İntibah Romanında Yetim Ali Bey’in Ruhi Sefaleti

3
1105

Verdiği eserlerden dolayı “Vatan Şairi” olarak tanınan Namık Kemal’in en çok bilinen eserlerinden birisi de “İntibah” romanıdır. Namık Kemal, kötü bir kadının ihtiras ve entrikalarına kapılan bir gencin felaketini anlatan romanına “Son Pişmanlık” ismini verir; ancak dönemin sansüründen dolayı romanın ismini değiştirerek “İntibah – Sergüzeşt-i Ali Bey” olarak 1876 yılında yayımlar. Bu roman türü itibariyle “töre romanı” sayılabilir. Her ne kadar olay örgüsünde bir serüven sezilse de romanın asıl konusu toplumsal yargıların sorgulanması üzerinedir. Namık Kemal, bu romanla toplumsal yapı ile aile yaşamımızın aksak yanlarını işler.

intibahİntibah romanının konusu özetle şu şekildedir:

“Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur. İyi bir öğrenim görür, on yaşına gelinceye kadar birkaç dil öğrenir; ancak aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesinde etkisi olmaz. Yirmi yaşlarındayken babası ölünce, keyfine göre yaşamaya kapılır. Çamlıca’da bir gezinti sırasında, güzel bir kadınla tanışır. İffetli sandığı bu kadın, yosmanın biridir. Adı Mehpeyker’dir. Suriye’de çirkin işler yaparak zengin olmuş Abdullah Efendi isimli yetmiş yaşlarında, çirkin bir ihtiyarla dost yaşamaktadır. Oğlunun böyle uygunsuz bir kadına gönlünü kaptırmasına üzülen annesi, Ali Bey’in mutluluğu için, eve Dilâşup adında güzel bir cariye alır.yine de oğlunu bu kadının elinden kurtaramaz. Ali Bey, bir kıskançlık krizi sonrası Mehperyker’le kavga eder ve ayrılırlar. Ali Bey, gün geçtikçe Dilâşup’a ısınmaya başlar. Mehpeyker de boş durmaz. Her şeyine göz yuman Abdullah Efendi ile bir plan hazırlar. Dilâşup’u hamamda görerek vücudundaki benler hakkında bilgi edinir. Birtakım erkekler ağzından bunu Ali Bey’e duyurur. Ali Bey, kızgınlıkla Dilâşup’u döver, kendisi de hastalanıp yatağa düşer. Kızı bir esirciye satarlar. Her şeyden haberdar olan Mehpeyker, Dilâşup’u satın alır. Düşkün kadın kızın ahlakını bozmak için çok uğraşmışsa da başaramaz. Ali Bey, kendisini artık tamamen sefahate verir, babadan kalma serveti elden çıkar, annesi bir kira evinde sefalet içinde ölür. Ali Bey, hal böyleyken dahi Mehpeyker’e dönmez. Tüm planlarına rağmen Ali Bey’i ele geçiremeyen Mehpeyker deliye döner. Ali Bey’i öldürmeyi düşünür. Hile ile Ali Bey Üsküdar’da bir bağ evine eğlence için çağrılır. Mehpeyker, Dilâşup’u da oraya götürür. Dilâşup, Mehpeyker’den Ali Bey için hazırlanan tuzağı öğrenir. Bu durumu olan bitenden habersiz eğlenceye geldiğini sanan Ali Bey’e bildirir. Ali Bey, pencereden bir çarşafa sarılıp inerek oradan kaçar. Bu sırada Ali bey’in paltosunu giymiş olarak bekleyen Dilâşup, Ali Bey zannedilerek öldürülür.”

Giriş

Namık Kemal’in İntibah romanı Türk edebiyatında ilk edebi roman olarak geçer. Bununla birlikte roman kavramının genel özellikleriyle İntibah romanını ele alacak olursak çok eksik kalan yanının olduğunu görürüz. Bu durum, Tanzimat edebiyatında bu türün henüz ortaya çıkması ve yeterince bilinmemesiyle alakalıdır; yani İntibah romanının eksikliklerini, eserin yazıldığı döneme ve Türk edebiyatın gelişim devrelerine bakmadan anlayamayız. Bu çalışmanın konusu eserin kahramanı Ali Bey’in yetimlik açısından incelenmesidir. Böyle bir inceleme için gerekli olan karakterin ruhi açıdan incelenmesi zorunluluğunu, romanın karakterleri derinlemesine inceleyememesi sebebiyle biraz eksik de olsa yapacağız. Ali Bey’in davranışlarını hangi psikolojiyle gerçekleştirdiği romanda tam anlaşılmasa da biz bazı çıkarsamalar yaparak vermeye çalışacağız. Romanda Ali Bey’in babası hakkında düşünceleri pek verilmemektedir. Haliyle Ali Bey’in verdiği kararlarda babasının yokluğunun etkileri varsayım olarak ele alınacaktır.  Romanda, karakterler indirgemeci bir şekilde ele alınıp iyinin her daim iyi, kötünün ise her daim kötü olduğu gibi insan için çok fazla mutlak fikirlerin bulunması yine çalışmamız için zorlayıcı bir sorundur.

İntibah romanını inceleyip anlamaya çalışırken dönemin genel özelliklerini akıldan çıkarmamak lazım. Namık Kemal’in ihtilalci muhtevası her ne kadar çağını aşmaya çalışsa da 19. yüzyıl Türkiye’si günümüzden baktığımızda Namık Kemal’e çok da bu şansı tanımamıştır.

namik-kemal

Yetim Kalmanın Ali Bey’in Karakterindeki Etkileri

Ali Bey’in babası otoriter bir baba değildir; aksine çok mülayim ve şefkatlidir: “Hele babasının, yurdumuzda eşi az görülen, mülâyimliği ve şefkati sayesinde, yaratılışında zaten mevcut olan saffet ve nezaket o kadar kuvvetlenmişti ki, terbiyesine ve davranışlarına bakanlar kendisini âdeta bir melek zannederlerdi.”[1] Oğlu için elinden gelen tüm fedakârlıkları yapmaktan geri durmaz, oğlunun yetişmesinde çok büyük emeği olur.[2] Romanda Namık Kemal’in de belirttiği gibi: “Bilhassa babası, evlat kıymetini çok iyi bilenlerdendi.”[3]

Roman başkahramanı Ali Bey, daha küçük yaştan beri sarı benizli, fazlaca sinirli ve kanı oynak bir çocuktu.[4] Böyle özelliklerde olan bir çocuğun sürükleneceği ruh hali melankolidir; kafasına koyduğunu mutlaka yapmaya çalışan, bunu gerçekleştiremediğine ise derin bir hüzün ve buhrana sürüklenerek kendini hırpalayabilecek bir ruhiyata düşmek… Ali Bey’in babası da çocuğunun inatçı karakterini bildiği ve yaşadığı için olgunlukla duruma yaklaşıp bu izi çocuğundan silmek için çok uğraşır;[5] ancak tüm uğraşlarına rağmen bir sonuç alamaz. Yapacak bir şeyi kalmayınca, çocuğunun bu özelliğini eğitimine ve kültürel gelişimine sevk eder. Böylece Ali Bey, çok iyi bir eğitimden geçerek yetişir. Babasından bu derece teveccüh gören Ali Bey, yirmi yaşına gelip onu kaybedince bundan etkilenmemesi mümkün olmadı. Kendine çokça ilgi ve alaka gösteren bir babayı kaybetmek, genç bir çocuğun ruh halini ve karakterini mutlaka etkiler.

Romanda, Ali Bey’in babasını kaybettikten sonraki duyguları şu şekilde tasvir edilir: “Ali, zaten mahzun yaratılışlı bir çocuktu. Kendi hayatından daha üstün tuttuğu babasını, gönlünün olanca sevgisiyle seviyordu. Hiç ümit etmediği, hatta aklının ucundan bile geçirmediği bir anda o aziz varlığı ebediyen kaybedince yaşamının tadını da beraber kaybetti; büsbütün mahzunlaştı.”[6] Ali Bey’in bu denli üzüntü içine düşmesi yüzünden annesi, kocasının ölümünden duyduğu acıları bir kenara bırakarak oğlu için endişelenmeye başlar.[7] Ali Bey’in annesi, oğlunu düştüğü melankoliden kurtarmak için bin bir çeşit yol düşünür.[8]

İçine kapanık, aşırı duygusal bir gencin çok sevdiği babasının ölümünden sonra hemencecik toparlanabilmesi zor gözükse de Ali Bey, çok zaman geçmeden babasının yasını unutur. “Ali Bey, dünyada herkesten çok sevdiği babasının ölüm acısıyla yanıp tutuşurken, yine de her karış toprağında nice sevgili vücutlar gömülü olan kırlarda gezip eğlenmeye can atıyordu.”[9] Bu durum, baba ile oğul arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Bir erkek çocuk, babasını her ne kadar severse sevsin ona karşı mutlaka bir çatışma ve rekabete girer. İnsanın bilinçaltındaki bu karmaşık duygular farkında olmadan su yüzüne çıkar, hal ve davranışlarda kendisini belli eder. Ali Bey, bu yüzden kısa sürede babasını unutur ve başka meşgalelerin peşine düşer.

Babasının yokluğunun hemen akabinde aşkı da tadan Ali Bey, aşkından deli divaneye döndüğü için hayatında ilk kez eve gelmez ve bunu annesine haber vermez. Aslında haber vermek dahi aklına gelmez. “Ali Bey, o yaşa gelinceye kadar hiçbir akşam, evinden başka bir yerde gecelemek değil, böyle geç vakitlere kadar bile kalmamış ve anneciğini böyle bir şeye alıştırmamıştı.”[10] Bu durum, Ali Bey’in baba figürünü artık hayatında hissetmemesinden alakalıdır. Babası yaşamış olsaydı kendini bu denli kaybetmez ve annesini kandırdığı gibi babasını da kolayca aldatabileceğini düşünmezdi.

Ali Bey, hayatında ilk kez annesine söylediği yalandan sonra vicdan muhakemesi yapar. Bu mahkemede yargıç, hiç kuşkusuz babasıdır. Ali Bey, babasının nasihatlerini hatırlar.[11] Ancak tüm bu vicdan hesaplaşması Ali Bey’i doğruyu söylemeye sevk etmez; çünkü artık babası yaşamıyordur ve eğer yaşasaydı her şey daha farklı gelişirdi. Bu ilk yalandan sonra Ali Bey, artık sık sık yalanlara ve aldatmacalara başvurur; şöyle ki yalanın söylenebileceğini ve babasının artık olmadığını idrak etmesi yeter ona.

Ali Bey’in annesine söylediği yalanlardan dolayı iş yerinde yükseldiğini sanan annesi çok mutlu olur. Buna bir de Ali Bey’in sevdiği kadından karşılık görmesinden sonra yerine gelen neşesi eklenince annesi oldukça keyiflenir. “Dünyada biricik evladı, ciğer-pâresi Aliciğinin neşeli bir gülümseyişine yıllardır hasret çeken ve dünyada büyüklüğü devlet kapısında yükselmekten ibaret bilen annesi, oğlunu böyle neşeli gördükçe ve memuriyet hayatındaki yükselmelerini işittikçe, sevgili kocası yeniden dirilmiş ve aralarına karışmış gibi memnun ve mesut olurdu.”[12] Anne, oğlunu ölen kocasının yerine koyarak bilinçaltında olan hissiyatı maddi yaşamda uygulamaya geçirir. Anneler, özellikle kocaları öldükten sonra, oğullarını daha fazla sahiplenirler. Bazı durumlarda bu duygunun şiddeti o kadar fazla olur ki, oğlunu başka bir kadınla paylaşmak dahi istemezler. Oğullar ise, sevdikleri kadınları anneleriyle karşılaştırır. Özellikle sevgiliyle bir küskünlük, dargınlık anında annenin tüm iyi ve sevgilinin tüm kötü özellikleri gün yüzüne çıkarılır: “Biraz rahatsızlansa; zavallı kadıncağızın sabahlara kadar üzüntüden gözüne uyku girmez; üzüntülerine, sevinçlerine, her şeyine ortak olurdu. Bilhassa babasını kaybettikten sonra bu şefkat daha da artmıştı. Biricik evladının daima üstüne titrer, gözünün içine bakardı. Hatta en şiddetli muamelelerinde bile başka bir şefkat eseri görülürdü. Anacığı onun her şeyiydi. <<Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar>> olur muydu? Şu anda bütün arzusu Mehpeyker denilen o aşifteyi en ağır hakaretler altında ezmek, rezil etmek, sonra da koşup anneciğinin boynuna sarılmak, ellerini, yüzünü, gözünü öperek kendisinden af dilemekti.”[13]

Ali Bey’in annesi Fatma Hanım, oğlunun düştüğü beladan kurtulması için başkalarından yardım ister. Oğlunun illetinden nasıl kurtulacağını Mesut Efendi söyler.[14] Fatma Hanım, kocası yaşamış olsaydı çareyi başka insanlarda aramazdı. Şüphesiz oğlu için otorite olan baba her şeyi hallederdi: “Bir aralık rahmetli kocasını hatırladı. O, sağ olsaydı şimdi kendisi için ne kuvvetli bir dayanak olurdu…”[15] Fatma Hanım, oğlunu Mehpeyker’den vazgeçirmek için türlü oyunlara başvurur; ancak yine de başarılı olamaz.[16] Bir babanın kudreti yoksunluğunda biçare annenin yapabileceği pek bir şey yoktur. Baba yaşasaydı, doğrudan oğlunu karşısına alır ne düşünüyorsa açık açık söylerdi. Annenin oyunları çocukları da başka türlü hilelere sevk eder.

Ali Bey, Mehpeyker’in iç yüzünü öğrenmeye başladıkça annesine karşı sevecenlik hisseder. Eğer babası hayatta olsaydı, büyük ihtimalle bu duygu korku olurdu: “Daha birkaç saat öncesine kadar tapınırcasına sevdiği Mehpeyker’e karşı kalbi şimdi nefretle çarpıyor; biricik sevgili anneciğinin kırılan gönlünü almak ve yaptığı küstahlığı affettirmek için zihninde çareler arıyordu.”[17]

namik-kemal-2

Sonuç

Namık Kemal, eserinde elinden geldiğince var olduğu toplumun aksayan yanlarını ele alıp kendince değerlendirir. Ali Bey, bu toplumun karikatürize edilmiş bir tipidir. Zengin bir ailenin çocuğu; babasını kaybettikten sonra kendini kaybeder, olmayacak kadınlara sevdalanır, parasını çarçur eder, annesinin tüm çabalarına rağmen yolundan dönmeyerek kendini ve tüm ailesini maffeder. Romanın genel olarak kırılma noktası Ali Bey’in babasının öldüğü andır. Tüm bu olumsuz olaylar dizisi babanın ölüp Ali Bey’in yetim kaldığı andan itibaren başlar. Bu da gösterir ki babanın varlığı bir aile için olmazsa olmazdır. Bütün musibetleri çocuklarının üzerinden uzaklaştıran baba figürünün kendisidir.

Baba öldükten sonra her şey kötü gidiyor gözükse de tüm bu olumsuzlukların sonucunda Ali Bey doğru yolu bulur. Dönemin romanlarında gözüken eksiklerden de kaynaklı iyi ve kötünün değişmezliği Ali Bey için de geçerliliğini gösterir. Şüphesiz Ali Bey de evlenecek, çocuk sahibi olacak ve kendi yetimliği döneminde yaptığı hataları çocuğunun yapmaması için elinden geleni yapacak, çocuğuna en iyi eğitimi verecek…

[1] Namık Kemal, İntibah, 5. b. İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul – 1984, s. 19.

[2] İntibah, s. 19.

[3] İntibah, s. 19.

[4] İntibah, s. 20.

[5] İntibah, s. 20.

[6] İntibah, s. 22.

[7] İntibah, s. 22.

[8] İntibah, s. 22.

[9] İntibah, s. 24.

[10] İntibah, s. 30.

[11] İntibah, s. 32.

[12] İntibah, s. 55.

[13] İntibah, s. 109.

[14] İntibah, s. 93.

[15] İntibah, s. 116.

[16] İntibah, s. 101.

[17] İntibah, s. 108.

Önceki İçerikBatı Sinemasında Göçmen Sorunu
Sonraki İçerikTürk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları
Önder Aydın, Sanat Duvarı kurucusu ve proje yöneticisidir. Lisans eğitimine İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde devam ederken ara vererek Nazım Hikmet Akademisi Sinema bölümünde 2 yıl eğitim aldı. Ardından lisans eğitimini bitirerek İstanbul Aydın Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda eğitime başladı. Şu an yüksek lisans tezini hazırlamaktadır. Eğitimci olarak başladığı iş yaşamını Web Proje Yöneticisi, Arama Motoru Optimizasyonu (SEO) ve Dijital Pazarlama Uzmanı olarak sürdürmektedir. Sanatın edebiyat ve sinema dallarıyla ilgilidir. Akademik çalışmalar yapar. İstanbul'un kaotik ortamını terk ederek İzmir'e yerleşmiştir.

3 YORUMLAR

  1. Romanın kahramanı Ali Bey’i yetim olması yönünden ele almasıyla gerçekten farklı bir bakış açısı olan bir makale oldu. Edebiyatımızda kendini tekrar eden o kadar çok akademik çalışma var ki, böyle değişik ve orijinal çalışmaların daha çok olması gerektiğini düşünüyorum.

    • Teşekkürler. Gerçekten durum biraz sizin dediğiniz gibi. Ancak bu böyle çok gitmez, bu da bir gerçek. Özgünleşme kaçınılmaz olacak bence. Özgün olmayanlar ise ayıklanacaktır. Tekrar teşekkürler güzel yorumun için.

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.