SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Duvarımdaki İz

0

Korkuyorum; yalnız kalmaktan, utanmaktan, hatta özür dilemekten. Ayıplanmaktan ölesiye korkuyorum. Beni kimse sevmeyecek bundan böyle biliyorum. Yüzüme yediğim tokat gibi, annemin popoma attığı şamar gibi korkuyorum gelecekten… Geçmişten. En çok da bugünden korkuyorum…

Düşüp kalacağım bir gün sıradan bir kaldırımda, bir sokağın ortasında bulacaklar belki de beni, yani cesedimi. Yerde yatan beni, -ben olmayan beni- ayakkabılarının ucuyla itekleyip kakacaklar, kimliğimi araştıracaklar sözde. Kim bilir kimin nesi diye başımdaki şapkayı çıkartacaklar önce… Yüzüme bakacaklar. ‘ Pek de gençmiş’ diyecek biri, öteki ‘ yazık ne de güzelmiş suratı’ diye üzülmüş gibi yapacak. Gözlerimi göremeyecekler, asla gözlerimden inemeyecekler duygularıma. Baktıkları ben, -yerde yatan ben yani- ‘ben değilim ki hiç olmadım’ diyeceğim. Ağzımdan çıkan sözleri tartmadan söyleyeceğim… Nasılsa söyleyen ben değilim ki, onlar bilmeyecekler kimin söylediğini. Kimse kesemeyecek sözümü, ağzıma geldiği gibi dosdoğru söyleyeceğim, küfür edeceğim mesela; duyamayacaklar… Yaşarken söyleyemediklerimi, ölünce benden duyacaklar…

Yürüyüp gidecekler beni duymadan, işitmeden, hissetmeden tıpkı yaşarken yaptıkları gibi… Başlarına bela olurum diye korkacaklar. Beni orda öylece yüz üstü bırakıp koyacaklar kaldırımda bir başıma. Bilmeyecekler kim olduğumu, kim olmadığımı hiç bilemeyecekler… Arkamdan bir-iki laf edip sonra da köşedeki meyhanenin tahta masalarında, soluk ışıkların altında taş plaktan Münir Nurettin dinleyecekler. Müzeyyen Senar’la ‘ Bu akşam bütün meyhanelerini dolaşacaklar İstanbul’un’…

Ben, az ilerde soğuk Arnavut kaldırımlarının üstünde – ya da başka bir yerde- yüz üstü yatarken, onlar rakılarına  buz isteyecekler garsondan. Haydariye’ye batırıp çatallarını, rakılarından bir yudum alacaklar,  beyin salatalarına limon sıkacaklar sonra. Az evvel gördükleri suratımı çoktan unutacaklar.

Unutulacağım bir gün, belki de bugün. Hemen şimdi unutacaklar beni. Hiç yaşamamış gibi olacağım. Beraber yiyip içtiklerimiz unutulacak, sözlerimiz uçacak semaya doğru, bir ‘hoş seda’ bile olamadan boşlukta yankılanacak… Kelimeleri tutamayacağız, ne de verdiğimiz sözleri… ‘Söz uçar yazı kalır’ diyenler haklı çıkacak… Yazamadıklarımız bizi unutacak, biz unutacağız yazamadıklarımızı…

Korkuyorum; bir gün unutulup gitmekten korkuyorum. Yaşarken sevmekten korktuğum gibi, ölünce de unutulmaktan korkuyorum. Ne çok istemiştim oysa sevmeyi, çocukken izlediğim LOVE STORY filmindeki gibi büyük bir aşkla sevilmeyi. Ölünce unutulmayacak kadar, hep bir yürekte saklı kalacak kadar doyasıya, doyamadan sevmeyi…

Avazım çıktığı kadar şarkı söylemek istiyorum şimdi. Sesim güzelmiş-çirkinmiş umurumda değil. Yoruldum yıllardır kabuğumda saklanmaktan. Kim ne der diye düşünmeden, bırakıp kendimi rüzgâra  esiyorum artık düşlerimde. Savruluyor saçlarım iz bıraktığım yüreklerde… Düş görmekten mesut bakışlarım uyanmayacak bir daha, olsun. Biliyorum istesem de açamayacağım göz kapaklarımı, rüzgârı hissetmeyecek artık kirpiklerim… Ellerim okşanmayacak dudaklarla, ‘ Seni Seviyorum’ diyemeyeceğim ona!

O gün gelsin istemiyorum…

Duvarımda benden bir iz kalsın istiyorum…

Korkuyorum; sebebim olanı sebepsiz bırakmaktan. Sebebim sensin diyemeden, sebepsiz dönüşü olmayan yola koyulmaktan…

Korkuyorum…

Sarı Çizginin Ötesinde

Sarı Çizginin Ötesinde

Paylaş

Yazar Hakkında

Betül Çetinay

İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat hep yaşamında var oldu. Ama müzikle uğraşmaya başladığından beridir artık müzikle edebiyat yapar, müzikle yaşar…

Cevap bırakın