorum ona son paramla bir simit
almak, sıcak, gevrek çıtırtılarında susamları tek tek parmaklarımla yalamak iyi
gelecek bana.</p>



<p>Yarın? Yarın yok, bugün, yalnızca bugün yeter bana…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/">Som Rengindeki Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/som-renkli-sonbahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18922</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi-7- Lâl</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 31 Oct 2019 04:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18689</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hayal kuran” ya da “merhamet&#160;taşı” olarak da bilinen granat ailesinin çok sevilen bir taşıdır. Lal&#8217;in erkek türü koyu kırmızı, dişi türü ise açık kırmızı renktedir. Granat&#160;taşı,&#160;Lal taşı&#160;ve Garnet olarak da bilinir. Genellikle kırmızı olarak tanınmasına rağmen, pembe, sarı, turuncu, kahverengi , yeşli ve siyah olanları da mevcuttur. Özelliklerine göre değişik adlarla anılmıştır. Sarı olanına seylantaşı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/">Sessiz Dostların Sesi-7- Lâl</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Hayal kuran” ya da “merhamet&nbsp;taşı” olarak da bilinen granat ailesinin çok sevilen bir taşıdır. Lal&#8217;in erkek türü koyu kırmızı, dişi
türü ise açık kırmızı renktedir. Granat&nbsp;taşı,&nbsp;Lal taşı&nbsp;ve
Garnet olarak da bilinir. Genellikle kırmızı olarak tanınmasına rağmen, pembe,
sarı, turuncu, kahverengi , yeşli ve siyah olanları da mevcuttur. Özelliklerine
göre değişik adlarla anılmıştır.</p>



<p>Sarı olanına seylantaşı, siyah olanına melanit, yeşil olanına
grosular, kahverengi olanına tarçın taşı, yakut cinsine yakın olanına pirop,
turuncu olanına spessartit denmiştir.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-1-2.jpg?resize=180%2C179&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18783" width="180" height="179" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-1-2.jpg?w=226&amp;ssl=1 226w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-1-2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 180px) 100vw, 180px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>melanit</figcaption></figure></div>



<p><strong>Melanit:</strong> Direnci arttırır, dürüstlüğü destekler, kalp ve boğaz çakralarındaki engelleri kaldırır. ( Yalan makinası olarak kullanılabilir.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-2.jpg?resize=192%2C129&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18784" width="192" height="129" data-recalc-dims="1" /><figcaption>tarçın taşı</figcaption></figure></div>



<p><strong>Tarçıntaşı:</strong> Öz saygıyı aşılar, suçluluk duygusunu ve aşağılık kompleksini azaltır.           </p>



<p> ( Psikologların işini elinden alabilir.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images.jpg?resize=237%2C119&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18785" width="237" height="119" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 237px) 100vw, 237px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>pirop</figcaption></figure></div>



<p><strong>Pirop</strong>: Canlılık ve karizma verir, yaşam kalitesini arttırır, kişinin yaratıcı güçlerini açığa çıkartır. ( Sanata ilgi duyan amatörlere duyurulur.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/yeşil-lal.jpg?resize=143%2C162&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18787" width="143" height="162" data-recalc-dims="1" /><figcaption>yeşil lal</figcaption></figure></div>



<p><strong>Yeşil lal:</strong> Bencillikten uzak bireyselliği destekler, huzur ve sakinlik verir, yalnızlık çekmeden kendi başınıza kalmanıza yardım eder. ( Boş yere uzak diyarlara gidip masraf yapmayın.)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/Spessartite.jpg?resize=162%2C154&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18788" width="162" height="154" data-recalc-dims="1" /><figcaption>spessartite</figcaption></figure></div>



<p><strong>Spessartit</strong>: Anti-depresan olarak iş görür, akılcı düşünmeyi geliştirir, süreçleri analitik olarak çözmeye yardımcıdır.         ( İlaç kullananlar sizin için, hemen edinin derim.)</p>



<p><strong>Kırmızı Lal:</strong> Aşkı simgeler, kalp enerjisiyle uyumlu çalışır. Kişinin kendisine yönelik öfkesini kontrol etmesine yardımcı olur. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-3.jpg?resize=334%2C187&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18789" width="334" height="187" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-3.jpg?zoom=2&amp;resize=334%2C187&amp;ssl=1 668w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/indir-3.jpg?zoom=3&amp;resize=334%2C187&amp;ssl=1 1002w" sizes="(max-width: 334px) 100vw, 334px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırmızı Lal</figcaption></figure></div>



<p>Lâl taşı güçlü, enerji veren, canlandırıcı bir taş olma
özelliğinden dolayı şifa taşlarından biri olarak çok eski çağlardan beri
kullanıla gelmiştir. Çakraları temizleyici, enerjiyi dengeleyici özelliğine
ilaveten yaklaşan tehlikeleri haber verdiğine dair mevcut inanış onu koruyucu
ve özel bir tısım taşı haline getirmiştir.</p>



<p>Kırmızı Lâl taşı özellikle aşka ve sadakate atfedilmiş ve
cinsel gücü arttırdığına inanılmış, bir bağlılık taşı olarak kullanılmıştır.</p>



<p><em>“Yakut cinsinden parlak kırmızı renkli ve saydam bir cevher olan la‘l ham maddesi billûrlaşmış alüminyum oksididir (grena, spinal); Seylan taşı olarak da bilinir… la‘lin nar tanesi, erguvan ve pembe menekşe renginde göründüğü, yakuttan daha yumuşak ve daha açık renkte tabiatının mutedil, germî ve huşkî olduğu, kalp, zihin ve görme melekesine faydası dokunduğu, şehveti tahrik ettiği, üstünde la‘l bulunan kişinin korkulu rüya görmediği, sevdavî rahatsızlıklara iyi geldiği ve şerbet yapılarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.” (1)&nbsp;</em></p>



<p>Lâl, kelime anlamı olarak “dili tutulmuş,
konuşamaz hâle gelmiş, dilsiz” demektir. Eşsiz renginden ötürü bir şarap türüne
de ismini vermiştir. </p>



<p><em>“La‘lin edebiyatta benzetme unsuru olarak kullanıldığı bir başka madde de şaraptır ve benzetme yönü yine la‘lin rengidir. Mey-i la‘l-gûn (la‘l renkli şarap), la‘l-i müzâb (erimiş la‘l gibi olan şarap), la‘l-i revân (akan la‘l, şarap), şarab-ı la‘l (la‘l renkli şarap) gibi tamlamalar bu ilgiyi gösterir: “İçelim la‘l-i müzâbı saçalım cür‘aları / Hâk-i gülzârı bugün kân-ı Bedahşân edelim” (Bâkî). (2) <br /> </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=217%2C217&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18791" width="217" height="217" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=768%2C768&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=696%2C696&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/55592.1.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w" sizes="(max-width: 217px) 100vw, 217px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırmızı Lal</figcaption></figure></div>



<p>Lâl bu özellikleriyle şiire, edebiyata konu olmuş, üzerine besteler
yapılmış ve taş olma özelliğinin ötesine geçerek çok anlamlı bir kadın ismi
olmuştur.</p>



<p>&nbsp;“<em>La‘l, Şark edebiyatlarında hemen daima sevgilinin dudağı yerine bir mazmun olarak kullanılmıştır. Şairler “leb-i la‘l” yerine mecâz-i örfî yoluyla yalnızca la‘l dediklerinde pembe dudak anlaşılır: “Canfedâ-yı la‘liyim bir dilber-i canperverin / İstemem ben Hızr’ın olsun çeşme-i âb-ı hayât” (Fuzûlî). Klasik şiirde la‘l kelimesi “dudak” yerine zikredilirken genellikle tamlama halinde bulunur: &nbsp;La‘l-i dürefşân (arasından inci gibi dişlerin göründüğü dudak), la‘l-i kehrübâ (kırmızı dudak), la‘l-i meygûn (şarap renkli dudak), la‘l-i nâb (pembe dudak), la‘l-i şeker-bâr (tatlı sözler söyleyen dudak), la‘l-i gül-feşân (gül saçan dudak) bunlardandır: “Elin elimde saçın târumâr sinemde / Gözüm gözünde lebim la‘l-i gül-feşânında” (Tevfik Fikret).” (3) </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/images-1.jpg?resize=223%2C212&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18792" width="223" height="212" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırmızı Lal</figcaption></figure></div>



<p><em> Edebiyatta la‘lin kana benzetilmesi de yine rengi dolayısıyladır. Özellikle âşıkın kanlı göz yaşı la‘l kadar değerlidir. Ahmed Paşa’nın şu beytinde kan oturmuş gözler yakuta, akan yaşlar da la‘le benzetilir: “Uş eşk kârbân-ı Bedahşân-ı dîdeden / Rûm’a katar-ı la‘l ile dür armağan çeker.” (4) </em></p>



<p>Edebiyatta sevgilinin dudağı benzetmesiyle o artık bir taş değil gönle dokunan bir aşk sembolüdür. Lâl taşı renginden dolayı aldığı bu benzetmelerle kendi taş olma özelliğini bir mânâ haline getiren insanoğluna borçludur kanımca. Bugün ‘taş kalpli’ diye es geçtiğimiz bunca insan dururken sanatımıza yön vermiş Lâl taşına daha dikkatli bakalım derim, siz ne dersiniz.</p>



<p>Kaynak: Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall, lal</p>



<p>(1),(2),(3),(4)  <em>TDV İslam Ansiklopedisi</em>nd<em>en alıntılanmıştır </em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/">Sessiz Dostların Sesi-7- Lâl</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-7-lal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18689</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kod: Sevgi Dili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 Oct 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18693</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat Duvarı internet sitemizin daimi yazarlarından Mehmet Gökcük&#8217;ün üçüncü kitabı, Türkiye&#8217;nin ilk Robotik Kodlama konulu hikâye kitabı olan &#8220;Kod: Sevgi Dili&#8221; Parana Yayınlarından çıktı... &#8221; Eğitim müfredatımızda olmazsa olmaz yer edinen, teknoloji çağının önemli alanı Robotik Kodlama üzerine bilgi kaynağı olarak adlandırabileceğimiz, birçok kitap mevcut&#8230;Fakat bu alanı kapsayan, bu alana özendiren bir hikâye kitabı daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/">Kod: Sevgi Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<h5 style="text-align:center"><strong>Sanat Duvarı internet sitemizin daimi yazarlarından Mehmet Gökcük&#8217;ün üçüncü kitabı</strong>, <strong>Türkiye&#8217;nin ilk Robotik Kodlama konulu hikâye kitabı olan</strong> &#8220;<em><strong>Kod: Sevgi Dili&#8221;</strong></em><strong> </strong>  <strong>Parana Yayınlarından</strong> <strong>çıktı.</strong>..</h5>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/mg-hbr.jpg?resize=306%2C384&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18700" width="306" height="384" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Şair-yazar-eğitimci Mehmet Gökcük</figcaption></figure></div>



<p><br /> &#8221; Eğitim müfredatımızda olmazsa olmaz yer edinen, teknoloji çağının önemli alanı Robotik Kodlama üzerine bilgi kaynağı olarak adlandırabileceğimiz, birçok kitap mevcut&#8230;<br />Fakat bu alanı kapsayan, bu alana özendiren bir hikâye kitabı daha önce yazılmamış veya yayımlanmamış&#8230;<br /> <br /> <strong>Yazar/Şair Mehmet Gökcük&#8217;</strong> ün kaleme aldığı, <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> isimli kitap, ülkemizde <strong><em>Robotik Kodlama</em></strong> alanında yazılmış ve yayımlanmış <strong>ilk hikâye kitabı</strong> olma özelliğini taşıyor. <br /> Özellikle 5-9 yaşlarındaki çocuklar için, bu alanın içeriğinin, kapsamının anlaşılmasına yönelik, başlangıç düzeyindeki temel bilgileri hikâye düzeninde sevimli bir şekilde anlatan <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitabı, ayrıca çocuk eğitiminde önemli yer tutan farklı kazanımlara da vurgular yapmış&#8230;<br /> <br /> Aile içi iletişim, hayvan sevgisi, kitap okuma alışkanlığı ve öğrenmeye merak gibi konular işlenmiş.<br /> <br /> Bunun yanında yazar kitabın oluşumunda niteliğin kaliteli olmasına özen göstererek uzman pedagog desteği almış.<br /> Kitabın çizimleri popüler bir çocuk dergisinde ve birçok çocuk kitabında usta çizimler yapmış olan <strong>Fatma Betül Alp Yıldız</strong>&#8216;a ait&#8230;<br /> <strong>Parana Yayınlarından</strong> çıkan bu kitap, <strong>MatSanat</strong> matbaasında en kaliteli kağıtlarla basılmış&#8230;<br /> <br /> <br /> Yazarın 3. kitabı olan <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitapçılarda ve internet kitap satış sitelerinde çocuk okurlarını bekliyor.<br /> <br /> Çocuğunuz, öğrenciniz veya tanıdığınız tüm çocuklar için harika bir hediye olabilir.<br /> <br /> Yazardan imzalı temin etmek isteyenler <strong>siziseviyorumcocuklar@hotmail.com  </strong>adresinden iletişim kurabilirler&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=344%2C458&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18699" width="344" height="458" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?w=563&amp;ssl=1 563w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/10/20191006_202618-1.jpg?resize=315%2C420&amp;ssl=1 315w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><br /> <br /> <strong>Uzman Pedagog Belgin Temur</strong>&#8216;un <strong>Kod: Sevgi Dili</strong> kitabına inceleme yorumu:</p>



<p><strong><em>Bu hikâye, okul öncesi dönem ve ilköğretimin ilk yıllarındaki çocukların  robotik kodlama konusunda temel bilgilere basit ve sade bir şekilde aşina olmalarına yardımcı olabilecek, çocuklarda öğrenme merakı uyandıracak, öğrenmeye motive edecek, iyiliğe teşvik edecek ve aynı zamanda yaratıcı düşünmenin önemini kavramalarına yardımcı olabilecek bir içerikle kaleme alınmıştır. Ayrıca bilgilerin aktarılması sırasında kullanılan pedagojik dil, &nbsp;anne babalara, &nbsp;çocuklarında önemli bir konuda nasıl merak uyandırabilecekleri konusunda rehber niteliğindedir.&nbsp; </em></strong></p>



<p><strong><em>Modern çağın çocuklarının, onlara yetişemeyen bütün anne babalarına öneririm…</em></strong>&#8220;</p>



<p>Yazarımıza bu anlamlı ve uzun yolunda başarılar diliyoruz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/">Kod: Sevgi Dili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kod-sevgi-dili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18693</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -6- Akik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 04:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18475</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yemen taşı olarak da bilinen Akik taşı en çok tanınan ve yaygın kullanılan değerli taşlardandır. “Akik, evreni yerinde tutan yin ve yang’ı pozitif ve negatif güçlerin uyumunu sağlayan taş” (1) olma özelliğiyle onu çok eski çağlardan beri kullanıla gelen şifa taşı olarak bilinen özgün ve sevilen bir taş yapmaktadır. Her bölgede farklı bir isimle anılan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/">Sessiz Dostların Sesi -6- Akik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yemen taşı olarak da bilinen Akik taşı en çok tanınan ve
yaygın kullanılan değerli taşlardandır.</p>



<p>“Akik, evreni yerinde tutan yin ve yang’ı pozitif ve negatif
güçlerin uyumunu sağlayan taş” (1) olma özelliğiyle onu çok eski çağlardan beri
kullanıla gelen şifa taşı olarak bilinen özgün ve sevilen bir taş yapmaktadır.</p>



<p>Her
bölgede farklı bir isimle anılan bu gizemli taş hem estetik güzelliği hem de
yaydığı enerji nedeniyle pek çok insan tarafından sevilmiştir. </p>



<p>Akik isminin kökeninin Sicilya’da bulunan Achates Nehri’nden geldiği söylenir. Günümüzde birçok aksesuarlarda sıkça rastladığımız bu özel taş, eski çağlardan beri süs eşyası ve mücevher olarak kullanılmış oldukça değerli bir taştır. “Akik taşı görüntüsü itibariyle bir merkez alanının çevresinde çeşitli renklerde halkalardan oluşur.” (2)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?resize=228%2C220&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18560" width="228" height="220" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?resize=300%2C290&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik01.jpg?resize=435%2C420&amp;ssl=1 435w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik02.jpg?resize=254%2C171&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18561" width="254" height="171" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik02.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik02.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p></p>



<p>Akik taşının bu özelliği onu sahtelerinden kolaylıkla ayırır. Akik taşını değerli yapan bu güzelliğinin yanı sıra sevilmesinin asıl nedeni kutsal sayılmasında yatmaktadır. Akik duygusal, fiziksel ve entelektüel denge meydana getiren temel taşlardan olduğu için birçok burcun da ortak taşıdır.</p>



<p>Akik taşı çok farklı renk tonlarında olabilir. Aksesuar dünyasında akik olarak en çok rastlanılan taş kızıl ile turuncu rengini andıran doğal taştır. Bunu yeşil akik, siyah akik ve mavi akik taşı takip eder. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?resize=488%2C319&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18566" width="488" height="319" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/akik.jpg?resize=642%2C420&amp;ssl=1 642w" sizes="(max-width: 488px) 100vw, 488px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>“Akik, psikolojik açıdan
kişinin kendini kabul etmesini kolaylaştırır. Bu da kendine güveni geliştirir.
Kişinin kendisini analiz etmesini ve gizli koşulları anlamaya yardımcı olarak
sağlığınızı ve iyiliğinizi tehdit eden rahatsızlıklara dikkatini çeker.”(3)</p>



<p>Negatif enerjileri yok etme özelliği onun İslam ülkelerinde yaygın kullanılmasına neden olmuştur. “Akik taşlı yüzük takmak berekettir, akik taşı takan kişinin akibeti güzel olur” diye bilinmesi bu taşın kullanımını bir gelenek haline getirmiştir. Özellikle Hz. Peygamberin kızıl akik yüzük takılması konusunda Hz. Ali’ye tavsiyesinin olması bu taşı sünnet geleneğinde kutsal kılmıştır. Çoğunlukla tesbih ve yüzük olarak kullanılmaktadır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?resize=212%2C212&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18570" width="212" height="212" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?w=352&amp;ssl=1 352w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/tesbih-2.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik Tesbih</figcaption></figure></div>



<p>Akik taşının en bilinen faydasının kişiyi ruhsal açıdan koruduğuna inanılmasında yattığını biliyoruz. Güçlü bir enerjisi olduğu düşünülen bu taşın gerginliği ve stresi azaltarak kişinin uyumsuzluklarını en aza indirdiği ve kişiyi sosyalleştirerek çevre ve insanlarla uyumlu kıldığı söylenmektedir. Dünyevi başarıya yardımcı olarak kişiyi yorgunluktan ve tükenmişlik duygusundan uzaklaştırdığı, ağrıları azalttığı, cilde ve kemiklere iyi geldiğine inanılmaktadır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/yüzük-1.jpg?resize=206%2C188&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18571" width="206" height="188" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/yüzük-1.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/yüzük-1.jpg?resize=300%2C274&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik Yüzük</figcaption></figure></div>



<p>Akik taşının rengi sakinleştirici ve dokusu ferahlatıcıdır. Kendi deneyimlerimden biliyorum. Erkekler arasında kullanımı daha yaygın iken kadınlar genellikle gerdanlık veya küpe şeklinde kullanmayı tercih etmektedirler. Bence akik yüzük için çok daha güzel bir aksesuardır.</p>



<p></p>



<p>Bunca stresli ortamda hele de son günlerde yaşadığımız deprem stresiyle baş etmede akik taşlı bir aksesuar edinmek yararlı olabilir diye düşünüyorum. Ne de olsa İstanbul gibi bu büyük mega köyden gidecek  başka yerimiz olmadığına göre deprem çantalarımıza birkaç akik taşı koyarak korunabiliriz (!) değil mi siz ne dersiniz?</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/küpe.jpg?resize=177%2C192&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18572" width="177" height="192" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik küpe</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=196%2C196&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18573" width="196" height="196" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/09/gerdanlık.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w" sizes="(max-width: 196px) 100vw, 196px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Akik gerdanlık</figcaption></figure>



<p>Dipnot: (1), (2), (3) Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/">Sessiz Dostların Sesi -6- Akik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-6-akik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylül Sende Saklı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Sep 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18479</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir Eylül resmidir, Yağmur kokan saçlarının Sarı bukleli kıvrımlarında açan, Sonbahar gülüşlü gülümdür Avuçlarındaki ruhumla Senden uzaklara kaçan… * Gizli kalmış aşkların tortusuydu, Yerlere saçılmış sararan hüznüm. Çınar yapraklarının saklı çıtırtısında, Savrulurken sert rüzgârlarla, Hıçkırırdı, Görünmeyen yüzüm. * Sevilmeyi bilmeyen mavi gözlerin Hırçın bir denizin dalgasında Suskun, Sevmeyi bilmeyen dudakların İlk öpüşmenin sıcak damlasında Kırgındı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/">Eylül Sende Saklı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Eylül resmidir,</p>
<p>Yağmur kokan saçlarının</p>
<p>Sarı bukleli kıvrımlarında açan,</p>
<p>Sonbahar gülüşlü gülümdür</p>
<p>Avuçlarındaki ruhumla</p>
<p>Senden uzaklara kaçan…</p>
<p>*</p>
<p>Gizli kalmış aşkların tortusuydu,</p>
<p>Yerlere saçılmış sararan hüznüm.</p>
<p>Çınar yapraklarının saklı çıtırtısında,</p>
<p>Savrulurken sert rüzgârlarla,</p>
<p>Hıçkırırdı,</p>
<p>Görünmeyen yüzüm.</p>
<p>*</p>
<p>Sevilmeyi bilmeyen mavi gözlerin</p>
<p>Hırçın bir denizin dalgasında</p>
<p>Suskun,</p>
<p>Sevmeyi bilmeyen dudakların</p>
<p>İlk öpüşmenin sıcak damlasında</p>
<p>Kırgındı.</p>
<p>*</p>
<p>Sen!</p>
<p>Serabı bekleyen çöl kuşu gibi mahzun</p>
<p>Omuzlarından yana düşmüş başında,</p>
<p>Yalnız kalmış hülyalı bakışlarınla</p>
<p>Ağlamaktasın,</p>
<p>Beni kaybettiğin o virane köşe başında.</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Bir simit lokmasında tıkanır gibi,</p>
<p>Martıların kanat çırpışlarında,</p>
<p>Yutamazsın istesen de sözlerimi.</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Gök kuşağı altında dilek tutarsın.</p>
<p>Bindiğin vapurun esintisinde,</p>
<p>Bakışlarımı ararsın.</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Sızlayıp duran kalp ağrınla</p>
<p>Sol elin</p>
<p>Sol memenin altında.</p>
<p>Beni anımsarsın…</p>
<p>*</p>
<p>Her Eylül,</p>
<p>Sen ve gönül yangının</p>
<p>Yeniden başlar.</p>
<p>*</p>
<p>Dinmeyeceğini bile bile</p>
<p>Kanarsın hilelere…</p>
<p>*</p>
<p>Yalancı gözlerde</p>
<p>Bulursun,</p>
<p>Kendini,</p>
<p>Hakikatini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/">Eylül Sende Saklı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylul-sende-sakli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18479</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Aug 2019 04:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18337</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen, “insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”. Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini
sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak
insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen,
“insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”.
Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın
bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları görmek ve
beklemek hakkına sahibiz. İnsanlık ilkel köleci toplumdan çok uzakta, artık duygularını,
şehvetini, egosunu dolayısıyla buna bağlı her türlü şiddet ve öfke duygusunu
kontrol altında tutabilme becerisine sahip… Yani olmalı, olabilmeli, toplum
olarak bunu beklemeliyiz. </p>



<p>Eğitim şart, eğitim ailede başlar falan gibi laflar da çok
boş ve gereksiz. İnsan kendi kemalatını tamamlamak için geldi bu dünyaya… İnsan
olmak için geldi, ihtiyacı olan ne varsa kendinde var onu bulmaya, devranını
tamamlamaya geldi. Akıl ve vicdan haznesinden geçirdiği her duygu ve düşünce
onu saf bilince götürecektir. İnsan bu bilince ulaşmamak için direnç gösterdiği
sürece insan olmaktan uzakta kalmakta, nâdan olmaktadır. Kendi özünden çıkan
ilim ve irfanı okul sıralarında öğrenme şansı zaten yoktur. </p>



<p>Yeni Zelanda yerlileri, Aborjinler bilgeliği ders
kitaplarından mı öğrendiler? Kızılderililer, Mayalar, İnkalar, kutuplarda
yaşayan Eskimolar?</p>



<p>Doğal olandan, doğadan, seni sen yapan değerlerden,
topraktan, taştan, kayadan, sudan, ağaçtan, börtü böcekten ne kadar koparsan o
kadar hayvanlaştığının farkına varmalı insan oğlu çok geç olmadan…</p>



<p>&nbsp;Umut kesmek insan
olana yakışmaz bilirim, ama belki de bir katkısı olur diye insan kalmamıza, bu
ay ki yazımda aragonitten bahsetmek istedim…</p>



<p>“Aragonit güvenilir bir toprak şifacısı ve topraklama
taşıdır. Bu taş jeopatik stresi dönüştürür ve engellenmiş ley hatlarını uzaktan
bile temizleyebilir. Odaklama ve fiziksel enerjileri topraklama yeteneğiyle
stresli zamanlarda yararlıdır.” (1) </p>



<p>Hani olur ya bir gün trafikte araba kullanırken size yol vermeyen birinin arabasının üstüne çıkıp, hamile eşinin yanında hayvani bir şiddet göstermek isterseniz yanınızda bu taşı taşıyarak kurtulabilesiniz diye… Dikkat, sol elinize taşı alıp, gözlerinizi kapatıp, derin derin nefes alacaksınız… Hiçbir şeyciğiniz kalmayacak&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18377" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Psikolojik olarak Aragonit sabrı ve kabullenmeyi öğretir.
Aşırı duyarlılıkla mücadele eder. Kendilerini çok yıpratan insanlar için boş
vermeyi kolaylaştırır.” (2)</p>



<p>Sizi terk eden sevgilinizin suratına bir tokat patlatmadan
önce hemen elinize alacaksınız aragoniti, ya da çok çabuk sinirlenen biri
iseniz boynunuzda kolye olarak da taşıyabilirsiniz.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18378" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>kolye şeklinde Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Zihinsel olarak meselelere bir an önce konsantre olmaya,
zihne esneklik ve hoşgörü getirmeye yardımcıdır. Sorunların ve durumların
nedenlerine inmeyi sağlar. Duygusal olarak öfke ve duygusal stresle mücadele
eder. Kuvvet ve destek sağlar.” (3) </p>



<p>Çevrenizde
gördüğünüz ya da bizzat kendi hayatınızda tanık olduğunuz haksızlıklar
karşısında, boynunuzda taktığınız aragonit kolyenizi sol elinizle sıvazlamanız,
duyduğunuz öfke ile başa çıkmanıza yardımcı olacaktır. </p>



<p>“Fiziksel olarak sizi rahatlatan ve kendi bedeniniz içinde
iyi hissettiren bir taştır. Rahatsızlıklarla özellikle de iç
huzursuzluklarından kaynaklanan sinirsel tikler ve spazmlarla mücadele eder.
Bedenin içinde odaklanan topraklama yapan dengeleyici bir taştır.” (4)</p>



<p>Görüyorsunuz ya, bir insanın boğazına yapışmadan önce
yapılması gereken başka şeyler de varmış. Bir insanın diğer bir insanın yaşama
hakkını elinden almadan önce, içinde uyanan o hayvani öfke duygusunu bastırmak
için küçük bir aragonit taş bile işe yarıyormuş. </p>



<p>Elbette yarayan başka şeyler de var. Düşünmek bunlardan biri
mesela, vicdan sahibi olmak, merhamet beslemek, nefsin şeytani boyutuyla başa
çıkmanın ilk ön şartları… Hani o dinden imandan bolca bahseden ama yanından
bile geçmeyen insanımsılar var ya, insanları birbirine düşman eden dilleri
yüzünden onların ölmesine bile gerek yok, cehennem onların içinde, ha bire
yanıp dururlar farkında olmasalar da…</p>



<p>Aragonit taşı onlara şifa olur mu bilmem ama, bu yazıyı
okuyanlara belki bir faydası olur…</p>



<p>Not: 1,2,3,4 alıntılar Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18337</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -4- Malakit</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Jul 2019 04:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18010</guid>
				<description><![CDATA[<p>“İsmini bilmediğiniz bir taşa baktığınızda o taş zarif, zengin ve muhteşem görünüyorsa ismi muhtemelen malakittir. Malakit taşını anlamak için uzman olmak gerekmez. Taşın güzel ve zengin yeşil rengi size bunun malakit olduğunu söyleyecektir. Malakit taşı büyüleyici bir görünüme sahiptir. Beyaz çizgilere sahip yeşil rengi ona çok önemli bir mücevher görünümü verir…” Bu ifadeye katılmamak mümkün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/">Sessiz Dostların Sesi -4- Malakit</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“İsmini bilmediğiniz bir taşa baktığınızda o taş zarif, zengin
ve muhteşem görünüyorsa ismi muhtemelen malakittir. Malakit taşını anlamak için
uzman olmak gerekmez. Taşın güzel ve zengin yeşil rengi size bunun malakit
olduğunu söyleyecektir.</p>



<p>Malakit taşı büyüleyici bir görünüme sahiptir. Beyaz
çizgilere sahip yeşil rengi ona çok önemli bir mücevher görünümü verir…”</p>



<p>Bu ifadeye katılmamak mümkün değil. Eğer hayatınızın
bir döneminde bir yerlerde karşınıza çıktıysa malakit taşı, benim gibi
büyülenip kalmışsınızdır. Koyu yeşil rengine gözlerinizi dikip, siyah
çizgilerinde hayale dalmışsınızdır. Hiç gitmediğiniz bir diyardan size misafir
gelmiş eski bir dostunuz gibi sevgiyle kucaklar, içine alır sizi. Onun
yeşilinde uzun servilerin kadim bakışlarını yakalarsınız. Serin gölgesinde
dinlenen ruhunuza, gözyaşlarınızın eklenen tuzlu tadıyla, &nbsp;göçüp giden sevdiklerinize bir fatiha
okursunuz. Ardından, yarım kalmış bir aşk şarkısının son mısrası dilinizde, notaları
beyninizde, mezar taşınızın önünde sizi bekleyen gençliğinizle karşılaşırsınız.
Göz göze geliverir, süzülüp bakarsınız anılarınıza ışık huzmesinin altından…
Serviler görür kimsenin göremediği efkârı, usulca toprak soğur önce sonra
yürek, ses vermez torağın altında yatanlar. Geçip gider gözlerinizin önünden bir
bir hatıralar, zamana yayılır yaşanmayanlar, ama siz yaşarsınız o güzelim
anları…</p>



<p>&nbsp;Malakit
taşını ilk gördüğünüzde, huzurun sonsuz dinginliğinde kaybolmuş kendi ruhunuzu
bulursunuz. Unuttuğunuz kendinizi tanıtır, eski bir tarih kitabının küf kokulu
sayfalarının arasından boynunu uzatıp, size, sizi hatırlatır… </p>



<p>Benim malakit ile tanışmam hiç beklenmedik bir anda,
güpegündüz alelade bir vitrinin aynasında, gelecek muştusundan azade bir tevafukun
izinde gerçekleşmişti. </p>



<p>Gelecek günlerde yaşanacaklardan bihaber, serin bir servinin
altına uzanıp beni al diyerek kimse görmeden el etmişti. Yağan yağmurun
yıkadığı mezarlıktaki servilerin gülümseyen bakışları meğerse ipuçlarıymış
hayatımın. Bilememiştim o zamanlar. Malakit cazibesini üzerimde deneyince,
cebimdeki son parayla satın alıp gelip yerleşmişti yeni yerine…</p>



<p>Boynumda ilk gördüğünde göz alıcı nazarıyla, aşkın
ilk kıvılcımını ateşlemişti. Önce kendine sonra bana. Yanışında saklıydı gelecek
zaman. Andan kopmuş, zamana yayılmıştı sıcaklığı. Serin serviler bilemediler bu
sıcaklığı, aşktan ürken bakışlarını yeşillerinde gizlediler. Kayboldu büyüsü
aşkın. Hasret oldu yolları, sevdanın adına değmedi yumuşak eli, derin kalp
ağrıları delmedi zarif bedenini… Aşka rağmen kavuşamadan birbirlerini seyrettiler
uzaktan. Servilerin gölgesine gizlenen niyazlarıma son nefesimi de ekledim, öylece
susup ölümü bekledim. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?resize=317%2C369&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18230" width="317" height="369" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?w=515&amp;ssl=1 515w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?resize=258%2C300&amp;ssl=1 258w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/kolye.jpg?resize=361%2C420&amp;ssl=1 361w" sizes="(max-width: 317px) 100vw, 317px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Bana bu satırları yazdıran kolyem</figcaption></figure></div>



<p>Malakit’in
derin ruhani rengi kalemimden döküldü satırlara. Oysa ben anlatacaktım, onun
gizemli tarihinden başlayacaktım.</p>



<p>Malakit
taşı binlerce yıldır kullanılmaktadır. Tarihi M.Ö 3000 yıllarına ve eski
Mısır’a dayanmaktadır. Mısır’lılar malakit taşını koruyucu güçlerinden dolayı
onu tılsım olarak kullanmışlardır.</p>



<p>Dünyanın
birçok yerinde bulunan Malakit taşı, ABD, Şili, Güney Afrika, Avustralya,
Romanya, Rusya, Zaire ve Kongo’da çıkarılmaktadır. Malakit taşının ismi Yunanca
‘malakos’ kelimesinden türetilmiştir. Bu kelime yumuşak anlamına gelmektedir.</p>



<p>Malakit
taşı bir dönüşüm taşı olarak bilinirmiş. Sizi bilmem ama ben onu boynuma
taktığımda dönüşüm başlamıştı… Yaşamınızda meydana gelebilecek pek çok
değişiklikle başa çıkmamıza yardımcı olurmuş. Düşüncelerimizi ve duygularımızı
uyandırırmış.</p>



<p>“Her
zaman zorluklar, sürprizler ve beklenmedik olaylar olacaktır. Ancak malakitin
koruyucu ve destekleyici enerjilerine sahip olduğunuzu bilmek, yükselen ve
düşen arasındaki farkı belirleyebilir.” Deniliyor. Bir taş ne yapar demeyin,
isterseniz deyin. Ama asıl değiştirici gücün içinizden geldiğini asla göz ardı
etmeyin.</p>



<p>“Zayıf
hissettiren her şeyi ortadan kaldırarak fiziksel ve duygusal bir düzeyde
iyileşmenizi sağlar malakit taşı. Hayatınızdaki tüm negatif enerjileri ortadan
kaldırarak, vücudunuzdaki ve canlılığınızdaki pozitif yaşam gücünü uyarmanızı sağlar.”
Ben uzmanların yalancısıyım. </p>



<p>“Malakit
çevrenizdeki doğanın iyileştirici yeşilini sembolize eder. Gözlerinizi dünyanın
güzelliğine açacak ve kendinizi daha iyi, daha mutlu ve daha huzurlu hale
getirmek için sizi çevreleyen her şeyi nasıl kullanabileceğinizi daha iyi
anlamanızı sağlayacaktır.” Denemesi bedava… İşte size malakitten yapılmış
güzellikler…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/image.png?resize=158%2C138&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18228" width="158" height="138" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=138%2C138&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18232" width="138" height="138" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/65887099_796676640726658_8935587075736357237_n.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w" sizes="(max-width: 138px) 100vw, 138px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/malakit-ozellikleri.jpg?resize=144%2C144&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18233" width="144" height="144" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/malakit-ozellikleri.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/07/malakit-ozellikleri.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 144px) 100vw, 144px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/">Sessiz Dostların Sesi -4- Malakit</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-malahit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -3-  Firuze / Turkuaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 04:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Firuze]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18024</guid>
				<description><![CDATA[<p>Turkuaz nam-ı diğer Firuze taşı bu ayın konusu olan taş. Firuze taşının tanıtımı üzerine bilgiler vermeden önce benim kişisel tarihimdeki Firuze adının ve bu adı taşıyan albümün sahibi Sezen Aksu’nun şarkısından bahsederek girmek istiyorum konuya. Bilindiği gibi Firuze bir kadın ismidir. Benim indimde gösterişli, alımlı, güzel bir kadın figürünü canlandırır. Can yakan, canlara can katan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/">Sessiz Dostların Sesi -3-  Firuze / Turkuaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Turkuaz
nam-ı diğer Firuze taşı bu ayın konusu olan taş. </p>



<p>Firuze
taşının tanıtımı üzerine bilgiler vermeden önce benim kişisel tarihimdeki
Firuze adının ve bu adı taşıyan albümün sahibi Sezen Aksu’nun şarkısından bahsederek
girmek istiyorum konuya. </p>



<p>Bilindiği
gibi Firuze bir kadın ismidir. Benim indimde gösterişli, alımlı, güzel bir
kadın figürünü canlandırır. Can yakan, canlara can katan, aşığına vurgun bir
kadın ismi, neden mi? Kim bilir belki de sözlerini Aysel Gürel’in yazdığı ve
Atilla Özdemiroğlu’nun beste ve düzenlemesini yaptığı bu unutulmaz şarkı
yüzünden. Hani 1982 yılında albüme de adını vererek çıkan ünlü Firuze şarkısı…
Dinlememiş olan varsa diye…</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/3vNtVJ7dGxg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe>
</div></figure>



<p>Gençliğin
zirvesi bir yaşta anlamları anlamlandırmaktan çok uzakta, aşkın kokusu bile
tuzakken bizlere daha, yüreğimde bir yerlerde bir ateş yanmaya başlamıştı.
Gerek Sezen Aksu’nun yorumu, gerekse şarkının arabeske kaçan melankolisi içinde
kaybolup gitme korkusu, ilk dinlediğimde gözlerimi yaşla doldurmuştu. Bilmediğim
bir kadının bilmediğim hikâyesine duyulan üzüntüden ziyade, kendi olmayan
hikâyeme duyduğum özlemdi, kanıma giren bu eşsiz, hüzünlü, melodik seyirlik… </p>



<p>İnsan on sekiz yaşında, bütün duyguları birbirine karıştırır. On sekiz yaş, delikanlılığın deliliğinde çağlayan bir pınar gibi, aşılmaz dağlara doğru Ferhat gibi yaşanır.</p>



<p>1982 yılında, Yedikule’de bir çay bahçesinde kulağıma ilk kez çalınan
bu ezgilerle, &nbsp;yaşadığımız dönemin ağır
sarsıntılarında ezilmiş çocuk gülümsemelerimize umut olmuştu. &nbsp;</p>



<p><em>Bir gün dönüp bakınca düşler<br />
İçmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını<br />
Ağla, ağla Firuze ağla<br />
Anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu</em></p>



<p><em>Kıskanır rengini baharda yeşiller<br />
Sevda büyüsü gibisin sen Firuze<br />
Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu<br />
Üzüm buğusu gibisin sen Firuze</em></p>



<p><em>Kıskanır rengini baharda yeşiller<br />
Sevda büyüsü gibisin sen Firuze<br />
Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu<br />
Üzüm buğusu gibisin sen Firuze</em></p>



<p><em>Duru bir su gibi, bazen bir volkan gibi<br />
Bazen bir deli rüzgar gibi<br />
Gözlerinde telaş, yıllar sence yavaş<br />
Acelen ne bekle Firuze…</em></p>



<p><em>Bir gün dönüp bakınca düşler<br />
İçmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını<br />
Ağla, ağla Firuze ağla<br />
Anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu</em></p>



<p><em>Acılı bir bakıs yerleşirse eğer<br />
Kirpiğinin ucundan…</em></p>



<p>Bu
umutta görmüştük mavi gözlerini Nazım’ın, İstanbul’un geçen vapurlarına boğazda
el sallarken. Bile bile sızlayan burunlarımızın direği, sevincimizi kursağımıza
hapsedenleri, asla unutmayacaktı… Unutmadık umutlarımızı çalanları, Firuze bir bahar
sabahının serin esen mavi rüzgârıydı…</p>



<p>Firuze
adının bir kadına yakışmasının ötesinde bir değerli taş olması sebebiyle, şimdiden
baktığımda geriye, anlamını pekiştiren ne kadar doğru bir isim olduğunu
hissettiriyor bana. Hani yıllar geçtiğinde okunan romanlar, şiirler ve dinlenen
şarkılar nasıl değişirse insanın indinde, öyle değişiyor anlamı Firuze’nin.
Mavi rengin yeşile çalan gökkuşağındaki bu 3. rengin…</p>



<p>Firuze
nam-ı diğer Turkuaz… Şiirlerin, şarkıların rengi… Belli ki bir yaşam biçimi,
bir taşa adını verecek kadar değerli. </p>



<p>Turkuaz
taşı, hakkında ilk söylenenler “iyileştirici olup ruha ve bedene esenlik ve
içtenlik kazandıran kadim bir taş” olduğu yönünde. Koruyuculuğu en belirgin
özelliği, hatta öyle ki ihaneti renk değiştirerek haber verdiğine bile
inanılmış. Sezgileri geliştiren, boğaz çakrasını açan, ruhun kendini ifade
etmesine imkân sağlayan, negatif enerjileri dağıtan bir taş olduğu için, nazarlık
olarak da kullanılmış.</p>



<p>“Doğal taşlar arasında özel bir yeri olan Firuze (Turkuaz) taşının kadın ve erkeklerde çeşitli süslemelerde ve aksesuarda kullanıldığı bilinmektedir.” Günümüzde oldukça popüler olan doğal taş yüzükler, doğal taş kolye ve teşbihlerin yapımında en çok tercih edilen taşlardan biri de firuze taşıdır. Firuze taşı diğer adıyla turkuaz taşı olarak bilinen bu taşın kişiye pek çok faydası vardır. Türk taşı olarak da bilinen Firuze taşı gökyüzünün mavisi yeryüzünün yeşili birleşimini temsil ettiği için denge taşı olarak bilinir.” Bu nedenle adını bir renge vermiştir, Türkuaz Türklerin milli rengi olarak bilinmektedir.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kırık-gerdanlık.jpg?resize=275%2C275&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18081" width="275" height="275" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kırık-gerdanlık.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kırık-gerdanlık.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Kırık gerdanlık</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?resize=245%2C245&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18082" width="245" height="245" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/firuze-dogal-tasli-modern-erkek-yuzuk-tal-erkek-yzkleri-19516-57-O.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Erkek yüzüğü</figcaption></figure>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>“Turkuaz taşlı aksesuarlar arasında en çok tercih edilen firuze taşlı tesbihlerdir. Özellikle gün içinde elle en çok temas etmenizi sağlayan tesbihler doğrudan kişinin ruh sağlığına müdahale gibidir. Firuze taşlı yüzük ve bileklikler de özellikle kadınlar tarafından yaz aylarında sıklıkla kullanılır. Rengi dolayısıyla kişiye mutluluk ve heyecan veren turkuaz taşının özellikle teninize teması önemlidir. Bileklik olarak kullanıldığında sol ele takılması önerilir. Kalbe ve damarlara doğrudan iyi geleceğine inanılmaktadır.” *</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18086" data-recalc-dims="1"/></figure></div>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kure-kesim-uclu-puskullu-firuze-turkuaz-tesbih-firuze-turkuaz-tesbihler-tesbihane-21294-11-K.jpg?resize=281%2C147&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18087" width="281" height="147" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kure-kesim-uclu-puskullu-firuze-turkuaz-tesbih-firuze-turkuaz-tesbihler-tesbihane-21294-11-K.jpg?w=310&amp;ssl=1 310w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/kure-kesim-uclu-puskullu-firuze-turkuaz-tesbih-firuze-turkuaz-tesbihler-tesbihane-21294-11-K.jpg?resize=300%2C157&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 281px) 100vw, 281px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p style="text-align:right"></p>



<p>“ Psikolojik olarak Turkuaz güçlendirici bir taştır. Kendine
işkence etmeyi kendini sabote etmeyi engeller. Fiziksel olarak yorgunluk,
depresyon veya panik ataklar için mükemmel bir taştır.”</p>



<p>Mavinin en güzel tonuna adını vermiş olan turkuaz benim kişisel
hayatımda en sevdiğim renklerin başında gelir. Bu taştan olan bilekliğimi
mümkün oldukça sık kullanmaya gayret ederim.</p>



<p>Her şeyden önemlisi ne yaşarsak yaşayalım umudun bizi terk
etmesine asla izin vermemeye çalışalım…</p>



<p>Turkuaz tadında günlere&#8230;</p>



<p>*Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall, Alfa yayınları, 2013</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/">Sessiz Dostların Sesi -3-  Firuze / Turkuaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-3-turkuaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18024</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zaman Kimin Ardından</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Jun 2019 07:07:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17974</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar kovalasan daDurur mu hiç kaçmaktan?Tutamazsın elinde,Sevemezsin gönlünle,Bir ömür beklesen de,Gider hep senden önce öteye. Soramazsın neredeydin diye,Gelir konar bir anda pencerene,Göz etmeden sana, Sözüne söz demeden daha,Bir bakmışsın,Geçivermiş bir on sene. Değeri paha biçilmez,Eksen de buğday tarlasına,Ekin gibi yetişmez.An için an da kal demiş ya dervişler,Dem dem olmadan yenilmezmiş yemişler. Ey kul, olma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/">Zaman Kimin Ardından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ne kadar kovalasan da<br />Durur mu hiç kaçmaktan?<br />Tutamazsın elinde,<br />Sevemezsin gönlünle,<br />Bir ömür beklesen de,<br />Gider hep senden önce öteye.</p>



<p>Soramazsın neredeydin diye,<br />Gelir konar bir anda pencerene,<br />Göz etmeden sana, <br />Sözüne söz demeden daha,<br />Bir bakmışsın,<br />Geçivermiş bir on sene.</p>



<p>Değeri paha biçilmez,<br />Eksen de buğday tarlasına,<br />Ekin gibi yetişmez.<br />An için an da kal demiş ya dervişler,<br />Dem dem olmadan yenilmezmiş yemişler.</p>



<p>Ey kul, olma sakın sen kula kul.<br />Halk içinde Hakka yakın dur.<br />Zaman dediğin&nbsp;<br />Bir kuşun kanadında&nbsp;<br />Baksana hep uçup durur. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/">Zaman Kimin Ardından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zaman-kimin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17974</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -2- Lapis Lazuli</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 May 2019 04:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16680</guid>
				<description><![CDATA[<p>Lacivert taş olarak da bilinen lapis lazuli çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türüdür. Koyu mavi renkte, yarı şeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır&#8217;da firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır. Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. Latincede lapis “taş” lazuli ise “mavi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle lapis [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/">Sessiz Dostların Sesi -2- Lapis Lazuli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Lacivert taş olarak da bilinen lapis lazuli çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türüdür. Koyu mavi renkte, yarı şeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır&#8217;da firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır. Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/05lapis8.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17934" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/05lapis8.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/05lapis8.jpg?resize=300%2C123&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p> Latincede lapis “<strong>taş</strong>” lazuli ise “<strong>mavi</strong>” anlamına gelmektedir. Bu nedenle lapis lazuli taşı,&nbsp;<strong>gök taşı</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>mavi taş</strong> olarak nitelendirilmektedir. Sahip olduğu özellikler bakımından en güçlü taşlar arasında yer alan lapis lazuli renginden dolayı göklerin sembolü olarak da kabul edilir, bu nedenle  &#8220;gerçek taşı&#8221; ya da &#8221; gece taşı&#8221; diye de adlandırılmaktadır.    </p>



<p>Yüzyıllar boyunca insanoğlu tarafından en çok kullanılan taşlardan biri olan lapis lazuli, ruhun, onurun, soyluluğun ve tanrıların sembolü olan bir taş olarak kabul görmüştür. Doğada bulunun birçok değerli taşlar gibi lapis lazulinin de insan sağlığı açısından önemli faydaları bulunmaktadır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/indir.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17936" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/indir.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/indir.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Yüzeyinde onu çekici kılan altın renginde lekeler vardır bu da onun çok güçlü ve gizemli görünmesini sağlar. Eski Mısırlılar lapis lazuli’yi kozmetik olarak kullanmışlar. Hatta Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ndeki freskoları renklendirmek için lapis lazuli’yi toz biçiminde kullandıkları bilinmektedir.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=315%2C218&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17937" width="315" height="218" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=218%2C150&amp;ssl=1 218w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=696%2C484&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/61QVKLUPvL._SX700_.jpg?resize=604%2C420&amp;ssl=1 604w" sizes="(max-width: 315px) 100vw, 315px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Yüzyıllar boyunca popülerliği azalmamıştır. Bugün lapis lazuli ABD, Şili, İtalya ve Afganistan’da çıkarılmaktadır. Lapis lazuli taşı sadece düşüncelerinizi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda hem kişisel hem de profesyonel yaşamınızda hem psişik hem de fiziksel saldırılardan sizi koruyabilir.</p>



<p>Lapis Lazuli taşı güçlü bir düşünce büyütecidir. Zihnin yüksek melekelerini uyarır, nesnellik ve netlik getirir. Kaynağa uyum sağlama aracılığıyla yaratıcılığı destekler. Gerçekle, bulduğunuz yerde yüzleşmenize ve öğrettiklerini kabullenmemize yardım eder. Kendi fikirlerimizi ifade etmemize ve anlaşmazlıkları çözmemize yardımcı olur. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17948" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>&#8220;Lacivert taşı aşk ve dostluk ilişkileri kurar, duygu ve düşünceleri ifade etmeye yardımcıdır. Eziyet, zulüm ve acı çekmeye son verir. Cevher özü olarak duygusal bağları ortadan kaldırır.&#8221; *</p>



<p>Lapis lazuli taşı sahip olduğu tüm koruyucu enerjiler nedeniyle çok iyi bir koruma taşıdır. Ama aynı zamanda bir tezahür taşıdır çünkü hayallerinizi gerçeğe dönüştürmenize yardımcı olabilir! Bu taş eleştirel düşünmeyi teşvik eder bu yüzden yazar, gazeteci, psikolog ve yöneticiler tarafından meslek sahibi insanlar için mükemmel bir taştır.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=378%2C301&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17938" width="378" height="301" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=768%2C612&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=696%2C555&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/lapis-lazuli-kapak-e1542316497585.jpg?resize=527%2C420&amp;ssl=1 527w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Bu taş entelektüel analiz, problem çözme ve yeni fikirler üretmede yardımcı
olacak çok kullanışlı bir araç olacaktır. Farklı durumlara açık ve objektif
olarak bakmanız gereken bilgiyi elde etmenize yardımcı olacak, böylece en iyi
karara varacaksınız.</p>



<p>Ayrıca entelektüel yeteneklerinizi geliştirecek, yüksek aklınızı harekete geçirecek ve hafızanızı keskinleştirecektir.</p>



<p> Kendi kişisel tarihimde takvimler 31 Aralık 1999&#8217;u göstediği gün yani yılbaşı ve hatta milenyum başı olduğu gün, Kadıköy&#8217;deki bir seyyar gümüş eşyaları satan bir işportacıda yüzeyi dünyaya benzeyen mavi yüzüğü gördüğümde, bunun bana ait olması gerektiği duygusuna kapılıp o yüzüğü satın almıştım. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?resize=167%2C194&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17944" width="167" height="194" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?w=431&amp;ssl=1 431w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?resize=259%2C300&amp;ssl=1 259w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/yüzük.jpg?resize=362%2C420&amp;ssl=1 362w" sizes="(max-width: 167px) 100vw, 167px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>20 yıldır parmağımda</figcaption></figure></div>



<p> Yirmi yıldır bu yüzüğü parmağımda taşırım. Yüzeyi hafif aşınıp parlaklığı gitmiş dahi olsa, bana cesaret ve mücadele gücü veren lapis lazuliden hiç vazgeçmedim. Çünkü taşların enerjileri insan bedeni için çok önemlidir. Sizler inanmıyor olabilirsiniz. Ama şunu iyi bilin ki bütün inançlar insan içindir. İnsan var olduğu sürece var olacaklardır. Çünkü bu kainat, bu yeryüzü sadece insan varsa vardır&#8230; </p>



<ul><li>Kaynak: Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</li></ul>



<p> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/">Sessiz Dostların Sesi -2- Lapis Lazuli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-lapis-lazuli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16680</post-id>	</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs 1919-2019</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 May 2019 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17882</guid>
				<description><![CDATA[<p>19 Mayıs 1919 bir ülkenin tarihine kurtuluş mücadelesinin başlangıcı olarak geçmiştir. Bu tarih sadece Türk Milletinin bir devlet olma mücadelesi değil, emperyalizme, işgale, zulme karşı başlattığı bir direniş mücadelesidir. Bir milletin uyanışıdır. Vatanına, toprağına, bayrağına sahip çıkma ve bağımsızlığını ilan etme mücadelesidir. Dünya tarihindeki ilk milli direniştir. Şanlı bir tarih yazılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, milletine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/">19 Mayıs 1919-2019</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>19 Mayıs 1919 bir ülkenin tarihine kurtuluş mücadelesinin başlangıcı olarak
geçmiştir. Bu tarih sadece Türk Milletinin bir devlet olma mücadelesi değil,
emperyalizme, işgale, zulme karşı başlattığı bir direniş mücadelesidir. Bir milletin
uyanışıdır. Vatanına, toprağına, bayrağına sahip çıkma ve bağımsızlığını ilan
etme mücadelesidir. Dünya tarihindeki ilk milli direniştir. Şanlı bir tarih
yazılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, milletine güvenen bir lider olarak bu
direnişi geleceğine umut bağladığı gençlere emanet etmiştir.</p>



<p>Savaşlar yalnızca top tüfekle kazanılmaz. Çünkü bir ülkeyi işgal etmek
yalnızca askeri silahlarla değil, ekonomik, siyasal, eğitimsel saldırılarla,
içten içe çökertmekle gerçekleştirilir. Bir ülkenin milli değerlerini ve
kuruluş ayarlarını değiştirseniz o milletin kültürünü, insani değerlerini ve
yüzlerce yıllık sağlam inanç temellerini yıkmış olursunuz. </p>



<p>Bir milleti çökertmek istiyorsanız ki bu millet 100 yıl önce efsanevi bir
kurtuluş mücadelesi vermiş ise, onu ayrıştırmak, ötekileştirmek, nefret
söylemlerini artırmak, konu komşuyu birbirine düşman etmekle başlar. Bölmek ve
yönetmek emperyalizmin ilk kuralıdır. Ayrıştırma siyaseti güdenler hangi
taraftan gelirse gelsin, bilin ki yalnızca bu ilk kurala uyma çabası içindir.</p>



<p>Türk kültürünün islam dinini yorumlama ve uygulama biçiminden rahatsız
olanlar, dinin ayarlarını bozarak, din üzerinden cahil cühela bir toplum
yaratma konusunda ne yazık ki başarılı olurlar. Bu her dönemde her toplum için
geçerli bir yöntemdir. Hangi milletten olursa olsun din, yönetimsel bir araç
olur egemen sistemin elinde.</p>



<p>19 Mayıs 2019 Türk Milletinin 100 yıl sonra dahi kurtuluş mücadelesinin
bitmediğini gösteren bir tarihtir. Bu tarihe sahip çıkmak, vatanını, bayrağını,
inancını ve milletini seven her fert için bir yurttaşlık borcudur.</p>



<p>Çok sevdiğim bir büyüğümün şiiri ile bitiriyorum yazımı. Şair adının gizli
kalmasını ister, bu yüzden adını yayınlamayacağım. </p>



<p>Bayramımız Kutlu Olsun !</p>



<p><strong>BU GÜNÜN GENÇLERİNE !</strong></p>



<p>Tarih diyerek sana savaşları yazdılar</p>



<p>Zulmeti karanlığı yüreklere kazdılar.</p>



<p>Sevgiyi anlamadan, nefretle kararttılar</p>



<p>Kocaman yürekleri, öfkeyle daralttılar.</p>



<p>Zıtlıklar üzerine kurulan bu düzende</p>



<p>Dürüstlüğü seçersen, başın dik ve en önde.</p>



<p>Sevgi-korku ikilisi yüreğini sarıyor</p>



<p>Hangisini seçersen sonunda o kalıyor.</p>



<p>Kendinle barış önce, toplumla barışırsın</p>



<p>Kendine inan önce, hizmete alışırsın.</p>



<p>Kişi aydınlanınca, dünya da aydınlanır.</p>



<p>Karanlıklarda kalan, dünyayı öyle sanır.</p>



<p>Nasıl bir hazinesin kendini tanı önce,</p>



<p>Sana ders veriyor, bak küçücük bir karınca.</p>



<p>Aç göze ne gerek var, hırsla dünyayı yutma</p>



<p>Zaten yutacak seni gel sonunu unutma!&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/">19 Mayıs 1919-2019</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/19-mayis-1919-2019/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17882</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veren El Ol, Alan El Değil !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Mar 2019 04:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17317</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış, naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230; Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? </p>



<p>Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış,  naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230;</p>



<p>Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan ve aldığı ‘like’ları alacak hesabına ekleyen bir zihniyetle yarışmak ne mümkün? Ne haddimize, elbette, kimseyi eleştirmek ya da töhmet altında bırakmak için yazılmıyor bu cümleler. Belki biraz sarsıcı bir etki ile insan olduğumuzu hatırlatmaya yarar diye, içimizdeki umut ateşine biraz daha odun atmak niyetiyle kaleme alındı o kadar. Gidişatttan duyulan endişeyle, kaybedilen değerlerin yerine yenileri gelmeden evvel, son nefesini veren ölümcül bir hasta gibi, bir çırpınış, bir veda sözü gibi görmeli bu cümleleri&#8230; </p>



<p>Neden mi? </p>



<p>İnsanın kendine yabancılaşması, bir tiyatro efekti değil de ondan. Bertolt Brecht yaşasaydı bu çağda, Epik Tiyatro&#8217;un hayatın her alanına girdiğini gözlemlemekten mutluluk duyar mıydı pek emin değilim doğrusu? Yalandan, riyadan kurulmuş sefilliğin adını sosyalleşmek zanneden,  her duyduklarına inanan, her gördüklerini hakikat sanan çağdaşlarımıza,  yaşadıkları anı canlı yayın yapan bir zamane kültürüyle (!) perişan olduklarını söylemek cesaretini yine o gösterirdi herhalde&#8230; O ince zekası ve naif duygulu ama bir tokat gibi yüze çarpan anlatımıyla&#8230;</p>



<p><strong>‘</strong>Almak kodlamasını’ DNA larına yazdırmış bir kitleye, vermenin erdem olduğunu anlatabilsek bile, almadan vermenin hazzını damaklarında hissetmemişken daha, enayi damgasıyla gezmek yakışır herhalde bizim gibilere… Enayi demişken, alın terinin, emeğin, çabanın ve özverinin kitaplarda kalmış birer edebi kelime olduğunu düşünenlerin sayısı gittikçe artmakta, özellikle de bu son yıllarda.</p>



<p> <em><strong>Üretmeden tüketmenin lezzetine doyum olmuyor belli ki&#8230; </strong></em></p>



<p>Karşılığını almadığı, maddi ya da manevi tatmini tatmadığı, meşhur olma egosunu avutamadığı hiçbir ilişkiye girmeyen bu kitle; övüldüğü ortamlara balıklama atladığı ve daldığı güruhla mangalda kül bırakmadığı için kendini mutluluk havuzunda zannediyor. &#8220;Truman Show&#8217;un&#8221; oyuncuları olduklarını bilmediklerinden, repliklerini ezberlemeye gerek de duymuyorlar. Mutlaka bir izleyici, bir takipçi vb. grubun gözlemine ihtiyaç duyuyorlar. Nasıl ki dördüncü duvar olmadan bir oyun sahnelenemezse- malum seyicisi olmayan oyun sadece bir metinden, testen ibarettir- onlar da kendilerini yakından izleyenlerle varlıklarını sürdürüyorlar. Aslında gerçeğin acısından kaçan bu insanların tek bir kusurları var; sadece cimriler&#8230;</p>



<p>Ceplerindeki akreplerle yaşayıp, sevgilerini, ilgilerini, bilgilerini, dahası kendilerini vermek adına, korkaklar. Kişiliklerini, kartvizitlerine sığdırdıklarından olsa gerek, &#8216;insan&#8217; kartvizitli kimselerden hiç hoşlanmıyorlar. Hatta onları küçümseyip, ezik ve zavallı buluyorlar. </p>



<p>Çünkü insan kartvizitlilerin seyircisi yoktur. DNA kodlarındaki &#8216;vermek&#8217; eylemi onları görünmez kılmıştır. Sevgileri göz bebeklerinde saklı olan bu kimselerin sesleri fısıltıyla çıkar, dokunuşları yumuşak, alınları çok açıktır. Sanki dünyanın bütün hazineleri kendilerininmiş gibi dağıtıp dururlar. Ama hiç boş durmazlar, dinlenmek, tatil yapmak bile yine üretmek için en uygun zamandır. Cömertliklerinin dile gelmesini istemezler, zaten hiç bir şeyin kendilerine ait olmadığını iyi bilirler. Çevrelerinde dolanan ve gönüllerini bağlayan insanlara karşı sorumluluk duyarlar, vermeye, daha çok vermeye devam ederler. Bilgilerini, azıklarını, sevgilerini en önemlisi zamanlarını ayırırlar. Muhabbetlerine doyum olmaz. Onların bulunduğu mekanlar huzur ve sukünet yuvalarıdır. Sürekli bir üretim vardır. Durmadan çalışırlar, durmadan çalışmak zevkiyle adeta cennet bahçesinde sefa tepesinde dolanırlar&#8230;</p>



<p>Cömertliğin suskun mütevaziliğinden çok uzakta , cimriliğin kimsesiz darplarında, tenha bir köşede harap kalmışlara son söz,</p>



<p><em><strong>Mevlana’nın yedi öğüdü:</strong></em></p>



<p style="text-align:left"><em><strong>Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,<br />Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,<br />Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,<br />Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,<br />Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,<br />Hoşgörülükte deniz gibi ol,<br />Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.</strong></em></p>



<p></p>



<p><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17317</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çanakkale İçin KAL</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Mar 2019 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzikten Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale türküsü]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[videoklip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17405</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadıköy Anadolu Lisesi ( KAL) prodüksiyon ve Müzik Teknolojileri Kulübü olarak 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferin&#8217;nin 104. yıl dönümü dolayısıyla hazırladığınız ve YouTube kanalında yayınladığınız video hakkında sizinle bir görüşme yapmak istedim. ProKAL adı altında yayınlanan video Çanakkale İçin KAL- Çanakkale Türküsü adını taşıyor.17 Mart 2019 da yayınlanan bu video bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/">Çanakkale İçin KAL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Kadıköy Anadolu Lisesi ( KAL) prodüksiyon ve Müzik Teknolojileri Kulübü olarak 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferin&#8217;nin 104. yıl dönümü dolayısıyla hazırladığınız ve YouTube kanalında yayınladığınız video hakkında sizinle bir görüşme yapmak istedim. ProKAL adı altında yayınlanan video Çanakkale İçin KAL- Çanakkale Türküsü adını taşıyor.17 Mart 2019 da yayınlanan bu video bir gün içinde 1300&#8217;ün üzerinde beğeni aldı ve yaklaşık 18.000 civarında görüntülendi. <br />Öncelikle Prodüksiyon ve ses düzenlemelerini yaptığın için sana bir kaç sorum olacak Mert Mıcık. </p>



<ul><li>Bu proje nasıl doğdu kısaca anlatır mısın? </li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211;  <em>Merhabalar, öncelikle projemize gösterdiğiniz ilgi için kendim ve tüm arkadaşlarım adına çok teşekkür ediyorum. Emeğimizin karşılığını almış olmak ve ulaştığımız insanlarda güzel duygular uyandırmak hepimizi çok mutlu etti. </em> <br /><em>Projenin doğuşunda kulübümüzün fikir babası Özgür Haznedar&#8217;ın çok büyük emeği var. Yaklaşık 1 ay önce dışarıdan yardım almadan tamamen kendi isteğimiz ve emeğimiz ile kurduğumuz kulüp odasına ilk girdiğimiz anda aklımızda tek bir düşünce vardı: İlk yapacağımız iş gençlerin farkını ve farkındalığını ortaya koyacak, gören/dinleyen insanların yüreğine dokunacak bir proje olmalıydı. Bu doğrultuda Çanakkale Türküsü&#8217;nü seçtik çünkü 18 Mart da yaklaşıyorken herkesin bildiği ve sahiplendiği bu parçadan daha iyi bir başlangıç noktası olamazdı. Sonrasında zaten uzun süren çalışma süreci başlamış oldu. </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?resize=301%2C401&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17414" width="301" height="401" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?w=563&amp;ssl=1 563w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?resize=315%2C420&amp;ssl=1 315w" sizes="(max-width: 301px) 100vw, 301px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<ul><li>İstanbul&#8217;un değişik yerlerinde çekim yapmışsınız, teknik zorlukları oldu elbette, lise öğrencileri olarak bunları nasıl aştınız? </li></ul>



<p> Mert Mıcık &#8211;  <em>Hepimiz lise öğrencisi olmamıza rağmen ekibimiz içindeki insanlar gelişmeye açık ve kabiliyetleri yaşının çok üstünde bireyler olduğundan dolayı klip çekimi sürecinde istikrarlı, belli bir standardın altına düşmeyecek bir çalışma akışı gerçekleştirmemiz mümkün oldu. Bu süreçte emeği geçen başta yakın arkadaşlarım Berkay Eken ve Sedat Can Tuncalı olmak üzere tüm video ekibine teşekkür ediyorum. </em></p>



<ul><li> Müzikal kalitesi çok yüksek bir klip olmuş, katılan bütün arkadaşlar çok başarılı. Öğretmenlerinizden ya da daha yetkili büyüklerinizden yardım aldınız mı? </li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211;  <em>Kompozisyon ve aranjman olarak aslında parça öğrencilerin elinde pişti denebilir. Özellikle aranjman kısmında saatlerce masa başında arkadaşlarımla oturup nerede neyi farklı yapabiliriz diye düşündüğümüz günler oldu. Amatör duyulma riskine rağmen öğrencinin ön planda olduğu bir iş olmasını istediğimizden, yalnızca son noktalarda müzik öğretmenlerimizden yardım aldık diyebilirim. Parçada vokal yapan arkadaşlarımızın bir kısmının kayıtları almasında Hidayet Can Özcan hocamızın da desteklerini es geçmemek gerekir. </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?fit=640%2C480&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-17415" width="491" height="368" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=768%2C576&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=696%2C522&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></figure></div>



<ul><li> &nbsp;Üzerinizdeki polarlardan anlaşılıyor ki bazılarınız 12. sınıf öğrencisi. Bu da ayrı bir zorluk demek. Malum, mezun olmak ve üniversite sınavına hazırlanmak gibi yükümlülükleriniz var. Zor olmadı mı? <br />Ortaya çıkan bu güzel yapıt sizde nasıl bir duygu yarattı? Mesela bir meslek olarak düşünecek misiniz, yani bu bir başlangıç olacak mı?  <br /></li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211; <em>Ben de dahil olmak üzere projede yer almış toplam 6 kişi şu an üniversite sınavına hazırlanıyor. Aslında bu iş hepimizin motivasyonunu arttırdı ve sınav kaygısından uzaklaştırdı desem yanlış olmaz. Ben de müzik teknolojileri okumak istediğimden projeye harcadığım emek benim için staj gibi bir şey oldu esasında. Her şey bittikten sonra oturup videoyu izleyişimiz ve birbirimize bakıp minnet duygusuyla doluşumuz bence tüm sınavlardan, denemelerden ve derslerden daha değerliydi. </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=516%2C387&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17416" width="516" height="387" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=696%2C522&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 516px) 100vw, 516px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<ul><li> Son olarak şunu merak ediyorum,  böyle bir ilgiyi bekliyor muydunuz? En başta, yani işin başında? </li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211;  <em>Aslında biz sadece ilk projemizin hakkını verme amacıyla yola çıkmıştık, bu kadar ilgi görmesi bizi mutlu etti ve daha da heveslendirdi. Emeği geçen her insan gerekli çaba sonucunda insanların sessiz kalmayacağını görmüş oldu. Sonraki çalışmalarımızda bunun etkisi de yoğun şekilde hissedilir zaten diye düşünüyorum. </em></p>



<p>Mert, çok teşekkür ediyorum sana Sanat Duvarı adına, ve aslında bizlere umut olduğunuz için bütün emeği geçen arkadaşlarına. </p>



<p>Müzik öğretmenleriniz Feryal Sadıkoğlu ve Murat Kaya başta olmak üzere,</p>



<p>Öğrenciler: Almila Köksal, Alp Eren Barutçu, Alper Ayaz, Altay Bayraktar, Ayşegül Bozoğlu, Başar Özkan, Berkay Eken, Doğa Dirikan, Ece Öner, Efe Arda Deniz, Elif Özsüle, Gökalp Özer, Gülce Uysal, İlke Öncü, Kaan Kale, Kutay Düzel, Kutay Kutaş, Mert Çorumlu, Mert Mıcık, Özgür Haznedar, Rüzgarer Engin Aydın, Sedat Can Tuncalı, Tuana Demir, Yalım Barlas, Zeynep Akat, Zeynep Savaş.</p>



<p>Çok teşekkürler, daha nice çalışmalarda görüşmek dileğiyle yolunuz açık olsun gençler&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=477%2C358&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17417" width="477" height="358" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=696%2C522&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Videoyu izlemek için linkte tıklayınız lütfen&#8230;</p>



<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=8X09owx2Ylk">https://www.youtube.com/watch?v=8X09owx2Ylk</a></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/">Çanakkale İçin KAL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17405</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi -1- Mor Ametist</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[ametist]]></category>
		<category><![CDATA[değerli taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[mor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17105</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mistik duyguları, yüceliği ve duygusallığı çağrıştıran mor renk, asiliğin sembolü olarak da çağlardır hayatımızda yer almakta. Ne kadınsı ne de erkeksi sayılan bu rengin dünyasına girmeye hevesliyiz bu yazımızda. Keşfedecek ne çok şey var aslında… Kadın hareketinin de rengi MOR olduğuna göre, gökkuşağının bu en asi ve yüce ruhlu rengiyle, onun rengi kadar özdeşleşmiş MOR [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/">Sessiz Dostların Sesi -1- Mor Ametist</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Mistik duyguları, yüceliği ve duygusallığı
çağrıştıran mor renk, asiliğin sembolü olarak da çağlardır hayatımızda yer
almakta. Ne kadınsı ne de erkeksi sayılan bu rengin dünyasına girmeye
hevesliyiz bu yazımızda. Keşfedecek ne çok şey var aslında… Kadın hareketinin de
rengi MOR olduğuna göre, gökkuşağının bu en asi ve yüce ruhlu rengiyle, onun
rengi kadar özdeşleşmiş MOR AMETİST’le tanışma vakti…</em></p>



<p><strong>“</strong> Ametist yüksek ruhsal titreşime sahip son derece güçlü ve koruyucu bir taştır. Enerjileri sevgiye dönüştürür, psişik ataklara karşı koruyucudur. Doğal bir sakinleştirici olan Ametist jeopatik stresi ve çevrreden gelen negatif enerjileri engeller. Dinginliğiyle yüksek farkındalık&nbsp; hallerini ve meditasyonu geliştirir. Ametist güçlü şifa ve arındırma özelliklerine sahiptir.”</p>



<p><em>Taşların binlerce yıldır iyileştirme ve şifa amacıyla kullanıldığını biliyoruz. Taşlar bunu rezonans ve titreşim aracılığıyla yaparlar. Ancak eğitilmiş ve taşların gücünü maksimum kullanabilecek bilgiye sahip kişiler tarafından yönlendirilmek gerekmektedir.</em></p>



<p>“ Ametist en ruhani taşlardan biridir, kutsal aşkı yüceltir, onun gerçek doğasını anlamamızı sağlar ve bencillikten uzaklaştırarak ruhsal bilgeliğe götürür. Sezgileri açar ve psişik yetenekleri artırır.”</p>



<p><em>Ametist bugüne kadar, birçok uygarlık tarafından yüzyıllar boyunca beğenilerek kullanılmıştır. Çünkü medeniyetlerce en sevilmiş ve kabul görmüş taşlardan birisidir. Özellikle Mısır&#8217;da kraliyet seviyesinde zamanında oldukça ilgi görmüştür. </em></p>



<p>&#8220;Ametist’in zekayı temsil ettiği ve kötü düşünceleri dağıttığını düşünen Leonardo Da Vinci, &#8216;Ametist taşının şeytani ve günahkar düşünceleri yok ettiğini ve zekayı canlandırdığını&#8217; yazmıştır.” </p>



<p>&#8220;Dindarlığın ve saflığın sembolü olarak görülmüş olan Ametist, orta çağ boyunca başta Katolik Kilisesi olmak üzere diğer bütün dini grup ve kiliselerde özel değer verilmiş ve oymalarda çokça kullanılmıştır.&#8221; </p>



<p>&#8220;Ametist ismi yunanca amethystos yani sarhoş olmayan, sarhoşluktan koruyan demektir.&#8221; Eski çağlarda &#8220;sarhoşluğu yok eden taş&#8221; olarak bilinirdi. O zamanlarda kadeh, çanak, kap gibi şeylerin birçoğu ametistten yapılmaktaydı. Ametist astrolojide de başak, oğlak, kova ve balık burcu insanının taşı olarak bilinir. Ayrıca yıldırım çarpmasından koruduğuna ve büyüleri etkisiz hale getirdiğine inanılmıştır.” </p>



<p><em>Osmanlı süsleme sanatında da en çok kullanılan taşlardan biri Ametistir. Yüzük, kolye,  gerdanlık ve bilezik yapımında ve tespih işlerinde kullanılmıştır.</em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?resize=151%2C151&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17191" width="151" height="151" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/MG_3283x.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 151px) 100vw, 151px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?resize=163%2C163&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17192" width="163" height="163" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/756-h027815-copy.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 163px) 100vw, 163px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mavi-ametist-tasi-tesbih-8-mm-kure-kesim4723070.jpg?resize=190%2C127&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17193" width="190" height="127" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mavi-ametist-tasi-tesbih-8-mm-kure-kesim4723070.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mavi-ametist-tasi-tesbih-8-mm-kure-kesim4723070.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 190px) 100vw, 190px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p style="text-align:left"></p>



<p>&#8220;Huzur Taşı” olarak da bilinen ve Mavi-Mor ve Mor menekşe renkleriyle diğer doğal taşlardan ayrılan Ametist, en popüler taşlar arasındadır. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?resize=228%2C285&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17219" width="228" height="285" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?w=401&amp;ssl=1 401w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?resize=241%2C300&amp;ssl=1 241w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/mor.jpg?resize=337%2C420&amp;ssl=1 337w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><em>Mor renk gizemin ve derin duyguların rengidir. Gökkuşağı sıralamasında en altta yer alır ve zaman zaman ortaya çıkar, belli belirsizdir çoğu kez. Onun gizemi edebiyatçılarda depresif ve intihara meyilli insanları çağrıştıran eserler yazılmasına neden olmuştur. Mor kavuşamamanın rengidir, asidir, direngendir ve yalnızdır… İçindeki özgürlük duygusu, feminist kadın hareketinin simgesi haline gelmesine neden olmuştur. Başta da söylediğimiz gibi cinsiyetsizdir aslında. Bu nedenle günümüzde erkekler arasında da kullanılan ve sevilen bir renktir. </em></p>



<p><em>Hayatın mistik
yolculuğunda yanınızda mor hülyalı bir ametist ile yürümeniz belki de size yeni
bir ufuk açacaktır kim bilir?</em></p>



<p><em>Bir dahaki ay gökkuşağının ikinci rengi lacivert Lapis Lazuli ile buluşmak üzere…</em></p>



<p>Kaynakça: Değerli Taşlar Kitabı, Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/">Sessiz Dostların Sesi -1- Mor Ametist</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-1-mor-ametist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Jan 2019 06:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16683</guid>
				<description><![CDATA[<p>Değerli Taşlar ve Hayatımızın Akışı Yeni bir yazı dizisine başlamanın heyecanıyla ve aynı zamanda kadim bir bilginin sırlarına girmekle iyi mi kötü mü yaptım bilemiyorum. Taşların oldum olası ilgimi çeken doğasına karşın, insanla girdiği ilişkide zamanı içinde gizleyen sessiz ve sır saklayan dostlarımız olduğunu düşünürdüm. Yazı dizisinin başlığını da bu yüzden &#8216;Sessiz Dostların Sesi&#8217; koydum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/">Sessiz Dostların Sesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Değerli Taşlar ve Hayatımızın Akışı</em></strong></p>



<p>Yeni bir yazı dizisine başlamanın heyecanıyla ve aynı zamanda
kadim bir bilginin sırlarına girmekle iyi mi kötü mü yaptım bilemiyorum.</p>



<p>Taşların oldum olası ilgimi çeken doğasına karşın, insanla girdiği ilişkide  zamanı içinde gizleyen sessiz ve sır saklayan dostlarımız olduğunu düşünürdüm. Yazı dizisinin başlığını da bu yüzden &#8216;Sessiz Dostların Sesi&#8217; koydum.</p>



<p>Haksız değilmişim, yaşlı dünyamızın en gizemli sırları bu taşlarda saklıymış, “ taşlar dünyanın DNA’ları, evrimin kimyasal mühürleridir”.(1) Diyor ‘ Değerli Taşlar Kitabı’nın yazarı Judy Hall… Meraklısı için birçok kaynak var elbette, ama ben bilimsel gerçeklerin hayatımızdaki yerini anlamlandıramadan özümseyemeyenlerden olduğum için  öncelikle küçük bir araştırma yapmak durumunda kaldım. Kısaca anlatmak için çok çaba sarf edeceğim biraz zorlu bir konu aslında. Sıkıcı olmamasına özen göstermeye çalışacağım. Umarım başarırım.</p>



<p>Dünyanın oluşumu sırasında yaşananları göz ardı etmeden, fakat bu yazının konusuna da taşımadan, &#8211; es geçerek &#8211; direk taşların hafızalarına girmek istiyorum. Amacımız sırlara doğru yol almak. Taşlar gezegenimizin adeta hard diskleri çünkü… Milyarlarca yıllık bilgiyi, depolanmış sınırsız enerjiyi içlerinde tutmakta ve/ fakat öylece susmaktalar.&nbsp; Sanki keşfedilmeyi bekleyen birer sanatçı gibiler, sanatlarını gösterecek, icra edecek bir yaratıcı göz aramaktalar. Küçük bir dokunuşla şaha kalkacak ve gerçek değerlerine kavuşacak birer tablo gibi her biri&#8230;</p>



<p>“ Onlar, yeryüzünün milyonlarca yıllık kayıtlarının tutulduğu minyatür depolardır; dünyayı şekillendiren kudretli güçlerin silinmez hafızalarını taşırlar. Bazıları olağanüstü basınca maruz kalmış, bazıları yerin derinliklerindeki odacıklarda meydana gelmiş, kimileri katman halinde oluşurken kimileri de damlalardan meydana gelmişlerdir.Tüm bunlar taşların özelliklerini ve işlevlerini etkilemiştir. Kristalize yapılar hangi biçimi alırlarsa alsınlar enerjiyi, özellikle de elektromanyetik dalga boyuntakileri emebilir, saklayabilir, bir noktaya toplayabilir ve yayabilirler.”(2)</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?resize=374%2C281&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16691" width="374" height="281" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 374px) 100vw, 374px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Taşların işlenmeye başladığı devirlerden itibaren süsleme sanatı da işin içine girmiştir. Sadece kadınların değil, erkeklerin de parlak ve iri taşları takı olarak kullandıklarını biliyoruz. Ancak değerli taşların takı olarak kullanmak krallara ve din adamlarına tanınan özel bir ayrıcalıktı. Bir görev sonucu nişan almak gibi sebeplerde kullanılıyordu. İlk çağlarda kadın ve erkeklerin tılsım olarak taşları kullandıklarını da biliyoruz.</p>



<p>Elmas, Yakut, Zümrüt ve Safir gibi mücevher olarak kullanılan taşların sadece süs eşyası olma özelliği dışında koruyucu özelliklerinden de bahsedilmektedir kaynaklarda. </p>



<p><strong><em>Akla şu soru gelmekte ; taşları değerli kılan nedir?</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas01.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16690" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas01.jpg?w=545&amp;ssl=1 545w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/değerlitas01.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 545px) 100vw, 545px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p>Taşların oluşum biçimleri farklı olduğundan ‘değerli veya yarı değerli taş’ olarak adlandırılmaları söz konusu olmuştur. “Modern bir kuyumcunun bakış açısıyla mücevherler, güzel ve değerli cisimler yaratabilmek için kesilebilen ve cilalanabilen mineral ya da organik maddelerdir.”(3)</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16701" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?w=952&amp;ssl=1 952w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=768%2C403&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=696%2C366&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/mavi-elmas.jpg?resize=800%2C420&amp;ssl=1 800w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Mavi Elmas</figcaption></figure>



<p>En değerli mücevherler; Elmas, yakut, safir, zümrüt gibi oluşumu en zor olan, çok  zor bulunan değerli taşlardır. Bu taşlar kendilerine has özelliklere sahip olmakla birlikte sert ve dayanıklıdırlar. Renkleri ve parlaklıklarıyla benzerlerinden hemen ayrılırlar. Onları değerli kılan bu özellikleriyle insanoğlunu adeta kendilerine âşık etmişlerdir. Dünyanın tarihine yön veren bir iktisadi değer olarak karşımıza çıkmışlardır. Merkantilizm döneminde Avrupalı tüccarlar yeni pazarlar aramak için yola koyulmuşlar, değerli madenleri ele geçirmekle ekonomik kalkınmayı bir tutmuşlardır. Altın ve gümüş elementine duyulan bu ilgi kapitalizmin başlangıcı olmuştur. Dünya tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır bu değerli taşlar sayesinde&#8230; Yani taş deyip de geçmeyin&#8230;</p>



<p><strong><em>Peki onları bu kadar paha biçilmez yapan nedir?</em></strong></p>



<p>Bir bilgeden, mücevher bulmak için yardım isteyen fakir bir
adamla ilgili eski bir Çin masalı vardır. </p>



<ul><li>Eğer dilediğin bu ise, der bilge</li><li>Çakıl taşları bile mücevhere dönüşür.</li></ul>



<p>Nasıl zengin olunacağını öğrenmek isteyen fakir adam bu yanıta üzülür. Ama asıl gerçek bir taşın bile kıymetli sayılabileceğidir. Çünkü o değeri veren insandır, <strong><em>asıl değerli olan da tabi ki sadece insandır</em></strong>. Bir elmas yüzüğe milyonlarca lira ödenir, ama onun kişiye bir faydası dokunmaz. Hasta olsa iyileştirmez. Karnı acıksa yemek olarak yiyemez. Madde olarak cam kesmeye yarar, ama değiş tokuş aracı olarak milyonlar eder&#8230; ! İronik görünen bir durum aslında&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16698" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg?w=259&amp;ssl=1 259w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/01/images.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w" sizes="(max-width: 259px) 100vw, 259px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>pirit taşı</figcaption></figure></div>



<p>Değerli taşların bu kadar talep görmesinin nedeni az bulunmalarıdır. Nadir bulunma iktisat teorisinde ilk öğrenilen ve öğretilen bir durumdur. Kaynaklar kıttır fakat insanın istek ve arzuları sonsuzdur. Amaç bu iki olgu arasında rasyonel bir yol bulmaktır. Ekonomi ilimi bunun için vardır.</p>



<p>Örneğin; Pirit taşı altından daha parlak ve daha çekicidir. Ancak çok kolay bulunabilmektedir. Bu nedenle altınla kıyaslanamayacak bir eder farkına sahiptir. Elbette altını altın yapan onun bir element oluşu ve yapısındaki temel özelliklerdir. <br />Pirit taşı ise altın renkli olduğundan ona “ahmak altını” bile denmektedir. </p>



<p> &nbsp;</p>



<p>Konumuz bu değerli mücevherler değil ne yazık ki. Biz daha az bilenen diğerlerine göre az değerli taşlarla ilgileneceğiz bu yazı dizisinde. Daha az bilinenlerle&#8230;</p>



<p>Gümüş elementine yakışan, onu güzelleyen ve şifa verdiğine inanılan daha mütevazi taşlarla&#8230;</p>



<p>Görüşmek üzere&#8230;</p>



<p></p>



<ul><li>(1) Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</li><li>(2)age.</li><li>(3) Dünyanın Hazineleri, Değerli Taşlar Koleksiyonu Ansiklopedi</li></ul>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/">Sessiz Dostların Sesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16683</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Simli Kartpostallardan Geride Kalan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 06:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[kartpostal]]></category>
		<category><![CDATA[tebrikkartı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16526</guid>
				<description><![CDATA[<p>Telaşla cep telefonlarımıza gelen mesajları yanıtlamaya çalışırken, bir taraftan da elimizde kumandayla televizyonda izleyecek bir şeyler aramaya çabalamanın adı oldu artık yıl başları. Geleneksel yeni yıl yemeğinin şişkinliği ile, olmazsa olmaz kuru yemişlere daldırırken parmakları, eğlenmek zorunlu diye &#8211; nasıl girilirse yeni yıla öyle geçecek ya bütün bir sene- batıl inançların peşi sıra adımlayarak klasik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/">Simli Kartpostallardan Geride Kalan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Telaşla cep telefonlarımıza gelen mesajları yanıtlamaya çalışırken, bir taraftan da elimizde kumandayla televizyonda izleyecek bir şeyler aramaya çabalamanın adı oldu artık yıl başları. Geleneksel yeni yıl yemeğinin şişkinliği ile, olmazsa olmaz kuru yemişlere daldırırken parmakları, eğlenmek zorunlu diye &#8211; nasıl girilirse yeni yıla öyle geçecek ya bütün bir sene- batıl inançların peşi sıra adımlayarak klasik olanı, pijama, terlik ve televizyonu &#8211; PTT- esprisiyle girilecek 2019 &#8216;a&#8230;</p>



<p><em>Ben her yeni yılda yağacak kar umuduyla pencereye dalarım, gecenin sessizliği içinde gelecek yeni yılı, gökyüzünün karanlık koynunda ararım.</em></p>



<p>Küçük bir kız çocuğu iken, okulumuzun yolu üzerindeki kırtasiye dükkanında, telli döner kartpostal tezgahında, simli kartpostlallarla başlardı yeni yıl heyecanı. En az bir hafta öncesinden özenle seçilen bu tebrik kartlarına, dolma kalemle ve el yazısıyla yazılan iyi dileklere, bir de küçük maniler eklerdik çocukça&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/simli.gif?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16579" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Sepet sepet yumurta,  Sakın beni unutma, Unutursan küserim, Gözlerinden öperim</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/f9bee05bdb4fbe42b9024b478fe7457e-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16531" data-recalc-dims="1"/></figure>



<p>Her kart için farklı zarf almaya dikkat ederdik. Renk renk zarflar vardı, gönderilecek kimsenin zevkine uygun olmasına özen gösterirdik seçilecek kartı ve dahi zarfı&#8230; İnceliklerin inceliklere karıştığı sevgilere boğulmuş cümleler kurulurdu. Küçük bir edebiyatçı çıkardı içimizden. Yazmaya ilk olarak ben, bu simli kartpostallarla başlamıştım&#8230; İnsanın, insan olduğu günlerden -kalmalıklığım- bu kartlara dayanır. Sevincin bol olduğu bu yeni yıl günlerine. Dilekler ve beklenenler sıralanırdı, mutlu, huzurlu ve sağlık dolu günler ardı ardına, varsa kişiye özel istekler dile getirilirdi. &#8216; Doğacak yavrunuz selametle dünyaya gelsin &#8216; gibi&#8230; Neredeyse bir dua edasıyla kutsanırdı adeta yeni yıl, yeni umutlar demekti&#8230; </p>



<p>Umut etmek yasaklanmamıştı daha, büyük &#8211; küçük, zengin-fakir, okumuş-cahil, öğrenci-öğretmen, yöneten- yönetilen ayrımları yoktu henüz. Bir mahallede herkes kapı komşumuz olabiliyordu. Beton bloklara sığınmış sitezedeler yoktu, &#8216;kim o&#8217; diyerek açtığımız kapılardan sıcak gülümsemesiyle, elinde porselen tabakla gelen komşu teyze olurdu en çok&#8230;</p>



<p>İşte bu yüzden uzak ahbap, tanıdık, akraba kim varsa dumanı tüten bir kahvenin hatırına bu tebrik kartlarıyla ulaşılırdı. İnsan sıcaklığı, dolma kalemlerin ucundan, postacının çantasından, evlere saçılırdı.</p>



<p>Hele birde uzaktan yaşanan aşklar var ise, işte o vakit yazılanlarla şiir kitabı çıkarılırdı&#8230; Edebiyat, bu kartpostllarda saklıydı&#8230;</p>



<p> 2019&#8217;a ramak kala, dolma kalemle olamasa da, klavyemin ucundan bulabildiğim bu simli kartlara yazıyorum ben de bu sene, bütün iyi dileklerimi, tarafınızdan kabul oluna&#8230;</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16581" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?w=564&amp;ssl=1 564w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?resize=217%2C300&amp;ssl=1 217w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?resize=304%2C420&amp;ssl=1 304w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Sağlık ve umutla geçecek keyfinizin daim olduğu bir yıl olsun. Faturaların el yakmadığı, ceplerimizden paraların eriyip akmadığı, insanların birbirinin sırtına basmadığı, ezip suyunu çıkarmadan sevgilerin gözlerden gözlere sıçradığı, muhabbetin kağıt üzerinde kalmayıp gönüllere yazıldığı, empati ve diğergamlığın bütün insanlığa yayıldığı, egoların buz kalıplarında donduğu bir yıl olsun 2019&#8230;</figcaption></figure>



<p>Sağlıcakla ve muhabbetle kalın&#8230;</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/">Simli Kartpostallardan Geride Kalan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16526</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sığırcık Masalı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 08:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16111</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış, Küçük yerin büyük adamı, dünya hâkimi olurmuş düşünde. Sepetteki balık göz dikermiş nehirde yüzen eşine. Ağacın tepesindeki sığırcık büyüklenirmiş böceğin önünde. Güçlü kartalın pençesini yiyince ensesine, Tek lokmalık yemcikmiş meğer avcı olanın midesinde… &#160; Not:&#160;Sığırcıkgiller,&#160;Omurgalı hayvanlardan Kuşlar sınıfının ötücükuşlar üst familyasına giren bir familyasıdır. Dünyanın hemen hemen her yanında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/">Sığırcık Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış,<br />
Küçük yerin büyük adamı, dünya hâkimi olurmuş düşünde.</p>
<p style="text-align: center;">Sepetteki balık göz dikermiş nehirde yüzen eşine.<br />
Ağacın tepesindeki sığırcık büyüklenirmiş böceğin önünde.</p>
<p style="text-align: center;">Güçlü kartalın pençesini yiyince ensesine,<span class="text_exposed_show"><br />
Tek lokmalık yemcikmiş meğer avcı olanın midesinde…</span></p>
<p><figure id="attachment_16113" aria-describedby="caption-attachment-16113" style="width: 343px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16113" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?resize=343%2C350&#038;ssl=1" alt="" width="343" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/kartal.jpg?resize=294%2C300&amp;ssl=1 294w" sizes="(max-width: 343px) 100vw, 343px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16113" class="wp-caption-text">Avcı Kartal</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Not</strong>:&nbsp;<strong>Sığırcıkgiller,</strong>&nbsp;Omurgalı hayvanlardan Kuşlar sınıfının ötücükuşlar üst familyasına giren bir familyasıdır. Dünyanın hemen hemen her yanında sürü halinde yaşarlar, kış mevsiminde sıcak bölgelere göç ederler. Sesleri çok güzeldir, lekeli renkli dişiler ötücüdür. Gagaları düz ya da hafifçe aşağıya doğru kıvrıktır. Tüyleri yumuşak ve parlaktır. İnsana sokulgan kuşlardır. Böcek, kurkçük, solucan ve meyvelerle beslenirler. 32 cins ve 125 kadar türü vardır.</p>
<p class="selectionShareable"><strong>SIĞIRCIK KUŞLARI NEDEN TOPLU UÇAR?</strong></p>
<p class="selectionShareable">Sığırcık kuşlarının bir anda yön değiştirerek çarpışmadan gerçekleştirdiği toplu uçuşlarının sebebi henüz bilinmiyor. Bu konuda yapılan yorumların en başında, akrobatik gösterileri andıran uçuşlarının yağmur ve fırtına öncesi gerçekleştiği yönündedir. Bir diğer yoruma göre atmaca, şahin, doğan gibi yırtıcı kuşlardan korunmak amacıyla kalabalık uçuşlar yaptıkları şeklindedir.</p>
<p>İşte sığırcıkların akşam üstü yaptıkları iddia edilen dansı. Neden yaptıklarını tam olarak bilemesek de, hayatta kalmak için olduğunu düşünmek gayet de mantıklı&#8230;</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=qha6nUvgZoU">https://www.youtube.com/watch?v=qha6nUvgZoU</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/">Sığırcık Masalı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sigircik-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16111</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Nov 2018 06:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[Sertap Erener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15946</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seferiyim ben; yolunu kaybetmeden giden. Oysa siz engel sanırsınız başınızda, günahlarınızın tozluklarında… Ebeden kaçan çocuklar gibiyim rüzgârın önünde, bulamayın diye, kaldırım taşlarınızın derzlerine saklanırım. Bulmayın sakın! Yoksa mızıkçılık yaparım. Sefil bir hayatım var, boşuna kıskanırsınız gökkuşağından beni. Seviyorum işte gökyüzünüzü. Siz de çevirip bakın bir kez yüzünüzü, görürsünüz belki kendi özünüzü… Aldırmayın böyle konuşuyorum diye, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/">Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Seferiyim ben; yolunu kaybetmeden giden.</em></p>
<p>Oysa siz engel sanırsınız başınızda, günahlarınızın tozluklarında…</p>
<p>Ebeden kaçan çocuklar gibiyim rüzgârın önünde, bulamayın diye, kaldırım taşlarınızın derzlerine saklanırım. Bulmayın sakın! Yoksa mızıkçılık yaparım.</p>
<p>Sefil bir hayatım var, boşuna kıskanırsınız gökkuşağından beni. Seviyorum işte gökyüzünüzü. Siz de çevirip bakın bir kez yüzünüzü, görürsünüz belki kendi özünüzü…</p>
<p>Aldırmayın böyle konuşuyorum diye, takılmayın söylediklerime, serseriyim size göre… Parayla pulla işim olmaz. Bana ne!</p>
<p>Rızkımı aramam sizin ceplerinizde. Sefilim dedim ya, çok şükür zenginlik bulaşmadı asla suratıma. Alnım açık yüzüm pak, el etek öpmedim, yağlı ballı sofralara hiç tünemedim. Aç kargalar gibi üşüşmedim kırıntıların üzerlerine. Size bırakıyorum kalanları, doldurun doymak bilmeyen gözlerinize…</p>
<p>Bana uymaz sizin kurallarınız… Hepiniz öyle hırslısınız, öyle saplantılısınız ki, eninde sonunda nasıl olsa yine siz kazanacaksınız. Çıkarın artık beni oyununuzdan! Uyumsuzum ben, görmüyor musunuz? Atın beni, oynayamazsınız artık hayallerimin ucundan.</p>
<p>Vicdan kanının pıhtısından çatlamış ar damarınız, saplanmış yüreklerinizin tam ortasına haset oklarınız. Lütfen arkamdan lanet okumayınız. Döner gelir sizi bulur biliyorsunuz beddualarınız.</p>
<p>Kalıcıyım sandınız da korktunuz değil mi gözlerimin neşesinden? Evirip çevirdiniz sözcükleri, kendinize sakladınız gerçekleri… Kandırırım sandınız da kandığınız yalanlarınızla boğmağa kalktınız beni; kendi kötülüğünüzde boğdunuz kendi kendinizi… Gülünç zaferlerinizle avunup, sahte sahnelere kuruldunuz, kibrinizden ağzı salyalı köpekler gibi kudurdunuz…</p>
<p>Söküklerinizi dikmiştim oysa sektirmeden iliklemiştim mintanlarınızın her bir düğmesini. Kravatlarınızı bağlamıştım o kalın enseli boynunuza. Öğrenememiştiniz bir türlü bağlamayı, hiç yakışmıyordu ipek kravatlarınız ucuz parfüm kokunuza… Çiğdiniz, sakil bir sıradanlıkla duruyordu redingotlarınız. Taşralılığınız sarkıyordu eteklerinizden. Şoson ayakkabılarınızın ruganlarını parlatmıştım, farkında bile değildiniz. Görgüsüzce saçılıyordu ağzınızın kenarından konuşurken tükürükleriniz. Şapırdattığınız lokmalarınız fırlıyordu beyaz masa örtüsüne, işlemeli mendilimle ben temizlemiştim pisliklerinizi. Bu yüzden adam sanmışlardı sizi…</p>
<p>Siz de adam sandınız kendinizi, az kalsın ezecektiniz kibrinizin altında beni. Canımı zor kurtarmıştım elinizden…</p>
<p>Yalnızdınız. Bir elma kurdu kadar bencildiniz.  Yediğiniz elma mezarınızdı sizin, çürümüştünüz çoktan. Hiçtiniz en az benim kadar, bir nokta idiniz siz de boşlukta sallanan…</p>
<p>Oynamıyorum oyununuzda artık! Sahne sizin, rol sizin, replikler sizin, buyurun oyunu siz yönetin. Senaryosu zaten yazılmış sizin tarafınızdan…</p>
<p><em>Seferiydim ben, bilemediniz siz. Lütfen yolumdan çekiliniz…</em></p>
<p><span id="more-15946"></span></p>
<ul>
<li> “Maviye âşığım“ diye haykırdı deniz kenarında duran.</li>
<li> “Mavi benim, görmüyor musun? Dedi gökyüzünden bakan.</li>
<li> “Mavi bensiz olamaz ki” Dedi şarkıları bilen,</li>
<li> “Ben maviyle varım, fedadır maviye canım” Dedi martı…</li>
<li>“ Gözlerimi serdim yoluna, gel de beni benden sakla “ Dedi mavi bakışlı âşık.</li>
</ul>
<p>Haklıydı elbete hepsi de. Kendi maviliklerini bulana kadar kaybolacaklardı mavide. Mavi onlara hasret, onlar ise mavide mahkûmdular.</p>
<p>Oysa mavi her daim karşılarında, hemen yanı başlarında, hatta hep arkalarında, çoğu kez başlarının üzerinden onlara bakmaktaydı. Sabrı kuşanmış gönüllerde, farkındalık yaratmaktaydı.</p>
<p>Onlar kendi maviliklerinin tutsaklığında gizli beklerken, hakikatin uzağında, maviye âşık, yalnız ve suskundular&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><em>Aşkı aşk ile tarif ederken bile korkarım aşksız kalmaktan. Son nefesimde ‘aşk olsun’ diyememekten.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>AŞK OLSUN !</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Sey-i sülük da artık sukûn zamanıydı. Nun vakti gelip çoktan çatmıştı…</strong></p>
<p><figure id="attachment_15965" aria-describedby="caption-attachment-15965" style="width: 250px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nun.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15965" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nun.jpg?resize=250%2C228&#038;ssl=1" alt="" width="250" height="228" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15965" class="wp-caption-text">Nun Vakti</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/Io_EkN-X4lM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/">Mavi Rüya Öyküleri -Son- ‘ Aşk Olsun’</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-son-ask-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15946</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Sep 2018 05:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Farjad]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan el Rıfai]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Wilde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15528</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oysa herkes öldürür sevdiğini Kulak verin bu dediklerime, Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimi yaşlı iken Şehvetli ellerle boğar kimi Kimi altından ellerle Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur. Kimi yeterince sevmez Kimi fazla sever Kimi satar kimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Oysa herkes öldürür sevdiğini<br />
Kulak verin bu dediklerime,</p>
<p>Kimi bir bakışıyla yapar bunu,<br />
Kimi dalkavukça sözlerle,<br />
Korkaklar öpücük ile öldürür,<br />
Yürekliler kılıç darbeleriyle<br />
Kimi gençken öldürür sevdiğini<br />
Kimi yaşlı iken<br />
Şehvetli ellerle boğar kimi<br />
Kimi altından ellerle<br />
Merhametli kişi bıçak kullanır<br />
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.<br />
Kimi yeterince sevmez<br />
Kimi fazla sever<br />
Kimi satar kimi de satın alır<br />
Kimi gözyaşı döker öldürürken,<br />
Kimi kılı kıpırdamadan</p>
<p><em><strong>Çünkü herkes öldürür sevdiğini</strong></em><br />
<em><strong>Ama herkes öldürdü diye ölmez</strong></em></p>
<p><strong><em>Oscar Wilde</em></strong></p>
<p><strong>15.08.20.. 19:54:58</strong></p>
<p>“O çocuğu bir daha kimse göremeyecek” dedin ya, bugün tam ayrılacakken, tam sana veda edip yanaklarından öperek hasret busesi alacakken… Beni çekip vursaydın daha az acı çekerdim inan ki, eğer taksiyi çağırmamış olsaydın, el edip durdurmamış olsaydın, o bitmek bilmeyen uzun yürüyüşlerimizden birini daha yapardık. Bir ceset gibi bindim arabaya. Ne diyeceğimi bilemedim. Sen gittin, arkandan bakakaldım. Siluetin göründü buğulu camdan. Sana el bile sallayamadım. Sızlayan yüreğime engel olamadım. Bütün ömrümü böyle geçirdim ben. Bir ceset gibi, yeniden yaşattın bunu bana sen&#8230; Bir kez daha ölümü hissettim bütün hücrelerimde, dondu gülümsemem dudağımın köşesinde. Ölmek istemiyorum bir kez daha, bunu bana yaşattırma lütfen. Yedi yıl oldu seni tanıyalı, 7 yaşında bir çocuğum şimdi, yetim bırakma beni. Neşeni göremezsem ölürüm biliyorsun, sendeki çocukla yaşıyorum alma onu benden… Kimsesiz bırakma bizi kurda kuşa karşı, yem oluruz ıssızlıkta, kavruluruz susuzluktan dağlarda…</p>
<p><strong>15.08.20.. 23:05:07</strong></p>
<p>Hayata karşı nötr kalmak bir tavırdır, saygı duyarım. Ama kaçmak gerekçeli olamaz. Ben de çoğu kez nötr davranırım ama yaratılmış olanlara değil. Olup bitene karşı evet, gelen musibetleri görmezden gelebiliriz. Ama Allah’ın yarattığı mahlukata karşı nasıl nötr olabiliriz? Olamayız bunu bana sen öğrettin zaten unuttun mu? Bildiğin konularda ahkâm kesemem sana. Sadece söylediğin bir sözü hatırlatabilirim belki.</p>
<p>“Ben aynayım demiştin. Bana bakan kendini görür.”</p>
<p>Ne çok etkilenmiştim. Günlerce anlamaya çalışmıştım seni. Nötr bir aynada ben neyi göreceğim şimdi? Sana baktığımda kendimi göremezsem eğer, yolumu nasıl bulacağım? Gözlerin sevgi dolu bakmadığında ne farkın kalacak diğerlerinden? İnsanlar ne görecekler senin nötr olan suretinde?</p>
<p>“Beni ilgilendirmiyor. Kim ne görmek istiyorsa onu görsün diyeceksin.”</p>
<p>Kızgınsın, öfkelisin biliyorum. İnsandan umudunu kestin. Öylesine kırılgansın ki en ufak bir sarsıntı da tuzla buz oluyorsun sırça bir biblo gibi… Bu yüzden koruyorsun kendini girdiğin kalıpların içinde saklıyorsun olan biteni…</p>
<p>Senin sorunun ne biliyor musun? Sevmekten korkuyorsun sen. Aslında sorumluluk almaktan… Sevmek sorumluluktur çünkü. Seven kaçamaz, ne olursa olsun vazgeçemez sevdiğinden. Sen vazgeçememekten korkuyorsun. Bu hayatta birini, kim olduğu hiç önemli değil ama yalnızca birini vazgeçemeyecek kadar sevmekten korkuyorsun…</p>
<p><strong>16.08. 00:03:13</strong></p>
<p>Monologa devam ediyorum. Gece yarısı oldu uyuyamadım, kalktım, kulaklarım uğulduyordu. Senin sözcüklerin bir bir aklımdan geçiyordu. Okuyup okumadığını bilmiyorum mesajlarımı. Umurumda değil, bakmazsın biliyorum hele bu saatte gelen mesajlara hiç bakmazsın. Büyük bir ihtimalle kapatmışsındır telefonunu da… Sabahleyin görürsün nasılsa… Sen uyandığında ben çoktan yola çıkmış olacağım. Öğlene doğru varırım kısmetse, yolda sana yazamayacağıma göre…</p>
<p>Allah bütün evreni aşkla yarattı demiştin hani bir keresinde. Big bang’ in patlaması aşkın ateşiyle değil miydi? Sen kime ve neye karşı isyan ettiğini bir düşün istersen. Nefsinin sana neler söylettiğini bir daha düşün lütfen. Nokta.</p>
<p><strong>16.08.20.. 16:33:43</strong></p>
<p>Aşk meydan okumaktır. Kerem gibi yana yana kül olmak, ölümüne sevdalı kalmaktır. Ferhat gibi deldiğin dağın altında can vermek, Mecnun gibi varlığından vazgeçmektir. Çölün ortasında gördüğü serabın Leyla olmadığını bildiği halde, devesini yine de o seraba doğru sürmektir aşk… Gözleri Leyla’yı gördü diye, Leyla’nın evinin sokağındaki bütün köpekleri sevip okşamaktır… Aşk varlığından soyunmak, aklın, nefsin zulmünden sıyrılmaktır… Yâri yâr’da bulmak fakat yarı yolda bırakmamaktır aşk…</p>
<p><strong>17.08.20.. 01:05:02</strong></p>
<p>&#8220;Allah-ı taala maide suresinde der ki. “Benim nazarım daima senin üzerindedir. Senin için de böyledir. Fakat benim nazarım suretine değil kalbine ve niyetinedir.”</p>
<p>Okuduğum kitaptan alıntı. “ Kitap okumayı sevmem “ demiştin. İlme olan açlığını kısa ve öz hap bilgilerle kapatmaya çalışmıştın. Bana da bir gün,</p>
<p>“ Fazla derinlere kaçma çıkamasın sonra” demiştin. Hatırla! “Derinlere dalmazsam nasıl bileceğim o vakit “ demiştim sana.</p>
<p>“Benden söylemesi. Bu uğurda maazallah delirenler çok olmuştur “ demiştin. Susmuştum.</p>
<p>Gaflet içinde akıllı kalacağıma, ilim içinde deli olmayı yeğlerim. Kendimi ararken kaybolmaya razıyım ben…</p>
<p>İşte şimdi cevabımı verdim&#8230;</p>
<p><strong>17.08.20.. 05:54:58</strong></p>
<p>İki sabahtır güneşin doğuşunu izliyorum. Ayın ve güneşin aynı gökyüzünde birbirlerinin yansımalarına karışmadan aynı aşkla ve fakat birbirlerinden onca uzakta, sessizce bütün kâinatın gözü önünde, iç çekerek birbirlerine duydukları derin aşkın seremonisini izliyorum. Bütün varlık âlemi, melekût âlemi, ceberut âlemi aşkla yaratıldı ve vuslatı bekliyor&#8230;</p>
<p>Kesrette kalan bizler, izlerimizi çoktan kaybettik… Neden yaratıldığımızı unuttuk… Sevgiliye verdiğimiz sözü hatırlamaz olduk. Kurbanlık olduğumuzu bilmeden yeni kurbanlar aradık kendimize, zulmettik nefsimize… Âdem olamadık, ademde kaldık… Hiçliğimizi bileydik kurtulurduk hiç olmaktan, onu da aramaktan vazgeçtik… Vahdetti arar iken kesrette yolumuzu kaybettik…</p>
<p><strong>18.08.20.. 05:08:16</strong></p>
<p>Yarasalar benimle geldiler deniz kıyısına, görmedikleri benden korkarak, tepemde dönerek geldiler… Ben onlardan, onlar benden korktu… Issızlığın orta yerinde kanat çırpışlarını duydum ilkin, karartılarını fark ettim sonra. İki gündür okuduğum kitabın etkisinden kurtulmak istemiyorum. Sana yazıyorum, mesaj kutun dolmuştur büyük bir ihtimalle ve sen eminim ki okumuyorsundur, yazdıklarımı. İşte belki de bu yüzden öylesine rahat yazıyorum ki… Okuma bundan sonra zaten, sil at bütün yazdıklarımı. Söylediklerimi unut, beni bir daha gördüğünde görmemezlikten gel.</p>
<p>Körüm ben de yarasalar gibiyim… Görmem gerekeni saklayan bir duvar var sanki sende… Sadece sesini duyuyorum, gözlerin gelmiyor gözlerimin önüne… Yüzünü unuttum. Güneş doğacak birazdan. Denizin rengine kavuşacağım. Taş atıyorum ona, bildiğim ne varsa içimden geçen, anlamları yüklüyorum taşlara, fırlatıyorum olabildiğince uzağa…</p>
<p>Şeytanı taşlıyorum şimdi, bitsin içimde kalan ne var ne yoksa…</p>
<p><strong>19.08.20.. 05:05:03</strong></p>
<p>“Ey rab, ey eğiten, öğreten! Bu nefis perdesi, bu dünya arzu ve isteği, benlik zevki ile seni nasıl bilebilirim. Ancak seni sana ait sıfatlarla görebilirim. O halde lütfet ki, ben de sana ait olandan başka bir şey kalmasın. İşte o zaman bir âlemden diğer âleme, yani senin bir zuhurundan diğer zuhuruna seyran edebilirim.” Kenan el Rifai…</p>
<p><strong>20.08.20.. 05.01.01</strong></p>
<p><em>Bir müzik kulağımda, kitabımı bitirdim. Hiç unutmayacağım bir tatil oldu benim için. Yarın dönüşe geçeceğim. Senin için bir önemi yok biliyorum. Okumadın bile yazdıklarımı işte bunun için özellikle teşekkür ederim. Okuyup okumaman hiç önemli değildi. Benim yazmamdı önemli olan. Birine, herhangi birine… Belki de hiç kimseye… Hiç kimsenin okuması önemli değildi… </em><em>Ben de önemli değilim… Dedim ya kulağımda bir müzik, onu dinliyorum hiç susmuyor içimdeki melodiler… Birinden diğerine geçiyor… </em></p>
<p><em>Bir keman ağlıyor dünyanın bir yerinde… İçli içli sessiz sessiz ağlıyor, duyuyorum onun sesini. Kelebekler uçuyor kanatlarında çırpınıyorum ben de onlarla… Bir kadın saçlarını dağıtmış elinde şimşir tarağıyla tarıyor uzun lepiska saçlarını, örüyor sonra, dokunuyorum parmaklarına…</em></p>
<p><em>Sana gönderiyorum dinlediğim şarkıyı… Farid Farjad’ın kemanıyla… </em></p>
<p><em>Dinleme sakın! Nasılsa anlamazsın boşuna…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vhNOIFwWM34?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 9 &#8211; Ağlayan Keman</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-9-aglayan-keman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15528</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 06 Aug 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15327</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü gösterdiği o ilkbahar günlerinde, Mart kapıdan baktırmadan daha, ahşap sundurmanın altında dış kapı pervazının hemen yanında, tıkırtıların gelirdi ilkin kulağıma. Gaganın çıkarttığı sesleri duyduğumda ürkütmemek için seni, mutfakta bulaşık yıkamayı bırakır, arka odalardaki acil olmayan günlük işlerle uğraşmaya başlardım. Bilirdim yuvanı tamire geldiğini, peşin sıra eşini de birlikte getirdiğini. Gaganızla topladığınız çamurlarla yapardınız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/">Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin yüzünü gösterdiği o ilkbahar günlerinde, Mart kapıdan baktırmadan daha, ahşap sundurmanın altında dış kapı pervazının hemen yanında, tıkırtıların gelirdi ilkin kulağıma. Gaganın çıkarttığı sesleri duyduğumda ürkütmemek için seni, mutfakta bulaşık yıkamayı bırakır, arka odalardaki acil olmayan günlük işlerle uğraşmaya başlardım. Bilirdim yuvanı tamire geldiğini, peşin sıra eşini de birlikte getirdiğini. Gaganızla topladığınız çamurlarla yapardınız evinizi. Yeni yavrularınızı beklerdim merakla. Kışın uzun, soğuk yalnızlığı biterdi benim için. Sessiz baharın sımsıcak neşesi gelip konardı avuçlarıma. Yorgun gözlerimin açık kalmış penceresine doğardı sevincim. Sonbahara kadar dinen yalnızlığıma umut olurdu bu kısacık yaşama ümidim…</p>
<p>Beş yıl önceydi ilk kez evime gelişin, yuvama kendi yuvam değişin. Hiç unutmadığım bir gündü. Mart’ın 11 idi. Sevdiceğim, evimin direği, gönlümün sultanı o gün bırakıp gitmişti beni. Çeyrek asırlık eşini, kendi elleriyle kurduğu evini, köyünü bırakıp, tek bir kelime dahi etmeden sır olup sırra bürümüştü kendini. Alıp başını, birkaç parça eşyasını, bir de yıllarca biriktirdiği parasını, kimselere görünmeden yolunu ummana vurmuştu. O günden sonra kimse ağzını açmaz olmuştu. Ne bir haber gelmişti, ne gören vardı ne de yerini bilen. Konu komşu çırpınmalarıma aldırış etmeden, derin bir yalnızlığa terk etmişlerdi beni. Sanki bir şeyler biliyorlardı da benden gizliyorlardı. Herkesin bildiği sır olur muydu hiç. Doğup büyüdüğüm bu köyde kimsesiz kalakalmıştım öylece. Bana acıyanlar vardı içlerinde, yüzüme bakamayanlar, selamıma bile selam ile karşılık vermeyenler. Yüzlerini bir dönseler, bakışlarından anlayacağımı, ne olup bittiğini okuyacağımı bilenler sırt çevirmişlerdi bana. Yapayalnızdım, sen çıkıp gelene, yuvanı benim yuvamda kurana kadar güzel kırlangıçım…</p>
<p>Bir kırlangıçtım ben de, bir yuva istemiştim bu hayattan sadece. Beni seven eşim olsun, evimde çocuklarımın cıvıltısı duyulsun istemiştim. Gözümün içine bakan, beni sevip kollayan eşimi çok seveceğimi biliyordum ta en baştan… Çok sevmiştim biricik eşimi, tıpkı evimdeki misafir kırlangıçlarım gibi…</p>
<p>Ne olmuştu da bir gece böylece koyup beni bırakıp gitmişti, bir elvedayı çok görüp izini kayıp ettirmişti.</p>
<p>Bir başkasını sevdiğini düşündüm yıllarca, onun ilk aşkı geldi aklıma… Adını duyunca hala içinin sızladığını bildiğim bir yavuklusu vardı. Ona koştuğunu düşündüm, nereye gidecekti başka? Oysa ihanet etmişti ona, yıllar önce nişanı atıp başkasına gitmişti. Ama aşktı bu, söz geçer miydi akla? Önünde durulur muydu aşkın yeli kasıp kavurduğunda? Pekâlâ affetmiş olamaz mıydı onu? Senaryo yazdım kafamda, kaçıp gittiği kocası ölmüştü belki de kadının, arayıp bulmuştu benim kocamı. Benden kopartmıştı. Yuvamı dağıtıp beni elemlerde bırakmıştı. Ne de olsa bir çocuk verememiştim kocama. Ne çok istediğim halde olmamıştı işte. Kısır oluşumu bir kere olsun vurmamıştı yüzüme. Sessizce kabullenmişti öylece. Kaderine razı olmuştu, sevmişti beni biliyordum. Yüreği el vermezdi üzülmeme, el üstünde tutardı beni…  Peki  öyle ise neydi kopartan ondan beni?</p>
<p>Bir kere bile kavga etmemiştik, hiç sinirlenmezdi. Sesimizi birbirimize hiç yükseltmemiştik bile.. Yavrusuz kırlangıçlar gibiydik. Ellerimizle yapmıştık evimizi. Her bir eşyada alnımızın teri vardı. Gözümüzün nuru saklıydı perdelerimizde. Hayallerimiz, umutlarımız gizlenmişti her birinin gizli yerlerine. Çocuğumuzun olmasını ne çok istemiştik ama vermemişti işte tanrı. Sessizce kabullenmiştik olanı. Sormamıştık bir günden bir güne kusur kimde diye? Ne önemi vardı ki, olmayınca olmuyordu insanın istediği. Ne çok canı besledik bu evde birlikte. Kedilerimiz, köpeğimiz bir tane ineğimiz ve sayısız kuşlarımız olmuştu. Bahçemizdeki meyve ağaçlarına dadanan haşaratı hiç saymıyorum bile. Onları öldürmezdi kocam. Ağaçlara zarar vermelerini engeller ‘bizim rızkımıza bırak ortak olsunlar’ derdi.  Ah ne çok özledim seni. Nasıl yandı ciğerim, nasıl kala kaldım bu dünyanın ortasında sensiz bir başıma, Ah benim gözleri deniz bakan biricik sevdiceğim…</p>
<p>Aklım almıyor bir türlü, bunca sene geçti bir yastıkta kocadığım kocamın anlayamadım gidişini… Bilmez mi onu nasıl merak ederim, nasıl özlerim, nasıl severim canımla bir… Gelse şimdi çıkıp sormam bir tek soru bile, bakarım o derin mavi gözlerine, sarılırım sıkıca bırakmam bir daha gitmesin diye…</p>
<p>Kapı çalıyor! Geldi! Yıllardır çalmayan kapım çalıyor duyuyorum, geldi sevdiceğim en sonunda duydu hıçkıran sesimi…</p>
<ul>
<li>İyi günler size iadeli taahhütlü bir mektup var.</li>
<li>Mektup mu?</li>
<li>Evet, şuraya bir imza alayım.</li>
<li>Nerden, kimden geliyor?</li>
<li>Onu ben bilmem hanım, açınca öğrenirsiniz nasılsa? Hadi iyi günler…</li>
</ul>
<p>Kaldım kapıda postacının ardında, elimde mektup. Uzak bir ilden gönderilmiş. Bilmediğim bir isim var zarfın gönderen kısmında. Oturdum verandaya, açtım zarfı korkuyla… İçime bir sıkıntı girdi, kısa bir mektup ile başka bir zarftı içindeki…</p>
<p>Kısa mektubu yazan bir doktordu ve şöyle diyordu. “Eşinizin beş yıldır doktoruyum, size bu mektubu postalamamı rica etti, onun ricası üzerine ben de size gönderiyorum. “</p>
<p>Zarf elimden düştü, başım döndü, karardı yüreğimin aynası… Döküldü gözlerimden kanlı gözyaşları…</p>
<p>Ah sevdiğim yapmıştı bana yapacağını…</p>
<p>Açtım ikinci zarfı;</p>
<p>Sevdiğime, Gözümün Nur’una yazıyordu zarfın üstünde…</p>
<p>İnci gibiydi el yazısı, öptüm kokladım zarfı sinmiştir belki kokusu diye.</p>
<p>Sevdiğim biricik aşkıma,</p>
<p>Kırgınsın, kızgınsın bana biliyorum. Ne desen haklısın. Ama beni hala sevdiğini, beklediğini, bir an olsun benden ümit kesmediğini,  yapayalnız kaldığın için duyduğun öfkeni , okuyorum kilometrelerin ötelerinde bile olsam bir tanem, her şeyini, her duygunu biliyorum.</p>
<p>Benim yaptığım affedilmez, sen yapsan affeder miydim inan bilmiyorum. Kalan ömrümü senin yanında geçirmekten başkaca bir isteğim yoktu. Böyle bitsin istememiştim aşkımız. Ama kader beni çok zamansız ve dahi amansız bir hastalıkla yakaladı. Her gün gözünün önünde çürümektense, bir kere kaybolmayı tercih ettim. Seni her gün öldürmeğe gönlüm razı olmadı. Söylesem sana izin vermezdin biliyorum. Benimle gelmeye kalkardın Ankara’ya…</p>
<p>Tedavi olursam, geçerse belki dönerdim tekrar sana geriye. Ama olmadı işte. Artık tükendi takatim son günlerimde hep senin iyiliğin için dua ettim, buna inanmanı istiyorum.</p>
<p>Bağışla beni, affet bir tanem. Ömrümce yalnız seni sevdim. Aklının bir köşesinden neler geçtiğini tahmin etmem hiç güç değil. Günahımı alsan da inan bana hiç mühim değil. Seni severek göçeceğim öbür tarafa, seni yalnızca ben seveceğim…</p>
<p>Elveda gül kokulu sonsuz aşkıma</p>
<p>Senin olan talihsiz sevdiceğin</p>
<p>Birden bir şey düştü sundurmaya…  Tahta pervazın hemen altında, mavi bir kırlangıç yatıyordu taşın üstünde boylu boyunca…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/FQRCrKmN-dA?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/">Mavi Rüya Öyküleri-8- Kırlangıç’ın Düşü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-8-kirlangicin-dusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 Jul 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Cavit Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Safi]]></category>
		<category><![CDATA[dinlen bir nefes al koynumda]]></category>
		<category><![CDATA[Divan-ı Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Jehan Barbur]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Hece Aşk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15179</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8221; Ben âşık doğdum, Biraz da sarhoş&#8230; Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim. Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım. Ruhumda bir çılgınlık vardı. Özgürlük vardı. Hataları yargılamadım. Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm. Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221; Cavit ÇAĞ  “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8221; Ben âşık doğdum,<br />
Biraz da sarhoş&#8230;<br />
Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim.<br />
Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım.<br />
Ruhumda bir çılgınlık vardı.<br />
Özgürlük vardı.<br />
Hataları yargılamadım.<br />
Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm.<br />
Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Cavit ÇAĞ</em></strong></p>
<p><em> “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür yalnızca.”</em></p>
<p><em>Hiç beklenmedik bir anda, birdenbire, öylesine doğal dilinizden dökülüveren bu kelimelerle, gözlerimi dikip gözlerinize, nasıl bir anlam vereceğimi bilemeden, yapışmıştım oturduğum sandalyeye…</em></p>
<p><em>Bir insanın benliğinden bu derece vazgeçişine duyduğum şaşkınlıkla, hayran bakakalmıştım karşınızda… Suspus olmuş, durulmuş, kurulu bir saat gibi uymuştum sizin gizemli, dingin dünyanıza, bir parçanız olmuştum adeta, bundan böyle yaşanacak olan bütün anılarımızla sağ yanınızda… </em></p>
<p><em>Doğum günümdü o gün, bilmiyordunuz. Muzip bir şekilde fısıldamıştım size. “ Bugün benim doğum günüm biliyor musunuz?“ </em></p>
<p><em>Yüzünüzde zeki bir gülümseme ile aniden ayağa kalkmıştınız. &#8220;En sevdiğim şiirlerden biridir” diyerek ivedilikle bana bir kağıt uzatmıştınız. </em><em>“Duymuş muydunuz?” diye de eklemiştiniz.</em></p>
<p><em>Hayır, duymamıştım ne şiiri, ne de şairin ismini. ‘Tek Hece’ idi adı şiirin… Cemal Safi’nin bilmecesiydi… Bilenlere sözü yoktu şairin ama bilmeyenlerin hali baştan başa haraptı, öyle anlatıyordu aşkı, ondan sonrası ab-ı hayattı…</em></p>
<p><em>Doğum günü hediyesi almayacaktım bir daha sizden, ilk ve son olacaktı bu… Sonu ta öncesinden bilinen…</em></p>
<p>Soluk benizli çocuklar gibi açlıktan ölüyordum sizi tanıdığımda. Sevgisizlik denizinin orta yerinde, ejderhaların önündeki yem kutusunun içinde, bir kurt kapanında sıkışıp kalmıştım. Kıyıya çıkma umudumu yitirmeden, hiç durmadan yüzüyordum nereye gittiğimi bilmeden. Özümü gören olmamıştı, yüreğimi bilen çıkmamıştı. Varlığımın siluetine tırmananlar duymamıştı iç sesimi. Perdelerin kıvrımlarında saklıyordum içimdekileri. Kelimelerin gücüne dayanamadan daha, sessiz köşe başlarında, yitirdiklerimin ardından yaktığım ağıtlarla, topukluyordum kaldırımları&#8230; En çok da erişemediğim kendim için sızlanıp duruyordum bir kenarda. Çocuk yüreğime vurulan ketlere, ezilen sevincime, hayatın acımasızlığı karşısındaki çaresizliğime ağlamaklı gözlerle bakıyordum&#8230; Yüzüme vuruyordu çıplak gerçeklerini hayat, indiriyordu en ağır darbelerini hiç durmadan. Kendimden kaçamadan, yakalıyordu bir çırpıda beni. Yüklüyordu cılız omuzlarıma taşıyamadığım yüklerini…  Acz ile altında kalıyordum, hamalıydım kendi günahlarımın… Acıyordum kendime, öğrenilmiş çaresizliğimle kapıp koy vermiştim işte, ne olacaksa olsundu bir an önce…</p>
<p>Oysa sevmek için gelmiştim dünyaya, daha yolun en başında… Her şeyin çok güzel olacağına duyduğum o güçlü inançla geçmiştim bütün yolları. “Bir insanı sevmekle başlayacaktı her şey” . Yaşama sevincimi katık edip ekmeğime,  sol yanımdaki sevgi dolu heybem ile, umutla atıyordum adımlarımı&#8230; Kalemim ve kitaplarımla, kulağımda çınlayan adlarını bilmediğim notalarımla, hiç de yalnız değildim bu yolda. Bolluk ve bereket yüklüydü heybem, isteyene vermeden geçmezdim gülümsememi, diz boyu hırçın sularda ara sıra kaybolsam da, hüznümün tınısıyla çıkardı sadrımdan neşem&#8230;</p>
<p>Ama artık yorgundum, şu koca, şu yalan dünya kadar pisliğin içinde boğulmuştum. İçi boşalmış ceviz tanesi gibi onu yiyen kurduna âşık, kurumuş bir kabuktum…</p>
<p>Hiç umudumun kalmadığı bir anda;</p>
<p><em> “ Sevmek mi daha güzel yoksa sevilmek mi?” demiştiniz olanca çocuksu coşkunuzla bana… Yılların sevgi açlığıyla bir çırpıda cevap vermiştim. “ sevilmek güzel” . Siz ise bütün nezaketinizle düzeltmiştiniz beni“ Sevilmek güzel elbet” gözlerinizi dikip gözlerime “ Ama sevmek daha güzel&#8221; demiştiniz…</em></p>
<p><em>“ <strong>Bir insanı sevmekle başlayacak mıydı her şey?”</strong></em></p>
<p><em>“Cennet burası gibi bir yer olmalı” demiştiniz başka bir gün. Ve eklemiştiniz “ İnsanın sevdikleri nerede ise cennet de orası olmalı…”</em></p>
<p>Cennet ve ben, mümkün müydü gerçekten? Korkmuştum hem de çok, cennetinizdeymişim gibi hissetmekten. İşte o anda anlamıştım gerçek cennetin bu olmadığını. Kulağıma fısıldamıştı biri; cennet bu dünyada bulacağımız bir yer değildi ki&#8230; Hele de bu kadar kolay elde edilecek bir şey hiç değildi. Biliyorum kursağımda kalacaktı sevincim. Ömrümce beklediğim vaha karşımdaydı, susuzluktan öleceğimi bilsem de uzatamazdım elimi&#8230; Bu sahranın ortasındaki bir seraptı, gözlerimi açtığımda kaybolacaktı…</p>
<p>Sevginizin yumuşaklığında acılarım dinlenmiş, tuz bastığım yaralarım iyileşmişti. Korunmasız çocuk ruhum, tomurcuk vermeye meyilli dallarımla, sizden aldığım gün ışığıyla, dikildiğim toprağımı çok sevmişti. Gençtim artık, hiç olmadığım kadar. Bir fidandım ikinci bir hayatı hak eden.  Sulanmaya muhtaç sürgünlerim, gözlerinizden damla damla köklerime inen sevginizle büyüyorlardı…  Değil yedi veren ormanlarını, bütün kâinatı aşkla kucaklıyorlardı…</p>
<p><strong>Aşkın ateşi, mavisinde saklıydı. İlk kıvılcım anının masumiyetine gizlenmiş, itiraf edilemez bir sırdı o. Dile geldiğinde sönen, yerin yedi kat dibinden yükselen, yarin yangın yeri gönlüne sığmayacak bir volkandı. Aşıka şerefle sunulmuş alevden bir toptu, avucunda tuttuğun müddetçe senindi. Seninle başlayıp, seninle bitendi&#8230;</strong></p>
<p><em>Leyla’ya sormuşlar, “Sen mi daha çok sevdin yoksa Mecnun mu?” diye. Hiç tereddütsüz cevap vermiş Leyla, “ Tabi ki ben “demiş. “ Ama nasıl olur?” demişler , “ Mecnun senin için adından, aklından vazgeçti, benliğini bırakıp çöllere düştü, varlığından oldu ” </em></p>
<p><em>Leyla, mütebessim bir hal ile cevap vermiş onlara “ Olsun!&#8221; demiş.&#8221; O aşkımızı ifşa etti, kurda, kuşa, taşa, toprağa, suya, çöle söyledi… Ben ise sır olarak gönlümde sakladım. Bu yüzden ben daha çok sevdim.” </em></p>
<p><em>Bir gün, bu hikayeyi anlattığımda, her zaman yaptığınız gibi başınızı önünüze eğip suskun kalmıştınız. Ne demek istediğimi çok iyi anlamıştınız.</em></p>
<p><figure id="attachment_15318" aria-describedby="caption-attachment-15318" style="width: 575px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg"><img class="wp-image-15318 " src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=575%2C383" alt="Aşka aşık kardelen" width="575" height="383" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 575px) 100vw, 575px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15318" class="wp-caption-text">Aşka aşık kardelen</figcaption></figure></p>
<p><strong>Aşka aşık kardelen</strong></p>
<p><em>Güneşe aşık bir kardelen varmış. Kışın soğuğunda, toprağın altında, hep içinden dua edermiş, hiç görmediği ama aşık olduğu gün ışığını bir kez olsun görebilmek için. Melekler dayanamamışlar kardelenin yalvarmasına ve anlatmışlar isteğini tanrısına. Tanrı kabul etmiş kardelenin duasını. Baharın ilk günü için izin vermiş kardelenin topraktan çıkmasına. Melekler haber vermişler müjdeyi kardelene. Sabırla bekleyen kardelen, karlar erimeye başladığında topraktan uzatmış mavi bakışlarını. Güneşi gördüğü ilk anda kör olmuş nazik yaprakları, solmuş maşuğunun ışığında, vermiş son nefesini gün ışığının altında&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Aşık, yok <span style="font-size: 14px;">olunca aşk yolunda aşkı uğruna, başlarmış yaşamaya maşuk&#8217;unda&#8230;</span></strong></p>
<p><figure id="attachment_15286" aria-describedby="caption-attachment-15286" style="width: 588px" class="wp-caption aligncenter"><a style="font-size: 14px;" href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg"><img class="wp-image-15286" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=588%2C259" alt="" width="588" height="259" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=300%2C132&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=1024%2C451&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 588px) 100vw, 588px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15286" class="wp-caption-text">Mavidir Ateşi Aşkın</figcaption></figure></p>
<p><strong>Mavi Lavların Sırrıdır Aşk&#8230;</strong></p>
<p>Yeryüzündeki volkanik dağlar gizli aşıklardır. Kimse bilmez bu gerçeği. Ses etmezler, yüzlerce yıldır susarlar, kendi ateşlerinde boyuna yanar dururlar.  Yer üstünde yaşayanlar bastıkları toprağın altındaki olan biteni umursamazlar. Tırmanırlar üzerine, seyre dalarlar manzaranın güzelliğine ama ne çektiğini bilmezler dağların. Taş zannederler  onları,  toprağın altındaki canları, göremez vicdanları&#8230;</p>
<p>Oysa ki dağlar, Ferhat&#8217;ın deldiği aşk ile çağlar. Bağrından akan pırıl pırıl sular, aşkın safiyetindendir&#8230; Duyduğunuz yankılar aşkın türküsüdür, yediğiniz yemişler aşıkın kanıyla sulanmıştır, işte bu yüzden çok tatlıdır. İçtiğiniz billur su, durudur, arıdır, diridir, ölüyü diriltir&#8230;</p>
<p>&#8220;Aşk yoluna düşenlerin diri olmaları gerek. Ölü aşık olabilir mi? Diri olan kimdir biliyor musun? Aşktan doğan kişi. Aşıklar ölmez.&#8221; (1) demiştir Aşkın Piri&#8230;</p>
<p>Volkan patladığında ateş kusar ağzından, suskunluğunu bozar, püskürttükçe lavları boşaltır içindekileri&#8230; Yakar önüne geleni, yeryüzü olur mahşer yeri&#8230; Sonra diner öfkesi, bakar etrafına kalmamış tek bir canlı izi&#8230; Yalnızlığında döner onun da çilesi&#8230;</p>
<p><em>Artık mavi lavlarından geriye kalan, kararmış bir volkanın iniltilerinde son bulmuş simsiyah bir sahildir. Mavi okyanus boylu boyunca uzanmış yanında onu seyretmektedir. Sevdiceğine uzaktan bakanların aşkı ile kumları dalgalarıyla dövmektedir&#8230;</em></p>
<p><em>Basıyorum artık o siyah kumlara, üzerinde yürüyorum çıplak ayaklarımla… Öyle ürkütücü, öyle ıssız ki serinliği bile kalmamış avuçlarımda. Simsiyah kumlarından yaptığım kumdan kalemde yaşıyorum, Rapunzel gibi uzun saçlarımı sarkıtıyorum, bir masal kahramanını oynuyorum kendi hayal dünyamda. Biliyorum ki kimse giremeyecek bir daha, sırça camdan yapılmış gönlümün sırlarına&#8230; Çeviriyorum gözlerimi masmavi okyanusa&#8230;</em></p>
<p><strong>Bağışlamak, bize bağışlanan hayatın can damarıdır. Kusur,  kusuru görenlerin gözlerinden nazar ederek senin baktığındır.  Günahlar, utandığın kendini af ettiğinde özgürce uçup gittiğin kendi kanatlarındır…</strong></p>
<p>(1) &#8220;Mevlana Celaletin-i Rumi / Divan-ı Kebir</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/nTGdwyumGJs?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15179</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 06:40:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aykız]]></category>
		<category><![CDATA[DenizTürkali]]></category>
		<category><![CDATA[ezginingünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[IşılÖzgentürk]]></category>
		<category><![CDATA[Küçüksevinçlerbulmalıyım]]></category>
		<category><![CDATA[yazko]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15090</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seninle tanıştığımız gün dün gibi aklımda. Üniversite sıralarında oturduğumuz ilk yıldı daha. Kimsenin kimseyi tanımadığı, selam vermeyi bile akıl etmediği çömez yıllardı… Biraz endişeli, çokça umutlu ama hep bir mahzundu arkadaşlıklar. Büyük bir sınavdı sözde kazandığımız, öyle ya kaç kişi girmeyi başarmıştı bizim liseden, ya seninkinden? Bizden yaşça büyüklerin “ya üniversiteye gidersin ya Enver Usta’ya” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seninle tanıştığımız gün dün gibi aklımda. Üniversite sıralarında oturduğumuz ilk yıldı daha. Kimsenin kimseyi tanımadığı, selam vermeyi bile akıl etmediği çömez yıllardı… Biraz endişeli, çokça umutlu ama hep bir mahzundu arkadaşlıklar. Büyük bir sınavdı sözde kazandığımız, öyle ya kaç kişi girmeyi başarmıştı bizim liseden, ya seninkinden? Bizden yaşça büyüklerin “ya üniversiteye gidersin ya Enver Usta’ya” diye gözümüzü korkutmalarından kurtulmuştuk kurtulmasına ama keşke her şey kolay olsaydı bundan sonra…</p>
<p>Gönlümdeki o koca üniversite kapısından girememiştim içeriye, hevesim kursağımda kalsa da, olsundu&#8230; O şanlı meydanda, üzerinde 1453 yazan bina bizden uzak olsa da, bir otobüslük mesafedeydi sonuçta. Ara sıra yemek hanesinde kaçamak yediğimiz öğle yemekleri bile keyifliydi nasılsa… Belki de bu yüzden, her ders çıkışında alırdık soluğu Beyazıt’ta… Çınar altının serinliğinde, kurardık mavi hayallerimizi bir simit ve bir bardak çayla. Meteliksizlik bükmezdi boynumuzu asla… Öğrenmiştik aklımızı kullanmayı… Sırası gelen tek bir çay isterdi çaycıdan her uğradığında. Sırayla içerdik çayı belki ama simidi bölüşerek yerdik. Bilirdi de ses etmezdi çaycı, gülümserdi boyuna… Mutluyduk çok, simidimizi paylaştığımız güvercinler kadar… Peri masallarında gezinen gülüşmelerimizi başımızda esen gençlik yeli serinletirdi… Sevgimize katık ederdik umudumuzu bolca… Yüreğimizin bir yanında ışıldayan sevinçlerimizle sarılırdık, hüzün bulutları ne zaman gelip çökse çocuk omuzlarımıza…“ Küçük küçük sevinçler” bulurduk parlak fikirlerimizle, neşe katardık toy hayatımıza, izlediğimiz tiyatro oyununun replikleri arasında…</p>
<p><strong><em>“Bir zamanlar yüreğim</em></strong></p>
<p><strong><em>Sonsuz bir sevinçle çarparken</em></strong></p>
<p><strong><em>Deli gibi…</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne hayaller kurardım</em></strong></p>
<p><strong><em>Ne hayaller kurardım</em></strong></p>
<p><strong><em>Dolaşırdım bulutlarla birlikte</em></strong></p>
<p><strong><em>Konuşurdum dünyanın gözleriyle</em></strong></p>
<p><strong><em>Bitmez tükenmez sanırdım sevgilerim!</em></strong></p>
<p><strong><em>Avuçlarımdaydı dünya!</em></strong></p>
<p><strong><em>Avuçlarımdaydı dünya! *</em></strong></p>
<p>Işıl Özgentürk’ün yazdığı Küçük Sevinçler Bulmalıyım Oyununa gittikten sonra, ‘ avuçlarımızın arasındaydı artık bizim olan dünya’…</p>
<p>Karlı, fırtınalı bir Şubat ayıydı 1983’tü yılı&#8230; Tiyatro oyunun biletleri o gün bende saklıydı. Zar zor edinebilmiştik zaten biletleri. Kardan göz gözü görmez bir İstanbul haliydi. Kocasinan’dan Cağaloğlu’na gitmem kuvvetle gerekliydi. Arkadaşlarla buluşacaktım. Oradan Taksime, İstiklal caddesine geçecektik, Dostlar Tiyatrosuna… Evden izin almam ne mümkündü! Ben gideceğim diye ayak diretince, annem dayanamayıp inadıma, benimle gelmişti Cağaloğlu’na; hiçbir arkadaşımın gelmeyeceğine duyduğu derin inançla… Yazko’nun kafesinde buluşacaktık. Zorlu yolculuğun sonunda kafeye vardığımızda bir sen eksiktin. Üzülmüştüm göremeyince seni. En çok sen istiyordun oyunu seyretmeyi… Gebze’den gelen arkadaşıma şaşırıp kalmışken annem, üstün başın bembeyaz içeriye girdin… Küçükbakkalköy’den yetişmiştin, sabahın erken saatlerinde yola çıkan sen… Susmuştu annem. Arkadaşlığımızdan çok etkilenmişti, karışmadı bir daha da zaten…</p>
<p><strong><em>“Yürek usulca pas tutar / Gelip geçerken günler / Sevgi uçup gider / Güneş ısıtmaz</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar / Terlemez avuçların / Düşsüz uykular başlar / Şaşmayı unutursun</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar / Fark etmez geçmiş gelecek / Fark etmez akla kara / Fark etmez doğru yanlış</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürek usulca pas tutar”</em></strong></p>
<p>Deniz Türkali bu şarkıyla girmişti sahneye… Sonrasında hepimizi alıp götüren müthiş bir serüvene… Tek başına bir kabareydi oynadığı, salon adeta onunla bir bütün olmaya başlamıştı… Canlandırdığı karakterlerle genç ruhumuzu eline almış,  yaşayacaklarımızı bilir gibi, önceden haber verir gibi, bir anne şefkatiyle sarsmıştı bizi…</p>
<p>Oyun çıkışı konuşmadık hiç. Herkes kendi payına düşeni kapmış, kendi derinliğine dalmıştı… Okulda görüşmek üzere ayrıldık… Ama ‘küçük sevinçleri ‘ ruhumuza kazıdık…</p>
<p>Üniversite hayatımız boyunca bir ritüel olmuştu sanki, hemen her gün ders çıkışı önce Beyazıt Çınar Altı, sonrası işte…</p>
<p>Sonrası, Beyazıt üzerinden yürüyerek inilen Cağaloğlu&#8230;Çoğu kere uğranılan yol üstündeki Çorlu’lu Ali Medresesi… Nargile içenlere takılmadan, bir tanıdık var mı diye bakılıp etrafa, varsa yoksa Divan Yolundan sapardık Bab-ı Ali yokuşuna… Kitapçıları dolanırdık sırayla, almak maksadıyla değil a, nerde bizde her daim o para… Cem, Yazko ve Say’dan dosdoğru aşağıya, istikamet köprü altına…</p>
<p><strong><em>“Gördüm!</em></strong></p>
<p><strong><em>Kaçıverdi avuçlarımdan dünya</em></strong></p>
<p><strong><em>Sevgilerim çolak çöllerde kayboldu</em></strong></p>
<p><strong><em>Gözyaşları ve acınası bir yüz kaldı</em></strong></p>
<p><strong><em>Bana…</em></strong></p>
<p><strong><em>Şimdi küçük sevinçler bulmalıyım…”</em></strong></p>
<p>Sanırlar ki bira içilir köprü altında yalnızca, biz kahve içmeye giderdik seninle, dostça… Dört senede müdavimi olmuştuk kahvehanenin, tiryakilik haddinde severdik kahveyi ve köprü altını… Yaşlı balıkçılar birkaç gün uğramadık mı merak ederlerdi bizi. Anlatırdık inceden, vizeler, finaller, gelemedik falan… Sonra bir gün gerçekten Final dediler… Mezun oldunuz dediler. Bitti bütün bu işkenceler…</p>
<p>Anlayamamışız meğer, gerçek işkencenin ne olduğunu o vakitler… Sahi seninle görüşmeyeli kaç sene oldu?</p>
<p>Birkaç kere aradık birbirimizi telefonla, yüz yüze bir iki sohbet ya sonrasında…</p>
<p>Dostluk ölünceye kadar demiştik, birbirimize doğduğumuz aynı günde hediyeler vermiştik… Köprü altı yok artık, izi bile kalmadı, resmini bulmak hiç kolay olmadı. Senden bir fotoğraf var elimde, köprü altında çekilmiş olan… Bir de kaset hani bana aldığın doğum günümüzde… Bir de söylediğin şarkı kulağımda kalan… &#8220;Beni yaktın aykız aykız ataşe&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>“Biliyorum dostluklar yorgun,<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg"><img class="size-full wp-image-15133 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/indir.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a></em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Çok yakın savaş tehlikesi,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Biliyorum gülmüyor çocuklar,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Ancak yine de bulunabilir,</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir cümle</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir İnsan</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir dost sıcaklığı</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir çocuk gülümsemesi gibi</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Küçük sevinçler bulmalıyım…”</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_15137" aria-describedby="caption-attachment-15137" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg"><img class=" wp-image-15137" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=300%2C400" alt="" width="300" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/262810539_0.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15137" class="wp-caption-text">*KÜÇÜK SEVİNÇLER BULMALIYIM &#8211; IŞIL ÖZGENTÜRK</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/Y6vbfX0i5Hw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">Mavi Rüya Öyküleri -6- Bir Kahvenin Hatırı Sahi Kaç Yıldı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15090</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jun 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Çırak Aranıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamak Şakaya Gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[Zülfü Livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14821</guid>
				<description><![CDATA[<p>Karne almaya ramak kaldığı günlerdendi, benden iki yaş küçük erkek kardeşimle okuldan eve dönerken, annemin sabahleyin bize hazırladığı kumanyayı yemek için, evimizin yolunun üstündeki çocuk parkında oturduk, beyaz peynirli, domatesli ekmeklerimizi yemeğe koyulduk. Parkın hemen yakınındaki inşaattan gelen matkap gürültülerine parkta oynayan çocukların neşesi karışıyordu. Ta ki o çığlık duyulana dek. “Düştü, adam düştü” diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Karne almaya ramak kaldığı günlerdendi, benden iki yaş küçük erkek kardeşimle okuldan eve dönerken, annemin sabahleyin bize hazırladığı kumanyayı yemek için, evimizin yolunun üstündeki çocuk parkında oturduk, beyaz peynirli, domatesli ekmeklerimizi yemeğe koyulduk. Parkın hemen yakınındaki inşaattan gelen matkap gürültülerine parkta oynayan çocukların neşesi karışıyordu. Ta ki o çığlık duyulana dek. “Düştü, adam düştü” diye bağırıyordu biri hararetle. Matkap sesi sustu ilk önce, çocuklar sustu sonra, balkonunda halı döven teyzenin sopası sustu. İşçiler koşturmaya başladılar, kardeşim endişeli baktı bana. Ben ona baktım şaşkınca, korkudan gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Yarısı yenmiş ekmeği elinde duruyordu hala&#8230;</p>
<ul>
<li>Sen burada otur ben gidip bir bakayım, dedim.</li>
<li>Abla gitme ne olur, dedi.</li>
<li>Belki bir faydam olur Emre, ben hemen bakıp geleceğim, dedim.</li>
<li>Ablaaaaa! diye bağırdığını işitirken arkamdan, koşarak inşaata girmek istedim. Ustabaşı,</li>
<li>Nereye çocuk, dur bakalım! Deyip durdurdu beni, tuttu kolumdan usulca&#8230;</li>
<li>Ben ilk yardım dersi aldım amca, dedim ivecenlikle. Bir faydam olur belki diye geldim&#8230;</li>
</ul>
<p>Şaşkın bakışlarından kaçıp, sol tarafı kanlar içinde sedyede yatan işçiye doğru koştum. Sol kolundaki yarası derindi, çok kan kaybediyordu ve hemen durdurulması gerekiyordu. Ambulans gelene kadar bir şeyler yapmalıydım. Hemen temiz bir bez istedim, yarayı sıkıca sardım ve düğüm attım. Sonra da üzerine küçük bir sopayla bastırıp yeniden sardım. Kanama durdu kısa bir süreliğine. Tıpkı öğretmenimden öğrendiğim gibi, üstüne tekrar bir bez sardım. Saati sordum ve sağ elinin avucuna bu saati kalemle yazdım. O kadar hızlı olmuştu ki her şey ben bile şaşkın bakakalmıştım kendi halime. Üstüm başım, her yerim kan içindeydi. Ustabaşı yanıma geldi, alnımdan öptü beni.</p>
<ul>
<li>Hızır gibi yetiştin be çocuk, dedi.</li>
</ul>
<p>Ambulans geldi, beyaz önlüklü hemşireler indiler. Yaralının halini gören baş hemşire,</p>
<ul>
<li>Bu turnikeyi kim uyguladı? Dedi. Ustabaşı beni gösterdi.</li>
<li>Aferin sana, ne güzel yapmışsın turnikeyi, okulda mı öğrendin? Dedi. Ben de başımı sallayarak,</li>
<li>Evet. Öğretmenimiz ilk yardım dersinde öğretti, dedim.</li>
<li>Sen büyüyünce hemşire olmalısın, dedi. Bana göz kırptı, saçımı okşadı…</li>
</ul>
<p>İşte o gün, o anda karar vermiştim, büyüyünce hemşire olacaktım. Zaten öğretmenim de elimin çok yatkın olduğunu söylemişti, ilk yardım derslerinde yaptığım uygulamaları görünce&#8230;</p>
<p>İnsanın hayatı bazen tek bir olayla değişiverir, kader tek bir anla seni yol ayrımına getirip bırakıverir. O gün eve döndüğümde kan içindeki mavi okul önlüğümü anneme göstermeden kendim yıkamıştım. Annem ve babam dokuma fabrikasında işçi olarak çalışıyorlardı. Tek amaçları kardeşimi ve beni okutmak, kendi mavi önlüklerinden bizleri uzak tutmaktı. Şaka yapardı bazen babam, “bak bizde okula gidiyoruz” derdi kendi işçi önlüğünü göstererek. Oysaki hiç şikâyet etmediği halde okuyamamış olmaktan gizli gizli üzüntü duyduğunu bilirdim. Hemşire olursam beyaz önlük giyerim dedim kendi kendime. Beyaz kep takarım, ben annem ve babam gibi işçi olmayacağım…</p>
<p><figure id="attachment_14945" aria-describedby="caption-attachment-14945" style="width: 816px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg"><img class="wp-image-14945 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=640%2C325" alt="" width="640" height="325" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?w=816&amp;ssl=1 816w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=300%2C153&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/maaslarini-alamayan-tekstil-iscilerinin-isten-cikarilmasi.jpg?resize=474%2C240&amp;ssl=1 474w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14945" class="wp-caption-text">Tekstil Fabrikası İşçileri</figcaption></figure></p>
<p>Fabrikanın çalışma koşulları çok ağırdı. Üç vardiya çalışıyorlardı. Annem ve babam iplik bölümündeydiler. İşi öğrenip dokuma tezgâhlarına geçmek istiyorlardı. Orada çalışanlar biraz daha iyi maaş alıyorlardı. “ Dokumacılık iplikçilikten evladır “ derdi babam. Dokumacı olamadan daha fabrikada grev patlak verdi bir gün. Yaz tatili gelmişti. Evdeydik kardeşimle biz. İki ay maaş alamadan öylece bekledi babam. Annemi işten çıkarttı patron. Çünkü ne sigortası ne de sendikası vardı. Evlere temizliğe gitmeye başlamıştı. Karnımızı zor doyuruyorduk aldığı üç beş kuruşla. Fabrikada giydiği mavi önlüğünü, zengin evlerinde temizlik yaparken giyiyordu annem artık&#8230;</p>
<p>Annemin işde olduğu bir gün babama yemek götürmeye gittik kardeşimle. Sefer tasındaki kuru fasulyeyi dökmeden götüreyim diye, yol boyunca sağ kolumu hiç sallamamıştım. Sol elimle kardeşimi sıkı sıkıya kavramıştım. Babamın  mavi işçi gömleği yoktu nedense üzerinde. “Grev Gözcüsü” yazan bir başka mavi gömlek vardı. Bu sefer başında mavi bir kasket, “ Bu İş Yerinde Grev Vardır” yazan mavi bir pankart  ellerinde…</p>
<p><em>Yaşamak şakaya gelmez,</em><br />
<em>büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın</em><br />
<em>bir sincap gibi mesela,</em><br />
<em>yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,</em><br />
<em>yani bütün işin gücün yaşamak olacak.</em></p>
<p>Bir sebze sandığının üzerinde bu şiiri okuyordu babam. Benim babam, ilkokulu zor bitirmiş gazete bile okumayan babam… Ezberinden şiir okuyordu… Beni gördü, elimdeki sefer tasını ve kardeşimin elini nasıl sıkı sıkı tuttuğumu gördü. Gözleri doldu. Sesi çatladı. İndi sandıktan. Yanıma geldi. İki koluyla sarıldı bize…</p>
<p>Bir alkış koptu, neye uğradığımızı bilemedik. Bütün işçiler bize gülen gözlerle bakıyorlardı. Sefer tasını aldı elimden babam. Bir kâğıt tutuşturdu elime, sonra demin indiği sandığa çıkarttı beni. “ Oku” dedi bana. İşçiler bana bakıyordu, babam bana bakıyordu.</p>
<ul>
<li>Hadi oku kızım, dedi gururla… Okudum ilk defa hayatımda, Nazım Hikmet’in şiirini…</li>
</ul>
<p><em>Yaşamayı ciddiye alacaksın,<br />
yani o derecede, öylesine ki,<br />
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,<br />
yahut kocaman gözlüklerin,<br />
beyaz gömleğinle bir laboratuarda<br />
insanlar için ölebileceksin,<br />
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,<br />
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,<br />
hem de en güzel en gerçek şeyin<br />
yaşamak olduğunu bildiğin halde.</em></p>
<p><em>Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,<br />
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,<br />
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,<br />
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,<br />
yaşamak yani ağır bastığından.</em></p>
<p>Fonda kaset çalıyordu, uzaktan geliyordu müziğin sesi…</p>
<p><em>Elim sanata düşer usta yürek acıya,</em></p>
<p><em>Ölüm hep bana bana mı, bana mı düşer usta,</em></p>
<p><em>Ölüm hep bana bana mı, bana mı düşer usta…</em></p>
<p><strong>Otuz altı yaşındayım artık, mavi hayallerimden çok uzakta bir hastanede gece nöbetindeyim. Silah sesleri geliyor. Sınıra çok yakın bir yerdeyiz. Savaşın ortasındayız, patlayan bombalardan kopan çocuk kollarını yerlerine dikmeye çalışmaktayız. Hemşire oldum, babama söz verdiğim gibi. Oku demişti, okudum. İşçi olmadım onlar gibi…</strong></p>
<p><strong>Ama giyemedim beyaz önlüğü, beyaz kep takamadım maalesef. Kaldırmışlar ben okurken üniversitede ne yazık ki…</strong></p>
<p><strong>Mavi hemşire önlüğü giyiyorum şimdi. İki tane verdiler, biri kanlanınca yıkayıp öbürünü giyebileyim diye&#8230;</strong></p>
<p><strong>İşçi olmadım annem babam gibi… Ama şerefli bir mavi önlük giyiyorum, tıpkı alın teri ve emeğiyle çalışan milyonlarca insan gibi…</strong></p>
<p><strong>Yaşamak Şakaya Gelmez Değil Mi Nazım Usta? Sen öğrettin bunu bana, yaşamanın ne demek olduğunu bilmeden daha&#8230;</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ZHJJVZfnHzU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">Mavi Rüya Öyküleri -5- Yaşamak Şakaya Gelmez Mi Nazım Usta?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 30 May 2018 06:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Çığlık]]></category>
		<category><![CDATA[Comfortably Numb]]></category>
		<category><![CDATA[Edvard Munch]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[The Wall]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14623</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ Hiç kimse benim gibi değildi ve ben de hiç kimse gibi değildim. Ben tek başınaydım onlarsa herkes” Dostoyevski  Yürüyordun, hatırlıyor musun? Bir gece vaktiydi, vakit 00.00 olmadan hemen önceydi. Yeni bir güne dönmeden gece daha, daha sıfırlamadan gelip geçeni &#8211; artık neyi sıfırlıyorsa &#8211; bitirmeden uykunun gölgesinde görülen rüyaları, zaman herkes için hızla akıyorken [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“ </strong><strong>Hiç kimse benim gibi değildi ve ben de hiç kimse gibi değildim. Ben tek başınaydım onlarsa herkes” Dostoyevski </strong></p>
<p>Yürüyordun, hatırlıyor musun? Bir gece vaktiydi, vakit 00.00 olmadan hemen önceydi. Yeni bir güne dönmeden gece daha, daha sıfırlamadan gelip geçeni &#8211; artık neyi sıfırlıyorsa &#8211; bitirmeden uykunun gölgesinde görülen rüyaları, zaman herkes için hızla akıyorken karanlığın koynunda, sen, hızlı adımlarla yürüyordun bilmediğin yollarda… Korkun, yüreğinin bir köşesinde sinmiş bekliyordu ağzından çıkmayı ve delicesine geceye haykırmayı… Oysa sen, korkuna yenik düşmeden, usulca ağlıyordun neye ağladığını bile bilmeden… Değil haykırmak, tek kelime bile geçmiyordu kafandan, geçmiyordu zaman, geçmiyordu damarlarının içinde akan kan, sinende yanan kor alevleniyordu durmadan…</p>
<p><figure id="attachment_14790" aria-describedby="caption-attachment-14790" style="width: 513px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg"><img class=" wp-image-14790" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?resize=513%2C289" alt="" width="513" height="289" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?w=852&amp;ssl=1 852w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/10.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 513px) 100vw, 513px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14790" class="wp-caption-text">Gece Yarısı Sokakta Yürüyen</figcaption></figure></p>
<p>Soğuktan morarmış parmaklarına bakmadan, çisileyen yağmura aldırmadan, adımlarını hızlandırıyordun an be an&#8230; Kızgın kumların üzerinde yürüyordun sanki&#8230;Telefon ettiğinde “hemen gel” demişti sana karşındaki… Kimdi? Neyin nesiydi? Daha kaç günlük bir tanışıklıktı sizinkisi, hakkında ne düşünürdü bilmiyordun. Bilme lüksün yoktu, sabaha kadar kalacak bir yere ihtiyacın vardı, o kadardı, yapacak başka bir şey yoktu, gece bir türlü bitmek bilmiyordu…</p>
<p>Otobüse bindin, şoförün bakışlarını umursamadan en arka koltuğa gidip oturdun, yaşlı bir adam ve sen… Kimse yoktu koskoca otobüste… Evsizdi yaşlı adam büyük bir ihtimalle. Son seferden önce sıcak bir yatak bulmanın keyfiyle, horluyordu. Beton zemindeki yatağıyla buluşmadan önce, beyaz sakallarının arasında kaybolmuş dudaklarıyla, gülümsüyordu. Otobüs gecenin ıssızlığında hızla ilerliyordu. Son seferini yapan şoförün, bu münasebetsiz yolcuları bir an evvel yerlerine ulaştırmayı istemek dışında bir niyeti yoktu. Uzun günün ardından evine varacak, yumuşak yastığına başını gömecek ve derin bir uykuya dalacaktı. Neyse ki senin yolun yakındı. Bir kaç durak kalmıştı inmene, otobüs durağında karşılayacaktı bekleyen seni&#8230; Bekleyen o muydu gerçekten, yoksa bilinmezliğe seni götüren kaderin miydi? Birazcık ısınmıştı ellerin, hızla savrulan otobüsün içinde ne kadar da biçareydin. Durağa yaklaşınca ayağa kalktın ve düğmeye bastın. Oracıkta indin, kimse yoktu otobüs durağında. Şaşırdın ilkin&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14794" aria-describedby="caption-attachment-14794" style="width: 543px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg"><img class=" wp-image-14794" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=543%2C362" alt="" width="543" height="362" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=960%2C640&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/BELGAIMAGE-114263165-e1517993354491-960x640.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14794" class="wp-caption-text">Gecenin İçinde Hızla Savrulan Otobüs</figcaption></figure></p>
<p>Gecenin bir yarısında, bilmediğin bir semtte doğru düzgün tanımadığın biri seni ekmişti. Oysa telefonda ne kadar da müşfik geliyordu sesi. Nasıl da heyecanlanmıştı sesini duyunca, hiç tereddüt etmeden buyur etmişti kendi evine, güven vermişti sana sesi… Oysa şimdi, kalakalmıştın işte bir başına, otobüs durağında. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladın, öfke, kızgınlık ve çaresizlikle birlikte baş başa kalmıştın. Duraktaki banka oturdun. Sabaha kadar burada otururum dedin içinden. Üstü kapalıydı en azından, yağmur yağsa gece, ıslanmazdın hiç değilse. Sonra  durağın adına bakmak geldi aklına birden. Yanlış bir durakta mı inmiştin acaba? Sevindin, tabi ya yanlış durakta inmiştin. Bir durak daha vardı, silip gözyaşlarını hızlı adımlarla yürüdün bomboş caddede boylu boyunca. Ya beklemezse beni diye korkuya kapıldın. Koşar adım yürüyordun artık. Peşinden gelen gölgeyi fark etmemiştin daha. Sen hızlanınca gölge de hızlandı ve arkadan koşmaya başladı. Bütün cesaretini toplayıp döndün arkana bir hışımla&#8230; Bir de ne göresin, ufacık bir yavru köpekti  peşinden gelen senin…</p>
<p>Durdun caddenin ortasında ayaklarının dibinde seni kokluyordu, fır dönüyordu etrafında. O da senin gibi yapayalnız kalmıştı bu koskoca dünyada. Eğilip kucağına aldın onu, sıcaklığını sevdi, yaladı senin boynunu. Birlikte yürümeye başladınız. Sanki geceden seni koruyacak bir melek göndermişti tanrı. Korkularından arındıracaktı seni ve sevilecektin yeniden, bu bir işaretti güzele yönelen&#8230;</p>
<p>Az kalmıştı otobüs durağına, bir karaltı mı vardı orada?</p>
<p>Seni bekliyordu. Üşümüştü, telaşlıydı. O halinle görünce seni bir oh çekti ve elini uzattı hemen sana… İçin ısındı bir anda ona… Hızlıca anlattın olan biteni, neden geciktiğini&#8230; O, sen ve minik köpek yavrusu yürüyordunuz gecenin içinde, yeni bir yola doğru… Gülümseyen su yeşili gözleriyle, uzun kıvırcık saçlarını başıyla geri atıp elini omzuna koyduğunda “ hallederiz&#8221; dedi sana…</p>
<p>Bodrum kattaki kiralık dairede kimseler yoktu. Finaller yüzünden yurtta kalıyordu arkadaşları. Gelip gitmek zor oluyordu okuldan eve, tesadüf uğramıştı o da bugün zaten kendi evine…</p>
<p><figure id="attachment_14804" aria-describedby="caption-attachment-14804" style="width: 484px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg"><img class=" wp-image-14804" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?resize=484%2C595" alt="" width="484" height="595" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/fft16_mf2242777.jpeg?resize=244%2C300&amp;ssl=1 244w" sizes="(max-width: 484px) 100vw, 484px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14804" class="wp-caption-text">Edvard Munch’un Çığlık Tablosu</figcaption></figure></p>
<p>“ Aç mısın” dedi sana. Açtın ama farkında değildin neye aç olduğunun, midendeki yangın açlıktan mı öfkeden mi bilemeyecek haldeydin. “ Bir şeyler yerim “dedin.</p>
<p>Bir şeyler yediniz, mutfakta yumurta pişirdiniz ve sıcak çayın etkisiyle rahatlayınca “ hadi anlat bakalım” dedi sana…</p>
<p>Nerden başlayacağını bilemedin. Gözlerin duvardaki resme takılı kaldı. Sanki seni anlatıyordu. Bütün yaşadıklarının özetiydi adeta ve senin için resmedilmişti öyle geldi o zaman sana&#8230; Söyleyecek ne kadar da çok sözün vardı aslında. Çocukluğundan beri tüm yaşadıkların dudaklarından değil, gözlerinden dökülmeye başlamıştı. Hiç tanımadığın bir evde, tanımadığın birinin omzunda katıla katıla ağlıyordun. Ağzından tek bir kelime bile çıkmadan, gözyaşlarınla konuşuyordun. Gece çok uzun olacağa benziyordu. Bir şarap açtı, bir kaset koydu teybe, bardaklara boşalan lal gibiydi dudakların… İlk kez duyduğun müziğin tınısında kendini buldun…</p>
<p>” Is there anybody out there… “ dışarda birileri var mı?&#8221; diye hıçkıran sendin, duvardaki Edvard Munch’un Çığlık tablosundaki sen… Elektro gitarın ağıtları senin içindi. Sen çınlıyordun kulaklarda. İlk kez sesini duymuştu birileri ve sana bakıyordu tüm içtenliğiyle, insanca&#8230; Yumdun gözlerini, müziğe bıraktın kendini… Gözlerinin önünde alabildiğince uçsuz bucaksız mavi bir sümbül tarlası uzanıyordu. Küçük bir kız çocuğu koşturuyordu içinde, birden pembe elbisesiyle sen oluyordun o kız çocuğu… Pembe bir lale olarak kalıyordun mavi sümbüllerin içinde…</p>
<p style="text-align: center;">İşte bütün olan biteni açıklıyordu bu…</p>
<p><figure id="attachment_14635" aria-describedby="caption-attachment-14635" style="width: 332px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg"><img class="wp-image-14635 " src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?resize=332%2C221" alt="" width="332" height="221" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14635" class="wp-caption-text">Mavi Sümbüller İçindeki Pembe Lale</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vPTb-5ofBX8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">Mavi Rüya Öyküleri &#8211; 4 &#8211; Mavi Sümbül &#038; Pembe Lale</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanburam / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 May 2018 13:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14638</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her bir burgunla, buruldum tellerinde, Her bir tınında, kahroldum nağmelerine, Tek bir umudum vardı bunca yıldır, Basayım tek bir perdeni dosdoğru diye. Çok şükür ki ses verdin En sonunda sen de benim sesime&#8230; Ey Tanburam, Soldurma kalan ömrümü Kırılmış şu gönlümün son hanesinde&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/">Tanburam / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_14639" aria-describedby="caption-attachment-14639" style="width: 339px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg"><img class="wp-image-14639" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=339%2C339" alt="" width="339" height="339" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?w=1370&amp;ssl=1 1370w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/33026101_10211658007738910_3242619099238367232_o.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 339px) 100vw, 339px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14639" class="wp-caption-text">Tanburam</figcaption></figure></p>
<p>Her bir burgunla, buruldum tellerinde,</p>
<p>Her bir tınında, kahroldum nağmelerine,</p>
<p>Tek bir umudum vardı bunca yıldır,</p>
<p>Basayım tek bir perdeni dosdoğru diye.</p>
<p>Çok şükür ki ses verdin</p>
<p><span class="text_exposed_show">En sonunda sen de benim sesime&#8230;</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Ey Tanburam,</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Soldurma kalan ömrümü</span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Kırılmış şu gönlümün son hanesinde&#8230;</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/">Tanburam / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanburam-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14638</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 10 May 2018 04:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk-ı memnu]]></category>
		<category><![CDATA[İncesaz]]></category>
		<category><![CDATA[kürdilihicazkar]]></category>
		<category><![CDATA[sazsemai]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Tura]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14049</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi bir sabaha uyandım. Mavi günlerden kalmayım. Kahvaltımın yarısı bana bakıyor tabağımın kıyısında. El ediyorum ona, sonra kenara  itip iyice, sana bakıyorum gizlice&#8230; Senin boş düşlerle doldurulmuş kuru fasulye tanesi mavi hayallerinin içine balıklama dalıyorum. Islak pamuğunda filizlenmiş öylece beni bekliyor. Yemek tabağında çimlenip, güneşin doğuşunu izliyor&#8230; Başında kavak yelleri, serseri mayın gibi  bir o yana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg"><img class="wp-image-14338 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?resize=212%2C208" alt="" width="212" height="208" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir.jpg?resize=300%2C295&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a>Mavi bir sabaha uyandım. Mavi günlerden kalmayım. Kahvaltımın yarısı bana bakıyor tabağımın kıyısında. El ediyorum ona, sonra kenara  itip iyice, sana bakıyorum gizlice&#8230; Senin boş düşlerle doldurulmuş kuru fasulye tanesi mavi hayallerinin içine balıklama dalıyorum. Islak pamuğunda filizlenmiş öylece beni bekliyor. Yemek tabağında çimlenip, güneşin doğuşunu izliyor&#8230; Başında kavak yelleri, serseri mayın gibi  bir o yana bir bu yana gidip geliyor. İştahsız bu günlerde&#8230; Porselen tabağında, Japon balıkçı teknesinin tam altında, çatalın yanı başında, yarısı yenmiş bir omlet olarak susuyor&#8230; İki küçük zeytin- tuzsuz ve buruşuk- teknenin içinde keyif çatıyor. Gülümsüyorum onlara, sonra birini gözüme kestiriyorum ve çatalımı batırıyorum zıpkın gibi, atıyorum ağzıma&#8230; Tadı yok hiç dilimin, damağımın&#8230; Zor yutuyorum lokmaları&#8230; Boğazımda bir düğüm var sanki inmiyor aşağıya&#8230; Soğumuş çayımla zorla itiyorum, yoksa kusacağım. Zeytin zeytin olalı böylesi yutulmamıştı&#8230;</p>
<p>Bütün olan biteni unutmak için gözlerimi kapıyorum, bir an evvel bu korkunç sahnenin bitmesini bekliyorum. Bir masa altı olsa, saklansam çocukluğumdaki gibi, ben görmesem geçip gidecek sanıyorum. Yanılıyorum  oysa, mavi yağmur damlaları süzülüyor kirpiklerimden yanaklarıma&#8230; Dilimle yalıyorum tuzlu göz yaşlarımı&#8230; Sesim çıkmıyor ağlarken, sadece sicim gibi dökülürlerken ıslatıyorlar masanın örtüsünü. Damla damla, bir tane daha&#8230; Durmuyor, aniden bastıran sağanak gibi yağıyor&#8230; Göl oluyor mavi tabağım, masanın üstünde mavi damlalarım&#8230;</p>
<p>Yürüyorduk seninle hani, her zaman ki gibi&#8230; Bir gün bile sormadığın günlerdendi, &#8216;neden geliyor benimle&#8217; diye, kendi kendine. &#8216;Bu kadar yolu yürüyor hiç ses etmeden, sonra aynı yolu tekrar dönüyor gerisin geriye&#8217;&#8230; Bir kere olsun &#8216;gelme&#8217; demediğin günlerdendi&#8230; Sorgusuz sualsiz yürüdüğümüz günlerden&#8230;</p>
<ul>
<li>&#8216;Yağmur yağacak&#8217; demiştim sana. Sen dikip bakışlarını bakışlarıma,</li>
<li>&#8216;Yağsın&#8217; demiştin. Ve yürümeye devam etmiştin. İnşaat halindeki yolda, yürümüştüm peşin sıra. İlk damla düşünce başımıza,</li>
<li>&#8216;Islanacağız&#8217; demiştim sana, arkanı dönüp bana,</li>
<li>&#8216;Islanalım&#8217; demiştin.</li>
<li>&#8216;Peki ıslanalım&#8217; demiştim ben de.</li>
</ul>
<p>Seni yarı yolda tek başına bırakmaktansa, ıslanalım. Sen yeter ki güven, ben seninle yağmurda çamurda hep yürürüm demiştim içimden bana&#8230; Adımlarını hızlandırmıştın aniden. Ben de hızlanmıştım senin peşinden. Yetişmek için sana, koşturuyordum çamurda. Pantolonum ağırlaşmıştı, çoraplarımın içinde yüzüyordu ayaklarım. Yağmur bizim peşimizden daha da hızlanmıştı. Öyle hızlanmıştı ki biz yavaşlayıp koşturmayı bırakmıştık. Teslim olmuştuk yağmura&#8230; Sırılsıklam, kaçacak hiç bir yer aramadan, iliklerimize kadar yağmur olup akmıştık&#8230; Yaz yağmurudur bu nasılsa gelip geçer sanmıştık&#8230;</p>
<p>Niye diye sormadın? Bir kere bile&#8230; Hiç bir bahanem yoktu uyduracak. Hiç bir yalanım yoktu sana söyleyecek&#8230; Yürüyorduk öylesine, yürüyordum seninle hayallerinde&#8230; Sorsan ne derdim bilmiyorum, bir gün gelmesem diye hiç düşünmeden takılmıştım peşine. Sahi ne düşünürdün, ne hissederdin gelmesem, ya da o gün o mavi yağmurun altında dönsem evime ıslanmadan, hiç bilmiyorum, hiç bilemeyeceğim bundan böyle&#8230;</p>
<p>Çivit mavisine takılıyor gözlerim öyle güzel ki, yiyecekleri başka bir tabağa taşıyıp elime alıyorum porseleni&#8230; Antika bir tablo gibi tabağı izliyorum. Kahvaltı umurumda değil artık, insan aç karnını her zaman doyurabilir. Ama gördüğü bir güzelliği bir daha göremeyebilir. Bir daha yaşanmayacak anlardan nasıl olur da kaçabilir? Günahı sevabı düşünmeden, yüzmenin yasak olduğu göle dalabilir&#8230; Ucunda ölüm olduğunu bile bile serin sulara kendini bırakabilir.</p>
<p><figure id="attachment_14340" aria-describedby="caption-attachment-14340" style="width: 301px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg"><img class="wp-image-14340 " src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?resize=301%2C205" alt="" width="301" height="205" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/786289309_tp.jpg?resize=300%2C204&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 301px) 100vw, 301px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14340" class="wp-caption-text">Mavi Çay Fincanı</figcaption></figure></p>
<p>Mavi tabağın gölgesindeki mavi fincandaki çayım bitmişti&#8230; Boş bir dudağa götürülen boş bir dokunuşla anlıyorum şimdi, çayımı tazelemem gerektiğini. Dilimin acısına iyi gelecek yeni bir çay demlemek&#8230; Yüreğimin acısına kim bilebilir ki&#8230;</p>
<p>Mavi demliği alıyorum elime, porselenine dokunuyorum,  parmakların gibi, hissiz, soğuk&#8230; Tedirgin yalnızlığın, saf kumdan yapılmış senin gibi duru beyazlığın. Ayaklarına takılıyorum, &#8216;hiç bu kadar beyazını görmedim&#8217; diyorum. Mavi-Beyaz güzelliğini elimde tutuyorum. Yeniden hayallere dalıyorum&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14339" aria-describedby="caption-attachment-14339" style="width: 302px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg"><img class="wp-image-14339" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=302%2C233" alt="" width="302" height="233" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?w=701&amp;ssl=1 701w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=300%2C232&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/028.jpg?resize=600%2C460&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 302px) 100vw, 302px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14339" class="wp-caption-text">Mavi-Beyaz Porselen Demlik</figcaption></figure></p>
<p>Midem ağrıyor, günlerdir bir şey yememekten, sadece çay içip düşünmekten. Kalbime hançer saplanıyor. Yanıtını bulamayacağım sorular arıyorum, seni aramıyorum. Aramayacağım hiç bir zaman. Bir daha karşına çıkmayacağım. Sorularımla birlikte seni de okyanusa fırlatacağım. Belki bir gün deniz kumu olup, kahvaltı tabağından, yiyemediğin krepinin tam ortasından, mavi bir inci tanesi olarak fırlayacağım&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14440" aria-describedby="caption-attachment-14440" style="width: 348px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg"><img class="wp-image-14440" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?resize=348%2C278" alt="" width="348" height="278" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/0758cc843d34de71edcba551433e8ef1.jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 348px) 100vw, 348px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14440" class="wp-caption-text">Mavi Mine &#8211; Unutma Beni Çiçeği &#8211;</figcaption></figure></p>
<p>Belki mavi bulutlu bir gökyüzünden yükseleceğim hiç beklemediğin bir anda&#8230; Mavi yağmur damlalarından süzülüp, mavi gök kuşağından kayacağım toprağa. Senin toprağına&#8230; Nerede olduğunu bilemediğim mavi minelerinin içinden sızacağım canına, ta içine doğru ılık ılık akacağım, gireceğim kanına&#8230;</p>
<p>Unutma, bitmez bu hikaye burada&#8230;</p>
<p>O zamana kadar eyvAllah&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlham kaynağım Yalçın Tura; Kürdilihicazkar Saz Semai; Aşk-ı Memnu ve bu muhteşem yorumu için incesaz&#8217;a binlerce kez teşekkürlerimle&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/1HILYobr5W0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">Mavi Rüya Öyküleri-3- Mavi Yağmurdan Kalan; Sen Farkında Bile Olmadan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14049</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 06:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14196</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akıp giderken parmaklarımızın ucundan zaman, Ufalanırız kum tanelerinin kırıntılarından ince bir sızı gibi an  be an. İlk ağlayışımızın üzerinden geçip giden, Bunca yılın anılarında sırlanmış yaşlı zaman,  Son gülüşünün kıvrımlarında saklanırdı dudaklarında donduğu an&#8230; Veda etmeye gerek bile bırakmadan ! &#8220;Öleceğini bilen tek canlının insan&#8221; olduğunu bilerek yaşamak,  kendi trajedisinin seyircisi olmak demekti&#8230; Ne kadar kaçsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akıp giderken parmaklarımızın ucundan zaman,</p>
<p>Ufalanırız kum tanelerinin kırıntılarından ince bir sızı gibi an  be an.</p>
<p>İlk ağlayışımızın üzerinden geçip giden,</p>
<p>Bunca yılın anılarında sırlanmış yaşlı zaman,<span class="text_exposed_show"> </span></p>
<p><span class="text_exposed_show">Son gülüşünün kıvrımlarında saklanırdı dudaklarında donduğu an&#8230;</span></p>
<p>Veda etmeye gerek bile bırakmadan !</p>
<p><strong><em>&#8220;Öleceğini bilen tek canlının insan&#8221; olduğunu bilerek yaşamak,  kendi trajedisinin seyircisi olmak demekti&#8230;</em> </strong></p>
<p>Ne kadar kaçsa da Leoparın önünden, bir çırpıda gelip vahşi pençelerin kendisini bulacağını bilen ceylan gibi,  biliyoruz ölüme er geç yakalayacağımızı&#8230; Biliyor ve kaçıyoruz kendi gerçeğimizden, trajedimizden&#8230; Koşar adım atlıyoruz hayatın sahnesine, sahteliğine&#8230; Görmezden gelip yanı başımızda can verenleri, oyuna devam ediyoruz hız kesmeden, Azrail&#8217;in gri gölgesinde&#8230;</p>
<p>&#8220;Show must go on&#8221; ! Çığlıklarını duymayacak artık hiç kimse&#8230;</p>
<p>Kapının aralığından giremez sanıyoruz içeriye&#8230; Kulaklarımızı tıkayıp yüreklerimizin sesine, gözlerimizi sımsıkı yumduğumuzda bizi bulamayacak, bize dokunamayacak, geçip gidecek sanki yanımızdan gibi, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünya hırsına tamahla ! Yaşıyoruz&#8230; <span style="font-size: 14px;">Sonsuzluk özlemini katık ediyoruz öğünlerimize, </span><span style="font-size: 14px;">düşerken ağzımızdaki son lokma önümüze, </span><span style="font-size: 14px;">yemin ediyoruz hiç ölmeyeceğimize&#8230; </span><span style="font-size: 14px;">Kendi kendimize&#8230; </span><span style="font-size: 14px;">Çaresizce&#8230; </span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">Sevgiler tutsak olmuş bir kere bize&#8230; Biz, tutsak olmuşuz sevgilerimize yüzlerce kere&#8230; Ben yoksam sevgim de yok sanmışız, oysa ne çok aldanmışız&#8230; Doğru !  Yoksan artık sevilmelerden, geride bıraktığın heykelinde </span><span style="font-size: 14px;">gülüşün kalır bir tek senden geriye&#8230;</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p><em><span style="font-size: 14px;">Ya koca bir sevdanın ateşinde yanan  &#8220;od &#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ya odun ateşinde pişen &#8220;aş&#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ya aşkla yanarken pervanenin çıkardığı &#8220;ses&#8221; isen, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">ölümsüzlük şarabı senindir, </span></em></p>
<p><em><span style="font-size: 14px;">iç içe bildiğin kadar o ne de güzel serindir&#8230;</span></em></p>
<p>Bir kayanın içinden fışkırırsın günü geldiğinde, mavi bir mantar gibi bitersin ensesinde. Seni yok etmeye çalışan kalabalık cüzdanların korkulu rüyası olursun, girersin düşlerine&#8230;Toprak olduğunu sananlara inat, masmavi berrak bir rüya gibi uzanırsın sonsuz maviliğine saltanatın&#8230;</p>
<p>Yenilmedin para babalarının çeldirici suallerine, iyi çalıştın sen dersini. Sınavında çıkmayacak karşına bilmediğin hiç bir kelime&#8230;</p>
<p>Sen yine de gülümse ! Bırak onlar düşünsün ölüm gelip çattığında, pencerelerinden baktığında gizli kalmış yalancı içlerine&#8230;</p>
<p>Huzurla uyu artık sen, sevdiklerin her daim seninle&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">Mavi Rüya Öyküleri -2- Zamansız Zamandan El Aman !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14196</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Apr 2018 04:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13980</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni özlediğimde deniz kenarına koşuyorum, ayaklarım dalgaların içinde, kumsalda boylu boyunca yürüyorum. Kumların kayboluşunu hissediyorum tabanlarımda. Gözlerim kapalı kulaklarım açık, dalgaların sesiyle doluyor beynimin yarısı. Diğer yarısıyla seni dinliyorum hiç dinlemediğim kadar, parmaklarımın arasından kayıyor kumlar… Sesin nefesime karışıyor, dalgalar bir gidip bir geliyor… Yüzünü hatırlayamıyorum, ne kadar çabalasam da gülüşün dışında, suretini getiremiyorum gözümün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni özlediğimde deniz kenarına koşuyorum, ayaklarım dalgaların içinde, kumsalda boylu boyunca yürüyorum. Kumların kayboluşunu hissediyorum tabanlarımda. Gözlerim kapalı kulaklarım açık, dalgaların sesiyle doluyor beynimin yarısı. Diğer yarısıyla seni dinliyorum hiç dinlemediğim kadar, parmaklarımın arasından kayıyor kumlar…</p>
<p>Sesin nefesime karışıyor, dalgalar bir gidip bir geliyor… Yüzünü hatırlayamıyorum, ne kadar çabalasam da gülüşün dışında, suretini getiremiyorum gözümün ucuna. Silinmişler kumsala yazdığımız adlarımız gibi. Bir dalga alıp götürmüş bizi. Sesin ise canlı hâlâ. Yanı başımda çınlıyor kulaklarımda…</p>
<p>Boyuna anlatıyorsun, üniversite yıllarını, ilk kavganı ilk aşkını hatta… Çilekli dondurma sevdiğini söylüyorsun bir ara, çikolatalıdan nefret ettiğini. Ama nedense kızların hep çikolatalı dondurma sevdiğini… Akşam öğünlerini atladığını, yaz kış dondurma yediğini mesela… Çok yediğinde 90 kiloya vardığını… Gülüşüyoruz burda, “seni o kadar şişman hayal edemem” diyorum sana. Cep telefonundan bir fotoğraf gösteriyorsun,  mavi gözlerin olmasa tanıyamazdım senin bu halini o fotoğrafta…  Sana söylemiyorum ama hemencecik gösteriyorum parmağımın ucuyla.</p>
<p>Durmadan anlatıyorsun, hiç susmadan konuşuyorsun beynimin sol yanında…  Ayaklarım dalgalarda, sen sanki yanı başımda. Diniyor özlemim. Bitiyor kumsal, kalıyorum sahilde bir başıma… Kayalıklara varıyorum sen yoksun, yoksunluğumu görüyorum, uyanıyorum düşlerimden…</p>
<p>Kayalıklara çıkıp oturuyorum… Ufka dikiyorum bakışlarımı, martılar başımda dönüp duruyorlar, çığlık atarak beni izliyorlar. Yiyecek yok yanımda, su bile yok.  Yüreğimin orta yerinde yangın, söndürecek bir çare yok… Küçük bir yengeç tırmanıyor kayalıklara. Tam sırtını güneşe verecekken, bir martı kapıp kaçıyor yengeci. Kısa sürüyor güneşlenmesi, yem oluyor güçlü martıya…Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_14014" aria-describedby="caption-attachment-14014" style="width: 566px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg"><img class="wp-image-14014 " src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=566%2C336" alt="Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla..." width="566" height="336" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/seagull-644547_960_720.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 566px) 100vw, 566px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-14014" class="wp-caption-text">Götürüyor martı küçük yengeci gagasıyla&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Yengeç burcu olduğumu biliyor muydun? Hiç söylememiştim değil mi sana? Oysa ben biliyorum seninkini… Ne kadar özgürlüğüne düşkün olduğunu, kimseye bağlanmadığını, aşktan ölesiye korktuğunu…</p>
<p>“Sevmeden yaşayamam” demiştin oysa… “ Tıpkı ben” diye geçirmiştim içimden. Hayallere dalmıştım, geçmiştim kendimden. Beni sevdiğini söylüyordun, elinde bir kırmızı gülle gelip saçlarımı okşuyordun. Alnıma kondurduğun öpücükle ellerimi tutuyordun yavaşça. İncitmekten korkarcasına avucumu açıyordun. İçine bir şey koyup kapatıyordun avucumu. İçimden 10 a kadar saymamı istiyor sonra izin veriyordun açmama avucumu. Gözlerimi açtığımda sen yok oluyordun karşımda. Bir kutu bırakıp gidiyordun. Bir yüzük kutusu oluyordu bu. Kutuyu büyük bir heyecanla açıyordum, içinden tek taşlı bir alyans çıkıyordu. Sonra birden sen çıkıveriyordun, hiçbir şey diyemeden öpüyordun beni ilk kez dudaklarımdan. Nefesin nefesime karışıyordu, haykırıyordum yüzlerce kez EVET! Diye, sen sormadan daha…</p>
<p>Bu rüyayı ne çok gördüm biliyor musun? Geceleri uykumda değil, gündüz güneşin altında, bu kumsalda…</p>
<p>Balıkçı teknesi geçiyor uzaktan. Sesi geliyor, bırakıp gidiyor. Yağmur başlıyor gözlerimden, süzülüp akıyor yüreğimden aşağıya&#8230; Sönmüyor yangın, daha da artıyor ateşi kendiliğinden&#8230;</p>
<p>Balıkçı teknesine binip gittiğimiz gün, elimi tutmuştun. Tekneye atlamam için, belimden kavrayıp kendine çekmiştin beni. İlk o gün görmüştüm gözlerinin maviliğini…</p>
<p>Neden diye sormadım bir kere bile. Dile getirmedim seni sevdiğimi, gideceğini bildiğim halde sustum. Bana veda etmeni bekledim yine de.</p>
<p>Bir çift söz etmeden, elveda bile demeden öylece bırakıp kayalıklarda beni, çekip gittin aniden. Ben ve hayallerim öylece bir başımıza kalakaldık. Ardından bağırdım, gitme diye yalvardım içimden, duymadın sesimi&#8230; Çeke çeke ağladım içimi&#8230; Bir tek kayalıklar duydu, onlar tuttu elimi… Sen gittin gideli…</p>
<p>Yıllar kovaladı birbirini, işte şimdi bir gece vakti kumsaldayım yine. Yıldızlarla birlikte şarkı söylüyoruz, dalgaların müziği eşlik ediyor bize. Yıldızlar kadar uzaksın artık bana. Adını bile unuttum biliyor musun? Yüzünü ise hiç hatırlamıyorum. Oysa sesin kulağımda,  unutmuyor insan duyduklarını nasılsa&#8230; Dinledikleri kalıyor kulağının bir  köşesinde, zamanı gelince çıkıveriyor sesler, saçılıyor birer birer&#8230;</p>
<p>Sen benim için aşkın manasına giydirdiğim bir surettin sadece. Siretin çıkınca ortaya suretin kaldı yalnızca elimde…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">Mavi Rüya Öyküleri -1-Suretteki Siret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13980</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Mar 2018 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13890</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denize hasretlik çekeriz. Bağrımızda bizden olmayan sahte güllerle Ummanda dalıp gitmeye pek meyilliyiz. Başıbozuk yelkenliler gibi ufukta kaybolan son sevgiliye, Sorunsuzca iç çekeriz, Gitme ! Demek Geçmez Bile Aklımızdan… Deli borandır aşkın adı. Eser bilene de, Bilmeyene de, Sessizce&#8230; Önüne kattı mıydı seni, Uçurur nefretin karayeline… Boynu bükülür sevda kuşunun. Kırlangıçlara düşer yuvası, Yaralıdır kanadının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denize hasretlik çekeriz.</p>
<p>Bağrımızda bizden olmayan sahte güllerle</p>
<p>Ummanda dalıp gitmeye pek meyilliyiz.</p>
<p>Başıbozuk yelkenliler gibi ufukta kaybolan son sevgiliye,</p>
<p>Sorunsuzca iç çekeriz,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Gitme !</p>
<p style="padding-left: 60px;">Demek</p>
<p style="padding-left: 90px;">Geçmez</p>
<p style="padding-left: 120px;">Bile</p>
<p style="padding-left: 150px;">Aklımızdan…</p>
<p>Deli borandır aşkın adı.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Eser bilene de,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bilmeyene de,</p>
<p style="padding-left: 90px;">Sessizce&#8230;</p>
<p style="padding-left: 120px; text-align: left;">Önüne kattı mıydı seni,</p>
<p style="text-align: left; padding-left: 150px;">Uçurur nefretin karayeline…</p>
<p style="text-align: left;">Boynu bükülür sevda kuşunun.</p>
<p>Kırlangıçlara düşer yuvası,</p>
<p>Yaralıdır kanadının uç karası…</p>
<p>Suskunluğuyla bulduğu</p>
<p>Gagası kırık serçeyle,</p>
<p>Tutuşurlar el ele,</p>
<p>Uzanır sevgileri bilinmezliğe…</p>
<p>Pahası biçilmez firâkının.</p>
<p>Ayrı düşmeye gör bir kere,</p>
<p>Gönüldaşlıktan serkeşliğe</p>
<p>Dolanan yolların.</p>
<p>Bitmek bilmez!</p>
<p>Yalnız kalırsın.</p>
<p>Sen,</p>
<p>İstesen de</p>
<p>İstemesen de…</p>
<p>Aşka içre gerekmez diz dize gülüşmek.</p>
<p>Sırlar bulandı mı</p>
<p style="padding-left: 30px;">sular durulur,</p>
<p>Kalkar yediveren gülleri</p>
<p style="padding-left: 30px;">güneşe durur&#8230;</p>
<p>Süzülür bırakıp gidenler ufukta,</p>
<p>Kaçak istimbotlar gibi,</p>
<p>Borana tutulurlar bir anda&#8230;</p>
<p>Yerle bir olur bazıları azgın dalgalarda.</p>
<p>Kurtulan olmaz sevdanın ah ettiği,</p>
<p>Tuzlu sularda&#8230;</p>
<p>Ölümü hayal etmek kalır usulca,</p>
<p>Sevdiğinin kollarında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zordur Beklemek !</p>
<p>Tozlu raflardan indirilen</p>
<p>Eski ciltli bir kitap gibi</p>
<p>Sarıp sarmalar sayfalarıyla seni…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Yaprak yaprak dökülür dillerden</p>
<p style="padding-left: 60px;">Söylenmemiş kelimeler,</p>
<p style="padding-left: 90px;">Kesir işaretiyle &#8211; kesilir &#8211;</p>
<p style="padding-left: 120px;">cümleler !</p>
<p>Boğazda düğümlenmiş,</p>
<p>Yarım kalan sevişmeler…</p>
<p>Uzaktır yârin bakışı.</p>
<p>Bir gülüş ki unutulur,</p>
<p>Gönlün herhangi bir yerinde</p>
<p style="padding-left: 30px;">kurutulur&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Denize hasretlik çekeriz,</p>
<p style="text-align: left;">Bakarız yelkenli sevgilinin ardından,</p>
<p style="text-align: left;">El sallarız dönmeyeceğini bile bile</p>
<p style="text-align: left;">Gidenlerin ardından…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">Mavi Rüya Öyküleri -Girizgah- Yelkenli Sevgili</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13890</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çanakkale İçinde&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Mar 2018 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13777</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çanakkale&#8217;ye yolunuz düşerse eğer ister kara yoluyla isterse deniz yoluyla uğramadan geçemeyeceğiniz bir alandır şehitlik tepesi ve abide&#8230; Gelibolu yarımadasının her bir karış toprağında, üzerine basarken içinizin titrediği, koca yürekli gencecik fidanların kanı, sizi sarar içine çeker, onları selamlamadan geçemezsiniz. Kemiklerinin sızısını yüreklerinizde hissedersiniz&#8230; Vatanına canını veren tıbbiyeli, mekteb-i sultaniyeli talebelerin, Beşiktaşlı, Fenerbahçeli futbolcuların ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/">Çanakkale İçinde&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale&#8217;ye yolunuz düşerse eğer ister kara yoluyla isterse deniz yoluyla uğramadan geçemeyeceğiniz bir alandır şehitlik tepesi ve abide&#8230; Gelibolu yarımadasının her bir karış toprağında, üzerine basarken içinizin titrediği, koca yürekli gencecik fidanların kanı, sizi sarar içine çeker, onları selamlamadan geçemezsiniz. Kemiklerinin sızısını yüreklerinizde hissedersiniz&#8230; Vatanına canını veren tıbbiyeli, mekteb-i sultaniyeli talebelerin, Beşiktaşlı, Fenerbahçeli futbolcuların ve Anadolu&#8217;dan gelmiş onca pırıl pırıl genç evladın ateşi söndürür içinizdeki tatil isteğini&#8230;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg"><img class="wp-image-13781 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?resize=286%2C428" alt="" width="286" height="428" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?w=2592&amp;ssl=1 2592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?resize=685%2C1024&amp;ssl=1 685w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bayrak.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 286px) 100vw, 286px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&#8220;Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.&#8221; diyebilen bir millet Çanakkale&#8217;de destanlar yazmıştır.</p>
<p>Çekip gidemezsiniz öyle sıradan bir yol gibi, &#8216;Geçilmeyen Çanakkale&#8217;den&#8230; Tatil kokunuza ara verirsiniz niyetiniz yoksa bile, bütün planlarınızı değiştirirsiniz. Giremezsiniz denizine şehitliği ziyaret etmeden önce&#8230; Atamazsınız mavi sularında kulaçlarınızı uğramadan Anzer koyuna, Anafartalara ve yüz binlerin yattığı bu topraklara&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13831" aria-describedby="caption-attachment-13831" style="width: 256px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg"><img class=" wp-image-13831" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?resize=256%2C383" alt="" width="256" height="383" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?w=2592&amp;ssl=1 2592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?resize=685%2C1024&amp;ssl=1 685w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/abide1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13831" class="wp-caption-text">Abide</figcaption></figure></p>
<p>Alfabetik sırada yazılmıştır yurdun dört bucağından gelmiş şehitlerimizin illeri&#8230; Her bir ilden kaç şehit verildiği&#8230; Adları sanları kalmıştır bir tek, ama onlar birer isimden ibaret değildirler&#8230; Oluk gibi akan kana canlarını seve seve feda eden, gençliğinin baharında kardelen gibi direnen vatanseverlerdir&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13833" aria-describedby="caption-attachment-13833" style="width: 357px" class="wp-caption alignnone"><a style="font-size: 14px;" href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg"><img class="wp-image-13833" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?resize=357%2C251" alt="" width="357" height="251" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?w=3627&amp;ssl=1 3627w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?resize=300%2C211&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?resize=1024%2C721&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13833" class="wp-caption-text">Şehitlik</figcaption></figure></p>
<p>Şehitliğe son yıllarda yapılan bir anıt eşlik etmektedir.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg"><img class="wp-image-13835 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?resize=304%2C453" alt="" width="304" height="453" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?w=2620&amp;ssl=1 2620w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?resize=688%2C1024&amp;ssl=1 688w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/şehitlik2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 304px) 100vw, 304px" data-recalc-dims="1" /></a> Ağaçların altında serinlikte, gölgede onlar ebedi istirahatlerindeyken, ziyaretçiler kendi illerinden verdikleri şehitlerin adlarını okurlar&#8230; Birer birer ecdadlarını anarlar. Orada yatar dedeleri, dedelerinin dedeleri bu vatan için bir destan yazmışlardır çünkü&#8230; Sessizce okunur Fatihalar, gözlerde damla damla yaşlar, saygı ile yad başlar&#8230;</p>
<p>Gelibolu yarım adasının tamamı bir mezarlıktır, adeta doğal bir müze alanıdır. Milli Parktır. Bütün köyleri, al bayrakla donanmıştır. Köylüler birer rehber gibi sizinle sohbete başlar ve dilden dile aktarılır hikayeler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg"><br />
<img class=" wp-image-13837 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?resize=610%2C359" alt="" width="610" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?w=3859&amp;ssl=1 3859w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?resize=300%2C176&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?resize=1024%2C602&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/kapak.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 610px) 100vw, 610px" data-recalc-dims="1" /><br />
</a></p>
<p><figure id="attachment_13840" aria-describedby="caption-attachment-13840" style="width: 490px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg"><img class="wp-image-13840" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=490%2C328" alt="" width="490" height="328" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 490px) 100vw, 490px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13840" class="wp-caption-text">Bigalı Köyü</figcaption></figure></p>
<p>Bigalı köyü Atamızın kaldığı evin bulunduğu köydür. Harekatı buradan yönetmiştir Atamız&#8230; Atalarından kalan eşyaları, anılarını korumuşlardır, büyük bir minnetle&#8230; Küçüçük bir müzeleri bile vardır. Mermi kovanlarından, çanak çömleğe, asker kıyafetlerine, paralara, çeşit çeşit silahlara rastlamak olasıdır bu müzede. Otantikliğini korumuş, çok şirin, insanları canı yakın bir köydür Bigalı&#8230; Her evde bayrak asıldır. Nineler sokaklarında yöresel malzemeler satarlar&#8230; Oturup sizinle sohbete dalarlar.<a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga1.jpg"><br />
</a></p>
<p>Atamızın kaldığı ev müze haline getirilmiştir. Onun kullandığı eşyalar, yattığı yatak, giysileri hep saklanmıştır. Savaşın ne koşullarda kazanıldığına dair önemli ip uçları verir bu ayrıntılar&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13841" aria-describedby="caption-attachment-13841" style="width: 532px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg"><img class="wp-image-13841" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=532%2C356" alt="" width="532" height="356" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/biga2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13841" class="wp-caption-text">Atatürk&#8217;ün kaldığı ev</figcaption></figure></p>
<p>Askerin kuru bir lokma ekmek ile, üzüm hoşafı içtiği kap kaçağı gördüğümüzde yüreklerimizin bir kez daha dağlandığını hissederiz. Komutanlarıyla stratejik kararları aldığı bu küçücük evde, atamızın yattığı yatağa bakıp, içtiği su testisine dokunup ağlamak isteriz.</p>
<p><figure id="attachment_13843" aria-describedby="caption-attachment-13843" style="width: 551px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg"><img class="wp-image-13843" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=551%2C369" alt="" width="551" height="369" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bigalı3.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 551px) 100vw, 551px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13843" class="wp-caption-text">Sofra</figcaption></figure></p>
<p>O koca koca mermileri taşıyan kollar şuncacık tayınla mı doydular diye geçiririz içimizden. Mucizenin gücüne inanır, bir kez daha utanırız halimizden&#8230; 215 kg olduğu söylenen mermiyi taşıyan Seyit Onbaşının heykeli karşında dura kalır. Selam veririz bu koca yiğide, bütün yiğitlerimize. Boşuna verilmez doğan erkek çocuklarına bu isim. Türk milleti, kadını erkeği genci yaşlısıyla yiğittir çünkü&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_13844" aria-describedby="caption-attachment-13844" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg"><img class=" wp-image-13844" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?resize=270%2C403" alt="" width="270" height="403" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?w=2592&amp;ssl=1 2592w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?resize=685%2C1024&amp;ssl=1 685w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/seyit2.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13844" class="wp-caption-text">Seyit Onbaşı Heykeli</figcaption></figure></p>
<p>&#8220;Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i. Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?  &#8216; Gömelim gel seni tarihe&#8217; desem sığmazsın&#8221;</p>
<p>diyen Mehmet Akif&#8217;in mısraları çınlar kulaklarımızda&#8230; Çanakkale Şehitlerine yazdığı bu destansı şiiri yaşarız bu toprakları adımlarken adeta&#8230;</p>
<p>Ruhları şad olsun !</p>
<p><figure id="attachment_13845" aria-describedby="caption-attachment-13845" style="width: 532px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg"><img class="wp-image-13845" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=532%2C356" alt="" width="532" height="356" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?w=3872&amp;ssl=1 3872w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=1024%2C685&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/lapseki.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13845" class="wp-caption-text">&#8220;Dur Yolcu Bilmeden Bastığın Bu Toprak Bir Devrin Battığı Yerdir.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ZeIhgrhtTz8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/">Çanakkale İçinde&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13777</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi&#8217;li Aşk Eylül: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -2-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 05:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13415</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitimci- Yazar Mehmet Gökcük&#8217;le kaldığımız yerden devam ediyoruz. Mehmet Bey, ikinci kitabınız, “Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül,” Kızınız Eylül&#8217;e ithafen yazılmış. Ama ikinci kitabınıza geçmeden önce, kitap isimleri hakkında soru sormak istiyorum. “Sevgi&#8217;li Aşk ve Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül.” Mutlaka benim anladığımın dışında başka anlamlar var bu kitap isimlerinde öyle değil mi? Mehmet Gökcük&#8211; Evet, Sevgi’li Aşk: Eylül [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/">Sevgi&#8217;li Aşk Eylül: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -2-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eğitimci- Yazar Mehmet Gökcük&#8217;le kaldığımız yerden devam ediyoruz.</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Mehmet Bey, ikinci kitabınız, “Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül,” Kızınız Eylül&#8217;e ithafen yazılmış. Ama ikinci kitabınıza geçmeden önce, kitap isimleri hakkında soru sormak istiyorum. “Sevgi&#8217;li Aşk ve Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül.” Mutlaka benim anladığımın dışında başka anlamlar var bu kitap isimlerinde öyle değil mi?</strong></em></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük</strong>&#8211; Evet, Sevgi’li Aşk: Eylül kızımı beklerken ve doğumun sonraki ilk günlerde yazılmış şiir ve mektuplarla dolu… Kızıma, tüm çocuklara ve tüm anne babalara ithaf ettiğim bir kitap oldu…<br />
İlk kitabımın adını bütün şiirlerimi bir araya toplayıp, tek tek düzenlerken vermiştim. Dünyaya, insanlara, kitabımı okuyacak herkese vermek istediğim mesaj, gerçek bir seviye tutunmuş aşkın kalıcı olabileceğine olan inancımdı. İnsan hayatını yaşanılır kılan, tutku duyduğu her şeyde aşkın varlığına inanırım.<br />
Hem ilk kitabımda sevdiklerime, okurlarıma, herkese hem de ikinci kitabımda kızıma, öğrencilerime, tüm çocuklara, annelere, babalara vermek istediğim mesajların özetidir kitaplarımın isimleri…</p>
<ul>
<li><em><strong>D</strong><strong>oğrusu ben bu kadar geniş düşünmemiştim, kitap isimleriniz hakkında. Sevgi ve Aşk karıştırılır ya genellikle onu ayırmak isteyebileceğinizi düşünmüştüm. Neyse iyi ki sormuşum bu soruyu. Şimdi ikinci kitabınıza gelirsek eğer, benim hissettiğim bir şiir günlüğü sanki. Çoğu anne babanın ilk evlatlarının doğumunda benzer heyecanlar yaşadığına tanıklık ettim. Bizim zamanımızda, klasik söylemiyle” bebek günlüğü” tutmak oldukça yaygındı. Ama Şiir yazıp, kızına bir şiir kitabı adayan bir baba, pek rastlanılacak durum değil açıkçası.</strong></em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>“ Doğdu bir sabah yeniden güneş,</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>Bu defa bambaşka bir şiir getirdi kucağıma gül,</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>Adı EYLÜL” böyle başlıyor hikâyeniz…</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>Şiir sizin yaşam yolculuğunuzdaki yol arkadaşınız. Bunu ilk kitabınızdan öğreniyoruz. Ama Kızınızın dünyaya geleceği muştusunu aldığınız anda, ikinci tur’a geçiyorsunuz sanki bu yolculukta. Hani sporcu tabiri kullanacak olursak eğer, tur atlıyorsunuz bir nevi. Şiirlerinizle birlikte okuyucularınız o dokuz ayın adımlarını izliyor sizinle. Bu yüzden şiir günlüğü dedim. Yani ben öyle hissettim siz ne dersiniz?</strong></em></p>
<p><strong>Mehmet Gökcük- </strong>Doğacak çocuğuma bir kitap yazma fikri yoktu aklımda… 2015 yılında yazımına başladığım bir romanım var, onun çalışmalarını sürdürürken, bir Cumartesi günü okulda öğrencilerimle baş başayken geldi muhteşem havadis… Eşim doktorun yanından haber etti bebeğimiz olacağını. O yağmurlu Cumartesi gününde öğrencilerimle o anlık sevincimi paylaştıktan sonra, odada yalnız kaldım ve kitabın ilk sayfalarında yer alan ‘’Havadis’’ isimli yazıyı kaleme aldım… Sonraki günlerde, gecelerde içimdeki heyecanın artarak devam etmesiyle yepyeni mısralar doğmaya başladı içimden… Baktım ki hiç yazmadığım kadar hızlı, coşkulu ve sık yazıyorum, bu kadar sevgi duyduğum, beni bende tutan evladıma ölümsüz bir hatıra bırakma düşüncesine canla başla sarıldım. Romanı erteleyip bu kitabı yazmaya karar verdim. Sonrasında kız olduğunu öğrenince de, hayallerim o minvalde yolculuğuna devam etti. Çok duygusal veya çok eğlenceli… Nasihatlerle dolu veya çocukla çocuk olan mısralar kaleme aldım… Yazdığım romandaki ana karakterlerden biri olan Eylül’ü de kızımın adı ve kitabımın adı olarak aklıma yazdım. Kızımın Eylül’de doğması da bütün anlamları bir bütün haline getirdi. Yaşamımızın bundan sonrasında bizim için Eylül’de bir ilk bahar ayı olacak…</p>
<ul>
<li><strong> <em><span style="font-size: 14px;">Çok güzel ve anlamlı bir hikâyesi varmış. Güzel bir tevafuk olmuş. Bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Sonra Eylül’ün doğuyor ve babalık süreci başlıyor. Siz zaten doğuma kendinizi yani baba olmaya hazırlıyoruz. Bir dizi film izler gibi sizi izliyor okuyucunuz&#8230; Burada spoiler vermek istemiyorum. Alıp okusunlar kitaplarınızı… Eğitimci- Yazar sıfatınıza babalık ekleniyor ve sanki önce ‘Baba’, sonra ‘Eğitimci’ en son ‘Yazar’ yanınızla yazmaya devam ediyorsunuz. Böyle çıkıyor ikinci kitabınız 2016 yılında değil mi?</span></em></strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük- </strong>Yazarlık bir meslek veya gelir amaçlı bir girişim olarak adlandırdığım bir şey değil… Yaşadıklarından etkilenip, ya da kurgusal yeteneklerini yazarak ifade etmeyi seven her insan kitap çıkarsın çıkarmasın yazmaya devam edecektir. Kitapta Eylül’ün doğumundan sonraki ilk zamanlarda yazdığım şiir ve yazılar da var ve küçük notlarla yaşadığım o dolu dolu vakitlere dem vurdum zaten… Babalık duygusunu tattıktan sonra, duyduğum o derin sevgi dışında, günün her saniyesinde hissedilen bir sorumluluğa sahip olduğumu anladım. O sorumluluk hissedilince de zaten eğitimci yanım ortaya çıkıyor. Eğitimci olmanın da en önemli yanı kalıcı mesajları aktarabilmek, yarınlarda da yeri olacak, anlam ifade edecek değerler ortaya koymaktır. E bahsettiğimiz güzellik evladımız olunca da, tamamen doğaçlama halinde mektuplar çıkıverdi kalemimden… Babalık, Eğitimci ve Yazar… Üçü de ayrı ayrı ve beraberce harika duygular… Mısralarımı bu denli içten okumasaydınız bu sualler gelmezdi sanırım… Eksik olmayın…</p>
<ul>
<li><strong><em>Siz bu keyfi bize yaşatıyorsunuz. Bu yüzden çok hızlı okunuyor kitaplarınız. İkinci kitabınızın sonunda, yapmak istediğiniz diğer projelerin ilk kıpırtılarını görüyoruz. Yarım kalan projeler devam edecek sanıyorum. Bunlardan biraz bahseder misiniz?</em></strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük-</strong> Şu an proje ve kısmen de yazım aşamasında olduğum bir hikâye serisi var… Bir bilim adamı değilim, bilimsel nitelikte hayatlar kurtaracak bilgiler veremem insanlara… Ama yüreğimdeki samimiyete, çocuklara ve insanlara olan sevgime, iyiliğin insan olmanın ilk şartlarından olduğuna dair inancıma fazlasıyla güvenen birisiyim. O yüzden yazınsal bir proje yaparken dünyadaki var ediliş amacımı unutmadan, tecrübelerim ve hislerimle mesajlar vermeye devam edeceğim. Hikâye serisinde İngilizce geliştirmeye yönelik detaylar da olacak. Şu an için çok detay veremeyeceğim ama şunu diyebilirim ki, birçok profesyonelden destek alarak nitelikli bir çalışma yapma gayretindeyim. Pedagog, Psikolog ve İngilizce Öğretmeni dostlarımın başını ağrıtarak eğlenceli ve kalıcı kazanımlar sağlayacak bir çalışma yapıyorum. Allah nasip ederse de yıl sonuna doğru, mini hikâye kitaplarımızı minik okuyucularıma sunmuş olacağım. Bu arada ertelediğim romanın da yazımına devam ediyorum, hikâye serisi projesi nedeniyle romanın yine ertelenme ihtimali var…</p>
<ul>
<li><strong><em>Güzel haberler bunlar, çocukları bu kadar seven bir yazardan gelen sevindirici şeyler. Öğrencileriniz ve çocuklar çok şanslı. Siz konuşulmasından pek hoşlanmıyorsunuz ama ben belki bir katkımız olur umuduyla sormak istiyorum. Sosyal sorumluluk projelerinde yer aldığınızı biliyoruz. Bunlar nelerdir, kısaca anlatırsanız belki okuyucularımız arasında destek vermek isteyecekler çıkacaktır. Onlara yardımcı olmaya çalışalım. Bir de bu röportaj üzerine düşüncelerinizi alarak bitirmek istiyorum. Ve size çok çok teşekkür ediyorum.</em></strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük-</strong> Daha önceki sorularınızda belirttiğim gibi yazarlığı meslek dalı veya gelir getirecek bir mecra olarak görmüyorum.  Dolayısıyla bu anlamda maddi kaygılar taşımıyor ve işin o kısmıyla ilgilenmiyorum. Gerek yakın çevremizde, gerekse uzaklarda birçok çocuk, anne, baba acı, yokluk içinde kıvranırken, kızıma yazdığım bu kitabın gelirleri ile o güzel gönüllere ulaşmak istedim. Sevgi’li Aşk: Eylül kitabı çıktığından bu yana memleketin farklı şehirlerinden 22 okulun öğrencilerine katkılarda bulunduk. İnsanımız özünde gerçekten çok iyi… Doğru ifade edildiğinde ve empati kurulması sağlandığında herkes taşın altına elini koyuveriyor ve o taş sırtlardan kalkıyor, nefes alınıyor. Bu konuda ilk defa bu kadar detay verdim, pek konuşmayı sevdiğim şeyler değil açıkçası. Özetle ben sadece, çocukları çok seviyorum, hatta hayatta en çok onları seviyorum ve onların ulaşabildiğim kadarına, elimden geldiğince bu sevgimi ifade etmeye çalışıyorum… Korkusuzca, umutla, yarınların daha güzel olacağına inanarak, dirayetli ve gayretkeş şekilde devam etmeleri için destek olmaya çalışıyorum, birçok insan gibi… Çalışmalarımıza destek vermek isteyen herkes bizzat bana ulaşıp bilgi alabilir… Üzgün bir çocuğun saçını okşayan, susamış bir çiçeğe su veren, yere düşmüş ekmek parçasını ondan özür dilercesine naif bir şekilde yerden kaldıran, yani yüreği güzelliklere, iyiliklere insan olmanın en temel değeri sevgiye açılmış herkes yoldaşımdır, ya da ben onların yoldaşı olmaya çalışan birisiyim…</p>
<p>Sorduğunuz birkaç soruya bu kadar uzun cevaplar vermeme rağmen, şimdi hissediyorum ki, aslında ne zamandır konuşmamışım. Kendi hayatımı anlamlarla yaşamaya çalışırken yaptığım edebi bir çalışmayı onurlandırdınız aynı zamanda İstanbul’u, şiirlerimdeki vurguları, nedenlerimi sordunuz. Sanıyorum ki, yazarlığa cesaret etmiş her insanın, yazdığı eserlere manen değer katacak en anlamlı sorulardı. Zor ama anlama kavuşma adına gösterdiğim gayreti ifade etmeme fırsat tanıyan harika sorular… İlginiz ve içtenliğiniz için teşekkür ederim…</p>
<ul>
<li><em><strong>Son bir soru olarak okurlarınıza, kızınız Eylül’e, öğrencilerinize, yazmaya gönül vermiş genç yazarlara, dünyaya neler söylemek istersiniz?</strong></em></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük</strong>&#8211; Hecelerime değer verip okuyan, yorumlayan, bazen bana mektuplar yazan herkese yürek dolusu teşekkürlerimi sunmakla başlayayım…Kızım Eylül’e anlatmak istediklerimin bir kısmını kitapta anlatabildim… Yaşadıkça, her sabah uyandıkça onu yaşamaya ve hayatı, insanları, sevmeyi sevmesi, sevgisini ifade ederek yaşaması için elimden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğim…</p>
<p>Öğrencilerimin hiçbirini kendi evladımdan ayırmıyorum. Her zaman hedefleri olan, hayata tutunan, sevmenin sevilmenin güzelliğinin farkında olan bireyler olarak yaşamalarını, başarı peşinde koşarken karşılarına çıkacak engellerin isyan sebebi değil, biraz daha düşünme, yöntemler geliştirme, azmi arttırmak için birer fırsat olduğunu hatırlatmak istiyorum. Onlar benim üzerimde eşofmanla spor yaptırırken, ansızın dersleri şiir resitaline döndürmeme pek alışkınlar… Ve hep söylemişimdir onlara; Spor sayesinde paylaşmayı, bütün olmayı; Şiir sayesinde ise, sevgimi ifade etmenin nasıl da muhteşem bir his olduğunu öğrendim…</p>
<p>Genç yazar kardeşlerime de, yazdıkları her mısranın hem kendi hislerini anlatırken, hem de topluma artı değerler katacak nitelikte, olgunlukta olması için daha fazla okuyarak, daha çok gezerek, sık sık empati yaparak ve son raddede evrensel mesajlarını okura sunmak üzere, içtenlikle yazmalarını tavsiye ediyorum…</p>
<p>Gönlünü, kollarını dünyaya, sevgiye açmış herkese yürek dolusu selamlarımı, sevgilerimi gönderiyor, esenlikler diliyorum…</p>
<ul>
<li><em><strong>Bu güzel sohbet için biz de size çok teşekkür ediyoruz&#8230; Sizi izlemeye devam edeceğiz&#8230;</strong></em></li>
</ul>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/dbsQ3pV0cjM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/">Sevgi&#8217;li Aşk Eylül: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -2-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13415</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi&#8217;li Aşk: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -1-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Mar 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13373</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitimci-Yazar 1982 yılında İstanbul’da doğan Mehmet GÖKCÜK, ilk-ortaöğretim eğitimini Tekirdağ’da, üniversite eğitimini ise İstanbul’da görmüştür. Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu mezunu olup, Beden Eğitimi Öğretmenliği ve spor eğitim merkezi yöneticiliği yapmaktadır. 2013 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk’’ ve 2016 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk: Eylül’’ isimli kitapların yazarı olmakla birlikte yazımına devam ettiği iki farklı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/">Sevgi&#8217;li Aşk: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_13152" aria-describedby="caption-attachment-13152" style="width: 412px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg"><img class="wp-image-13152" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?resize=412%2C232" alt="" width="412" height="232" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 412px) 100vw, 412px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13152" class="wp-caption-text">Eğitimci- Yazar Mehmet GÖKCÜK</figcaption></figure></p>
<p><strong>Eğitimci-Yazar 1982 yılında İstanbul’da doğan Mehmet GÖKCÜK, ilk-ortaöğretim eğitimini Tekirdağ’da, üniversite eğitimini ise İstanbul’da görmüştür. Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu mezunu olup, Beden Eğitimi Öğretmenliği ve spor eğitim merkezi yöneticiliği yapmaktadır. 2013 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk’’ ve 2016 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk: Eylül’’ isimli kitapların yazarı olmakla birlikte yazımına devam ettiği iki farklı proje (Roman ve Hikaye serisi) bulunmaktadır. Yazar, özellikle çocuklara sevgisini ifade edebilme peşine düşmüş ve bu niyetle beraber yoğun sosyal sorumluluk faaliyetleri sürdürmektedir. ‘’Adın kalır geriye, nasıl kalsın belirle kaderini kendin çiz, haydi kendi elinle…’’</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Mehmet Bey, öncelikle SANAT DUVARI yazarları arasında yer aldığınız için size çok teşekkür ederiz. Hemen her gün aramıza yeni katılan yazarlarımızla gittikçe büyüyen geniş bir aile olmaktayız. Bu söyleşiyi klasik kalıplardan çıkartmak için, kişisel gelişiminizi okuyucuyla paylaşıp asıl öğrenmek istediğim sorularla başlamak istiyorum izniniz olursa..</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong></em> : Merhabalar&#8230; Sanat Duvarı ailesine zarif davetiniz için ben teşekkür ederim&#8230; Heyecan verici bir adım oldu benim için&#8230; Umarım kitapseverlere, edebiyat gönüllülerine, topluma hoş vakitler yaşatacak mısralar dökebiliriz hep beraber&#8230;</p>
<ul>
<li><strong><em>Öyle olacağını umut ederek ilk sorumla başlayayım fazla vaktinizi almadan. </em></strong></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>“ Bizimkisi; felekten bir gece çalmak değildir, felekten bir hece (aşk) çalmaktır.” </strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Böyle başlıyor ilk kitabınız. Ve devamında da hep o çaldığınız heceleri buluyor okuyucu. Şairlere sorulan klasik sorular vardır. Onların hiç birini sormayacağım size. Çünkü yolculuğunuzu bize kendi mısralarınızla aktarıyorsunuz zaten. “Nefes” adlı şiirinizi okuyanlar bu yolculuğa tanıklık ediyorlar. Sizinle  birlikte yol alıyor, size yolunuzda eşlik ediyorlar&#8230; Şiirlerinizin büyülü yanı burada, olabildiğince doğalsınız. Sizsiniz karşımızda duran. ilk böyle başlayalım ne dersiniz ?</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong></em> &#8211; <span style="font-size: 14px;">Gerçekten öyle… Sevgi’li Aşk’ta bir liseliyken yazdığım şiir de var, okulda öğrencilerimin karşısında öğretmen masasında yazdığım şiirler de var. Örnek verdiğiniz ‘Nefes’ isimli şiir, çok nadiren direkt olarak ve tamamen kendi hayatımdan kesitler sunduğum şiirlerden biridir… Hastaneye sabredemeden, annesini sancıya boğan ve bir gecekonduda doğan ben… Sonra henüz 1 yaşındayken ailesiyle başka şehre taşınıp orada bir kimliğe, kişiliğe sahip olan ben… Yıllar sonra hayallerinin peşine tekrar İstanbul’a dönen ve üniversite sınavı sonrasında sırf İstanbul aşkı nedeniyle tek tercih yapan ben… Şimdi sualinizle birlikte her şeyi bir bütün olarak düşündüğümde, evet kitabın giriş kısmında yazdığım gibi, bu dünyadaki varoluş ve yaşayış sürecimi sadece eğlenmek, tadını çıkarmak ile değil, yüreğime sevgiyi doldurup, sevgiye aşkı arkadaş edip yürümüşüm… Tamaro’nun dediği gibi işte; Yüreğinin götürdüğü yere gitmişim hep… Okuyucuya da bu mesajı vermek istedim elbette… Hislerimizi ayrı bir yere koyup, yaşayacağımız ilişkilere haksızlık etmeyelim. Bilakis onlarla her an birlikte olup, onları ifade edip bu dünyayı ve ilişkilerimizi daha iyi bir yer haline getirebiliriz diye düşündüm ve o minvalde yazdım.</span></p>
<p><figure id="attachment_13583" aria-describedby="caption-attachment-13583" style="width: 504px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg"><img class=" wp-image-13583" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg?resize=504%2C345" alt="" width="504" height="345" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg?resize=300%2C205&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13583" class="wp-caption-text">Sevgi&#8217;li Aşk</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><span style="font-size: 14px;"> &#8220;</span><strong><em>Sevgi&#8217;li Aşk&#8221; kitabınızı 2013 yılında çıkartmışsınız. Benim merak ettiğim, 30’lu yaşlarınıza denk gelen bir süreçte, nasıl hayatın anlamını bu kadar net gözlerle görüp, bu kadar genç yaşta anlamlandırabildiğiniz? Çünkü şiirlerinizde açıkça ifade ediyorsunuz ki, sevgiyi yaşamın temel izleği olarak kabul etmişsiniz. Karanlık bir dünyanın ortasında birçok genç arkadaşımız yollarını kaybederken siz, kendi iç dünyanızın aydınlığıyla etrafınıza ışık saçmaya başlamışsınız. Hem şair hem de eğitimci kişiliğinizi katarak cevaplamanızı rica edeceğim. Özellikle gençlerimize ışığınızın yansıması için,  bize içinizdeki bu aydınlıktan bahseder misiniz?</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong> </em>&#8211; <span style="font-size: 14px;">2013 yılında okurlarla buluşan Sevgi’li Aşk ilk kitabım olması açısından, özenle üzerinde durduğum, yazımı dışında düzenleme, sıralama gibi detaylarına aylarımı verdiğim bir çalışmadır. Çünkü ilk kitabımdı, çünkü kitap yayımlatmak gerçek cesaret isteyen bir durumdu. Anlatacak, ifade etmeye çalışacak hislerim vardı. Yıllar yılı çocukluk, gençlik dönemlerimde bir gün bir kitap çıkarırım diye yazmadım. Bazen güz günü hala bahar havası yaşamaya çalışan bir çiçek, bazen üşümüş bir kedi, bazen küçük mutluluklarla yüreğini arşa uçuran bir çocuk sebep oldu şiirlerime… Hayatı hem kendi halimde yaşayıp, hem de etrafımda dönen dünyayı seyreylerken, her zaman derinden hissettiğim şey şu oldu: Bu evrende var olan her şey ama her şey sevgi temeli üzerine yaratılmış. Toprağın suya, gecenin gündüze, insanın insana, insanın havaya, insanın ateşe… Nihayetinde insanın sevgiye ihtiyacı varmış hep… Bunu anladım, bunu hislerimin derinlerine, merkeze oturttum genç yaşlarda… Anladım ki, kalbimizden geçen güzellikleri bakışlarımızla yansıtabilirsek, dilimizden düşen sözcükleri aynı o öz halleri ile dünyaya sunabilirsek, en başta anlaşılmak adına kocaman bir adım atmış oluruz. Anlaşılmak, anlatabiliyor olmak bütün ilişkilerin temelini yıkılmaz hale getiriyor. Sanıyorum günümüz gençlerini eleştirecek olursak, görünen en önemli sorun ne istediklerine tam olarak karar verememiş olmaları… Ya da kendileri ve toplum adına doğru şeyler isteyebilecek kadar istekli olmamaları… İnanın sadece bu sorunuzun cevabı için bile saatler süren detaylara girebiliriz.</span></p>
<ul>
<li><em><strong>Elbette belki bir başka söyleşiye taşırız bu sorunun cevabını ne dersiniz? Ben İstanbul&#8217;a dönmek istiyorum şimdi. Sizin de ifade ettiğiniz gibi doğduğunuz şehre yıllar sonra tekrar dönmüşsünüz. Belli ki İstanbul  aşkla bağlandığınız bir şehir. Yaşamınızda çok önemli bir yer tutmuş, vazgeçilmeziniz olmuş. Pek çokları gibi, sanatçılara can veren bir kentte yaşamak sizi nasıl etkisine aldı acaba?</strong></em></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong></em> &#8211; <span style="font-size: 14px;">İstanbul, hak edemeyeceğimiz kadar güzel, gerçekten anlatamayacağımız kadar derin, eski ve aynı zamanda hemen her yeniliğe kucak açabilen bir şehir… Şehir üstü bir şehir… İstanbul, bence ‘Kadim’ kelimesine can veren mana… Bakın belki çok enteresan gelecek ama binlerce, milyonca sanatçı bu şehre aşkı ile yazmış, çizmiş, söylemiş olsa da ben İstanbul sevgisi konusunda üç kişiden çok etkilenmiştim…</span></p>
<p>İstanbul aşkıyla yanıp tutuşan ve ‘Ya İstanbul beni alacak, ya ben İstanbul’u diyen Fatih Sultan Mehmet…<br />
Neredeyse dünyayı İstanbul’dan ibaret varsayan, ‘’İstanbul Şairi’’ olarak tanınmış, neredeyse her eserinde İstanbul’u işleyen Yahya Kemal Beyatlı…</p>
<p>Ve son olarak, hepimizin Turist Ömer olarak tanıdığı, İstanbul’u bütün hücrelerinde yaşamasına rağmen, yine de İstanbul’u özleyen, ‘’Neredesin İstanbul’um neredesin?’’ diyen Sadri Alışık…<br />
Birisi Sultan, birisi şair, diğeri de tiyatrocu-aktör… Benim için üçü de İSTANBUL…</p>
<p>Üniversiteyi iki köprüye bakan, benim için İstanbul’un en güzel mahallesi Anadolu Hisarı’nda okurken yazdığım, Sevgi’li Aşk kitabında da yer alan Yeditepe Efsanesi isimli şiirimde sanırım bu şehre duyduğum aşkı, tutkuyu en çok ifade edebildiğim mısralar saklı…</p>
<p>&#8220;<strong> Şiirlerce his, Şehirlerce diyar tanıdım&#8230; Aşk gibi bir şiirle, İstanbul gibi bir şehirle karşılaşmadım&#8221; diyorsunuz.</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Evet o şiiriniz İstanbul üzerine, ancak içinde ve başlığında İstanbul geçen şiirlerinizde de görüyoruz bu aşkı. Sevgiden ve aşktan bahsetmişken bu tip insanları aşırı pozitivist bulan kesimler var. Hakları da yok değil kuşkusuz. Bireyin çaresizliğini anlatmak şairlere daha cazip gelirken,- hani mutluluğun şiiri yazılamaz ya-, Siz mutluluğu anlatıyorsunuz, daha doğrusu mutlu olduğunuzu okuyucu hemen anlıyor.  Ne dersiniz bu konuda?</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük-</strong></em> Yaşadığım ve şahit olduğum, trajedi ile ilişkilendirebileceğimiz birçok şey yaşandı geçmişte… Zorluklarla ve bazen sabretmenin imkansız hale geldiği bir hayatın içinde öğrendiğim en önemli şeylerden birisi şudur: Birçok şey kaybedebilirsin. Yaşamaya devam ediyorsan kaybettiklerini geri kazanabilirsin. Ama kendini, seni sen eden değerleri kaybedersen her şeyini kaybedersin. Hayatını, varoluşunu anlamlı kılan her şeyi hem de…<br />
Yaşadığım, şahit olduğum birçok olaydan esinlenerek yazdığım yüzlerce şiir, yazı var ama en zorunda, en ağırında bile ‘’Bitti’’ demem… Genç bir okurumuz vaktiyle bütün şiirlerimi kitabımdan ve internetteki yayınlardan toplayıp ajandasına el yazısı ile kaydetmiş ve bir gün bana ulaşmıştı. ‘’Her ne olursa olsun, acıyı en yükseklerde anlatan şiirleriniz bile mutlaka bir umut vurgusuyla sonlanıyor, bunu nasıl başarıyorsunuz?’’ diye suali oldu… ‘’Biz kimiz ki vazgeçelim?’’ diye cevaplamış ve sonra tabi detaylı açıklama yapmıştım&#8230;<br />
Tarih boyunca hep var olmuş ama hep de kazanımlarını türlü trajedilerle elde etmiş, bu kadim topraklarda doğmuş, büyümüş hemen her insanın arabesk bir yanı olduğunu düşünüyorum… O yüzdendir ki, birçok sanatçı eserlerinde bu etki alanından yürüyüşünü yapmış ve bu çok doğal… Dertli çok insan varsa, dertleri anlatanlar çok dinlenir, okunur. Çünkü ‘’Bu şiir, bu şarkı beni anlatıyor’’ hissi, eseri çekici kılar.<br />
Ama ben mutluluklarımı da işleyen birisiyim. Zira iki kitabım da benim mutluluğumu sağlayan, varlığımı anlamlı kılan sebepler üzerinden yazıldı. Bir örnek verecek olursak; önce 80 verip, sonradan notunu 90’a çıkardığım bir öğrencim heyecanla yanıma gelip şöyle demişti: ‘’İşte kendimi şimdi harika hissediyorum!’’ Ve ben şu mısraları yazmıştım o derste:</p>
<p><figure id="attachment_13589" aria-describedby="caption-attachment-13589" style="width: 297px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg"><img class=" wp-image-13589" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg?resize=297%2C396" alt="" width="297" height="396" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 297px) 100vw, 297px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13589" class="wp-caption-text">İlk Kitap</figcaption></figure></p>
<p>‘’Ben sadece bir adım attım,</p>
<p>Çocuk bana cennet getirdi.</p>
<p>Çocuk bana beni anlattı.</p>
<p>Çocuk bana anlamlar kattı.</p>
<p>Ben sadece bir adım attım’’…</p>
<ul>
<li><em><strong>Bu attığınız adımlar devam edecek hiç kuşkusuz. Biz de SANAT DUVARI olarak, böylesi adımlara vesile olmak için varız. Her kesimden yüzlece yazarımız ve okuyucumuz var. Derdi olmayan sanatla ilgilenmez zaten. Kişinin derdi olmalı ki dermanı olsun. Bu bölümü Niyazi Misri&#8217;nin çok sevdiğim bir dizesi ile kapatıp, yarın tekrar devam edelim kaldığımız yerden olmaz mı? Şöyle demiş usta; &#8221; Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş.&#8221;</strong></em></li>
</ul>
<p style="text-align: center;"><strong>Bu söyleşinin arkası yarın&#8230; Bekleriz.</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/">Sevgi&#8217;li Aşk: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13373</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şubat’ın 29’u</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 06:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13595</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dört yılda bir rastladığımız ele avuca gelmez bir gündür. Tutabilene aşk olsun. Öyle yaramaz öyle hareketlidir ki… Mesela en son 2016 yılındaki Şubat takvimde gülümsemiştir bize, bir daha 2020’ye aradıysan bul Şubat’ın 29’zunu… Çocukluğumda 29 Şubat’ta doğan bir arkadaşım vardı. ‘Artık yılda’ doğduğu için alay edenler olurdu onunla. Ben üzülürdüm gizliden gizliye ama bir şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/">Şubat’ın 29’u</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dört yılda bir rastladığımız ele avuca gelmez bir gündür. Tutabilene aşk olsun. Öyle yaramaz öyle hareketlidir ki… Mesela en son 2016 yılındaki Şubat takvimde gülümsemiştir bize, bir daha 2020’ye aradıysan bul Şubat’ın 29’zunu…</p>
<p>Çocukluğumda 29 Şubat’ta doğan bir arkadaşım vardı. ‘Artık yılda’ doğduğu için alay edenler olurdu onunla. Ben üzülürdüm gizliden gizliye ama bir şey demezdim kimseye. Kim onun yerinde olmak ister ki, nerden bilsin başına gelecekleri, bilseydi bir gün sonra ya da bir gün önce doğardı herhalde değil mi? Bir gün, safça merak edip sormuştum “ Sen doğum günlerini 4 yılda bir mi kutluyorsun diye.” Çocukluk işte, sanki 4 yılda bir yaşlanıyormuş gibi geliyordu bana, hoşuma gidiyordu böyle oluşu. Bir keresinde hesap etmiştim, 29 Şubat&#8217;ta doğan biri 90 yıl yaşasa, sadece 22,5 yıl esas doğum gününde kutlayabilecekti doğum gününü. Bu bana çok zavallı bir durum gibi görünmüştü. ‘Keşke yaş alması da 4 yılda bir olsa doğum günleri’ diye geçirmiştim içimden. Düşünsenize 4 yılda bir 1 yaş alıyorsunuz. Yani 90 yaşınıza geldiğinizde aslında 22,5 yaşında oluyorsunuz. Bedeniniz de buna eşlik ettiğinde ömrünüz 4 kat uzamış oluyor. 360 yıllık bir ömür… Nasıl olurdu hayal etmek bile güç.</p>
<p>Tabi bir de 29 Şubat’ta evlenenlerin durumu var. Evlilik yıl dönümlerini 4 yılda bir kutlamak isteyen beyler için kaçırılmaz enfes bir gün bence. Böylece ‘evlilik yıl dönümünü’ unutma bahanesi de ortadan kalkacağına göre, bu avantajı yakalamak isteyenler evlenmek için 2020’i beklemek zorunda kalacaklar ne yazık ki… Eminim nikâh günleri 29 Şubat 2020 tarihinde şimdiden dolmuştur bile. Birazda işin olumlu tarafından bakalım.  Birbirlerini büyük bir aşkla sevenler, 30 yıllık evli kalmak yerine daha tazece 7,5 yıl evli kalmış gibi zannedebilirler böylece kendilerini… Nasıl iyi bir düşünce değil mi?</p>
<p>Hayatın doğum ve evlilik dışında başka bir gerçeği daha var. Hatta belki de tek gerçeği, o da ismini anmak istemesek de ölüm elbette.</p>
<p>29 Şubat’ta ölen birini unutmak daha mı kolay olurdu acaba? Sanki gerçekten kaybolup gitmiş gibi…</p>
<p>Facebook gibi bize her sabah, bilmem kaç yıl önce yaptığımız paylaşımları hatırlatan hafızalar olmasa, hepimiz salak olacağız ya, balık hafızalarımıza inat gözümüze sokuluyor ya anılarımızı; 29 Şubat’ta yaptığımız paylaşımlarımızı da 4 yıl sonra hatırlatacak bir düşünsenize… Olimpiyatlar gibi… 4 yıl ortadan kaybolup tekrar ortaya çıkacak…</p>
<p>2020’yi bekliyorum şimdi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/">Şubat’ın 29’u</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gönül Irağı / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Feb 2018 06:46:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13367</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözleri deniz hasretiyle bakardı. Akşam oldu mu, sakin kayalıklara oturur, Ummana dikerdi bakışlarını. Kimselere ses etmeden atardı oltasını. Rakısından iki yudum alır, Sürerdi sigarasının dumanını. Beklediği olmasaydı eğer, Çoktan bırakır giderdi buraları. &#160; Başıboş yelkenliler gibi ufuk çizgisinde kaybolurdu gözleri. Gönülden ırağın sevdası başında taç, Gözden ırağa baksa da, muhtaçtı bastığı toprağa. Aşktan solmuş güneş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/">Gönül Irağı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözleri deniz hasretiyle bakardı.</p>
<p>Akşam oldu mu, sakin kayalıklara oturur,</p>
<p>Ummana dikerdi bakışlarını.</p>
<p>Kimselere ses etmeden atardı oltasını.</p>
<p>Rakısından iki yudum alır,</p>
<p>Sürerdi sigarasının dumanını.</p>
<p>Beklediği olmasaydı eğer,</p>
<p>Çoktan bırakır giderdi buraları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başıboş yelkenliler gibi ufuk çizgisinde</p>
<p style="padding-left: 210px;">kaybolurdu gözleri.</p>
<p>Gönülden ırağın sevdası başında taç,</p>
<p>Gözden ırağa baksa da,</p>
<p style="padding-left: 210px;">muhtaçtı bastığı toprağa.</p>
<p>Aşktan solmuş güneş teninde,</p>
<p>Zıpkın yarası açılmıştı derin.</p>
<p>Dalardı enginlerde vurgun yemiş nasırlı eli,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Yemleri dizerken çaparinin çıkardığı sesi,</p>
<p style="padding-left: 120px;">Türküyle bağlardı titreyen nefesi&#8230;</p>
<p>Belli belirsiz bir ses gelirdi uzaktan,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Çocukluğunun hayalinden yanık bir nota izi…</p>
<p style="padding-left: 180px;">‘<strong>Yârim senden ayrılalı hayli zaman oldu gel gel,</strong></p>
<p style="padding-left: 180px;"><strong>Bak gözümden akan yaşım ahu revan oldu gel gel’</strong></p>
<p>Gelmezdi beklenen, ne gece ne gündüz</p>
<p>Ne ay ışığının şavkında üzüntüsüz,</p>
<p>Ne yağan yağmurun ağlayan damlalarında kesintisiz</p>
<p>Sessiz</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ve</p>
<p style="padding-left: 60px;">Kimsesizdi</p>
<p style="padding-left: 90px;">Gelmezdi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilirdi gelmeyeceğini,</p>
<p>Oltasının ucundaki balıklara söylenir dururdu,</p>
<p>Balıklar sudan çıkmış hallerine aldırmadan</p>
<p>Can havliyle dinlerlerdi onu…</p>
<p>Bir garip balıkçının sızım sızım sızlayan</p>
<p>Kederinde yankılanırdı kaderinin sonu.</p>
<p>Onlarla konuşur denize fırlatırdı sonra</p>
<p>Kimse görmezdi tuttuğunu,</p>
<p>Boş kovasıyla, boş dönerdi</p>
<p>Bomboş evinin tutardı yolunu…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avcı değildi, hiç olmamıştı,</p>
<p>Av olduysa da, şikâyet etmezdi sevdiğinden.</p>
<p>Elindeki dert ortağı oltasıyla</p>
<p>Derdine derman arayanın</p>
<p>Doyardı bir kuru ekmekle karnı.</p>
<p>‘Gözden ırak olan gönülden de ırak olmaz ya’</p>
<p>Der, inatla yaşamaya devam ederdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıkı sarılmalı bu hayata,</p>
<p>Liman olsun diye bu şehir sana</p>
<p>Gülfidanı gibi koklayıp seni</p>
<p>Açsın bağrında gonca gülleri.</p>
<p>Saçılsın kokusu havaya</p>
<p>Sürülsün esansı öpülmemiş boyunlara&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, sana ıraksan eğer</p>
<p>Göze de ırak kalırsın Gönül’e de…</p>
<p>Öyleyse boş ver,</p>
<p>Boş kalsın kovan her seferinde.</p>
<p>Sen at tuttuğun balıkları denize,</p>
<p>Deniz bilmese de Halik bilecektir üzülme…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/">Gönül Irağı / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gonul-iragi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13367</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12917-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12917-2/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Feb 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililergünü]]></category>
		<category><![CDATA[yıldıztilbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12917</guid>
				<description><![CDATA[<p>St.Valentine&#8217;s day ne zaman bizim ülkemizde &#8216;sevgililer günü&#8217; olarak anılmaya ve kutlanmaya başladı? Bileniniz varsa  bana tam tarihi bildirsin lütfen. Hafızam beni yanılmıyorsa eğer, 1990&#8217;lı yıllarda  tezgahlardaki yerini almaya başladı.Tezgahlarda diyorum, çünkü 60&#8217;lı yıllarda doğan kuşak olan bizler, gençliğimizin tam orta noktasında haberdar olduk böyle bir günün varlığından. Şatafatlı kutlamalardan, seni seviyorum yazan pandalardan (ayı demek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12917-2/">Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg"><img class="wp-image-12928 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?resize=392%2C294" alt="" width="392" height="294" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?w=728&amp;ssl=1 728w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" data-recalc-dims="1" /></a>St.Valentine&#8217;s day ne zaman bizim ülkemizde &#8216;sevgililer günü&#8217; olarak anılmaya ve kutlanmaya başladı? Bileniniz varsa  bana tam tarihi bildirsin <strong>lütfen</strong>. Hafızam beni yanılmıyorsa eğer, 1990&#8217;lı yıllarda  tezgahlardaki yerini almaya başladı.Tezgahlarda diyorum, çünkü 60&#8217;lı yıllarda doğan kuşak olan bizler, gençliğimizin tam orta noktasında haberdar olduk böyle bir günün varlığından. Şatafatlı kutlamalardan, seni seviyorum yazan pandalardan (ayı demek istemedim), kırmızı kalpli pastalardan, lüks otellerde ayrılan odalardan, ünlü &#8216;restaurantların special&#8217; menülerinden&#8230;</p>
<p>O güne kadar bihaber yaşayıp gidiyorduk ne güzel&#8230; &#8220;Aşkın o sihirli elini&#8221; şarkılarda hissediyorduk, yeşilçam filmleri yetiyordu bize, yetmezse damardan biraz arabesk alıp idare ediyorduk. Sevdiğimizi ispat etmek için daha fazlasına ihtiyaç duymuyorduk, kafamız bozuksa eğer iki tek alıp cesaretimizi topluyorduk o kadar. Yeteneği olanlar şiir yazardı renkli kağıtlara, sesi güzel olan türkü söylerdi olsa olsa en fazla. Kimsenin bir beklentisi yoktu. Sevmekten başka&#8230;</p>
<p>Şubat ayı ise 28 çekmesiyle ünlüydü, 29 Şubatta doğanların 4 yılda bir doğum günü kutlamak zorunda olmasıyla eğlenirdik. Sömestr tatilleri dışında başkaca bir anlamı yoktu Şubatın. Oysa şimdi öyle mi ya? Daha Şubat ayının başında insanların başkaca hiç bir işi gücü yokmuş gibi,  başlıyor hazırlıklar tezgahlarda. Konuşmalar renk değiştiriyor&#8221; Canım siz  Sevgililer günününde nerede olacaksınız?&#8221; la başlıyor mesela&#8230; &#8221; Biz filanca otelde yerimizi ayırttık bile, akşam yemeğini orada yiyip, terasında içkilerimizi yudumlayacağız. Aaa&#8230; siz daha yerinizi ayırtmadınız mı? Vallahi yer bulunmuyor şekerim çok geç kalmışsınız. Açıkta kalırsınız&#8230; Bak söylemedi deme sonra &#8221;</p>
<p>Ya da başka bir konuşma, &#8221; Sevgilimmmmmm  nasıl bir sürpriz yapacaksın bana 14 Şubatta?  Biliyor musun, falancanın kocası bir gerdanlık siparişi vermiş şu mücevver mağazasına&#8230;&#8221; Böylece sürprizin adresi verilmiş oluyor ilgili makama&#8230;</p>
<p>Bütün çiçekçiler aralarında anlaşmışlar gibi bir adet gülün fiyatını üç basamaklı rakamlarla belirleyip, bir yıllık gelirlerini bir günde elde etmenin yolunu 14 Şubat&#8217;ta buluyor. Yılın geri kalanı ver istersen ucuza&#8230;</p>
<p>Bir telaştır sarıyor ortalığı, geçen yıllarda alınan hediyeler anımsanıyor. Öyle ya, tekrara düşmemek lazım. Ya da yakın arkadaşlarla pişti olmamalı değil mi ama? Her şey de öyle pahallı ki, neyse canım yılda bir defa ne de olsa&#8230; Kim daha gösterişli bir hediye alırsa, o kadar çok seviyor ya sevdiğini &#8230;</p>
<p>Bütçesine göre kutlayanlar da yok değil elbette sevgililer gününü&#8230; Ayağını yorganına göre uzatmak isteyenler için de seçenekler mevcut. Pek tabii kıdem önemli bir belirleyici olmalı seçilecek hediyede&#8230; Daha bir kaç haftalık sevgiliyseniz eğer ufak tefek armağanlarla kurtarabilirsiniz bu yılı, seneye uzarsa ilişkiniz misliyle karşılık vermek şartıyla&#8230; Ama yıllanmış ilişkilerde hediye de büyür, fiyatı da yükselir işte bu durumlar için aşağıya bakınız&#8230;. Veeeee</p>
<p style="text-align: center;">%50 Sevgililer Günü İndirimini Kaçırmayınız&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png"><br />
<img class="wp-image-13095 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?resize=477%2C224" alt="" width="477" height="224" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?w=958&amp;ssl=1 958w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?resize=300%2C141&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Küçük hediye demişken yaratıcı olanları da yok değil hani&#8230; Çeşit çeşit ne ararsanız var piyasa geniş&#8230; Sektör öyle gelişmiş ki size yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Her birimiz adeta bir reklamcı edasıyla sıvıyoruz kolları hem işi ucuza getirmek hem de eldeki sevgiliden olmamak için itina ile çalışıyoruz. Malum hediye beğenilmezse eğer bir yıl boyunca bunun dırdırını çekmek de var serde&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg"><img class="wp-image-13097 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=269%2C179" alt="" width="269" height="179" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?w=1160&amp;ssl=1 1160w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=1024%2C682&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 269px) 100vw, 269px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h6> Eli kağıt kalem tutanlar, biraz beceriyle kurtarırlar belki de&#8230; Ya tutamayanlar için müracaat işin ehline&#8230;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg"><img class="alignnone wp-image-13099" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=256%2C256" alt="" width="256" height="256" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" data-recalc-dims="1" /></a></h6>
<h6 style="text-align: center;"> Hiç bir şey yapamıyorsanız eğer tutun elinden sevdiğinizi götürün çekin fotoğrafını bitsin bu işkence&#8230;</h6>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg"><img class="wp-image-13101 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?resize=378%2C283" alt="" width="378" height="283" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?resize=300%2C224&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg"><img class="wp-image-13103 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=321%2C321" alt="" width="321" height="321" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" data-recalc-dims="1" /></a>Hele bir de unutup atladıysanız bu günü vay halinize, nasıl alacaksınız gönlünü sevdiğinizin? Elbette tatlı dille veeeeee kocaman bir tatlı sepetiyle&#8230;Çikolata seviyorsa biraz pahallıya mal olsa da kurtardınız yine de aman dikkat seneye, sakın ola ki unutmayasınız !</p>
<p>Sevgililer günü, sevgili olmak için çok önemlidir. Bugünü bunalıma girmeden sevgilisiz geçirenler olabildiği gibi , sırf hediye masrafından kurtulmak için, 14 Şubattan önce ayrılanlar bile çıkabilmektedir.</p>
<p>Altı üstü bir gün demeyin, sevgililer günü bugün&#8230; Ya olmasaydı kutlanmasaydı ne yapardık o zaman? Ekonominin hızlanması, iç talebin artırılması bir yana</p>
<p><em><strong>&#8220;Aşkın o sihirli elini &#8221; nasıl hissederdik ruhlarımızda?</strong> </em></p>
<p>Turizm nasıl canlanırdı? Yurt dışı seyahatlerle nasıl turlar kazanırdı? Duygularımızı nasıl dile getirirdik? En pahallı, gösterişli armağanı almazsak nasıl kanıtlardık sevdiğimizi karşımızdakine değil mi ama?</p>
<p style="text-align: center;"><strong>İyi ki var sevgililer günü&#8230;</strong></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png"><img class="wp-image-13105 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?resize=555%2C200" alt="" width="555" height="200" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?resize=300%2C108&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 555px) 100vw, 555px" data-recalc-dims="1" /></a><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg"><img class="size-full wp-image-13106 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=400%2C242" alt="" width="400" height="242" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=400%2C242&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=300%2C182&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Ha&#8230; unutmadan Yıldız Tilbe&#8217;den gelsin günün şarkısı&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/UCjTddie6jo?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4></h4>
<h4></h4>
<h4></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12917-2/">Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12917-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12917</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düş-Dü HAYAT</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Feb 2018 06:19:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13154</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Bir düş-tü hayat gözlerimizin önüne serilen, Düş-tük gün be gün sonbahar yaprakları gibi yeryüzüne dökülen. Ümitlerimiz sarıldı dört elle bize. Kayıyordu parmaklarımızın arasında zaman, Arpa taneleri gibi saçılıverdik güvercinlerin önlerine. Kimimiz yem oldu kargaların kursağında, Kimimizi kaptı bir martı götürdü uzak diyarlara, Kalanları serçeler yedi, Toprağa karıldı kimileri. Sevdik toprağı bir solucan gibi, Börtü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/">Düş-Dü HAYAT</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div class="text_exposed_show" style="display: inline; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; color: #1d2129;">
<p>Bir düş-tü hayat gözlerimizin önüne serilen,<br />
Düş-tük gün be gün sonbahar yaprakları gibi yeryüzüne dökülen.<br />
Ümitlerimiz sarıldı dört elle bize.<br />
Kayıyordu parmaklarımızın arasında zaman,<br />
Arpa taneleri gibi saçılıverdik güvercinlerin önlerine.<br />
Kimimiz yem oldu kargaların kursağında,<br />
Kimimizi kaptı bir martı götürdü uzak diyarlara,<br />
Kalanları serçeler yedi,<br />
Toprağa karıldı kimileri.</p>
<p><em><strong>Sevdik toprağı bir solucan gibi,</strong></em></p>
<p><em><strong>Börtü böceği dost edindik.</strong></em></p>
<p><em><strong>Çürümüş köklerden başka,</strong></em></p>
<p><em><strong>Görmedik vefayı koynumuzda,</strong></em></p>
<p><em><strong>Solmuş papatyaları başımıza taç ettik.</strong></em></p>
<p><em><strong>Kurumuş sümbülleri çektik içimize,</strong></em></p>
<p><em><strong>Aşkın kokusuna hasrettik, bilemedik&#8230;</strong></em></p>
<p><em><strong>Sevdik yine de nemli ıslaklığını toprağın…</strong></em></p>
<p><em><strong>Yaz gelince kavrulduk güneşin ateşinde.</strong></em></p>
<p><em><strong>Sular çekilince anladık ki,</strong></em></p>
<p><em><strong>Yanmaktan geçermiş yolu aşkın bir kere sevince…</strong></em></p>
<p>Gün döndü, şimşek çaktı, gökyüzü aydınlandı.<br />
Gecenin karanlığında yağmur sicim gibi yağdı.<br />
Bir arpa boyu yol giden masallar,<br />
Düş olup düşüncelerimize aktılar.</p>
<p><em style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px;"><strong>Hayallerimize hâyâ-l kattılar.</strong></em></p>
<p>Uyandık baktık ki ne görelim !<br />
Düşen elmalar değilmiş düşlerimize.<br />
Elma da bizmişiz meğer,<br />
Gördüğümüz düş de&#8230;</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/">Düş-Dü HAYAT</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dus-du-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13154</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Soframıza Buyurun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 08:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13003</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilir misin can çıkmayınca huy çıkmazmış, Boğazdan girermiş de yutakta öylece kalırmış. Aldığın nefesi veremezsen eğer Geldiğin yere geri gidermişsin meğer. Kıymetini bil de uğraşma diye el âlemle, Göz kırpar sana her seferinde, Nefesini sev, şükrünü bol eyle. Kahrından ölme diye sefaletinle, Sofralar kurulurmuş ariflerin gönüllerinde. Böyle buyur, soframıza otur. Sevdasında tüter dumanı bakır tencerenin. Kuzinenin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/">Soframıza Buyurun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilir misin can çıkmayınca huy çıkmazmış,</p>
<p>Boğazdan girermiş de yutakta öylece kalırmış.</p>
<p>Aldığın nefesi veremezsen eğer</p>
<p>Geldiğin yere geri gidermişsin meğer.</p>
<p>Kıymetini bil de uğraşma diye el âlemle,</p>
<p>Göz kırpar sana her seferinde,</p>
<p>Nefesini sev, şükrünü bol eyle.</p>
<p>Kahrından ölme diye sefaletinle,</p>
<p>Sofralar kurulurmuş ariflerin gönüllerinde.</p>
<p>Böyle buyur, soframıza otur.</p>
<p><figure id="attachment_13009" aria-describedby="caption-attachment-13009" style="width: 390px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg"><img class="wp-image-13009" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg?resize=390%2C314" alt="Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza'nın &quot;İftar Sofrası&quot; 1919" width="390" height="314" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg?w=621&amp;ssl=1 621w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/hoca-ali-riza-iftar-sofrasi.jpg?resize=300%2C242&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13009" class="wp-caption-text">Üsküdarlı Ressam Hoca Ali Rıza&#8217;nın &#8220;İftar Sofrası&#8221; 1919</figcaption></figure></p>
<p>Sevdasında tüter dumanı bakır tencerenin.</p>
<p>Kuzinenin ateşinde kaynarken,</p>
<p>İbrikten damlayan sular,</p>
<p>Çıtırdayarak buhar olup göğe doğru uçar.</p>
<p>Döner durur devranı yazgısıdır suyun,</p>
<p>Bulur seni bir gün bilmediğin kötü huyun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg"><img class="wp-image-13014 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?resize=357%2C212" alt="" width="357" height="212" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/sogani_sutle_karistirip_icin_iste_muthis_faydasi_1438529454_4987.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 357px) 100vw, 357px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Tadında gizlidir yarası soğanın</p>
<p>Vurdukça bir yumrukla açılır tacın.</p>
<p>Gözyaşları saçılır etrafa,</p>
<p>Ağlasa inlese ne fayda,</p>
<p>Firakından yakınsa da,</p>
<p>Düşer yine de bilmediği yola…</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg"><img class="wp-image-13004 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?resize=359%2C240" alt="" width="359" height="240" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/13D6E81213BFDF59.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Bakır kapta pişerken taamlık aşlar,</p>
<p>Aç karınlara şifa, gözlere nur olur bakışlar.</p>
<p>Bir tas çorbaya hep birlikte kaşık çalanlar,</p>
<p>Bulur nice dertlerine devayı bu sofrada&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Eller açılınca şükür ile semaya,</p>
<p style="text-align: center;">Dualar kabul, niyazlar makbul olur.</p>
<p style="text-align: center;">Konmaz artık tek bir lokma bile ağza.</p>
<p style="text-align: center;">Suyu üç yudumda içenler,</p>
<p style="text-align: center;">Edeple beklerler,</p>
<p style="text-align: center;">Ekmeği katık ederler,</p>
<p style="text-align: center;">Lal olan dillerini besmeleyle süslerler.</p>
<p style="text-align: center;">Afiyet Olsun&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/">Soframıza Buyurun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/soframiza-buyurun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13003</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE Kalanlara Birkaç Söz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 14 Jan 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12667</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendi yazdıklarım üzerine söz söylemeyi istiyor değilim. Yazılanlar okundu-bitti, ancak öykülere konu olan kişiler bihaberler bu öykülere ve yaşamaya devam ediyorlar bir yerlerde. Oysa ben teşekkür borçluyum onlara… Teşekkür ediyorum sizlerin huzurunda&#8230; SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE Geçenler! Sözlerimi duyacak mısınız bilmiyorum? Yazmaktan başka çarem yok! Sizlere ulaşmak için, yine yazmaya vurmalıyım kendimi… ‘SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE KALMAK’ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE Kalanlara Birkaç Söz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi yazdıklarım üzerine söz söylemeyi istiyor değilim. Yazılanlar okundu-bitti, ancak öykülere konu olan kişiler bihaberler bu öykülere ve yaşamaya devam ediyorlar bir yerlerde. Oysa ben teşekkür borçluyum onlara… Teşekkür ediyorum sizlerin huzurunda&#8230;</p>
<p><strong><em>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE Geçenler! </em></strong></p>
<p><strong><em>Sözlerimi duyacak mısınız bilmiyorum? Yazmaktan başka çarem yok! Sizlere ulaşmak için, yine yazmaya vurmalıyım kendimi…</em></strong></p>
<p><strong><em>‘SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE KALMAK’</em></strong> öyle sıradan bir olay, günlük hayatın akışında sıkça rastladığımız bir durum değil, olamaz da zaten yapısı gereği. Çepeçevre saran çizgilerin dışına çıkmak, hiç istemediğimiz bir anda gelir bulur bizi&#8230; Deli dalgalar nasıl kıyıya vurursa içindekileri, sular çekildiğinde ıssız bir kumsalda öyle yapayalnız buluveririz kendimizi. Bir anda patlayan fırtınadan can havliyle dışarıya atladığımız zaman, <strong><em>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE </em></strong>geçtiğimizi fark edemeden daha ‘öteki’leşmiş oluveririz ne olduğunu anlamadan… Yüreğimizin sesini dinlemek, doğru bildiğimizin peşinden gitmek ayrık otu kılar bizi… Saman yığının içinde unutulmuş tek bir darı tanesi gibi kalakalırız ortada, yola koyulmak düşer heybemize, bulmak için meşrebimizi…</p>
<p>Bir teşekkür yazısı bu aslında, bütün darı tanelerine… Yazılamazdı bu öyküler sizler olmasanız. İyi ki varsınız. Sayınız her geçen gün azalsa da hep <strong><em>var kalınız…</em></strong></p>
<p>Birbirini görmeden yaşayıp giden bir güruhsunuz, tanımasanız da yüzlerinizi, aynı gök kubbe altında nefes alıp veriyorsunuz. Bazen sokakta, alış verişte, sinemada, vapurda, orda burda karşılaşıyorsunuz. O zaman gülümsüyorsunuz birbirinize, iki laf edip seviniyorsunuz. Nasıl mı tanıyorsunuz birbirinizi? Hiç zor değil bunu  anlamak.</p>
<p>Sizler, hayata tebessümlerinizle bakan, gülen gözlerinizi kimseden esirgemeyenlerdensiniz.  Selam verirsiniz asansörde, yer verirsiniz minibüste. Elinden tutarsınız yaşlının karşıdan karşıya geçerken caddede, torbasını taşırsınız pazarda. Sıraya girersiniz edeplice, yol verirsiniz önceliklilere. Kimsenin hakkında değildir gözünüz, fazlanız mı var hemen veririz ihtiyaç sahibine. Aç kedi, köpek, kuş olmaz sizin çevrenizde. Kırık bir ağaç dalı görseniz sararsınız yarasını, çiçekleri kopartmadan koklarsınız yerli yerince. Görülmez öyle çöp attığınız olur olmadık yere. Her canlının yaşamına özen gösterirsiniz, önce başkalarının hakkını gözetir sonra kendinize dönersiniz. Adalet terazisini taşırsınız yüreklerinizde, vicdan mahkemesinin verdiği kararlara uyarsınız, kaybeden siz olsanız bile. İşte bu yüzden gözleriniz parlar görünce sizden birini, hemencecik tanırsınız onu nezaketinden, iffetinden, saygısından, sunarsınız hiç karşılık beklemeden sevginizi…</p>
<p>Canınızı yakarlar çoğu zaman, siz göz kırparsınız yine de onlara inceden. Af ederseniz hemen, nefret yasaktır çünkü size. Buğzetmezsiniz bile arkalarından, güler geçersiniz olan bitene. Kapanan her kapının ardından açılır yenileri bilirsiniz, bu yüzden yürüyüp gidersiniz doğru bildiğiniz yöne…</p>
<p>Çocukluğunuzdan bellidir kim olacağınız daha. Hani aşı olmaya giderken, kolunuza saplanacak iğnenin acısını düşünmeden, hasta olmayacağız diye seve seve gidenler var ya, işte onlar sizsiniz. Aşı kuyruklarında ilk sıraya girenlerden, sınıfça sıra dayanağına dizileceklerin en önde gelenlerindensiniz… Sizi döven arkadaşınızı öğretmene söyleyemeyenlerden, silgileri boyunlarında asılı duranlara gülüp, silginizi ikiye bölüp, kurşun kaleminizi ikiye kırıp, olmayanlara verenlerdensiniz. Defterini evde unutan arkadaşına, öğretmen kızmasın diye, kâğıt kopartıp ortasından defterinizin derse yetişenlerdensiniz. Sınavlara birlikte çalışanlardan, eksik konusu olanlara bilgi aktaranlardan, sınıfta kalmasın diye yanındakine kopya verenlerdensiniz. Arkadaşlığı, dostluğu, sır tutmayı, vefalı olmayı, hiç kimseyi kıskanmamayı daha küçüçük bir çocukken okul sıralarında öğrenenlerdensiniz…</p>
<p>Başınıza gelecekleri önceden bilip, haleti ruh-iyenizi kontrol edebilendeniz. Asla öfkelenmezsiniz. Öyle çok bağıran, mızmızlanan, sürekli şikâyet edip çevresindekileri bunaltanlardan değilsiniz asla. Uzak durursunuz böyle tiplerden. Kimseyi eleştirmezsiniz, bencil insanları sevmezsiniz. Hele hasis ve cimrileri kapınızdan bile geçirmezsiniz. Her işinizi kendiniz yaparsınız. İnsanları herhangi bir şey için kullanmaktan çok korkarsınız. Bu yüzden hep bir mendil gibi köşeye atılan olsanız da, vazgeçemezsiniz bu huyunuzdan. Diğergamlığı çokça abartıp dertlenirsiniz kutup ayılarının yok olmasından, öldürülen fok balıklarının ardından ağlarsınız. Kâinatın dengesi size bağlıdır, dinazorlar gibi nesliniz bir kurumaya başladı mı, maazAllah artar savaşlar, kıtlık olur, su biter, söner volkanlar…</p>
<p>Sevmezsiniz kendinizden bahsetmeyi, övülmeyi, şımartılmayı, kollanmayı, haset etmeyi, gammazlamayı. Kovuculuk yapmazsınız kimsenin arkasından, bir tek yüzünüz vardır herkesin gördüğü&#8230; Adamına, çıkarına göre yön değiştirmezsiniz, bildiğinizi düpedüz söylersiniz. Bilmediğiniz konuda ahkâm kesmezsiniz. Dostunuzun dostu sizin de dostunuzdur, dostunuzun düşmanı düşmanınız. Savaşmazsınız dünya nimetleri için hiç kimseyle. Hırs, rekabet, arkadan iş çevirme, insanları hor görme sözcüklerinin yeri yoktur sizin alfabenizde&#8230; Kibirden, riyakârlıktan, kendini üstün görmekten ölesiye kaçarsınız. Hatalarınızı hemen kabul eder, özür dilersiniz vakit kaybetmeden, teşekkür bir borçtur sizin hanenizde&#8230; Yanlışların peşinden asla gitmezsiniz. Doğrucu Davutsunuz siz. Bu yüzden iş hayatında çok kaybedersiniz, kariyer edinmek zordur kurtlar sofrasında, oturmazsınız zaten siz o sofraya. Adam kayırmak, torpil yapmak, helal olmayan lokmayı tatmak yerine aç kalmayı yeğlersiniz. İtibar görmezsiniz bu huylarınız yüzünden. Enayi olursunuz, gülerler size, sevilmezsiniz iki yüzlülerin indinde&#8230; Nezaketinizle alay ederler arkanızdan, inceliklerinizi anlamazlar, sözlerinizden hoşlanmazlar, giyim tarzınız bile sadedir. Gösterişi hiç sevmezsiniz, ön planda görünmezsiniz fotoğraflarda&#8230; Kibirle yürümezsiniz yollarda, itip kakmazsınız kimseyi kalabalıklarda. Güzelliklere hayransınız, sanatın bir yerinden mutlaka tutarsınız, doğanın şevkinde kaldıysanız eğer en mutlu olansınız&#8230;.</p>
<p><strong><em>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE’</em></strong> kalanlar, gündelik hay huyun içinde, Metro istasyonlarında gördüğümüz SARI ÇİZGİ’yi geçenlere hiç benzemezler. Hayatın kurallarına en çok onlar uyarlar. Kırmızı ışıkta asla geçmezler, beklerler taşıt gelmese bile. Bir haksızlığı gördüklerinde, kendilerine yapılmış gibi aslan kesilirler. Yalan nedir bilmezler, adam kayırmaktan hiç anlamazlar, kul hakkı yemezler, kaybedeceklerini bilseler dahi doğrudan vazgeçmezler, kendi çıkarlarını hiçe sayıp <strong><em>SARI ÇİZGİ’nin ÖTESİ</em></strong>’ne atılmayı göze alırlar.</p>
<p>Önemli değildir çoğunluğun ne düşündüğü ettiği, yalnız kalmaktan hiç korkmadan kendi bildiği yolda dimdik yürür <strong><em>SARI ÇİZGİ’yi</em></strong> geçen kişi…</p>
<p>Bizim öykülerimiz şimdilik burada bitti. Devam ediyor ama hala, <strong><em>SARI ÇİZGİ’nin Ötesinde kalanların hikâyeleri…</em></strong></p>
<p><strong><em>Teşekkür ederim okuyanlara da okumayanlara da… Ama en çok ONLARA&#8230;</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE Kalanlara Birkaç Söz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kalanlar-hakkinda-son-soz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12667</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Sadi Işılay]]></category>
		<category><![CDATA[Sultaniyegah Sirto]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12067</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Her insan bir kitaptır, kendi okuyucusunu dört gözle bekler” Ali Şeriati  Hayat bazen nerede bıraktıysak oradan tekrar başlar. Geçip gittiğini sandığımız, önemsemediğimiz anların bir gün bizi kıskıvrak yakalamasıyla fark ederiz aslında ne  yaşadığımızı ve dahi ne yaşamadığımızı. Kim bilebilir ki kimin nasıl bir anısı olarak dönüp geleceğini  hakikatin, bir gün karşımıza nasıl bir yüzle dikileceğini… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Her insan bir kitaptır, kendi okuyucusunu dört gözle bekler” Ali Şeriati</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Hayat bazen nerede bıraktıysak oradan tekrar başlar. Geçip gittiğini sandığımız, önemsemediğimiz anların bir gün bizi kıskıvrak yakalamasıyla fark ederiz aslında ne  yaşadığımızı ve dahi ne yaşamadığımızı. Kim bilebilir ki kimin nasıl bir anısı olarak dönüp geleceğini  hakikatin, bir gün karşımıza nasıl bir yüzle dikileceğini… Zaman öyle sonsuz bir hazine ki, engin şefkatiyle içimizdeki damlaların fırtınaya döneceğini bile bile hissetirmeden bize, koruyup kollar yapıp-ettiklerimizden bizi, kendimizden yine kendimizi&#8230; Söylediğimiz herhangi bir sözün ağzımızdan çıktığı anda, zamanın içinde kayarken daha, düştüğü yerde büyüyen bir tohum gibi canlanacağı, hayat bulacağı hiç gelmez mesela aklımıza. Ya da öfkemizin zulasında sakladığımız kelimelerin birer mermi olup karşımızdakini vurduğunu, nice canlar aldığını, nice yürekleri yaktığını, bir ceylanı aslanın pençesine attığını hiç bilmeyiz, bilmeden öylece yaşayıp gideriz… Bazen de biliriz ama görmemezlikten geliriz. Bir sözdür alt tarafı, söylenir bir yenisi gelir, bir başkası, yüzlercesi; binlerce kelime dökülür dudaklarımızdan an be an, bir ömrün kapılarını kaparız ardımızdan… Zamanın hazinesinden bolca savururuz hevaya, hevada asılı kaldığını umursamadan, sanki darıları saçar gibi kuşlara, konuşur dururuz durmadan.</p>
<p>Gençlik hızla akan bir ırmak gibi çağlayıp durur. Süratine yetişemeden yıllar yılları takıp peşine bir lokomotif gibi sürükleyip götürür. Ne zaman ki saçlardaki aklarla yüzleşiriz aynada, yüzümüzdeki çizgilere dokunuruz parmaklarımızın ucuyla, derinleşince iniltilerimiz sadrımızda sıkça; işte o vakit anlarız bize verilen ömrün bitimsiz olmadığını, savurup durduğumuzun en değerli şey olduğunu… Kendimizdir harcadığımız başkası değil, biz bizi savurup dururuz boşluğa…</p>
<p>Bu sabahım üç gün sonra vereceğim büyük konserin heyecanıyla başlamıştı oysa.. Şimdi ise bilinmez bir yolda peşine düştüm hakikatin…</p>
<ul>
<li>Ben bir kahve alayım, sütlü olsun lütfen. Teşekkür ederim. Size bir şey sorabilir miyim hostes hanım? Van havaalanında indikten sonra Tatvan’a nasıl gidebilirim acaba?</li>
<li>Feribot seferleri var, ama Karayolundan da gidebilirsiniz herhalde. Havaalanındaki görevli arkadaşlardan daha iyi malumat alırsınız.</li>
<li>Peki teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Şimdi ise evimden, güvenli bildiğim hayatımdan uzaklaşıp uçuyorum kilometrelerce uzağa, ilk gençlik yıllarıma&#8230;Kızımın alıp kapıya bıraktığı bu eski keman kutusunun elinden tuttum taşıyorum peşim sıra, kendi geçmişimin izini sürüyorum. ‘Bir adam geldi’ demişti kızım, kutuyu bırakıp teşekkür edip giden yaşlı bir adam&#8230; Şivesinden ne dediğini anlayamamış. Ben ise kutuyu görünce şaşkınlıktan başka hiçbir şey soramadım bile kızıma. Mektubu tutuşturup elime, okuluna gitti  kızım.</p>
<p>Defalarca okudum, nezaketine hayran oldum. Gözlerimden bir damla yaş düştü mektubuna, &#8216;yola koyulman gerek &#8216; dedi içimdeki sesim… Satır aralarında beni çağırdığını sezdim. Sessizliğin tam ortasında çınlayan çığlığın geldi kulaklarıma, çığlığına doğru gidiyorum, sana geliyorum&#8230;</p>
<p><strong><em>“ Sadece siz bilin istedim efendim, affınıza sığınıyorum öncelikle. Size pek de hoş olmayan bir biçimde rahatsızlık veriyorum bunca sene sonra. Beni hatırlamanız pek mümkün değil zannımca. Bundan yaklaşık 20 sene önce siz daha yeni mezun bir müzik öğretmeni iken küçük kasabamıza gelmiştiniz. Sizin öğrenciniz olma bahtiyarlığına erişmiştim. Orta okul ikinci sınıftaydım o vakitler. Bizim ilk ve tek müzik öğretmenimizdiniz. Sizden önce Radyola markalı radyomuzdan başka hiçbir şeyimiz yoktu. İlk atamanızdı hafızam beni yanıltmıyorsa. İki yıl boyunca bize müzik eğitimi vermiştiniz. Hatırlayabildiniz mi acaba?”</em></strong></p>
<p>Hiç hatırlamaz olur muyum? İstanbul’dan Tatvan’a trenle 3 gün 3 gece yolculuk yapmıştım.  23 yaşında idealist bir müzik öğretmeni olarak bir elimde şimdi tuttuğum keman kutumla, diğerinde ise eski tahta bir bavulla&#8230; Sizlere geleceğimden bihaber toy bir delikanlıydım… Gözümün önüne geldi şimdi o halim. Bizimkilerin Haydarpaşa garından beni uğurladıkları günü hiç unutmadım. Kendimi kahraman gibi görüyordum o zamanlar. Okuduğum romanların izinde bir çalıkuşuydum sanki. Hayalimde ünlü bir müzisyen olmak varken, işler düşündüğüm gibi gitmeyince, müzik camiasına kızıp vurmuştum kendimi bilmediğim yollara. Oysa hep konser salonlarında olmayı hayal ederdim. Konservaturdan mezun olduktan sonra iş bulamayınca öğretmenlik yapmaya mecbur kalmıştım. Ailemin ısrarlı karşı koymasına aldırmadan tek başıma bilmediğim bir diyara doğru yolculuğa çıkmıştım. Ta ki arkadaşlarımın mektuplarına dayanamayıp iki yıl sonra ansızın geri dönünceye kadar doğduğum kente, İstanbul’a…</p>
<p><strong><em>“Ben duvar kenarında üçüncü sırada otururdum, gözlüklü, iki örüklü saçlarım ve birbirine bitişik kaşlarımla sınıfa giren her yeni öğretmen ilk beni fark ederdi&#8230; Adımı öğrenmeden önce yüzümü bilirlerdi, sağ yanağımdaki siyah et benimi görünce bir daha hiç unutmazlardı beni. Adım Hasene efendim. Nenemin ismini koymuşlar bana. Orta okuldan sonra kasabamızda lise olmadığı için okuyamadım, ama halk evlerindeki biçki-dikiş kursuna katılıp terzi oldum. Genç kızların gelinlik-nişanlık kıyafetlerini dikerim.Yani dikerdim. Kalbimde doğuştan delik olduğu için hiç evlenemedim. Talibim çıkmadı. Ailem öyle söyledi bana hep, ama ben bilirim çirkinim diye kimsenin beni almadığını. Olsun. Kaderimde ne yazılıysa öyledir zaten değil mi efendim?”</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Nasıl incelikli bir ruh bu böyle, kaleminin ucunu açmış besbelli, özenerek yazmış, tane tane kondurmuş harfleri. Kim bilir belki de bütün ömrünce bu mektubu yazmak için bekledi. Okumaya doyamadım, düştüm yollara. Düşmem gereken gözlerden, kendimden utandım bunca yıl sonra…</p>
<p>Yılların geçtiğini fark edememek bir kusur olsa gerek. Maddi ihtiyaçlarımızı karşılamakla tükettiğimiz bir ömrü sürüyoruz. Sevdiklerimizin hayatlarını, kalplerine dokunduğumuz ruhların vebalini ödeyemeden bir gün göçüp gideceğiz. Kendi dünyamızı inşa etmek için kimbilir daha kaç ruhu feda edeceğiz? Her bir tuğla bir sözden, bir andan, bir hareketten ibaret değil mi kendi ellerimizle ördüğümüz duvarımızda? Dikiliveriyor bencilliğimiz, vurdum duymazlığımız işte hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza. Evimizde buluyor bizi. Tek bir mektupla. Berjer koltuğumuzda oturup, şöminemizdeki odunların çıtırtılarını dinlerken, kahvemizi yudumlayamadan bir ses olup, bir görüntü, bir resim, bir koku olup dikiliyor karşımıza, kaçamıyoruz vicdanımızdan eğer kaldıysa hala…</p>
<p>Karşılığını yine insandan insana bulan, bir hissiyat silsilesi bulup yakalıyor bizi perçemimizden, o sinsi nefsimizden…</p>
<p><strong><em>“Sizi bunca senenin ardından rahatsız etmemin nedenine gelince. Bu keman’ı siz bana vermiştiniz. Kendi kemanınızı. Hatırladınız mı? Biz beş öğrenci idik keman dersi alan sizden. Bir tek benim yoktu kemanım. Siz de kendi kemanınızı vermiştiniz öğreneyim diye. Diğer arkadaşlarımın babaları kasabamızda memur olduklarından Ankara’dan getirtmişlerdi kemanlarını. Ama benim marangoz babam, ‘ Ben yaparım neyse o ‘ demişti. Birkaç ağacı kesip iç edince vazgeçmişti. Günlerce ağlamıştım, yalvarmıştım babama… Babam sizle konuşmaya okula gelip, olanları anlatınca kendi kemanınızı bana vermiştiniz çalışmam için.”</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Van’dan Tatvan’a tek araç vardı eski bir Magirus otobüs. Tren yolculuğundan sonra dayanamayan midem yol boyunca bulanmıştı, yollarda ikide bir durdurmak zorunda kalmıştım otobüsü. Alay etmişti yolcular, hele bir de elimdeki kemanla uzaydan gelmişim gibi bakıyorlardı bana. Her gören içinde ne olduğunu soruyordu, kutusundan çıkarıp gösteriyordum onlara. Silah sanmışlardı galiba. Trende vermiştim ilk konserimi yataklı vagondaki 3 günlük zorunlu dinleyicilerime. Şansıma bir polis memuru vardı Ordu’lu. Mecburi hizmete giden, onunla geçirmiştim bütün vaktimi. Pişman olmuştum verdiğim karara, ama dönemezdim geriye, burda kalmak zorundaydım artık…</p>
<p>Okulu görünce geldiğime sevinmiştim. Hele çocukların o meraklı gözlerini, ağzımdan çıkan her bir cümleyi ezberleyişlerini, mütebessim gülüşlerini çok sevmiştim. Seni hatırladım Hasene, adını unutmuştum bu doğru. Ama seni hatırladım. Nedir manası diye sormuştum sana, ilk kez duyduğum ismin için. ‘Kuran’da geçiyor’ demiştin gururla.</p>
<p>‘ İyilik, güzellik demektir’ efendim demiştin. Bütün nezaketinle başını önüne eğmiştin.</p>
<p><strong><em>“Hayatımda ilk kez bana verilen bir armağandı bu efendim. Ben 8 kardeşimden bana kalanlarla büyümüştüm hep. Hiç yeni elbise, ayakkabı, çanta kullanamamıştım. Aralarında okumayı ilk söken, ilk okulu bitiren bir tek bendim. Diğerleri dörde kadar zor gelmişlerdi. Kızkardeşlerimin okuması yoktu benden başka. Babam bir tek beni okutmuştu kızlarından. Ağalarım çalışmaya gidince yabana, babamın yanında bir ben kalmıştım. Bu yüzden tekne kazıntısı derlerdi bana. Radyoda türkü dinlerdim, sabahları ‘Bizim eller ne güzel eller, söylesin şirin diller’çalardı. Bizim yörenin türküsüdür. Bana okutmuştunuz bir keresinde derste, ilk kemanı o vakit görmüştüm. Siz çalmıştınız, ben okumuştum. Bütün sınıf alkışlamıştı bizi. Yanıma gelip ‘ Ne kadar güzel sesin var, adın ne senin’ demiştiniz. O zamana kadar bağlamadan gayrısını bilmezdik biz buralarda. Ama kemanı ve sizi çok sevmiştik. Sınıftan beş arkadaşı seçmiştiniz. Bize okul sonrası özel keman dersi vermiştiniz. Öğrenmek için canla başla çalışmış idik. Hele ben, tek göz odalı evimizden çıkıp, babamın ardiyesinde çalışırdım geceleri… Ahşap kokusunu içime çekerdim, soğuktan donmuş parmaklarımın ucunu nefesimle ısıtırdım gece boyunca…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>İki sene çok çabuk geçti. Birgün siz birden kasabadan gidiverdiniz. Kimse bilmedi neredesiniz, nereye gittiniz. Kemanınız, emanetiniz benimle kaldı, biçare hatıranız. Çocuktum bulamadım izinizi bir daha. Çok aradım ama inanın efendim, bulamadım sizi.Ta ki 20 sene sonra Televizyonda görünce tanıdım hemen sizi, biraz yaşlanmışsınız. Ama ünlü bir kemancısınız artık. Sizi herkes tanıyor, seviyor. Bulmak zor olmadı adresinizi bu yüzden. Ben de teşekkür etmek istedim efendim. Emanetinizi bizzat babam getirdi size. Bize, küçük kasabamızda hiç bilmediğimiz bir dünyaya açmıştınız gözlerimizi. Hiç unutmadım ben sizi. Hele çaldığınız o muhteşem eseri. Sadi Işılay’ın Sultaniyegah Sirtosuydu değil mi efendim? Sizin gibi çalanı hiç duymadım. Gitarla, piano hatta kanunla bile çalanı duydum. Ama sizin kemanınıza benzemiyordu hiç biri. “</em></strong></p>
<p>Hasene, sesin ne hoştu yüzünün aksine. Su damlası gibi söylerdin türküleri. İyi bir müzik kulağın vardı, akıllı bir kızdın. Sana öğrettiğim şarkıları çalardın, söylerdin sonra. Kırlara Doğru şarkısını öğretmiştim sana. En sevdiğim çocuk şarkısını. “ Serin eser rüzgâr, çiçek kokan kırlar, bekler bizi arkadaşlar, yolculuk var.” Ve bir gün gelen mektupla yola koyuldum. Beklediğim iş teklifi gelmişti, orkestrada çalacaktım. Hiç ardıma bile bakmadan, hoşca kal demeden kimseye ilk trene atlayıp gittim. Nasıl bir vefasızlık ettim?</p>
<p><strong><em>“Son dersimizde sanki veda edercesine çalmıştınız bize, Mayısın son gününde… Gideceğinizi anlamıştım sanki, ağlamıştım duvarın dibindeki sıramda. Fark etmiştiniz ağladığımı ve yanıma gelip bizzat bana çalmıştınız hatırladınız mı? Yüzüme bakıp, gözyaşlarımı izlemiştiniz. Sicim gibi akıyorlardı buna rağmen siz çalmaya devam etmiştiniz Sultaniyegah sirtonun ilk bölümünü. Gözlerinizi ayırmadan gözlerimden, neden diye sormadan bana çalmaya devam ettiniz inatla… Biliyordunuz olanları. Sonra da güldürmek istemiştiniz beni, melodinin hızlanışıyla yüzünüzle komiklikler yapıp göz kırpmıştınız ardından. Hep böyle kaldınız ben de efendim.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Hiç unutmadım yüzünüzü, ne zaman ağlasam, kırılsa içim, yüzünüz geldi aklıma gülümsedim hayata efendim. Şimdi kasabada, hastanedeyim. Size bakıp gülümsüyorum yine. Öleceğimi biliyorum, olsun efendim, Sultaniyegah sirtoyu dinliyorum derinden. Kulağımda sadece sizin kemanınız…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Hoşca kalın. </em></strong></p>
<p><strong><em>Hasene…</em></strong></p>
<p>Geliyorum Hasene, yaptığım vefasızlığın özrü yok biliyorum. Geliyorum işte kemanımla,kemanımızla sana çalmak için bir kez daha o çok sevdiğin eseri…</p>
<p>Bir daha güldürmek için yüzünü Hasene, bekle… Ne olur bekle beni…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tekamul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Dec 2017 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Tekbilek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12063</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zamana, sevgiliye, güzelin vuslat kokusuna nasıl hasret kalınırsa, öyledir aşk içinde aşktan ölmek… Sabah ezanında okula gittiğim günlerden kalmayım, saba makamında içli içli ağlamaktayım… Annemin şefkatli elleriyle saçımı okşadığı, alnıma kondurduğu sıcacık buseyle gözümü açtığım hatıralarımdayım. Ne kadar yaş aldığımı unutacak kadar uzun yaşadım kendimce… Ha bir gün eksik ha bir gün fazla dert edecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Zamana, sevgiliye, güzelin vuslat kokusuna nasıl hasret kalınırsa, öyledir aşk içinde aşktan ölmek…</strong></em></p>
<p>Sabah ezanında okula gittiğim günlerden kalmayım, saba makamında içli içli ağlamaktayım… Annemin şefkatli elleriyle saçımı okşadığı, alnıma kondurduğu sıcacık buseyle gözümü açtığım hatıralarımdayım. Ne kadar yaş aldığımı unutacak kadar uzun yaşadım kendimce… Ha bir gün eksik ha bir gün fazla dert edecek değilim bunca zaman sonra. Yaşadım yaşayacağım kadar, ölüm gelse şimdi alıp götürse beni neden diye sormam bile… Bir gün, uykumdan uyanmadan şuracıkta gözümü açamazsam kimse bulamayacak cesedimi günlerce… Her sabah kapımı tırmalayan kedilerin miyavlamalarından  bıkan konu komşu akıl ederse, işte belki o vakit bir omuz atıp bizim emektar ahşap kapıya girerler içeriye. Bulurlar beni bir köşede&#8230;</p>
<p>Dedemden kalma bu evden başka hiçbir yerde yaşamadım ben. Bilmem başka evlerin tuvaletlerini, banyolarını. Kendimi bildim bileli bu mutfakta yemek pişer. Bu duvarlara sinmiştir yemek kokuları. Anamın sarmaları, nenemin külbastıları… Bayramların has tatlısı kalburabastı… Başka evlerde el açma baklava pişerdi ama bizde illa kalburabastı. Dedem şerbetli tatlılardan bir tek onu severdi rahmetli. Vişne likörünü günler öncesinden hazır ederdi nenem, kristal minik kadehlerde ikram ederdi annem kendi elceğizleriyle ördüğü dantelli gümüş tepside, gül lokumunu da hiç eksik etmezdi yanında. Kalburabastıları likörden sonra sunardı misafirlere, ince kalem topuklu ayakkabılarıyla şu gördüğün ahşap merdivenlerde annemin ayak sesleri yankılanırdı…</p>
<p>Evin tek torunu olduğum için bayramlarda bayram yapardım harbiden ha… Gıcır gıcır rugan ayakkabılarımla, içi yelekli ceket pantolon takım elbisemle, gömleğe uygun papyon takardık mutlaka. Yalnızca ben değil ha, babam, dedem, amcalarım… Onların ellerinde ince bir baston şemsiye olurdu.  Yürüyemediklerinden değil, o zamanın şıklığından. Vaktin modası işte… Eski fotoğrafları gösterirdim sana ah bir bulabilseydim nerede olduklarını…</p>
<p>Sen şimdi röportaj istiyordun benden değil mi? Soru soracaksın ben cevaplayacağım ha… Bir kahve yapaydım sana, istemez miydin? Bu eve misafir gelmeyeli öyle uzun zaman oldu ki, heyecanlandım bak, elim ayağıma dolandı. Hasretim ben insan sesine. Şu duvarlarla konuşurum, hayalleri canlanır koşar gelir gözümün önüne. Gevezelik edersem sustur beni emi. Konuşmayı unuttum, bazen kelimeleri bile hatırlamıyorum, bilir misin bu ne demektir?</p>
<p>Sesimi kayda alıyorsun ha… İyi ediyorsun, ben göçüp gittiğim vakit bir seda kalsın bari benden geriye. Kahveleri içerken bir cigara tüttürsem rahatsız eder miyim seni? Benim de tek keyfim bu işte… Hadi sen sor sorularını…</p>
<p>Ha… Kimden duydun o hikâyeyi, köşedeki bakkal mı söyledi? Kızardı yanakların. Olsun söylesin. Adım meczuba çıktı doğup büyüdüğüm bu mahallede. Aldırmıyorum artık, umurumda değil kim ne diyorsa desin. Kahveye de çıkmıyorum, dinazor diyorlarmış bana. Yüzüme söyleyemiyorlar ama arkamdan alay ediyorlarmış. Neymiş bir kıza âşık olmuşum da hiç evlenmemişim falan? Kime ne? Bu mu yani beni dinazor eden?</p>
<p>Sen yazardın değil mi hanım kızım? Bunları aynen yaz böyle. Ne olur benim için. 70’i çoktan geçtim. Sustum bunca yıldır hiç kimseye bir şeycik demedim. Efendilik bende kalsın diye. Ama artık canıma tak etti yeter!</p>
<p>Adını hiç söylemedim sevdiceğimin. Kâğıtlara yazardım ilk zamanları, sonra bir gören olur diye yaktım onları bizim teneke sobada. Ona yazdığım bütün şiirlerle birlikte kül olup gittiler. Ben de çok istemiştim yazar olmayı. Ama bizimkiler illa devlet kapısı dediler, memur yaptılar beni. İyi ki öyle yapmışlar, muhtaçtım yoksa şimdi bir lokma ekmeğe…</p>
<p>Bir kez bile peşinden gidip yanına ona “seni seviyorum “demedim. Ama o biliyordu, o da beni seviyordu biliyorum bunu. Adımın Nusret olduğunu bildiğim gibi… Böyle şeyler söylenmez, ama şu yürek var ya o hisseder. Âşıklar arasında gizli bir köprü, bir yol vardır. Gönülden gönüle bir muhabbet hasıl olur ki bunu Cenab-ı Hak’tan gayrısı bilmez. Bir sevda dile gelirse çabuk biter. Bak bunu iyi belle. Sevgi de, aşk da, muhabbet de gizlidir. Dökülmez öyle orta yere çingene bohçası gibi. Bu yüzden dinazor diyorlar işte bana… Meczup, deli, divane… Desinler, öyleyim. Onlar akıllı olsunlar ben deli olayım. Razıyım. Hadi sen sor şimdi ben söyleyeyim.</p>
<p>Çocuktum daha, 17’sinde ha var ha yoktum. Bu mahalleden değildi benimki. Ama teyzesigillere sık gelip giderdi. Adını söylemem, isteme benden. Hala yaşıyor biliyorum, hissediyorum bunu. O yüzden çıkmadım hiç bu evden. Gitmedim başka bir yere. Beni aramaya geleceği günü bekliyorum hala özlemle…</p>
<p>Gözlerin yaşlandı. Mendil vereyim ister misin? Bak, elleriyle işlemişti bu mendili. Gördün mü? Bana kendi verdi. Hiç ayırmadım koynumdan. Mendil ayrılık derlerdi eskiler, doğrudur. Biliyordu kavuşamayacağımızı. Beşik kertmesi vardı, başı bağlıydı kundaktan. Siyah saçlarının örüklerine gizleyip ela gözlerini, elime tutuşturmuştu alelacele bu mendili… Hiç ayırmadım yanımdan. Yarenlik ederim bunca yıldır, konuşurum mendille arada sırada. Baş harflerimizi bir kalbin içine işlemiş bak… Kırık, yarım bir kalbin içine… O kalp kırık kaldı gizliden gizliye bunca sene…</p>
<p>Kahveni soğutma, şimdi bir lokum olsa yanında iyi giderdi dimi. Nerdeeee bir resmi olsa bende başka ne isterdim Allah’tan. Kendisi İstanbul’da doğmuştu ama ailesi dışarlıklıydı. Aşiretti senin anlayacağın. Bu bir evin bir kızı, tam yedi tane abisi vardı. Güzelliği dillere destan… Mahcup gözleri hep ağlamaklıydı, kaderine boyun eğmiş bir kurbandı zavallı… Bendeki de ne şans değil mi? Öyle demişti gözü yaşlı anneciğim. Elime mesleğimi alıp, vatan hizmetim bitince kız bakmıştı bizimkiler uzun bir süre. Hiç birini istemedim. Annem bir sabah yatak ucuma gelip, “bir sevdiğin mi var” demişti. Yalan söyleyemedim anneciğime, anlattım bir bir… İşte o vakit, “ne şans varmış bizde de” demişti. Hiç ses etmemişti. Ama içinde bir umut belki bir gün seveceğim bir kız bulurum diye hep beklemişti. Annemin başka çocuğu olmamış. Bu yüzden çok düşkündü bana. Rahmet olsun, yıllarca hep bana o baktı. Hiç büyümemişim gibi, kahvaltımı önüme getirdi her sabah… Gözünden sakınırdı beni. Öyle içki, kumar kötü kadınlar hiç girmedi hayatıma. Dairede birkaç hanım arkadaşım olmadı değil. Ama onların hiç birini yakıştıramadı bana annem. Ben de hiç üstelemedim. Onun sevmediği bir kıza yan gözle bile bakmadım. Bir dediğini iki etmedim, anneciğimin. Şu camın önündeki pencereden dışarıyı seyrederken 90 yaşında kuş olup uçtu melek anneciğim…</p>
<p>Alışamadım onun yokluğuna, burda öyle hatıralarla yaşayıp giderim.</p>
<p>Ne mi oldu, ha o mu? Evlendi tabi beşik kertmesiyle, teyzesinden aldık haberleri. Teyzesi annemle yakın görüşürdü. Bir oğlu vardı benden birkaç yaş büyük. Mahallede top falan oynardık. Bizim buralarda meyhane çok ya pek salmazdı annem beni dışarıya. Serseri takımına bulaşmayayım diye. Ama top oynamaya çıkardım arada sırada. İşte bu Muzaffer abi de gizliden âşıkmış bizimkine. Evet! Şaşırma kuzeni tabi ne olacak ki. Aşiret diyorum sana, bizde de pek olmaz gerçi kuzenler kardeş gibi büyürler. Ama onlarda öyle değil. Neyse sözü uzatmayalım. Muzaffer abi de istemiş evlensin. Kabul etmemiş babası, neden sözlü diye beşik kertmesiyle…</p>
<p>Ya işte böyle… Kaç sene mi oldu? 60 sene olmuştur herhalde. Kimse kalmadı benden başka eskilerden bu mahallede. Bir sürü ıvır zıvır insan doldu. Onun için hiç çıkmıyorum artık evden dışarıya. Bakkala haber salıyorum, çırağıyla gönderiyor bana ne istersem. Hepsiyle kavgalıyım bütün konu komşuyla. Ne edep biliyorlar ne erkân. Görgü, terbiye sıfır… Hele o çocuklar, hiç sorma hiç… Kavga, gürültü bir yandan, pislik başka bir yandan… Çöpleri sokağa bırakıyorlar, belediye koymuş oraya ne güzel konteyner dimi. Yok bunlar illa sokağa bırakacaklar çöplerini. Kedi köpek eşeliyor torbaları, yazın cam açamıyorum sivrisinekten…</p>
<p>Hiç görmedim mi kimi, bizimkini senin aklında onda kaldı ha… Benden betersin. İyi ki hanımsın yani. Ne bileyim ben öyle. Ha sen aşk hikâyesi yazıyorsun da ondan öyle mi? Deminden beri söylesene ne konuşturuyorsun beni boş boş.</p>
<p>Gördüm evlendikten sonra geldi buraya. Bakırköy’de bir yerde oturuyormuş. Şu köşe başında karşılaştık. Yüzü solgundu. Anladım ki mutsuzdu. Ela gözlerini kaldırıp bir bakışı vardı bana, işte o bakış beni hem yaşattı bunca yıl, hem öldürdü o anda…</p>
<p>Çıkıp gelecek diye bekliyorum hala, bu pencerenin kenarında. Taşınamadım işte bu yüzden mahalleden… Bir gün gelir de beni bulamaz burada diye. Ölüm beni alıp götürmeden önce bir kerecik daha yüzünü göreyim isterim, üflesin  nefesini boynuma&#8230;</p>
<p>Anladın mı şimdi hikâyeyi. İyi o vakit hadi git yaz şimdi…</p>
<p>İlham Kaynağı : Ömer Faruk Tekbilek ve Hasret</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/-7z4TC2sD98?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Hasret</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-hasret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12063</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Dec 2017 07:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Farjad]]></category>
		<category><![CDATA[Robabeh Jan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12060</guid>
				<description><![CDATA[<p>Irakta bıraktım yarımı. Yaramdan yar sızar, Yar sızım, Yarın sızı. Yar yuvasız kanadına tutunduğum. Serçe parmağı kırık sırça kuşumun, Tükendi yüreğimin kırıntıları. Kıyısındayım benden kalan son umudumun. &#160; Bırakın damlasın kanım, Kandığım zamanlar kadar sızım. Sızıyorum canına an be an&#8230; Ansızın bir damla sıçrıyor kanımdan, Büyüyorum içre halka halka anılarından, Issızlığım çınlıyor kulaklarımdan… Yarsızım, Yarınsızı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Irakta bıraktım yarımı.</p>
<p>Yaramdan yar sızar,</p>
<p>Yar sızım,</p>
<p>Yarın sızı.</p>
<p>Yar yuvasız kanadına tutunduğum.</p>
<p>Serçe parmağı kırık sırça kuşumun,</p>
<p>Tükendi yüreğimin kırıntıları.</p>
<p>Kıyısındayım benden kalan son umudumun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bırakın damlasın kanım,</p>
<p>Kandığım zamanlar kadar sızım.</p>
<p>Sızıyorum canına an be an&#8230;</p>
<p>Ansızın bir damla sıçrıyor kanımdan,</p>
<p>Büyüyorum içre halka halka anılarından,</p>
<p>Issızlığım çınlıyor kulaklarımdan…</p>
<p>Yarsızım,</p>
<p>Yarınsızı,</p>
<p>Yarım yardan aşağıya kaydı…</p>
<p>Yürüyordun. Yürümeye doyamıyordun. Aşınmazdı yollar yürüdükçe, biliyordun. Sen ki daha çok aşınıyordun yollardan. Attığın adımlarla parçalanıyordun zamandan. Atmadıklarını sırtına yüklüyordun. İnatla, yüklerinle yürümeye devam ediyordun. İncinmiş anılarını ayıklıyordun belleğinden. Bir yandan, yana açılmış kanatlarını yolan bir kartal gibi arınıyordun eskiyen kusurlarından. Yaşın 40’ a gelmişti. Küllerinden doğan Anka kuşu misali ikinci bir hayatı bahşeden Yaradan’a şükrediyordun. Ya şimdi ya hiçbir zaman diyerek gaganı taşlara vura vura parçalıyordun kimsesiz dağların zirvesinde. Bekliyordun sabrın kuşağını bağlayarak yaralarına, aç bil aç tek başına… Yeni gagan çıkmaya başlayınca, eskimiş pençelerini söküyordun yerlerinden… Çektiğin acılar dayanılmazdı. Sen dayandın, hiç kimseye sırtını dayamadan. Seni öldürmeyen acı güçlü kılardı. Gücün inancındaydı. Gönlünün kanatlarının altındaydı yolunu ışıtan. Yoldun işe yaramaz, eskimiş ne var ne yoksa elinde olanları… Bekledin çıksın diye tertemiz başkaları…</p>
<p>Yürüyordun. Yürümeye doyamıyordun. Aşınmazdı yollar yürüdükçe, biliyordun. Kulağındaki melodi seni nereye götürürse o yöne doğru yürüyordun. Dağ yollarına sapıyordun istemsizce. Hiç kimsenin girmeye cesaret edemediği yarlara doğru ilerliyordun.  Düşmek, bir daha ayağa kalkamamak vardı serde, sen yürüyordun inanarak işittiğin içindeki o sese…</p>
<p>Bir gün sarp kayalığa rastladın. Aldırmadan yükseklik korkuna çıkmak istedin zirvesine. Başındaki bulutlar cezbediyordu seni mavi gökyüzünün üzerinde. Gel dercesine elini uzatıyordu… Haleli doruklarından büyülenmiş bir halde sana göz kırpıyordu. Kim bilir manzara nasıl da güzel görünüyordu oradan. Yavaşça tırmanmaya başladın, dikkatliydin hiç olmadığın kadar.  Canını yakmamaya kararlıydın. Sanki seni beklemiş gibiydi sarp kayalıklar. Kolayca tırmandın, ortasına gelince soluklanmak için mola verdin kendine. Manzaraya bir göz atmak istiyordun, ölesiye merak ediyordun. Bunca zahmetin ceremesini almak istiyordun bir an önce… Sırtını kayalıklara dayadın, ilk kez yaslandın birine. Hayatında hiç bu kadar yükseğe tırmanmamıştın. Şaşırdın cesaretine, övündün yapabildiklerinle. Yüzünü döndün manzaraya büyük bir iştiyakla. Bir de ne göresin! Sıradan, alabildiğine soluk, düzlükte kalmış kurak bir yayladan başkası yoktu karşında&#8230; Sen hiç bilmediğin bir diyarı düşlemiştin oysa. Denizi görmeyi umuyordun uzaktan bile olsa, çağlayanları, yemyeşil ovaları, ovalarda otlayan kuzuları, bin bir renkli kır çiçeklerini… Beklediğin cennet bu değildi.</p>
<p>Çektiğin bunca zahmete değecek bir güzellik yoktu, kandırmıştın kendi kendini… Daha yükseğe tırmanmak faydasızdı artık. Zirvesine çıksan ne yazardı, orada en tepede yaşayamazdın, kanatların yoktu uçamazdın. Kendini kartal sanmaktan vazgeçme zamanıydı artık&#8230; Gerçeklerle yüzleşmenin acını hissettin, sızladı için… Kızdın kendine ölesiye. Şimdi aşağıya inmek daha da zor olacaktı. Yorulmuştun, açtın, susuzdun, gücünü kaybediyordun, inancını yitiriyordun. Zirveye çıkmak kolaydır her zaman inmekten, biliyordun. Bir anda gözün karardı, yükseklik korkun seni çepeçevre sarmalamıştı. Tutunduğun, sırtını dayadığın, güvendiğin kayalık ufalanmaya başladı. Başına taşlar düşüyordu tepeden, ayağının altındaki toprak kayıyordu…</p>
<p>Gözünü açtığında yerde yatıyordun, başını kaldıramıyordun ağrıdan. Üstün başın kan içindeydi. Diken tarlasındaydın. Ayağa kalkmak için ellerini kullandın, kanadı bütün parmakların. Tırmandığın sarp kayalıklar, güvendiğin dağlar seni aşağıya atmıştı. Hem de koskoca bir diken tarlasının üzerine. Öfken acını geçmişti. Vücudunun her zerresi kan içindeydi, dikenler ayaklarına batıyordu sen yürümek istedikçe. Biri görse bu halde seni, bir kirpiye benzetirdi. Yaşamak arzusu acını yendi, kendini kurtardın diken tarlasından. Temizlemeye başladın vücudundaki dikenleri. Bağıramıyordun bile, kendine kızıyordun delicesine. Kendi düşen ağlamazdı, ama sen ağlıyordun acıdan, öfkeden, hırsından, utancından… En çok da utancından ağlıyordun… Kendini düşürdüğün durumdan, zedelenmiş gururundan, kaybolan hayallerinden, yitip giden onca zamandan…</p>
<p>Her şeyin bir şifası vardı oysa. Bu can bu tende durdukça şifa sana gelecekti hiç beklemediğin bir anda&#8230; Yeter ki sen bil kendini, nefsinin oyunlarından kurtul. Övünme tavus kuşu gibi, arada bir ayaklarının çirkinliğini gör de, böbürlenme kanatlarının güzelliğiyle…</p>
<p>Bir su sesi duydun uzaktan, kanayan ayaklarınla son gayret yüzünü çevirdin sesin geldiği yöne. Bir çağlayandı bu kendi kendine akan, ırmak olup taşan… Seni çağırıyordu, belli ki denize doğru gidiyordu. Canının acısıyla, susamışlığınla koştun kalan son gücünle ırmağa. Kana kana içtin billur sudan, kanayan yaralarına sürdün şifalı sudan. Yanan bağrına merhem oldu, soğuttu yüreğinin yangınını. Atıverdin kendini suya, bıraktın suyun akışına… Su her damlasıyla yaralarına şifa oluyordu. Alıp götürüyordu seni gittiği yere. Güneşin ateşinden, toprağından dikeninden koruyordu seni… Sadece akıyordu… Kendini akışa bırakanları deryaya taşıyordu.</p>
<p>Katre olanlar bilmezler ateşi, külü, dumanı. Acıyı, derdi, gamı, tasayı… Varsa yoksa ummana varmaktır emelleri. Ummanda yok olup ummana karışmaktır. Katre, dokunduğu yere şifa olandır. Katre bilmez bile katre olduğunu, ummanın içinde umman olmaktır katrenin sonu…</p>
<p>Esin kaynağı; içteki melodi Farid Farjad / Robabeh Jan</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ISnf0jda6zQ?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Katre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-katre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12060</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Dec 2017 08:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Edip Baksı]]></category>
		<category><![CDATA[makam buselik]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar kırdı dalımı]]></category>
		<category><![CDATA[Selâhattin Erköse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12019</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hristo! Bugün geç kaldın mezeleri hazır etmekte! Benim gibi oldun sen de be barba! İçiyorsun ya işte, daha ne istiyorsun bre. Rakın önünde, peynirin, kavunun… Patladın mı? Öldün mü açlıktan? Ben senin karın mıyım da bağırıp duruyorsun bana bre… Ah… Angela ah! Şimdi yanımda olsan da, kokunu çeksem içime, ağlasam doya doya göğsünde… Zehir ettin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li style="list-style-type: none;">
<ul>
<li style="list-style-type: none;">
<ul>
<li>Hristo! Bugün geç kaldın mezeleri hazır etmekte! Benim gibi oldun sen de be barba!</li>
<li>İçiyorsun ya işte, daha ne istiyorsun bre. Rakın önünde, peynirin, kavunun… Patladın mı? Öldün mü açlıktan? Ben senin karın mıyım da bağırıp duruyorsun bana bre…</li>
<li>Ah… Angela ah! Şimdi yanımda olsan da, kokunu çeksem içime, ağlasam doya doya göğsünde…</li>
<li>Zehir ettin kadına hayatı bre, utanmadan bir de ağlasam diyor… Git bul karını da ben de kurtulayım senden, böyle her akşam her akşam… Yettin be Artin! Yettin bre…</li>
</ul>
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>“Meyhaneler kendini yitirmişlerin evidir” derdi, büyük büyükbabam… Doksanına geldiğinde bile hâlâ haminnemin özlemiyle ağlar, bağırırdı babama ‘ Beni meyhaneye götürün ‘ diye… Oysa haminnem onu bu sevdasından vazgeçiremediği için terk etmiş, iki oğlunu küçücük yaşlarında geride bırakıp kaçmıştı zengin bir tüccarın evine. Sonrasını kimse bilmiyordu…</p>
<p>İçmekten hiç vazgeçmeyen bu inatçı ihtiyara, dedem ve büyük amcam bakmışlar, evin sorumluluğunu küçük yaşlarına rağmen onlar üstlenmişler “Hiç baba bilmedik” derdi dedem. Kırım harbinden kaçmayı başaranlar, hayatta kalanlarla evlendirilmiş o zamanlar, dışarıya kız vermek istemezmiş tatarlar. Büyük büyükbabam 17’inde haminnem 15’inde falanmış evlendiklerinde. İki küçük çocuk, evcilik oynar gibi evlenmişler. Birlikte büyümüşler… Hafif çekik gözlüydü büyük büyükbabam, ilerlemiş yaşına rağmen dinçti, ayaktaydı. Kapılara sığmayan koca bir adamdı. Bir kere bile hastalandığını görmemiş hiç kimse. Başında kalpağıyla gezerdi kışları. Gözleri derin, uzak, bilinmedik bakardı. Öldüğünde elinde sigarası vardı. Annem fark etmese bütün evi yakacaktı. Çocuktum 8 yaşlarında falan. Uyuyor sanmıştık koltukta, ama o çoktan göçmüştü öteki tarafa… Pikapta şarkısı çalıyordu. Evin içi çınlıyordu… Müzeyyen Senar’ın sesinden…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/zK9IkNIbtUk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Kaç gecedir bu meyhaneye dadanır oldum. Bu koca adamı yâd etmeden duramıyorum nedense. Kanımda mı var yoksa git gide yaşlanıyor muyum? Büyük dedem gibi mi olacak benim de sonum. Çekiyor bir şeyler beni buraya? Dedem hiç içmezdi oysa. Babasına bakmaktan öyle çok çekmişti ki, rakının kokusu bile tutardı dedemi. Rahmetli ne rakı sofrasını ne de rakı sofrasında yapılan sarhoş muhabbetini hiç sevmezdi. Onu küçücük yaşında anasız-babasız koyan bu illetten adeta nefret ederdi. Çocuklarına da yasak koymuştu. Ne babam ne de amcam değil babalarının yanında, ondan ayrı bile içki içemezlerdi. Büyük büyük dedemin aksine, dedem uzun yaşamadı. Elli beşini göremeden göçüp gitti bu dünyadan. Küçükken geçirdiği zatürre peşini hiç bırakmamış, bedeni güçsüz kalmıştı. Babasının tam aksine büyüyememiş, ufacık tefecik, zayıf bir adamdı. “Tekne kazıntısıyım” derdi ama hiç şikâyet etmezdi kaderinden. Mütebessim yüzüyle kasap dükkânını tek başına çekip çevirirdi. Koca koca etleri o narin vücuduyla kaldırıp nasıl çengele astığına şaşardı müşterileri… “ Biz de tatar kuvveti var. “ derdi. “Güçlüklere alışkınız, yıkamaz bizi kolay kolay kahpe felek”. Bir gece ansızın gelen öksürükle çekip gitti sessiz sedasız bu olan bitene boyun eğen içe kapanık melek. Dilinde hep bu şarkı vardı…</p>
<p><strong><em>“Rüzgâr kırdı dalımı, ellerin günahı ne? Ben yitirdim yolumu yolların günahı ne? “</em></strong></p>
<p>Belki de hiç etmediği şikâyeti bu şarkıyla dile getiriyor, ama kimseler onun sesini duymuyordu. Hayatında bir kere bile ‘öf’, dememiş olan bu adam, kendini böyle avutuyordu… Kim bilir ailemizin kaderi belki de bu şarkıyla yazılıyordu.</p>
<p>Kafayı buldum herhalde… Kendi kendime sayıklayıp duruyorum. Oysa hala meyhaneci Hristoyla bir punduna getirip konuşamadım. Bu akşam konuyu açmaya kararlıyım, şu Artin’den bir kurtulabilsek, ortalıkda kimse yokken…</p>
<ul>
<li>Başka bir şey ister misin beyciğim?</li>
<li>Yok, ustam ellerine sağlık hiç bu kadar lezzetli Levrek yememiştim.</li>
<li>Afiyet olsun be, şu baş belası Artin olmasa ben sana daha ne güzel yemekler hazırlardım ama…</li>
<li>Olsun Bay Hristo, sen bak o deli adama, müşteri veli nimettir sonuçta…</li>
<li>Ne kadar Beyzadeymişsin bre, kalmadı senin gibiler bu muhitte… Buradan mısın yabancı mısın pek kestiremedim de?</li>
<li>Gözün ısırmadı mı bir yerden? Şöyle bir bak bakalım endamıma, belki tanırsın?</li>
<li>Yok bre çıkaramadım valla, eskisi gibi de görmüyor gözlerim zaten.</li>
<li>Ben Sancaktar’ın torununun çocuğuyum…</li>
<li>Hangi Sancaktar?</li>
<li>Anlatması uzun sürer bir fotoğraf göstersem sana? Şu kucağında çocuk olan adamı gördün mü? İşte o Sancaktar, kucağındaki de benim…</li>
<li>Vay… Tanıdım! Hiç tanımaz mıyım? San-cak-tar! Çok yıl oldu göçüp gideli be ya… Ah! Sen onun torunusun öyle mi?</li>
<li>Torununun çocuğu!</li>
<li>Bak şu Mevla’nın işine, bana uzun bir ömür verdi de bugünleri gördüm emi? Çok sevindim bre. Deden, yani büyük deden mert adamdı kim ne derse desin. İçerdi, doğru çook içerdi. Ama yürekliydi be yav… Bu meyhane bana babamdan kaldı. Sancaktar ki koca adam, kapıdan zor sığardı. Delikanlıydım o vakitler. Beni çok severdi rahmetli. “Babanı geçeceksin sen” derdi bana. İnsan sarrafıydı. Bir baktı mı adamın gözünün içine şıp diye çözerdi yüreğindekini. Ah! Sancaktar ağa. Öyle derdik biz ona. Ağa falan değildi ha. Onun ağalığı bir tek meyhanede sökerdi. Senin haminnen onu bırakıp gittiğinde yıkıldı koskoca adam, sanki ufaldı, cebine al götür… Okka yani. Çok sevmiş demek ki… Neyse girmeyelim böyle şeylere…</li>
<li>Girelim Hristo efendi. Eğer siz müsaitseniz girelim olmaz mı?</li>
<li>Anladım be çocuk ben seni… Şu Artin’in mezelerini hazır edip hemen geleyim. Dırdırlanmasın daha fazla.</li>
<li>Hadi sen bak işine ustam.</li>
</ul>
<p>Bu fotoğrafın çekildiği günü hayal meyal hatırlıyorum. Çok ağlamıştım çekilirken, korkmuştum herhalde. Bir adamın kapkara bir örtünün altına girip, bize boğuk sesiyle “gülümseyin” diye bağırdığını duyuyorum hâlâ. Üzerimize çevrilmiş ışıklar altında kan ter içinde kaldığımızı, çocukluğumdan kalan bu ilk fotoğrafı, aile fotoğrafımızı hiç unutmadım. Beni bağlayan bir şeyler var bu fotoğrafta. Babamın dik duruşu altına saklanmış annemin yüzündeki hüzün… Dedem sağ tarafta babamın hemen yanında onun babası değil de, oğluymuş gibi duruyor. Tebessümü hiç eksik olmayan yüzüne yapışmış adeta. Gözlerinin içi bile gülüyor. Büyük dedem azametli oturuşuna aldırmadan beni kucaklamış öylece duruyor. Övündüğü tek şey ben mişim gibi, benim için yaşamış onca yaşı sanki. Ben şaşkın, mahcup, bakıyorum mavi gözlerimle açılan bilmediğim dünyaya…</p>
<p>İçim sızlıyor nedensiz, balık burcu erkeğine özgü bir yangı gelip oturuyor yüreğimin tam ortasına. Yüreğim ağlıyor. “ Ne kadar sulu gözmüşsün sen de” demişti bana. “ Aşk maşk bunların hepsi palavra, yedik, içtik, gezdik, seviştik daha ne istiyorsun benden. Tapulu malın mıyım ben senin. Hadi herkes kendi yoluna.” Yolun başına varmadan daha köşe başında beni terk edip gitmişti. Tek bir kelime çıkmamıştı ağzımdan, öylece bakakalıp gidişini seyretmiştim. “Dur nereye”? Bile diyememiştim ardından…</p>
<ul>
<li>Geldim işte bre. Sonunda kalamarını pişirdim koydum önüne, beyin salatasını da yaptım, artık bir şey istemez herhalde. Tek başıma yetişemiyorum bre, bu da başımın etini yer her gece. Karısı Eftalya çekti gitti, dayanamadı kadın bunun eziyetlerine. Pek titizdir. Yemeği, ütüsü, evin içi derken kadın bir de her akşam burdan toplar götürürdü eve. Yazık taşımazdı sarhoşu, biz girerdik koluna, sonunda bastı tekmeyi çekti gitti…</li>
<li>Haminnem gibi öyle mi?</li>
<li>Haminnen çok güzel bir kadındı, Sancaktar Ağa gibi boylu poslu, sarışın mavi gözlü bir fidandı. O da öyle sırtlayıp götürürdü koca adamı. Bazı kere birlikte içerlerdi, haminnenin sesi bir güzeldi ki sorma. Bakma sen, o da âşıktı Sancaktar ağaya… Öfkeli adamdı deden. Öfkesinin önünde kimse duramazdı, bir boğanın önünde nasıl durulmaz, dedenin de önünde durulmazdı… İşte aynen öyle…</li>
<li>Haminnem de duramadı öyle mi?</li>
<li>Duramadı. Kim olsa duramazdı. Yoksa iki yavrusunu, canı kadar sevdiği kocasını ardında bırakır da gider miydi? Nerdedir, kimledir hiç bilinmedi… Bakma sen o çıkan dedikodulara, yok zengin bir herife kaçmış falan… Yalan! Uydurma! Paraya pula bakacak kadın değildi o. Her şeyi, kendini terk etti gitti. Sana bir sır vereyim mi? Ben âşıktım gizliden haminnene, ilk kez birine söyledim ha! Onca yıl sonra… Hiç evlenmedim. Evlenemedim. Bende bir resmi var bilir misin? Göstereyim ister misin? Ağlama bre, dur ağlama getireyim hemencik…</li>
</ul>
<p>Bu nasıl bir hikâye böyle! Haminnemin resmini göreceğim!</p>
<ul>
<li>İşte bak! Sen fotoğraf sandın be… Ha, değil! Ben çizdim onu hem kâğıda karakalemle, hem kalbime canımla bir… Mühürlüdür o günden beridir bu can bu tende bre… Demek bunca zaman beklediğim senmişsin çocuk… Böyle dediğimi kızma ha! Kendi torunum gibi gördüm seni… Değil mi ki Canfidanın torunusun, benim de torunumsun…</li>
<li>Canfidan mı? Cavidan değil miydi haminnemin adı?</li>
<li>Değil! O nüfustaki adı. Kırım harbinden sonra onca yolu yürüyerek gelmişler bu vatana. Onca çile… Burası hepimizin vatanı çocuk… Sen, ben, biz, hepimiz, biriz… Neyse konuşturma şimdi beni… Asıl adı Canfidan, burada olmuş Cavidan…</li>
<li>O biliyor muydu âşık olduğunuzu?</li>
<li>Biliyordu bence, ama hiç gelmedi dile… Zaten ben çocuktum o koca evli barklı, çocuklu kadındı… Hem de Sancaktar Ağa’nın kadını… Bizim ne haddimize… Bizimkisi öyle uzaktan, Mecnunun Leyla’yı sevdiği gibi…</li>
<li>Peki ya dedem o biliyor muydu?</li>
<li>Yok, kimse bilmedi bazen ben bile unuttum onu sevdiğimi. Bak şu camdan kapının dışında bir ağaç var gördün mü? Ben oyum işte… Yalnız Çınar! Benim kendime taktığım ad… Bazı adamlar öyledir, bilirsin… Yalnızdırlar, etraflarına baksan peh! Bissürü insan, ama onlar yalnız yaşar, yalnız ölüler… Bir başlarına taşırlar koskoca dünyayı da, hiiiiç ses etmezler. Sanırsın umursamaz, bencil, öfkelidirler… Ama aslında sadece yalnızdırlar… Yapayalnız&#8230; Dur şu babadan kalma tozlanmış gramafonu çalıştırayım, gerisini sana o anlatsın…</li>
</ul>
<p style="text-align: center;">Rûzgâr kırdı dalımı<br />
Ellerin günâhı ne<br />
Ben yitirdim yolumu<br />
Yolların günâhı ne</p>
<p style="text-align: center;">Hep yâr peşinden koştum<br />
Ben küstüm ben barıştım<br />
Kendim dillere düştüm<br />
Dillerin günâhı ne</p>
<p style="text-align: center;">Ne kış dedim ne bahâr<br />
İçtim sabâha kadar<br />
Erken ağardı saçlar<br />
Yılların günâhı ne.</p>
<p style="text-align: center;">Beste: Selâhattin Erköse<br />
Güfte: Fuat Edip Baksı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Yalnız Ağaç</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yalniz-agac/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12019</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 29 Nov 2017 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[is there anybody out there]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[The Wall]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11894</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaybolmak yaşarken daha, Güpegündüz silinmek hafızalardan, Sil baştan başlamak hayata! Mümkün olsa… Bırakıp gidemeyeceğimi bile bile çaresizliğimle dolaşıyorum hiç bilmediğim sokaklarında bu kentin… Kimsesizler gibi parklarında yatıyorum üç gündür bir çatının sıcaklığından uzakta… Kayboldum sevdiğim ve sevmediğim bütün yüzlerin kırışıklığında. Kulaklarımda sesleri çınlıyor hâlâ… Gözümü kapattığımda yuvarlanıyorum sonu olmayan bir çukurdan tepetaklak aşağıya… El ediyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaybolmak yaşarken daha,</p>
<p>Güpegündüz silinmek hafızalardan,</p>
<p>Sil baştan başlamak hayata!</p>
<p>Mümkün olsa…</p>
<p>Bırakıp gidemeyeceğimi bile bile çaresizliğimle dolaşıyorum hiç bilmediğim sokaklarında bu kentin… Kimsesizler gibi parklarında yatıyorum üç gündür bir çatının sıcaklığından uzakta… Kayboldum sevdiğim ve sevmediğim bütün yüzlerin kırışıklığında. Kulaklarımda sesleri çınlıyor hâlâ… Gözümü kapattığımda yuvarlanıyorum sonu olmayan bir çukurdan tepetaklak aşağıya… El ediyor birisi, çıkmak için uzatıyorum elimi tekrar itiyor beni, kahkahalarında boğuluyorum… Sarı bir ışık yanıyor cılız, o tarafa yürüyorum…</p>
<p>Güneş battı, evler ışıklarıyla aydınlandı… Akşamın serinliği yaladı geçti yanaklarımı, çocukluğumdaki okul dönüşleri gibi sevinç kapladı her yanımı&#8230; Bir yuvanın sıcaklığındaydı anılarım, babamın sesi annemin ıslak nefesi geldi oturdu boğazıma, düğümlendi boğazım&#8230;</p>
<p>Ayağıma takıldı minicik bir sokak kedisi… Kucağıma aldım, üşümüş. Yok ki benim sana verecek sütüm. Anneni mi kaybettin benim iki gözüm? Yoksa sevgisizlikleriyle seni de mi sokağa attılar?  Yok mu senin de kardeşin? Benim sana verecek sevgimden başka neyim var? Isındın mı göğsümün üstünde? Yüreğimin yarasını duydun, acısını hissettin değil mi sen de? Şuncağızı bile sevmekten uzak bir güruh yaşıyor şu koca kentte… Varsa yoksa korunaklı şatolarındaki dere beyliklerini sürdürme telaşı… Aman düzenleri bozulmasın, eksilmesin cüzdanlarındaki para sakın! Bir lokma ekmek için sürdürülen onca tantana…</p>
<p>Saçma!</p>
<p>Her şey bir oyundan ibaret kim çıkarsa bu oyunun dışına fırlat at sokağa…</p>
<p>Soru sorma! Sorgulama! Soysuzluğa ey başını, sakın ha titanların hükümranlıklarından ayrılma! Kendini yarı tanrı sayanların uygarlığı bu işte… Hapsoldukları rollerinde prangalarla bağlılar köleliklerine…</p>
<p>Ziyandalar!</p>
<p>Bilmiyorlar!</p>
<p>Göz alabildiğince geniş bahçelerinde içkilerini yudumlarken servis ediliyor her gün beyinlerinden kalplerine kokuşmuş sahte hezeyanlar… Kim sahici? Onlar mı biz mi? Kim yabancı bu evrene? Onlar mı biz mi daha yakınız insanlığın özüne? Çoktan ayaklar altına aldınız onurunuzu, her an damlamakta toprağa kanınız, ağlıyor bir köşede utancından insanlığınız&#8230;</p>
<p>Beş paraya sattınız vicdanlarınızı. Hırsınızdan hırsızlığa doğru durmadan yol aldınız. Kimse durduramadı sizi, önünüze ne çıktıysa savurup bir kenara attınız… Bakalım daha kaç gün kaç gece sallanacak veballerimiz üzerlerinizde… Uyuyamayacaksınız gözlerinizi ne kadar da yumsanız. Kâbusunuz olup çörekleneceğiz başınıza. Usulcacık kaçacak dilinizin ucundan sakladığınız yalanlarınız… Saklanacak bir yer bulamayacaksınız, fare delikleri bile kabul etmeyecek sizi. Kendi karanlığınızla boğulacaksınız yüzdüğünüz sığ sularda… Biz aç olduğumuz için siz toksunuz o duvarların ardında…</p>
<p>Öf be kedicik, açlık başıma vurdu benim, söylettin beni kötü kötü akşam akşam… Oysa şimdi sıcacık bir mercimek çorbası ne iyi giderdi değil mi? Sıktın mıydı limonu içine kaşık kaşık içersin, mis gibi karabiberi de üstüne dökersin… Hele fırından çıkmış taze pideyle, yumul yumulabildiğince… Zil çalıyor karnım… Üç gündür bir lokma geçmedi kursağımdan…</p>
<p>Mutfaklardan kokular sızıyor dışarıya, hangi evde ne yemek piştiğini söylüyorlar bana… Biz dışardayız, onlar içerde&#8230; Ve hiç bir zaman içerde olamayacağımızı vuruyorlar yüzümüze&#8230; Alıyor musun sen de kokuyu? Hamsi kızartıyorlar işte şu evde. Bak! Pencereyi açmışlar kokusu sinmesin diye evlerine… Oysa balık kokusu çıkmaz öyle kolay kolay, hele kızartırsan tavada, sirkeli su kaynatsan da çıkmaz çoğu kere… Akşam yemeği çıktı sana kedicik, şanslısın gene… Hadi koş açık duran pencereye, insaflıysa ev sahibi, bu akşamlık açlıktan kurtuldun bile…</p>
<p>Rahmetli dedem sirkeli su hazırlattırırdı haminneme, tuttuğu balıklarla ne zaman eve gelse, haminnem romatizmalı bacaklarını sürüye sürüye kaynatırdı suyu… Balığa çıktığı günler sokağın başında beklerdim dedemi. Bilirdi köşe başını tuttuğumu, sözde saklanırdım ben de oyun olsun diye… Yakalandığımda saçımdan öper, elime tutuştururdu helva kabını… Ceplerime çok sevdiğim kuşlokumlarını gizlice koyar ‘hadi bir an evvel varalım eve’ diye koştururdu beni. Eve varınca da doğru tavan arasına çıkardım. Renklerine göre seçerek yerdim lokumlarımı basma minderlerimin üzerinde… Önce yeşilleri, sonra turuncuları, kırmızıları, en son limonlu sarıları yerdim… Sarıyı ne çok severdim… Belki de bu yüzden kapımızın önünde açardı baharda nergis soğanları…</p>
<p>Sarı Sarı açarlardı… Kokusuyla bütün mahalleyi sararlardı… Sokağa girenler soluğu bizim kapının önünde alırlardı… Keskin ıtırlı kokusunu sevmezdim nedense, ama renklerine bayılırdım. Yeşil kılıç yapraklarının arasındaki dimdik duruşlarına, uzun boylarına ve kendini beğenmiş havalarına adeta âşık olmuşçasına hayran baka kalırdım… Çok kısa ömürlü olmalarına bir türlü alışamamıştım. Ne zaman yapraklarını döküp ölseler, hıçkıra hıçkıra ağlardım. Bir sonraki baharı beklemek zulüm gelirdi bana. Bir hikâye uydurmuştum avutmak için kendimi…</p>
<p>Karanfillerin kokusu mest ederdi beni. Öyle mütevazıydı ki duruşları, incecik saplarında eğik boyunlarıyla dik duramazlardı ya bir türlü üzülürdüm onlar için, ama uzun yaşarlardı… Üstelik yeniden yeniden açarlardı…</p>
<p>Karanfil kokan nergis bahçelerim olsun isterdim… Alabildiğince büyük olan bahçemde sarı renklerinin içinde kaybolup gideceğimi, kalın saplarının altına saklanıp hiç bitmeyecek yiyeceklerle orda öylece yaşayacağımı düşlerdim. Karanfil kokan nergislerim hiç ölmeyecekler, beni bırakıp hiç gitmeyeceklerdi… Karanfiller gibi yeniden yeniden açacaklar, o dik duruşlarıyla beni hep kendilerine hayran bırakacaklardı…</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kaybolmak yaşarken daha,</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Güpegündüz silinmek hafızalardan,</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sil baştan başlamak hayata!</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Mümkün olsa…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11989" aria-describedby="caption-attachment-11989" style="width: 416px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg"><img class="wp-image-11989" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=416%2C416" alt="Nergis Olamayan Karanfiller" width="416" height="416" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/9549762002994.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11989" class="wp-caption-text">Nergis Olamayan Karanfiller</figcaption></figure></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/aHN6AViJAvI?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Karanfil Kokulu Nergis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-karanfil-kokulu-nergis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11894</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[David Bowie]]></category>
		<category><![CDATA[kurt cobain]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[nirvana]]></category>
		<category><![CDATA[Prometheus]]></category>
		<category><![CDATA[the man who sold the world]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11695</guid>
				<description><![CDATA[<p>İlk bakışta değil, Son bakıştadır aşk. Yani ayrılırken, sana nasıl bakıyorsa, O kadar sevmiştir seni&#8230; Nazım Hikmet Ran Ne zaman ki yolum o köşe başından parka doğru inen yokuşa varsa, adımı taşıyan sokak levhasını görüp gülümserim her defasında. İçim bir hoş olur, istisnasız kalbim hızla çarpar, gözlerini görmeyi, ilk karşılaştığımız duvarın dibindeki o ana geri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İlk bakışta değil,<br />
Son bakıştadır aşk.<br />
Yani ayrılırken, sana nasıl bakıyorsa,<br />
O kadar sevmiştir seni&#8230;</em></strong></p>
<p><strong><em>Nazım Hikmet Ran</em></strong></p>
<p>Ne zaman ki yolum o köşe başından parka doğru inen yokuşa varsa, adımı taşıyan sokak levhasını görüp gülümserim her defasında. İçim bir hoş olur, istisnasız kalbim hızla çarpar, gözlerini görmeyi, ilk karşılaştığımız duvarın dibindeki o ana geri dönmeyi isterim umutsuzca… Beni fark etmemiş olmana aldırmam, ciddi adımlarla yürüdüğün halin gelir gözlerimin önüne. Seni kaybetmemek için koşturuşumu görürüm ardından… İyi ki takılmışım derim peşine, yoksa hayatımın akışını değiştirecek o üç günü yaşayamadan göçüp gidecekmişim bir başıma…</p>
<p>Sırtındaki kamburu daha o gün, ilk bakışta fark etmiştim. Bunu sana söylemedim. Hiç fark etmediğimi söylediğim yalanını da bunca yılın sonrasında itiraf ediyorum işte&#8230; Seni kusursuz görmek istemişim olmalıyım… Oysa sağ kürek kemiğinin üzerinde küçük bir tepecik yapan kamburun, haki asker kabanının altına saklanmış, sol omzunda taşıdığın gitarın onu daha da öne çıkartmıştı… Başın önünde yürürken hızlı hızlı sallanan sağ kolun yana kaykılıyordu, arada sırada sendeliyordun, bozuk yolun çukurlarından kaçmak için zıplayarak yürüyordun.</p>
<p>Kabanınla uyumlu haki renkli berenin altından sarkan kıvırcık kumral saçların, aslan yelesi gibi savruluyordu, sırtını gördüğüm bu görüntünün yüzünü görmek isteğime engel olamadan takıldım peşine. Aynı konseri izlemeye gidiyor oluşumuzu düşledim nedense&#8230; Yıllardır beklediğim beyaz atlı prensim sendin belki de&#8230; Perçemlerin öyle uzundu ki yüzünü görmem mümkün değildi. Kulaklık takıyordun, kulaklıktan ses dışarıya çıkıyordu ama sen kendi sesinden başka hiçbir şeyi duymuyor, boyuna şarkıyı mırıldanıyordun…</p>
<p>Vapur iskelesine geldiğimizde seni kaybetmemek için adımlarımı hızlandırdım. Lülelerinin altındaki gözlerini görmek istiyordum, çok istiyordum, neden bilmiyordum. Sonbaharın en güzel günlerinden biriydi pastırma yazından kalma… Hava serindi. Güneşin sıcaklığını hissedeceğimiz birkaç kısa günden birini kaçırmadan, yüzümü güneşe verip bir kertenkele gibi ısınmak ne güzel olur diye içimden geçirmiştim ki, güvertede buldum kendimi&#8230;Senin tam karşında…</p>
<p>Balıkçıl yaka siyah bir kazak giymiştin, uzun kumral saçlarının altındaki yeşil gözlerini işte tam da o an fark ettim… Sanki biliyormuşum gibi ‘evet!’ dedim içimden… Zaten başka türlüsü olmazdı ki… Beni görmen için bir şeyler yapmalıydım. Kendi iç dünyana öyle kapanmıştın, dış dünyaya öyle yabancıydın ki, seni koparıp almak ve kendi içime saklamak arzusuna engel olamadım. Yüzün hep yere bakıyordu, sanki güzelliğinden utanıyordun. Kirli sakallarının altındaki teninin beyazlığını görebiliyordum. Başka hiçbir kız bakmazdı belki yüzüne, annem olsa ‘ ne bu böyle saç sakal karışmış birbirine’ derdi, ‘kız mı oğlan mı belli değil’… Benim içinse sen, dünyaya başka gözlerle bakan gizemli biriydin. Bulmaca çözmek gibi heyecan verici, şaşırtıcı ve çok çekiciydin&#8230;</p>
<p>Karşında oturduğumu fark etmedin, beni adeta görmezden geldin. Ben de kaset çalarımı çıkarıp çantamdan senin az önce dinlediğin şarkıyı açtım, kulaklıklarımı takıp dinlemeye başladım. Senin gibi davranacaktım, hiç görmemişim gibi yapacak, hatta kitabımı çıkarıp göz ucuyla sana bakmaya devam ederken okumaya başlayacaktım. Kaldırıp başını denize bakman uzun sürmedi, döndün yüzünü, rüzgâra verdin saçlarını, güneşin altında altın renginde parlıyorlardı&#8230; Ben de kaldırdım başımı, bir heykel gibi duruyordun işte tam karşımda…</p>
<p>‘Prometheus!’ dedim aniden… Biraz yüksek sesle söylemiş olmalıydım ki dönüp bana baktın… Kızardı yanaklarım, gözlerini gözlerime dikip gülümsedin, içimden ılık ılık akıp geçtin… Zeus’tan ateşi çalan, insanlığın bekasını sağlayan ilk devrimci Prometheus  gibiydin… Tanrılara karşı gelen bir kahraman&#8230; Zeus&#8217;un çarmığa gerip her gün bir kartala yenilenen karaciğerini yedirttiği işkenceye uğramış Prometheus&#8217;tun artık, benim kahramanımdın&#8230; Gülümseyişine, gülümsememle cevap verdim. Kulaklığını çıkarttın, bana da çıkartmam için elle işaret yaptın. Çıkarttım hemen kulaklığımı…</p>
<ul>
<li>&#8221; Bu kadar yüksek sesle müzik dinleme&#8221; dedin samimi sıcacık sesinle…</li>
<li>&#8221; İşitme kaybına neden olur ilerde.&#8221;</li>
</ul>
<p>İşte kahramanım beni korumaya başlamıştı bile&#8230; Daha ilk cümlenle beni kendine hayran bırakmıştın. Sanki tanışıyorduk kadim zamanlardan, Olympos dağında eksik kalmış bir aşkı yaşıyorduk? Rüya gibiydi her şey, kalbimin çarpıntısına aldırış etmeyip kaptırıp kendimi gözlerinin ışıltısına&#8230;</p>
<ul>
<li>&#8221; Klasik gitar mı çalıyorsun&#8221; diye sordum sana…</li>
<li>&#8221; Hayır! Akustik gitar&#8221; dedin. İşte o anda sana âşık oluvermiştim…</li>
</ul>
<p>Vapurdan inene kadar neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum bile, her şey o kadar güzeldi ki kanatlanmış bir güvercin gibi uçuyordum mutluluktan. İlk görüşte aşk bu olsa gerekti… Sana neler anlattım neler kim bilir? Az konuşuyordun ama sen de gözlerini benden alamıyordun. Vapur Karaköy iskelesine yanaştı, en son biz indik vapurdan. Ve Galata’ya doğru yürümeye başladık… İkimiz de aynı konsere gidiyorduk, bu inanılmazdı! Mucize böyle bir şey olmalıydı&#8230;</p>
<p>Filmlerde izlesem saçma bulurdum, senaryoyu yazanların abarttıklarını düşünürdüm. Ama işte gerçekti, karşımda duruyordu ve bu mutluluğu yaşayan bizzat bendim…</p>
<p>Galata Kulesi Sokak Şenlikleri vardı, üç gün üç gece süren… Yerli ve yabancı birçok grup müzisyenin konserlerine gelen gençler, kule dibinin kahvelerinde oturacak yer bırakmamışlar, kaldırımlara, hatta sokağa taşmışlardı.</p>
<p>İkimiz de daha önce çıkmamıştık Galata Kulesine. Konserin başlamasına epeyce zamanımız vardı. İstanbul’a seninle Galata Kulesinden bakmak müthiş bir fikirdi… Manzara mı büyülemişti beni sen mi bilemiyorum? Ayaklarım yerden kesilmişti. Bir sanat tarihi öğrencisi olarak kule hakkında bildiklerimi anlattım sana. Hezarfen Çelebi gibi uçmak üzereydim, bir kanatlarım eksikti&#8230; Çevremizdeki turistlerin fotoğraf çekiyorlardı durmadan, el ele göz göze hallerinden, birbirlerine sarılıp öpüşmelerinden, bizi de sevgili sanmalarına gülüştük… Sonra birden elimi tuttun ve beni oracıkta öptün…</p>
<p>Sevgilim oldun, kaşla göz arasında, böyle bir anda&#8230;Seni bırakmak istemiyordum korkuyordum yitirmekten. Sıkı sıkı tuttum elini&#8230; Kaybolacakmış gibiydin&#8230;Birbirimize hiçbir söz vermedik, hiçbir beklenti içinde olmadık… Hiç soru sormadık&#8230; ‘Zaman çok kısa’ demiştin, ‘Bırak da yaşayalım…’</p>
<p>Üç gün üç gece konserleri izledik seninle, cebimizdeki paramız bitince gitarını kılıfından çıkarıp çalmaya başlıyordun istiklal caddesinde… Kurt Cobain intihar edeli bir kaç ay olmuştu şunun şurasında. Nirvana&#8217;nın şarkılarını ezbere çalıyordun… Başımızda durup bizi dinleyenlerle sohbet ediyordun&#8230;Müzik hakkında ne çok bilmediğim şey varmış meğerse&#8230; Bambaşka bir dünyanın ortasında bulmuştum kendimi. Bambaşka insanlar tanıyıp, başka serüvenlere doğru yol almıştım&#8230; Senin sevgilin olduğum için çok şanslıydım…</p>
<p>Üçüncü günün akşamında son konser bittiğinde, Galata’nın sokağında bana özel konser verdin. Bir şey anlatmaya çalışıyordun sanki… Ağlıyordun bir yandan, sözler çok zor çıkıyordu ağzından… En sevdiğim şarkıyı söyledin bana… Sonra kulağıma eğilip ‘Seni Seviyorum’ dedin…</p>
<p>Bunun veda olduğunu anlamıştım… Hiçbir şey sormadım, öyle anlaşmıştık çünkü… Bana simitle beslediğimiz kumruları göstererek ‘ Kumrular tek eşlidir’ demiştin… Onu hatırlattın,</p>
<ul>
<li>&#8221; Unutma, kumrular tek eşlidir &#8220;dedin bir kez daha</li>
</ul>
<p>Ne zaman penceremde yuva yapan kumruları izlesem, David Bowie&#8217;nin &#8216;The Man Who Sold The World&#8217; şarkısını mırıldanır dururum… Nirvana&#8217;nın yorumuyla, kulaklarımda notaları dönerim tekrar anılarıma&#8230;</p>
<p>Biliyorum ki kumrular tek eşlidir nasılsa !</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/fregObNcHC8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Penceremdeki Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-penceremdeki-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11695</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 05:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11589</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gelirken gördüm onu; üzerinde suskun bulutların izleri vardı. Elimi uzatsam, konsa parmağımın ucuna uçup gidecekti bakmadan ardına&#8230; Serçe ürkekliğindeydi gözleri, duydum yüreğimin atışında yüreğindeki o derin sevgiyi&#8230; Yalnızdı. Umutsuz değildi asla, kırılmış sırça kanatlarının altına sakladığı ışıltısını hiç kimse görmemişti daha… Hüzünlü bakışlarını gizleyip eğdi başını usulca, gözlerimiz birbirinden ayrı düştü… Sevilmeyi bekleyen çocuksu adımlarıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gelirken gördüm onu; üzerinde suskun bulutların izleri vardı. Elimi uzatsam, konsa parmağımın ucuna uçup gidecekti bakmadan ardına&#8230; Serçe ürkekliğindeydi gözleri, duydum yüreğimin atışında yüreğindeki o derin sevgiyi&#8230; Yalnızdı. Umutsuz değildi asla, kırılmış sırça kanatlarının altına sakladığı ışıltısını hiç kimse görmemişti daha… Hüzünlü bakışlarını gizleyip eğdi başını usulca, gözlerimiz birbirinden ayrı düştü… Sevilmeyi bekleyen çocuksu adımlarıyla hızlı, kararsız geçip gitti nefesimden… Üşüdüm birden!</p>
<p>Gelirken gördüm onu; gülümseyişini gördüm çok uzaktan. O görmedi, yanımdan umarsızca geçerken fark etmedi beni… Duruşunda gizleyemediği sevdalarını izledim birer birer, dimdik omuzlarında taşıyordu çektiği acıların izlerini. Yakalamak için açtım avucumu, damladı ilk aşkından kalan gözyaşı… Elinden tutmuştu sevdiğinin, Arnavut kaldırımlarında yürümüşlerdi kordon boyunda, neşeli kahkahalarıyla gelip oturmuşlardı sahildeki banklara… Piyasa caddesini yaz âşıkları süslerdi, uzanırdı Sarıyer’e kadar boylu boyunca…</p>
<p>Gelirken gördüm onu; geniş kemerli burnunun üstündeki cam çerçeveden bakan, çapkın gözlerinin içindeki gizemli maviliği gördüm… Denize dalardı ansızın insan, ürperirdi teni o bakışa. Dibe doğru çekerdi seni, çıkamazdın su üstüne bir daha… Boğulmak vız gelirdi enginliğinde denizinin… Soğuğuna alışınca üşümeye aldırmadan atardın bir kulaç, bir kulaç daha… Kapılıp akıntıya, karaya çıkmayı ummadan, ummanda gözden kaybolup giderdin…</p>
<p>Aldanışını gördüm, en sevdiğine canını verebilmenin erdeminde asılı kalmış düş kırıklığında buldum onu; sabahın serinliğinde… Boğazın sularına kendini atmayı bekliyordu, bir kurtaran olmasın diye dua ediyordu. İyi yüzdüğünü bile bile yitip gideceğini zannediyordu. Bir balıkçı motorunun onu fark edeceğini aklına getirince, ölmekten umudunu kesiyordu. Sonra salkım söğütlerin altında verdiği sözleri hatırlıyordu. O aşk dolu sözcüklerle yüreğinde yeniden sevda ateşi tutuşuyordu. Beyaz tenindeki parıltıyla uyandığı sabahlara geri dönüyordu, hani yorganı bırakmak istemediği, onu sevdiğini en çok söylediği sabahlara… Artık yanında olmasa da sevgisi yeterdi nasılsa. Dünya onun için ayaklarının altında savaşan bir nefer değil miydi? Altından tahtına kurulmuş taçsız kraldı sevdiğinin gözünde, bu ona yeterdi&#8230;</p>
<p>Gelirken gördüm onu; yanımdan geçmeden daha hayatını izledim bütün ayrıntılarıyla. Ne yaşadıysa hepsini bildim, birlikte yaşamıştık ne de olsa… O beni bilmese de ben onu bilirken o benden çok uzaktaydı…</p>
<p>Öyle genç, öyle hırslıydı ki Büyükdere’nin bütün ahşap evlerinde o yaşamıştı sanki. Çocukluğunun merdivenlerini tırmanıyordu attığı her adımda, trabzanları minik elleriyle tutup, basamakları sayarak çıkıyordu en üste; hep en üstte olmayı seviyordu… Küpeşteye oturup kayıyordu sonra bir daha sil baştan aşağıya… Düşe kalka büyür ya çocuklar, düşmeyi öğreniyordu, diz kapaklarının ağrısından geceleri uyuyamıyordu… Ben biliyordum çektiği sıkıntıyı, yumruklarken oracıktaydım diz kapaklarını. Yastığının kenarına düşerdi gözlerinden incecik damlaları… Hiç sesi çıkmazdı, kimse bilmezdi hastalığını…</p>
<p>Ayağını kıracaktı bir günde, yine de korkusunu yenercesine korkuluklardan korkmayarak inadına çıkacaktı en tepesine… En tepede olmak tek hayaliydi onun. Annesinin bağırışlarına aldırmayarak, öz güvenine sıkı sıkı sarılarak kendini boğazın sularına bırakacaktı. ‘Yüzmeyi öğrenmek için atlamalı’ diyen babasını haklı çıkartarak, korkusuzca yüzecekti dalgalara karşı… Hayatla dalga geçmeyi çok seviyordu, ölüme razı oluşuyla adeta ölüme meydan okuyordu… Çocukluğunun cesaretine sığınıyordu, korkacağı günler gelecekti bir gün nasılsa…</p>
<p>Büyüdüğünde, bu büyük şehrin büyük esaretinde, kendinden kendine bulamadığı cesaretiyle kaybolacaktı ara sokaklarda… Sığındığı merdiven altlarındaki köpeklerden kaçacaktı ilkin, ağlayacaktı köşe başlarında, kimse olmayacaktı yanı başında. Sevgisini delik ceplerine dolduracaktı, attığı her adımda ardında izler bırakacaktı… Çekirdek çitler gibi sevgisini dişlerinin arasında ezip, kabuğunu Galata köprüsünden denize atacaktı… Bir oltanın ucuna takılacaktı bir gün, balık avlamaya çıkacaktı ama kendisinin av olduğunu çok sonra anlayacaktı… Bakkaldan aldığı misinanın ucuna kurşunu bağlayıp, boğazın sularında dertlerine derman arayacaktı. Yakaladığı istavritleri yeşil plastik leğenine koyacak, evin yolunu tuttuğunda mutluluğu daim olacaktı. Okuldaki gülümseyen kızın gözlerinde sevdasının ilk ışıklarını bulacak, ama bir serap olup kalacaktı ettiği teklif, alay edecekti kız üstelik abisinden bir ton dayak yiyecekti. Kırılan kabuğuna aldırmadan yürüyen salyangoz kibriyle gittiği yoldan dönmeyecekti asla… Gururla devam edecekti yoluna, hep hatasız olduğunu düşünecekti… Başkalarının kusurlarında var olmak varken, kendi yanlışını aynada nasıl görecekti? O hep en zirvedeydi…</p>
<p>Geceleri bir başına yürüyecekti sokaklarda, elleri ceplerinde kendi şarkısını arayacaktı adının baş harfine gizlenmiş notalarda… Bir ney sesi gelecekti uzaktan, nereden geldiğini bilmeden o sese doğru yönünü değiştirecekti… Duyduğu sesin kendi sesi olduğunu anladığında ise yolun sonuna geldiğini fark edecekti, adının anlamını ancak o zaman öğrenecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Adım Adım Adıma Doğru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-adim-adim-adima-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11589</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Oct 2017 06:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11414</guid>
				<description><![CDATA[<p>Rüzgâr kırdığı daldan af diler mi hiç? Dileseydi nerde kalırdı onun rüzgârlığı? Esip gürlemek değil mi onun vazifesi? Öyleyse neden küsüp hayata sus pus oturuyoruz sürüklediği için bizi oradan oraya? Nereye konduysak oradan başlamalıyız yenilenmiş bir halde yaşamaya… Suyumuz kuruyup kabuğumuzdan çekildiği ana dek devam etmeliyiz hiç durup dinlenmeden nefes verip; soluk almaya… Bir kauçuk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Rüzgâr kırdığı daldan af diler mi hiç? Dileseydi nerde kalırdı onun rüzgârlığı? Esip gürlemek değil mi onun vazifesi? Öyleyse neden küsüp hayata sus pus oturuyoruz sürüklediği için bizi oradan oraya? Nereye konduysak oradan başlamalıyız yenilenmiş bir halde yaşamaya… Suyumuz kuruyup kabuğumuzdan çekildiği ana dek devam etmeliyiz hiç durup dinlenmeden nefes verip; soluk almaya…</em></strong></p>
<p>Bir kauçuk yaprağı olarak gelmiştim dünyaya. Büyük bir ağacın dalında falan değil, küçük bir saksının toprağındaydı evim. Sevilmeyi, özlenmeyi iyi bilirdim. Yazları bizi verandaya çıkaran ev sahibemi pek severdim… Güneşin dik gelmeyen ışıklarına kendimi bırakır koca bir yazı pencerenin altındaki gölgelikte, sevdiklerimle birlikte huzurla geçirirdim. Kışın bizi, salonun geniş camlı penceresinin köşesindeki kadife perdenin yanı başına oturturdu ev sahibim.  Gösterişli parlak yapraklarımızla gelen misafirlerin gözlerini süslemek için beklerdik, ihtişamlı gövdemizin üzerine aldığımız övgülerle vaktin nasıl geçtiğini bilmeden yaşayıp giderdik…</p>
<p>Öyle çok kardeşim vardı ki! Sıcak yaz günlerinin akşamüzerleri, bahçe sulanırken ağustos böcekleri gibi biz de neşe içinde kendi şarkılarımızı söylerdik… Çay bardaklarının kaşık sesleri karışırdı müziğimize, orkestramıza eşlik ederlerdi ama duymazdı sesimizi hiç kimse…</p>
<p>Bir gün ev sahibem uzayan dallarımızı kesti, başka bir saksıya dikmek için suya koyup köklenmesini bekledi… Yavruladı böylece büyük kauçuk ailem, çoğaldık. Baba evi saksıda ise biz, bize kaldık… Kurumaya yüz tutan yaprakları ayırdı birbirinden, bahçeye fırlattı. Yaşlanmış yapraklara düştükleri toprakta gübre olmayı umut etmek kaldı…</p>
<p>Ben gençtim daha yeni yetme bir filiz idim. Giden yaşlı yapraklara ne kadar üzülsem de güvendiğim gençliğimle olan biteni çarçabuk unutuverdim. Dönüp bakmadım bir daha onlardan yana… Her akşamüzeri yaptığım gibi şarkılarımı söyleyip diğer yapraklarla birlikte çokça eğlendim.</p>
<p>Bir gün komşunun kedisi Sarman bizim verandaya girdi. Ev sahiplerim yoktu evde, sıkışıp kalınca küçük yaramaz kedi, ne var ne yoksa her şeyi dağıttı devirdi. Korkusundan bir köşeye sığındı, beklemeye başladı. Akşam olup da gelenlerin sesini duyunca öyle bir sıçradı ki bizim evimizi, saksımızı, düşürüp betona kırdı… Dağıttı yuvamızı… Ailemizi koparıp attı, her birimiz bir yana saçıldık. Öyle ayrı düştük ki sabaha dek bekledik soğuk beton zeminde, sesimizi bir duyan olmadı… Mevsim sonbahardı, verandanın kapısı kapalıydı artık . Yağmurlara dayanan genç bedenim rüzgârlara sığındı ama bir gün çıkan fırtınada uzak diyarlara doğru uçtu gitti…</p>
<p><cite><em>Büyüyememiştim daha, serpilip gelişemeden doyasıya, parlak yapraklarımı sergilemek hevesiyle yatıyordum boylu boyunca bilmediğim ıslak toprağın koynunda…  Kavuşamayacağımı anladığımda eski mesut günlerime, büküp boynumu razı oldum kaderime. Bıraktım kendimi hayatın akışına, yumdum gözlerimi daldım bir derin uykuya. Acıyla uyandım uykumdan bir gün, sanki küçük bir solucan ısırıyordu beni kuyruğumdan. Ölüm çok yakındı, yem olacaktım bir solucanın ısırığıyla yok olacaktım. Derken havalandım birden, bir kuşun gagasında uçuverdim aniden… Nereye gittiğimi bilemeden yol aldım, dağları geçip denize ulaştım. Kondum bir evin çatısına, yuva oldum yeni doğmuş yavruların arasında… Artık yeşil değildi rengim, kurumaya başlayan derim kahverengi olmuştu ve ben ne bir kauçuk yaprağı idim ne de diriydim artık…</em></cite></p>
<p>Bütün umutlarımı kesmiştim yaşamaktan, kuru bir kauçuk yaprağı ne işe yarardı ki? Büyüyen yavrulardan biri gagasına aldığı gibi beni, havalandı ve uçtu uzaklara doğru… Güçlü değildi kanatları, konamadan bir yere <span style="font-size: 14px;">düşürdü gagasından uzayıp giden uçsuz bucaksız kumların üzerine&#8230; </span></p>
<p>Değişti hayatım bundan sonra… Yalnızlığım bitti, çektiğim çileler bir bir unutuldu gitti… Artık beni seven kumların arasında kavruluyorum gün be gün güneş ışıklarının altında… Sertleştim git gide, görmüyorlar kabuğumu, bilmiyorlar bir zamanlar bir kauçuk yaprağı olduğumu&#8230; Şarkı söylüyorum durmadan… Sabahtan akşama kadar güneşin alnındaki kumların acısını dindiriyorum, onları eğlendiriyorum… Alkışlıyorlar beni, biri gidip diğeri geliyor öyle çoklar ki! Kim olduklarının bir önemi yok&#8230; Umurumda da değil zaten kimin gelip gittiği, şarkı söylüyorum ben yalnızca…</p>
<p><strong><em>Unuttum bile çoktan kim olduğumu, tıpkı unutulmuşluğum gibi…</em></strong></p>
<p>Yalnızca inci olmayı bekleyen bir kum tanesi görüyorum uykumda, ne zaman gözlerimi kapatsam düşüme giriyor. Bir tek o hatırlıyor eski halimi, biliyor benim kim olduğumu, yeşil kauçuk yaprağı olarak varmak istiyorum ona doğru. Serin bir esintinin ucundan, uzaklardan çok uzaklardan sesleniyor bana, duyuyorum fakat bir türlü ulaşamıyorum … &#8216;Çal diyor boyuna bana, çal kemanını&#8217;… Uyanıyorum sonra ve başlıyorum tekrar kızgın kumlarda çalmaya…</p>
<p>Beni sorarsanız eğer ‘ <strong><em>Kumsaldaki Keman’</em></strong>  nerede deyin yeter… Hemen bulursunuz, gösterirler yerimi…</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bekliyorum inatla bir gün gelecek diye ‘ Rüyalarımdaki O Son Kum Tanesini ’…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11442" aria-describedby="caption-attachment-11442" style="width: 486px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg"><img class="wp-image-11442" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=486%2C304" alt="" width="486" height="304" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=2560&amp;ssl=1 2560w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=1024%2C640&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/inci-tanesi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 486px) 100vw, 486px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11442" class="wp-caption-text">İnci olmayı bekleyen son kum tanesi&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE / Kumsaldaki Yaprak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kumsaldaki-yaprak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11414</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Oct 2017 21:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11283</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevilmek düşüyle gelmiştim gençliğimin arsız iştiyakına. Serabım şarabımdan güçlüydü yudumlarken acıyı attığım her adımda. Sen !  -ki bakmaya doyamadığım- gözümün nurundan sakındığım-dın&#8230; Düş- tün! Düşlerimden,  Kara saplı nan-kör bıçağınla… Saplandı sırtıma gülüşlerin! Öfkenin dumanında kayboldu sevinçlerim. Kalakaldım elimde bir demet Nergisle, yüzüme çarpılan kapının eşiğinde… Alaylı sözlerin geldi peşim sıra. Bir bir düğümlendi boğazımda söyleyemediklerim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevilmek düşüyle gelmiştim gençliğimin arsız iştiyakına. Serabım şarabımdan güçlüydü yudumlarken acıyı attığım her adımda.</p>
<p>Sen !  -ki bakmaya doyamadığım- gözümün nurundan sakındığım-dın&#8230;</p>
<p>Düş-</p>
<p style="padding-left: 30px;">tün!</p>
<p style="padding-left: 60px;">Düşlerimden,</p>
<p style="padding-left: 90px;"> Kara saplı nan-kör bıçağınla…</p>
<p>Saplandı sırtıma gülüşlerin! Öfkenin dumanında kayboldu sevinçlerim. Kalakaldım elimde bir demet Nergisle, yüzüme çarpılan kapının eşiğinde…</p>
<p>Alaylı sözlerin geldi peşim sıra. Bir bir düğümlendi boğazımda söyleyemediklerim. Sokak kedisi gururumla kaldırımları tekmeledim. Sefaletimi seyrettim camekânların ışığında.</p>
<p>Gecenin soğuğundan değildi titremelerim, hazmedemediğim vefasızlığına nasıl direnseydim? Utandım sevgimin gözyaşlarından, usulca sokuldum koynuna çaresizliğimin&#8230;</p>
<p>Zordur durdurmak vaktin akışını. An be an hiç yaşanmamış gibi damlıyorken ciğerimin ucundan toprağa sızan zaman; bıraktım ben de unutmak sevdasını. Kalsın istedim iliklerimde sırtından vurulmanın sancısı&#8230;</p>
<p>Anılarından sildin hislerini, akmayan gözyaşlarını sildin. Damarlarında dolaşmayan vicdanın, koparıp kendinden kendini, yıkamadığın duvarların içine hapsetti benliğini&#8230; Mahpususun artık  hiç bitmeyecek esaretinin…</p>
<p>Öyleyse korkma bir daha vur hançerini! Gönlümden akan kan değil ki… Kabuk bağlamış yaranın içindeki irindir aç da gör halini… Sensin o işte ! Pıhtılaşmış renginle tanı kendini leş kokundan…</p>
<p>Öyleyse bırak beni boşluğa, savur at küllerimi,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Sallansın gözlerimin vebali boynunun ucunda yağlı bir urgan gibi…</p>
<p>Deniz kumuydum bir zamanlar oysa canların arasında. Camdan kalbimle düştüm ıssız çöl yollarına… Önüne kattı beni bir deli fırtına, sözüm onaydı, geçmezdi bir başkasına… Ardı sıra saf tuttum. Vazgeçtim canımdan, cam olmak için duruldum…</p>
<p><strong><em>Son kum tanesiyim artık ayaklar altında…</em></strong></p>
<p>Yorgun sevdam, dilsiz bir güvercinin kanadında uyuyor mışıl mışıl&#8230; Lâlinden lâl olmuş hallerim yanıp duruyor güneşin ayazında… Susuzluğunla kavrulsam da ey zalim! Bitmesin isterim bana ettiğin zülüm. Ahlarımın çilesi yakın biliyorum… ‘Sakının mahşer gününden’ diyene sarılıyorum… Sakının masumların inlemesinden…</p>
<p>Ben,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ben değilken daha</p>
<p style="padding-left: 60px;">Hamuş kapısına eşik olmuşum&#8230;</p>
<p>Sen,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Vazgeçmişliğinle benliğinden,</p>
<p style="padding-left: 60px;">Gül dereleri bırakıp, sığ suları yalayan beşik olmuşsun…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Son kum tanesiyim, </em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Aşkın nisyanından sararmış dikenli kaktüs dallarında</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Boşluktaki Kum Tanesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-bosluktaki-kum-tanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11283</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Oct 2017 21:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Metallica]]></category>
		<category><![CDATA[Photo/ Matt Rourke-04.28.15 Baltimore]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Çizginin Ötesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Unforgiven II]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11202</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Gelecek diye bir şey yok. Gelmeyecek olan ne varsa, onu sevdik biz.&#8221; SERKAN ÖZEL  ‘Geliyorum bağırıp durma, bıktım her sabah senin tavana çarpıp, camları titreten haykırışlarını duymaktan… Bir gün de güzel bir şeyler söyle be kadın…’ Demek istedim, öyle çok istedim ki… Bitmek tükenmek bilmeyen o sabahları gerisin geriye sarıp, bir filmi yeniden oynatır gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Gelecek diye bir şey yok.<br />
Gelmeyecek olan ne varsa, onu sevdik biz.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>SERKAN ÖZEL</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>‘Geliyorum bağırıp durma, bıktım her sabah senin tavana çarpıp, camları titreten haykırışlarını duymaktan… Bir gün de güzel bir şeyler söyle be kadın…’</p>
<p>Demek istedim, öyle çok istedim ki… Bitmek tükenmek bilmeyen o sabahları gerisin geriye sarıp, bir filmi yeniden oynatır gibi ne var ne yoksa her şeyi en baştan yaşamak istedim. Uyandığımda aldığım derin, taze bir nefes ile ahşap merdivenleri koşarak inmek, alelacele muslukta yıkayıp yüzümü, mutfakta dırdırlanan suratına, içimden geçenleri olduğu gibi söylemek istedim. Karşına dikilip, &#8216;yeter artık ! &#8216; demeyi ölesiye istedim…</p>
<p>Her sabah istedim bunu. O susmadığın sabahlar hep istedim. Hiç susmadığın, o çekilmez sabahlar&#8230; Bugün gibi, &#8216;YETER !&#8217; diye haykıramadığım sabahlar&#8230;</p>
<p>Bildiğim bilmediğim ne kadar kelime varsa hepsini ardı ardına sıraladın yine. Ağza alınmayacak küfürleri ekleyip soluksuz sövüp durdun. Ne seni bir gece yarısı terk edip giden kocan kaldı, ne de hapse düşen hayırsız oğlun… Torunların bile aramadılar seni altı aydır, sövdün onlara&#8230; O gelinin olacak aşüfte gelmedi evine, kim bilir kimin yatağında boynuzluyordu oğlunu… Ona da sövdün. Aptal oğlun sana rağmen almıştı ya o para düşkünü o&#8230;.yu.  Hiç sevmemiştin, kaç kere söylemiştin oğluna hayır gelmez bundan diye, dinleyen var mıydı? Olan olmuştu işte, sonunda çalıştığı şirketi dolandırmıştı, hapiste çürüyordu şimdi… Kızıp duruyordun boyuna, sövdün ona da&#8230; Önüne gelen kim varsa sövüyordun, bir ağız dolusu ileniyordun, bahçedeki tekir kediye bile sayıp döküyordun… Hırsızlığından, uğursuzluğundan soyundan sopundan başlayıp… Her sabah… Hiç susmadan bozuk plak gibi, anlatıp duruyordun. Herkesin gözü senin parandaydı. Bir tek para istemek için uğruyorlardı sana. Para vermezsen göstermiyordu o aşağılık kadın torunlarını sana. Emekli maaşına göz dikmişti bir kere. Oysa sen yıllarca sabahın köründen akşamın bir vaktine kadar fabrikalarda çalışıp hak kazanmıştın o emekli aylığına. Yedirtmezdin kimseye, hele babandan kalma bu evi yakardın da yine de vermezsin onların eline… Söylen söylenebildiğince bir dinleyen buldun nasılsa&#8230;</p>
<p>Her güne ümit yerine bu dırdırla başlamak nasıl bir işkence tanrım? Anlatılır gibi değil, unutup unutup yeniden başlıyorsun, ya da unutmuş gibi yapıyorsun. Her günümü kabusa çeviriyorsun. Bunak olduğunu ilk günden anlamıştım ama hiç önemsememiştim o zaman. Nasılsa kiracıyım diye hiç dert etmemiştim. Bana yatacak bir yer, akşamları da önüme konacak bir kap yemek yeterdi. Gerisinden bana neydi…</p>
<p>Öyle olmadı ama beni kiracı olarak değil kendi evladın gibi gördün zamanla, oğlunun yerine koydun. Yalnızlığımdan faydalanıp yalnızlığına bir köprü kurdun. Yorgun argın gecenin bir yarısı eve döndüğümde seni kapının girişinde bekler bulurdum. Sıcak bir tas çorbayı koyup önüme giderdin, sonra benimle oturmaya başladın mutfaktaki tahta iskemlenin üzerinde, ekmek iliştirdin yanına, bir de sohbeti katık ettik uzun bir süre sonra… Acıdım sana, yalnızlığına, çektiklerine üzüldüm… Kimsesizliğin kimsesizliğim oldu paylaştık acılarımızı, kardık sevgi yumağını birbirimize, destek olduk kötü günlerimizde…</p>
<p>Ne zaman ki işsiz kaldım, iş aramaktan patlamış ayaklarımla beş parasız eve daldım işte o zaman başladı her şey… Senin gözünde bir serseri olup çıktım… Beş aydır ödemiyorum kiranı, biliyorum sanki ben bundan üzüntü duymuyorum. Beni sevdiğin için verdin tek göz odalık tavan arasını&#8230; Çocukluğunun anıları arasına aldın beni. Orası senin odandı, annenin bez bebekler diktiği, babanın ahşaptan beşik yaptığı en sevdiğin odayı verdin bana. Kıyıp kimselere veremediğin odayı… Onu da biliyorum. Ama ben ne yaptım, ihanet ettim sana. Gül gibi işimden ayrılıp düştüm sokak aralarına… Hem kendime ettim hem sana. Bir iş bulmazsam koyacaksın beni kapının önüne, atacaksın eşyalarımı sundurmanın altına… Orda yatıp orda kalayım da bir müddet adam olayım öyle değil mi? Böyle düşünüyorsun. Beni gerçek oğlun sanıyorsun. Ama değilim ve duymak istemiyorum artık… Sana duyduğum minnetin içine ettin, hürmetimi ayaklarının dibine serdin… Bir iş bulsam bir dakika durmam valla burda… Ne halin varsa görürsün işte o zaman. Çok ararsın beni, benim gibi efendi birini. Yaşlısın diye saygı gösterip tek bir kelime söylemedim yüzüne. Hastadır, sıkıntılıdır, tek başınadır diye evlatlık ettim sana ama artık dayanacak halim kalmadı. Ne yaparsan yap umurumda bile değil…</p>
<p>Bir gün çıkıp gideceğim bu evden, dönmeyeceğim ardıma bakıp… Bu yazdıkları mı da okutmayacağım sana. Kaç tane oldu saymadım bile… Her güne bir mektup yazdırdın bana nerdeyse… Bu sonuncusu olsun artık…</p>
<p>Yüzünü bile görmeden çıkıp gideceğim bu kapıdan…</p>
<p><em>Ahşap merdivenleri inip çıkıp gitti o kapıdan… Yaşlı kadın söylenmeye devam etti. Çıktığı sokağın köşesinde yüzleri mendille kaplı adamları gördü, ellerinde ağzı fitilli şişeler vardı… Aldırmadı, yürüdü… İş bulmalıydı bir an önce, yoksa zıvanadan çıkacaktı… Bütün gün dolandı durdu orda burda, akşama az vakit kala evin yolunu tuttu… Sabah çıktığı sokağın başında polis arabaları duruyordu. İtfaiyeyi gördü uzaktan. Ellerinde sedye ile çıkan itfaiyeciler ambulansa doğru gidiyordu. O anda fark etti, yanan kendi eviydi. Ya sedyedeki? Polisleri yarıp koştu ambulansa doğru… Ama artık çok geçti…</em></p>
<p><em>İşte şimdi gerçekten kalakalmıştı sokağın ortasında, yıkılmış tavanın kirişlerine baktı… Ahşap bina kapkaraydı. Kapısı hala açıktı, merdivenler çökmüş, mutfak kül olmuştu… Yıkıldı kapının girişinde, kaldırıma oturup dikti gözlerini tavanın kirişine, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu&#8230; Polisle çatışmaya giren göstericilerden birinin elinden fırlayan molotof kül etmişti yaşlı kadının evini&#8230; Öyle hızla yayılmıştı ki yangın, kaçamamıştı, kapının girişinde bulmuşlardı cesedini&#8230;</em></p>
<p><em>Cep telefonu çaldı, bilmediği bir numaradan bir kadın sesi, öykü kitabı için aradığını söylüyordu. Sesi sanki çok uzaktan geliyordu. Beyninin uğultusundan işitmiyordu hiç bir şeyi. Ne öyküsü, ne kitabı hiçbir şey hissetmiyordu ki, anlayabilsin olan biteni… Yaşlı bir kadının bu sabah getirdiği mektuplardan bahsediyordu telefondaki kadın. Yayın yönetmeninin kendisiyle tanışmak istediğini söylüyordu. Öykülerini basmak için ertesi gününe randevu veriyordu…</em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/vWFSNbzRlIk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tavan ile Kapı Arasında/ Metallica&#8217;dan Unforgiven II&#8217;nun eşliğinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-tavan-ile-kapi-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Sep 2017 21:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Göksel Baktagir]]></category>
		<category><![CDATA[Yağmurla Gelen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11077</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suyun toprağın altına sızıyordu, hatırlıyor musun o geceyi? Gündüzü geceye çevirdiğin mahşeri kıyameti… Mazgalları tıkalı şehrin caddelerinde sığınacak saçak altı bulamayan bizleri az ötede birkaç ağaç bekliyordu&#8230; Çakan şimşeklerinden öyle korkuyorduk ki gidemiyorduk ağaç altlarına bile&#8230; Biçare ıslanıyorduk senin altında, sağanağında; sığınağımız gözyaşlarımız sel olup yine sana karışıyordu… Gök kubbe yarılmış üstümüze akıyordu. Nereye kaçsak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suyun toprağın altına sızıyordu, hatırlıyor musun o geceyi? Gündüzü geceye çevirdiğin mahşeri kıyameti… Mazgalları tıkalı şehrin caddelerinde sığınacak saçak altı bulamayan bizleri az ötede birkaç ağaç bekliyordu&#8230; Çakan şimşeklerinden öyle korkuyorduk ki gidemiyorduk ağaç altlarına bile&#8230; Biçare ıslanıyorduk senin altında, sağanağında; sığınağımız gözyaşlarımız sel olup yine sana karışıyordu… Gök kubbe yarılmış üstümüze akıyordu. Nereye kaçsak bütün şiddetinle aczimizi yüzümüze vuruyor, sonra da caddelerin ortasında kalakalan biz sefilleri sırılsıklam bir sevgiyle sarmaşık dalları gibi usulca sarıyordun…Islak bedenlerimize yapışmış giysilerimizi serinliğinle okşuyordun. Saçlarımızın arasında dolanıyordu damlaların, özür diliyorlardı süzülürken aşağıya&#8230;</p>
<p>Fırtınanda savrulan ağaçlar üzerimize geliyordu, yaprak yaprak dal dal saçılıyordu her biri bir tarafa… Saklandığımız duvar altlarında savunmasız öylece seyrediyorduk olan biteni… Kurşuna dizilmeyi bekler gibi… Bekliyorduk sessizce senin dinmeni, bizi eski halimize geri göndermeni…</p>
<p>Sabırla yağıyordun, bardaktan değil kazanla boşalırcasına üzerimize yığıyordun bütün kudretini. Sabrımız sınanıyordu, sınandıkça daha çok ıslanıyorduk sağanak altında. Beklemeyi öğreniyorduk&#8230;</p>
<p>Kimse konuşmuyordu, kimsenin söyleyecek tek bir sözü bile yoktu. Sözün bittiği yerde, öz başlarmış söylemeye&#8230; Özümüz seninle konuşuyordu&#8230;</p>
<p>Sahi kaç yağmur yağdı üzerimize şimdiye dek? Kaç yağmurunda ıslandık iliklerimizle? Kim bilir kaç kez yakalandık habersizce suçlu bir çocuk gibi sağanağının altında? Gözlerimizi dikip havaya, kaçmaktan vazgeçtik, teslim olduk da bıraktık kendimizi senin öfke dolu dolu yağan damlalarına? Yıldırımların şiddetinden korkup kaç kez yaşadık ölümü yüreğimizde doyasıya? Kıyısına geldiğimiz sarı çizgiden gerisin geri kaç kez döndük tekrar hayata? Sahi kaç kez?</p>
<p>Hayat; doğumla ölüm arasındaki sayılı nefes! Değeri ederinden daha önemli olup kaybedilmeden anlaşılmayan şaşırtıcı heves…</p>
<p>Ölüyorum, bitiyorum dediğimiz her sonun başlangıcında yeniden yaşamaya dönmek; ta ki sayılı nefesi verip bir daha alamayıncaya dek…</p>
<p>Sağanağında eriyorum ey yağmur!</p>
<p>Utancımla ve bugüne dek işlediğim bütün günahlarımla tuzlu gözyaşlarımın ucunda eriyorum…</p>
<p>İnsanlığımın kadim esaretinden kurtulmak istiyorum artık, bu yükü daha fazla taşıyamıyorum&#8230; Kendimi senin damlalarına bırakıyorum. ‘Beni yıka‘ diye üzerime yazılmış yazıların altında kaldım biliyorum. Milyonların masum kanını insan kalışımın üzerinden temizliyorum… Akıtmadığım onca oluk oluk kanın vebalini taşıyorum. Sırf sessiz kaldığım için, susmaktan buruşmuş dilimle, döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Okumaktan yorgun gözlerimin bakışlarında utancımdan ölüyorum…</p>
<p>Yıka beni ey yağmur, sağanak sağanak sığınayım sana. Sımsıcak kollarınla yıka beni, kurtar bu sel sefil halimden, bir kerecik sevineyim ne olur!  Yeniden başlamak için döndür beni insan olduğum an&#8217;lara&#8230; Böyle dayanabilirim  bundan sonra ancak hayata… !</p>
<p>Esin Kaynağım; Yağmurla Gelen /  Bu eşsiz eser için Göksel Baktagir&#8217; e sonsuz teşekkürlerimle&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/qYuOeihYXpk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sağanak Altında</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-saganak-altinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SONDAN ÖNCE / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Sep 2017 06:22:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11034</guid>
				<description><![CDATA[<p>Düşen son yaprak olmayacak bu sonbaharda, Sen düşlerimle benim aramda kalacaksın yapayalnız arafta. Sevmeyi özleyeceksin akıtmadığın gözyaşlarında, Sevilmeyi delicesine&#8230; Sevilmenin çaresizliğiyle unutamayacaksın asla, Beni bırakıp gittiğini o köşe başında&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/">SONDAN ÖNCE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Düşen son yaprak olmayacak bu sonbaharda,<br />
Sen düşlerimle benim aramda kalacaksın yapayalnız arafta.<br />
Sevmeyi özleyeceksin akıtmadığın gözyaşlarında,<br />
Sevilmeyi delicesine&#8230;<br />
Sevilmenin çaresizliğiyle unutamayacaksın asla,<br />
Beni bırakıp gittiğini o köşe başında&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/">SONDAN ÖNCE / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sondan-once-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11034</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Sep 2017 21:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10982</guid>
				<description><![CDATA[<p>Korkuyorum; yalnız kalmaktan, utanmaktan, hatta özür dilemekten. Ayıplanmaktan ölesiye korkuyorum. Beni kimse sevmeyecek bundan böyle biliyorum. Yüzüme yediğim tokat gibi, annemin popoma attığı şamar gibi korkuyorum gelecekten… Geçmişten. En çok da bugünden korkuyorum… Düşüp kalacağım bir gün sıradan bir kaldırımda, bir sokağın ortasında bulacaklar belki de beni, yani cesedimi. Yerde yatan beni, -ben olmayan beni- [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Korkuyorum; yalnız kalmaktan, utanmaktan, hatta özür dilemekten. Ayıplanmaktan ölesiye korkuyorum. Beni kimse sevmeyecek bundan böyle biliyorum. Yüzüme yediğim tokat gibi, annemin popoma attığı şamar gibi korkuyorum gelecekten… Geçmişten. En çok da bugünden korkuyorum…</em></strong></p>
<p>Düşüp kalacağım bir gün sıradan bir kaldırımda, bir sokağın ortasında bulacaklar belki de beni, yani cesedimi. Yerde yatan beni, -ben olmayan beni- ayakkabılarının ucuyla itekleyip kakacaklar, kimliğimi araştıracaklar sözde. Kim bilir kimin nesi diye başımdaki şapkayı çıkartacaklar önce… Yüzüme bakacaklar. ‘ Pek de gençmiş’ diyecek biri, öteki ‘ yazık ne de güzelmiş suratı’ diye üzülmüş gibi yapacak. Gözlerimi göremeyecekler, asla gözlerimden inemeyecekler duygularıma. Baktıkları ben, -yerde yatan ben yani- ‘ben değilim ki hiç olmadım’ diyeceğim. Ağzımdan çıkan sözleri tartmadan söyleyeceğim&#8230; Nasılsa söyleyen ben değilim ki, onlar bilmeyecekler kimin söylediğini. Kimse kesemeyecek sözümü, ağzıma geldiği gibi dosdoğru söyleyeceğim, küfür edeceğim mesela; duyamayacaklar… Yaşarken söyleyemediklerimi, ölünce benden duyacaklar…</p>
<p>Yürüyüp gidecekler beni duymadan, işitmeden, hissetmeden tıpkı yaşarken yaptıkları gibi… Başlarına bela olurum diye korkacaklar. Beni orda öylece yüz üstü bırakıp koyacaklar kaldırımda bir başıma. Bilmeyecekler kim olduğumu, kim olmadığımı hiç bilemeyecekler… Arkamdan bir-iki laf edip sonra da köşedeki meyhanenin tahta masalarında, soluk ışıkların altında taş plaktan Münir Nurettin dinleyecekler. Müzeyyen Senar’la ‘ Bu akşam bütün meyhanelerini dolaşacaklar İstanbul’un’&#8230;</p>
<p>Ben, az ilerde soğuk Arnavut kaldırımlarının üstünde &#8211; ya da başka bir yerde- yüz üstü yatarken, onlar rakılarına  buz isteyecekler garsondan. Haydariye&#8217;ye batırıp çatallarını, rakılarından bir yudum alacaklar,  beyin salatalarına limon sıkacaklar sonra. Az evvel gördükleri suratımı çoktan unutacaklar.</p>
<p>Unutulacağım bir gün, belki de bugün. Hemen şimdi unutacaklar beni. Hiç yaşamamış gibi olacağım. Beraber yiyip içtiklerimiz unutulacak, sözlerimiz uçacak semaya doğru, bir ‘hoş seda’ bile olamadan boşlukta yankılanacak&#8230; Kelimeleri tutamayacağız, ne de verdiğimiz sözleri… ‘Söz uçar yazı kalır’ diyenler haklı çıkacak… Yazamadıklarımız bizi unutacak, biz unutacağız yazamadıklarımızı…</p>
<p><strong><em>Korkuyorum; bir gün unutulup gitmekten korkuyorum. Yaşarken sevmekten korktuğum gibi, ölünce de unutulmaktan korkuyorum. Ne çok istemiştim oysa sevmeyi, çocukken izlediğim LOVE STORY filmindeki gibi büyük bir aşkla sevilmeyi. Ölünce unutulmayacak kadar, hep bir yürekte saklı kalacak kadar doyasıya, doyamadan sevmeyi…</em></strong></p>
<p>Avazım çıktığı kadar şarkı söylemek istiyorum şimdi. Sesim güzelmiş-çirkinmiş umurumda değil. Yoruldum yıllardır kabuğumda saklanmaktan. Kim ne der diye düşünmeden, bırakıp kendimi rüzgâra  esiyorum artık düşlerimde. Savruluyor saçlarım iz bıraktığım yüreklerde… Düş görmekten mesut bakışlarım uyanmayacak bir daha, olsun. Biliyorum istesem de açamayacağım göz kapaklarımı, rüzgârı hissetmeyecek artık kirpiklerim… Ellerim okşanmayacak dudaklarla, &#8216; Seni Seviyorum&#8217; diyemeyeceğim ona!</p>
<p>O gün gelsin istemiyorum…</p>
<p>Duvarımda benden bir iz kalsın istiyorum&#8230;</p>
<p><strong><em>Korkuyorum; sebebim olanı sebepsiz bırakmaktan. Sebebim sensin diyemeden, sebepsiz dönüşü olmayan yola koyulmaktan&#8230;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Korkuyorum&#8230;</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_11017" aria-describedby="caption-attachment-11017" style="width: 471px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg"><img class="size-full wp-image-11017" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=471%2C314" alt="Sarı Çizginin Ötesinde" width="471" height="314" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?w=471&amp;ssl=1 471w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/sarı-çizginin-ötesinde.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 471px) 100vw, 471px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11017" class="wp-caption-text">Sarı Çizginin Ötesinde</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-duvarimdaki-iz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10982</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Sep 2017 21:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ahsen Kürdilihicazkar saz semaii]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Betül Kaplanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Furkan Resuloğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10815</guid>
				<description><![CDATA[<p>Damla damla akıyorum duyuyor musun sesimi? Yağmur olup sızıyorum toprağına gece gündüz. Nasıl geçerse damlaların nazı yaprağa ilk dokunduğunda? Öfkesi nasıl dinerse yıldırımların şimşekler çaktığında? Öyle dolaşıyorum incecik bir sızı gibi her nefesinde damarlarında&#8230; Rengi kızıl değil artık kanının bilmiyorsun sen, turkuaz akıyor içtiğin su, billur ırmaklardan gelen. Gürül gürül çağıldıyorum sana doğru&#8230; Salkım söğütler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Damla damla akıyorum duyuyor musun sesimi? Yağmur olup sızıyorum toprağına gece gündüz. Nasıl geçerse damlaların nazı yaprağa ilk dokunduğunda? Öfkesi nasıl dinerse yıldırımların şimşekler çaktığında? Öyle dolaşıyorum incecik bir sızı gibi her nefesinde damarlarında&#8230; Rengi kızıl değil artık kanının bilmiyorsun sen, turkuaz akıyor içtiğin su, billur ırmaklardan gelen. Gürül gürül çağıldıyorum sana doğru&#8230; Salkım söğütler bitiyor eteğimde, diniyor yağmur, fırtına saklanıyor kaf dağının ötesine&#8230; Rüzgâr olup teninde gezdiriyorum serinliğimi, benden kaçırdığın bakışlarını bile okşuyorum… Kırgın kirpiklerinden öpüyorum ilkin, sonra her birini tek tek seviyorum, hissetmiyorsun sen. Perçemlerini sarıyorum parmak uçlarımla, uyuyor hiç açılmayacak göz kapakların sonsuzluğun kollarında…</p>
<p>Bile bile çağırıyorum seni. Gönlümdeki mızraba saplı günlerimiz gelsin diye bir an evvel geri. Hani Eylül’ün muştusuyla sarılıp bana öptüğün bedenim var ya, bak hala bekliyor seni yağan yağmurun altında, mahzun beni bıraktığın o köşe başında… Geçtiğin yerler bile hasret sana, özlemini serdim serçelerin kanatlarına, ekmek kırıntılarını serpiştirdim gelirsin diye belki dönüş yoluna.</p>
<p>Sırlarının arasına gizlediğin şarkılar ‘söyleme bilmesinler’ diyor işitiyor musun? Hüzzamın hüznünde ağlamaklı bakıyorsun işte yüzüme, ‘sakın gitme’ diye yalvaran gözlerle. Hiç bırakıp gider miyim seni ben bu sahillerde, bekliyorum her gün dönmesen de geriye…</p>
<p>‘ Gel gitme kalmasın gözüm yollarda’ diyemeden sana Segâha geçiyoruz perde perde&#8230; Sema ediyoruz tanbur’un tellerinde, başımızda bizi aşkla saran harelerle… Dönüyor artık şevk ile nağmeler ‘ olmaz ilaç sine-i sad pareme, çare bulunmaz bilirim yâreme’… Ardından eşlik ediyor, ‘ Ayrılık yaman kelime, benzetmek azdır ölüme, kim uğrarsa bu zulüme aman…’</p>
<p>&#8216;Aman aman halim ne yaman&#8217;, ‘ Bir ateşim yanarım, külüm yok dumanım yok’. Hicaz’a erişmenin derdi ne kadar da çok. Yüzümüzü süremeden kapısına, geldik makamı hicazın huzuruna. Cennet bahçelerinin kokusunda, seyr-i devran ediyoruz şimdi bir elimiz yere, diğeri göğe bakmakta&#8230; Sen kürdi olup vurdun kendini tozlu yollara, ben bir başıma kalakaldım hicazkarda…’ Ömrümce o saf aşkını kalbimde yaşatsam’ diyerek verdik kararımızı, buluşturduk notaları kürdilihicazkarda… Eylül damlaları gibi birden boşalan seslerde yankılandı duygularımız, es verince sessiz kaldı nisyan oldu şarkımız…</p>
<p>Güneş açıverse ya hadi! Gizlendiği bulutların arasından sıyrılıp göz kırpıverse ya bir daha, sımsıcak sarsa ya bizi&#8230; Sağanak sağanak, sırılsıklam bekliyorum seni, ebemkuşağının çıktığı tıpkı o günkü gibi&#8230; Hazan oldu gönlüm, sarardı kuru bir yaprak misali.. Beni bir başıma bırakıp gittiğin o günden beri…<br />
Ağustos sıcağında bunalırken güz günlerini seçtin gitmek için. En sevdiğin ay Eylül’dü, söylemiştin. ‘Yenilenmedir Eylül, başlangıçtır yeni umutlara’ demiştin… Uzun sürecek zemheri kışına hazırlanamam artık sensiz, toprak kokan saçlarını öpemem, serin açan sabahlarıyla üşüyen ellerini ısıtamam. Eylül’ün ellerini, senin ellerini tutamam. Ne zaman dokunsam buz olurdu yüreğim, ürperirdim, sen bilmezdin…</p>
<p>Ah sen! Sen yok musun sen… Ölmeyi beceremeyen ben, seninle girdim sararmış yaprakların arasına bir sarmaşık gibi sarıldım çürüyen gözyaşlarına&#8230; Kurtçuk olup, kemirdim senden kalanları ne de olsa borçlusun bana. Kul hakkını ödemeden gittin. Bir vefayı çok görüp veda bile etmedin. Sana uzanan elimi geri çevirdin, boşlukta sallandı elim çaresiz. Oysa nasıl hazırdım sımsıkı tutmaya, hiç bırakmamacasına…</p>
<p>Hala umudum var, gelirsin belki diye&#8230; Karşıma çıkıp aniden ‘şakaydı hepsi dersin’ kim bilir? Bak yoksa satıyorum sahibinden bu sonbahar günlerini… Hadi gel artık şimdi…</p>
<p>Dualarımla gelmiştim sana. Sen kendin dua iken daha bana. Bayramım olmuştu menekşelerim verdiğin saksıda. Tuttuğun fallardaki niyetlerine niyetlenmiştim, iyi günde kötü günde diye sana sözler vermiştim.<br />
Öldüğün gün sebebim oldu sevgim senden kalanlara…<br />
Sonbaharla gelmiştin sonbaharda gittin. Toprağın altı üstünden daha sıcaktır diye, sırf bu nedenle işte gidemiyorum mezarının başından başka yerlere. Bekçisiyim senden kalan bu son, sonbahar anılarının. Haykırıyorken içim, dayanamıyor susmaktan artık yüreğim…</p>
<p><em><strong>Söylüyorum işte!</strong></em><br />
<em><strong> Sahibinden Satılık Sonbahar Var!</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Esin Kaynağı; Furkan Resuloğlu&#8217;nun AHSEN Adlı Kürdilihiacazkar makamındaki saz semaiidir. Bu muhteşem eser için kendilerine teşekkürlerimizi sunarız. İcra; Kanuni Betül Kaplanoğlu; tanburi Ayşe Kılınç.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/j3LjvJN6Sug?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Sahibinden Satılık Sonbahar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-sahibinden-satilik-sonbahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10815</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Aug 2017 21:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Cansever]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10695</guid>
				<description><![CDATA[<p>Acımayı unuttum Sevinmeyi unuttum Ben her şeyi artık unutuyorum Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim Şuramda bir ağrı duydum. EDİP CANSEVER “Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen!” demiştin. Çocuktum. Sen, büyüktün benden. Dağlar kadar büyük, Kızılırmak kadar uzundun. Ben, sana hayran çocuksu bakışlarıma aldırmadan, öylece bekler bulurdum kendimi usanmadan… Beklerdim, sundurmanın altında. Seyrederdim, tozpembe güllü perdelerinizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Acımayı unuttum</em></strong><strong><em><br />
Sevinmeyi unuttum<br />
Ben her şeyi artık unutuyorum<br />
Ama o geçerken ne yalan söyleyeyim<br />
Şuramda bir ağrı duydum.</em></strong></p>
<p><em><strong>EDİP CANSEVER</strong></em></p>
<p>“Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen!” demiştin. Çocuktum. Sen, büyüktün benden. Dağlar kadar büyük, Kızılırmak kadar uzundun. Ben, sana hayran çocuksu bakışlarıma aldırmadan, öylece bekler bulurdum kendimi usanmadan… Beklerdim, sundurmanın altında. Seyrederdim, tozpembe güllü perdelerinizin dantellerini, rüzgâr savururdu fistolu eteklerini… ‘Sen git artık’ diye pencerenizden el etmeden, ayrılmazdım kapınızın önünden. İçimdeki sevinci boşluğa bırakırdım. Keder dolardı yerine, sızlayan burnumun direğine inat dönüp bir daha bakardım açık duran pencerenize. Kaybolurdu hüzünlü gözlerimin önündeki perde. Sen, görmezdin batan güneşimi, sana hoşça kal diye seslenişimi, duymazdın… Ben, peşinde gölgenle birlikte dolanır dururdum güneşin doğuşundan geceye…</p>
<p>Seni görmediğim günler olurdu bazen, köye tatile gittiğimizde falan. Hele bir keresinde hastaydım otuz dokuz derece ateşle yatıyordum kızamıktan, işte o zaman giriş kattaki evimizin penceresine bir saksının içinde leylak bırakıp gitmiştin. Kız kardeşimin kulağına ‘ geçmiş olsun, çabuk iyileşsin emi’ demiştin.</p>
<p>Yolda yürürken eğer arkandaysam hemen, kırmızı omuz çantanı düşürdün mahsusçuktan, dönüp bakardın sonra bana. Koşup ardından alırdım çantanı, uzatırdım senin hiç yüzüne bile bakmadan. Mahcup kahramanın olarak geçerdim yanından. Lavanta kokan bembeyaz duru teninle, bakışlarımız göz göze gelirdi. O güzelim ela gözlerinle bakıp gözlerimin içine, eğilip hafifçe, yanağıma küçücük bir öpücük kondururdun… Sevilmenin gücüyle sallanırdı uzun sarı saçların, ben çocuk, ben bahtiyar, gece geç saatlere kadar yalnızca hep seni düşünüp dururdum.</p>
<p>Muhallebiciye giderdin arkadaşlarınla bazı. Kasaba yerinde söz olmasın diye kızlı erkekli buluşmalarınızı, Laz Bahrinin babasından kalma dükkânında yapardınız. Lisenin bütün gençleri burayı mesken eylemişti. Su muhallebisi sevenlere dondurmayı bol koyardı Bahri, dondurma uğruna severdim muhallebisini. Siz otururken, camdan izlerdim sohbetinizi. Arada göz kırpardın bana, daha çok bekleyeyim diye seni. Bir keresinde içeri çağırmıştın hatta masanıza buyur etmiştin beni. Sonra sarılıp omzuma koymuştun başını, ‘benim küçük sevgilim’ demiştin benim için. Gülmüştü masadaki oğlanlar. Ama ölesiye kıskanmışlardı beni, ben ise sırılsıklam kalkmıştım masadan utancımdan.</p>
<p>Rüya mıydı yaşadıklarım, serap mıydın uçsuz bucaksız ıssız çöllerimde? Bilmiyordum hiç. Seni yaşamak için doğuyordum anamım rahminden her gün bir kez daha… Adım mecnuna çıksa kaç yazardı 11. yaşımın sevdasıydın. Söyle başka kim bana böyle içli, böyle sevgi dolu edayla bakardı? Bir çift ela göz uğruna bütün kasaba beni alaya alsa ne yazardı, kâğıdım kalemimden başka. Dünya bir yana senin bir öpücüğünün değeri bir yanaydı… Çocuktum daha, bütün kasaba benim sana olan aşkımla çalkalansa da, ben senin uğruna heba olmaya razıydım çoktan…</p>
<p>Lisenin mezuniyetinde bahçe kapsından görmüştüm seni. Uzun leylak renkli elbisenle, lavanta kokuyordu yeryüzü, sarı saçlarına beyaz papatyalardan bir taç takmıştın. Uzun boyun daha da uzamıştı. İlk kez orada dans ettin onunla. Kaymakamın oğlu, doladı kollarını ince beline, sonra elini tutup öptü gecenin içinde. Gülümsedin sen de ona, sarıldın gizlice… Renkli ampullerin ışığında mutluydun olabildiğince, eğlendin Haziranın serinliğinde…</p>
<p>O yaz gittiniz kasabadan. Evinizi kiraya verdiniz. İstanbul’a taşındığınız söyleniyordu. Senin akıbetini ise kimse bilmiyordu. Konuşmuyordu insanlar, sorular havada cevapsız kalıyordu.</p>
<p>Ben biliyordum oysa senin onunla kaçtığını. Gizli gizli buluşmalarınızı biliyordum. Tam üç kez benimle haber salmıştın ona. Sana gönderdiği mektubu okumuştum gizlice. Sen Leylak dolu sepetle dönmüştün bir keresinde evinize. Kaymakam babası razı olmadı evliliğinize. O da seni alıp başka diyarlara götürdü. Gitmeden bir gün önce, sundurmanızın altında söylediklerini hiç unutmadım ama.</p>
<p>“ Büyük olsaydın keşke” demiştin bana… Büyük olsaydım keşke&#8230; !</p>
<p>“Cesedimi çiğnersin, buradan çekip gidersen.” Demiştin. Değil senin cesedini, saçının bir tek telini bile çiğneyemediğimden, çiğniyorum yıllardır kendi esaret zincirimi. Aradan tamı tamına yirmi sene geçti. Geçtiğin bütün sokaklarda cesedimi dolaştırıyorum şimdi, gölgeni arıyorum unutulmaya yüz tutan anılarımla&#8230; Sellerin coşturduğu Kızılırmak sularına, taşlaşmış yüreğimden parçalar atıyorum. Sektiriyorum bazısını, seviniyor kırlangıçlar…</p>
<p>Ardına dönüp bakmadan buralardan çekip gittiğin günden beri, penceremde bıraktığın Leylaklar gibi döküldüm ömrümün hasret yollarına… Bir şarkı söylüyorum artık dilimin ucuyla, “ Mademki sen yoksun şimdi yanımda, Leylaklar dökülüp güller ağlasın.”</p>
<p><figure id="attachment_10770" aria-describedby="caption-attachment-10770" style="width: 466px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg"><img class=" wp-image-10770" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?resize=466%2C350" alt="Leylaklar dökülüp, güller ağlasın" width="466" height="350" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/leylaklar.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10770" class="wp-caption-text">Leylaklar dökülüp, güller ağlasın</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİ / Alıp Başını Gidemeyen</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesi-alip-basini-gidemeyen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10695</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10591</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana</em></strong></p>
<ul>
<li>Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. Bağırtma beni sokağın ortasında. Beni bir kedi yavrusu gibi atmadan önce düşünecektin sokağa. Sana ne nerede kalacağımdan. Kapatıyorum telefonu, bir daha da arama beni. Ne o namusun mu zedelendi? Çok daha önce yapmalıydım bunu. Çok daha önce terk etmeliydim seni. Kapatıyorum telefonu.</li>
</ul>
<p>Bir de soruyor ‘geceyi nerede geçireceksin diye?’ Sanki beni çok umursuyor. Varsa yoksa derdi el âleme ne diyeceğinde… Nasıl dayanmışım onca sene. Ne kadar da körmüşüm. Görememişim bir türlü senin iç yüzünü. Sözde bana âşıksın, çok sevdiğin için kıskanıyorsun öyle mi? Hepsi palavra. Senin kendine hayrın yok bir kere bana nasıl olsun ki…</p>
<p>Aşağılık adam. Ama kabahat ben de. Ne kadar aptalmışım. Beni gerçekten sevdiğine nasıl da kendimi inandırmışım. Meğerse egonu tatmin etmek için tutuyormuşsun beni yanında. Seni övecek, seni başına taç edecek birine ihtiyacın varmış. Tapılmak istiyormuşsun adeta. Kendini vazgeçilmez sanıyormuşsun. Kimse hayır dememiş tabi şimdiye kadar sana. Şımarık bir çocuk gibi, elde etmişsin her istediğini. Ben senin kendini seyrettiğin bir aynaymışım sadece. Bende kendini dev aynasında görmeğe alışmışsın. Yüceltmişsin kendini habire. Ne zaman ki hatalarını görüp, gerçekleri yüzüne söyleyince, benden kötü kimse olmuyormuş meğerse.</p>
<p>Bir de utanmadan “seni seviyorum” diyor hala. İnsan sevdiğine el kaldırır mı? Bu neyin öfkesi? Ona “defol git, bir daha da gelme buraya” der mi? Gecenin bir yarısıymış. Bu lafları etmeden önce düşünecektin. Hele o tokatı atmadan evvel kendine gelecektin. Sinirlerine hâkim olamayan bir adam, adam değildir bence. Sana muhtaç olduğumu zannediyorsun değil mi? Ne yaparsan yap ses çıkarmayacağımı, sensiz yaşayamayacağımı sanıyorsun. Hani dalga geçmiştin benimle, “ hiç yaşamamışın sen bu güne kadar diye” Sanki benim hayatım senle başlayıp senle bitiyormuş gibi. Sen olmazsan intihar ederim öyle mi? Öyle demiştin bir gün ben unutmadım. Kim kime muhtaçmış şimdi gör bakalım.</p>
<p>Yine arıyor, açmayacağım telefonu. Bana ulaşamayacaksın bundan sonra. İşte kapattım büsbütün. Çıldır bakalım biraz daha. Evdeki eşyaları kırarsın, belki içkiye vurursun kendini. Umurumda bile değil. Ben de kızgınım ama kendime, seni sevdiğimi zannedişime. Kendi yanılgıma kızgınım. Seni adam yerine koyuşuma, senin için yaptıklarıma, beni değiştirmeğe kalkışına hiç ses çıkarmayışıma kızgınım.</p>
<p>Vahşi bir ata benzetmiştin beni. Suratıma sırıtarak bir de, “seni besili bir kısrak yapacağım, ehlileştireceğim” demiştin. Ben de gülmüştüm, senin bayağı esprilerinden biridir diye aldırış etmemiştim. Sen kendine köle arıyormuşsun meğerse. İmparatorluğuna bir kraliçe… Diğer kızlar gibi olduğumu düşündün herhalde. Zenginsin, yakışıklısın diye. Böyle şeyler Türk Filmlerinde olur bir kere. Ne sen jönsün ne de ben aktrist. Gerçekler acıdır, tat bakalım, uyan kurduğun hayallerden, çık o küçük dünyanın esaretinden.</p>
<p>Neyse sakinleştim biraz. Bu kadar hızlı adımlarla nereye kadar gidebilirim ki&#8230; Şimdi asıl bir plan yapmam gerek. Bütün kız arkadaşlarımı tanıyor. Çoktan onları aramaya başlamıştır bile. Beni bulamayacağı neresi var onu düşünmeliyim. Ama önce güvenli bir taksiye binmeliyim. Başıma bir iş gelmeden bu geceyi sakin ve rahat geçirmeliyim. Öyle otele falan gidemem. Tanıdığım hiçbir eve de gidemem. Bir taksi geliyor. Şoförü bir görmem gerek, öyle her taksiye de binemem. El ettim bir kere hadi rast gele.</p>
<ul>
<li>İyi geceler. Otogar lütfen.</li>
</ul>
<p>Nasıl da aklıma geldi birden. Evet ya. Bu saatte ancak seyahat edilir. Elimde valiz falan yok ama. Olsun acil durum pek ala olabilir.</p>
<ul>
<li>Yolculuk nereye? Şoför beni sorguya çekmeye başladı bile. Kendimden emin olmalıyım.</li>
<li>Güneye, ailemin yanına, uçak bulamadım, babamı acil hastaneye kaldırmışlar da.</li>
<li>O çok geçmiş olsun. Ben de o zaman sizi yetiştireyim bir an önce varacağınız yere.</li>
<li>Çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Bu iş iyi tuttu. Otogara vardık çarçabuk. Aynı hikâyeyi otogarda da anlattım. Kimse bir şey soramadı bir daha. Üzüntülü, endişeli yalnız bir bayana sırnaşmak geçmedi hiç birinin aklından. Bacı oluverdim birden, kapı komşularının kızıymışım gibi davrandılar bana. Ailelerinden oluverdim. Kendi bacıları düştü yüreklerine. Ne yapalım, yalnız kadınların  bir savunma hattına ihtiyaçları olabilir pek tabi ki de…</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarıyla sağ salim küçük, güzel bir güney kasabasındayım şimdi…</p>
<p>İşte böyle başladı benim de sensiz yaşanacak, özgür günlerim…</p>
<p>Elveda ‘rüzgâr eken fırtına biçen’ öfkeli sevgilim…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10591</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 21:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinin içi gülüyordu, sözcükler ağzından inci gibi dökülüyordu. Mutluydun hiç olmadığın kadar. Yüzüme bakamıyordun ya, garip bir telaş vardı tavırlarında. Biliyordun sen de yalan söylemeyi beceremediğini. Bu yüzden kızarmış alnında biriken terlerini siliyordun ikide bir. Birkaç kaçamak bakışın vermişti seni ele oysa. Anlamıştım söyleyemediklerinden olan biteni, fakat duymak istiyordum; senden bir itiraf bekliyordum&#8230; “İlk bana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinin içi gülüyordu, sözcükler ağzından inci gibi dökülüyordu. Mutluydun hiç olmadığın kadar. Yüzüme bakamıyordun ya, garip bir telaş vardı tavırlarında. Biliyordun sen de yalan söylemeyi beceremediğini. Bu yüzden kızarmış alnında biriken terlerini siliyordun ikide bir. Birkaç kaçamak bakışın vermişti seni ele oysa. Anlamıştım söyleyemediklerinden olan biteni, fakat duymak istiyordum; senden bir itiraf bekliyordum&#8230;</p>
<p>“İlk bana söyle” demiştim sana, hatırlıyordun. Sen de benim gibi verdiğimiz sözleri tek tek aklından geçiriyordun. Sevgimiz üzerine ettiğimiz yemini unutmamıştın daha. Ölesiye sana inandığımı, seni terk etmeyeceğime dair verdiğim söze sadık kalacağımı, iyi biliyordun. Ben bilmiyordum ama daha o zamanlarda bile senin erdemli olamadığını&#8230; İlk defa sorduğumda, işte tam da o anda söyleyebilirdin gerçeği bana değil mi? Yalan söylemeyi seçmiştin ne yazık ki… Oysa biliyordun yalandan nasıl nefret ettiğimi…</p>
<p>Bir sevgilin olduğunu anlamıştım daha en başında. Anlamamak mümkün değildi ki. Kim olduğunu merak ediyordum yalnızca. İnkâr etmeyi tercih etmiştin, “Olsa ilk sana söylerim demiştin”.  Söylemedin. Güvenimi ilk o gün kaybettin.</p>
<p>Sahi neden gizlemek istemiştin? Biz seninle yalnızca iki sevgili değil, iyi birer dost değil miydik? Hayatlarımıza başka insanlar girse bile, hiç ayrılmayacağımıza dair sözler vermemiş miydik? “Başkasıyla evlensen bile, hiç bırakmam seni “diyen kimdi? Güvenmiştim sana, senin o dürüst sandığım çocuksu bakışlarına…</p>
<p>Beni sınadın. Biliyorum. En çok da bu acı verdi bana. Tepkilerimi kontrol ettin boyuna. Konuşmanın yönünü ona göre değiştirdin.  Kelimeleri aradın, öyle temkinli davrandın ki hareketlerimle hep beni sorguladın. Ne kadar sinsice davrandığını, sırtımdan vurulduğumu, beni vuranın yalnızca sen olduğunu, yazık ki çok geç anladım. Ne beni kaybetmek istedin ne elindeki diğer seçeneği. İkimizi birden idare etmeyi istedin. Bir teraziye koydun beni, kurgulanmış bir oyunun parçası yaptın. İşte bu çok adiceydi… İstemeden girdim senin oyun bahçene, oyuncaklarından biri haline gelmeyi kabul ettim sessizce, sırf bana ihtiyacın var diye. Öyle demiştin çünkü.</p>
<p>İtirafının ardından başlamıştın onu anlatmaya. Gezdiğiniz yerleri, yiyip içtiklerinizi, hemen hemen bütün konuşmalarınızı anlatır olmuştun. Sana aldığı hediyeleri, hangi gün nerede buluştuğunuzu, yemek listelerinize kadar biliyordum artık. Bütün detaylarıyla canlı yayın yapıyordun. Eskiden bu kadar konuşkan olduğunu hiç hatırlamıyordum. Sizin yanınızda gezer gibiydim adeta, sanki görünmez bir el gibi, sizi izler gibi, sizi kollar gibi, aşkınıza kol kanat gerer gibiydim. Sahi ben ne idim?</p>
<p>Küçük kavgalarınızda taraf olmuştum senden yana, o bilmezdi varlığımı ama ben bilirdim onun neler yaptığını. Sen üzülmeyesin diye, sırf sen mutlu ol diye yanan yüreğime aldırmadan seni dinledim saatlerce, günlerce durmadan&#8230; Üç kişilik bir ilişkiydi sanki ben görünmez adam olup, hayalet kılığıyla dolaşıyordum yanınızda. Bir kez bile sormadım sana, bütün bunları neden anlattığını bana…</p>
<p>Artık dost olduğumuzu, sevgili olmasak bile verdiğimiz sözde durmak zorunda olduğumuzu düşündüm hep. Sen görmedin bir kere bile ihanetin beni nasıl kanattığını. Belki de gördün. Bilerek yaptığını düşünüyorum şimdi. Benden intikam almanın yolu buydu değil mi? Peki ya neyin intikamı?</p>
<p>Hep seni bırakıp gideceğimden korkardın. Yüzüme karşı söylemiştin hem de kaç kere. Terk edilme korkun olduğunu bilirdim. Bu yüzden sana o sözü verdim. “Sen beni bırakana kadar  bırakmayacağım seni” demiştim. Verdiğim söz yetmemiş demek ki, kendin gibi düşünmüşsün beni. Kendin gibi görmüşsün, &#8216;insan nasıl bilirse kendini, karşısındakini de öyle bilirmiş ya&#8217; işte önce sen terk etmeyi denedin beni&#8230; Benden kurtulmak, korkundan kurtulmak demekti çünkü. Bu korkuyla daha fazla yaşayamazdın. Bunun için kendine bir oyun yarattın, senaryoyu yazıp, oyuncuları oynattın. Beni de seyirci olarak seçmiştin. Öyle ya seyirci olmazsa bir tiyatro oyunu neye yarardı ki…</p>
<p>“Tatile gidin birbirinizi daha yakından tanırsınız” demiştim bir keresinde, artık oyuna müdahil olduğuma göre. “Gidemeyiz işlerimiz var” demiştin. Onunla neler yapabileceğini görmek istemiştim.</p>
<p>Birkaç gün sonra yakın bir arkadaşınla tatile gideceğini söylemiştin. Seninle yaptığımız tatillerin keyfini unutmuş gibi yapıp, gözlerimin içine baka baka bir kez daha yalan söylemiştin. Onun her dediğini yapıyordun artık, gittikçe başkalaşıyordun, hiç istemediğim biri olup çıkıyordun. Tanıyamaz olmuştum seni. Bir kuyunun dibine düşüyordun ama önünü göremiyordun. İnandığın değerler yerle bir oluyordu, ilkelerinden kopuyordun, insan olmaktan çıkıp sahtekar, vurdumduymaz biri oluyordun. Paraya düşkünlüğünü biliyordum ama lükse, sükseye merakını hiç anlayamamışım ne yazık ki, olmak istediğin haline inanmışım demek ki onca zaman. Bana gösterdiğin yüze kanmışım. Seni gerçekte hiç tanıyamamışım&#8230;</p>
<p>Tatil dönüşü doğruyu söyledin, onunla gittiğini kimsenin bilmediğini açıkladın bana. İkinci kez yalan söylemenden dolayı daha çok kızdım sana. Ona benzemeye başlamıştın artık. Ayaküstü bir sürü yalan söylüyordun. Her şeye boş veriyordun. Aşık olduğuna inandırmıştın kendini. Aşk adına yapıyordun sözde bütün bunları. Havalarda uçuyordun. Her gece bir eğlenceden başka bir eğlenceye koşuyordun. Birikmiş paralarını bir çırpıda harcıyordun. Ne kadar zor giderdi elin cebine oysa…</p>
<p>Tam üç ay böyle geçti…</p>
<p>Yaz bitmek üzereydi ki, tatilden döndüğüm gün telefonum çaldı. Ağlıyordun, beni görmek istiyordun. Merak etmiştim, kötü bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Hemen koştum yanına. Görür görmez sarıldın bana. Durmadan ağlıyordun. Pişman olduğunu söylüyordun, yanlış yaptığını. Bütün paranı kaybetmiştin. Gururun ayaklar altına alınmıştı. Bir yaz aşkı için işinden olmuş, beş parasız sokağa konmuştun. Ailenle aran açılmıştı. Bütün arkadaşların senden uzak durmaya başlamıştı. Yalnız kalmıştın. Çok kızgındın, eline geçse onu öldürecek kadar kızgın. Seni kullanmış, kandırmış, yığınla yalanın içinde seni bir paçavra gibi çöplüğe atmıştı. İşi bitince kırılıp bir köşeye fırlatılan oyuncak gibiydin… Sen oyun oynamak isterken, oyuncak olan sendin. Öfken şımarık bir çocuğun kaprislerine katlanmış olmandı yalnızca… “Bir keçiboynuzuyla yaşamışım” demiştin. Şaşkınlığın aptallığınaydı&#8230; Oyun kurmaya çalışırken, oyuna sen gelmiştin&#8230;</p>
<p>Kendineydi aslında bütün hırsın, kızgınlığın. Bir anlık şeker tadı almak için, kemirdiğin onca keçi boynuzunaydı… Günlerce dinledim seni. Hep aynı şeyleri defalarca anlattın. Öfken dinmek bilmiyordu. Kendine gelemiyordun bir türlü. Toparlanman çok uzun sürdü. Ben verdiğim sözde durup dinledim, asla terk etmedim seni&#8230; Sen terk edinceye kadar beni&#8230; Tek kelime etmedim bana yaptıkların için. Sen ağlarken dayanamayıp, ben de ağladım için için…</p>
<p>İyileştin zamanla, işini tekrar kurdun. Kendine güvenin geldi, eski ukala haline döndün yavaşça. Baktım ki burnun kaf dağına doğru yükseldi, anladım benim de görevim bitmek üzereydi. Verdiğim sözün süresi böylece sona erdi&#8230; Gitmek için, senin beni göndermeni bekledim. Nankörlük elbisesinin sendeki duruşunu çok merak etmiştim&#8230;</p>
<p>Biliyordum aşk, yitik zamanlardan kalan en büyük bir sınavdı. Sınavımdın benim, sınavındım senin. Uzun yıllar boyunca sınandık durduk boyuna. Notum kaçtı hiç bilemedim ama sınavı geçtiğimi iyi biliyorum şimdi. Sense kaldın sınıfta&#8230;</p>
<p>Gerçek şu ki bu zorlu sınavın sonunda tam puanı kapan sabır oldu gitti&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE/ Yitik Zamanların Sınavı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-yitik-zamanlarin-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Jul 2017 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10244</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Tren raylarında yürümeyi severim’ demiştin. Birbirine paralel tahtalar üzerinde adımlarını atarken haykırışlarını dinlemiştim. Zevkle anlatırdın, neşelenirdin çocukluğuna dönerken.  Hiç büyümeyeceğini düşünürdüm. Kaç yaşına gelirsen gel, ne hayallerinden ne de hayata bıraktığın kahkahalarından, o şaşkın hallerinden hiç vazgeçmeyeceğini bilir sevinirdim, hep çocuk kalışımıza güvenirdim. Tren garlarında gezmeyi, gelip giden yolcuların hallerini izlemeyi severdin. Hiç sormamıştım anılarının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Tren raylarında yürümeyi severim’ demiştin. Birbirine paralel tahtalar üzerinde adımlarını atarken haykırışlarını dinlemiştim. Zevkle anlatırdın, neşelenirdin çocukluğuna dönerken.  Hiç büyümeyeceğini düşünürdüm. Kaç yaşına gelirsen gel, ne hayallerinden ne de hayata bıraktığın kahkahalarından, o şaşkın hallerinden hiç vazgeçmeyeceğini bilir sevinirdim, hep çocuk kalışımıza güvenirdim.</p>
<p>Tren garlarında gezmeyi, gelip giden yolcuların hallerini izlemeyi severdin. Hiç sormamıştım anılarının satır aralarını sana. Küçük bir taşra kasabasında hayal ederdim seni. Gece giden son treni bekleyişini görürdüm pencerenin önünde… Ahşap evinizin giyotin pervazlarını kaldırdığını, dantel örgü perdelerin arasından tren düdüğünü dinleyişini düşlerdim yaz geceleri… Kurduğum hayalin yıkılıp kaybolmasından korkarak sormadım nerede doğduğunu, büyüdüğün evi, aileni. Çocukluğunu hiç soramadım sana.</p>
<p>Bana bakışının değişmesini istemedim, başka türlü tanımandan, beni meraklı, sorgulayıcı sanmandan korktum kim bilir? Bitmesin istedim sevgin, kocaman gözlerinle öyle dolduruyordun ki hayatımı, neşem hep kalsın istedim. ‘Gözlerinden uzak kalırsam ölürüm ‘ derdim. Ama ölmedim, öle-medim!</p>
<p>Kendinden hiç bahsetmezdin. Varsa yoksa hayallerin… Uzun yolculuklarda sevdim seni. Van’a gidişimizde 3 gün 3 gece aynı kompartımanda birbirimize dokunmadan daha, okuduğumuz şiirlerde izledim bütün gençliğini…</p>
<p>Serüvenlerinin arasında sergüzeştim olmuştun sanki. Senin peşine takılmış gidiyordum, nereye bilmiyordum. Makinisti sen olan trenin vagonuydum sadece. Lokomotifi sen, peşine takılı tek bir vagondum ben…</p>
<p>Nereye çeksen oraya gidiyordum, hiç tereddüt etmiyordum. Gülüşüne güvenmiştim bir kere. Sevgine inanmıştım ölesiye…</p>
<p>‘Bir gün Gaziantep’e gidelim’ demiştin. Sözünü hiç ikiletmemiştim. O Ağustos sıcağında, Toros ekspresinin koltuklarında almıştık soluğu… Yirmi yedi saatte varmıştık Antep’e… Elele inmiştik istasyondan, terden yapışmış gömleklerimize bakıp gülmüştük, sonra sarılmıştın bana aniden… İşte orada sevgili olmuştuk…</p>
<p>Biz olmuştuk. Sen ve ben duvarlarını yıkmıştık çoktan, öyle sevmiştik, öyle bütünleşmiştik ki. Yediğimiz lokmaları birlikte çiğnemiş, içtiğimiz suyun yudumlarını birlikte hazmetmiştik…</p>
<p>‘Sakın benden önce öleyim deme’ demiştin bana… ‘Son giden trenleri bekleyen olmaz istasyonda, beni bekletme sakın, gece yarısı bir başıma’.</p>
<p>Anlıyorum şimdi, neden bir şafak vakti gün ışırken daha, ilk geçen trenin altına kendini atıverdiğini…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gece Giden Tren</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-geceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10244</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nar&#8217;ım / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/narim-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/narim-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Jul 2017 15:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10251</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nar&#8217;ımdın kahrımdan düşüp yuvarlanan Yarimdin, yardan nar&#8217;a Bin bir parçaya saçılıp, Kurda kuşa yem olan, Ey sevgili&#8230;! Yolundayım yaban ellerde, İzimi sürme, tut yasımı sadece. Ölmüşüm çoktan. Arama beni, Sende kalan, Son nefesimde&#8230; Vurgunum çiçeğine, Nar&#8217;ından yandım, Düştüm hasretinin peşine. Sevsem seni ne çare, Sensizlik kaderime Yazılmış bir kere&#8230; Narın da hoş, Nar çiçeğinde, Nazının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narim-siir/">Nar&#8217;ım / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nar&#8217;ımdın kahrımdan düşüp yuvarlanan<br />
Yarimdin, yardan nar&#8217;a<br />
Bin bir parçaya saçılıp,<br />
Kurda kuşa yem olan,<br />
Ey sevgili&#8230;!<span class="text_exposed_show"><br />
Yolundayım yaban ellerde,<br />
İzimi sürme, tut yasımı sadece.<br />
Ölmüşüm çoktan.<br />
Arama beni,<br />
Sende kalan,<br />
Son nefesimde&#8230;</span></p>
<p>Vurgunum çiçeğine,<br />
Nar&#8217;ından yandım,<br />
Düştüm hasretinin peşine.<br />
Sevsem seni ne çare,<br />
Sensizlik kaderime<span class="text_exposed_show"><br />
Yazılmış bir kere&#8230;</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p>Narın da hoş,<br />
Nar çiçeğinde,<br />
Nazının çilesinde<br />
Öl-düm !<br />
Bilmez misin kaç kere?<br />
Yoktur ölümden başkaca hakikat,<br />
Kala kalırız öylece, karşısında biçare&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narim-siir/">Nar&#8217;ım / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/narim-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10251</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 10:16:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Final Cut]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[Two Suns In The Sunset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10202</guid>
				<description><![CDATA[<p>Arabayı sen kullanıyordun. Yağmur henüz yağmaya başlamamıştı. Susuyordun, elin direksiyonda gaz pedalına biraz daha dokunuyordun. Biraz daha… Gittikçe artıyordu sürat, nereye gittiğimizi soramamıştım sana. Sonun yaklaştığını bildiğim gibi, senin gibi benim gibi susuyordum ben de, sen gibi… Neden diye soramamıştım sana. Günlerdir bitmeyen bağırmalarına bir kez olsun ses çıkaramamıştım… Beni sevdiğini söylüyordun her haykırışında suratıma, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Arabayı sen kullanıyordun. Yağmur henüz yağmaya başlamamıştı. Susuyordun, elin direksiyonda gaz pedalına biraz daha dokunuyordun. Biraz daha… Gittikçe artıyordu sürat, nereye gittiğimizi soramamıştım sana. Sonun yaklaştığını bildiğim gibi, senin gibi benim gibi susuyordum ben de, sen gibi…</p>
<p>Neden diye soramamıştım sana. Günlerdir bitmeyen bağırmalarına bir kez olsun ses çıkaramamıştım… Beni sevdiğini söylüyordun her haykırışında suratıma, tokatların patlamıyordu belki ama hemen ardından başlıyordun beni aşağılamaya… İnandırmıştın beni bir kere, sevginin böylesine… Sarmalarken bedenimi, ruhumu esir almıştın bin kere…</p>
<p>Suçlu olduğuma öylesine emindim ki, vereceğin her hükmün cezasını çekmeye hazırdım sanki…</p>
<p>Sahi suçlu kimdi?</p>
<p>Kıskançlıklarına öylesine alışmıştım ki, önümden başka yere bakamaz olmuştum yolda yürürken. Tanımadığım erkekler yüzünden utanmak zorunda kalırdım kendimden. ‘Kim di o? ‘diye başlayan sorularına, ‘ne bileyim ben’ diyememekten bile yorgun düşmüştüm, başım önümde küsmüştüm…</p>
<p>Sanki güzel bir kadınmışım gibi, sanki bütün erkekler hep bana bakıyormuş gibi, sanki ben yosmanın tekiymişim gibi, sanki sana ihanet ediyormuşum gibi utanıyordum gözlerimden, bakışlarımı kaçıyordum gördüğüm her erkekten.</p>
<p>Arabanın sürati gittikçe artıyordu… Sonum yaklaşıyordu…</p>
<p>Yağmuru işte tam da o anda fark ettim. Silecekleri çalıştırdığın vakit… Fonda Pink Floyd çalıyordu. Sen koymuştun CD’yi. Arabayı çalıştırmadan önce kendi ellerinle seçmiştin. Yüzüme bakmadan, ne dinlemek istersin diye sormadan. Sanki daha önceden planlamışsın gibi, sanki daha önceden yazılmış bir senaryoyu oynar gibi… Bir leitmotifti Final Cut… Sonuna gelmiştik CD’nin, ne var ne yoksa yaşanmış onca şeyin sonuna gelmiştik… Sevginin, aşkın, güzelliklerin, çekilmiş onca çilenin, verilmiş sözlerin, kurulmuş hayallerin, bitmeyen ayrılıkların, çektiğimiz fotoğrafların, gittiğimiz ve gitmediğimiz yerlerin, pek tabii ilişkinin sonuna, belki de hayatın, bilinmezliğin sonuna… Sonuydu, gün batımındaki iki güneş her şeyin…</p>
<p>Two Suns In The Sunset, çalıyordu… Saksafon suskunluklarımızı bize anlatıyordu… Benim yerime o, çığlık çığlığa söyleyemediklerimi yine bana haykırıyordu. Araba efekti motor gürültüsüne karışıyordu. Motor bile ağlıyordu…</p>
<p>Ağlıyordum… Neden diye soramadan ağlıyordum durmadan… Gözyaşlarımla birlikte son sürat gidiyorduk asvalt yolda… Gün çoktan batmıştı, karanlıkta tek bir ışık bile yanmazdı, neden yanmazdı sahi sokak lambaları?</p>
<p>Hıçkırmadan ağlıyordum, çaresizlikten, bitmişlikten ağlıyordum, bitmiştim gerçekten…</p>
<p>Ağlıyordun, soluma dönüp baktığımda sen de ağlıyordun… İşte o zaman rahatladım biraz. Bir elin direksiyonda, gözlerin cama mıhlı ağlıyordun. Gözyaşlarını görüyordum karanlıkta. İçinin parçalanışını duyuyordum ıssızlığında.  Acıyı paylaşmaktan, senin de çektiğin ızdıraptan belki de pişmanlıklarından ağladığını düşününce içimden bir ferahlık geçti rüzgâr gibi, bıraktım kendimi olacaklara…</p>
<p>Hiç bitmesin bu şarkı diye geçirdim içimden, hep ağlayalım birbirimizi ezmeden. Böylesi daha adildi. İki insan ağlarken, birbirine bakıp karşılıklı konuşmalarına gerek kalmıyordu sanki… Eşitleniyordu ilişki, sen ben çatışması yaşanmıyordu. Ağlıyorsa iki kişi, ceza ortadan kalkıyordu.</p>
<p>Susuyordun, ölümüne hızlandığını biliyordum. Senin için kurtuluş buydu. İkimiz için biçtiğin son virajı dönememekti… Beni terk edemediğin için kendini cezalandırmaktı niyetin… Ben de emniyet kemerini çözdüm ve bekledim dönmeni son virajımızı…</p>
<p>Şarkı bitmek üzereydi. Yol bitmek üzere. Karanlık bitmek üzereydi. Uzaktan sokak lambaları sarı bir ışık vermekteydi…</p>
<p>Gazdan ayağını çektin, arabayı kendi hızına verdin. Uçuruma doğru sürüklenirken, tam virajı dönemeyecekken, direksiyonu kırkın sola aniden… Yavaşladı araba… Durdu bir ağacın tam yamacında…</p>
<p>Kalp atışlarımız durdu bir anda, CD durdu…</p>
<p>Başladı hayat yeniden oynamaya…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Gün Batımında İki Güneş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-gun-batiminda-iki-gunes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10202</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 05:49:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9928</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merdivenlerden telaşla çıkmadı, yetişmesi gereken hiçbir yer yoktu&#8230; Zaten o kadar çok şeyi kaçırmıştı ki hayatta, telaş etmesi gerekmiyordu artık… Yavaş yavaş, her basamağın hakkını vererek, sanki her basamakta kaybettiklerini yeniden eriterek çıktı, birer birer&#8230; Yürüdü sonra Sahaflara doğru. Yüzündeki hüzne olgun bir gülümseme yerleştirip, elindeki plastik şişeden suyunu içti. Yudum yudum son suyunu içer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/">Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Merdivenlerden telaşla çıkmadı, yetişmesi gereken hiçbir yer yoktu&#8230; Zaten o kadar çok şeyi kaçırmıştı ki hayatta, telaş etmesi gerekmiyordu artık… Yavaş yavaş, her basamağın hakkını vererek, sanki her basamakta kaybettiklerini yeniden eriterek çıktı, birer birer&#8230; Yürüdü sonra Sahaflara doğru. Yüzündeki hüzne olgun bir gülümseme yerleştirip, elindeki plastik şişeden suyunu içti. Yudum yudum son suyunu içer gibi, her damlayı son kez tadar gibi, kaçırdıklarını yakalamak istercesine, dilinde tadını hissederek yuttu her birini… Başını kaldırdığında kalabalığın üzerine doğru geldiğini görerek kenara çekildi. Bir anlam veremedi bu telaşa, nereye koşuyorlardı ki ne arıyorlardı bu heyecanla? Aklına geldi sonra, çok değil birkaç yıl önce aynı merdivenleri tırmanmış, tıpkı bu insanlar gibi koşturarak yürümüştü aynı yolda. ‘Umudum vardı o zaman’ diye geçirdi içinden. ‘Belki bu kalabalığın umudu vardır hâlâ yaşamak için beklentileri, sevinçleri vardır bir yerlere gizlenmiş. Benim yok mu?’ dedi sonra. Yanıtını veremedi kendine… Sustu iç sesi bir süre&#8230;</p>
<p>Ne aradığını bilmiyordu sahi, ‘bir düşün peşinde bir ömrü heba ettim galiba’ dedi kendi kendine. Oysa yüreği ne derse onu yapmıştı hep. Aklına ket vurup, vesveselerin sesini susturup, içinden geldiğince yaşamıştı, kırkına ne kalmıştı ki şunun şurasında… ‘Beni ben yapan bu değil mi?’ dedi. Ele avuca gelmezdi asla, kimse onu hapsedemezdi; kendinden başka… Aşk bir hapishane olamazdı, aşk özgürlüğün ta kendisi değil miydi yoksa?</p>
<p>Elinde tuttuğu kitaba bir kez daha baktı. Tesadüf olamazdı, bu kitap, bu sahaf, içinden çıkan mektup… Sırrı çözmek için buradaydı. Ne soracağını bilmeden, neyi aradığını düşünmeden ayakları onu getirmişti işte. Aradığı sahaf dükkânını buldu. Kapısı açıktı. Hiç değişmemişti, içindeki kitaplar azalmıştı yalnızca, küçük masa ortaya çıkmış gibiydi, dar koridor geniş gözüktü ona bu sefer. Yine kimse yoktu içerde… Seslense sesini duyan çıkar mıydı bilemedi?</p>
<ul>
<li>Kimse yok mu? Diye ünledi yüksekçe…</li>
<li>Kimi aradınız? Dedi yaşlıca gözlüklü biri, kapının dışında. Sesinin o kadar yüksek çıkmasına kendi bile şaşırmıştı.</li>
<li>Buranın sahibini dedi.</li>
<li>Benim dedi adam.</li>
</ul>
<p>Emin olamadı, nedense daha farklı hatırlıyordu yaşlı sahafı. Bu yüzü tanıyordu sanki. Adam kamburdu ve yüzü yere dönüktü… Ama sesi?</p>
<ul>
<li>Kitap mı bakacak tınız?</li>
<li>Hayır dedi, elindeki kitabı göstererek bilgi alacaktım.</li>
<li>Nasıl yardımcı olabilirim size?</li>
<li>Birkaç sene önce sahibi siz miydiniz?</li>
<li>Hayır, ben devir alalı çok olmadı 7-8 ay falan.</li>
<li>Sahibine nasıl ulaşırım peki?</li>
<li>Ulaşamazsınız, kendisi Karaca Ahmet Mezarlığında yatıyor.</li>
</ul>
<p>İşte bunu hiç beklemiyordu. İçi burkuldu. ‘Bütün sorularımın yanıtlarıyla birlikte’ dedi kendi kendine… Ağlamak istemiyordu. Elindeki kitaba baktı. Artık hiçbir anlamı yoktu.</p>
<ul>
<li>Bunu alın, dedi uzattı adama sertçe. Kime isterseniz ona satın ya da en iyisi mi atın, yakın ne yaparsanız yapın…</li>
<li>Oturmaz mısınız? Size sade bir kahve söyleyeyim.</li>
<li>Kahveyi sade içtiğimi nerden biliyorsunuz?</li>
<li>Ben kahveleri söyleyeyim, siz şu taburede istirahat buyurun…</li>
</ul>
<p>Sır içinde sır mı vardı? Ne olup bitiyordu. Oysa buraya gelirken neler düşünmüştü. Yaşlı sahaftan kitabın ve içindeki mektubun gizemini öğrenecekti. Sanki onun için hazırlanmış bir senaryonun parçası oynanıyordu ve kendisi tüm masum bilmezliğiyle bu oyunun bir parçası olarak yeri geldiğinde, repliklerini söylüyordu.</p>
<ul>
<li>Kahveler birazdan gelir. Şimdi sorularınızı alabilir miyim?</li>
</ul>
<p>Yaşlı sahafın sandalyesine geçip oturmuştu adam. Yüzüne hiç bakmıyordu. Sesi çatlak ve boğuk çıkıyordu. ‘Allah’ım ben nereden tanıyorum bunu?’</p>
<ul>
<li>Birkaç yıl önce bu kitabı edinmiştim kendinden, ama içinden bana ait olabileceğini düşündüğüm bir mektup çıktı. Ayrıca, çocukluğumda bana hediye edilmiş bir kitaptı. Ama onu kaybetmiştim… Sonra…</li>
<li>Sonra kitap gelip sizi buldu öyle mi? Ve şimdi siz de bu nasıl olur diye soruyorsunuz? Çok kolay hanımefendi. Evrenin yasasıdır bu, size ait olan döner dolaşır gelir sizi bulur, ha tam zamanında ha biraz geç… Ne önemi var. Zaman görece değil mi nasılsa? Siz size ait olana kavuşmuşsunuz ya sonunda, bununla mutlu olmayı bilmeniz gerekirdi…</li>
<li>Ama artık istemiyorum ki ben. Bunun bana ait olmasını istemiyorum. Ben yaşamayı seçmek istiyorum. Bana bir iyilik yapın ve bu kitabı benden alın lütfen…</li>
</ul>
<p>Kitabı masanın üzerine bırakıp bir hışımla çıkıp gitti kadın…</p>
<p><figure id="attachment_9939" aria-describedby="caption-attachment-9939" style="width: 540px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg"><img class="size-full wp-image-9939" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=540%2C351" alt="Başka türlü yaşamak mümkün mü?" width="540" height="351" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/küçük-kara-balık.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9939" class="wp-caption-text">Başka türlü yaşamak mümkün mü?</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Ama kahveler, diye ardından bağırdığını işitmemişti adamın.</li>
</ul>
<p>Masanın üzerindeki kitabı aldı adam. Açtı, ilk sayfasındaki yazı neredeyse silinmek üzereydi.</p>
<p><strong>“Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazan.</strong></p>
<p>Kahveler geldi. Kahveciye parasını uzattı adam.</p>
<ul>
<li>İkisini de ben içeceğim bırak masaya dedi. Kahveci afallayarak çıktı dükkândan.</li>
</ul>
<p>Kitabın sayfalarını karıştırdı, ilk baskısıydı, kokusunu içine çekti… Sararmış sayfalarında küçük notlar alınmıştı.</p>
<p>Son sayfaya geldiğinde, kırmızı kalemle yazılmış şu şiiri buldu.</p>
<p>A<em>şkı aradım senin nefesinde,</em></p>
<p><em>Kokunda saklanır sandım da,</em></p>
<p><em>İçime çektim yokluğunun her saniyesinde…</em></p>
<p><em>Ne sen sendin kendince,</em></p>
<p><em>Ne de ben bendim.</em></p>
<p><em>Bir mananın bütünlüğünde aşkı aradık biz sessizce,</em></p>
<p><em>Oysa aşk bize koşarken,</em></p>
<p><em>Biz kaçtık ondan ölesiye.</em></p>
<p><em>Şimdi mana ne sen de saklı,</em></p>
<p><em>Ne benim hüzün dolu gözlerimde.</em></p>
<p><strong><em>Sen benim için aşkın manasını giydirdiğim bir surettin sadece… </em></strong></p>
<p>Evrenin yasası bir kez daha yerini bulmuştu, ait olan ait olduğuna sonunda kavuşmuştu.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>SON</strong></p>
<p><figure id="attachment_9930" aria-describedby="caption-attachment-9930" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg"><img class="size-full wp-image-9930" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?resize=300%2C440" alt="Küçük Kara Balık/ İlk Baskısı" width="300" height="440" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/kucuk-kara-balik.jpg?resize=205%2C300&amp;ssl=1 205w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9930" class="wp-caption-text">Küçük Kara Balık/ İlk Baskısı</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/">Çınaraltı Öyküleri– 14 / Sevdalı Balığın Vedası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-14-sevdali-baligin-vedasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9928</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kızılca Kıyamet / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 10:14:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9850</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgimin avuç içleri kanardı, Gelincik ağlardı sen giderken, Benim değildin; hiç olmadın ! Ben, senin gözlerinle yaşadım, Sen, benim nefesimde canlandın. &#160; Sevdim sandın önce, Aşkın kanatlarında sere serpe, Yuvarlandın gökyüzünden, yeryüzüne… Yüreğimin sevincinde, Korkularını yıkadın epeyce. Ardında bırakıp geçmişini, Elimi tuttun can havliyle, Sıcaktı, Mevsim Yazdı, Yazmaya ramak kalmıştı. Tam tevekkül etmiştin ki, Tam [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/">Kızılca Kıyamet / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgimin avuç içleri kanardı,</p>
<p>Gelincik ağlardı sen giderken,</p>
<p>Benim değildin; hiç olmadın !</p>
<p>Ben, senin gözlerinle yaşadım,</p>
<p>Sen, benim nefesimde canlandın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevdim sandın önce,</p>
<p>Aşkın kanatlarında sere serpe,</p>
<p>Yuvarlandın gökyüzünden, yeryüzüne…</p>
<p>Yüreğimin sevincinde,</p>
<p>Korkularını yıkadın epeyce.</p>
<p>Ardında bırakıp geçmişini,</p>
<p>Elimi tuttun can havliyle,</p>
<p>Sıcaktı,</p>
<p>Mevsim Yazdı,</p>
<p>Yazmaya ramak kalmıştı.</p>
<p>Tam tevekkül etmiştin ki,</p>
<p>Tam sımsıkı sarıyorken beni,</p>
<p>Çevreni, azgın köpekler sardı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgimin göz bebekleri kanardı,</p>
<p>Avuç içlerim, hasretinde alev alev yanardı&#8230;</p>
<p>Gelincik hiç kokmadı hanımeli gibi.</p>
<p>Nasıl bildirdiyse bana gideceğin anı,</p>
<p>Öyle okşadı, göğsüme düşen başımı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Korkmadım ne senden,</p>
<p>Ne de celalinin ateşinden&#8230;</p>
<p>Esti kavurdu güneşin kahrederken ben,</p>
<p>Çöl yollarında seni anarken&#8230;</p>
<p>Söndürecek bir gün nasılsa,</p>
<p>Gadabın zirvesindeki seni,</p>
<p>Cemalinin o muhteşem güzelliği&#8230;</p>
<p>Nazlı nazlı seyredeceksin uzaktan beni,</p>
<p>Gün gelip kızılca kıyamet koptuğunda&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/">Kızılca Kıyamet / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kizilca-kiyamet-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9850</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:42:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[neyzen]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9732</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gönül bir şarkı söyler, şarkılarımız bizim romanlarımızdır.  Ahmet Hamdi Tanpınar Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Her gönül bir şarkı söyler, </em></strong><strong><em>şarkılarımız bizim romanlarımızdır.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Ahmet Hamdi Tanpınar</em></strong></p>
<p>Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh bir dostun kolunda yürüdüler yavaşça caminin avlusuna doğru…</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’unda kendi huzurumu ararken, satır aralarında ne kendimi ne de Mümtaz’ı henüz bulamamışken, beni sarsan nağmelerle mekân ve zamandaki yolculuğuma ara verip silkindim. İşittiğim notaların kulağımdan yüreğime inen ezgisi, yaşlı çınarın hemen dibinde oturan, dilenci ya da meczup diye az önce görmezden geldiğim, çınardan çok daha genç olan Neyzen’e yöneltti bakışlarımı. Masaya oturduğumda fark etmemiştim bile onu. Üzerindeki giysileri, elindeki tespihi, saçı sakalı birbirine karışmış halini görmemiş, hiç yokmuş gibi yanından geçip gitmiş, masaya oturmuştum. Oysa şimdi gönlümü yakan Ney’inin sesiyle beni sarsmış, kendi varlığının içine benim varlığımı hapsetmişti adeta. Dünya haline kapattığı gözleriyle, kendi iç sesindeki musikinin notaları arasında geziniyordu. Kim bilir bizim hiç gitmediğimiz diyarlarda seyr-ü sefer ediyordu. Ona yaşlı diyemezdim hatta yaşıt bile sayılabilirdik. Hayatın benden alıp götürdükleri ile ondan aldıkları epeyce farklıydı anlaşılan. Hiç kimseyle tek bir kelam etmeden Ney’i ile hasbihal ediyordu yalnızca. Dostlukları belli ki kaviydi. Kadim seslerin tınısı az önce dinlediğim ezanın sesiyle bir’leniyordu. Musikiyle az çok ilgilendiğim için, hicaz makamındaki taksimini anlamam güç olmadı. Tiz perdelerdeki seyrinden, hicaz makamından hicazkâra geçişini fark ettim hemen. Ben de kapadım gözlerimi. Ney’in büyülü âlemine bıraktım tüm benliğimle kendimi. Mümtaz’ın geçtiği sokaklarda dolanmaya başladım. Yıllar öncesinde onun sahaflardan çıkıp, Çınar altında yaptığı yürüyüşünü, üniversiteye varmadan, kütüphanenin köşesinden sağa süzülüşünü izledim. Uzun çarşıdan Rüstem paşa camine kadar indirdim onu hayalimde… Adımlarının seslerini dinledim, Ney’in nağmelerinde…</p>
<p>Muhayyile bu durur mu bir kere; Nazım Hikmet’in ‘Kuvayi Milliye Destanı’ giriverdi işin içine.</p>
<p>İşte! Şoför Ahmet’ konuşuyordu kendi kendine. Beynimin kıvrımları arasında, patlamış tekerini değiştiriyordu kurtuluş savaşının tam ortasında; Afyon‘da…</p>
<p>“Ahmet&#8217;in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.<br />
Bu şarkı nihaventtir<br />
ve beyaz tenteli sandalları,<br />
siyah mavnaları,<br />
güneşli karpuz kabuklarıyla<br />
bir deniz kıyısındadır şehir.</p>
<p>Vantilâtörde adedi devir<br />
düşüyor gibi.<br />
Arkadaşlar ileri geçtiler.<br />
Ay battı.<br />
Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.</p>
<p>Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,<br />
çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür&#8217;ü,<br />
kalk,<br />
sıra servilerin önünden yürü,<br />
çeşmeyi geç,<br />
mektep bahçesi, medreseler,<br />
orda, Harbiye Nezareti&#8217;nin arka duvarında<br />
siyah çarşaflı bir kadın<br />
çömelip yere<br />
darı serper güvercinlere<br />
ve papelciler<br />
şemsiye üstünde papaz açarlar.</p>
<p>Motor mızıkçılık ediyor,<br />
bizi dağ başlarında bırakacak meret.</p>
<p>Ne diyorduk oğlum Ahmet?<br />
Dökmeciler sağda kalır,<br />
derken, Uzunçarşı&#8217;ya saparken,<br />
köşede, sol kolda seyyar kitapçı :<br />
«Hikâyei Billûr Köşk»,<br />
altı cilt «Tarihi Cevdet»<br />
ve «Fenni Tabâhat».<br />
Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,<br />
yani yemek pişirmek.<br />
Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.<br />
Yaldızlı kuyruğundan tutup<br />
bir salkım üzüm gibi yersin.</p>
<p>İlerde bir süvari kolu gidiyor,<br />
saptılar sola.</p>
<p>Uzunçarşı&#8217;yı dikine inersin.<br />
Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.<br />
Ve sen İstanbullu,<br />
sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan<br />
şaşarsın İstanbullulara :<br />
ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.<br />
Rüstem Paşa Camii…”</p>
<p>Bu Neyzen Hicazkârdan hüzzama ne vakit geçti,</p>
<p>Beni benden edesicesi…</p>
<p>Nasılda kapıldım hayal-i aşkına ey sevgili!</p>
<p>Bir ömrü yercesine yüreğinde,</p>
<p>Yüreğimi nasıl da gizledim?</p>
<p>Ah sevdiğim!</p>
<p>Ah ciğerparem, pare pare ettin bütün ciğerlerimi…</p>
<p>Ben seni Artvin’in sarp dağlarında bırakıp gittim zannederken,</p>
<p>Aslında sen benim hep peşimdeydin.</p>
<p>Ey peri kızı neredesin?</p>
<p>Benden habersiz bunca yıl, söyle nerelerde seyir ettin?</p>
<p>Seni orda, öylece,</p>
<p>Bir başına bırakıp,</p>
<p>Kendimden kaçarken,</p>
<p>Sen ki,</p>
<p>Her anını bana ah! ederek geçirirken,</p>
<p>O çocuk gözyaşlarının içine seni hapseden ben,</p>
<p>Kendi mezarımı kazmışım bunca yıl bilmeden…</p>
<p>Bana doğum günümde en kıymetlini hediye etmiştin.” Aynısını burada buladım demiştin.” Zaten tek bir kitapçı vardı çarşının ortasında. Babanın sana onuncu yaş gününde aldığı kitabı, kendi ellerinle bana vermiştin.<strong> “Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazan o Küçük Kara Balığı…</strong></p>
<p>Benim en kıymetlim sendin oysa. Senden başka aşk girmedi hayatıma… Ömrüm tükendi tükenecek artık ya. Bilmeni isterim ki, verdiğim söze hep sadık kaldım. Sevdama hiç yalan katmadım. Gözlerinin içine bakarak haykırdım kaç kere sana, duymadın beni nafile. Korktuğum sendin aslında. Kaçtım beni sarıp sarmalayan sevginden. Öyle içten bakıyordun ki bana, kendimi gördüm gözlerinin aynasında. Yıllar önce kaybettiğim kendimi buldum o aynada. Yitirdiğim ne varsa bir bir çıkarıyordun karşıma. Yüreğinin saflığında utandım halimden. Yenilgilerimi vurdun yüzüme, yüzleşemedim onlarla. Kirlenmişliğimle dokunamadım sana. Sevemedim seni doya doya. Kaçtım senden, kendimden. Kaçarsam kurtulurum sandım. Uçurumundan yuvarlandığımı çok sonra anladım… Bir daha da rastlayamadım izine… Seni aradım Mecnun gibi kendi hayatımın çöllerinde…</p>
<p>Küçük Kara Balığım, sana yazdığım mektubu koydum kitabının arasına. Olura belki af edersin bir gün beni diye. Sahaflardaki bir arkadaşıma bıraktım burada. İzini bulursun belki diye umut ederek, vurdum kendimi yurdumun dikenli patikalarına… Yol bitti artık. Çınar altında bekliyorum bak hâlâ. Belki çıkıp gelirsin diye. Son bir kez gözlerini görebilmenin ümidiyle, veda edeyim diye sana…</p>
<p>Ah! Hüzzam, ah!</p>
<p>Gönlümün ateşi söner mi ki?</p>
<p>Sönsün artık bu nefes, sende bulayım huzuru,</p>
<p>Ey neyzen vurdun beni yerden yere…</p>
<p>Öyle derin üflüyorsun ki,</p>
<p>Yesari Asım Arsoy’un bestesini…</p>
<p>” Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.</p>
<p>Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.”</p>
<p><figure id="attachment_9736" aria-describedby="caption-attachment-9736" style="width: 415px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg"><img class=" wp-image-9736" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=415%2C415" alt="Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni" width="415" height="415" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?w=706&amp;ssl=1 706w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 415px) 100vw, 415px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9736" class="wp-caption-text">Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni</figcaption></figure></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9732</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GELİNCİK / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Jun 2017 07:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9592</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sev dedi gelincik, Sevdim. Kal dedi usulca, Kaldım. Sus dedi, Kördüğüm ettim dilimi. Gel dedi bir gün, Koş bana, Koştum kana kana. Ağladı gelincik, Ağladık birlikte doya doya. Git dedi sonra? Neden diye sordum Öl diyemediğimden dedi. Ölüm geldi oturdu koynuma Öldüm ömrüm boyunca…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/">GELİNCİK / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sev dedi gelincik,</p>
<p>Sevdim.</p>
<p>Kal dedi usulca,</p>
<p>Kaldım.</p>
<p>Sus dedi,</p>
<p>Kördüğüm ettim dilimi.</p>
<p>Gel dedi bir gün,</p>
<p>Koş bana,</p>
<p>Koştum kana kana.</p>
<p>Ağladı gelincik,</p>
<p>Ağladık birlikte doya doya.</p>
<p>Git dedi sonra?</p>
<p>Neden diye sordum</p>
<p>Öl diyemediğimden dedi.</p>
<p>Ölüm geldi oturdu koynuma</p>
<p>Öldüm ömrüm boyunca…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/">GELİNCİK / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gelincik-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9592</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 08:53:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilmece]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sanat duvarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9519</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya “Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım” “ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane “Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.” “Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.” Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya</strong></p>
<p>“Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım”</p>
<p>“ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane</p>
<p>“Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.”</p>
<p>“Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.”</p>
<p>Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik birbirimize. Gürültü yapmadan, ortalığı dağıtmadan, ‘usul usul’ oturduğumuz minderlerde ‘el üstünde kimin eli var’ oynadık. Fır döndü ile leblebileri toplayıp, hacıyatmazlarla neşemizi katladık. Yılın son gecesinde tombalayı kim çekecek diye yarışa tutuştuk önce, sonra birinci çinko, ikinci çinko, en sonunda bingo, kaptık ortaya konan ödülü kısmetimize göre… Ödül de ya bir kitap ya bir çoraptı…</p>
<p><figure id="attachment_9526" aria-describedby="caption-attachment-9526" style="width: 189px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg"><img class="wp-image-9526 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg?resize=189%2C267" alt="Hacıyatmaz" width="189" height="267" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9526" class="wp-caption-text">Hacıyatmaz</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9527" aria-describedby="caption-attachment-9527" style="width: 100px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png"><img class="wp-image-9527" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png?resize=100%2C187" alt="Fır döndü" width="100" height="187" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9527" class="wp-caption-text">Fır döndü</figcaption></figure></p>
<p>Sıcak odun ateşinde patlayan kestanelerin kokusuyla girdik evlerimize. Kartopu yemiş yüzlerimize, alı mor renklerimize aldırmadan koştuk sobanın başına. Soğuktan çatlamış ellerimizle açtık kestane kabuklarını. Yanarken parmak uçları, atıverdik ağzımıza bu lezzetli topları…</p>
<p>Ahşap dolgu topuk terliklerle koşarak indik merdivenleri, tıkırtısını dinlettik bütün mahalleye. “Bakkal amca bir leblebi tozu versene…” Nidamızla inlettik semayı…</p>
<p>Evcilik oyunlarımıza almadık erkek çocuklarını, onlar da bizi almadılar. Kovboyculuklarını gizli gizli oynadılar… Kızlı erkekli bir tek yakar top oynadık. Ama her seferinde erkekler tarafından yakılmaktan kurtulamadık. Yakan topla yanan neden hep biz olduk? Bir türlü anlayamadık…</p>
<p>Bilemedik bize bildirileni, çocuktuk göremedik bizde olanı. Hep çocuk kalacak olmamızı kabullenemedik bir türlü. Büyüdük sandık bazı bazı, işte o vakit hepten yanıldık…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik oysa sofralardaki soda şişelerine konulan. Koparılıp toprağımızdan, soluncaya kadar elde tutulan… Sonra! Sonrasında rüzgârın bağrına salıverilip, kurdun kuşun elinde ötelere saçılan…</p>
<p><strong><em>Çocuktuk; sevincin bağrından kopmuştuk. Kır papatyalarının koparılmadığı masallardan, âşık adının mecnun olduğu diyarlardan koşar adım geliyorduk. Kimi kez zümrüt-ü Anka kuşunun kanadında, kimi kez Kaf dağının ardında; ama hiç dinmeyen ‘ateş-i Suzan-ı firkat’ sadrımızda, uzanıp boylu boyunca zamanın akışına, devranı seyrediyorduk. </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Çocuktuk; masal dinleye dinleye bir gün masal olacağımızdan bihaber yaşayıp gidiyorduk. Henüz fısıldamamıştı kulağımıza peri kızları, hep çocuk kalacağımızı. Düşlerimizin üstüne basmamıştı daha karabasan tohumları.</em> <em>Ekmek kavgası nedir bilmez iken, ‘develer tellal, pireler berber ‘olmadan sokak aralarında yedik domates-peyniri ekmek arasında; nimet tadında…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Başımızın tacıydı Allah aşkı. Kim derse ki ‘Allah aşkına yapma! ‘akan su durur, zehir lokma olsa yutulurdu. Hayatın merdivenlerini tırmanıyorduk şevkle, yüzümüzde gülümseme, ‘dostluğun biz sevgisiyle toplanıyorduk her an’ yüreklerimizde. ‘Bu sevgi bağıyla’ sarılıyorduk birbirimize… Hizmet için milletimize, dağılıyorduk yurdun dört bir köşesine…</em></strong></p>
<p><strong> </strong>Anne- babalarımızın göz bebeğiydik. Sıcak sudan soğuk suya dokunmayan ellerimizle kazandığımız okullardan, zamanı geldiğinde mezun olduk. Bu ellerle tuttuk diplomaları. Kepleri fırlatamadık belki havaya, ama bu ellerde yükseldi istikbalimiz; gururla…</p>
<p>Dostluğu ve doğruluğu şiar edinmiştik. Söz senetti indimizde. Bir kez çıktı mı dilimizden ölsek geri dönmezdik verdiğimiz sözden.</p>
<p>Vefa bir semt adıydı içtiğimiz bozaların tadında; ‘ dönülmez akşamın ufkunda’ isimlerimizin yanına kazılı göbek adımızdı. Satmazdık arkadaşımızı öyle üç beş kuruşa. Hayatın sillesini yesek de, cefasından inlesek de minnet etmezdik ağyara. Hasretinde beklerdik sevdiğimizi, koşmazdık iki paralık yosmaların koynuna…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik kelebeğini bekleyen, ‘aşkın şarabından içen’… Bütün bir baharı, tek bir kelebeğin kanatlarının altında gizleyen… Onun güzelliğinde seyr-i devran eğleyip, rüyasını süsleyen…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9519</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Jun 2017 12:37:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9365</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi Sorunlar bazen öyle üst üste gelir ki dayanma sınırının aşıldığını hisseder insan. Terk edip gitmek arzusuyla yanıp tutuşur ‘kaçacağım buralardan’ diyerek uykusuz gecelerin koyununda esir olur. Fakat mıh gibi çakılıp kalır olduğu yere… Bir mengenenin ucunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/">HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi</em></strong></p>
<p>Sorunlar bazen öyle üst üste gelir ki dayanma sınırının aşıldığını hisseder insan. Terk edip gitmek arzusuyla yanıp tutuşur ‘kaçacağım buralardan’ diyerek uykusuz gecelerin koyununda esir olur. Fakat mıh gibi çakılıp kalır olduğu yere… Bir mengenenin ucunda kıvranıp durur, çığlığı boşlukta kendi yankısında duyulur.</p>
<p>Her sabah büyük bir yorgunlukla kalkar yataktan, yüzünü aynadan bile saklar. Kimseyi görmek, sesini duymak istemez. Başka insanların mutlulukları batmaya başlar ona. Kıskanır onları adeta. Huzursuzluğu artar. Yaşamak zehir dolu kâseden yudum yudum içmek gibidir artık. Mutsuzdur, kimsesizdir, suskundur…</p>
<p>Değişimin alarmını duymak için uyarıdır bunların her biri aslında. En derinlerde gizlenmiş umut ışığının ilk parıltılarıdır… Vakit doldu sinyalidir bu! Yeni baştan, sil baştan, en baştan başlamanın enerjisidir hayata…</p>
<p>Şarj ol ve yeniden başla!</p>
<p>Haydi! Kalk durma.</p>
<p>Her şeyin bir vakti vardır unutma!</p>
<p>Doğumun ve ölümün vakti…</p>
<p>Demektir, hayat dilinde yenilenmektir. Nasıl anlatırdı başkaca derdini sana?</p>
<p>Önümüzden akıp geçerken zaman, kim durdurabilmiş ki bunca zaman? Kim belirlemiş doğum saatini? Kim ölmeye yatmış? O kadar güçlüyse eğer insan? Hâkim ise dünyaya, kendi dünyasına, hadi durdursa ya, zamanı geriye doğru akıtsa, ya da ileriye doğru sarsa ya…</p>
<p>Nasıl? İmkânsız değil mi?</p>
<p>Derin bir nefes alıp, dinleme vaktidir şimdi kendini… Ne diyor sana içindeki? Konuş benimle, özlemedin mi şöyle uzun uzun söyleşmeyi kendi kendinle? Adildir içindeki merak etme, sen ne düşünürsen düşün, o yine bildiğini okuyacaktır elbette. Bu sefer biraz soluklan da izin ver kendine…</p>
<p>Düşünme vakti gelmiş çatmıştır!</p>
<p>Sıyrıl günlük rutin işlerinden, gerekli gereksiz yaptığın ne varsa yapma, kimseye bir şey olmaz korkma. Alışverişe çıkma mesela birkaç gün. Evdekileri bitir. Sonunu getir yiyeceklerin, buzdolabın boşalsın bırak, aç kalırım sanma sakın. Bir düşün nasıl harcama yaptığını, kapılıp gittiğini reyonların arasında, inandığını indirim palavralarına… Aybaşında ödemek zorunda kaldığın kredi kartı borçlarını sıfırla önce sonra söz ver ihtiyacın olmayan hiçbir şeyi satın almayacağına dair kendine…</p>
<p>Sinyal vermeden seni sollayan adama otobanda küfredip sinirlerini yıpratma boşuna. Bırak garson geciksin masaya bakmakda. Kasiyer bekletsin seni, vurma onun yüzüne beceriksizliğini. İki- üç durak için bırak binme minibüse, yürümek iyi gelecek kendine…</p>
<p>Çiçeklerini sularken onlarla konuş mesela, hatta yapraklarını sev, göreceksin nasıl daha kolay çiçek açacaklar, inan ki onlar seni duyarlar…</p>
<p>Beton zemini delen karıncalara kızma, ekmek kavgasında onlar da unutma. Şaşır, nasıl yedinci kata tırmandıklarına. Kokuya hassastırlar, sevmezler sarımsağı, sen de onlara koklat giderler başka bir tarafa.</p>
<p>Biliyorum süslü ve basit gelebilir bu sözler ama inan yaşamamış bir ağızdan çıkmaz bu laflar öyle kolayca… Basit yaşamaktır asıl olan, unuttuk biz bunu yıllarca.</p>
<p>Nasıl ki dibi görmeden çıkılmaz ise denizin üstüne, dipteyken gördüklerimiz ne kadar öğreticidir bize.</p>
<p>Su her zaman kaldırır, biz istesek de istemesek de… Yeter ki çırpınmayalım yüzmeyi öğreneceğiz diye. Rahat bıraktık mı kendimizi hiçbir şey yapmadan suyun üstünde, yüzdüğümüzü fark edeceğiz razı olduk mu elimizdekilere…  Önce korkmamayı öğrenelim sudan, boğulmadan, razı olalım onun bizi kaldırmasına ve izin verelim biraz sürükleyip gezdirmesine mavi sularda.  Kulaç atmaya çabalarız daha sonra, hele bir duralım da suyun üstünde. Rahatlayalım hele bir. Güneşi yüzümüzde hissederek, ellerimizi ensemizde birleştirerek yaşamın tadına varalım. Yaşamanın her anına koca bir şükür gerek.</p>
<p>Serbest, sırt üstü, kurbağalama ve hatta kelebek yüzmeyi öğreniriz nasılsa…</p>
<p>Sırrını keşfettikten sonra ver elini bir kıyıdan diğer kıyıya, yüzmek nasıl keyiflidir derin sularda… Nasıl özgürsündür maviliğin avucunda? Nasıl huzurlu, nasıl sınırsız mutlusundur?</p>
<p>Hayat denizinde yüzmenin de bundan hiç farkı yoktur. Kontrol etmeyi bırakıp izin verirsen olacaklara, olanları kabullenirsen, her şeye müdahale etmeye kalkmazsan eğer, sırt üstü uzanıp hayat denizinde rahatça yüzersin bir koydan öbür koya…</p>
<p>Hayat ne güzel eğitmendir bize, ne güzel armağandır yaşamasını bilenlere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/">HAYAT ÜZERİNE YÜZMEYE DAİR</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayat-uzerine-yuzmeye-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 May 2017 06:01:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9226</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bir mektubum kadim zamanlardan kalan. Aslında hiç yazılmamış bir mektup… Sevgilerin oyuna gelmediği, yılanların koyunlarda beslenmediği çağlardan uçup kondum bir vakit, bir dala, bir güvercinin ağzında… Yorgundu güvercin, uçuyordu yüzyıllardır o diyarlardan bu diyara… Zaman denizinde savrulup duruyorduk ikimiz, masallardan çıkıp yeryüzüne konuyorduk. Yeryüzü bize haramdı oysa. Bembeyaz bir güvercinin güzelliği hoş görünmezdi bazılarına. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bir mektubum kadim zamanlardan kalan. Aslında hiç yazılmamış bir mektup…</p>
<p>Sevgilerin oyuna gelmediği, yılanların koyunlarda beslenmediği çağlardan uçup kondum bir vakit, bir dala, bir güvercinin ağzında… Yorgundu güvercin, uçuyordu yüzyıllardır o diyarlardan bu diyara… Zaman denizinde savrulup duruyorduk ikimiz, masallardan çıkıp yeryüzüne konuyorduk. Yeryüzü bize haramdı oysa. Bembeyaz bir güvercinin güzelliği hoş görünmezdi bazılarına. Aşktı bu, öyle konamazdı bilmediği gönüllere. Bir tek söz bile kirletirdi tüylerini, inceliğine yakışmazdı kıskançlık halleri… Aşka layık birini arıyorduk, hakkını verecek, hakkıyla sevecek, hak yemeyecek bir yürek arıyorduk. Aşk ne kadar biçare ise biz ondan beter biçare, durmadan uçuyorduk.</p>
<p>Kimse kimseyle konuşamazken, yasaklar alıp başını gitmişken, umutlar tam da tükenmek üzereyken güvercin düşürdü ağzından beni birden… Yerime ulaşamadan daha sahibimi bulamadan takılıp kaldım gökkuşağında, sonra girdim bir yaralı ceylanın kanına…</p>
<p>Ceylan yaralıydı, yüreğinden vurulmuştu. Avcısının elinde oyuncak olmuştu. Koşulsuz sevgisini verenlerin kaderiydi onunkisi. Aşk için bu dünyaya gelenler, aşk için ölürlerdi. Avcısının gözlerinin içine baktı Ceylan, son nefesinde beyhude bir gülümseyişle sevdiğine,</p>
<p>“Aşk olsun!” diye sitem etti kendince. Nafile, avcısının kolları arasından yere serildi Ceylan…</p>
<p>Avcı elindeki tüfeği kendi kafasına dayamıştı aslında. Bilmiyordu Ceylan’ın ahı ile yaşayacağını bundan sonra, tabi yaşamak denirse buna…</p>
<p>Bir mektuptum ben. Gidecek yeri olmayan biçareydim. Yel üfürürdü beni su götürürdü hiç durmadan. Kimi kez Yunus balığının karnında, kimi kez Sur dağının ortasında, bazısı Yusuf’un kuyusunda bulurdum kendimi. Ser verip sır vermezdim ne yapsalar. Ateşe atardı Nemrut beni İbrahim olurdum gül bahçelerinin toprağında. Küllerim savrulurdu Hallac gibi, Mansur olduğum ellerde parmakların arasından sıyrılırdım bir nefes ile… Sema’ya üflenirdi nidam…</p>
<p>Ses vermezdi kayalıklar, benden ırak bana yankılanırdım Hu diye. Bir deli derecikte yıkanırdım Molla Kasım’ın ellerinde, dilimde miskin Yunus’un dizeleri, düşerdim yine yollara… Tebriz’den gelir, Konya’ya giderdim… Rumi’nin sedirine kilim olur serilirdim. Elden ele dilden dile, bir gönülden diğerine koyulmak için yola, kalayım diye hep yolda, arar dururdum. Olur a bir gün bulurum diye… Hay’dan gelip Hu’ya dönerdim bir ah ile aşka…</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mektup-tasiyan-kus.jpg"><img class="size-full wp-image-9228 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mektup-tasiyan-kus.jpg?resize=189%2C208" alt="" width="189" height="208" data-recalc-dims="1" /></a>Kınamayın a dostlar bir mektuba dönüp kim bakar? Yirmi birinci yüzyılda aşklar cep telefonuna gönderilen mesajla başlar. Erişim engeli, telefonun kapasitesine ve internetin hızına bağlıdır artık. Yoktur öyle kahvehanelerde bekleyen abiler. Bakkala gidiyorum diyerek evden çıkılıp köşe başında yapılan gizli görüşmeler. Tükendi artık gül kokulu manilerle biten kırmızı zarflı mektuplar. Yârin eline tutuşturulunca okumak için eve koşan genç kızlar…</p>
<p>Günümüzde gece gündüz demeden, bir araya gelmeden yazışmaktır aşkın seremonisi…</p>
<p>Cepte başlar sevgi sözcükleri. Mesajlar atılır hiç durmadan, karşındakinin sesini bile duymadan… Bir kere yüz yüze gelinip el ele tutuşulunca, hele bir de mideler acıkınca, yenilen yemekler miktarınca aşkın süresi de kısalır. Bir mesajla başlayıp ’Fast foot’la süren aşklar, başka bir mesajla ‘Fast finish’ sonlanır.</p>
<p>“Tam on beş gün oldu çıkalı, yeter artık bitsin bu karın ağrısı.” İşte cebe gelen bir ayrılık mesajı…</p>
<p>Sözün kısası, iletişimin hızı artıkça kalitesi de o oranda azaldı. İşte klasik marjinal fayda kuramı…</p>
<p>Mektup olup ‘yârin yüreğini yakmak’ ise türkülerde ve edebiyat kitaplarındaki menkıbelerde kaldı. Serzenişimiz bu yüzden.</p>
<p>Belki de bir hayatı kurtarmak, küskünleri barıştırmak, sevdiğine el uzatmak, hasret gidermek iki satır yazılacak cümlelerin işidir ha! Ne dersiniz?</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar – 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9226</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Apr 2017 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8929</guid>
				<description><![CDATA[<p>Piknik hazırlığına bir gün önceden başlanırdı. Kalabalık gidilir maaile eğlenilirdi. Mangal işini erkeklere bırakırdı kadınlar her zaman. Köfteler yoğurulur, etler bir gece önceden zeytinyağlı baharatlı süt karışımında terbiye edilirdi. Tavuk menüye dâhil edilecekse eğer, salçalı baharatlı sosu ayrı hazırlanırdı, yine bir gece önceden. Öyle tek bir aileye bırakılacak iş değildi yani. Tam bir iş birliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Piknik hazırlığına bir gün önceden başlanırdı. Kalabalık gidilir maaile eğlenilirdi. Mangal işini erkeklere bırakırdı kadınlar her zaman. Köfteler yoğurulur, etler bir gece önceden zeytinyağlı baharatlı süt karışımında terbiye edilirdi. Tavuk menüye dâhil edilecekse eğer, salçalı baharatlı sosu ayrı hazırlanırdı, yine bir gece önceden. Öyle tek bir aileye bırakılacak iş değildi yani. Tam bir iş birliği ve imece usulü hazırlanırdı bizim kır sofralarımız. Zeytinyağlı sarmayı annem yapardı genellikle. Kuş üzümlü ve çam fıstıklı olurdu onun küçük sarmaları. İçindeki pirinç artsın diye dua ederdim. Az pişmiş şekerli içe bayılırdım, gidip gelip yerdim tabi ki ona sezdirmeden.</p>
<p>Babam erkeklerin neşesini arttırmak için pilli radyosunu yanına alırdı. Pazar günü olduğundan lig maçlarını kaçırmamak gerekirdi. Yedek pillerini asla unutmazdı babam, çantasının küçük cebine ilk onları koyardı. Eh bir iki tek atmak da her seferin de farz olurdu nedense, tavla sonrası içilirdi rakılar. Kim kaybederse o hazırlardı rakı sofrasını. Kadınlara bırakılmazdı servis işi. Buz kalıpları çıkartılır, kavun ve beyaz peynir özenle kesilir, parçaları kayık tabaklara dizilirdi. İnce cam bardaklarda içilirdi usulünce rakı… Maç bittiğinde, radyonun sesi hafife alınır, başlardı Türk müziği eşliğinde akşamsefası…</p>
<p>Herkesin üzerine düşeni yaptığı tek eğlenceydi piknikler. Kıştan hayali kurulurdu “ Havalar ısında da bir mangal yapsak denirdi.” Mangal her şeyi içine alıverirdi…</p>
<p>Kızların öncelikli görevi ip atlamak için kalın urganları hazırlamaktı. Urgan önce salıncak için kullanılır herkes sırayla sallandıktan sonra, kızlı erkekli ip atlanırdı. Erkekler ise futbol oynamak için toplarını bir gece önceden çantalarına koyarlardı.</p>
<p>Bir şölendi pikniğe gitmek, eğlencenin ta kendisiydi…</p>
<p>İlkokul beşinci sınıftaydım. İyi hatırlıyorum yılsonu bitirme sınavlarına hazırlanıyordum. Mayısın son haftası olabilir belki de orası tam net değil. Gitmek istememiştim bu sefer pikniğe. Ders çalışmam gerekiyordu.  Olmaz demişti babam, “ Anca beraber kanca beraber, biz neredeysek sen orada olacaksın, kitaplarını yanına al orda çalışırsın.” “Piknikte hiç ders çalışılır mı?” diyememiştim babama. Öğretmen tavrına bürünürdü hemencecik yoksa daha büyük zılgıt yerdim. Sustum, hep yaptığım gibi. Sessizce topumu çıkarıp, çalışamayacağımı bile bile ders kitaplarımı yerleştirdim çantama…</p>
<p>Tam üç araba yola koyulmuştuk, sabahın sekizinde biri minibüs, ikisi özel araba…</p>
<p><figure id="attachment_8931" aria-describedby="caption-attachment-8931" style="width: 341px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png"><img class="size-full wp-image-8931" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?resize=341%2C450" alt="Asfalttaki Papatyalar" width="341" height="450" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?w=341&amp;ssl=1 341w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatya.png?resize=227%2C300&amp;ssl=1 227w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8931" class="wp-caption-text">Asfalttaki Papatyalar</figcaption></figure></p>
<p>Porsuk baraj gölüne vardığımızda en az otuz kişiydik. Arabaları gölgeye park edip az ötesine gölün tam karşısına yerleştik. Kilimler serildi, kahvaltı için hazırlığa girişildi. Ben asık bir suratla köşeye gidip oturdum, çantamı çıkardım ders çalışmalıydım. Annem “Sen hiçbir işe karışma oğlum ben yemek hazır olunca sana haber veririm” dedi ve gitti.</p>
<p>Kızlar urganı ağaçlara geçirmişler salıncak için büyüklerinden yardım istemişlerdi. Aralarında kız kardeşim de olan bu grup hiç ilgimi çekmezdi. Çoğu bizim mahalleliydi zaten hemen hepsiyle aynı okuldaydık. Babam ve annem öğretmen arkadaşlarıyla pikniğe giderlerdi çoğu kez. Ama bu sefer hiç tanımadığım başkaları da vardı. İlk kez bu kadar çok kişiydik. Oldum olası kalabalıkları sevmediğim için daha çok canım sıkıldı. Bugün hiç bitmeyecek diye düşünürken, onu gördüm birden. Kızlar el becerileriyle salıncağı yapmışlardı bile. O kenarda durmuş hayran ve şaşkınlıkla karışık kızlara bakıyordu. Yabancıydı besbelli.</p>
<p>Arkadaşlarım seslendi, “ Haydi gelsene maç yapacağız.” Defter kitapları bıraktığım gibi koştum yanlarına amacım maç yapmak değildi… Yanından geçtim, kız kardeşime sordum onu.” İstanbul’dan halasına misafir gelmiş.” Dedi. Yanından geçerken göz ucuyla baktım kocaman kara kara gözleri vardı, bana gülümseyen yüzüyle baktı elini uzattı. “ Ben Leyla ya sen?” dedi. Mecnun demek geçti içimden o an, korktum, elimi elinden kurtararak oğlanların yanına koştum. Adımı söyledim mi hala hatırlamıyorum.</p>
<p>Kalbimin hızla çarpmasından başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Sanki film koptu bütün görüntüler yok oldu, kulaklarıma kadar kızardığımı yüzümün yanmasından anladım. Üzerimden süveteri çıkarıp çimenlerin üzerine attım. Yüreğimde bir sızı, buğulu gözlerimle nefes nefese kaldım, kendimi futbol oyunun içine bıraktım. Sonra…</p>
<p><figure id="attachment_8932" aria-describedby="caption-attachment-8932" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg"><img class="size-full wp-image-8932" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?resize=450%2C250" alt="Asfalttaki Papatyalar Öyküsü" width="450" height="250" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/papatyalar.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8932" class="wp-caption-text">Asfalttaki Papatyalar Öyküsü</figcaption></figure></p>
<p>Sonra, başımı kaldırıp bakamadım bir daha. Yüzümün kızarıklığı geçmemiş olacak ki, annem sırtıma tülbent koydu hastalanmayayım diye. Top oynadım ya, kızarıklık onun içindir sandı.</p>
<p>Oysa içim sancıyla yankılandı. Yemekten sonra, kendi kuytu köşeme gittim hemen. Ders kitaplarımı elime aldım nafile, aklım fikrim takılı kalmıştı bir çift siyah göze…</p>
<p>Arkamdan bir sesle irkildim, “ Ders mi çalışıyorsun?”</p>
<p>Kitaplarımı gösterdim, başımı salladım. Bir kez daha gördüm ışıldayan zeytin gözlerini. Öylece bakakaldım.</p>
<p>Yanıma oturdu. Elinde sakladığı bir şey vardı sanki soramadım ne var elinde diye. Beni oracıkta çekip vursa, kalbime bıçak saplasa hiç sesimi çıkarmazdım yeminle.</p>
<p>“ Gözlüklerini çıkarsana “ dedi. Hiç tereddüt etmeden çıkardım.</p>
<p>“ İstanbul gibi bakıyorsun, deniz gibi masmavi” dedi.</p>
<p>Elindeki papatyaları verdi, yanağıma bir öpücük kondurup, kaçıp gitti…</p>
<p>Piknik bitene kadar bir daha kalkamadım yerimden. Bütün gün ders çalıştığımı zannettiler. Benimle gurur duyup övündüler. Ben sadece elimde papatyalarımla hülyalara dalmıştım. Tek kelime konuşamadığım bir sevdanın izinde mecnun olup kendimi çöllere salmıştım.</p>
<p>Eve dönüş yolunda arabada uykuya dalınca, elimdeki papatyaları alan annem onları asfalt yola atmıştı…</p>
<p><em>Sana bunu hiç anlatamadım Küçük Kara Balığım, korkum kendi ölümümden değildi sandığının aksine…</em></p>
<p><em>Korkum senin, korunmasız avuçlarımdan kopartılıp alınman, istemsizce asfalt yollara saçılıp gitmendi aslında. Ben uykudayken, her şeyden habersizken daha, üzerinden bir gece yarısı geçecek umarsız tekerlek izlerindendi…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri –  10 / Asfalttaki Papatyalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8929</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Gül Yeter Ki</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Apr 2017 11:30:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8926</guid>
				<description><![CDATA[<p>Biliyorum artık beni sevmediğini, Sevda yüklü sözlerle Gözlerimden yüreğime inmediğini… Olsun. Sen gül yeter ki. &#160; Duydum taşınmışsın yeni bir eve, Yeni bir işe girmişsin. Eski arkadaşların söyledi, Unutmuşsun çoktan geçmişi, ‘Yeni bir ufka açmışsın yelkenini’ Öyle söylemişsin sizinkilere. İyi ki açmışsın, Açmışsın bak yeniliklere. &#160; Benden bahsedilince, ‘Yokmuşum ‘gibi yapıyor, Hiç oralı olmuyormuşsun. Dönüp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/">Sen Gül Yeter Ki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorum artık beni sevmediğini,</p>
<p>Sevda yüklü sözlerle</p>
<p>Gözlerimden yüreğime inmediğini…</p>
<p>Olsun.</p>
<p>Sen gül yeter ki.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Duydum taşınmışsın yeni bir eve,</p>
<p>Yeni bir işe girmişsin.</p>
<p>Eski arkadaşların söyledi,</p>
<p>Unutmuşsun çoktan geçmişi,</p>
<p>‘Yeni bir ufka açmışsın yelkenini’</p>
<p>Öyle söylemişsin sizinkilere.</p>
<p>İyi ki açmışsın,</p>
<p>Açmışsın bak yeniliklere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benden bahsedilince,</p>
<p>‘Yokmuşum ‘gibi yapıyor,</p>
<p>Hiç oralı olmuyormuşsun.</p>
<p>Dönüp arkanı gidiyormuşsun,</p>
<p>Yalanım yok yeminle.</p>
<p>Sen nasıl istersen öyle olsun,</p>
<p>Olsun elbet,</p>
<p>Gülümse sen yine de</p>
<p>Yeter o bize.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aldığım mavi elbiseyi giymişsin</p>
<p>Arkadaşının düğününde,</p>
<p>Ne çok görmek isterdim seni,</p>
<p>O elbisenin içinde.</p>
<p>Gülümseyen gözlerinle</p>
<p>Fotoğrafını çekerdim,</p>
<p>Bir kere görseydim dünya gözüyle,</p>
<p>Olsun.</p>
<p>Sen gülümse yine de.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kahveni sade içerdin ya,</p>
<p>Şekeri sevmezdin hani,</p>
<p>Üzmeyeyim diye seni</p>
<p>‘Sade severim ‘demiştim kahveyi,</p>
<p>İçemiyorum artık,</p>
<p>Başkasının elinde pişen</p>
<p>O çok sevdiğim kahveyi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapının önünden geçtim kaç kez,</p>
<p>Eski kapının tabi,</p>
<p>Bilmiyorum ya yeni evinin adresini.</p>
<p>Pencerelerine baktım bir bir</p>
<p>Perdesiz camlarda,</p>
<p>Beni bekleyişin geldi aklıma,</p>
<p>Bakışını gördüm hayalimde,</p>
<p>Gülümsemen geldi kondu şuracığıma,</p>
<p>Bir hoş oldu içim,</p>
<p>Durup bahçenin duvarında,</p>
<p>Ağladım katıla katıla.</p>
<p>Olsun.</p>
<p>Sen gülümse bana,</p>
<p>Hayal bile olsa…</p>
<p>O yeter bana…</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/">Sen Gül Yeter Ki</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-gul-yeter-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8926</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 08:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8628</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yitik kalpler ülkesi burası, aşklar soğuk demli çay tadında şekersiz. Yanında fırından yeni çıkmış susamlı simit olsa katlanılır belki, ne gezer ama. Susuzluğumu bile kesmez bu çay şimdi benim. Nafile beklerim, bilir yine beklerim. Taze çay tadında bir sohbeti, susamlı simit tadında bir aşkı özlerim. Seni özler gözlerim. Yokluğunda biçare kaldı sözlerim… Nasıl beğendin mi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yitik kalpler ülkesi burası, aşklar soğuk demli çay tadında şekersiz. Yanında fırından yeni çıkmış susamlı simit olsa katlanılır belki, ne gezer ama. Susuzluğumu bile kesmez bu çay şimdi benim. Nafile beklerim, bilir yine beklerim. Taze çay tadında bir sohbeti, susamlı simit tadında bir aşkı özlerim. Seni özler gözlerim. Yokluğunda biçare kaldı sözlerim…</p>
<p>Nasıl beğendin mi kafiyelerimi? Çok mu basit geldi. Basittir tabi seninkilerin yanında. N’apalım benden ancak bu kadar çıkar. Ben ne şairim ne de yazar… Senin gibi bir edebiyatçının yanında kaç yazar… Sarhoş olsam ancak bu kadar dürüst olurdum değil mi? Hatırladın mı seninle sabaha kadar kadeh kadeh içtiğimiz o acı şaraplı geceyi. Ben hiç unutmadım inan ki. Hani bir sen bir ben yazıyorduk sırayla dizeleri. Sonra sırayı şaşırmıştık da, ben sızmıştım bir köşede, sen bitirmiştin şiiri, bizim şiirimizi…</p>
<p><strong>Sözler her zaman doğruyu söylemez, </strong></p>
<p><strong>Anlamın içine gizlenir sırlar. </strong></p>
<p><strong>Bazen sırlar bile sırlanır da, </strong></p>
<p><strong>Aynalar sırlardan kaçar. </strong></p>
<p><strong>Sırrın da sırrı vardır. </strong></p>
<p><strong>Söylenmeyendir aslında söylemek istediklerimiz. </strong></p>
<p><strong>Biz ayna olabilmek için sırlarımızın içinde gizleniriz</strong>.</p>
<p>Bizim şiirimizi okumak kimseye nasip olmadı değil mi? Ben bulamadım o sabah ayıldığımda ne seni, ne de birlikte yazdığımız şiiri… Seninle birlikte sırra kadem bastı gitti. Nereye gitti sahi, sen neredesin şimdi? Ne kadar zamandır yoksun? Aslında zaten hiç mi yoktun?</p>
<p><em>Birbirine yabancı iki kişi, </em></p>
<p><em>Sihirli aynaların karşısında aradı kendisini. </em></p>
<p><em>Sirkin büyüsü bittiğinde, </em></p>
<p><em>Gece fenerleri söndüğünde, </em></p>
<p><em>Gün ışıdığında tepemize </em></p>
<p><em>Biz de bittik öyle değil mi?</em></p>
<p>Benim şiirim böyle başlayıp böyle bitiyor ya senin ki?</p>
<p>‘Kaçmak için bir neden gerekmez, insan en çok kendinden kaçar bir başkası bahanesidir yalnızca. Bir neden vardır var olmasına ama kişi bilmediğinden nedeni, ‘neden’ neden olmaktan çıkar. İnsanoğlu neden-sonuç ilişkisini çözemedi mi çaresiz kalır. Bunalıma girdim sanır. Girdapta döner durur deney fareleri gibi. Koşar koşar bütün enerjisini harcar, hep aynı yerde durmadan, varacağı nokta olmadan yorgunluktan çatlar, ölür sonra…’ Demiştim sana.</p>
<p>Sen öldün mü yoksa? Ölmemişsindir. Kötüler çabuk ölmez ya, ölmemelisin daha. Böbreğinin biri yoktu, diğeri iflas etmek üzereydi. Hep ‘öleceğim’ diyordun. Senin korkun ölümden miydi yalnızca? ‘Doktorunu buldun işte’ demiştim sana. Ben bakardım bir ömür boyunca. Sen ölümden değil asıl yaşamaktan kaçtın. Çünkü korkun yaşamaktı aslında… Hilafsız yaşamaktan, yarını düşünmeden, şimdiyi, anı, hayatın aslını, özünü yaşamaktan korktun; Yani benden, yani kendinden, insandan korktun sen…</p>
<p>‘Korkularımız alt benliğimizde beslediğimiz bir canavardır. Ne kadar çok korkumuz varsa o kadar sırrımız vardır. Bütün korkularımızı serbest bıraktığımızda aynaların sırları kalkar ve şeffaf cam ortaya çıkar. Karşıdan bakan kişi camın gerisindekini görür artık, görmek isteyenin seçimine kalmıştır manzara… Sen ne isen bakınca onu görürsün benden.’ Hatırladın mı? Parkta yaptığımız söyleşiden…</p>
<p>Bana bakınca gördüğün kendinden kaçtın sen! Tüm çıplaklığınla, tertemiz aşkınla, kala kaldın karşımda. Aşkın saflığında gördüğün o küçük çocuktan kaçtın!</p>
<p>Sana hiç kızmadım dersem yalan olur. Çok kızdım ölesiye, çıldırasıya kızdım. Zayıflığına, zaaflarına, mazlum kibrine kızdım. Çektiğin acıları anlamadım sandın. Seni tanımadım sandın. Seni sevemem sandın. Oysa seni olduğun gibi seven bu hayattaki tek insandım. İşte en çok buna kızdım. Sonra anladım ki insan en çok, en sevdiğine kızarmış.</p>
<p>Öyle çok sebep bulmaya çabaladım ki seni unutmak için. Bunca sene hiç affetmedim seni, ya da öyle zannettim. Hep kızgın olayım diye boyuna kendimi körükledim. Ateşi hep harlı tutmak için odunlar attım içime. Yanayım kül olayım seni unutayım istedim.</p>
<p>Bir çift göze takılıp kalır mı insan? Bu kadar sapar mı yolundan? Ne kadar aptalım diye kendime kızdım en çok. Babam olsaydı yanımda – benim akıllı kızım diye severdi beni- saçlarımı okşayıp, bana öğütler verirdi. Ah babacığım niye bu kadar erken gittin ki…</p>
<p>‘Hatıralar, biz onları hafıza merkezimizden çekip çıkarana kadar gizli gizli yerlerinde dururlar. Uzun süre kullanılmayanlar zaman aşımına uğrar, ya kaybolur ya da bozulurlar. Muhayyile işin içine girdiğinde yeniden yazılır silinmiş kayıtlar. Bir anının aslına ulaşmak zordur, çok zor. Derin klinik terapisi uygulamak gerekir… Çoğu kez bu bile çözüm olmaz.’</p>
<p>Sana hastam gibi davrandığımı zannettin. Tıp eğitimi almış olsam da daha o zamanlar pratisyen bir hekimdim yalnızca. Yeni mezun çaylak bir hekim… Büyülü İstanbul’dan ayrılıp Artvin’e mecburi hizmete gitmiş idealist biriydim. Senin nezdinde ise bir çocuk. Sahi sen benim neyimi sevdin? Heyecanlarımı, hayallerimi, bitmek bilmeyen tıp fakültesi hikâyelerimi hiç bıkmadan dinlerdin. Sana ilk âşık olduğum adamı bile anlatmıştım. Gülerek dinlemiştin, çocukça kaprislerimi severek tolere etmiştin. Ailemden uzakta hiç bilmediğim bir diyarda, savaşmayı öğretmiştin. İnsanların sertliklerine dayanmayı, onların dillerinden anlamayı, en çok da soğukta hayatta kalmayı… Belki o yüzden sevdim seni bu kadar, sahi ne kadar çok?</p>
<p>Bir mektubu çok gördün ya bana. En çok buna içerledim. Gittiğin yerden tek bir elveda mektubuna razıydım oysa. Gülerdin şimdi yanımda olsan bu duruma. Türk filmlerine benzetip abartılı bulurdun. Beni nasıl bir acıyla bıraktığından habersiz yaşıyorsun şimdi orda burda. Bilsen döner gelir miydin acaba?</p>
<p>Aramızdaki yaş farkını bahane ettin hep. Niye kendini bu kadar yaşlı bulduğunu bir türlü anlayamadım? İnsan 43 yaşında ölmezdi ki… Hem ben doktordum, biliyordun seni yaşatacağımı&#8230;</p>
<p>Sahi kaç yaşında olduk biz şimdi?</p>
<p>Senin ‘Küçük Kara Balığın’ elindeki kılçıktan kılıcıyla Don Kişotculuk oynadı senden sonra. Yel değirmenleriyle savaşıyorum hala. Ah! Dulcinea… Olmayan sevgilim, neredesin? Hiç değilse hayalet değilsin. Yoksa öyle misin? Değilsin değil mi?</p>
<ul>
<li>Çay bırakayım mı abla?</li>
<li>Bu soğuk demli çayları içmekten midem delinecek. Taze, sıcak ve açık getirmezsen para yok ona göre…</li>
<li>Tamam abla ya kızma hemen, yenisini demliyor ustam. Demini alsın hemen.</li>
<li>Hah şöyle, bir sıcak çay içelim değil mi? Üşüdük şunun şurasında.</li>
<li>Eyvallah ablam, dur senin keyfini yerine getiririm şimdi ben üzülme. Hele açayım şu radyoyu bir.</li>
</ul>
<p>“Bir dalda iki kiraz,</p>
<p>Biri al, biri beyaz</p>
<p>Eğer beni seversen</p>
<p>Mektubunu sıkça yaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sallasana, sallasana mendilini</p>
<p>Akşam oldu göndersene sevdiğimi. “</p>
<p>Şarkılardan fal tutardı annem, ben çocukken. Polis radyosunda çıkardı bu türküler. İstek olduğunda, ‘sıradaki’ diye başladı mı spiker, hemen atılırdı şarkı daha anons edilmeden.</p>
<p>‘Benim olsun’ derdi. Sonra kaderini değiştirecek şarkıyı dinlerdi.</p>
<p>Ben fal tutmadım şarkılardan hiç. Bu şarkı beni tuttu fakat çocukluğumdan. Annemin sevdiği bir İstanbul türküsü… Makamı saba, sabah ezanından kalma…</p>
<p>“Bir dalda iki kiraz, biri al biri beyaz, eğer beni seversen, mektubunu sıkça yaz.”</p>
<p>Gördün mü bak. Kızların kaderleri anneleri gibi olurmuş. Şarkı tam bana göre çıktı. Müzeyyen Senar söylüyor.</p>
<p>Ağlattı beni bunca yılın ardından. Kime kızayım ben, söyle hadi kime? Bir suçlu bulup onu mu cezalandırayım? Çok düşündüm karşıma çıksa bir gün ne yaparım diye. Bir gün öyle herhangi bir yerde… Bir temiz pataklardım herhalde önce. Sonra kıyamaz bırakırdım, sarılıp boynuna ağlardım. Hiç bitmeyecek hıçkırıklarla işte şimdi olduğu gibi…</p>
<p>“Bir dalda iki ceviz</p>
<p>Aramız derya deniz</p>
<p>Sen orada ben burada</p>
<p>Ne bed kaldı ne beniz</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sallasana, sallasana mendilini</p>
<p>Akşam oldu göndersene sevdiğimi. “</p>
<ul>
<li>Çaylar geldi taze taze, sıcak sıcak içimiz ısınacak…</li>
<li>Ne o şimdi de reklama mı başladın?</li>
<li>Ya abla sen de bugün ne yapsam kızıyorsun ha!</li>
<li>???</li>
<li>Yani bakma öyle, diyecek laf bulamıyorum karşında.</li>
<li>Ben de yazacak kelime, bak birbirimize benziyoruz demek ki.</li>
<li>Kızmazsan sana bir şey soracağım abla?</li>
<li>Kızmam hadi sor.</li>
<li>Sen geçenlerde de geldiydin hani. İki masa öteye oturdundu. Hatırladın mı o günü. Aha masadaki şu kitap vardı yine elinde.</li>
<li>Eee… Pek meraklıymışsın sende…</li>
<li>Meslek icabı abla…</li>
<li>Hadi ya.</li>
<li>Bir şey düşürdün mü sen o gün?</li>
<li>Nasıl bir şey?</li>
<li>Mektup gibi. Sen gittikten sonra masanın altında aha bu mektubu buldum da, ama senin mi bilemedim pek… Belki senindir ha?</li>
</ul>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Bir Dalda İki Aşk &#8211; 9</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8628</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KIRÇİÇEĞİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kircicegi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kircicegi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Mar 2017 08:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8483</guid>
				<description><![CDATA[<p>İki küçük kır çiçeği can cana, Suya doymuş toprağında kana kana, Takvim yaprağından düşmüş, Eski bir boş çerçeveye yan yana. &#160; Çiğdemdi adın, çiğ demlerde kala kaldın. Bakamadan yüzüme gizli gizli ağlardın. Sevdam esip savurmadan önce seni, Güz yapraklarında dinlerdim sesini. &#160; Nefesin değsin diye nefesime, Soluğumu tutardım içimde. Ellerine dokunan utangaç tenim, Soğuğuyla titrerdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kircicegi/">KIRÇİÇEĞİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İki küçük kır çiçeği can cana,</p>
<p>Suya doymuş toprağında kana kana,</p>
<p>Takvim yaprağından düşmüş,</p>
<p>Eski bir boş çerçeveye yan yana.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çiğdemdi adın, çiğ demlerde kala kaldın.</p>
<p>Bakamadan yüzüme gizli gizli ağlardın.</p>
<p>Sevdam esip savurmadan önce seni,</p>
<p>Güz yapraklarında dinlerdim sesini.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nefesin değsin diye nefesime,</p>
<p>Soluğumu tutardım içimde.</p>
<p>Ellerine dokunan utangaç tenim,</p>
<p>Soğuğuyla titrerdi yüreğinin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl üşürdüm seninle yalnız,</p>
<p>Ben gibi karanlık ben gibi umutlarda,</p>
<p>Bir başına kalmıştın sırça saraylarda,</p>
<p>Üşürdün sen de yarını olmayan ıssız sularda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşlerim sensiz artık kır çiçeği,</p>
<p>Kopartılmadan dalından daha,</p>
<p>Kokluyorum saçların gibi,</p>
<p>Cemre kokan bahar günlerini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kircicegi/">KIRÇİÇEĞİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kircicegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8483</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BİLMECE</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bilmece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bilmece/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8478</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bütün şarkılarda sen varsın, Seni baş tacı eder şiirler. Sende filizlenir sevda yüklü yürekler, Sende açar tomurcuk güller. &#160; Yar’sın yarası olana, Yarensin sana açılan kollara, Mecnun çöllere vurdu kendini, Ferhat dağlarda buldu sana hasretini. &#160; Sen uğruna ölünen, uğrunda öldürülensin. Nasırlı ellersin öpülüp başa konulası, Şefkatinle doğuransın, emzirensin sen Sarılıp sıkı sıkıya göğsünde ağlanası… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilmece/">BİLMECE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün şarkılarda sen varsın,</p>
<p>Seni baş tacı eder şiirler.</p>
<p>Sende filizlenir sevda yüklü yürekler,</p>
<p>Sende açar tomurcuk güller.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yar’sın yarası olana,</p>
<p>Yarensin sana açılan kollara,</p>
<p>Mecnun çöllere vurdu kendini,</p>
<p>Ferhat dağlarda buldu sana hasretini.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen uğruna ölünen, uğrunda öldürülensin.</p>
<p>Nasırlı ellersin öpülüp başa konulası,</p>
<p>Şefkatinle doğuransın, emzirensin sen</p>
<p>Sarılıp sıkı sıkıya göğsünde ağlanası…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Umut sende bulur gözyaşını.</p>
<p>Hüzün yüzünde saklanır da</p>
<p>Anlamaz kimse gizlenmiş sırlarını.</p>
<p>Sana nadan olanlar, kendi gölgelerinden kaçarlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen sevgisisin damlanın,</p>
<p>Köpüklerle yitip giderken aşkların…</p>
<p>Gönlüne girebilen dalar ummana,</p>
<p>Giremeyen yaşar bir ömür boyu muammayla&#8230;</p>
<p><strong><em>SEN BİR KADINSIN!</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bilmece/">BİLMECE</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bilmece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8478</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gün Batımı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 08:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8426</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşin batışına sızlar içim, Her akşam ağlarım bırakıp gidişine. Yas tutarım üşenmeden beni terk edişine. Kaybolur yollarda ışıklarım, Kıvrılırım bir köşeye sessizce. &#160; Ufkun kızıllığı yutar sevincimi, Diz çöker karanlığa gün, Eğilir önünde tevekkülle her gün. Süzülür yanaklarımdan sicim sicim yaşlar, Başlar hiç bitmeyecek gibi o kesif korkular. &#160; Sabah umudumdur puslu geceden, Sabreden için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/">Gün Batımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin batışına sızlar içim,</p>
<p>Her akşam ağlarım bırakıp gidişine.</p>
<p>Yas tutarım üşenmeden beni terk edişine.</p>
<p>Kaybolur yollarda ışıklarım,</p>
<p>Kıvrılırım bir köşeye sessizce.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ufkun kızıllığı yutar sevincimi,</p>
<p>Diz çöker karanlığa gün,</p>
<p>Eğilir önünde tevekkülle her gün.</p>
<p>Süzülür yanaklarımdan sicim sicim yaşlar,</p>
<p>Başlar hiç bitmeyecek gibi o kesif korkular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sabah umudumdur puslu geceden,</p>
<p>Sabreden için hasretin soğumuş ıhlamurudur.</p>
<p>Sevmez hüzün pınarları kurumayı nedense,</p>
<p>İzin vermez silmeye, akar da akar,</p>
<p>Doldurur taşar, gönül haznesinden gamlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıkı sıkıya sararım kendimi, beklerim.</p>
<p>Birbirine vurur dişlerim,</p>
<p>Korkum ecelden değildir, soğuktan hiç değil,</p>
<p>Açlık nedir ki sevgisizlikten?</p>
<p>Zulümden kaçarım ben, en çok zulümden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yıkılsa da içimdeki volkan,</p>
<p>Yaralarımdan yere düşen kan,</p>
<p>Dizime derman olur,  ne zaman yarı yolda kalsam.</p>
<p>Koy verir yalnızlık iklimi beni.</p>
<p>Son baharımda bırakır artık peşimi,</p>
<p>Ne güneşler batırdın sen der şunca yıl,</p>
<p>Doğacaktır nasılsa bir yenisi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olmayaydı sabahı dayanılır mıydı kara geceye?</p>
<p>Sevgisiz geçen kaç uykusuz, kaç uyaksız heceye.</p>
<p>Gebedir gece, sabırla tutar bilmem kaç gün de,</p>
<p>Bebesini doğurur sancıyla sonradan.</p>
<p>Sormadan kalan hatırımızda ne varsa ne yoksa</p>
<p>Yazamadığımız bir dizi yalanla,</p>
<p>Çıkartır döker saçar ortalığa.</p>
<p>Yerdirir kendimizi,</p>
<p>Yine kendimize durmadan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte bir tek bunlar kalacak geriye,</p>
<p>Hepimiz bir muhabbetin izinde,</p>
<p>Yazılan ile yazılacak olan arasında</p>
<p>İpe dizilmiş harfleriz sadece…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/">Gün Batımı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gun-batimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutsuzlar Ülkesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 27 Feb 2017 05:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8316</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Birini eleştirmek istiyorsanız, en uygun yer aynanızın karşısıdır.&#8221; Bernard Shaw Her sabah uyandığında işe gitmeden önce mutfakta alelacele atıştırılan birkaç lokma yiyeceğe, biraz da sabah haberlerini eklemek istiyorsan elinde akıllı telefonunla, güne ne kadar kötü bir başlangıç yaptığının farkına varamadan düşersin karanlıkta yollara… Büyük kentlerin sokaklarında yürürken bir türlü ağaramayan güneşe, günü yarıladığın halde aydınlanamayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/">Mutsuzlar Ülkesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>&#8220;Birini eleştirmek istiyorsanız, en uygun yer aynanızın karşısıdır.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Bernard Shaw</strong></p>
<p>Her sabah uyandığında işe gitmeden önce mutfakta alelacele atıştırılan birkaç lokma yiyeceğe, biraz da sabah haberlerini eklemek istiyorsan elinde akıllı telefonunla, güne ne kadar kötü bir başlangıç yaptığının farkına varamadan düşersin karanlıkta yollara…</p>
<p>Büyük kentlerin sokaklarında yürürken bir türlü ağaramayan güneşe, günü yarıladığın halde aydınlanamayan gökyüzüne, kışın soğuğuna, çilesine kızar durursun. Söylenirsin kendi kendine… Lahana yaprakları gibi üst üste giyilen giysilerin altında, nasıl üst üste yaşadığını duyumsarsın, emekli olup kaçıp gitmeyi düşlersin olabildiğince küçük bir yere… Nereye baksan insanlar vardır, uykulu, asık suratlı, bezgin kim bilir hangi sorunun, hangi açmazın durağında inmeyi bekleyen…</p>
<p><em>Metro’da otobüste kim kime dumduma iç içe üşürsün, üzülürsün çocuk saflığına,  yalnızlığını yakalarsın ansızın bir sokak köpeğinin bakışında&#8230; </em></p>
<p>Her gün yeni bir umutla başlar oysa. Yanında ayakta duran kadın/erkek yüzleri, biçimleri değişse de onlar bir görüntüdür sadece. O ve ya başka biri olmasının hiçbir önemi yoktur. Yanında ayakta duran, düşmemek için tutunan ellere bir baksan belki farkına varırsın insan olduğunun ama gereksiz ayrıntıdır eller o anda. Yetişilecek işyeri, yapılacak işler, kazanılacak paralar ve sonrasında ödenecek faturalar vardır.</p>
<p><strong>Her yeni gün bir başka bezginlik içinde geçilen aslı aynı zamandır.</strong></p>
<p>Çözümsüzlükle baş edemez insan, bir tek çözümsüzlükle baş edememiştir yüz yıllar boyunca.  Sorun da çözüm de kendindedir aslında, bakar ama göremez. Düşünmekten bu gününü içindeki ışığı sezemez. Devinim esir almıştır tüm zamanını hızla akıp gider, sabah ile akşam arasında kaybolur düşler. Durup aynanın karşısında kendi gözlerinin içine bakamaz insan, değil ki karşısındakine…</p>
<p>Oysa düşüncelerimiz yalnızca yaşadığımız anı değil geçmişimizi ve dahi geleceğimizi de şekillendirir. Nasıl düşünürsek öyle yaşarız. Doymak bilmeyen bir açlıkla başkasının önündeki yiyeceğe gözünü diken kurt gibi olursak, önümüzde duran yemeği nasıl yiyebiliriz?</p>
<p>‘İnsan en yakınındakine kördür’ diye bir söz vardır, bu genellikle en sevdiklerimiz için söylenilmiştir. <em>Oysa insanın en yakını yine kendisidir ve ne yazık ki insan, kendi kendini en az işitendir</em>…</p>
<p>Nasıl yaşarsak yetiştirdiğimiz çocuklarımız da öyle yaşayacaklar. Onların sesini duymak için önce kendi kendimizle başa çıkmak zorundayız. Şikâyet etmeye hakkımız yok. Geçmişi yâd etmeye, özlemeye de. Bir kişinin gülümsemesi bile yetecektir unuttuğumuz nezaket ve sevgi tohumunun yeşermesine…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/INbuiZCfsxc?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/">Mutsuzlar Ülkesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutsuzlar-ulkesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8316</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fersiz Gözlerimin Feneri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 16:53:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7230</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hangi zalimin ağına takılı kaldı kirpiklerim? Sorarım, sesim çıkmaz… Ses gelmez uçurumlardan, Denizler küsmüş kahrından. Rüzgâr susmuş bir köşede, Mehtap vurmaz şavkını, Tekneler kalır kara gecede… &#160; Halimden anlar mı balıklar? Ağlarda çırpınırken soluksuz, Ağlar mı onlar da çaresiz? Kimsesiz kalan yetimler, Uyur mu durmadan gece – gündüz? &#160; Ellerimde fenerim gülüm, Fersiz gözlerimle feleğin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/">Fersiz Gözlerimin Feneri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi zalimin ağına takılı kaldı kirpiklerim?</p>
<p>Sorarım, sesim çıkmaz…</p>
<p>Ses gelmez uçurumlardan,</p>
<p>Denizler küsmüş kahrından.</p>
<p>Rüzgâr susmuş bir köşede,</p>
<p>Mehtap vurmaz şavkını,</p>
<p>Tekneler kalır kara gecede…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halimden anlar mı balıklar?</p>
<p>Ağlarda çırpınırken soluksuz,</p>
<p>Ağlar mı onlar da çaresiz?</p>
<p>Kimsesiz kalan yetimler,</p>
<p>Uyur mu durmadan gece – gündüz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ellerimde fenerim gülüm,</p>
<p>Fersiz gözlerimle feleğin ağındayım,</p>
<p>Ölmekteyim kuşkusuz.</p>
<p>Söz vermiştim gözlerinin Karadenizi’ne</p>
<p>Görmeden bir kere diye</p>
<p>Dünya gözüyle,</p>
<p>Son nefesimi vermeyeceğim.</p>
<p>Beklemekteyim,</p>
<p>Takılı,</p>
<p>Ağında,</p>
<p>Ölmeyi,</p>
<p>Haydi,</p>
<p>Gel</p>
<p>De</p>
<p>Öleyim</p>
<p>Gayri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/">Fersiz Gözlerimin Feneri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fersiz-gozlerimin-feneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7230</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beni Bıraktığın Yerdeyim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 08:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7036</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bırakıp gittiğin yerdeyim… Susmalara sıkışmış yüreğimle, Sarışın kumsalın kıyısında dalgaların yıktığı, Hayal kalemizden savrulmuş kum tanesiyim. &#160; Sömürmekteyim duyguların esaretini, Sevilmeye susamış ellerimle, Ceplerimde tuttum bastığın toprağı. Bilyelerimin her birinde kurumuş göz damlası… &#160; Yelkenimin ucu baştan aşağı yanık çoktan… Açılamam engin denizlere korkarım aşktan. Kasırgalarında boğulurum gözlerinin, Ne zaman içine dalsam, Kaybolurum sensizliğin girdabından… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/">Beni Bıraktığın Yerdeyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bırakıp gittiğin yerdeyim…</p>
<p>Susmalara sıkışmış yüreğimle,</p>
<p>Sarışın kumsalın kıyısında dalgaların yıktığı,</p>
<p>Hayal kalemizden savrulmuş kum tanesiyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sömürmekteyim duyguların esaretini,</p>
<p>Sevilmeye susamış ellerimle,</p>
<p>Ceplerimde tuttum bastığın toprağı.</p>
<p>Bilyelerimin her birinde kurumuş göz damlası…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yelkenimin ucu baştan aşağı yanık çoktan…</p>
<p>Açılamam engin denizlere korkarım aşktan.</p>
<p>Kasırgalarında boğulurum gözlerinin,</p>
<p>Ne zaman içine dalsam,</p>
<p>Kaybolurum sensizliğin girdabından…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biliyordun değil mi?<br />
Issızlığım sığınmıştı verdiğin her nefese,<br />
Hasretti kokladığım rüzgârından yüzüme,</p>
<p>Alıp götürse keşke beni de yaban ellere…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi gözlerim derinlerde,<br />
Gelmeyeceğini bile bile<br />
Bekliyorum özleminle.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Varlığım sarsın seni,</p>
<p>Yokluğunla <em>yalnız sen</em> besle beni…</p>
<p><em>Yalnız sen</em>, bir kere dön bak geri,</p>
<p>Göreceksin kendinde beni,</p>
<p>Göreceksin seni beklediğim yeri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/">Beni Bıraktığın Yerdeyim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beni-biraktigin-yerdeyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7036</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Jan 2017 08:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? </em></p>
<p><em>Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… </em></p>
<p><em>Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı bir tokattan bile kaçmadan, bütün saflığımla çıkıvermek istiyorum. </em></p>
<p><em>Ağlayacaksın biliyorum, kızacaksın çokça, kollarımı yumruklayacaksın eskiden olduğu gibi, ben hiç sesimi çıkartmayacağım inan ki. Durdurmaya çalışmayacağım seni. Bırak aksın ne kadar biriktiyse öfken, kımıldamayacağım bile, söz veriyorum ne kadar acısa da canım, bundan daha fazla acıyamaz öyle değil mi?</em></p>
<p><em>Dinecek nasılsa kızgınlığın, dayanamazsın daha fazla beni hırpalamaya. Benim gibi değilsin sen, yufkadır yüreğin ne kadar hırçın olsan da, merhamet hamuruyla yoğrulduğundan ağlarsın çokça, sonra sarılırsın boynuma…</em></p>
<p><em>Özür dilemeyi hiç bilemedim hayatım boyunca ve de teşekkür etmeyi hakkınca. Hele ki sevmeyi senin gibi boylu boyunca, bitimsiz vermeyi, bilemedim ben ilk önce kendimi sevmeyi…</em></p>
<p><strong><em>Senin beni sevdiğin gibi kimse sevmedi beni… Benim seni kırdığım gibi kimse kırmadı seni…</em></strong></p>
<p><em>‘ Sen benden daha kırılganmışsın ‘demiştin bir keresinde bana… Haklıydın, ben senden daha yalnızdım… Senden daha korkak, en çok da senden korkarak kaçtım ömrüm oldukça… Şimdi itiraf ediyorum! Seni sevmekten, beni sevdiğin gibi seni sevmekten korktum…</em></p>
<p><em>Senin sevdiğin gibi biri olamamaktan korktum, ben olamamaktan ya sen olursam diye korktum. Öyle sarmıştın ki bir sarmaşık gibi, sevginle beni öyle yüceltmiştin ki düşerim diye korktum gözünden… </em></p>
<p><em>Sen atmadan beni aşağıya, ben attım kendimi senin gözünden uçuruma…</em></p>
<p><em>İntihar ettim, bir taraftan da senin ölümünü seyrettim… Günlerce evden çıkmayışını, perdelerin kapalı, ışıksız oturuşunu hayal ettim. Nefret etmeni bekledim, nefretle tutunuşunu hayata ölesiye istedim…</em></p>
<p><em>Ağlamalarını çağlayanlardan gizledin, kimseyle konuşmadan öylece bekledin. Sorularını cevapsız bıraktın insanların. Dedikoduları duymadın, baskılara aldırmadın. Bir şans vermek için bana gidemedin hemen biliyorum. Dolaştın dilekçen çantanda günler, aylar, yıllarca…</em></p>
<p><em>Bir, iki ve üçüncü senenin sonunda buruşmuş kalmıştı çantanın gizli bölmesinde dilekçen sen çıkardın verdin ve gittin Artvin’den…</em></p>
<p><em>İzini sürdüm bir köpek gibi kokladım her gittiğin yeri, sevmedim asla başka birini. Sen olmayınca elimi sürmedim ne sevgiye, ne de sevgiliye…</em></p>
<p><em>‘Büyüyeceksin ‘ demiştin senden onca yaşlı olmama bakmadan…‘ İşte o zaman seveceksin, barışacaksın içindeki çocukla ve beni ancak o zaman anlayacaksın ‘ demiştin… İçimdeki çocuğu sevmeyi bana sen öğretmiştin…</em></p>
<p><em>‘Büyüdüm’ demeye utanıyorum şimdi… Karşına çıkmaya utandığım gibi…</em></p>
<p><em>Ağaran saçlarıma bakmadan, suçlu bir çocuk gibi senden af diliyorum… Beni bağışlamasan da son bir kez gözlerinde kaybolup gitmeyi, sevginle ölüme yürümeyi istiyorum… </em></p>
<p><em>Seni çok seviyorum…</em></p>
<p>Elinde yıllar önce kaybettiği hazinesiyle sahaflardan yürüyüp çıktı, düşünmekte zorluk çekiyordu… Biraz soluk almak için Çınar altında bulduğu ilk masaya oturdu. Babasının doğum gününde hediye ettiği kitap dönüp dolaşıp ona geri gelmişti… Elindeydi ona dokunuyordu işte. Yazısı biraz eskimişti ama olsundu…</p>
<p>“<strong>Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” yazıyordu… Kaybettiğini sandığı çocukluğu kokuyordu…</strong></p>
<p>Sevinmeliydi, beklediğinden daha fazlasıydı bu hayattan. Kitabın diğer sayfalarına bakmaktan korkuyordu sanki… Bir ipucu çıkacak, sırlanmış bir şeyler ortaya saçılacaktı…</p>
<p>Çaycı masasına çay bırakmaya geldiğinde, fikrini değiştirmişti, oturamayacaktı burada daha fazla. Birden ayağa fırladı, elinde <strong>Küçük Kara Balık</strong>…</p>
<p>Kitabın arasından sıyrılan zarfı fark etmedi… Kendisine yazılı mektubu masanın üstünde öylece bırakıp ayrıldı… Yürüdü üniversiteye doğru…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MALALA YUSUFZAY</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 13:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[2014 Nobel Barış Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Kailash Satyarthi]]></category>
		<category><![CDATA[Time dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6809</guid>
				<description><![CDATA[<p>Malala Yusufzay 12 Temmuz 1997 yılında Pakistan’da doğmuş bir kız çocuğuydu. Babası gibi öğrenmeye meraklı bir eğitim gönüllüsüydü. Kendini ‘Ben sadece sıradan bir kızım’ diyerek tarif eder Malala, oysa daha 14 yaşındayken Taliban rejimin okuldan eve dönerken serviste başından vurarak öldürmeyi seçtiği bir hedef haline gelir. Nasıl mı? İşte kısaca öyküsü… Adının anlamı gibi (büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/">MALALA YUSUFZAY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Malala Yusufzay</em></strong> 12 Temmuz 1997 yılında Pakistan’da doğmuş bir kız çocuğuydu. Babası gibi öğrenmeye meraklı bir eğitim gönüllüsüydü. Kendini <em>‘Ben sadece sıradan bir kızım’ </em>diyerek tarif eder Malala, oysa daha 14 yaşındayken Taliban rejimin okuldan eve dönerken serviste başından vurarak öldürmeyi seçtiği bir hedef haline gelir. Nasıl mı? İşte kısaca öyküsü…</p>
<p>Adının anlamı gibi (büyük bir üzüntü, acı içinde olan) bir yaşamı adımlayan bu yürekli eğitim savaşçısı genç kız, babasıyla birlikte hem hayatta kalmaya, hem de insan onurunu korumaya azmetmiş bir kişidir. Hikâyesi daha 11 yaşındayken BBC Urduca servisi için blog yazmasıyla başlamıştır. Pakistan’da yaşadıkları bölgenin Taliban militanları tarafından ele geçirilmesinin ardından yazdığı günlüklerle dünyanın ilgisini üzerine çekmeyi başarmış, hatta New York Times gazetesinin belgeselinde bile yer almıştır. Gül Makai adıyla yazdığı yazılar böylece deşifre olunca gerçek kimliği ortaya çıkar <em>Malala</em>’ın. Yazılarında kızların eğitim hakkını savunuyor ve okula gitmekten duyduğu mutluluğu anlatıyordu oysa&#8230; Fakat kadınların okumasını istemeyen ve kız çocuklarının eğitim almasına karşı olan güçler, <strong>Malala</strong>’ın Pakistanlı kızların okula gitmesi için sürdürdüğü bu mücadeleden rahatsız olacak ve onu ölümle cezalandırılacaktır. Böylece Pakistan Talibanı&#8217;nın hedefine girer <strong>Malala</strong>…</p>
<p>09 Ekim 2012 tarihinde militanlar tarafından düzenlenen silahlı saldırıda-<em>ki okul servisi durdurulup öğrencilerin gözleri önünde, adıyla çağrılarak</em>&#8211; baş ve boynundan tek kurşunla vurulur Malala&#8230;</p>
<p>Dünyanın gözleri önünde bu küçük kız çocuğu, hem hayatta kalmaya çalışan hem de bu hayatı karartan güçlere karşı direnen bir özgürlük savaşçısı haline geliverir böylece. Uzun tedavilerin ardından ufak arazlar kalarak yaşamaya ve eğitim aşkıyla direnmeye devam eder. Ailesinin ve kendisinin yaşadıkları karşısında dünya kamuoyu da sessiz kalamaz, Amerikan ve İngiliz basını, dış işleri yetkilileri Malalay’ı bir Barış ve özgürlük simgesi haline getirirler…</p>
<h2>Malala Yusufzay Günü</h2>
<p>Time dergisi, Malala’yı “2013 yılının en etkili 100 kişisi” arasında alır. Birleşmiş Milletler, Yusufzay’ın doğum günü olan 12 Temmuz’u <strong>“Malala Yusufzay Günü”</strong> ilan eder.</p>
<p>Yaşadıklarını &#8220;Ben Malala&#8221; adlı otobiyografik kitabında anlatan bu genç eğitim savaşcısına, &#8220;Ulusal Barış Ödülü&#8221;,  &#8220;Uluslararası Çocuklar Barış Ödülü&#8221; ve &#8220;Umudun Yansımaları Ödülü” verilir.</p>
<p>Malala, 16. doğum günü olan 12 Temmuz 2013&#8217;te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;na hitap ederek;</p>
<p>“<em>Beni vuran teröristler, hedeflerimi değiştirebileceklerini ve tutkularımı sona erdirebileceklerini düşündüler. Oysa sadece zayıflığımı, korkularımı ve umutsuzluğu öldürdüler. Güç ve cesaret kazanarak yeniden doğdum. Kimseye karşı değilim. Bugün burada sadece dünya üzerindeki her çocuğun eğitim hakkını savunmak için bulunuyorum. Taliban ve tüm teröristlerin çocukları için de eğitim istiyorum</em>” dediği tarihi konuşmayı yapar.</p>
<p><strong><u>Ardından 2014 Nobel Barış Ödülü’nü Hindistanlı aktivisit Kailash Satyarthi ile birlikte almaya hak kazanır.</u></strong></p>
<p>Bu öyküyü ve bu güzel insanı paylaşmak istedim sizlerle. Belki çoğunuz biliyordunuz onu ve yaşadıklarını. Olsun yine de tekrar tekrar yazılsın istedim yaşam öyküsü Malala’nın… Belki fazladan birkaç kişiye daha ulaşırız diye… Belki insan olma onuru daha fazla ayaklar altına alınmadan önce, yaşadığımız şu günlerde yürekli olmanın yaşı, cinsiyeti, milliyeti, dini, ırkı vs gibi ayrımları yoktur! Bir kez daha bilinsin istedim, bir kez daha altını çizmek gerekti galiba&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_6810" aria-describedby="caption-attachment-6810" style="width: 236px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6810 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg?resize=236%2C315" alt="MALALA YUSUFZAY, 2014 Nobel Barış Ödülü’nü Hindistanlı aktivisit Kailash Satyarthi ile birlikte almaya hak kazanır." width="236" height="315" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/2014-nobel-baris-odulu-malala.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6810" class="wp-caption-text">MALALA YUSUFZAY, 2014 Nobel Barış Ödülü’nü Hindistanlı aktivisit Kailash Satyarthi ile birlikte almaya hak kazanır.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnsan uçsuz bucaksız bu kâinatta, yaratılmış en güzel şeydir.</strong></p>
<p>Bunu hep birlikte bilelim istedim. Bir kez daha unutulmasın güzellikler, iyilikler, sevgi hep hatırlansın istedim. Bilgi ve bilmek DNA’larımıza kodlanmış bizi biz yapan gerçektir. Hiçbir insanın diğeri üzerinde öğrenme, bilgilenme hakkını baskılaması veya engellemesi söz konusu olamaz. İnsan haklarına aykırı bütün zorbalıklar yine insan olma gücü karşısında çaresizdir bilinsin istedim… Çok geç olmadan daha, insanlık vasfına sarılalım istedim…</p>
<p>Son sözü tıpkı başta olduğu gibi o engin yüreğiyle Malala söylesin o zaman…</p>
<p><em>“Elimizden alınmadan o şeyin kıymetini bilmeyiz. Pakistan’da okula gitmemiz engellendiğinde eğitimin gerçek önemini kavradım. Eğitim kadın için güç demektir. Teröristler bu yüzden eğitimden korkuyorlar. Kadınların eğitim almasını istemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki kadınlar eğitim aldıklarında daha güçlü olacaklar.”</em></p>
<p><em>&#8220;Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem tüm dünyayı değiştirebilir.&#8221;</em></p>
<p><strong>Malala Yusufzay</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/">MALALA YUSUFZAY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/malala-yusufzay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6809</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neredeydin Dün Gece</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 14 Jan 2017 07:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6628</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerelerdeydin dün gece? Kapında bekledim kaybettiğim benliğimle… Susma haydi söyle! Sevmiyorum artık seni de. Bir kere söyle, Söyle ki tükensin umutlarım, Kalayım hasretinle bir başıma Yalnızlık köşesinde… &#160; Sokak kedilerine sarıldım senin yerine, Ne farkım vardı onlardan benim Senin indinde? Yüreğinden fırlatıp atmadın mı sen de beni? Sahipsiz bir sokak kedisiyim yolunun üstünde… &#160; Sevgine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/">Neredeydin Dün Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nerelerdeydin dün gece?</p>
<p>Kapında bekledim kaybettiğim benliğimle…</p>
<p>Susma haydi söyle!</p>
<p>Sevmiyorum artık seni de.</p>
<p>Bir kere söyle,</p>
<p>Söyle ki tükensin umutlarım,</p>
<p>Kalayım hasretinle bir başıma</p>
<p>Yalnızlık köşesinde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sokak kedilerine sarıldım senin yerine,</p>
<p>Ne farkım vardı onlardan benim</p>
<p>Senin indinde?</p>
<p>Yüreğinden fırlatıp atmadın mı sen de beni?</p>
<p>Sahipsiz bir sokak kedisiyim yolunun üstünde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgine tutsak ettin önce,</p>
<p>Sonra evine alıp besledin,</p>
<p>Yemeğimi koydun önüme.</p>
<p>Sevgimle can verdim kibirli yüreğine…</p>
<p>Kimsesiz akşamlarına serildi tüylerim,</p>
<p>Başım omzuna dayalı öylece bekledim.</p>
<p>Ateşini söndürdüm yalnızlığının.</p>
<p>Mırıltılarımı dinledin sabahlara dek,</p>
<p>Sonra sessizce uykuya daldın…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oysa sen ise hiç konuşmadın!</p>
<p>Susuşunu sevdim en çok,</p>
<p>Ağlayışını senin.</p>
<p>Gözyaşların süzülürken</p>
<p>Damla damla ellerine,</p>
<p>Dilimle yaladım her bir tanesini,</p>
<p>Tuzunu katık ettim hüznüme…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_6630" aria-describedby="caption-attachment-6630" style="width: 466px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6630 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?resize=466%2C466" alt="Sokak Kedisi" width="466" height="466" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?w=466&amp;ssl=1 466w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/sokak-kedisi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6630" class="wp-caption-text">Sokak Kedisi</figcaption></figure></p>
<p>Öfkenden korkup kapı arasına gizlendim kimi zaman,</p>
<p>Kırdığın kadehlerde döktüğün şarap,</p>
<p>Nefretinle toz duman oldu sevdiğin serap…</p>
<p>Kaçtın kendinden ölesiye,</p>
<p>Sevmekten korktun!</p>
<p>Önce beni,</p>
<p>Sonra kendini…</p>
<p>Ümitsizliğine sarılıp,</p>
<p>Mahzenine hapsettin,</p>
<p>Güzel olan her şeyi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kedi yavrusuydum</p>
<p>Sana muhtaç,</p>
<p>Sevgine aç…</p>
<p>Yüzünü gözetlediğim</p>
<p>Bak şimdi ne haldeyim…</p>
<p>Sokak kedileri artık tek tesellim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/">Neredeydin Dün Gece</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/neredeydin-dun-gece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6628</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fırtınadan Sonra</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 04 Jan 2017 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Herakleitos]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6624</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir Türk atasözü, &#8220;Üç şey geri dönmez!&#8220; der: &#8220;Yaydan çıkan ok, ağızdan çıkan söz ve geçip giden zaman…&#8221; Eski Türkler muhtemelen Herakleitos’un &#8220;Aynı sularda/nehirde iki kez yıkanılmaz&#8221; sözünü duymamışlardı. Bununla birlikte kendi yaşam biçimlerinden hareketle devinimi içselleştirmişler ve hayat tarzlarını bu minval üzere inşa etmişlerdi. Herakleitos, bir sözüyle nasıl diyalektiği özetlediyse, bir bakıma Türklerin bu atasözü de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/">Fırtınadan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Türk atasözü,<strong> </strong>&#8220;<strong>Üç şey geri dönmez!</strong>&#8220;<strong> </strong>der:</p>
<p>&#8220;<strong>Yaydan çıkan ok, ağızdan çıkan söz ve geçip giden zaman…</strong>&#8221;</p>
<p>Eski Türkler muhtemelen <em>Herakleitos</em>’un &#8220;<em>Aynı sularda/nehirde iki kez yıkanılmaz</em>&#8221; sözünü duymamışlardı. Bununla birlikte kendi yaşam biçimlerinden hareketle devinimi içselleştirmişler ve hayat tarzlarını bu minval üzere inşa etmişlerdi.</p>
<p>Herakleitos, bir sözüyle nasıl diyalektiği özetlediyse, bir bakıma Türklerin bu atasözü de insanın insan olma vasfını özetlemektedir kendi mütevazılığı içinde&#8230;</p>
<p>Zaman dediğimiz olgu an be an bir nehir gibi önümüzden akıp gitmektedir. Kimi kez sakin, dingin, ruha huzur veren sesiyle büyülemekte, kimi kez de çıkan fırtınaların eşliğinde önüne ne gelirse sel sularına kapıp götürmektedir. Kontrol altında tutamadığımız şeylerden korkarız. En çok da zamandan, belki bu yüzden gittikçe hızlanmaktayız. Bilim zamana meydan okuyan teknolojik gelişmelerle zamanı mikro ölçeklere sığdırarak insanoğlunun ölüm korkusuna çareler aramaktadır.</p>
<p>&#8220;Ben gelecek için hiçbir endişe duymuyorum&#8230; Ben şimdiki zaman için endişe duyarım. O&#8217;nun elimden kaçmaması için&#8230;&#8221; demiş <em>Albert Einstein</em>. Bilim artık saliselere sığamamakta, dokunmatik ekranlar bile insanoğlunun hızına yetişememekte sırf bu yüzden sözle çalışan bilgisayarlar üretilmektedir. Çok yakın bir zamanda klavyeler tarih olacak, ellerimizdeki cep telefonlarını ağzımızdan çıkan sözlerle kumanda eder hale geleceğiz. Dokunmak bile gerekmeyecek aletlere…</p>
<p>İşte bütün bunların ışığında söz, her türlü yönetimde mutlak hâkim olacak gelecek nesillerde.</p>
<p>Ağzımızdan çıkan bir tek söz ile bir savaşı başlatabilecek ya da bitirecek güce sahip olacağız. Bir tek sözümüzle emrimizdeki insanları-makinaları susturabileceğiz. Bir tek sözümüzle global dünyanın küçüldüğünü görebileceğiz.</p>
<p>Derviş <em>Yunus Emre</em>, yüzyıllar öncesinde o engin ileri görüşlülüğü ile “söz ola kese savaşı/söz ola kestire başı” demiş. İnsanın kâinata hâkimiyetini iyi bildiğinden daha fi tarihinden görebilmiş bugünkü zamanda yaşanacakları… Gönül irfan ehli olduğunda zaman bitimsiz olur bunu da böylece kanıtlamış…</p>
<p>An en değerli olandır, söz an da yaşar an da kalır… Doğru an da, doğru ağızdan çıkacak doğru söz, bütün zamana yayılır.</p>
<p>Saliselerin değerini anlayan bir kuşak yetişiyor artık, bizlerin onlara yetişebilmesi için elimizde tek bir silah var, o da irfan… Anadolu topraklarında yetişmiş olduğumuz o yüce ihsan…</p>
<p><strong>&#8220;En büyük emelim, maarif vekili olarak yurdumun </strong><em><strong>irfanını</strong></em><strong> </strong><strong>yükseltmektir.&#8221;</strong>diyen <em>Atatürk</em>, bu topraklarda yetişmiş olan her insanın bu yüce ihsandan almış olduğu güçle bu irfana ulaşabileceğine inanıyordu.</p>
<p>Bütün dikkatimizi ağzımızdan çıkacak sözlere yöneltmeliyiz çok geç olmadan.</p>
<p>Çünkü artık bir salise, bir ölüm anı olabilmektedir günümüzde…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/">Fırtınadan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/firtinadan-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6624</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşünceden Yazıya</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 14:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Esin (ilham) bir özel isim olmanın ötesinde, iç dünyamıza ait gelişen duygu ve düşüncelerin genel adıdır. İnsanı diğer bütün canlılardan ayırt eden en temel ayraçtır kanımca. Her insanın başlı başına bir dünya olduğunu düşünecek olursak, kaynağı esin olan uçsuz bucaksız buğday tarlasında sonsuz etkileşimlerin harmanlandığı ve biricik ürünlerin üretildiği koca bir değirmendir sanat. Her bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/">Düşünceden Yazıya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Esin (ilham) bir özel isim olmanın ötesinde, iç dünyamıza ait gelişen duygu ve düşüncelerin genel adıdır. İnsanı diğer bütün canlılardan ayırt eden en temel ayraçtır kanımca. Her insanın başlı başına bir dünya olduğunu düşünecek olursak, kaynağı esin olan uçsuz bucaksız buğday tarlasında sonsuz etkileşimlerin harmanlandığı ve biricik ürünlerin üretildiği koca bir değirmendir sanat. Her bir dalıyla bir başka ağacın farklı lezzetteki meyveleridir.  Sanat öyle bütüncüldür ki, ayrımları yok eder sarıp sarmaladığı hazzında. Denizde yayılan dalgalar gibi, halka halka genişleyerek birleştirdiği damlaları tek tek sahibine ulaştırır. Parmak izidir aynı zamanda, her birimizde var olan ama asla bir eşi ve benzeri olmayan. Sanat insanı insan yapan ve hep insan kalmasını sağlayan en önemli panzehirdir…</p>
<p>Bilim ve sanat işte bu tek kaynaktan, esinden beslenmektedir. Esin o kadar içseldir ki anlatılmaz, tarifi olmayan bir iç sezişle bir anda aklınıza bir şey gelir, adeta beyninizde bir ışık yanar. Bulunduğunuz durum ne olursa olsun her şeyi yüzüstü bıraktırır size, kendinizi o ışığın peşinden giderken bulursunuz. Hayatınızın bir an da anlamıyla buluşursunuz…</p>
<p>İşte yazmak da böyle bir eylemdir. O ışık yanmadan bir hiçsinizdir. Âmâ misali yürürken tek başınıza bir yolda tünelin sonunu gösteriverir size bir an da, yönünüzü çevirirsiniz yanan ışığa…</p>
<p>“Yazmak, gizlerin çözümlenmesidir, yaşamın özünü kavramak için çıkılan yoldur, dünyada bir şeylerin değişmesi için gösterilen çabadır. Yazmak yaşamı keşfetmektir, başka insanların evrenini tanımaya çalışmaktır.” Diyor Sevim Gündüz Öykü-Roman Yazma Sanatı adlı kitabında. Katılmamak mümkün değil elbette bu yazılanlara, yazmak düşüncenin eylemleşmesidir bana kalırsa… Eylemin bizzat ta kendisidir…</p>
<p>Tam bir yıl önce yine bir yılbaşı günü klavyenin başına oturmuş, o ışığın peşinden yürüyerek yönümü değiştirmiş biriyim. Takvim 31 Aralık 2015’i gösterdiğinde değişime açılan kapılarım sayesinde ilkyazımı yazıp göndermiştim. Hiçbir şey beklemeden, ummadan, bulduğu ağaç dallarıyla salını yapan ve kendini okyanusa atan bir ıssız ada sakini gibi dalgalara kendimi kapıp koy vermiştim.</p>
<p>Sanat Duvarı internet sitesinin yazarları arasında yer almayı hayal bile etmemiştim. Bu bir yıl içinde altmışın üstünde yazıyı yazmış olduğuma hala inanamıyorum.  Yazmak eylem olmanın ötesinde bir yaşam biçimi oldu artık bu sayede. Bu yüzden aslında bir teşekkür yazısı bu, öncelikle Sanat Duvarı’na ve elbette yazılarımı okumak lütfunda bulunan herkese…</p>
<p>Binlerce kez teşekkürler…  Tünelin sonundaki ışığa doğru yürüyen bütün sanatseverlere…</p>
<p>2017’de de hep beraber olabilmek dileğiyle, iyi seneler…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/">Düşünceden Yazıya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dusunceden-yaziya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞKA ÂŞIK KARDELEN</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 08:30:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6425</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuğa buza dayanır ya soğanın karın altında, Öylece beklersin ya güneşi baharın tadında, Ben de beklerim sen gibi, Her sabah yeniden doğacak güzel günleri. Donmaktan ölesiye korkarım, Gitgide kararan gecede, Toprağıma saplanmış ölülerimle, Kazırım kör bıçakla biriken öfkemi, Yitirdiklerimin hayallerinde… Sen, Sen gün ışığına âşık Kardelen… Sevdiceğini bir kere görmeyi dileyensin. Aşka âşık susuşunla hiç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/">AŞKA ÂŞIK KARDELEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuğa buza dayanır ya soğanın karın altında,</p>
<p>Öylece beklersin ya güneşi baharın tadında,</p>
<p>Ben de beklerim sen gibi,</p>
<p>Her sabah yeniden doğacak güzel günleri.</p>
<p>Donmaktan ölesiye korkarım,</p>
<p>Gitgide kararan gecede,</p>
<p>Toprağıma saplanmış ölülerimle,</p>
<p>Kazırım kör bıçakla biriken öfkemi,</p>
<p>Yitirdiklerimin hayallerinde…</p>
<p>Sen,</p>
<p>Sen gün ışığına âşık Kardelen…</p>
<p>Sevdiceğini bir kere görmeyi dileyensin.</p>
<p>Aşka âşık susuşunla hiç durmadan dua edensin.</p>
<p>Kışı sabırla bekleyen,</p>
<p>Karları minicik ruhuna yorgan edensin.</p>
<p>Aşk, seninle hayat bulur Kardelen,</p>
<p>Aşk, sende bulur maşukunu</p>
<p>Aşk, senle durur dimdik gururlu.</p>
<p>Sen ise boynun bükük utangaç,</p>
<p>Saklarsın yüzünü,</p>
<p>Görmesinler istersin özünü.</p>
<p>Kısacık ömrünü adarsın bir kelebek gibi,</p>
<p>Görmek için bir kerecik sevdiğinin yüzünü.</p>
<p>Ve bir sabah gün ağardığında Kardelen,</p>
<p>Ve işte o tek bir anda,</p>
<p>Karların arasından sıyrılırsın,</p>
<p>Kuğu yapraklarınla süzülürken,</p>
<p>Uyanır boynun yavaşça.</p>
<p>Taç yaprağına vurur ilk ışınlar,</p>
<p>İlk o an tanışırsın yedi renkle,</p>
<p>O an erersin vuslata,</p>
<p>Aşkın ölümsüz sonsuzluğuna…</p>
<p>Söyle Kardelen, son nefesinde söyle,</p>
<p>Sever mi sen gibi sevdiceğin de?</p>
<p>Söyle değer mi bunca çileğe</p>
<p>Değer mi canını verdiğine?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/">AŞKA ÂŞIK KARDELEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aska-asik-kardelen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6425</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Dec 2016 13:05:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6379</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Benim sözümü dinleyene kadar bu odada tek başına kalacaksın?” “Ama anne?” “Aması maması yok, ne zaman isyanı bırakır, sözümü dinler uslu çocuk olursun, o zaman yalnızlıktan kurtulursun.” Demişti annem. Odanın kapısını üstümden kilitlemişti. 8 yaşındaydım daha o zamanlar. Top oynamaya çıkmıştım, saatin kaç olduğunu farkına varamamıştım. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Annem bana çok kızmıştı. Kızdığında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Benim sözümü dinleyene kadar bu odada tek başına kalacaksın?”</em></p>
<p><em>“Ama anne?”</em></p>
<p><em>“Aması maması yok, ne zaman isyanı bırakır, sözümü dinler uslu çocuk olursun, o zaman yalnızlıktan kurtulursun.” Demişti annem. </em></p>
<p><em>Odanın kapısını üstümden kilitlemişti. 8 yaşındaydım daha o zamanlar. Top oynamaya çıkmıştım, saatin kaç olduğunu farkına varamamıştım. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Annem bana çok kızmıştı. </em></p>
<p><em>Kızdığında tek bir fiske dahi vurmazdı. Babam olsa iki tokat patlatır, ama kızgınlığı geçtikten sonra karşına alır “Bak oğlum” diyerek söze başlardı, öğrencisiyle konuşan öğretmen edasıyla.</em></p>
<p><em>“Eğitimin ilk şartı kurallara uymaktır, büyüklerin sözünden dışarı çıkmamaktır. Sen iyi ve kötünün ne olduğunu bilmezsin. Biz senin…”</em></p>
<p><em>Onlar benim adam olmamı istiyorlardı, haylazlık etmememi, ne derlerse evetlememi, kuralları sessizce kabullenmemi&#8230; Büyüyüp para kazanmalıydım. Okuyup doktor, mühendis, avukat olmalıydım. Onların beğenip seçtikleri ailemize uygun bir kızla evlenip, yuva kurmalıydım. Adam olmak bu demekti çünkü. Beni dünyaya getirdiklerine göre onların istedikleri gibi biri olmalıydım. Her anne-babanın en doğal hakkıydı bu…</em></p>
<p><em>Öğretmen maaşıyla geçindiriyorlardı evi. Kız kardeşim ve beni, para harcamamaya teşvik ediyorlardı boyuna. Tutumlu olmak adına çocukça isteklerimize ket vuruyorlardı. Bir taraftan da derslerimizde başarılı olmamız için çok çalışmamız gerektiğini söylüyorlardı. Oysa ben!</em></p>
<p><em>Oysa ben işime yaramayacak dersleri okumak istemiyordum, çünkü oyuncu olmak istiyordum. Konservatuara gitmeyi, tiyatro eğitimi almayı hayal ediyordum&#8230; Varsa yoksa oyun metinlerini ezberliyor, küçük piyesler yazıyor, hep sahnedeymişim gibi hissediyordum kendimi. Sanki birisi beni gözetliyordu ve her hareketimi kayda alıyordu. Ders kitaplarımın köşelerine palyaço yüzleri çiziyordum. Masklar, dekor tasarımları falan… Bir keresinde matematik öğretmenim yakalamıştı beni derste çizerken, babamın arkadaşı olduğu için hemen ona şikâyet etmişti. Top oynamamı yasaklamıştı babam. Artık sokağa da çıkamıyordum. Nasıl bitecekti bu lise hiç bilemiyordum?</em></p>
<p><em>Üniversite sınavları gelip çattığında umumi istek üzerine siyasal bilgilere girdim. Çok sevinmişti bizimkiler. Kaymakam olacağım diye günlerce ceket-kravat dolaşmıştı babam. Tebrikleri kabul etmişti annem. Ev ana baba günüydü. Zavallı kız kardeşim kendi başına bir köşede unutulmuştu.</em></p>
<p><em>Bütün kasaba beni konuşuyordu, anne-babamın üzerimdeki emekleri dillerde dolaşıyordu. </em></p>
<p><em>Ne yalan söyleyeyim, bu ilgi çok hoşuma gitmişti. Beni uğurlamaya ne kadar tanıdık, eş- dost varsa hepsi gelmişti. El sallarken annem ağlamış, babam gözyaşlarını fötr şapkasının altına saklamıştı. Gurur duyuyorlardı benimle, uslu, söz dinleyen oğulları sonunda ‘adam’ olmuştu. Gidiyordu İstanbul’a…</em></p>
<ul>
<li>Selam, yine ne yazıyorsun oyun mu?</li>
<li>Ha merhaba ya otursana, yok oyun değil bu sefer kısa bir öykü yazıyorum. Bir edebiyat dergisi yarışma açmış, birinciye iyi ödül var. Ne yaparsın para kazanmak için yazıyorum bu sefer.</li>
<li>Senin gibi bir oyuncu, bir oyun yazarı para kazanmak için kısa öyküler yazsın olacak iş mi?</li>
<li>Ne yaparsın üniversiteyi bitiremeyince böyle oluyor işler.</li>
<li>Ekmek kapısı muhabbeti desene, sanatım var satılık.</li>
<li>Tuzu kuruların böyle konuşması normal tabi… Şurada oturmak için bile çay parası gerek. İkide bir gelip duruyor garson. ‘ Çay bırakayım mı abi, çay bırakayım mı abi?‘ Bana bak seni yazarım bütün âleme rezil olursun’ dedim. Korktu enayi. Paçayı kurtardım. Şimdi ben çağırmadan gelemiyor yanıma.</li>
<li>Haha… Âlem adamsın vesselam. Neyse kaçtım ben, konferans var okulda, görüşüz sonra. Hadi kolay gelsin sana.</li>
<li>Eyvallah, arkadaşlara selam söyle, af çıkarsa haber verin ha. Belli olmaz belki dönerim geri okula.</li>
<li>Tabi ya! Hah şöyle, dört dersten okuldan mı atılırmış insan. Var bir söylenti. Haberimiz olur olmaz, buluruz biz seni burada, Çınar altında.</li>
</ul>
<p><em>İstanbul büyük şehirdi, çok büyük şehir. Bizim oralara benzemiyordu ne insanı, ne yaşamı… İlk zamanlar okulla yurt arasında zaman geçiriyordum. Derslerim iyiydi. Ezberim sıkı olduğu için sınavlarda zorlanmıyordum. Etliye sütlüye hiç karışmıyordum. Siyasi ortamdan uzak duruyor, toplu hiçbir eyleme katılmıyordum. Öğrenci kahvehanelerine gitmiyor, kantine bile arada sırada uğruyordum. Tiyatroyu aklımdan çıkartmıştım sanki. Ta ki koridordaki o afişi görene kadar. </em></p>
<p><em>“İktisat Fakültesinin Tiyatro Kulübü çalışmalarına başlayacak, başvurmak isteyenlerin…”</em></p>
<p><em>Başvurmak isteyenlerdendim. Eski sevgilisiyle yeniden karşılaşan bir âşık gibi, içimde parlayan heyecanla, soluk soluğa, zor attım kendimi kantinin sigara dumanlı havasına… Kiminle konuşacağımı bile bilmiyordum. Ne diyeceğimi, nasıl ulaşacağımı? İlanın tamamını okumamıştım ki!</em></p>
<p><em>Kantinin ortasında durmuş hiç tanımadığım insan yüzlerine bakıyordum bir bir, onlar da bana bakıyorlardı. Kendi çevremde dönüp duruyordum. Birine, yalnız bir kişiye sormak istiyordum. Seçeceğim tek bir kişiye…</em></p>
<p><em>İşte o anda göz göze geldik onunla. Sıcacık bir bakıştı, gülümsüyordu bana. Sarı kirpiklerinin içine gizlenmiş su yeşili gözleriyle, bizim oraları anımsatıyordu. Çocukluğumun en sevdiğim yerini, yazları geçirdiğimiz yayla evini. Başakların arasında saklı kalmış, kimselerin bilmediği yeşil gölü, ilk sevgilimi…</em></p>
<p><em>Sırdaşımdı yeşil göl, arkadaşımdı. Okul kapanır kapanmaz soluklandığım tek sığınağımdı. Bütün bir kış hasretini çekerdim. Balık tuttuğumu zannedelerdi kenarında, eve eli boş dönerdim akşamları. Acemi balıkçıya çıkmıştı adım. Oysa tuttuğum bütün balıkları, ellerimle geri gönderirdim geldikleri yere, sevgilime, yeşil göle. Kıyamazdım onları yemeğe… Sevgilimi üzmek istemezdim, hayallerimi anlatırdım boyuna. Yazdığım piyesleri oynardım tek başıma. İzlerdi beni sessizce sevgilim, duyardı sesimi; bilirdim…</em></p>
<p><em>Toplayıp cesaretimi gidip sordum ona tiyatro kulübünün yerini…”Benimle gel “dedi. Öyle samimiydi ki. Kantinden yemek haneye indirdi beni. Yemek servisi bitmişti, tabldot tepsilerinin birbirine çarpan gürültüsünün eşliğinde yürüyorduk. Masalar kaldırılmıştı. Yerleri süpürüyordu bir görevli. </em></p>
<p><em>“Seni hocamızla tanıştıracağım” dedi. “Bundan sonra beraber tiyatro yaparız ne dersin?” Olmaz mı?</em></p>
<p><em>Olurdu elbet, öyle de oldu. Hep beraber çalışmaya başladık oynayacağımız oyunu…</em></p>
<ul>
<li>Bir çay versene bana…</li>
<li>Elbette abi, simit de ister misin?</li>
<li>Hayrola, korktun mu seni yazacağım diye?</li>
<li>Yok be abi, ne korkması. Anladım ben seni.</li>
<li>Ne anladın söyle bakalım?</li>
<li>Yani ayıptır söylemesi, ama bu yazı işleriyle para kazanamazsın abi. Sana sahici bir iş gerek. Benim gibi garson ol demiyorum da, okumuş yazmış adamsın başka tür bir iş tutamaz mısın?</li>
<li>Tutarım elbet, muhasebecilik yaparım mesela.</li>
<li>Öyleyse, boş yere niye sıkıntıya sokuyorsun ki kendini?</li>
<li>Doğru söylüyorsun aslında, tutturmuşum tiyatro diye, zaten yazamadım bir türlü istediğim oyunu.</li>
</ul>
<p><em>Kız kardeşim yazdığım oyunlara bayılırdı. Küçük skeçler yazar, oynardım sonra. Onu da katardım oyunuma, ama annem ev işleri için onu hep yanına çağırırdı. İstemeye istemeye giderdi, benimle kalıp oynamayı çok severdi. Öyle sessiz bir kızcağızdı ki, duymak için sesini, eğilmek gerekirdi. Hep güler yüzlüydü, hiç yaramazlık yapmazdı. Annemleri hiç kızdırmazdı. “ Hiç üzmez kızım beni” derdi annem öğünerek. “ Okuyup <a href="https://idilsuaydin.av.tr">avukat</a> olacak benim kızım” derdi babam. Hiç üzmedi kız kardeşim annemi ve okuyup avukat oldu tıpkı babamın istediği gibi. Ankara’da okudu, hem çalıştı okurken, hiç yük olmadı aileye. Stajını bitirdi aynı sessizlikle. Yanına gittiğim bir gün, </em></p>
<p><em>“Abi” demişti. Duruşmalarda hiç sesim çıkmıyor diye, alay ediyorlar benle.” </em></p>
<p><em>“Sen de bağır be kızım“ demiştim, bağırarak. Ardından okuduğum tirat ile ona sesimin tonunu göstermiştim. </em></p>
<p><em>Gözlerinin içi gülmüştü yeniden. “ Keşke senin gibi olsaydım ben de “demişti. “ Benim hiç kendime güvenim yok. Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum. Abi biliyor musun, galiba ben avukat olmak istemiyorum. Bana uygun değil bu meslek.”</em></p>
<p><em>İşte o anda beynimden vurulmuştum. Hayatımda en çok sevdiğim kişiydi kız kardeşim. Ama ben onu öylece bir köşede unutmuştum. Hassas, naif kendi dünyasında yaşayan canım kardeşimi.</em></p>
<p><em>Hep Barbie bebek gibi yanımda taşımış, onunla oyun oynamış, oyunlarım bitince de bir köşeye atmıştım. Ne diyeceğimi bilemeden öylece yüzüne baktım, sarıldım sonra hiç sarılmamışım gibi sıkı sıkıya…</em></p>
<p><em>“Sen ne yapmak istiyorsun güzelim?” dedim. </em></p>
<p><em>“Ben resim yapmak istiyorum” dedi. Ve bana yaptığı resimleri gösterdi. Çok şaşırmıştım, onu bu güne kadar bir kere bile resim yaparken görmemiştim. Harika bir çizgisi vardı. Benden çok daha yetenekliydi. Resimler elimde öylece kala kaldım. Söyleyecek tek bir sözüm bile yoktu. Halimi anladı, ne kadar üzüldüğümü gördü. Ardından,</em></p>
<p><em>“Sabahları hep uykulu kalkardım hatırladın mı ?” dedi. Başımı salladım.</em></p>
<p><em>“Geceleri gizli, gizli çizerdim resimleri. Odamın ışığını hiç açmazdım. El fenerinin ışığında çalışırdım. Boyaları mahalledeki kırtasiyeci Şefik amca verirdi bana. Okul çıkışlarında ona yardım etmeye giderdim hatırladın mı?”</em></p>
<p><em>“Evet” dedim. “ Biz seni orada ders çalışıyorsun zannediyorduk.”</em></p>
<p><em>“Çalışıyordum, Şefik amca bana matematik öğretiyordu. Ama bir yandan da resim çizmeyi öğretiyordu…</em></p>
<p><em>“Bize neden söylemedin“ dedim. Gülümsedi her zaman ki gibi.</em></p>
<p><em>“Söylesem izin verir miydiniz? “ dedi.</em></p>
<p><em>Sustum. Başımı önüme eğdim. Bizim aramızda onca sene bir gölge gibi, hiç ses etmeden yalnızca gülümsemeleriyle yaşayan kız kardeşim, benden çok daha iyi bir oyuncuydu. Bir palyaço gibi maskesini takmış, bizleri eğlendirmiş, görevini yerine getirmişti. Yorulmuştu palyaço çocuk. </em></p>
<p><em>Artık sahneden inmek, maskesini çıkarmak, yüzündeki boyaları silmek istiyordu.</em></p>
<p><em>Kendi resmini çizmek istiyordu artık, kendi boyaları, kendi fırçaları, kendi tualine kendini resmetmek istiyordu…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri –7/ Çocuk Palyaço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gözlerinden Tanıyacağım Seni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Dec 2016 10:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6330</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlerinden tanıyacağım seni, bir tek gözlerinden. Sırra kadem basmış yüreğinden taşacak kelimeler, Ama sen gözlerinden sızdıracaksın hislerini, Yine susacaksın dumanı tüten küllerinden. Mahzun bakacaksın önce, aklına gelince, Başını çevireceksin, kızgın kendine… Hasretinden kor dilin, Çölde bir serap, Baştanbaşa, Harap. Kala kalacak yalnızlığında hırsından yırtılmış öfken! ‘Kim başlatmıştı bu lanet savaşı’ diye geçireceksin içinden. Sevmiştim ben [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/">Gözlerinden Tanıyacağım Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinden tanıyacağım seni, bir tek gözlerinden.</p>
<p>Sırra kadem basmış yüreğinden taşacak kelimeler,</p>
<p>Ama sen gözlerinden sızdıracaksın hislerini,</p>
<p>Yine susacaksın dumanı tüten küllerinden.</p>
<p>Mahzun bakacaksın önce, aklına gelince,</p>
<p>Başını çevireceksin, kızgın kendine…</p>
<p>Hasretinden kor dilin,</p>
<p>Çölde bir serap,</p>
<p>Baştanbaşa,</p>
<p>Harap.</p>
<p>Kala kalacak yalnızlığında hırsından yırtılmış öfken!</p>
<p>‘Kim başlatmıştı bu lanet savaşı’ diye geçireceksin içinden.</p>
<p>Sevmiştim ben seni ölesiye, gönlümün sultanıydın, tacıydın başımın</p>
<p>Diyeceksin. Aramıza girenleri bir türlü bilemeyeceksin…</p>
<p>Karanlık gecelerin sokak aralarındaki kaldırımlarda</p>
<p>Bir başına yürüyeceksin. Yanı başında beni</p>
<p>Göremeyeceksin. Ağlayışını gören</p>
<p>Olamayacak. Benden başka</p>
<p>Seni kimse</p>
<p>Duyamayacak…</p>
<p>Sen</p>
<p>Bile</p>
<p>Bile</p>
<p>Tü</p>
<p>Ke</p>
<p>Ne</p>
<p>Cek</p>
<p>Sin.</p>
<p>Ben</p>
<p>Siz</p>
<p>Li</p>
<p>Ğin</p>
<p>le</p>
<p>Ö</p>
<p>L</p>
<p>E</p>
<p>C</p>
<p>E</p>
<p>K</p>
<p>S</p>
<p>İ</p>
<p>N</p>
<p>!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/">Gözlerinden Tanıyacağım Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gozlerinden-taniyacagim-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6330</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aslını Arayan Buz Parçası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Dec 2016 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6300</guid>
				<description><![CDATA[<p>Donduracağım seni öylece kalasın diye. Donduracağım gülüşünü, saklansın aysbergin içinde. O çocuksu heyecanlı hallerin silinmesin, Kahkahaların çarpsın bir dağdan diğerine, Yankısı duyulsun diye bütün evrende, donduracağım seni; Yoksa kaybolacaksın bu yokluk denizinin içinde… Gün be gün kar sularının kirine karışıyor buz beyazı güzelliğin. Saflığını bırakıyorsun çamurlu potinlere. Oynuyorlar seninle yaramaz bir kartopu gibi, Oradan oraya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/">Aslını Arayan Buz Parçası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Donduracağım seni öylece kalasın diye.</p>
<p>Donduracağım gülüşünü, saklansın aysbergin içinde.</p>
<p>O çocuksu heyecanlı hallerin silinmesin,</p>
<p>Kahkahaların çarpsın bir dağdan diğerine,</p>
<p>Yankısı duyulsun diye bütün evrende, donduracağım seni;</p>
<p>Yoksa kaybolacaksın bu yokluk denizinin içinde…</p>
<p>Gün be gün kar sularının kirine karışıyor buz beyazı güzelliğin.</p>
<p>Saflığını bırakıyorsun çamurlu potinlere.</p>
<p>Oynuyorlar seninle yaramaz bir kartopu gibi,</p>
<p>Oradan oraya atıyorlar gülümsüyorsun sessizce.</p>
<p>Yerini bilemeyen bir kar tanesi gibi rüzgârın önünde savrulup duruyorsun.</p>
<p>Soğuk arttıkça daha çok katılaşıyorsun.</p>
<p>Kir daha çok yapışıyor bedenine.</p>
<p>Unutuyorsun geldiğin yeri,</p>
<p>Su gibi aziz olduğun günleri,</p>
<p>Su gibi cana can veren yedi veren güllerini…</p>
<p>Donduracağım seni,</p>
<p>Sen daha fazla dondurmadan kendini…</p>
<p>Donduracağım gözlerinden süzülen mavi hayal düşlerini,</p>
<p>Bak! Gözlerim gözlerinde kurudu,</p>
<p>Umudun tek damlalı halesiyim şimdi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/">Aslını Arayan Buz Parçası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aslini-arayan-buz-parcasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6300</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güzel Bir Şeyler Olsun Bu Sabah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 06:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6173</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güzel bir şeyler olsun bu sabah, Güzel bir müzik dinleyelim. Güzel bir şiir okuyalım, Gökyüzündeki güneşle ışıyalım, Konalım her bir çiçeğe birer birer, Kokularına karışalım. Serçenin ekmek kırıntısında can bulalım. &#160; Sular sessiz aksın bu sabah, Beşiğinde uyuyan bebeğe ninni olsun şırıltısı. Avcılar uzak dursun ceylanlardan, Balıklar daha küçük balıklardan. Sevince doysun çocukların yüzü, Elleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/">Güzel Bir Şeyler Olsun Bu Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel bir şeyler olsun bu sabah,</p>
<p>Güzel bir müzik dinleyelim.</p>
<p>Güzel bir şiir okuyalım,</p>
<p>Gökyüzündeki güneşle ışıyalım,</p>
<p>Konalım her bir çiçeğe birer birer,</p>
<p>Kokularına karışalım.</p>
<p>Serçenin ekmek kırıntısında can bulalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sular sessiz aksın bu sabah,</p>
<p>Beşiğinde uyuyan bebeğe ninni olsun şırıltısı.</p>
<p>Avcılar uzak dursun ceylanlardan,</p>
<p>Balıklar daha küçük balıklardan.</p>
<p>Sevince doysun çocukların yüzü,</p>
<p>Elleri kanamasın bu sabah,</p>
<p>Top mermileri düşmesin üzerlerine,</p>
<p>“ Ölecek miyim ben teyze?” diye sormasın hiçbir çocuk!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sandallara taze yemişler dolduralım, onlara taşıyalım</p>
<p>Ağzına kadar doysun açlar.</p>
<p>Sütler aksın dallarından bütün ağaçların,</p>
<p>Emsinler öksüz kalan biçare yavrular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Elimizi uzatalım görmediğimize,</p>
<p>Almaya değil vermeye çıkalım bu sabah AVM’lere…</p>
<p>Cep telefonlarıyla fotoğraf çekmeye Halep’e gidelim bir kere de,</p>
<p>Neden olmasın,</p>
<p>Dokunamadığımız gerçeklerle yüzleşiriz belki de!</p>
<p><strong>Hadi güzel bir şeyler yapalım bu sabah!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeryüzü daha da hırçınlaşmadan,</p>
<p>Savaş çanları çalmadan başımızda,</p>
<p>Geç olmadan daha…</p>
<p>Umudu yükleyip sırtımıza</p>
<p>Sevgimizi kalkan edelim bu güzelim dünyamıza…</p>
<p>Haydi gelin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kere de onlar utansınlar,</p>
<p>Hırstan kızarmış suratlarıyla,</p>
<p>Bir başlarına kalsınlar.</p>
<p>Kârdan budanmış bedenleri,</p>
<p>Sıkışıp altında kalsın,</p>
<p>Kin ve nefret enkazının&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/">Güzel Bir Şeyler Olsun Bu Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/guzel-bir-seyler-olsun-bu-sabah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6173</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Nov 2016 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Eugene İonesco]]></category>
		<category><![CDATA[Macbeth]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6020</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi baca. Böyle zamanlarda camları açardı haminnen. Zaten buz gibi olan odada paltolarla otururduk. Zorla kalkardın yataktan. Bıraksalar akşamdan sabaha, sabahtan akşama yatakta yaşardın. Elinden hiç düşmeyen sigaranla yatağı yorganı yakardın. Kızardı haminnen sana…</p>
<p>“ Bir gün evi de yakacak bu.”  Diye söylenirdi. Sen bıyık altından güler, o kalın sesinle “ Ne güzel işte hep birlikte üşümekten kurtuluruz “ Derdin. Kadıncağızı iyice deli ederdin.</p>
<p>“ Ben kaçarım sen ne yaparsan yap.” Demiştim bir gün sana.</p>
<p>“ Ben kaçmam” demiştin.” Ne güzel ısınırım, öyle çok üşüdüm ki ben bu hayatta. Hem ızgara olurum, kedi köpeğe ziyafet fena mı? Etim pek lezzetli olmasa da.”</p>
<p>Hayat bir oyundan ibaretti senin için. Shakespeare’ nin</p>
<p>‘<em>Bütün dünya bir sahnedir&#8230;<br />
Ve bütün erkekler ve kadınlar<br />
sadece birer oyuncu&#8230;<br />
Girerler ve çıkarlar.<br />
Bir kişi birçok rolü birden oynar…</em></p>
<p>Tiradına başlardın hemen her köşeye sıkıştığında<em>. &#8216;Nasıl Hoşunuza Giderse</em>’ oyunundan,’ İnsanın yedi çağı ‘şiirini ezberden okumaya başlardın. Oysa hiç oynamamıştın bu oyunu. Macbeth’ti o günlerdeki sorunun…</p>
<p><em>‘ Yapmakla olup bitseydi bu iş, </em></p>
<p><em>Hemen yapardın, olur biterdi. </em></p>
<p><em>Döktüğün kanla akıp gitse her şey, </em></p>
<p><em>Bir vuruşla sonuna varsan işin. </em></p>
<p><em>Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen. </em></p>
<p><em>Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı…</em></p>
<p><em> Öbür dünyayı gözden çıkardın. </em></p>
<p><em>Ama bu işlerin daha burda görülüyor hesabı. </em></p>
<p><em>Verdiğimiz kanlı dersi alan, gelip bize veriyor aldığı dersi. </em></p>
<p><em>Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor, içine zehir döktüğümüz kadehi.’ </em></p>
<p><em> </em><em>Bu ünlü tradı diline dolamıştın. Öyle birden bire ortalık yerde okumaya başlardın, Macbeth rolünü </em>oynamadığın halde… Oyunun nerdeyse bütün repliklerini ezbere söylerdin.</p>
<p>“Kostüm sorumlusuyum” demiştin bir keresinde bana. “Ne zaman seyrediyoruz oyunu?” diye sana sorduğum da.</p>
<p>“ Nasıl yani demiştim? Senin gibi bir oyuncuyu oynatmıyor mu yönetmen? “</p>
<p>Bam telinden vurmak değildi niyetim. Çok bozulmuştun.  Neden oynayamadığını en az benim kadar sen de iyi biliyordun. Ama bozuntuya vermemiştin, hatırla! Sesini daha da kalınlaştırarak,</p>
<p>“Yo oynuyorum. Demiştin Ben kral Duncan’ım”,  gururla.</p>
<p>“İyi de oyunun başında kral’ı öldürmüyor mu Macbeth ?” diyememiştim. Susup, her zaman yaptığım gibi anlamamazlıktan gelmiştim.</p>
<p>Ama sen, suskunluğumdan anlamıştın ne demek istediğimi. Açıklamak zorunda kalmıştın, en vefalı seyircini kaybetmek işine gelmemişti ne de olsa.</p>
<p>“Akakiy Akakiyeviç’i oynadım bir önceki oyunda, hep başrol oynayacak değilim ya”. Demiştin.</p>
<p>İçinden geçeni biliyordum oysa. Macbeth’i oynamayı nasıl istediğini. Fakat daha fazla üstüne gitmemeliydim. Seni sinirlendirmemeliydim. Küsüyordun yoksa küçük bir çocuk gibi&#8230;</p>
<p>“ Çok iyi oyundu Palto” deyip konuyu değiştirmiştim. “ Hele kostümler harikaydı.” Biliyordum tasarımın sana ait olduğunu.</p>
<p>“ Sen hele şimdi gör, neler çizdim bir bilsen. Herkes çok beğenecek, tabi tam istediğim gibi diktirebilirsek.”</p>
<p>Tam istediğin gibi diktiremeyecektiniz. Zaten hayatta hiçbir şey, senin tam istediğin gibi dikilmeyecekti. Kader kumaşını dokuyan terzi, üzerlerimize giydiğimiz benlik giysilerini de kendi elleriyle diktiğinden, bize sadece çokluktan seçmek düşecekti. Sen pasif direnişçi bir elbise seçmiştin kendine. İçindeki hiç durmak bilmeyen küçük inatçı keçiyi, ‘umut fakirin ekmeği ‘diyerek avutacaktın, doğan her yeni günde umudunu katık edecektin düşlerine. Bir gün kendini öldürmeyi düşünecek ama asla buna cesaret edemeyecek, bir diğer gün baharda öten seher kuşları gibi cıvıl cıvıl şakıyacaktın. Hayatının med -cezir’inde bir o yana bir bu yana savrulup duracaktın. İçindeki çocuğu gizlemediğini haykıracaktın çoğu zaman.</p>
<p>“Haleti ruhiye bu “diyecektin. “ Kim beni nasıl görmek istiyorsa öyle görsün.”</p>
<p>“ Çıplağım işte!” diye bağıracaktın, “Kimseden saklayacak bir şeyim yok!”</p>
<p><strong><em>Koca bir yalandı bu, kendin bile inanmıyordun hatırla! Ben, inanmış gibi yapıyordum sana! Sen kendine yalan söylüyordun; ben ise sana…</em></strong></p>
<p>Kabuğuna sıkışıp kalmış bir salyangoz kadar korkaktın. Yağmurlu havaları çok severdin bu yüzden. Gizlenmek daha kolay olurdu. Toprakta yürürken dönüp arkana bakardın bıraktığın izlerine hayran hayran, ama daha ihtişamına bile doyamadan biri gelip basıverirdi kabuğunun üstüne… Benlik çıtırtısını ilk ben duyardım, yaşadığın hayal kırıklıklarını sayardım… Böyle zamanlarda günlerce kaybolurdun ortalıktan. İnzivaya çekilirdin. Hiç kimseyle konuşmadan, somurtup bir köşede otururken bulurdum seni. Tekrar dönünceye kadar hayata aradan günler geçerdi.</p>
<p>“Köpeklerden nefret ediyorum, sadık dost falan değiller. İlk buldukları fırsatta hart diye ısırıverirler insanı en kaba etinden.” Demiştin bir keresinde. Katıla katıla gülmüştüm.</p>
<p>Yolda yürürken karşına köpek çıksa kalıverirdin ortalıkda. Hele bir de kimse yoksa yanında, bir çocuk gibi ağlamaklı olurdun… İnanamamıştım koskoca adamın köpeklerden bu kadar korkmasına.</p>
<p>“ Ne var ki hoşt der geçersin, o senden korksun.” Demiştim sana.</p>
<p>Korktuğun köpekler değildi, kendindi aslında. Korktuğun sendin. Sadakat istiyordun ölesiye başkalarından, ama sen sadık olamıyordun asla. Öyle söylediğin gibi çıplak falan da değildin. Üstüne giydiğin kat kat maskelerinin altında, kendi kendini boğuyordun her geçen gün biraz daha fazla. Bunu fark etmem imkânsızdı o yıllarda, o kadar gençtim ki. Ne zaman ki üstünden uzun seneler geçti, senin gibi köpeklerden çok korkan başka biri ile karşılaştığımda yarım kalan resim bir anda bütünleniverdi… İşte o zaman anladım olup biteni, gerçek tablo gibi karşımda şimdi…</p>
<p>Sen kendine acımak dışında başka bir şey yapmıyordun aslında. Herkesi küçümsüyordun, zor beğenmenin arkasına saklanmıştın sözde. Doğruların olduğunu söylerdin hep. Ama ilk sen vazgeçerdin ilkelerinden, savunduğun doğrularından, zora gelince ilk sen sıvışırdın kavgadan, bırakıp kaçardın savaş meydanını. Arkanda sana destek olanları bırakıverirdin ortada bir başlarına. Bilirdin aslında asla lider olamayacağını. Bu yüzden sevmezdin yalnızlığı. Masanda hep birileri olurdu. Tanıdığın tanımadığın her kesimden birçok insanla konuşurdun, hiç durmadan anlatıp dururdun. Engin bilgi birikimine hayran bırakırdın insanları. Oysa senin masana birkaç kez takılanlar anlarlardı aslında hep aynı şeyleri değiştirip değiştirip anlattığını… Böylece ele verirdin sende olmayanı, hiç kimse için sır değildin. Bunu da en iyi sen bilirdin.</p>
<p>Hatırla o günü! Seni çınarın dibinde öylece bir başına otururken bulduğum günü, iyi hatırla!</p>
<p>Öncesinde size uğraşmıştım hani, gözükmemiştin yine ortalarda uzun bir süre.</p>
<p>Kapıyı haminnen açmıştı zincirin arkasından, “ Yok gitti “demişti seni sorduğumda.“ Nereye?” demiştim şaşkın şaşkın.</p>
<p>“Arkadaşlarıyla buluşmaya bir ağacın dibine gidecekmiş…” Demişti.</p>
<p>Çok gülmüştüm, sanki cehennemin dibine gitmişsin gibi söylemişti, öyle kızgındı ki… Anlaşılan yine kavga etmiştiniz.</p>
<p>“ Sen biliyor musun orayı ?”diye sormuştu bana çıkışırcasına “ Biliyorum “demiştim gülmem daha geçmemişti.</p>
<p>“ Dur o zaman” deyip kapıyı yüzüme kapatmıştı. Kapalı kapının önünde öylece beklemiştim, neden beklediğimi bilmeden. Sonra açılmıştı kapı aniden. Bir süveter uzatmıştı. Sesi yumuşamış ağlamaklıydı,</p>
<p>“ Hava soğuk, ciğerleri hasta onun, bunu giysin içine. Götürüver tamam mı?” Demişti.</p>
<p>“Tamam” demiştim. Kapı aralığından uzatılan süveteri alıp, çantama atmıştım.</p>
<p>“ Merak etmeyin götürürüm.” İçim sızlamıştı yaşlı kadının haline. Seni hayatta en çok seven bu kadına yaptıkların için sana daha çok kızmıştım.</p>
<p>Arkamdan bağırmıştı. “ Yine gel tamam mı?”</p>
<p>Tamamdı. Yine gelecektim birkaç kez daha… Sonra!</p>
<p>Sonra Beyazıt’a kadar yürümüştüm. Sevmek buydu işte diye düşünmüştüm. Ne kadar kızarsan kız, kavga edersen et. Onu düşünmektir sevmek. Aklın dediğini değil, yüreğinin dediğini yapmaktır…</p>
<p><strong><em>“ İnsan hayatta en çok, en sevdiğine kızar.”</em></strong> Daha bu cümleyi işitmeme çok zaman vardı. Ne anlama geldiğini öğrenmeme ise sanki yüzyıllar…</p>
<p>Çınar altına geldiğimde akşamüstü olmuştu. Sonbaharın serin rüzgârları bir yazın daha geçtiğini, hüzün ve hazan mevsimin bizleri daha da yalnızlaştıracağını fısıldıyordu kulağıma. Seni bulmak hiç zor değildi aslında, bu sefer bulamıyordum ama. Masalarda aramıştım yoktun. Göremeyince seni, elini kaldırıp buldurmuştun bana kendini. Yaşlı çınarın dibindeydin gerçekten de… Toprağa oturmuştun. Kitaplar, kâğıtlar hep toprağın üstündeydi… Kendimi tutamayıp bir kahkaha atmıştım.</p>
<p>“Hiç gülme” demiştin, biraz çıkışırcasına. “Yer mi bulamadın” demiştim gülmeye devam ederek.</p>
<p>“Hayır! Buldum, fakat çaya zam yapmışlar. Bundan sonra burada oturacağım, protesto ediyorum bunları. Otursana!”</p>
<p>Toprağı göstermiştin oturmam için. Elbise vardı üzerimde, toprağa oturmayı göze alamazdım, zaten çalıştığın zamanlarda yanında kimseyi istemezdin. ”Yok oturmayayım sen çalışıyorsun” demiştim. Bir kitap duruyordu yanı başında. “ Kel Şarkıcı; Eugene İonesco.”</p>
<p>“ Hayrola absurd tiyatroya mı merak saldın?” diye çıkışmıştım aniden.</p>
<p>Bu çıkışıma sinirlenen sen, “ Fakülte tiyatro kulübünü çalıştıracağım.” Demiştin “ Başka neyi oynamamızı bekliyordun ki? Kafkas Tepeşir Dairesini mi?”</p>
<p>Seninle tartışmak istememiştim. Hep yaptığın gibi korkak güreşiyordun. Polemiğe girmeyi göze alamazdım. Zaten sana laf yetiştirmem de imkânsızdı.</p>
<p>Çantamdan süveteri çıkarıp sertçe sana uzattım.</p>
<p>“ Bunu gönderdi haminnen, yine kızdırmışsın kadını. Hava soğuk içine giysin” dedi.</p>
<p>Başını kaldırıp bana baktın. Öylece, hiçbir şey demeden, baktın sadece. Baktım sadece. Ne demek istediğini anladım. Anladın ne demek istediğimi. Süveter elimde kalakaldı. Kızgındım sana, sen daha çok kızgındın bana. Kalsam kavga edecektik. Kalmasam… Bıraktım toprağın üstüne süveteri…</p>
<p>“Hadi sana kolay gelsin.” Deyip ayrıldım yanından. Yürüdüm yavaşça…</p>
<p>Rüzgâr esiyordu. Çınar yaprakları uçuşuyordu sahaflara doğru. Kurumuş yaprakların altına saklanan salyangozlar dışarı çıkmak için yağmurun yağmasını bekliyordu.</p>
<p><strong><em>Ama yağmur yağmıyordu bir türlü…Ve hiç yağmayacaktı bir daha&#8230;</em></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6020</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahi Ne Zaman Sevmiştim Ben Seni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Nov 2016 12:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5919</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sahi ne zaman sevmiştim ben seni? Ne zaman tutmuştum elini bütün şefkatimle? Olur olmaz bir yerde, Olur olmaz bir zaman diliminde? &#160; Şöyle avucuma alıp avuç içini, Sıkıca hiç bırakmadan, Olanca güvenimle, “Geçecek bunlar da inan” diye Ne zaman silmiştim Kanayan mavi damlalarını, Kirpiklerine dokunamayan sözlerimle? &#160; Yüreğim ayrılmıştı ortadan ikiye! Depremdi gönül kabuğunda yaşanan! [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/">Sahi Ne Zaman Sevmiştim Ben Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sahi ne zaman sevmiştim ben seni?</p>
<p>Ne zaman tutmuştum elini bütün şefkatimle?</p>
<p>Olur olmaz bir yerde,</p>
<p>Olur olmaz bir zaman diliminde?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şöyle avucuma alıp avuç içini,</p>
<p>Sıkıca hiç bırakmadan,</p>
<p>Olanca güvenimle,</p>
<p>“Geçecek bunlar da inan” diye</p>
<p>Ne zaman silmiştim</p>
<p>Kanayan mavi damlalarını,</p>
<p>Kirpiklerine dokunamayan sözlerimle?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüreğim ayrılmıştı ortadan ikiye!</p>
<p>Depremdi gönül kabuğunda yaşanan!</p>
<p>Yarılırken göğüs kafesimde ben,</p>
<p>Ağlıyordun sen!</p>
<p>Bakmaya doyamadığım gözlerinden</p>
<p>Pişmanlık pınarları akıyordu…</p>
<p>Akıp benim sineme doluyordu.</p>
<p>Kahrolurken kahır perdelerinden an be an,</p>
<p>“Ben sana dememiş miydim” demedim hiçbir zaman.</p>
<p>Beklentisi olmayan,</p>
<p>Bir sevgiydi sana sunulan…</p>
<p>İçimdeki ateşinden kanayarak yanan,</p>
<p>Susamış tenim,</p>
<p>Susmalarına inat,</p>
<p>SUSMUŞTU!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra gülüşmüştük hani;</p>
<p>Sen bir fıkra anlatmıştın,</p>
<p>Giden sevgilinin yüzünü bile unutturan.</p>
<p>Pasta yemiştik üzerine soğuk limonatayla</p>
<p>Ne çok eğlenmiştik gençlik anılarıyla.</p>
<p>Gidenlerin ardından,</p>
<p>“Bir masaldı geçti artık”</p>
<p>Gelsin başka sevgililer demiştik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Sahi! Geldi mi başka sevgilin?</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/">Sahi Ne Zaman Sevmiştim Ben Seni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahi-ne-zaman-sevmistim-ben-seni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5919</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Nov 2016 17:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Devlet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5847</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka bir şey var mı?</li>
</ul>
<p>Defalarca aynı cümleleri tekrarlayan bir robot gibi konuşmuştu, araya girip başka bir şey sormak ne mümkündü…</p>
<ul>
<li>Teşekkür ederim çok yardımcı oldunuz. Diyebildim. Arkamı dönüp gülüşümü gizledim. Hoşuma gitmişti işini bu kadar ciddiye alışı. Elime beş form alıp, yazar adları kataloğunun önünde durdum. Ahşap kokan çekmecelerden S harfini seçtim. Kartoteksler alfabetik dizilmişti, sıralamada öndeydi <strong>Samed Behrengi</strong>… İşte aradığım kitapları; Küçük Kara Balık, Bir Şeftali Bin Şeftali, Sevgi Masalı; Ulduz ile Konuşan Bebek; Ulduz ile Kargalar.</li>
</ul>
<p>Katalog çekmecesini dışarı çıkardım, az ötemdeki genç adamın yaptığı gibi çekmeceleri koymak için her harf kataloğunun altında bulunan, ahşaptan, sürgülü tablayı çekip üzerine yerleştirdim. Sırayla yazdım kitap bilgilerini, kendi bilgilerimi, ayrı ayrı özenle doldurdum formları. Çekmeceyi yerine yerleştirip, tablayı sürgüledim gerisin geri.</p>
<p><figure id="attachment_5850" aria-describedby="caption-attachment-5850" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5850 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=450%2C338" alt="Katalog Çekmeceleri" width="450" height="338" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5850" class="wp-caption-text">Katalog Çekmeceleri</figcaption></figure></p>
<p>Genç kütüphanecinin bankosuna vardım. Kısa gülümsemelerle cevap veriyordu her soruma, gözlerini aniden yere indiriyordu sonra. Pek konuşkan olmadığı her halinden belliydi. Benden başka iki ziyaretçi daha vardı sabahın bu erken mesai saatinde. Mis gibi yeni demlenmiş çay kokuyordu kütüphanenin içi. Açılığımı yüzüme vuruyordu sanki.</p>
<ul>
<li>Çayı siz mi demliyordunuz? diye sordum.</li>
<li>Arka bahçede kantin var, oturacak yer de, taze simitleri de güzeldir. Dedi. Acıkmış olduğumu fark ederek. Kısa gülümseyişiyle,</li>
<li>Alayım elinizdekileri deyip,  formlara göz gezdirdi.</li>
<li>Öğretmen? Ne öğretmenisiniz?</li>
<li>Edebiyat.</li>
<li>Çocuk edebiyatına meraklısınız sanırım.</li>
<li>Ha… Evet evet, yani edebiyatın her türlüsüne aslında. Bu gün <em>Samed Behrengi</em>’yi seçtim.</li>
<li>Ben de çok severim <strong>Samed Behrengi</strong>’yi. Özellikle <strong>Küçük Kara Balık</strong>’ı. 11 yaşında okumuştum. Sonra hayatım değişti. Dedi, yüzünden bir duman geçti. Kısa gülümsemesini atamadan buğulu gözlerini yere indirdi.</li>
<li>Öyle mi merak ettim, on bir yaşında bir çocuğun hayatı nasıl değişir bir çocuk kitabından?</li>
<li>Değişir, dedi. Ondan beklenmeyecek bir sertlikte.</li>
<li>Yaşadığınız yerden çıkıp başka hayatları merak edersiniz, küçük çevrenizden kopup kendinizi büyük bir okyanusun içine atıverirsiniz. Cesaret gösterirsiniz, aynı denizde yüzmek, aynı denizde ölmek istemezsiniz. Pelikanlardan habersiz, başka başka canlıları tanırsınız, hatta seversiniz onları. Bir gün, bir pelikanın kursağında yem olacağınızı bildiğiniz halde&#8230;</li>
</ul>
<p>Öyle içten döküldü ki kelimeler ağzından, daha fazla soramadım, öyküsünün gerisini araştıramadım.</p>
<ul>
<li>Haklısınız, sanırım. Diyebildim yalnızca. Onu kırmış olmaktan bu sefer ben utanmıştım.</li>
<li>İmzanızı atmamışsınız. Dedi, formları uzatarak.  Her birine ayrı ayrı lütfen&#8230;</li>
</ul>
<p>Elinden formları aldım, sıkıntım daha da artmıştı. Sürgün bir öğretmen olarak gerçek imzamı atmak fikri beni terletmişti. Hemen uydurma bir imza attım. Kolay bir şey olsun diye soyadımın baş harfini karalayıp verdim, her bir form için ayrı ayrı… Dikkat etmedi attığım imzalara. Rahatladım. Uzun zamandır devlet müesseselerinden uzak durmanın verdiği acemilik vardı üzerimde, belli etmek istemedim.</p>
<ul>
<li>Kitaplarınız depodan çıkarılacak biraz beklemeniz gerek, dilerseniz kantinde çay içebilirsiniz,  dedi.</li>
<li>Çok teşekkür ederim, dedim. Unutmayın, her pelikanı öldürecek bir kılıç bulunur aranırsa&#8230;</li>
<li>Kılçıktan bile mi olsa? dedi&#8230;</li>
</ul>
<p>Başımı sallayarak evetledim. Gözlerini bir anlığına gözlerime değdirerek, beni anladığını hissettirdi, gülümsemesi bu sefer içtendi.</p>
<p>Taze çay fikrine bayılmıştım, zaten açlığım da dayanılmaz bir hal almıştı. Gösterdiği taraftan bahçeye çıktım. Küçük bir nefes alma yeriydi. Bir avluydu burası. Dört bir tarafı duvarla kaplı, iki ağaçlık bir bahçecik… Hercai menekşeleri çiçek açmıştı, mor, beyaz, sarı… Ayaklıklı kül tablalarından burada sigara içilebildiğini anladım. Kantinci yaşlıca bir bayandı, hafif kamburu çıkmış… Başörtülü, yüzü sıcak, kırışık, içten, güler yüzlü… Buyur etti beni, uzun kantin taburelerinden birine oturdum. Taze çay kokusundan midemin gurultusu duyuldu. Ben söylemeden bir tabağa sıcak simit ve karper peyniri koymuştu, su bardağı dolusu çayla geldi yanıma.</p>
<ul>
<li>Utangaç bir ifadeyle,  Sormadım ama dedi.  Var mı bir eksiğim?</li>
<li>Estağfurullah, ne eksiği fazlası var, dedim. Hafifçe omzuna dokunarak… Mavi gözlerinin içi güldü.</li>
<li>Ellerinize sağlık, dedim. Çok acıkmışım.</li>
<li>Öyle olur, dedi, Buraya gelenler hep çok açtır. Mideleri doyurmak benim işim, yürekleri doyurmak ise kütüphanecilerin. Göz kırpıp ayrıldı yanımdan.</li>
</ul>
<p>Uzun zaman olmuştu insanlarla yakın ilişkiler kurmayalı. Yaban hayatından çıkmış gibiydim. Kendi ürkekliğimden kendim çekindim. İnsanlara değil güvenmek, onlarla aynı havayı solumaya bile tahammülüm yoktu. Yüreğim kırgınlıklar ve kızgınlıklarla doluydu. İnsanoğlunun acımasızlığından, merhametsizliğinden yılmıştım. Güzel olan ne varsa üzerine basıp geçiyorlardı. Kendilerinden olmayanı yok edici silahlarıyla dışlıyorlar ya da sürgüne yolluyorlardı. Öğretmenlik hayatımın son on senesini sürgünde geçirmiştim. Kimsenin gitmeyeceği kasabalarda yüzlerce öğrencim olmuştu. Okutulması yasak ne kadar eser varsa o ücra köşelerde bilgiye susamış gençlere taşıyan bir ırmak olmuştum. Bu yüzden belki de <strong>Samed Behrengi</strong> gibi bir görev üstlenmiştim kendi kendimce.</p>
<ul>
<li>Bir bardak daha vereyim mi?</li>
<li>Teşekkür ederim almayayım, çok güzel olmuştu demi, kokusu yerindeydi. Kitaplarım gelmiştir, ben şimdilik müsade isteyeyim. Ama öğle yemeğinde bir tostunuzu yerim.</li>
<li>Beklerim, dedi&#8230; Kaşarım taze, sucuğum Kayseridendir ona göre&#8230;</li>
<li>Öyle ise öğleye görüşmek üzere&#8230;</li>
</ul>
<p>Borcumu ödeyip kantinden çıktım genç kütüphanecinin tarafına yöneldim. Sıcak demli çay, taze çıtır simit ve en önemlisi iyilik dolu bir çift göz bana iyi gelmişti.Tam düşündüğüm gibi kitaplarım da gelmişti. Eski baskılı, köşelerindeki etiketlerde İstanbul Devlet Kütüphanesi damgalı, numaralı kitaplar… Bir an da onların da hapishanesi burası diye geçirdim içimden. Arşiv odalarının tozlu raflarında yıllarca gün ışığından yoksun bekliyorlardı. Bir okuyucu gelip onları seçtiğinde ancak açık görüşe çıkabiliyorlardı.Tıpkı bir mahpus gibiydiler. Bilgiyi, sanatı koca koca odalara hapsediyorduk aslında. Çok eski bir kütüphaneydi burası. Yüzyılı aşmıştı, devlet eliyle kurulan ilk kütüphaneydi. Devlet kitapları ziyaretçilerine açmıştı. Kütüphanedeki kitapların hapishane ziyaretçisi mi oluyordu yani okurlar?</p>
<p>Kitaplarımı ve masa numaramı aldım, artık okuma salonuna geçiyorum… Görüşme odasına bir anlamda. Eski, yüksek kapısından içeri giriyorum. Öyle karanlık ki ortalık, gözlerimin alışması zaman alıyor. Her yer ahşap, eski mekân, masalar, sandalyeler, zemin gıcırdıyor yürürken… Yeşil meşin kaplı sandalyeler… Masa numaramı bulup oturuyorum. Sandalyemin süngerleri yırtık ama aldırmıyorum. Burada her şey numaralı bütün eşyalar, her şey etiketlenmiş durumda. Ben bile diyorum içimden. 15 numaralı masam, sandalyem ve masa lambam… 15 numarayım ben… Işığı açıyorum, çıt sesi yankılanıyor sessizliğin içinde… Derin bir yalnızlık ve huzur hissediyorum, banker masa lambamın loş ışığı aydınlatıyor ortalığı. Rahatsız sandalyemde rahatı buluyorum, hiç kimse yok benden başka… Kubbelere bakıyorum her şey o kadar eski ki, ben içinde yenileniyorum… Sanki yıllardır bu mekânı arıyordum, evime gelmiş gibiyim, ait olduğum meskenimi bulmuşçasına rahatlıyorum.</p>
<p><figure id="attachment_5849" aria-describedby="caption-attachment-5849" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5849 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Küçük Kara Balık" width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5849" class="wp-caption-text">Küçük Kara Balık</figcaption></figure></p>
<p>İlk kitabım Küçük Kara Balık. Yüreğim sızlıyor, kenarları ciltlenmiş ama ilk baskısı olduğunu biliyorum kapağından tanıyorum.</p>
<p><strong>Masamın ışığında güzel bir yüzün hayaliyle aydınlanıyorum. </strong></p>
<p>“Kış ortasında bir akşam vaktiydi. Denizin en derin yerinde, yaşlı mı yaşlı bir balık nine sayıları on iki bini bulan çocuklarıyla torunlarını çevresine toplamış, onlara bir masal anlatıyordu.”</p>
<p>“Bir varmış bir yokmuş, bir Küçük Kara Balık varmış; bu Küçük Kara Balık annesiyle birlikte bir derede yaşarmış… Her gün, sabahtan akşama kadar, Küçük Kara Balık, annesinin peşine takılır, oraya buraya yüzermiş…</p>
<p>Küçük Kara Balık, günlerdir düşünüp duruyormuş. Orada burada dolaşırken çoğu kez annesinin arkasında kalıyormuş, annesi de onun biraz hasta olduğunu, yakında yeniden sağlığına kavuşacağını sanıyormuş…”</p>
<p>Evet, hastaydım. Yıllardır çektiğim böbrek hastalığım nedeniyle gitmiştim doktora. İri kahverengi gözlerini dikmiş öylece bilge laflar ediyordu karşımda yaşına, başına bakmadan.</p>
<ul>
<li>Bizden olmayanı ayrık otu gibi koparıp atarız, rahatımız düzenimiz bozulmasın isteriz. Oysa ayrık otu o kadar şifalı bir bitkidir ki, grip, soğuk algılığı, öksürük ve nezlenin bir numaralı tedavi edicisidir. İdrar söktürür, böbrek taşlarına, iltihaba iyi gelir. Kanı temizler, böbrek hastalarına ben hep bu otu tavsiye ederim.</li>
</ul>
<p>O konuşuyordu boyuna insan muhabbetine hasret ben, onun ince, yumuşak ama bir o kadar da kararlı ve hükmedici sesini dinliyordum. Kaç yaşında acaba diye geçiriyordum içimden. Doktor olduğuna göre o kadar da küçük olmamalıydı yaşı. Bir sevdiği var mıdır acaba? Ardında bıraktığı bir nişanlısı…</p>
<p><em>Yüreğim sıkışıyor, nasıl unutacağım ben seni. Hasretine alıştım, beklemiyorum artık gül yüzünü görmeyi. Aldığım en son haber İstanbul’a döndüğüne dairdi. Bak çıkıp geldim işte peşinden. İzini süren bir av köpeği gibi… </em></p>
<p>Not defterimi çıkarıp aklıma gelenleri kâğıda geçirdim.</p>
<p><em>Çok özlemişim seni. Muhabbetini, neşeni, her soruna bulduğun çözümlerini… Hiçbir şeyi dert etmezdin. Bir ömür yaşayabilirdim seninle, hayatımın gülümseyen yüzüydün. Ben ise? Pişman mıyım yaptıklarıma?  Nasıl da yıktım bir öfke anında, ellerimizle ilmek ilmek ördüğümüz sevgimizi…</em></p>
<p>“<strong>Samed Behrengi</strong> gibisin” demiştin bana. “Ama sonun öyle olmasın sakın. Allah’tan 29 yaşını çoktan geçmişsin. Senin bir yerlerde ölü bulunduğun haberini almayacağım şükür.”</p>
<p><em>Yaşıyor muyum gerçekten? Ah! Küçük Kara Balık, evinden yuvandan ayrılıp bu kadar uzağa gelmeye cesaret ettiğin için sağ olasın. Yoksa nerden bulurdum ben seni.  Sana bunu hiç söylememiştim. Söylese miydim?  Ben senin kadar cesur değildim. Elimde kamam, balıkçıl kuşlarını öldüreyim. Sessizliğimle kendimi öldürdüm yalnızca, sen bir ceylan gibi dolanırken etrafımda, beni yeniden taşırken hayata, ben bir avcı gibi vurdum seni! Bu hayatta en çok sevdiğimi… </em></p>
<p><em>Sen doğum günümde hediye etmiştin bana en kıymetlini&#8230; ‘Sana verebilecek başka hediye bulamadım Artvin’de ‘ demiştin. Ah! Küçük Kara Balık ben onu öfkeme salıp, sandal yaptım, denizlere bıraktım… Senin sevgini, güvenini hiçe saydım, gururuma yenik düştüm… Ah! Şimdi nerelerdesin Küçük Kara Balık?</em></p>
<p><strong>Nerelerdesin sevdiğim?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5847</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sensizliğin Koynunda Hasretine Sarıldım Sımsıkı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 07:12:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5740</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Allah sevdiği kulunu ihtiyaç duyulan yere gönderir.” Sımsıkı sarılırdım hasretine sensizliğin koynunda. Başımı yaslardım küf kokan dopdolu yalnızlığıma. Ağlardım uykumda mışıl mışıl, Seher vakti gelinceye dek… Günler geceler böyle sürerdi yokluğunda. Özlemi avuçlarıma alıp yüzüme sürerdim, Sen kokuyorsun diye. Zaman akardı yanı başımda başıbozuk, umarsız. Görmezden gelirdi gözlerimin karasını, Öylesine değmeden geçip giderdi, Her deminde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/">Sensizliğin Koynunda Hasretine Sarıldım Sımsıkı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Allah sevdiği kulunu ihtiyaç duyulan yere gönderir.”</em></p>
<p>Sımsıkı sarılırdım hasretine sensizliğin koynunda.</p>
<p>Başımı yaslardım küf kokan dopdolu yalnızlığıma.</p>
<p>Ağlardım uykumda mışıl mışıl,</p>
<p>Seher vakti gelinceye dek…</p>
<p>Günler geceler böyle sürerdi yokluğunda.</p>
<p>Özlemi avuçlarıma alıp yüzüme sürerdim,</p>
<p>Sen kokuyorsun diye.</p>
<p>Zaman akardı yanı başımda başıbozuk, umarsız.</p>
<p>Görmezden gelirdi gözlerimin karasını,</p>
<p>Öylesine değmeden geçip giderdi,</p>
<p>Her deminde beni biraz daha yalnız bırakıp…</p>
<p>Ta ki zaman demi demlendiğinde,</p>
<p>Kıyamadı gözyaşlarımın suladığı sessizliğime.</p>
<p>Bir çiçek büyüttü aşkımın dallarında,</p>
<p>Kurumuş, sararan yaprakları arasında,</p>
<p>Filiz verdi sonsuz sevgim.</p>
<p>Bir de baktım ki ne göreyim?</p>
<p>Fidan da benmişim çiçek açan filiz de!</p>
<p>Sahi nerede şimdi gül kokan gülüşlerin?</p>
<p>Gecenin sırlanmış mateminde bir türkü tutturduk.</p>
<p>Ben ve kendim…</p>
<p><strong>&#8220;Yar yolunu kolladım, beyaz mendil salladım, ona çiçek yolladım Akasyalar açarken&#8221;</strong></p>
<p>Gecelere dikildik elif gibi,</p>
<p>Ayaza inat avaz avaz serildik boylu boyunca,</p>
<p>Kulaklarımızla sesimizin yankısını dinledik…</p>
<p>Dizdik ellerimizle sabır sabır habbeleri,</p>
<p>Otuz üç saydık da bir nişane koyduk aralarına,</p>
<p>Bir boğum attık imameye,</p>
<p>Hatimesini ekledik, çivisini taktık…</p>
<p>Püskülünü koyduk usulca,</p>
<p>Böylece tamam eyledik kader Tesbih’ini</p>
<p>Acılarımızla ömür ipine sıraladık her birini tane tane…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/">Sensizliğin Koynunda Hasretine Sarıldım Sımsıkı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sensizligin-koynunda-hasretine-sarildim-simsiki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5740</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Oct 2016 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Sahaflar Çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5623</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı… Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken. Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı…</p>
<ul>
<li>Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken.</li>
<li>Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa dökülen bu sözcüğe şaşırarak… Yaşlı sahaf sigara sarısı bıyıklarının altından gülümseyip, bir kez daha ama bu defa gözlerini kısarak daha derin süzmüştü onu. Yanaklarının al al oluşundan utanmış, gözlerini yere indirmişti.</li>
<li>Mutlaka geleceğim demişti.</li>
<li>Siz bu kitabı bulun yeter.</li>
</ul>
<p>Başını sallamıştı sahaf.</p>
<ul>
<li>Bulunmayan bir kitap değil ki, siz eski baskısını istediğiniz için bir iki gün müsaade istedim, tereddüt buyurmayın. Çayına uzanan parmaklarıyla konuşmayı uzatmayı seçmişti yaşlı sahaf. Bu garip genç okuru biraz daha tanımak istiyordu. Yılların tecrübesiyle:</li>
<li>Yeni baskısı her yerde var. Hemen vereyim bir tane isterseniz. demişti sıcak çayından bir yudum alarak. Tebessümle bir kere daha dikmişti gözlerini…</li>
<li>Yok yok hayır! Ben mümkünse ilk baskısını istiyorum. demişti yine telaşla.</li>
<li>İki gün mühlet verin o vakit, uğrarsınız sonra oldu mu?</li>
</ul>
<p><em>Teşekkür edip ayrılmıştı sahaflar çarşısından. Başka bir dükkâna bakma gereği bile duymamıştı. Sanki öyküsünü kimselerin bilmesini istemeyen, gizemli bir süper kahramandı. Öylesine emin çıkmıştı bu yolculuğa. Artvin’den dönüşü çok zor olmuştu. Mecburi hizmetini bitirdiğinde dönecekti oysa doğup büyüdüğü bu kente, ama olmamıştı işte… Bir çift mavi göze kapılıp kalmıştı onca sene… Yüksek dağlarla çevrili, insanları gibi yürekli ama sert mizaçlı Artvin’de senelerce kalmıştı. Çetrefil doğasına alışmıştı alışmasına. Soğuğuna, karına, buzuna yazları çağıl çağıl akan o güzelim Irmaklı yaylalarına, oksijen fazlalığına, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarına… Bir tek alışmadığı sertliğiydi coğrafyasından ziyade insanlarının… İstanbul’da doğup büyümüştü, narin ve ince yapılıydı. Aşk’a âşık çocuk yürekli, ceylan bakışlıydı, hep güleç, hep sevecen… Hastanedeki hastaları arasında onu sevmeyen yok gibiydi… Diğer doktorların aksine her bir hastasının yüzüne bakarak dertlerini dinler, onlarla konuşur, muayene etmeden de hiç birini geri göndermezdi. Bu yüzden hastalar hep ona gelirdi. Ama uzun süren muayeneler yüzünden, odasının önündeki kuyruk uzayıp giderdi. Diğer hekimler anlamazlardı bir türlü bu durumu.</em></p>
<p><figure id="attachment_5625" aria-describedby="caption-attachment-5625" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5625 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=350%2C630" alt="Sahaflar Çarşısı" width="350" height="630" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=167%2C300&amp;ssl=1 167w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5625" class="wp-caption-text">Sahaflar Çarşısı</figcaption></figure></p>
<p>Sonunda, yüreği küçük bir serçe misali ağzında, kapısına geldi yaşlı sahafın. İki günü zor etmişti zaten. Ya bulamadıysa aradığı kitabı?</p>
<p>Dükkâna girdiğinde eski minderli yırtık koltuğunda bulamadı sahafı. Oysa koltuktan yıllardır hiç kalkmamış gibiydi önceki gelişinde yaşlı sahaf. Sanki orda doğmuş, orda büyümüş, hep o koltukta yaşamış gibi… Seslenmek istedi ama seslenecek başka bir mekân yoktu. Küçük bir dükkândı. Her yer tavana kadar kitapla kaplı. Bir tek eski masaya gidecek dar bir koridor vardı. Doğru düzgün ışık almayan hatta hava bile almayan, tek bir insanın sığacağı kadar daracık bir mekân… Nasıl geçer bir ömür burada diye düşündü. Kapıdan içeri yaşlı sahaf süzüldü…</p>
<ul>
<li>Buyurun ne istemiştiniz?</li>
</ul>
<p>Hiç ummadığı bir cevap, bir karşılamaydı bu. Şaşkınlık rüzgârı içinde, “Beni hatırlamadı.” Dedi kendi kendine. Aklına gelen bütün ihtimalleri unutmak istercesine kafasını salladı. Sesi gittikçe kısılarak,</p>
<ul>
<li>Ben iki gün önce gelmiştim hani, beni hatırladınız mı? Şey için&#8230;</li>
</ul>
<p>Sesinin acıyla titrediğini ilk önce yaşlı sahaf fark etti.</p>
<ul>
<li>Ha? Hatırladım. dedi. Bu sefer kurnazca gülümseyerek… Elinde tuttuğu eski birkaç kitapla birlikte dar koridordan geçerek saltanatına oturdu.</li>
<li>Buyurun oturun azıcık. Dedi küçük tabureyi göstererek. Bu bir emir miydi bir rica mı bilemeden oturdu tabureye, gözlerini saltanat koltuğundaki padişahın iki dudağı arasına dikti…</li>
<li>Çay içer misiniz? Ben bir tane alacağım sizde de söyleyeyim.</li>
<li>Yok çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Uzmanlık sınavına girsem böyle heyecanlanmazdım, diye geçirdi içinden. Avuç içleri terledi, sıkıldığını belli edercesine sadede gelmek istedi.</p>
<ul>
<li>Niye bu kadar çok istiyorsunuz bu kitabı? diye damdan düşercesine sormuştu yaşlı sahaf, elinde tuttuğu kitabı göstererek. Sonra ısrarla dikti gözlerini, genç kadının gözlerine…</li>
<li>Ne diyeceğimi bilemiyorum? Yani nerden başlayacağımı…dedi kekeleyerek.</li>
<li>Siz anlatın vaktimiz var.dedi yaşlı sahaf.</li>
<li>Ben doktorum.” diye söze başladı. Uzun yılların ardından yeni geldim İstanbul’a. Ailem burada değil artık ne yazık ki. O elinizde tuttuğunuz kitabın bir benzerini babam on yaşımdayken bana hediye etmişti.</li>
</ul>
<p>Gözleri dolu dolu olduğu halde konuşmaya devam etti:</p>
<ul>
<li>Sonra ben ilk sayfasında babamın el yazısıyla  ‘Biricik kızıma en derin sevgilerimle…’ diye yazdığı o kitabı bir başkasına hediye ettim.</li>
<li>Anladım. dedi yaşlı sahaf. Sözü aniden keserek: O başkası ise size vefasızlık etti değil mi?</li>
</ul>
<p>Başını çevirdi, gözyaşlarının görünmesini istemiyordu. İçten içe haykırarak ağlamak istiyordu. Bütün yaşadıklarının hesabını sormak, babasına bir daha sarılmak ve onun omzunda doyasıya ağlayarak kurtulmak istiyordu bütün kalp kırıklarından, ayrılıklarından, acılarından…</p>
<p>Elinde tuttuğu kitaptan bir bölüm okumaya başladı yaşlı sahaf. Hafif kaldırarak gün ışığına tuttu.</p>
<ul>
<li>Küçük Kara Balık annesine, ‘Bu derenin ucunun nereye çıktığını gidip görmek istiyorum.’ demiş. ‘Bak anneciğim, tam bir aydır bu derenin ucunun nerede olduğunu düşünüp duruyorum. Bunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Dün gece sabaha kadar gözlerimi kırpmadım, hep düşünüp durdum. Sonunda gidip ne olduğunu kendi gözlerimle görmeye karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini gerçekten bilmek istiyorum.</li>
</ul>
<p>Kitabı kapattı ve genç kadına döndü yüzünü bilge sahaf.</p>
<ul>
<li>Siz Küçük Kara Balık&#8230; Siz! Derenin ucunu bulabildiniz mi peki?</li>
<li>Sanırım buldum efendim. dedi katıla katıla ağlıyordu artık.</li>
<li>Öyleyse buyurun kitabınız sizindir. dedi uzattı elindekini…</li>
</ul>
<p>Elleri titreyerek dokundu kitaba, yıllanmış bir dostuyla buluşmanın heyecanıyla…</p>
<ul>
<li>Borcum ne kadar? diyebildi.</li>
<li>Borcunuz yok. dedi, yaşlı sahaf. O borç yıllar önce ödendi…</li>
</ul>
<p>Başını hızla kaldırıp yaşlı sahafı süzdü genç kadın, sonra elindeki kitabın ilk sayfasını açtı.</p>
<p><strong>“Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazıyordu&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5623</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vefa-Sızı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Oct 2016 06:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5597</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kördüğüm sevdiceğim yollarım sana, Bir dehlizden ötekine uzansam da, Gülüşlerim nafiledir bilirim, Kendiliğinden akarken kanım gözyaşlarında. Iraksın artık bana… Ağlama… Söz veriyorum! Son defa. Vefa bende sırdır, Sırrın sırlarımda saklıdır… Sen sakladığımsın sızılarımda… Ağlamıyorum artık inan bana. Bu can bu tende kaldıkça Sır oldum çoktan Vefa- Sızlık sınırında. Aynamın kara kaplı sırtında, Karardım karalana karalana, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/">Vefa-Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kördüğüm sevdiceğim yollarım sana,</p>
<p>Bir dehlizden ötekine uzansam da,</p>
<p>Gülüşlerim nafiledir bilirim,</p>
<p>Kendiliğinden akarken kanım gözyaşlarında.</p>
<p>Iraksın artık bana…</p>
<p>Ağlama…</p>
<p>Söz veriyorum!</p>
<p>Son defa.</p>
<p>Vefa bende sırdır,</p>
<p>Sırrın sırlarımda saklıdır…</p>
<p>Sen sakladığımsın sızılarımda…</p>
<p>Ağlamıyorum artık inan bana.</p>
<p>Bu can bu tende kaldıkça</p>
<p>Sır oldum çoktan Vefa- Sızlık sınırında.</p>
<p>Aynamın kara kaplı sırtında,</p>
<p>Karardım karalana karalana,</p>
<p>Kararan SIR-rında…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/">Vefa-Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vefa-sizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5597</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylül’de Gel…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Sep 2016 15:02:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5309</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ey sonbahar! Eylül günlerinin yalnızlığında tut ellerimden şimdi, Gölgem kalsın bir tek uzaklarda, Neredeyim bilmeyeyim savrulmuş rüzgârlarında… Sorma kim olduğumu ne olur? Güneşinde kavrulmuş dallarımla çınar ağacıydım belki bir zamanlar, Belki yağmurlarınla ıslanmış, toprağına düşmüş kuru bir yaprak, Sorma şimdi… Leyleğin kanadında zamansız göçen Leylaydım geceleri, Sabahını göremeden yürüyen ağma Mecnundum gölgelerinde, Her daim seferi… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/">Eylül’de Gel…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ey sonbahar!</p>
<p>Eylül günlerinin yalnızlığında tut ellerimden şimdi,</p>
<p>Gölgem kalsın bir tek uzaklarda,</p>
<p>Neredeyim bilmeyeyim savrulmuş rüzgârlarında…</p>
<p>Sorma kim olduğumu ne olur?</p>
<p>Güneşinde kavrulmuş dallarımla çınar ağacıydım belki bir zamanlar,</p>
<p>Belki yağmurlarınla ıslanmış, toprağına düşmüş kuru bir yaprak,</p>
<p>Sorma şimdi…</p>
<p>Leyleğin kanadında zamansız göçen Leylaydım geceleri,</p>
<p>Sabahını göremeden yürüyen ağma Mecnundum gölgelerinde,</p>
<p>Her daim seferi…</p>
<p>Yitikliğini gayba göndermiş mektuptum bencileyin,</p>
<p>Bilinmezliğimi bilip susmuştum an’dan içeri…</p>
<p>Çocuk cıvıltısıydım okul bahçelerinde,</p>
<p>Belki de mahzun ağlamaklı bir köşede,</p>
<p>Beyaz yakam siyah önlüğümle kalakalmış birinci sınıf öğrenciydim,</p>
<p><strong>“Öğretmenim ne olur alma içeri beni…”</strong></p>
<p><em>Sorma artık,</em></p>
<p><em>Gelmeyeceğini bile bile,</em></p>
<p><em>Nerede diye sorma…</em></p>
<p>Ama sen yine de gel olur mu?</p>
<p>Her Eylül!</p>
<p>Beklemelere doyamam seni…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/uQBB4to4t2E?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/">Eylül’de Gel…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylulde-gel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5309</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tut-Saklasak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Sep 2016 13:52:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5251</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dilek tutardım çocukluğumda… Ne zaman ebemkuşağı çıksa, Eylül damlalarının serinliği altında&#8230; Göz kırpardı gri bulutların ardından, Gün ışığı bana&#8230; Beni sevdiğini söyledi bir gün usulca kulağıma, Kaçtı sonra, Saklandı ebemkuşağının gizemli moruna&#8230; &#160; &#8220;Bekle geleceğim, Seni yeniden seveceğim, Sevgini yama yapıp gözyaşlarıma, Gökleri deleceğim gönlüne saplanan ışınlarımla Bekle geleceğim mutlaka” dedi&#8230; Gözden kayboldu gitti. İnandım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/">Tut-Saklasak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dilek tutardım çocukluğumda…</p>
<p>Ne zaman ebemkuşağı çıksa,</p>
<p>Eylül damlalarının serinliği altında&#8230;</p>
<p>Göz kırpardı gri bulutların ardından,</p>
<p>Gün ışığı bana&#8230;</p>
<p>Beni sevdiğini söyledi bir gün usulca kulağıma,</p>
<p>Kaçtı sonra,</p>
<p>Saklandı ebemkuşağının gizemli moruna&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Bekle geleceğim,</p>
<p>Seni yeniden seveceğim,</p>
<p>Sevgini yama yapıp gözyaşlarıma,</p>
<p>Gökleri deleceğim gönlüne saplanan ışınlarımla</p>
<p>Bekle geleceğim mutlaka” dedi&#8230;</p>
<p>Gözden kayboldu gitti.</p>
<p>İnandım ona&#8230;</p>
<p>Sadece ona inandım ben bu hayatta…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Bekledim ömrümün geri kalanında,</em></strong></p>
<p><strong><em>Gece demeden bekledim…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gündüz hiç demedim, uyumadan bekledim…</em></strong></p>
<p><strong><em>Saçlarım karıştı uzayan sarmaşıklara…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gözlerim onu aradı çıkan her ebemkuşağında… </em></strong></p>
<p><strong><em>Yedi rengin sırasınca izini aradım umutsuzca…</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kırmızı</strong> “Bana sorma “dedi… “ Sırdır söyleyemem”…</p>
<p><strong>Turuncu</strong> “Utancımdan kızarırım, yaklaşma yoksa seni de yakarım.”</p>
<p><strong>Sarı, </strong>boynunu eğdi, başakların ardı sıra kayboldu gitti.</p>
<p><strong>Yeşile </strong>koştum koştum yetişemedim…</p>
<p><strong>Mavi</strong> yüzüme baktı, ağladı içli içli…</p>
<p><strong>Lacivert </strong>ellerini başıma koyup dağılan saçlarımı sevdi,</p>
<p><strong>Mor</strong> “Aradığın bende” Gel gir içime korkma” dedi…</p>
<p>Sevinçle daldım içeri…</p>
<p>Dalış o dalış,</p>
<p><strong>MOR’un tutsağıyım o günden beri…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/">Tut-Saklasak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tut-saklasak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5251</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek Karede Umut: Gustav Klimt ve Suriye Savaşı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tek-karede-umut-gustav-klimt-ve-suriye-savasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tek-karede-umut-gustav-klimt-ve-suriye-savasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Sep 2016 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5180</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her sabah gece uykusunun verdiği dinginlikle gözlerimizi açıp, gün ışığıyla buluştuğumuz anda merhaba diyoruz sanal dünyalarımıza… Mahmurluğun yüzlerimizdeki yansımasına aldırış etmeden, ellerimiz uzanıyor o küçücük ekranının sunduğu sınırsız olanaklara… Gündüz ve gece demiyoruz, sosyalleştiğimiz sanrısıyla yaşayıp gidiyoruz. Yeri geldiğinde acımasızca eleştirdiğimiz Z kuşağı çocuklarımızı, büyük bir hız ve hırsla geçerek adeta parmak ısırtacak bir aktiflikle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-karede-umut-gustav-klimt-ve-suriye-savasi/">Tek Karede Umut: Gustav Klimt ve Suriye Savaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah gece uykusunun verdiği dinginlikle gözlerimizi açıp, gün ışığıyla buluştuğumuz anda merhaba diyoruz sanal dünyalarımıza… Mahmurluğun yüzlerimizdeki yansımasına aldırış etmeden, ellerimiz uzanıyor o küçücük ekranının sunduğu sınırsız olanaklara… Gündüz ve gece demiyoruz, sosyalleştiğimiz sanrısıyla yaşayıp gidiyoruz. Yeri geldiğinde acımasızca eleştirdiğimiz Z kuşağı çocuklarımızı, büyük bir hız ve hırsla geçerek adeta parmak ısırtacak bir aktiflikle iletişim dünyasının hortumuna balıklama atlayıveriyoruz.</p>
<p>Televizyon ekranının evlere girmeye başladığı ellili yıllardan bu yana en çok tartışılan ve eleştirilen ‘sanal yaşam uygulaması’ vazgeçilmezlerimiz arasına girip çoktan kuruldu bile, hem de başköşeye… Biz istesek de istemesek de… Artan bir süratle çepeçevre kuşatılmış bu döngünün içinde MATRİX filmlerini aratmayacak bir yaşam sürüyoruz, farkında olsak da olmasak da…</p>
<p>Sosyal paylaşım sitelerinde yaptığımız günlük gezintilerle avunup, oturduğumuz mekânlara sıkı sıkıya bağlanıp, ne kadar güvenli ve sağlam ortamlarda yaşadığımızın şükründe eda ediyoruz vakit namazlarımızı…</p>
<h2>Tek Kare Fotoğraf!</h2>
<p><strong>Yukarıda görülen o tek kare fotoğrafa kadar…</strong></p>
<p>Çekildiği yer Suriye olan. İnsanın suratında bir tokat gibi patlayan… Suriyeli bir sanatçı tarafından çizilmiş ‘<strong><em>dur demek için’</em></strong>… Artık bozsun diye dünya sessizliğini, bıraksın seyirci kalmayı diye, kendi hesapları şaşmasın diye dökülmüş binlerce insan kanına karşı çizmiş onu bu yıkıntıların arasında sanatçı… Diye düşünmek istiyorum ben kendimi rahatlatmak için…</p>
<p><strong><em>GUSTAV KLİMT’in KİSS</em></strong> adlı tablosu hiç bu kadar sahici olmamıştı, sızlıyor içim… Ressamın kendisinin de duvarlara çizdiğini bildiğim halde, yaşarken değeri anlaşılamayan onlarca sanatçı gibi, Klimt’de görseydi bu manzarayı içi sızlardı diye düşünüyorum…</p>
<p><figure id="attachment_5181" aria-describedby="caption-attachment-5181" style="width: 562px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/gustav-klimt-the-kiss-opucuk.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5181 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/gustav-klimt-the-kiss-opucuk.jpg?resize=562%2C570" alt="GUSTAV KLİMT’in KİSS adlı tablosu." width="562" height="570" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/gustav-klimt-the-kiss-opucuk.jpg?w=562&amp;ssl=1 562w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/gustav-klimt-the-kiss-opucuk.jpg?resize=296%2C300&amp;ssl=1 296w" sizes="(max-width: 562px) 100vw, 562px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5181" class="wp-caption-text">GUSTAV KLİMT’in KİSS adlı tablosu.</figcaption></figure></p>
<p>Tutkuyu resmettiği, üzerinde onca farklı yorum yapılmış olan bu tablosu tüm canlılığıyla acının ortasında dimdik duruyor işte! İkinci dünya savaşı sırasında resimden anlayan(!) nazi askerleri tarafından eserleri zarar görmüş bir ressam olan Avusturyalı Klimt, parçalanmış tuvalet – banyo fonu arkasında, mutfağından sarkan eşyaları ve delik deşik duvarlarıyla eserinin bu kopyasını sever miydi acaba?</p>
<p><em>Tutkunun tablosu, insanı yaşamı bağlıyor inatla…</em></p>
<p><em>TEK KAREDE umudu muştuluyor! Sanatın ve sanatçının füzeler, havan topları ve öbüslerin önündeki duruşunu sergiliyor bu açık hava savaş müzesinde… </em></p>
<p><strong><em>Müzayedesi insan kanı olan…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tek-karede-umut-gustav-klimt-ve-suriye-savasi/">Tek Karede Umut: Gustav Klimt ve Suriye Savaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tek-karede-umut-gustav-klimt-ve-suriye-savasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5180</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıfır + Sıfır = 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Sep 2016 06:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5105</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Her şeye sıfırdan başlamak istiyorum.” Bu cümle en az bir kere ağızlardan çıkmıştır diye düşünüyorum. Sayı doğrusundaki eksi sonsuza giden bütün rakamları siliyorum. Sıfır yokluğun değil varlığın, başlangıcın rakamı olduğuna göre… Umut sıfırdan doğar, yokluk varlığa gözlerini açar… ‘Yok’ dediğimiz herhangi bir şeye, biz ‘yok’ dediğimizde ona varlık kazandırır ve ‘var’ ederiz böylece… ‘Yok’ diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/">Sıfır + Sıfır = 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Her şeye sıfırdan başlamak istiyorum.”</strong></p>
<p>Bu cümle en az bir kere ağızlardan çıkmıştır diye düşünüyorum. Sayı doğrusundaki eksi sonsuza giden bütün rakamları siliyorum. Sıfır yokluğun değil varlığın, başlangıcın rakamı olduğuna göre… Umut sıfırdan doğar, yokluk varlığa gözlerini açar…</p>
<p>‘Yok’ dediğimiz herhangi bir şeye, biz ‘yok’ dediğimizde ona varlık kazandırır ve ‘var’ ederiz böylece… ‘Yok’ diye bir şey, ‘yoktur’ aslında… Bir ad verilmiş her sözcük, ‘mânâ’ olarak vardır hiç olmazsa…</p>
<p>Gecenin karanlığında uyanıp gökyüzüne baktığımızda göremeyince güneşi, “Güneş yoktur diyebilir miyiz?”</p>
<p>Kallavi hazırlanmış bir sofrada yemekleri midemizle buluşturma yarışına girmişken, tokluğu tıka basa keyfiyle yaşarken, “Açlık yoktur diyebilir miyiz?”</p>
<p>Peki ya bombaların adlarını kendi adlarından önce belleyen çocuklara, oturduğumuz rezidans evimizin penceresinden bakıp “İşte bak gördünüz mü savaş yok diyebilir miyiz? “</p>
<p><strong>‘Yokluk’ biz yok saydığımız için yoktur, hakikatte ‘var’dır… </strong></p>
<p>Hayatında hiç elma görmemiş biri kalkıp bir gün, “ Elma diye bir şey yoktur diyebilir”. Yalan da söylemez üstelik… Onun için elma yoktur, ama hakikatte vardır…</p>
<p>“Benim için artık sen yoksun demek” aslında varsın ama ben seni görmezden geliyorum, seni hayatımdan çıkarıyorum demektir. Hakikati kendi usumda değiştiriyorum, kendimi ve seni yalanlıyorum demektir… İşte bu yüzden “İnsanoğlu en büyük yalanları kendine söyler.” En kolay kendini kandırır hatta o kadar ileri gider ki, kendi yalanlarına kendini inandırmakla kalmayıp, herkesi de inandırmaya çalışır…</p>
<p>Başlangıca dönersek hayata sıfırdan başlıyorum demek, bütün hatalarımı, günahlarımı ve yaşadıklarımı, eksi sonsuz hanemi ‘yok’ kabul ediyorum demektir. “ Yok hükmündedir” hukukça…</p>
<p><strong><em>Sayısal değeri yok varsayılan sıfırın bir başlangıç noktasına dönüşüverdiği an’dır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Başka bir söylemle, sıfır + sıfır = 1 matematiğinin mantık sınırlarını zorladığı an’dır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Geçmiş + Başlangıç noktası = Tazelenen hayat</em></strong></p>
<p>Psikologlar yeniden başlama süreci için, “Zararın neresinden dönülse kârdır” ifadesini kullanırlar… Ve derler ki, yaşadığınız tecrübelerin ışığında hiçbir şey eskisi gibi olamayacağından, artık bilgi ve deneyimlemeleriniz sayesinde eskisinden daha güçlü, daha bilinçli, daha pozitif bir enerjiyle yani sıfırdan daha büyük bir sayısal değerle yola çıkarsınız…</p>
<p>‘Tövbe kapısı’ diye dini ilimlerde bahsedilen tam da bu sıfır noktasıdır. Pişmanlık duymak, af dilemek, yanlışlarla yüzleşmek, helallik almak, kendini mizan terazisinde tartmak, değişime ayak uydurmak, simurg efsanesinde olduğu gibi küllerinden yeniden doğmak anlamına gelir… Her ne kadar korkutucu gözükse de, yalanlara yapışıp yaşıyormuş gibi yapmaktan daha ölümcül olmasa gerek…</p>
<p><strong>Bir duvara çizilmiş resim olmak yerine, o resmi resmetmeden ressam olmayı hangimiz hak etmiyoruz sizce?</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/">Sıfır + Sıfır = 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sifir-sifir-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her Eylül’e Bir Mayıs Aşkı Gerek…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Sep 2016 08:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar mevsimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5100</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonbaharın serinliği ile sıcaktan bunalan salyangozlar gizlendikleri toprak altından yavaş yavaş çıkmaya başladılar. Yazın olanca sıcağında kavrulan vücutları, yağmurun ilk damlalarıyla yeniden hayat buldu. Hayatta kalmayı başarabilenler toprakta bıraktıkları izlerle canları pahasına çoğalmaya, yaşama ayak diretmeye devam edecekler… Sonbahar yağmurları başladığında en büyük endişelerimden biri daha küçücük bir çocukken den beri, yoluma çıkan salyangozların üzerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/">Her Eylül’e Bir Mayıs Aşkı Gerek…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın serinliği ile sıcaktan bunalan salyangozlar gizlendikleri toprak altından yavaş yavaş çıkmaya başladılar. Yazın olanca sıcağında kavrulan vücutları, yağmurun ilk damlalarıyla yeniden hayat buldu. Hayatta kalmayı başarabilenler toprakta bıraktıkları izlerle canları pahasına çoğalmaya, yaşama ayak diretmeye devam edecekler…</p>
<p><em>Sonbahar yağmurları</em> başladığında en büyük endişelerimden biri daha küçücük bir çocukken den beri, yoluma çıkan salyangozların üzerine basmaktır. Ayağımın altında çıtırdayan bir canlıyı hissetmek ben de adeta bir fobi halini almıştır. Bu korku yüzündendir ki çok şükür, hiç bu güne kadar böyle bir şey başıma gelmedi. Ne zaman sonbahar gelip havalar soğumaya başlasa, hele ki yağmur yağmışsa hoplaya zıplaya yürürüm yolda. Başım hep öne eğik nereye bastığıma çok dikkat ederek atarım adımlarımı. Onların bir kaplumbağadan bile daha yavaş hayatları, o vurdumduymaz tavırları ve asaletli kabuklarıyla toprak üzerindeki vakur yürüyüşlerine hayran kalırım. Yaşamlarının zorluklarına rağmen, hiç şikâyet etmeden hayatın tadını olabildiğince çıkardıklarına inanırım. Kışın soğuğuna ve yazın sıcağına dayanamaz narin vücutları. Bu yüzden sürekli saklanırlar, hem kış hem yaz uykusuna yatan ender hayvanlardandır salyangozlar… Nemli ortamda yaşamak zorunda olduklarından, yağmurlarla birlikte başlar hayatları…</p>
<p>O kadar yavaş hareket ederler ki, insanoğlunun hız tutkusuna inat yaşamak kokar her hareketleri, nereye gittiklerini, ne yaptıklarını bilen bilge bir tavırları vardır. Tek başlarına yaşarlar, eğer toprak altına giremezlerse kışın soğuktan, yazın sıcaktan ölürler. Saklandıkları kabuklarının içinde 3-4 ay hiçbir şey yemeden yaşayabilirler.</p>
<p>Hermafrodit (dişi ve erkek) olduklarından kendi kendilerine üreyebilen türleri mevcuttur. Ama çoğunlukla başka bir salyangoza ihtiyaç duyarlar. Bir tek çiftleşmede 2-3 yıllık yumurta depolayabilirler. Birçok doğa bilimci salyangozların çiftleşmeleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Çünkü bir sanatçı gibidirler. Bir kaç saat süren uzun ve estetik bir seremonidir onların aşkları… Ortalama beş ila on yıl yaşadıkları düşünülecek olursa, bu seremoninin önemi daha iyi anlaşılır…</p>
<p><strong>Eylül</strong> ayının sonları ve Ekim ayının başlarında iklim yapısının uygunluğuna göre kış uykusuna girerler. Yine Mart &#8211; Nisan sonu gibi de çıkarlar. <strong>Mayıs</strong> ayı üreme mevsimleridir. Hava sıcaklığının en uygun olduğu aydır Mayıs… Üreme sonrasında yorgun düştüklerinden yazın pek ortalarda görünmezler. Eylül gelip çatana kadar…</p>
<p><strong>Eylül’ü sonbahar güzelliğiyle yaşayıp Mayıs gibi âşık olur salyangozlar.</strong> Tıpkı benim gibi… Yılın en güzel iki ayında Eylül ve Mayısta korkusuzca kendini yaşama adayıp, ölüme inat yaşam kokarlar…</p>
<p><strong><em>Mayısın aşkıyla Eylül’ün lezzetini yaşamayı bilen yegâne canlılardır salyangozlar…</em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/TkGTwwhfdLg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/">Her Eylül’e Bir Mayıs Aşkı Gerek…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/her-eylule-bir-mayis-aski-gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5100</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırmızı &#8211; Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Sep 2016 05:29:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5062</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gelme! İstemiyorum. Gelme sakın! Gözlerin kalabilir sende! Unuttum nasılsa maviyi, Saklı kirpiklerini… Benimkileri hediye etmiştim doğum gününde sana Hatırladın mı? Verme onları da geri… Ağlamaktan kana çalmış beyazıyla, Kor ateşinden kıpkırmızı… Kalsın ellerinde iki kırık cam parçası Yüreğim gibi tıpkı… &#160; Hiç bakmadın değil mi o delice bakışlarınla? Sanki hiç görmedin derinliğine sakladığım sevgimi? Hiç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/">Kırmızı &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h1>Gelme!</h1>
<p>İstemiyorum.</p>
<p>Gelme sakın!</p>
<p>Gözlerin kalabilir sende!</p>
<p>Unuttum nasılsa maviyi,</p>
<p>Saklı kirpiklerini…</p>
<p>Benimkileri hediye etmiştim doğum gününde sana</p>
<p>Hatırladın mı?</p>
<p>Verme onları da geri…</p>
<p>Ağlamaktan kana çalmış beyazıyla,</p>
<p>Kor ateşinden kıpkırmızı…</p>
<p>Kalsın ellerinde iki kırık cam parçası</p>
<p>Yüreğim gibi tıpkı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hiç bakmadın değil mi o delice bakışlarınla?</p>
<p>Sanki hiç görmedin derinliğine sakladığım sevgimi?</p>
<p>Hiç gülmemişiz gibi kahkahalarla,</p>
<p>Ölesiye gizleyip içimizde özlemi,</p>
<p>Uçmadık hiç sevincin kanatlarında,</p>
<p>Uçsuz bucaksız o güzelim semalarda…</p>
<p>Sanki hiç sevmedik, hiç korkmadık değil mi ayrılıktan?</p>
<p>Ölümüne söz vermedik bağrımıza bastığımız taştan sevdalardan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Bir Anda,</h2>
<p>Göğsüme sapladığın hançerinle,</p>
<p>Delip geçtin kalbimi bir uçtan bir uca…</p>
<p>Yoluna devrildim koca bir çınar ağacı gibi boylu boyunca…</p>
<p>Üzerimden atlayıp geçtin,</p>
<p>Hiç olmamış,</p>
<p>Hiç yaşamamışçasına…</p>
<p>Öyle ise ben de,</p>
<p>Unuttum artık seni!</p>
<p>Yüreğim buz oldu şimdi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Arama…</h2>
<p>Sakın arama!</p>
<p>Keskin bıçağın ucundadır dilim,</p>
<p>Bilenmiş öylece bekler,</p>
<p>Susturdun öfkemi ayaklarının altında…</p>
<p>Tetikteyim, sanma ki bitkinim…</p>
<p>Kızgın ateşinde pişirdim demirini kılıcın…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Kırmızıyım!</h2>
<p>Harında alevlerin yanarken aşkım,</p>
<p>Narında kül oldu gözlerim…</p>
<p>Yoksun artık benim için…</p>
<p>Dönme geriye,</p>
<p>BAKMA ardına!</p>
<p>Arama boşuna anılarında…</p>
<p>Bir avuç darıya çamur ettin,</p>
<p>Sırça gülüşlerimi.</p>
<p>Aç güvercinler gibi…</p>
<p>Karıp hamuruna güvenimi,</p>
<p>Çiğ damlalı ellerinle boğdun çürüyen toprağında…</p>
<p><strong> </strong></p>
<h2>Hazırım Ateşe!</h2>
<p>Yangınım sırların sırrına…</p>
<p>Razıyım ne çıkarsa bahtıma…</p>
<p>Meftunum hayaline O sevgilinin</p>
<p>Vuslatım olsa da olmasa da</p>
<p>Sevme işte bu yüzden!</p>
<p>Beni!</p>
<p>Bir daha…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/">Kırmızı &#8211; Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İki Karınca, Bir Damla</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Aug 2016 07:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4966</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir daire üzerinde yol alan iki karıncaydık biz. Yürüyüşe ters taraftan başlamış olan&#8230; Ta ki yolumuz kesişti ya bir an… İşte donmuş bir damla misali kala kaldı zaman… &#160; O an! Tanıdım sizi nefesinizin kokusundan, Siz de tanıdınız beni, Kirpiklerimden taşan çocuk sevgimin coşkusundan… &#160; Sadık kalmıştık ikimiz de ezelde verdiğimiz ahde. İner inmez yeryüzüne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/">İki Karınca, Bir Damla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir daire üzerinde yol alan iki karıncaydık biz.</em></p>
<p><em>Yürüyüşe ters taraftan başlamış olan&#8230;</em></p>
<p><em>Ta ki yolumuz kesişti ya bir an…</em></p>
<p><em>İşte donmuş bir damla misali kala kaldı zaman…</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O an!</p>
<p>Tanıdım sizi nefesinizin kokusundan,</p>
<p>Siz de tanıdınız beni,</p>
<p>Kirpiklerimden taşan çocuk sevgimin coşkusundan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sadık kalmıştık ikimiz de ezelde verdiğimiz ahde.</p>
<p>İner inmez yeryüzüne aramıştık ateşini aşkın,</p>
<p>Bulduğumuz her yeni kibritin alevinde.</p>
<p>Sırra kademdi umudumuz kabalıkların içinde…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karınca kararınca sevmiştik tevekkülün hayâsında,</p>
<p>Beklemiştik, kalkan sabrımızın bitmeyen ayazında…</p>
<p>Beklemiştik büküp boynumuzu yalnızca…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Sendin beklediğim, asırlardır bir taşın fosil kanatlarında </em></strong></p>
<p><strong><em>Bendim beklediğin, çölleri aşan kum fırtınalarında…</em></strong></p>
<p><strong><em>Biliyordun geç kaldığını bana!</em></strong></p>
<p><strong><em>Biliyordum sevdamın ağır geleceğini sana!</em></strong></p>
<p><strong><em>Kalabilseydik An’da biraz daha,</em></strong></p>
<p><strong><em>Verirdik ömrümüzün kalanını,</em></strong></p>
<p><strong><em>Başı yok, sonu hiç olmayacak bu uçsuz bucaksız yola…</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Bir küçük damlaydık düştük toprağa,</em></p>
<p><em>Kucakladı sevgiyle bizi, bastı bağrına toprak ana,</em></p>
<p><em>Bir öpücük kondurdu alnımıza,</em></p>
<p><em>Sonra içine çekti,  </em></p>
<p><em>Buyur etti yavaşça damlayı,</em></p>
<p><em>Sofrası kurulmuş karıncalara…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/">İki Karınca, Bir Damla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iki-karinca-bir-damla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4966</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Aug 2016 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Devlet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamaya Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4959</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşamaya Dair “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın  bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,  yani bütün işin gücün yaşamak olacak. “ Konuş ! diye bağırıyordu. Buradan sağ çıkacağını mı sanıyorsun? Anlat, bütün bildiklerini anlat ! Diğeri devam ediyordu. Seninle kim temasa geçiyordu, emirleri kim veriyordu? Okulunuzda kaş kişiydiniz? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Yaşamaya Dair</h2>
<p><em>“Yaşamak şakaya gelmez, </em></p>
<p><em>büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın </em></p>
<p><em> bir sincap gibi mesela, </em></p>
<p><em>yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, </em></p>
<p><em> yani bütün işin gücün yaşamak olacak. “</em></p>
<ul>
<li>Konuş ! diye bağırıyordu. Buradan sağ çıkacağını mı sanıyorsun? Anlat, bütün bildiklerini anlat ! Diğeri devam ediyordu.</li>
<li>Seninle kim temasa geçiyordu, emirleri kim veriyordu? Okulunuzda kaş kişiydiniz? Senin görevlerin nelerdi?Hepsini anlat. Konuşamadan daha, daha ağzını bile açmamışken&#8230;</li>
<li>Hangi eylemlere katıldın?  Üzerinden çıkan kitapları kim verdi sana?Hadi konuşsan ! Bir tokat, bir tane daha, ardından tekmeler özellikle karnına yağıyordu…</li>
</ul>
<p>17 yaşım, ah benim garip başım… Öğrenciyim ben liseliyim, seneye okulu bitireceğim, üniversiteye gideceğim daha. Kaymakam olarak döneceğim doğup büyüdüğüm kasabaya…</p>
<p>Babam biliyor mu olanı biteni acaba? Ya annem, hele yaşlı haminnem… Eyvahlar olsun biliyorlarsa, nasıl bakarım yüzlerine bir daha?</p>
<p>Okumaya gelmiştim ben, sadece okumaya… Kaymakam olacaktım daha&#8230;</p>
<p>Okumaya gelmişti, çok methetmişlerdi bu liseyi yatılı diye, iyi eğitim alır diye, erkek lisesi diye… Varını yoğunu vermişti ailesi büyük oğullarına, ilk göz ağrıları okuyacak ve diğer 4 kardeşine de yâr olacaktı. Olmadı ama. Askerler koğuşa girdiği anda öylece kalakaldı çocuklar, çünkü çocuktular&#8230; Okul yeni açılmış, dersler yeni başlamıştı. Yaz tatilinin üzerinden birkaç hafta geçmişti, üniversite sınavlarına gireceklerdi, son sınıftılar… Umutları Kaf dağının ardındaydı&#8230; Hatırlıyordu, ranzada kitap okuyordu, korkuyla kitabını düşürüyordu sonra… Ağır ağır kalkıyordu tozlar havaya kalkıyordu… Sonra!</p>
<p>Sonra! Göğsüne aldığı darbeler, nefesini kesiyordu ilkin, sonra dayanamıyordu ince zayıf vücuduyla uykuya dalıyordu acıdan, açlıktan, pişmanlıktan, en çok da korkudan&#8230;</p>
<p><em>Yazamıyorum sonrasını, doktorum “iyi gelir yazarsan geçmişini, kâbuslarından kurtulursun “demişti ama… İçim acıyor, gözaltında kaldığım onca zamanı, yaşadığım onca eziyeti hatırlamak bile istemiyorum artık. Unutmak istiyorum ne yaşadıysam, yaşamadıysam, neyim varsa yoksa da, sadece unutmak istiyorum&#8230;</em></p>
<h2>Yaşamak istiyorum artık!</h2>
<p><em>Geceleri bağırarak uyanıyorum hala… Birisi bana küfrediyor sürekli uykularımda, yüzünü göremediğim birisi, başımdan aşağıya soğuk sular boşaltıyor, titriyorum karanlıkta…</em></p>
<p><em>Yaşamayı ciddiye alacaksın, </em></p>
<p><em>yani o derecede, öylesine ki, </em></p>
<p><em>mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, </em></p>
<p><em>yahut kocaman gözlüklerin, </em></p>
<p><em>beyaz gömleğinle bir laboratuvarda </em></p>
<p><em> insanlar için ölebileceksin, </em></p>
<p><em> hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, </em></p>
<p><em> hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, </em></p>
<p><em>hem de en güzel en gerçek şeyin </em></p>
<p><em>yaşamak olduğunu bildiğin halde. </em></p>
<p><em>Ben halk kahramanı değilim ki! Öğrenciyim ben, Kaymakam olma hayaliyle  İstanbul’a okumaya gelmiş bir taşralı çocuğum. Hiçbir eyleme katılmamışım. Hiçbir siyasi platformda yer almamışım. Yatakhanede yakalanmışım diğer arkadaşlarım gibi. Kitaplıkta buldukları yayınlar yüzünden onca zaman gözaltında tuttular bizi. Aylarca göremedik ailemizi. Sırf kitap okuyoruz diye, başkalarının kabahatini biz çektik bile bile&#8230; Anlatamadık kimseye derdimizi. Tanımadığımızı kimseyi, siyasi olmadığımızı, hiçbir şeye karışmadığımızı… Öğrenciyiz diye yalvardık, dinlemediler, sınav dedik, daha çok dövdüler. Oysa yalnızca bir senemiz kalmıştı… Mezun olacaktık 1981 yılında…</em></p>
<p><em>Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, </em></p>
<p><em>Yetmişin de bile, mesela, zeytin dikeceksin, </em></p>
<p><em>Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, </em></p>
<p><em>ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, </em></p>
<p><em>yaşamak yani ağır bastığından. </em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Nazım Hikmet</strong></p>
<p><em>Doktora söylemeliyim, ne ‘ben’ formunda ne de ‘o’ formunda anlatamıyorum hissettiklerimi. Aradan geçen üç yıla rağmen iyileşemiyorum bir türlü, bana “iyi şeyler düşün” diyor doktorum… Düşünmeye gayret ediyorum… Çok şükür ki yaşıyorum, dayanamayan bir arkadaşımız vardı koğuşta… Kendini astı bulduğu bir asker potin bağıyla… Gözümün önünden gitmiyor yüzü bir türlü, esmer teninin sarılığı, gözlerinin kara kara bakışı…</em></p>
<p><em>Yaşamak için uğraşıyorum, ölümden korkuyorum, çok korkuyorum! Ama bu kütüphane kapandığında akşam saatinde eve gitmek için kendimde güç bulamıyorum… Kitapların içinde huzur buluyorum yalnızca. Bu yüzden vazgeçtim kaymakam olmaktan. O vahşet günlerinden çıkıp serbest kalınca zar zor bitirip liseyi, edebiyat fakültesine girdim… Kitaplara yakın olayım diye, kütüphaneci olacağım şimdi…</em></p>
<p><em>Bu kütüphanede, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde memur olacağım, yaşamak başlasın diye tekrar kitapların arasında gerisin geri…</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri -3 / Yaşama İnat Yaşamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4959</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DÖNEMEÇ &#8211; 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/donemec-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/donemec-1/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Aug 2016 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Albüm]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Veysel - Uzun İnce Bir Yoldayım]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Onural]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[İncesaz]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[Tanbur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4845</guid>
				<description><![CDATA[<p>İncesaz &#8211; “Bilge”nin Işığındaki Arayış… “Uzun&#160;İnce&#160;Bir&#160;Yoldayım Gidiyorum&#160;Gündüz&#160;Gece Bilmiyorum&#160;Ne&#160;Haldeyim Gidiyorum&#160;Gündüz&#160;Gece Dünyaya&#160;Geldiğim&#160;Anda Yürüdüm&#160;Aynı&#160;Zamanda İki&#160;Kapılı&#160;Bir&#160;Handa Gidiyorum&#160;Gündüz&#160;Gece.” Diyen Âşık Veysel’e selam ve sevgi ile başlayalım söze… Bu büyük ozanın gönül gözüyle görüp, aşkla coşan dili “uzun ince bir yol” benzetmesiyle bir insanın ömrünü anlatmaktadır bize…“ Dünyaya geldiğim anda, yürüdüm aynı zamanda” ve “ iki kapılı han” sözleriyle ise, doğumla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/donemec-1/">DÖNEMEÇ &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h1>İncesaz &#8211; “Bilge”nin Işığındaki Arayış…</h1>
<p>“Uzun&nbsp;İnce&nbsp;Bir&nbsp;Yoldayım<br />
Gidiyorum&nbsp;Gündüz&nbsp;Gece<br />
Bilmiyorum&nbsp;Ne&nbsp;Haldeyim<br />
Gidiyorum&nbsp;Gündüz&nbsp;Gece</p>
<p>Dünyaya&nbsp;Geldiğim&nbsp;Anda<br />
Yürüdüm&nbsp;Aynı&nbsp;Zamanda<br />
İki&nbsp;Kapılı&nbsp;Bir&nbsp;Handa<br />
Gidiyorum&nbsp;Gündüz&nbsp;Gece.”</p>
<p>Diyen <strong>Âşık Veysel</strong>’e selam ve sevgi ile başlayalım söze…</p>
<p>Bu büyük ozanın gönül gözüyle görüp, aşkla coşan dili “uzun ince bir yol” benzetmesiyle bir insanın ömrünü anlatmaktadır bize…“ Dünyaya geldiğim anda, yürüdüm aynı zamanda” ve “ iki kapılı han” sözleriyle ise, doğumla başlamış ve ölümle bitecek olan bu yoldaki konumumuzu, yani yolcu olduğumuzu bildirmek istemiştir&#8230;“ Bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece” dizesi “an”da, yani dönülmez zamanda, bilinmez geleceğe gidişi özetler erenlerin “bilgece” deyişiyle…</p>
<p>Üzerinde yaşadığımız bereketli toprakların yetiştirdiği halk ozanlarından biri olan Âşık Veysel’i çocuk yaşımda, siyah beyaz televizyonda izlemiş şanslı kişilerden biriyim. Onun Âli halini, âmâ yüreklerin anlaması ne kadar zor elbette bilirim. Ancak o bizlere, mütevazı tavrı ve duruşuyla mahlûkata duyduğu engin sevgisini aktarmayı başarmıştır. Bu büyük ozanın ehli dilliliğine tanıklık ederken başlamıştır, benim “uzun ince yolum” da bu farkındalıkla…</p>
<p>Daha 9-10 yaşlarında iken, insan denen mucizenin gücüne inanmış ve her insanın bu dünyaya bir görevle geldiği hissine kapılmıştım. Böylece kendi görevimi aramak için uzun ve çetrefil bir yola koyulacaktım…</p>
<p>İnsan hayatının ilk otuz yılı çok hızlı bir koşuşturmacayla geçiyor. Hedefine kitlenmiş füzeler gibi, şuursuz yol alıyoruz. Durmak, dinlenmek, kendine gelmek, nefeslenmek zaman kaybı sayılıyor… Tam güç tırmanılıyor doruklara… Otuz yaş geçmeye ilk yorgunluk hissedilmeye başlandığında, bir nefes alımlık durup bakıyoruz yukarılara, ancak zirve görülmez oluyor. İşte ilk farkındalık böyle başlıyor. O bir nefes alımlık An’da; “Yaşamak nedir?” sorusu takılıyor akıllara…</p>
<p><strong>Varlığını sorgulamaya başlıyor kişi. Neden yaşıyorum, ne için, kim için? Nereye gidiyorum, niye gidiyorum, ne zamana kadar gideceğim?</strong></p>
<p>Sorular diziliyor ardı ardına… Her bir soru bir durak, her durak bir nefes oluyor; önce beyne sonra kalbe dolan&#8230; Nefes en iyi öğretmendir nefse… Beyne dolan oksijenle açılan damarlar, farkına varmayı muştular… Çakraları açılan insan anlar niye geldiğini bu dünyaya… Artık, kendi dere yatağına su pompalamak, kendi ürününü üretmek ister uçsuz bucaksız tarlalarda&#8230; Hele bir de cesareti varsa, ilk dönemece geldiğinde makas değiştirerek, gittiği yolun yönünü çevirecek hayati kararları alır korkusuzca…</p>
<p><strong><em>Otuzlu yaşlarımda, ilk dönemecimin hemen başında tanıdım ben de, uzun ince müzikli yolumun yeni yol arkadaşını; İncesaz’ı…</em></strong></p>
<p>Bir süre sistem dışı kalan ruhum, Rock müziğinin keskin, itaatsiz, başkaldıran seslerinde kurtuluşunu aramaya başlamıştı… Tedavi yöntemini ise elektrogitarın çığlıklarında, baterinin isyankâr ritimlerinde bulmuştu. Bireyin kayboluşuna, hiçe sayılışına dayanamayan biri olarak özgürleşmeye çabalamak, sorunları salt absürd ve nihilist sularda dolaşmakla çözülebileceği zannına sürükleyebiliyordu insanı…</p>
<p>Bir gün yemek yerken bir lokantada, önce kulağıma gelip oradan yüreğime inen nağmelerinde tanıdım incesazı… Sesler o kadar bildik ama bir o kadar da yeniydi… Sevdiğim İstanbul’umun samimi sokaklarında dolaşırken buldum kendimi. İncesaz, evine gelen konuğu özenle ağırlayan nazik ev sahibesi gibi başköşeye buyur etmişti beni… Çeyiz sandığından çıkarttığı antika çeşnileri, kendi elleriyle ördüğü, kullanmaya kıyamadığı dantel ezgilerine katmış, kırk yılın hatırına orta şekerli köpüklü şarkılarını, gümüş tepside sunmuştu adeta bana…</p>
<p>Türk müziğinin vazgeçilmez enstrumanları ud ve klasik kemençeye, çok sevdiğim ve hatta bir ara çalmayı denediğim klasik gitar da eşlik edince, uzaklarda bıraktığım kendimi gördüm, aralanan kapının ucundan… Yabancı sularda gezinen kaptan misali, konakladığım limanlarda çektiğim sıla hasretiyle sızladı burnumun direği… “<strong>Bilge</strong>” tam da böyle bir “An”da gelip bulmuştu beni…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/JzV6TAm8L28?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Gitarın ritmiyle giriyoruz serüvene, udun yumuşak dokunuşları ilk müzik cümlesinin sorusunu sorarken, ezberletiyor ezgiyi bizlere… Klasik kemençenin eşliğinde cevap geliyor… Sonrasında, hiç bilmediğim, ilk kez duyduğum derinlerden gelen bir ses, bir tını… Tanburdur bu tınının adı… Aynı soruyu farklı bir dil ile soruyor, başka bir perdeden ve düet başlıyor… Ardından kendi cevabını veriyor tanbur, yankılanan içsesindeki o eşsiz çarpmaları, o eşsiz motifleriyle yürekten…</p>
<p>Hani insan bir ömür boyu ruh ikizini arar, onu ilk gördüğünde tanır ve “İşte aradığım bu!” der ya… Ben de aradığım tınıyı ilk duyuşla bulmuştum… Tanburun ezelden gelen incesesi, naifliği, zarafeti kulağımda değil suskunluğumda, gönlümün tam orta yerindeydi sanki… Her şeyin bir sonu olduğunu bildirir gibi, nokta gibi, noktayı koyuyordu hayatıma… Yeni bir cümleye başlamak için… Nokta tanburdu… Tanburda ise Murat Aydemir!</p>
<p><strong><em>Tanbur sazı, daha ilk duyduğumda kendisine beni meftun eden yol arkadaşım olacaktı hayatımın geri kalanında…</em></strong></p>
<p>İncesazın 1999 yılında çıkan ilk albümüdür bir/<strong>ESKİ NİSAN</strong>. <em>Cengiz Onural</em> bestesidir “<strong>Bilge</strong>”. Bu eser ve ona tanburuyla can veren <em>Murat Aydemir</em>, hiç tanımadıkları beni dönemecimde bulup yakalamış, kolumdan tutup ait olduğum güvenli limana doğru çekmişlerdi duygusal anlamda… Böylelikle önce Türk müziğiyle, giderek kendimle yeniden buluşmuş ve barışmış olacaktım…</p>
<p>Bir kış günü, elimde fotoğraf makinam, çocuk ruhumu aramak için yıllarımı geçirdiğim Yedikule’ye gidecektim. “<em>Bilge</em>”nin ezgisinin ışığında, sesler kasetçalar ile kulağımda saklı, duyduğum nağmelerin fotoğrafını çekmek niyetiyle düşecektim yollara… Sokak sokak dolaşarak gördüğüm her çocukta kendi anılarımı arayacaktım, tüten her soba dumanında kestane kokusu alacaktım…</p>
<p>İlk duyduğumda beni, eski evleriyle bezenmiş bu dar sokaklara götürmüştü “<strong>Bilge</strong>”… Komşu teyzelerin pazar torbalarını taşıdığım zamanlara… Tüp kuyruklarında beklediğim kış soğuğuna, koşar adım eve gelip okul yoluna koyulduğum bostan aralıklarına… Sabah ezanında uyanıp, ilk dersi karanlıkta işlediğimiz uykulu okul yıllarına… Neşeye götürmüştü aynı zamanda, gülecek bir şeyler bulduğumuz sevince ölesiye doyduğumuz çocuk coşkusuna… Aşka sonra, yanan ilk yüreğin ilk kıvılcımlarına… Görmek için yüzünü çekilen onca ıstıraplara…</p>
<p>Müzik öyle evrensel bir dil ki, bir an’da duyduğunuz melodiyle, bir anlık fotoğraf karesini yakalayabilirsiniz… <strong><em>İşte bu yüzden her çektiğim fotoğraf karesi, bir müziğin tınısıdır benim için yalnızca…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_4847" aria-describedby="caption-attachment-4847" style="width: 837px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4847 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-1.jpg?resize=640%2C408" alt="Müziğin Tınısı - 1" width="640" height="408" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-1.jpg?w=837&amp;ssl=1 837w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-1.jpg?resize=300%2C191&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-1.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4847" class="wp-caption-text">Müziğin Tınısı &#8211; 1</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_4848" aria-describedby="caption-attachment-4848" style="width: 436px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4848 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-2.jpg?resize=436%2C653" alt="Müziğin Tınısı - 2" width="436" height="653" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-2.jpg?w=436&amp;ssl=1 436w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-2.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 436px) 100vw, 436px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4848" class="wp-caption-text">Müziğin Tınısı &#8211; 2</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_4849" aria-describedby="caption-attachment-4849" style="width: 799px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4849 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-3.jpg?resize=640%2C480" alt="Müziğin Tınısı - 3" width="640" height="480" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-3.jpg?w=799&amp;ssl=1 799w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4849" class="wp-caption-text">Müziğin Tınısı &#8211; 3</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_4850" aria-describedby="caption-attachment-4850" style="width: 675px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4850 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-4.jpg?resize=640%2C562" alt="Müziğin Tınısı - 4" width="640" height="562" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-4.jpg?w=675&amp;ssl=1 675w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/muzigin-tinisi-4.jpg?resize=300%2C264&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4850" class="wp-caption-text">Müziğin Tınısı &#8211; 4</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/donemec-1/">DÖNEMEÇ &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/donemec-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4845</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kâinat Orkestrasının İlk Konseri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Aug 2016 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[anne ve çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[klasik sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4842</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilinçli anne-babaların biricik bebeklerini kucaklarında tutmayı hayal ettikleri anda başlar, o minicik parmakların, sevimli burnun ve hiçbir kokuya benzemeyen o mis kokulu, o tatlı gülücüklü bedenin eğitimi… Daha ana rahminde bir bezelye tanesi iken, daha cinsiyeti, silueti oluşmamışken gelecek günlerin planları, hayalleri ebeveynler tarafından çoktan kurulmaya başlanmıştır bile. Bezelye tanesi biraz daha büyüyüp ultrasonda ilk [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/">Kâinat Orkestrasının İlk Konseri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilinçli anne-babaların biricik bebeklerini kucaklarında tutmayı hayal ettikleri anda başlar, o minicik parmakların, sevimli burnun ve hiçbir kokuya benzemeyen o mis kokulu, o tatlı gülücüklü bedenin eğitimi… Daha ana rahminde bir bezelye tanesi iken, daha cinsiyeti, silueti oluşmamışken gelecek günlerin planları, hayalleri ebeveynler tarafından çoktan kurulmaya başlanmıştır bile. Bezelye tanesi biraz daha büyüyüp ultrasonda ilk resimleri çekildiğinde ise, gideceği okul dâhil pek çok plan belirlenmiştir artık…</p>
<p>Şaka bir yana, gerçekten günümüz ebeveynlerinin bebek eğitimine daha anne karnındayken başladıklarına tanıklık etmeyenimiz yok gibidir. İletişim çağının bütün olanakları kullanılarak bebek kucağa alınmadan önce bir mürebbiye kadar bilgiye sahip olan anne babalar, bebeklerini hızlı bir entegrasyonla, <strong>Z </strong>kuşağına hazırlarlar…</p>
<p>Anne rahminin güvenli ortamında keyifle büyüyen bebekler, doğumla gerçekleşecek yeni yaşamlarının koşullarını öğrenmede acele etmeseler de, anne-babaların onlar için hazırladıkları dünya dayatmaya başlar bile…</p>
<p>Anneler, bebekleriyle konuşup iletişime geçmenin önemini çok çabuk öğrendiler. Artık bunun bir zorunluluk olduğunun farkındalar. Çünkü bütün araştırmalar annesinin sesini tanıyan bebeklerin buna karşılık verdiğini kanıtlar yönde. Ancak bebekler yumuşak ve ritmik sesleri seviyorlar, sert ve yüksek frekanslı seslere karşı ürktüklerini biliyoruz. Anne karnında dinletilen klasik müziğin, özellikle Mozart, Bach ve Beethoven gibi dahi bestecilerin eserlerinin, bebeklerin zekâ gelişimine katkıda bulunduğu da uzmanlar tarafından dile getiriliyor.</p>
<p>Anne karnında müzik dinlemeğe başlayan bebeklerin uyumlu ve sakin oldukları, dış dünyayla daha iyi iletişimde bulundukları bir gerçek… Huzursuz olduklarında ya da ağlamaya başladıklarında ise, daha önceden dinledikleri bu tanıdık müzikler sayesinde uykuya kolay geçebiliyor ve rahat bir uyku çekebiliyorlar.</p>
<p><strong>Ancak ne tür bir müzik sorusuna cevap vermek gerek. </strong></p>
<p>Ritmi dakikada 60-100 metronom hızında olan her müzik uygun olabilmekte aslında… Neden bu metronom hızı? Çünkü annenin kalp ritmiyle uygun olmalı da ondan. Bebekler hamileliğin ilerleyen zamanlarında ritimleri hissettiği gibi duyabiliyorlar da. Araştırmacıların bulguları anne karnındaki bebeklerin, hamileliğin&nbsp;18 haftadan&nbsp;itibaren annenin vücudunun dışındaki sesleri duyabildiklerini göstermekte… İşte bu yüzden bebek ve çocuklara Klasik Müzik dinletilmesi önerilmektedir.</p>
<p>Yaygın kanaat bu yönde olsa da Klasik Müzik dendiğinde batı müziğini algılamak gibi bir yanılsama yaşıyoruz ne yazık ki. Oysa Klasik Türk Müziğinde de aynı metronom hızında olan Ayini Şerifler, peşrevler ve özellikle Ney taksimleri, bebek ve anne için de mükemmel uyumu sağlayabilmektedir. Burada dikkat edilecek nokta, dinletilecek müziğin yumuşak ve frekans ayarının düşük olmasıdır. Bebeğin ve annenin sakin, huzurlu ve güvenli hissetmeleri, birlikte başlayacakları bu uzun yolculuk için çok önemlidir. Babalar alınmasınlar lütfen, ama anne ve bebek uyumu çocukluk ve ergenlik dönemine dek süren çok önemli bir durumdur. İşte bu uyum ilk anne karnında başlıyor. Öyle bir birliktelik ki bu, kaynağı yalnızca salt sevgi&#8230; Karşılıksız ve sonsuz olan, beklentisiz, doğal ve akışkan&#8230; Kendi canından can vermenin erdemi anneyi sardığında bitimsiz ve fakat dönüştürücü bir enerjiyle dolan anne,&nbsp; artık karnındaki mucizeyle bütünleşiyor. Onunla hemhal oluyor ve günlük rutinlerinde dahi her an önceliğini bebeğine veriyor. Bebek, annenin kalp ritmiyle amniyon sıvısının içinde güvenle uyurken,&nbsp; yine annenin bu ritmiyle uyanıp, bu ritimle besleniyor… Annenin stres ve endişeden uzak, rahat ve mutlu olması bu yüzden çok önemli… Hamilelik dönemi sevgi ve huzur enerjisini gerektirir. İç organlarımızın çıkardığı sesi, yalnızca bebekler duyar. Her bir organımızın ayrı bir sesi vardır. Bebekler bu sesle güvenlidir. <strong>Kâinat orkestrasının konserini ilk dinleyenler bebeklerdir.</strong> Doğumda bu sesi duyamadıklarından ağlarlar. Amniyon sıvısının içindeki bebeklerin gözleri kapalıdır. Seslerle yollarını bulmaya çalışan yarasalar gibidirler. Bu yüzden yeni doğan bebek hemen anneye verilir ve kalbinin üzerine yatırılır. Annesinin ritmini duyan bebek güvende olduğunu anlar, sakinleşir…</p>
<p>Sevildiğini hisseden bebek, doğum travmasını atlatır ve doğduğu yaşamın güvenli ortamında kendisini annesinin kucağına bırakır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/">Kâinat Orkestrasının İlk Konseri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kainat-orkestrasinin-ilk-konseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4842</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Aug 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Rahmi Eyüpoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah - Hatıram Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4839</guid>
				<description><![CDATA[<p>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun! Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun!</h2>
<p>Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum desen de, tek bir anda duyduğun tek bir şarkıyla geri geliverir unuttum dediğin ne varsa ne yoksa…</p>
<p>Vuslatı olmayan aşklar yakıcıdır. Kara sevdadır, dermanı yoktur… Yerine başka hiçbir şeyi koyamazsın dünyalık… Allah aşkından başka… Böyle der tasavvuf ilmi… Anlarsın Kays’ın neden adını bile yitirip Mecnun olduğunu… Çöllerin derdine deva olamayışını, onu bir çöl rüzgârına katıp oradan oraya sürükleyip duruşunu… Tarifi yoktur aşkın, ondan daha güçlü bir duygu var mıdır? Sanmam. Olmayan ne bilsin, ama aşkı hayatında bir kez olsun adam akıllı yaşamış bir kimse için, başkaca ne var diye sorsanız HİÇ diyecektir size… Sadece HİÇ!</p>
<p>Hiç olmak sevginin okyanusunda bir damla olmak demektir. Sevgi tek bir maddi varlığa yüklenen mana olamaz, olmamıştır da zaten doğası gereği… Maşuk aşığının derdiyle dertlenir, aşkının nefesiyle nefeslenir kanı canı aşk kokar… Öyle bir hal gelir oturur ki önünden ekmeğini alsanız ses çıkarmaz, sevdiğinin adını anan biri olsa yanında, sarılıp boynuna öpesi gelir…</p>
<p><strong>Mevlana</strong>’ya bir gün bir adam gelir ve Şems’den haber getirdim der… Mevlana üstünde başında ne varsa çıkarıp adama verir.</p>
<p>Derler ki adam doğru haber getirmedi size, yalan söylüyordu…</p>
<p>Mevlana, evet der biliyorum, zaten haber doğru olaydı canımı verirdim…</p>
<p>Doğu mistisizmi aşkı DNA’larına kodlanmış şifreleriyle yaşar… Bir tek sözcükle anlatamadığı için hissettiklerini, aşk der adına, sevgi der yetmez, sevda der, hatta o da yetmez kara sevda diye vurgulamaya çalışır anlaşılmak adına… Halk sanatının her alanına bir simge koyar… Türkülerine, folkloruna işler oya gibi sevdasını…</p>
<p>Batı kültüründe ise aşkın derin duygularına kendini kaptırıp koy vermeye pek sıcak bakılmaz… Yanmak, yakılmak, aşkından verem olmak, çöllere düşmek kabul gören bir durum değildir… Romeo ve Juliet tipi aşklara içten içe bir hayranlık duyulsa da, pek inandırıcı gelmez batı insanına… Ama böylesi aşkları yaşamak için de zemin arar bir anlamda…</p>
<p>Bertolt Brecht Sevgi Üstüne adlı yazısında şöyle der; “Sevenler tarihsel bir şeyler katarlar bu sevgiye, sanki bir gün tarihi yazılacakmış gibi. Onlar için kusursuzlukla tek bir kusur arasındaki fark korkunçtur. Oysa dünya bu farkı rahatça göz ardı edebilir. Sevgilerini olağandışı bir şey kılarlarsa, bunu yalnızca kendilerine borçlu olurlar; başaramazlarsa kendilerini sevdiklerinin kusurlarıyla pek de mazur gösteremezler, tıpkı halk önderlerinin kendilerini halkın kusurlarıyla mazur gösteremeyecekleri gibi&#8230;”</p>
<p>Epik tiyatronun kurucusu büyük usta bile sevgi adına yazmadan duramamıştır. Sevginin doğasına dokunmayıp yabancılaştırma efektini siyasi platforma taşımıştır… İki insan arasındaki ilişkiyi bir üretim haline dönüştürüp, sevginin bireyleşmesini fabrika dişlilerine katarak toplumsal bir olgu haline getirmeye çabalamıştır.</p>
<p>Son sözü bir başka ustaya bırakalım öyleyse;</p>
<p>“Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır<br />
Kitaplara göre insan<br />
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş<br />
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır<br />
Aptaldır, hastadır, kahramandır<br />
Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.<br />
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler<br />
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar<br />
Bir tek meyve veren dalı keserler<br />
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı<br />
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli<br />
Bir tek meyve veren dalı kesmeli<br />
İnsan dediğin derya misali<br />
Üstünde milyonlarca dalga<br />
İçinde kıyametler kopmalı<br />
İnsan dediğin derya misali</p>
<p>Uçsuz bucaksız olmalı. “</p>
<p><strong>Bedri Rahmi Eyüpoğlu</strong></p>
<p>Kim haklı karar vermeden önce bir de <strong>Coşkun Sabah</strong>’a kulak verin… Bakalım yüreğiniz hangisine eğilim gösterecek…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/C4CDxKK1ucM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Aug 2016 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Bennu Yıldırımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Jülide Kural]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Oğuz]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[Oya Küçümen]]></category>
		<category><![CDATA[Sevinç Erbulak]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Altuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Şevval Sam]]></category>
		<category><![CDATA[Sulhi Dölek]]></category>
		<category><![CDATA[Sümer Tilmaç]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4764</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk televizyon tarihinin efsane dizisi olarak adlandırılmıştır Süper Baba. Başrollerinde&#160;Şevket Altuğ,&#160;Sümer Tilmaç,&#160;Jülide Kural,&#160;Şevval Sam&#160;ve&#160;Bennu Yıldırımlar&#8217;ın yer aldığı ekranların en beğenilen ve uzun soluklu dizilerinden olup, atv kanalında 1993-1997 yılları arasında yayınlanmıştır. Aynı dizide Sevinç Erbulak (Zeynep), Eray Demirkol (Alim), Seray Gözler (Şule), İsmet Ay (Sermet), İhsan Devrim (Yakup dede), Aytaç Yörükaslan (Baba- Yusuf Kaptan), Serpil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türk televizyon tarihinin efsane dizisi olarak adlandırılmıştır Süper Baba. Başrollerinde&nbsp;Şevket Altuğ,&nbsp;Sümer Tilmaç,&nbsp;Jülide Kural,&nbsp;Şevval Sam&nbsp;ve&nbsp;Bennu Yıldırımlar&#8217;ın yer aldığı ekranların en beğenilen ve uzun soluklu dizilerinden olup, atv kanalında 1993-1997 yılları arasında yayınlanmıştır. Aynı dizide Sevinç Erbulak (Zeynep), Eray Demirkol (Alim), Seray Gözler (Şule), İsmet Ay (Sermet), İhsan Devrim (Yakup dede), Aytaç Yörükaslan (Baba- Yusuf Kaptan), Serpil Tamur (Sabire), Abdullah Yüce (Rasim Baba) rolleriyle karşımıza çıkarken Suna Pekuysal, Kenan Işık, Mücap Ofluoğlu, Mehmet Çekmez, Bülent Emin Yarar gibi daha pek çok Türk Tiyatrosunun ünlü isimleri de bu kadroda yer almıştır.</p>
<p>Dört yıl gibi uzun bir ömrü olan bu dizinin ilk yönetmeni ünlü oyuncu Kartal Tibet’tir. Fakat daha sonraları Funda Aras, Fevzi Tuna, Tunca Yönder yönetmen koltuğuna oturmuştur. Osman Sınav ve Orhan Oğuz ise dizinin son iki yönetmenidir. Senaryo ise çok ünlü ve yetkin bir isim tarafından yazılmıştır; Sulhi Dölek…</p>
<p><figure id="attachment_4765" aria-describedby="caption-attachment-4765" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4765 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?resize=480%2C360" alt="İhsan Devrim (Yakup Dede)" width="480" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/ihsan-devrim-yakup-dede.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4765" class="wp-caption-text">İhsan Devrim (Yakup Dede)</figcaption></figure></p>
<p>Dizi esas itibariyle eşinden boşanmış üç çocuklu bir babanın, çocuklarına hem analık hem babalık etmesini konu alır. İstanbul’un kentsel keşmekeşinden uzak güzel beldesi Çengelköy’ün eski ahşap evlerinde, daracık Arnavut kaldırımlı sokaklarında, boğaz manzaralı mezarlıklarında geçen hikâyeleriyle, kendini bulan ve kendi gibi olan insanların sıcaklığını taşır seyircisine. Dostluk ve arkadaşlığın ön planda tutulduğu bir izlekle geçer hemen hemen bütün bölümler. Doğal insan öykülerinin aynı doğal oyunculuk, aynı doğal senaryo ile işlenmiş olması, Fiko’yu kapı komşumuz yapar. Fiko (Fikret- Şevket Altuğ) hepimizin arkadaşı, dostudur. Onun yaşadıkları izleyici tarafından öyle içselleştirilir ki, Cuma akşamları başka hiçbir program yapılmaz, hiçbir yere gidilmez. Eve misafir gelse, Fiko’yu izlemek zorundadır… Onun yaşadıkları bizim yaşadıklarımızdır çünkü… Kimi zaman beraber ağlar kimi zaman birlikte sinirlenir, çoğu zaman da birlikte güleriz olan bitene…</p>
<p><figure id="attachment_4769" aria-describedby="caption-attachment-4769" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4769 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Sümer Tilmaç (Nihat); Şevket Altuğ (Fiko)" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sumer-tilmac-sevket-altug.jpg?w=330&amp;ssl=1 330w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4769" class="wp-caption-text">Sümer Tilmaç (Nihat); Şevket Altuğ (Fiko)</figcaption></figure></p>
<p>Nihat (Sümer Tilmaç), Fiko’nun kan kardeşidir. Kankasıdır şimdiki yaygın söylemle… Ama öyle laf olsun diye değil, gerçek dosttur onlar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez, tartışmaları hiç bitmez, küserler birbirlerine çocuk gibi, sonra barışırlar. Nazları sırf birbirlerine geçer. Can dostudurlar yani…</p>
<p>Senaryo, geçim sıkıntısı çeken ve çocuklarını okutmaya çalışan bir babanın öyküsü üzerine inşa edilmiştir. Ama koca mahalle bu, yardımsever ve cana yakın Fiko’nun mahalleli ile ilişkisi, abisi, anne- babası, ele avuca sığmayan Yakup dedesi… Çocukları ve psikolojik sorunlu eski eşi etrafında döner hikâyeler kimi zaman… Hele ki Nihat’ın kız kardeşi ve Fiko’nun ilk aşkı eczacı İpek (Jülide Kural) gittiği Amerika’dan dönünce… İşler iyice karışır…</p>
<p>Dört yıl sürmüş bu dizinin senaryosunu burada anlatacak değilim elbette. Fakat her bir bölümü film tadında olan 3-5 diziden biridir Süper Baba… Sulhi Dölek imzası zaten yeterlidir senaryoyu anlatmaya…</p>
<p>Tahta masa ve sandalyeleriyle Çengelköy çınar altı kahvesini İstanbul halkıyla tanıştırmıştır yıllar sonra&#8230; Kadim balıkçı kahvesi “Süper Baba” kahvesine dönmüştür. Artık bilmeyen yoktur, çok ünlü olmuştur bu kahve diziden sonra…</p>
<p>Oyuncu kadrosu Türk tiyatrosunun usta isimlerinden, yönetmenleri usta kişilerden oluşunca ortaya çıkan bu tablo elbette kimseyi şaşırtmamıştır. <strong><em>Maddi kaygıların, reyting beklentilerinin henüz sanatın önüne geçmediği zamanlardan kalmadır çünkü… İnsanların bizzat yaşadıkları sahici mekânlarda, sahici kadroyla çekilmiştir. Başka yaşamlara özenilmeyen, sanal âlemlerde yaşanılmayan gerçek bir yaşam kesitidir Süper Baba…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_4770" aria-describedby="caption-attachment-4770" style="width: 395px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4770 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=395%2C395" alt="Yeni Türkü; &quot;Bana bir masal anlat baba…&quot;" width="395" height="395" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?w=395&amp;ssl=1 395w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/super-baba-yeni-turku.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4770" class="wp-caption-text">Yeni Türkü; &#8220;Bana bir masal anlat baba…&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Bütün bu başarısının yanında aynı zamanda müzikleriyle de tarihe geçmiştir. Yeni Türkü, Film müziklerini bir araya topladığı albümünün dışında, başlı başına Süper Baba adlı bir albüm çıkartmıştır. Olayların duygu değişimlerine göre bestelenmiş eserleriyle, senaryonun tamamlayıcısı olmuştur bütün müzikler… Ezgiyi duyduğunuzda olacakları hissedersiniz adeta, sözsüz sahnelerin yerine geçer müzikler… Hemen her sahnenin kendine has bir ritmi, bir duygusu, bir tınısı vardır. Replik olmuş, müziğe dönmüş, gelip izleyicinin algısına konmuştur…</p>
<p><figure id="attachment_4766" aria-describedby="caption-attachment-4766" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4766 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?resize=620%2C514" alt="Jülide Kural (İpek)" width="620" height="514" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/julide-kural-ipek.jpg?resize=300%2C249&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4766" class="wp-caption-text">Jülide Kural (İpek)</figcaption></figure></p>
<p>Oyuncuları, senaryosu, çekimleri ve müzikleriyle gönlümüze girmiş, evlerimizde baş tacımız olmuştur Süper Baba. Bunca yılın ardından, bir izleyici teşekkürüdür bu yazı yalnızca&#8230; Aramızdan ayrılıp ebediyete intikal etmiş bütün kadrosuna rahmet diliyorum. Şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p><figure id="attachment_4767" aria-describedby="caption-attachment-4767" style="width: 476px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4767 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=476%2C315" alt="Sevinç Erbulak (Zeynep)" width="476" height="315" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?w=476&amp;ssl=1 476w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sevinc-erbulak-zeynep.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 476px) 100vw, 476px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4767" class="wp-caption-text">Sevinç Erbulak (Zeynep)</figcaption></figure></p>
<p>Oya Küçümen’in sesiyle özdeşleşmiş, hangi kuşaktan olursa olsun bilinen, tanınan ve yüreği titreten eşsiz Yeni Türkü eseri…</p>
<p><strong>Bana bir masal anlat baba…</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/otNpOv0Pn8k?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Bitti… (Yeni Türkü&#8217;nün Gölgesinden Soluklanan Gençliğim yazı dizisinin bu son yazısıdır.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4764</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarı Çizginin Ötesinde / Gölgem Sarı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 06 Aug 2016 06:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar mevsimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4761</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sonbaharın sararmış kuru yaprakları arasında buldum kendimi. Toprağa düşmüş başım. Ağırlığından kaldıramadığım bir yürek vardı sol elimde. Kim, ne zaman, ne için bırakmış? Ne kadar zorlasam da hatırlamıyorum. Düşlerim uğulduyor toprağın neminde kalmış beynimin içinde. Sağ elimin ayasında birkaç kuru yaprak, boyunları bükülmüş, sersemlemiş öylece duruyorlar. Atamıyorum onları pislik gibi yapışmışlar parmak aralarıma. Kollarım güçsüz; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/">Sarı Çizginin Ötesinde / Gölgem Sarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın sararmış kuru yaprakları arasında buldum kendimi. Toprağa düşmüş başım. Ağırlığından kaldıramadığım bir yürek vardı sol elimde. Kim, ne zaman, ne için bırakmış? Ne kadar zorlasam da hatırlamıyorum. Düşlerim uğulduyor toprağın neminde kalmış beynimin içinde. Sağ elimin ayasında birkaç kuru yaprak, boyunları bükülmüş, sersemlemiş öylece duruyorlar. Atamıyorum onları pislik gibi yapışmışlar parmak aralarıma. Kollarım güçsüz; Kollarım sevilmemekten yorgun düşmüş. Başım zaten eski düşlerden kalma. Ah! Bir kalkabilsem ayağa… Ayaklarım diz kapaklarımdan aşağı kımıldamıyor bile. Hiçbir uzvum çalışmıyor. Beynimin sesi geliyor kulaklarıma yalnızca… Yalnızlığım ayak izlerimi takip etmiş beni bekliyor baş uçumda. Tedirgin etmeden bütün nezaketiyle izliyor hareketlerimi. Hareketsizliğimi aslında… Aldırış etmedim varlığına bir süre, yüz vermedim hiç. Nasılsa bırakıp gider dedim içimden. Hep gelip duracak değil ya peşimden&#8230; Bakmazsam ardıma, görmezden gelirsem o da sıkılır bir gün benden&#8230;</p>
<p>Ama kimseler yok ki yardım edecek. Şöyle biri tutsa elimden, hızlıca kaldırsa beni yerden… Sesim çıkmıyor, bağırsam avaz avaz yardım istesem… Gelen olur mu ki bilmem? Yardım istemeyi öğrenmeliydim zamanında. Şikâyet etmeliydim diğerleri gibi. Bu kadar güçlü görününce, kimse inanmıyor işte kalkamadığıma yerden bir başıma…</p>
<p>Seni seviyorum demişti.</p>
<p>Yok, hayır dememişti… Bana hiç seni seviyorum dememişti.</p>
<ul>
<li>Ben bu kadınları hiç anlamıyorum. Bir tutturmuşlar seni seviyorum, seni seviyorum. Tamam, anladık. Seviyorsun. Ben de seviyorum. Bak söylüyorum da! Daha ne istiyorsunuz? Yüzük mü? Çiçek mi? Ne?</li>
<li>Ama bunun romantizmi falan olmaz mı yani, ne bileyim ben hani?</li>
</ul>
<p>Ne dediğimi bilmeden gevelemiştim ağzımın içinde bir iki kelime, sırf bir şey söylemiş olayım diye.</p>
<p>Düşlerim yorgun, ellerim de… Kelimeler çıkmıyor ağzımdan, dudaklarım avuçlarımdaki yapraklardan beter sonbahar kokuyor… Kurumuş, dokunsam ufalanacak. Bırakayım en iyisi her şeyi kendi haline. Nasılsa gelir bulurlar beni. Bir merak eden çıkar herhalde onca insandan birisi… Nerde bu diye sorarlar değil mi?</p>
<h2>&#8220;Yalnızlığım ve ben, seni çok bekledik.&#8221; Cemal Süreya</h2>
<p>Sarı gölge olmuştu yalnızlığım.</p>
<p>Yalnızlığımı yalnızlığına ekleyip kocaman bir sarı uçurtma yaptım.</p>
<p>Saçlarımı boyadım sarıya.</p>
<p>Sarı güllerle geldi ayrılık.</p>
<p>Katık ettim ekmeğime gözyaşlarımı.</p>
<p>Sonra;</p>
<p>Bekledim seni, merak edersin diye beni…</p>
<p>Kış bitti, bahar geldi pembe çiçeklerinde kirazlar,</p>
<p>Dallarında kurudular…</p>
<p>Yaz oldu sonra.</p>
<p>Kızgın güneşin alnında,</p>
<p>Yağmuru bekledim,</p>
<p>Otların serinliğini öylece durup bekledim</p>
<p>Martıların çığlıklarında…</p>
<p>İşte geldi sonbahar!</p>
<p>Umutlarım göçmen kuşların kanatlarında</p>
<p>Sıcak diyarlara uçtular.</p>
<p>Narçiçekleri meyveye durdu.</p>
<p>Günaydın diyemeden, sevdiğim</p>
<p>Bir vuruşla bütün narlar yerle bir oldu…</p>
<p>Saçıldı taneleri kıpkırmızı,</p>
<p>Alnıma sürdüm gururla,</p>
<p>Şehadetliğim sürsün diye boyunca.<br />
Şimdi çıkıp gelsen ne fayda,<br />
Yalnızlığım, yalnızlığının tam ortasında dura dura</p>
<p>Git gide daha da yalnızlaştı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/">Sarı Çizginin Ötesinde / Gölgem Sarı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/golgem-sari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4761</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ferhat İle Şirin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 02 Aug 2016 08:30:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4687</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mavi hayallerle geçti günlerim, Erişilmemiş baharlardan kalmayım. Zemherinin kışında yorgun ellerim, Don tutmuş bir DELİ kırlangıç yuvasında. &#160; Yolcusuyum zifiri aşkının Körüm güneşinden bakamam aya Çıkamam kuyusundan Gayya’nın. Zindanında lâl olmuş zebanımla. &#160; Bilirim; Vebalimsin, zevalimsin Bilirim; Başımda durup bekleyen, Hasret kokulu gül Zebanimsin. &#160; Ne beklersin, Yolcusunu bekleyen hancı gibi… Her çalınışında gönül kapının&#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/">Ferhat İle Şirin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mavi hayallerle geçti günlerim,</p>
<p>Erişilmemiş baharlardan kalmayım.</p>
<p>Zemherinin kışında yorgun ellerim,</p>
<p>Don tutmuş bir <strong>DELİ</strong> kırlangıç yuvasında.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yolcusuyum zifiri aşkının</p>
<p>Körüm güneşinden bakamam aya</p>
<p>Çıkamam kuyusundan Gayya’nın.</p>
<p>Zindanında lâl olmuş zebanımla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilirim; Vebalimsin, zevalimsin<br />
Bilirim; Başımda durup bekleyen,<br />
Hasret kokulu gül Zebanimsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne beklersin,</p>
<p>Yolcusunu bekleyen hancı gibi…</p>
<p>Her çalınışında gönül kapının&#8230;</p>
<p>Ağzında yüreğin.</p>
<p>Ateşin avucunda.</p>
<p>Söndüremezsin umudunu sevincin.</p>
<p>Sessiz akan</p>
<p>Sensiz göz pınarlarımda…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oysa bilmezdin,</p>
<p>Sana gelen yollarda çalınan çarelerimdi.</p>
<p>Koyduğun üst üste dağdan dağ, demirden demir…</p>
<p>Bütün engellerin canımla bir…</p>
<p>Ferhat delmedi mi sırlarını aşkın?</p>
<p>Kaynağı çağlayan billur sularından,</p>
<p>İçmedi mi Şirin, can şarabından?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilirim; Vebalimsin, zevalimsin</p>
<p>Bilirim; Başımda bekleyen,</p>
<p>Hasret kokulu gül Zebanimsin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/">Ferhat İle Şirin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ferhat-ile-sirin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4687</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nasıl Uyuyorsun Geceleri?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jul 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4632</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıcaktan değil, yandığını bilmeyen vicdanından Sahi bu kadar mı uzaklaştın aslından… Ellerin ekmeğe uzanabiliyor mu? Yudum yudum içebiliyor musun billuru hatırına varmadan? Köz olmadı mı hala yüreğin, odun karası utancından? Ocağı sönmüştü hani, Hani bir girmiş bir daha çıkamamıştı yeryüzüne, Mezar olmuştu üç kuruş maaşı, Naaşına güvercinler bile konmamıştı, Başucunda olamadı adına yazılı mermerden taşı… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/">Nasıl Uyuyorsun Geceleri?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaktan değil, yandığını bilmeyen vicdanından</p>
<p>Sahi bu kadar mı uzaklaştın aslından…</p>
<p>Ellerin ekmeğe uzanabiliyor mu?</p>
<p>Yudum yudum içebiliyor musun billuru hatırına varmadan?</p>
<p>Köz olmadı mı hala yüreğin, odun karası utancından?</p>
<p>Ocağı sönmüştü hani,</p>
<p>Hani bir girmiş bir daha çıkamamıştı yeryüzüne,</p>
<p>Mezar olmuştu üç kuruş maaşı,</p>
<p>Naaşına güvercinler bile konmamıştı,</p>
<p>Başucunda olamadı adına yazılı mermerden taşı…</p>
<p>Hatırladın mı?</p>
<p>Çocukları bekledi günlerce, gecelerce</p>
<p>Dua ettiler bile bile, mucize bu ya olur diye.</p>
<p>Şans gülerdi belki de kaderlerine…</p>
<p>Bile bile sustular.</p>
<p>Susturuldular…</p>
<p>Doğmamış bebelere ninni olur diye,</p>
<p>Korktular…</p>
<p>Sahi sen hala uyuyor musun geceleri mışıl mışıl,</p>
<p>Konforlu yatağında rahatça,</p>
<p>Hiçbir şey olmamış gibi,</p>
<p>Korkusuz ay ışığının altında…</p>
<p><figure id="attachment_4634" aria-describedby="caption-attachment-4634" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4634 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?resize=600%2C400" alt="Soma Maden Ocağı'ndan çıkamayanlara..." width="600" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/soma-maden-iscileri-icin-siir.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4634" class="wp-caption-text">Soma Maden Ocağı&#8217;ndan çıkamayanlara&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/">Nasıl Uyuyorsun Geceleri?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nasil-uyuyorsun-geceleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4632</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsan Denen Mucizevi Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 08:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4590</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bizim milletimizin eski bir alışkanlığı vardı. Kim ani bir misafir geleceği haberini alsa, pür telaş ortalığı derleyip toplayıp, görünmemesi gereken ne kadar ıvır zıvır varsa onları arka odalara atıp ve hatta üstün körü temizlik yapıp misafire en düzgün, en temiz hali ile görünmek isterdi. Benim çocukluğumda kaynanasından korkan gelinlerin gübürü hasıraltına süpürdüğü hikâyeleri anlatılırdı. Yeniler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/">İnsan Denen Mucizevi Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim milletimizin eski bir alışkanlığı vardı. Kim ani bir misafir geleceği haberini alsa, pür telaş ortalığı derleyip toplayıp, görünmemesi gereken ne kadar ıvır zıvır varsa onları arka odalara atıp ve hatta üstün körü temizlik yapıp misafire en düzgün, en temiz hali ile görünmek isterdi. Benim çocukluğumda kaynanasından korkan gelinlerin gübürü hasıraltına süpürdüğü hikâyeleri anlatılırdı. Yeniler bilmezler elbette, çöp, pislik anlamındadır gübür. Aceleden süpürülen pislikler hasır, halı, kilim artık ne varsa altına atılıp sözde ortalık temiz gözükür, fakat bir süre sonra unutulurdu orda… Hasıraltı etmek deyimi de bu minvalden hareketle çıkmıştır.</p>
<p>Ülkemizin hali malum, dünyanın hali de&#8230; Malumu ilana gerek bile görmüyorum. Ne kadar gübür varsa her biri hasırların altında temizlenmeyi bekliyor.</p>
<p>Benim derdim hep kendimle ya, sorup duruyorum kaç gündür. Bir noktadan kaç tane doğru geçer diye. Biliyorum elbette matematiksel olarak “bir noktadan geçen doğru sayısı SONSUZDUR”. Bu ifadede tanımlı ve tanımsız kavramına bakıldığında deniyor ki;</p>
<p>“<em>Doğru kavramı tanımlı, nokta ve sonsuz kavramları tanımsızdır</em>”… Ben bilimin yalancısıyım!</p>
<p><strong>Doğru tanımı; “Her iki yönden sonsuza kadar giden aynı doğrultudaki noktalar kümesi” olarak ifade ediliyor. Yani bir doğru milyonlarca noktadan oluşuyor.</strong></p>
<p>İlkokul 4. Sınıf matematik bilgisiyle ne mi anlatmaya çalışıyorum?</p>
<p>Her bir insanı bir nokta olarak kabul edelim, böylece her bir insandan çıkan doğruların evrende oluşturduğu görüntüyü düşünmeye çalışalım lütfen. Hayal gücümüzü daha da genişleterek buna bu güne kadar yaşamış tüm insanları da ekleyelim… Milyarlarca insanın birer nokta olduğunu ve onlardan çıkan sonsuz sayıda doğru olduğunu gözlerimizi kapatıp düşlemeye zorlayalım beynimizi. Nasıl bir manzara ile karşı karşıya gelebileceğimizi tasavvur edebiliyor musunuz? Benim beynimin sınırlarını çok aşan bir görüntü bu…</p>
<p><strong>Birbiriyle çakışmayan sonsuz sayıda nokta, sonsuz sayıda doğru… Düzensizliğin düzeni… Kâinatın altın oranı…</strong></p>
<p>Bu size neyi anımsattı bilmem ama bana, binlerce kilometre yüksekten düşen ve birbirlerine değmeden yol alan ve her biri diğeriyle asla aynı olmayan kar tanelerini anımsattı…</p>
<p><figure id="attachment_4592" aria-describedby="caption-attachment-4592" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4592 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg?resize=640%2C480" alt="Binlerce kilometre yüksekten düşen ve birbirlerine değmeden yol alan ve her biri diğeriyle asla aynı olmayan kar taneleri..." width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kar-tanaleri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4592" class="wp-caption-text">Binlerce kilometre yüksekten düşen ve birbirlerine değmeden yol alan ve her biri diğeriyle asla aynı olmayan kar taneleri&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Dünyanın oluşumdan bu yana yağan kar tanelerini… Hiç biri bir diğeriyle aynı değil. Tıpkı insanoğlunun parmak izleri gibi… Evrensel kodlama, ilahi adlandırma, mucize ya da ne derseniz deyin mikro ve makro kozmozdaki denge…</p>
<p>Yeni bir teori ortaya atmak falan gibi bir niyetim yok. Yeteri kadar var zaten. Ayrıca ne haddime… Ben yalnızca var olan sistem içinde insan denen mucizenin ne olduğunu anlama çabası içindeyim. Yüksek sesle düşünüyor ve bunu sizlerle paylaşıyorum o kadar.</p>
<p>Bu öyle bir mucize ki; İnsan nokta oluşuyla evrende bir hiç iken, içinden çıkan sonsuz doğrularla ( ki bunlara sinir uçları ve nöronlarda diyebiliriz) kâinata hükmedecek çekirdek güce sahip…</p>
<p>İnsan öyle mucizevi bir varlık ki; Yedikten sonra çöpe gönderdiğimiz bir kayısı çekirdeği gibi yaşamın ve enerjinin depolandığı asıl güç… Bir meyve çekirdeği nasıl uygun koşullar altında toprak, su ve hava ile buluşup dördüncü element güneş yani ışık ile bir araya geldiğinde yaşam döngüsü yeniden başlatıp bir ağaca dönüşüyorsa;  İnsan da çekirdeğindeki iyilik, güzellik, merhamet ve doğruluk kodlarıyla bir ağaca dönüşüp, tatlı yemişler verebiliyor&#8230; Doğumuyla getirdiği bu kodlar sayesinde, zamanla düşünce ve inanç sistemindeki sonsuz değişkenler arasında yaptığı seçimler sonucunda sayısız farklılıklara neden olabiliyor ve “tasavvuftaki ne kadar insan o kadar yol” söylemiyle ifade edilen geniş yelpazeye ulaşabiliyor.</p>
<p><figure id="attachment_4593" aria-describedby="caption-attachment-4593" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4593 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg?resize=640%2C360" alt="Mikro ve makro kozmozdaki denge..." width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kozmoz-denge.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4593" class="wp-caption-text">Mikro ve makro kozmozdaki denge&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnsan tek başına bile en mucizevi sanat yapıtından başka nedir ki aslında?</strong></p>
<p>İnsan ve sanat birbirinin ayrılmaz parçası değil midir? Sanat insandadır, insan da başlı başına bir sanattır… İnsan, bir kar tanesi gibi birbirine değmeden yol alması gereken özgün bir varlıktır… Siz bir kar tanesini sorgulayabilir misiniz neden şeklin böyle diye? İnsan da insanın aynasıdır, bilene… Doğumuyla getirdiği doğru kodların seçiminde bulunduğu sürece, birbirine değmeyen kar taneleri gibi yol alabilir… Yeter ki klasik tabiriyle fabrika ayarlarına geri dönebilsin…</p>
<p>Aksi durumlar, kanser hücrelerinin çoğalmasına ve giderek bütün bir bedeni kaplamasına neden olmaktadır ne yazık ki. Bütün sorunlar sağlam hücrelerin vücutta mevcut bulunan kanser hücreleriyle birleşmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>İşte her bir insan kendi içindeki temizlik hareketine (yaygın tabiriyle ruhsal arınma) bir an evvel başlayıp, gübürleri hasıraltı ettiği yerden çıkartarak doğumla gelen evrensel kodlarının peşinden gidip fabrika ayarlarına geri dönmenin yollarını aramalıdır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/">İnsan Denen Mucizevi Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insan-denen-mucizevi-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4590</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Jul 2016 06:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Yeniden]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Onural]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[Murathan Mungan]]></category>
		<category><![CDATA[Vangelis Papazoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4542</guid>
				<description><![CDATA[<p>Direnmek çoğu zaman hiç beklenmedik anlarda gelir bulur insanı. Sen, kendini bambaşka hayallere kaptırmışken, tam da uyum sağlıyorken hayatın akışına, bir duvar çıkar karşına… Hatta vazgeçmek üzeresindir marjinallikten, orta yol bulmaya hazırlanıyorsundur… Mesela evlenip çoluk çocuğa karışmak bile eskisi kadar kötü görünmez sana… Oysa eski bir masal, insanoğlunun çiğ süt emdiğini fısıldar kulağına… Bütün hayallerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Direnmek çoğu zaman hiç beklenmedik anlarda gelir bulur insanı. Sen, kendini bambaşka hayallere kaptırmışken, tam da uyum sağlıyorken hayatın akışına, bir duvar çıkar karşına… Hatta vazgeçmek üzeresindir marjinallikten, orta yol bulmaya hazırlanıyorsundur… Mesela evlenip çoluk çocuğa karışmak bile eskisi kadar kötü görünmez sana… Oysa eski bir masal, insanoğlunun çiğ süt emdiğini fısıldar kulağına… Bütün hayallerini sırtlayıp omzuna, heybene katık edip düşlerini yeniden koyulursun umut yollarına… İnanmazsın artık bundan böyle, yüzyılın yeni yalanlarına…</p>
<p>Çeyrek asırdır nefes alıp verdiğinin farkındalığı yoktur henüz üzerinde, bir direnç gelip oturur yüreğine kalkmaz oradan kolayca… Herkes hatalıdır, tek doğrusu sensindir bu kahpe dünyanın, aldırmazsın ortasında bir başına kalmışlığına, lakin yenildiğini kabul etmek ağır gelir insana…</p>
<p>İnsansızlık yeni ümidin olur, seni kırıp üzenlerden kaçtıkça sözcükler anlamını yitirir, senin gibi kimsenin hissetmediğini bilirsin. Bir tepenin başına çıkar bakarsın kalabalığın hırsına, nasıl da birbirlerini eziyorlardır anlayamazsın bir türlü. Şükredersin onlar gibi olmadığına… İnersin yeryüzüne kulağında bir şarkı… <strong>İnatçı</strong>…</p>
<p>Yine bir <strong>Meral Özbek</strong>(söz); <strong>Derya Köroğlu</strong>(Müzik) şaheseri!</p>
<p>“Subaşında yapayalnız bir küçük kız. / İçli içli ağlamaklı. / Anlar gibi söğütler de döküvermiş saçlarını durgun suya. / Gel seninle yüzelim biz sularda. / Usulca dalıp gönlümüzce. / Gel billur sularda yenilensin incitilmiş gülüşlerin. / Biliyorum farklı değil nedenleri, ikimizin dertlerinin. / Kendin gibi olmak istiyorsun. / İnat edip uymuyorsun. / İnatçısın ne hoşsun bu huyunla. / Söğütler de senin gibi gel.&#8221;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ORX3NXfyhLw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2>Yeni Türkü &#8211; Vira Vira</h2>
<p>Müziğin dostluğu hiçbir şeye benzemez. Şarkılarla yaşayanlar için yalnızlık yoktur. Bilen bilir. Eline bir kitap alıp, walkman ’ine bir kaset koyduğunda, kulağındaki müzikle bir ömür boyu böyle yaşayabileceğini düşünürsün. Kimse olmaz umurunda… İş yerinde arkadaşlarınla kavga mı ettin? Kıskançlıklarına dayanamadın, patron çok mu üstüne geldi? Vurup kapıyı suratlarına çıkarsın seni bekleyen sokağa… Üç kuruş için kimseye kul köle olamazsın…</p>
<p><figure id="attachment_4544" aria-describedby="caption-attachment-4544" style="width: 322px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4544 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=322%2C322" alt="Vira Vira, Yeni Türkü’nün 1990’da çıkan albümüdür." width="322" height="322" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?w=322&amp;ssl=1 322w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/vira-vira-yeni-turku.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 322px) 100vw, 322px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4544" class="wp-caption-text">Vira Vira, Yeni Türkü’nün 1990’da çıkan albümüdür.</figcaption></figure></p>
<p>O çok özen gösterdiğin, bir dediğini iki etmediğin hatta hayatta en çok onu sevdiğini sandığın sevgilin, seni kaprisleriyle sıkmaya mı başladı? Bir süre görmezden geldin ama yine de anlamadı mı? En anlayışlı halinle kurduğun empatiler işe yaramadı mı? Kendini vazgeçilmez sanmaya mı başladı? Ona da bir elveda çeker yürürsün ellerin ceplerinde kulağındaki şarkılarla yenilen aşklara… Akdeniz’in mavi sularına bırakır gibi bırakırsın kendini hayatın akışına… Bir rüzgâr uçurur, bir sel götürür ve belki bir başka el seni umduğundan daha çok sarıp sarmalayıp kendi bahçesinde koşup oynamanın seyrini sürdürür…</p>
<h2>Yeni Türkü- Aşk Yeniden</h2>
<p>Söz: <strong>Murathan Mungan&nbsp;</strong>/ Müzik: <strong>Derya Köroğlu</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/u-FojZbpcXA?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Aynı albümde bir başka şarkı Yedikule;</p>
<p><figure id="attachment_4543" aria-describedby="caption-attachment-4543" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4543 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku-300x255.jpg?resize=300%2C255" alt="Yeni Türkü’nün Aşk Yeniden albümü ise 1992 yılında çıkmıştır." width="300" height="255" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg?resize=300%2C255&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-yeniden-yeni-turku.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4543" class="wp-caption-text">Yeni Türkü’nün Aşk Yeniden albümü ise 1992 yılında çıkmıştır.</figcaption></figure></p>
<p>Çocukluğu benim gibi Yedikule’de geçmiş hemen herkes için farklı duygular uyandırır… Bir bakarsın çok yıllar sonra bir gün, lise arkadaşlarınla okulunun koridorlarında dolaşırken, kulağına taşınan teneffüs zilinde yakalayıp, o sıcacık tanıdık melodisiyle olduğun yere zımbalar seni… Yüreğin çırpınır, burnunun ucundaki sızı göz pınarlarına gelir durur… Bunca yılın üzerinden dönüp bakınca gördüğün manzara hiç şaşırtıcı değildir aslında… Direnmeyi nerde öğrendiğini hatırlatır sana… Nasıl pabuç bırakmadığını haksızlığa, insan olmanın onurunu nerde bulduğunu gösterir bir kez daha… Aslına dönersin…</p>
<p>Narlı kapısından Samatya’ya yüzyılların serinliğinde yitirdiklerini aramaya başlarsın… Yaşadığın hayatın gökkuşağı renklerini bir kez daha bulursun kiliselerinin, camilerinin, surlarının kale duvarları arasında…</p>
<p>Yunan ezgisidir Yedikule; Müzik <strong>Vangelis Papazoğlu</strong>, sözler ise <strong>Cengiz Onural</strong> eseri…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/G8yypAT5sD0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ol start="3">
<li>Bölümün sonu, bekleyin 4. bölümde bitecek</li>
</ol>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim &#8211; 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4542</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Jul 2016 06:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Kapıları]]></category>
		<category><![CDATA[Günebakan]]></category>
		<category><![CDATA[Halis Bütünley]]></category>
		<category><![CDATA[Harbiye Açıkhava Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilmişik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4327</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir Yeni Türkü şarkısı vardır” Derya Köroğlu İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir <em>Yeni Türkü şarkısı</em> vardır” <strong>Derya Köroğlu</strong></p>
<p>İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir koku, küçük bir görüntü bazen de bir şarkı alır bizi zaman tünelinden geçirerek o an’a geri götürür.</p>
<h2>Yeni Türkü &#8211; Günebakan</h2>
<p>Yıl 1986’ydı; Büyümek gelmiş başımıza dikilmişti. Üniversite yıllarının hercai günleri tam da bitmek üzereyken, ben dâhil birçok kişi bitmesin diye bir yıl daha uzatmaları oynamak istemiştik… Ertelen dersler ve sınavlar değil, erişkinliğin sorumluklarıydı laf aramızda… Başımıza gelecekleri iyi biliyorduk. İçinde olmak istemeyeceğimiz bir sistemin dişlileri arasında öğütülürken, çiğnenip tükürülecek birer lokma olmayı geciktirmeyi umuyorduk. Yenilgilerimizle yüzleşmekten kaçıyorduk. İşte “<strong>Günebakan</strong>” albümü tam da böyle bir zamanlamayla girmişti hayatımıza…</p>
<p>“Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman. / Artık dönemesek de geriye / Ardından koştuğumuz o bahardır.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/tVbLl6iJ1cM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Meral Özbek</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>Bu ikilinin üretimleri (ki o zaman evliler) uzun bir süre bizlere yol arkadaşlığı yapacaktı, korktuğumuz ve yutulmak istemediğimiz o iş dünyasında… Kendimiz olarak kalabilmek için onların arkadaşlıklarına sığınacaktık. Bir taraftan birey olma mücadelesi verirken, diğer taraftan da insan kalarak çalışabilmek için uğraşıyorduk. Sosyolojik anlamda beyaz yakalıların sessiz direnişiydi bir bakıma ve biz bu gücü yenilenen müziğimizde buluyorduk. Ardı ardına birçok müzik grupları ortaya çıkmaya başlamıştı. Sanki Yeni Türkü’nün öncü olmasını bekliyorlarmış gibi… Değişen şartlara ayak uydurmak zorunluluğunu biliyorduk fakat bu durumu yumuşak dokunuşlarla kabullenirken, bir taraftan da betonlaşmış patron zihniyetlerini kırmak ve dönüştürmek için de yeni yöntemler geliştirmenin yollarını arıyorduk. Bir çağ kapanıyordu, eski yaşam tarzı ve iş anlayışı değişiyordu, her türlü dayatmaya karşı sessiz ama köklü bir direnç geliştirmiştik aslında… Kapitalizm yenileniyordu… Ve bu değişimin tek tanıkları bizlerdik… Yeni Türkü’nün ardı ardına gelen albümleri bunun kanıtıydı bir anlamda…</p>
<p>Bahardan hiç vazgeçmeyecektik… İster ilkbahar olsun, ister sonbahar fark etmezdi… İlle de BAHAR inatla BAHAR!!!</p>
<h2>Yeni Türkü – Yaprak Dökümü</h2>
<p>“Mevsim dönüp de yeniden yeşermeye başlayınca rüzgâr / Çıplağında o atın yine onlar koşacaklar / O çocuklar, o yapraklar, o şarabi eşkıyalar. / Onlar da olmasalar, Benim gayri kimim var…”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/OHm8OZIyxL8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Can Yücel</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>1987 yılında “<strong>Dünyanın Kapıları</strong>”; 1988’de “<strong>Yeşilmişik</strong>” albümleri yayınlandı… Bir coşku ve önüne geçilemeyen bir” <strong>Fırtına</strong>” esmeye başlamıştı adı “<em>YENİ TÜRKÜ</em>’ydü”… Üç yıl üst üste üç albüm çıkmıştı… Baskılara yenik düşmeyen genç kuşak “<strong>Yeni Türkü</strong>” ile adeta yeniden canlanmıştı…</p>
<p><em>Yeni Türkü</em>’nün 06.06.1990’da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu&#8217;ndaki konseri hınca hınç doluydu… Benim gibi birçok kişinin gittiği ilk konserdi… Saatler öncesinde gittik… Beton sıraların üzerine oturup heyecanla beklemeye başladık… Provayı seyircili yaptılar, önce provayı izledik sonra konseri… Canlı dinlemenin keyfi başkaydı elbette… Zaten o zamanların teknolojisiyle evlerimizde teyplerden ne kadar anlayabilirdik müziğin gerçek kalitesini…</p>
<h2>Yeni Türkü – Göç Yolları</h2>
<p>“En büyük silah umut etmek yadigâr kalsın bize/ Göç yolları göründü bize, görünür elbet/ Göç yolları bir gün gelir döner tersine, dönülür elbet./ Dağılsak da göç yollarında yarın bizim bütün dünya.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/m58efgtSg8s?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Murathan Mungan</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
<li>Gitar ve vokal: Derya Köroğlu</li>
<li>Klavye: Selim Atakan</li>
<li>Gitar; Klasik kemençe: Cengiz Onural</li>
<li>Bas ve vokal: Tuğrul Bayraktar</li>
</ul>
<p>Halis Bütünley: Batari’de tiyatroyu adeta inletiyorlardı. Elbette batılı anlamda görsel ve işitsel gösteriye dönüşen bir anlayış değildi…Şimdinin konserleriyle boy ölçüşmesi mümkün değil, ama biz izleyicilerin beklediği de zaten bu değildi…</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HASRET</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hasret/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hasret/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Jul 2016 06:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4287</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güz günleri kadar vefasız gözlerin Avucuma kurumuş çınar yaprağını do-kun-durur gibi, Öylece bırakıverdi yüreğimi. Darmadağın sadrımla kalakaldım sesinin! Ardından; Bakamadan… Bir çıt bile duyulmadı kırılan onurumdan. Dize geldi merhamet göklerden, Damla damla sızarken, Toprakta kan oldu can oldu sevgisinden. Bırak kalsın kaynamış kemik misali Damarlarındaki sevdam… İliklerin bende nasıl olsa, iliklerim sen de ola… Kör [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasret/">HASRET</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Güz günleri kadar vefasız gözlerin</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Avucuma kurumuş çınar yaprağını do-kun-durur gibi,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Öylece bırakıverdi yüreğimi.</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Darmadağın sadrımla kalakaldım sesinin! </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Ardından; </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bakamadan…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bir çıt bile duyulmadı kırılan onurumdan.</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Dize geldi merhamet göklerden,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Damla damla sızarken, </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Toprakta kan oldu can oldu sevgisinden.</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bırak kalsın kaynamış kemik misali</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Damarlarındaki sevdam…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">İliklerin bende nasıl olsa, iliklerim sen de ola…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Kör bıçakla kazıdın ya adını alnıma </span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bundan böyle körüm gördüğüme de,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Görmediğime de nasılsa…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Bitti bitecek diye beklerken</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Sahi ne kaldı ezelinden…</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Kördüğüm değil; Ördüğümdür gayrı,</span></p>
<p class="ecxmsonormal" style="line-height: 16.0pt;background: white;margin: 0cm 0cm 16.2pt 0cm"><span style="font-size: 11.5pt;font-family: 'Calibri','sans-serif';color: #444444">Hiç BİTMEYECEK!  Hasret çilesinden…</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasret/">HASRET</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hasret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4287</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 11:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Mitarinin Gelini]]></category>
		<category><![CDATA[Murathan Mungan]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Atakan]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Peşrev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, Yeni Türkü’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer… Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum… Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, <strong>Yeni Türkü</strong>’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer…</p>
<p>Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum…</p>
<p>Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her zaman ki gibi güzeldi, ama o yıl sanki başkaca güzeldi… Çocuktuk ve çocukluktan hiç kurtulamayacağımızı iyi biliyorduk… Neşemize diyecek yoktu, olana bitene içimiz ne kadar kan ağlasa da… Umut hep fakirin ekmeğiydi, biz öğrencilerin ise katığıydı bir bardak demli çaya… Okulun kapısındaki jandarmalarla ahbap olmuştuk nasılsa… Derslere girerken aranan çantalarımızda buldukları Gırgır dergisini çıkışta bize vermek üzere, alıkoyarlardı… Okurlar mıydı bilmem, ama okumasalar da en azından göz gezdirdiklerini derginin kırışmış bir şekilde teslim edilmesinden anlardım, beraber gülerdik yapılan bu saçma uygulamalara…</p>
<p>Kantine indiğimiz bir gün, nasılsa oturacak masa bulmuşluğuma sevinirken sesi güzel bir arkadaşın söylediği şarkıya diktim kulaklarımı… İnce ince mırıldanıyordu… “Telli telli telli şu telli turna/ Sanma ki yaralı uçmaz bir daha / Takılmış kanadı göçmen buluta/ Anlatır eski beni şimdiki bana/ Sakın çıkma patika yollara/ O dağlara kırlara o karlı ovaya / Yenik düşüyor her şey zamana / Biz büyüdük ve kirlendi dünya…</p>
<p>Hayır! Büyümemiştim ve hiç büyümeyecektim… 18 yaş büyümek için yeterli değildi, büyümeyecek ve bu dünyanın kirlenmesine seyirci kalmayacaktım…</p>
<p>Murathan Mungan’ın şiiri olduğunu çok zaman geçince, ancak bir teyp ve kaset sahibi olabildikten sonra öğrenecektim…</p>
<p>Şairlerimizin şiirlerini <em>Yeni Türkü</em>’yle belleyecek ve şiir tutkuma bu şarkıları da ekleyecektim…</p>
<h2>Yeni Türkü Yeni Umutlar Demekti</h2>
<p><u>Yeni Türkü</u> yeni umutlar demekti ve uzun yıllar benimle birlikte hep peşimden yürüyecekti…</p>
<p>İlk Albümleri Buğdayın Türküsüne yetişememiştim ama Akdeniz Akdeniz’deki, <em>Selim Atakan</em> besteleri özellikle “<em>Yılmaz Peşrev</em>” ve “<em>Mitarinin Gelini</em>” enstürumantel tarzıyda beni büyülemişti…</p>
<p>Ne de olsa Moğallar ve Cahit Berkay ile çocukluğumuz geçmişti…</p>
<p>Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımızı, yapmak isteyip de yapamadıklarımızı kulaklarımıza fısıldıyor ve ardından çocukluğumuzun masumiyetinde tekrar elimizden tutup başımızı sıvazlıyordu… 1983- 1986 yılları arasında her bir şarkı, kırılan kalplerimizi sessizce onaran bir yara bandı gibi acil yardım hizmeti görmüştü… Bütün baskı ve zorluklara rağmen ayakta kalmamız için çıkarılmış bir kasetti adeta…</p>
<p>Tıpkı aynı zaman diliminde çıkan; Zülfü Livaneli’nin “ Ada” sı ve Metin Özülkü’nün</p>
<p>“ Şarkılarla A.Kadir” i gibi… Onların adlarını anıp anılarını daha sonra yad etmeli…</p>
<p>Yaralı yüreklerimizi “ İstersen hiç başlamasın” ile sarıp, “ Sorma bana” ile büyümeye direnirken yenilgilerimizle yüzleşmeyi öğrendik… “ Gurbete hiç kaçamadık” ama “ Maskeli Balo” ve</p>
<p>“ Çember” ile dışarda bizi nelerin beklediğini ezberlemiştik…</p>
<p>“Yılmaz Peşrev“ ile mezuniyete erişecektik…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/y4iBbYO5o9w?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Devam Edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 04:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4151</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçen gün yanındaki arkadaşına “Artık Çınar altındayım, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bitirme tezimi hazırlıyorum.“ dedin, bana söylüyormuş, beni çağırıyormuşcasına. Ben öyle anladım, öyle anlamak geldi işime ne yapayım… Biliyorum hiç tanışmadık, benden uzak bir yerlerdesin olsun ama. Tanışırız bir gün nasılsa… Fark etmeni bekledim hep. Beni hissetmeni. Göz aşinalığın vardı pek ala. Oysa bir kez bile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün yanındaki arkadaşına “Artık Çınar altındayım, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bitirme tezimi hazırlıyorum.“ dedin, bana söylüyormuş, beni çağırıyormuşcasına. Ben öyle anladım, öyle anlamak geldi işime ne yapayım… Biliyorum hiç tanışmadık, benden uzak bir yerlerdesin olsun ama. Tanışırız bir gün nasılsa…</p>
<p>Fark etmeni bekledim hep. Beni hissetmeni. Göz aşinalığın vardı pek ala. Oysa bir kez bile dönüp bakmadın. Bu ciddi umursamaz tavırlarını sevdim işte en çok. İnsan senin yanında kendini öyle küçük hissediyor ki. Karşı konulmaz bir kibrin var. Dimdik yürüyorsun yolda. Kimse yanına bile gelemiyor. Cesaretini kırıyorsun insanın. Kantinde tek başına otururken ama annesini kaybetmiş bir kız çocuğu kadar ürkek ve masumsun. Öyle anlarda yanına gelmek, masana oturmak için nasıl istek duydum içimde bir bilsen…</p>
<p><em><strong>Kırıp incitmekten korktum seni. Kırıp incitmenden korktum beni. Vazgeçtim bende…</strong></em></p>
<ul>
<li>Çay bırakayım mı abi?</li>
<li>Bırak bir tane.</li>
<li>Yalnız para peşin abi?</li>
<li>Hayrola yeni mi çıktı bu?</li>
<li>Patron parayı ödemeden gidenler yüzünden, artık peşin istiyor parayı…</li>
<li>İçmediğimiz çayın parasını ödüyoruz yani öyle mi?</li>
<li>Yaşamadığımız bir hayatın faturasını da ödemiyor muyuz abi?</li>
<li>Vayyy haklısın… Al bakalım…</li>
<li>Eyvallah abi..</li>
<li>Buradayız daha dur…</li>
<li>Ona da eyvallah abi.</li>
</ul>
<p>Ne kadar gizemli bir çocuk bu çaycı… Okusaymış kesin filozof olurmuş. 17-18 ha var ha yok daha yaşı. Geçen gün geldiğimde de böyle büyük laflar etmişti. Ne demişti dur hatırlayayım? Ben “çayları soğuk getiriyorsun, çok dolaştırıyorsun” diye çıkışınca, o da bıyık altından gülümsemiş… “ Çaylar biraz soğuk da içilir abi, ama gönüldeki yangın soğursa o zaman fena, o yangın olmazsa biz ne yaparız bu hayatta.” Evet, aynen böyle söylemişti…</p>
<p>Çay çok güzel, hem sıcak hem de daha yeni demlenmiş. Hak etti aldığı parayı. Hatırladı mı acaba beni? Sıcak sıcak getirdi çayı. Yanında bir de simit olsaydı şimdi.</p>
<ul>
<li>Simitttttttttttttttttttt, simittttttttttçiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii geldi.</li>
</ul>
<p>Allah’tan başka şey dilemek lazımmış? Öyle derler ya hani! Yoksa bugün benim dilek kabul günüm mü? Ne güzel olurdu değil mi? Aklımdan geçenler bir anda oluverseydi mesela…</p>
<ul>
<li>Simitçiiii versene bir tane…</li>
<li>Tabi abi hemen geliyorum.</li>
<li>Sıcak mı simitlerin?</li>
<li>Fırından daha yeni çıktı.</li>
<li>Hep de böyle söylersiniz ya!</li>
<li>Başka türlü nasıl satarız ki abi? Ama bu harbiden yeni çıktı.</li>
</ul>
<p>Uzattığı simidi elime alınca anladım ki, doğru söylüyordu “ <em>harbi</em>” fırından yeni çıkmıştı. Çıtır çıtırdı…</p>
<p>Keyfime diyecek yoktu artık. Kitabıma geri döndüm.</p>
<p><strong><em>“Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık<br />
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı.</em></strong><strong><br />
<em>Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü<br />
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti.”</em></strong></p>
<p>Bir gelsen ve bir daha hiç gitmesen… Gelip karşıma otursan, konuşmana gerek yok. Gözlerime baksan yalnızca&#8230; Bende hiç konuşmasam, aramıza sözcükler girmese, öylece birbirimize bakıp anlaşsak. Biliyorum anlayacaksın sen beni. Sen de benim gibisin çünkü… Çocukluğunu görebiliyorum. Pembe çiçekli bir elbisenin içinde saçlarını savururken koşuşunu izliyorum. Dönüp arkana bakıyorsun, annen ve baban sana gülümsüyorlar… Onlar el ele tutuşmuşlar, sen önlerinden bir ceylan gibi sekiyorsun.</p>
<p>Kelebekler uçuşuyor etrafında, sen yonca arıyorsun dört yapraklı kırlarda…</p>
<p><em>Ya ben neredeyim bu masalda? Gel! Gel ki, senin masalına giren dilenci çocuk</em> <em>olayım, razıyım ona da…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><figure id="attachment_4148" aria-describedby="caption-attachment-4148" style="width: 491px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4148 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?resize=491%2C276" alt="Çınar Altı Öyküleri - Betül Çetinay" width="491" height="276" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?w=491&amp;ssl=1 491w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-birgun.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4148" class="wp-caption-text">Çınar Altı Öyküleri &#8211; Betül Çetinay</figcaption></figure></p>
<p><strong>“Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz<br />
Sanki hiç olmamıştı</strong></p>
<p><strong>Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu</strong><strong>”</strong></p>
<p>Bilseydin kalbimin çarpışını gelirdin. Seni nasıl bir özlemle beklediğimi, aklımın ve yüreğimin senle bütünleştiğini bir bilseydin. Oysa senin için daha yokum ben… Bu nasıl acı veriyor bir bilsen. Sen, bedenimi bütünüyle kaplarken, içimde senden başka hiçbir şey yokken… Ben daha var olmadım sende… Bir görüntü, bir siluet bile değilim… Bir kokum yok, kalan küçük bir izim, senin için ben bir hiçim… Yüreğim acıdı, içim ezildi, <em>sen benle bütünleşmişken, ben sende neyim?</em></p>
<ul>
<li>Çayı tazeleyim mi abi? Simidin yarısı kuru kalmasın.</li>
</ul>
<p>Daldığım rüyadan uyandırdı bu çaycı. Ama öyle güzel bir zamanlaması vardı ki, beni takip ediyor diye düşünmeden edemiyorum. Hoşuma gidiyor ilgisi. Gülümseyerek cevapladım.</p>
<ul>
<li>Hadi tazele bakalım.</li>
</ul>
<p>Çayı masaya bırakırken, kitabımı kendine çevirip okudu.</p>
<ul>
<li>Sevda Sözleri</li>
<li>Şiir sever misin?</li>
<li>Ben şiir bilmem, mani bilirim; Söyleyivereyim mi bir tane sana?</li>
<li>Hadi söyleyiver!</li>
<li>Sevda sendedir sanma ki bana / Bende gördüğün ben değil sensin aslında/ Kim gönlünü açar Mecnun olur / Leylası onu karşısında bulur.</li>
<li>Büyük adamsın sen ya… Adın ne senin?</li>
<li>Âdem&#8230; Ya senin?</li>
<li>Mecnun…</li>
<li>Essah mı söylüyon abi?</li>
<li>Yok değil aslında, ama sen bana Mecnun de bundan sonra…</li>
</ul>
<p>Mecnun, evet mecnun olmuştum sanki. Ne farkım vardı ki? Mecnun çölleri aşmamış mıydı Leyla için. Ben iki otobüs bir vapurla gelmemiş miydim Çınar altına… Bugün gelip gelmeyeceğini bile bilmeden. Bir umudun peşine takılıp, okulu dersleri, hayatın akışını boş verip soluğu burada almamış mıydım? Ne yapıyordum, neyi arıyordum? Leylamı mı? Belki de? Ya değilse… Ya aradığım o değilse, sadece bir düşse bu yaşadıklarım… Olsun kime ne zararı var? O masum bilmezliğiyle yaşayıp gider, ben onun hayatının gizli izleyicisi olurum… Onu uzaktan severim, o hiç bilmez beni, hiç görmez gözlerimi, kalbimin onun için atışını hiç duymaz… Duymasın… Görmesin… Sevmesin isterse… Ben yine de onu severim.</p>
<p>Bu gördüğüm gerçek mi? Yoksa gerçekten mecnun oldum da serap mı görüyorum çöl yollarında… Beyazıt kütüphanesinin kapısından çıkan benim Leylam değil mi? Büyük çınar ağacının altından geçen. Şair Hüseyin Avni dedeye gülümseyerek, baş selamı veren… Evet, o ta kendisi… Bu yürek nasıl dayanacak, nasıl yerinden fırlamayacak şimdi… Etrafına bakınıyor. Bir arkadaşını mı arıyor? Hayır, o da benim gibi boş masa arıyor. Ah! Elimi kaldırsam işte buradayım desem. Seni bekliyorum ne zamandır desem, sesimi duyar mı acaba? Geçiyor önümden, beni görmeden, bir kez olsun bana bakmadan… Nasıl yanıyor içim? Sandalyede eriyorum güneşe bırakılmış buz kalıbı gibi… Damla damla su oluyorum… Hiç kımıldamadan, hiç ses etmeden, görenler anlamayacak nasıl eridiğimi… Buhar olup havaya uçacağım şimdi, belki yağmur olup dönerim geri…</p>
<p>Gitti, önümden geçerek, beni görmeyerek gitti. Ben kalakaldım, bir başıma… Ayağa bile kalkamadım. Buradayım diye bile bağıramadım. Senin için geldim diyemedim. Ah! O güzel gözlerini bir daha göremedim.</p>
<ul>
<li>Merhaba, rahatsız etmezsem simidimi burada yiyebilir miyim acaba? Boş masa yok da?</li>
<li>Leyla! Leylam burada işte tam karşımda!</li>
</ul>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri -2 / Gün İçinde Başka Gün -2. bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Jun 2016 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4146</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar serin ortalık, ne kadar ıssız, oturacak yer yok oysa. Sen yoksun ya, kimse yok. Senin olmadığın her yer soğuk. Senin olmadığın yer, kalabalık olsa ne olur olmasa&#8230; Neyse bir masa bulup oturmalıyım aslında. Niye geldim ki ben buraya? Gözlerini bir kez daha görebilmenin umuduna sarılıp, nasıl da onca yolu teptim? Bir masa boşalıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne kadar serin ortalık, ne kadar ıssız, oturacak yer yok oysa. Sen yoksun ya, kimse yok. Senin olmadığın her yer soğuk. Senin olmadığın yer, kalabalık olsa ne olur olmasa&#8230; Neyse bir masa bulup oturmalıyım aslında. Niye geldim ki ben buraya? Gözlerini bir kez daha görebilmenin umuduna sarılıp, nasıl da onca yolu teptim? Bir masa boşalıyor ilerde ama! Bir çift benden önce oturdu masaya; Ben kaldım yine ortalıkta bibaşıma… Tanıdık var mı diye bakınıyorum. Hiç kimse yok görünürde, sözleşmişler sanki bugün gelmemek için. Her geldiğimde birilerine takılırdım mutlaka… Olsun senin buraya geldiğini öğrendim ya, artık her gün gelirim. Bilseydim daha önce gelirdim. Eskiden burayı severdim, şimdi daha çok sevdim.</p>
<p>&#8211;       Kalkıyor musunuz? Teşekkürler. Size de iyi günler.</p>
<p>Bu iyi oldu işte. Yer bulduğuma göre, istediğim kadar bekleyebilirim, ne zaman istersen o zaman gel artık. Yüreğim seni görebilmenin hazzıyla nasıl çarpıyor bir bilsen. Gelişini hayal ediyorum şimdi. Sahaflardan girersin meydana, ortadaki büyük ağaca doğru gelirken fark ederim seni. Açık kumral saçlarını omuzlarına döküp, kısa olan tarafını sol kulağının arkasında gizlersin. Yandan ayrılmış uzun olan perçeminle gözlerini kapatırsın. Nasıl da haklısın. Görmesin kimse onları. Bir ben göreyim. Ah! Keşke bir kez daha…</p>
<p>Sınavlar yaklaştı ders çalışmam gerek aslında. Canım hiç istemiyor. Az önce aldığım şiir kitabını okumak istiyorum.<strong> </strong><em><strong>Sevda Sözleri, Cemal Süreya</strong></em>. Rastgele bir tanesini seçeyim. Ben böyle severim şiir kitabı okumayı. Şarkılardan fal tutar gibi…</p>
<p><em>“AŞK</em><em><br />
</em><em><strong>Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.</strong></em><em><br />
</em><em><strong>Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.</strong></em><em><br />
</em><em><strong>Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.”</strong></em></p>
<p>“<em><strong>Ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin</strong></em>” Ben de edemedim işte. Kalkıp buraya kadar geldim bak. Oysa şimdiye kadar bir kez göz göze gelebildik. Sadece bir kez görebildim gözlerini… Kantinde çay alırken, dönüp bana baktığın anda… Bir ay kadar önceydi. Mavi puantiyeli bir gömlek giymiştin. Puantiyelerin aralarına serpiştirilmiş minik dört yapraklı yoncalar vardı. Gözlerinden önce yoncalar çekmişti dikkatimi. Sonra sen dönüp bakınca birden, yonca renkli gözlerini gördüm, uzun kirpiklerini, göz çevresine çektiğin yeşil kalemi… Su yeşili… Kalakaldım öylece, ılık ılık bir şeylerin aktığını hissettim içimden… Yanımdan geçip giderken kokunu çektim, bir nefes gibi. Saçlarının serinliğini yüzümle yaladım. Biliyormuşum gibiydin, sanki hayatımda hep varmışsın gibi… Sahi seni daha önce başka bir yerde görmüş müydüm ki?</p>
<p>O günden sonra artık hep seni izledim. Bir gölge gibi peşindeydim. Günlerce, saatlerce&#8230; Arkadaşlarını öğrendim, hangi bölümde okuduğunu, hangi semtte oturduğunu&#8230; Bindiğin otobüste takip ettim, aynı durakta inip evine kadar seninle geldim. Bir sevgilin yoktu. Bir erkek arkadaşın bile. Öyle kendi halinde, ama kendinden öyle emindin ki yanına gelemedim. Karşına çıkamadım bir türlü. <em>Korktum; Seni kaybetmekten. Daha sana ulaşamadan seni kaybetmekten korktum.</em> Ortak arkadaşlarımız da yoktu. Uzaktan izlemeye başladım seni. Her hareketini… Çayı sol elinle içiyordun. Tek şekerli. Kalemi sol elinle tutuyordun. Önce solak olduğunu düşündüm. Ama değildin. Öğlenleri kaşarlı tost veya goralı yiyordun. İki defa yemekhaneye gittin. Yemek yerden kaşık çatalı sağ elle tutuyordun. Ekmeği sağ elle böldün. Ama bardağa suyu koyarken sürahiyi sol elle tuttun. Sen de benim gibiydin bir ambidexter! İki elini de kullanan biri. Başkaları hiç dikkat etmez böyle şeylere. Ama ben ilk önce buna bakarım. Çocukluğumdan beri, bütün öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı şaşırtmıştım. En büyük eğlencemdi!&#8230;</p>
<p>İki kız arkadaşın var. Onlar da kendi halinde kızlar. Büyük gruplara hiç girmiyorsun. Bu sene okulu bitiriyorsun. Oysa benim daha iki senem var. Aramızda yaş farkı yok. Ben geç girdim üniversite sınavlarına. İki seneyi, hapishanede geçirdim. Lisede bildiri dağıtırken yakalanmıştım. 10 Mayıs 1980 de. Hiç unutmam bu tarihi. Lise son sınıftaydım. Sonra…</p>
<p><em>Sonra böylesi daha çok hoşuma gitti. Karşına çıkmaktan vazgeçtim. Sadece gözlerini görmekti niyetim. Bir kez daha bana bakmanı sağlamaktı o kadar… Gecelerim hep bunu düşünmekle geçti. Gündüzlerim gözlerini hayal etmekle… Gözlerin ve ben mutluyuz biz böyle kendi düşlerimizde…</em></p>
<p><em>Devam edecek&#8230;</em></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri -1 / Gün İçinde Başka Gün- 1.bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4146</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Itri ve Bach Konserinin Ardından Bir Dinleyicinin Notları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/itri-ve-bach-konserinin-ardindan-bir-dinleyicinin-notlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/itri-ve-bach-konserinin-ardindan-bir-dinleyicinin-notlari/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 13 Jun 2016 14:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Acıbadem Akasya Park]]></category>
		<category><![CDATA[Bach]]></category>
		<category><![CDATA[Çağ Erçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Johann Sebastian Bach]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Kartal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4026</guid>
				<description><![CDATA[<p>Acıbadem Akasya Park’ta 11 Haziran 2016 Cumartesi akşamı bir konser verildi. Öyle büyük reklamları olmadan kendi doğallığı içinde mütevazı ama ihtişamı içinde bir konser… Buhurizade Mustafa Itri ve Johann Sebastian Bach gibi iki büyük müzisyen bir arada, bir yaz gecesi iftar sonrasında… “Itri ve Bach aynı yüzyılda yaşamış ancak farklı zamanlarda ve mekânlarda sanatlarında zirve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/itri-ve-bach-konserinin-ardindan-bir-dinleyicinin-notlari/">Itri ve Bach Konserinin Ardından Bir Dinleyicinin Notları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Acıbadem Akasya Park’ta 11 Haziran 2016 Cumartesi akşamı bir konser verildi. Öyle büyük reklamları olmadan kendi doğallığı içinde mütevazı ama ihtişamı içinde bir konser…</strong></p>
<p><strong>Buhurizade Mustafa Itri ve Johann Sebastian Bach gibi iki büyük müzisyen bir arada, bir yaz gecesi iftar sonrasında…</strong></p>
<p><em>“Itri ve Bach aynı yüzyılda yaşamış ancak farklı zamanlarda ve mekânlarda sanatlarında zirve yapmış iki büyük müzik adamı. Biri Klasik Batı müziğinde diğeri Klasik Türk müziğinde mihenk taşı olmuş iki büyük besteci. Bach’ın hayatı ne kadar detaylı biliniyorsa, Itrî’nin hayatı bir o kadar gizemli. Bach’ın günümüze ulaşan eseri ne kadar çoksa, Itrî’nin bir o kadar az.</em></p>
<p><figure id="attachment_4029" aria-describedby="caption-attachment-4029" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/itri-bach.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4029 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/itri-bach-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="2012 yılının Unesco tarafından Itrî yılı ilan edilmesi neticesinde çıkmış bir albüm Itrî &amp; Bach…" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/itri-bach.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/itri-bach.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/itri-bach.jpg?w=420&amp;ssl=1 420w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4029" class="wp-caption-text">2012 yılının Unesco tarafından Itrî yılı ilan edilmesi neticesinde çıkmış bir albüm Itrî &amp; Bach…</figcaption></figure></p>
<p><em>Bütün bu farklılıkları bir yana bırakacak olursak hiç şüphesiz “ Müzik” Bach ile Itrî arasındaki en kuvvetli bağ. Bizi de bir araya getiren aynı kuvvet, müzik sadece müzik…”&nbsp; </em></p>
<p><em>Murat Aydemir</em></p>
<p><strong>2012 yılının Unesco tarafından Itrî yılı ilan edilmesi neticesinde çıkmış bir albüm Itrî &amp; Bach…</strong></p>
<p>Albümü defalarca kez mp4 çalarımdan dinlemiş olsam da, canlı dinlemenin keyfi bambaşka. Ay ışığı altında, ramazanın getirdiği huzur içinde bir duduk sesiyle başlıyor konser. Itrî’nin tüm dünyaya mührünü vuran Segah Bayram Tekbiri ile… Ardından tanbur ve duduk taksimi ve nefesimi tuttuğum an; Bach’ın muhteşem eseri…</p>
<p>Air on G String from Orchestral Suite No.3 in D majör, BWV 1068…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/IlUv-8R-5EY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong><em>Gecenin, içinde 2 çello bir duduk ve bir tanbur… Müziğin evrenselliği üzerine ne kadar yazılsa, çizilse ne kadar konuşulsa işte şu an kadar sahici ve samimi olamaz diye geçiyorum içimden. </em></strong></p>
<p>Bu fani dünyada yaşayıp giderken birbirinden haberleri bile olmayan bu iki büyük usta, şu acıbadem akşamında bir araya gelebiliyorlar. Sanki aynı duyguyla birleşmişler gibi kendi lisanlarınca anlatıyorlar olanı biteni, karşılıklı düet yapıyorlar ve bizler bu muhteşem buluşmanın tanıkları oluyoruz.</p>
<p>İnsanlık dersi veriyorlar günümüz insanlığına. Birbirimizden farklı olmadığımızı, aynı gök kubbe altında yaşadığımızı ve düşmanlık tohumlarının ekilmediği bu topraklarda, tüm güzellikleri ellerimizle pek ala yeşertebileceğimizi muştuluyorlar. Sevgi ağacını dimdik diktiğimiz dünyamızda, müzikle, sanatla daha da büyüyebileceğimizi haykırıyorlar yüzyıllar ötesinden adeta…</p>
<p><figure id="attachment_4028" aria-describedby="caption-attachment-4028" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/ertantekin-murataydemir-cagercag.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4028 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/ertantekin-murataydemir-cagercag.jpg?resize=480%2C320" alt="Ertan Tekin dudukla, Murat Aydemir tanburla biz “Bir’İz “diyorlar… Kim ne derse desin, kim ayrıştırmaya çalışırsa çalışsın insanız, müzisyeniz ve derdimiz ortak. Çello’da Çağ Erçağ ve Salih Kartal batı’yı temsil ediyor. " width="480" height="320" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/ertantekin-murataydemir-cagercag.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/ertantekin-murataydemir-cagercag.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/ertantekin-murataydemir-cagercag.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4028" class="wp-caption-text">Ertan Tekin dudukla, Murat Aydemir tanburla biz “Bir’İz “diyorlar… Kim ne derse desin, kim ayrıştırmaya çalışırsa çalışsın insanız, müzisyeniz ve derdimiz ortak. Çello’da Çağ Erçağ ve Salih Kartal batı’yı temsil ediyor.</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Duduk isyanla nefes veriyor; Ermeni ulusal çalgısıdır… Tanbur, karşılık veriyor; Türk ulusal çalgısıdır.</em></strong></p>
<p>Ertan Tekin dudukla, Murat Aydemir tanburla biz “<strong><em>Bir’İz</em></strong> “diyorlar… Kim ne derse desin, kim ayrıştırmaya çalışırsa çalışsın insanız, müzisyeniz ve derdimiz ortak. Çello’da Çağ Erçağ ve Salih Kartal batı’yı temsil ediyor. Hani hiçbir siyasetçinin yapamadığı birleştirme var ya, işte müzik olmuş tam karşımda duruyor… Deyim yerindeyse huşu içinde gözlerimi kapatıp onları dinliyorum…</p>
<p><strong><em>Ben bu akşam onlarla kendimi Bir’liyorum…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/itri-ve-bach-konserinin-ardindan-bir-dinleyicinin-notlari/">Itri ve Bach Konserinin Ardından Bir Dinleyicinin Notları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/itri-ve-bach-konserinin-ardindan-bir-dinleyicinin-notlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4026</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Derdim Var Sanatımdan Büyük-2 (Wolfgang Amadeus Mozart)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-2-wolfgang-amadeus-mozart/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-2-wolfgang-amadeus-mozart/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Jun 2016 09:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3903</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat kesinlikle deli işi… “Sıkıntı yapmayın anlaşılmayan ruhlara deli demek adettir.&#8221; der, Peyami Safa. Çok sevdiğim bir söz ile devam edelim o halde; “Delilik ile Velilik arasında ince bir çizgi vardır.” Eskilerin sözüdür. Doğrudur, çünkü bilgi arttıkça aklın sınırları zorlanır. Sanat içinse aklın sınırlarını zorlamak gerekir çoğu zaman. Bu aslında hiç de sanıldığı kadar tehlikeli [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-2-wolfgang-amadeus-mozart/">Derdim Var Sanatımdan Büyük-2 (Wolfgang Amadeus Mozart)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sanat kesinlikle deli işi…</strong></p>
<p><em>“Sıkıntı yapmayın anlaşılmayan ruhlara deli demek adettir.&#8221;</em> der, Peyami Safa.</p>
<p>Çok sevdiğim bir söz ile devam edelim o halde; <em>“Delilik ile Velilik arasında ince bir çizgi vardır.” </em>Eskilerin sözüdür. Doğrudur, çünkü bilgi arttıkça aklın sınırları zorlanır. Sanat içinse aklın sınırlarını zorlamak gerekir çoğu zaman. Bu aslında hiç de sanıldığı kadar tehlikeli değildir. Aklın diğer tarafına geçmek, sol ve sağ beyin arasında küçük geçişler, gezintiler yapmak dünya seyahatinden daha eğlencelidir… Oturduğunuz yerde uzaya çıkıp galaksiler arası yolculuk bile yapmanız olasıdır. Fantastik sanat, sürrealizm, fütürism nereden doğmuştur? Aksi halde natüralizm, realizm gibi anlayışlarla sıkışıp kalırdı sanat, öyle değil mi?</p>
<p>İşte bazı ruhları yemek &#8211; içmek, gezmek, çoğalmak, para kazanmak gibi günlük rutinlerle kandıramazsınız. Onlara gereksiz, hatta anlamsız gelir insanoğlunun yaşam mücadelesi. Derdi farklı olan bu ruhlar için hayat daha derinlerdedir. Kendi özlerine kodlanmış şifreleri çözmektir amaçları, dünyaya bu yüzden geldiklerini iyi bilirler. İnsanlığın bekasından daha ulvi görevleri ifa etmek isterler, uğraştıkları sanatları da bu amaca hizmet eder.</p>
<p>Sanatçı kişilikleri kafese kapatamazsınız. Ne yapsanız da onları susturamazsınız. Düşünceyi hapse atabilir misiniz? Bir insanın bedenine birçok şey yapabilirsiniz. Peki, düşünmesine engel olabilir misiniz? Hiçbir kalıp, hiçbir düşünce sistemi, ideoloji, derdi olan sanatçıların ruhlarını zapt edemez. Ele avuca sığmayan yaramaz çocuklar gibidir onlar. Şiddetle terbiye edilemezler, vahşi atlar gibi üzerlerine eğer geçiremezsiniz. Hiç bir kısıtlama, kural, sistem onların ruhlarına kilit vuramaz…</p>
<p><em>Böyle ruhlar özgür kalmalıdır; Ölmemek için…</em></p>
<p><em>Tıpkı müzik dünyasının dahi çocuğu </em><strong>Wolfgang Amadeus Mozart</strong><em> da olduğu gibi. </em></p>
<p><figure id="attachment_3904" aria-describedby="caption-attachment-3904" style="width: 235px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Johannes-Chrysostomus-Wolfgangus-Theophillus-Amadeus-Mozart.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3904 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Johannes-Chrysostomus-Wolfgangus-Theophillus-Amadeus-Mozart.jpg?resize=235%2C214" alt="Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophillus Amadeus Mozart – Doğduğunda ona bu ismi verirler." width="235" height="214" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3904" class="wp-caption-text">Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophillus Amadeus Mozart – Doğduğunda ona bu ismi verirler.</figcaption></figure></p>
<h2>Wolfgang Amadeus Mozart</h2>
<p>Hakkında en çok konuşulan, yazılan, hayatı sinema ve tiyatroya konu olan bestecidir <strong>Mozart</strong>. 35 yıllık kısacık yaşamına birbirinden değerli 600 eser sığdırmıştır. Gerçek bir dahi, bir sanatçıdır. Onun sanatı hakkında yazmak benim haddimi aşar. Ben onun insan yanına bakmayı tercih ederim.</p>
<p>Üç yaşında piyano çalmaya başlayan ve beş yaşında ilk bestesini yapan bu çocuk, ölene kadar hiç büyümemiştir aslında. Kendisi gibi müzisyen olan babası ve ablasıyla çocukluğunu hep seyahatlerde geçirmiştir. Hiç okula gitmemiş, yaşıtlarıyla oyun oynamamıştır. Annesinin yanında büyüyemeyen, bir evi, odası, oyuncakları olmayan bir çocuktur. Sıra dışı hayatı, hiçbir kurala uymasına izin vermemiştir. Kendi anılarında ilginç ve aslında trajik komik olaylar vardır. Altı yaşında bir çocuk iken Fransa’ya yaptıkları ilk yolculukta saraya giderler. Bu yaştaki bir çocuğun piyano çalabileceğini kimse inanamaz. Üstelik bu çocuk kendi yaptığı besteleri çalıyordur. İlk konserini vermeye başladığında, dinleyenler çok şaşırırlar. Prenses küçük Mozart’ı daha da zorlamak için gözlerini bağlar ve bakmadan çalmasını ister.</p>
<p>Başka bir seyahatte, Viyana’da Kraliçe Maria Theresa’nın sarayında bulunurlar. Uzun zamandır annesi yanında olmadığı için koşup kraliçeye sarılır dahi Mozart… Neyse ki Kraliçe’de onu kucaklayarak bu sevimli çocuğun sevgisine karşılık verir…</p>
<p>Üç buçuk sene yaz demeden kış demeden atlı arabayla Avrupa’yı dolaşan küçük Mozart; bu uzun yolculuk sırasında hayallerinde bambaşka dünyalarda yaşıyordur. Kendi kendine eğlenceli hale getirecek oyunlar buluyordur…</p>
<p>Hiç büyümeyecek olan <em>Mozart</em>, meslektaşlarının kıskançlıklarıyla ve kendisine yapılan entrikalarla baş edemez. Evlenir, ama kazandığı parayı elinde tutmayı beceremez. Onun çocuksu coşkusu, yalın ve saf hali hayat karşısında güçsüz bırakır kendini. Ama sanatı onun bu büyülü çocukluğundan beslenmektedir. Dehadır,” insan doğasını acımasızca eleştiren bir ruhbilimci olarak nitelendirilir. “ Sevgiyi en duyarlı biçimde işler, gelecek kuşaklara sevgi enerjisi bırakır eserlerinde. Çok zorlu bir hayatı olmasına rağmen, onun müziğinde karamsarlık bulunmaz.</p>
<p>Kendisine nasıl bu kadar güzel besteler yapabildiği sorulduğunda;</p>
<p><em>“Duygularımı şiirle aktaramam, şair değilim; kendimi gölgeler ve ışıkla ifade edemem, ressam değilim; düşüncelerimi hareketlerle de açıklayamam, dansçı değilim; ama bunların hepsini müzikle yapabilirim. Ben bir müzisyenim, demiştir.</em></p>
<p>“Mozart eşsiz yeteneğiyle bütün müzik formlarında eserler vermiştir. 41 senfonisi, 27 piyano, 5 keman, 2 flüt, 4 korno, 1 klarinet konçertosu, 20 piyano sonatı vardır. Buna karşın Mozart’ın en başarılı eserleri operalarıdır. Canlı opera kişileri oluşturmakta başarısını ise ondan sonra yalnızca Verdi yakalayabilmiştir.”</p>
<p>Bir dahi olan Mozart ömrünün son zamanlarını yokluk ve sefalet içinde geçirmiştir… Otuz beş yaşında böbrek yetmezliğinden vefat eder, cenazesinde yalnızca altı kişi bulunmaktadır. Çok yağmurlu bir gün olduğu için, nereye gömüldüğü bilinmez… Bir mezarı bile yoktur…</p>
<p>Ülkemizde en çok tanınan eseri <strong>Rondo Alla Turca (Türk Marşı)</strong>’yı dinleyelim şimdi…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/oAHRp7jjaOg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-2-wolfgang-amadeus-mozart/">Derdim Var Sanatımdan Büyük-2 (Wolfgang Amadeus Mozart)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-2-wolfgang-amadeus-mozart/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3903</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SEN</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 May 2016 13:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3832</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bakarım her sabah penceremden, Her sabah günaydın derim sana. Gün, seninle aydındır Gün, seninle canlanır… Bilmezsin ne yaparım, Bilmezsin hiç ama hiç… Öylece durup bakarsın, Suskun, hareketsiz… Ağlarım kimi zaman İşitmezsin sesimi… Kimi zaman uçarım göklerde Sevinç bunun yanında ne ki? Bilmezsin gizlice seni seyrettiğimi… Hasret çektiğimi bilirsin, Bilirsin ama değil mi? Hiç olmazsa… Dertleşirim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen/">SEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bakarım her sabah penceremden,</p>
<p>Her sabah günaydın derim sana.</p>
<p>Gün, seninle aydındır</p>
<p>Gün, seninle canlanır…</p>
<p>Bilmezsin ne yaparım,</p>
<p>Bilmezsin hiç ama hiç…</p>
<p>Öylece durup bakarsın,</p>
<p>Suskun, hareketsiz…</p>
<p>Ağlarım kimi zaman</p>
<p>İşitmezsin sesimi…</p>
<p>Kimi zaman uçarım göklerde</p>
<p>Sevinç bunun yanında ne ki?</p>
<p>Bilmezsin gizlice seni seyrettiğimi…</p>
<p>Hasret çektiğimi bilirsin,</p>
<p>Bilirsin ama değil mi?</p>
<p>Hiç olmazsa…</p>
<p>Dertleşirim ya seninle gün boyu,</p>
<p>Hani anlatırım ya sana uzun uzadıya,</p>
<p>Sen hiç kesmeden dinlersin sözümü…</p>
<p>Arada bir bakarsın sanki bana</p>
<p>Sen de doyasıya…</p>
<p>Gece olunca yalnızlaşırım,</p>
<p>Karanlık perde olur aramıza…</p>
<p>Güneşin doğuşunu beklerim usulca…</p>
<p>Bir daha gelelim diye yan yana…</p>
<p>Sen benimsin!</p>
<p>Benimsin öyle değil mi?</p>
<p>Sen dediysem yani</p>
<p>Bahçemdeki Servi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen/">SEN</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3832</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Derdim Var Sanatımdan Büyük-1 (Vincent Van Gogh)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-1-vincent-van-gogh/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-1-vincent-van-gogh/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 May 2016 15:39:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Van Gogh]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Van Gogh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3689</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanatın hangi dalı olduğu hiç önemli değil, bir kişi şöyle uzaktan yakından, kıyısından bile olsa bulaştıysa eğer herhangi bir sanat dalına, öyle geçiyordum uğradım diyerek yarı yolda bırakamaz bulaştığı işi. Ortada mutlaka bir dert vardır ve ister bilsin derdini, ister bilmek istemesin dönüp dolaşıp dolap beygiri gibi varacağı yer yine sanatıdır. Derdi olmayanın sanatla işi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-1-vincent-van-gogh/">Derdim Var Sanatımdan Büyük-1 (Vincent Van Gogh)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatın hangi dalı olduğu hiç önemli değil, bir kişi şöyle uzaktan yakından, kıyısından bile olsa bulaştıysa eğer herhangi bir sanat dalına, öyle geçiyordum uğradım diyerek yarı yolda bırakamaz bulaştığı işi. Ortada mutlaka bir dert vardır ve ister bilsin derdini, ister bilmek istemesin dönüp dolaşıp dolap beygiri gibi varacağı yer yine sanatıdır.</p>
<p>Derdi olmayanın sanatla işi olmaz çünkü. Sanat tüketicisinin bile bir derdi vardır. Zamanını kullanma tercihini daha başka bir uğraşıda değil de, sanatta kullanmak istediği için. Durup dururken niye tiyatroya gitsin ki bir insan, niye kitap okusun? Bir resim sergisini dolaşsın? Klasik müzik konserine gitsin? Bir de üstüne üstlük para ödesin! Deli olmak lazım…</p>
<p><figure id="attachment_3691" aria-describedby="caption-attachment-3691" style="width: 433px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Vincent-Van-Gogh-Portre.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3691 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Vincent-Van-Gogh-Portre.jpg?resize=433%2C576" alt="Vincent Van Gogh - Portre" width="433" height="576" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Vincent-Van-Gogh-Portre.jpg?w=433&amp;ssl=1 433w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Vincent-Van-Gogh-Portre.jpg?resize=226%2C300&amp;ssl=1 226w" sizes="(max-width: 433px) 100vw, 433px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3691" class="wp-caption-text">Vincent Van Gogh &#8211; Portre</figcaption></figure></p>
<p>Sanat yapmak zaten deli işidir… Akıllı adam akıllıca işler yapar. Sanat akıl işi mi ki? Ne memnun eder seni, ne memnun olur karşındaki kişi… Bir tatminsizliktir gider durur, bir dipsiz kuyudur. İşte tam oldu dersin, başka bir taraftan yine yakalar seni, beğenmezsin yaptığın işi… Döndürür en başa, dımdızlak kalırsın yine ortada… Silersin yaptığın her şeyi… Ha babam baştan başla şimdi…</p>
<p>Sanata bulaşmış her kim olursa olsun, ister resim yapsın, ister şarkı söylesin, fotoğraf çeksin örneğin konuşmaya çalışıyordur… Başkaca da bir derdi yoktur aslında… İnsanoğlu konuşamadığı için başlamadı mı sanata? Mağara resimleri anlatıyor olanı biteni saklanacak bir şey yok. Dürüst olalım kendimize. Konuşamadığımız için sanatla uğraşıyoruz. Bir gün sabahtan akşama kadar beni dinleyecek birini bulsam, niye oturup yazayım ki bilgisayar başında. Boyuna anlatır dururum, aklıma geldiği gibi, hiçbir düzeltme yapmadan, durmadan konuşurum ama hiç kimse buna katlanamaz, beni dinlemez… Bana yapılsa ben de katlanamam elbet… İşte bu yüzden yazıyorum!</p>
<p>Üstelik yazdıklarım uzun olunca okunmaz diye de, birkaç bölümde anlatmaya çalışıyorum. Yazar olmak için geveze olmak lazım, iyi hoş ama okunmadığı zaman ne işe yarar ki yazmak?</p>
<h2>Sanat tüketicisi olmadan yapayalnızdır…</h2>
<p>Ben çok iyi bir ressam olsam, fakat hiç kimse benim tablolarımla ilgilenmese, ne işe yarar yaptığım tablolar? Ben yine konuşamamış olmaz mıyım? Derdimi anlatamamış, bilinmemiş olmaz mıyım tıpkı <strong>Van Gogh</strong> gibi?</p>
<p>Evet; Ne yazık ki <strong>Vincent Van Gogh</strong> buna en güzel örnektir. Ressamın yaşarken satılmış tek bir tablosu vardır. O da kardeşi tarafından satılan “Kırmızı Üzüm Bağı” adlı eseridir. Oysa hayatını resme adamış ve 1700 e yakın esere imza atmıştır.</p>
<p>Yaşarken, “Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem. Ama insanlar zamanla resimlerimin, üzerinde kullanılan boyadan çok daha değerli olduğunu anlayacaklar.” Demiştir Van Gogh. Hayatı boyunca hiçbir zaman hak ettiği değeri görmemiştir. Hep fakir olarak kalmış, son günlerini muhtaç ve kimsesiz olarak geçirmiştir. Tablolarından çok, bir çılgınlık anında kulağını kesmesiyle tanınmıştır…</p>
<p><figure id="attachment_3690" aria-describedby="caption-attachment-3690" style="width: 383px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kirmizi-uzum-bagi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3690 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kirmizi-uzum-bagi.jpg?resize=383%2C315" alt="Yaşarken 78 Dolar’a satılan tek resmi:” Kırmızı Üzüm Bağı”" width="383" height="315" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kirmizi-uzum-bagi.jpg?w=383&amp;ssl=1 383w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kirmizi-uzum-bagi.jpg?resize=300%2C247&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kirmizi-uzum-bagi.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 383px) 100vw, 383px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3690" class="wp-caption-text">Yaşarken 78 Dolar’a satılan tek resmi:” Kırmızı Üzüm Bağı”</figcaption></figure></p>
<p><em>&#8220;Van Gogh</em>’un tüm hayatı boyunca satılan tek resmi &#8216;<em>Arles’te Kızıl Üzüm Bağı&#8217;</em> sadece 78 dolardı. Ve resmi sattıktan çok kısa bir süre sonra revolver bir silahla kendini göğsünden vurarak öldürdüğünde 37 yaşındaydı. Geride 1700 sahipsiz resim bıraktı. Öldükten sonra kazandığı: 82 Milyon 500 Bin Dolardı.”</p>
<p><strong>Sanat kesinlikle deli işi…</strong></p>
<p>Devam edecek!</p>
<p>Ayrıca <a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir/"><strong>Kısaca Sanat Nedir?</strong></a> makalesini de okuyabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-1-vincent-van-gogh/">Derdim Var Sanatımdan Büyük-1 (Vincent Van Gogh)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/derdim-var-sanatimdan-buyuk-1-vincent-van-gogh/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3689</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bütün Kedilerin Dikkatine!!!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 May 2016 13:46:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3639</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi böyle bir fotoğraf görüp de iki satır söz söylemeden geçebilir mi bir insan? Sizi bilmem ama ben geçemem. Eğer bir fotomontaj hilesi değilse ki -pek öyle görünmüyor- sabah sabah insanın içini açıyor. Neden mi?  Bu yazıyı kimin yazabilmiş olacağını düşünmeye başlıyorsunuz da ondan. Benim aklıma ilk gelen muzip bir komşunun yazmış olabileceği mesela. Kedi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/">Bütün Kedilerin Dikkatine!!!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi böyle bir fotoğraf görüp de iki satır söz söylemeden geçebilir mi bir insan? Sizi bilmem ama ben geçemem. Eğer bir fotomontaj hilesi değilse ki -pek öyle görünmüyor- sabah sabah insanın içini açıyor.</p>
<p>Neden mi?  Bu yazıyı kimin yazabilmiş olacağını düşünmeye başlıyorsunuz da ondan. Benim aklıma ilk gelen muzip bir komşunun yazmış olabileceği mesela. Kedi sevmeyen bir komşusuyla sürekli tartışmaktan yorulmuş, bahçeye giren kedilerden dolayı evinin iç huzuru bozulmuş bir apartman sakini olabilir bu kişi. Komşusuna dert anlatamayacağına karar verip, son çareyi kedilere söz geçirmekte bulmuş iyi niyetli bir kedi sever olabilir örneğin. Aksi de söz konusu elbette. Yani kedi sever komşusuyla baş edemeyen, artık cinnete düşmüş, “Elimden bir kaza çıkacak bu kediler yüzünden” diyen diğer komşu da yazmış olabilir. İşe yaramış mıdır bu önlemin, orasını bilemiyoruz. Yazıyı gören kediler kendi aralarında bir toplantı yapıp “ bir daha bu bahçeye girmeyelim.“ diye karar almış olabilirler. Tabi aralarında okuma yazma bilen, eğitimli kediler olacak ki bir işe yarasın bu uygulama değil mi? Aksi takdirde üç ünlemli yazılmış bir tehdit yazası ne işe yarar ki…</p>
<p><figure id="attachment_3641" aria-describedby="caption-attachment-3641" style="width: 502px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3641 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg?resize=502%2C627" alt="Bahçeye kedi girmesi kesinlikle yasaktır." width="502" height="627" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg?w=502&amp;ssl=1 502w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kediler.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 502px) 100vw, 502px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3641" class="wp-caption-text">Bahçeye kedi girmesi kesinlikle yasaktır.</figcaption></figure></p>
<p>“Bahçeye kedi girmesi kesinlikle yasaktır.“ İbaresi ciddi tehdit oluşturuyor çünkü…</p>
<p>Kendi aralarında toplantı yapıp karar alan bu kediler, artık kedi konseyinin verdiği kararlar neticesinde bir daha bu bahçeye adım atmayarak, bu tehdidi görmüş ve olay böylece barışçıl bir çözüme ulaşmış olabilir.</p>
<p>Ama işte konseyin aldığı kararı bilmeyen ve dahi okuma yazması olmayan kediler için durum vahim görünüyor. Her an kızgın komşunun hışmına uğrayabilir ve kedi sever komşu tarafından da korunmaya alınabilirler.</p>
<p>Yani kalıcı bir barışçıl çözüm bu apartman ve bahçe için şimdilik pek olası görünmüyor…</p>
<p>Miyavvvv…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/">Bütün Kedilerin Dikkatine!!!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/butun-kedilerin-dikkatine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3639</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 May 2016 05:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3565</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; ∞ Çocuktum; Güneş doğarken ufuktan, tan yeri ağarırken daha; Başlardım her yeni güne, aldığım deriiin bir nefesle… Tırmanırken dağların zirvelerine, yoldaşım olurdu hercai mor menekşe… Çocuktum; Lacivert semalardan doğmuştum. Susmuştum sonra, sonbaharın sessizliğinde… Mavisine denizin, âşık olmuştum delicesine… Çocuktum; Yeşil kırlarda koşup oynuyordum, Bir kelebek geldi, kondu usulcacık sevgime… Kıyamadım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/">Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; ∞</h2>
<p>Çocuktum; Güneş doğarken ufuktan, tan yeri ağarırken daha;</p>
<p>Başlardım her yeni güne, aldığım deriiin bir nefesle…</p>
<p>Tırmanırken dağların zirvelerine, yoldaşım olurdu hercai <strong><em>mor</em> </strong>menekşe…</p>
<p>Çocuktum<strong><em>; Lacivert</em></strong> semalardan doğmuştum.</p>
<p>Susmuştum sonra, sonbaharın sessizliğinde…</p>
<p><strong><em>Mavisine</em> </strong>denizin, âşık olmuştum delicesine…</p>
<p>Çocuktum; <strong><em>Yeşil </em></strong>kırlarda koşup oynuyordum,</p>
<p>Bir kelebek geldi, kondu usulcacık sevgime…</p>
<p>Kıyamadım o güzelim <strong><em>turuncu &#8211; sarı</em></strong> renklerine…</p>
<p>Kıpırdamadan bekledim öylece uçmasın diye…</p>
<p>Gece oldu, karanlık çöktü; Titredi yavaşça kelebeğim.</p>
<p>İzledim ölümünü; Bütün bir ömrünü…</p>
<p>Ağlamaktan kızarmış gözlerimle…</p>
<p>Bir gün! Bir çocuk tanıdım, masallardan çıkıp gelen;</p>
<p>Mevsim bahardı, bahar gibi kokar, bahar gibi bakardı…</p>
<p>Her bakışında, billur damlalı çiçekler açardı…</p>
<p>Pembe kiraz dallarındaki bülbül gibi şakırdı…</p>
<p>Serçe kadar ürkek, kırlangıç kadar zarifti sevgisi.</p>
<p>Çocuktu; Dünyaları taşırdı yüreğinde, merhametiyle…</p>
<p>Konduğu <strong><em>kırmızı </em></strong>güllerin dikenleri,</p>
<p>Aşk yaraları açmıştı minicik gönlünde.</p>
<p>Bilmiyordu, gülü sevenin dikenine katlanacağını…</p>
<p>Öyle sırçaydı ki düşleri;</p>
<p>Esen ilk rüzgârda uçuverirdi yaprakları, gelincik misali…</p>
<p>Sonra büküp boynunu kaderine,</p>
<p>Razı olurdu gelip geçen günlere; Çocuktu…</p>
<p><figure id="attachment_3568" aria-describedby="caption-attachment-3568" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3568 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?resize=640%2C480" alt="Gönül gönüle aynadır; görmesini bilene…" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gönül-gönüle-aynadır-görmesini-bilene….jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3568" class="wp-caption-text">Gönül gönüle aynadır; görmesini bilene…</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Sana baktığımda gördüğüm ben;</em></strong></p>
<p><strong><em>Bana baktığında gördüğün sendin.</em></strong></p>
<p><strong><em>Aynaydık biz birbirimize…</em></strong></p>
<p><strong><em>Uçarken sevincin kanatlarında gökyüzüne,</em></strong></p>
<p><strong><em>Anlatırdık durmadan, inmek istemezdik yeryüzüne.</em></strong></p>
<p><strong><em>Sağanak olup yağardık elest bezminden,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sırılsıklam kalan ben;</em></strong></p>
<p><strong><em>Toplardım düşen elmaları gökten;</em></strong></p>
<p><strong><em>Biri sana biri bana, bölüşürdük ne kadar yasak olsa da!</em></strong></p>
<p><strong><em>Ağlardık sonra; gülerdik ardından,</em></strong></p>
<p><strong><em>Sevinçlerimiz kursağımızda kalırdı çoğu zaman.</em></strong></p>
<p><strong><em>Bakmazdık ayaza, yağan kara…</em></strong></p>
<p><strong><em>Aniden boşalan yağmura…</em></strong></p>
<p><strong><em>Yürürdük habire, cenneti düşleye düşleye,</em></strong></p>
<p><strong><em>O hiç bitmeyecek sandığımız yollarda…</em></strong></p>
<p><strong><em>Nereden bilirdik taşıdığımızı,</em></strong></p>
<p><strong><em>Küçücük başlarımızda Cennetin tacını…</em></strong></p>
<p><strong><em>Çocuktuk!</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_3567" aria-describedby="caption-attachment-3567" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3567 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=640%2C426" alt="Gökkuşağı umuttur düş yolcularına…" width="640" height="426" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Gökkuşağı-umuttur-düş-yolcularına….jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3567" class="wp-caption-text">Gökkuşağı umuttur düş yolcularına…</figcaption></figure></p>
<p>Büyüdük!</p>
<p>Ayrıldık sonra…</p>
<p>Kıştı, soğuktu… Poyraz esiyordu.</p>
<p>Ne varsa sevdiğimiz eriyip yok olmuştu…</p>
<p>Birbirimizi kaybettik kasırgada,</p>
<p>Tek başımıza kalakaldık yol ayrımında…</p>
<p>Değiştirip yönlerimizi,</p>
<p>Birimiz döndü yönünü doğuya;</p>
<p>Diğerimiz batıya…</p>
<p>Birimiz kuzey rüzgârlarına çevirdi yüreğini,</p>
<p>Diğeri güneye serpiştirdi kalan sevgisini…</p>
<p>Dünya yuvarlıktır deyip nasılsa,</p>
<p>Kaybetmedim umudumu daha.</p>
<p>Çünkü biliyorum ki,</p>
<p>Ne zaman bu şarkı çalsa,</p>
<p>Farklı yerlerde, farklı zamanlarda;</p>
<p>Söylüyoruz aşılması güç <strong><em>turkuaz</em></strong> sularda.</p>
<p>Hep aynı gökkuşağının altında…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/CflMP7CmuFk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/">Benim Dünyam &#8211; Orhan Gencebay</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-dunyam-orhan-gencebay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3565</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kol Düğmeleri – Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 05 May 2016 12:59:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3477</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle  &#8211; 13 Nedir düş gören için? Tatlı bir uykunun satır aralarına sıkıştırdığı bir kaç küçük dize mi? Hani, birden bire uyanıp derin uykudan, yastığın altındaki sırdaşlarımıza ellerimizi uzatan… Gece yarısı demeyip düşlerimizden damlayan; kalemimizin ucundan sessizce kâğıtlara sızan… Düşüne düşüne düş görebilir miyiz? Yoksa görmek için düşlediğimizi, hiç uyumamak mı gerekli? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/">Kol Düğmeleri – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle  &#8211; 13</h2>
<p><em>Nedir düş gören için? Tatlı bir uykunun satır aralarına sıkıştırdığı bir kaç küçük dize mi? Hani, birden bire uyanıp derin uykudan, yastığın altındaki sırdaşlarımıza ellerimizi uzatan… Gece yarısı demeyip düşlerimizden damlayan; kalemimizin ucundan sessizce kâğıtlara sızan… </em></p>
<p><em>Düşüne düşüne düş görebilir miyiz? Yoksa görmek için düşlediğimizi, hiç uyumamak mı gerekli? Düşlediğimiz, düşümüzden düşerse kim yakalar bizi? Bu yüzden mi düşeriz düşlerimizden sürekli? Peki, her düşüşümüzle sil baştan gördüğümüz aynı düş değil mi? Ya gözlerimiz açıkken gördüğümüz düşler? Acaba bizim mi?  Yoksa başkalarının düşlerinde gezen gezginleriz de, düşteyiz mi sanıyoruz kendimizi?</em></p>
<p><em>Bir düştür aşk! Başlı başına bir düş. Uyanmak istemeyeceğin, uyanmamak için direneceğin, ama hep uyanacağım korkusuyla yüreğin ağzında bekleyeceğin… Ne zaman, nerede, nasıl uyanacağını bilmeden görmeye devam ettiğin bir düş… </em></p>
<p><em>Düşü olmayanın aşk kokusu olmaz…  Düşü olmayan, düş kırıklığına bile uğrayamaz. Düş kırıklığına uğramayanın canı acımaz, yüreği yanmaz, ağlayamaz geceden gündüze, gündüzden geceye… Ağlamayan yürek pas tutar, taşlaşır zamanla… Ve taşlar balyozlarla kırılır ancak!</em></p>
<p><figure id="attachment_3478" aria-describedby="caption-attachment-3478" style="width: 580px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3478 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?resize=580%2C400" alt=" “Aşk” bir oktur bence… Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur." width="580" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?w=580&amp;ssl=1 580w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri.jpg?resize=300%2C207&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3478" class="wp-caption-text">“Aşk” bir oktur bence… Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bilmezler mi taşlara tapanlar? O taşların arasından kendine küçücük bir toprak bulan tohumun yeşerip, filiz verdiğini çiçek açtığını… Bilirler bilmesine, ama taşlaşmış gönülleriyle hala ayak diretirler aşka… Taşlaştırmak için yaşamı, sanatı, sevgiyi, aşkı… Oysa aşk baharla gelir, baharla yeşerir ve baharla direnir karanlığa…</strong></p>
<p>Aşk üzerine yazmayan kalmış mıdır? Ne kadar yazılıp çizilse de, asırlardır bitmeyen tek konu yine Aşk’tır. Herkesin söyleyecek bir çift sözü, yaşanmış bir anısı, “Aşk “dendiğinde içinden bir geçeni mutlaka vardır. Kimi derin iç çeker bir Ah ile kiminin gözleri parlar bir cevher ile… Aşk bu biter mi hiç konuşmakla, yazmakla, çizmekle, oynamakla, çalıp söylemekle… Sanat ne yapardı Aşk olmasa…</p>
<p>“Aşk” bir oktur bence…  Eros’un sadağından çıkmış mıdır bilinmez ama kime ne zaman saplanacağını ok iyi bilir. Mekânı yoktur, zamanı hiç yoktur. Nasiptir aşk, kimine dokunup geçer teğet misali; Kimine konar, sever, yurt edinir bir kırlangıç gibi… Kiminin üzerinden geçip gider de fark etmez bile o kişi. Kimi yaşamını harcar da bulamaz aramakla, tam kestiğinde umudunu” <em>bir bahar akşamı</em> “rastlayıverir usulca… <strong><em>Kiminin ise konar avucuna ama o, bir sıkımla boğup atıverir boşluğa…</em></strong></p>
<p>Aşk masumiyet elbisesiyle gelir, çocuk yüreklidir. Bakışları cesur, sesi sevecendir. Öyle kırılgandır ki sırçadır sanki… Nemden nem kapar, bir esintiden uçar, bir damladan boğulur, bir sözcükle yanar kül olur… Bencildir olabildiğince, kendinden başkasını istemez gönülde… Sevilmekten usanmaz, sevmeye ise cimridir bir verdiğine bin ister, istemekten hiç yorulmaz…</p>
<p>Aşkın ömrü hasrettir. Ne kadar hasret çekersen o kadar yarenin olur hayat yolculuğunda&#8230; Aramakla bulunmaz derler, diyen doğru demiştir. Aramadığın anda çıkıverir karşına… O zaman anlarsın hep aradığının o olduğunu aslında… Hasreti katık etmezsen aşk aşına, cefasına da vefasına da eyvallah diyemezsin… “ Yaramdan da hoşnutum, yârimden de “ diyebildiğin an’da başlar hasret çilesinden ilmek ilmek örülmeye, aşk badesinden süzülmeye…</p>
<p>Sözü uzattık, konu aşk olunca durmak ne mümkün… Biz gelelim hikâyemizin sonuna…</p>
<p>Hani evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir küçük kız vardı… Varlığı var mıydı da yaşayıp giderdi yoksa bir hayalden mi ibaretti, takdiri kalmıştır okuyucuya… İşte varlık ile yokluk arası berzahtaki bu küçük kız, bilmeden aradığının aşk olduğunu, bakan sıcacık içten bir çift gözde kapılıp kalmış, gönlünün pınarlarını ona akıtmıştı…</p>
<p>İşte o küçük kızın hikâyesi bitmek üzeredir artık…</p>
<p><strong><em>Narkissos</em></strong> yaz tatilini <strong><em>bizim</em></strong> mahalledeki oğlanlarla geçirmeğe başlamıştı. Sünnet düğününde hediye edilen bisikletiyle sabahları <strong><em>bizim</em></strong> sokağa gelir, bisikletini de <strong><em>bizim </em></strong>evin önüne bağlardı. Ben camdan geldiğini görünce, kilimimi ve oyuncaklarımı alır evimizin duvarının önüne sererdim. Mahalledeki kızlar gelene kadar kendi kendime evcilik oynamayı severdim. Oğlanlar top sahasında maç yaparlar, bilye ve çivi oynarlardı… Bazen de kırlara açılıp bisikletleriyle, kelebek avına çıkarlardı…</p>
<p><strong><em>Narkissosla, </em></strong><em>her sabah bu seramoniyi yaşadığımız halde hiç birbirimizle selamlaşıp konuştuğumuz olmamıştı… Ne ben onun yüzüne bakıyordum ne de o benimkine…</em></p>
<p><strong><em>Var olduğumuzu biliyorduk ama hiç yokmuşuz gibi yapıyorduk…</em></strong></p>
<p><em>Uyumadan önce yatağımda hayal kurardım. Bir sabah bana günaydın diyecek, ne yaptığımı soracak ve çantasını evine taşıdığımız günkü gibi hiç susmadan boyuna konuşup, güleceğiz, şarkı söyleyeceğiz… Her gece yılmadan aynı hayalle uykuya dalardım… Sabah olunca da beklerdim heyecanla, ‘ne olur bu sabah günaydın ‘desin diye bana…</em></p>
<p>Barış Manço’nun Kol düğmeleri şarkısıyla o zamanlar tanıştım. Sözlerini ezberledim ve geceleri hayallerime şarkıyı da kattım… Daha güçlü bir istekle, sabırla bekledim sabahları… Sonrasında geceleri aynı şarkıyla ağladım…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/2D2jkKde8ZU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Hatırlarım bugün gibi sessiz geçen son geceyi<br />
Başın öne eğik bir suçlu gibi bana verdiğin hediyeyi<br />
İki küçük kol düğmesi bütün bir aşk hikayesi<br />
İki düğme iki ayrı kolda bizim gibi ayrı yolda</p>
<p>Akşam olunca sustururum herkesi her her şeyi<br />
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati<br />
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana<br />
Bitsin bu işkence kalsınlar bu arada</p>
<p>Heyhat sabah gün ışıldar yalnız gece buluşanlar<br />
Yaşlı gözlerle ayrılırlar düğmeler gibi<br />
Bizim gibi bizim gibi ayrılırlar bizim gibi ayrılırlar</p>
<p>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı başlayınca gelmez oldu bir daha… Ailesi artık izin vermiyor diye düşündüm gelmesine bu kadar uzağa… Hayallerim değişti artık… Selam vermesini, günaydın demesini beklemiyordum… ‘<em>Yeter ki gelsin, bisikletini bağlasın bizim evin önüne, bir kez daha göreyim</em> ‘diye dua ediyordum… Gelmiyordu… Haber vermiyordu… Ne olduğunu bilmiyordum…</p>
<p>Aklıma onların apartmanında oturan bir kız arkadaşım geldi. Bir gün annemden izin alıp onlara gittim. Ama yüreğim ağzımda, her an kapıdan çıkıverecekmiş gibi… Sokağın köşesinden bana bakıyormuş gibi… Öylece bekledim… Arkadaşımın zilini çaldım aşağı kapıdan, annem yukarı çıkma demişti. Sözde tatil ödevini soracaktım. Ben çıkmayınca o aşağıya indi… Benim yüreğim hep ağzımda ne olur şimdi merdivenlerden inse, şu kapıdan çıksa diye… Çıkmadı ama… Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum arkadaşımla… Ödevi aldım. Tam gidecekken, döndüm ve “<em>Onun” </em>nerde olduğunu sordum<em>.</em> Kız arkadaşım, babasının Kıbrıs’ta görevde olduğunu söyledi. Annesi ve kız kardeşiyle birlikte artık Mersin’deydiler…</p>
<p><figure id="attachment_3480" aria-describedby="caption-attachment-3480" style="width: 417px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3480 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=417%2C417" alt="Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, AŞK’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…" width="417" height="417" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?w=417&amp;ssl=1 417w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kol-dugmeleri-oykusu.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 417px) 100vw, 417px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3480" class="wp-caption-text">Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, AŞK’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…</figcaption></figure></p>
<p>Yüreğim yanmaya başladı… Başka bir şey soramadım… Savaş ne korkunç bir şey dedim yalnızca…</p>
<p>Savaş ne korkunçtu içinde yaşamayanlar için bile, vazgeçtim pilot olmaktan, vazgeçtim asker olmaktan…</p>
<p>Ben tarafımı seçtim… Savaş değildi istediğim. Kiminle, nerede, ne zaman olursa olsun tek istediğim Barıştı, sevgiydi, <strong><em>AŞK</em></strong>’tı ve bu bundan sonra da hep böyle kalacaktı…</p>
<p><em>Düşler düşte kaldıkça güzeldiler… Hayat ise aşka yer vermeyecek kadar taşlarla oyulmuş bir tahttı aslında… Bu taht altın, zümrüt, yakutlarla bezenmiş olsa, üzerinde padişahlar otursa ne yazardı… Bir çiçek bile yeşeremedikçe sadrında… Asıl savaş budur aslında… Çorak toprağa, çölleşmiş dünyaya, taşlaşmış insanlara rağmen hala çiçek açıvermek umudun avucunda…</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>SON</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/">Kol Düğmeleri – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kol-dugmeleri-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3477</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mayısım Mayıs Olsun Mu?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 May 2016 13:30:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3457</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mayısım mayıs olsun mu? Var mısın mayısına? Mayıs tutuşalım seninle Bu mayısta… Kaybeden kazanana Bir Mayıs alsın. Şöyle en güzelinden, En sıcağından En umutlusundan… Körpecik olsun ama, Mayıs mayıs koksun… Bölüşelim sonra Birlikte yaşayalım mayısı boylu boyunca, Hadi ama mızıkcılık yapma, Tutuşalım işte Mayıs aşkına… Mayısca yarışalım, Mayıs olalım… Tuttum bile ben şimdiden Bak Aklımda…!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/">Mayısım Mayıs Olsun Mu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mayısım mayıs olsun mu?</p>
<p>Var mısın mayısına?</p>
<p>Mayıs tutuşalım seninle</p>
<p>Bu mayısta…</p>
<p>Kaybeden kazanana</p>
<p>Bir Mayıs alsın.</p>
<p>Şöyle en güzelinden,</p>
<p>En sıcağından</p>
<p>En umutlusundan…</p>
<p>Körpecik olsun ama,</p>
<p>Mayıs mayıs koksun…</p>
<p>Bölüşelim sonra</p>
<p>Birlikte yaşayalım mayısı boylu boyunca,</p>
<p>Hadi ama mızıkcılık yapma,</p>
<p>Tutuşalım işte Mayıs aşkına…</p>
<p>Mayısca yarışalım,</p>
<p>Mayıs olalım…</p>
<p>Tuttum bile ben şimdiden</p>
<p>Bak Aklımda…!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/">Mayısım Mayıs Olsun Mu?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mayisim-mayis-olsun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3457</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Başkadır Benim Memleketim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Apr 2016 08:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3218</guid>
				<description><![CDATA[<p>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Hârekatı Hikâyelerimizin Müziği; Dıştan Bakan Çocuk Gözüyle Ara Nağme &#8211; 2 Gecenin vuslatıdır sabah. Her yeni gün, bir umuttur içimizde. Hayallerimize bir adım daha yaklaşmanın muştusudur, gayrettir,  emektir daha iyiye, daha güzele&#8230; Hiç bitmeyecekmiş gibi sarılmaktır yaşama. &#8220;Günaydın! &#8221; demek &#8220;Artık ben hazırım bugüne, hazırım beni bekleyen heyecanlara, zorluklara&#8230; Başıma [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/">Bir Başkadır Benim Memleketim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Hârekatı</h2>
<h3>Hikâyelerimizin Müziği; Dıştan Bakan Çocuk Gözüyle Ara Nağme &#8211; 2</h3>
<p><em>Gecenin vuslatıdır sabah. Her yeni gün, bir umuttur içimizde. Hayallerimize bir adım daha yaklaşmanın muştusudur, gayrettir,  emektir daha iyiye, daha güzele&#8230; Hiç bitmeyecekmiş gibi sarılmaktır yaşama.</em></p>
<p><em>&#8220;Günaydın! &#8221; demek &#8220;Artık ben hazırım bugüne, hazırım beni bekleyen heyecanlara, zorluklara&#8230; Başıma ne gelecekse gelsin, baş edebilirim; çünkü ben varım, insanım.&#8221; diyebilmektir.</em></p>
<p><em>Bir sabah duyduğunuz &#8220;Günaydın!&#8221;  ile bütün hayatınız değişebilir. Bir sabah ve sonrasında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayabilir. Böyle zamanlarda içinizdeki bukalemun hareketlenir, heyecan ve korkudan sıyrılıp sağduyunun kollarına bırakırsınız kendinizi. Nasıl olduğunu bile anlayamadan uyum sağlayıverirsiniz olanlara. Ayakta kalmayı öğrenirsiniz çarçabuk. Büyürsünüz yavaşça, kimse farkına varmadan öyle sessiz, öyle bir anda…</em></p>
<p>Sabah, saat 07.00 sularıydı. Masum bilmezliğimizle kahvaltı sofrasındaydık. Televizyon açıktı. Siyah-beyaz alışık olduğumuz TRT yazısı&#8230; Fondaki müzikte ise Hasan Mutlucan&#8217;ın söylediği şu mısralar yer alıyor: &#8220;<em>Yi</em><em>ne de şahlanıyor aman kol başının yandım da kır atı.&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_3219" aria-describedby="caption-attachment-3219" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3219 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?resize=640%2C350" alt="Adaya ilk ayak basan Türk askerleri" width="640" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Adaya-ilk-ayak-basan-Türk-askerleri.jpg?resize=300%2C164&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3219" class="wp-caption-text">Adaya ilk ayak basan Türk Askerleri</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bir müzik, bize haber veriyor; bir müzik, olağandışılığı gösteriyor. Bir müzik, gizlice giriyor evlerimize ve bize olacakları söylüyor. Bir müzik ki; Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin olağanüstü hallerini halkına bildiriyor bundan böyle.</strong></p>
<p><strong>Açılış ve haberler, “ Türk Silahlı Kuvvetleri bu sabah gerçekleştirilen bir müdahale ile Kıbrıs’ın Kuzeyini havadan ve karadan kuşatmış, Kıbrıs topraklarına Türk Askerleri çıkartma yapmıştır.”</strong></p>
<p><strong>Tarihler, 20 Temmuz 1974’ ü gösterir.</strong></p>
<p><figure id="attachment_3221" aria-describedby="caption-attachment-3221" style="width: 503px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3221 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?resize=503%2C351" alt="Helikopterlerle mühimmat naklediliyor…" width="503" height="351" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?w=503&amp;ssl=1 503w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Helikopterlerle-mühimmat-naklediliyor….jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3221" class="wp-caption-text">Helikopterlerle mühimmat naklediliyor…</figcaption></figure></p>
<p>Haber bu kadar sadedir, yalındır. “<em>Türkiye savaş açmıştır, barış için! Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Kıbrıs’ta yaşayan Türklere uygulanan zulüm ve baskıya daha fazla seyirci kalmamıştır</em>. <em>Türk halkı; kadını, erkeği, çoluğu çocuğuyla ordusunun ve devletinin yanında yer alacaktır. Üzerine düşen görevleri yerine getirecek ve sonuçlarına millet olarak hep birlikte katlanılacaktır.”</em></p>
<p>Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, gazetecilere durumu şöyle bildirir:</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/wrDQW66jWoo?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>O sabah, bütün evlerde aynı duygu, aynı heyecan, aynı düşünce hâkimdir. Ülkemiz savaşa girmiştir. Başbakanımız “Savaş için değil, barış için yapılan bir müdahale” olduğunu söylemiştir gerçi! “Askerlerimize umuyoruz ki ateş açılmaz ve kanlı çatışmalar yaşanmaz.” demiştir. Ebette bunun için her türlü tedbir alınacaktır.</p>
<p>Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına sivil savunma koşulları öğretilecektir. Tedbir için; sığınaklar hazırlanacak, sığınağa gerekli malzemeler alınacak, geceleri olası bir hava saldırısına karşılık, karartma uygulanacaktır. Kırk yaş altı her Türk erkeği, askerdir bundan böyle.</p>
<p><figure id="attachment_3222" aria-describedby="caption-attachment-3222" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3222 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?resize=540%2C315" alt="İlk çıkartma birlikleri" width="540" height="315" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/İlk-çıkartma-birlikleri.jpg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3222" class="wp-caption-text">İlk çıkartma birlikleri</figcaption></figure></p>
<p>Bir çocuk için heyecan verici bir durumdur, sıkıcı yaz tatilinden kurtulmaktır. Adeta hayatımıza renk gelmiştir. Bir çocuk nasıl bilebilir ki savaşın neler getireceğini!</p>
<p>Bir çocuk, babasıyla kömürlüğü sığınağa çevirir, yiyecek ve içecekleri kuru yerlere gizleyerek ilk yardım malzemelerini öğrenir. Bir çocuk, &#8220;*Acil müdahale nedir? Yaralı nasıl taşınır? Kırılmalarda nasıl atel bağlanır?&#8221; sorularının cevaplarını öğrenir. Bir çocuk; mahalledeki komşularıyla birlikte sivil savunma eğitimine katılır. Lacivert yağlı kâğıtlarla pencere camlarını kaplar. Bir çocuk, geceleri evlerin ışıkları nasıl gizlenir; öğrenir. Siren seslerinin anlamlarını, tüfeklerin adlarını, tankların manevra kabiliyetlerini öğrenir bir çocuk. Uçakların her havalanışında yüreği hoplar ve dua eder onlara. Bir çocuk, büyüdüğü zaman; jet pilotu olmak ister, Hava Harp Okulunda okumak ister; ama bilmez o vakitler kızların henüz Askeri Okullara alınmadığını.</p>
<p><em>Oyunlarımız değişmişti; evcilik, okulculuk, komşuculuk faslı bitmişti. Kız- erkek karışık savaşçılık oynuyorduk. Erkeklerde adeta yarış yapıyorduk. Her Türk Asker Doğar” diye talimlerle başlıyorduk güne. Siper kazıp içine giriyorduk. Tahtadan oymalı tüfeklerimizle; su mataralarımızla, belimize taktığımız kemerlerdeki fişekliklerimizle hazırdık biz de savaşa.</em></p>
<p><figure id="attachment_3223" aria-describedby="caption-attachment-3223" style="width: 502px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3223 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=502%2C312" alt="&quot;Mehmetçik Kıbrısta&quot; gazete haberleri." width="502" height="312" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?w=502&amp;ssl=1 502w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=300%2C186&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/kibris-harekati.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 502px) 100vw, 502px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3223" class="wp-caption-text">&#8220;Mehmetçik Kıbrıs&#8217;ta&#8221; gazete haberleri.</figcaption></figure></p>
<p><em>Geceleri el fenerlerimizle sokaklardaydık. Eskişehir karanlıktaydı büsbütün. 2. Hava Komutanlığından kalkan jetler, bizimle bütünleşmişlerdi adeta. Onların seslerini duymadığımızda rahatsız olurduk. Siren sesiyle başlayan karartma, yine siren sesiyle son bulurdu.</em></p>
<p><em>Haberler yakın takiple izlenir, olaylar kaçırılmazdı. Büyük küçük kim varsa siyasetin ve askerliğin detaylarını konuşur olmuştu artık ev toplantılarında…</em></p>
<p><em>Milletçe el ele vermek ve bütünleşmek fikriyle olsa gerek, televizyon ve radyolarımızda en çok çalan şarkı Ayten Alpman’ın söylediği bu şarkıydı… Dilimize ve yüreğimize yerleşmişti, vatan sevgisini bu şarkıyla tazelemiştik bir kez daha…</em></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/YIDuuCBSP0Y?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Havasına, suyuna; taşına toprağına<br />
Bin can feda bir tek dostuma<br />
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda<br />
Aşıklar destan yazar dağlarda<br />
Kuzusuna kurduna Yunus&#8217;una Emrah&#8217;a<br />
Bütün alem kurban benim yurduma</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Mecnun&#8217;a Leyla&#8217;sina erisilmez sirrina<br />
Sen dost ararsan koş Mevlana&#8217;ya<br />
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Gözü pek, yanık bağrı türkü söyler çobanı<br />
Zengin, fakir hepsi de sevdalı<br />
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Havasına, suyuna; taşına toprağına<br />
Bin can feda bir tek dostuma<br />
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda<br />
Aşıklar destan yazar dağlarda<br />
Kuzusuna kurduna Yunus&#8217;una Emrah&#8217;a<br />
Bütün alem kurban benim yurduma</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Mecnun&#8217;a Leyla&#8217;sina erisilmez sirrina<br />
Sen dost ararsan kos Mevlana&#8217;ya<br />
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p>Lay Lay&#8230;</p>
<p>Gözü pek, yanık bağrı türkü söyler çobanı<br />
Zengin, fakir hepsi de sevdalı<br />
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim<br />
Bir başkadır benim memleketim</p>
<p><figure id="attachment_3224" aria-describedby="caption-attachment-3224" style="width: 508px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3224 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=508%2C364" alt="Kıbrıs Harekatına katılan askerler." width="508" height="364" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?w=508&amp;ssl=1 508w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=300%2C215&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/mehmetcik-kibrista.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 508px) 100vw, 508px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3224" class="wp-caption-text">Kıbrıs Harekâtı&#8217; na katılan askerler.</figcaption></figure></p>
<p>“20 Temmuz &#8211; 14 Ağustos 1974 tarihleri arasında süren bu müdahale sonrası, 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983&#8217;te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.”</p>
<p>“ Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda tarafların kayıpları şöyledir: Türk Silahlı Kuvvetleri, 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit ve 1.200 yaralı vermiştir. Kıbrıs Türk tarafı ise, 70 mücahit ve 270 sivil ölü, 1.000 yaralı olmak üzere, Kıbrıs Türkleri genel olarak 1672 şehit ve binlerce yaralı vermiştir. Rumlar ve Yunanlar ise 4 bin ölü, 12.000 yaralı vermiştir.</p>
<p>Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü Askerleri de kayıp vermiştir: 3 Avusturyalı asker ölmüş, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı asker de yaralanmıştır.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/">Bir Başkadır Benim Memleketim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-baskadir-benim-memleketim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3218</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Apr 2016 07:09:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3116</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 12 Işıksız gecelerde gökyüzü yıldızlarla kaplanır. Yanıp sönen milyonlarca deniz feneridir sanki her biri. Her biri; Yolunu kaybetmişlerin, kimsesizlerin, yalnızlığında kaybolup gidenlerin umut ışığı olur, konar gönüllere pervane misali… Döne döne uçar ateşe doğru pervane, bilir yanacağını, bilir küllenip külle, külde kalacağını. Yine de vazgeçmez aşkından, yine de yaklaşır boyuna… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/">Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 12</strong></p>
<p>Işıksız gecelerde gökyüzü yıldızlarla kaplanır. Yanıp sönen milyonlarca deniz feneridir sanki her biri. Her biri; Yolunu kaybetmişlerin, kimsesizlerin, yalnızlığında kaybolup gidenlerin umut ışığı olur, konar gönüllere pervane misali…</p>
<p>Döne döne uçar ateşe doğru pervane, bilir yanacağını, bilir küllenip külle, külde kalacağını. Yine de vazgeçmez aşkından, yine de yaklaşır boyuna… Yenilmez korkusuna, ölüm vız gelir ona… Daha daha diyerek uçar, adım adım sevgiliye koşar… Çıtırdar kanatları da geri dönmez, pes etmez, sesi duyulmaz, cismi görülmez olur…  Dokundu mu ateşe bir kez, artık yanar yanar dumana boğulur, kül olup uçar, geldiği gibi savrulur…</p>
<p>Çadır yaşamının en zoru gecelerdir, bitmek bilmez bir türlü. Çamura saplanmış yataklarda uyumaya çalışmak, ayazda titremeden oturmak, içilen birkaç kaşık çorbanın tadını bile alamadan tekrar acıkmak ve kurtulmayı ummakla geçer zaman. Düşünmek için çok vakit vardır. Gece ayazında düş kurmak da kâr etmez. Üşürsün, titrersin kat kat battaniyenin altında. Ne var ne yoksa yakılır mangalda, ama vız gelir gecenin ayazına… Mangal ateşi harlandıkça çevresinde uçan pervaneler çoğalır… Kokusu gelir yandıkça, bilemezsin yanan kimdir, yakılan yürekler midir usulca…</p>
<p><figure id="attachment_3119" aria-describedby="caption-attachment-3119" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3119 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?resize=250%2C319" alt="Kokusu baygın gaz lambası…" width="250" height="319" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kokusu-baygın-gaz-lambası….jpg?resize=235%2C300&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3119" class="wp-caption-text">Kokusu baygın gaz lambası…</figcaption></figure></p>
<p>Çadırların önlerinde birer gaz lambası asılır. Tek ışık kaynağı, tek aydınlık bu gaz lambalarıdır. Öyle derin bir kokusu vardır ki, insanın içini bayar, uykusunu getirir… Hala ne zaman bu kokuyu duysam ilk aklıma, o çadır önü geceleri gelir…</p>
<p>Pırıl pırıl bir Nisan gecesiydi, “ Bu gece kuyruklu yıldız çıkacakmış” dedi biri. Merak ve korkuyla beklemeye başladık, “ Acep ne ola ki” dedi başka biri. “ Uğursuzluktur, bir felaket daha gelecek başımıza “dedi, yaşlıca biri. Daha bir korktuk.</p>
<p>Karanlıkta ellerimizin altındaydı adeta gökyüzü… Toplanıp mangalın kenarına beklemeye başladık… Başlarımız havada… Işıltılarını izledik yıldızların, yanıp sönerek bize mesaj gönderiyorlardı, korkmayın yalnız değilsiniz, uzaktayız biz, ama siz yüreklerimizdesiniz…</p>
<p>Gecenin sessizliğinde bir bağlama sesi geldi kulaklarımıza, kuyruklu yıldız yoktu görünürlerde ama ince yanık bir türkü duyuluyordu&#8230; Arif abiydi bu. Elinde bağlama, her zamanki taşının üzerinde bağdaş kurmuş, söylüyordu…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/b1af2O8ARik?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Erzurum &#8220;Muharrem Akkuş &#8211; Nida Tüfekçi&#8221;</strong></p>
<p><strong>Kırmızı Gül Demet Demet</strong><strong><br />
</strong>Sevda Değil Bir Alamet (Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Gitti Gelmez O Muhannet<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p><em>Kırmızı Gül</em> Her Dem Olmaz<br />
Yaralara Merhem Olmaz(Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Ol Tabipten Derman Gelmez<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p>Kırmızı Gülün Hezeli<br />
Ağaçlar Bekler Gazeli (Balam Nenni Yavrum Nenni)<br />
Karayağızın Güzeli<br />
Şol Revanda Balam Kaldı (Yavrum Galdı Balam Nenni)</p>
<p>Gece, ayaz ve ayrılık türküsü… Gökyüzündeki yıldızlardan gayrı kimsesi olmayan, yaşamak için direnen bir avuç insan;  Ağlıyordu… Felaketin üzerindeki açlığa, sefalete ayrılığın hüznü de eklenince acı katmerlenmişti, yanıyordu ocak olmuş yüreklerde, tütüyordu dumanı kimsenin görmediği umut meşalesinde…</p>
<p>Arif abi yanımıza geldi, helallik istedi kim var kim yoksa. Sabaha teskere almak için Kütahya’ya dönüyordu…</p>
<p>Ben gitmedim yanına. Öylece durdum, hiç kımıldamadan. Mangalın başında, gözlerimi dikip ona baktım öylece yalnızca…</p>
<p>En son benim yanıma geldi ”Ne haber askerlik arkadaşım” dedi, güldü. Gülmedim ben. Ağlamadım da. Çömeldi, boyunu boyuma yaklaştırdı ve “Sana bir hikâye anlatayım mı?” dedi. Başımı salladım, evet misali…</p>
<p>“Gel öyleyse oturalım yerlerimize” dedi. Oturduk.</p>
<p>“Hani az evvel söylediğim türkü var ya, işte onun hikâyesi…” Dinle hele” dedi… Dinledim.</p>
<p>Ali diye bir oğlan varmış zamanın birinde… Savaş patlak vermeden evvel gönül vermiş bir güzele, evlenmiş ve evliliğinin daha kırkı çıkmadan askere çağrılıvermiş. Ali sevdiği ile anasını baş başa bırakıp gidivermiş askere…  Askere gitmesinden epey bir süre geçtikten sonra savaşın bittiği haberi gelmiş köye, Ali&#8217;nin anası ile sevdiği mutluluk sarhoşu olmuşlar. Ali&#8217;nin içinde bulunduğu grubun şehre dönüş tarihi belli olunca da anası ve karısı başlamışlar hazırlığa. Ve o gün geldiğinde anası demiş ki:</p>
<p>&#8220;Kızım ben gidip tren istasyonunda bekleyeyim oğlumu sende hazırlıkları tamamla evde&#8221; ve tren istasyonun yolunu tutmuş sabahın köründe. Başlamış beklemeye. Bir tren gelir biri gider ve oğlan gelmezmiş. Anası hava kararıncaya kadar beklemiş ama oğlan gelmemiş. Umudunu kesen ana, evin yolunu tutmuş.</p>
<p>Eve geldiğinde gelinin odasından sesler işitmiş, kapıya yanaştığında içerde bir erkek olduğunu anlamış yaşlı kadın. Ama kulağı iyi duymaz olduğundan anlamamış kimdir nedir? Bizim Anadolu&#8217;nun anası namusunu kirli bırakır mı? İçerden tüfeği kaptığı gibi odaya dalıvermiş ve yorgana doğru boşaltmış mermileri. Ortalık kan gölüne dönmüş. Bu arada yorgan sıyrılıvermiş yatağın üstünden. Birde ne görsün, iki yıldır askerde olan oğulcuğu ile ona gözü gibi bakan gelini yatağın içindedir…  Meğerse anası istasyonda beklerken az gören gözleriyle görememiş oğlunu, oğlanda koştura koştura eve gitmiş ve sevdiceğini yalnız bulunca dayanamamıştır. Bundan sonra ana zaten az olan aklını da yitirip yollara düşer ki ağzında bir türkü;</p>
<p><figure id="attachment_3118" aria-describedby="caption-attachment-3118" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3118 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=640%2C400" alt="Kırmızı Gül Demet Demet..." width="640" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Kırmızı-Gül-Demet-Demet....jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3118" class="wp-caption-text">Kırmızı Gül Demet Demet&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Ayrılanlar, bağrı yananlar için söylene gelmiştir bu türkü gel zaman git zaman… Hasreti çeken bilir çekmeyen ne bilsin… Acı, ancak biley taşında bilendikçe azalır… Nasıl ki başak ezildikçe değirmende, un olup aşımıza katık olduysa ekmek; İnsanoğlu da öyle pişecektir hayat fırınında…</p>
<p>Her kıssanın hissesi bellidir… Anlayan anladığıyla kalır, anlamayan zaten hiçbir zaman anlamayacaktır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/">Kırmızı Gül Demet Demet (Türküsü ve Öyküsü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-gul-demet-demet-turkusu-ve-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3116</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bugün Günlerden Eylül</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Apr 2016 15:51:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3022</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün günlerden Eylül, Hava durumu, gök gürültülü sağanak yağışlı… Şimşekler ki gönlümün kahır yarası… Ah! Bir bulut olsam Ah! Bir döksem damla damla Ah! larımı Ah! Ettiklerini anlatsam bir bir, Şikâyet etsem seni, kurda kuşa, Küserlerdi onlar da ben gibi sana. Çekip gittin ya bir gece vakti, Zifiri yalnızlıklara koyarak beni… İşte o günden beri, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/">Bugün Günlerden Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün günlerden Eylül,</p>
<p>Hava durumu, gök gürültülü sağanak yağışlı…</p>
<p>Şimşekler ki gönlümün kahır yarası…</p>
<p>Ah! Bir bulut olsam</p>
<p>Ah! Bir döksem damla damla Ah! larımı</p>
<p>Ah! Ettiklerini anlatsam bir bir,</p>
<p>Şikâyet etsem seni, kurda kuşa,</p>
<p>Küserlerdi onlar da ben gibi sana.</p>
<p>Çekip gittin ya bir gece vakti,</p>
<p>Zifiri yalnızlıklara koyarak beni…</p>
<p>İşte o günden beri,</p>
<p>Geçmez bu vakit çalmaz olur alarm zili.</p>
<p>Sen yaşayıp gidersin boyuna,</p>
<p>Ser verip sır vermezsin kabuğunda…</p>
<p>Gülüp geçersin umursamaz, suskun, her zaman ki gibi.</p>
<p>Ellerin ceplerinde dolaşıp durursun sokaklarında bir başına…</p>
<p>Fırtınaların kendinde saklıdır, gözlerin dikilidir ufuklara…</p>
<p>Oysa ben baharda açan çiğdemler gibiyim,</p>
<p>Toprağına sımsıkı sarılmış,</p>
<p>Öylece beklerim otların arasında…</p>
<p>Minicik bir neşeyle fark edilmeyi düşlerim.</p>
<p>Ayaklarınla ezmeden daha,</p>
<p>Eğilip öpüşünü son bir kez olsun,</p>
<p>Kıymadan o ince dallarıma…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/">Bugün Günlerden Eylül</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bugun-gunlerden-eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3022</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 05 Apr 2016 07:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[foto belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[fotoroman]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz Depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2971</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 10 Murat dağı ne kadar uzakta anne? Bahar gelmiş midir kırlara? Papatyalar açmış mıdır doyasıya? Gelinciklerle kelebekler dertleşirler mi hâlâ? Nerede evimiz şimdi? O da komşularımız gibi cennete mi gitti? Artık götürmeyecek mi “Muavin abim “beni Kütahya’ya… Kanaryama yem alamayacak mıyım bir daha? Ya anılarım? Nereye saklandılar, hangi kuşun kanadına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/">Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği; Çocuk Gözüyle &#8211; 10</strong></p>
<p><em>Murat dağı ne kadar uzakta anne? </em></p>
<p><em>Bahar gelmiş midir kırlara? </em></p>
<p><em>Papatyalar açmış mıdır doyasıya? </em></p>
<p><em>Gelinciklerle kelebekler dertleşirler mi hâlâ? </em></p>
<p><em>Nerede evimiz şimdi? </em></p>
<p><em>O da komşularımız gibi cennete mi gitti? </em></p>
<p><strong><em>Artık götürmeyecek mi “Muavin abim “beni Kütahya’ya… </em></strong></p>
<p><em>Kanaryama yem alamayacak mıyım bir daha? </em></p>
<p><em>Ya anılarım? </em></p>
<p><em>Nereye saklandılar, hangi kuşun kanadına kondular?</em></p>
<p><strong><em>Patlayan “Mavi Balon”um muydu yalnızca?</em></strong></p>
<p><em>Betül Çetinay</em></p>
<p><figure id="attachment_2974" aria-describedby="caption-attachment-2974" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg" rel="attachment wp-att-2974"><img class=" td-modal-image wp-image-2974 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=640%2C404" alt="Enkaz kaldırma çalışmaları…" width="640" height="404" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Enkaz-kaldırma-çalışmaları….jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2974" class="wp-caption-text">Enkaz kaldırma çalışmaları…</figcaption></figure></p>
<p>Depremin ilk gecesini sabaha kadar ortaokulun bahçesinde geçirdik. Yağan yağmurun etkisiyle yangın sönmüştü. Ama ölenlerin çoğu yangından kaçamayanlardı. Kütahya’dan gelen ilk yardım ekibinde, görevli babam da vardı. Bizim sağ olduğumuzu öğrenir öğrenmez sabahına gitti görevinin başına. Enkaz kaldırma çalışmalarına…</p>
<p>Gün ağardığında Kızılay geldi ilkin, sağ kalanlar için çadır kent kurdular. Bizi yağmurdan korumaya yarayan, üzerlerimize kapalı beyaz Kızılay çadırları… Yeni evimizdi artık… Aş evi kuruldu; kadın ve çocuklara yardım ekipleri bakıyordu.</p>
<p>Evimiz yıkılmamıştı, temelden dönmüş, duvarları çatlamıştı… Bütün eşyalarımız içeride kalmıştı. Kaç günde kurtarıldı, çıkartıldı hatırlamıyorum. Ama bir keresinde gitmek istedim. Beni de götürdüler. Merdivenleri gördüm. Çıkamadım yukarı. Arası öyle açılmıştı ki, gece yarısı oradan nasıl aşağıya indiğimizi anlayamadık bir türlü… Evimizin karşındaki hamam bütünüyle yıkılmıştı. Ne çok severdim o hamamı&#8230; Her yer enkaz altındaydı, evlerini terk etmek istemeyenler, çadırlarını yıkıntıların önlerine kurmuşlardı… Yürüyordum nereye bastığımı bilmeden, molozların altında kim bilir kimler yatıyordu…</p>
<p><figure id="attachment_2975" aria-describedby="caption-attachment-2975" style="width: 533px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg" rel="attachment wp-att-2975"><img class=" td-modal-image wp-image-2975 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=533%2C359" alt="Gediz Kalesinden geriye kalanlar…" width="533" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?w=533&amp;ssl=1 533w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Gediz-Kalesinden-geriye-kalanlar….jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 533px) 100vw, 533px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2975" class="wp-caption-text">Gediz Kalesinden geriye kalanlar…</figcaption></figure></p>
<p><em>Meydanlığa geldiğimizde doğduğum kasabanın yerle bir olduğuna tanıklık ettim… Belki de bu yüzden gelmek, görmek istemiştim…  </em></p>
<p><strong><em>Tarihe bakan gözlerimin diyaframı olabildiğince açık, beş yaşında çıplak gözle ilk fotoğraflarımı çektim…</em></strong></p>
<p><strong><em>Kanaryam kurtulmuştu, kafesinde mutluydu… Ne bulursa onu yiyordu, bizim gibi onun da seçme şansı yoktu. Sağ kurtulmuştuk ya, gerisi boştu…</em></strong></p>
<p>Bir sabah “Arif Arif” diye seslenerek çıktım çadırdan dışarı.</p>
<p>“Efendim “dedi bir ses…</p>
<p>Şaşkın dönüp baktım ki, bir çift mavi göz gülümseyerek bana bakıyordu…</p>
<p>“Beni mi arıyorsun” dedi…</p>
<p>“Hayır! Kanarya mı” dedim…</p>
<p>“Kahkaha attı, Arif mi senin kanaryanın adı?”</p>
<p>Başımı evet anlamında salladım…</p>
<p>“Gel şöyle bakalım o zaman, biraz sohbet edelim” dedi…</p>
<p><figure id="attachment_2972" aria-describedby="caption-attachment-2972" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg" rel="attachment wp-att-2972"><img class=" td-modal-image wp-image-2972 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?resize=640%2C511" alt="Cami enkazı …" width="640" height="511" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Cami-enkazı-….jpg?resize=300%2C240&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2972" class="wp-caption-text">Cami enkazı …</figcaption></figure></p>
<p>Askerliğini Kütahya’da yapan Arif abiyle böyle tanıştık… Aslen Erzurumlu olduğunu, askerlik görevi için Kütahya’da bulunduğunu, depremle görevli olarak geldiğini, enkazdan yaralıları nasıl kurtardığını anlattı bana… Benim çok cesur bir çocuk olduğumu söyledi sonra, soramadım neden diye?  Ben de Kanaryamı getirip tanıştırdım onunla… İki adaş pekiyi anlaştılar…</p>
<p><figure id="attachment_2977" aria-describedby="caption-attachment-2977" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg" rel="attachment wp-att-2977"><img class=" td-modal-image wp-image-2977 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?resize=469%2C341" alt="Yeni başlayan çadır hayatı…" width="469" height="341" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Yeni-başlayan-çadır-hayatı….jpg?resize=300%2C218&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2977" class="wp-caption-text">Yeni başlayan çadır hayatı…</figcaption></figure></p>
<p><em>Cebinde küçük bir el radyosu taşırdı Arif abi… Radyosunu açmadığı zamanlar, kendi söylemeye başlardı… Köyündeyken bağlama çaldığından bahsetmişti bir keresinde. Ailecek sevmiştik onu. Çadırımızın önünde iki koca taş vardı, sanki bizim için oraya konmuş gibi. Oturup üzerine sigarasını içerdi… Ben de diğerine otururdum, o anlatırdı ben dilerdim… Masal gibi, yalnızlığı paylaşır gibi, iki dost gibi… </em><em>Bir yavuklusu vardı Ahmet abinin köyünde… İsmi Ayşe; kocaman kara gözleri varmış söylediğine göre… Nişanlanmış istemiş gitmeden askere, “ askerden dön gel salimce, sonra demişler”. Gün sayardı habire&#8230; Birliğinden ayrı biz gibi çadırda kaldığından, ne mektup yazabilir, ne mektup alabilirdi… İşi olmadığında gelir oturur taşının üzerine, türkü söyleyip dururdu, sigarası elinde…</em></p>
<p><strong><em>İlk onun radyosundan dinlemiştim bu türküyü… Çok sevmiştim, mavi gözlerindeki hasreti görüp gönlünün sesini işitmiştim…</em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/7PjNAzpGeHU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Kütahya&#8217;nın pınarları akışır<br />
Devriyeler kol kol olmuş bakışır<br />
Asalı&#8217;ya çuha şalvar yakışır</p>
<p>Aman aman Vehbi öyle de böyle olur mu<br />
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı</p>
<p>Salın gelip musallaya dayandı<br />
Kar beyaz Vehbim al kanlara boyandı<br />
Seni vuran oğlan nasıl dayandı</p>
<p>Aman aman Vehbi öyle de böyle olur mu<br />
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı</p>
<p>Yöre: Kütahya<br />
Kaynak kişi: Ahmet İnegöllüoğlu (Hisarlı Ahmet)</p>
<p><figure id="attachment_2973" aria-describedby="caption-attachment-2973" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg" rel="attachment wp-att-2973"><img class=" td-modal-image wp-image-2973 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?resize=640%2C472" alt="Çadırlarda yaşam." width="640" height="472" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Çadırlarda-yaşam..jpg?resize=300%2C221&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2973" class="wp-caption-text">Çadırlarda yaşam.</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/">Kütahyanın Pınarları – Gediz Depremi- 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kutahyanin-pinarlari-gediz-depremi-28-mart-1970/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2971</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Mar 2016 10:26:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Tanbur]]></category>
		<category><![CDATA[Tatyos Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Uşak makamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2858</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 11 Uyumak zordur kimi zaman; Ilık bir bardak sütün içine karıştırılan bal bile kar etmez bazen. Tatlı bir uykunun içinde gizemli âlemlere doğru uçarken, birden bire uyanıp kan ter içinde; evinde, yatağında hissetmek istersin kendini. Güvenmek gerekir hayata, tazelemek umudu, sevinci bir daha… Uyku akar gözlerinden, sen dua edersin içinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/">Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 11</strong></p>
<p><em>Uyumak zordur kimi zaman; Ilık bir bardak sütün içine karıştırılan bal bile kar etmez bazen. Tatlı bir uykunun içinde gizemli âlemlere doğru uçarken, birden bire uyanıp kan ter içinde; evinde, yatağında hissetmek istersin kendini. Güvenmek gerekir hayata, tazelemek umudu, sevinci bir daha… Uyku akar gözlerinden, sen dua edersin içinden görmemek için aynı kâbusu yeniden. Geçti çoktan o karanlık geceler dersin. Bilirsin gelmeyecek artık gidenler, akan ırmağın suyu dönmeyecek gerisin geriye bir daha…</em></p>
<p><strong>Zil çaldı. </strong></p>
<p>Zil çalar uyanırız. Zil çalar kalkarız… Zil çalar okula koşarız. Zil çalar, teneffüse çıkarız. Zil çalar midelerimiz; okul kantininden 25 kuruşa hamur olmuş lahmacunları alır; sustururuz bu zili. Sıcak sıcak sepetinden çıkan lahmacunlar mis gibi kokar…  Ellerimiz yanar; midelerimiz doyar…</p>
<p><figure id="attachment_2862" aria-describedby="caption-attachment-2862" style="width: 236px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg" rel="attachment wp-att-2862"><img class=" td-modal-image wp-image-2862 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?resize=236%2C181" alt="Zil çalan midelere mis kokan lahmacun…" width="236" height="181" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Zil-çalan-midelere-mis-kokan-lahmacun….jpg?resize=235%2C181&amp;ssl=1 235w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2862" class="wp-caption-text">Zil çalan midelere mis kokan lahmacun…</figcaption></figure></p>
<p>Çil çalar sınıflardan fırlarız, ellerimizde çantalarımız… Başlarız hep bir ağızdan;</p>
<p>“<strong>Zil çaldı. Ördek suya</strong> <strong>daldı. Zil çaldı.”</strong></p>
<p>Önce bahçeye, sonra atarız kendimizi caddeye… Kimi koşturur nedense. Kimi sakindir. Kimi her zaman ki gibi… Kimi arkadaşının girer koluna. Kimi yürür okul yolunda, yalnız başına…</p>
<p><strong>Oyundur her şey nasılsa, çocuk olunca! </strong></p>
<p>Okul yolu düz gider</p>
<p>Çocuklar bayram eder.</p>
<p>Öğretmenler olmasa</p>
<p>Emekler boşa gider.</p>
<p>Okul yolu taş olur</p>
<p>Çalışkanlar baş olur.</p>
<p>Tembel tembel gezenin</p>
<p>İki gözü yaş olur.</p>
<p><strong>Şarkı söyleyerek okuldan çıkmak ve neşeyle o çantaları sallamak ne keyiftir bilene…</strong></p>
<p><figure id="attachment_2860" aria-describedby="caption-attachment-2860" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg" rel="attachment wp-att-2860"><img class=" td-modal-image wp-image-2860 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar…-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Keyifle sallanan çantalar, karlı havalarda kızak olurlar…" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Keyifle-sallanan-çantalar-karlı-havalarda-kızak-olurlar….jpg?w=446&amp;ssl=1 446w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2860" class="wp-caption-text">Keyifle sallanan çantalar, karlı havalarda kızak olurlar…</figcaption></figure></p>
<p>Kızlar bir grup, erkekler başka bir grup yürürler evlere. Sokağına gelen ayrılır gruptan, ertesi günü görüşmek üzere…</p>
<p>Cumartesileri okul yarım gündür… İstiklal marşı söylenip göndere bayrak çekildi miydi başlar hafta sonu tatili…</p>
<p>Bir Cumartesi günüydü, gelenler pek azdı okula, biz bir avuç çocuk çıktık yola… Üç kız bir arada, bir de biraz uzağımızda “<strong><em>Narkissos</em></strong>”la;</p>
<p><strong>Birden durdu ve dedi ki “ Kim bizim eve kadar çantamı taşımak ister?”</strong></p>
<p>Havada bulduk parmaklarımızı bir anda…</p>
<p>Kızların ona olan ilgisinin farkında, kendine duyduğu güvenle bu tablo karşında; mağrur gülümsedi…</p>
<p><strong>“Kura çekelim o zaman aranızda” dedi</strong></p>
<p>“Gerek yok” dedim ben… “Üçümüz de taşırız”.</p>
<p><strong>“Nasıl olacak o” dedi.</strong></p>
<p>“Üst yoldan gideriz, her birimiz bir sokak taşır”. Dedim</p>
<p>Ve elinden kaptığım gibi çantasını… Baktım arkamda kala kaldı…</p>
<p>Öğrenmek için evinin tam yerini, işte bu iyi bir fırsattı…</p>
<p><em>Üç sokak dolaşıp getirdik çantasını evine. Konuşmak için bulduk bir sürü bahane… Kendini beğenmişliğini perçinlemek miydi niyeti, yoksa evini öğrenmemizi mi istemişti bilemedim. Çok konuşup çok güldük, birlikte olmak ne kadar keyifliydi onunla&#8230; Bildiğim tek şey bundan sonra, aklımın yalnız kaldığıydı “<strong>O”</strong> nda…  </em></p>
<p>23 Nisan törenleri için öğretmenimiz bir tiyatro oyunu sahnelemek istiyordu. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler oynanacaktı… Türkçesi ve ezberi iyi olan öğrenciler arasından bir seçme yapıldı… Ancak Pamuk prenses ile prens rolü ikişer kişi arasında paylaştırdı… Hangi grup daha iyi ezberler ve daha iyi oynarsa, onlar sahneye çıkacaktı…</p>
<p><em>Seçilen prenseslerden biri bendim, seçilen prenslerden biri de <strong>“O”. </strong></em></p>
<p><em>Fakat ayrı gruplardaydık<strong>. </strong> Ne olurdu sanki birlikte oynasaydık. Ben başka bir prensle provaları yapıyordum, o başka bir prensesle… Hayal kuruyordum her gece, ikimiz seçiliyorduk, ben beyaz elbisem ve tozpembe pelerinimle çıkıyordum karşısına… Uzun saçlarımda pembe yapma çiçeklerden bir taçla… Bana kırmızı gül uzatıyordu reveransla… Gülü nazikçe alıyor ve kokluyordum yavaşça…</em></p>
<p>Seçimler yapıldı, sonuç açıklandı. Bizim grup kazanmıştı. Sevinmeli miydim yoksa üzülmeli mi bilemedim…</p>
<p><em>Pamuk prensi oynayacaktım evet ama neredeydi hayallerimdeki prens karşımda? </em></p>
<p>Okuldan ilk ben çıktım, çünkü dayanamamıştım… Eve gelene kadar ağladım… Hayaller ile gerçeklerin farkına ilk kez vardım… Radyomuz yetişti imdadıma; bıraktım kendimi onun huzuruna… Barış Manço söylüyordu, daha önce olduğu gibi yine o yumuşak sesiyle, yine Uşak makamından sımsıkı yakalamıştı beni…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/alPklKQd_l4?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Gamzedeyim deva bulmam garibim bir yuva kurmam<br />
Kaderimdir hep çektiğim inlerim hiç reha bulmam</p>
<p>Elem beni terk etmiyor hiçte fasıla vermiyor<br />
Nihayetsiz müteakiben doğrusu ömür yetmiyor<br />
Elem beni terk etmiyor hiçte fasıla vermiyor<br />
Nihayetsiz müteakiben doğrusu ömür yetmiyor.</p>
<p><figure id="attachment_2861" aria-describedby="caption-attachment-2861" style="width: 257px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg" rel="attachment wp-att-2861"><img class=" td-modal-image wp-image-2861 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım…-257x300.jpg?resize=257%2C300" alt="Tanbur, yeni yol arkadaşım…" width="257" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg?resize=257%2C300&amp;ssl=1 257w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Tanbur-yeni-yol-arkadaşım….jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 257px) 100vw, 257px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2861" class="wp-caption-text">Tanbur, yeni yol arkadaşım…</figcaption></figure></p>
<p><em>Tatyos Efendi’nin en tanınmış eserlerinden biri olan bu şarkı, yol arkadaşım olacaktı bundan böyle uzun ince hayat yolculuğunda… Yaşanacak her hayal kırıklığında ilk kucağını o açacak, birlikte daha nice badireler atlatılacaktı.  Yeniden doğrulup, topladığımız kırıklarla devam edecektik uzayıp giden yola… </em></p>
<p><strong><em>Yıllar sonra bir gün, bu eski dostu tanburla çalmak bizzat nasip olacaktı bana…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/">Gamzedeyim Deva Bulmam &#8211; Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gamzedeyim-deva-bulmam-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2858</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gediz Depremi – 28 Mart 1970</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Mar 2016 12:07:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[foto belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[fotoroman]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2805</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikayelerimizin Müziği; Dış Dünya Gözüyle  (ARA NAĞME &#8211; 1) 28 MART 1970 DEPREMİ “Gelen baharın ılık güneşi altında Gediz’de yine pazar kurulmuş ve insanlar yorucu bir günün ardından yatmaya hazırlanıyordu. Saatlerin 23.05’i gösterdiği an, aniden yerin derinliklerinden gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem, ilçenin üstene korkunç bir kabus gibi çökerken Gediz’i de bir anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/">Gediz Depremi – 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikayelerimizin Müziği; Dış Dünya Gözüyle  (ARA NAĞME &#8211; 1)</strong></p>
<p><strong>28 MART 1970 DEPREMİ</strong></p>
<p>“Gelen baharın ılık güneşi altında Gediz’de yine pazar kurulmuş ve insanlar yorucu bir günün ardından yatmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Saatlerin 23.05’i gösterdiği an, aniden yerin derinliklerinden gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem, ilçenin üstene korkunç bir kabus gibi çökerken Gediz’i de bir anda yurt ve dünya gündeminin başına oturtuverdi.</p>
<p>Zifiri bir karanlık ve karanlıktan kopup gelen çığlıklar, yardım dileyen acı dolu iniltiler, yangınlar, cayır cayır yanan insanlar, korku, dehşet, çaresizlik ve aniden başlayan yağmur&#8230;</p>
<p>1970 Gediz Depremi, ilçe tarihine işte böylesine acılar yaşanan bir felaket olarak geçti. Ateş her zaman düştüğü yeri yakardı. O gün de öyle oldu. Ancak ateş bu kez 26 bin konutun üstüne birden düşmüştü.</p>
<p>Her şey altı saniyede olup bitmiş, deprem 1086 can almış, 1258 kişi de yaralanmıştı. Deprem 13.250 km2’lik alanda yıkıma neden oldu ve Türkiye’nin %45’inde hissedildi. Bu alan içinde 9.473 bina yıkıldı ya da ağır hasar gördü.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/QGftvvo6DNY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Kaynak: Eski Gediz Belediye Başkanlığı</strong></p>
<p>“İlçemizde 1970 yılında meydana gelen Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetindeki deprem ile  ilgili yeni fotoğrafla ortaya çıktı.</p>
<p>Fotoğrafları Antalya İlinde yaşayan Cengiz ÖZTUÇ Kaymakamlığımıza gönderdi.</p>
<p>1970 yılında İstanbul Üniversitesi Fizik Matematik Öğretmenliği bölümünde okuyan Cengiz ÖZTUNÇ Üniversite Rektörlüğü tarafından gönüllü 20 öğrencinin Gediz’e yardım amacıyla gönderildiklerini, Gediz’e gelerek yardıma ihtiyacı olan herkese yardımda bulunduklarını belirtti.</p>
<p>O tarihte çektiği fotoğrafları bu güne kadar sakladığını ve 61 adet fotoğrafı Kaymakamlığımıza gönderdiğini ifade etmiştir.</p>
<p>Cengiz ÖZTUNÇ’un göstermiş olduğu bu duyarlılık nedeniyle Gediz Kaymakamlığı olarak bizlerde kendisine Gediz halkı adına teşekkür ederiz.”</p>
<p><strong>Kaynak: Gediz Kaymakamlığı</strong></p>
<p><strong>İşte o fotoğraflardan bazıları:</strong></p>
<p><figure id="attachment_2807" aria-describedby="caption-attachment-2807" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg" rel="attachment wp-att-2807"><img class=" td-modal-image wp-image-2807 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=469%2C306" alt="Gediz Depremi-1" width="469" height="306" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-1.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2807" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-1</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2808" aria-describedby="caption-attachment-2808" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg" rel="attachment wp-att-2808"><img class=" td-modal-image wp-image-2808 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=469%2C312" alt="Gediz Depremi-2" width="469" height="312" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2808" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-2</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2809" aria-describedby="caption-attachment-2809" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg" rel="attachment wp-att-2809"><img class=" td-modal-image wp-image-2809 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=469%2C315" alt="Gediz Depremi-3" width="469" height="315" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-3.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2809" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-3</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2810" aria-describedby="caption-attachment-2810" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg" rel="attachment wp-att-2810"><img class=" td-modal-image wp-image-2810 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?resize=469%2C346" alt="Gediz Depremi-4" width="469" height="346" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-4.jpg?resize=300%2C221&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2810" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-4</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2811" aria-describedby="caption-attachment-2811" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg" rel="attachment wp-att-2811"><img class=" td-modal-image wp-image-2811 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?resize=469%2C329" alt="Gediz Depremi-5" width="469" height="329" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-5.jpg?resize=300%2C210&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2811" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-5</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2812" aria-describedby="caption-attachment-2812" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg" rel="attachment wp-att-2812"><img class=" td-modal-image wp-image-2812 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=469%2C309" alt="Gediz Depremi-6" width="469" height="309" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-6.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2812" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-6</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2813" aria-describedby="caption-attachment-2813" style="width: 462px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg" rel="attachment wp-att-2813"><img class=" td-modal-image wp-image-2813 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?resize=462%2C352" alt="Gediz Depremi-7" width="462" height="352" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?w=462&amp;ssl=1 462w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-7.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2813" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-7</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2814" aria-describedby="caption-attachment-2814" style="width: 363px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg" rel="attachment wp-att-2814"><img class=" td-modal-image wp-image-2814 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?resize=363%2C336" alt="Gediz Depremi-8" width="363" height="336" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?w=363&amp;ssl=1 363w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-8.jpg?resize=300%2C278&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 363px) 100vw, 363px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2814" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-8</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2815" aria-describedby="caption-attachment-2815" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg" rel="attachment wp-att-2815"><img class=" td-modal-image wp-image-2815 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?resize=469%2C348" alt="Gediz Depremi-9" width="469" height="348" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-9.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2815" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-9</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2816" aria-describedby="caption-attachment-2816" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg" rel="attachment wp-att-2816"><img class=" td-modal-image wp-image-2816 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=469%2C309" alt="Gediz Depremi-10" width="469" height="309" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-10.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2816" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-10</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2817" aria-describedby="caption-attachment-2817" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg" rel="attachment wp-att-2817"><img class=" td-modal-image wp-image-2817 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=469%2C335" alt="Gediz Depremi-11" width="469" height="335" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=300%2C214&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-11.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2817" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-11</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2818" aria-describedby="caption-attachment-2818" style="width: 469px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg" rel="attachment wp-att-2818"><img class=" td-modal-image wp-image-2818 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?resize=469%2C352" alt="Gediz Depremi-12" width="469" height="352" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?w=469&amp;ssl=1 469w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Gediz-Depremi-12.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2818" class="wp-caption-text">Gediz Depremi-12</figcaption></figure></p>
<p>Gediz Depreminin üzerinden tam 46 yıl geçti; Eski Gediz- Yeni Gediz diye ikiye ayrıldı kasaba…</p>
<p>Yeni Gediz’de her şey yeniden kuruldu… Eski Gediz onarıldı ve tarihi kasabalarımızdan biri olarak zamana direnmekte hâlâ…</p>
<p>Ama hafızalarımızda kalanlar tazeliğini koruyor, beyinlerimizde çektiğimiz fotoğrafları anlatmaya kelimeler yetmiyor…</p>
<p>Dilimiz döndüğünce yüreğimizden gelenler, geldikleri gibi yalın, yalansız, hilafsız, kendiliğinden kağıtlara dökülüyor… Okuyucuyla buluşuyor…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/">Gediz Depremi – 28 Mart 1970</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gediz-depremi-28-mart-1970/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2805</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Pazartesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/pazartesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/pazartesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Mar 2016 11:31:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2757</guid>
				<description><![CDATA[<p>Pazartesi kokardın bir zamanlar Hatırlar mısın? İçli içli hani… Fırından taze çıkmış susamlı bir simit gibi, Yanında çay, açık, berrak, sıcacık… Üşümüş ellerin bir türlü ısınmazdı. Dokunamazdım parmak uçlarına… Ne yapsan kar etmezdi, Dinmeyen yalnızlığına… Gözpınarlarında biriken damlalar gibi, Susardı ellerin de, Tutamadığım avuçlarında… Yanına sokulurdum usulca, Nefes alırmış gibi, Her zaman ki gibi, Hiçbir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazartesi/">Pazartesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Pazartesi kokardın bir zamanlar</p>
<p>Hatırlar mısın?</p>
<p>İçli içli hani…</p>
<p>Fırından taze çıkmış susamlı bir simit gibi,</p>
<p>Yanında çay, açık, berrak, sıcacık…</p>
<p>Üşümüş ellerin bir türlü ısınmazdı.</p>
<p>Dokunamazdım parmak uçlarına…</p>
<p>Ne yapsan kar etmezdi,</p>
<p>Dinmeyen yalnızlığına…</p>
<p>Gözpınarlarında biriken damlalar gibi,</p>
<p>Susardı ellerin de,</p>
<p>Tutamadığım avuçlarında…</p>
<p>Yanına sokulurdum usulca,</p>
<p>Nefes alırmış gibi,</p>
<p>Her zaman ki gibi,</p>
<p>Hiçbir şey yokmuş gibi…</p>
<p>Fark ettirmeden,</p>
<p>Ciğerlerime doldururdum seni…</p>
<p>Günlerce çıkmazdı kokun içimden</p>
<p>Bu yüzden çok severdim</p>
<p>Bir zamanlar Pazartesileri…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/pazartesi/">Pazartesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/pazartesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2757</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 07:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Boş beşik]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz Depremi]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Akgün]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2730</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9 Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9</strong></p>
<p><em>Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini o da sımsıkı umutsuzca…</em></p>
<p>Geceydi. Çocuklar için geçti. Ama geçmedi o üç-beş dakika… Bitmek bilmedi bir türlü, sallandı sallandı, dinmedi uğultusu. Sarıldık mı birbirimize? Korku muydu titreten bizi soğuk mu bilemedik? Çocuktuk, nerden bilecektik? Sabahına pasta yiyecektik… Doğum günü pastası, sürpriz yapacaktık abime, ne çok eğlenecektik… 14 yaşı bitiyordu, 15’inden gün alıyordu… Elinde bir fenerle çıkış yolu arıyordu karanlıkta, düşüp yere takılıyordu…</p>
<p><em>“Telefon edelim anneme” dedim. Hatırlıyorum, sesim nasıl çıktı, başka ne dedim bilemiyorum.</em></p>
<p><em>Yan odaya geçtik, telefona uzandık, kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı… Az önce konuşmuştum ya… İyi geceler, iyi uykular, tatlı rüyalar dilemiştim ucunda… Neden çalışmıyordu peki şimdi? Duvarda neden sessiz duruyordu, eriştirmiyordu bize annemizi?</em></p>
<p><figure id="attachment_2733" aria-describedby="caption-attachment-2733" style="width: 217px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg" rel="attachment wp-att-2733"><img class=" td-modal-image wp-image-2733 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg?resize=217%2C232" alt="Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…" width="217" height="232" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2733" class="wp-caption-text">Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…</figcaption></figure></p>
<p>Elektrikler kesik çalışmaz ki dedi teyzem…</p>
<p>Dışarı çıkalım dedi abim…</p>
<p>Sarhoşlar var çıkmayalım dedi teyzem…</p>
<p><strong><em>Bir şey demedim ben.</em></strong></p>
<p>Ne deseydim. Annem ‘iş’te babam şehirde, biz yalnızız evde işte… Dışarısı soğuk, evimiz soğuk, ellerimiz buz kesmiş, üşümüş yüreklerimiz… Karanlık… Soğuk… Kırık bir umut… Neden sonra buldu abim gaz lambasını, yakmak için kibrit ararken bir ses geldi ünleyen! Kapıyı açtık bir de baktık ki annem…</p>
<p>Telaşla sarıldık birbirimize, vuslat hiç bu kadar güzel olmamıştı. Ama çıkmak gerekti evden, bir battaniyeye sarıp beni, kucakladı annem.</p>
<p><em>Soğuktu, olabildiğince soğuk… Dişlerim birbirine vuruyordu. Karanlıkta yürüyorduk, nereye hiç bilmiyorduk. Sesler geliyordu, duymaya çalışıyorduk… El fenerleri bir yanıp bir sönüyordu. Işık vurunca görebiliyorduk yolu. “Hamam yıkılmış” dedi biri. “Meydana gidelim orası açıklık” dedi başka biri… Nereye bastığımızı bilmiyorduk, arada bir takılıp düşüyorduk… Sıkıca sarılmıştım boynuna… “Dua et kızım” dedi annem kulağıma, “dua et”. Dua etmeye başladım. Ezberlediğim iki sure vardı… Beşindeydim daha… Başladım onları okumaya… Kevser ile İhlas… </em></p>
<p>Kalabalıktı, bağıranlar, feryat edenler… Çığlık attı biri…” Eyvah yangın çıktı”…</p>
<p>”İtfaiye “  dedi başka biri… Çıkaralım dediler… Ama çoktan yıkılmıştı itfaiye, <strong>bir tek</strong> aracı vardı Gediz’in oda enkaz altındaydı…</p>
<p>Meydandaydık artık, kurtulanlar toplanmıştı. Sarsıntı sırasında devrilen sobalardan çıkmıştı yangın. Kerpiç ve yığma evlerden kim kurtulabildiyse oradaydı, ya geride kalanlar? Ya yangın?</p>
<p>“Bari yağmur yağsa” dedi biri. Yangını söndürmenin başkaca yolu yoktu anlaşılan.</p>
<p><em>Allah’ım ne olur yağmur yağdır, dedim içimden, dua ettim. Ne olur Allah’ım yağmur yağsın. Başka bütün cümleler bitmişti… Hep aynı şeyi tekrarladım… Allah’ım ne olur yağmur yağsın… Allah’ım ne olur… Allah’ım yağmur!</em></p>
<p>Yangın artan rüzgârın etkisiyle hızla ilerliyor, postaneye doğru geliyordu… “Kuranportörü kurtaralım” dedi annem… Birkaç kişi atıldı hemen, postaneye koştular… Dış dünya ile tek iletişimimizi kurtarmak için atıldılar. Kadınlar ve çocuklar bekliyordu. Yangının sıcaklığı yüzlerimize vuruyordu, elimiz kolumuz bağlı izliyorduk uzaktan… Alevlerin aydınlığında görebiliyorduk birbirimizi, olanı biteni ancak anlayabilmişti ahali… Herkes tanıdıklarını soruyordu, komşusunu, akrabasını… Eş dost kim varsa haber almaya çalışıyordu… Enkaz altında kimlerin kaldığı, bulunmaya çalışılıyordu…</p>
<p><em>Arkadaşlarımı düşündüm bende, aklıma gelenleri, kurtuldular mı acaba diye? Ama soramadım sesim çıkmıyordu. Kurduğum tek cümle vardı, <strong>“Allah’ım ne olur yağmur yağsın”.</strong> Yoksa bütün Gediz yanacaktı&#8230;<strong> “Allah’ım ne olur yağmur”…</strong></em></p>
<p>Kuranportör kurtarıldı, meydana taşındı. Yangın postaneye ulaştı. Ve yağmur yağmaya başladı… İnsanlar sevinç çığlıkları attılar… Saçak altına sığındı kalanlar… Postaneye ulaşan yangın kesti hızını, adeta durdu ve kaldığı yerde devam etti, için için…</p>
<p>Sabaha kadar beklemek gerekiyordu yardım için. Beklenecek bir yer yoktu. “Ortaokulun bahçesine gidelim” dediler… İlçenin dışındaydı epey… Bir grup kadın ve çocuk başladık yürümeye…</p>
<p>Geceleri uykuya varmadan önce mutlaka dinlediğim iki plak vardı… Her gece birini dinlediğim… Bu gece yatmadan evvel de bunu dinlemiştim…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/o0bNO23Ssnw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği çamdan<br />
Yuvarlandı düştü damdan<br />
Bey babası gelir Şam&#8217;dan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği bakır<br />
Yerinden kalkmıyor ağır<br />
Ben sallarım tıkır tıkır<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey</p>
<p><figure id="attachment_2732" aria-describedby="caption-attachment-2732" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg" rel="attachment wp-att-2732"><img class=" td-modal-image wp-image-2732 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Boş Beşik" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?w=440&amp;ssl=1 440w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2732" class="wp-caption-text">Boş Beşik</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Uykuma kaldığım yerden devam edebilir miyim artık? Beş yaşındayım? Uykum var? Çok uykum var…Uykum… çok …</em></strong></p>
<p>Muzaffer Akgün’ün o yanık sesi kulağımdaydı… Uşşak makamındaki türküsü, Mart ayının zemheri soğuğunda sıcak bir çorba gibi ısıtıyordu ruhumu…</p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey…</p>
<p><strong><em>Kaç beşik boş kaldı bu gece? Kaç anne söyleyecek artık bu türküyü bundan böyle?</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seninle Dans Ediyoruzya Hani</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 11:49:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2698</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seninle dans ediyoruzya hani Gündüzü geceye katarak Bir düş yolcusunun zulasında… İşte o anlarda, Celladının ellerine uzanır gibi Uzanıyorum sana… Sen gözlerinin haşmetiyle, Boynumun üstünde tutuyorsun hançerini… Dilim hep göğsümün ucunda. Bırak tutma! Kör karanlığın uçurumlarında beni… Bırak! Kuyularda derinleşsin gözlerim, Alışsın karanlığa… Kanayan yaralar nasıl olsa benim. Vurduğun darbelerin hükmü nedir ki? Suskunluğunda sözlerinin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/">Seninle Dans Ediyoruzya Hani</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seninle dans ediyoruzya hani</p>
<p>Gündüzü geceye katarak</p>
<p>Bir düş yolcusunun zulasında…</p>
<p>İşte o anlarda,</p>
<p>Celladının ellerine uzanır gibi</p>
<p>Uzanıyorum sana…</p>
<p>Sen gözlerinin haşmetiyle,</p>
<p>Boynumun üstünde tutuyorsun hançerini…</p>
<p>Dilim hep göğsümün ucunda.</p>
<p>Bırak tutma!</p>
<p>Kör karanlığın uçurumlarında beni…</p>
<p>Bırak!</p>
<p>Kuyularda derinleşsin gözlerim,</p>
<p>Alışsın karanlığa…</p>
<p>Kanayan yaralar nasıl olsa benim.</p>
<p>Vurduğun darbelerin hükmü nedir ki?</p>
<p>Suskunluğunda sözlerinin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/">Seninle Dans Ediyoruzya Hani</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seninle-dans-ediyoruzya-hani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2698</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 13 Mar 2016 10:13:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2649</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği-Filmi, Çocuk Gözüyle &#8211; 8 Uzadıkça uzar yaz geceleri… Ilık ılık eserken meltemin yeli, hanımeli kokularını çiğdemlere taşır… Çiğdemlerden alır leylaklara, leylaklarınkini mor salkımlara uzatır… Sarar sevdiceğinin boynunu sarmaşıklar gibi dolana dolana. Sevda yârin düşüne gebedir ama, her yar ‘yâr’ mıdır yârene acaba? Düşlerine giriverir de en ince anında, bir de bakmışsın usulcacık pembe [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/">Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği-Filmi, Çocuk Gözüyle &#8211; 8</strong></p>
<p>Uzadıkça uzar yaz geceleri… Ilık ılık eserken meltemin yeli, hanımeli kokularını çiğdemlere taşır… Çiğdemlerden alır leylaklara, leylaklarınkini mor salkımlara uzatır… Sarar sevdiceğinin boynunu sarmaşıklar gibi dolana dolana. Sevda yârin düşüne gebedir ama, her yar ‘yâr’ mıdır yârene acaba? Düşlerine giriverir de en ince anında, bir de bakmışsın usulcacık pembe tozlar bırakıvermiş sabahına…</p>
<p>Gündüz yangın yeri gibidir hava, kavurur atar. Nefes alınamaz, ortalığa çıkılamaz. Ama güneş batmaya yüz tuttu mu bir serinlik iner, ferahlar ortalık birazcık… Gölgelikler kaldırılır, balkonlar, sahanlıklar yıkanır, bahçelere minderler atılır. Mahalleli sokağa doluşur. Çoluk çocuk yaşamaya başlar adeta. Alış verişe anca çıkılır. Artık top oynamak ip atlamak zamanıdır. Mutfaklardan kızartma kokusu yayılır etrafa… Ekmek arası yapılıp, tutuşturulur küçüklerin ellerine… Ayranlar çalkalanır bir taraftan, buzlu buzlu doldurulur bardaklara… Pide kuyruğunda bekleyenler koşarak gelirler elleri yana yana… Eve girmeden daha hemen oracıkta yarılarlar pideyi ve beklerler ezan sesini.  Bekler bütün ahali…  Ne zaman ki Hacı Hamza Camisinin müezzini, “Allahu Ekber” dedi miydi? Hep beraber başlar iftar vakti…</p>
<p>Hemen hemen yoktur tutmayan orucu Ramazanda. Yaş bir kere yediyi geçti miydi kim var kim yoksa alır nasibini oruçtan yana… Kimse bizi çocuktan saymadığı için bilfiil otuz Ramazan tutarız orucumuzu. Zaman kısadır ya iftarla sahur arası, yatmadan bekleyip sahurdan sonra uykuya dalarız… İftar edilip üzerine az şekerli kahveler içildiğinde erkekler teravih namazına giderler… Koca Sinan’dan kalma olduğu söylenen Hacı Hamza Camisi, erkekleri bekler… Kadınlar namazlarını evde eda ederler.</p>
<p><figure id="attachment_2651" aria-describedby="caption-attachment-2651" style="width: 633px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg" rel="attachment wp-att-2651"><img class=" td-modal-image wp-image-2651 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=633%2C424" alt="Hacı Hamza Camii" width="633" height="424" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?w=633&amp;ssl=1 633w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Hacı-Hamza-Camii.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 633px) 100vw, 633px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2651" class="wp-caption-text">Hacı Hamza Camii</figcaption></figure></p>
<p>Sahur vaktine kadar mahalleli ayaktadır… Kimileri komşuluk ederler birbirleriyle, kimileri çoluk çombalak uzanır sahile… Samatya’ya kadar gidilip gelene yürüye yürüye, ancak hazmeder yemekler. Sahura kadar açılsın diye midede yerler… En sevdiğimiz eğlence dondurma yemektir sahilde.   Gündüzün yanan içimize ferahlık verecek diye dört gözle beklediğimiz andır… Tutulan uzun orucun mükâfatıdır…</p>
<p>Gece gezmesi yapılmayacak ise evde oturulup televizyon izlenir. Malum ya siyah beyaz tek kanalımızda, ne varsa şansımıza. Renkli çekilmiş zamane filmlerini, artık düşlerimiz renklendirir…</p>
<p><figure id="attachment_2650" aria-describedby="caption-attachment-2650" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Dömüş-Türkan-Şoray.jpg" rel="attachment wp-att-2650"><img class=" td-modal-image wp-image-2650 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Dömüş-Türkan-Şoray.jpg?resize=220%2C298" alt="Dömüş-Türkan Şoray" width="220" height="298" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2650" class="wp-caption-text">Dömüş-Türkan Şoray</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>İşte böyle bir akşamda izlenmiştir Türkan Şoray- Kadir İnanır’ın filmi… Dönüş…</em></strong></p>
<p><em>Gülcan,(Türkan Şoray) kendisi gibi bir köylü olan İbrahim ( Kadir İnanır) ile evlenmiştir. Borç harç bir tarla alınmıştır ama, köyün ağası (Bilal İnci) göz koyduğu Gülcan’la izin vermez mutlu olmalarına. İbrahim Almanya’ya çalışmaya gider. Gülcan bebesiyle kalır bir başına. İbrahim’inden gelen mektupları okutur artık kimi bulursa. Köylü şikâyet edince de, gider köy öğretmeninden okuma yazma öğrenir. Köy ağası boş durur mu? Kendine yüz vermeyen Gülcan’ı rahat bırakır mı? Öğretmenle – Gülcan’a iftira atar… Köylüler Gülcan’ı dövüp evine hapseder. Bununla da kalmayıp dereden geçen Gülcan’a saldırırlar bebek dereye düşer ve oracıkta boğulur. Ama çocuğu gömmek istemez Gülcan, babası gelsin diye bekler. İbrahim ise artık Almanyalı olmuştur, kendine başka bir hayat kurmuştur. Ne aklında Gülcan vardır ne de oğlu. Bir Alman kadınla yaşamaya başlamıştır. Üstelik bir de çocukları olmuştur. Gülcan yolunu gözler İbrahim’inin… Kendini korumak uğruna, umutla, sabırla, hasretle bekler sevdiceğini… Ne bilsin olanı biteni…</em></p>
<p><em>Öğretmen gitmek zorunda kalır köyden. Giderken de bebeği gömmesi gerektiğine ikna eder Gülcan’ı. Ağa bu bırakır mı peşini garip Gülcan’ın. Kendine evet demezse, devam edeceğini söyler işkencelerine… Bunun üzerine Gülcan pusu kurar öldürür Ağayı. Ve…</em></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="480" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/x11lk3o" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Sevdasının, çilesinin, bebesinin yasını bile tutamayan Gülcan, merhametini kucağında taşır…</p>
<p><em>Uzadıkça uzayan vefasız bir ‘yâr’ dır yaz geceleri…</em> <em>Samyelinin yakıcı eli</em> <em>sorgusuz sualsiz yardan yuvarladı mı seni, ne olduğunu anlamadan kala kalırsın dibinde ‘yârsız’, YAR’ın! </em></p>
<p><figure id="attachment_2653" aria-describedby="caption-attachment-2653" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg" rel="attachment wp-att-2653"><img class=" td-modal-image wp-image-2653 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?resize=480%2C360" alt="Kucakta taşınan merhamet -Türkan Şoray" width="480" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kucakta-taşınan-merhamet-Türkan-Şoray.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2653" class="wp-caption-text">Kucakta taşınan merhamet -Türkan Şoray</figcaption></figure></p>
<p><em>Yaralayan ‘yâr’dır , göğsünde açılan koca bir yarayla yaralanan ise ‘yâran’dır…</em> <em>Bilirsin ihanetin tuzlu tadını basarsın yarana, kızarsın kendine seversin hâlâ diye? Ama kâr eder mi söz dinlemez gönlüne?</em> <em>Nereye baksan onu görürsün artık, neye elini atsan tuttuğundur… Bırakırsın yüreğini merhametin seline… Sevginin yanan meşalesidir elinde. Ateşin kor olsa da dilinde çeken sensin, seven sen, uğruna ölünecek aşkın senindir kime ne?</em></p>
<p><em>Bulursan kaynağını sevginin, akar oluk oluk buz gibi pınar… Ne dert kalır ne acılar… Serinletir her daldığında biraz daha, biraz daha… Sen daldıkça soğutur seni, sen soğudukça su olursun… Sudan akarsın damla damla,  varıp dönersin geldiğin pınarın kaynağına…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/">Hasretinle Yandı Gönlüm &#8211; Seha Okuş / Türkan Şoray – Dönüş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hasretinle-yandi-gonlum-seha-okus-turkan-soray-donus-filmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2649</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanlar Üç&#8217;e Ayrılmakta…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Mar 2016 12:06:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2587</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlar Üç&#8216;e ayrılmakta… Bir; çember gibi yaşayanlar. İki; daire gibi yaşayanlar. Üç; nokta gibi yaşayanlar… &#160; Matematikçiler alınmayın sakın! &#160; Çember gibi yaşayanlar, Teğet geçiyorlar sırrına hayatın… Koklayamıyorlar bir gülü doyasıya. Uçamıyorlar peşi sıra kuşların… Bırakıp seslerini rüzgâra, Duyamıyorlar yankısını ıssızlıkta… Gözbebeklerinde saklı özlemleriyle Bakıyorlar uzaktan yalnızca… &#160; Daire hapishanesinde olanlar, Merkezinde dünyanın… Güneş onlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/">İnsanlar Üç&#8217;e Ayrılmakta…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanlar <em>Üç</em>&#8216;e ayrılmakta…</strong></p>
<p><strong><em>Bir;</em></strong> çember gibi yaşayanlar.<br />
<strong><em>İki</em>; </strong>daire gibi yaşayanlar.<br />
<strong><em>Üç;</em></strong> nokta gibi yaşayanlar<strong>…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Matematikçiler alınmayın sakın!</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çember gibi yaşayanlar,</p>
<p>Teğet geçiyorlar sırrına hayatın…</p>
<p>Koklayamıyorlar bir gülü doyasıya.</p>
<p>Uçamıyorlar peşi sıra kuşların…</p>
<p>Bırakıp seslerini rüzgâra,</p>
<p>Duyamıyorlar yankısını ıssızlıkta…</p>
<p>Gözbebeklerinde saklı özlemleriyle</p>
<p>Bakıyorlar uzaktan yalnızca…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daire hapishanesinde olanlar,</p>
<p>Merkezinde dünyanın…</p>
<p>Güneş onlar için doğuyor her gün.</p>
<p>Karıncalar onlar için çalışıyor…</p>
<p>Gece ile gündüz, fır dönüyor etraflarında.</p>
<p>Nehir onlara doğru akıyor…</p>
<p>Başağından buğday onlar için çıkıyor.</p>
<p>Toprak? Yediveren yalnızca…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nokta olanlara gelince;</p>
<p>Kapatıyorlar cümlelerin kapısını,</p>
<p>Açılsın diye bir yenisi…</p>
<p>Rakamları ayırıyorlar birbirinden,</p>
<p>Karışmasın diye her birisi…</p>
<p>Elbet biliyorlar bütün doğruların gelip gittiğini,</p>
<p>Kendilerinden geçerek sonsuza eriştiğini…</p>
<p>Bilgelik tohumunun <strong><em>hiç’lik</em></strong> toprağında yeşerdiğini…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/">İnsanlar Üç&#8217;e Ayrılmakta…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/insanlar-uce-ayrilmakta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Göreceksin Kendini</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Mar 2016 07:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç kapmaca]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Eros]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Narkissos]]></category>
		<category><![CDATA[Nergis]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2505</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7 Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7</strong></p>
<p>Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce teşekkür eder yapraklarının arasından, dinleyin… Sonra tanımaya çalışın onu, hangi ağaç olduğunu bulmaya çalışın… Kokusundan, dokusundan… Yapraklarından belki ona ulaşmaya, köklerinden inmeye çalışın toprağına… Pişman olmayacaksınız…</p>
<p>Okulumuzun küçük bir bahçesi vardı içinde ağaçları olan… Teneffüslerde soluğu doğruca bahçede alırdık, beton zeminden kurtarıp kendimizi, atardık ağaçların kucağına, toprağa… Zil çaldı mı yayından fırlayan oklar gibi adeta… Kapmak için ağaçları…</p>
<p>İlkokul üçüncü sınıftayım… Büyük- küçük bütün çocukların tek neşesi bu ağaçlar ve oyunumuz “ ağaç kapmaca”… Kızlı erkekli; kim tutarsa ilk, onundur ağaç sanki… Sona kalan ebe olur! Teneffüsün sonuna kadar kapamazsa bir ağaç, diğer teneffüs yine ebe; o olur…</p>
<p>Duvarın dibindeki ağaca göz dikerdim genellikle… Pek kimse istemezdi meşe palamudunu… En uzak o diye diğerlerine…</p>
<p><em>O gün yine kapayım derken, birde baktım <strong>O</strong> da kapmış benim palamudu… İkimiz aynı anda sardık gövdesini ağacın, ellerimiz değdi birbirine… Gözlerimiz gözlerimize… Su yeşili bu nasıl bir şey böyle! Sarı saçları uzuncaydı hafif… Beyaz teni parlak, gözlerimin içine bakarak </em></p>
<p><em>“Tamam ebe ben olayım” dedi ve gitti… Yüreğimi de alıp, sarıldığım ağaca sımsıkı beni bağlayıp…</em></p>
<p>Okulumuza ve sınıfımıza yeni gelmişti. Babası hava subayı olduğu için başka bir ilden tayin olmuşlardı… Annesi Türkçe öğretmeniydi… O yüzden mi nedir Türkçesi çok iyiydi, hikâyeleri hep ona okuturdu öğretmenimiz… Ses tonundaki yumuşaklıkla onu sonsuza kadar dinleyebileceğimi düşünürdüm… Kelimeler ağzından tek tek çıkar, virgül ve noktalarda nefeslenir ve tekrar okumaya başlardı…</p>
<p><em>Türkçe derslerini ne çok sevmiştim artık… Sadece Türkçe derslerini mi acaba?</em></p>
<p>Kızlar teneffüslerde kol kola gezerken bahçede, kendi aralarında fısıldaşıp konuşurlardı, ama değilsen gruplarından seni aralarına almazlardı…</p>
<p>Gruplarından değildim, bana göre değildi… Tek bir arkadaşım vardı o kadar. Annelerimizin birbirimize gitmesine izin verdiği… Eve dönüş yolunda ordan burdan konuştuğumuz, beraber ödev yaptığımız. Bir gün dayanamadık ve açıldık birbirimize… Böylece <strong><em>O</em></strong>nun nerde oturduğunu öğrendim, bir kız kardeşi olduğunu… Futbol oynamayı çok sevdiğini… Ve daha başka şeyleri… Çocuklukta aşk başkadır… Bir oyuncayı paylaşır gibi paylaşırsın sevdiğini, kıskanmak aklının ucuna gelmez, bilirsin senin olmadığını; bilirsin kimsenin olmadığını…</p>
<p><strong>Olabildiğince özgürdür AŞK çocuklukta, büyüdüğünde HİÇ olamayacağı kadar… </strong></p>
<p>Hayalinde senindir çünkü. Elini tutamaz, gidip dokunamaz, konuşamazsın bile ama… Adını söylersin içinden. Defterine kenar süsü yaparsın baş harflerinden… Kimse anlamasın diye rumuzlu… Boyarsın her harfini gökkuşağı renginde… Ağaçlar bilir bir tek sevdanı, sır saklayan  o ağaçlar… Bilgece gülümserler sana, otururken gölgesinde… Gözlerin gökyüzünde, hayallerinin izinde…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/xvvZxV2uGUg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p style="text-align: center;">Çocukluk rüyanda</p>
<p style="text-align: center;">Elele okul yolunda</p>
<p style="text-align: center;">Aniden başlayan</p>
<p style="text-align: center;">İlk gönül macerasında</p>
<p style="text-align: center;">Aşkına inanmayıp</p>
<p style="text-align: center;">Akan gözyaşımda</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Görecek göreceksin kendini</p>
<p style="text-align: center;">O kırılan aynada</p>
<p style="text-align: center;">Beni ve ölümsüz sevgimi</p>
<p style="text-align: center;">Mutluluk arayan</p>
<p style="text-align: center;">Her genç kızın hülyasında</p>
<p style="text-align: center;">Sevgiyi inkar eden</p>
<p style="text-align: center;">Bu bencil ve nankör dünyada</p>
<p style="text-align: center;">Köşesine büzülmüş</p>
<p style="text-align: center;">Hayattan korkanlarda</p>
<p><figure id="attachment_2507" aria-describedby="caption-attachment-2507" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg" rel="attachment wp-att-2507"><img class=" td-modal-image wp-image-2507 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=600%2C581" alt="Nilüfer &quot;Göreceksin Kendini&quot;" width="600" height="581" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=300%2C291&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2507" class="wp-caption-text">Nilüfer &#8220;Göreceksin Kendini&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Nilüfer ve Göreceksin Kendini…  O yıl çıkmıştı plağı ve evlerimizde halen misafir muamelesi gören siyah- beyaz televizyonlarımızda çokça çalınır olmuştu. Sözlerini ezberlemiştik. Hayatımızı uydurmuştuk bu sözlere… Küçüçük yüreklerimize kocaman sevdalar sığdırmıştık bu sayede…</p>
<p><strong>Nergis çiçeklerinin gölgesinde…</strong></p>
<p>Narkissos’un hikayesini okuduk bir gün Türkçe dersinde, <strong>O okumuştu, o yumuşak güzel sesiyle…</strong></p>
<p>“ <em>Efsaneye göre dünyanın en güzel, yakışıklı erkeği Narkissos, Karaburun’da yaşar. Bu güzel ve yakışıklı erkeğe civarda yaşayan tüm kızlar, hatta periler bile aşıktır.</em></p>
<p><em>Narkissos’tan yüz bulamayan perilerden biri Tanrı Zeus’a yalvararak Narkissos’un cezalandırılmasını ister. Tanrı perinin bu isteğini kabul eder ve</em></p>
<p>“<em><strong>Başkalarını sevmeyen kendisini sevsin</strong></em>”der.</p>
<p>Erkek güzeli Narkissos bir gün su içmek için göle eğildiğinde suda kendini görür ve kendi kendine aşık olur; kendine bakmaya doyamaz,  aşkına karşı koyamaz ve yine kendine bakarken bir gün düştüğü gölde boğulup ölür.</p>
<p>Narkissos’a aşık periler sevdikleri yakışıklı adamı sudan çıkarıp gömmeyi düşünürlerken, sudan hiç bilmedikleri, görmedikleri bir çiçek çıkmaya başlar. Periler rengiyle, kokusuyla çok beğendikleri çiçeğe Narkissos adını verirler. Nergis adı da buradan gelir.”</p>
<p><em>Bizim kıyıda köşede kalmış okulumuzun en yakışıklı erkeğine de, bu hikâyeden hareketle Narkissos adını verdi kızlar. İki  “S” den ilkine vurgu yaparak… Tatmak için aşkın tadını, nasibimiz ölçüsünde sahiplendik bizde bu ortak aşı… Eros’un kepçesinden artık ne düşerse kısmetimize… Farklı düşler, farklı hasletlerde…  FAKAT! Aynı aşkın ümitsiz hasretinde…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Feb 2016 08:03:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[Don Kişot]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz Makamı]]></category>
		<category><![CDATA[makara teyp]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[Süpermen]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2379</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 6 Çocuğum ben; oyun oynamaktır işim, Sormayın oyuncağın nedir diye? Ne bulursam odur derim, çünkü her şey benim… Bir kumaş bulurum kırmızı! İşte pelerinim … İster uçarım artık; Süpermenim… İster küçük prenses; Beyaz atlıyı beklerim… Bir sopa mı budum? Kılıçtır kuşanılmış… Seç! İster Don Kişot ol, ister Malkoçoğlu… Artık neresindeysen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/">Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 6</strong></p>
<p style="text-align: center;">Çocuğum ben; oyun oynamaktır işim,</p>
<p style="text-align: center;">Sormayın oyuncağın nedir diye?</p>
<p style="text-align: center;">Ne bulursam odur derim, çünkü her şey benim…</p>
<p style="text-align: center;">Bir kumaş bulurum kırmızı!</p>
<p style="text-align: center;">İşte pelerinim …</p>
<p style="text-align: center;">İster uçarım artık;</p>
<p style="text-align: center;">Süpermenim…</p>
<p style="text-align: center;">İster küçük prenses;</p>
<p style="text-align: center;">Beyaz atlıyı beklerim…</p>
<p style="text-align: center;">Bir sopa mı budum? Kılıçtır kuşanılmış…</p>
<p style="text-align: center;">Seç!</p>
<p style="text-align: center;">İster Don Kişot ol, ister Malkoçoğlu…</p>
<p style="text-align: center;">Artık neresindeysen dünyanın…</p>
<p style="text-align: center;">Bir yastık ise kucağımdaki; odur bebeğim,</p>
<p style="text-align: center;">Masa altlarına kuruludur evim.</p>
<p style="text-align: center;">Çamurlardan yemek yaparım,</p>
<p style="text-align: center;">Gazoz kapaklarından tabak,</p>
<p style="text-align: center;">Sunarım hayalimde misafirlere…</p>
<p style="text-align: center;">Kimse bilmez düşümde</p>
<p style="text-align: center;">Nerelerdeyim kiminle gezerim…</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Betül Çetinay</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8230;</strong></p>
<ul>
<li>Günaydın! Erkencisin yine?</li>
<li>Otobüsün sesini duydum… Gitti mi yoksa?</li>
<li>Dur koşma… Gitmedi daha burda!</li>
</ul>
<p>Pencereden aşağıya bakıyorum, henüz hareket etmemiş… Oh çok iyi, kaçırmadım demek ki… Motoru ısıtıyor daha, bir yandan da koltukların arasını süpürüyor. Beni görecek mi acaba? El sallayabilecek miyim? Ah! bir yukarı baksa… Niye bu kadar yüksek ki evimiz… Oysa ikinci kattayız yalnızca… Üstümüzde bir de teras var, koskoca… Hadi bir bakıver, başını kaldırıp bir kez olsun, ne olur el sallayayım sana…</p>
<ul>
<li>Ne yapıyor o orada?</li>
<li>Şu muavin yok mu? Ona el sallamak için kalkıyor bu saatte…</li>
<li>Hay Allah yatsana be çocuk… Çok ararsın bu zamanları…</li>
<li>Hiç sorma, bayramdan beri böyle, sabah akşam camda…</li>
</ul>
<p><em>Doğruydu, bayramdan beri böyleydim. “Şehirden gelirken senin için almış” demişti ya abim <strong>mavi balonu</strong>… Fakat o sabah uyandığımda patlamıştı ya <strong>mavi balonum</strong>… Ne ağlamıştım bütün gün için için… Susturamamışlardı, hiçbir şey kâr etmemişti… Ne şekerler, ne çikolatalar… Bayram zehir olmuştu bana. Sonra dediler ki; “<strong>Şehre inen tek otobüsümüz Magirus ”</strong> artık evimizin önüne park edecek… İşte o zaman sustum. Nasıl sevindim, dindi bütün kederim… O gün bugündür sabahları çıkmadan sefere onu camda gözlerim. Yakalayıp, el sallarım ve sonra akşama tekrar dönüşünü beklerim… </em></p>
<p><figure id="attachment_2382" aria-describedby="caption-attachment-2382" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Şehre-inen-tek-otobüsümüz-Magirus-sabah-akşam-camda-beklenen….jpg" rel="attachment wp-att-2382"><img class=" td-modal-image wp-image-2382 size-thumbnail" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Şehre-inen-tek-otobüsümüz-Magirus-sabah-akşam-camda-beklenen…-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Şehre inen tek otobüsümüz Magirus; sabah akşam camda beklenen…" width="150" height="150" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2382" class="wp-caption-text">Şehre inen tek otobüsümüz Magirus; sabah akşam camda beklenen…</figcaption></figure></p>
<p>Beş yaşındayım, ev halkının yapacak bir sürü işi var. Her gün kimi işinde, kimi okulda, kimi evde… Ama benimle oyun oynayacak kimse yok.  Sabahtan akşama kadar radyo açık yalnızca… Oyuncak mı? Ne bulursak artık, ne rast gelirse o günün kısmetine…</p>
<p>Evimizde biri camın önünde diğeri duvar dibinde olmak üzere iki divan vardı. Ben duvar dibindekini severdim. Ucuna oturdum mu bir kez, artık kendimi otobüs şoförü olarak hayal ederdim. Evdeki erkek terliklerinden üç tanesini ters çevirip, fren, gaz ve debriyaj pedalı yapmıştım. Bulduğum küçük bakır tepsi ise, otobüsün kocaman direksiyonuydu. Bütün gün hayal arkadaşım  (muavin)  ile gezer dururdum dünyayı.  İnsanları kurtarırdım kötülerden. Toprak altında yaşardım köstebekler gibi. Kimse bulamazdı beni. Saklanırdım, bilemezdi kimse yerimi… Bana ihtiyaç olmazsa hiç dışarı çıkmazdım. Çünkü ben gizli bir kahramandım<strong>…</strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/77Cg-LXqXXY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Bugün annem izinli… Bana gelip ses yapmamamı söyledi. Çünkü arka odada sesini alacakmış teybe…  Bu hafta sonu abimin doğum günü, ona sürpriz yapacakmış…</p>
<p>Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına<br />
Ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına<br />
Ayrılık görünmüşken yar tutmuyor elimden<br />
Misafirim bugün ben gurbet akşamlarına.</p>
<p><figure id="attachment_2385" aria-describedby="caption-attachment-2385" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg" rel="attachment wp-att-2385"><img class=" td-modal-image wp-image-2385 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp-300x168.jpg?resize=300%2C168" alt="Makara teyp" width="300" height="168" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Makara-teyp.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2385" class="wp-caption-text">Makara teyp</figcaption></figure></p>
<p><strong>Annemin bu hicaz makamımdaki şarkıyı söyleyişini dinliyorum, nefesimi tutarak… Aşktan yanmış, ayrılığı tatmış kalbimle, içimden usulcacık mırıldanarak…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/">Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kapildim-gidiyorum-bahtimin-ruzgarina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bütün Şarkılar Benim Artık!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Feb 2016 07:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2299</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bütün şarkılar benim artık! Yazılmış bütün şiirler de. Hatta hiç yazılmamış olanlar bile… Yazılabilme ihtimalleri üzerine bir gün, Hapsettim mısraları tek tek kalemimin en gizli cebine… Dilediğinizi söyleyin! Tükenir mi konuşmakla kelimeler? İs-te-di-ği-niz dilde… Ne önemi var. Ben bileyim yeter. Arkamda nasıl biriktiler Birer birer… Korkmayın canım konuşun! Duymamış gibi yaparım her birini. Ben bilmem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/">Bütün Şarkılar Benim Artık!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Bütün şarkılar benim artık!</em></strong></p>
<p>Yazılmış bütün şiirler de.</p>
<p>Hatta hiç yazılmamış olanlar bile…</p>
<p>Yazılabilme ihtimalleri üzerine bir gün,</p>
<p>Hapsettim mısraları tek tek kalemimin en gizli cebine…</p>
<p><strong><em>Dilediğinizi söyleyin!</em></strong></p>
<p>Tükenir mi konuşmakla kelimeler?</p>
<p>İs-te-di-ği-niz dilde…</p>
<p>Ne önemi var.</p>
<p>Ben bileyim yeter.</p>
<p>Arkamda nasıl biriktiler</p>
<p>Birer birer…</p>
<p><strong><em>Korkmayın canım konuşun!</em></strong></p>
<p>Duymamış gibi yaparım her birini.</p>
<p>Ben bilmem ki sizin ne diyeceğinizi…</p>
<p>İs-te-di-ği-ni-zi söyleyin!</p>
<p>Yeter ki</p>
<p>Dökülsün düşünceler,</p>
<p>Suyla yıkanmış olsun</p>
<p>Bütün bilmeceler.</p>
<p>Görmek için birbirimizin yüzünü</p>
<p>Açılsın birikmiş ne varsa söz kumbarasında…</p>
<p>Atmıştık ya bütün bozuklukları zamanında</p>
<p>Kötü günde kullanmak için…</p>
<p>İşte geldi şimdi sırası</p>
<p>Kırmalı artık ki içini</p>
<p>Çıksın diye ne var- ne yoksa…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/">Bütün Şarkılar Benim Artık!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/butun-sarkilar-benim-artik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2299</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dağlar Dağlar – Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 08:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Aytmatov]]></category>
		<category><![CDATA[Dağlar Dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Diren Kasımpatı]]></category>
		<category><![CDATA[klasik kemençe]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Prens]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selvi Boylum Al Yazmalım]]></category>
		<category><![CDATA[uşşak makamı]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5 “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım. Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5</strong></p>
<p><em>“</em><em>Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  </em><strong>Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım.</strong></p>
<p>Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle aynı aşkta buluşmuş; Kasımpatıları…</p>
<p>Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli… Yapraklarındaki sır, çiçeklerindeki lâl, dilsiz. Cins cins, renk renk Kasımpatıları… Hüznü öğrenmenin bilgeliğiyle, acıyı da sevinci de kokularına sindirmiş… Kasımpatıları…</p>
<p><figure id="attachment_2217" aria-describedby="caption-attachment-2217" style="width: 492px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg" rel="attachment wp-att-2217"><img class=" td-modal-image wp-image-2217 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=492%2C492" alt="Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…" width="492" height="492" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?w=492&amp;ssl=1 492w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2217" class="wp-caption-text">Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…</figcaption></figure></p>
<p>Sonbahar geçit törenindeydi sanki saat dokuzu beş geçe… Yaprak yaprak, ağaç ağaç, insan insan akan… Dokusu kanla örülmüş, ilmekleri ölümle bezenmiş bayrak, yarıya indirilmişti… Siren sesleriyle yürek atışları <em>An</em> ’da durmuş, bütün nefesler tutulmuştu… Sevgi bu muydu? Saygı, hürmet… Vefa? Aşk bu muydu?</p>
<p>İlkokuldayım birinci sınıfta. Siyah önlüklerimiz ve beyaz yakalarımızla aynı sırada, aynı sınıftayız. Kimimizin ayakkabıları siyah rugan parlak, kimimizin ki siyah mes-lastik, kimimizin ki renkli naylon… Kimimiz okuma-yazma biliyor, aritmetiği eksik. Kimimizin harflerden haberi bile yok… Ben, yaşça onlardan küçük, hevesle okumayı – yazmayı öğrenmeye çalışıyorum.</p>
<p><em>Nefesim tutulmuş ağlıyorum… Bir dakika boyunca… Saygı duruşu bitiyor… İstiklal marşı okunuyor… Ardından tören başlıyor…</em></p>
<p><em>Saat dokuzu beş geçe</em></p>
<p><em>Atam dolma bahçede </em></p>
<p><em>Gözlerini kapadı</em></p>
<p><em>Bütün dünya ağladı.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Doktor doktor kalksana</em></p>
<p><em>Lambaları yaksana </em></p>
<p><em>Atam elden gidiyor </em></p>
<p><em>Çaresine baksana.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Uzun uzun</strong><em> kavaklar</em></p>
<p><em>Dökülüyor yapraklar</em></p>
<p><em>Ben Atama doymadım</em></p>
<p><em>Doysun kara topraklar.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Müze müzeye bakar</em></p>
<p><em>Müzede Atam yatar</em></p>
<p><em>Atamın çocukları</em></p>
<p><em>Atama çelenk taka</em></p>
<p>Nasıl okuduğumu hatırlayamadığım şiirim bittiğinde büyük bir alkış koptu. Öğretmenim bana sarıldı. Ağlıyordu. Ağlıyordum.</p>
<p><em>Sol yanımda bir sızı, boğazımda düğüm, gözlerimden süzülen sicim tanelerine engel olamıyorum. Konuşamıyor, söyleyeceklerimi o düğümden çıkartamadan yutuyorum. Elimde kasımpatıları kürsüden inerken, dönüp öğretmenime bakıyorum bir kez. Gülümsüyor. Çiçekler için teşekkür bile edemiyorum. Ama o anlıyor hislerimi, hüzünle sevincin birliğinden doğan halimi… </em></p>
<p>Elimde çiçeklerle geldim eve. Annem olanları anlata anlata bitiremedi. Ben rüyada gibi çiçekleri hiçbir yere koyamadan öylece bekledim bir süre.</p>
<p>Sonra bir vazo çıkartıldı vitrinden, içine su kondu, çiçekler alındı elimden, vazoya kondu…</p>
<p><em>İçim cızz etti… Ama! Diyecek oldum… “Suya koymazsak ölür “dediler… “ Ölmesinler” dedim… “Ölmesinler… Ne olur” !</em></p>
<p>İki gün sonra:</p>
<p>Akşam okuldan eve döndüğümde, kasımpatılarımın dalga dalga yayılmış baygın kokusundan farklı bir kokunun izini sürmek istiyor, açıkmış midem. Küçük köpek yavrusu gibi koklayarak havayı, koşup mutfağa girmek üzereyken ben, girilemez levhası gibi duran abimle kapının köşesinde karşılaşıyorum. Öylece şaşkın, bakakalıyorum…</p>
<p>Sofadaki demir döküm kömür sobasının tek başına bütün evi ısıttığı, 3 odalı evimizde, yabancı gibi; kalakalıyorum. Oysa hiç unutmuş değilim, benden uzun devasa bu sobaya ellerimi iki kere yapıştırmak suretiyle, <em>aşkın ateşiyle</em> ilk kez karşılaştığımı…</p>
<ul>
<li>Ev sahipleri akşam bize geliyor, dedi abim.</li>
<li>Ben mutfağa niye giremiyorum?</li>
</ul>
<p>Göz kırptı, bıyık altından güldü.</p>
<ul>
<li>Anlarsın bekle!</li>
</ul>
<p>Memur ailesinin iki çocuğundan biri olan ben, doğum günü kutlamasıyla henüz hiç tanışmamıştım. Altı yaşım bitiyordu. Pasta üflemenin ne demek olduğunu öğrenecektim, az sonra; ev yapımı pastayla…</p>
<p><strong>(Bir doğum günü kutlaması daha olacaktı sanki hatırlıyorum geçen yıl Mart ayında amma… Neyse onu sonra anlatmalı… Sırası değil şimdi burada…)</strong></p>
<p>Ev sahipleri geldiler. Yaşça benden çok büyük bir abla vardı; ev sahiplerimizin kızları, adını bile hatırlayamadığım şimdi. Uzun siyah saçlı, uzun yelekler giyip, uzun uzun kolyeler takan. Annemin bir keresinde adına“ Hippi” dediği… Hippi Abla…</p>
<p>Elinde bir hediye ile bana doğru eğilen bu kız, yanaklarımdan öptü önce. Sonra elindekini uzattı bana…</p>
<ul>
<li>Doğum günün kutlu olsun!</li>
</ul>
<p><em>Doğum günüm mü? Benim mi? Bana bir hediye mi? Nasıl yani? Bütün bunlar benim için mi? İlk kez kutlanacak doğum günümde aldığım, ilk hediyem mi? Ya ne peki?</em></p>
<ul>
<li>Açsana, bakalım beğenecek misin?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2215" aria-describedby="caption-attachment-2215" style="width: 220px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg" rel="attachment wp-att-2215"><img class=" td-modal-image wp-image-2215 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=220%2C220" alt="Barış Manço" width="220" height="220" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?w=220&amp;ssl=1 220w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2215" class="wp-caption-text">Barış Manço</figcaption></figure></p>
<p>“Çok teşekkür ederim.” Demişimdir sanırım. Bilemiyorum. Öyle şaşkındım ki… Susmuş da olabilirim. Yüzüne bakıp kalmış, hediyeyi elinden bir süre alamamış da olabilirim. Hatırlamıyorum. Sanırım paketi açmayı beceremediğimden olsa gerek, birisi aldı ve açtı… Kimdi hiç bilmiyorum? İçinden…</p>
<p>Barış Manço Dağlar Dağlar çıktı…</p>
<p><strong>Hemen evimizdeki pikap’a kondu plak ve başladı bir sürgünün anıları… Kokusunda Kasımpatı, ölümün gölgesinde bundan gayrı<em>… </em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/3vvt8hAhNuM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.<br />
Kuşlar ötmez güller soldu yüce dağlar duman oldu<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.</p>
<p>Klasik kemençeyle <em>ilk </em>tanışma, Uşşak makamında taksim… İşte Aşk!<em> İşte ilk</em> vurgun… Henüz gitar girmemişken melodiye…  Dağlardan inen kayalar gibi,  uçuruma yuvarlanan o yâr gibi, o nasıl bir özlem, o nasıl bir hasret, o nasıl bir yangın diplere vuran… Sanki bütün yaşanacakları, sanki sonrasını hayatın bilir gibi; sanki ezelden ebede gelip de, usulca kulağa fısıldayan ilahi bir nefes gibi, <em>ilk</em> ezgi…</p>
<p>Gitar girebilir artık, gitarın girişiyle zahir açığa çıkabilir… Zuhur âlemindeki düş başlayabilir… Ölümüne savaşılacak yüce bir amaç bulunabilir… Bir anı değildir bu,  bir An’dır ve sonrası bir yaşamdır gayrı… <em>İlk</em> felsefesidir hayatın, <em>ilk </em>kalp kırıklığıdır, aşk ateşinin düştüğü <em>ilk</em> An’dır…</p>
<p>Barış Manço’nun eşsiz sesiyle bütünleşmiş hayali bir sevgili, hayali bir özlem, hayali bir aşktır… <em>Uzun</em> koskoca bir bedel ile ödenecek, peşinden sürgünden sürgüne yapayalnız gidilecek bir ömrün <em>ilk</em> durağı… <em>İlk</em> yarasıdır artık…</p>
<p>Yıllar, yıllar sonra; “ Küçük Prens” kitabının içinde kuruyup kalmış, sayfalara yapışmış bir kasımpatı bulunur… <em>İlk</em> çiçek… <em>İlk</em> yadigâr…<em> İlk</em> öğretmene duyulan sevgiden geriye kalan&#8230; Artık çoktan geçerliliğini yitirmiş vefa sözcüğüne örnek olan… Kokusu silinmiş bir kuru kasımpatı…</p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p><strong>Dememek için</strong><strong>… Diren Kasımpatı…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Yaralı Ceylanım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 07:34:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk oku]]></category>
		<category><![CDATA[avcı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram sabahı]]></category>
		<category><![CDATA[cümbüş]]></category>
		<category><![CDATA[klarnet]]></category>
		<category><![CDATA[maral]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[mavi balon]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[rast makamı rast]]></category>
		<category><![CDATA[yaralı ceylan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2082</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4 “Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” Mevlana C. Rumi Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4</strong></p>
<p><em>“Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” </em></p>
<p><strong>Mevlana C. Rumi</strong></p>
<p><strong><em>Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp kaçan… Ah! Bir kez yayını çıkardı mı avcı, kıpırdanır artık sadağında sevgi okları, işte tam o an 12’den vuruverir bulduğu yalnız kalmış ceylanları… </em></strong></p>
<p><em>Evin içindeki koşturmacaya katılmamak, “ayakaltında” olmamak için beni hiç kimsenin aramayacağı bir köşe bulmalıyım kendime. Yeni dikilen elbisemle uslu uslu oturmalı, üstümü başımı kirletmemeliyim. Büyüklerin ellerini öpmeli onlar konuşurken “hiç lafa karışmamalı” yım. Bana verilen hediyelere teşekkür etmeli, “ niye zahmet ettiniz” demeliyim. </em></p>
<p><strong><em>Ben öndeki penceresiz küçük odaya gitmeliyim.</em></strong></p>
<ul>
<li>Börekler pişti değil mi?</li>
<li>Pişti ablacığım pişti…</li>
<li>Baklavayı çıkarayım mı?</li>
<li>Misafirler gelince çıkarırız, az beklesin, sen çayı ocağa koy şimdi…</li>
<li>Peki<strong>…</strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Sadece birileri geldiğinde açılan arka oda -adı üstünde misafir odası- çocuklara yasaktır… Koltukların örtüleri ancak bir misafir geldiğinde kaldırılır. Günler öncesinden oda temizlenir, vitrinden misafir tabakları, fincanları, çatal-bıçakları çıkartılır, gümüş tepsiye dizilir. Hele günlerden bayramsa, baklavalar-börekler açılır, küçük lokumlu mendiller hazırlanır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bugün Günlerden Bayram… !</em></strong></p>
<ul>
<li>Gel bakalım buraya, bayramlaşalım. Öp elimi. Aferin işte böyle, al bu da bayram harçlığın.</li>
</ul>
<p><em>Avucumda pırıl pırıl parlayan bir 50 kuruş. Şimdi ne yapmalı, sevinçten uçmalı, hayaller kurmalı… Bu parayı acaba nasıl harcamalı? </em></p>
<ul>
<li>Hadi gene iyisin kaptın 50 kuruşu, al bu da benden olsun. Say bakalım kaç liran oldu.</li>
</ul>
<p><em>İyi de ben okula gitmiyorum ki daha, nasıl hesaplarım? 50 kuruş, 25 kuruş daha… Çözemedim ben bu soruyu…</em></p>
<p><figure id="attachment_2083" aria-describedby="caption-attachment-2083" style="width: 276px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg" rel="attachment wp-att-2083"><img class=" td-modal-image wp-image-2083 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon-276x300.jpg?resize=276%2C300" alt="Uzun mavi bir balon..." width="276" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?resize=276%2C300&amp;ssl=1 276w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?w=368&amp;ssl=1 368w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2083" class="wp-caption-text">Uzun mavi bir balon&#8230;</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Bu da muavin abi den bir balon. Şehre inince almış; senin için. Az önce ekmek almaya gittim ya bakkala, yolda karşılaştık o verdi bana.</li>
<li>Balon mu? Muavin abi mi? Hadi ver hadi versene çabuk!</li>
<li>Dur dur, nasıl şişirileceğini bilmezsin ki sen, az bekle hele, işimi bitirince şişirip öyle vereyim sana.</li>
<li>Bari bir göster, rengini göreyim…</li>
<li>Bak işte <strong><em>MAVİ !</em></strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Uzun mavi bir balondu sevincin adı, daha önce böylesi hiç görülmemiş… Bu sadece sıradan bir balon değildi. O, oyun oynanabilecek bir oyun arkadaşı, dans edebilecek bir partner, konuşulabilecek bir insan, sır saklayabilecek bir dost, sarılıp uyunabilecek bir sevgiliydi artık…</em></strong></p>
<p><strong><em>Misafirler geldiler. Arka odaya alındılar. Bayramlaşıldı. Hal hatır soruldu. İkramlar yapıldı. Kahveler çaylar. Biri gitti biri geldi. Akşama kadar, ev giden gelenle doldu-taştı… Akşam olunca…</em></strong></p>
<ul>
<li>Asıl misafirler akşama geliyor… Cümbüş var cümbüş…</li>
<li>Klarnette var mı?</li>
<li>Olmaz mı?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2084" aria-describedby="caption-attachment-2084" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg" rel="attachment wp-att-2084"><img class=" td-modal-image wp-image-2084 size-thumbnail" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Klarnet" width="150" height="150" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?w=360&amp;ssl=1 360w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2084" class="wp-caption-text">Klarnet</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Bazı akşamlar adet olduğu üzere evlerde toplanılıp şarkılar söylenirdi. Cümbüş ve klarnet çalan iki erkek kardeş, aileleri ve yakın dostlarla… Böyle akşamlarda geç saate kadar eğlenilir, sohbet edilir, muhabbet uzadıkça uzar, bir türlü bitmek bilmezdi… Çocuklar, uykuları geldiğinde buldukları bir köşecikte, kafalarını koydukları gibi, öylece yerde sızıp kalırlardı. Sonra babaların ya da annelerin omuzlarında eve kadar uyumaya devam ederlerdi… Kulaklarında kalan nağmelerle… Ninni niyetine</em></strong><em>…</em></p>
<p><strong><em>Bu akşam sıra bizdeydi anlaşılan…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gelenler yabancı olmadıkları için öndeki büyük odaya alındılar. Çocuklar ise, “ayakaltında” olmama odasına. </em></strong></p>
<p><figure id="attachment_2085" aria-describedby="caption-attachment-2085" style="width: 201px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg" rel="attachment wp-att-2085"><img class=" td-modal-image wp-image-2085 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs-201x300.jpg?resize=201%2C300" alt="Cümbüş" width="201" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?w=224&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2085" class="wp-caption-text">Cümbüş</figcaption></figure></p>
<p><em>Yani bütün günümü” <strong>Uzun Mavi Balon</strong>” ile geçirdiğim penceresiz küçük odaya. Misafir çocukların hemen hepsi benden yaşça büyük oldukları için, onların oyunlarına katılmam mümkün değildi. Çevrelerinde dolanıp ne yaptıklarını anlamaya çalışırdım hep. Kâğıt kalemle çizilen oyunlar oynarlardı ve ben yazmayı, çizmeyi bilmediğim için, bir şey anlamaz, öylece bakar imrenirdim. Okula gidecek kadar büyümeyi hayal ederek…</em></p>
<p><em>Ama bu sefer durum farklıydı. Benim <strong>“Mavi</strong> “balonum vardı ve hiç de onların oyunlarına imrenmek zorunda değildim. Bütün gün yaptığım gibi dans edip, yan odadan gelen şarkıları dinleyebilirdim.</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan<br />
Kaşı gözü sürmeli karalı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong>Bu dağların merali garip ceylanım<br />
Senin gibi avcıya fedadır canım<br />
Yeter ki sen benim ol dökülsün kanım<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="483" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/x171esy" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong><em>Rast makamının hareketli canlı, dosdoğru hayale daldıran şarkısı…</em></strong></p>
<p><em>Cümbüş ve klarnetin sesiyle büyülenmiş döne döne dans ediyordum. “<strong>Mavi</strong> “ balonuma sarılmış, başımı onun omzuna yaslamış kırlarda geziyordum. Çimenlerin üzerine sıçrayıp duran Ceylan’dım artık, mutluluktan uçan. Balonumu bana hediye edeni düşünüyordum bir taraftan. Yüreğim sıkışıyordu heyecandan. “<strong>Şehirden gelirken senin için almış</strong>” demişti abim. Ok yaydan fırlamış, benim minicik yüreğimi tam ortasından vurmuştu. Ben yaralı ceylandım artık, bir avcı tarafından vurulan…</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong><em>Saatler gece yarısını çoktan geçmişti… Müzik durmuş, kelimeler susmuş, çocuklar uyumuştu buldukları ilk yerlerde; mışıl mışıl… Anneler onları sırtladıkları gibi yola koyuldular…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir tek “Uzun Mavi Balon”a sarılıp uyuyan çocuk kaldı olduğu yerde. Sabah olup uyandığında, sarılıp uyuduğu balonun patlamış olduğunu göreceğinden habersiz, öylece sessiz öylece masum…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2082</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mavi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Feb 2016 17:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2027</guid>
				<description><![CDATA[<p>Maviydi gökler… Denizler mavi, bulut mavi Ağaçların yaprakları mavi açardı Güzün bütün hüznü maviydi Kelebekler mavi uçardı, kuşların kanatları mavi… Acılarım mavi mavi sızlardı geceleri, Anılarım mavi kokardı büsbütün… Söylediklerim, söyleyemediklerim maviydi… Dudaklarımdan süzülen gülümseme, mavi Yanaklarımın rengi, tombulluğu bile mavi Serinliğinde yaz sıcağının, yalnızlığımın teri mavi… Mavi kumsallarda boylu boyunca uzanırdım Sırt üstü kurduğum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi/">Mavi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Maviydi gökler…</p>
<p>Denizler mavi, bulut mavi</p>
<p>Ağaçların yaprakları mavi açardı</p>
<p>Güzün bütün hüznü maviydi</p>
<p>Kelebekler mavi uçardı, kuşların kanatları mavi…</p>
<p>Acılarım mavi mavi sızlardı geceleri,</p>
<p>Anılarım mavi kokardı büsbütün…</p>
<p>Söylediklerim, söyleyemediklerim maviydi…</p>
<p>Dudaklarımdan süzülen gülümseme, mavi</p>
<p>Yanaklarımın rengi, tombulluğu bile mavi</p>
<p>Serinliğinde yaz sıcağının, yalnızlığımın teri mavi…</p>
<p>Mavi kumsallarda boylu boyunca uzanırdım</p>
<p>Sırt üstü kurduğum düşler, <strong><em>mas-mavi-ydi, yar-ım</em></strong></p>
<p>Katıla katıla ağlardım, gözyaşlarım mavi akardı.</p>
<p>Sevinç çığlıkları atardım eskiden, mavi…</p>
<p><strong><em>Maviydi yerküre,  gök küre, suküre, toprak küre…</em></strong></p>
<p>Bir Ben</p>
<p>Siyahtım,</p>
<p>Bahtım gibi…</p>
<p>Bir ben kapkara,</p>
<p>Gözlerim gibi.</p>
<p>Vurgun yemiş balıkçı misali</p>
<p>Zıpkını sırtında mıhlı</p>
<p>Öylece sonumu beklerdim</p>
<p>Uçsuz bucaksız</p>
<p>Dibinde…</p>
<p><strong><em>Mavi bir vuslatı hayal ede ede</em></strong></p>
<p><strong><em>Mavi bir hasrete tutkun</em></strong></p>
<p>Hiç bitmeyecek</p>
<p><strong><em>Koskoca mavi okyanusun…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi/">Mavi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2027</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jan 2016 17:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[1 Ocak]]></category>
		<category><![CDATA[ABBA]]></category>
		<category><![CDATA[Chiquitita]]></category>
		<category><![CDATA[Halit Kıvanç]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kar yağışı]]></category>
		<category><![CDATA[Kibritçi Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Kibritçi Kız masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kız]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[siyah - beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT televizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[Ünol Büyükgönenç]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yışbaşı gecesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikayelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 3 1978 Yılbaşı gecesi… Siyah Beyaz dünyayı renkli balonlarla süslemek hasletiyle geçer yalnızlık hayalleri… “Dışarda kar yağıyor”… Kibritçi kız masalının vebali sanki boynumuzda asılı duran… Cılız alevlerle hayatta kalma direnci bir düş yolcusunun… İncecik masum parmaklarının arasından sıyrılıp kayan yıldız misali… Düşü büyük, kendi küçük bir kızın öyküsü… Ayaza durmuş bedeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/">ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikayelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 3</strong></p>
<p><em>1978 Yılbaşı gecesi… Siyah Beyaz dünyayı renkli balonlarla süslemek hasletiyle </em><em>geçer yalnızlık hayalleri…</em></p>
<h2><strong>“Dışarda kar yağıyor”…</strong></h2>
<h2>Kibritçi kız masalının vebali sanki boynumuzda asılı duran… Cılız alevlerle hayatta kalma direnci bir düş yolcusunun… İncecik masum parmaklarının arasından sıyrılıp kayan yıldız misali… Düşü büyük, kendi küçük bir kızın öyküsü… Ayaza durmuş bedeni buz keserken dışarda, bizden ırak yalnızlığında, bizim içerde yüreklerimiz donuyor… Dönüp gelip avuçlarımıza konuyor fırtına, hep birlikte aynı şarkıyı mırıldanıyor…</h2>
<p><figure id="attachment_1873" aria-describedby="caption-attachment-1873" style="width: 241px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kucuk-kiz.jpg" rel="attachment wp-att-1873"><img class=" td-modal-image wp-image-1873 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kucuk-kiz.jpg?resize=241%2C249" alt="Kibritçi Kız" width="241" height="249" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1873" class="wp-caption-text">Kibritçi Kız</figcaption></figure></p>
<h2><strong>“Dışarda kar yağıyor”…</strong></h2>
<p>Burnumu iyice dayadım cama, göz gözü görmüyor dışarda… Camın buğusunu hissediyorum yanaklarımda, soğuğu çekip içime, elindeki kibritleri yakarak ısınmaya çalışan o acıklı masaldaki kızı düşünüyorum… Benim işte, birden bire…</p>
<p><em>Üzerimde ince bir elbise, ayaklarım çıplak, eve para götürmek zorundayım&#8230; Bu yılbaşı akşamı yiyecek yemeğim, gidecek bir yerim olmadan,&nbsp; elimde satamadığım kibritlerle kala kalmış, köşe başındaki zavallı bir kibritçi kızım</em>…</p>
<p>Yok olmuyor, ne yapsam olmuyor, onun gibi hissedemiyorum, onun yerine koyamıyorum kendimi bir türlü… Her okuyuşumda ağladığım bu masalda, kendime yer bulamıyorum… Evimdeyim, sobamız yanıyor, üstelik yiyecek yemeğimiz de var… Üşümüyorum, aç değilim… Ama mutsuzum… Ama içim acıyor… Ama sessiz, ağlıyorum… Kimse bilmiyor, gözyaşlarım hep içime akıyor…</p>
<p><strong>Dışarda kar yağıyor.<em> “</em>Ünol Büyükgönenç’in şarkısı buna sebep…</strong></p>
<p>Hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz TRT televizyonu, ‘<em>siyah- beyaz’</em> ; tek eğlencemiz… Buradan bakıyoruz biz, neşemiz-kederimiz hep ‘<em>siyah- beyaz’ </em>saatini sabırsızlıkla beklediğimiz… 19.00’dan önce açıyoruz akşamları. Test yayınını izliyoruz, eşlik eden müziği dinliyoruz, görüntü sabit ‘<em>siyah-beyaz’</em>… Olsun, biz dinliyoruz. İstiklal Marşı ile bitiriyoruz… Anıt Kabir’in gönderine bayrak çekilişine bakıyoruz, her gece…</p>
<p><figure id="attachment_1874" aria-describedby="caption-attachment-1874" style="width: 228px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg" rel="attachment wp-att-1874"><img class=" td-modal-image wp-image-1874 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?resize=228%2C142" alt="Bir zamanlar hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz siyah - beyaz TRT televizyonuydu." width="228" height="142" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?w=228&amp;ssl=1 228w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1874" class="wp-caption-text">Bir zamanlar hayatı öğrendiğimiz yegâne penceremiz siyah &#8211; beyaz TRT televizyonuydu.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız…</strong></p>
<p>Şarkıdaki <em>“minicik elleriyle üşümüş ayaklarını ovuşturan çocuk”</em>&nbsp; ben değilim. <em>“Gidecek bir yeri olmayan, üşümüş, açıkmış sıcacık bir çörek gibi güneşi düşleyen… Sevilmemiş, bilinmemiş unutulmuş</em>” değilim… Ama ağlıyorum bu yılbaşı akşamı… Bütün çocuklar için… Ve şarkı söylüyorum gizliden…</p>
<p>“ <em>Yıl 1979 onun bundan haberi yok</em>”… &nbsp;Öyle ya bu yıl çocuk yılı, benim yılım… Bizim yılımız… “çocuklar ölmesin” diye,&nbsp;&nbsp; ”şeker de yiyebilsinler” diye… Bombalar patlamasın, mayınlara basmasınlar diye, evsiz kalmasınlar, aç yatmasınlar diye… Kibrit alevinde sönmesin umutları diye, Unisef çocuk yılı ilan etmiş 1979 senesini…&nbsp; Öyleyse bu yıl insanlar ölmeyecek sokaklarda kurşunlardan, okullar kapanmayacak, eğitim- öğretime ara verilmeyecek, geceleri sokağa çıkılacak eskisi gibi korkusuzca… Mahallede top oynayabilecek çocuklar geç vakte kadar… Okul kapılarında polisler nöbet tutmayacak… Bundan böyle çantalarımız aranmayacak girişte… Çünkü ortaokuldayız biz… Her şeyin tam ortasında yani…</p>
<p>Saat ilerliyor, 1979’un gelmesine az bir zaman kaldı… Halit Kıvanç anons ediyor, “şimdi dünya televizyonlarına bağlanıyoruz, birazdan ABBA bizlerle olacak”… Camdan kalkıyorum… En sevdiğim grup… Spiker anons ederken bu yılın çocuk yılı olması nedeniyle, grubun bir tek plak (single) yaptığını ve gelirini de Unisef’e bağışladıklarını söylüyor İngilizce… Ben yapılan tercümeden anlıyorum. Seviniyorum. İçimdeki hüzün yerini umuda bırakıyor. Güzel şeyler olacak yeni yılda, artık inanıyorum buna, filmlerdeki gibi iyiler kazanacak bu yıl da…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/p4QqMKe3rwY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2><strong>Chiquitita</strong></h2>
<p><strong>Chiquitita, tell me what&#8217;s wrong?<br />
You&#8217;re enchained by your own sorrow.<br />
In your eyes there is no hope for tomorrow<br />
How I hate to see you like this.<br />
There is no way you can deny it,<br />
I can see that you&#8217;re, oh, so sad, so quiet&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, tell me the truth!<br />
I&#8217;m a shoulder you can cry on&#8230;<br />
Your best friend, I&#8217;m the one you must rely on,<br />
You were always sure of yourself.<br />
Now I see you&#8217;ve broken a feather,<br />
I hope we can patch it up together&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I know&#8230;<br />
How the heartaches come and they go,<br />
And the scars they&#8217;re leaving.<br />
You&#8217;ll be dancing once again and the pain will end,<br />
You will have no time for grieving&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I cry,<br />
And the sun is still in the sky and shining </strong></p>
<p><strong>above you.<br />
Let me hear you sing once more like you did before!<br />
Sing a new song, Chiquitita!<br />
Try once more like you did before,<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<p><strong>So the walls came tumbling down&#8230;<br />
And your love&#8217;s a blown out candle.&nbsp; </strong></p>
<p><strong>All is gone and it seems too hard to handle!<br />
Chiquitita, tell me the truth!<br />
There is no way you can deny it,<br />
I see that you&#8217;re, oh, so sad, so quiet&#8230;</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I know&#8230;<br />
How the heartaches come and they go.<br />
And the scars they&#8217;re leaving,<br />
You&#8217;ll be dancing once again and the pain will end,<br />
You will have no time for grieving.</strong></p>
<p><strong>Chiquitita, you and I cry&#8230;<br />
And the sun is still in the sky and shining </strong></p>
<p><strong>above you.<br />
Let me hear you sing once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita!<br />
Try once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<p><strong>Try once more like you did before&#8230;<br />
Sing a new song, Chiquitita&#8230;</strong></p>
<h2><strong>Küçük Kız</strong></h2>
<p><strong>Küçük kız, söyle bana sorun ne?<br />
Kendi üzüntünün esiri olmuşsun<br />
Yarın için hiç umut yok gözlerinde<br />
Seni böyle görmekten nefret ediyorum.<br />
Bunu inkâr edemezsin<br />
Çok üzgün, çok mutsuz olduğunu anlayabiliyorum</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, bana doğruyu söyle!<br />
Üzerinde ağlayabileceğin omuz benim&#8230;<br />
En iyi arkadaşın, güvenmen gereken kişiyim.</strong> <strong><br />
Sen hep kendinden emindin,<br />
Şimdi kolun kanadın kırık<br />
Birlikte üstesinden gelebiliriz, umarım.</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben biliyoruz&#8230;<br />
Kalp ağrılarının nasıl gelip gittiğini,<br />
Ve bıraktıkları izleri.<br />
Tekrar dans edeceksin, acın dinecek<br />
Kederlenmek için hiç vaktin olmayacak</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben ağlıyoruz<br />
Ancak güneş hala gökyüzünde ve senin üstünde ışıldıyor<br />
Tekrar şarkı söylediğini duyayım, önceleri, yaptığın gibi<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız<br />
Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p><strong>Duvarlar yıkılıyor<br />
Sevgin sönmüş bir mum<br />
Her şey bitti ve bununla baş etmek zor görünüyor<br />
Küçük kız bana doğruyu söyle<br />
Bunu inkâr edemezsin<br />
Çok üzgün, çok mutsuz olduğunu anlayabiliyorum</strong></p>
<p><strong>Küçük kız, sen ve ben biliyoruz&#8230;<br />
Kalp ağrılarının nasıl gelip gittiğini,<br />
Ve bıraktıkları izleri.<br />
Tekrar dans edeceksin, acın dinecek<br />
Kederlenmek için hiç vaktin olmayacak</strong></p>
<p><strong>Küçük kız sen ve ben ağlıyoruz<br />
Ancak güneş halen gökyüzünde ve senin üstünde ışıldıyor?<br />
Tekrar şarkı söylediğini duyayım, önceleri yaptığın gibi<br />
Yeni bir şarkı söyle, Küçük kız<br />
Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p><strong>Daha önce yaptığın gibi dene<br />
Yeni bir şarkı söyle küçük kız</strong></p>
<p>Hiç kuşkusuz iyi değil İngilizcem söylenenleri anlayacak kadar… Ama müzik öyle umut dolu, öyle kararlı, öyle coşkulu ki, gerek bile duymuyorum anlamaya sözlerini….Yeni yılda yenilenecek bir dünya kuruyorum şimdi, silip gözyaşlarımı uzaklara dalıyorum… İçimin en derin yerinden gülümsüyorum…</p>
<p><strong><em>Otuz sekiz yıl aradan sonra bir başka yılbaşı gecesi, döne döne yağan kara bakarken… Bir kız çocuğu beliriyor gecenin ortasında… Burnunu iyice cama dayamış olan, gülümsüyor… Seviniyorum…</em></strong></p>
<p><strong>*Chiquitita:&nbsp;</strong>İspanyolca’ da Küçük Kız anlamına gelmektedir…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/">ABBA – Chiquitita (Küçük Kız)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/abba-chiquitita-kucuk-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jan 2016 09:46:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[İnleyen Nağmeler]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[nihavent]]></category>
		<category><![CDATA[pikap]]></category>
		<category><![CDATA[uçurum]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1722</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 2 Yalnızca koca bir boşluk, dipsiz bir karanlık… Uçurum bu mu? Ya ayrılık? Uçurum buysa ya ölüm? Yardan aşağı yârin gölünden yuvarlanmak mı tepetaklak, neresinden gelirse nereye inerse artık? Koşmayın çocuklar, düşeceksiniz alimallah uçurumdan aşağıya… Hem orası karanlık gelin bu tarafta oynayın… Hey! Duyuyor musunuz size söylüyorum? İyi de ben çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/">İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 2 </strong></p>
<p><em>Yalnızca koca bir boşluk, dipsiz bir karanlık… Uçurum bu mu? Ya ayrılık? Uçurum buysa ya ölüm? Yardan aşağı yârin gölünden yuvarlanmak mı tepetaklak, neresinden gelirse nereye inerse artık?</em></p>
<ul>
<li>Koşmayın çocuklar, düşeceksiniz alimallah uçurumdan aşağıya… Hem orası karanlık gelin bu tarafta oynayın… Hey! Duyuyor musunuz size söylüyorum?</li>
</ul>
<p>İyi de ben çok korkuyorum, oynamak istemiyorum ki, buraya gelmek de istememiştim zaten. Evde otursaydık keşke, çekirdek çitlerdik terasta<strong><em>&#8211; </em></strong><em>ben çitleyemiyorum ama olsun yine de<strong>&#8211;</strong></em> radyo dinlerdik, polis radyosunu seviyorum en çok ben, bide meteorolojiyi… Kısa dalgadan başka bir kanal çekmiyor bizim evden. Bütün gün şarkı çalıyor. Camın önüne oturtuyor teyzem beni, sokaktan geçenlere bakıyorum… Hava güzel olunca küçük balkona bile çıkartıyor… Keşke evde olsaydık şimdi…</p>
<ul>
<li>Acıkmadınız mı siz hadi gelin bir şeyler yiyin… Yavaş olun yavaş, masayı devireceksiniz.</li>
<li>Koşturmaktan başka bir şey bilmiyor bu zamaneler…</li>
<li>Ay sorma bacım, bütün gün evdeler ya başım çatlıyor bunların bağırtısından. Akşam olunca iyi ki Erenler tepesine çıkıyoruz, nefes alıyorum biraz. Geçmez bu yaz geceleri başka türlü…</li>
</ul>
<p>Ben yemek yemek de istemiyorum. Acıkmadım ki, yemeyeceğim işte, eve dönmek istiyorum ben. Karanlıktan korkuyorum. Bu çocuklardan da korkuyorum. Geçen gün koşarken çelme takmıştı şuradaki bana. Yüzükoyun kapaklandım yere, dizlerim kanadı. Çok kızdı annem, pantolonum yırtıldı diye…</p>
<ul>
<li>Hadi gel kör ebe oynayacağız, sen ebe olacaksın tamam mı? En küçüğümüz sensin.</li>
<li>Iıgıh…</li>
<li>Hadi gelsene, sen gelmezsen kim ebe olacak başka.</li>
</ul>
<p>Oyun oynamak istemiyorum ben. Hele körebe oynamak hiç… Ebe olmayı hiç mi hiç istemiyorum. Kapatmayacağım işte gözlerimi, sizin o çirkin kokan mendilinizle… Çevremde koşup, gülüyorsunuz alaylı bana. Bir dokunup bir kaçıyorsunuz… Göremiyorum sizi, tutup kollarınızdan yakalayamıyorum. Hep kaçıyorsunuz… Bu oğlan düşürür zaten yine beni, bu sefer döver annem… En iyisi hiç kalkmayayım ben buradan…</p>
<ul>
<li>Gelmiyor değil mi? Korkak o korkak… Karanlıktan korkar o. Gelmezse gelmesin biz oynarız.</li>
<li>Tamam tamam burda otur sen, bibaşına, uçurumun kenarında…</li>
</ul>
<p><em>Uçurum mu? Uçurum bu mu? Uçurumdan uçururlar mı beni? Uçurtmam uçurumdan uçar mı peki? Ben nasıl uçmadan buradan kalkacağım şimdi?</em></p>
<p><em>Akşamdan geceye dönerken gün, ay ışığını bekler yeryüzü, görmek için kendi iç yüzünü… Pikaba bir plak konulur, çıtırtısı duyulur,  iğnenin boşluktaki bir iki atlaması ardından nihayet, nihavent makamında ki şarkı… Zeki Müren’in sesinden… Aşkın o en ince sevincinden… </em></p>
<p><figure id="attachment_1725" aria-describedby="caption-attachment-1725" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg" rel="attachment wp-att-1725"><img class=" td-modal-image wp-image-1725 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Plaktan &quot;İnleyen Nağmeler&quot;i dinlemek ayrı bir keyiftir." width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/inleyen-nagmeler.jpg?w=381&amp;ssl=1 381w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1725" class="wp-caption-text">Plaktan &#8220;İnleyen Nağmeler&#8221;i dinlemek ayrı bir keyiftir.</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnleyen nağmeler ruhumu sardı</strong><strong><br />
Bir rûyâ ki orda hep şarkılar vardı<br />
Uçan kuşlar, martılar<br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı</strong></p>
<p><strong>Arzular orada, zevk oradaydı</strong><strong><br />
Bir deniz ki aşk dolu dalgalar vardı<br />
Uçan kuşlar, martılar<br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı</strong></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="474" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/xd4eft" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong><em>Çay bahçesinin ampulleri yandı… </em></strong><strong><em>Renk renk kırmızı, yeşil, mavi, sarı…</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_1728" aria-describedby="caption-attachment-1728" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg" rel="attachment wp-att-1728"><img class=" td-modal-image wp-image-1728 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="İstanbul'da çay bahçeleri" width="300" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbulda-gece.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1728" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;da çay bahçeleri</figcaption></figure></p>
<p><strong>İnleyen nağmeler ruhumu sardı</strong><em>… Beni alıp rüyalara attı, renkli sinemaskop, eğlenceli… Tıpkı yazlık sinemasındaki gibi… Bizim burada olmayan martılar, yalnızca deniz de mi yaşarlar? Denizin resmini göstermişti bir kez abim. Coğrafya ödevi için kesmişti gazeteden. Renkliydi üstelik… Onun için alınmıştı gazete zaten… </em></p>
<p><em>Masmavi kocaman bir suydu, ortasında bir kule İstanbul ‘un… Orada yaşamalı demişti abim. Anlatmıştı bize uzun uzun… Her şey varmış orada. Bizim buradaki gibi bir tane pastanesi yokmuş. Bir tane okulu, bir tane bakkalı, bir tane hamamı… Orada her şeyler çokmuş. Denizin üstünde giden araçları varmış adına vapur denilen…</em></p>
<p><figure id="attachment_1727" aria-describedby="caption-attachment-1727" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg" rel="attachment wp-att-1727"><img class=" td-modal-image wp-image-1727 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul-300x184.jpg?resize=300%2C184" alt="İstanbul'da deniz ve martılar..." width="300" height="184" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg?resize=300%2C184&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/istanbul.jpg?w=548&amp;ssl=1 548w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1727" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;da deniz ve martılar&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><em>Elektrikle çalışan otobüsleri varmış… Bir varmış bir yokmuş…</em></p>
<p><em> </em>Bizde bir tane otobüs var, şehre giden…</p>
<p><figure id="attachment_1723" aria-describedby="caption-attachment-1723" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg" rel="attachment wp-att-1723"><img class=" td-modal-image wp-image-1723 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Elektrikle çalışan otobüsler." width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/eski-istanbul.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1723" class="wp-caption-text">Elektrikle çalışan otobüsler.</figcaption></figure></p>
<p><strong>“İnleyen nağme”</strong> ne demek bilemedim ama bu şarkıyı çok sevdim. Hiç görmediğim İstanbul gibi, martılar gibi, deniz gibi sevdim. Sevindirdi beni, korkmuyorum artık karanlıktan, uçurumdan… Hatta bu çocuklardan… İşte çıkıyor ay yerinden, yükseliyor yavaş yavaş… İçim aydınlanıyor, seviniyorum birden… Gözlerim kapanıyor…</p>
<p><figure id="attachment_1724" aria-describedby="caption-attachment-1724" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg" rel="attachment wp-att-1724"><img class=" td-modal-image wp-image-1724 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece-300x188.jpg?resize=300%2C188" alt="Huzurlu bir uyku için berrak bir gece..." width="300" height="188" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/gece.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1724" class="wp-caption-text">Huzurlu bir uyku için berrak bir gece&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><strong>Uçan kuşlar, martılar</strong><strong><br />
Yeşil, tatlı bir bahâr<br />
Gülen, şen sevdâlılar vardı…</strong></p>
<p><strong>Huzurlu bir uykuya daldı…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/">İnleyen Nağmeler Ruhumu Sardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/inleyen-nagmeler-ruhumu-sardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jan 2016 20:57:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bağlama]]></category>
		<category><![CDATA[eviç makamı]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[karlı sabah]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kış sabahı]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[saba makamı]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[seher vakti]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT yurttan sesler korosu]]></category>
		<category><![CDATA[türkü]]></category>
		<category><![CDATA[yurttan sesler korosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1570</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 1- Bir türkü duyuluyor karanlık gecenin aydınlık seherinde… Eviç makamında, yücelerdeki gönüllerin yanık nağmeleriyle nereden geldiği bilinmeyen, ıssızlığın ta içinden… Bağlamanın mütevazı bildik mızraplarına eşlik eden, onunla adeta hemhal olmuş klasik kemençenin hüzünlü ezgisine açıyorum gözlerimi. Rüyamın neresindeyim bilemiyorum, ama karakışın yüzümü yalayan soğuğuna inat, yorganı yüzüme kapatıp gördüğüm rüyayı unutuyorum. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/">Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>-Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle 1-</strong></p>
<p><strong><em>Bir türkü duyuluyor karanlık gecenin aydınlık seherinde… Eviç makamında, yücelerdeki gönüllerin yanık nağmeleriyle nereden geldiği bilinmeyen, ıssızlığın ta içinden…</em></strong></p>
<p>Bağlamanın mütevazı bildik mızraplarına eşlik eden, onunla adeta hemhal olmuş klasik kemençenin hüzünlü ezgisine açıyorum gözlerimi. Rüyamın neresindeyim bilemiyorum, ama karakışın yüzümü yalayan soğuğuna inat, yorganı yüzüme kapatıp gördüğüm rüyayı unutuyorum. Yenisini kurabilirim nasılsa… &nbsp;Güzel bir köyü hayal edebilirim mesela… Benim gibi sabahın bu vaktinde uyanmış, hiç bilmediğim ve belki de hiçbir zaman bilemeyeceğim bir hayatı süren bir başka çocuğu düşleyebilirim. Onun annesinin de benim ki gibi, radyoyu uyandırma alarmı olarak seçtiğini düşünebilirim pekâlâ… Ve işte şu anda aynı türküyü dinlediğimizi… Onun da sıcacık yataktan kalkmamak, okula gitmemek için benim gibi düşler kurduğunu, uykuya yenik düştüğünü…</p>
<p><figure id="attachment_1575" aria-describedby="caption-attachment-1575" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg" rel="attachment wp-att-1575"><img class=" td-modal-image wp-image-1575 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="TRT yurttan sesler korosu" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/trt-radyo-dinlemek.jpg?w=421&amp;ssl=1 421w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1575" class="wp-caption-text">TRT yurttan sesler korosu</figcaption></figure></p>
<p>TRT yurttan sesler korosunun sesi geliyor hafiften…</p>
<p><strong>Sabahın seherinde ötüyor kuşlar<br />
Balınan yuğrulmuş o sırma saçlar<br />
Kudretten çekilmiş karadır kaşlar<br />
İşte bu gönlümün cananı geldi</strong></p>
<p><strong>Seher vakti keklik çıkar kabana<br />
Sallandıkça püskül değer tabana<br />
Korkarım sevdiğim vara yabana<br />
İşte bu gönlümün cananı geldi</strong></p>
<p><em>Düşüm değişiyor aniden… Bir kız giriyor sahneye esmer güzeli, kaşları kara… Ardından genç, yağız yiğit bir delikanlı tıpkı filmlerdeki gibi… Uzaktan birbirlerine bakışlarında aşk kıvılcımları… Bir mendil düşüyor çağıl akan ırmağa… Delikanlı aldırmadan soğuğa, atlıyor suya, dalıp çıkarıyor mendili, bir çırpıda geliyor güzel kızın yanına, uzatıyor mendili. Kız mahcup, kız yüreği serçe yavrusu gibi pır pır, bir göz atıp gözlerine delikanlının koşarak uzaklaşıyor, yarlardan düşercesine tutkun… Kalakalıyor kızın ardından delikanlı, elinde mendil, gönlüne vurulmuş aşk okuyla, artık sevdalı</em>…</p>
<p><figure id="attachment_1572" aria-describedby="caption-attachment-1572" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg" rel="attachment wp-att-1572"><img class=" td-modal-image wp-image-1572 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Bir kış sabahının hissettirdikleri" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/bir-kis-sabahi.jpg?w=1029&amp;ssl=1 1029w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1572" class="wp-caption-text">Bir kış sabahının hissettirdikleri</figcaption></figure></p>
<p>Annemin sesi, kesiyor hevesimi…</p>
<ul>
<li>Hadi daha kalkmadın mı sen? Geç kalacaksın…</li>
</ul>
<p>Duymazdan geliyorum onu, merak ediyorum ama ben bu masalın sonunu…</p>
<p><em>Bir diğer sahne açılıyor… Kız elinde tepsi, içinde kahve fincanları, köy evinde, misafir ağırlıyor…</em></p>
<p><em>Babası, annesi, tanımadığı kişiler ve bambaşka bir genç… Fincanları bırakıp gidiyor kız, ağlamaklı… Çaresiz yumup gözlerini kendi düşünü kuruyor ve ırmağa atlayan delikanlıyı hayal ediyor. Sadece bir kez görebildiği bu gözlere bırakıyor kendini… Tekrar ırmağa koşup varmak, onu bir kez daha görmek, keklik olup uçmak, yanına gitmek istiyor</em>…</p>
<p><figure id="attachment_1574" aria-describedby="caption-attachment-1574" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg" rel="attachment wp-att-1574"><img class=" td-modal-image wp-image-1574 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi-300x198.jpg?resize=300%2C198" alt="İşte bu gönlünün cananı geldi" width="300" height="198" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/sabahin-seherinde-kus-sesi.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1574" class="wp-caption-text">İşte bu gönlünün cananı geldi</figcaption></figure></p>
<p><strong>“İşte bu gönlünün cananı geldi” </strong><em>diyebilmek için…</em></p>
<ul>
<li>Sen hala kalkmadın mı?</li>
</ul>
<p>Bu sefer sertleşen sesle irkiliyorum… Ama diyorum ki kendi kendime, ya kavuşamazlarsa, ya ayrılırlarsa. Ya kızı sevmediği kişiyle evlendirirlerse, içim içime sığmıyor. Ama annem kararlı, başımda beliriyor… Düşüm yarım, kaybolan sevdalar gibi, umutlarım yarım… Türkünün son notaları kulağımda, isteksizce kalkıyorum yataktan.</p>
<p><strong>“İşte bu gönlümün cananı geldi”.</strong></p>
<p><strong><em>&nbsp;Annemin yaktığı soba kadar, üzerinde kaynayan ıhlamur kadar sıcak bir hüzünle uyanıyorum bu sabaha… Kızarmış ekmek kokusundan yanık, ardından okunan sabâ makamındaki içli sabah ezanına…</em></strong></p>
<p>Devamı gelecek&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/YFRzRZcO-_c?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/">Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabahin-seherinde-otuyor-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1570</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
