Anadolu binlerce medeniyete ev sahibi olmuş. Binlerce kültüre kucak açmış. Bu yaşamı yıllarca muhafaza etmiş. Toprak altında ve üstünde nice kentler, arkeolojik bulgulara ulaşılmış. Yeni kazılar yapıldıkça tarihi değiştirecek olaylar ve olgular ortaya çıkarılırken. Resterasyon adı altında yapıları yok ediyorlar ve tarihin kemiklerini sızlatıyorlar.

İstanbul’un gözdesi olan Suriçi’nde yaşamaktayım. Burada küçük büyük ahşap ya da ilk kargir binalar var. Ermeni veya Rum yapılarına ev sahipliği yapıyor. Zamanla yalnızlaştırarak çürümeye bırakıldı. Aylarca ve yıllarca yapımı süren tarihi binaların, korunmasını sağlamak için anıtlar kuruluna bağlı düzenleme işlerini yapıyorlar. Bir perde geriliyor ve perdenin altında çalışmalar başlıyor. Günler sonra perde kalkıyor altında ilk yapıya ait bir şey kalmadan ya da  taş duvarların eskisi sökülerek yeni taşlar koyuyorlar. Muhafaza etmek yerine gizlice değişimler sağlıyor. Ama kimse umursamıyor. Küçükpazar ve Süleymaniye arası gezinseniz. Sanki savaştan yeni çıkmış bir yer göreceksiniz. Her yer enkaz, yıkık- dökük binalar karşılıyor ya da  enkazdan arındırılmış otopark karşımıza çıkıyor.

Çocukken hayranlıkla baktığım yığma tuğla evlerin ya da ahşap binaların işlemelerini, kemerlerini gördükçe hoşuma giderdi. Şimdi sessizce yok oluyor.
Çocukken hayranlıkla baktığım yığma tuğla evlerin ya da ahşap binaların işlemelerini, kemerlerini gördükçe hoşuma giderdi. Şimdi sessizce yok oluyor.

Çocukken hayranlıkla baktığım yığma tuğla evlerin ya da ahşap binaların işlemelerini, kemerlerini gördükçe hoşuma giderdi. Şimdi sessizce yok oluyor. Sokaklar, evler yalnızlaşmaya bırakıyorlar. Binalar yaşam savaşı verirken bir arada bozdoğan kemerinin taşları kazındı. Sonra taşların bir kısmı değişti. Roma döneminde yaşayan ustaların kemikleri sızlamıştır. Kim bilir daha nice göremediğim eserler değiştirilmiştir. Kültürel erozyona uğrayan miraslar, zamanla yalnızlaşmaktan çok erimeye devam ediyor.

Birgün gazete de bir haber okudum. Antik tiyatronun mermerleri değiştirilmiş. Biraz güldüm. Yıllarca mevsime zamana meydan okuyan tiyatronun. Günümüzün insanlarına maruz kalması üzücü bir durum. Mirasları, değerleri, koruyamadan geleceğe aktaracağız ya da aktaramayacağız. Hızlı yaşama, çabuk tüketme hırsları yaratıldığı sürece, sadece selfi (öz çekim) çekmek için yarıştığımız bu zamanda. Sanatımız başta olmak üzere her şey eriyerek gidiyor. Çok acımasız bir zaman.

90’lı yıllarda meşhur birim olan tarihi eser kaçakçılığını unutamıyorum. Geçenlerde bir arkadaşım sosyal ağda bir paylaşımda bulundu. Zamanın birinden topraklarımızda sökülerek gönderilmiş tarihi eserlerden birini Berlin’de müzede sergiliyorlar. Bu acı olaya karşılık, diğer kalan parçasını da ülkemizde heykelin ağzına bir musluk takarak olduğu yerde bırakmışlar. Gerçekten zamanın ince ustalığından çıkmış  sanat yapıtını, müzelerde ya da sergi yollarını açmak yerine bir musluk bağlantısı yaparak bir köşe çeşme görevi ile kültürel erimeye göz göre göre bakıyoruz.

Bir gün, bizlere büyük işçiliklerini sanatlarını sunan üstatlar, soracaklar; “Birgün, zamanla yok olan kültürlerin, ne zaman erimesini önleyebileceksiniz” diye. Cevapsız kalacaklar tarihin içerisinde sessizce erimesine göz yumacağız ya da  kültürün yok olmasını izleyeceğiz. Ne büyük acı…

Ayrıca Sanat Nedir? yazısını da okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikBütün Kedilerin Dikkatine!!!
Sonraki İçerikZıvana
Kırıkkale Üniversitesi Kırıkkale Meslek Yüksekokulu Radyo Televizyon Programcılık Bölümü mezunudur. Ayrıca İstanbul Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV ve Sinema bölümü mezunudur. Çeşitli ulusal kanallarda haber bölümü haber kurgu montaj operatörü olarak çalışmıştır.

1 YORUM

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.