Tarihin Kayıp Kadınları / Behire Hakkı Portresi

1

ASKERE MİNTAN DİKEN BİÇKİ YURDU SAKİNLERİ

Biz diyelim Eski İstanbul, siz deyin Dersaadet. Elde bir adres: Çiftesaraylar Caddesi, numero 21, Biçki Yurdu Terzihanesi… Yavuklusunu, eşini, babasını cepheye gönderen kadınlar, dikiş makinelerinden yükselen tıkır tıkır sesler eşliğinde onlara mintan dikiyor. Behire Hakkı, Biçki Yurdu’nu kurarak vatan savunmasında kadınların bambaşka bir rol oynamasını sağlıyor.

Behire Hakkı

Behire Hakkı

Behire Hakkı’nın dikiş nakışa ne kadar ilgi duyduğu 11 yaşında diktiği ilk elbiseden anlaşılır. Küçük Behire, bir gün sokaktan geçen basmacının sesine dikkat kesilir, koşarak gider ve kendisine yetecek kadar kumaş kestirir. Gönlüne göre seçtiği o kumaştan öyle bir elbise diker ki annesi şaşırır kalır. Dikişe dair bildiklerini günbegün kızına anlatmaya başlar. O günden itibaren nice tayyörler, bluzlar, yeldirmeler, eteklikler diken Behire Hakkı, gelinliğinin dikimini de kimselere bırakmaz.

Tabi o dönem bu durum takdir edilmez. Zira yabancı terzihaneler ve ısmarlama elbiseler modadır. Pahalı kıyafetler giyen kadınlar için kendi kıyafetini dikmek bir küçüklük göstergesi,  fakirlik alametidir. Behire Hakkı’ya acıyarak bakan, “Diktiğini söyleme, falanca terzihaneden aldım de.” şeklinde öneride bulunanlar olur. Ancak Behire Hakkı için, acınacak durumda olan kendisi değil, meziyetleri yerine ısmarlama elbisesiyle gurur duyan bu kadınlardır.

“MEMLEKETİM İÇİN NE YAPABİLİRİM?”

Kadınlar, süren savaşların ağırlığı altında günden güne daha çok ezilir. Onların sessiz çığlıklarını duyan Behire Hakkı, “Memleketim için ne yapabilirim?” diye de düşünüp durmaktadır. Başkalarına muhtaç olmayı esaret kabul eden Behire Hakkı, kadınları meslek sahibi yapmaya karar verir. En iyi bildiği konu dikiştir. 1913 yılında İstanbul’da Biçki Yurdu’nu açar, gazetelere ilan vererek kadınlara terzilik mesleğini öğreteceğini bildirir. Alınacak öğrencilerin fakir kesimden olmasına dikkat eder. Bu girişimle kadınlar fakirlikten kurtulacak, alın teriyle ekmeğini kazanacaktır. İlk aşamada yurda 25 öğrenci başvurur, daha sonra sayı 51’e çıkar, 1917’ye gelindiğinde öğrenci sayısı 366’dır.

İlk mezuniyet töreninde öğrenciler, 40 dakika içerisinde bir korsaj, bir etek ve bir manto dikerek hünerlerini sergilerler. Bu törene Maarif ve Ziraat Nazırları (bakanları)’nın katılması Biçki Yurdu’na verilen önemi gösterir. Başarılarıyla devlet erkânının dikkatini çeken Behire Hakkı, Maarif ve Sanayi nişanına da layık görülür ve milli müessese haline gelir.

CEPHEDEKİ ASKERE MİNTAN DİKTİLER

Biçki Yurdu’nu milli müessese haline getiren sadece başarısı değil, askerler için el emeği göz nuru kıyafetler dikip cepheye göndermesidir.

Öğrenciler, askerlerin üşümemesi için 55 bin 155 tane pamuklu mintan diker. Müdafaa-i Milliye Cemiyeti aracılığıyla mintanları cepheye gönderir. Cemiyet mensupları, Biçki Yurdu’nun her ferdi için madalya hazırlar. Madalyaların 4 bin 500 kuruş olduğunu öğrenen hanımlar, kendi aralarında topladıkları aynı miktardaki parayı cemiyete yardım olarak gönderir. Açtıkları sergide satılan ürünlerin gelirini de buraya bağışlarlar.

Biçki Yurdu talebelerinin hayır işleri bununla sınırlı kalmaz. Çanakkale Savaşı’nda yaralanıp İstanbul’a tedavi için gelen askerleri, ziyaret ederler, topladıkları yardımları ulaştırırlar, onları rahat ettirmek için gerekli eşyaları temin ederler.

İĞNE TUTAN ELLER AZİZDİR

Biçki Yurdu’nun cefakâr kadınları, milli şair Mehmet Emin Yurdakul’a ilham olur ve şair, iğne tutan ellerin kılıç tutan eller kadar aziz olduğunu vurgular:

“Ey iğnem dik! Askere,

Giyecekler yetiştir.

Sınırdaki erlere

Hizmet aziz bir iştir.

Ey iğnem dik! Elimde teğellenen şu gömlek,

Bir kahraman genç Türk’ün vücudunu örtecek.”

BEŞİĞİ SALLAYAN ELLER YÜKSELDİ

Vatanın bağımsızlığı uğruna cephede mücadele eden erkekleri, cephe gerisinde yavuklu, eş, anne olarak bekleyen Türk kadınlarının misyonu bir nebze değişir. Şair Yurdakul’un deyimiyle, kılıçların yanında artık iğneler de parlar.

Fakat Biçki Yurdu da savaşın acımasız yüzünden nasibini alır, öğrenci sayısı 14’e kadar düşer. Varını yoğunu ortaya koyan Behire Hakkı, yurdun kirasını ödeyemeyecek hale gelir. Yurdu ayakta tutabilmek için öğrencilerden cüzi bir ücret almaya mecbur olur. Çok geçmeden durumu toparlamayı başarırlar, 1928’e gelindiğinde Biçki Yurdu’nun mezun sayısı 1794’e ulaşır.  Bayezıt, Beşiktaş, Fatih, Üsküdar’ın ardından Ankara, İzmir, Gaziantep, Konya ve Kilis’te de Biçki Yurdu açılır. Mezunların birçoğu kendi atölyesini açar, bir kısmı evinden çalışarak geçimini sağlar.

Behire Hakkı, kadınların terzi olmasını sağlayarak hem onların ekonomik özgürlüklerini kazanmasına yardımcı olur, hem de mali açıdan buhran geçiren ülke ekonomisine katkıda bulunur.

Dönemin entelektüellerinden İffet Hanım’ın Seyyâle Dergisi için kaleme aldığı ‘Beşiği Sallayan Eller Yükselecek’ makalesinde yazdığı gibi, milletin geleceği kadınların eğitimine bağlıdır ve işte Behire Hakkı’lar sayesinde beşiği sallayan eller yükselmiştir.

 

 

 

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Hemra Köse

1 Yorum

  1. Züleyha üzerinde

    Sembol kadınlar dışında nice kadınlar var tarihte, tanımıyoruz desenize… Tarihin kayıp kadınlarını bulmaya devam edin 🙂

Cevap bırakın