Ayın Filmi Arif 216

0
110
Ayın Filmi Arif 216

Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren ve oldukça ses getiren Cem Yılmaz’ın yazıp oynayıp ve yönettiği, Arif v 216 filmini izleme şansına eriştim.  Filmle ilgili pek çok olumlu yorum yapılsa da  bunun yanında eleştiriler de yerini buldu. Ben de üzerine bir şeyler yazmak istedim.

İNSAN OLMAK İSTERKEN KENDİNİ ZAMANDA YOLCULUK YAPARKEN BULAN ROBOTUN HİKAYESİ…

Arif v 216’nın her şeyden önce güldürü amaçlı yazılıp kurgulanarak ve beyazperdeye aktarılan oldukça zahmetli aşamaların ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Filmdeki görsel efektler,kurgulamalardaki kostümler, çekilen mekanların çeşitliliği, geçmiş ve gelecek zamandaki dekorlar   ve  canlandırmalar ciddi bir emek harcandığını seyirciye gösteriyor. Zaman makinesiyle geçmişe yolculuk günümüzde pek çok kişinin yapmak istediği ama henüz mümkün olmayan ihtimaller arasında yerini buluyor. Bu tür fantastik filmlerde yaşamda imkânsız gibi görünen öğeler gerçekleşebiliyor. Ozan Güven tarafından canlandırılan 216, insan olmak için uzaydan dünyaya gelen ve yanlışlıkla kendini en yakın dostu Arif’le birlikte 1969’da bulan bir robotun maceralarına ışık tutuyor. Aynı zamanda insan olmayı düşünürken, 1960’lı yıllarda yaşayan oyuncak fabrikasına sahip bir iş adamının da kötü emellerine alet olurken kendini buluyor. Bunun üzerine robot bir de o döneme ait kör bir kıza aşık oluyor. Her şeyin yanında bi, robot ve 1960’larda yaşayan bir kızın aşkına ışık tutuluyor. Tüm bunlar beyazperdeye komik ve mizahi bir dille aktarılırken, 1960’lara gidildiğinde de o dönemin modası, dekoru, tasarımları ve konuşma dilleri kullanılmış. Ancak yapım, komedinin perde arkasında yatan ve seyirciye verilmek istenen ciddi mesajları da içinde barındırıyor. Şimdi bu mesajlara değinelim…

FARKLI OLANI DIŞLAMA İÇGÜDÜSÜNE GÖNDERMELER..

216 insan olmak isterken dünyaya geldiğinde diğer insanların tepkileriyle ve dışlamalarıyla karşılaşıyor. Buradan günümüzde çevremizde de sık sık görebileceğimiz dil din ırk ayrımına göndermelerde bulunuluyor. Aslında, önemli olanın insan olmak değilde, iyi olmanın üzerinde duruluyor. Ancak toplumumuzda ne yazık ki hala, bu durumun farkında olmadan, ön yargıyla kendimizden farklı görünene karşı bir antipati ve dışlama içgüdüsüyle yaklaşan kişiler bulunuyor. Filmde robotun dünyada karşılaştığı yaratık, farklı, canavar gibi tepkiler bir yerde, gerçek yaşantımızdaki beyazların zencilere, Müslümanların Hristiyanlara, ya da Hristiyanların Müslümanlara karşı gerçekleştirdiği dışlamalara benziyor. Filmin özetle, bizden farklı olanı red etme ve dışlama iç güdüsüne çok iyi bir şekilde ışık tuttuğunu görmek mümkün olabiliyor. Bir çoğumuza da herkesi olduğu gibi kabul etmemiz ve farklılıklara saygı duyulması gerektiği konusunda yaratıcı ve süslü sahneleriyle ders veriyor….

HERKES KENDİNDEN BİR ŞEYLER BULUYOR…

Arif ve 216’nın bu kadar ilgi görmesinin bir nedeni de herkesin kendinden bir şeyler bulabilmesi olarak yorumlanabilir. Zamanda yolculuk, bir yerde aslında pek çok nesile hitap eden kurgu olarak ifade ediliyor. 2017’deki teknoloji nasıl günümüzdeki gençliğin ve çocukluğun bilgisayara, telefona hapsolup a sosyalleşmesine gönderme yapıyorsa, 1960’lı yıllarda o dönemde yaşayan kişilerin anılarını tazelemesine neden olabiliyor. “Bizim zamanımız ne güzelmiş. Herkes nezaket doluymuş, yardımsevermiş” gibi cümleler duyabiliyorsunuz. Bütün bunları süsleyen unsurları da es geçmemek gerekiyor. Eski sanatçıların o dönemlerle beraber yeniden hayat bulması da, filmi ilgili çekici kılan etkenler arasında yerini buluyor. Ajda Pekkan, Ayhan Işık, Sadri Alışık, Filiz Akın gibi sanatçıları günümüz oyuncuları ellerinden geldiğince canlandırmaya çalışmış. Bu konuda, pek çok eleştiri olmasına rağmen, filmin kurgusundaki düşüncenin oldukça iyi olduğu gerçeği es geçilmemeli. Film daha vizyona girmeden, tanıtımlarında gördüğümüz Ajda Pekkan, Ayhan Işık gibi afişler,  bir çoğumuzda filmi hemen izleme isteği uyandıran unsurlar arasında olduğuna ifade ediyor…

GENEL HATLARIYLA BAŞARILI BİR İŞ..

Elbette her yapımda olduğu gibi bu filmde de eksik görülen taraflar olabilir. Gerek görsel açıdan olsun, gerek kurguda olsun olumlu karşılıklar alındığı gibi eleştiriler de olacaktır. Ancak, film genel hatlarıyla verdiği mesajlar doğrultusunda oldukça başarılı bir iş çıkarmış ve başarılı tarafları eksik yönlerinin önüne geçmeyi de ihmal etmemiş. Umarım bu mesajlar pek çok kişiye ders olabilmiştir…

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikSARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Tekâmül
Sonraki İçerikTiyatro Şehrin Azizleri’den ‘’Başka Biri’’
Ayşe Aycan Arıcan
2 Mart 1990 tarihinde İstanbul Üsküdar'da dünyaya gözlerini açtım. 2014 Haziran döneminde İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin İletişim Fakültesi Sanat Yönetimi bölümünden burslu olarak mezun oldu. Okulu bitirme tezi için müzecilik ve koleksiyonculuk üzerine bir çalışma hazırladı. Bir devlet ve bir özel müzeyi koleksiyon oluşturma ve müze yönetimleri açısından karşılaştırmalarını yaptı. Seçtiği müzeler, devlet müzelerinden Topkapı Sarayı Müzesi, özel müzelerden de Sakıp Sabancı Müzesi'ydi. Tezinden A alarak mezun oldu. Müzecilik, koleksiyonculuk, Türk resim sanatı, empresyonist ve rönesans dönemi ressamları ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Ayrıca medya iletişim ve sanat ilişkisiyle de ilgilenmektedir.