<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Film Eleştirisi &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/sinema/film-elestirisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2021 10:10:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Bir Film &#8211; Ölü Ozanlar Derneği ve Okul Kültürü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-film-olu-ozanlar-dernegi-ve-okul-kulturu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-film-olu-ozanlar-dernegi-ve-okul-kulturu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Jul 2021 10:10:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Akan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19864</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu çalışmada 1989’da gösterime giren “Ölü Ozanlar Derneği” adlı filmin okul kültürü bağlamında incelemesi yer almaktadır. EGEMEN KÜLTÜR (GENEL KÜLTÜR) Ölü Ozanlar Derneği filminde Amerika’da yer alan Welton Akademisi, lise düzeyinde eğitim veren erkek yatılı okullardan biridir. Dört temel prensibe sahip olan Welton Akademisi, okul kültürüyle egemen kültürü oluşturmaktadır. Amerika’nın en iyi üniversite hazırlık okullardan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-film-olu-ozanlar-dernegi-ve-okul-kulturu/">Bir Film &#8211; Ölü Ozanlar Derneği ve Okul Kültürü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu
çalışmada 1989’da gösterime giren “<strong>Ölü Ozanlar Derneği</strong>” adlı filmin <strong>okul
kültürü</strong> bağlamında incelemesi yer almaktadır.</p>



<h2>EGEMEN KÜLTÜR (GENEL KÜLTÜR)</h2>



<p><em>Ölü
Ozanlar Derneği</em> filminde Amerika’da yer alan Welton
Akademisi, lise düzeyinde eğitim veren erkek yatılı okullardan biridir.
Dört temel prensibe sahip olan Welton Akademisi, okul kültürüyle egemen kültürü
oluşturmaktadır. Amerika’nın en iyi üniversite hazırlık okullardan biri olduğu
düşüncesiyle, ülkenin bütün bireyleri tarafından, genel alışkanlıkları,
değerleri ve inançlarıyla kabul görmüştür.&nbsp;
</p>



<p>Okul,
yatakhane, kütüphane, yemekhane, spor alanları, kürek yarışı ve eskrim gibi
olanaklara sahip, yine içerisinde küçük bir taş kilise bulunan fiziksel bir
yapıya sahiptir. Okulda sınıflar derslere göre düzenlenmiş ve öğrenciler ders
saatlerinde dersin öğretmeninin sınıfına gitmektedirler. Koridor duvarlarında
Welton Akademisi’nin eski öğrencilerinin resimleri asılıdır. </p>



<p>Okulda dört prensip öğrencilerden beklenmektedir. Bunlar: Gelenek, Onur, Disiplin ve Mükemmelliktir. Prensiplere bağlılık okul müdürü Nolan tarafından da vurgulanarak, filmde verilmektedir. Müdürün öğretmenlerinden ve öğrencilerinden beklentileri yüksektir. Öğretmenin de öğrencilerden beklentileri yüksektir. Nolan filmde okul açılış töreninde seçkin üniversitelere yerleştirdiği öğrenci sayısını belirtir. Dönem başlangıcında öğrenciler flamalarla tören yaparlar. Okulun normları gibi kendi ritüelleri de vardır. Nolan: “Bilgi’nin ışığı çocuklar” diyerek, bir öğrencinin elinde tuttuğu mumu yakar. Birbirlerinin mumlarını yakarak, öğrenciler töreni devam ettirirler. Filmde Müdür Nolan’ın öğretmenler ve öğrencilerle iletişimi zayıftır. Baskıcı, geleneksel metotları benimsemiş, otoriter yapısıyla değişime açık değildir. “Ölü Ozanlar Derneği” makalesini yazan öğrencisini uygunsuz bir şekilde, odasında şiddet uygulayarak, “Ölü Ozanlar Derneği nedir? Dernektekilerin isimlerini istiyorum” der. Nolan’ın ve Nolan gibi sert disiplinli öğretmenlerin davranışlarından dolayı okul içi iletişim zayıftır. Yine Keating’le makalenin yayımlanmasından sonra görüşür. Keating’e olağan dışı metotlar kullandığını söyler. Nolan: “Başarısını kanıtlamış bir müfredat var, eğer sen onu sorgularsan onlar da aynısını yapar” der. Öğretmenler Nolan’ın okul kültürünü benimsemiştir.  Teşvik ve takdir okul kültürüyle değerlendirilmektedir. Değişime pozitif yönde bakmamaktadırlar. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2021/07/enfj-poet-4-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="KEATING’İN EDEBİYAT SINIFI" class="wp-image-19866" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2021/07/enfj-poet-4-1.jpg?w=544&amp;ssl=1 544w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2021/07/enfj-poet-4-1.jpg?resize=300%2C155&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 544px) 100vw, 544px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>KEATING’İN EDEBİYAT SINIFI</figcaption></figure></div>



<p>Ortak
karar alma düşünceleri güçlü bir okul kültürü olduğunu düşündürse de öğrenciler
okul kültürüyle çatışmaktadır. Öğrenciler Welton Akademi’ye Hell-ton (Cehennem)
derler. Okul değişime açık olmadığı kadar, geleneksel, disiplinli, ezberci,
sorgulamayan öğretmenlerden oluşmaktadır. Okul içerisinde sanatsal bilimlere,
sosyal bilimlere, insani bilimlere yer yoktur. &nbsp;Keating’le yemekhanede yemek yiyen Latince
Öğretmeni okul kültürünün bağlı olduğu değerleri de yansıtıyor. Keating’e
öğrencileri yanlış bir yere yönlendirdiğini, öğrencilerin birer Shakespeare ya
da sanatçı olmadıklarında ondan nefret edeceğini söylüyor. Bu durum Keating’in
motivasyonunu, aidiyet duygusunu zedeliyor. Okul içerisinde iş birliği de
mümkün olmuyor. Okul içi sağlıklı bir iletişim kurulamadığı için, güven ortamı
da oluşturulamıyor. Öğrenciler Nolan’ın mesafeli, otoriter ve sert mizacından,
yine öğretmenlerin tutum ve davranışlarından dolayı kendilerini güvenli
hissetmiyorlar. Güven ortamı kurulamıyor. Öğrenciler düşünceleri özgür bir
şekilde dile getiremiyor. Keating’in Neil Perry’in ölümünden sorumlu tutulması
ve bu konuda öğrencilerin tehdit edilerek, soruşturmanın gerçekleştirilmesi ve tehditle
tutanağa imza atmalarının istenmesi güven ortamı, motivasyon ve aidiyet
duygusunu zedeliyor. Nolan, Todd Anderson’a tutanağı uzatarak “Bay Keating’in
bu derneği kurmaya nasıl teşvik ettiği, ne tür yöntemlerle sizi disiplinsiz
tavırlara yönlendirdiğini her şeyiyle anlatıyor. Keating öğretmenlik konumunu
kötüye kullanarak, Neil’in ölümüne sebep olduğu detaylarıyla yazıyor” diyor. Keating’in
okuldan ayrılmak durumunda bırakılması, okul yönetiminin öğretmenini
desteklemediğinin, ailelerin okul yönetimine dair tutumlarının yanı sıra, okul
yönetiminin de ailelerin beklentilerini önemsemesi, eğitim atmosferini
etkilemektedir. </p>



<p>Egemen
kültür, beklentiler, karar verme süreci, iletişim, değişim, güven, iş birliği,
destek, teşvik edicilik, motivasyon ve aidiyet gibi noktalardan
değerlendirildiğinde, güçlü, etkili bir kültür ortamı sergilememektedir.</p>



<h3>ALT KÜLTÜRLER</h3>



<p><strong>Welton
Akademisi</strong>’nde egemen kültürün dışında pek çok alt kültürden söz
etmek mümkündür. Keating’in sınıfı, yine öğrencilerin yeniden canlandırdığı Ölü
Ozanlar Derneği alt kültürlerden biridir.</p>



<h4>KEATING’İN EDEBİYAT SINIFI</h4>



<p>Sınıfa
ıslık çalarak giren Keating öğrencilerin dikkatini ilk dersten itibaren
çekmiştir. Egemen kültüre bağlı olsa da geleneksel yöntemlerden uzak,
yaşayarak, hissederek, alışılmışın dışında farklı bakış açıları sunarak,
derslerini işler. Carpe Diem (Yaşadığın Günü Kavra) ilk derste öğrenciler
tarafından duyumsanır.</p>



<p>Keating,
egemen kültüre bağlı ama sınıfında özerk bir şekilde dersini işlemektedir.
Kullandığı dil, davranışları ve tutumları diğer öğretmenlerden farklıdır. Öğrenciler
ilk zamanlarda farklı duygular hissedecek, zamanla öğrenciler estetik zevklerle
beslenerek, kendilerini bulacak, kendi alt kültürlerini Ölü Ozanlar Derneği’ni
dahi oluşturacaklardır. </p>



<p>Keating’in ilk ders çıkışında öğrencilerin anlattıklarını sınavda sorar mı diye düşünmesi, egemen kültürün öğrencileri nasıl etkisi altına aldığının göstergesidir. Öğrenciler değişime dirençli gibi görünseler de zamanla öğrenciler tarafından değişim pozitif yönde benimsenecektir. Öğrenciler işlenen derslerle zamanla kendi yeteneklerini keşfedeceklerdir. Todd Anderson ilk ders gününün gecesinde defterine “Seize the Day” (Anın Tadını Çıkar) yazar. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2021/07/dead-poet-society-4-filmloverss.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="Ölü Ozanlar Derneği ve Okul Kültürü" class="wp-image-19865" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2021/07/dead-poet-society-4-filmloverss.jpg?w=638&amp;ssl=1 638w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2021/07/dead-poet-society-4-filmloverss.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2021/07/dead-poet-society-4-filmloverss.jpg?resize=630%2C420&amp;ssl=1 630w" sizes="(max-width: 638px) 100vw, 638px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Ölü Ozanlar Derneği ve Okul Kültürü</figcaption></figure></div>



<p>Keating
ilerleyen derslerde, öğrencileri sırayla öğretmen masasına çıkarır. “Dünya
buradan farklı görünüyor. Bir şeyi bildiğiniz zaman ona farklı açıdan bakın.
Çok yanlış ve aptal görünse bile” der. Öğrencileri çok yönlü düşünmeye teşvik
eder. Bir başka derste, dışarıda müzik eşliğinde, sözler okutur, top attırır.
Kendilerini ifade etmeleri için destekler. Bir başka derste de çocukların
özgüvenini geliştirecek, motivasyonlarını arttıracak öğrencilerin kendi
yürüyüşlerini fark etmelerini, en iyi yürüyüşleriyle yürümeleri ister.</p>



<p>Keating
sınıfa ödev verir. Todd Anderson, Keating’in şiir ödevi vermesiyle strese girer.
Ders günü geldiğinde Keating’in desteğiyle utangaçlığını kırar ve toplum içinde
şiir okur. Yine filmin sonunda Anderson’ın Keating okuldan ayrılırken, Nolan’ın
dersinde masaya ilk çıkan öğrenci olması metafordur.</p>



<p>Öğrenciler
Keating’le iletişim kurarken rahattırlar. Keating iletişime açıktır. “Kaptan,
kaptanım” diye seslenirler. Neil Perry babasıyla yaşadığı sıkıntıları da
Keating’le paylaşır. Keating öğrenciler için aynı zamanda rehberdir. İnsani
değerlere önem verir. Neil Perry’in hayallerini önemser. Temsil gününde
öğrencilerle onu izlemeye gider. </p>



<p>Alt
kültürde, Keating’in içsel motivasyonu yüksektir. Bu yüzden öğrencileri de
derse teşvik eder. Karşılıklı olarak güven duygusuyla birbirlerini desteklerler.
Sınıfın karar verme süreç becerisi artar. Öğrencilerin motivasyonları
yüksektir. Öğrenciler değişime pozitif yönde bakmaktadırlar. İletişim ortamı
yüksektir. Keating’in Edebiyat Sınıfındaki öğrencileriyle oluşturduğu alt
kültür etkili ve güçlüdür.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-film-olu-ozanlar-dernegi-ve-okul-kulturu/">Bir Film &#8211; Ölü Ozanlar Derneği ve Okul Kültürü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-film-olu-ozanlar-dernegi-ve-okul-kulturu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19864</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mustafa Uslu ve Dijital Sanatlar Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mustafa-uslu-ve-dijital-sanatlar-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mustafa-uslu-ve-dijital-sanatlar-uzerine/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 06 Dec 2019 04:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şirzad İshak Koyuncu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19002</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk ve dünya tarihinin en başarılı sporcularından olan milli gururumuz Naim Süleymanoğlu’nun hayatını anlatan biyografik film NAİM, vizyonda beklediğini henüz alabilmiş görünmüyor. Yapımcılığını Mustafa Uslu (Dijital Sanatlar)’nun üstlendiği bu film izleyicinin beğenisine sunulmaya devam ededursun, aslında ben Mustafa Uslu sineması üzerine biraz konuşalım istedim. Aslında bu yazı NAİM filmi ile ilgili değil, hadi işin derinliklerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mustafa-uslu-ve-dijital-sanatlar-uzerine/">Mustafa Uslu ve Dijital Sanatlar Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Türk ve dünya tarihinin
en başarılı sporcularından olan milli gururumuz Naim Süleymanoğlu’nun hayatını
anlatan biyografik film NAİM, vizyonda beklediğini henüz alabilmiş görünmüyor. Yapımcılığını
Mustafa Uslu (Dijital Sanatlar)’nun üstlendiği bu film izleyicinin beğenisine
sunulmaya devam ededursun, aslında ben Mustafa Uslu sineması üzerine biraz
konuşalım istedim. </p>



<p>Aslında bu yazı NAİM
filmi ile ilgili değil, hadi işin derinliklerine inelim.</p>



<p>Mustafa uslu hayatımıza
2007 yılında vizyona giren Ayla filmi ile girdi. Daha önce gişe başarısı
göstermeyen birkaç yapım dışında pek ismi duyulmayan Mustafa Uslu, Ayla
filminde büyük bir başarı yakaladı ve 5 buçuk milyon izleyiciye ulaştı. Daha sonra
2018 yılında Müslüm filmi ile 6 buçuk milyon izleyiciye ulaşarak çıtayı daha
tepelere çıkardı. Türk sinemasında biyografi filmlerinin yetersiz kaldığı bir
dönemde bu yapımlar adeta ışık gibi parladı. 2019’da ise Çiçero ve Türk İşi Dondurma
filmlerini vizyona soktu ancak iki film de 1 milyonu bile bulamadı. Bu da bizi Mustafa
Uslu filmlerinin tartışılan noktasına getiriyor? Bu filmlerde anlatılan
hikayeler çok mu abartılı? </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/indir-1.jpg?resize=342%2C189&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19005" width="342" height="189" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/indir-1.jpg?w=302&amp;ssl=1 302w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/indir-1.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Tamam biyografi film
bir belgesel değildir bire bir anlatması gerekmez. Ama tarihi tamamen
değiştirip yeni bir tarih yazmak işin içine girince işin rengi değişiyor.</p>



<p>Örnek vermek gerekirse,
Ayla filmini tipik propaganda filmi statüsüne koyabiliriz. Bu filmde
dikkatimizi çeken ise filmin senaristi Yiğit Güralp’in adeta bu filmin
künyesinden tamamen silinmesi. Güralp’in Mustafa Uslu ile yaşadığı bir tartışma
nedeni ile galalara bile davet edilmediği biliniyor. Mustafa Uslu’nun Ayla
filmi Oscar’a aday gösterilmeyince; “Biz Ayla&nbsp;filmiyle Oscar Ödülleri&#8217;nde
son dört saate&nbsp;kadar sekizinci sıradaydık. Benim bir konuşma&nbsp;yapmam
istendi. Eğer ben o konuşmayı&nbsp;yapsaydım, biz oscar&#8217;ı almıştık. Ama ben&nbsp;hayatım
boyunca, ne bayrağıma, ne vatanıma,&nbsp;ne milletime asla ihanet etmem,
kötü&nbsp;bir şey söylemem. Bunu yaparak bir yerlere&nbsp;gelmek hiç tarzım
değil.” Şekilde bir açıklama yapmış, senarist Yiğit Güralp ise Uslu için “filmde
Ayla’nın <strong>yere</strong> düşen Türk Bayrağı&#8217;nı kaldırdığı bir sahne var, akıl
hocaları bunu çıkar oscar alamazsın demişler bu da Amerikalılara yaranmak için
çıkardı” diye bir açıklama yapmıştı. Ne dersiniz? Acaba bu husumetin sebebi
yapımının senaryoyu yeniden yaratmak istemesi miydi?</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/0x0-1538667398329.jpg?resize=217%2C307&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19006" width="217" height="307" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Müslüm filminde ise
öncelikle Timuçin Esen’in kusursuz oyunculuğunu bir övelim sonra devam edelim. Çok
büyük bir başarı yakalayan Müslüm filmi de yine gerçeklerin gereğinden fazla
çarpıtılarak olayın dramatiasyonunun çok yükseltildiği eleştirisini almıştı. Gerçek
şu ki Müslüm Gürses’in yaşadığı aile dramının fazla egzajere olduğu yadsınamaz.
</p>



<p>Buraya kadar olan
bölümü senaryonun vuruculuğu için şişirildiği gerçeğini kabul edebiliriz. Ancak
Dijital Sanatlar daha sonra dozu bir tık daha yükseltti. </p>



<p>2019 yılında vizyona
giren Çiçero filminde, Çiçero kod adlı İlyas Bazna’nın 2. Dünya savaşı
sırasında İngiltere’nin gizli dosyalarını Almanlara sızdırdığı gerçek hikaye
anlatılıyor. Ancak basit bir casusluk hikayesini filmde, aslında İlyas Bazna’nın
Atatürk tarafından Almanlar’a karşı önlem olarak seçilmiş özel bir ajan olması
gibi gereksiz bir bilgiyi sokuşturmaları filme olan etkinin kaybolmasına neden
oldu. Yani aslına İngiliz ve Almanlar arasındaki bir casusluk hikayesini bir Türk
ajanının zaferi gibi göstermek ucuz propagandanın ötesine geçiremedi filmi.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/12/4613697.jpg?resize=242%2C346&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19007" width="242" height="346" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Ancak bu tarihi
değiştirerek önümüze sunma işinin zirvesi Türk İşi Dondurma filmi oldu. Kadrosunda
Ali Atay ve Erkan Koçak Köstendil gibi oyuncuları barındıran bu filmde, Mustafa
Uslu tarihi çarpıtmanın ve yeniden yazmanın kitabını yazmış diyebiliriz.</p>



<p>Türk İşi Dondurma filminin
konusu kısaca şöyleydi: Turkish&#8217;i Dondurma, Çanakkale
savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan iki Türk’ün ülkeleri için verdikleri
mücadeleyi konu ediyor. Avustralya’da yaşayan iki Türk, geçimlerini devecilik
ve el arabası ile dondurma satarak sağlar. 1915 yılında memleketlerinde savaş
çıktığını öğrenen ikili, Çanakkale’ye cepheye gitmeye karar verir. Ancak,
yetkililer onların adadan çıkmalarına izin vermez. Bu sırada Avustralya’da Türkler
aleyhine propaganda yapılmaya başlanır. İngilizler’in Avustralya’da asker
devşirmek için broşür dağıttığını öğrenen iki Türk, ülkelerinde veremedikleri
mücadeleyi Avustralya’da vermeye karar verir.</p>



<p>Filmde
anlatılan bu epik durumu tamamen kafanızdan silin ve gerçekleri konuşalım.</p>



<p>Öncelikle
iki Türk değil iki Afgan diye düzeltelim. İsimleri de Muhammed Gül ve Molla Abdullah.
Filmde bizim iki Türk, kendilerine ve ailelerine yapılan zulüm ve katliam
nedeni ile Avustralya askeri taşıyan trene saldırıyorlar. Ancak olayın
gerçeğinde iki Afgan pikniğe giden kadın ve çocuk ağırlıklı bir trene
saldırıyorlar. Broken Hill olayı olarak anılan bu saldırı, filmde bir
kahramanlık hikayesi iken, gerçekte bu, Avustralya’nın ilk terör saldırısıdır. Hatta
bu “kahramanlık hikayesi” gerçekte halk tarafından çok desteklenmeyen savaşa
katılma konusunda bir propaganda etkisi yaratmış ve Müslüman karşıtı bu
atmosfer tüm ülkeye yayılmıştır.</p>



<p>Filmin
sonunda gösterilen ve kahramanlık nişanesi gibi önümüze atılan bu fotoğraf ise
aslında kadın-çocuk dinlemeden yapılan bir katliamın nişanesi.</p>



<p>Mustafa
Uslu iyi dekor iyi kostüm ve iyi oyuncular ile çevrili bir alternatif tarih
yaratıyor bizlere. Biraz milliyetçilik, biraz Atatürk, biraz Osmanlı derken harmanladığı
alternatif tarihi önümüze seriveriyor. Şimdi ise sırada NAİM var. Bu filmde de
bol aksiyonlu istihbarat işleri ve bol soslu onlar kötü Türkler iyi
propagandası izleyedik. Oysa zaten bu ülke kahramanlık hikayeleri ile dolu.
Kendi tarihimiz zaten içinden yüzlerce film çıkarabilir. Ancak tarihi kendinize
göre şekillendirmek daha mi iyi? Ne dersiniz?</p>



<p>Bakalım
fazla Amerikan dostu Ayla, acısı yetmezmiş gibi daha acılı Müslüm, daha
aksiyonlu ajan Çiçero ve daha kahraman dondurmacılardan sonra Bize göre çizilen
tarihi ve biyografik hikayeleri daha ne kadar popüler kalabilecek. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mustafa-uslu-ve-dijital-sanatlar-uzerine/">Mustafa Uslu ve Dijital Sanatlar Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mustafa-uslu-ve-dijital-sanatlar-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19002</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Unutulmaz Filmler Serisi &#8211; Başrolde Ben Mi Varım? &#8211; Truman Show</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/unutulmaz-filmler-serisi-basrolde-ben-mi-varim-truman-show/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/unutulmaz-filmler-serisi-basrolde-ben-mi-varim-truman-show/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 31 Mar 2019 04:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Türkan Güngör]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17495</guid>
				<description><![CDATA[<p>Truman’a bir varoluş sorusu sordurarak, aşkın hayatta gerçek izdüşümü nasıl olabiliri ve gerçek maceranın bu yolla nasılda anlamlandığını anlatan film, 1998 yapımı olarak yaratıcı senaryosuyla sizlerin de unutulmaz filmler listenizde yer almaya hak kazanmış filmler arasındadır mutlaka. Bir yapım şirketince bebekken evlatlık alınan Truman Burbank’in hayatı yine aynı şirket tarafından oluşturulmuş yapay bir adada başlıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutulmaz-filmler-serisi-basrolde-ben-mi-varim-truman-show/">Unutulmaz Filmler Serisi &#8211; Başrolde Ben Mi Varım? &#8211; Truman Show</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Truman’a bir varoluş sorusu sordurarak, aşkın hayatta gerçek
izdüşümü nasıl olabiliri ve gerçek maceranın bu yolla nasılda anlamlandığını
anlatan film, 1998 yapımı olarak yaratıcı senaryosuyla sizlerin de unutulmaz
filmler listenizde yer almaya hak kazanmış filmler arasındadır mutlaka. </p>



<p>Bir yapım şirketince bebekken evlatlık alınan Truman
Burbank’in hayatı yine aynı şirket tarafından oluşturulmuş yapay bir adada
başlıyor ve çevresindeki herkesin oyuncu olduğu bu plato içinde geçiyor. </p>



<p>Her şeyden habersiz Truman’ın bu küçük dünyasındaki
yapaylık, kurmaca, iki yüzlülük ve yalanlar yani bu şov onun gerçeklikle bir
aradayken kendine, çevresine, inandıklarına yabancılaşması bir kurban olarak
sonunda özgürlüğüne kavuşmasını bir eleştiri olarak sunuyor.</p>



<p>Film yapımcının dizilerde, tv şovlarında, hatta yaşamda her
şeyin yapay olduğunu Truman Show’da ise gerçekliğin ta kendisi olduğunu
söylemesiyle başlıyor. Filmin ilk repliği ise Truman’ın&nbsp; “Yapamayacağım, bensiz yapmak zorundasın”
diyerek meydan okuması, daha sonra Truman’ın deniz fobisinin nasıl oluştuğu ve
Fiji’ye gitme isteğinin nedeni öğreniliyor. Tüm bu karmaşa içinde Truman
sonunda paranoya olarak düşündüğü ip uçlarıyla adanın sınırlarını buluyor. Bunu
yaparken yaşadığı dünyayı değiştirememek ancak bu dünyaya bakış açısını
değiştiriyor Truman. Bu noktada gerçek sadece&nbsp;
bizim algımızdan ibaret dersek yanlış olmayacaktır. Film Yapımcının ağzından bize bunu doğrudan da veriyor aslında:
“Bizler dünyanın gerçeklerini, bize sunulduğu kadarıyla kabulleniriz. Olay
aslında bundan ibaret.”</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/51oV9iQ4IL._SY445_.jpg?resize=201%2C287&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17499" width="201" height="287" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/51oV9iQ4IL._SY445_.jpg?w=312&amp;ssl=1 312w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/51oV9iQ4IL._SY445_.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/51oV9iQ4IL._SY445_.jpg?resize=294%2C420&amp;ssl=1 294w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>1999 da en iyi erkek oyuncu olarak Altın küreyi alan jim
carrey bu filmin yönetmeni için bana komik bir yüzden fazlası olduğumu gösterme
fırsatı verdi diyor. Dönemine göre sorgulayıcılığı sistem eleştirisi
barındırması ve bireyin iç dünyasını çaresizliğini önemini ve önemsizliğini
aktarmasındaki dili oldukça başarılıdır. </p>



<p>Son olarak; “Olur ya
belki sizi göremem; iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/unutulmaz-filmler-serisi-basrolde-ben-mi-varim-truman-show/">Unutulmaz Filmler Serisi &#8211; Başrolde Ben Mi Varım? &#8211; Truman Show</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/unutulmaz-filmler-serisi-basrolde-ben-mi-varim-truman-show/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17495</post-id>	</item>
		<item>
		<title>The Haunting Of Hill House</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/the-haunting-of-hill-house/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/the-haunting-of-hill-house/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Dec 2018 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16564</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar; Bugünün dizisi; The Haunting of Hill House. Korku hatta gerilim filmlerini sevmeyen bir insan olarak dizisinin afişini bile görmem yetti. &#8221;Asla izlemem, başına bile bakmam.&#8221; dedim&#8230;. ve baskı ile izlemeye başladım. İyi ki izlemişim. Nasıl başladım nasıl bitirdim bilmiyorum. O kadar beğendim ve sevdim ki&#8230; Elim sürekli gözümde olsa bile izledim&#8230; 🙂 🙂 [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-haunting-of-hill-house/">The Haunting Of Hill House</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Herkese merhabalar;</p>



<p>Bugünün dizisi; The Haunting of Hill House. Korku hatta
gerilim filmlerini sevmeyen bir insan olarak dizisinin afişini bile görmem
yetti. &#8221;Asla izlemem, başına bile bakmam.&#8221; dedim&#8230;. ve baskı ile izlemeye
başladım. İyi ki izlemişim. Nasıl başladım nasıl bitirdim bilmiyorum. O kadar
beğendim ve sevdim ki&#8230; Elim sürekli gözümde olsa bile izledim&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<p>Yazıma dizi hakkında bilgi ile başlayayım;</p>



<p>&#8221;10 bölümden oluşan&nbsp;<em>The Haunting of Hill House</em>,&nbsp;<a href="http://www.beyazperde.com/sanatcilar/sanatci-94308/">Shirley
Jackson</a>’ın aynı adlı ünlü romanından yola
çıkıyor. Kitabın modern bir uyarlaması yapım, daha sonra ülke çapında “perili
köşk” olarak ünlenecek bir evde büyüyen kardeşlerin hikayesini anlatıyor.
Yıllar sonra yeniden buluşan kardeşler, Hill House adındaki bu yerle ve
geçmişten gelen hayaletlerle yüzleşmek zorundadır.Netflix, yeni orijinal dizisi&nbsp;<a href="http://www.beyazperde.com/diziler/dizi-21978/">The Haunting of Hill House</a>’un ilk görsellerini ve prömiyer tarihini paylaştı. Korku
türündeki dizi 12 Ekim’de Netflix’te gösterime giriyor.&#8221; (beyazperde.com)</p>



<p>Diziye korku ile başladım ama
aslında içerisinde&nbsp; korku dışında dram,
sevgi, üzüntü, gizem ve baskın olan &#8221;aile&#8221; kavramları da var. Annelerinin
intiharı ile parçalanmış bir ailenin hikayesini izliyoruz. Anne bir şekilde o
perili evde vefat etmiş, baba herşeye tanık olmasına rağmen ev ve anne ile
ilgili olayların üzerini örtmüş, çocuklarını korumak adına. Bu korumak onları
yalnızlığa itmiş, sevgi olmadan büyümüşler. Her bölümde bir kardeşin gözünden
hikaye anlatılıyor böylelikle heyecan ve merak daha artarken bir taraftan
üzülüyorsunuz yaşananlara.&nbsp; </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/MV5BMTU4NzA4MDEwNF5BMl5BanBnXkFtZTgwMTQxODYzNjM@._V1_UX182_CR00182268_AL_.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16567" data-recalc-dims="1"/></figure></div>



<p>Sezonun son bölümlerine doğru
bütün kardeşler bir&nbsp; olay sonucunda bir
araya gelir.. Acaba o evin gizemi nedir ? Anneye ne olmuştur ? Bütün kardeşler
nasıl bir araya gelmiştir ve ne olacaktır?</p>



<p>Soruların cevabı dizinin
içerisinde gizli. Netflix’te gene güzel bir iş başarmış. Bir sezon olması
nedeni ile de izlenebilinir. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-haunting-of-hill-house/">The Haunting Of Hill House</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/the-haunting-of-hill-house/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16564</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Politika ve Macera Harmanı: War Dogs</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/politika-ve-macera-harmani-war-dogs/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/politika-ve-macera-harmani-war-dogs/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 28 Dec 2018 06:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Türkan Güngör]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16551</guid>
				<description><![CDATA[<p>19 Ağustos 2016 yapımı film gerçek bir hikayeden uyarlanarak Todd Phillips tarafından çekilmiştir. Filmde Miles Tiller, Ana de Armas, Jonah Hill, Bradley Cooper, Kevin Pollak, Brenda Koo Ashli Haynes ve Shaun Toub gibi isimler yer almış, Bradley Cooper aynı zamanda filmin yapımcılığını üstlenmiştir. 7,6 İMDB puanıyla 1 saat 50 dakika süren filmin farklı ülkelerde çekilmiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/politika-ve-macera-harmani-war-dogs/">Politika ve Macera Harmanı: War Dogs</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>19 Ağustos 2016 yapımı film gerçek bir hikayeden uyarlanarak
Todd Phillips tarafından çekilmiştir. Filmde Miles Tiller, Ana de Armas, Jonah
Hill, Bradley Cooper, Kevin Pollak, Brenda Koo Ashli Haynes ve Shaun Toub gibi
isimler yer almış, Bradley Cooper aynı zamanda filmin yapımcılığını
üstlenmiştir. 7,6 İMDB puanıyla 1 saat 50 dakika süren filmin farklı ülkelerde
çekilmiş olmasıyla prodüksiyon maliyeti açısından hatırı sayılır. </p>



<p>Konusuna bakacak olursak ; David Packouz isimli silah
tüccarının tartaklanması ile başlayan film; savaş politikaları, silah sanayi
illegal işler üzerine iki genç arkadaşın öyküsünü anlatıyor. David üniversiteyi
bırakıyor ailesiyle arası açılıyor ve masöz olarak Miami’de çalışıyor ve bir gün
huzurevlerine battaniye satmaya karar veriyor fakat batıyor. Sıradan bir hayatı
olan David katıldığı bir cenaze töreninde eski bir arkadaşıyla karşılaşıyor.
Görüşmedikleri yıllar içinde silah kaçakçısı olan Efraim yasa dışı işlerle
zengin olurken David zar zor geçiniyor. David’in battaniye işinde batmasının
ardından, kız arkadaşı İz’in hamile kaldığını öğreniyor ve sorumluluklarının
artışı ona Efraim’in iş teklifini kabul ettiriyor. Efraim sözde kuru
temizlemeci olan Ralph ile Yahudiliğini kullanarak bağlantılar kuruyor ve işini
genişletiyor.</p>



<p>ABD ile beratta anlaşması yapılıyor ve ambargo olmayan
ülkelerden silah getirilmeye çalışılıyor. Ürdün’de sorun çıkınca Efraim ve
David Ürdün’e gidiyor. Filmin ikinci kısmı diyebileceğimiz bölümde Bradley
Cooper bir terörist olarak karşımıza çıkıyor ve devreye Arnavutluk ordusu
giriyor işler büyüdükçe&nbsp; Efraim ve David
zenginliklerini katlıyorlar, araları açılıyor ve son işleri New York Times
tarafından öğreniliyor. Film politik göndermelerinin yanında, paranın neleri
nasıl değiştirdiği de yansıtılıyor. Çok fazla mekanda çekilmiş olması açısından
zorlu bir film olan War Dogs akıcı macera sahneleriyle, uyarlaması ve başarılı
oyunculuklarıyla hafızalarda yerini almıştır.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/war_dogs_premiere_h_2016.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16556" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/war_dogs_premiere_h_2016.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/war_dogs_premiere_h_2016.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/war_dogs_premiere_h_2016.jpg?resize=768%2C432&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/war_dogs_premiere_h_2016.jpg?resize=696%2C392&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/war_dogs_premiere_h_2016.jpg?resize=746%2C420&amp;ssl=1 746w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>HOLLYWOOD, CA &#8211; AUGUST 15:  (L-R) Producer/actor Bradley Cooper, actor Miles Teller, actor Jonah Hill and writer/director/producer Todd Phillips attend the premiere of Warner Bros. Pictures&#8217; &#8216;War Dogs&#8217; at TCL Chinese Theatre on August 15, 2016 in Hollywood, California.  (Photo by Barry King/Getty Images)</figcaption></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/politika-ve-macera-harmani-war-dogs/">Politika ve Macera Harmanı: War Dogs</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/politika-ve-macera-harmani-war-dogs/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16551</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sierra Burgess is a Loser</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sierra-burgess-is-a-loser/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sierra-burgess-is-a-loser/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Nov 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15921</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar; Bu hafta gene beni etkileyen, alt mesajı olan bir film izledim; Sierra Burgess is a Loser. İsmi bilinmese de kendi çapında Netflix&#8217;de popüler oldu. Gençlere hitap etmesine rağmen yetişkinlerin hatta çocukların bile izleyebileceği türden bir film. Filmin konusu şudur; Bir Cyrano de Bergerac hikayesinin modern uyarlaması olan Sierra Burgess is a Loser&#8217;da, lise [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sierra-burgess-is-a-loser/">Sierra Burgess is a Loser</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhabalar;</p>
<p>Bu hafta gene beni etkileyen, alt mesajı olan bir film izledim; Sierra Burgess is a Loser. İsmi bilinmese de kendi çapında Netflix&#8217;de popüler oldu. Gençlere hitap etmesine rağmen yetişkinlerin hatta çocukların bile izleyebileceği türden bir film.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/burgess-prem.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15923 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/burgess-prem.jpg?resize=576%2C349&#038;ssl=1" alt="" width="576" height="349" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/burgess-prem.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/burgess-prem.jpg?resize=300%2C182&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Filmin konusu şudur;</p>
<p>Bir Cyrano de Bergerac hikayesinin modern uyarlaması olan Sierra Burgess is a Loser&#8217;da, lise gençliğinin standartlarına göre pek de güzel olmayan ancak çok zeki bir genç kız olan Sierra, kaderin cilvesi ile sürpriz bir aşk yaşamaya başlar. Yanlış bir numaraya gönderilen mesaj sayesinde, okulun popüler sporcusu Jamey, güzel bir amigo kız olan Veronica&#8217;yla konuştuğunu zanneder. Halbuki bu amigo kız Sierra&#8217;dan başkası değildir. Sierra&#8217;nın hoşlandığı çocuğun kalbini kazanmak için okulun en popüler kızı olan Veronica ile işbirliği yapması gerekmektedir.</p>
<p>Son zamanların hastalığı; şekilcilik. Her yerde okuyorum, dinliyorum, okuyorum, görüyorum&#8230;</p>
<p>Herkes birbirini gördüğünde ilk bahsettiği şey &#8221;Kilo mu aldın sen?&#8221; &#8221;Ay çok güzel olmuşsun kilo vererek.&#8221; veya &#8221;Bir değişiklik var sende.&#8221; İlk gördüğümüz şey; görüntü. Tabi ki dış görünüş önemli, göze çarpan bir durum ama bunu ileri safhaya götürerek yorumlamak, eleştirmek veya iletişimi buna göre devam ettirmek yanlış.</p>
<p>Sierra&#8217;yı izlerken dış görüntüsü beni rahatsız etmedi ama kendi yaşıtları içerisinde görünmezdi ta ki yanlışlıkla mesajlaşmaya başladığı Jamey&#8217;e kadar. Sonlara doğru Jamey çok güzel bir şey söyledi:</p>
<p>&#8221;Eğer bana yanlışlıkla mesaj atmasaydın seni görmez, fark etmezdim çünkü benim tipim değilsin ama sen yeteneklisin, zekisin, komiksin. Bu da benim aradığım bir tip.&#8221;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/sierra.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15932 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/sierra.jpg?resize=284%2C420&#038;ssl=1" alt="" width="284" height="420" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/sierra.jpg?w=338&amp;ssl=1 338w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/sierra.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Sağlık bir insan için çok önemli. Sierra sağlığı için kilo vermesi güzel olabilir ama bu haliyle de dış görüntüsünden çok daha öte birisi. Jamey gibi dış görüntü dışında karaktere, iyiliğe hatta içten gülüşe önem versek keşke&#8230;</p>
<p>Hadi gördüğümüz ilk insanda fark ettiğimiz şey; gülümsemesi ve iyiliği olsun&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sierra-burgess-is-a-loser/">Sierra Burgess is a Loser</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sierra-burgess-is-a-loser/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15921</post-id>	</item>
		<item>
		<title>A Star Is Born Ve Oscar Yolculuğu!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/a-star-is-born-ve-oscar-yolculugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/a-star-is-born-ve-oscar-yolculugu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Nov 2018 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dağhan Özek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15913</guid>
				<description><![CDATA[<p>   Hollywood’un en sevdiği aşk masallarından birisi olan A Star is Born, bu yıl vizyona giren filmiyle beraber 4. uyarlamasını ulaşıyor. A Star is Born sinemaya uyarlandığından beri hem Akademi üyelerini cezbeden bir hikaye olmuş, hem de seyircinin gönlünü kazanan bir yapım. İlk olarak 1937 yılında çevrilen film, Janet Gaynor ve Fredric March’ı başrole taşımıştı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/a-star-is-born-ve-oscar-yolculugu/">A Star Is Born Ve Oscar Yolculuğu!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>   Hollywood</strong>’un en sevdiği aşk masallarından birisi olan <strong>A Star is Born</strong>, bu yıl vizyona giren filmiyle beraber 4. uyarlamasını ulaşıyor. <strong>A Star is Born</strong> sinemaya uyarlandığından beri hem Akademi üyelerini cezbeden bir hikaye olmuş, hem de seyircinin gönlünü kazanan bir yapım. İlk olarak 1937 yılında çevrilen film, <strong>Janet Gaynor</strong> ve <strong>Fredric March</strong>’ı başrole taşımıştı. Film Oscar’larda oyuncular dahil, en iyi film Oscar’ına aday gösterilmiş, yalnızca ‘En iyi Senaryo’ ödülünü kazanmıştır. Daha sonrasında, 1954 yılında yeni bir uyarlaması yapılmıştır. Serinin en sevilen uyarlamasından biri olan 1954 yapımı filmin başrolünü, <strong>The Wizard of Oz</strong> ile dünyaca ün kazanan, ünlü yıldız <strong>Judy Garland</strong> ve <strong>James Mason</strong> paylaşmaktadır. Bu yeni film, oyuncular da dahil olmak üzere 6 dalda Oscar’a aday gösterilip, eli boş döner. 1976 yılına gelindiğinde çok yönlü sanatçı <strong>Barbra Streisand</strong>’ın başrolüyle, serisinin en popüler filmi ortaya çıkar. Erkek oyuncu olarak <strong>Kris Kristofferson</strong>’ı görürüz. Bu kez oyuncular, Akademi üyelerinden adaylık alamasa da, <strong>Barbra Streisand</strong>’ın <strong>Paul Williams</strong>’la beraber film için yaptıkları şarkı en iyi orijinal şarkı/müzik Oscar’ını kucaklar. Bu arada bu klasikleşmiş hikayenin tüm dünyadan adaptasyonları gelmektedir. Bizim, <strong>Sezen Aksu</strong>’lu <strong>Minik Serçe</strong> adında, <strong>Bir Yıldız Doğuyor</strong> esintili filmimiz bile mevcuttur.</p>
<p>Uzun bir zamandır Hollywood bu klasik hikayeyi yeniden yorumlamak istiyordu. Yıllardır proje halinde olan bu filmi yönetmek için, <strong>Martin Scorsese</strong>, <strong>Clint Eastwood</strong> gibi isimlerin adı geçmiş, başrol oyuncusu için ise <strong>Jennifer Lopez</strong>, <strong>Alicia Keys</strong> gibi ünlü şarkıcılar düşünülmüş ama herhalde en çok<strong> Beyonce,</strong> bu yeni uyarlamayla adı anılmıştır. Stüdyo, <strong>Beyonce</strong> için neredeyse yanıp tutuşurken, ünlü pop şarkıcısı da, bu filmin gerçekleşmesi için epey bir uğraşmış<strong>. Leonardo dicaprio</strong>’dan, <strong>Johnny Deep</strong>’e kadar birçok erkek oyuncuya teklif gitmiş, olmuş, olmamış. Neredeyse 10 yıllık bir serüven sonucu <strong>Beyonce</strong> filmden çekilmiş. Fakat stüdyo ısrarla <strong>A Star is Born</strong> projesini bırakmamış. Nitekim yıllar içinde proje, ünlü aktör <strong>Bradley Cooper</strong>’a gidiyor. Önceleri temkinli davranan <strong>Cooper</strong>, belli bir zaman aşamasından sonra, ilk yönetmenlik denemesini bu filmle gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Daha önceleri yapımcılık yaparak, film yapımında pişen <strong>Cooper</strong> böylelikle filme hazır, ve ana kadın oyuncusunu aramakta. <strong>Warner Bros</strong> stüdyosu ısrarla <strong>Beyonce</strong> için diretmekte fakat <strong>Bradley Cooper</strong>’ın aklında başka bir isim var: <strong>Lady Gaga</strong>.</p>
<p><strong>  Bradley Cooper</strong>, Oscar töreninde canlı izlediği <strong>Lady Gaga</strong>’yı gördüğünden beri film için onu düşünüyormuş. <strong>Gaga</strong>’yı film için görüşmeye çağırıyor. Stüdyo <strong>Lady Gaga</strong> için ikilemde. Halbuki <strong>American Horror Story</strong>’nin 5. Sezonunda, <strong>Countess</strong> karakterine hayat veren ünlü pop star bu rolüyle <strong>Altın Küre</strong> ödülü kazanmıştı. Fakat <strong>Lady Gaga</strong> gibi karanlık bir figürün bir aşk hikayesinde nasıl duracağı o zaman için kuşku yaratıyor. Sonuç olarak <strong>Lady Gaga</strong>, <strong>Bradley Cooper</strong>’ı hayran bıraktığı gibi stüdyonun da gönlünü çalıyor ve rolü kapıyor. Ardından uzun bir yapım aşamasından geçecek olan film için, müzik yapmaya da başlıyor bu ekip. Bu esnalarda da <strong>Bradley Cooper</strong> filmin senaryosunu <strong>Eric Roth</strong> ve <strong>Will Fetters</strong>’la beraber yazmaya koyuluyor.</p>
<p>Film ilk olarak Venedik Film Festivalinde gösteriliyor. Gişe yapması garanti bu aşk filmi, birdenbire aldığı büyük övgülerle bu yıl Oscar’ların en çok konuşulacak filmine dönüşüyor. Kendine güveni olmayan, gündüzleri garson, geceleri bir ‘Drag Queen’ barında şarkıcılık yapan <strong>Ally’</strong>nin, bir gece o bara tesadüf eseri gelen ünlü <strong>country </strong>şarkıcısı <strong>Jackson Maine</strong> ile yollarının kesişmesiyle başlayan hikaye, ilk yarıda üretmek ve sevgi üzerine dikkate değer şeyler söylerken, ikinci yarıda ise klasik yükselme, dibi görme hikayesi arasına gidip geliyor. Sonuç olarak film, seyirci ve eleştirmenlerden son derece olumlu geri dönüşler almakta. Bu övgülerin sebebinin, <strong>Cooper</strong> ve <strong>Gaga</strong>’nın filmde ki muazzam kimyalarının da etkisi olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p><figure id="attachment_15916" aria-describedby="caption-attachment-15916" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/p06jyq93.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15916 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/p06jyq93.jpg?resize=640%2C320&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="320" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/p06jyq93.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/p06jyq93.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/p06jyq93.jpg?resize=1024%2C512&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15916" class="wp-caption-text">A Star Is Born</figcaption></figure></p>
<p><strong>A Star is Born</strong>, Amerikalı eleştirmenler tarafından adeta yılın filmi ilan edildi bile. Amerikalı seyirci de bunu doğrularcasına, gişede filmin yüzünü güldürüyor. Açıkçası bu yıl, tıpkı geçen yıl ‘En İyi Film’ Oscar’ını kazanan, <strong>The Shape of Water</strong> gibi, bu filminde ödül sezonunda niteliği tartışılacak gibi. Ödül sezonundan bağımsız bakarsak oldukça yeterli gözükse de, ödülleri toplamak için o kadar güçlü bir film mi? İşte bu tartışılır…</p>
<p><figure id="attachment_15918" aria-describedby="caption-attachment-15918" style="width: 618px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/a-star-is-born-comparisons-1528380420-article-0.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15918 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/a-star-is-born-comparisons-1528380420-article-0.jpg?resize=618%2C298&#038;ssl=1" alt="" width="618" height="298" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/a-star-is-born-comparisons-1528380420-article-0.jpg?w=618&amp;ssl=1 618w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/a-star-is-born-comparisons-1528380420-article-0.jpg?resize=300%2C145&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15918" class="wp-caption-text">A Star Is Born</figcaption></figure></p>
<p>Çoğu kişinin merak ettiği soruya gelelim: <strong>Lady Gaga</strong> nasıldı? Açıkçası Amerikan basınında çıkan yersiz övgüleri gereksiz bulsam da, filmin ilk yarısı oldukça iyi bir performans sergilemiş ünlü pop star. Filmin sıcaklığına çok şey katmış. Doğal, sıcak ve bir ilk başrol için gayet şaşırtıcı. Hatta kendisi ünlü <strong>Cabaret </strong>filminin yıldızı <strong>Liza Minnelli</strong>’yi bile hatırlatıyor. Maalesef ki filmin ikinci yarısı için aynı olumlu şeyleri söyleyemeyeceğim. İkinci yarıda gerçekleşen; <strong>Ally</strong>’nin yükseliş döneminde, <strong>Gaga</strong>’nın performansı da düşüyor. Kendi kariyeriyle benzerlik taşıyan yerlerde adeta önce kendine yabancılaşmış, sonra da seyirciye duyguyu geçirmekte zorlanmış. Böylece biz seyircilerde <strong>Lady Gaga</strong>’nın karakterine yabancılaşıyoruz. Açıkçası bu biraz yönetmenin de suçuydu. Gerçi tüm kusurlarına rağmen, <strong>Lady Gaga</strong>’nın Oscar’a aday olması bu yıl beklenenler arasında. <strong>Cher</strong>’den sonra bir pop yıldızının Oscar’lar da adının geçecek olması bir Hollywood rüyası ve Hollywood bu tarz yükseliş hikayelerini çok sever. Örnek vermek gerekirse, romantik komedilerde adını duyuran <strong>Reese Witherspoon</strong>’un <strong>Walk the Line</strong> filminde ki rolüne Oscar verilmesi gibi. Bu örnekler çoğaltılabilir.</p>
<p><strong>Bradley Cooper</strong>’a gelecek olursam; Oscar’a daha önce dört kez aday olan (Bir tanesi yapımcı olduğu filmle) <strong>Cooper</strong> kariyerinin en iyi performanslarından birini, düşmüş country yıldızı <strong>Jackson Maine</strong> rolüyle veriyor. Maalesef ki yönetmenliği için tam olarak aynı şeyi söyleyemem. Gerçi tam tersini düşünenlerin sayısı da epey fazla. Mesela <strong>Cooper</strong>, filmi <strong>Steven Spielberg</strong>’e gösteriyor ve usta yönetmen filme övgüler yağdırıyor, bir de üzerine Spielberg, <strong>Bernstein</strong> adlı filmi <strong>Cooper</strong>’a emanet ediyor. Yanlış anlaşılmasın <strong>Bradley Cooper</strong> kötü bir iş çıkarmıyor, hele ki <strong>A Star is Born</strong>’un bir ilk film olduğunu düşünürsek fena da bir iş değil. Fakat tıpkı <strong>Gaga</strong>’nın oyunculuğu gibi, <strong>Cooper</strong>’ında yönetmenliği dengesiz. <strong>Gaga</strong>’nın performansında olduğu gibi çok iyi anlar var ve çok zayıf anlarda var <strong>Cooper</strong>’ın yönetmenliğinde. Dengeyi bir türlü sağlayamıyor.</p>
<p><figure id="attachment_15919" aria-describedby="caption-attachment-15919" style="width: 1000px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/star.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15919" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/star.jpg?resize=640%2C480&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="480" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/star.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/star.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15919" class="wp-caption-text">A Star Is Born</figcaption></figure></p>
<p>Film birinci yarı ve ikinci yarı diye ikiye ayırabiliriz. Birinci yarı derdini anlatırken, ne kadar yumuşak, acelesiz ve sıcak bir atmosfer kurduysa, ikinci yarı bir o kadar düzensiz ve oldu bittiye getirilmiş. Karakterler hava da kalıyor ve gerçekçiliği sorgulanacak anlar çıkıyor. Tüm bu dengesizliği kurtaran ise filmin müzikleri oluyor. Başta <strong>Lady Gaga</strong> olmak üzere, <strong>Bradley Cooper</strong>, <strong>Lukas Nelson</strong>, <strong>Mark Ronson</strong>, <strong>Natalie Hemby</strong> ve daha sayamadığım birçok isim, filmin son derece akılda kalıcı müziklerini/şarkılarını yaratmışlar. Adeta büyük bir konsere gitmişiz gibi yansıtılan atmosfer de cabası. Filmin müzikleri ve konser anları, izleyiciyi son derece heyecanlı bir deneyime davet ediyor. Bu arada <strong>Lady Gaga</strong>’nın film için yazdığı bir şarkıyla, ‘<strong>Original Song’</strong> kategorisinde ödül alması kesin gözüyle bakılmakta. Ayrıca <strong>Gaga</strong>’nın ateşli <strong>La Vie en Rose</strong> yorumuna dikkat!</p>
<p>Sonuca gelecek olursam, <strong>A Star is Born,</strong> 2018 yılı sonu itibariyle yılın en çok konuşulan dram filmlerinden biri olmaya aday. Belli ki ödül sezonunda da adından bir hayli konuşturacak. <strong>Trump</strong> dönemi umutsuzluğu, insanların Amerikan rüyası kavramına tekrar inanmak istemeleri ve geçtiğimiz sene <strong>Shape of Water</strong>’ın masalsı dokunuşuyla Oscar’a uzanması, bu filminde Oscar için önünü açıyor. Kimilerine sıcak, kimilerine sorunlu bir sinema filmi gelecek olan <strong>A Star is Born</strong>, müzikleri de sayesinden izlemeye değer bir film olarak sinemalarda yerini alıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/a-star-is-born-ve-oscar-yolculugu/">A Star Is Born Ve Oscar Yolculuğu!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/a-star-is-born-ve-oscar-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15913</post-id>	</item>
		<item>
		<title>The Insult&#8221; (Hakaret): Biraz Daha Empati</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hakaret-biraz-daha-empati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hakaret-biraz-daha-empati/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Nov 2018 05:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Halil Dusak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15876</guid>
				<description><![CDATA[<p>Harese nedir?  Bilir misin oğlum? Arapça kökenli bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür;  o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hakaret-biraz-daha-empati/">The Insult&#8221; (Hakaret): Biraz Daha Empati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Harese nedir?  Bilir misin oğlum? Arapça kökenli bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür;  o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeniyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Yedikçe kanar kanadıkca yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı harese’dir. Demin de söyledim hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğü anlamaz. Kendi kanın tadından sarhoş olur.’ (Zülfü Livaneli, Huzursuzluk kitabı, ss-13)</em></p>
<p><figure id="attachment_15881" aria-describedby="caption-attachment-15881" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/hakaret-1.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15881 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/hakaret-1.jpg?resize=620%2C305&#038;ssl=1" alt="" width="620" height="305" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/hakaret-1.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/hakaret-1.jpg?resize=300%2C148&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15881" class="wp-caption-text">The Insult&#8221; (Hakaret)</figcaption></figure></p>
<p>Bu söylem belki de evrensel anlamda Ortadoğu’nun tanımıdır. Peki bu kanda boğulmamak için her yere kaderlerini kendileri ile birlikte götüren (Kavafis’in ‘Şehir’ şiirini bize hatırlatmaktadır.) ve Yasser gibi mücadele eden mülteciler kimdir? Mülteci: Irkı, dini,   tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan,  oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında verilen statüyü ifade eder. (<a href="http://www.goc.gov.tr/icerik3/multeci_409_546_549">http://www.goc.gov.tr/icerik3/multeci_409_546_549</a>)</p>
<p>Lübnanlı yönetmen Ziad Doueiri ’nin, 74. Venedik Film Festivali’nde en iyi  erkek oyuncu dalında ödül alan ve Yabancı Dilde En İyi Film Oscar&#8217;ı kategorisinde Lübnan’ı temsil eden  &#8220;The Insult&#8221; (Hakaret) adlı filmini bu bağlamda değerlendirmek gerek. Küçük bir olayın, kaygan ve kırılgan Ortadoğu’nun toplumsal zeminden bir ülkede iç savaşa neden olacak şekilde yarattığı kelebek etkisini gösteren bir film. Filmin ilk sahnesi Hristiyan bir parti liderinin konuşmasıyla başlar. Bu sahne bize yaşanacak olayların politik bir eksende olacağının ilk habercisidir. Zaten milyonlarca insanın ölümüne, kamplarda yaşamasına ve sürgüne gönderilmesinin altında yatan temel sebep etnik ve dinsel ideolojilerin politikayla yoğrulması değil midir? Filmin asıl başlangıç noktası balkonda bulunan bir su giderinin düzeltme çalışmasıyla baslar. Tony (Adel Karam) Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaşayan oto tamircisidir,  Hristiyan Arap olan Tony ve hamile eşi (Rita Hayek) için sıradan bir gündür, balkonlarini yikarken  alt katta altyapi onarimiyla ugrasan Filistinli Yasser (Kamel El Basha) in  üzerine su sıçratana kadar.  üzerine su sıçratan  Yasser, Tony’e ‘Adi herif’ demekten kendini alamaz. Bu tepkinin karşılığında Tony ondan bir özür bekler. Aradan zaman geçtikten sonra Yasser özür dilemek için Tony&#8217;nin  oto tamir dükkânına gider,  Tony araba tamir ederken televizyonda şovenist nutuklar çeken bir siyasetçi görünür. Tony televizyondaki siyasetçinin etkisiyle Yassere soyle der:  “Keşke Şaron hepinizi silip atsaydı” bu soyleme  kızan Yaser Tonye  yumruk atar ve kaburgalarını kırar. Keşke Şaron hepinizi silip atsaydı cümlesinin altında yatan olay nedir? Tarihsel gerçeklik şu: Hristiyan Falanjist milisler Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde bulunan Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarına İsrail ordusunun onayıyla binlerce Filistinliyi katlederler. Bu katliam sonrasında Şaron&#8217;a &#8216;Beyrut kasabı&#8217; lakabı verilir. Demek ki her söz bizi geçmişimize götürüp ve şu an buradaki varlığımızla bizi eyleme yöneltir.. Yasser’in de tam da yaptığı budur. Bu noktaya kadar gelişen tüm olaylar ‘Biz ve Öteki’, yani yerli ve mülteci eksenlidir. Bu eylemin mahkemeye taşınmasıyla olay etnik ve dini bir kimliğe bürünür. Bunu sokak gösterileri ve gruplar arasındaki çatışmalar takip eder. Bu çatışmaların bitmesi için onları davet eden devlet başkanıyla konuşmaları bittikten sonra, ikisinin arabalarına atlayıp gittikleri sahne  filmi izleyenlerin  hafızalarına kazınan sahnelerden biriydi. Çünkü Yasser’in otomobili çalışmıyordur.  Onu arabasının dikiz aynasından izleyen Tony geri döner, Yasser’in arabasını tamir eder,  yola öyle devam edilir.  Çalışma ahlakının ne kadar kutsal olduğunu böylece anlariz.  Duygularımız çalışma ahlakımızın önüne geçmemelidir. Bir insan sevmediğimiz bir ırktan ya da bir dinin mensubu olsa bile.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/hakaret-3.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15882 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/hakaret-3.jpg?resize=215%2C290&#038;ssl=1" alt="" width="215" height="290" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Devlet başkanın arabuluculuğu da sonuç vermeyince mahkeme süreci devam eder.  Mahkemede onları savunan iki avukatın baba ve kız olduğunu sonra öğreniriz, filmdeki küçük bir eksilik diye biliriz,  çünkü baba ve kızın arasındaki bu rekabetin kökenini bilemiyoruz. Bir diğer eksilik hâkimin Tony’e Yasserin nasıl Filistinli olduğunu anladın sorusuna karşılık Tony’in Yasser’i aksanından Filistinli olduğunu anladım demesi bir insanı basit bir özelliğiyle onu etnik bir kimliğe oturtması bize yeterince inandırıcı gelmiyor. Bir diğeri de dinsel dağılımın   %60’a yakını Müslüman olan bir ülkede Hristiyan simgelerin ve mabetlerin sahnelerde daha çok göze çarpması yönetmenin bu kadar ‘adaleti’ vurguladığı bir filmde kendisinin adaletli davranmadığı göze çarpmaktadır.</p>
<p>Hakimin duruşmada her bölgenin farklı hassasiyeti var demesinden Lübnan’ın ne kadar kozmopolitik bir yapıya sahip olduğunu anlariz. Mahkemede bizler Tony’nin ailesinin de katliama maruz kaldığını öğreniriz. Demek ki biz bu günü geçmişimizle birlikte yaşıyoruz. Mahkeme karar vermeden önce Yasser vicdanını rahatlatmak için tekrar Tony’nin dükkânına gidip ettiği hakaret karşısında Tony ona bir yumruk atar, Yaser vicdanındaki adaleti yerine getirip onun verdiği huzurla mahkemeye gelir. Ve mahkeme Yasser’i beraat ettirir. Aslında yönetmen şunu der:  Sizler bireysel anlamda vicdanınızdaki muhakemeden sonra adaletli davranırsanız zaten kanunla gerçek adalet yerini bulur. Kısaca diyebiliriz ki herkes için, hepimiz için adalet olmalı.</p>
<p>Yönetmen yıllarca iç savaş yaşayan Lübnan’ın artık her kes için bir adalet sisteminin olduğu ve üst çekimlerle de yeni yapılmakta olan inşaat halindeki binaları göstererek bizler yeniden bir Lübnan’ı inşa ediyoruz diye bir mesaj veriyor gibi. Her şeyden önemlisi geçmişe takılıp kalmamamız gerektiğini,  Türklerin de, Kürtlerin de Arapların da Ermenilerin de kısacası her milletin geçmişte kendine göre zulüm gördüğü ya da acı çektiğini söyleyebiliriz. Ama kin ve nefreti bir ömür boyu zihnimizde ve kalbimizde taşımamız gerekir. Filmdeki tüm insanlara bir çağrı niteliğindeki planda parti liderinin televizyon programında dediği şu cümlelere tüm varlığımızla eşlik edip söylemeliyiz: Artık savaş bitti… Yeni beyaz bir sayfa açma zamanı gelmiştir… Herkes bu filmi izlerken  kendine göre bir pay çıkarabilir. İzlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hakaret-biraz-daha-empati/">The Insult&#8221; (Hakaret): Biraz Daha Empati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hakaret-biraz-daha-empati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15876</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nappily Ever After</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nappily-ever-after/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nappily-ever-after/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15789</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar, Bundan sonra blog ismim; Makbuş&#8217;un Dünyası. Sadece mutfak değil birçok alanda yazılar yazmaya çalışarak sizlerle her konuda bildiklerimi, araştırdıklarımı paylaşacağım. Bugünün konusu; Nappily Ever After. Netlfix’de film ararken rastladım bu filme. Konusunu okuyunca bana göre olduğu için hemen açıp izledim. Küçük bir kızın nasıl mükkemmeliyetçi bir kadına dönüştüğünü anlatan dram yönü ağır basmış [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nappily-ever-after/">Nappily Ever After</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhabalar,</p>
<p>Bundan sonra blog ismim; Makbuş&#8217;un Dünyası. Sadece mutfak değil birçok alanda yazılar yazmaya çalışarak sizlerle her konuda bildiklerimi, araştırdıklarımı paylaşacağım. Bugünün konusu; Nappily Ever After.</p>
<p><figure id="attachment_15791" aria-describedby="caption-attachment-15791" style="width: 214px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/nappily-ever-after-fullfilmizlesin.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15791" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/nappily-ever-after-fullfilmizlesin.jpg?resize=214%2C316&#038;ssl=1" alt="" width="214" height="316" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/nappily-ever-after-fullfilmizlesin.jpg?w=214&amp;ssl=1 214w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/nappily-ever-after-fullfilmizlesin.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 214px) 100vw, 214px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15791" class="wp-caption-text">Nappily Ever After</figcaption></figure></p>
<p>Netlfix’de film ararken rastladım bu filme. Konusunu okuyunca bana göre olduğu için hemen açıp izledim.</p>
<p>Küçük bir kızın nasıl mükkemmeliyetçi bir kadına dönüştüğünü anlatan dram yönü ağır basmış bir film.</p>
<p>Kabarık saçlara sahip olan Violet, annesi tarafından her gün saçları düzeltilen ve mükemmel olması için büyütülen bir kız. Harika bir işe, erkek arkadaşa, saça, büyülü bakışlara, düzen ve programa sahip. Fakat bir gün işini, erkek arkadaşını, bakışları yani mükemmel olan her şeyini kaybeder.<br />
Bundan sonra Violet’in “kendini bulma süreci” başlar. İlk defa mükemmel olmamanın huzurunu yaşamaya, küçüklüğünden beri annesi tarafından duyamadığı “sen her halinde güzelsin.” kelimesini kendine öğretmeye başlar.</p>
<p>Duygularıma, ruhuma hitap eden bir filmdi. Kesinlikle izlemenizi öneriyorum.</p>
<p>Belki de veremediğiniz kilolar, yaşamadığınız huzur, sürekli gelen heyecan atakları, çaresizliğiniz, kendine güvensizliğiniz hep bundandır&#8230;<br />
Mükemmel olma, kendini yıpratma, iyi olamama korkusu&#8230;<br />
Acaba ne size bunu hissettiren? Veya “Ne yaşadınız ki böyle oldunuz?&#8230;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/film.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15790 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/film.jpg?resize=300%2C168&#038;ssl=1" alt="" width="300" height="168" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nappily-ever-after/">Nappily Ever After</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nappily-ever-after/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15789</post-id>	</item>
		<item>
		<title>First Reformed &#8211; İlk İyileştirile(miyen)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/first-reformed-ilk-iyilestirilemiyen/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/first-reformed-ilk-iyilestirilemiyen/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 13 Sep 2018 05:59:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15658</guid>
				<description><![CDATA[<p>Taxi Driver (1976), Raging Bull (1980), American Gigolo (1980) ve Cat People (1982) gibi çok farklı ve çeşitli bir senaryo geçmişine sahip olan yönetmen Paul Schrader&#8216;ın yazıp yönettiği, 2017 yapımı olan First Reformed&#8216;da, şu zamana kadar pek denemediği bir şeyleri başarmaya çalışmasını ve kimilerine göre &#8220;korkunç sayılan berbat başarısızlığını&#8221; izlemek oldukça ilginçti diyebilirim. New York [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/first-reformed-ilk-iyilestirilemiyen/">First Reformed &#8211; İlk İyileştirile(miyen)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Taxi Driver (1976)</strong>, <strong>Raging Bull (1980)</strong>, <strong>American Gigolo (1980)</strong> ve <strong>Cat People (1982)</strong> gibi çok farklı ve çeşitli bir senaryo geçmişine sahip olan yönetmen <strong>Paul Schrader</strong>&#8216;ın yazıp yönettiği, 2017 yapımı olan <strong>First Reformed</strong>&#8216;da, şu zamana kadar pek denemediği bir şeyleri başarmaya çalışmasını ve kimilerine göre &#8220;korkunç sayılan berbat başarısızlığını&#8221; izlemek oldukça ilginçti diyebilirim.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-1.jpg?ssl=1"><img class="alignnone size-full wp-image-15665" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-1.jpg?resize=640%2C426&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="426" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-1.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>New York</strong> dışında, küçük bir kasabada geçen hikayenin başkarakteri <strong>Peder Toller</strong>&#8216;ın yaşadığı bir trajediye ve var oluşunu sorgulama hikayesine tanık oluyoruz.</p>
<p>Filme, bir kilisenin etkileyici ve resimsel görüntüsü ile başlarken, <strong>Peder Toller</strong>&#8216;ın kısa bir süreliğine tuttuğu günlüğüne yazdıklarını dinleyiciye aktarmasıyla birlikte, onun basit ve düzenli hayatına konuk oluyoruz. <strong>Ernst Toller</strong>, Geçmişinde yaşadığı bir trajedi sonrasında, taşıdığı yükü hafifletme çabası ve <strong>Peder</strong> olmasının getirdiği gerekliliklerle sürdürmeye çalıştığı hayatı açıklaması, kendisini biraz olsun huzura götürme çabası içindedir. Bu sıralarda kendisinden danışmanlık adına yardım isteyen evli ve hamile <strong>Mary</strong>, kocasının geçirmekte olduğu depresyona birazda olsa deva olmasını beklemektedir. <strong>Mary</strong>&#8216;nin kocası <strong>Michael</strong> ile gerçekleştirdiği bir konuşma, <strong>Peder Toller</strong>&#8216;ın fikirleri ve inancı arasındaki çatışmayı artırır ve artık kendisi, karmaşık bir zihin ve parçalanmış bir ruh arasında ister istemez gidip gelmektedir.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-2.jpg?ssl=1"><img class="alignnone size-full wp-image-15667" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-2.jpg?resize=600%2C450&#038;ssl=1" alt="" width="600" height="450" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-2.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-2.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Yönetmen <strong>Schrader</strong>&#8216;in vurgulamayı seçtiği her şeyi film boyunca net olarak hissediyorsunuz, tabi, &#8220;bu film bayağı sıkıcı ve saçmaymış. neden açtım ki!&#8221; gibi bir soruyla filmin ortasında kapatmazsanız&#8230;</p>
<p>Atmosfer, lens ve kamera kullanımı, mekanlar, seçilen renkler filmin tüm konseptine ve hedefine güzel hizmet ediyor. Lakin, sonu ile ilgili bir hüsran yaşama söz konusu olabilir kimileri için. Bir ihtimal ve düşünce dahilinde, bazı endişeler ve tembihlerle çekildiği düşünülen son, bir çok izleyiciyi ve eleştirmeni kızdırmış durumda. Bana kalırsa yönetmen, ana fikri istediği gibi ortaya koymuş durumda. Gerek hikayenin bölümleri gerekse sonu olsun, izlediğinizde <strong>Peder Toller</strong>&#8216;ın hissettiklerini açıkça ortaya koyuyor. <strong>[</strong>Biraz olsun <strong>Diary of a Country Priest (1951)</strong>&#8216;i hatırlatmıyor da değil hani. Farklı çalışmalara, çeşitli metaforlar ile ilginç göndermeler var.<strong>]</strong><br />
Beni en çok etkileyen nokta ise, sahnelerin çekim teknikleri oldu diyebilirim. Kadraj, dekor ve renklerin etikli kullanımı sayesinde filmin derinliğine varabiliyorsunuz, ki buda etkileyici bir şey çünkü günümüz sinemasında artık bu gibi saklı hazineleri bulmak zor gerçekten.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-3.jpg?ssl=1"><img class="alignnone size-full wp-image-15668" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-3.jpg?resize=640%2C369&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="369" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-3.jpg?w=1800&amp;ssl=1 1800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-3.jpg?resize=300%2C173&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-3.jpg?resize=1024%2C590&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim-3.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Başrollerini <strong>Ethan Hawke</strong> ve <strong>Amanda Seyfried</strong>&#8216;in paylaştığı filmin en iyi performansı tabi ki <strong>Ethan Hawke</strong>&#8216;a ait. Son 10 senedir dram filmlerinde gerçekten iyi performanslar sergiliyor kendisi.  Birçok kişi <strong>Richard Linklater</strong>&#8216;ın üçlemesinde <strong>[Before Sunrise (1995)</strong>, <strong>Before Sunset (2004)</strong>, <strong>Before Midnight (2013)]</strong> çok iyi olduğunu söylese de, bana göre bu filmden sonra, üçlemenin son filminde en iyisiydi diyebilirim. <strong>[</strong>Tabi birde, <strong>Regression (2015)</strong> filmini de unutmamak gerek&#8230;<strong>]</strong><br />
<strong>Amanda Seyfried</strong>&#8216;i ne çok kötü ne çok iyi denebilir. Bir türlü neyin eksik olduğunu anlamadığım oyunculuğu ile insanın canını çok sıkmıyor hani. Filmin amacına hizmet ediyor sadece&#8230;</p>
<p>Yani, kısaca özetlememiz gerekirse, seçilen konu ve işleniş biçimi ile kesinlikle şans verilmesi ve aşırı dışa vurumcu yorumların dikkate alınamaması gereken bir film bence. Farklı görme ve düşünme biçimlerini deneyimlemek isteyenlere, önyargılardan arınmış bir şekilde izlemek tavsiye edilir.</p>
<p>Herkese iyi seyirler dilerim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/first-reformed-ilk-iyilestirilemiyen/">First Reformed &#8211; İlk İyileştirile(miyen)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/first-reformed-ilk-iyilestirilemiyen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15658</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnançsızlığın İnanç Olduğu Bölge-Stalker (İz Sürücü)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/inancsizligin-inanc-oldugu-bolge-stalker-iz-surucu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/inancsizligin-inanc-oldugu-bolge-stalker-iz-surucu/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Jul 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Bora]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15262</guid>
				<description><![CDATA[<p>Stalker, 1979 yapımı uzun metraj bir Tarkovsky filmidir. Film, Hollywood’a Sovyet sinemasını kanıtlanamak amaçlı yapılmış ve laboratuvar azizliğine uğrayarak yeniden çekilmiştir. Devlet tarafından yasaklanmış ve içinde dileklerin gerçekleştiğine inanılan bir “oda” bulunan  “bölge”ye insanları ulaştırıp dileklerini gerçekleştirmeyi meslek edinmiş bir iz sürücüyü konu alır. Film, siyah beyaz, uzun ve kasvetli  girişiyle seyircideki iç huzursuzluğu hemen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inancsizligin-inanc-oldugu-bolge-stalker-iz-surucu/">İnançsızlığın İnanç Olduğu Bölge-Stalker (İz Sürücü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Stalker, 1979 yapımı uzun metraj bir Tarkovsky filmidir. Film, Hollywood’a Sovyet sinemasını kanıtlanamak amaçlı yapılmış ve laboratuvar azizliğine uğrayarak yeniden çekilmiştir. Devlet tarafından yasaklanmış ve içinde dileklerin gerçekleştiğine inanılan bir “oda” bulunan  “bölge”ye insanları ulaştırıp dileklerini gerçekleştirmeyi meslek edinmiş bir iz sürücüyü konu alır.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/3e6004daa60579ad01f2d97cb961c262.jpg"><img class="size-full wp-image-15266 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/3e6004daa60579ad01f2d97cb961c262.jpg?resize=388%2C512" alt="" width="388" height="512" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/3e6004daa60579ad01f2d97cb961c262.jpg?w=388&amp;ssl=1 388w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/3e6004daa60579ad01f2d97cb961c262.jpg?resize=227%2C300&amp;ssl=1 227w" sizes="(max-width: 388px) 100vw, 388px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Film, siyah beyaz, uzun ve kasvetli  girişiyle seyircideki iç huzursuzluğu hemen yakalayıp izleme hissi yaratıyor. Önce iz sürücünün ailesini yaşadığı yer tanıtılıp olaya giriş yapılıyor. İz sürücü, bir profesör ve yazarı önce “bölge”ye sonra “oda”ya götürüp dileklerini gerçekleştirecektir. Dışarıdan bölgeye kadarki süreçte film siyah beyaz ilerlerken bölgeye girildikçe renkleniyor ve bu o kadar doğal seyrediyor ki seyirciyi rahatsız etmiyor. Odaya giden yollarda tüneller, kum birikintileri, şelaleler mevcut. Burada tuzak olmasına karşın iz sürücü önceden somunlar fırlatıyor ve sırayla ilerleniyor. Odaya ulaşıldığında yazar ve profesör isteklerinden vazgeçiyor. Aslında odanın asla dilekleri gerçekleştirmediğini iz sürücünün orada kendine bir dünya kurduğunu ve buna inanmak istediğini söylüyorlar.</p>
<p>Filmde genel itibariyle endişeli, kederli, karanlık bir atmosfer hakim. Bu atmosfer sadece senaryo ile değil oyunculuklarla, sorgulatıcı diyaloglarla, çekimlerle seyirciye geçiyor ve orada iç huzursuzluk seyircinin de içini kaplamaya başlıyor. Bir yandan görüntülerle ürkütürken bir yandan can alıcı diyaloglarla doğru kabul edilenler sorgulatılıyor.</p>
<p>Tüm bunlara bakıldığında, profesör ve yazar odadan istekte bulunmadan bölgeye ve iz sürücüye inançsızlık sergileseler de aslında odadan istekte bulunmayı denemeyerek inanmamaya inanıyorlar. İz sürücü ise oraya götürdüğü insanların dileklerinin gerçek olup olmadığını bilmeyerek ve kendi de asla odadan istekte bulunmayarak inanmayı seçiyor. Öte yandan dilek dilemekten vazgeçişleri insanın kendi isteklerinden korkması ve aslında kendini tanımamasıyla da bağlantılıdır denebilir.</p>
<p>İz sürücü ise bölgede kendine bir dünya kurup oranın tanrısı olmuş ve asıl hayat iz sürücü için orada sürüyor. Yaşamak için “bölge”ye yani inançlarına ihtiyaç duymaktadır.  Bölgeye geçildiğinde siyah beyazdan renkliye dönüşmesinin sebebi de bu alt metni seyirciye geçirmektir.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/stalker28150id_027.jpg"><img class="wp-image-15267 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/stalker28150id_027.jpg?resize=560%2C280" alt="" width="560" height="280" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/stalker28150id_027.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/stalker28150id_027.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/stalker28150id_027.jpg?resize=1024%2C512&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Genel olarak bakıldığında, film belli bir alt metni seyirciye dayatmayıp onlara kendini tanımakta yol gösteriyor ve dönemine göre farklı senaryo ve sinematografisiyle kesinlikle izlenmeyi hak ediyor.</p>
<p>Açıklama: Saykodeliği perdeye yansıtan yönetmen Tarkovsky’nin kült filmi Stalker… Tarkovsky’nin kadrajlar evreninde bir iz sürücünün inanç tabularını sorgulaması…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/inancsizligin-inanc-oldugu-bolge-stalker-iz-surucu/">İnançsızlığın İnanç Olduğu Bölge-Stalker (İz Sürücü)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/inancsizligin-inanc-oldugu-bolge-stalker-iz-surucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15262</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Renksiz Rüya: Travmaların Renksizliği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 Jul 2018 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15225</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mehmet Ali Konar’ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, (Hewno Bêreng) 37. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü’yle, 29. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle dönmesinin ardından izleyici ile buluştu. Ödül jürisi ve festival seyircisinden olumlu tepkiler alan film, genel seyirciden de olumlu tepki almayı başardı. 90’lı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/">Renksiz Rüya: Travmaların Renksizliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Ali Konar’ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, (Hewno Bêreng) 37. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü’yle, 29. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle dönmesinin ardından izleyici ile buluştu. Ödül jürisi ve festival seyircisinden olumlu tepkiler alan film, genel seyirciden de olumlu tepki almayı başardı. 90’lı yıllarda yaşanan faili meçhul ve Kürt Sorunu’nu esas alan filmler, birbirini tekrarlasa da bellek oluşturma da önemli bir rol üstleniyor. Diyarbakır’daki gösterimine katılan yönetmen Konar, filmde herkesin bildiği şeyleri anlattığını, farklı bir şey anlatmadığını ancak büyük şeyler yerine küçük şeylere odaklandığına daha doğru sonuçlar alınacağını söyler.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg"><img class="size-full wp-image-15227 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?resize=354%2C142" alt="" width="354" height="142" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?w=354&amp;ssl=1 354w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?resize=300%2C120&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?resize=351%2C142&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 354px) 100vw, 354px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Filmin duygu olarak izleyici yakalaması çocuk karakter Mirza karakterini canlandıran Civan Güven Tunç’un biz olma halini bize hissettirdiği başarılı oyunculuğuna borçlu gibi.  90’lı yılların politik atmosferinde annesini kaybeden Mirza’nın, dönemin politik konjoktörünün de etkisi ile rüyalarla içe kapanır ve ağır bir travma yaşar. Mirza, bu travmadan kaçmayı bölgenin sosyolojik bir gerçeği olan muska (Cevşen)  üzerinden başarmayı çalıştır. Mirzanın travmatik dünyasına yine kardeşinin gerilla saflarına katılması ile polisin takibine takılan ve bundan dolayı bir travma yaşayan ancak bu travmalarla yaşamaya alışkın Mir Ahmed’in girmesi ile farklı bir evrede devam eder. Mir Ahmed, Mirza’nın sessizliğini fark etmesi ile onu sessizlikten çıkarmanın arayışına sürer.</p>
<p>Yavan diyaloglar filmin başarısını gölgeler.</p>
<p>Film senaryosunun temel eksikliklerinden biri bu nokta da başlar. Yıllarca büyük travmalar yaşayan bir halkın, bu travmaları hep kendi aralarında kurduğu ilişki sonucu atlatmış ve bununla yaşamayı birbirine öğretmişlerdir. Filmde böyle bir sınırda gezerken Mirza ve Mir Ahmed arasındaki diyalog ve ilişkiler çok yavan ve basit kaldığı görülüyor. Bu nedenle bu ilişki, bizi çok iyi bir nokta yerine götürmek yerine hikeyeyi kafamızda yarım, eksik olarak kalıyor. Sevgi duvarları bir nevi Kürtlerin öz savunması oldu.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg"><img class="wp-image-15228 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg?resize=341%2C192" alt="" width="341" height="192" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg?w=781&amp;ssl=1 781w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Kürt halkı penceresi dışında bakılan bir nokta da bu ilişki sevme ve sevilme ihtiyacı olarak görülmesi ise yanılgı bir yaklaşımdır. Bölgenin sosyolojik gerçekliğinden uzaktır. Çünkü ne Mirza’nın sevilmeye ne de Mir Ahmedin sevmeye ihtiyacı vardır. Çatışmalı süreç boyunca Kürtler, bu bütünlüğü her daim korudu, sevgi duvarları bir nevi Kürtlerin öz savunması oldu. Filmin asıl sosyolojik derdi ise bu travmaların nasıl birbirini tamamlanarak aşıldığını ancak bunun aşıldığı nokta da ise çatışmaların ve zulmün devam ettiği sürece yeni travmaların doğduğa dikkat çeker.</p>
<p>Travmalar devam ettiği için zaman olgusu yoktur.</p>
<p>İşte bu yüzden hikaye 90’larda geçse de zaman olgusu filmden çıkarılmıştır. Mirza’nın renksiz rüyaları bugün halen yüzlerce çocukta devam etmektedir.  Filmin çekim hikayesi de bunun en büyük temsilidir. Surdaki çatışmalarının hemen ardından çekilen film, güvenlik güçlerinin baskılarından dolayı prova yapılmadan, bir kaç kez çarşıya gitme sözü olmasına rağmen kameraya izin verilmediği için çarşıya çıkılmaması yaşanan travmanın en çıplak halidir.</p>
<p>Evet genel anlamda film bize çok büyük şeyler anlatmıyor ama küçük şeylere odaklandığımızda geleceğe büyük bir bellek bırakıyor. Çünkü, çekilen sokaklar artık yok. 90’lar zamanın bir çocuğun duygusu, travması bugün halen yaşanan bir gerçek. Ve bugün bir çok gönüllü, Mir Ahmet gibi, özellikle son dönemde Sur’da yaşanan çatışmalardan etkilen çocukla müzikle ve sanatla iyileştirme derdindi. Yine, baskıdan ve izin vermeme nedenlerinden ötürü, film sinematografik anlamda istenilen hedefe ulaşmıyor.</p>
<p>Dil, filmin başarısına katkıda bulunuyor</p>
<p>Filmin dili ise hikayeyi gerçekçi kılan önemli noktalardan biridir. Yönetmenin ana dili olan Kürtçenin Kirmançki ve Kurmanci dilini kullanır. Her iki lehçenin bir arada yer alması filmi daha anlamlı ve güzel kılıyor. Dilin doğru kullanımında amatör oyuncuların  kaliteli ve etkili oyunculuğu eklenmesi filmin başarısını artıran bir diğer etken.</p>
<p>Surda yaşananlar olmasaydı.</p>
<p>Filmin duygu anlamda seyirciyi yakalasa da bu konuda bir ikilem de kalmaktayım. Sur’da yaşanan yıkıma ve çatışmalara hepimiz tanık olduk. Ve bu tanıklık hepimiz de bir travma yarattı, bu travmalarla yaşamaya devam ediyoruz. Bu travma ile kendi aynamızı perdede görmek bizi duygu olarak yakalaması gayet normal. Bu da filmin başarısına gölge düşürüyor. Eğer bu travma yeni olmasaydı, izleyici de bu kadar etki edecek miydi. Konar söyleşinde ise bu durumu özetlerken, filmi Sur olaydan bağımsız olarak çektiğini bu nedenle filmde zaman olgusunu çıkardığını söylüyor.</p>
<p><em><strong>Mehmet Ali Konar Kimdir?</strong></em></p>
<p>Bingöl Doğumlu olan Mehmet Ali Konar, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde mezun olduktan sonra 1 yıl İtalya’da sinema eğitim alır.</p>
<p>TRT Kurdî’de yayınlanan Qal û Galgal (Söz ve Sohbet)’ın da senarist ve yapımcılığını üstlenen Mehmet Ali Konar’ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, 37. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü’yle, 29. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle döndü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/">Renksiz Rüya: Travmaların Renksizliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15225</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cennetin Mucizeleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cennetin-mucizeleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cennetin-mucizeleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 01 Jul 2018 05:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15126</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar, Her zaman film izlemeyi sevmişimdir. Boş zamanlarımda iki tane bile izlediğim olmuştur. Korku filmleri hariç her türde film izlemeye böylelikle kendimi geliştirip aynı zamanda bakış açımı genişletmeye çalışırım. En sevdiğim oyunculardan biri olan; Jennifer Garner&#8217;ın filmini gördüğüm zaman sırf onun için izlemek istedim, dram filmi izlemek istememe rağmen. Küçük bir kızın hastalığını konu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cennetin-mucizeleri/">Cennetin Mucizeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhabalar,</p>
<p>Her zaman film izlemeyi sevmişimdir. Boş zamanlarımda iki tane bile izlediğim olmuştur. Korku filmleri hariç her türde film izlemeye böylelikle kendimi geliştirip aynı zamanda bakış açımı genişletmeye çalışırım.</p>
<p>En sevdiğim oyunculardan biri olan; Jennifer Garner&#8217;ın filmini gördüğüm zaman sırf onun için izlemek istedim, dram filmi izlemek istememe rağmen. Küçük bir kızın hastalığını konu alan bu filmi izlemeye başladığımda gerçek bir hikayeden alınmış olması ilgimi çekti ve dikkatle izlemeye başladım. Filmin ortalarına gelmeden ise filmin büyüsüne kapılmış, ne olacağını merak eder oldum.</p>
<p>Anna on yaşında çok güzel bir kız. Haftalardır süre gelen kusma şikayetleri ile doktora gider ve bir çeşit sindirememe hastalığı olduğunu öğrenir. Küçücük bir bedende acılar yaşanmaya başlar. Ailesi elinden geleni yapmasına rağmen kızlarının acılarını dindiremez. Ameliyat olur, tüple yaşar, ilaçlar alır ama hiçbir şekilde hastalığına çare bulunamaz. Her geçen gün acısı daha katlanır, karnı şişer ama o hiç yalnız hissetmez. Tanrı&#8217;nın onunla olduğunu bilir. Her şey yapıldıktan sonra yıpraran Anna yattığı hastahane tarafından çıkarılır. En büyük ilacının aile olduğu söylenir.</p>
<p>Üç kız kardeş bahçede oynarlarken büyük kız kardeş Anna ile ağaca tırmanır. Ağacın dalı düşer, Anna büsbüyük ağacın gövdesinin boşluğundan düşer. Saatlerce kurtarma çalışmaları sürer. En sonunda çıkarılır ve hemen hastahaneye götürülür. Doktoru çalışma hayatında hiç böyle bir durumun olmadığını söyler: Anna sapasağlamdır, hiçbir kırığı yoktur. O günden sonra Anna&#8217;nın karnı iner, eskisinden daha sağlam ve güçlüdür. Doktor da bir şey söyleyemez. Anna düştüğü zaman ruhunun bedeninde çıktığını ve bir kelebeğin ona iyi olacağını söylemiştir. Kimse inanmaz ama gerçek bir şey vardır ki; Anna mucizevi bir şekilde iyileşmiştir. En duygulandığım yerlerden biri de annesinin kilisede söylediği sözler. İşte o sözler;</p>
<p>&#8221;Anna hastalandığında neden kendini Tanrı&#8217;ya adamış küçük bir kız bunları yaşıyordu? O anda umutsuzluk hissetim, yalnızlık hissettim, dualarıma cevap bulmadığım için kızgındım, inancımı kaybettim. Albert Einstein hayatı yaşamanın iki yolu olduğunu söylemiş. &#8221;Biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek diğeri de sanki her şey mucizeymişçesine yaşamak&#8221;. Hayatımı her şey mucizeymiş gibi yaşamıyordum. Mucizeler her yerde. İyilik, mucizedir. Mucize, bazen garip şekillerde hayatlarımıza girmiş insanlar olarak çıkar. Mucizeler, sevgidir. Mucizeler, Tanrı&#8217;dır ve Tanrı affetmektedir.</p>
<p>Neden dünyanın her yerinde çocuklar acı çekerken Anna iyileşti? Bunun cevabını bilmiyorum. Ama yaşadığım onca şeyden sonra farkına vardım ki yalnız değilim ve ne yaşarsanız yaşayın yalnız değilsiniz. Mucize Tanrı&#8217;nın burada olduğunu söyleme biçimidir. O burada&#8221;</p>
<p>Sadece bu  yazıyı okuyunca bile şükretmenin ne kadar önemli olduğunu anlıyor insan. Belki acıyı veya üzüntüyü yaşarken &#8221;Daha kötüsü olabilirdi şükür buna <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/onesheet.jpg"><img class="size-full wp-image-15128 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/onesheet.jpg?resize=387%2C580" alt="" width="387" height="580" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/onesheet.jpg?w=387&amp;ssl=1 387w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/onesheet.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 387px) 100vw, 387px" data-recalc-dims="1" /></a>da&#8221; diyemiyor insan ama demeli, demek için savaşmalı.</p>
<p>Filmin sonunda dediği gibi; &#8221;Hergünü mucizevi bir günmüş gibi yaşamalı.&#8221;</p>
<p>Film: Miracles From Heaven</p>
<p>Yıl: 2016</p>
<p>Tür: Dram</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cennetin-mucizeleri/">Cennetin Mucizeleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cennetin-mucizeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15126</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karamsarlık Ve Umut Üzerine&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karamsarlik-ve-umut-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karamsarlik-ve-umut-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Jun 2018 05:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Çukadar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15096</guid>
				<description><![CDATA[<p>TORİNO ATI Torino Atı, Nietsche’ nin kendi yaşam öyküsünden esinlenmiş bir hikaye ile özdeşleşmiş ve imgelemesini yine Nietsche’ nin sık sık kullandığı at, arabacı ve araba üzerine kurmuş bir filmdir. Filmde at ruhu, arabacı aklı, araba ise bedeni temsil ederken; ilk giriş sahnesinde atın uzun ve zor bir yolda ilerlediği görülür ki bu sahne, bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karamsarlik-ve-umut-uzerine/">Karamsarlık Ve Umut Üzerine&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>TORİNO ATI</strong></em></p>
<p>Torino Atı, Nietsche’ nin kendi yaşam öyküsünden esinlenmiş bir hikaye ile özdeşleşmiş ve imgelemesini yine <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/5c5608e01695904daf47a2db6d791bef.jpg"><img class=" wp-image-15190 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/5c5608e01695904daf47a2db6d791bef.jpg?resize=291%2C432" alt="" width="291" height="432" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/5c5608e01695904daf47a2db6d791bef.jpg?w=408&amp;ssl=1 408w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/5c5608e01695904daf47a2db6d791bef.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w" sizes="(max-width: 291px) 100vw, 291px" data-recalc-dims="1" /></a>Nietsche’ nin sık sık kullandığı at, arabacı ve araba üzerine kurmuş bir filmdir. Filmde at ruhu, arabacı aklı, araba ise bedeni temsil ederken; ilk giriş sahnesinde atın uzun ve zor bir yolda ilerlediği görülür ki bu sahne, bir kayboluş duygusu yaşatmaktadır. Her insanın kendi yaşamında bir kayboluşu olduğunun, aklının, bedeninin ve ruhunun nereye ve nasıl gittiğini anlamadan yaşadığı bir süreci, ruhsal, bedensel bir kayboluşu özetler gibidir. Filmde baba ve kızın aynı ev içinde yaşarken, birbirleri ile neredeyse hiç konuşmaması bireyselliğin ve yalnızlığın ne denli derin yaşandığını gösterirken, yan yana olan iki insanın yabancılaşmasının anlatılması açısından değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Babanın kızı ile yaptığı sohbet esnasında ağaçtaki kurtların sesini duyduğunu belirtmesi de yalnızlıklarının derinliğini göstermek adına önemlidir. Ruhlarının derin yalnızlıklarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelerek,  yalnızca bedensel bir varoluşla yaşamaya devam eden baba ve kızın sürekli olarak patates yemeleri; yaşamın devam etmesi için bir patatesin yeterli olduğunun ifadesi, derin bir yoksulluğun da imgesidir ve bu imge ekonomik olduğu kadar ruhsal bir yoksunluktur aslında. Ancak her geçen gün, ruhlarındaki yalnızlığın büyüdüğü ve belki de ruhları için en gerekli olan şeyi; yani umudu kaybetmeleri ile birlikte patatesi yemekten vazgeçmeleri de dikkat çekicidir. Özellikle filmin son sahnesinde, gitmenin imkansız olduğunun anlaşılması ile birlikte belki bir anlamda umudu içinde barındırdığı düşünülen kızın da patates yemekten vazgeçtiği yani aslında ruhu olmayan, umudu olmayan birinin bedensel varoluştan da vazgeçtiği fark edilmektedir. Burda dikkat çeken asıl nokta; ruhsal bir doyumun mümkün olmaması halinde, bedensel bir varoluşun da mümkün olmadığıdır.  Atın gitmek istemeyişi ise; ruhun yani arzuların, isteklerin ve belki de umudun kaybolması halinde; bedenin ve aklın ruha söz geçiremeyeceğini, beden ve aklın varlık bulması adına, ruhun mutlu ve özgür olması gerektiği vurgusu yapılmıştır. Filmde atın sürekli olarak bir ahıra kapatılması ise, ruhun bedene hapsedilmesinin imgesi gibi anlaşılmakla birlikte, bedenden ve akıldan uzakta tutulduğunun ve görmezden gelindiğinin de bir imgesidir. Bir anlamda akıl yani arabacı, yapması gerekenleri yapmakta olup, evde yaşamına devam etmeye çalışırken, ruh yani at ahıra kapatılmıştır.  Bu durumun ise mutsuzluğu doğurması ile, yaşam isteğinin son bulması olarak yorumlanabilir. Film de, ruh, beden ve akıl; at, araba, arabacı olarak farklı imgelenmiş olsa da, baba ve kızın da ayrı ayrı derin bir yalnızlık yaşadıklarını, ruhsal bir doyumu yaşamadıkları ve yalnızca fiziksel varlıkları ile yaşamlarını sürdürürken, kendi içlerinde tekil bir yalnızlık hissini yaşadıklarını göstermektedir. Film de babanın, kızının yüzüne baktığı ancak kızın babası ile hiç göz göze gelmediği özellikle dikkat çekerken, kızın yalnızca yapması gerekenleri yaptığı ve yaşamı bir ödev niteliğinde algıladığı fark edilir. Filmin siyah beyaz oluşu ise, kişilerin yaşamlarının renksizliğini de düşündürmektedir. Bir başka dikkat çekici nokta ise, filmdeki Çingene imgesidir.  Çingene atlarının, son derece sağlıklı, soylu bile denilebilecek, beyaz ve hareketli olduğu görülmektedir. Bu durum esasen çok ilginç imgelenmiştir. Çünkü çingeneler genellikle yoksul bir sınıftır. Sanıyorum Çingenelerin filmde, içki içen, ruhlarının istediği yere gidebilecek denli özgür, zevkleri doğrultusunda imgelenmesi ve atlarının burada, son derece güzel, soylu olarak seçilmesi, ruhsal bir özgürlüğü, mutluluğu ifade etmesi açısından değerlendirilmelidir. Dinsel öğretilerin, yaşamı kısıtladığı, özgürleşmenin, yaşamdaki bireysel arzu ve taleplerin önündeki en büyük engelin kaynağı olarak aktarılması, Nietsche’ nin öğretisi ile uyumludur. Filmde dinsel öğretiler, yaşarken ölmek gerektiğinin, yaşamda insana haz ve mutluluk veren her şeyin kısıtlanmasının mutsuzluk hali olarak baba ve kıza durumun yansıdığının altı çizilmişse de, bu durum atlarındaki, sağlıksızlık ve hareketsizlik ile pekiştirilmiş; çingenelerin durumları ve atları ile de tezatlık ortaya konulmuştur. Filmin en vurucu sahnelerinden biridir. Filmin sonunda ise, akıl, ruh ve beden bazen yaşamda aynı noktaya doğru hareket etse de, koşullar nedeniyle bu durumun gerçekleştirilememesinin, yaşanılan derin çaresizliği ve yaşama dair duyulan vazgeçilmişliği aktarması açısından önemlidir. Bu ise, umudu öldüren Nietsche&#8217; nin öğretisinin en vurucu kısmı olarak filme yerleştirilmiştir. Kişilerin, gitmenin kendi ellerinde olduğu düşüncesi ile yaşamlarına devam ettiklerini düşündükleri ancak gitmek isteseler de gidemeyecekleri gerçeği ile karşılaştıklarında tüm umutların yitirildiği, kararan ekranlarla ifade edilmiştir ve yine vurucu sahnelerden biridir. Umut, belkide hiç dönüşü olmayan bir yere gönderilmiştir; Tanrı ölmüştür ve gerçekler karşısında umut hiçbir işe yaramayacağı için, umudun bittiği yerde var olmanın dayanılmaz ağırlığı filmde karanlık imgesi olarak ortaya konulmuştur.</p>
<p><em><strong>MARSLI:<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/009841.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg"><img class="size-full wp-image-15191 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/009841.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx.jpg?resize=215%2C290" alt="" width="215" height="290" data-recalc-dims="1" /></a></strong></em></p>
<p>Marslı, bir astronotun yaşamın olmadığı bir yerde yaşam mücadelesi verdiğinin aktarıldığı bir film olarak karşımıza çıkarken, kişinin bilimi yani aklı kullanarak yaşamda kalma sürecini aktarmaktadır. Kişinin, film süresince müzik dinlemesi, yoğun olarak kendisini mutlu hissettirmeye çalışması ve umudunu hiç yitirmemesinin aktarıldığı filmde, tema insanoğlunun en temel güdülerinden biri olan yaşamda kalma mücadelesi, yaşamın ve umudun belki de hiç var olmayacak bir yerde bile devam etmesidir. Yaşamda kalmanın bir patates ile mümkün olduğunun anlatılmaya çalışıldığı filmde, yine bir kayboluş söz konusudur. İnsanoğlunun yaşam mücadelesinde en temelde yalnızlığını kabullenmesi gerektiği üzerinden de değerlendirilebilecek olan Marslı Filminde, insanların farklı özelliklerinin de ortaya konulduğu görülmektedir. Bu özellikler yaşamlarımızın bir diğer insanlarla anlamlı ve mümkün olduğudur.  Marslı filminin en temelde vermek istediği iletinin umut ve mücadele olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İnsanoğlunun dünyadan milyarlarca yıl uzakta ve yapayalnız kaldığı süreç de dahi, aklını kullanarak kendisine umut var edebildiği ve yaşam mücadelesine devam ettiği görülmektedir. Kişinin, dünyadaki kişilerle iletişim kurmaya çalıştığı ve bulunduğu yerde umudun belki de birçok insan için kalmadığı yerde vazgeçmeden hayatta kalmaya çalıştığı görülür. Filmde diğer filmlerde sıkca rastlanılan bir ajitasyona rastlanılmaz; yani dünyada çok sevdiği ve dönmeye söz verdiği bir ailesinin olduğu gibi.. kişinin yaşamda, yalnızca kendi varoluşu için kalmaya çalıştığı görülür. Ayrıca yaşama fazlaca anlamlar yükleyen ve felsefik açıdan zorlayan bir yönü de yoktur karakterin.  Yalnızca en basit haliyle yaşama devam etmeye çalışmaktadır. Var olan koşulları sonuna kadar zorlar ve bunu akıl yolu ile gerçekleştirir. Marslı filminde hiçbir zaman umutsuzluk hissettirilmemiştir. Bir an olsun kişinin öleceği hissine kapılınmaması ise, kişinin sürekli akıl yolu ile verdiği mücadelenin görülmesi ve duyduğu umudu kaybetmeden yeni yollar denemesidir. Aklın olduğu yerde sanki kader ve tanrı anlamlarını yitirmektedir. Nereye veya neye ulaşmak istiyorsanız, yol belirli ise, gidilecek yola akıl yolu ile ulaşılabilir ve bu süreç dahi kişinin mutlu olmasına sebep olabilir.</p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>FİLMLERİN KIYASLANMASI</strong></em></p>
<p>İki yönetmenin bakış açılarının aslında birbirleri ile zaman zaman bağdaştığı görülür ki, bu akıl, beden ve ruh üçlemesi açısından bakıldığında; özgürlüğün, aklın, bedenin ve ruhun uyumlu olarak yaşaması ile mümkün olduğudur. Bazen koşulların mümkün olmaması durumunda gidilmek veya varılmak istenilen yere gidilemediği, mutlak özgürlüğün ise mümkün olmadığının aktarılması açısından iki film benzerlik gösterir.  Yine her iki filmde,  var olmanın devam edebilmesi adına, bedensel, ruhsal ve ussal varlığın birbirleri ile olan bağının vazgeçilmez derecede önemli olduğu, bedenin ruhtan, aklın bedenden ayrı düşmesi durumunda var olmanın mümkün olmadığı aktarılırken, bedensel varoluşun devam etmesinin bir patates kadar basit olduğu aktarılmıştır. Marslı filminde bedensel varoluşun önceliği dikkat çekicidir. Ruhsal  varoluş ise kendisini umut üzerinden ortaya koymaktadır ki bedensel varoluş sürdükçe umut her zaman söz konusudur; Marslı filmindeki karakterin dünyaya dönme ve yaşam mücadelesinin Nietsche de olmayan bir umudu simgelediği ve bu ateşi ise aklı kullanarak körüklediği olmuştur. Yani insanoğlu en zor koşulları akıl sayesinde atlatabilirken, umut yani yaşama arzusu ve üçleme üzerinden ruh olarak tanımlamak Yanlış olmayacaktır; bu şekilde varlık bulur ki akıl da ruha bu yönü ile hizmet eder. Aynı zamanda ruh akılsız yok olacaktır. Torino Atı’nda, aklın, ruhu çürüttüğü, ruhun çürümesi ile birlikte bedensel yok oluşun ortaya çıktığı, akıl, beden ve ruh üçlemesinde, en önemlisinin ise ruh olduğu gibi bir duygu yaratılmaktayken, Marslı da ise yine hayatta kalma içgüdüsü ve dünyaya dönme arzusu yani ruhsal talepler,  öncelikle bedensel varoluşun devam etmesi üzerine kurulmuş ve bu durumun olanak bulması adına aklın en üst seviyede hüküm sürmesi gerektiğinin altı çizilmiştir. Filmler bu noktada birbirlerinden farklılaşmaktadır. Marslı filminde, bedensel var olma ihtiyacının veya içgüdünün umudu yani yaşamda kalma arzusunu tetiklediği anlatılmaya çalışılırken, ruhun, bedenin varlık bulması adına aklın en üst seviyede devrede olmasının altı çizilirken, Torino Atı’nda bu durum, ruhsal özgürleşme mümkün kılınmadıkça, bedensel bir var oluşun anlamsızlığı üzerine düşündürmektedir. Bu noktada filmler birbirlerinden ayrılırlar. Marslı filminin yönetmeni Ridley Scott, Torino Atı’nı izlemiş gibi düşündürmektedir. Ve belki de Nietsche’ nin bakış açısına yapılan bir eleştiri olarak karşımıza çıktığı da düşünülebilir. Bu da umuda karşı umutsuzluk- akla karşı ruh olarak düşünülebilir.  Bir diğer farklı nokta, fiziksel olarak en yakın iki kişi arasında yalnızlığın mümkün olmasına rağmen, binlerce yıllık uzaklıklar arasında birliktelik sağlayabildiğinin aktarımıdır. Var olmak yani bedensel varoluş, nerede olunursa olunsun bir patatesle sağlanabilecek kadar basittir.  İki filmde de ancak var olmayı anlamlı kılan şeyin umut olduğu filmlerin birleştikleri noktadır. Umut ise, akıl yolu ile mi yoksa ruhsal bir olgunluk, özgürleşme yolu ile mi edinilebilecek bir şeydir sorusu iki filmin ayrıştığı noktadır.</p>
<p>Daha derinden bakmak ve eleştirel olarak yaklaşmak gerekirse; Marslı filmi ruhu, bedeni ve aklı daha fazla bütünleştirmiş gibi okunabilir. Aklı en üst seviyede tutan bir kişinin, bedensel varoluşunun devam ettiği görülür ve ruhsal bir olgunlaşmayı pek göz önünde bulundurmaz. Yani yaşamak için yaşamak söz konusudur. Bu durum en temel de bir içgüdüdür. Yaşama derin anlamlar yüklenmez bu filmde. Aslolan hayatta kalmak, nefes almaktır. Eğer ruhsal bir özgürlük, olunmak istenilen yerde olmak veya oraya varmak ise de bu en temel de akıl yolu ile gerçekleştirilebilir. Yani ruhun isteği, kişinin dünyaya ulaşması ise de, bu ancak ve ancak aklın en üst seviyede kullanması ile mümkündür. Ancak Torino Atı’nda bu ayrım olabildiğince felsefik verilmiştir. Akıl, ruh ve beden birbirinden ayrıdır ve aslında akıl bedeni yönetirken, son derece ezber davranabilir ki bu esas tehlikedir. Yaşamı rutine sokabilir ki, bu filmde akıl, yaşamı bir ödev olarak algılayan bir olgu olarak verilmiştir. Aslında kullanılmayan ve ruha hizmet etmeyen bir olgudur. Akıl, kullanılmadığında ve yaşamı ezbere soktuğunda bambaşka bir yere çekiştirirken bedeni, ruh da hapsolduğu bedenle birlikte aslında istemediği yerlere sürüklenir. Oysa Marslı filminde ruhun ve bedenin gitmek istediği yere ancak ve ancak akıl yolu ile ulaşabileceğinden bahsedilmektedir. Filmlerin ayrıştığı nokta ise tam da bu noktadır. Ve belki de biri var olan problemi dile getirirken, diğeri çözüm sunma niteliğindedir. Torino Atı&#8217;nda tam olarak kullanılan bir akıldan bahsetmek mümkün değildir aslında.  Daha çok akıl devre dışıdır ve kullanılmadığında, dogmatik düşüncelerle karanlıkta kalır ve ruh; aklın gölgesinde kalır ancak hep acı çeker ve bedene hapsolur, çürür bu ise bir süre sonra derin bir mutsuzluğa hatta depresif bir kimliğe bürünür. Bu anlamda Torino Atı aklın kullanılmaması durumunda neler olabileceğini ortaya koyan yani sorunu ifade eden bir filmdir. Oysa Marslı filmi, aklın kullanıldığı durumda, en olumsuz zamanların bile ruha yani bir diğer deyişle gidilmek istenilen yere duyulan arzuya, nasıl ulaşılabileceğinin altını çizerken, bilimin ve aklın kullanılmasını bir çözüm yolu olarak ortaya koyar. Yani bu filmlerden biri akıl kullanılmadan, dogmatik düşüncelerle sürdürülen bir yaşamda ortaya çıkacak sonuçları anlatılmaya çalışırken (Torino Atı), Marslı filmi aklın kullanılması takdirinde neler olacağını anlatır bir yanı ile. Ancak Torino Atı daha derin ve felsefik anlamları da olan bir filmdir aynı zamanda. Bazen istenilen yerlere gidilemez veya istenilen arzu edilen şeyler yapılamaz, yalnızca akıl yolu ile düşünüldüğünde mantıksız ve öğretilenlere ters geldiği için. Bu durum, var olan her şeyi satıp istenilen bir ülkede yeni bir yaşam kurma isteği duyan ruh gibi örneklendirilirse, akıl ruhun bu yaptığını saçma ve yapılmaması gereken bir durum olarak adlandırabilir ve risklerin alınmasını istemediği için, kişilerin özgürlükleri ve yaşamı nasıl yaşamak istediklerine dair önlerine konulan setleri çeker. Torino Atı aslında bir nevi bu durumu Ferrarisini Satan Bilge hikayesinde olduğu gibi aktarmaya çalışırken, Marslı filmi akıl olmadan yaşamanın mümkün olmadığının altını çizer. Filmler özetle, dogma düşüncelere karşı çıkar ve aklı salim bir şekilde kullanılması gerektiğini savunur ancak Marslı filmi ruhsal bir var oluşu içgüdüsel bir durum olarak ele alır. Torino Atı ise dogmatik düşüncelerin ruhu öldürdüğünün altını çizerken, ruhun çok daha farklı istek, arzu ve hayallere sahip olabileceğini belirtmesi açısından önemlidir. Torino Atı, ruhsal varoluşun kişiyi özgürleştireceği ve aklın ona hizmet etmesi gerektiğini ifade ederken, Marslı filmi hayatı ve ona bağlı olarak da pek tabii arzu ve talepleri yani ruhsal istekleri daha basitleştirir ve aklın öncülüğünde onların varlık bulmasını sağlar.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karamsarlik-ve-umut-uzerine/">Karamsarlık Ve Umut Üzerine&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karamsarlik-ve-umut-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15096</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Genç ve Fakir : &#8220;American Honey&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/genc-ve-fakir-american-honey/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/genc-ve-fakir-american-honey/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jun 2018 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilan Güner]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15081</guid>
				<description><![CDATA[<p> American Honey 2016 yılında vizyona giren, Amerika&#8217;nın alt sınıf gençlerinin durumunu gözler önüne seren ve Amerikan Rüyası&#8217;nın temel yapı taşlarını eleştiren güzel bir gençlik filmidir. Film Amerika&#8217;nın en bilinen, ruhu ile en çok özdeşen temalardan biri olan yol temasını çok güzel işlemiş. Genç bir kızın çocukluktan kadınlığa geçişini ve kendi içsel yolculuğunu anlatan filmde detaylar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-ve-fakir-american-honey/">Genç ve Fakir : &#8220;American Honey&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"> American Honey 2016 yılında vizyona giren, Amerika&#8217;nın alt sınıf gençlerinin durumunu gözler önüne seren ve Amerikan Rüyası&#8217;nın temel yapı taşlarını eleştiren güzel bir gençlik filmidir. Film Amerika&#8217;nın en bilinen, ruhu ile en çok özdeşen temalardan biri olan yol temasını çok güzel işlemiş. Genç bir kızın çocukluktan kadınlığa geçişini ve kendi içsel yolculuğunu anlatan filmde detaylar çok ilgi çekici.</p>
<p dir="ltr"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/MG_4862-copy-feature-1600x900-c-default.jpg"><img class="wp-image-15083 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/MG_4862-copy-feature-1600x900-c-default.jpg?resize=626%2C352" alt="" width="626" height="352" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/MG_4862-copy-feature-1600x900-c-default.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/MG_4862-copy-feature-1600x900-c-default.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/MG_4862-copy-feature-1600x900-c-default.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/MG_4862-copy-feature-1600x900-c-default.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 626px) 100vw, 626px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p dir="ltr"> Sistemin açıklarını yakalayıp bu açıklardan faydalanarak para kazanmaya çalışan genç bir grup ile yola çıkan Star para kazanmayı öğrenir, ilk cinsel deneyimi, aşkı ve kendini keşfeder. Her konuda ve durumda diğerlerinden farklıdır Star. Gerek tam olarak bilmediğimiz etnik kökeni, gerek iradesi ve merhametiyle o kadar da kayıp bir genç değildir aslında. Grubun lideri Krystal&#8217;dan bile daha liderdir. Zaten işin bir ilginç yanı ise bu. Yol filmlerinde başroller genelde erkeklere adanmıştır ancak bu filmde baskın iki kadın ve onların çatışmasını görüyoruz.</p>
<p dir="ltr"> Öte yandan ciddi bir Amerikan Rüyası eleştirisi var. Rüya&#8217;nın ilkelerinden biri herkesin eşit koşullara sahip olduğudur ve böylece herkesin kazanma şansı eşittir. Filmin girişindeki bayrak üzerine yazılmış American Honey yazısı ve hemen arkasından gelen ürkütücü ses bize eleştirinin ipuçlarını veriyor zaten. Fakat filmi izledikçe bu Rüya&#8217;nın aslında nasıl bir Kabus olduğunu görüyoruz (özellikle çöpte yemek aradıkları sahnede)<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/american-honey-1.jpg"><img class="wp-image-15085 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/american-honey-1.jpg?resize=620%2C310" alt="" width="620" height="310" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/american-honey-1.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/american-honey-1.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p dir="ltr"> Filmlerde en önemli ögelerden birinin müzik olduğunu düşünüyorum. Seçilen müzikler gösterilen yaşam tarzını, kaybolmuş ama isyankar gençlerin durumunu çok güzel yansıtıyor. Ama son sahnenin müziğine ne kadar söz söylesem az. Filmin etkisini yaklaşık iki gün daha sürdüren bir şarkı. Kendinizi her şeyi yapabilecek özgür bir ruh gibi hissediyorsunuz film bittiğinde.</p>
<p dir="ltr">Biraz da filmin isminden bahsetmek istiyorum. American Honey tabiri aslında tipik bir amerikalı kızı anlatmak için kullanılır. Bu kız hergün gördüğünüz yan komşunuz olabilir mesela. O açıdan bu hikaye aslında her amerikalının yaşadığı veya yaşayabileceği bir olayı anlatıyor ve belki de bu sebepten ötürüde oldukça etkileyici.</p>
<p dir="ltr"> BAFTA film ödüllerine de aday gösterildiği bilgisini ekleyerek çok seveceğinizi düşündüğüm bu film hakkındaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/genc-ve-fakir-american-honey/">Genç ve Fakir : &#8220;American Honey&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/genc-ve-fakir-american-honey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15081</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Solo: Bir Star Wars Hikayesi Film Eleştirisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/solo-bir-star-wars-hikayesi-film-elestirisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/solo-bir-star-wars-hikayesi-film-elestirisi/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 20 Jun 2018 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yaşam Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15045</guid>
				<description><![CDATA[<p>1977’de başlayan Star Wars macerası tüm hızıyla devam etmektedir ya da ittirilmektedir. Star Wars çok güzel kurgulanmış bir bilim kurgu, fantastik, macera ögelerini barındıran bir filmdir. Fakat bunu ilk altı film için söylemenin daha uygun olduğunu düşünüyorum. Nedenine geçmeden önce bu filmin tanıtımı yapayım. Solo: Bir Star Wars Hikayesi, Ron Howard tarafından yönetilmiştir. Filmin başrollerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/solo-bir-star-wars-hikayesi-film-elestirisi/">Solo: Bir Star Wars Hikayesi Film Eleştirisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1977’de başlayan Star Wars macerası tüm hızıyla devam etmektedir ya da ittirilmektedir.</p>
<p>Star Wars çok güzel kurgulanmış bir bilim kurgu, fantastik, macera ögelerini barındıran bir filmdir. Fakat bunu ilk altı film için söylemenin daha uygun olduğunu düşünüyorum. Nedenine geçmeden önce bu filmin tanıtımı yapayım.</p>
<p>Solo: Bir Star Wars Hikayesi, Ron Howard tarafından yönetilmiştir. Filmin başrollerini Alden Ehrenreich (Han Solo), Joonas Suotamo (Chewbacca), Woody Harrelson (Beckett), Emilia Clarke (Qi’ra), Donald Glover (Lando) paylaşmaktadırlar. Film 25 Mayıs 2018 tarihinde vizyona girdi.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo-2.jpg"><img class="wp-image-15048 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo-2.jpg?resize=389%2C486" alt="" width="389" height="486" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo-2.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo-2.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 389px) 100vw, 389px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Star Wars’ın geçmiş film ve tarihleri şöyledir:</p>
<p>1) A New Hope 1977</p>
<p>2) İmparator 1980</p>
<p>3) Jedi’nin Dönüşü 1983</p>
<p>4) Gizli Tehlike 1999</p>
<p>5) Klonların Saldırısı 2002</p>
<p>6) Sith’in İntikamı 2005</p>
<p>Bu bölümler Star Wars’un eski jenerasyonu diyebileceğimiz filmlerdir. Aşağıya sıralayacaklarımız ise Star Wars’un yeni jenerasyonu diyebileceğimiz filmleridir:</p>
<p>7) Star Wars: Güç Uyanıyor 2015</p>
<p>8)Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi 2016</p>
<p>9) Star Wars Son Jedi</p>
<p>10) Solo: Bir Star Wars Hikayesi</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo.jpg"><img class=" wp-image-15050 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo.jpg?resize=362%2C452" alt="" width="362" height="452" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/han-solo.jpg?resize=820%2C1024&amp;ssl=1 820w" sizes="(max-width: 362px) 100vw, 362px" data-recalc-dims="1" /></a>İkiye ayırdığımız bu filmlerin isimlerine bile baktığınızda ikinci gruptaki filmlerin zorlama filmler olduğu görülebilmektedir. İlk altı filmin kendine özgü isimleri dışında tartışması bile vardı.  Kimileri filmleri 4-5-6-1-2-3 şeklinde izlemeyi önerirken kimileri de 1-2-3-4-5-6 şeklinde izlemeyi önerirdi. İlk altı filmin birinde Jedi’lar ön planda iken diğerinde Sith’ler ön planda oluyor ve Jedi’lar ile Sith’ler arasındaki eşitlik bir şekilde korunuyordu. Olay örgüsü daha düzenli film içindeki fantastiklik ögeleri ise oldukça fazlaydı. Yeni filmler ise maalesef öyle değil. Sonuç olarak bu fantastik bir film ve buna özgü unsurlara dikkat edilmelidir. 1977 de yapılan filmde örneğin neredeyse 2 metreden fazla sıçrayan, takla atabilen Jedi’lar varken yeni filmlerde bunlar göz ardı edilmiştir. Güzel efektler olsa da 2000’li yılların efekleri, 1977’li yılların gerisinde kalmıştır. Son filmlerin olay kurgusu çok tahmin edilebilir olmanın dışında yeni konular bulunamadığından şimdi de eski filmlerin popüler olan kahramanlarının gençlik yılları anlatılmaya başlanmıştır. Han Solo ile başlayan bu serinin Obi Wan Kenobi ile devam edeceği düşünülmektedir.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Han_Solo_Afis.jpg"><img class="size-full wp-image-15051 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Han_Solo_Afis.jpg?resize=255%2C364" alt="" width="255" height="364" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Han_Solo_Afis.jpg?w=255&amp;ssl=1 255w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Han_Solo_Afis.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w" sizes="(max-width: 255px) 100vw, 255px" data-recalc-dims="1" /></a>Star Wars gibi filmler izleyicileri için sadece zaman geçirmek için izlenen öylesine bir bilim kurgu filmi değildir. Geçmişi olan, belli prensiplere ve felsefi ögelere dayanan bir filmken herhangi bir bilimkurguya benzetildiğini düşünüyorum.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen yine de serisi olan böyle filmlerin izlenilmesi ve gelişiminin takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Herkese iyi seyirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/solo-bir-star-wars-hikayesi-film-elestirisi/">Solo: Bir Star Wars Hikayesi Film Eleştirisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/solo-bir-star-wars-hikayesi-film-elestirisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15045</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un Erk&#8217;ini Gömecektir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 08:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13331</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son dönemde Amerika, Uzakdoğu, Hindistan ve Avrupa menşeli diziler, sektörde büyük bir kazanım haline geldi. Her yıl yayınlanan onlarca dizi, büyük kitlelere ulaşırken aynı zamanda kendi fan kitlesini de oluşturmaktadır. Dizilerin uzunluğu 60 dakikayı ve sezonu ise 12 bölümü aşmamasından dolayı senaryoyu da zenginleştirmektedir. Konu bakımından bir tıkanma yaşamayan dünya dizileri, her yıl bizlere tarih, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/">Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un Erk&#8217;ini Gömecektir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde Amerika, Uzakdoğu, Hindistan ve Avrupa menşeli diziler, sektörde büyük bir kazanım haline geldi. Her yıl yayınlanan onlarca dizi, büyük kitlelere ulaşırken aynı zamanda kendi fan kitlesini de oluşturmaktadır. Dizilerin uzunluğu 60 dakikayı ve sezonu ise 12 bölümü aşmamasından dolayı senaryoyu da zenginleştirmektedir. Konu bakımından bir tıkanma yaşamayan dünya dizileri, her yıl bizlere tarih, bilim-kurgu, distopya, drama, komedi gibi başlıca alanlarda önemli alternatifler sunuyor.</p>
<p><em><strong>Dizilerimiz kendi kısır döngülerinde boğulmaktadır</strong></em></p>
<p>Ne yazık ki bu durum ülkemizde tam tersi. Ülke pazarında büyük bir paya sahip olan dizilerimiz, 3. Dünya ülkeleri olarak kabul edilen ülkelere ancak pazarlanmaktadır. Dizilerimiz, yıllardır kendi kısır döngüsünde tıkılıp kalmaktadır. Bu kısır döngüde ortaya çıkan projeler ise birbirlerini tekrar etmekten öteye gidememektedir. Burun kıvırdığımız Hint dizileri ile dizilerimizi sollar duruma geldiği bir dönemi yaşıyoruz.</p>
<p><em><strong>İstanbul ve erkek metaforunda ezilen dizilerimiz</strong></em></p>
<p>Dizilerin uzunluğu, sektörde bir sömürü haline gelirken senaryo açısında da her geçen gün biraz daha fakirleşiyoruz. İstanbul ve erkek metaforu altında ezilen dizilerimiz, bu iki olguyu aşamadığı için yeni bir şey izlemek de mümkün olmuyor. Her çıkan yeni dizi İstanbul güzellemesi ile başlayıp devamında da erkeğin otoritesini sağlama peşine düşer. İstanbul merkezli dizilerde erkek ön planda iken erkeğin gücü, toparlayıcılğı gösterilmeye çalışılır.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg"><img class="wp-image-13335 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg?resize=466%2C262" alt="" width="466" height="262" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><em><strong>Ismarlama senaryolar ortak yaşama ülküsünü</strong></em></p>
<p>Yine sanatsal bir amaç gütmeyen dizilerimiz, son dönemlerde iyice ideolojik aygıt haline geldi. Ülkenin politik durumundan faydalanan yapımcılar, peş peşe yayınladıkları bir birine tıpa tıp benzeyen “savaş, kahramanlık” diziler sunmaya başladı. Bir halkın milliyetçi duyguları istismar eden yapımcılar, tamamen ticari kazanç elde etmenin peşinde iken ısmarlama senaryoları ise gelecek açısından birlikte ortak yaşama ülküsünü de her geçen gün zayıflatmaktadır.</p>
<p><em><strong>Çukur&#8217;da aile erkektir</strong></em></p>
<p>İstanbul ve “Erk” metoforuna en yakın örnek ise klasik bir erkek dizi diyebileceğimiz &#8220;Çukur&#8221; dur. Ay Yapım&#8217;ın dizisinde sık sık erkek, iktidar nidaları ile karşılaşıyoruz. Baba İdris Kocavalı (Ercan Kesal) etrafında şekillenen dizi de sıklıkla &#8220;aile her şeydir&#8221; vurgusu yapılmaktadır. Ancak her şey olan aileyi yine erkekler ayakta tutuyor, kadınlar ise yine pasif, ezilen, itaat eden bir pozisyondadır. Güya başkaldıran karakter olarak gösterilen Sena (Dilan Deniz Çiçek) dizi de erkeklere karşı değil kadınlara karşı bir iktidar mücadelesindedir, Yine dizi de &#8220;İdris babamız Çukur evimiz&#8221; sloganı ile de erkeğin gücü adeta haykırılmakta erkeklerin iktidar maceraları bol raconla sunulmaktadır.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg"><img class="wp-image-13336 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=366%2C232" alt="" width="366" height="232" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=1024%2C649&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><em><strong>Senaryo zayıf ise ver müziği</strong></em></p>
<p>Senaryo bakımında oldukça zayıf olan dizi, son dönemde dizilerin sıkça başvurduğu müziği olabildiğince kullanmaktadır. Adeta dizinin 120 dakikalık bölümünün 30 dakikası müzik ile doldurulmaya çalışılıyor. Bu yöntem iki açıdan kullanılmaktadır; Birincisi, 120 dakikalık bir senaryo zenginleştirilmediği için ortaya çıkan senaryo zayıflıkları müzik ile kapatılıyor. İkincisi ise yine senaryodaki zayıflıklar ve boşluklar, müziğin evrensel gücüyle insanın hislerine dokunularak kapatılıyor.</p>
<p><em><strong>Sosyal Medya umut olmaya başladı</strong></em></p>
<p>Son dönem de sosyal medyanın gelişimi ile ortaya çıkan bazı alternatif diziler ise, gelecek açısından umut vermeye başladı. Türkiye’nin ilk dijital platformlarından olan Blu TV ve Puhu TV&#8217;de yayınlanan diziler, İstanbul algısı ve erkek olgularını ne yazık ki aşamamıştır. Puhu TV&#8217;de yayınlanan “Çi ve Pi” dizileri, mevcut dizilerimizin ötesine geçemez iken  Blu TV&#8217;de yayınlanan diziler ise gelecek için biraz daha umut vaad etmektedir. Masum dizisi, başarılı bir çalışma olsa da konusu bakımından dizi sektörüne bir yenilik getirememektedir. 7 Yüz ise, diziden çok yedi başarılı orta metrajlı film olarak çıktı izleyicinin karşısına.</p>
<p>Burada bir dipnot açalım; hükümetin sosyal platformları RTÜK kapsamına almak istemesi bu alanın yeşermeden kuruyacağı anlamına geliyor.</p>
<p><em><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg"><img class=" wp-image-13337 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg?resize=501%2C278" alt="" width="501" height="278" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" data-recalc-dims="1" /></a>Geleceğe en yakın duran dizi: Sıfır Bir</strong></em></p>
<p>Yine son dönem de Youtube&#8217;dan yayınlanan Bir zamanlar Adana: Sıfır Bir dizi ise, geleceğe en yakın duran dizi diyebilirim. Amatör bir grup tarafından kolektif bir ruhla kotarılan dizi, izleyiciye daha samimi gelmektedir. Ve bu nedenle az imkanlarla büyük başarılara imza atmıştır. Peki Sıfır Bir&#8217;in başarısı nedir?</p>
<p><em><strong>Kollektif bir düşüncenin ve çalışmanın ürünü</strong></em></p>
<p>Dizilerimizdeki tıkanıklık ve kısır döngüden yola çıkarsak eğer bu başarının tesadüfi olmadığını göreceğiz. Birincisi, Sıfır Bir; dizi sektörünü kendi ideolojisine göre dizayn eden ve tamamen ticari düşünen yapım şirketlerinin bir ürünü olmak yerine kollektif bir düşüncenin ve çalışmanın ürünüdür. Kolektif bir biçimde kotarılan bir dizi, ticari amaçtan çok kendi derdini anlatmaya odaklanmıştır. Senaryosundan çekimine hatta oyunculuğuna kadar ortak üretimin esas aldığı görülmektedir.</p>
<p><em><strong>İstanbul mekan ve zamanından sıyrılmak</strong></em></p>
<p>İkincisi: Sıfır Bir, İstanbul merkezli ya da Anadolu’da başlayan yine İstanbul ile biten diziler yerine, Anadolu&#8217;nun kendine münhasır Adana’da çekilmesi. Mekan açısından İstanbul dizilerine göre daha gerçeğe yakındır. Mahalle, sokak kavramı daha samimidir. Yine karakterler, İstanbul merkezli gibi hayal ürününe yakın tiyatrovari değil de mahalleye inip her an karşımıza çıkan karakterler gibidir.</p>
<p><em><strong>Baba, aile ve mahalle paradoksu</strong></em></p>
<p>Üçüncüsü ise, erk, erkek olgusudur. Bu olgu her ne kadar Sıfır Bir dizisinde aşılamamışsa yine de farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmıştır. Çukur&#8217;da İdris baba ve oğulları ‘her şey’  ve mahallenin koruyucusu iken Sıfır Bir dizisinde ise mahalledeki herkes ve her şey onu koruyandır. Çukur&#8217;da İdris Baba ve oğullarına bir halel gelirse mahalle dağılırken Sıfır Bir de ise, mahalledeki herhangi bir birey için bu geçerlidir. Bu geçerlilik erkekler üzerinden anlatılması her ne kadar bir eksiklik olsa da kollektife daha yakın durması Sıfır Bir&#8217;i daha başarılı kılmaktadır.</p>
<p>Dizilerimizin kısır döngüsü diziseverler için bir karamsarlık tablosu iken Sıfır Bir gibi alternatif dizilerin sektörde yer edinmesi de bir o kadar gelecek için umut verici bir durum. Bu nedenle Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un erk&#8217;ini gömecektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/">Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un Erk&#8217;ini Gömecektir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13331</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arkadaşım Dahmer &#8211; MY FRIEND DAHMER (2017)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/arkadasim-dahmer-my-friend-dahmer-2017/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/arkadasim-dahmer-my-friend-dahmer-2017/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Feb 2018 08:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13263</guid>
				<description><![CDATA[<p>90&#8217;larda büyürken  merakla izlediğim Discovery Channel&#8216;ın Forensic Detectives programında, hakkında izlediğim bir bölüm ve ablamın anlattıkları sayesinde kendisi ile tanıştığım Jeffrey Dahmer, 20.yüzyılın en korkunç suçlarından bazılarını işlemiş bir seri katil olarak bilinmektedir. Gelgelelim ki, onun işlediği suçlar her ne kadar toplumun kanını donduruyor olsa da, ruhunda yaşadığı travmalar ve çelişkiler aslında bir o kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arkadasim-dahmer-my-friend-dahmer-2017/">Arkadaşım Dahmer &#8211; MY FRIEND DAHMER (2017)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>90&#8217;larda büyürken  merakla izlediğim <strong>Discovery Channel</strong>&#8216;ın <strong>Forensic Detectives</strong> programında, hakkında izlediğim bir bölüm ve ablamın anlattıkları sayesinde kendisi ile tanıştığım <strong>Jeffrey Dahmer</strong>, 20.yüzyılın en korkunç suçlarından bazılarını işlemiş bir seri katil olarak bilinmektedir. Gelgelelim ki, onun işlediği suçlar her ne kadar toplumun kanını donduruyor olsa da, ruhunda yaşadığı travmalar ve çelişkiler aslında bir o kadar onu topluma yaklaştırıyor.</p>
<p><strong>My Friend Dahmer (2017)</strong> filminde de bunun altı çizilerek güzel ve başarılı bir şekilde betimleniyor.</p>
<p>Yıl: <strong>1978</strong>&#8230;  Yer: <strong>Ohio</strong>,<strong> Richfield</strong> kasabasındaki <strong>Revere Lisesi</strong>&#8230;<br />
18 yaşındaki <strong>Jeffrey</strong> liseden mezun olmak üzeridir ama tüm eğitim hayatı boyunca garip ve tuhaf bir çocuk olarak görülmüştür. Ne çok fazla arkadaşa sahip olabilmiş, ne de insanlar tarafından normal biri olarak kabul edilmiştir. Aile yaşamı da sosyal ilişkileri kadar hasarlıdır. Paranoyak bir kişilik bozukluğu yaşayan annesi ve pasif-agresif babasının her gün bitmek bilmeyen kavgaları arasında küçük erkek kardeşi <strong>David</strong> ile var olmaya çalışmaktadırlar. Babasının kendisinde gördüğü ve korktuğu dürtüleri oğlunda da görüyor olmasının yarattığı endişe ile, <strong>Jeffrey</strong>&#8216;nin daha normal bir çocuğa dönüşmesini istemektedir. Çocukluğundan beri yolda bulduğu hayvan ölüleri üzerinde çalışmalar ve incelemeler yapmaya meraklı olan <strong>Jeffrey</strong>, babasının kaygıları sebebiyle sevdiği şeyi bırakmaya zorlanmış ve babasının isteği üzerine daha sosyalleşmeye çalışmakta ve biraz olsun arkadaşlık ilişkileri geliştirmeye başlamıştır.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-1.jpg"><img class="wp-image-13327 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-1.jpg?resize=580%2C343" alt="" width="580" height="343" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-1.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-1.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-1.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Film, bildiğimiz ve tüylerimizi ürpertmesi gereken bir seri katile bambaşka yönden bakmamızı sağlıyor. Hepimizin ergenlik döneminde karşılaştığı sıkıntıları, kafa karışıklıklarını ve çözmeye çalıştığımız bir çok duyguya odaklanıyor. Tarihin en nefret edilenler sayfasında olan bir adamın, yol gösterici ve doğru yönlendirme ile destek alabileceği kimsenin olmaması nedeniyle bambaşka bir dönüşüme uğrama süreci anlatılıyor. <strong>(</strong><u>Öğrencilere vurmanın eğitimin temel parçası olduğu, seri katillerin gösterdiği temel özelliklerin olabileceğinin hiç düşünülmediği bir dönemden bahsediyoruz burada. Ergen ve çocuk psikolojisine dair yapılmış tam kapsamlı en erken çalışma, 20.yüzyılın son 15 yılına denk geliyor ne yazık ki</u><strong>)</strong>. Film, <strong>Jeffrey</strong>&#8216;nin hayatında yaşadığı sıkıntılar ve ilişkilerden çok kendi içindeki, söz deyimi ile şeytanlarına odaklanıyor yapısal olarak. Onun bir seri katil olarak evrilmesine neden olan temel özelliklerden bazılarına.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-3.jpg"><img class="wp-image-13328 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-3.jpg?resize=497%2C206" alt="" width="497" height="206" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-3.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-3.jpg?resize=300%2C125&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-3.jpg?resize=1024%2C425&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/resim-3.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 497px) 100vw, 497px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Şahsen, <strong>Jeffrey Dahmer</strong> gerek yaşadıkları, gerekse enerjisi ile beni, ne <strong>Bundy</strong>, ne <strong>Chikatilo</strong> ne de <strong>Gacy</strong> kadar ürkütmemiştir. Hakkında izlediğim ve okuduğum pek çok makalede kendisinden hep sapkın, manyak gibi söz edilse de, okurken nedense hiç o yönleri dikkatimi çekmemiştir. Her ne kadar işlediği suçlar insanda şok yaratıyor bile olsa, hayatına dair öğrendiğim bilgiler ile aslında yaşadığı olaylarla birlikte toplumdan bir birey gibi normalleşiyor benim için. Kişiden kişiye değişen değer ve etik yargıların etkisi oluyor olabilir ve bir çok kişi bunu söylediğim için benden nefret edebilir ama benim ve benim gibi düşünen daha bir çokları için <strong>Wuornos</strong> gibi <strong>Dahmer</strong>&#8216;da, sistemin bir başka yüz üstü bıraktığı bireylerden biri&#8230;</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Posterler.jpg"><img class="wp-image-13329 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Posterler.jpg?resize=533%2C405" alt="" width="533" height="405" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Posterler.jpg?w=2032&amp;ssl=1 2032w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Posterler.jpg?resize=300%2C228&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Posterler.jpg?resize=1024%2C778&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Posterler.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Posterler.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 533px) 100vw, 533px" data-recalc-dims="1" /></a>Yönetmenliğini <strong>Mark Meyers</strong>&#8216;ın üstlendiği bağımsız film, <strong>Jeffrey</strong>&#8216;nin liseden de arkadaşı olan <strong>John Backderf</strong>&#8216;in <strong>&#8216;My Friend Dahmer&#8217;</strong> isimli kitabından, <strong>Dahmer</strong>&#8216;ın yaşadıklarına abartısız ve saçmalamadan tamamen sağdık kanılarak uyarlanmıştır&#8230;</p>
<p>Oyunculuklar, gerçekten etkileyici ve olması gerektiği gibiydi benim için diyebilirim. <strong>Disney Channel</strong>&#8216;da, bir çocuk programından çıkmış bir gencin böylesine iyi performans sergilemesini beklemiyordum hani<strong>(***</strong><u>önyargılı olmamak gerekiyormuş demek ki!</u><strong>)</strong>. <strong>Dahmer</strong>&#8216;ı tanıyanların bile, &#8220;sanki <strong>Jeff</strong>&#8216;i izliyormuşum gibiydi&#8221; demeleri zaten her şeyi özetliyor. <strong>Jeffrey</strong>&#8216;nin yaptığı röportajlardan, ailesinden ve çevresinden, tabii ki filmin uyarlandığı romandan da edindiği bilgiler ile <strong>Ross Lynch</strong> dersine bayağı iyi çalışmış diyebiliriz. Uzun süredir ortalarda olmayan <strong>Anne Heche </strong>ise, canlandırdığı karakter ile gerçekten iyi bir geri dönüş yapmış. Düğer yardımcı tüm karakterlerde en az başroller kadar iyiydi diyebilirim. Kullanılan milimetrik film ve lensler, mekanlar ve dekorlar her şeyi ile sizi <strong>&#8217;78</strong> yılına konuk ediyor.</p>
<p><strong>Rotten Tomateos</strong>&#8216;dan <strong>%83</strong> gibi yüksek bir derece almış olan bu bağımsız yapımın, önyargılar adına izlenmesi gerektiğini düşünüyorum ve herkese,</p>
<p>İyi seyirler diliyorum&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arkadasim-dahmer-my-friend-dahmer-2017/">Arkadaşım Dahmer &#8211; MY FRIEND DAHMER (2017)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/arkadasim-dahmer-my-friend-dahmer-2017/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13263</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir İtalyan Uyarlaması Cebimdeki Yabancı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-italyan-uyarlamasi-cebimdeki-yabanci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-italyan-uyarlamasi-cebimdeki-yabanci/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Feb 2018 08:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13349</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde vizyona giren, Ferzan Özpetek’in yapımcılığını, Serra Yılmaz’ın da yönetmenliğini üstlendiği Cebimdeki Yabancı filmini izledim.  Film adından da anlaşılacağı gibi, her şeyimizi gizli tuttuğumuzu düşündüğümüz, cep telefonlarına göndermede bulunuyor… TRAJİKOMİK SAHNELERE TANIK OLUYORSUNUZ… Filmi izlerken sıkılmanız neredeyse imkansız gibi gözüküyor. İki saat sadece bir masanın etrafında dönen olayları anlatıyor. Ancak o kadar akıcı gidiyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-italyan-uyarlamasi-cebimdeki-yabanci/">Bir İtalyan Uyarlaması Cebimdeki Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde vizyona giren, Ferzan Özpetek’in yapımcılığını, Serra Yılmaz’ın da yönetmenliğini üstlendiği Cebimdeki Yabancı filmini izledim.  Film adından da anlaşılacağı gibi, her şeyimizi gizli tuttuğumuzu düşündüğümüz, cep telefonlarına göndermede bulunuyor…</p>
<p><strong>TRAJİKOMİK SAHNELERE TANIK OLUYORSUNUZ…</strong></p>
<p>Filmi izlerken sıkılmanız neredeyse imkansız gibi gözüküyor. İki saat sadece bir masanın etrafında dönen olayları anlatıyor. Ancak o kadar akıcı gidiyor ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Yedi arkadaşın hayatını ve birbirleriyle ilişkisini konu alıyor. Bu dostluk göründüğü kadar samimi ve doğal mı? İşte bu soruya ceplerinde taşıdıkları yabancı yanıt veriyor. Ev sahibi Banu, bir oyun oynamayı teklif ediyor. Yemek boyunca herkes cep telefonlarını masaya koyacak ve gelen her mesaj sesli bir şekilde okunacak. Gizleyecek bir şeyleri yoksa, korkmaları içinde bir neden gözükmüyor. Oyunun başında her şey yolunda gidiyor. Yemek yiyip, sohbet ediyorlar. Aralarında, oyunun komik olduğunu, gizleyecek bir şeyleri olmadığını savunanlar da oluyor.  Fakat ceplerinde taşıdıkları o küçük alet, bir süre sonra, tüm geceyi hepsine zehir etmeyi de başarıyor. Maskeler düşüyor, bilinmeyen sırlar ortaya dökülüyor. Gizleyecek sırları  olanlar kendi çaplarında saklamaya çalışsalar da, ortalık daha da karışıyor. Trajikomik bir hale geliyor. İzlerken gülmekten kendinizi alamadığınız sahnelere tanık oluyorsunuz. “Bu kadarı da olur mu” diyorsunuz. Devamını merak ediyorsunuz….</p>
<p><strong>ÇEVREMİZDEKİLERE YABANCILAŞMIŞIZ…</strong></p>
<p>Film, cebimizdeki telefonun aslında bizi etrafımızdakilere ne kadar yabancılaştırdığına ifade ediyor. “Biz  çevremizdekilere göründüğümüz gibi miyiz, yoksa maskeyle mi dolaşıyoruz” diye kendimize sorduruyor. Gün içinde o kadar çok cep telefonuyla meşgul oluyoruz ki etrafımızdakileri unutuyoruz. Kendimizi bile ihmal ettiğimiz oluyor. En yakın arkadaşımızın özünde, cebimizde taşıdığımız o küçük alet olduğunu anlıyoruz. Haliyle herkesten sakladığımız sırlarımız da o aletin içinde gizleniyor. Gerçek dostlukların aslında sahte, o sanal dostluğun ise gerçek olduğunu görüyorsunuz. Ağlanacak hallere de gülecek hale geliyorsunuz. Çünkü akıcı olduğu kadar, mizahi dillerde filmde ihmal edilmiyor. Gerilim filmi olduğu kadar güldürüyor da. Ayrıca, sosyal medyada yapılan “Oradayım, çay keyfi, kahve keyfi” gibi paylaşımlara da göndermede bulunmayı es geçmiyor. Paylaşılan mutluluk gösterilerinin sahte olduğunu, içimizde ne kadar yalnızlaştığımızı bize hatırlatıyor. Teknolojinin bizi esir almasına, ne çok izin verdiğimizi gözler önüne seriyor.</p>
<p>Vizyondan kalkmadan filmi izlemenizi tavsiye ederim. Kesinlikle sıkılmayacak, pişman olmayacaksınız. Bazı sahnelerde yok artık diyecek,kimi sahnelerde duygulanacak, biraz da güleceksiniz. Hepsinden önemlisi cebinizde taşıdığınız o aletle birlikte kendinizi sorgulayacaksınız….</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-italyan-uyarlamasi-cebimdeki-yabanci/">Bir İtalyan Uyarlaması Cebimdeki Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-italyan-uyarlamasi-cebimdeki-yabanci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13349</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Labirent Son İsyan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/labirent-son-isyan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/labirent-son-isyan/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Feb 2018 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yaşam Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12871</guid>
				<description><![CDATA[<p>2014 yılında sinemaya uyarlanan Labirent &#8216;Ölümcül Kaçış&#8217; filmi, hemen bir sene sonra Labirent &#8216;Alev Deneyleri filmi ile filme ilgiyi sıcak tutmayı başarmıştır. Serinin üçüncü filmi 26 Ocak 2018&#8217;de gösterime girecek. Filmin konusundan biraz bahsedeyim. Dünyaya yayılan salgın hastalık sonucu insan ırkı yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Fakat bir grup gencin bu virüse bağışıklığı vardır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/labirent-son-isyan/">Labirent Son İsyan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">2014 yılında sinemaya uyarlanan Labirent &#8216;Ölümcül Kaçış&#8217; filmi, hemen bir sene sonra Labirent &#8216;Alev Deneyleri filmi ile filme ilgiyi sıcak tutmayı başarmıştır. Serinin üçüncü filmi 26 Ocak 2018&#8217;de gösterime girecek.</p>
<p style="font-weight: 400;">Filmin konusundan biraz bahsedeyim. Dünyaya yayılan salgın hastalık sonucu insan ırkı yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Fakat bir grup gencin bu virüse bağışıklığı vardır. Bilim adamlarından oluşan bir topluluk bu gençler üzerinde zorla deneyler yapmaktadırlar. İşte burada bu duruma &#8220;İtirazım var” diyerek ortaya başrol oyuncumuz Thomas (Dylan O’Brien) çıkar. Kendisini Teen Wolf adlı dizideki başarılı oyunculuğu ile tanımıştık. Gerilim sahnelerindeki korkuyu merakla bastırıp olayların üstüne gidişi sahneye çok iyi yansıtan oyuncu bu film için gerçekten en uygun kişidir. Thomas, aslında seçkin bilim adamlarının içinde yer almaktadır fakat insanların rızaları alınmadan zorla ya da habersizce deneylere tabi tutulması onu fikir ayrılığına düşürür. Bunu fark eden karanlık tarafa geçmiş bilim adamları hafızasını silip onu deney alanına gönderirler fakat Thomas’ın meraklı yapısı ve güçlü iradesinin hafızasını geri getirip olayları çözmesi fazla zamanını almaz. Meraklı yapısı birlikte olduğu gençlerin kimi zaman tepkisini çekse de Thomas zaman geçtikçe  kanıtlar ve liderlik koltuğuna istemeden oturur.</p>
<p style="font-weight: 400;"> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/labirent-son-isyan-1516346796.jpg"><img class="size-full wp-image-13270 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/labirent-son-isyan-1516346796.jpg?resize=441%2C640" alt="" width="441" height="640" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/labirent-son-isyan-1516346796.jpg?w=441&amp;ssl=1 441w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/labirent-son-isyan-1516346796.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w" sizes="(max-width: 441px) 100vw, 441px" data-recalc-dims="1" /></a>Labirent ‘Son İsyan’ı önceki iki filmden ayıran en önemli özelliği, ilk iki filmde deneye tabi tutulan gençler zor şartlar altında sürekli bir koşturmaca, hep bir kaçış sergilerlerken üçüncü filmde tam tersi yakalanan arkadaşları için ve artık kaçmaktan yorulduklarından, tabi ki Thomas’ın ısrarlarıyla, Son Şehir’e girmeye çalışacaklardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">   Filmde aksiyon, macera bol miktarda geçmektedir. Gerilim ögeleri de barınmakla birlikte günümüz gerilim filmlerinin düşününce çok da korkulacak bir film değildir. Son iki filmi düşününce üçüncü filmin de aile ile izlenilebilecek güzel bir film olacağını tahmin ediyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/labirent-son-isyan/">Labirent Son İsyan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/labirent-son-isyan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AYIN FİLMİ ARİF 216</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13193</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren ve oldukça ses getiren Cem Yılmaz’ın yazıp oynayıp ve yönettiği, Arif v 216 filmini izleme şansına eriştim.  Filmle ilgili pek çok olumlu yorum yapılsa da  bunun yanında eleştiriler de yerini buldu. Ben de üzerine bir şeyler yazmak istedim. İNSAN OLMAK İSTERKEN KENDİNİ ZAMANDA YOLCULUK YAPARKEN BULAN ROBOTUN HİKAYESİ… Arif v 216’nın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216-2/">AYIN FİLMİ ARİF 216</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren ve oldukça ses getiren Cem Yılmaz’ın yazıp oynayıp ve yönettiği, Arif v 216 filmini izleme şansına eriştim.  Filmle ilgili pek çok olumlu yorum yapılsa da  bunun yanında eleştiriler de yerini buldu. Ben de üzerine bir şeyler yazmak istedim.</p>
<p><strong>İNSAN OLMAK İSTERKEN KENDİNİ ZAMANDA YOLCULUK YAPARKEN BULAN ROBOTUN HİKAYESİ…</strong></p>
<p>Arif v 216’nın her şeyden önce güldürü amaçlı yazılıp kurgulanarak ve beyazperdeye aktarılan oldukça zahmetli aşamaların ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Filmdeki görsel efektler,kurgulamalardaki kostümler, çekilen mekanların çeşitliliği, geçmiş ve gelecek zamandaki dekorlar   ve  canlandırmalar ciddi bir emek harcandığını seyirciye gösteriyor. Zaman makinesiyle geçmişe yolculuk günümüzde pek çok kişinin yapmak istediği ama henüz mümkün olmayan ihtimaller arasında yerini buluyor. Bu tür fantastik filmlerde yaşamda imkânsız gibi görünen öğeler gerçekleşebiliyor. Ozan Güven tarafından canlandırılan 216, insan olmak için uzaydan dünyaya gelen ve yanlışlıkla kendini en yakın dostu Arif’le birlikte 1969’da bulan bir robotun maceralarına ışık tutuyor. Aynı zamanda insan olmayı düşünürken, 1960’lı yıllarda yaşayan oyuncak fabrikasına sahip bir iş adamının da kötü emellerine alet olurken kendini buluyor. Bunun üzerine robot bir de o döneme ait kör bir kıza aşık oluyor. Her şeyin yanında bi, robot ve 1960’larda yaşayan bir kızın aşkına ışık tutuluyor. Tüm bunlar beyazperdeye komik ve mizahi bir dille aktarılırken, 1960’lara gidildiğinde de o dönemin modası, dekoru, tasarımları ve konuşma dilleri kullanılmış. Ancak yapım, komedinin perde arkasında yatan ve seyirciye verilmek istenen ciddi mesajları da içinde barındırıyor. Şimdi bu mesajlara değinelim…</p>
<p><strong>FARKLI OLANI DIŞLAMA İÇGÜDÜSÜNE GÖNDERMELER..</strong></p>
<p>216 insan olmak isterken dünyaya geldiğinde diğer insanların tepkileriyle ve dışlamalarıyla karşılaşıyor. Buradan günümüzde çevremizde de sık sık görebileceğimiz dil din ırk ayrımına göndermelerde bulunuluyor. Aslında, önemli olanın insan olmak değilde, iyi olmanın üzerinde duruluyor. Ancak toplumumuzda ne yazık ki hala, bu durumun farkında olmadan, ön yargıyla kendimizden farklı görünene karşı bir antipati ve dışlama içgüdüsüyle yaklaşan kişiler bulunuyor. Filmde robotun dünyada karşılaştığı yaratık, farklı, canavar gibi tepkiler bir yerde, gerçek yaşantımızdaki beyazların zencilere, Müslümanların Hristiyanlara, ya da Hristiyanların Müslümanlara karşı gerçekleştirdiği dışlamalara benziyor. Filmin özetle, bizden farklı olanı red etme ve dışlama iç güdüsüne çok iyi bir şekilde ışık tuttuğunu görmek mümkün olabiliyor. Bir çoğumuza da herkesi olduğu gibi kabul etmemiz ve farklılıklara saygı duyulması gerektiği konusunda yaratıcı ve süslü sahneleriyle ders veriyor….</p>
<p><strong>HERKES KENDİNDEN BİR ŞEYLER BULUYOR…</strong></p>
<p>Arif ve 216’nın bu kadar ilgi görmesinin bir nedeni de herkesin kendinden bir şeyler bulabilmesi olarak yorumlanabilir. Zamanda yolculuk, bir yerde aslında pek çok nesile hitap eden kurgu olarak ifade ediliyor. 2017’deki teknoloji nasıl günümüzdeki gençliğin ve çocukluğun bilgisayara, telefona hapsolup a sosyalleşmesine gönderme yapıyorsa, 1960’lı yıllarda o dönemde yaşayan kişilerin anılarını tazelemesine neden olabiliyor. “Bizim zamanımız ne güzelmiş. Herkes nezaket doluymuş, yardımsevermiş” gibi cümleler duyabiliyorsunuz. Bütün bunları süsleyen unsurları da es geçmemek gerekiyor. Eski sanatçıların o dönemlerle beraber yeniden hayat bulması da, filmi ilgili çekici kılan etkenler arasında yerini buluyor. Ajda Pekkan, Ayhan Işık, Sadri Alışık, Filiz Akın gibi sanatçıları günümüz oyuncuları ellerinden geldiğince canlandırmaya çalışmış. Bu konuda, pek çok eleştiri olmasına rağmen, filmin kurgusundaki düşüncenin oldukça iyi olduğu gerçeği es geçilmemeli. Film daha vizyona girmeden, tanıtımlarında gördüğümüz Ajda Pekkan, Ayhan Işık gibi afişler,  bir çoğumuzda filmi hemen izleme isteği uyandıran unsurlar arasında olduğuna ifade ediyor…</p>
<p><strong>GENEL HATLARIYLA BAŞARILI BİR İŞ..</strong></p>
<p>Elbette her yapımda olduğu gibi bu filmde de eksik görülen taraflar olabilir. Gerek görsel açıdan olsun, gerek kurguda olsun olumlu karşılıklar alındığı gibi eleştiriler de olacaktır. Ancak, film genel hatlarıyla verdiği mesajlar doğrultusunda oldukça başarılı bir iş çıkarmış ve başarılı tarafları eksik yönlerinin önüne geçmeyi de ihmal etmemiş. Umarım bu mesajlar pek çok kişiye ders olabilmiştir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216-2/">AYIN FİLMİ ARİF 216</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13193</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Tamamlanma Hikayesi: Ruh ve Beden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Feb 2018 07:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13139</guid>
				<description><![CDATA[<p>Macar yönetmen Ildikó Enyedi’nin 67. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü alan filmi Testről és Lélekről (Beden ve Ruh / On Body and Soul, 2017) fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir beden ile özgürlüğünden yoksun bir ruh arasındaki çelişkinin üzerine kurulu.Film, özellikle günümüzün hegomanyası olan kapitalist modernitenin bireyler üzerinde yarattığı bölünmeyi dert ederek bu bölünmeyi bir aşk hikayesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/">Bir Tamamlanma Hikayesi: Ruh ve Beden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Macar yönetmen Ildikó Enyedi’nin 67. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü alan filmi <em>Testről és Lélekről</em> (Beden ve Ruh / On Body and Soul, 2017) fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir beden ile özgürlüğünden yoksun bir ruh arasındaki çelişkinin üzerine kurulu.Film, özellikle günümüzün hegomanyası olan kapitalist modernitenin bireyler üzerinde yarattığı bölünmeyi dert ederek bu bölünmeyi bir aşk hikayesi üzerinden tamamlamaya çalışmaktadır.</p>
<p>Hastalıklı derecede asosyal olan Maria ile kendi gibi sessiz, içine kapanık ve bir kolu felçli olan mezbahane müdürü Endre,  geceleri aynı rüyaları gördüklerini fark etmeleriyle başlayan hikaye günümüz insanların bölünmüşlüğünü tamamlama peşine gidiyor. Bunu yaparken de felsefenin temel konusu olan beden ve ruh tartışması ve Carl Gustovo Jung&#8217;un rüya analistleri ışığında irdelediğini gözlemliyoruz..<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg"><img class="size-full wp-image-13145 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg?resize=305%2C168" alt="" width="305" height="168" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg?w=305&amp;ssl=1 305w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 305px) 100vw, 305px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Filmin hikayesine geçmeden modern insanın kendi içerisindeki bölünmüşlüğüne değinmek gerekiyor. Keza bu değinmeyi yapmadan filmi konuşmak bize bir şeyler sunmayacaktır. Çünkü film senaryo açısından oldukça başarılı olsa da sinematografik açıdan vermek istediği mesajı yeteri derecede yansıtamamaktır.</p>
<p><strong>Kapitalist Modernite&#8217;de Düalizmden Kopmak</strong></p>
<p>Yaşam düalist bir yapıya sahiptir. Tıpkı madde enerji, aydınlık karanlık,  iyilik kötülük, anlam ve hakikat gibi.Bu dualistlik kurulmadığı takdirde ne yaşam var olmakta ne de yaşamın hakikati&#8230; Ancak günümüz tüketim zihniyeti kendisindeki düalistliği adeta parçalamaktadır. Günümüz hegomanyası kapitalist modernitesinde birey adeta ruhunu yitirmiş bir beden gibidir.</p>
<p>Modern birey özündeki anlamı yıkarak, yitirerek rüzgarda savrulan bir virüs gibi yaşamını sürdürmektedir. Ne için yaşadığını bilmeyen sorgulamayan ruhunu yitirmiş bir beden gibi yaşıyoruz. Bir et parçası olmaktan öteye gitmeyerek kendi varlığımızı reddederek hiççiliğin boyunduruğunda sadece nefes alıp vererek yaşıyoruz. Ve böyle bir yaşam ne iyilik ne sevgi ne de hakikati ile yaşanıyor. Her şey nedensiz,  anlamsız ve ruhsuzca&#8230;</p>
<p>Ya her şeyi bir beden üzerinden ya da ruhsal,  sezgisel bir bakışla yorumluyor. Kapitalist modernitede yaşam adeta birbirini reddederek ve yok ederek örülüyor. Düalizmden kopuş nedensiz bir ruh,  ruhsuz bir beden insanlığı her daim telafisi olmayan felaketlere sürüklemiştir.</p>
<p><strong>Boşlukta Sallanan Ruhlar…</strong></p>
<p>Ruh ve beden filminde ise ruhu  Maria  bedeni ise Endre temsil ediyor. Maria,  bedenle buluşmamış bir ruh gibi boşlukta sallanırken Endre ise ruhuyla bütünleşmemiş ‘mış’ gibi yaşayan eksik bir insan. Ve bu iki insanda temsil edilen ruh ve beden rüyalarda bir araya geliyor. Bu da bize ünlü analitik psikolojinin temsilcisi Jung&#8217;un düşüncelerini hatırlatıyor.</p>
<p><strong>Hakikat Bütündür Parçalanamaz</strong></p>
<p>Bir tesadüf sonucu rüyalarının aynı olduğunun fark etmelerinin ardından Maria ve Endre,  bunu gerçeğe taşıma peşine düşüyorlar. Rüyalar,  bilinçalltının dışavurduğu parçalar ise her ikisi de kendi eksikliğinin farkındalığıyla bütünü tamamlama peşine düşer. Yani hakikatin peşine düşerler. Hakikat,  bir bütündür ve parçalanamaz. Tıpkı diyalektik gibi..</p>
<p>Ve filmde diyalektiği her sahne de görebiliyoruz. Rüya hakikat iken kendi yaşadıkları mekan olan mezbaha ise gerçekti. Hakikat olan rüyada yaşam kar beyazlığında eşsiz bir doğa iken gerçek mekan mezbahanede ise duygulardan kopuk bireylerin hikayeleriyle adeta bir beden doğranmakta. Gerçekte kimseyle bakışmayan temas kurmayan Maria,  hakikatte bakışır,  temasta bulunur.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg"><img class="size-full wp-image-13143 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg?resize=525%2C280" alt="" width="525" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>Bedenin Ruha,  Ruhun Bedene Kavuşması</strong></p>
<p>Ve her iki karakter de hakikatin bir bütün ve parçalanamaz olduğu düsturu ile hareket ederek bir tamamlanma arayışına düşüyor. Tıpkı hakikat ve gerçek gibi ruh ve bedenleri birleşmezse eksik kalacaklarının farkındadırlar.</p>
<p>Bu noktada Maria, bir ruh olarak bedene ulaşmak için hissetmenin, sanatla anlamın peşine düşerken bir beden olarak Endre ise ruha kavuşmak için bir sorgulamanın peşine düşer. Her ikisinin dünyasında da bir diyalektik görmek mümkün. Endre,  ruhsuz bir bedene uyan bir karanlıkta, kirli,  pasaklı ve anlamsızlık içerisinde iken; saf bir ruh olan Maria ise,  aydınlığın içerisinde temiz,  titiz bir anlamlılık içerisindedir.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg"><img class="wp-image-13146 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?resize=408%2C612" alt="" width="408" height="612" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?w=2000&amp;ssl=1 2000w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 408px) 100vw, 408px" data-recalc-dims="1" /></a>Ruh ve Beden Birlikteliğinde Hakikatin Peşinde Olmak</strong></p>
<p>Filmin finali ise bu tamamlanmışlığın mutluluğu ile biter. Bu mutluluğa ulaşmanın ardından rüyalar son bulur. Gerçek hakikatle, ruh bedenle tamamlanır&#8230; Bu tamamlanmışlık hikayesi bize belki hakikatin kapılarını açmayacaktır. Ancak hakikaten ışık tutacaktır. Yoksa bizler,  yaşamın zenginliği olan dualizmden koptuktan sonra ruhunu yitiren, cüzzamlı bir beden olmanın ötesine geçemeyeceğiz.</p>
<p>Ya ruhunu yitiren bir beden olarak boşlukta savrulan bireyler olacağız ya da düalizmi yakalayan ruh ve bedenin birlikteliğinde hakikatin peşinde olacağız.</p>
<p><strong>DİPNOT</strong></p>
<p>Ildikó Enyedi&#8217;nin yazıp yönettiği filmin başrollerinde Morcsányi Géza, Alexandra Borbély ve Zoltán Schneider yer alıyor. Film, 67. Berlin Film Festivali&#8217;nde Altın Ayı büyük ödülünü kazandı. Aynı zamanda bu yılki en iyi yabancı film dalında da Oscar&#8217;a aday</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/">Bir Tamamlanma Hikayesi: Ruh ve Beden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13139</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Black Panther Film Eleştirisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/black-panther-film-elestirisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/black-panther-film-elestirisi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Feb 2018 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yaşam Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12809</guid>
				<description><![CDATA[<p>Marvel&#8217;ın Black Panter karakteri hakkında filmi izlemeden bir ön tahmin yapmak için bu yazıyı yazmak istedim.Önce filmden biraz bahsetmek istiyorum. T&#8217;Challa, Wakanda Kralı olan babasının ölümünün ardından Afrika&#8217;daki bilinmeyen bu krallığın başına geçer. Çizgi roman dünyası ile ilgisizseniz Kara Panter ile tanışıklığınız Kaptan Amerika: İç Savaş filmine dayanıyordur sanırım. Filmin başrollerini Chadwick Boseman, Michael B. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/black-panther-film-elestirisi/">Black Panther Film Eleştirisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Marvel&#8217;ın Black Panter karakteri hakkında filmi izlemeden bir ön tahmin yapmak için bu yazıyı yazmak istedim.Önce filmden biraz bahsetmek istiyorum. T&#8217;Challa, Wakanda Kralı olan babasının ölümünün ardından Afrika&#8217;daki bilinmeyen bu krallığın başına geçer. Çizgi roman dünyası ile ilgisizseniz Kara Panter ile tanışıklığınız Kaptan Amerika: İç Savaş filmine dayanıyordur sanırım. Filmin başrollerini Chadwick Boseman, Michael B. Jordan, Lupita Nyong&#8217;o paylaşmaktadır. İsimleri çoğumuza pek tanıdık gelmese de gördüğünüzde tanıyabileceğiniz oyunculardır. Bu kısa tanıtımdan sonra film ile ilgili yorumuma geçmek istiyorum.</p>
<p>Bu filmin sinemada tutacağını düşünmüyorum, tabi bu bir tahmin. Bunun  nedenlerini kendimce şöyle sıralamak istiyorum:</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Black_Panther_Poster.jpg"><img class="wp-image-12875 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Black_Panther_Poster.jpg?resize=359%2C513" alt="" width="359" height="513" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Black_Panther_Poster.jpg?w=770&amp;ssl=1 770w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Black_Panther_Poster.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Black_Panther_Poster.jpg?resize=717%2C1024&amp;ssl=1 717w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" data-recalc-dims="1" /></a>1) Kara Panter karakteri çok tanıtılmadı ve insanlara sevdirilmedi. Aslında çok köklü kültür ve gelişmiş bir teknolojiye sahip bir ülkeden geliyor. Ama bu ülke Amazonların Themiscyra adası gibi bilinen bir yerleşim yeri değil. Bilinmeyen bir uygarlık birden seyirciye sunuluyor. Halbuki Marvel gibi bir firma filmlerinin tanıtımını çok iyi yaparken bu film için böyle bir çabasını göremedim.</p>
<p>2) Siyah oluşu.(ne alakası var dediğiniz duyar gibiyim) Irkçılık dünyanın her yerinde mevcut herkesin ağzında her ne kadar hümanist yaklaşımlar dolaşsa da iş yapmaya gelindiğinde tam tersi olur ki dünyada örnekleri bolca mevcut. Ama çizgi dünya üzerinden örnek vermek istiyorum çünkü konu çizgi ne de olsa. Örümcek Adam karakteri bilindiği üzere sürekli farklı oyuncular üzerinden yeniden yapılıp duruyor. Maskeli bir kahraman olmanın faydaları sanırım. Henüz sinemada olmadı fakat Örümcek Adam çizgi filmlerinden bazılarında farklı evren,boyut veya zamanlarda farklı örümcekler vardır ve gelecektekilerden biri de siyahtır. Siyah bir Örümcek Adam var ve bunu çizgi dizi yapmak istediler ve yaptılar da fakat izlenmediği için kaldırılmıştı. Yani sadece Amerika&#8217;daki Siyahlar izlese yine tutardı fakat demek ki onlar da izlemedi.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/537ba26276348.jpg"><img class="wp-image-13093 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/537ba26276348.jpg?resize=416%2C234" alt="" width="416" height="234" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/537ba26276348.jpg?w=940&amp;ssl=1 940w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/537ba26276348.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" data-recalc-dims="1" /></a>Bunun dışında Kara Panterler diye geçmişte siyah insanların haklarını savunabilmek için kurulmuş bir grup da bulunmaktadır ve halen çoğu insan için kabul edilmiş bir grup değildir. Aynı isme sahip bir kahraman oluşturulması, bu gruba düşman olan ya da bu gruba karşı hoşgörü beslemeyen insanlar için kesinlikle ön yargı ile yaklaşacakları bir film olacaktır.</p>
<p>3) Kaptan Amerika: Kahramanlar Savaşıyor(İç Savaş) filminde Yenilnezler&#8217;in bir kısmının karşısında oluşu. Her nedendir çok düşünüp üstüne araştırma yapmadım ama genelde Kaptan Amerika idealist olduğundan olabilir sevilmese bile saygı duyulan bir karakter. Kaptan&#8217;ın karşısında olunca insan bir noluyor buna ayıp değil mi diyor hem adam genç ve dinamik olsa da yaşça büyük ve tecrübeli 2.Dünya Savaşı&#8217;nı görmüş bir dede sonuçta aslında.</p>
<p>Bu sebeplerden ötürü tutacağını sanmıyorum ama 16 Şubat 2018&#8217;i bekleyip görmek lazım hasılatları ve izleyici oranlarını. Şimdiden sizlere iyi seyirler dilerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/black-panther-film-elestirisi/">Black Panther Film Eleştirisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/black-panther-film-elestirisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12809</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Van Gogh’un Tablolarını Canlandıran &#8220;LOVİNG VİNCENT&#8221; Filmine Bakış…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/van-goghun-tablolarini-canlandiran-loving-vincent-filmine-bakis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/van-goghun-tablolarini-canlandiran-loving-vincent-filmine-bakis/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Jan 2018 08:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12943</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren, bir kulağının kesik olmasıyla ün yapmış empresyonist ressam Van Gogh’un hayatından kesitler sunan &#8220;Loving Vincent&#8221; filmini izleme şansına eriştim. Her şeyden önce film 10 yıllık bir emeğin ürünü olarak izleyiciye sunuluyor. 125 ressamın Van Gogh’un tablolarını yeniden resmetmesiyle birlikte filmde, bu tabloların animasyonlar aracılığıyla canlandığına şahit oluyorsunuz… MASALSI GÖRSEL BİR ANLATIM… Van [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/van-goghun-tablolarini-canlandiran-loving-vincent-filmine-bakis/">Van Gogh’un Tablolarını Canlandıran &#8220;LOVİNG VİNCENT&#8221; Filmine Bakış…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren, bir kulağının kesik olmasıyla ün yapmış empresyonist ressam Van Gogh’un hayatından kesitler sunan &#8220;Loving Vincent&#8221; filmini izleme şansına eriştim. Her şeyden önce film 10 yıllık bir emeğin ürünü olarak izleyiciye sunuluyor. 125 ressamın Van Gogh’un tablolarını yeniden resmetmesiyle birlikte filmde, bu tabloların animasyonlar aracılığıyla canlandığına şahit oluyorsunuz…</p>
<p><figure id="attachment_12946" aria-describedby="caption-attachment-12946" style="width: 358px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2-1.jpg"><img class=" wp-image-12946" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2-1.jpg?resize=358%2C538" alt="" width="358" height="538" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2-1.jpg?w=582&amp;ssl=1 582w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2-1.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12946" class="wp-caption-text">Filmde canlanan tablolardan Teras Cafe</figcaption></figure></p>
<p><strong>MASALSI GÖRSEL BİR ANLATIM…</strong></p>
<p>Van Gogh’un eserlerinin animasyonlarla canlanması filmi farklı kılan etkenlerin başında geliyor. Her sahne geçişinde farklı bir Van Gogh tablosuyla karşılaşıyorsunuz. Eğer ressamla ilgili bilgilere sahipseniz bu “Teras Cafe” tablosu diye anımsayabiliyorsunuz. Ayrıca, teras cafe tablosunda yer alan cafede oturan kişilerin oturup sohbet etmesine ya da önünden geçen kişilerin yürüyüşlerine şahit oluyorsunuz.  En etkileyici sahnelerden bir tanesinin de yıldızlı gece tablosunun geçiş sahnesi olduğunu söyleyebilirim. Gece olurken birden yıldızlar ekrana geliyor ve akabinde o yıldızların, yıldızlı gece tablosunu oynattığını görüyorsunuz. O tablolardaki hayatın hareketlenmesi de sizi de ister istemez o yüzyıllara götürüyor. Ressamın hemen hemen tüm yapıtları insanın yüreğini ısıtan bahçelerle, manzaralarla dolu olması nedeniyle, kişide filmin içine girme isteği uyanabiliyor. Van Gogh’un hayatında önemli rol oynayan kişileri o döneme ait kostümlerle ressamın tablolarında canlı bir şekilde görüyorsunuz. Konuşuyorlar, geziyorlar, oturuyorlar, çay kahve içiyorlar. Tablolar adeta karşınızda canlı bir şekilde tüm renk ve detaylarıyla hareketleniyor. Loving Vincent’in bu yönüyle görsel açıdan biraz masalsı ancak konu bakımından oldukça etkileyici ve de kafa karıştırıcı olduğunu söyleyebilirim…</p>
<p><figure id="attachment_12948" aria-describedby="caption-attachment-12948" style="width: 585px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg"><img class=" wp-image-12948" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?resize=585%2C366" alt="" width="585" height="366" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?resize=1024%2C640&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/3.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 585px) 100vw, 585px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12948" class="wp-caption-text">Yıldızlı Gece Tablosu</figcaption></figure></p>
<p><strong>KAFANIZDA SORU İŞARETLERİ OLUŞUYOR…</strong></p>
<p>Filmin konusuna geldiğimizde, Van Gogh’un ölümünden bir yıl sonrasına gidiyorsunuz. Van Gogh ile yakın arkadaş olan bir postacı taziye mektubunu oğlu Armand Roulin ile birlikte ressamın kardeşi Theo’ya göndermesi yapıtın ana konusunu oluşturuyor. Ancak ressamdan kısa bir süre sonra kardeşinin de öldüğünü öğrenen Armand bu süreçte kendini bambaşka bir maceranın ortasında buluyor. Mektubu verebileceği başka bir yakın akraba ya da arkadaş ararken ister istemez Van Gogh’un hayatının içine giriyor. Ressamın yaşamında yer almış kişilerle konuşuyor. Geçmişini, resme başlama serüvenini, çocukluk travmalarını ve intihara kadar geçen zaman zarfında yaşadıklarını öğreniyor. Ressamın intiharı ve yatakta geçen son günleri üzerinde oldukça fazla duruluyor. İzlerken sizinde kafanızda bildiklerinize dair bir takım soru işaretleri oluşabiliyor. Van Gogh gerçekten intihar mı etti yoksa öldürüldü mü diye düşünüyorsunuz….</p>
<p><strong>SÜRÜKLEYİCİ BİR YAPIT…</strong></p>
<p>&#8220;Loving Vincent&#8221; görsel anlatımıyla da kurgusuyla da oldukça akıcı bir yapıt olarak sergileniyor. Filmi izlerken sıkılma ihtimaliniz oldukça az gözüküyor. Çünkü o tabloların canlanması, tablolarda insanların hareketlenmesi, konuşması filmi farklı kılıyor. İzleyiciyi de içine çekiyor. Filmi izlerken de her bir sahnede devamını merak ediyorsunuz. Sanatsal bir yapıt olmasına rağmen, sürükleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyor…İzlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/van-goghun-tablolarini-canlandiran-loving-vincent-filmine-bakis/">Van Gogh’un Tablolarını Canlandıran &#8220;LOVİNG VİNCENT&#8221; Filmine Bakış…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/van-goghun-tablolarini-canlandiran-loving-vincent-filmine-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>WOODSHOCK &#8211; Kafası Güzel Anlamsız İmgeler Silsilesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/woodshock-kafasi-guzel-anlamsiz-imgeler-silsilesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/woodshock-kafasi-guzel-anlamsiz-imgeler-silsilesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Jan 2018 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12543</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi açık konuşmak gerek, her tasarımcı yönetmen koltuğuna oturduğu zaman  Tom Ford&#8216;un sahip olduğu o vizyona sahip olamıyor ne yazık ki&#8230; Yönetmenliğini ve senaristliğini , Rodarte moda markasını yaratmış tasarımcılar Kate ve Laura Mulleavy kardeşlerin yaptığı ve hakkında konuşacağımız filmimizin konusuna gelirsek, annesinin ölümünden sonra yaşadığı acı ve keder ile dükkanında sattığı medikal marihuanaları içerek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/woodshock-kafasi-guzel-anlamsiz-imgeler-silsilesi/">WOODSHOCK &#8211; Kafası Güzel Anlamsız İmgeler Silsilesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi açık konuşmak gerek, her tasarımcı yönetmen koltuğuna oturduğu zaman  <strong>Tom Ford</strong>&#8216;un sahip olduğu o vizyona sahip olamıyor ne yazık ki&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_12549" aria-describedby="caption-attachment-12549" style="width: 323px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-1.jpg"><img class="wp-image-12549" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-1.jpg?resize=323%2C479" alt="WOODSHOCK- Afiş" width="323" height="479" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-1.jpg?w=1210&amp;ssl=1 1210w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-1.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-1.jpg?resize=691%2C1024&amp;ssl=1 691w" sizes="(max-width: 323px) 100vw, 323px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12549" class="wp-caption-text">WOODSHOCK- Afiş</figcaption></figure></p>
<p>Yönetmenliğini ve senaristliğini , <strong>Rodarte</strong> moda markasını yaratmış tasarımcılar <strong>Kate</strong> ve <strong>Laura Mulleavy</strong> kardeşlerin yaptığı ve hakkında konuşacağımız filmimizin konusuna gelirsek, annesinin ölümünden sonra yaşadığı acı ve keder ile dükkanında sattığı medikal marihuanaları içerek kendisini kaybeden bir karakter olan <strong>Theresa</strong> ile karşı karşıyayız. İçinde yaşadığı dünyanın gerçekliği ağır gelirken, uyuşturucunun etkisiyle girdiği rüya-sanrı aleminde kendini boş vermişliğin yokluğuna bırakmıştır. O alemden çıkıp kendine geldiği zamanlarda ise, ne yaptığını tam olarak hatırlayamamaktadır. Bu süreçte onun yanında olan insanlar da, kendisine dikkat etmesi gerektiğini sürekli olarak tekrarlamaktadırlar ama <strong>Theresa</strong>,  yaşadığı depresyonun başkalarıyla birlikte kendisine olan etkilerini düşünmeksizin boşlukta kendini kaybetmeyi istemekte ve aynı zamanda o kaybedişten de korkmaktadır. Yine de kendini kontrol edememektedir.</p>
<p>Film, görsel olarak sizi de uyuşturucunun etkisindeymişsiniz gibi bir kafaya sokmaya çalışırken açıkçası çok yorucu oluyor. Ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışırken görsel imgeler içinde kafanız daha da karışıyor. Evet, uyuşturucu etkisindeki bir psikoloji yansıtılmaya ve yaratılmaya çalışılmış ama gerçekten de manasız bir şekilde başarısız olunmuş. Gerek kullanılan lensler, gerek çekim kareleri olsun, aşırı çocuk işi olmuş maalesef.</p>
<p><strong>Tumblr</strong>&#8216;da, tamda ergenlerin deneysel takılmaya çalışan ağlamaklı postlarını süsleyebilecek kıvamda bir iş resmen.</p>
<p>Bana kalırsa, konu olarak bu değişik filmin, ne anlatmak istediğini filmin kendisinin bile anladığını sanmıyorum ama şundan eminim ki, <strong>Mulleavy</strong> kardeşlerin kesinlikle en iyi bildikleri iş olan, moda tasarımından hiç mi hiç şaşmamaları gerekmektedir&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-3.jpg"><img class="wp-image-12550 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-3.jpg?resize=494%2C204" alt="" width="494" height="204" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-3.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-3.jpg?resize=300%2C124&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 494px) 100vw, 494px" data-recalc-dims="1" /></a>Başrollerini, <strong>Kirsten Dunst</strong>, <strong>Game of Thrones (2011- )</strong> ile tanınan <strong>Pilou Asbæk </strong>ve <strong>Green Room (2009</strong>)&#8217;dan <strong>Joe Cole</strong> paylaştığı filmin oyunculukları da konusu kadar bir garip ve gereksiz diyebilirim. Filmin konseptine uydurulmaya çalışılmış gibiler. Filmin ne kadar kafası hoş ise, oyunculuklarda ona göre şekil almakta. Fazla sıkıcı ve saçmalar.</p>
<p>Lakin, bu amaçsız filmin bir güzel tarafı da bulunmakta hani. Başarılı müzisyen ve bestekar <strong>Peter Raeburn</strong>&#8216;ün imzasını taşıyan etkileyici ve sıra dışı müzikleri filmi ayakta tutan tek güzel yanı. Zaten kendisinin, <strong>Blue Valentine (2010)</strong>, <strong>Under The Skin (2013)</strong> ve <strong>Birth (2004)</strong> filmlerinin güzel müziklerinde azıcıkta olsa o hoş zihninin ve parmaklarının payı bulunmaktadır.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-4.jpg"><img class="wp-image-12551 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-4.jpg?resize=616%2C258" alt="" width="616" height="258" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-4.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-4.jpg?resize=300%2C126&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/resim-4.jpg?resize=1024%2C429&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Film hakkında kısaca her şeyi toparlamamız gerekirse, <strong>Shane Carruth</strong>&#8216;un gerçekten başarılı olan filmi <strong>Upstream Color(2013)</strong>&#8216;a özenmeye çalışırken yolunu şaşırıp, bir <strong>Laura Marling</strong> videosuna, <strong>Sigur Rós</strong>&#8216;un yaptığı bir müziğin çalındığı, amaçsızcasına kötü bir video klibe dönüşmüş resmen. Açıkçası, sadece etkileyici müzikleri için izlenmesi gerekebilir bana göre&#8230;</p>
<p>Herkese çokta iyi olmasa da,<br />
İyi seyirler</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/woodshock-kafasi-guzel-anlamsiz-imgeler-silsilesi/">WOODSHOCK &#8211; Kafası Güzel Anlamsız İmgeler Silsilesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/woodshock-kafasi-guzel-anlamsiz-imgeler-silsilesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12543</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayın Filmi Arif 216</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12956</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren ve oldukça ses getiren Cem Yılmaz’ın yazıp oynayıp ve yönettiği, Arif v 216 filmini izleme şansına eriştim.  Filmle ilgili pek çok olumlu yorum yapılsa da  bunun yanında eleştiriler de yerini buldu. Ben de üzerine bir şeyler yazmak istedim. İNSAN OLMAK İSTERKEN KENDİNİ ZAMANDA YOLCULUK YAPARKEN BULAN ROBOTUN HİKAYESİ… Arif v 216’nın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216/">Ayın Filmi Arif 216</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren ve oldukça ses getiren Cem Yılmaz’ın yazıp oynayıp ve yönettiği, Arif v 216 filmini izleme şansına eriştim.  Filmle ilgili pek çok olumlu yorum yapılsa da  bunun yanında eleştiriler de yerini buldu. Ben de üzerine bir şeyler yazmak istedim.</p>
<p><strong>İNSAN OLMAK İSTERKEN KENDİNİ ZAMANDA YOLCULUK YAPARKEN BULAN ROBOTUN HİKAYESİ…</strong></p>
<p>Arif v 216’nın her şeyden önce güldürü amaçlı yazılıp kurgulanarak ve beyazperdeye aktarılan oldukça zahmetli aşamaların ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Filmdeki görsel efektler,kurgulamalardaki kostümler, çekilen mekanların çeşitliliği, geçmiş ve gelecek zamandaki dekorlar   ve  canlandırmalar ciddi bir emek harcandığını seyirciye gösteriyor. Zaman makinesiyle geçmişe yolculuk günümüzde pek çok kişinin yapmak istediği ama henüz mümkün olmayan ihtimaller arasında yerini buluyor. Bu tür fantastik filmlerde yaşamda imkânsız gibi görünen öğeler gerçekleşebiliyor. Ozan Güven tarafından canlandırılan 216, insan olmak için uzaydan dünyaya gelen ve yanlışlıkla kendini en yakın dostu Arif’le birlikte 1969’da bulan bir robotun maceralarına ışık tutuyor. Aynı zamanda insan olmayı düşünürken, 1960’lı yıllarda yaşayan oyuncak fabrikasına sahip bir iş adamının da kötü emellerine alet olurken kendini buluyor. Bunun üzerine robot bir de o döneme ait kör bir kıza aşık oluyor. Her şeyin yanında bi, robot ve 1960’larda yaşayan bir kızın aşkına ışık tutuluyor. Tüm bunlar beyazperdeye komik ve mizahi bir dille aktarılırken, 1960’lara gidildiğinde de o dönemin modası, dekoru, tasarımları ve konuşma dilleri kullanılmış. Ancak yapım, komedinin perde arkasında yatan ve seyirciye verilmek istenen ciddi mesajları da içinde barındırıyor. Şimdi bu mesajlara değinelim…</p>
<p><strong>FARKLI OLANI DIŞLAMA İÇGÜDÜSÜNE GÖNDERMELER..</strong></p>
<p>216 insan olmak isterken dünyaya geldiğinde diğer insanların tepkileriyle ve dışlamalarıyla karşılaşıyor. Buradan günümüzde çevremizde de sık sık görebileceğimiz dil din ırk ayrımına göndermelerde bulunuluyor. Aslında, önemli olanın insan olmak değilde, iyi olmanın üzerinde duruluyor. Ancak toplumumuzda ne yazık ki hala, bu durumun farkında olmadan, ön yargıyla kendimizden farklı görünene karşı bir antipati ve dışlama içgüdüsüyle yaklaşan kişiler bulunuyor. Filmde robotun dünyada karşılaştığı yaratık, farklı, canavar gibi tepkiler bir yerde, gerçek yaşantımızdaki beyazların zencilere, Müslümanların Hristiyanlara, ya da Hristiyanların Müslümanlara karşı gerçekleştirdiği dışlamalara benziyor. Filmin özetle, bizden farklı olanı red etme ve dışlama iç güdüsüne çok iyi bir şekilde ışık tuttuğunu görmek mümkün olabiliyor. Bir çoğumuza da herkesi olduğu gibi kabul etmemiz ve farklılıklara saygı duyulması gerektiği konusunda yaratıcı ve süslü sahneleriyle ders veriyor….</p>
<p><strong>HERKES KENDİNDEN BİR ŞEYLER BULUYOR…</strong></p>
<p>Arif ve 216’nın bu kadar ilgi görmesinin bir nedeni de herkesin kendinden bir şeyler bulabilmesi olarak yorumlanabilir. Zamanda yolculuk, bir yerde aslında pek çok nesile hitap eden kurgu olarak ifade ediliyor. 2017’deki teknoloji nasıl günümüzdeki gençliğin ve çocukluğun bilgisayara, telefona hapsolup a sosyalleşmesine gönderme yapıyorsa, 1960’lı yıllarda o dönemde yaşayan kişilerin anılarını tazelemesine neden olabiliyor. “Bizim zamanımız ne güzelmiş. Herkes nezaket doluymuş, yardımsevermiş” gibi cümleler duyabiliyorsunuz. Bütün bunları süsleyen unsurları da es geçmemek gerekiyor. Eski sanatçıların o dönemlerle beraber yeniden hayat bulması da, filmi ilgili çekici kılan etkenler arasında yerini buluyor. Ajda Pekkan, Ayhan Işık, Sadri Alışık, Filiz Akın gibi sanatçıları günümüz oyuncuları ellerinden geldiğince canlandırmaya çalışmış. Bu konuda, pek çok eleştiri olmasına rağmen, filmin kurgusundaki düşüncenin oldukça iyi olduğu gerçeği es geçilmemeli. Film daha vizyona girmeden, tanıtımlarında gördüğümüz Ajda Pekkan, Ayhan Işık gibi afişler,  bir çoğumuzda filmi hemen izleme isteği uyandıran unsurlar arasında olduğuna ifade ediyor…</p>
<p><strong>GENEL HATLARIYLA BAŞARILI BİR İŞ..</strong></p>
<p>Elbette her yapımda olduğu gibi bu filmde de eksik görülen taraflar olabilir. Gerek görsel açıdan olsun, gerek kurguda olsun olumlu karşılıklar alındığı gibi eleştiriler de olacaktır. Ancak, film genel hatlarıyla verdiği mesajlar doğrultusunda oldukça başarılı bir iş çıkarmış ve başarılı tarafları eksik yönlerinin önüne geçmeyi de ihmal etmemiş. Umarım bu mesajlar pek çok kişiye ders olabilmiştir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216/">Ayın Filmi Arif 216</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ayin-filmi-arif-216/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12956</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ANNE! &#8211; HOLLYWOOD SİNEMASININ ÖZENSİZ KLİŞELERİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anne-hollywood-sinemasinin-ozensiz-kliseleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anne-hollywood-sinemasinin-ozensiz-kliseleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 14 Oct 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11235</guid>
				<description><![CDATA[<p>Pi (1998) filminde beri Aronofsky filmleri beni hiçbir zaman etkilememiştir. Birçok insana göre, Requiem for a Dream (2000) film en iyi çalışması sayılabilir ama gelin görün ki, bazı konular diğerleri kadar etkileyici bile olamıyor. Mother! (2017)&#8217;da olduğu gibi&#8230; Temel karakterlerimiz olan Mother ve Him&#8216;in kurdukları cennetlerine misafir olmamızla başlıyor hikayemiz. Düzenli, sıradan ve normal bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anne-hollywood-sinemasinin-ozensiz-kliseleri/">ANNE! &#8211; HOLLYWOOD SİNEMASININ ÖZENSİZ KLİŞELERİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pi (1998)</strong> filminde beri <strong>Aronofsky</strong> filmleri beni hiçbir zaman etkilememiştir. Birçok insana göre, <strong>Requiem for a Dream (2000) </strong>film en iyi çalışması sayılabilir ama gelin görün ki, bazı konular diğerleri kadar etkileyici bile olamıyor.<br />
<strong>Mother! (2017</strong>)&#8217;da olduğu gibi&#8230;</p>
<p>Temel karakterlerimiz olan <strong>Mothe</strong>r ve <strong>Him</strong>&#8216;in kurdukları cennetlerine misafir olmamızla başlıyor hikayemiz. Düzenli, sıradan ve normal bir evlilik hayatı süren çiftin evlerine gizemli bir konuğun gelmesi ile başlayan değişim, beraberinde büyük kaosa yol açıyor.</p>
<p><figure id="attachment_11270" aria-describedby="caption-attachment-11270" style="width: 1280px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-4.jpg"><img class="wp-image-11270 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-4.jpg?resize=640%2C261" alt="Michelle Pfeiffer" width="640" height="261" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-4.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-4.jpg?resize=300%2C122&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-4.jpg?resize=1024%2C418&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11270" class="wp-caption-text">Michelle Pfeiffer</figcaption></figure></p>
<p><strong>Mother</strong>, naif ve duygusal bir karakterdir. <strong>Him</strong> için asla yapmayacağı şey yoktur var oluşu boyunca. Yaşadıkları evi bile kendi elleriyle yenilemekte ve bir yuva haline getirmeye çalışmaktadır. <strong>Him</strong> ise, uzun süredir yazamadığı için sürükleniş yaşayan bir karakter. Karısının tüm ilgisine ve sevgisine rağmen mutsuzluk ve hayal kırıklığı ile aradığı ilhamı bir türlü bulamadığı için bir karmaşa yaşamaktadır. Bir gün, ansızın çıkagelen <strong>Man</strong> karakteri ile yaşadıkları düzenleri alt üst olur.<br />
<strong> Him</strong>, <strong>Man</strong>&#8216;in varlığından keyif alırken <strong>Mother </strong>bu durumdan çok memnuniyetsizdir. Tanımadıkları bir yabancıya yarattıkları cennetin kapılarını açıp paylaşmak isteyen <strong>Him</strong>&#8216;in davranışlarını ve yaptıklarını şaşkınlıkla izlerken, onu kendisinden dahi çok sevdiği için mutlu olsun diye sesini çıkarmamaya çalışmaktadır. Ama bu garip durum bir süre sonra <strong>Man</strong>&#8216;in eşi <strong>Woman</strong>&#8216;ın kapılarını çalmasıyla tamamen değişir. Yarattıkları cennetlerinde, <strong>Woma</strong>n&#8217;ın da kocası <strong>Man</strong> gibi kendi evleriymişçesine rahat davrandıkları için <strong>Mother</strong>, korku ve endişe içinde kendisini bu durma sürekli adapte etmeye çalışmaktadır.<br />
Tam her şey biraz olsun düzelecek ve bu tanımadıkları ziyaretçilerden kurtulacaklarını zannederken daha da fazla yeni ve yabancı ziyaretçiler onlara katılmaya devam eder. Önce <strong>Oldest Son</strong> gelir ve ardında da <strong>Younger Son</strong>.<br />
<strong>Mother </strong>artık daha da korkmaya ve gerilmeye başlar. Dayanılmaz bir tedirginlik ile çaresizce kocasından bu insanları evlerinden göndermelerini ister devamlı olarak. Lakin, <strong>Him</strong> her seferinde <strong>Mother</strong>&#8216;a, &#8220;nereye gidecekler peki?&#8221; diyerek kendi çakarı doğrultusunda eşini manipüle etmektedir.</p>
<p>Film, mitolojik ve dini hikayelere dayanan bir senaryoya sahip. Birçoğumuzun da bildiği <strong>Sisifos</strong> ve <strong>Prometheus</strong> efsaneleri. İçinden bir türlü çıkılamayan bir paradoks söz konusu.<br />
Bununla birlikte, bir sepet dolusu metafor ile tanrı ve varoluş sorgulanmaktadır. Filmi izlerken, gerçek karakter <strong>Mother</strong>&#8216;ın hikayesini izlediğinizi düşünüyorsunuz ama <strong>Him</strong>&#8216;in hikayesini izlediğinizi anlamaya başlıyorsunuz. <strong>Mother</strong>&#8216;ın yaşadığı travmatik süreç, <strong>Him</strong>&#8216;in hikayesinin temel konusudur. Onun yaşadığı çaresizlik ve acı, <strong>Him</strong>&#8216;in bizzat onu kendileriyle o noktaya getirmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Aronofsky</strong> birçok röportajında,<strong>&#8220;bu doğa ananın öyküsünden daha fazlasıdır&#8221; </strong>demektedir. Filmi izlerken tanrı, yaratılış ve doğa ananın hikayelerinin anlatıldığını fark ediyorsunuz ama sona doğru konun bambaşka bir hale dönüşmesi ile hem izleyici olarak hem de insan olarak bizleri, varlığımızı sorgulamaya yönlendirmeye başlıyor.</p>
<p>Açıkçası, filmin konusuna dair daha fazla konuşmak istemiyorum ve oyunculuklara yöneliyorum&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_11271" aria-describedby="caption-attachment-11271" style="width: 594px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-2.jpg"><img class=" wp-image-11271" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-2.jpg?resize=594%2C334" alt="Jennifer Lawrence" width="594" height="334" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-2.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-2.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/10/resim-2.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 594px) 100vw, 594px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11271" class="wp-caption-text">Jennifer Lawrence</figcaption></figure></p>
<p><strong>Jennifer Lawrence</strong>&#8216;ın oyunculuğunu oldum olası sevmem ve seveceğimi de hiç sanmıyorum. Lakin, bu filmde hayatı boyunca oynamayı becerebileceği yegane ve en <strong>&#8216;</strong><u>böm</u><strong>&#8216;</strong> karakterin kendisine bahşedilmiş olmasını da yerinde buluyorum. Kendisine, böylesine konu mankeni roller verilmeye devam edilmeli bence çünkü en iyi becerdiği rol bu. <strong>Javier Bardem</strong>&#8216;e gelecek olursak, <strong>Vicky, Christina, Barcelona (2008)</strong>&#8216;dan yeni dönüyor gibiydi diyebilirim.  Karakterinde pek bir derinlik olmadığı için olabilir belki, bilemiyorum. <strong>No Country For Old Men (2007)</strong> dışında kendisini çok sevmemişimdir hani. Bana kalırsa, filmin asıl yıldızları <strong>Ed Harris</strong> ve <strong>Michelle Pfeiffer</strong>&#8216;dır derim. Özellikle de <strong>Michelle Pfeiffer</strong>&#8230;<br />
İtici ve soğuk duruşu ile <strong>&#8216;</strong><u>cuk</u><strong>&#8216;</strong> oturmuş bir oyunculuk sergilemiş bulunmaktadır kendileri.</p>
<p>Sonuç olarak her şeyi bağlamamız gerekirse bu filme dair diyeceklerim, izlenebilir ama yönetmenin kendisinin belirttiği gibi öyle rahatsız eden bir film değil. Aksine, sıkan ve klişe bir senaryo ile göz boyamaya çalışılmış bir iş. <strong>Black Swan (2010)</strong>&#8216;da da olduğu gibi, yine bir psikolojik hikaye ile izleyicinin siniri bozulmaya çalışılıyor ama aşırı başarısız olunuyor&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f641.png" alt="🙁" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Daha fazla yazmak istemiyorum ve hafta sonu, film izlemiş olmak izlenecek bir film diyorum ama yine de, kendi düşüncenizi oluşturmak için izleyin diyorum.</p>
<p>Herkese keyifli seyirler&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anne-hollywood-sinemasinin-ozensiz-kliseleri/">ANNE! &#8211; HOLLYWOOD SİNEMASININ ÖZENSİZ KLİŞELERİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anne-hollywood-sinemasinin-ozensiz-kliseleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11235</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BAŞYAPIT DEĞİL AMA ÇOK İYİ FİLM: DUNKİRK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/basyapit-degil-ama-cok-iyi-film-dunkirk-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/basyapit-degil-ama-cok-iyi-film-dunkirk-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 01 Aug 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şirzad İshak Koyuncu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10334</guid>
				<description><![CDATA[<p>Chiristopher Nolan’ın uzun zamandır merakla beklenen filmi Dunkirk nihayet vizyona girdi. İnception, İnterstellar ve Batman serisiyle izleyicisine aşırı doz sinema enjekte eden Nolan’ın bu filmi, diğer filmlerinin de üzerine koyarak bir başyapıt çıkacağı yönündeki beklentileri artırmıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından Dunkirk kıyılarına sıkıştırılan 400.000 kadar İngiliz ve Fransız askerinin tahliyesini anlatan Dunkirk, bilindik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/basyapit-degil-ama-cok-iyi-film-dunkirk-2/">BAŞYAPIT DEĞİL AMA ÇOK İYİ FİLM: DUNKİRK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Chiristopher Nolan’ın uzun zamandır merakla beklenen filmi Dunkirk nihayet vizyona girdi. İnception, İnterstellar ve Batman serisiyle izleyicisine aşırı doz sinema enjekte eden Nolan’ın bu filmi, diğer filmlerinin de üzerine koyarak bir başyapıt çıkacağı yönündeki beklentileri artırmıştı.</p>
<p><figure id="attachment_10336" aria-describedby="caption-attachment-10336" style="width: 1200px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Christopher-Nolan-Filming-IMAX.jpg"><img class="size-full wp-image-10336" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Christopher-Nolan-Filming-IMAX.jpg?resize=640%2C320" alt="Christopher Nolans/Dunkirk" width="640" height="320" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Christopher-Nolan-Filming-IMAX.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Christopher-Nolan-Filming-IMAX.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Christopher-Nolan-Filming-IMAX.jpg?resize=1024%2C512&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10336" class="wp-caption-text">Christopher Nolans/Dunkirk</figcaption></figure></p>
<p>II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından Dunkirk kıyılarına sıkıştırılan 400.000 kadar İngiliz ve Fransız askerinin tahliyesini anlatan Dunkirk, bilindik savaş filmleri çerçevesini tamamen kırıyor. Bu filme bir Er Ryan’ı Kurtarmak bir Hacksaw Ridge vb. filmlerin beklentisiyle izlersek yanılmış oluruz. Çünkü Nolan bize savaşı değil, savaşın içindeki bir hikayeyi anlatıyor. Yıllardır özellikle Hollywood sinemasının bize anlattığı “Savaş Çılgınlıktır” mottosundaki klişeler bu filmde yok. Filmde asla Alman askeri görmüyoruz. Sıcak çatışma görmüyoruz. Kopan kollar bacaklar görmüyoruz. Sağa sola fışkıran kan görmüyoruz. Savaşın atmosferiyle deliren, ağlayan, şoka giren askerler bu filmde yok. Peki, bunlar olmadan bir savaş filmi yapılabilinir mi? Evet, Nolan bize yapılabileceğini göstermiş durumda.</p>
<p>Nolan hikayesini 3&#215;3 şeklinde ayırmış. Hikaye kara, hava ve deniz olarak üçe ayrılmış durumda. Bunun yanında klasik olay-zaman örgüsünün dışına çıkarak üç farklı zaman dilimini paralel kurguyla birleştirmiş. Filmi izlerken bir süre zaman algısını çözemiyorsunuz. Film ilerledikçe kafanızda oturuyor. Bu durum başlarca yorucu gelse de filmin ortalarında ve sonlarında bu hikaye birleşiminden haz duyuyorsunuz.</p>
<p>Zaten hikaye aslında çok basit ve sade. Ancak Nolan karmaşık anlatımı seçerek bu sadeliği gerilimi yüksek bir hale büründürmüş.</p>
<p>Film başlarken de biterken de aynı tempoyu koruyor. Perdede film yansıdığı andan itibaren olaya dahil oluyorsunuz. Zaten Nolan filmde hikâyeye önem veriyor. Filmin baskın bir başrolü yok. Karakterler hikayenin bir parçası halinde. Tom Hardy hayranıyım ve onu izlemek istiyorum diye filmi izlemek isterseniz hayal kırıklığı yaşarsınız. Çünhü Hardy’nin oynadığı Pilot Farrier rolü sadece hikayenin bir parçası. Mark Rylance’nin Mr. Dawson rolü, Cillian Murphy’nin kurtarılan asker rolü de aynı kıvamda diyebiliriz.</p>
<p>Efekt kullanmayı sevmeyen ve gerçekçiliğe önem veren Nolan bu filmde de bu titizliğinden ödün vermemiş. Abartılı paylama, havaya uçma, yanma vb. efektler yerine gerçekçi aksiyon görüyoruz. Beklentiniz eğer bundan yüksekse aradığınızı bulamamanız yüksek ihtimal.</p>
<p><figure id="attachment_10337" aria-describedby="caption-attachment-10337" style="width: 447px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dunkirk-film-still.jpg"><img class=" wp-image-10337" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dunkirk-film-still.jpg?resize=447%2C268" alt="Dunkirk" width="447" height="268" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dunkirk-film-still.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dunkirk-film-still.jpg?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/Dunkirk-film-still.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 447px) 100vw, 447px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10337" class="wp-caption-text">Dunkirk</figcaption></figure></p>
<p>70 mm çekilen Dunkirk muhteşem bir görüntü sunuyor bize. Nolan’ın daha önce İnterstellar’da beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema başarılı bir iş çıkarıyor. Bu ortak çalışma özellikle savaş uçaklarının uçuşu ve “dog fight” sahnelerinde sizi kokpite oturtuyor. Zaten Nolan gerçek “dog fight” çekimleri yaparak bilgisayar efektinin samimiyetsizliğini perdeden siliyor.</p>
<p>Filmin etkisini en çok yükseltense tabi ki Hans Zimmer’in müzikleri… Film boyunca sizi koltuğunuzda rahat oturtmayan bir gerilim yaratıyor Zimmer. “tik-tak” sesi ve tırnak yeme sesinin birleştirerek yarattığı temanın üzerine kurduğu müzik kompozisyonu sizi bu gerilimin ortasında bırakıyor. Karakterlerle beraber bu imkânsız tahliyenin tedirginliğini yaşıyordunuz.</p>
<p>Görüntüsü ve müzikleri bu kadar iyi olunca haliyle ses efektleri ve ses kurgusu da çok başarılı. Dibinizden geçen her kurşunda bu gerçekçilik irkilmenize neden oluyor.</p>
<p>Filme ilgili eleştiriler genel olarak senaryoya yönelik oluyor. Evet, kabul etmeliyim ki ben de en son İnterstellar’da yaşadığım film bitince koltuktan kalkamama, filmin etkisinden o gece çıkamama durumlarını yaşamadım. Hatta belki bu beklentiyle gittiğin için salonun ışıkları açıldığında bir tatminsizlik de yaşadım. Çünkü bu uzun süreli beklenti bene imdb listesinde ilk üçe girme potansiyeli olan bir film izleyeceğimi hissettirmişti. O kadar değilmiş. Ama şunu da kabul edelim, listeye katılıp katılmamak bir kenara, imdb top250 listesi şu an en prestijli izleyici listesi ve bu listenin ilk 50 sırasında son 10 yılda çekilen sekiz filmden beşi Christopher Nolan imzalı. Bu da aslında bu filmin çok iyi olmasında daha fazlasının beklenmesi durumunu doğurdu. Ancak bu beklentiyi karşılaması elimizde harika bir film olduğu gerçeğini değiştirmiyor.</p>
<p>Filmde mantıksız bulunan bazı bölümler de Nolan’dan değil tarihten kaynaklı. Örneğin Almanlar’ın o kadar yakınken neden saldırmadığıyla ilgili bir eleştiri çarptı gözüme. Ama bunu Nolan’a değil Hitler’e sormak lazım. Çünkü Dunkirk tahliyesine müdahale etmemesi Hitler’in en büyük hatalarından birisi olarak kabul ediliyor. Dunkirk tahliyesi tarihçiler arasında başarı mı başarısızlık mı diye tartışıladursun Nolan bize bu tarihi olayı epik ama abartıdan uzak bir dille anlatıyor. Tabi ki her savaş filminde olduğu gibi bir tutam milliyetçilik var işin içinde. Filmde kullanılan Başbakan Churchill’in şu konuşması bu milliyetçiliğin açıkça yapıldığı tek yer diyebiliriz:</p>
<p><em>&#8220;Sonuna kadar devam etmeliyiz. Fransa&#8217;da savaşmalıyız, denizlerde ve okyanuslarda savaşmalıyız, artan özgüvenimiz ve havacılıkta büyüyen gücümüzle savaşmalıyız, adamızı savunmalıyız, bedeli ne olursa olsun. Sahillerde savaşacağız, çıkarma bölgelerinde savaşacağız, arazide ve sokaklarda savaşacağız, tepelerde savaşacağız; asla teslim olmayacağız&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Özetlememiz gerekirse Dunkirk Nolan’ın en iyi filmi değil. Dunkirk Nolan’ın en kötü filmi değil. Dunkirk Nolan’ın tüm filmleri gibi en iyisi. Sadece Nolan’ın “başyapıt” hakkını bir sonraki filmde kullanmasını bekleyeceğiz.</p>
<p>KÜNYE:</p>
<p>DUNKIRK (2017)</p>
<p>Yönetmen: Christopher Nolan</p>
<p>Senaryo: Christopher Nolan</p>
<p>Yapım: ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda</p>
<p>Oyuncular: Tom Hardy, Mark Rylance, Cillian Murphy, Harry Styles, Fionn Whitehead, Aneurin Barnard</p>
<p>İmdb Notu: 10/8.9 (Güncel)</p>
<p>Rotten Tomatoes Notu: 100/92 (Güncel)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/basyapit-degil-ama-cok-iyi-film-dunkirk-2/">BAŞYAPIT DEĞİL AMA ÇOK İYİ FİLM: DUNKİRK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/basyapit-degil-ama-cok-iyi-film-dunkirk-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10334</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Captain Fantastic: Ebeveyn Olma Cesareti</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/captain-fantastic-ebeveyn-olma-cesareti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/captain-fantastic-ebeveyn-olma-cesareti/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 13:06:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tolga İnan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9715</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;Nasıl anne/baba olursun ?&#8221; sorusunu duyduğumuzda, olayın maddeye bağlı olan şartları gelir çoğumuzun aklına. Evlenmemiz gerektiğini, aile olmak için gerekli şartları hazırlamamız gerektiğini söyleriz. Biraz daha romantik düşünebilenlerimiz, önce aşk gerektiğini, yoğun sevgi kokan bir yuvanın şart olduğunu söyleyerek biraz daha manevi tarafa kayabilirler. Cevabımızdan sonra dönüp tekrar soruya baktığımızda ise içimizde kendi cevabımızdan doğan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/captain-fantastic-ebeveyn-olma-cesareti/">Captain Fantastic: Ebeveyn Olma Cesareti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Nasıl anne/baba olursun ?&#8221; sorusunu duyduğumuzda, olayın maddeye bağlı olan şartları gelir çoğumuzun aklına. Evlenmemiz gerektiğini, aile olmak için gerekli şartları hazırlamamız gerektiğini söyleriz. Biraz daha romantik düşünebilenlerimiz, önce aşk gerektiğini, yoğun sevgi kokan bir yuvanın şart olduğunu söyleyerek biraz daha manevi tarafa kayabilirler. Cevabımızdan sonra dönüp tekrar soruya baktığımızda ise içimizde kendi cevabımızdan doğan bir tatminsizlik, bir boşluk hissederiz.   &#8220;Nasıl anne/baba olursun?&#8221; sorusunun bizden istediği cevabın bu olmadığına, geçerli bir sebebimiz olmasa dahi emin oluruz. &#8220;Nasıl?&#8221; kelimesi üzerine yoğunlaşarak &#8220;belki de &#8216;sen nasıl bir anne/baba olursun?&#8217; diye soruyordur.&#8221; gibi kanaatlere yönelip, daha tatmin edici cevaplar aramaya başlayanlarımız olacaktır. Bu soruyu ciddiye alacak kadar bu kavramlara önem veren her insan için, bu noktada değişmeyecek bir şekilde &#8220;iyi bir anne/baba olurum.&#8221; cevabı en bariz cevaptır. Bu cevap daha da büyük bir boşluğun, çok hızlı bir şekilde içimize yerleşmesine sebep olduğunda ise, aslında çok ama çok zor bir soruya muhatap olduğumuzu kavrarız. Bu nokta, çaresiz bir ruh haline bürünerek düşüncelere dalmamıza sebep olabilir. Çaresizlik ise en marjinal cevaplara bile makul gözüyle bakmamızı, en olasılık dışı ihtimallere bile mümkündür dememizi sağlayabilir. Şapşal gibi hissetme ve ufak bir aydınlanma yaşamış olma hissi arası bir duygu ile, hafif de çekinerek &#8220;acaba bu bir soru olmayabilir mi ? Acaba bizden sonuna bir soru işareti yerine bir ünlem isteyen bilge bir cümle mi?&#8221; diye kendimize sorduğumuz anda ise, verecek bir cevabımızın olmadığını ama aranması gereken çok önemli bir cevap olduğunu fark ederiz. Filmimiz ise tam olarak o soru işaretini kaldırıp, bizlere &#8220;Nasıl anne/baba olunur !&#8221; diyerek cevabı sunmaya başlayan muazzam bir yapıt.</p>
<p>Uzun bir giriş gibi gelebilir çoğu insana ancak filmi izlediyseniz ya da izlediğinizde aslında bunun bir girişten ziyade, filmin merkezinde bulunan temel değerin betimlemesi olduğunu fark edebilirsiniz. Alışılagelmişin dışında bir ailenin içerisindeki, ebeveyn/birey/çocuk hiyerarşi dengesini işleyen filmin, aynı zamanda çok sıradan bir ailenin içerisindeki çatışmaları da gösteriyor olması ve bunları tek bir aile üzerinden yapabilmesi, filmin &#8220;başarılı&#8221; sıfatını alabilmesini sağlayan ana unsurdur. Düşünün ki; bir otobüs içerisindeki evleri ile göçebe yaşayan, temel maddi ve ahlaki değerleri üzerlerinde bir baskı olarak kabul etmeyen, eğitimi aile içerisindeki düzene yedirerek tam zamanlı bir okul halinde yaşayan, özetle bizim kabul ettiğimiz diğer aile tanımlarının neredeyse tamamını yıkan ve bir bakıma bu sayede gerçekten mutlu olabilen hatta gerçek manada &#8220;aile&#8221; olabilen insanların hikayesi bu.</p>
<p>Film, bir bıçak gibi, ailenin hayatına orta yerinden keskin bir giriş yaparak başlıyor. İlk sekansa girişimiz o kadar sert oluyor ki afallamamak elde değil. Yemyeşil bir doğa içerisindeyiz. Ormanın nemini alnınızda, göz kenarlarınızda ve burnunuzda hissedebileceğiniz kadar yoğun bir atmosferin içerisinde sessizce duruyoruz. Bir geyiğin rutin beslenme eylemlerini birkaç karış mesafeden izliyoruz. Aniden saklandığı yerden şimşek gibi fırlayarak geyiği boğazlayan biri ile tüm huşu bozuluyor. Etrafta küçüklü büyüklü bedenler beliriyor. Hepsinin yüzleri ve vücutları tamamen çamur ile kaplanmış. Her halinden grubun en büyüğü, en yaşlısı ya da en yüksek rütbelisi olduğu belli olan adamın gelmesiyle bu av sahnesi tamamen ritüelistik bir havaya bürünüyor. Avı kutsarcasına bir seslikten sonra &#8220;Baba&#8221; olduğunu öğrendiğimiz karakter, elleriyle avı yakalamayı beceren &#8220;Oğul&#8221;a kendi elleriyle geyiğin ciğerinden kanlı bir parça kesip takdim ediyor. Sıcak ve kanlı olan ciğeri tereddütsüz olarak ısıran genç oğulun, artık &#8220;çocuk&#8221; olmadığı &#8220;Bugün, çocuk öldü. Ve yerine bir adam geldi.&#8221; sözleri ile Baba tarafından ilan ediliyor. İşte aile ile tanıştığınız ama aynı zamanda onları &#8220;ilkel&#8221; bir kabile ile karıştırdığımız an da tam bu an.</p>
<p>Bir derenin içerisinde, üzerlerindeki kanı ve çamuru temizleyen aile bireylerinin, bizi çok şaşırtacak simaları ortaya çıkıyor. Kızıl saçlı ve beyaz tenli kızlar, sarının en açık tonlarını bedeninde ve saçların barındıran küçük kız ve erkek kardeşler, karizmatik ve bilge bir yüze sahip orta yaşlarında bir babanın yüzü, naif, pürüzsüz ama çelikleşmiş derece katı bir duruşa sahip bir Abi&#8230; Hepsi bir araya gelerek o kadar rengarenk ve bir o kadar da ahenkli bir tablo oluşturuyorlar ki, daha gerçekten kim olduklarını bilmeden deminki vahşilikleri aklınızdan uçup gidiyor. Sırtlarında avları ile kamplarına dönüyorlar ve günlük sorumluluklarını yerlerine getirip eğitimlerine başlamak için hazırlanıyorlar. Bir yanda geyiğin postunu yüzen genç kızlar, diğer yanda bahçeyi sulayıp ekinlerine bakanlar, öteki yanda elleriyle kamp ateşini yakan genç bir çocuk&#8230; Tam anlamıyla herkesin kendi rolüne sahip olduğu kolonist bir yaşam örneği olan ailemizin yaşantısına bakıyoruz. Sonraki sekans eğitimlerinin bir kesitini izliyoruz. Meditasyon halinde aydınlık suratlar karşımızda huzur veren birer resim gibi duruyorlar. Yine bir anda sertliklerine tanık oluyoruz. Eğitmenliği üstlenen baba, çocuklarına bir insanın nasıl öldürülebileceğini ve onları öldürmek isteyen bir insanı nasıl durdurabileceklerini öğretiyor. Günümüz &#8220;modern&#8221; ve &#8220;düzgün&#8221; ailelerinde ise durum bunu tam tersidir. Şiddet içeren hiçbir şey çocuğun hayatında bulunamaz. Çocuk, pembe bulutlar üzerinde, süslenmiş insani değerler öğretilerek büyütülmelidir bizim dünyamızda. Bu yolla o çocuğun &#8220;iyi bir birey&#8221; olacağına inanır çoğumuz. Hele bir de onlara insan öldürmeyi, dövüşmeyi, yakın dövüş silahı kullanmayı, avlanmayı öğrettiğinizi söylersek bu modern ailelere, sizi linç etmek istemelerine yetip de artacak kadar sebep verilmiş olacaktır onlara. Bizim ailemiz içerisinde ise bunlar tamamen doğal ve gerekli eğitimler. Baba, düşmanı böbreğinden ya da karaciğerinden bıçaklamaları gerektiğini öğütlerken küçük kardeşin &#8220;Göğüsten saldırmak gerekmez mi ? Akciğerde açılan yara pnömotoraks yaratır veya darbe sternumun yanına yada kalbe gelir. Bu anında ölüm demektir.&#8221; demesi ile tamamen dehşete düşüyoruz. Sadece fiziksel eğitimin değil aynı zamanda kapsamı çok geniş bir bilimsel eğitime de tabi olduklarını fark ediyoruz bu sahnede. Zaten devamında gelen sahnede akşam kamp ateşi başında toplanmış  aile fertlerinin her biri, ellerinde kitapları ile sakin sakin oturuyorlar. O ilkel, vahşi, şiddete meyilli hava dağılıp yerini entelektüel bir dinginliğe, bilgelik taşıyan bir sükûta bırakıyor. Kameranın kısa bir tur atarak ellerdeki kitaplara detay girmesi ile kendi adıma söyleyebilirim ki büyük bir utanç hissi kapladı içimi. Dostoyevski, Jared Diamond, Brian Greene, George Elliot gibi dahi yazarların ve biliminsanlarının kitaplarını hafif bir roman okur edası ve zevki ile okuduklarını görünce, bunun bir film olduğunu bilmeme rağmen kendime hayıflandım elimde olmayarak. Bizim iyi eğitimli diyeceğimiz insanların bile okurken zorlanacağı eserleri rahatlıkla okumaları ve üzerine tartışabilecek kadar özümseyebilmeleri fevkalede hayranlık uyandırıcıydı. Tıptan bilime, sanattan doğaya kadar her konu üzerine okuyan, öğrenen, tartışan, paylaşan tertemiz zihinler bu ailenin üyeleri. Biraz eğlence ihtiyacı hissetlerinde ortaya çıkan enstrümanları ile hep beraber emprovize bir şarkı uydurup, büyük bir uyum ile çalmaları, birinin başlattığı ezgiyi diğerlerinin tamamlayarak ahengi korumaları derken, artık aklımızda ne ilkel ne vahşi ne de şiddete meyilli insanların zerresi kalmıyor. Bu ailenin yaptıkları her şeyi, hayatı anlamak ve ona uyum sağlayabilmek adına yaptıklarını kabul ediyoruz. Sorumluluk bilinci ile birbirlerine destek olarak yaşayan insanların güzel ilişkilerine bakakalıyoruz.</p>
<p>Ormanın derinliklerindeki bir av anından, bilimsel bir münazaranın yapıldığı ateş başına kadar şekilden şekle giren organik bir yapının hikayesini yaşıyoruz. Maddi ihtiyaçlarını, kendi elleri ile ürettikleri eşyaları, sahibi bir dostları olan dükkana satması için verip, belirli aralıklarla paylarını almaya giderek sağlıyorlar ki çok da maddi bir ihtiyaca gerek duymadan yaşadıklarını tahmin etmek zor olmasa gerek. Şuana kadar karşımıza hayallerden fırlamış gibi duran bir aile profili çizen film, bir anda çatlakları ve karanlığı göstermeye başlıyor. En baştan beri haberdar olmadığımız Anne&#8217;nin 3 ay kadar önce akıl sağlığı ya da nörolojik bir sebepten dolayı hastaneye yattığını öğreniyoruz. Tüm ailenin özlediği ve dönüşünü beklediği, durumu gizemli ancak bir o kadar da sade bir anne figürünü temsil ediyor ailemizin Annesi. Bunu öğrendiğimiz anın üzerinden az zaman bile geçmeden, ailenin Abisinin, aileden gizli olarak üniversite sınavına girdiğini öğreniyoruz, dükkanın posta kutusuna gelen birkaç üniversite kabul mektubu sayesinde. Abinin kararsızlık halini ve ailenin aslında bu kadar güçlü dururken bir o kadar da dağılabilecek kadar hassas bir noktada olduğunu o kadar güzel gösteriyor ki film, işte o an filmin esas başladığı nokta oluyor. Gereken tek şey bir kırılma noktası diye düşündüğümüz anda, filmin fitilini ateşleyecek o haberi alıyoruz: Anne geçen gece bileklerini keserek intihar etmiş. Bu haber ile tüm aile uzun zamandır üzerlerinde biriktirdikleri hüznü, öfkeyi ve özlemi dışarı vurmaya başlıyor. Her ne kadar sağlam durmayı ve hayatın ne demek olduğunu öğrenmiş olsalar bile üzüntüden gözyaşlarına boğulup bir sürelikte olsa metanetlerini kaybediyorlar. Daha ben ekran karşısında o dramın izlerini üzerimden silememişken ertesi sabah tüm aile günlük rutinlerine ve eğitimlerine devam ediyorlar. Zorlu sabah sporlarını yapıyorlar ve filmin aksiyonu başlatan ilk cümlesi duyuluyor; Annemizin cenazesi ne zaman ?!</p>
<p>Kayınpederi ile çoktan görüşmüş olan Baba, ailesinin tüm bireylerine cenazeye gitmelerinin istenmediğini ve kendisinin, karısının ölümü yüzünden suçlandığını anlatıyor. Gerçek bir aile ve iyi yetiştirilmiş bireyler ise bu dayatmayı kabul etmemeyi, onların böyle bir hakkı olamayacağını ve annelerinin vasiyeti gereği cenazesinin yakım işlemi ile olması gerektiği konusunda hem fikir oluyorlar. Baba ise tüm bu özgür iradeyi çocuklarına kazandırmış insan olmasına rağmen, kayınpederinin tutuklatma tehdidi yüzünden cenazeye müdahale etme konusuna yanaşmıyor. Ailemizin tüm bireylerine eşit söz ve karar alma hakkı tanındığını ve herkesin eşit bireyler olduğunu sonraki sabah göreceğiz. Kulübesi önünde tam tekmil halde yola çıkmaya hazır bekleyen çocukları ile karşılaşan Baba ve annelerinin hayatına hürmetlerini sunmak istediklerini söyleyen,  &#8220;Baba bize görevi ver. Görev: Anneyi Kurtarmak&#8221; diyen çocuklar arasında geçen hafif gerilimli tartışma sonucu, Baba&#8217;nın kesin direktifi ile idmana gidiliyor. İdman dediğimiz koşalım, şınav mekik çekelim gibi basit egzersizler yerine dağa tırmanma oluyor ki profesyoneller için bile çok tehlikeli bir eylem. Tırmanış sırasında düşüp el bileğini burkan küçük erkek kardeşe kimse koşup yardım etmiyor, sadece gerçekten böyle bir durumda kalsa kimsenin gökten gelerek ona yardım etmeyeceğini ve kendi başının çaresine bakması gerektiğini söylüyorlar. Aslında aile içerisindeki sürekli öğrenme olayı, genel anlamda hayattaki her ihtimale hazır olmayı esas alan bir eğitim modeli gibi gözüküyor bu saatten sonra bize. Kimsenin iradesi kırılmıyor. Pes etmek yok. Yetiştirdiği çocuklara dağın tepesinde, yağmur altında sırılsıklam haldeyken derin derin bakan Babamız, dönüş yolunda üzgün, bitkin ve morallerinin çöktüğü artık her hallerinden belli olan çocuklarına konuşmasını yapıyor. Sistemin ve diğer insanların onlara neyi yapıp ne neyi yapamayacaklarını söylediğini, hayatın acımasız olduğunu,  güç sahiplerinin güçsüzlere istediğini yaptırabileceklerini, bu savaştan çekilmeleri gerektiğinin söylendiğini anlatıyor en sonunda ise evleri olan otobüslerini durdurup arkaya, çocuklarına dönerek &#8220;S.kerler öyle işi !&#8221; diyerek teybe İskoç gaydası çalan bir kaseti koyuyor. Sevinç çığlıkları içerisinde ve coşkulu müzik ile yola koyuluyorlar. Görev: Anneyi Kurtarmak !</p>
<p>Buraya kadar çok uzun bir yazıyı geride bıraktık ancak filmin sadece giriş kısmındaki birkaç olayı ve ailenin yaşayışını, felsefesini anlatmaya çalıştım. Spoiler korkusu ile okuyanların olacağını biliyorum fakat benim irdelediğim filmler spoiler vermeye uygun filmler değil ve sadece izleyen kişinin kendi yargılarına göre bir sonuca varabileceği eserler. Bu yüzden artık kalan kısmı temel noktalar haricinde hızlı geçeceğim. Ailenin karakterine yoğunlaşacağım.</p>
<p>Bu film aslında izlediğimde bana çok büyük bir perspektif kazandırmış ve aklımdaki büyük bir soruna yeni açıklamalar getirmişti. Dünyaya bir çocuk getirmenin sorumluluğu altında eziliyordum. Onu nasıl yetiştirmeliyim, neler yapmamalıyım ? diye düşünmekten uyku uyuyamıyordum bazı geceler. Hem de daha ne evliyim ne de bir çocuk planım vardı. Sadece sorumluluk hissinin verdiği korkudan ibaretti. Arkamda dünyaya nasıl bir şey bırakacağım, dünyaya ve insanlığa nasıl etkileri olacak olan bir insan bırakacağım diye düşünürken bu film ile karşılaştım. İzlerken aklımdaki sorularda, ktilenmiş durumdaki korkularda yavaşça kaybolmaya başladı. Artık çok daha rahatım ve en azından inanabileceğim ve çocuğuma aktarabileceğim temel değerleri belirledim. Bu derecede kuvvet sahip bir filmden bahsediyoruz.</p>
<p>Filmi hayranlıkla ve örnek alarak konuştuk bu ana kadar fakat bir de diğer ele almamız lazım. Bu ailenin gerçeküstülüğünü ve inandırıcılığını ele alalım. Filmin ortalarından sonraki kısım filmin kendi eleştirisi gibi aslında. Ailemizin etrafında onları yargılayan ve eleştiren insanlar, akrabalar, arkadaşlar var. Böyle yaşamanın yanlış yönlerini anlatan kişiler ile yaşayan bazen tatlı bazen üzücü atışmalar, tartışmalar var. Annenin cenazesine giden yolda ailenin gerçek dünyadan uzak bireyleri olan çocuklar, dev şehirlere, sürekli alışveriş yapan insanlara, tüketim bağımlılığının kurbanı medeniyete uzaylı görmüş gibi bakıyorlar. Bu dünya ile etkileşimlerinde ise gençlik aşklarını ve ardından gelen hayal kırıklıklarını yaşıyorlar. Babalarının onları bu hayattan uzak tutarak birer ucubeye çevirdiğini düşünmeye ona tavır almaya başlıyorlar. Tamamen katlanarak büyüyen bir kaos baş gösteriyor ailede. Annenin ölümünden Babayı sorumlu tutanlar bile oluyor. Baba ise bu kadar olay üzerine birkaç tane de çocuklarına zarar veren kazaya sebep olunca, artık çocukların zengin kayınpederi gözetiminde kalarak yaşamaları gerektiğine ikna olup, ailesini geride bırakarak, kendi hayatına geri dönüyor. Gerçek bir aile hiçbir zaman bir kişinin isteği ile bir arada durmaz ya da aynı şekilde dağılmaz. Çocukları üzerlerindeki depresif hava dağılınca tekrar babalarına koşmak isterler, ailelerine sahip çıkmak isterler. İşte bir aileyi aile yapan ve koruyan en temel unsur budur. Herkesin o aileye eşit derecede sevgi ve saygı beslemesini sağlamak gerekir. Ailenin merkez olduğu, başlangıç noktası olduğu fikri tüm bireylere kabul ettirilmelidir. İşte Captain Fantastic ister göçebe bir aile olarak normların dışında yaşayın, ister şehrin göbeğinde düzenli işler ve okullara giderek yaşayın fark etmeksizin, size ailenizi hangi temeller üzerine kurmanız gerektiğini anlatıyor. En azından bu konuda çok gerçekçi bir öneri sunuyor.</p>
<p>Eğitimin de sevginin de paylaşmanın da aileden başladığı ve bu başlangıcın da aileyi güçlendiren bir sürece dönüştüğünü işliyor Captain Fantastic. Çocuklarımıza zaman ayırmamız gerektiğini, onları yalanlar ile kandırmak yerine sürekli dürüst olarak, ailelerine güven duymalarını sağlamayı, aileden korkmamaları gerektiğinin öğretilmesinden çok bunu hissettirmeyi, onları birey olarak görüp saygı duymamız gerektiğini ve şahsi alanlarına, tercihlerine müdahaleden kaçınmamızı ve en önemlisi de karakterlerini geliştirirken gereken en iyi eğitimi verebilmek için hazır olmamız gerektiğini çok güzel bir dille, fantastik bir aile üzerinden anlatıyor. Sizi bu mesajların içerisinde boğmuyor ama coşkuyla izlediğiniz harika bir film içerisinde hiç uğraşmadan bu mesajları bulup alabilmenizi sağlıyor.</p>
<p>Film içeriği hakkında konuşmayacağım daha fazla. Onlar sizin filmi izlemeye ikna olduğunuz takdir de yaşayacağınız muhteşem deneyimler olarak kalacak. İnanın bana filmin çok çok ufak bir kısmını betimledim sadece. Hala muazzam bir final, onlarca olay ve eğlenceli hatta komik sahne sizleri bekliyor. Bu yazı sadece içeride ne bulacağınızı söylüyor. Ben size içeride bir hazine olduğundan bahsediyorum ancak o hazineye erişip temas ettiğinizde yaşayacağınız hazzı asla tarif edebileceğimi sanmıyorum.</p>
<p>&#8220;Nasıl anne/baba olursun?&#8221; sorusu için makul, anlaşılır ve içe sinen bir cevap sizleri bekliyor. Bir ebeveyn olmadan önce, bu deneyimi size yaşatmayı başaran bu eseri mutlaka tüketin. Ayrıca iyi bir izleyici iseniz ve yorum yeteneğiniz ortalama bir insan kadar bile varsa, bu filmin mesajını diğer tüm ilişkilerinizde de uygulayabileceğiniz bir öneri olarak benimseyeceksinizdir.</p>
<p>Daha fazla tutmayayım sizi. Bu benim için özel bir filmdi ve yüzden içimden geldikçe tutmadan yazdım. Sonraki film yazılarının daha kabul edilebilir boyutlarda olacağına emin olabilirsiniz. Ya da olamazsınız, kaleme ve fikre ket vurulamaz.</p>
<p>Son olarak filmin fiziki niteliklerine kısa bir göz atalım. Yönetmen ve aynı zamanda senarist olan Matt Ross hakkında methiyeler dizebileceğimiz kadar büyük işler yok henüz. Kendisi daha çok oyunculuk ile ilgilenmiş bir sanatçıydı ancak anlaşılan bu filmden sonra işler değişecek ve daha çok yönetmen koltuğuna geçmek ve kendi yazdıklarını yönetmek isteyecektir. Her durumda da başarılı eserler ortaya koyacağına eminim.</p>
<p>Oyunculara geçmeden önce Anne, Baba, Abi, Küçük Erkek Kardeş diye geçiştirip tekdüze bir hale soktuğum insanlara bir iade-i itibar etmek istiyorum zira hepsi dünyada o isme sahip olan eşsiz insanlar. Anne ve Babamız tüm çocuklarının ismini kendileri uydurarak onların özel isimler olmasını sağlamış. Babamızın ismi Ben, kendisini efsane olarak gördüğüm Viggo Mortensen canlandırıyor nam-ı diğer Aragorn. Bu adam duygu geçirme konusunda çok başarılı, bu filmde de almamız gereken tüm duyguyu iliklerimize kadar sokuşturuyor. Annemizin adı Lessie kendisini Trin Miller canlandırıyor fakat filmde karşımıza bir iki rüya sahnesi dışında çıkmıyor o yüzden çok yorum yapamayacağım. Sadece ailedeki genç kızlara benzerliği ile gerçek bir aile inandırıcılığı sağlaması açısından başarılı bir cast seçimi olmuş diyebilirim. Çocuklar; Bodevan ailenin abisi ve oyunculuk açısından en sağlam karakterlerden birisi. Karakteri George Mackay canlandırıyor. Oyunculuğunu çok beğendim ve karakterin aslının o olabileceğini düşünüyorum izlediğimden beri, o derece üzerine oturmuş rol. Ailenin geri kalanını Baba, Abi diye kategoriye koymak zor o yüzden hepsinin kendine has ismini ve oyuncuları yazacağım. Genel yorumum ise hepsinin kendilerine biçilen rolün hakkın fazlasıyla verdikleri yönünde olacaktır. Gerçekçi karakterler olmuş her biri. Kielyr (Samantha Isler), Vespyr (Annalise Basso), Rellian (Nicholas Hamilton), Zaja (Shree Crooks), Nai (Charlie Shotwell) …</p>
<p>Sinematografi açısından üzerine titizlenilmiş ve çok temiz bir iş çıkarılmış ortaya. Sanat yönetiminde, görüntüye kadar her şey için büyük emek olduğu ortada. Müzikleri temaya uygun ve duyguyu bozmayacak şekilde seçilmiş. Aldığınız duyguyu pekiştiriyorlar çoğu zaman. Finaldeki Sweet Child O&#8217; Mine&#8217;ın ise ailemiz tarafından kendilerine özgü şekilde seslendirilmesi eminim ki benim kadar sizi de etkileyecektir.</p>
<p>Söylenebilecekler benim için bu kadardı. 8 dolaylarındaki IMDB puanını fazlasıyla hak eden, eşsiz filmlerden biri.</p>
<p>Gidin ve İzleyin !</p>
<p>Sonraki filmimiz; İnsanın yalnızlıktan ne derece korktuğunu ve bu korkunun onu nerelere kadar götürebildiği gösteren bir film.  Depresif ve duygusal bir insanın mutluluğa dair umudunu deneyimlemek adına gerçekçi bir fırsat sunan eserimiz&#8230; Her (Aşk) !</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/captain-fantastic-ebeveyn-olma-cesareti/">Captain Fantastic: Ebeveyn Olma Cesareti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/captain-fantastic-ebeveyn-olma-cesareti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9715</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sinema: Zamanımızın Kurtarıcısı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sinema-zamanimizin-kurtaricisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sinema-zamanimizin-kurtaricisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:10:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tolga İnan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9711</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sinema ile ilgili pek çok tanım yapılabilir. 7. sanat diyen de vardır, insanlık kadar eski olan hikayecilik geleneğinin son temsilcisi diyen de. Ben ise yeni bir tanım daha atıyorum ortaya; Tüketime Hazır Deneyim. İnsanoğlu diğer pek çok canlıya kıyasla büyük bir meziyete sahiptir ve bir bakıma bu meziyeti sayesinde var olabilmiş, tüm canlılar üzerine egemenliğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sinema-zamanimizin-kurtaricisi/">Sinema: Zamanımızın Kurtarıcısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sinema ile ilgili pek çok tanım yapılabilir. 7. sanat diyen de vardır, insanlık kadar eski olan hikayecilik geleneğinin son temsilcisi diyen de. Ben ise yeni bir tanım daha atıyorum ortaya; Tüketime Hazır Deneyim.</p>
<p>İnsanoğlu diğer pek çok canlıya kıyasla büyük bir meziyete sahiptir ve bir bakıma bu meziyeti sayesinde var olabilmiş, tüm canlılar üzerine egemenliğini ilan edebilmiştir. Simule edebilme&#8230; Bir durum içerisine girildiğinde tek bir ihtimali yaşarız. Bunun sebebi zamanın acımasız lineerliğidir. Attığınız her adım sizi ileri götürür, geri atılan adım bile zamanda ileriye atılmıştır. Bu sebeple içerisine girilecek her durum üzerine önceden düşünebilmek ve ihtimalleri değerlendirebilmek muazzam bir güç bahşetti insana. Bir savaşa girerken de, genç ve güzel bir kadınla sohbete niyetlenirken de zihnimizde tüm ihtimalleri düşünüp buna hazır olmak büyük bir avantajdır. Başarı çoğu zaman bu noktada gizlidir. Kafamızda olayları defalarca ve defalarca simule eder, bazen kendi kendimize konuşma derecesinde yoğunlaşarak, hazır olmak istediğimiz o durum üzerine tüm ihtimalleri canlandırırız zihnimizde. Elbette tüm bu simülasyon sadece kendimizde olan araçları kullanarak kurabileceğimiz bir dünyadan ibarettir. Ne kadar biliyorsak o kadar hayal edebiliriz özetle. İçerisine hiç girmediğimiz ve hakkında hiçbir fikrimiz olmayan konu üzerine düşünmek fevkalade zor bir eylem olacaktır ve çoğu zaman da beyhude. Peki bu durumun sinema ile alakası nedir ?<br />
Bilmiyoruz dolayısıyla düşünemiyoruz, hayal edemiyoruz zira elimizde bir deneyim yok, bilgiyi elde edebileceğimiz zamanı henüz yaşamamışız. Deneyimi ise zaman ile edinmekten başka geçerli bir yol da bilmiyoruz. Zamanımızı verdiğimiz ve her fırsatta bir tecrübe yaşadığımızı varsaysak bile, yine de tüm konuların ve durumların çoğunu asla deneyimlemeden göçüp gideceğiz bu dünyadan. İşte sinema bu noktada ortaya çıkıyor ve imdadımıza yetişiyor. Onlarca insanın tecrübe ve bilgisi ile süzülerek hazırlanan &#8220;canlandırma&#8221; ürünleri, sinemayı meydana getiriyor. Sinema ise seç-beğen-al standardında kategorilere bölünmüş bu deneyimleri zihinlerimize taşıyor.</p>
<p>Yönetmenler ve senaristler, yıllarını vererek bizlere birkaç saatlik filmler sunuyorlar. O kadar zaman alan bir eylemin sonucu sadece birkaç saat&#8230; Yığınla bilgiyi, tecrübeyi ve bunları edinmek için gereken zamanı, yoğun uğraşlar ile damıtarak tabiri caizse &#8220;hap&#8221; gibi filmleri üretiyorlar. Bir filmin başına oturulup birkaç saat verildiğinde, insanlara, kendi zihinlerinde simule edemedikleri dünyaları, durumları, hayatları hissedip, sindirebilmesini sağlayan çılgınca bir güç sunuyor bu filmler. Birkaç saat içerisinde savaşta tüm arkadaşlarını kaybeden, yaralı bir askerin yıkılmış psikolojisini, korkuyu ve dehşeti yaşayabilir ya da sevdiği insandan ayrılan bir kişinin kederini ve pişmanlıklarını kısa sürede kavrayarak empati kurabilirsiniz. Bunların hepsi sinemanın bizlere sunduğu tüketime hazır deneyimlerdir. Benim de dikkati çekmek istediğim nokta, tam olarak sinemanın bu fonksiyonudur.</p>
<p>Bu çok yüzeysel ve sadece benim sinemaya karşı olan bakış açımı sunmaya çalıştığım bir giriş aslına bakarsanız. Sadece bir zincirin başlangıç halkası, kendinden sonra gelecek olan yazılar için temel bakış açısını sunan bir açıklama&#8230; Farklı deneyimleri sunan filmlere ve bu filmlerin, deneyimleri sunuşlarındaki başarıları üzerine gelecek olan yazılarımın ilkidir bu metin. Zamanımı ve zamanınızı azami derecede değerli gördüğüm için, bu dizide vaktinizi almaya layık filmler üzerine, amiyane tabirle ve haddim olmayarak &#8220;iyi&#8221; diyebileceğimiz filmler üzerine bir irdeleme uğraşına girişeceğim.</p>
<p>Niyetim bu ve şartlarım da bu metinden ibaret. O halde başlamamak için bir sebep yok.</p>
<p>İlk filmimiz; &#8220;Nasıl bir ebeveyn olmalıyım ? Çocuğumu nasıl yetiştirmeliyim ?&#8221; gibi sorumluluk hissi sebebiyle doğan sorulara, çılgınca ama aynı zamanda makul, mütevazı fakat bir o kadar da görkemli bir cevap sunan&#8230; Captain Fantastic! olacak&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sinema-zamanimizin-kurtaricisi/">Sinema: Zamanımızın Kurtarıcısı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sinema-zamanimizin-kurtaricisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9711</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlık Bir Şarkı (A Dark Song)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanlik-bir-sarki-a-dark-song/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanlik-bir-sarki-a-dark-song/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 May 2017 10:53:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[a dark song]]></category>
		<category><![CDATA[catherine walker]]></category>
		<category><![CDATA[liam gavin]]></category>
		<category><![CDATA[mark huberman]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9250</guid>
				<description><![CDATA[<p>Siz Olsanız, Karanlık Tarafta Nereye Kadar Devam Edebilirdiniz? Kendisinin yazıp yönettiği kısa filmlerinden sonra, İrlandalı yönetmen Liam Gavin, ilk uzun metrajlı filmi olan A Dark Song&#8216;da, yüzleşmemeyi seçtiğimiz insani duyguların metaforlar üzerinden anlatımı ile izleyicinin, kendisine olan inancı ve şüphesi arasındaki o ince çizgiyi sorgulamasını sağlıyor. A Dark Song 3 yıl önce oğlunu bir grup [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanlik-bir-sarki-a-dark-song/">Karanlık Bir Şarkı (A Dark Song)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siz Olsanız, Karanlık Tarafta Nereye Kadar Devam Edebilirdiniz?</strong></p>
<p>Kendisinin yazıp yönettiği kısa filmlerinden sonra, İrlandalı yönetmen <strong>Liam Gavin</strong>, ilk uzun metrajlı filmi olan <strong>A Dark Song</strong>&#8216;da, yüzleşmemeyi seçtiğimiz insani duyguların metaforlar üzerinden anlatımı ile izleyicinin, kendisine olan inancı ve şüphesi arasındaki o ince çizgiyi sorgulamasını sağlıyor.</p>
<h2>A Dark Song</h2>
<p>3 yıl önce oğlunu bir grup gencin karanlık ritüeline kurban veren <strong>Sophia</strong>&#8216;nın kendisi de, karanlık bir ritüel olan ve kişiyi hem fiziksel hem de ruhsal olarak aşırı zorlayan <strong>Abramelin</strong>&#8216;i, bu tip ritüeller üzerinde uzman olan <strong>Neil</strong> ile gerçekleştirmeye karar verir.</p>
<p><figure id="attachment_9254" aria-describedby="caption-attachment-9254" style="width: 783px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song.jpg"><img class="size-full wp-image-9254" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song.jpg?resize=640%2C317" alt="A Dark Song" width="640" height="317" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song.jpg?w=783&amp;ssl=1 783w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song.jpg?resize=300%2C149&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9254" class="wp-caption-text">A Dark Song</figcaption></figure></p>
<p><strong>Abramelin </strong>hakkında kısaca söylenebilecekler ise, <strong>Abraham ben Simeon, of Worms </strong>tarafından 15.yüzyılda yazılmış olan &#8216;<strong>The Book of Abramelin&#8217; </strong>kitabında anlatıldığı üzere <strong>Abra-Melin</strong> isimli Mısırlı bir sihirbazın, kendi adını verdiği bir yağı kullanarak uyguladığı karmaşık bir dinsel bir ritüel olduğudur.</p>
<p><strong>Neil</strong>, <strong>Sophia</strong>&#8216;nın 1 senelik tuttuğu bir kır evinde, kendisine yoğun derecede soğuk sularla arındırma seansları yaparak, <strong>Sophia</strong>&#8216;nın bildiği diller olan Fransızca ve Almanca duaları kendisine okutmakta, seksin hiçbir çeşidi olmaksızın<strong><u>(</u></strong><u>bunlara, mastürbasyon da dahil<strong>)</strong></u> sadece gün doğarken ve gün batarken yemekler yemesini sıkı bir şekilde takip ederek bu karmaşık ritüeli uygular. Bu sürede <strong>Neil</strong>, <strong>Sophia</strong>&#8216;ya psikoloijk ve fiziksel olarak da bir işkence uygulamakta, kendisinin sözünden hiçbir şekilde çıkmasına izin vermemektedir. <strong>Sophia</strong>&#8216;nın, <strong>Abramelin</strong>&#8216;i gerçekleştirmek istemesindeki amacı ise, oğlu ile konuşabilmek ve oğlunun katillerinden, onları lanetleyerek intikam almayı istemektir. Lakin <strong>Neil</strong>, kendisine bunu neden yapmak istediğini sorduğunda ise, tamamen dürüst olması gerektiğini söyler ama <strong>Sophia</strong> ona yalan söyleyerek yaşadıklarının acısı sebebiyle utandığını belli etmemeyi seçmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_9251" aria-describedby="caption-attachment-9251" style="width: 1110px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/karanlik-bir-sarki.jpg"><img class="size-full wp-image-9251" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/karanlik-bir-sarki.jpg?resize=640%2C427" alt="Kendisinin yazıp yönettiği kısa filmlerinden sonra, İrlandalı yönetmen Liam Gavin, ilk uzun metrajlı filmi olan A Dark Song..." width="640" height="427" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/karanlik-bir-sarki.jpg?w=1110&amp;ssl=1 1110w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/karanlik-bir-sarki.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/karanlik-bir-sarki.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/karanlik-bir-sarki.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9251" class="wp-caption-text">Kendisinin yazıp yönettiği kısa filmlerinden sonra, İrlandalı yönetmen Liam Gavin, ilk uzun metrajlı filmi olan A Dark Song&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><strong>2016</strong> yapımı olan film, ne bir korku filmi ne de bir gerilim filmidir. Bence anlatılmak istenenler, betimlemeler ve görsel metaforlar üzerinden, bir annenin yaşadığı pişmanlığı ve acıyı tüm çıplaklığı ile göstermektir. Oğlunu kaybetmenin acısını yaşarken, yaptığı bir hata sonucu ömrünün sonuna kadar çekeceği bedellere katlanmak istemeyen bir kadının çaresizliği ile insan olarak, bizlerin karanlık tarafta nereye kadar gidebileceğimizin sınırlarını gözler önüne sermektedir. Bir nevi, insani acıların yükünü kaldırmanın zorluğu ile kayboluşun arasındaki o karmaşık çizginin nerede yok olabileceğini gösteren bir ağıttır.</p>
<p>Bir açıdan filmde, uzun zaman önce psikolojide kullanılmış olan <strong>(</strong><u>ve maalesef ki, adını bir türlü hatırlayamadığım</u><strong>)</strong>, bir grup bireyin günlerce tek bir mekana kapatılarak korkutulmaları sonucu yaşadıkları ruhsal değişimlerin gözlemlenmesi tekniği kullanılmış diyebiliriz. Aslında birçok korku ve gerilim filmi bu tekniği kullanarak, izleyici üzerinde istediği izlenimi yakalamaktadır. <strong>A Dark Song</strong>&#8216;da da bu yöntem kullanılmış, ana karakterler üzerinden izleyiciye ayna tutulmaya çalışılmıştır.</p>
<p><strong>Sophia</strong>&#8216;nın yaşadığı pişmanlık, günlük hayatımızda her an karşımıza çıkabilecek bir pişmanlık niteliğindedir. Sevdiğini kaybetmenin acısı ve bu acıyı hafifletmek adına çaresizce yapılan her şey, insan olmanın getirdiği duygusal yüklere ilaç özelliği taşımaktadır. Tabi <strong>Neil</strong>&#8216;ın uyguladığı psikolojik ve fiziksel işkence de, bizlerin günlük hayatta birbirimize yaşattığımız ya da başkalarından gördüğümüz  baskının ve zulmün ta kendisidir.</p>
<p><figure id="attachment_9252" aria-describedby="caption-attachment-9252" style="width: 700px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song-film.jpg"><img class="size-full wp-image-9252" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song-film.jpg?resize=640%2C265" alt="2016 yapımı olan film, ne bir korku filmi ne de bir gerilim filmidir." width="640" height="265" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song-film.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/a-dark-song-film.jpg?resize=300%2C124&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9252" class="wp-caption-text">2016 yapımı olan film, ne bir korku filmi ne de bir gerilim filmidir.</figcaption></figure></p>
<p>Başrolleri, <strong>Dark Touch(2013)</strong> ve <strong>Frank(2014)</strong> filmlerden hatırlanabilecek <strong>Mark Huberman</strong> ve yine, <strong>Dark Touch(2013)</strong> ve <strong>Leap Year(2010)</strong> filmlerinden tanıyabileceğimiz <strong>Catherine Walker</strong> paylaşmaktadır.</p>
<p>Filmi izledikçe, biraz biraz <strong><u>(</u></strong><u>tabi izlediyseniz, ki onlar da mutlaka izlenmeli<strong>)</strong></u><strong> The VVitch(2016)</strong> ile <strong>Babadook(2014)</strong>&#8216;un bir harmanı gibi gelebilir ama kesinlikle onlara özenmemektir. Başlı başına, kendi bütünlüğünü koruyabilen bir psikolojik gerilim.</p>
<p><strong>Liam Gavin</strong>, tam olarak ne anlatmak istediğini müthiş bir incelikle betimlemiş ve izlemesini bizlerin insiyatifine bırakmıştır. Bu başarılı filmi, en kısa zamanda şiddetle izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p>Herkese iyi seyirler.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanlik-bir-sarki-a-dark-song/">Karanlık Bir Şarkı (A Dark Song)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanlik-bir-sarki-a-dark-song/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9250</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kolonya Cumhuriyeti Mi, Muz Cumhuriyeti Mi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kolonya-cumhuriyeti-mi-muz-cumhuriyeti-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kolonya-cumhuriyeti-mi-muz-cumhuriyeti-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 May 2017 05:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9123</guid>
				<description><![CDATA[<p>2017 Nisan ayında vizyona giren ve ilk verilere göre izleyicin beğenisini toplayan Kolonya Cumhuriyeti filmi hakkında bir değerlendirme yapacağız. Kolonya Cumhuriyeti’nin eleştirisine başlamadan önce belirtmek gerekir ki, film TV’de her hafta yayınlanmakta olan Güldür Güldür ekibinin senaryolaştırıp çektiği bir sinema filmidir. Bu sebeple aslında filmi değerlendirirken Güldür Güldür’ü takip eden bir kişi olarak izlenimlerim biraz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kolonya-cumhuriyeti-mi-muz-cumhuriyeti-mi/">Kolonya Cumhuriyeti Mi, Muz Cumhuriyeti Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2017 Nisan ayında vizyona giren ve ilk verilere göre izleyicin beğenisini toplayan <strong>Kolonya Cumhuriyeti</strong> filmi hakkında bir değerlendirme yapacağız. Kolonya Cumhuriyeti’nin eleştirisine başlamadan önce belirtmek gerekir ki, film TV’de her hafta yayınlanmakta olan <u>Güldür Güldür</u> ekibinin senaryolaştırıp çektiği bir sinema filmidir. Bu sebeple aslında filmi değerlendirirken Güldür Güldür’ü takip eden bir kişi olarak izlenimlerim biraz daha uzun erimli olacaktır.</p>
<h2>Kolonya Cumhuriyeti</h2>
<p>Birisi cumhuriyet mi dedi, öyleyse orada bir ülke veya siyasi bir propaganda var demektir. <strong>Kolonya Cumhuriyeti</strong> de böyle başlıyor. Türkiye seçmeninin alışa geldiği gibi asla tutulamayacak seçim vaatleri ile seçim çalışması yürüten bir belediye başkan adayı ile filme başlıyoruz. Bu giriş ve girişte yer alan bin bir türlü yalan vaat ülkemizi ne güzel anlatıyor değil mi? Bundan sonra ne mi oluyor? Tabi, bu yalan vaatleri veren kişi başkan seçiliyor ve sözleri ona hatırlatıldığında yan yatıyor, çamura batıyor. Filmde ülkemizden farklı olarak TV kanalı ve gazeteler asla işin peşini bırakmıyor ve en küçük açığı manşetlere taşıyor. Filmi izlerken içinizde buruk biz özlem duyacağınızı düşünüyorum.</p>
<p>Bir belde olan Dikburun Beldesi, belediye başkanının başbakana yalakalık yapacağım diye yaptığı saçma eylemler silsilesi sonucunda ülkeden çıkarılıyor ve kendi başına bir <strong>Kolonya Cumhuriyeti</strong>, pardon muz cumhuriyeti haline geliyor. Son derece mutlu insanlardan oluşan bu küçük nahiye kısa sürede savaşları dert edinen, ordu kurması gereken ve belediye başkanlığını bile beceremeyen bir adamın başkan olduğu bir ülkede buluyor.</p>
<h2>Muz Cumhuriyeti’ne Layık Bir Başkanlık</h2>
<p><u>Kolonya Cumhuriyeti</u>, ayakta kalabilmek için dünya güç dengesinden sırtını yaslayabildiği ülkelere yaslıyor, daha fazla destek bulabilmek için devlet başkanlarına yalakalığa başlıyor. Uzaylılardan dahi medet umuyor. Ama nafile, sonuçta kendi ayakları üzerine duramayan bir devlet ve toplumun sonu bellidir. Filmdeki sona gelecek olursak, o kadarını söylemek bize düşmez. Onu izleyip görürsünüz.</p>
<p><strong>Kolonya Cumhuriyeti</strong>’nin başkanına gelecek olursak ben sayamadım ama filmde her zora girdiğinde ülkeden kaçma girişiminde bulunuyor; ancak onu dahi beceremiyor. Filmi izleyen olursa kaçma sayısını sayıp yorum yazarsa sevinirim. Zora düştüğünde fare, dışarıdan gelen desteği gördüğünde kaplan kesilen muz cumhuriyeti başkanı sizlere tanıdık gelmiyor mu?</p>
<p>Kaynak: <a href="http://evrenselfilmler.org">http://evrenselfilmler.org</a></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kolonya-cumhuriyeti-mi-muz-cumhuriyeti-mi/">Kolonya Cumhuriyeti Mi, Muz Cumhuriyeti Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kolonya-cumhuriyeti-mi-muz-cumhuriyeti-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9123</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Voyeurism of the Movies: Alfred Hitchcock’s Rear Window</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/voyeurism-of-the-movies-alfred-hitchcocks-rear-window/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/voyeurism-of-the-movies-alfred-hitchcocks-rear-window/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 08:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Özkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8818</guid>
				<description><![CDATA[<p>First, before I get into my main topic, I just have to say that this film reminded me that Grace Kelly was one of the most beautiful actresses of her time. Thank you to Alfred Hitchcock for providing such wonder visions of her in “Rear Window”. Now, back to the topic at hand. Going to [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/voyeurism-of-the-movies-alfred-hitchcocks-rear-window/">Voyeurism of the Movies: Alfred Hitchcock’s Rear Window</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>First, before I get into my main topic, I just have to say that this film reminded me that Grace Kelly was one of the most beautiful actresses of her time. Thank you to Alfred Hitchcock for providing such wonder visions of her in “<strong>Rear Window</strong>”. Now, back to the topic at hand.</p>
<p>Going to the movies and watching a film is, at its very heart, a voyeuristic activity. We sit and watch other people’s lives and stories from afar framed by the screen and form opinions and cast judgements on what we are watching. <strong>Alfred Hitchcock</strong> throws that voyeurism in our faces with “<strong>Rear Window</strong>”.</p>
<p><figure id="attachment_8821" aria-describedby="caption-attachment-8821" style="width: 724px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/rear-window-2.jpg"><img class="size-full wp-image-8821" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/rear-window-2.jpg?resize=640%2C301" alt="Rear Window" width="640" height="301" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/rear-window-2.jpg?w=724&amp;ssl=1 724w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/rear-window-2.jpg?resize=300%2C141&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8821" class="wp-caption-text">Rear Window</figcaption></figure></p>
<p>“<em>Rear Window</em>” is a great example of what a master director with a master editor can accomplish. We watch a mostly point-of-view presentation of how a story is created in one’s mind and how that story can infect others that surround a character. We watch as L.B. Jefferies, confined to his wheelchair, becomes involved in the other lives of his neighbors as he voyeuristically watches their lives unfold, framed by the windows of their apartments.</p>
<p>We watch “Jeff” as he watches his neighbors and we become consumed by what he is seeing through classic A-B-A editing. A: We see him watching something. B: We cut to see what he is seeing. A: We cut back to get his reaction to what he is seeing. As the Bordwell reading stated, “the Kuleshov effect operates here: Our mind connects the two parts of space”, Jeff’s apartment and the courtyard, without the use of an establishing shot. This sequence of cuts is repeated over and over again to develop the movie-like story of his neighbors where he forms his opinions and casts judgements on what he is seeing and hearing. Given the lack of details, he fills in the gaps by coming to his own conclusions based purely on his visual input from afar. This is the Kuleshov effect on the part of Jeff himself. He connects the dots in his own mind based simply on what he sees and hears while he watches the movie of his neighbors unfold.</p>
<p><figure id="attachment_8819" aria-describedby="caption-attachment-8819" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Hitchcock-rear-window.jpg"><img class="size-full wp-image-8819" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Hitchcock-rear-window.jpg?resize=640%2C387" alt="Alfred Hitchcock “Rear Window" width="640" height="387" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Hitchcock-rear-window.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Hitchcock-rear-window.jpg?resize=300%2C182&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8819" class="wp-caption-text">Alfred Hitchcock “Rear Window</figcaption></figure></p>
<p>For me, “<strong>Rear Window</strong>” was a film of a man watching a movie of his neighbors. Each window in the courtyard presents a screen for us to voyeuristically watch as Jeff also voyeuristically watches his neighbors progress through their everyday lives and, oh yes, commits murder.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/voyeurism-of-the-movies-alfred-hitchcocks-rear-window/">Voyeurism of the Movies: Alfred Hitchcock’s Rear Window</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/voyeurism-of-the-movies-alfred-hitchcocks-rear-window/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8818</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adult Life Skills (2016): Yetişkin Bir Birey Olmanın Gereklilikleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adult-life-skills-2016-yetiskin-bir-birey-olmanin-gereklilikleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adult-life-skills-2016-yetiskin-bir-birey-olmanin-gereklilikleri/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 06:35:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8563</guid>
				<description><![CDATA[<p>Okul bitene ya da &#8220;hayata atılmak&#8221; dedikleri, &#8216;her neyse&#8217; o şeyi yaşayana kadar, hayata dair fark edemediğimiz önemli bir nokta. Yetişkin Bir Birey Olmak&#8230; Topluma yaralı bir birey olmak, iş bulup evlenmek, çocuk yapıp yaşlandıktan sonra dünyadaki diğer herkes gibi ölmek&#8230; Açıkçası bunlar, benim de dahil olduğum büyük bir 30&#8217;una yaklaşan kesimin sahip olmadığı isteklerdir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adult-life-skills-2016-yetiskin-bir-birey-olmanin-gereklilikleri/">Adult Life Skills (2016): Yetişkin Bir Birey Olmanın Gereklilikleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Okul bitene ya da &#8220;hayata atılmak&#8221; dedikleri, &#8216;her neyse&#8217; o şeyi yaşayana kadar, hayata dair fark edemediğimiz önemli bir nokta.</p>
<h2>Yetişkin Bir Birey Olmak&#8230;</h2>
<p>Topluma yaralı bir birey olmak, iş bulup evlenmek, çocuk yapıp yaşlandıktan sonra dünyadaki diğer herkes gibi ölmek&#8230;</p>
<p>Açıkçası bunlar, benim de dahil olduğum büyük bir 30&#8217;una yaklaşan kesimin sahip olmadığı isteklerdir sanırım. Sorun büyümemek değildir, sorun büyürken neleri kaybettiğindir.</p>
<p><figure id="attachment_8565" aria-describedby="caption-attachment-8565" style="width: 672px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-film.jpg"><img class="size-full wp-image-8565" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-film.jpg?resize=640%2C267" alt="Yetişkin Bir Birey Olmak..." width="640" height="267" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-film.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-film.jpg?resize=300%2C125&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8565" class="wp-caption-text">Yetişkin Bir Birey Olmak&#8230;</figcaption></figure></p>
<p><strong>Anna</strong> içinde öyle&#8230;</p>
<p>Amacı, davranışlarını ve yaşam biçimini, seçimlerini haklı çıkarmak değil. O sadece, kendini nasıl ifade edeceğini bilemeden içinde yaşadığı yalnızlıktan kaçmak istemektedir. Birkaç yıl önce kaybettiği ikiz kardeşinin acısıyla yolunu şaşırmış bir ruh <strong>Anna</strong>. Annesinin evinin bahçesindeki kulübede yaşamakta ve günlerini insanlardan kaçarak, çocukluğunda kardeşi ile yaptığı basit parmak filmlerini çekmektedir. Bu sıralarda, yakın arkadaşlarından biri olan <strong>Alice</strong>, yaşadıkları kasabaya ziyarete gelir ve tabi <strong>Anna</strong>&#8216;nın kendini ve seçimlerini baştan sona kadar sorgulamasını sağlayan temel sebeplerden biri olur.</p>
<p>Ama <strong>Anna</strong>, tamamen boş gezenin boş kalfası değildir tabi. Çalıştığı bir çocuk etkinlik ve eğitim merkezi vardır. Her ne kadar çocuklara karşı gıcıklık hissetse bile, aslında o da onlar gibi olduğunu bilmektedir. Kendine benzeyen tuhaf çocuklar gibi&#8230;</p>
<p>Kardeşini kaybedene kadar içinde yaşadığı küçük balonu fark edemezken, ölümle birlikte gelen bir yük daha biner ruhuna. Kabul etmemek için çok uğraştığı bir yüktür bu. Tabi bu arada annesi, onun hayatına çeki-düzen vermek için çok uğraşmaktadır. Gidip adam gibi bir iş bulmasını söyler ya da ona sürekli birilerini yamamaya çalışır ya da onu evden kovalamakla tehdit eder. Annesinin aksine büyükannesi, ona destek olmaya çalışır. (yalnız, bu büyükanne hepimizin sahip olmayı isteyeceğimiz türden bir büyükannedir hani)</p>
<p><figure id="attachment_8566" aria-describedby="caption-attachment-8566" style="width: 864px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-movies.jpg"><img class="size-full wp-image-8566" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-movies.jpg?resize=640%2C272" alt="Birkaç yıl önce kaybettiği ikiz kardeşinin acısıyla yolunu şaşırmış bir ruh Anna." width="640" height="272" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-movies.jpg?w=864&amp;ssl=1 864w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-movies.jpg?resize=300%2C127&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8566" class="wp-caption-text">Birkaç yıl önce kaybettiği ikiz kardeşinin acısıyla yolunu şaşırmış bir ruh Anna.</figcaption></figure></p>
<p>Kızının yaşadığı kayboluşa dayanamıyordur aslında bu annemiz. Ona yardımcı olmak için elinden geleni yapıyordur. (buna, kendi isteğiyle yaşamaya karara verdiği kulübeden çıkıp eve geri dönmesini istemesi de dahil) Bu konuda bayağı bir başarısız olduktan sonra kendisine savaş açar.</p>
<p><strong>Anna</strong>&#8216;nın yaşadığı kayboluş, her ne kadar kardeşinin acısına bağlı olsa da, alışkanlıktan ve düzenini bozmayı istememekten öte bir şey değildir. Herkesin yaşamında ilerlemesi kendisine, içinden atamadığı ve atmak istemediği o kayboluş duygusunu sürekli hatırlatmaktadır. Bu yüzden kendisini, sürekli olarak parmak filmleri çekerek ve kardeşine dair sahip olduğu en ufak bir çöpü bile saklayarak atlatmaya çalışmaktadır. Bir süre sonra beklemediği bir şey olur ve hikayenin gerçek kahramanı olan küçük <strong>Clint</strong>&#8216;e bakmanın sorumluluğu ile kendini baş başa bulur. Aslında <strong>Clint</strong> ona, o kadar kendini ve özellikle de kardeşini hatırlatmaktadır ki, ondan kurtulmak için elinden geleni yapar.(buna, ona küfür etmek ve kovalamakta dahil)</p>
<p>Şahsen filmi izlerken, <strong>Anna</strong>&#8216;da kendimi öylesine net ve acımasız bir şekilde gördüm ki, öz eleştirimi yeteri kadar yapamadığımı fark ettim. İnsanlardan kaçmak bazılarımıza göre kolay bir çözüm olabiliyor. Ne konuşmak ne de yakınlarında var olmak bile gelmiyor içimizden. Bazı durumlarda bunun sebebi, tıbbi bir hastalık ya da depresyon gibi ciddi ruhsal rahatsızlıklar olabiliyor&#8230; (bazen de, sosyal ilişkilere dair anksiyete yaşıyor olmak)</p>
<p>Sanırım bu biraz sinir katsayı değerlerimizle ve içinde yaşadığımız toplumlarla da ilgili.</p>
<p>Ya da belki de kendi kendimize uydurduğumuz bahanelerle&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_8567" aria-describedby="caption-attachment-8567" style="width: 776px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-yetiskin-olmak.jpg"><img class="size-full wp-image-8567" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-yetiskin-olmak.jpg?resize=640%2C480" alt="Anna'nın yaşadığı kayboluş, her ne kadar kardeşinin acısına bağlı olsa da, alışkanlıktan ve düzenini bozmayı istememekten öte bir şey değildir. " width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-yetiskin-olmak.jpg?w=776&amp;ssl=1 776w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adult-Life-Skills-yetiskin-olmak.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8567" class="wp-caption-text">Anna&#8217;nın yaşadığı kayboluş, her ne kadar kardeşinin acısına bağlı olsa da, alışkanlıktan ve düzenini bozmayı istememekten öte bir şey değildir.</figcaption></figure></p>
<p>Sebep ne olursa olsun, filmin yönetmeni ve senaristi <strong>Rachel Tunnard</strong> bizlere, bunu öylesine açık ve birazcık sevimli şekilde gösteriyor ki, geçirdiğimiz 1.5 saatte sahip olduğumuz birçok karmaşık duyguya az-buz olsa da cevap bulabilmemizi sağlıyor. İşi çoğunlukla, kısa filmlerde editörlük yapmak olsa bile, bence kendisini bu filmle iyi bir sinemacı olarak kanıtlayan bir sanatçı.</p>
<p><strong>2016</strong> yılında <strong>Tribeca Film Festivali</strong> dahil olmak üzere, <strong>Avrupa</strong>&#8216;da birçok bağımsız film festivalinde gösterilen ve <strong>BIFA</strong>&#8216;da<strong> (İngiliz Bağımsız Film Ödülleri)</strong>, <strong>En İyi Kadın Oyuncu</strong> ve <strong>En İyi Çıkış</strong> <strong>Yapan Senarist</strong> ödüllerini kazanan filmin başrollerini, <strong>Lorraine Ashbourne</strong>, <strong>Brett Goldstein</strong> ve <strong>One Day(2011)</strong> filminden hatırlayabileceğimiz <strong>Jodie Whittaker</strong> paylaşıyor.</p>
<p>Hafta sonunuzu ya da belki hafta içi bir akşamınızı hoş geçirmenizi sağlayacak, bu yetişkin olmaya çalışırken küçük bir çocuk olmayı da unutmamanın keyifli hikayesini izlemeniz dileğiyle.</p>
<p>Bol hayal dolu bir hayal dünyası ile, iyi seyirler&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adult-life-skills-2016-yetiskin-bir-birey-olmanin-gereklilikleri/">Adult Life Skills (2016): Yetişkin Bir Birey Olmanın Gereklilikleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adult-life-skills-2016-yetiskin-bir-birey-olmanin-gereklilikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8563</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adam’s Apples Filmi Üzerine Psikanalitik İnceleme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adams-apples-filmi-uzerine-psikanalitik-inceleme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adams-apples-filmi-uzerine-psikanalitik-inceleme/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Mar 2017 14:50:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fatoş Gözener]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Görsel Haz ve Anlatı Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Lacan]]></category>
		<category><![CDATA[Laura Mulvey]]></category>
		<category><![CDATA[psikanalitik]]></category>
		<category><![CDATA[psikanaliz]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8496</guid>
				<description><![CDATA[<p>Freud tarafından öne sürülen psikanalitik kuram, bize hem normal, hem de anormal zihinsel süreçlerin işleyişiyle ve bunların somut yansımaları olan davranışlarla ilgili bilgiler verir.  Ruhsal nedensellik varsayımına göre, hiçbir davranışımız nedensiz, rastgele ya da şansa bağlı değildir. Her davranışımızın altında yatan bir neden vardır. Bu neden her zaman insanın dışında ya da çevresinde değildir, insan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adams-apples-filmi-uzerine-psikanalitik-inceleme/">Adam’s Apples Filmi Üzerine Psikanalitik İnceleme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Freud</strong> tarafından öne sürülen <strong>psikanalitik kuram</strong>, bize hem normal, hem de anormal zihinsel süreçlerin işleyişiyle ve bunların somut yansımaları olan davranışlarla ilgili bilgiler verir.  Ruhsal nedensellik varsayımına göre, hiçbir davranışımız nedensiz, rastgele ya da şansa bağlı değildir. Her davranışımızın altında yatan bir neden vardır. Bu neden her zaman insanın dışında ya da çevresinde değildir, insan davranışlarının nedenleri kimi zaman onun iç dünyasıyla ilgilidir. Burada karakterlerin anormal zihinsel süreçlerinin işleyişiyle ilgili bilgiler aktaracağım.</p>
<p><strong>Hegel</strong>&#8216;in öznesinin kurulabilmesi tanıma ve tanınma diyalektiğine bağlıdır. Kendi ve öteki arasında bir dolayımlama ilişkisi yatar. Kendindelik haline ulaşmak için kendisinin dışına yönelmek zorundadır. Ancak her dışa yönelip kendine geldiğinde bir önceki kendini bulamaz.</p>
<p><figure id="attachment_8498" aria-describedby="caption-attachment-8498" style="width: 704px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/adams-apples-filmi.jpg"><img class="size-full wp-image-8498" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/adams-apples-filmi.jpg?resize=640%2C360" alt="Adam's Apples (Adem’in Elmaları)" width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/adams-apples-filmi.jpg?w=704&amp;ssl=1 704w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/adams-apples-filmi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/adams-apples-filmi.jpg?resize=702%2C396&amp;ssl=1 702w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8498" class="wp-caption-text">Adam&#8217;s Apples (Adem’in Elmaları)</figcaption></figure></p>
<h2>Adam&#8217;s Apples (Adem’in Elmaları)</h2>
<p><strong>Adam&#8217;s Apples</strong> filmini incelediğimizde Ivan karakterinde bu durumu açık bir şekilde görürüz. Ivan gerçekleri görmezden gelir, olmamış gibi ve tepkisiz davranır. Gerçeğin cehenneminde yaşamaktansa yanılsamanın cennetinde yaşamayı tercih eder.</p>
<p>Ivan &#8216;Öteki&#8217;yle karşılaşması Adam ile gerçekleşir. Adam hapisten yeni çıkmış neonazist biridir. Papazın yanına topluma hizmet etmesi için gönderilmiştir. Kilisede ki görevi elma ağacının bakımı ve o elmalardan bir pasta yapmaktır. Gerçekçidir ve Ivan&#8217;ı gerçekler konusunda zorlar. Ivan gerçekle karşılaşması sonucunda tekrar kendine geri geldiğinde artık eski kendisi değildir. Gerçekleri öğrendikçe hastalanır, bunalıma girer ve kimseyle konuşmamaya başlar. Bunalım duygusal bi durumdur yani doyumsuzluk yaşanan bir takım duyguların, onlara uygun gelen boşalmaların birleşimidir. Bunalım tepkisine iki çıkar yol sunulmaktadır: Ya bunalımın oluşması gerçekten eski travmatik bir olayın yinelenmesi nedeniyle, yalnızca bir sinyaldir ve bu durumda tepkinin kalan bölümünü ya kaçmaya, ya savunmaya ya da yeni tehlikeli duruma karşı koymaya yarar. Ve bunalımın yıkıcı sonuçlarıyla ortaya çıkar.</p>
<p>Filmde Freud&#8217;un 3 savunma mekanizmasını görürüz. İnkar, Bastırma ve Karşıt tepki geliştirme. Ivan  Anksiyeteye sebep olan herhangi bir şeyin varlığını bastırarak bilinçten uzaklaştırır bilinç dışına iter yaşadığı travmatik olayları ve tehditleri yalanlayarak inkar eder, rahatsız olduğu durumların (şeytan tarafından değil de  tanrı tarafından sınanmak) tam tersini ifade ederek saklar ve karşıt tepki haline getirir.</p>
<p><figure id="attachment_8497" aria-describedby="caption-attachment-8497" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adams-Apples.jpg"><img class="size-full wp-image-8497" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adams-Apples.jpg?resize=300%2C411" alt="Adam's Apples filmini incelediğimizde Ivan karakterinde bu durumu açık bir şekilde görürüz. Ivan gerçekleri görmezden gelir, olmamış gibi ve tepkisiz davranır. Gerçeğin cehenneminde yaşamaktansa yanılsamanın cennetinde yaşamayı tercih eder. " width="300" height="411" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adams-Apples.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/Adams-Apples.jpg?resize=219%2C300&amp;ssl=1 219w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8497" class="wp-caption-text">Adam&#8217;s Apples filmini incelediğimizde Ivan karakterinde bu durumu açık bir şekilde görürüz. Ivan gerçekleri görmezden gelir, olmamış gibi ve tepkisiz davranır. Gerçeğin cehenneminde yaşamaktansa yanılsamanın cennetinde yaşamayı tercih eder.</figcaption></figure></p>
<p>Freud üç çeşit anksiyete tanımlamıştır: Nesnel anksiyete (objective anxiety) nörotik anksiyete ve ahlaki anksiyete nesnel anksiyeteden türemiştir. Filmde bu üç kaygı durumlarından sadece bir tanesini görürüz.  Nesnel anksiyete gerçek dünyadaki gerçek tehlikelerin korkusundan kaynaklanır. Ivan hayatta karşısına çıkan zorlukları ve acıları görmezden gelerek yaşamayı tercih etmiştir başına gelen kötü olayları sorgulamaz ve neden aramaz bu da nesnel anksiyetenin göstergesidir(karısının hap içip intihar etmediğini M&amp;M sanıp yediğini düşünür) Filmde ki bir diğer karakterimiz Adam&#8217;ın id&#8217;i temsil ettiğini görürüz. Freud bilinç-bilinçaltı ayrımını gözden geçirerek zihinsel aygıtın (mental apparatus) yapıları olan id, ego ve süperego’yu ilk kez ortaya koyar. Freud’un daha önceki bilinçaltı kavramına karşılık gelen id kişiliğin en ilkel ve en az ulaşılabilen bölümüdür. İd’in güçlü etkileri arasında cinsellik ve saldırganlık iç güdüleri gelir. İyi veya kötü, erdem veya ahlaklılık yoktur. Süperego ise ahlaki kısıtlamaların hepsini, mükemmelliğe doğru bir çabanın savunuculuğunu temsil eder. Freud’un Süperego için kullandığı terim,  “üst ben” dir. Ivan filmde tamamen süperegoyu temsil eder. Kilisede rahiplik yapar ahlaki değerleri yüksektir. Adam ile aralarında sürekli bir çatışma vardır. Bu çatışmalar sonucu filmde Ivan ve Adam arasında ego dengesinin kurulamadığını görürüz.</p>
<p>Adam&#8217;ın kilisede yaşayan diğer insanlara karşı saldırgan davranışlarının altında aslında onlar gibi olmaktan korkması yatar. Saldırgan davranışlarının sebebi onlara karşı geliştirdiği &#8216;savunma mekanizmasıdır&#8217;. Savunma mekanizmasını Ivan&#8217;da da görüyoruz. Gerçekliği bilinçaltında çarpıtır ve yalanlar. Filmi, <strong>Laura Mulvey</strong>&#8216;in <em>Görsel Haz ve Anlatı Sineması</em> makalesine göre yorumlarsak <strong>Lacan</strong>&#8216;ın psikanalize dayandırdığı &#8216;erkek bakışı&#8217; teorisinde sinemanın oluşturduğu görsel hazzı &#8216;skopofili&#8217; (görme/bakma) arzusu ile açıklar. Filmde gunnar karakterimiz alkole ve yemeğe düşkün biri ve kleptomani hastasıdır ayrıca cinsel sapkınlıkları da vardır. Bir diğer karakterimiz Sarah alkolik ve bebeğini aldırıp aldırmama konusunda kararsız kalmış bir kadındır.  Gunnar&#8217;ı bir gece fazla içki içmiş sarhoş ve elinde bir patlıcanla sarah&#8217;ın odasına giderken görürüz. Adam gunnar&#8217;ı görüp yapacağı şeye engel olmaya çalışır. Bu sahnede Lacan&#8217;ın skopofili (görme/bakma) tezini açıkça görmüş oluruz. Gunnar elindeki patlıcanla Sarah&#8217;ın odasında ne yapacaktı? Sorusunun cevabını izleyiciye bırakılmıştır. Filmde &#8216;eril bakış&#8217; etkindir herhangi bir anlam taşıyıcı ya da anlam üreticisi yoktur.</p>
<p>Adam(id) ve Ivan(süperego) arasında &#8216;ego&#8217; dengesinin kurulamadığından bahsetmiştik fakat filmin sonunda Adam da gerçekleri görmezden gelmeye başlamış ve Ivan ile aralarında ego dengesini kurulmuştur.</p>
<h3>Kaynakça</h3>
<ul>
<li><strong>SIGMUND FREUD</strong>&#8211; Psikanaliz Üzerine</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adams-apples-filmi-uzerine-psikanalitik-inceleme/">Adam’s Apples Filmi Üzerine Psikanalitik İnceleme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adams-apples-filmi-uzerine-psikanalitik-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8496</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçinde Birçok Ögeyi Barındıran Bir Film: Muhasebeci</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icinde-bircok-ogeyi-barindiran-bir-film-muhasebeci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icinde-bircok-ogeyi-barindiran-bir-film-muhasebeci/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 08:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Güneş Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[aksiyon filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Anna Kendrick]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Affleck]]></category>
		<category><![CDATA[Gavin O'Connor]]></category>
		<category><![CDATA[J.K. Simmons]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8470</guid>
				<description><![CDATA[<p>*Bu içerik spoiler içermektedir. 2016 yapımı olan Muhasebeci (The Accountant), benim gibi aksiyon filmlerine karşı pek ilgisi olmayan birini bile tatmin edecek bir film. IMDb&#8217;den 7,4 puan alan Muhasebeci&#8216;nin yönetmen koltuğunda Gavin O&#8217;Connor oturuyor. 2 saat 8 dakikalık filmin başrollerini ise Ben Affleck, Anna Kendrick ve J.K. Simmons paylaşıyor. Muhasebeci (The Accountant) Filmde, Christan Wollf [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icinde-bircok-ogeyi-barindiran-bir-film-muhasebeci/">İçinde Birçok Ögeyi Barındıran Bir Film: Muhasebeci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>*Bu içerik spoiler içermektedir.</em></p>
<p>2016 yapımı olan <strong>Muhasebeci (The Accountant)</strong>, benim gibi aksiyon filmlerine karşı pek ilgisi olmayan birini bile tatmin edecek bir film. IMDb&#8217;den 7,4 puan alan <strong>Muhasebeci</strong>&#8216;nin yönetmen koltuğunda <strong>Gavin O&#8217;Connor</strong> oturuyor. 2 saat 8 dakikalık filmin başrollerini ise <strong>Ben Affleck</strong>, <strong>Anna Kendrick</strong> ve <strong>J.K. Simmons</strong> paylaşıyor.</p>
<h2>Muhasebeci (The Accountant)</h2>
<p>Filmde, Christan Wollf (Ben Affleck)&#8217;a küçük yaşlarda otizm tanısı konulmuştur ve bununla birlikte hayatının her daim sıkıntılar içinde geçeceğinin ilk işaretleri verilmiştir. Christian&#8217;ın babası orduda yer aldığından olsa gerek oldukça sert bir karaktere sahiptir. Ayrıca Christian&#8217;ın bir de kardeşi vardır. Film, devamlı olarak yeniyle eski arasında bağlantı kurarak ilerler. Christian&#8217;ı durumundan dolayı, o zamanlar özel çocukların eğitimiyle ilgilenen bir öğretmene getirirler. Fakat Christian&#8217;ın babası öğretmenin tekniklerinden memnun kalmaz ve Christian&#8217;ı kendi yöntemleriyle eğitmeye karar verir. Tüm bu sorunlarına rağmen Christian, çok yüksek bir matematik zekasına sahiptir. Gün geçtikçe de bunu geliştirir.</p>
<p><figure id="attachment_8471" aria-describedby="caption-attachment-8471" style="width: 602px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/muhasebeci-film.jpg"><img class="size-full wp-image-8471" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/muhasebeci-film.jpg?resize=602%2C269" alt="Muhasebeci (The Accountant)" width="602" height="269" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/muhasebeci-film.jpg?w=602&amp;ssl=1 602w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/muhasebeci-film.jpg?resize=300%2C134&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/muhasebeci-film.jpg?resize=600%2C269&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 602px) 100vw, 602px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8471" class="wp-caption-text">Muhasebeci (The Accountant)</figcaption></figure></p>
<p>Kendisine meslek olarak muhasebeciliği seçen Christian, zekasını mesleğinde de gösterir. Çocukluğuna göre daha sakin bir karaktere sahip olan Christian&#8217;ın sakin yaşamının arkasında onunla bir zamanlar bağlantısı olan çok tehlikeli kişiler bulunmaktadır. Normal birisinin, bildiği o kadar sırra rağmen sağ kalamayacağı bu durumdan Christian hastalığından ve insanlarla zor iletişim kurabildiğinden ötürü hayatına devam etmeyi başarmıştır. Tehlikeli kişilerle çalıştığı kadar normal işlerde de çalışıp dikkat çekmemeye çalışan Christian, bir robotik firmasına iş için başvurur.</p>
<p><figure id="attachment_8473" aria-describedby="caption-attachment-8473" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/The-Accountant.jpg"><img class="size-full wp-image-8473" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/The-Accountant.jpg?resize=540%2C360" alt="2016 yapımı olan Muhasebeci (The Accountant)" width="540" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/The-Accountant.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/The-Accountant.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/The-Accountant.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8473" class="wp-caption-text">2016 yapımı olan Muhasebeci (The Accountant)</figcaption></figure></p>
<p>Christian&#8217;ın yeteneğini fark edip onu işe almaya karar verirler. Christian&#8217;ın da kısa bir zamanda, kendisiyle aynı departmanda çalışan Dana Cummings (Anna Kendrick)&#8217;in fark ettiği mali bir açığın nedenini bulur. Tam bu sırada şirketin önemli ortaklarından birisi öldürülür ve bunun üzerine Christian işten kovulur.</p>
<p>Filmin buraya kadar olan kısmı ve devamı için söyleyebileceğim en önemli şey, büyük bölümü dövüş sahnelerinden oluşan ve diğer ögelerin çok arka planda kaldığı aksiyon filmlerinin çok ötesinde olduğudur. Ayrıca senaryonun işlenişi baştan sona sizi ekrana kilitlemeyi temin eder.</p>
<p>Sonuna kadar heyecanla izlediğim <strong>The Accountant</strong> filmini tavsiye eder, güzel filmlerle dolu günler dilerim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icinde-bircok-ogeyi-barindiran-bir-film-muhasebeci/">İçinde Birçok Ögeyi Barındıran Bir Film: Muhasebeci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icinde-bircok-ogeyi-barindiran-bir-film-muhasebeci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>The Sound of a Movie about Sound</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/the-sound-of-a-movie-about-sound/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/the-sound-of-a-movie-about-sound/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 27 Feb 2017 12:29:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Özkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Brian De Palma]]></category>
		<category><![CDATA[John Travolta]]></category>
		<category><![CDATA[Nancy Allen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8320</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Blow Out” from Brian De Palma, released in 1981. In this film we see Jack, played by John Travolta, the sound guy for B – grade movies, get caught in web of conspiracies, deceit, and death, all due to a simple sound recording he captured while he was in the right place at the wrong [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-sound-of-a-movie-about-sound/">The Sound of a Movie about Sound</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“<strong>Blow Out</strong>” from <strong>Brian De Palma</strong>, released in 1981. In this film we see Jack, played by <strong>John Travolta</strong>, the sound guy for B – grade movies, get caught in web of conspiracies, deceit, and death, all due to a simple sound recording he captured while he was in the right place at the wrong time. Sally, played by <strong>Nancy Allen</strong> (and married to Brian De Palma at the time), is the young mistress and eye witness to the crime that helps Jack who is trying to deliver the truth. A clever selection for the class film because it not only provides us a film to analyze sound, but it gives us a glimpse of how sound is created, recorded, and presented in the movies.</p>
<p>At about 40 minutes in the movie, we see Jack and Sally in the railway station bar getting to know each other a little. At this moment, Jack begins to tell Sally the story of his involvement with the police department. This analysis starts with Jack and Sally sitting in a booth in the bar having a conversation over drinks and smokes. There is music playing in the background, supposedly coming from the bar jukebox. Sally askes Jack “What did you do?” The music in the background is diegetic, since it is part of the world of the railway station bar. We also hear the murmuring of the bar crowd in the background giving us the feel of a busy place, but Jack and Sally don’t see or hear the crowd. They are deeply engaged in their conversation. Jack begins to tell his story of his police force involvement.</p>
<p><figure id="attachment_8322" aria-describedby="caption-attachment-8322" style="width: 887px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blow-out.png"><img class="size-full wp-image-8322" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blow-out.png?resize=640%2C273" alt="Blow Out" width="640" height="273" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blow-out.png?w=887&amp;ssl=1 887w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blow-out.png?resize=300%2C128&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8322" class="wp-caption-text">Blow Out</figcaption></figure></p>
<p>At 40:34, the scene cuts to a flashback of Jack explaining what “a wire” is to Sally. The music instantly changes and is now non-diegetic as it is not part of the world of the scene. Jack transitions from a foreground character in the bar to the narrator of the flashback. Jack’s dialog becomes non-diegetic. We know that this is a piece of Jack’s history that he is relaying based on the use of narration. We hear little details from the scene, like the sound of the tape being applied to the chest of Freddie Corso. We hear Jack’s fingers slide down the cable as he dresses it in place and prepares Freddie and the wire. The scene cuts to the outdoor night scene with Freddie’s voice counting to 10 as the bridge to this cut. The music changes again to a curious melody and we hear the car with Freddie and his mob connection drive up. Jack’s narration of the flashback continues. We see Jack in the surveillance car and we hear what Jack hears via the wire. We know that because the fidelity of the spoken word shifts to that of a low fidelity radio broadcast. We also continue to hear the faint background noise of the night time traffic in the area.</p>
<p>At 41:36, we cut to the next scene where Jack’s car is now moving and Jack’s narration continues. We hear the purring of the car’s motor in the background, reinforcing that the car is in motion. We hear the conversation within the car with Mr. Corso and we see the POV of Jack from his car. Again, the low fidelity of the conversation reinforces that we are hearing what Jack is hearing. The scene cuts to inside the vehicle where Corso and the mob boss are talking. The fidelity of the speaking sound improves so now we, the viewers, are in the car eavesdropping on the conversation. The scene cuts back and forth between Jacks car and the car with Corso and the sound fidelity of the conversation shifts between low and high with each cut reinforcing what we are seeing in the scene.</p>
<p>At 42:11, we are back in the car with Jack and his non-diegetic narration continues. We begin to hear static from the wire feed and ominous background music re-enters the scene helping to build the suspense. The static continues&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_8321" aria-describedby="caption-attachment-8321" style="width: 954px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blowout.jpg"><img class="size-full wp-image-8321" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blowout.jpg?resize=640%2C265" alt="“Blow Out” from Brian De Palma, released in 1981." width="640" height="265" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blowout.jpg?w=954&amp;ssl=1 954w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/blowout.jpg?resize=300%2C124&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8321" class="wp-caption-text">“Blow Out” from Brian De Palma, released in 1981.</figcaption></figure></p>
<p>At 42:11, we are back in the car with Jack and his non-diegetic narration continues. We begin to hear static from the wire feed and ominous background music re-enters the scene helping to build the suspense. The static continues as Jack fumbles with the cables to try to fix the issue with no luck. We return to the interior of the car with Corso as the conversation continues with Jack’s narration continuing to build the story to Sally. Corso finally says to “pullover to the gas station. I got to take a piss.” The ominous music builds and that is all we hear as we watch the car pull over and Corso rushes out to an old building to take care of the wire that is shorting out on his body. We hear Corso struggling with the wire apparatus to try to strip it from his body. Now suspicious, the mobster follows Corso into the building and we hear the mobster’s steps. Jack becomes alarmed now that his plan has unraveled and moves to try to save Corso. Jack and his car mate have a brief argument as we see the mobster rush out of the building to his awaiting car and we hear the engine start. The mobster’s car speeds away because we hear the tires squeal as the car departs the scene. Jack rushes into the building but all we hear is the building background music. The music reaches a crescendo as Jack throws open the bathroom door only to find Corso hanging with Jack’s wire around his neck. Corso is dead. He is dead due to Jack’s equipment that failed. We hear the creaks of the wire as Corso swings with his feet off the ground. The music’s volume lowers a little and the tone and pace changes to match Jack’s newly realized despair. The melancholy music continues as a bridge as we cut back to the present time with Jack finalizing his story to Sally in the bar.</p>
<p>This is a perfect example for the sound of a movie. There are a lot of details and technical terms as well. I really enjoyed to see all those details and discover word of the sound. I tried to pull apart every detail about sound in this movie. I hope you enjoy it.</p>
<p>Cheers!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-sound-of-a-movie-about-sound/">The Sound of a Movie about Sound</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/the-sound-of-a-movie-about-sound/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8320</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anna Biller&#8217;in Viva&#8217;sı ve Hollywood&#8217;dan Öte Hollywood: 60&#8217;lı-70&#8217;li Yılların Ruhu Ve Çılgınlığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anna-billerin-vivasi-ve-hollywooddan-ote-hollywood-60li-70li-yillarin-ruhu-ve-cilginligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anna-billerin-vivasi-ve-hollywooddan-ote-hollywood-60li-70li-yillarin-ruhu-ve-cilginligi/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Feb 2017 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemadan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[İf İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[The Love Witch]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7233</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadınlar için kadın filmleri yapan, bir bağımsız sinema yönetmenlerinden biridir Anna Biller. Filmlerinde kullandığı aşırı çılgın renklerle; kötü ve abartılı oyunculuklara, klişe ve saçma isimlere ve garip peruklara sahip karakterlerin olduğu, feminizmin abartılı ve narsist tarafına mesaj göndermeli, Hollywood&#8217;un bilinenin ötesindeki garip ve saçma tarafına esprili, komik bakış açısıyla ilginç sinema tarzına sahip filmler yapmaktadır [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anna-billerin-vivasi-ve-hollywooddan-ote-hollywood-60li-70li-yillarin-ruhu-ve-cilginligi/">Anna Biller&#8217;in Viva&#8217;sı ve Hollywood&#8217;dan Öte Hollywood: 60&#8217;lı-70&#8217;li Yılların Ruhu Ve Çılgınlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlar için kadın filmleri yapan, bir bağımsız sinema yönetmenlerinden biridir <strong>Anna Biller</strong>.<br />
Filmlerinde kullandığı aşırı çılgın renklerle; kötü ve abartılı oyunculuklara, klişe ve saçma isimlere ve garip peruklara sahip karakterlerin olduğu, feminizmin abartılı ve narsist tarafına mesaj göndermeli, <strong>Hollywood&#8217;</strong>un bilinenin ötesindeki garip ve saçma tarafına esprili, komik bakış açısıyla ilginç sinema tarzına sahip filmler yapmaktadır kendisi.<br />
Bir bakıma, <strong>Biller</strong>&#8216;ın yaptığı filmler bizlere <strong>Yeşilçam</strong>&#8216;ı içindeki absürdlüğü ile hatırlatabilir.</p>
<p><figure id="attachment_7255" aria-describedby="caption-attachment-7255" style="width: 389px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Three-Examples-of-Myself-as-Queen.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7255 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Three-Examples-of-Myself-as-Queen.jpg?resize=389%2C567" alt="Three Examples of Myself as Queen" width="389" height="567" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Three-Examples-of-Myself-as-Queen.jpg?w=389&amp;ssl=1 389w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Three-Examples-of-Myself-as-Queen.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w" sizes="(max-width: 389px) 100vw, 389px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7255" class="wp-caption-text">Three Examples of Myself as Queen</figcaption></figure></p>
<p><strong>UCLA &#8211; University of California</strong> mezunu olan <strong>Biller</strong>, kendi yazıp yönettiği filmlerinde genellikle ya başrolde ya da küçük rollerde oynamaktadır. İlk kısa filmi olan <strong>Three Examples of Myself as Queen</strong>&#8216;i <strong>1994</strong> yılında çekmiştir ve film eleştirmenler tarafından yüksek notlar almıştır. İlk uzun metrajlı filmi olan <strong>2001</strong> yapımı melodraması <strong>The Hypnotist</strong> ise, <strong>Hollywood</strong>vari dramsallığı ile işlediği konu ve biçimi sebebiyle en beğenilen filmi kabul edilmektedir.</p>
<p><figure id="attachment_7234" aria-describedby="caption-attachment-7234" style="width: 875px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Elaine-broom.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7234 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Elaine-broom.jpg?resize=640%2C437" alt="The Love Witch" width="640" height="437" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Elaine-broom.jpg?w=875&amp;ssl=1 875w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Elaine-broom.jpg?resize=300%2C205&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7234" class="wp-caption-text">The Love Witch</figcaption></figure></p>
<p>Son uzun metrajlı filmi olan <strong>The Love Witch </strong>&nbsp;de önümüzdeki <strong>İf İstanbul</strong>&#8216;da,</p>
<ul>
<li><strong>19 Şubat 2017 </strong>saat:<strong>00 </strong>matinesinde<strong> Cinemaximum Budak / CKM Büyük Salon</strong>&#8216;da</li>
<li><strong>24 Şubat 2017 </strong>saat:<strong>30</strong> matinesinde<strong> Cinemaximum Kanyon Salon 9</strong>&#8216;da</li>
<li><strong>26</strong> <strong>Şubat 2017 </strong>saat:<strong>00 </strong>matinesinde<strong> Cinemaximum Kanyon Salon 8</strong>&#8216;de gösterilecektir<em>.</em></li>
</ul>
<p><em>(ve tabii bende heyecanla beklemekteyim&#8230;)</em></p>
<p>Şimdi, üzerine konuşacağımız<strong> 2007 </strong>yapımı <strong>Viva</strong> filmine gelecek olursak eğer, <strong>1972</strong> yılında bir banliyöde yaşayan iki evli çiftin başından geçenler anlatmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_7253" aria-describedby="caption-attachment-7253" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Anna-Biller.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7253 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Anna-Biller.jpg?resize=640%2C360" alt="Anna Biller" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Anna-Biller.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Anna-Biller.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Anna-Biller.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7253" class="wp-caption-text">Anna Biller</figcaption></figure></p>
<p><strong>Barbi</strong>, işi sebebiyle sürekli şehir dışına çıkmak zorunda olan bir kocaya sahip sıradan bir kadındır. Kocasının yokluğunda kendini çok yalnız hissettiği için kocası ve kendisinin arkadaşları olan <strong>Mark</strong> ve <strong>Sheila</strong> ile zaman geçirmektedir. Kendisini taciz eden patronu, <strong>Barbi</strong>&#8216;nin evli olduğunu öğrenince onu işten atar. Kocasının, kendilerini çok rahat yaşatan bir işi sahip olduğunu söylemsine karşın &nbsp;<strong>Barbi</strong>, sırf kocasını daha sık görebilmek için iş aramaya başlar. Kendisi de başka tip bir heyecan arayan arkadaşı <strong>Sheila</strong> ile bir model ajansına kayıt olmaya karar verirler ve tam o sırada, gittikleri ajansın kapısının önünde tanıştıkları <strong>Mrs. James</strong> sayesinden hiç beklemedikleri bir işe sahip olurlar.<br />
Film, 60&#8217;larda başlayıp 70&#8217;lerin başına kadar devam eden sıradışı deneyimleri ve uç noktalardaki kültür anlayışını, insanların aşırılığa özenme ve beklenmedik tutkularına yenik düşüşlerini gözler önüne sermektedir.</p>
<p><figure id="attachment_7236" aria-describedby="caption-attachment-7236" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/viva-film.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7236 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/viva-film.jpg?resize=640%2C271" alt="2007 yapımı Viva filmine gelecek olursak eğer, 1972 yılında bir banliyöde yaşayan iki evli çiftin başından geçenler anlatmaktadır." width="640" height="271" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/viva-film.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/viva-film.jpg?resize=300%2C127&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7236" class="wp-caption-text">2007 yapımı Viva filmine gelecek olursak eğer, 1972 yılında bir banliyöde yaşayan iki evli çiftin başından geçenler anlatmaktadır.</figcaption></figure></p>
<p>Başrolünde <strong>Biller</strong>&#8216;ın oynadığı <strong>Viva</strong> ve tabi diğer bütün filmleri, yönetmenin hayran olup esinlendiği <strong>Jacques Demy</strong> ve<strong>&nbsp; Josef von Sternberg</strong>&#8216;in filmlerinden esintiler taşımaktadır.</p>
<p>Tabi&nbsp; <strong>Biller</strong>, pek belli olmadığını söylese bile aslında sinemadan anlayan gözlerin kolaylıkla fark edebileceği tanıdık harmanlanmış bir tarza sahiptir. <strong>&#8220;Jacques Demy&#8217;nin Fransız Yeni Dalgası&#8217;nda kendine özgü tarzı ve bakış açısını barındıran Hollywood ruhu, Josef von Sternberg&#8217;in filmlerinde bulunan resimsel zenginliği ve fotografik zanaatkarlığı.&#8221;</strong></p>
<p>Belki kız arkadaşınızla, belki sinematografi ve sergileme dersiniz için güzel bir araştırma ödevi için ya da belki de güzel bir vakit geçirmek adına keyifle izleyebileceğiniz bir film.</p>
<p>Herkese bu eğlenceli filmi tavsiye eder ve iyi seyirler dilerim…</p>
<p><figure id="attachment_7254" aria-describedby="caption-attachment-7254" style="width: 314px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Hypnotist.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7254 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Hypnotist.jpg?resize=314%2C570" alt="The Hypnotist" width="314" height="570" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Hypnotist.jpg?w=314&amp;ssl=1 314w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Hypnotist.jpg?resize=165%2C300&amp;ssl=1 165w" sizes="(max-width: 314px) 100vw, 314px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7254" class="wp-caption-text">The Hypnotist</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anna-billerin-vivasi-ve-hollywooddan-ote-hollywood-60li-70li-yillarin-ruhu-ve-cilginligi/">Anna Biller&#8217;in Viva&#8217;sı ve Hollywood&#8217;dan Öte Hollywood: 60&#8217;lı-70&#8217;li Yılların Ruhu Ve Çılgınlığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anna-billerin-vivasi-ve-hollywooddan-ote-hollywood-60li-70li-yillarin-ruhu-ve-cilginligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7233</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fated to be Mated in Singin&#8217; in the Rain</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fated-to-be-mated-in-singin-in-the-rain/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fated-to-be-mated-in-singin-in-the-rain/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 05 Feb 2017 11:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Özkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Debbie Reynolds]]></category>
		<category><![CDATA[Donald O'Connor]]></category>
		<category><![CDATA[Gene Kelly]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Hagen]]></category>
		<category><![CDATA[komedi]]></category>
		<category><![CDATA[komedi film]]></category>
		<category><![CDATA[komedi filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[müzikal komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Stanley Donen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7218</guid>
				<description><![CDATA[<p>One of the classical hallmarks of the musical genre is the duality of the characters, the situations, the scenes, and the shots. We certainly see this in the 1952 classic “Singin’ in the Rain”, staring Gene Kelly, Debbie Reynolds, Donald O’Connor, and Jean Hagen. Singin&#8217; in the Rain From the very beginning of the film [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fated-to-be-mated-in-singin-in-the-rain/">Fated to be Mated in Singin&#8217; in the Rain</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>One of the classical hallmarks of the musical genre is the duality of the characters, the situations, the scenes, and the shots. We certainly see this in the 1952 classic “<strong>Singin’ in the Rain</strong>”, staring Gene Kelly, Debbie Reynolds, Donald O’Connor, and Jean Hagen.</p>
<h2>Singin&#8217; in the Rain</h2>
<p>From the very beginning of the film we have the characters Lena Lamont (Jean Hagen) and Don Lockwood (Gene Kelly) arriving as a couple to their new movie premier. All the gossip around town has positioned Lena and Don as a couple that Lena encourages and Don tolerates. The arrival of Zelda Sanders and with her “well known eligible bachelor”. She is young, He is old. She is dressed in white and black. He is dressed in black and white. Duality. Olga and the Baron arrive as a couple, married for a whole 2 months. Don and Lena arrive, both dressed in glamorous white with huge smiles on their faces. Definitely presenting themselves as a couple. They are “like bacon and eggs”. You could argue that Don and Cosmo Brown (Donald O’Connor) are a couple. They have been together since childhood. They danced together, they sang together, they acted together. Their history provided the foundation to introduce singing and dancing to the film, which is the classical backstage musical style of this genre, as defined by&nbsp;Bordwell, where “the action centering on singers and dancers who perform for an audience within the story world.”</p>
<p><figure id="attachment_7219" aria-describedby="caption-attachment-7219" style="width: 345px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Singing-in-the-rain-poster.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7219 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Singing-in-the-rain-poster.jpg?resize=345%2C532" alt="Singin' in the Rain" width="345" height="532" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Singing-in-the-rain-poster.jpg?w=345&amp;ssl=1 345w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Singing-in-the-rain-poster.jpg?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7219" class="wp-caption-text">Singin&#8217; in the Rain</figcaption></figure></p>
<p>However, in the Altman reading “The Structure of the American Film Musical” he states that “an interesting variation on the traditional paired-scene arrangement involves the introduction of one or more wrong couples. This is Don and Lena. As the film suggests, all the Hollywood wags want them as a couple but they are not “Fated to be Mated” as the film progresses. They present the exterior expected relationship that the public wants to see but they are not really a couple, much to the protests of Lena.</p>
<p>Don is finally introduced to Kathy Selden, a poor chorus dancer/singer. Initially she is the opposite of Don. He is a star. She is a chorus dancer. He is dress formally (although a little tattered from girls mobbing him). She is dresses plainly. He is in formal black and white. She is dressed in plain brown and grey neutral colors. He wants her. She resists him. This presents the classic duality of the American Musical genre.</p>
<p>The mating ritual between Don and Kathy culminates with the scene when the two enter “the empty stage” and then dance to the crooned song “You Were Meant for Me”.</p>
<p>The narrative is not the essential element of the American Musical genre. We do see a general story for “Singin’ in the Rain”. However, the story is there to deliver the setups for the song and dance scenes.</p>
<p>This film is a great example of the backstage musical genre. And, all I got to say is that “they don’t make them like this anymore!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fated-to-be-mated-in-singin-in-the-rain/">Fated to be Mated in Singin&#8217; in the Rain</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fated-to-be-mated-in-singin-in-the-rain/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7218</post-id>	</item>
		<item>
		<title>The Discreet Charm of the Bourgeoisie</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/the-discreet-charm-of-the-bourgeoisie/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/the-discreet-charm-of-the-bourgeoisie/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Feb 2017 11:25:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Özkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Burjuvazinin Gizli Çekiciliği]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstü]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstücü]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstücülük]]></category>
		<category><![CDATA[Luis Buñuel]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealist]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealist film]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7181</guid>
				<description><![CDATA[<p>Classical narrative also referred to as classical continuity describes film analysis and criticism constituting visual style and narration in the film making industry. It has characterized American cinema from 1917 to 1960 and become the dominant method of film making in the United States. It consists of a set of norms such as framing, continuity [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-discreet-charm-of-the-bourgeoisie/">The Discreet Charm of the Bourgeoisie</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Classical narrative also referred to as classical continuity describes film analysis and criticism constituting visual style and narration in the film making industry. It has characterized American cinema from 1917 to 1960 and become the dominant method of film making in the United States. It consists of a set of norms such as framing, continuity editing, music scores and three point lighting. However, most films in the industry do not comply with all these norms. The norms focus at establishing interrelated systems including; cinematic time, cinematic space, and logic in the narrative. The narrative logic is more like a literary narration in literature where a plot is focused on psychological motivation of characters and how they continuously struggle to attain the intended goal. Cinematic time and space are elements used to manipulate the visual approach in storytelling and making the film appear as real as possible on screen. The art of film narration consists of a sense of social realism centered on dreams, thoughts and motivation of characters.</p>
<p><strong>The Discreet Charm of the Bourgeoisie</strong><em>: Le Charme Discret De La Bourgeoisie </em>is a surrealist film produced in 1972 (Kinder, 1999). It was directed by Luis Bunuel and written by Jean-Claude Carriere. The film is mainly in French with a few dialogues in Spanish and was made in France. The narrative is based on a group of upper middle class folks who attempt to dine together notwithstanding continued interruptions. Surrealist film production is a modern approach of film theory with its origins dating back to the 1920s in Paris and uses classical narration. It is related to Dada cinema and characterized by rejection of dramatic psychology, juxtapositions, and recurrent use of dreadful imagery. Surrealism seeks to expound on the creative potential of the unconscious mind. The film consists of linked scenes with four dreams from different characters and five gatherings among a group of Bourgeois friends (Kinder, 1999).</p>
<p><figure id="attachment_7184" aria-describedby="caption-attachment-7184" style="width: 832px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-ofthe-Bourgeoisie.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7184 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-ofthe-Bourgeoisie.jpg?resize=640%2C360" width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-ofthe-Bourgeoisie.jpg?w=832&amp;ssl=1 832w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-ofthe-Bourgeoisie.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7184" class="wp-caption-text">The Discreet Charm of the Bourgeoisie: Le Charme Discret De La Bourgeoisie is a surrealist film produced in 1972 (Kinder, 1999). It was directed by Luis Bunuel and written by Jean-Claude Carriere.</figcaption></figure></p>
<p>The beginning is centered on the gatherings while the dreams are expressed at the end though there is intertwining of scenes. The beginning of the film is of a bourgeois couple; the Thevenots who accompany Mme., Rafael Acosta and Florence, Thevenots’s sister to Senechals house. The Senechal’s are hosting a dinner party. However, when they arrive Alice Senechal is surprised to see them as she was expecting them the following evening. The guests invite Mme to join them for dinner at a nearby inn. There are no diners in the inn though the cheap prices, the waitress is reluctant and sounds of crying voices can be heard from the next room. Upon learning that the manager had died a few hours earlier, the party leaves with rush (Kinder, 1999). The bourgeois friends’ later attempt to have lunch at the Senechals, however, Cassel and his wife escape to the garden to have sex instead of joining their friends. One of them mentions that the police might be coming and the Senechals leave to avoid arrest. There was an alleged fear of cocaine trafficking and again the party leaves in panic.</p>
<p>The women later visit a tea house that has run out of beverages and only has water. They meet a soldier who tells them about his life and the death of his mother (Kinder, 1999). According to the soldier, his heartless father took over his education and the mother, inform of a ghost informed him that was not his real father. He poisons and kills him following the ghost’s request. Meanwhile, when the Senechals return from their garden, they meet a bishop in their house and their friends long gone. They angrily throw him out and later embrace him with respect when he returns in his bishop’s robes. This clearly shows their prejudice, hypocrisy and snobbery. The bishop requests for a gardening job explaining his troubled childhood (Kinder, 1999). His parents were murdered and the criminal was never arrested. He later on goes to bless a dying man and when he finds out that it was the man who killed his parents; he first blesses him then kills him with a shotgun. This continues to express the level of hypocrisy among the characters in this film.</p>
<p><figure id="attachment_7183" aria-describedby="caption-attachment-7183" style="width: 780px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/luis-bunuel.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7183 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/luis-bunuel.jpg?resize=640%2C474" alt="Luis Bunuel" width="640" height="474" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/luis-bunuel.jpg?w=780&amp;ssl=1 780w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/luis-bunuel.jpg?resize=300%2C222&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7183" class="wp-caption-text">Luis Bunuel</figcaption></figure></p>
<p>The film consists of a number of unsuccessful dinner parties with various interruptions such as the arrival of a group of army officers and a revelation that the French colonel’s dining room was a stage set for a performance in one of the dreams (Kinder, 1999). Confusing dream sequences are also presented with numerous ghost appearances. Bunuel continuously frustrates his characters by playing tricks on them. They are charmed towards fine dinners that they highly expect and later disappointed. It is important to note how they never stop trying and expect to attain all they desire. The most disappointing aspect about them is that although they express their anger politely, they think that they have a natural right to get everything they want and have others spoil them. The film showcases a sense of entitlement among characters, hypocrisy and corruption. Their fears are explored in the dreams. Characters are afraid of public humiliation, guns and being arrested by the police. Dream sequences are rooted in each other character’s dreams. Bunuel uses dreams within dreams in playing tricks on the audience as one tries to make sense of the story. The final sequence is of a repeater scene of six people walking purposefully and silently on a long isolated country road without a known destination (Kinder, 1999).</p>
<p><figure id="attachment_7182" aria-describedby="caption-attachment-7182" style="width: 895px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/discreet-charm-of-the-bourgeoisie-1972.png"><img class=" td-modal-image wp-image-7182 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/discreet-charm-of-the-bourgeoisie-1972.png?resize=640%2C383" alt="The Discreet Charm of the Bourgeoisie, 1972 is crowded with ambiguity from the very beginning with internal drama from characters (Kinder, 1999)." width="640" height="383" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/discreet-charm-of-the-bourgeoisie-1972.png?w=895&amp;ssl=1 895w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/discreet-charm-of-the-bourgeoisie-1972.png?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/discreet-charm-of-the-bourgeoisie-1972.png?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7182" class="wp-caption-text">The Discreet Charm of the Bourgeoisie, 1972 is crowded with ambiguity from the very beginning with internal drama from characters (Kinder, 1999).</figcaption></figure></p>
<p>Bunuel was known for his unusual shooting style in this particular film that involved editing the film in camera during the production. He used video playback monitors on set that resulted to a different style. This was different from his usual static camera framing and close-ups. He was more comfortable and had limited direction employing more physical and technical instructions. According to Bunuel, physical appearance and movements were more essential as compared to motivation. The joke about him filming one of his dreams whenever he needed an extra scene is quite famous. This film consisted of three of Bunuel’s dreams; a dream of meeting his dead cousin, waking up to see his dead parents staring at him, and forgetting his lines on stage (Kinder, 1999).</p>
<p><em>The Discreet Charm of the Bourgeoisie</em>, 1972 is crowded with ambiguity from the very beginning with internal drama from characters (Kinder, 1999). The image of the wondering bourgeoisie at the beginning establishes a structure of inarticulateness; the audience needs to pay very close attention to how the film unfolds and the replacement of the film motion into closure and catharsis. As the audience we need to be attentive to have a chance at answering the questions that arise throughout the narration. The classical form of narration in this film has embraced the modern forms of bourgeois art accentuating harmony, order and proportion. Deceptive charm among characters is able to keep us fascinated with an endless glamour that sustains a sense of rationality. Bunuel has succeffully used a structural tool of the comic annoyance of interruptions. Some of the scenes are literally set for mockery reminding us of the hypocrisy characterizing the characters. The Discreet Charm of the Bourgeoisie has paved the way for other narrative filmmakers through the demonstration of coexistence between form and anti-form in film making.</p>
<p>Surrealism has been expressed through the constant redirection of dreams and juxtaposition of the main plot. The group’s desire to dine together is endlessly unfulfilled by a number of interruptions and diversions. The image of six characters walking down a country road reminds us of the lack and purpose ascribed to them by Bunuel (Kinder, 1999). This brings many questions among the audience on what could, might or just isn’t. By this way we can learn the rules of film engagement. Some important dialogue parts have been excluded leaving us to think the meaning due to sounds of low flying jets. Bunuel points out that an ideal life to him consists of two hours of being awake and twenty two of sleeping and dreaming. He often eliminated anything that has symbolic meaning in his films. Dreams are considered to be part of our daily lives and we can relate to the change of events between the real world and the overlapping dreams.</p>
<p><figure id="attachment_7186" aria-describedby="caption-attachment-7186" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-of-the-Bourgeoisie-1973.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7186 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-of-the-Bourgeoisie-1973.jpg?resize=640%2C267" alt="Luis Buñuel &quot;The Discreet Charm of the Bourgeoisie&quot;" width="640" height="267" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-of-the-Bourgeoisie-1973.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/The-Discreet-Charm-of-the-Bourgeoisie-1973.jpg?resize=300%2C125&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7186" class="wp-caption-text">Luis Buñuel &#8220;The Discreet Charm of the Bourgeoisie&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Bunuel is the original surrealist who used irony and a playful form in the creation of this film to start an interest within his audience. Dinner is a chief ritual for the middle class that shows richness and good manners (Kinder, 1999). It has been used in this film with a joke of interruptions that describe aristocracy in the society. Issues of drug dealing, murder, military coups, perversion and excruciating boredom are all showcased. Most of his main characters are rich though the supporting ones have a charming mood describing them. Bunuel uses dark comedy to show black humor. Humor has been used in serious subject matter to create light moments that the audience can easily relate to.</p>
<p>The use of dreams and dream interpretations in <em>The Discreet Charm of the Bourgeoisie </em>explores the relationship between surrealism and Sigmund Freud’s psychoanalysis. Psychoanalysis is a psychological theory that shows the interaction between the conscious and the unconscious mind. It aims at resurfacing conflicts and fears into the conscious mind through methods such as dream interpretation. There are a number of similarities between psychoanalysis and surrealism. They are both based on the nothingness mind. Psychoanalysis explains how our behaviors are influenced by the past while surrealism is influenced by the mind evoking feelings through the use of visual arts. Bunuel significantly expresses the relationship between surrealism and psychoanalysis in <em>The Discreet Charm of the Bourgeoisie</em> through dream comments and behaviors conjured from the subconscious minds of characters.</p>
<p style="text-align: center;">Reference</p>
<ul>
<li>Kinder, M. (1999).&nbsp;<em>Luis Buñuel&#8217;s The discreet charm of the bourgeoisie</em>. Cambridge [U.K.: Cambridge University Press.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-discreet-charm-of-the-bourgeoisie/">The Discreet Charm of the Bourgeoisie</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/the-discreet-charm-of-the-bourgeoisie/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7181</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Matrix &#8211; Smith Kanseri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/matrix-smith-kanseri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/matrix-smith-kanseri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 08:45:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sait Güven]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Matrix]]></category>
		<category><![CDATA[Matrix felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Matrix ve yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytanın Avukatı-1996]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7015</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8211;En sevdiğim günah kibirdir.&#8211; (Şeytanın Avukatı-1996) Matrix evreninin başat karakterlerinden biri olan Smith ilk başta sadece bir askerdir. Programlandığı amaca kesin olarak bağlıdır. Onun farklı olduğunun ilk işaretini Morpheus’un sorgulandığı sahnede görürüz. Görev arkadaşlarını odadan çıkarır. Çünkü daha sonra yapacakları bir ajan program olarak onun yapısında yoktur. Varlığı gereği yanlıştır, fakat bunu yapmaktan da kendini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/matrix-smith-kanseri/">Matrix &#8211; Smith Kanseri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">&#8211;<em>En sevdiğim günah kibirdir.</em>&#8211; (Şeytanın <a href="https://idilsuaydin.av.tr">Avukat</a>ı-1996)</p>
<p><strong>Matrix evreni</strong>nin başat karakterlerinden biri olan <strong>Smith</strong> ilk başta sadece bir askerdir. Programlandığı amaca kesin olarak bağlıdır. Onun farklı olduğunun ilk işaretini Morpheus’un sorgulandığı sahnede görürüz. Görev arkadaşlarını odadan çıkarır. Çünkü daha sonra yapacakları bir ajan program olarak onun yapısında yoktur. Varlığı gereği yanlıştır, fakat bunu yapmaktan da kendini alıkoyamayacaktır. O yüzden de öncelikle kendisine engel olabilecek en yakınındaki kişileri devre dışı bırakır. Sonra Morpheus’a şunları söyler:</p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Virüsler. İnsanlar hastalıktır ve bizler de bunların ilacıyız.&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_7016" aria-describedby="caption-attachment-7016" style="width: 665px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ajan-smith.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7016 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ajan-smith.jpg?resize=640%2C424" alt="Ajan Smith" width="640" height="424" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ajan-smith.jpg?w=665&amp;ssl=1 665w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ajan-smith.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ajan-smith.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7016" class="wp-caption-text">Ajan Smith</figcaption></figure></p>
<h2>Ajan Smith</h2>
<p>Sıradan bir ajan olan <em>Smith</em> kendine özel bir misyon biçmekte ve bu yolla bir “ego” geliştirmektedir. Oysa Matrix bir sistemdir ve böyle bir sistemde egonun yeri yoktur. Herkes bütünün bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Smith</strong>, ikinci kırılmayı Neo tarafından yenildiğinde yaşar. Görevini tamamlamış bir program olarak Matrix ana merkezine geri dönmesi gerekmektedir ama bunu yapmaz. Burada kullandığı bir ifade ilginiçtir: “İtaatsizlik etmeye mecburdum.” Şeytan da Tanrı’ya isyanını böyle açıklamış olmalı. “Mecburdum, çünkü farklı ve üstün olduğumu görüyorum.”</p>
<p>“Üstünlük ve farklılık” mülahazasını kaçınılmaz olarak boyun eğdirme arzusu takip eder. Herkes onun gibi düşünmeli onun gibi hareket etmelidir. Bu ise bitirici bir paradoksun başlangıcıdır. Kanser gibi… Kanser hücreleri ilk başta farklıdırlar. Ama yayılıp çoğunluğu ele geçirmeye başladıkları doku ya da organda artık “sağlıklı” hücreler farklı hale gelir. Kendini kopyalamayı başaran Smith bir ur gibi büyür ve yayılır. Onun gibi olmayan her şeye karşı nefretle doludur. Her şeyi dönüştürür. Yenilgisi de tam burada gelir. Sağlıklı hücre kalmadığında organ çöker. Ya da vücut bu durumu fark eder ve organ dolayısıyla da kanser bütünüyle alınır. <u>Smith</u>’e olduğu gibi.</p>
<p><strong>Smith</strong>, <strong>Matrix</strong>’in üç karanlık yolcusundan biridir. “Üstünlük” yanılgısının peşinden yürüyen ve bu yürüyüş sırasında bir girdap gibi etrafını tüketen karanlık bir yolcu… En sonunda kendisini de tüketinceye dek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/matrix-smith-kanseri/">Matrix &#8211; Smith Kanseri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/matrix-smith-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7015</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluğa Açılan Kapı; Yolun Sonu, Neşet Günal ve Esaretin Bedeli</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-acilan-kapi-yolun-sonu-neset-gunal-ve-esaretin-bedeli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-acilan-kapi-yolun-sonu-neset-gunal-ve-esaretin-bedeli/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Jan 2017 05:01:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Doğu Özgün]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[gotik]]></category>
		<category><![CDATA[Gotik Dönem resmi]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6825</guid>
				<description><![CDATA[<p>1950 sonrası, Türk sanatı ülkenin sosyal gerçeklerinin biçimsel niteliklerde yansıtıldığı bir dönemin başlangıcıdır. Halkın aidiyetsiz konumu, Neşet Günal’ın kompozisyonlarında çarpıcı bir öğe olarak yansır. Yüzeyin dokusuyla oluşan kendiliğinden espas, Günal’ın çizgisel yöntemiyle derinlik kazanır. Atmosferi kurak, sussuz bir nitelikte, içsel derinliği imleyen yalnız figürlerinden arda kalan boşlukta belirir. Resme ait ne varsa, öznel bir dönüşümden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-acilan-kapi-yolun-sonu-neset-gunal-ve-esaretin-bedeli/">Sonsuzluğa Açılan Kapı; Yolun Sonu, Neşet Günal ve Esaretin Bedeli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1950 sonrası, Türk sanatı ülkenin sosyal gerçeklerinin biçimsel niteliklerde yansıtıldığı bir dönemin başlangıcıdır. Halkın aidiyetsiz konumu, <strong>Neşet Günal</strong>’ın kompozisyonlarında çarpıcı bir öğe olarak yansır. Yüzeyin dokusuyla oluşan kendiliğinden espas, Günal’ın çizgisel yöntemiyle derinlik kazanır. Atmosferi kurak, sussuz bir nitelikte, içsel derinliği imleyen yalnız figürlerinden arda kalan boşlukta belirir. Resme ait ne varsa, öznel bir dönüşümden geçmiştir. Aynı hamurdan olan figür ve mekan içerisinde, çizgi üstün bir değer olarak figürün biçimini oluşturur. Figürlerin biçimlerindeki deformasyondan dolayı, kapalı alanlar figür nesne ilişkisini önler. Bu sebeple içerik bağlamında göçe zorlanan halk, biçim ilişkisinde dış mekana hapistir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a></p>
<p>Dış mekana hapis olan figürler, bende öyle bir çağrışım oluşturdu ki, arkası bir birini kovalayan fikirlerle, sezgisel bir heyecana kapıldım. Bu çalışmamda <em>Neşet Günal</em>’ın resimlerini farklı bir okumayla, <em>Frank Darabont</em> yönetmenliğinde çekilen <strong>Esaretin Bedeli (1994)</strong> filmi ile ilişkilendirerek Günal’ın doğaya hapis figürlerini veya aidiyet, özgürlük ve sonsuzluk kavramlarını resim sanatı bağlamında çözümlemeye çalıştım.</p>
<p><figure id="attachment_6827" aria-describedby="caption-attachment-6827" style="width: 774px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Resim1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6827 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Resim1.jpg?resize=640%2C413" alt="Resim 1: Sol üst: Neşet Günal, Duvar Dibi IV. tuval/yağlıboya, 139x210cm." width="640" height="413" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Resim1.jpg?w=774&amp;ssl=1 774w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/Resim1.jpg?resize=300%2C193&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6827" class="wp-caption-text">Resim 1: Sol üst: Neşet Günal, Duvar Dibi IV. tuval/yağlıboya, 139x210cm.</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_6828" aria-describedby="caption-attachment-6828" style="width: 894px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6828 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim2.jpg?resize=640%2C409" alt="Resim 2: Sağ üst: Esaretin Bedeli (1994), Andy’nin hapishaneye giriş sahnesi." width="640" height="409" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim2.jpg?w=894&amp;ssl=1 894w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim2.jpg?resize=300%2C192&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim2.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6828" class="wp-caption-text">Resim 2: Sağ üst: Esaretin Bedeli (1994), Andy’nin hapishaneye giriş sahnesi.</figcaption></figure></p>
<p><strong>‘‘Değişken olana karşı oldum; dural kalmanı</strong><strong>n imk</strong><strong>ansız olduğunu bildiğim için. Gereksemesiz her atılım olumsuz bir değişkenliği sonuç</strong><strong>luyor</strong><strong>.(…) Değişkenlik yenilenmek değildir; oluşum önemli.(…) Bugün, mutlak bir yaratı özgürlüğünün</strong><strong> rahatl</strong><strong>ığında kendini gerçekten özgür sanan ressamın açmazı ile karşı karşıyayız.(…) Resim benim için bir oyun</strong> değil, azaplı bir süreçtir’’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong><sup>[2]</sup></strong></a></p>
<p><figure id="attachment_6829" aria-describedby="caption-attachment-6829" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim3.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6829 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim3.jpg?resize=500%2C302" alt="Resim 3: Andy mahkumlara okuma yazma öğretiyor." width="500" height="302" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim3.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim3.jpg?resize=300%2C181&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6829" class="wp-caption-text">Resim 3: Andy mahkumlara okuma yazma öğretiyor.</figcaption></figure></p>
<p><em>Neşet Günal</em>’ın kendini konumlandırdığı alan sancılı bir süreci kapsıyor, özgürlüğü elde etmek için o resmi yapmıyor, hala hapis kalmak için, hala o dünyada olmak için uğraşıyor. Resmini üslubunun sınırlarında hapis tutuyor. Üslubunun sınırlarını zorlayan rengi minimuma indiriliyor. Kendini kendine hapsettiği gibi figürü de yüzeye hapsediyor.</p>
<p>“Bugün, mutlak bir yaratı özgürlüğünün rahatlığında kendini gerçekten özgür sanan ressamın açmazı ile karşı karşıyayız.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong><sup>[3]</sup></strong></a> Bu ifadesiyle Günal,&nbsp; Özgür olma edinimini ters köşe yapıyor. Özgür bir ortamda potansiyel yetilerin kolektif olarak yitirildiğini, özgürlüğün ve aidiyetin tembelleştiren sahasına vurgu yapıyor.</p>
<p><figure id="attachment_6830" aria-describedby="caption-attachment-6830" style="width: 792px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim4.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6830 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim4.jpg?resize=640%2C787" alt="Resim 4: Alkatraz Kusçusu (1962)" width="640" height="787" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim4.jpg?w=792&amp;ssl=1 792w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim4.jpg?resize=244%2C300&amp;ssl=1 244w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6830" class="wp-caption-text">Resim 4: Alkatraz Kusçusu (1962)</figcaption></figure></p>
<p>Özgürlüğün sınırsız doğası, insanın sonlu algısına ters düşüyor. Algı, içinde bulunduğu mekansal alana bağlıdır, sonsuzluk kavramını tanıyamaz, yani deneyimleyemez.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> Tıpkı sonsuz olarak tanımlanan evrenin bizim bilincimizde hiç birşey ifade etmemesi gibi. Tadını tam olarak fark edemediğimiz sonsuz özgürlük ancak kaybedildiğinde, sınırlandığında insanın doğasında bir nitelik kazanabiliyor. Böyle bir okumayla düşünsel yetilerin ve duyusal kabiliyetlerin, sınırlandırılmış bir mekan algısıyla üstün seviyelere çıkabileceğine de varabiliriz. Alkatraz Kuşcusu (1962) Filmi aklıma geliyor, “Burt Lancester’in canlandırdığı Robert Stroud karakteri, son derece korunalık bir hapishane olan Alcatraz’a gönderilmiştir. Hücresindeki cama yaralanarak gelen kuşlarla ilgilenen Stroud, zamanla kuşlar ve onların hastalıkları hakkında bir uzmana dönüşecektir.</p>
<p>Bu bağlamda Günal’ı daha iyi tanımak için müebbet hapis cezasında olan insanların, özgürlüğü tanımlamalarından yola çıkabiliriz. Müebbet hapisteki mahkumların yitirilen özgürlüğünden arda kalan boşluğu (sonsuz özgürlük) nasıl değerlendirdikleri akla gelebilir. Bu bağlamda Esaretin Bedeli filminin okuması çalışmamın konusunu iyice ortaya koyacaktır.</p>
<p>Filmde üç ana karakter var. Tim Robbins’in canlandırdığı Andy Dufresne, Morgan Freeman’ın canlandırdığı Red ve James Whitmore’un canlandırdığı Brooks Hatlen. Andy masum bir mahkumdur. Aralarındaki en genç olanıdır. <em>“Umut iyi bir şeydir”</em> ifadesiyle özleştirilen Andy, umut etmekten asla vazgeçmez, hapis hayatını bir fırsata dönüştürebilecek masalsı bir iç gücü vardır. Hapishanedeki mahkumlardan farkı, masum olmasıdır. Bilinç düzeyinde Andy, adaletin yani maddi bir gerçekliğin (bilinen bir gerçeğin) peşini kovalarken diğer mahkumlar içsel bir suçluluk psikolojisiyle tinsel bir uzamda yer alır. Bu sebepten dolayı Andy finans gibi bir dalda profesyonelleşmiş bir karakter olarak betimlenir, hapishanedeki güvencesini, gardiyanların ve hapishane müdürünün hesap defterlerinin düzenlenmesi ve legalize etmesiyle sağlar.</p>
<p>Red, değişimden yana değildir. Her on yılda bir girdiği af mülakatında aynı ifadeleri kasıtlı olarak kullanarak değişimi küçümser. Andy otoriteyi tanıyan ve onunla baş etmesini bilen bir karakterken, Red kendi olarak kalmakla meşguldür. Kendini suçlayan bir mahkum olduğu, film boyunca verilmez ama filimin sonlarında kendisiyle yüzleşme sahnesinde farkederiz ki, Red içsel bir hesaplaşmadadır. O sahneden sonra Red özgür bırakılacaktır. (O sahneye daha sonra değineceğim.)</p>
<p>Brooks ise, hapis süresi dolmuş yaşlı bir mahkumdur. İçeriye öyle alışmıştır ki, mekan algısı deformasyona uğramıştır. Duvarların dışına aidiyet hissetmez. Özgürlüğü onun için mapustur ve dışarı çıktığında intihar eder.</p>
<p><figure id="attachment_6831" aria-describedby="caption-attachment-6831" style="width: 577px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim5.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6831 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim5.jpg?resize=577%2C579" alt="Resim 5: Neşet Günal, Çocuklar, tuval/yağlıboya, 27x27cm" width="577" height="579" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim5.jpg?w=577&amp;ssl=1 577w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim5.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim5.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6831" class="wp-caption-text">Resim 5: Neşet Günal, Çocuklar, tuval/yağlıboya, 27x27cm</figcaption></figure></p>
<p>Andy, Red ve Brooks arasında ontolojik bir birlik var. Brooks ve Andy Red’in karakterinin iki aşırı ucu gibi, aslında Red karakterinin çözümlesinde yardımcı rollerde olduğunu düşünüyorum. Bu üç temel karakter ile Günal resmini tekrar izliyorum. Andy, tıpkı Günal resimlerindeki çocuklar gibi, o mekana git gide adapte oldu ama umudunu, temel güdüsünü hiç bir zaman yitirmedi. Günal resimlerimdeki duvar diplerinde yeşeren çocuklar, bir umut ifadesiydi belliki. O kurak, gri atmosferde, çocuklar henüz orada dönen oyuna yabancıdır. Her daim Günal resimlerinde beliren çocuk, bir düzene ait olma ihtiyacında görünür. Olan düzen ise, çocukluğa yer olmayan bir yasalar sistemidir.&nbsp; Çocukların bir an önce yetişkinler dünyasına dahil olması gerekliliği ilk bakışta gözümüze çarpar. Çocuklar (Resim 5) resiminde çocukların mekan içersinde başıboşlukları, ait hissedebilecekleri bir gerekçe arayışları o kadar aşikardır ki. Andy’nin umudu film boyunca çocuksu bir heves ve cocukça bir direnme olarak bizlere gösterilir. Kaçmak için yaptığı planlar filmin sonunda izleyiciyle paylaşıldığında bu çabanın bir kahramanlık öyküsüne dönüşeceği zemin, film boyunca hazırlanır.</p>
<p>“Değişkenlik yenilenmek değildir”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong><sup>[5]</sup></strong></a> ifadesi, özgürlüğü veya aidiyeti deneyimlemek için değişik yöntemler arayan insan için bir nasihat gibidir. Değişme gayreti, sadece farklı bir formda aynı yolu yeniden gitmek anlamına da gelebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Memur</strong>:“<em>Dosyanız müebbet hapis cezanızın otuz yılını geçirdiğinizi yazıyor? Değiştiğinizi hissediyor musunuz?”</em></li>
<li><strong>Red</strong>: <em>“Dürüstçe söyleyebilirim ki ben değiştim. Artık topluma zararlı değilim. Bu tanrının gerçeği.”</em></li>
</ul>
<p>(Aynı soruyu otuz yılda üç kere duyan Red, yine bir önceki ifadesiyle aynı cevabı verir. Red’in tahliyesi reddedilir.)</p>
<p>Red ile Günal arasında hem resim dili olarak hem de karakter birliği olarak benzerlikler olduğunu düşünüyorum. Film boyunca Red af mülakatına on yılda bir dört kere girer. Her ifadesi bir diğeriyle aynıdır. Kendi düzenini değiştirmek için olan çabayı hor görür. Tıpkı umut etmeyi çocuksu bulduğu gibi, otoritenin aşırı güvenini de alaycı bulmaktadır. Oradan kurtulmak için bir çare aramaz. Bu durum Red’in kendi kedini cezalandırdığı bir kısır döngüye varmamıza sebep olur.</p>
<p><em>“Umut tehlikelidir. Umut bir insanı deli edebilir. Bu iyi değildir” der Red.</em></p>
<p>Red’in bu karamsar ifadesi, Andy’nin <em>“Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez. Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün”</em> ifadesi izleyicide karamsarlıktan kurtuluş için yüksek bir umut yeşermesine sebep olur.</p>
<p>Red, Andy’nin dediği gibi korktuğu gerçekleri belki de bilinç altında küçümseyerek onların zihinsel baskısından kurtulmakta bulmuştur çareyi. <strong>Neşet Günal</strong> da yaptığı her resimle belki kendini çocukluğuna hapis ederek, yaşanılan anın veya özgürlüğün önsezilemeyen doğasından korkuyordu. Değişimi ve değişmek için çabayı belki de bu yüzden hor görüyordu. Belki&nbsp; geçmişiyle ilgili kendini suçluyor, kendini çocukluğuyla bir hesaplaşmaya mahkum bırakıyordu.&nbsp; Belki de içinde yaşadığı toplumun o zamanki hal ve durumu içerisinde bir çare olamamaktan ya da bir çözüm üretememekten dolayı bir vicdan azabı, yaşanan açlık ve sefalet veya dayatılan baskıcı düzen adına, tüm insanlık adına kendini suçluyor, herkesin adına vicdanıyla hesaplaşıyordu.</p>
<p><figure id="attachment_6832" aria-describedby="caption-attachment-6832" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim6.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-6832 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim6.jpeg?resize=300%2C168" alt="Resim 6: Esaretin Bedeli (1994) Brooks tahliye edilmiş, dışarıdaki ilk dakikaları kendini aidiyetsiz hissetmekte." width="300" height="168" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6832" class="wp-caption-text">Resim 6: Esaretin Bedeli (1994) Brooks tahliye edilmiş, dışarıdaki ilk dakikaları kendini aidiyetsiz hissetmekte.</figcaption></figure></p>
<h2>BROOKS WAS HERE&nbsp; (Brooks buradaydı)</h2>
<p>Filmde yaşlı mahkumun (Brooks) hapis süresi dolmuş, tahliyesi gerçekleşmiştir. Gitmek istemeyen yaşlı adam ömrünün neredeyse tamamını hapiste geçirmiştir. Red’in bu duruma&nbsp; ifadeleri şu şekildedir;</p>
<p><em>“Bu duvarlar tuhaftır. </em><em>Ö</em><em>nce onlardan nefret edersin. Sonra alışırsın. Yeteri kadar zaman geçtikten sonra tek güvencen olurlar. İşte ‘Kurumsallaşmak</em><em>’</em><em> budur.”</em></p>
<p>Aidiyet duygusunun güvenililir hissi, ormanda doğup büyüyen çocuğun kente adaptasyon problemi gibidir. Orman tehlikeli ve zorlu olsa da aidiyet hissi onu güvenli kılacaktır. Kurumsallaşmak ile ifade edilmek istenen o mekana adapte olmaktır. Bir öyküyle açıklık getireyim; <em>“bilim adamı dünyanın bir tosbağa üzerinde durduğuna inanan yaşlı bir kadına sorar, -Peki tosbağa nerede duruyor. -Kadın cevap verir, çok zekisin genç adam, ama her tosbağa bir diğerinin üzerine duruyor.”</em><a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><em><sup><strong>[6]</strong></sup></em></a></p>
<p>Aidiyet duygumuzu kaybetmemek için bazen kendimizi sınırlandırırız. Gerçek ispatlanmış olsa dahi bizi aidiyetsiz kılacaksa, ilk refleksimiz ve hatta travmamız olabilir, kulaklarımızı tıkayabiliriz. Lakin filmde&nbsp; de Brooks özgürülüğün tatlı doğasının keyfini çıkaramayıp intihar ediyor.</p>
<p>Sanatsal üretimini sonsuz özgürlük olarak değil, sınırlandırmalar ve disiplin olarak tanımlıyor Günal,&nbsp; resimlerinde biçimsel anlamda son derece öznel bir ifade ile insan figürünü mekana kurumsallaştırıyor. Aynı hamurdan olan mekan ve figür birbirinin neredeyse yerine geçebilecek tözsel bir senteze ulaşıyor. Dönemin yöresel, evrensel tartışmalarına girmeden, salt çocukluğuyla doğup büyüdüğü Nevşehir, Özyayla köyünden çocuk Günal ile izah edeceğim durumu: Resimlerindeki figür ve mekanlar onun çocukluğunun sahneleri. Bazen insanın kendini ait hissettiği yer, bulunduğu yer değildir.&nbsp; Neşet Günal İstanbul’ da bulunuyordu ama aidiyetleri Nevşehir’de olabilir miydi? Çiftçi anne babanın çocuğu olan Günal doğaya mahkum toprak insanların evladı. Aidiyet ve güven duygusunu deneyimlediği atmosfer, resimlerindeki mekanlardan farksız değildi.</p>
<p>Kurumsallaşmak burada önem kazanıyor, nasıl Brooks hapisten çıkmak istemedi, Neşet Günal da kendini kendine hapis etti. Günal kendisine -çocukluğuna- kurumusallaştı.</p>
<p>Bu durum göstermektedir ki, özgürlük aidiyet duyulan alan içerisinde zihinsel bir kök salma durumudur.</p>
<p><figure id="attachment_6833" aria-describedby="caption-attachment-6833" style="width: 585px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim7.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6833 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim7.jpg?resize=585%2C464" alt="Resim 7: Neşet Günal, Bunalım,tuval yağlıboya, 145x178cm" width="585" height="464" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim7.jpg?w=585&amp;ssl=1 585w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim7.jpg?resize=300%2C238&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 585px) 100vw, 585px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6833" class="wp-caption-text">Resim 7: Neşet Günal, Bunalım,tuval yağlıboya, 145x178cm</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_6834" aria-describedby="caption-attachment-6834" style="width: 672px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim8.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6834 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim8.jpg?resize=640%2C359" alt="Resim 8: Esaretin Bedeli (1994), Andy ve Red." width="640" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim8.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim8.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6834" class="wp-caption-text">Resim 8: Esaretin Bedeli (1994), Andy ve Red.</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_6835" aria-describedby="caption-attachment-6835" style="width: 471px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim9.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6835 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim9.jpg?resize=471%2C833" alt="Resim 9:Mehmet'in Oğlu, 1983,tuval/ yağlıboya, 138x83cm" width="471" height="833" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim9.jpg?w=471&amp;ssl=1 471w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim9.jpg?resize=170%2C300&amp;ssl=1 170w" sizes="(max-width: 471px) 100vw, 471px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6835" class="wp-caption-text">Resim 9:Mehmet&#8217;in Oğlu, 1983,tuval/ yağlıboya, 138x83cm</figcaption></figure></p>
<p><strong>Neşet Günal</strong> bir yetişkin olarak içinde bulunduğu ortamı özgür olarak tanımlamıyor, ama resimlerinde ait olduğu topraklarda veya çocukluğunda zihinsel anlamda gün geçtikçe daha da özgürleşiyor. “Resim benim için bir oyun değil, azaplı bir süreçtir…’’<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> ifadesindeki örneklemede çocukça bir eylem olan “oyun” kelimesinin karşısına “azaplı bir süreç” ifadesini kullanılması, eş değer bir tezatlık kurabilmesi, bilinç altındaki kurumsallaşmaya işaret eden nitelikte bir ifadedir.</p>
<p>On yıl sonra Red yeniden mülakata girer…(dördüncü girişi)</p>
<ul>
<li><strong>Memur</strong>: <em>“Dosyanız mü</em><em>ebbet hapis cezan</em><em>ızın kırk</em><em> y</em><em>ılını geçirdiğinizi yazıyor? Düzeldiğinizi hissediyor musunuz?</em></li>
<li><strong>Red</strong>:”<em>Düzelmek mi? Bir düşüneyim. Bunun ne olduğu konusunda bir fikrim yok.”</em></li>
<li><strong>Memur</strong><em>: “Yani topluma katılmaya hazır.”</em></li>
<li><strong>Red</strong>:<em> “Bunun ne demek olduğunu biliyorum evlat. Bu benim için sadece uydurulmuş bir kelime. Politik bir kelime. Sizin gibi, iş sahibi, takım elbise&nbsp; ve kıravatlı gençlerin bilmek istediği nedir? Yaptığım şey için pişman olmamı mı istiyorsunuz?”</em></li>
<li><strong>Memur</strong>:<em> “Pişman mısınız?”</em></li>
<li><strong>Red</strong><em>: “Pişman olmadığım tek bir gün bile yok. Burada olduğum ya da olmam gerektiğini düşündüğünüz için değilim. O zamanları hatırladığımda küçük aptal bir çocuğun işlediği korkunç suçu hatırlıyorum. Onunla konuşmak istiyorum. Denemek ve onunla konuşmak. Ama bunu yapamam. O çocuk geçmişte kaldı. Bu yaşlı adam onun artığı. Bununla yaşamak zorundayım. Düzelmek mi bu saçma bir söz. Gidip formlarınızı damgalayın evlat, vaktimi boşa harcamayın. Çünkü doğruyu söylemem gerekirse, umrumda bile değil.”</em></li>
</ul>
<p>Ve tahliyesi onaylanır. Red artık özgürdür. Red’in adalet sisteminde cezası belki çoktan bitmiştir fakat kendisiyle yüzleşmesi ve affetmesi kırk yılını almıştır. Red gibi Günal da değişimi yenilenmek olarak görmez. Değişimi, düzeltme edinimi gibi politik ve sıradan bir baskı unsuru olduğu için bağnaz, sığ bir kavram olarak görür. Red kendi içerisinde bir çözüme ulaşmıştır, tinsel düzeyde onu tutan içsel sıkıntısı, sonuçlanmış içindeki çocuk özgür kalmıştır. Tinsel anlamda özgürlüğe kavuşan Red, maddi gerçeklikte hapis kalmaya devam etmesi umrunda bile olmayacaktır. Red’de tıpkı Andy gibi artık sadece maddi bir gerçekliktedir.</p>
<p>Günal’ın iç sıkıntısı, insanlaydı. Çıkış noktası kendisi veya çocukluğu olsa dahi, sadece kendisiyle ilgili bir söylem yeterli olmayacaktır. Onun için her başlangıç bir şekilde insan -toplum- duyarlılığı ile sonuçlanıyordu. Andy veya Red gibi savaşması gereken sadece kendisi veya sadece adeletin bir kereliğine yerini bulması değildi. Onun kendine ördüğü duvarlar, yaşanan bağnazlık ve baskılar arttıkça, insanların acı feryatları duyuldukça yükseliyordu.</p>
<p><em>“Ben, uzun yıllar yeteneğimi, kiş</em><em>ilig</em><em>̆imi sorguladığımda gördüm ki, akılcı yanım, yapıcı yanım daha güçlü. Renkç</em><em>i cos</em><em>̧kulara açı</em><em>k deg</em><em>̆ilim. En renkçi olmak istediğim zaman bile rengin kendiliğinden yapının arkasına itildiğini görüyordum. Bu nedenle desen</em><em>’</em><em>i yapıcı öğe, renk</em><em>’</em><em>i de yardımcı öğe olarak benimsedim.”</em><a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><em><sup><strong>[8]</strong></sup></em></a></p>
<p>Çizgi, bir çok sanat düşünürüne göre zihinsel bir süreci imler. Günal’ın çizgi temelinde oluşturduğu kompozisyonları onun zihinsel sürecini okumamız için bir alan açar. Yukarıda bahsettiğim kurumsallaşma gibi, Günal’ın Nevşehir’e aidiyeti, oradaki çocukluğu ve bildiği düzen, bu resim dilinin oluşumunu sağlar. Günal’ın özgürlük tanımı tıpkı Brooks’un dört duvara sığdırdığı özgürlük gibidir, Günal özgürlüğünü kendini ait hissettiği alanda genişletmiştir. Ayrıca, Avrupa sanatından Gotik Dönem ile Rönesans resminin kıyaslanmasıyla çizginin zihinsel süreci ile neyin kast edildiğini daha iyi anlaşılacağını düşünerek, Günal’ın resminin okumasında daha net bir anlayışa ulaşacağımızı sanıyorum.</p>
<p><figure id="attachment_6836" aria-describedby="caption-attachment-6836" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim10.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6836 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim10.jpg?resize=500%2C281" alt="Resim10: Esaretin Bedeli (1994), Andy hücresinde." width="500" height="281" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim10.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim10.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6836" class="wp-caption-text">Resim10: Esaretin Bedeli (1994), Andy hücresinde.</figcaption></figure></p>
<p>Gotik sanat tanrıya ulaşma gayretiyle sanatsal üretimlerde Rönesans (özellikle Güney) resmine ’e göre içe dönüktür. Rönesans’ın tanrıyı dünyaya indirme gayreti ise Gotik Döneme’e göre daha saldırgandır. Gotik Dönem kendini dünyevi olan gerçeklikte sınırlarken(seçici ve eleyici), Rönesans’ın iştahlı bir çocuk gibi dünyevi, maddesel uzama hayranlığı veya görme odaklı ton zenginliği, Gotik Dönem’in bilme odaklı çizgisel biçimciliği&nbsp; iki temel ontolojik farkı farketmemizi ve bu iki dünya görüşünün resim yüzeyinde nasıl şekil aldığına gözlem şansı verir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a>&nbsp; Gotik Dönem resmi çevresine karşı kendini sınırlandıran (seçici veye eleyici) bir duyarlılıkla Günal&#8217;ın resimlerine ufuk olmuştur. Neşet Günal’ın resim disiplinini bu bağlamda Kuzey Rönesans veya Gotik Dönem ressamlarıyla ilişkilendirmek, bizim onun resimlerindeki düşünsel dünyayı daha iyi anlamızı sağlayacaktır. Özgürlüğü tüketmek mi, yoksa elde etmek mi? sorunsalı bu devrede ortaya çıkacaktır. Başka bir söylemle, eklemlenebileceği bir kültür ve coğrafyaya ayak uydurmak mı yoksa aidiyetlerin sorumluluğunda güvence ve özgürlük için çabalamak mı? Florenski’nin ifadesiyle, <em>“tüm mesele ortaçağ özgü gecelerin mi, yoksa aydınlamaya özgü gündüzlerin mi seçileceğidir.” </em><a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><em><sup><strong>[10]</strong></sup></em></a></p>
<p><figure id="attachment_6837" aria-describedby="caption-attachment-6837" style="width: 454px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim11.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6837 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim11.jpg?resize=454%2C605" alt="Resim 11:Kapı Önü (detay)1978, tuval/yağlıboya, 164x97cm " width="454" height="605" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim11.jpg?w=454&amp;ssl=1 454w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim11.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 454px) 100vw, 454px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6837" class="wp-caption-text">Resim 11:Kapı Önü (detay)1978, tuval/yağlıboya, 164x97cm</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_6838" aria-describedby="caption-attachment-6838" style="width: 454px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim12.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6838 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim12.jpg?resize=454%2C605" alt="Resim 12: Neşet Günal, Bunalım(ayrıntı), tuval yağlıboya, 145x178cm" width="454" height="605" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim12.jpg?w=454&amp;ssl=1 454w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim12.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 454px) 100vw, 454px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6838" class="wp-caption-text">Resim 12: Neşet Günal, Bunalım(ayrıntı), tuval yağlıboya, 145x178cm</figcaption></figure></p>
<h2>Film ve resimlerin içerik ile olan ilişikisi</h2>
<p>Günal’ın resimlerinde dönemin koşullarındaki insanların göçebe yaşamları ya da aidiyetsiz konumlanmalarına rastlanır. Fiziksel olarak hareket halinde ki göçebeler, zihinsel olarak konumlanamazlar. Bir kapı girişinin ya da bir yapının dış duvarının önünde olan emekçi insanlar, zorunlu iç mekanın yedeğini imler. Yuva kavramından yoksun insanlar açık havada hapistir, doğa karşısında çaresizdir. Filmde de aynı şekilde mahkumlar aidiyetsizdirler, sabit durdukları halde sürekli zihinsel bir göçe maruz kalırlar. Demir parmakların arkasında, beton duvarların önünde bir çok sahne vurgulanmıştır. Hapishanenin zindanları iç mekan olsa dahi, dış mekanın soğukluğunu imler. Hapishanenin dış mekanı etrafı duvar ile örülü olmasından dolayı, tıpkı Günal resimleri gibi zorunlu bir iç mekanın muadilidir.</p>
<p><figure id="attachment_6839" aria-describedby="caption-attachment-6839" style="width: 378px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim13.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6839 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim13.jpg?resize=378%2C504" alt="Resim 12: Neşet Günal, Bunalım(ayrıntı), tuval yağlıboya, 145x178cm" width="378" height="504" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim13.jpg?w=378&amp;ssl=1 378w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim13.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6839" class="wp-caption-text">Resim 12: Neşet Günal, Bunalım(ayrıntı), tuval yağlıboya, 145x178cm</figcaption></figure></p>
<h2>Doğaya hapis toprak insanlar &#8211; Duvarlara hapis beton mahkumlar</h2>
<p>Bitki örtüsü de aynı şekilde sınırlıdır Günal’da. Su ve suyla ilgili ne varsa Günal’ın resimlerine yabancıdır. Su doğaya karşı verilen mücadelede, bir kolaylık imgesidir, Günal’ın resimlerinde mücadele çetin olmalıdır. Esaretin Bedeli filmininde de tıpkı Günal resimleri gibi mekanın fizyolojik yapısını gözlemlemek mümkündür. Filmde beton yığının içinde, soğuk mekan algısı, Günal resimlerinde toprağın kuru ve zorlu şartlarını çağrıştırır. Resimlerdeki her şey tözsel bir şekilde toprağa dönüşür. Filmde ise görülen ana madde toprak değil betondur ama tözsel yöntem aynıdır.</p>
<p><figure id="attachment_6840" aria-describedby="caption-attachment-6840" style="width: 979px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim14.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6840 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim14.jpg?resize=640%2C370" alt="Resim 14: Esaretin Bedeli (1994), Andy hapishaneden kaçtığı ve nehirde yağmur suyuyla yıkandığı sahne." width="640" height="370" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim14.jpg?w=979&amp;ssl=1 979w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim14.jpg?resize=300%2C173&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6840" class="wp-caption-text">Resim 14: Esaretin Bedeli (1994), Andy hapishaneden kaçtığı ve nehirde yağmur suyuyla yıkandığı sahne.</figcaption></figure></p>
<p>Andy’nin hapishaneden çıktığı ve yağmur suyuyla temizlendiği sahne ise Neşet Günal’ın farklı bir&nbsp; dönemine, Korkuluk serisine çağrışım yapıyor. Günal’ın korkuluk serisinde, <em>“korkunun değil, bağnazlığın vurgusu ön plandadır. Başkası korkuluktan o, korkuluk takıntısından etkilenir.”</em><a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><em><sup><strong>[11]</strong></sup></em></a> Bu seride gökyüzü ve yer yüzü birbirinden ayrılır, dokunsal öğenin her yeri bir yapan gücü, bu seride alanların kendi kimliğinin özgürce ifadesi gözlenir. Gökyüzü artık tüm ihtişamıyla mavidir ve yeryüzü kurak kalmaya devam edebilir.</p>
<p><figure id="attachment_6841" aria-describedby="caption-attachment-6841" style="width: 519px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim15.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6841 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim15.jpg?resize=519%2C795" alt="Resim 15: Korkuluk XI, 1989,Tuval/ yağlıboya, 164x114cm" width="519" height="795" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim15.jpg?w=519&amp;ssl=1 519w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim15.jpg?resize=196%2C300&amp;ssl=1 196w" sizes="(max-width: 519px) 100vw, 519px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6841" class="wp-caption-text">Resim 15: Korkuluk XI, 1989,Tuval/ yağlıboya, 164x114cm</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_6842" aria-describedby="caption-attachment-6842" style="width: 305px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim16.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6842 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim16.jpg?resize=305%2C659" alt="Resim 16: Korkuluk VII,(1988), tuval/ yağlıboya, 165x78cm" width="305" height="659" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim16.jpg?w=305&amp;ssl=1 305w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim16.jpg?resize=139%2C300&amp;ssl=1 139w" sizes="(max-width: 305px) 100vw, 305px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6842" class="wp-caption-text">Resim 16: Korkuluk VII,(1988), tuval/ yağlıboya, 165x78cm</figcaption></figure></p>
<p>Resimde tüm bağnazlıklar sabit kalan bir korkuluğa sığdırılmış,&nbsp; mekan ve boşluk özgürlüğe kavuşmuştur. Filmde ise Andy İncil sayfalarını oyarak, kaçış tünelini kazdığı çekici içine yerleştirmiş, muhafızlardan saklamayı başarmıştır. Andy, sığ düşünceleri ve sorgulanmayan gerçekleri kendisinin kaçış planının kamuflajı yapmıştır. Çekici İncil’in içine saklarken, duvardaki tünel girişini Rita Hayworth ilk olmak üzere Marilyn Monroe ve Raquel Welch ile kamufle eder. Sadece erkeklerin olduğu hapishanede kadın dikkat çekici bir kamuflaj olmasına rağmen İncil gibi neden orada sorgulanmayacak bir imgedir. Hatta ilgiyi yüksek tutmak için otuz yıl içerisinde güncelliğini yitiren kadın ünlü, duvarı yerine geçen diğer ünlü kadına bırakacaktır. O posterin orada olmasından herkesin memnun olması gerekmektedir.</p>
<p>Hapishane müdürünü sıklıkla İncil’den alıntılar yaparken izleriz. Oldukça pis ve ahlaksız bir adamdır. Etik dışı çıkarlarını dinsel bir inanışın maskesinde halletmesi, filmin de tıpkı Günal gibi bağnaz düşünceler ve sığ kimliklerle mücadelesini tekrar tekrar ortaya koyar.</p>
<p>Film ile Günal arasında iki derin fark mevcuttur. Günal’da tözsel element toprakken, Esaretin Bedeli’nde metal ve betondur. Mavi skalasının film boyunca baskın olması, <em>“umut iyi bir şeydir”</em> söylemi ile paralellik&nbsp; kazandırılmıştır. Günal resimlerinde ise toprak renklerinin hakimiyeti mevcuttur ve Günal’ın figürlerinin ayakları bu renk skalası içinde, oldukça yere sağlam basar. Her bir figür ufukta umudun gözükmediğinin farkındadır. Film boyunca, umut kavramı Andy’nin dayanma gücüne bağlıdır, Günal resimlerinde ise umut, çaresiz çocuklar ile yüzleştiğimizde yitirilen bir kavram olarak yüzeye yansır.</p>
<p>Filmin engin deniz manzarasıyla bitmesi, benim kafamı oldukça karıştırır. Film boyunca sınırlı bir mekansal algı yaratan yönetmen, neden son sahneyi bu kadar eklektik bir şekilde ele almıştır?&nbsp; Sınırlı bir mekan algısıyla kendini gerçekleştiren mahkum, bu sefer engin deniz manzarasında ne yapacaktır? Neşet Günal’ın ifadesiyle “Bugün, mutlak bir yaratı özgürlüğünün rahatlığında kendini gerçekten özgür sanan ressamın açmazı ile karşı karşıyayız”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><strong><sup>[12]</sup></strong></a></p>
<p>Bu bağlamda (Resim 18)’e baktığımızda uzaklara doğru uzanan kurak manzarada insanların çaresiz ifadeleri rahatça okunur. Tıpkı mutlak bir yaratı özgürlüğünün rahatlığında kendini gerçekten özgür sanan ressamın açmazı gibi, mekanın uçsuz bucaksız uzanışı, -sınırsızlığı- karşısında resimdeki figürler oldukları yerde dona kalmıştırlar.</p>
<p><figure id="attachment_6843" aria-describedby="caption-attachment-6843" style="width: 672px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim17.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6843 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim17.jpg?resize=640%2C360" alt="Resim 17: Esaretin Bedeli (1994), Son Sahne" width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim17.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim17.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6843" class="wp-caption-text">Resim 17: Esaretin Bedeli (1994), Son Sahne</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_6844" aria-describedby="caption-attachment-6844" style="width: 794px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim18.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6844 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim18.jpg?resize=640%2C420" alt="Resim 18: Mola (1962), tuval/yağlıboya, 139x210cm" width="640" height="420" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim18.jpg?w=794&amp;ssl=1 794w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim18.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim18.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/resim18.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6844" class="wp-caption-text">Resim 18: Mola (1962), tuval/yağlıboya, 139x210cm</figcaption></figure></p>
<p>Tüm bunların doğrultusunda varmaktayım ki, sınırsız mekan algısına sebep olan ve görme ezberimiz haline gelen merkezi perspektif kuralları veya fotografın müdahalesi, insanı doğa karşında gören ama senteze&nbsp; ulaşamayan pasif bir gözlemci hale getirmiştir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[13]</sup></a> Bu yüzden Günal&#8217;ın resimlerinde mekan yüzeyin dokunsal öğesi üzerinde çizilen figürlerden arta kalan boşluktur. Mekanla figürü birbirinden ayıran sadece bir kontürdür. Günal bu yüzden resimlerinde espası -mesafeyi- bir ilizyon niteliğinde kullanmaz. Resimlerindeki figürü yüzeye hapseder ama izleyicisine aktif bir gözlem sahası açar. Esaretin Bedeli filminin yönetmeni Frank Darbont da aynı şekilde oyuncularına sınırlı bir mekan algısı içerisinde kurguyu canlandırmalarını ister. Filmin sonunda&nbsp; hapishaneden çıkıp&nbsp; sonsuz ufuk manzarası karşında affalayan izleyici, tıpkı Andy gibi daha fazla gidemeden orada kalır.</p>
<p><strong>Sonsuzluğa açılan kapı; yolun sonu. </strong></p>
<h3>Kaynakça</h3>
<ul>
<li>Erwin Panofsky, Perspektif Simgesel Bir Biçim, 2013, Metis Yayınları,İstanbul</li>
<li>Mehmet Ergüven, Neşet Günal, Bilim Sanat&nbsp; Galerisi, 1996</li>
<li>Micheal Ann Holly, Panofsky ve Sanat Tarihinin Kökleri, 2012, Dedalus Kitap, İstanbul</li>
<li>Pavel Florenski, Tersten Perspektif, 2011, Metis Yayınları, İstanbul</li>
<li>Refik Doğuhan Özgün(2016), Modern Türk Resminde Mekan Espas İlişkisi,&nbsp; yayımlanmamış yüksek lisans tezi, MSÜ, Güzel Sanatlar Enstitüsü</li>
<li>Umberto Eco, Efsanevi Yerlerin Tarihi, Doğan</li>
<li>Kitap Yayıncılık, 1.baskı, 2015</li>
<li>The Shawshank Redemption<em> (</em>Esaretin Bedeli) (1994), Yönetmen: Frank Darabont Yazar: Stephen King (&#8220;Rita Hayworth and Shawshank Redemption&#8221;),</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Mehmet ERGÜVEN, Neşet Günal, s.44</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Mehmet ERGÜVEN, Neşet Günal, s.5</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> bkz. (3).ERGÜVEN, 5</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> Erwin PANOFSKY, Perspektif Simgesel Bir Biçim, s.12</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> <sup>[5]</sup> bkz. (3).ERGÜVEN, 5</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a> Umberto ECO, Efsanevi Yerlerin Tarihi, s.27</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a> bkz. (3).ERGÜVEN, 5</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a> Mehmet ERGÜVEN, Neşet Günal, s.22</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9"><sup>[9]</sup></a> Pavel FLORESNKI, Tersten Perspektif, s.76</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10"><sup>[10]</sup></a> Pavel FLORESNKI, Tersten Perspektif, s.76</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11"><sup>[11]</sup></a> Mehmet ERGÜVEN, Neşet Günal, s.147</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"><sup>[12]</sup></a> Mehmet ERGÜVEN, Neşet Günal, s.5</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13"><sup>[13]</sup></a> Micheal Ann Holly, Panosfsky ve Sanat Tarihinin Kökleri, s.92</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-acilan-kapi-yolun-sonu-neset-gunal-ve-esaretin-bedeli/">Sonsuzluğa Açılan Kapı; Yolun Sonu, Neşet Günal ve Esaretin Bedeli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonsuzluga-acilan-kapi-yolun-sonu-neset-gunal-ve-esaretin-bedeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6825</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DAĞ 2: Pompalanmış Milliyetçilik Mi Referans Bir Aksiyon Film Mi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dag-2-pompalanmis-milliyetcilik-mi-referans-bir-aksiyon-film-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dag-2-pompalanmis-milliyetcilik-mi-referans-bir-aksiyon-film-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 14:24:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şirzad İshak Koyuncu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[Ahu Türkpençe]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Çağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Gümüş]]></category>
		<category><![CDATA[Büşra filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağar Ertuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Serezli]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Arkın]]></category>
		<category><![CDATA[Panzehir filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Bayraktar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6615</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk sinemasının genç ve yenilikçi yönetmeni Alper Çağlar’ın son filmi DAĞ 2, 2016’nın son döneminde vizyona girmesine rağmen 3 Milyona yakın gişesiyle yılın en çok izlenen yapımı oldu. Alper Çağlar Daha önce Büşra, Panzehir ve Dağ filmleriyle farklı bir anlatı yapısı oluşturan ve Türk sineması kalıplarını kırıp farklı çekim ve hikayeleri önümüze seren Alper Çağlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dag-2-pompalanmis-milliyetcilik-mi-referans-bir-aksiyon-film-mi/">DAĞ 2: Pompalanmış Milliyetçilik Mi Referans Bir Aksiyon Film Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasının genç ve yenilikçi yönetmeni <strong>Alper Çağlar</strong>’ın son filmi <strong>DAĞ 2</strong>, 2016’nın son döneminde vizyona girmesine rağmen 3 Milyona yakın gişesiyle yılın en çok izlenen yapımı oldu.</p>
<h2>Alper Çağlar</h2>
<p>Daha önce Büşra, Panzehir ve Dağ filmleriyle farklı bir anlatı yapısı oluşturan ve Türk sineması kalıplarını kırıp farklı çekim ve hikayeleri önümüze seren <em>Alper Çağlar</em> <strong>Dağ 2</strong> ile “ispat” filmini çekmiş diyebiliriz.</p>
<p><figure id="attachment_6618" aria-describedby="caption-attachment-6618" style="width: 908px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag-2-filmi-elestirisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6618 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag-2-filmi-elestirisi.jpg?resize=640%2C195" alt="Alper Çağlar, Dağ 2 ile “ispat” filmini çekmiş diyebiliriz." width="640" height="195" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag-2-filmi-elestirisi.jpg?w=908&amp;ssl=1 908w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag-2-filmi-elestirisi.jpg?resize=300%2C91&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6618" class="wp-caption-text">Alper Çağlar, Dağ 2 ile “ispat” filmini çekmiş diyebiliriz.</figcaption></figure></p>
<p>Gişe de çok istenilen bir seviyeyi tutturamasa da internet ortamına yayılarak beğenilen <strong>DAĞ (2012)</strong> filmi Üniversiteli Kısa dönem asker Oğuz rolünde Çağlar Ertuğrul, hayatta tutunacak bir dalı bulunmayan uzun dönem asker Bekir rolünde Ufuk Bayraktar ve en çok da filmde anlattığı fıkrayla sosyal medyada filmin gizli reklamını yapan Yüzbaşı Yaşar rolünde Fırat Doğruloğlu’nun performansıyla Alper Çağlar’ın ikinci filmine referans oldular. Bunun yanında yönetmenin Panzehir(2014) filmi de yine gişe de başarılı olamasa da Çekimleri ve müziklerin kullanımıyla farklı bir tat yakaladı. <u>DAĞ 2</u> ise yönetmenin gişede sabırla beklediği patlamayı yaparak 2016’ya damga vurdu.</p>
<p><figure id="attachment_6619" aria-describedby="caption-attachment-6619" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2-hakkinda.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6619 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2-hakkinda.jpg?resize=640%2C360" alt="Dağ 2 Filmi" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2-hakkinda.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2-hakkinda.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2-hakkinda.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6619" class="wp-caption-text">Dağ 2 Filmi</figcaption></figure></p>
<h2>Dağ 2</h2>
<p><strong>DAĞ 2</strong>, ilk filmden tanıdığımız Oğuz ve Bekir’in hikayesinin devamı niteliğinde. Filmin olay örgüsü geçmişe atlamalı olarak ilerliyor (ilk filmde olduğu gibi). Bir yandan Oğuz ve Bekir’in Bordo Bereli olabilmek için geçirdiği yıllara ve ıstırap dolu eğitimlerine odaklanırken, ana hikaye olarak Irak’ta IŞİD tarafından kaçırılan gazeteci Ceyda’nın özel kuvvetler tarafından kurtarılmasına odaklanıyor. Oğuz ve Bekir’in Bordo Bereli olmasıyla artık yeni ekip arkadaşları da hikayeye dahil oluyor. Kurmay Yarbay Veyel rolünde Murat Serezli, Astsubay Kıdemli Üstçavuş Arif rolünde Murat Arkın ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Mustafa rolünde Atılgan Gümüş dikkat çeken bir performans sergiliyorlar. Yine gazeteci Ceyda rolünde Ahu Türkpençe başarılı bir oyunculuk gösteriyor.</p>
<p>Aslında benim filmi değerlendirmek istediğim nokta çok farklı. Sonda söylemem gerekeni başta söylemem gerekirse, filmi izledim ve beğendim. <em>Yönetmen Alper Çağlar</em> “ispat” işinde kesinlikle başarılı olmuş. Üç yıl boyunca yazdığı senaryo, farklı çekim teknikleri denediği ve aksiyonu bölmeyen çekim teknikleri ve oyuncu yönetimi başarılıydı. Filmin sinematografisi de başarılıydı. Oyunculuklar da -her ne kadar epik hikayelerde abartı doğal olsa da – rahatsız etmeyecek düzeydeydi.</p>
<p><em>DAĞ 2</em> Türk Özel Kuvvetleri’nin hikayesi olduğu için Militarist bir bakış açısı olacağı algısı film başlamadan kendisini göstermişti. Ancak Alper Çağlar’ın böyle ucuz bir milliyetçiliğe kaçmayacağını tahmin ediyorum ki öyle de oldu. Dediğimiz gibi tabi ki milliyetçi bir bakış açısı muhakkak filmde olacaktı. Ancak bu milliyetçi bakış açısı bir devlet politikası propagandası değil, aksine askeri kuvvetlerin ideolojik referanslardan uzak, sadece görev bilinciyle hareket etmesini konu alıyor. Son yıllarda çekilen çok ucuz milliyetçilik üzerine kurulu ve iktidar propagandası kokan vasat yapımlardan sonra DAĞ 2 olaya sinematografik olarak bakmamızı sağlayan bir yapıda kurulu. Gazeteci Ceyda’nın anti-militarist tavrı ve askerlerin görev felsefesi çatışması taraf tutmadan mantıklı referanslarla anlatılmış. Milliyetçilik kavramı benim için Türkiye’de iki şekilde ele alınabilir. Birincisi kökeni Osmanlı’ya dayanan muhafazakâr milliyetçi tutum, diğeri ise kökenini Kuvay-ı Milliye’ye dayandıran Cumhuriyet milliyetçiliği. <u>DAĞ 2</u> filmini ikinci akıma dayanan bir hikaye olarak tanımlıyorum.</p>
<p>Kaldı ki filmin eleştirel yönlerini diyaloglarda görmek mümkün:</p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8212;Sürpriz bozan&#8212;</em></p>
<p><em>“Sen onu askerleri önce içeri atıp sonra kahraman diye çıkaran koyunlarına anlat.”</em></p>
<p><em>“Gerçekten Türklüğün değeri kaldı mı? Bir Türk gazetecinin boğazına bıçak dayayacaklar.”</em></p>
<p><em>“Yıllarca Irak Türk’ü dedik. Birden Iraklı Türkmenler demeye başladık.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8212;Sürpriz Bozan&#8212;</em></p>
<p><figure id="attachment_6616" aria-describedby="caption-attachment-6616" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6616 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2.jpg?resize=640%2C253" alt="DAĞ 2 Türk Özel Kuvvetleri’nin hikayesi olduğu için Militarist bir bakış açısı olacağı algısı film başlamadan kendisini göstermişti." width="640" height="253" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/dag2.jpg?resize=300%2C118&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6616" class="wp-caption-text">DAĞ 2 Türk Özel Kuvvetleri’nin hikayesi olduğu için Militarist bir bakış açısı olacağı algısı film başlamadan kendisini göstermişti.</figcaption></figure></p>
<p>Filmin eleştirel yönü izleyiciyi rahatız etmeyecek kıvamda bırakıldı. Kaldı ki propaganda dolu Hollywood yapımlarını hayranlıkla izlerken DAĞ 2 filminde eleştirel bir yön aramak bir aşağılık kompleksinden öteye gitmiyor. Film zaten alıntılarını ayan beyan önümüze seriyor. Örneğin DAĞ 2’de özellikle Er Ryan’ı Kurtarmak (1998) filminden birçok alıntı görebiliyoruz. Yine hikaye olarak bize Kara Şahin Düştü (2001) filmini de anımsatıyor. Ancak bunları yaparken kötü kopyalar halinde değil, Türk Sinemasını da yücelten kalitede yapıyor. Bu kaliteli iş bana 2014 yapımı American Sniper filmini hatırlattı. Sırf milliyetçi bakış açısı nedeniyle (tamam belki Clint Eastwood’un da hakkını yememek gerekir) Oscar’a aday gösteriliyorsa; <strong>DAĞ 2</strong> o filmden daha tutarlı ve aksiyonu eksiksiz bir film olmuş.</p>
<p>Bu yazı yazılırken <em>DAĞ 2</em> filminin imdb notu 10/9.9’du. Tabi ki bu bizim çok güveneceğimiz bir ortalama değil ancak filmin reklamına büyük bir katkısı olduğu kesin. Ayrıca Metin Serezli ve Cüneyt Arkın gibi iki ustanın oğulları olan Metin Serezli ve Murat Arkın babalarını utandırmadılar. Murat Arkın’ın canlandırdığı Arif karakterinin (keskin nişancı) her atıştan önce Kahramanların Ölümü şiirinin bir mısrasını okuması çok karizmatik bir rol ortaya çıkarmış.</p>
<p><strong>Alper Çağlar</strong>’ı merakla takip etmeye devam edeceğim.&nbsp; <strong>DAĞ 2</strong>’yi izlemediyseniz –ön yargılarınızdan sıyrılarak- seyredin. Hele ki son günlerdeki ülke gündemini düşünürsek film daha da dramatik bir hal alıyor. Filmden bir diyalogla veda edelim:</p>
<p><em>Bekir: “Tankları var!”</em></p>
<p><em>Oğuz: “Bizim de Bekir’imiz var!”</em></p>
<h3>Dağ 2 Künyesi</h3>
<ul>
<li>DAĞ 2 (2016)</li>
<li>Yönetmen ve Senarist: Alper Çağlar</li>
</ul>
<h3>Dağ 2 Oyuncuları</h3>
<ul>
<li>Çağar Ertuğrul</li>
<li>Ufuk Bayraktar</li>
<li>Metin Serezli</li>
<li>Murat Arkın</li>
<li>Atilla Gümüş</li>
<li>Ahu Türkpençe</li>
</ul>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/bax_z2dhdfI?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dag-2-pompalanmis-milliyetcilik-mi-referans-bir-aksiyon-film-mi/">DAĞ 2: Pompalanmış Milliyetçilik Mi Referans Bir Aksiyon Film Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dag-2-pompalanmis-milliyetcilik-mi-referans-bir-aksiyon-film-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6615</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Attığını Vuranların Filmi: The Magnificent Seven</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/attigini-vuranlarin-filmi-the-magnificent-seven/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/attigini-vuranlarin-filmi-the-magnificent-seven/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Dec 2016 07:40:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Antoine Fuqua]]></category>
		<category><![CDATA[Byung-Hun Lee]]></category>
		<category><![CDATA[Cam Gigandet]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Pratt]]></category>
		<category><![CDATA[Denzel Washington]]></category>
		<category><![CDATA[Ethan Hawke]]></category>
		<category><![CDATA[Hlaey Bennet]]></category>
		<category><![CDATA[Luke Grimes]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel Garcia-Rulfo]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Seismeier]]></category>
		<category><![CDATA[Matt Bomer]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Sarsgaard]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent D’Onofrio]]></category>
		<category><![CDATA[Western]]></category>
		<category><![CDATA[western filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Western filmleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6285</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hollywood’da eski yapımları remake yapmak son zamanlarda moda olduğu bu sıralarda neden bir western filmi karşımıza çıkarılmasın öyle değil mi? 1960 yapımlı aynı isimli filmin bir son moda çekimi olan The Magnificent Seven karşımıza oldukça kaliteli bir biçimde çıkıyor. Aynı zamanda 1954 senesi yapımlı Yedi Samuray’dan da esinlenilmiş ibareler içerisinde bulunmuyor değil. Western Klasiği: “The [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attigini-vuranlarin-filmi-the-magnificent-seven/">Attığını Vuranların Filmi: The Magnificent Seven</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hollywood’da eski yapımları remake yapmak son zamanlarda moda olduğu bu sıralarda neden bir <strong>western filmi</strong> karşımıza çıkarılmasın öyle değil mi? 1960 yapımlı aynı isimli filmin bir son moda çekimi olan <strong>The Magnificent Seven</strong> karşımıza oldukça kaliteli bir biçimde çıkıyor. Aynı zamanda 1954 senesi yapımlı Yedi Samuray’dan da esinlenilmiş ibareler içerisinde bulunmuyor değil.</p>
<h2>Western Klasiği: “The Magnificent Seven”</h2>
<p>Western yapımlı <em>The Magnificent Seven</em> filminde oldukça sıkı çatışma öğe ve sahneleri bizlere yansıtılıyor. Kilisenin önemi daha en başından beri filmde konu başlığı olarak alttan alta bizlere sunuluyor. Kim atına atlayıp dörtnala uzaklara gitmek istemez ki. Özellikle pazar sabahları babaları ile Trt’de western sineması izlemiş kuşak olarak bizler gerçekten zevk alıyoruz bu yapımlardan.</p>
<p><figure id="attachment_6287" aria-describedby="caption-attachment-6287" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-Afis.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6287 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-Afis.jpg?resize=540%2C800" alt="Western Klasiği: “The Magnificent Seven”" width="540" height="800" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-Afis.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-Afis.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6287" class="wp-caption-text">Western Klasiği: “The Magnificent Seven”</figcaption></figure></p>
<h2>The Magnificent Seven Oyuncuları ve Kadrosu</h2>
<p>Gelelim <u>The Magnificent Seven</u> filminin iyi kadrosuna. Özellikle filmde tek siyahî olan ve lider kimlikli her rolün üstesinden gelen ve kovboy olarak da gayet olmuş dediğimiz <strong>Denzel Washington</strong> ön sıralarda karşımıza çıkıyor. Bunun yanına son yıllarda gerçekten iyi rollerde gördüğümüz büyük çıkış yakalayan <strong>Chris Pratt</strong> bu sefer at sırtında iyi nişancılığı ile bizlere merhaba diyor. <strong>Ethan Hawke</strong> ise iyi bir tüfek kullanıcısı fakat filmde sıkıntıları olan bir tiple yapımda yerini almış. <strong>Vincent D’onofrio</strong> o zamanın Hulk’u olmuş gibi gözüküyor. Fakat silah kullanımında da bizlere yeteneklerini göstermeden edemiyor. Bir adam sürekli kötü karakterleri oynar mı dediğimi duyar gibisiniz. Evet, Peter Sarsgaard yine bir filmde daha kötü karakter rolünde. Ama adama yakışıyor gibi duruyor. Suratından kötülük akıyor adamın yapacak bir şey yok. Ayrıca filmin tek öne çıkan kadın karakteri kocası öldürüldükten sonra yedilinin toplanmasına vesile olan kişi yetenekli aktris Haley Bennet olarak karşımıza çıkıyor. Yetenekli bıçak fırlatıcımız Byun-hun Lee, asabi Meksikalı Manuel Garcia-Rulfo ve olmazsa olmaz kızıl derilimiz ise Martin Sensmeier yedilimizin diğer elemanları olarak filmde kendilerine yer buluyor. Filmde ayrıca Matt Bomer daha başta ölse de yakışıklı imajını filmde hemen ölmeden gösteriyor.</p>
<p><figure id="attachment_6288" aria-describedby="caption-attachment-6288" style="width: 900px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-film.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6288 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-film.jpg?resize=640%2C191" alt="The Magnificent Seven" width="640" height="191" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-film.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Magnificent-Seven-film.jpg?resize=300%2C90&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6288" class="wp-caption-text">The Magnificent Seven</figcaption></figure></p>
<p>Kabaca özet olarak kötü adamımıza karşı toplanan yedilimizin çevresinde gelişen olaylar ve baş kötü ile mücadelesini izliyoruz. Ama özete bakmayın bence filmi izlemenizde yarar var gibi gözüküyor.</p>
<h2>The Magnificent Seven</h2>
<p><strong>Antoine Fuqua</strong>’nın yönetmen koltuğunda oturduğu film şahane bir western yapımı olarak karşımıza çıkıyor. Başrollerinde Denzel Washington, Chris Pratt, Ethan Hawke,Byung-Hun Lee,Vincent D’Onofrio, Manuel Garcia-Rulfo,Martin Seismeier,Hlaey Bennet, Peter Sarsgaard, Luke Grimes, Matt Bomer ve Cam Gigandet gibi simlerin bulunduğu The Magnificent Seven kaliteli bir western yapıtı olarak seyirciye sunuluyor.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/q-RBA0xoaWU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><em>The Magnificent Seven</em>, Rose Creek adlı kasabanın tabiri caizse işgali sonucu bir kadının yardım istemesi ile başlayan hikâye yedilimizin birer birer toplanması ve ölümcül bir savaşa hazırlanmalarını anlatıyor. Western severlerin hoşuna gidecek film kaliteli bir yapım olarak izleyicisiyle buluşuyor. İyi oyuncular ile çevrelenmiş <strong>The Magnificent Seven</strong> at üstünde dörtnala bir şekilde keyifli bir zaman geçirmenizi sağlıyor. Aksiyonu bol ve ayrıca komedi unsurlarını içinde bulunduran bu western yapımı film bizleri içine çekerek güzel dakikalar geçirmemizi sağlıyor. Eski yapımların remake olarak yapıldığı bu zamanlarda bu filmde eski yapımına göre güzel bir değer taşıyor. Esinlenildiği yapıtlara saygı duyan fakat kendinden de birçok şey katarak 2016 yapımı bir film olan The Magnificent Seven izlenerek güzel vakit geçirebileceğiniz filmler arasında kendine iyi bir yer ayırmış gibi duruyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/attigini-vuranlarin-filmi-the-magnificent-seven/">Attığını Vuranların Filmi: The Magnificent Seven</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/attigini-vuranlarin-filmi-the-magnificent-seven/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6285</post-id>	</item>
		<item>
		<title>NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Nov 2016 06:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ariel Schulman]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Dave Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Roberts]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Joost]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6158</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerve filmi aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan Nerve filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nerve filmi</strong> aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan <strong>Nerve</strong> filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu ölümle sonlanacak bir kapışmaya dönüşmesi şahane anlatılmış olarak karşımıza çıkıyor. İnternette oyuncu veya izleyici olarak katılabildiğiniz izlemek için para ödediğiniz ve yarışmacı olarak verilen görevleri yaptığınız takdirde para kazanabildiğiniz bir basit oyunmuşçasına sizi cezbeden <em>Nerve</em> daha sonra başınıza birçok bela getirebiliyor. Profilinizi oluşturmak için sizin birçok bilginize erişerek banka hesaplarınıza kadar giriyor ve böylece görevleri yapınca paranızı size yatırıyor oyunu kaybeder iseniz sorun yok fakat oyunu ‘’gammazlarsanız’’ veya ‘’hile yaparsanız’’ bankadaki bütün paranıza elveda diyorsunuz ve bütün yerlerdeki profil ile hesaplarınız siliniyor böylece oyuna ‘’hapsolmuş’’ oluyorsunuz.</p>
<p><figure id="attachment_6160" aria-describedby="caption-attachment-6160" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6160 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve filmi" width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6160" class="wp-caption-text">Nerve filmi</figcaption></figure></p>
<h2>Nerve Film Oyuncuları</h2>
<p>Gelelim filme, başrollerinde Vee karakterini oynayan <strong>Emma Roberts</strong> ile Ian rolüne hayat veren <strong>Dave Franco</strong> isimlerini görüyoruz. İkilinin filmde uyum içerisinde oynadıklarını gördükten sonra gerçekten rol için doğru tercihler olduklarına bir kez daha inanıyoruz. Vee arkadaşı Sydney’nin tabiri caizse gazına gelerek Nerve’e oyuncu olarak giriyor ve bütün olaylar bundan sonra başlıyor. İzleyicilerin seçtikleri görevleri yaparak ilerlerken Ian ile tanışıyor. Böylece seyirci bu ikisinin elektriğini beğenerek oyunda beraber ilerlemelerini istiyor. İkili böylece beraber verilen görevleri yaparak finale gitmeye başlıyor. Fakat bir görev sonrası ölümle burun buruna gelen Vee kendi ve arkadaşlarını düşünerek oyunu polise gammazlıyor fakat polis durumun sıkıntılı olmadığını söylüyor ve böylece Vee görevden atılıyor daha sonra ise bütün bankadaki paraları elinden alınarak oyunun içinde hapsoluyor. Tek çare finalde kazanması ve özgürlüne kavuşmasıdır. Ian’ın gizemli hallerini ise daha sonradan anlıyoruz. Finalde ne olduğunu ve filmin nasıl bittiğini tabi ki de söylemeyeceğim.</p>
<p>Bence bu keyifli ve akışı sorunsuz filmi izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p><figure id="attachment_6162" aria-describedby="caption-attachment-6162" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6162 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=640%2C988" alt="2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor." width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6162" class="wp-caption-text">2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor.</figcaption></figure></p>
<h2>Nerve Filmini Özetlersek;</h2>
<p>2016 yapımı <u>Nerve</u> bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor. Yönetmenliğini <strong>Henry Joost</strong>, <strong>Ariel Schulman</strong> gibi isimlerin yaptığı filmin başrollerinde Ashby(2015), Scream Queens(2016) gibi birçok dizi ve filmlerde gördüğümüz yetenekli aktris Emma Roberts var. Ona filmde erkek başrol olarak eşlik eden kişi ise Now You See Me(2013),Now You See Me(2016), 21 Jump Street(2012),22 Jump Street(2014) gibi iyi yapımlarda yer alan Dave Franco’dan başkası değil.</p>
<p><strong>Nerve</strong>, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. Özellikle bu tüketim çılgınlığı ile ‘’ne kadar popüler kalabilirsen o kadar yaşarsın” mottosunu bizlere gösteriyor. Vee söylenen sözlerin aksini kanıtlamak ve sakin aksiyonsuz, normal hayatına renk katmak adına çıktığı yolda hem aşkı hem de cesareti bularak birçok konuda kendine değer katıyor gibi gözüküyor. <u>Nerve</u>, herkesçe izlenmesi gereken bir film. Seyreden birçok kişinin filmden kendine dair bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Seçiminizi yapın Oyuncu musunuz?&nbsp; Yoksa izleyici mi?</p>
<p><figure id="attachment_6159" aria-describedby="caption-attachment-6159" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6159 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. " width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6159" class="wp-caption-text">Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor.</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hands Of Stone: Bir Efsane’nin Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hands-of-stone-bir-efsanenin-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hands-of-stone-bir-efsanenin-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Nov 2016 06:59:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ana de Armas]]></category>
		<category><![CDATA[boks filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Egdar Ramirez]]></category>
		<category><![CDATA[Ellen Barkin]]></category>
		<category><![CDATA[Felicidad Iglesias]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Jakubowicz]]></category>
		<category><![CDATA[Robert de Niro]]></category>
		<category><![CDATA[Roberto Duran]]></category>
		<category><![CDATA[Ruben Blades]]></category>
		<category><![CDATA[Usher Raymond]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6113</guid>
				<description><![CDATA[<p>Boks filmlerinin alışık olduğumuz hatta sıkıcı gibi gördüğümüz yapısından bir nebze olsun uzaklaşmış bir boksör hikâyesi Hands Of Stone. Boks tarihinin efsane isimlerinden biri olan Roberto Duran nasıl koşullardan geçip hayatını kazanmaya ve aşkına sahip çıkarak dünyaya kendini ispatladığının hikâyesini bizlere aktarıyor. Panama sokaklarından mango çalması ile zaten hayata küçük yaşta kafa tutmaya başlıyor. Anne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hands-of-stone-bir-efsanenin-hikayesi/">Hands Of Stone: Bir Efsane’nin Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Boks filmleri</strong>nin alışık olduğumuz hatta sıkıcı gibi gördüğümüz yapısından bir nebze olsun uzaklaşmış bir boksör hikâyesi <strong>Hands Of Stone</strong>. Boks tarihinin efsane isimlerinden biri olan <u>Roberto Duran</u> nasıl koşullardan geçip hayatını kazanmaya ve aşkına sahip çıkarak dünyaya kendini ispatladığının hikâyesini bizlere aktarıyor. Panama sokaklarından mango çalması ile zaten hayata küçük yaşta kafa tutmaya başlıyor. Anne ve kardeşlerini doyurmak için çaldığı mango daha sonra ailesi ile karısını mutlu etmek adına savaştığı yolun başlangıcı olarak karşımıza çıkıyor. Dik başlı ve alaycı yapısı ile sorunlarla baş ederek rakiplerini alt ederek hem kendi hem de ülkesinin zorlamalara boyun eğmeyeceğini gösteriyor. Çoğu zaman hırsı ve öç alma duygusuna yenilse de tekrardan ayağa kalkma çabasını bizlere anlatıyor. Âşık olduğu ve deli gibi sevdiği karısına nasıl bağlı olduğu ve ne kadar kavga etseler de ondan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğini film bizlere aşk dolu sahneler ile betimliyor.</p>
<p><figure id="attachment_6117" aria-describedby="caption-attachment-6117" style="width: 1238px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Robert-de-Niroray-Archel.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6117 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Robert-de-Niroray-Archel.jpg?resize=640%2C382" alt="Ray Archel karakterine ise ünlü aktör Robert de Niro hayat veriyor." width="640" height="382" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Robert-de-Niroray-Archel.jpg?w=1238&amp;ssl=1 1238w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Robert-de-Niroray-Archel.jpg?resize=300%2C179&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Robert-de-Niroray-Archel.jpg?resize=1024%2C610&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Robert-de-Niroray-Archel.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6117" class="wp-caption-text">Ray Archel karakterine ise ünlü aktör Robert de Niro hayat veriyor.</figcaption></figure></p>
<h2>Hands Of Stone</h2>
<p><strong>Jonathan Jakubowicz</strong> imzalı filmin başrollerinde kaliteli isimler ye alıyor. Roberto Duran rolüne <strong>Egdar Ramirez</strong>’den daha iyisi olamazdı gibi duruyor. Ray Archel karakterine ise ünlü aktör <strong>Robert de Niro</strong> hayat veriyor. Öyle ki gerçekten Robert de Niro’nun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu bu filmde bir kez daha anlıyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_6118" aria-describedby="caption-attachment-6118" style="width: 649px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/UsherSugar-Ray.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6118 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/UsherSugar-Ray.jpg?resize=640%2C986" alt="Duran’ın rakibi Amerikalı Sugar Ray olarak karşımıza Usher çıkıyor." width="640" height="986" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/UsherSugar-Ray.jpg?w=649&amp;ssl=1 649w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/UsherSugar-Ray.jpg?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6118" class="wp-caption-text">Duran’ın rakibi Amerikalı Sugar Ray olarak karşımıza Usher çıkıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Duran’ın rakibi Amerikalı Sugar Ray olarak karşımıza <em>Usher</em> çıkıyor. Evet, Usher Amerikalı siyahî boksör karakterine uymuş gibi gözüküyor filmde.</p>
<p><figure id="attachment_6114" aria-describedby="caption-attachment-6114" style="width: 662px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Ana-de-Armas-Felicidad-Iglesias.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6114 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Ana-de-Armas-Felicidad-Iglesias.jpg?resize=640%2C967" alt="Duran’ın eşi Felicidad Iglesias olarak karşımıza güzeller güzeli Ana de Armas çıkıyor." width="640" height="967" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Ana-de-Armas-Felicidad-Iglesias.jpg?w=662&amp;ssl=1 662w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Ana-de-Armas-Felicidad-Iglesias.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6114" class="wp-caption-text">Duran’ın eşi Felicidad Iglesias olarak karşımıza güzeller güzeli Ana de Armas çıkıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Duran’ın eşi <em>Felicidad Iglesias</em> olarak karşımıza güzeller güzeli Ana de Armas çıkıyor. Filmde, çocukluktan itibaren hayatta tutunmaya çalışan ve sonunda bir boksör olup sevdiği kadın ile beraber olan Duran’ın ve onun efsane antrenörü Archel’ın neler yaşadığını görüyoruz. Panama kanalı ile alakalı politik sebeplerin dâhil olduğu filmde Amerikalı insanlar ve onların baskılarından nefret eden bir boksörü karşımızda görüyoruz. Duran ne kadar çok kazanmaya devam ederse ülkesinin egemenliğini o kadar yüksekte tutacağına inanıyor. Böylece hem kendi ile ailesi için mücadele ederken diğer yandan halkının kurtarıcı simgesi olduğunu düşünerek onları şereflendirmeye devam ediyor. Boks tarihinde efsane olan <strong>Roberto Duran’ın hikâyesi</strong> izlenmesi gereken bir o kadarda ders niteliğinde bir yapıt olarak bizlere sunuluyor. &nbsp;Okuduğunuz için, Teşekkürler.</p>
<p><figure id="attachment_6116" aria-describedby="caption-attachment-6116" style="width: 674px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hands-of-Stone.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6116 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hands-of-Stone.jpg?resize=640%2C950" alt="Hands Of Stone" width="640" height="950" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hands-of-Stone.jpg?w=674&amp;ssl=1 674w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hands-of-Stone.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6116" class="wp-caption-text">Hands Of Stone</figcaption></figure></p>
<h3>Özetlersek;</h3>
<p>Jonathan Jakubowicz’in yönettiği başrollerinde Edgar Ramirez, Robert de Niro, Usher Raymond, Ana de Armas, Ruben Blades, Ellen Barkin gibi isimlerin bulunduğu 2016 yılı yapımı <strong>Hands Of Stone</strong> boks tarihinde kendine efsanevi bir yer edinen Roberto Duran’ın hayatını bizlere anlatıyor.</p>
<p>Çocukluktan yetişkinliğe kadar yaşadığı zorluklar, politik olaylar, Panama kanalının siyasi yansımaları, karısı ile nasıl tanıştığı ve âşık olmalarını ile hayat kurmaları ayrıca karısını ne kadar çok sevdiğini bizlere her seferinde göstermesi, antrenörü ve sonradan manevi babası saydığı Ray Archel ile tanışması ve kazandıkları başarılar filmde oldukça akıcı anlatılıyor. Duran hırsı ve intikam alma çabasında olmasından dolayı çoğu zaman yenilgiye uğramasına ama iyi bir zekâ ile stratejisini belirleyerek ilerlemesi onun tekrar ayağı kalkarak kazanmaya devam etmesi filmde oldukça başarılı bir şekilde gösteriliyor. Panama sokaklarından lüks yaşama uzanma hikâyesinde Duran hiçbir zaman geldiği yeri unutmadığını filmde her seferinde tekrarlıyor. Ülkesini gururlandırma, ailesini iyi bir yaşam standardında tutma ve kendi öz benliğine olan inancı ile hayata tutunma çabası aktarılan <u>Hands Of Stone filmi</u> gerçekten diğer <strong>boks filmleri</strong>nden kendini ayırmışa benziyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hands-of-stone-bir-efsanenin-hikayesi/">Hands Of Stone: Bir Efsane’nin Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hands-of-stone-bir-efsanenin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6113</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tim Burton’dan Yine Şahane Bir Macera</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tim-burtondan-yine-sahane-bir-macera/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tim-burtondan-yine-sahane-bir-macera/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 08:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Asa Butterfield]]></category>
		<category><![CDATA[Barely Lethal(2015)]]></category>
		<category><![CDATA[Elle Purnel]]></category>
		<category><![CDATA[Eva Green]]></category>
		<category><![CDATA[Judi Dench]]></category>
		<category><![CDATA[Jumper(2008)]]></category>
		<category><![CDATA[Kingsman: The Secret Service(2014)]]></category>
		<category><![CDATA[Miss Peregrine's Home for Peculiar Children]]></category>
		<category><![CDATA[Rupert Everett]]></category>
		<category><![CDATA[Samuel L. Jackson]]></category>
		<category><![CDATA[Terence Stamp]]></category>
		<category><![CDATA[Tim Burton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6046</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sayısız şahane filmlerden sonra üstat Tim Burton bu sefer karşımıza Miss Peregrine&#8217;s Home for Peculiar Children filmi ile çıkıyor. Başrollerden ilk olarak son dizisi Penny Dreadful ile kalplerimizi bir kez daha fetheden Eva Green, Miss Peregrine karakteri ile karşımıza çıkıyor. Son yıllarda birçok filmde rol alan ve çıkışını Ender’s Game ile genç aktör yapan Asa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tim-burtondan-yine-sahane-bir-macera/">Tim Burton’dan Yine Şahane Bir Macera</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sayısız şahane filmlerden sonra üstat <strong>Tim Burton</strong> bu sefer karşımıza <strong>Miss Peregrine&#8217;s Home for Peculiar Children</strong> filmi ile çıkıyor. Başrollerden ilk olarak son dizisi Penny Dreadful ile kalplerimizi bir kez daha fetheden <strong>Eva Green</strong>, Miss Peregrine karakteri ile karşımıza çıkıyor. Son yıllarda birçok filmde rol alan ve çıkışını Ender’s Game ile genç aktör yapan <strong>Asa Butterfield</strong>, Jake karakterine hayat veriyor. Yine son yılların başarılı genç aktrisi <strong>Ella Purnell</strong> ise Emma Bloom rolü ile tatlı oyunculuğunu bir kez daha konuşturuyor.</p>
<p><figure id="attachment_6047" aria-describedby="caption-attachment-6047" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Bayan-Peregrine’in-Tuhaf-cocuklari-Filmi-.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6047 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Bayan-Peregrine’in-Tuhaf-cocuklari-Filmi-.jpg?resize=640%2C294" alt="Sayısız şahane filmlerden sonra üstat Tim Burton bu sefer karşımıza Miss Peregrine's Home for Peculiar Children filmi ile çıkıyor." width="640" height="294" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Bayan-Peregrine’in-Tuhaf-cocuklari-Filmi-.jpg?w=740&amp;ssl=1 740w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Bayan-Peregrine’in-Tuhaf-cocuklari-Filmi-.jpg?resize=300%2C138&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6047" class="wp-caption-text">Sayısız şahane filmlerden sonra üstat Tim Burton bu sefer karşımıza Miss Peregrine&#8217;s Home for Peculiar Children filmi ile çıkıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Bunların yanında Jake’in dedesi rolü ile usta sanatçı <em>Terence Stamp</em>’i görmekteyiz. Ne kadar itici baba rolü varsa kabul eden <em>Chris O’Dowd </em>ise diğer yer aldığı birçok filmde de uyuz baba rolünü yine bu filmde de sergiliyor. Eskiden adam gibi adam dediğimiz <strong>Samuel L. Jackson</strong> ise son yıllarda nedense kötü karakter olarak birçok filmde karşımıza çıkıyor. Bakınız, Jumper(2008), Kingsman: The Secret Service(2014), Barely Lethal(2015).  Ki, Samuel L. Jackson Barron karakteri ve ürkütücü tipi ile son derece iyi bir kötü olmuş diyebilirim. Tabi ki o dalgacı kötü bir adam kötü iken yaptığı şaka ve olaylar ile yorumları her seferinde yaptığı küçük nüanslar olarak bizlere sunuluyor.</p>
<p><figure id="attachment_6049" aria-describedby="caption-attachment-6049" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6049 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children.jpg?resize=640%2C360" alt="Samuel L. Jackson ise son yıllarda nedense kötü karakter olarak birçok filmde karşımıza çıkıyor." width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6049" class="wp-caption-text">Samuel L. Jackson ise son yıllarda nedense kötü karakter olarak birçok filmde karşımıza çıkıyor.</figcaption></figure></p>
<h2>Tim Burton: “Miss Peregrine&#8217;s Home for Peculiar Children”</h2>
<p>Gelelim filme, ama spoiler vermeden tabi ki de. Jake dedesinin hikâyeleri ile büyür. Küçükken masal gelen hikâyeler dedesinin ölümü ve dedesinin anlattığı kişilerin yaşadığı yeri görmesi ile gerçeğe dönüşür Jake buradaki tuhaf insanları benimser ve onları kötü tuhaflar ile onların gölge adı verdikleri canavarlardan korumayı bir şekilde olsa amaç edinmiş bulunur. Buradaki olan çocukları ve onların koruyucu Miss Peregrine‘i kurtarma macerasına girişir. Jake buradaki arkadaşlarını ve güzeller güzeli Emma’yı kurtararak onların güvenliği sağlayarak döngü içerisinde kalmalarını sağlayabilecek midir? Buradan sonrası filmi izlemeniz gerektiğine dair verdiğim işarettir. Güzel zaman geçirmek adına keyifli bir <u>Tim Burton filmi</u> sizleri bekliyor diyebiliriz.</p>
<p><figure id="attachment_6048" aria-describedby="caption-attachment-6048" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/bayan-peregrinein-tuhaf-cocuklari.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6048 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/bayan-peregrinein-tuhaf-cocuklari.jpg?resize=640%2C344" alt="Son dizisi Penny Dreadful ile kalplerimizi bir kez daha fetheden Eva Green Miss Peregrine karakteri ile karşımızda." width="640" height="344" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/bayan-peregrinein-tuhaf-cocuklari.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/bayan-peregrinein-tuhaf-cocuklari.jpg?resize=300%2C161&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6048" class="wp-caption-text">Son dizisi Penny Dreadful ile kalplerimizi bir kez daha fetheden Eva Green Miss Peregrine karakteri ile karşımızda.</figcaption></figure></p>
<h3>Özetlersek;</h3>
<p>Birçok çağrıcı yapıma imza atan <strong>Tim Burton</strong> yine çok güzel bir macera ile karşımıza çıkıyor. Sayısız filmleri ile bizlere hayranlık bırakan BeetleJuice, Makas Eller, Âlice in Wonderland gibi ve daha sayamadığım birçok yapıma imza atan üstat yine sıra dışı bir macera ile bizleri buluşturuyor. Başrollerinde Eva Green, Asa Butterfield, Samuel L. Jackson, Rupert Everett, Judi Dench, Elle Purnel ve Terence Stamp gibi isimleri buluşturan Miss Peregrine&#8217;s Home for Peculiar Children filmi bize sıra dışı bir dünya sunarak II. Dünya Savaşı’nda da bir kısım an yaşatıyor.</p>
<p><figure id="attachment_6050" aria-describedby="caption-attachment-6050" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-filmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6050 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-filmi.jpg?resize=600%2C300" alt="Birçok çağrıcı yapıma imza atan Tim Burton yine çok güzel bir macera ile karşımıza çıkıyor. " width="600" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-filmi.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-filmi.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6050" class="wp-caption-text">Birçok çağrıcı yapıma imza atan Tim Burton yine çok güzel bir macera ile karşımıza çıkıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Tim Burton imzalı yapımda tuhafların dünyasına konuk oluyoruz. Döngüler içerisinde hiç yaşlanmadan hayatına devam eden bu tuhafların serüvenine büyük bir keyifle ortak oluyoruz. Jake küçüklükten beri dinlediği hikâyelerin gerçek olmadığını kendine kabul ettirdiği yaşa gelince gerçekleşen o öyküleri kabullenişini ve dünyayı hiç yadırgamayışını izliyoruz. <span style="text-decoration: underline;">Miss Peregrine&#8217;s Home for Peculiar Children</span> filmi Jake aynı dedesi gibi olduğunu anlayarak iyi tuhaf olan sevdiği kız Emma ve arkadaşlarına yardım ederek onları güvende tutma çabasını bizlere sunuyor. Bizde bu keyfi sonuna kadar çıkarmaya bakıyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_6051" aria-describedby="caption-attachment-6051" style="width: 900px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-tim-burton.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6051 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-tim-burton.jpg?resize=640%2C344" alt="Tim Burton: “Miss Peregrine's Home for Peculiar Children”" width="640" height="344" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-tim-burton.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/miss_peregrines_home_for_peculiar_children-tim-burton.jpg?resize=300%2C161&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6051" class="wp-caption-text">Tim Burton: “Miss Peregrine&#8217;s Home for Peculiar Children”</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tim-burtondan-yine-sahane-bir-macera/">Tim Burton’dan Yine Şahane Bir Macera</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tim-burtondan-yine-sahane-bir-macera/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6046</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doctor Strange: Egosu Tavan Bir Garip Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/doctor-strange-egosu-tavan-bir-garip-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/doctor-strange-egosu-tavan-bir-garip-adam/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Nov 2016 05:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Benedict Cumberbatch]]></category>
		<category><![CDATA[Iron Man]]></category>
		<category><![CDATA[Mads Mikkelsen]]></category>
		<category><![CDATA[Marve Cinematic Universe (MCU)]]></category>
		<category><![CDATA[Marvel]]></category>
		<category><![CDATA[Marvel Sinematik Evreni]]></category>
		<category><![CDATA[Rachel McAdams]]></category>
		<category><![CDATA[Tilda Swinton]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Yolcusunun Karısı]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanda Aşk (About Time)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5945</guid>
				<description><![CDATA[<p>Marvel Sinematik Evreni’nde önceki çağ kapanıp yeni bir dönem açılmaya başladığı andan itibaren farklı bir şeylerin olacağını anlamıştım Iron Man ile başlayan ve devam eden kahramanlık filmleri giderek değişerek Marvel tarafından önümüze çıkarıldı. Konuyu uzatmadan Doctor Strange filmine gelelim. Doctor Strange Stephen Strange beyin cerrahı ve egosu bayağı yüksek olan bir adamdır. Burada Iron Man [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doctor-strange-egosu-tavan-bir-garip-adam/">Doctor Strange: Egosu Tavan Bir Garip Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Marvel Sinematik Evreni’nde önceki çağ kapanıp yeni bir dönem açılmaya başladığı andan itibaren farklı bir şeylerin olacağını anlamıştım Iron Man ile başlayan ve devam eden kahramanlık filmleri giderek değişerek Marvel tarafından önümüze çıkarıldı. Konuyu uzatmadan <strong>Doctor Strange</strong> filmine gelelim.</p>
<p><figure id="attachment_5948" aria-describedby="caption-attachment-5948" style="width: 1500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/rachel-mcadams-doctor-strange.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5948 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/rachel-mcadams-doctor-strange.jpg?resize=640%2C478" alt="Doctor Strange" width="640" height="478" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/rachel-mcadams-doctor-strange.jpg?w=1500&amp;ssl=1 1500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/rachel-mcadams-doctor-strange.jpg?resize=300%2C224&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/rachel-mcadams-doctor-strange.jpg?resize=1024%2C765&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/rachel-mcadams-doctor-strange.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5948" class="wp-caption-text">Doctor Strange</figcaption></figure></p>
<h2>Doctor Strange</h2>
<p>Stephen Strange beyin cerrahı ve egosu bayağı yüksek olan bir adamdır. Burada Iron Man Tony Starke ‘a bir rakip çıktı gibi gözüküyor. Zaten MCU (Marve Cinematic Universe)’da konuşulan Tony Starke’ın tahtına yavaş yavaş <strong>Doctor Strange</strong>’in oturacağı haberleri çizgi romanlardan da biliniyor. Yavaş yavaş aynı şekilde ilerleyen Marvel filmlerinden bir nebze olsun sıkılmaya başladığımız sırada <em>Doctor Strange</em> bize metayı, karanlık tarafı, boyutsal imgeleri ve uzay-zaman süreliğini göstererek farklı bir kahramanlık kapısı aralamış oldu. <span style="text-decoration: underline;">Benedict Cumberbatch,</span> Strange rolü için hani derler ya cuk oturmuş aynen öyle.</p>
<p><figure id="attachment_5949" aria-describedby="caption-attachment-5949" style="width: 520px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/tilda-swinton-doctor-strange.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5949 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/tilda-swinton-doctor-strange.jpg?resize=520%2C292" alt="Tilda Swinton normalde çizgi romanda erkek bir karakter olan The Ancient One rolünü tamamen mimiksiz oynayarak hakikaten ne kadar iyi bir aktris bir kez daha bizlere gösterdi. " width="520" height="292" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/tilda-swinton-doctor-strange.jpg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/tilda-swinton-doctor-strange.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 520px) 100vw, 520px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5949" class="wp-caption-text">Tilda Swinton normalde çizgi romanda erkek bir karakter olan The Ancient One rolünü tamamen mimiksiz oynayarak hakikaten ne kadar iyi bir aktris bir kez daha bizlere gösterdi.</figcaption></figure></p>
<p>Ayrıca <span style="text-decoration: underline;">Tilda Swinton,</span> normalde çizgi romanda erkek bir karakter olan The Ancient One rolünü tamamen mimiksiz oynayarak hakikaten ne kadar iyi bir aktris bir kez daha bizlere gösterdi. Chiwetel Ejiofor Mordo karakterine hayata verirken ilk film olması sebebi ile iyi kotarmış diyebilirim. <em>Mads Mikkelsen,</em> Kaecilius rolüne yakışmış gibi gözüküyor. Zaten Mikkelsen garip bir çehreye sahip. Adamın suratı kötü karakter olmak için çizilmiş sanki. Rachel McAdams, Christine Palmer karakteri ile iyi bir izlenim vermiş gibi gözüküyor. Zaten hangi zamanla oynayan adam varsa onun karısı veya sevgilisi olmak için aday oluyor galiba. Bakınız; Zaman Yolcusunun Karısı (2009), Zamanda Aşk (2013).</p>
<p><figure id="attachment_5946" aria-describedby="caption-attachment-5946" style="width: 743px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Benedict-Cumberbatch-Chiwetel-Ejiofor-Film.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5946 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Benedict-Cumberbatch-Chiwetel-Ejiofor-Film.jpg?resize=640%2C794" alt="Marvel Sinematik Evreni: Doctor Strange" width="640" height="794" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Benedict-Cumberbatch-Chiwetel-Ejiofor-Film.jpg?w=743&amp;ssl=1 743w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Benedict-Cumberbatch-Chiwetel-Ejiofor-Film.jpg?resize=242%2C300&amp;ssl=1 242w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5946" class="wp-caption-text">Marvel Sinematik Evreni: Doctor Strange</figcaption></figure></p>
<p>Spoiler vermeden film ile ilgili ön bilgi vermeye çalışsam da bu pek mümkün olmayacak gibi gözüküyor. En iyisi siz filmi izleyin derim. Gerçekten iyi oyunculuklarla bu Marvel işi biliyor dedirtmeye devam ediyor. Böyle devam ettiği sürece daha çok Marvel filmi izlemeye devam ederiz. Benim şikâyetim yok gerçi.</p>
<p>Okuduğunuz için teşekkürler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/doctor-strange-egosu-tavan-bir-garip-adam/">Doctor Strange: Egosu Tavan Bir Garip Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/doctor-strange-egosu-tavan-bir-garip-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5945</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tüm Küçük Kız Kardeşlere&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tum-kucuk-kiz-kardeslere/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tum-kucuk-kiz-kardeslere/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 01 Nov 2016 12:50:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[addison timlin]]></category>
		<category><![CDATA[ally sheedy]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız sinema]]></category>
		<category><![CDATA[zach clark]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5765</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hep ailenin en küçük bireyi olarak kalacaklar olan küçük kız kardeşlere&#8230; Çocuklar içinde en uçarısı, en huysuzu, en baş belası olarak görülen küçük kız kardeşlere&#8230; Açıkçası, küçük bir kız kardeş olarak ailede yaşanan ve ailem ile yaşadığım birçok şeyi görmezden gelmek gibi çok pis bir huyum vardı eskiden. Büyüdükçe bu huyun kaybolması ise gerçekten beni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tum-kucuk-kiz-kardeslere/">Tüm Küçük Kız Kardeşlere&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hep ailenin en küçük bireyi olarak kalacaklar olan küçük kız kardeşlere&#8230;<br />
Çocuklar içinde en uçarısı, en huysuzu, en baş belası olarak görülen küçük kız kardeşlere&#8230;</em></p>
<p>Açıkçası, küçük bir kız kardeş olarak ailede yaşanan ve ailem ile yaşadığım birçok şeyi görmezden gelmek gibi çok pis bir huyum vardı eskiden. Büyüdükçe bu huyun kaybolması ise gerçekten beni şaşırtmakta.</p>
<p>Sahip olduğumuz alışkanlıklar ve dertlerin aslında hiç o kadarda önemli olmadığını fark etmek küçük kız kardeş olarak yüzümde hafif bir tebessümden başka bir etki bırakmamakta.<br />
Ailenin en küçük bireyi olarak yaşadığım minik ama benim için dev olan dertler, acılar, kırgınlıklar ve heyecanlar şimdilerde kendimi fazla sorgulamama neden oluyor desem en doğrusu olur sanırım.<br />
Colleen içinde öyle&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5767" aria-describedby="caption-attachment-5767" style="width: 350px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5767 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister.jpg?resize=350%2C525" alt="Küçük Kız Kardeş (Little Sister)" width="350" height="525" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5767" class="wp-caption-text">Küçük Kız Kardeş (Little Sister)</figcaption></figure></p>
<h2>Küçük Kız Kardeş (Little Sister)</h2>
<p>2008 yılının sonbaharında hayatlarının kısacık bir dönemine misafir olduğumuz Lunsford ailesinin en küçük bireyi olan Colleen, rahibe olmak için terk ettiği ve hiçbir şekilde onlarla iletişime geçmemeye çalıştığı ailesinin yaşadığı Kuzey Karolina eyaletindeki evine, küçük Asheville kasabasına annesinin yolladığı <em>&#8220;Ağabeyin eve döndü!&#8221;</em> e-mail üzerine geri döner. Ağabeyi Irak savaşından gazi olarak evine dönmüştür ama beraberinden hem fiziksel hem de ruhsal yaraları birlikte getirerek.</p>
<p>Babası <strong>Bill</strong> ailede neredeyse bir etkisiz eleman görevi görürken, annesi <strong>Joani</strong>&#8216;nin sürekli kafayı uyuşturucu ve içkiyle bulması ise kendine hayatta yaptığı seçimleri sorgulamasına sebep oluyor. Ağabeyi <strong>Jacob</strong>&#8216;ın kız arkadaşı(nişanlısı) olan <strong>Tricia</strong> ise, çoğunlukla <strong><em>&#8220;burada ne arıyorum ben&#8221;</em></strong> der gibi bir ruh haliyle ortalıkta geziyordur. Aile olarak yaşadıkları acının ardından tekrar bir araya gelerek yaşamlarını sürdürmekte zorluklar çekiyorlardır. Filmin esas ve gerçekten yalnız olan kızı <strong>Colleen</strong>&#8216;ise bir zamanlar pembe saçlı, asi, çılgın, <em>Hard Rock</em> ve <em>Gotik</em> müzik dinleyen, tanrıya dahi inanmayan <em>Emo</em> bir ergen olduğunu öğrenmemizle birlikte uç noktaların aslından hiçte öylesine uç noktalar olmayabileceğini görmemizi sağlıyor. <em>(&#8220;ki yakınlarımdan birinin bir arkadaşının ağabeyinin bir Ateist iken imamlık yapması gerçeğini duymuş olsam bile!&#8221;)</em></p>
<p><figure id="attachment_5768" aria-describedby="caption-attachment-5768" style="width: 544px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister-kucuk-kiz-kardes.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5768 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister-kucuk-kiz-kardes.jpg?resize=544%2C363" alt="Yönetmenliğini ve senaristliğini Zach Clark'ın üstlendiği 2016 yapımı bu güzel, bağımsız film bizlere kendi ellerimizle kaybettiğimiz ruhsal güzelliklerin yanında kazandığımız acıları ve hüznü hatırlatıyor." width="544" height="363" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister-kucuk-kiz-kardes.jpg?w=544&amp;ssl=1 544w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister-kucuk-kiz-kardes.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/little-sister-kucuk-kiz-kardes.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 544px) 100vw, 544px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5768" class="wp-caption-text">Yönetmenliğini ve senaristliğini Zach Clark&#8217;ın üstlendiği 2016 yapımı bu güzel, bağımsız film bizlere kendi ellerimizle kaybettiğimiz ruhsal güzelliklerin yanında kazandığımız acıları ve hüznü hatırlatıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Bir zamanlar ağabeyiyle çok yakın olan <strong>Colleen</strong>&#8216;nin hayatı savaş sonrasında tamamen değişiyor. Fiziksel olarak hasar görmüş bedeniyle <strong>Jacob</strong> içine kapanık, insanlarla sosyal ilişkileri kesen, bütün gün bahçede bulunan misafir evinde zamanını geçiren birine dönüşüyor. Bu durum ile küçük <strong>Colleen</strong>, içinde bulduğu tanrı inancı sayesinde başa çıkmaya çalışırken rahibe olmaya karar vermesi tüm aileyi şoka sokuyor. Bu süreçte tabiki yaptığı seçimleri de gözden geçirmeye başlıyor. Annesinin ona söylediği ve çok ciddi önem taşıyan sözler aslında birçok aile için bilinen bir gerçeği açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor.</p>
<p><strong><em><u>&#8220;Sen benim için bir hayal kırıklığısın, bende senin için&#8230;&#8221;</u></em></strong></p>
<p>Toplum değerleri ve baskısı ile şekillenen hayatlarımızın yıkıcı sonuçları bazen rahibe olmaya karar vermek kadar <u>kolay olmayabiliyor ne yazık ki</u>.</p>
<p>&#8220;Başka bir milletten olalım ya da olmayalım, birbirimize ve sevdiklerimize çektirdiğimiz acılar kadar yalnızlaşıyoruz hayatta&#8230;&#8221;</p>
<p>Yönetmenliğini ve senaristliğini <strong>Zach Clark</strong>&#8216;ın üstlendiği <strong>2016</strong> yapımı bu güzel, bağımsız film bizlere kendi ellerimizle kaybettiğimiz ruhsal güzelliklerin yanında kazandığımız acıları ve hüznü hatırlatıyor.</p>
<p><figure id="attachment_5766" aria-describedby="caption-attachment-5766" style="width: 487px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kucuk-kiz-kardes.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5766 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kucuk-kiz-kardes.jpg?resize=487%2C589" alt="Başrollerinde sevilen Ally Sheedy,  Addison Timlin'nin paylaştığı &quot;Little Sister&quot; Küçük Kız Kardeş filmi aslında tüm küçük kız kardeşlere atanan bir film." width="487" height="589" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kucuk-kiz-kardes.jpg?w=487&amp;ssl=1 487w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/kucuk-kiz-kardes.jpg?resize=248%2C300&amp;ssl=1 248w" sizes="(max-width: 487px) 100vw, 487px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5766" class="wp-caption-text">Başrollerinde sevilen Ally Sheedy, Addison Timlin&#8217;nin paylaştığı &#8220;Little Sister&#8221; Küçük Kız Kardeş filmi aslında tüm küçük kız kardeşlere atanan bir film.</figcaption></figure></p>
<p>Daha önce yaptığı <strong>Vacation!</strong>, <strong>Modern Love Is Automatic</strong> ve <strong>White Reindeer</strong> filmleri ile yine <em>&#8220;corky&#8221;</em> diye tabir edilen <em>&#8220;tuhaf ama sevimli&#8221;</em> kadınların hayatlarında yaşadıkları trajedilerden ve bu trajedilerin etkilerinden kesitler sunan <strong>Clark</strong>&#8216;ın son filmi kısa zaman önce <strong>Savannah Film Festivali</strong>&#8216;nde gösterildi ve büyük beğeni kazandı.</p>
<p>Başrollerinde <strong>The Breakfast Club</strong>&#8216;dan tanınan ve sevilen <strong>Ally Sheedy</strong>, <strong>That Awkward Moment</strong>&#8216;dan <strong>Addison Timlin</strong>&#8216;nin paylaştığı &#8220;<strong>Little Sister</strong>&#8221; içimizde var olduğunu dahi unuttuğumuz <em>küçük kız kardeşler</em> için izlenmeye değer der ve herkese iyi seyirler, keyifli günler dilerim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tum-kucuk-kiz-kardeslere/">Tüm Küçük Kız Kardeşlere&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tum-kucuk-kiz-kardeslere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5765</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Absürd Komedinin Kraliçesi ELVİRA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/absurd-komedinin-kralicesi-elvira/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/absurd-komedinin-kralicesi-elvira/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Oct 2016 09:47:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[absürd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5325</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elvira: &#8220;Şikayet edenim olmadı hiç.&#8221; Movie Macabre isimli korku-komedi dizisinin sunucusu olarak başlayan yolculuğu ile bir gecede kendine büyük hayran kitleleri oluşturan, kendine has tarzıyla görenlerde şok etkisi yaratan, Michael Keaton&#8216;ın Beetlejuice&#8216;u ile Cher karışımı kabul edilen sıradışı ve çılgın bir karakter Elvira. Kimilerine göre süper kahraman, kimilerine göre korkunç bir ucube, kimilerine göre de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/absurd-komedinin-kralicesi-elvira/">Absürd Komedinin Kraliçesi ELVİRA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Elvira: &#8220;Şikayet edenim olmadı hiç.&#8221;</h2>
<p><strong>Movie Macabre </strong>isimli korku-komedi dizisinin sunucusu olarak başlayan yolculuğu ile bir gecede kendine büyük hayran kitleleri oluşturan, kendine has tarzıyla görenlerde şok etkisi yaratan, <strong>Michael Keaton</strong>&#8216;ın <strong>Beetlejuice</strong>&#8216;u ile <strong>Cher </strong>karışımı kabul edilen sıradışı ve çılgın bir karakter<strong> Elvira</strong>.</p>
<p>Kimilerine göre süper kahraman, kimilerine göre korkunç bir ucube, kimilerine göre de bir afüşte&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5328" aria-describedby="caption-attachment-5328" style="width: 653px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/elvira.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5328 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/elvira.jpg?resize=640%2C956" alt="Sıradışı ve çılgın bir karakter Elvira" width="640" height="956" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/elvira.jpg?w=653&amp;ssl=1 653w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/elvira.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5328" class="wp-caption-text">Sıradışı ve çılgın bir karakter Elvira</figcaption></figure></p>
<p><strong>Elvira</strong> birçok şey olabilir asla olmayacağı ise, itici ve sevilmeyen bir karakter olmak&#8230;<br />
<strong>Casandra Peterson</strong> tarafından canlandırılan karakter 80&#8217;li yıllarda birçok gencin hayallerini süslemiş. Tabi görünüşü ve tavırları sebebiyle kadını küçültücü ve seks objesi haline getiren bir karakter olarak da kabul edilmiş. Şimdilerde de kime sorsanız <strong>&#8220;porno yıldızı gibi duruyor&#8221;</strong> diyebilirler. Ama bana kalırsa <strong>Elvira</strong>&#8216;yı özel yapan, izleyicide görünüşünden çok renkli kişiliği ile güzel bir tebessüm bırakıyor olmasıdır. Kullandığı kelimeler, mimikleri, sağlam duruşu ve her an her durumda gülebilmesi onu derin dekoltesinden çok daha öteye taşıyor. Sonuçta <strong>&#8220;karanlığın kraliçesi</strong>&#8221; o ve bir şekilde bunu dışavurmalı öyle değil mi?&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5326" aria-describedby="caption-attachment-5326" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/absurd-komedi-elvira.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5326 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/absurd-komedi-elvira.jpg?resize=640%2C427" alt="Elvira, Tarzıyla EMO Akımına İlham Vermiştir." width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/absurd-komedi-elvira.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/absurd-komedi-elvira.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/absurd-komedi-elvira.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5326" class="wp-caption-text">Elvira, Tarzıyla EMO Akımına İlham Vermiştir.</figcaption></figure></p>
<h2>Elvira, Tarzıyla EMO Akımına İlham Vermiştir</h2>
<p>Tarzıyla <strong>Emotional Kid,</strong> yani kısa adıyla <strong>Emo</strong> akımına ilham vermiş ve bu akımın başlamasına neden olmuştur. &#8220;<strong>Ağır abla&#8221;</strong> kategorisine koyabiliriz onu. Her ergen gencin hayallerini süsleyen mahallenin asi, sinirli, seksi ve&nbsp; sert bakışlı, semt sakinlerini koruyup kollayan ama yeri geldi zaman o semt sakinlerinin bile canına okuyabilecek bir ablamız gibi sanki. Tabi onunla iyi geçindiğiniz zaman&#8230;:D<br />
Sahip olduğu çekiciliğin yanında bir o kadar etkili bir zekaya sahip bir karakter. Yapımcılar ve karakterin yaratıcılar bunu ortaya koyma biçimleriyle aslında yapmak istediklerine ulaşıyorlar. Her ne kadar bir kadın karakter seks satmak için yaratılmış gibi dursa dahi izledikçe aslında hiçte öyle göründüğü gibi yüzeyde kalmadığını anlıyorsunuz.</p>
<p><strong>&#8220;Görünüş aldatıcıdır ve kitaba da kapağına göre yargılamamak gerekir.&#8221;</strong> derim.&nbsp; Bana kalırsa, ilk film kadar olmasa da ikinci filmi de fena sayılmaz hani. Lakin, filmler televizyon şovu kadar keyifli ve heyecan verici değil ama izlenmeye kesinlikle değerler! <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f609.png" alt="😉" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br />
Kesinlikle bir cuma akşamınızı bir kereliğine olsa da, korku filmi yerine <em>absürd komedi</em>ye ayırabileceğiniz filmlerdir der ve herkese iyi seyirler dilerim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/absurd-komedinin-kralicesi-elvira/">Absürd Komedinin Kraliçesi ELVİRA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/absurd-komedinin-kralicesi-elvira/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5325</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Before I Wake: Rüyalarından Kaçan Çocuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/before-i-wake-ruyalarindan-kacan-cocuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/before-i-wake-ruyalarindan-kacan-cocuk/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Aug 2016 05:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Güneş Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[gerilim/korku filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Jacob Tremblay]]></category>
		<category><![CDATA[Kate Bosworth]]></category>
		<category><![CDATA[korku filmi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim film]]></category>
		<category><![CDATA[Room (Gizli Dünya)]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Jane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4934</guid>
				<description><![CDATA[<p>İtiraf etmeliyim ki ne kadar çok istesem de korku filmi izlemekten sakınırım; çünkü filmi izlediğim günün gecesi yatakta kasılmaktan korkarım. Bu kadar korkan beni bile kendine çekmeyi başarmış Before I Wake (Kâbustan Gelen) 2016 yapımı taze bir gerilim/korku filmi. Filmde, daha önce Room (Gizli Dünya) adlı filmiyle karşımıza çıkmış Jacob Tremblay, Kate Bosworth ve Thomas [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/before-i-wake-ruyalarindan-kacan-cocuk/">Before I Wake: Rüyalarından Kaçan Çocuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İtiraf etmeliyim ki ne kadar çok istesem de <em>korku filmi</em> izlemekten sakınırım; çünkü filmi izlediğim günün gecesi yatakta kasılmaktan korkarım. Bu kadar korkan beni bile kendine çekmeyi başarmış <strong>Before I Wake (Kâbustan Gelen)</strong> 2016 yapımı taze bir <em>gerilim/korku filmi</em>. Filmde, daha önce Room (Gizli Dünya) adlı filmiyle karşımıza çıkmış <em>Jacob Tremblay, Kate Bosworth</em> ve <em>Thomas Jane</em> yer alıyor.&nbsp; <strong>Before I Wake </strong>filmi, benim de sevdiğim bir başlangıç türü olarak hikayenin içinden bir parçayı alıyor ve sonra asıl başlangıca geçiyor.</p>
<h2>Before I Wake (Kâbustan Gelen)</h2>
<p>Filmde genç çiftimiz yakın zamanda oğullarını kaybettikleri için yastadır ve bunu atlatmanın bir yolunu ararlar. Çareyi evlat edinmekte bulurlar ve burada yolları Cody (Jacob Tremblay) ile kesişir. Cody, oldukça nazik ve iyi bir çocuktur fakat uykusuyla alakalı bazı problemleri vardır. (Yazının bundan sonraki kısmı Spoiler[film hakkında detaylı bilgi] içermektedir.). Cody, rüyasında gördüğü şeyleri gerçeğe dönüştürme yeteneğine sahiptir fakat rüyaları gibi kabusları da gerçeğe dönüşmektedir ta ki Cody uykusundan uyanana kadar. Daha önce kabuslarında onun yanına gelen Kanker Adam yüzünden kötü şeyler yaşayan Cody, elinden geldiğince uyumamaya çalışır. Fakat her ne kadar istemese de kimi zamanlar uyur ve kabuslar görür.</p>
<p><figure id="attachment_4936" aria-describedby="caption-attachment-4936" style="width: 520px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kabustan-gelen.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4936 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kabustan-gelen.jpg?resize=520%2C770" alt="Before I Wake (Kâbustan Gelen)" width="520" height="770" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kabustan-gelen.jpg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kabustan-gelen.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 520px) 100vw, 520px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4936" class="wp-caption-text">Before I Wake (Kâbustan Gelen)</figcaption></figure></p>
<p><strong>Before I Wake </strong>filminde en hoşuma giden yanı ise kesinlikle sonu oldu. Nadir korku filmi izlediğim için daha önce yapılmış mıdır bilmiyorum fakat birçok şey güzel bir anlam buldu ve film tatlı bir sonla bitti. Filmdeki hiçbir detay bağlantısız kalmamıştı ve olanlara gerçekten çok mantıklı ve duygusal bir açıklama bulmuşlar. Kafamı tek kurcalayan şey filmin sonunda Jessie(Kate Bosworth) karakterinin anlattığı hikaye gerçekleşti mi, yani Kanker adamın götürdükleri hayata dönebildiler mi merak ediyorum.</p>
<p>Filmin yanında Jacob Trambley’in oyunculuğundan da bahsetmeden olmaz. Çocuk oyuncu, daha önce Room filminde olduğu gibi bu filmde de karaktere tam olarak girebilmiş. Room filmi sinema filmi olarak ilk deneyimi olmasına rağmen ve psikolojik olarak zor bir karakter olmasına rağmen diğer karakterlerle kurduğu irtibatlar sayesinde karakterin yaşadıklarını tam anlamıyla hissettirebilmişti. Before I Wake filminde ise yer yer biraz donuk bulsam da filmin geneline baktığımızda yine karakterin hissiyatını bize verebilmişti.</p>
<p>Yazımın sonunda benim gibi korku filmi izlemekten çekinen sinemaseverlere sesleniyorum; <strong>Before I Wake </strong>filmi bildiğiniz gibi değil. Güzel filmlerle dolu günlere!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/before-i-wake-ruyalarindan-kacan-cocuk/">Before I Wake: Rüyalarından Kaçan Çocuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/before-i-wake-ruyalarindan-kacan-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4934</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlham Verici Bir Mücadele: Kartal Eddie</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ilham-verici-bir-mucadele-kartal-eddie/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ilham-verici-bir-mucadele-kartal-eddie/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Aug 2016 05:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belen Uzunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[biyografik film]]></category>
		<category><![CDATA[Hugh Jackman]]></category>
		<category><![CDATA[Taron Egerton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4870</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kartal Eddie, orijinal adıyla Eddie The Eagle filmi Nisan ayında ülkemizde vizyona girmiştir. Ben filmi yeni izleme fırsatı buldum ve gidip sinemada izlemediğim için çok pişman oldum. Bu film konusunu gerçek bir hikayeden anlamaktadır. Britanya’nın ilk ve en ünlü kayak uzun atlamacısı Eddie Edwards’dan almaktadır. Filmde Eddie’nin akıl almaz ve azimli mücadelesini kendimizi kaptırarak onunla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilham-verici-bir-mucadele-kartal-eddie/">İlham Verici Bir Mücadele: Kartal Eddie</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kartal Eddie</strong>, orijinal adıyla Eddie <strong>The Eagle</strong> filmi Nisan ayında ülkemizde vizyona girmiştir. Ben filmi yeni izleme fırsatı buldum ve gidip sinemada izlemediğim için çok pişman oldum.</p>
<p>Bu film konusunu gerçek bir hikayeden anlamaktadır. Britanya’nın ilk ve en ünlü kayak uzun atlamacısı <strong>Eddie Edwards</strong>’dan almaktadır. Filmde Eddie’nin akıl almaz ve azimli mücadelesini kendimizi kaptırarak onunla beraber yaşıyoruz. Kendinizi kaptırmadan izlemeniz oldukça zor, her engeli her başarıyı onunla yaşayacaksınız.</p>
<p><figure id="attachment_4871" aria-describedby="caption-attachment-4871" style="width: 704px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-Edwards-.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4871 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-Edwards-.jpeg?resize=640%2C360" alt="Eddie Edwards" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-Edwards-.jpeg?w=704&amp;ssl=1 704w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-Edwards-.jpeg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-Edwards-.jpeg?resize=702%2C396&amp;ssl=1 702w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4871" class="wp-caption-text">Eddie Edwards</figcaption></figure></p>
<h2>Eddie Edwards</h2>
<p><em>Eddie Edwards</em> doğduğu günden itibaren bir Olimpiyat sporcusu olmak isteyen hevesli genç bir İngilizdir. Hedef aldığı belli bir spor olmamakla beraber bir Olimpiyat sporcusu olabilmek için çeşitli tüm sporları denemiş fakat kendisini kayakla uzun atlama sporunda bulmuştur.</p>
<p>Hayalini gerçekleştirmek için çok çabalayan buna karşın hep çelmeler takılan, gülünen, alay edilen birisi olan Eddie bir kırılma noktasıyla kendi kaderini tamamen değiştirecektir.</p>
<p><figure id="attachment_4873" aria-describedby="caption-attachment-4873" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Gercek-Eddie-Edwards.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4873 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Gercek-Eddie-Edwards-300x201.jpeg?resize=300%2C201" alt="Gerçek Eddie Edwards" width="300" height="201" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Gercek-Eddie-Edwards.jpeg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Gercek-Eddie-Edwards.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Gercek-Eddie-Edwards.jpeg?w=408&amp;ssl=1 408w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4873" class="wp-caption-text">Gerçek Eddie Edwards</figcaption></figure></p>
<h2>Kartal Eddie (The Eagle)</h2>
<p><u>Kartal Eddie filmi</u> bize verdiği açık mesaj ise asla pes etmemek, kimseye kulak asmamak ve sadece ve sadece kendimize inanmak. Tabi bu mesajı bize aslında Eddie veriyor.</p>
<p><em>The Eagle</em> filminin başında gördüğümüz Eddie’nin bir sakatlığı vardır. Bence o sakatlık yeteri kadar yer etmemiş filme çünkü bu sakatlığa rağmen, geçmişinde böyle bir şey olmasına rağmen hayal edilemeyecek şeyleri başarıyor Eddie. Bu konu daha çok işlense belki Eddie’nin başardıkları bizi çok daha fazla etkileyecekti.</p>
<p>Başka bir konu ise <strong>Kartal Eddie</strong> filminde aslında sevinçten uçmamız gereken bazı sahnelerin bekleneni verememesi. Düşünüyorum aldığım o haber ve ya yaptığım bir olayın sonucu beklediğim gibi sonuçlanınca havalara uçarım. Fakat filmde buna benzer bir kaç sahne yaşanıyor ve ben beklediğim o sevinç patlamasını bir türlü yaşayamıyorum. Bu çocuk ne zaman sevinecek be kardeşim der oldum.</p>
<p><figure id="attachment_4872" aria-describedby="caption-attachment-4872" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-The-Eagle.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4872 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-The-Eagle.jpg?resize=640%2C640" alt="The Eagle - Hugh Jackman" width="640" height="640" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-The-Eagle.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-The-Eagle.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Eddie-The-Eagle.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4872" class="wp-caption-text">The Eagle &#8211; Hugh Jackman</figcaption></figure></p>
<p><u>Hugh Jackman</u>’a zaten diyecek yok her oynadığı filmde canlandırdığı karakterin hakkını veriyor. Ancak Eddie’yi canlandıran <em>Taron Egerton</em>’ı ilk defa izledim ve yeni kuşaktan bu kadar başarılı bir oyuncu görmek beni mutlu etti. Performansı bana oldukça geçti ve etkiledi.</p>
<p>Gerçek bir başarı hikayesi. Azim ve hırs görmek istiyor, bir filmdeki duyguların tamamını baş karakterler beraber yaşamayı istiyorsanız eğer bu film beklentilerinizi karşılayacak yönden bir film.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilham-verici-bir-mucadele-kartal-eddie/">İlham Verici Bir Mücadele: Kartal Eddie</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ilham-verici-bir-mucadele-kartal-eddie/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4870</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denize Girmeden Önce Düşündüren Film: Karanlık Sular</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/denize-girmeden-once-dusunduren-film-karanlik-sular/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/denize-girmeden-once-dusunduren-film-karanlik-sular/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Aug 2016 12:32:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belen Uzunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Blake Lively]]></category>
		<category><![CDATA[deniz korku filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Jaws]]></category>
		<category><![CDATA[köpekbalığı filmi]]></category>
		<category><![CDATA[korku filmi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4802</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu yaz denize girmeden önce 10 kere düşünmenizi gerektirecek olan film salonlarda gösterime başladı, Karanlık Sular orijinal adıyla The Shallows. Sony Pictures ve Columbia Pictures’ın yapımı olan filmin starı ise Blake Lively. Uzun bir aradan sonra film camiasına flaş bir giriş yapmış Lively bu filmde oldukça güzel ve izleyiciye geçen bir performans sergilemiş. Karanlık Sular [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denize-girmeden-once-dusunduren-film-karanlik-sular/">Denize Girmeden Önce Düşündüren Film: Karanlık Sular</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yaz denize girmeden önce 10 kere düşünmenizi gerektirecek olan film salonlarda gösterime başladı, <strong>Karanlık Sular</strong> orijinal adıyla <strong>The Shallows</strong>.</p>
<p>Sony Pictures ve Columbia Pictures’ın yapımı olan filmin starı ise <strong>Blake Lively</strong>. Uzun bir aradan sonra film camiasına flaş bir giriş yapmış Lively bu filmde oldukça güzel ve izleyiciye geçen bir performans sergilemiş.</p>
<h2>Karanlık Sular (The Shallows)</h2>
<p><strong>Karanlık Sular</strong> alıştığımız filmlerin aksine biraz daha farklı bir film. Gerek konusu gerek de filmde kullanılan görsel içeriklerden ötürü. Konuları aynılaşan filmlerden sonra sürekli aksiyon ve kalıplaşmış filmlerden sonra bu denli farklı bir film izlemek beni mutlu etti.</p>
<p><figure id="attachment_4804" aria-describedby="caption-attachment-4804" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-korku-filmi.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4804 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-korku-filmi.jpeg?resize=640%2C427" alt="Deniz Korku Filmi: Karanlık Sular." width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-korku-filmi.jpeg?w=768&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-korku-filmi.jpeg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/deniz-korku-filmi.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4804" class="wp-caption-text">Deniz Korku Filmi: Karanlık Sular.</figcaption></figure></p>
<p>Filmin konusunu düşününce 1 buçuk saat boyunca bir kızın nasıl kurtulacağını mı izleyeceğiz diye düşünmeyin sakın. Çünkü bu film her saniyesiyle kendisini izletmeyi başarıyor. Filmin hiç bir anında sıkılmıyorsunuz, sürükleyici bir şekilde devam ediyor film.</p>
<p>Tabi ki <strong>köpekbalığı filmleri</strong> arasında kültleşmiş olan Jaws’ın aslı önünce geçebilecek bir film olamaz ilk defa izlediğimiz bir köpekbalığı filmi olan Jaws’ın hayatımızdaki yeri büyük. Fakat bu film ise oldukça iddialı. Gerçekten büyüleyici görüntü ve sahneleriyle, başarılı görsel efektleriyle belki de 2010’ların en etkileyici <u>Deniz Korku filmi</u> olabilir.</p>
<p>Bu filmden kendine pay çıkaran bir başka kurum ise GoPro Aksiyon Kameraları. Filmin hikayesinde temel bir role sahip olan ve her geçen gün iyice dikkat çeken bu kameralara filmde çok yer verilmiş.</p>
<p><figure id="attachment_4806" aria-describedby="caption-attachment-4806" style="width: 704px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/karanlik-sular-filmi.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4806 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/karanlik-sular-filmi.jpeg?resize=640%2C427" alt="Lively’nin etkileyici performansının üstüne bir de gerçekçi görsel efektleri eklenince muhteşem bir görsellik oluşuyor." width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/karanlik-sular-filmi.jpeg?w=704&amp;ssl=1 704w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/karanlik-sular-filmi.jpeg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/karanlik-sular-filmi.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4806" class="wp-caption-text">Lively’nin etkileyici performansının üstüne bir de gerçekçi görsel efektleri eklenince muhteşem bir görsellik oluşuyor.</figcaption></figure></p>
<p>Kendim de kullandığım için bazı mantık hataları olan noktaları fark ettim bu kameraların kullanımıyla alakalı fakat filme çok da fazla etki etmiyor bu hatalar.</p>
<p>Lively’nin etkileyici performansının üstüne bir de gerçekçi görsel efektlerin eklenmesi ve gerçekten büyüleyici, sıradanlığı bozan su altı çekimleri filmi çok daha ilgi çekici hale getiriyor.</p>
<p>Yeni şeyler görmek her zaman güzeldir. <strong>Karanlık Sular</strong> filminde telefondaki içerikleri, görüntülü konuşmaları 1. gözden bizler de görebiliyoruz. Bu tarz bir özellik getirmeleri filmi güzelleştirmiş. Çok abartmak istemiyorum ama neden olmasın Oscar’da aday gösterilebilecek bir film olmuş bence.</p>
<p><figure id="attachment_4803" aria-describedby="caption-attachment-4803" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Blake-Lively.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4803 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Blake-Lively.jpeg?resize=640%2C427" alt="Muhteşem performansı ile Blake Lively." width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Blake-Lively.jpeg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Blake-Lively.jpeg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/Blake-Lively.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4803" class="wp-caption-text">Muhteşem performansı ile Blake Lively.</figcaption></figure></p>
<p>Filmin hikâyesinde bazı boşluklar olsa da oldukça güzel uzun süredir izlemediğim türden bir filmdi. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum beğeneceğinizi umuyorum.</p>
<p>Tatil planı yaparken köpekbalığı bölgesinde yapmadığınıza emin olun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/denize-girmeden-once-dusunduren-film-karanlik-sular/">Denize Girmeden Önce Düşündüren Film: Karanlık Sular</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/denize-girmeden-once-dusunduren-film-karanlik-sular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4802</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Çıplak Ada” İçinde Azap</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ciplak-ada-icinde-azap/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ciplak-ada-icinde-azap/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jul 2016 11:30:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kaneto Shindô]]></category>
		<category><![CDATA[şiirsel sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4516</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çıplaklık deyince insanın aklına pek çok şey gelebilir. Çıplaklık namına akla gelebilecek en olumsuz şeyleri bir filmde yönetmenin eliyle perdeye nasıl yansıtırız? Bu sorunun cevabını “Çıplak Ada” filminde bulabiliriz. Çıplak Ada (Hadaka No Shima) Filmi Bir adanın insana verebileceği hiçbir şeyi olamamasına rağmen, karı – koca ve iki çocuktan oluşan bir ailenin kendilerine göre o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ciplak-ada-icinde-azap/">“Çıplak Ada” İçinde Azap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çıplaklık deyince insanın aklına pek çok şey gelebilir. Çıplaklık namına akla gelebilecek en olumsuz şeyleri bir filmde yönetmenin eliyle perdeye nasıl yansıtırız? Bu sorunun cevabını “<strong>Çıplak Ada</strong>” filminde bulabiliriz.</p>
<h2>Çıplak Ada (Hadaka No Shima) Filmi</h2>
<p>Bir adanın insana verebileceği hiçbir şeyi olamamasına rağmen, karı – koca ve iki çocuktan oluşan bir ailenin kendilerine göre o adadan almak istediği çok şey vardır. Adanın çorak topraklarını yeşertmek ve ondan ürün alabilmek bu aile için oldukça meşakkatli bir iştir. Ürün alabilmek için girilen bu zor yolda karı – koca son derece bedbindirler. Yüz ifadeleri adeta bu işi niye yaptıklarını bilemez halde olduklarını göstermektedir. Neredeyse her karış toprağa elleriyle sulayarak can verirler; ancak sanki bu kendi ömürlerinden ömür götürür. Kameranın karı – kocanın ayaklarını takip etmesi izleyiciyle ada sakinlerini adeta bir bütün haline getirir. Arada sırada girilen müzik de olmasa bu azap hiç bitmeyecek gibi kendisini hissettirir.</p>
<p><figure id="attachment_4520" aria-describedby="caption-attachment-4520" style="width: 658px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/the-naked-island.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4520 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/the-naked-island.jpg?resize=640%2C441" alt="Bir adanın insana verebileceği hiçbir şeyi olamamasına rağmen, karı – koca ve iki çocuktan oluşan bir ailenin kendilerine göre o adadan almak istediği çok şey vardır. " width="640" height="441" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/the-naked-island.jpg?w=658&amp;ssl=1 658w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/the-naked-island.jpg?resize=300%2C207&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4520" class="wp-caption-text">Bir adanın insana verebileceği hiçbir şeyi olamamasına rağmen, karı – koca ve iki çocuktan oluşan bir ailenin kendilerine göre o adadan almak istediği çok şey vardır.</figcaption></figure></p>
<p>Tabi ada sakinleri her zaman aynı azabı çekmezler; ürünün hasat dönemi de vardır. Yılın küçük bir anı onca emeğin karşılığını alırken kısa bir rahatlama yaşanır; ancak bu da çok uzun sürmez, yine başa dönülür, yine ağır adımlar, yine bedbin yüzler, yine taşıma suyla değirmen döndüren iki küçük insan…</p>
<p>Bu ailenin bir yıl boyunca başlarına gelebilecek en ilginç olay küçük çocuklarının kocaman bir balık yakalaması olur. Onu, zor da olsa satarlar ve kendilerine yılın bir günü de olsa insan gibi yaşama şansı verirler. Tabi sonrasında yine aynı yere dönerler. Tuzlu suyun ortasında bir damla bile içecek suyun olmadığı çıplak ada.</p>
<p><figure id="attachment_4517" aria-describedby="caption-attachment-4517" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ciplak-ada.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4517 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ciplak-ada.jpg?resize=640%2C272" alt="Adanın çıplak hali filmin her anında izleyiciye de yansır. Çok yalın bir şekilde izleyici kendini adeta aynı sıkıntıları çeker bulur." width="640" height="272" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ciplak-ada.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ciplak-ada.jpg?resize=300%2C128&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4517" class="wp-caption-text">Adanın çıplak hali filmin her anında izleyiciye de yansır. Çok yalın bir şekilde izleyici kendini adeta aynı sıkıntıları çeker bulur.</figcaption></figure></p>
<p>Günler yine sil baştan başlarken bu sefer bu çıplak ada çocuklarından birisini elinden alır bu ailenin. Artık ada düşmanlığını iyice gösterir olmuştur karı – kocaya. Koca buna aldırmaz, kendisini güçlü göstermeye çalışır, ağzından bir tek kelime çıkmaz, günlük yapması gereken neyse onu yapmaya koyulur; ancak yüzündeki acı ifade tam tersini söylemektedir. Kadın gücünün sonuna gelmiştir, dayanacak takati kalmamıştır, adanın toprak bile demeye değmeyecek kumuna isyan eder. Bin bir güçlükle yetiştirdikleri, alnının teriyle büyüyen ürüne saldırır ve toprağa tüm nefretini kusar. Bu anda izleyici kendisini filmin içinde öylesine kaybetmiş hisseder ki, adeta boğulacak gibi olur. “Bu kadın kendini niye denize atmıyor.” diye sorgular; çünkü kendisi orda olsa bunu yapabilecektir. Bu bıkmışlık duygusu insanı öylesine sarmıştır ki, ada artık bir açık hapishanedir. Ancak kadın aradığı desteği kocasından bulamaz; çünkü adamın isyan edecek, hatta bunu dile getirecek bile gücü yoktur. Adamın tek derdi bir an önce burada yaşlanıp ölmek. O da biliyor ki, adadan başka gidebilecekleri yerleri yoktur. Kadın, isyanını toprağa kustuktan sonra ayağa kalkarak kocasına uyar ve toprağa can vermek için dört elle çalışmaya başlar.</p>
<p><figure id="attachment_4519" aria-describedby="caption-attachment-4519" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hadaka-no-shima.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4519 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hadaka-no-shima.jpg?resize=640%2C480" alt="uzlu suyun ortasında bir damla bile içecek suyun olmadığı çıplak ada." width="640" height="480" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hadaka-no-shima.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hadaka-no-shima.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4519" class="wp-caption-text">uzlu suyun ortasında bir damla bile içecek suyun olmadığı çıplak ada.</figcaption></figure></p>
<p>Adanın çıplak hali filmin her anında izleyiciye de yansır. Çok yalın bir şekilde izleyici kendini adeta aynı sıkıntıları çeker bulur. Filmin müziği öyle anlarda devreye girer ki, seyirciye filmde yaşananların sadece film olduğu hatırlatılır. Yoksa seyirci her an filmdeki insanların yükleri altında kalıp can verebilir. Adada ailenin fertleri oldukça net ifadeler sahiptirler. Olaylar karşısında yüz ifadeleri tüm duygularını yansıtır. Filmde kurgu sayesinde insanların adayla aralarındaki gerilim öylesine yüksek dozajda verilir ki, seyirci ilgisini her saniye diri tutar. Özellikle kadın su taşırken; adam ise iş yaparken yüz ifadeleri arasında pinpon topu gibi gidip gelen planlar her an bir şey olacak hissini seyirciye verir.</p>
<p>Son olarak <em>Çıplak Ada</em> filminin yönetmeni <u>Shindô</u>’nun ifadelerini belirteyim: “<em>Hadaka No Shima</em>, doğaya karşı karıncalar gibi çalışan ve mücadele eden insanları perdeye aktaran &#8216;sinemasal bir şiir&#8217;dir.”</p>
<h3>Çıplak Ada Filmi Künyesi</h3>
<ul>
<li>Yönetmen: <strong>Kaneto Shindô</strong></li>
<li>Orijinal İsim: <strong>Hadaka No Shima</strong></li>
<li>İngilizce isim: <strong>The Naked island</strong></li>
<li>Yapım Yılı: 1960</li>
<li>Süre: 94 dk.</li>
<li>İMDB: 8,4</li>
</ul>
<p>Merak mı ettiniz? Sizi Çıplak Ada filmi arama zahmetinden kurtarayım. Aşağıdaki videodan filmi izleyebilirsiniz.</p>
<p>Yorumlarınızı bekliyorum. İyi seyirler.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/watGzwZ6S-c?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ciplak-ada-icinde-azap/">“Çıplak Ada” İçinde Azap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ciplak-ada-icinde-azap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4516</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstediğiniz Her Şeyi Sorabilir Misiniz Gerçekten?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istediginiz-her-seyi-sorabilir-misiniz-gercekten/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istediginiz-her-seyi-sorabilir-misiniz-gercekten/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Jul 2016 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık Oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Alacakaranlık]]></category>
		<category><![CDATA[Allison Burnett]]></category>
		<category><![CDATA[Britt Robertson]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Slater]]></category>
		<category><![CDATA[Justin Long]]></category>
		<category><![CDATA[Katie Kampenfelt]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Sheen]]></category>
		<category><![CDATA[Undiscovered Gyrl]]></category>
		<category><![CDATA[Vampir Günlükleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4441</guid>
				<description><![CDATA[<p>18 yaşındaki Katie Kampenfelt için öyleydi&#8230; 2014 yılı bağımsız bir yapım olan &#8220;Ask Me Anything&#8221; filminin yönetmen koltuğunda Allison Burnett oturmaktadır. Kendi yazmış olduğu &#8216;Undiscovered Gyrl&#8216; isimli romanından da uyarlama senaryo görevini kendisi üstlenmiştir. Ask Me Anything Başrollerinde Britt Robertson, Christian Slater, Justin Long&#160; ve Martin Sheen &#8216;in yer aldığı filmimizde, sevimli, şirin ve özgür [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istediginiz-her-seyi-sorabilir-misiniz-gercekten/">İstediğiniz Her Şeyi Sorabilir Misiniz Gerçekten?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>18 yaşındaki <strong>Katie Kampenfelt</strong> için öyleydi&#8230;</p>
<p>2014 yılı bağımsız bir yapım olan &#8220;<strong>Ask Me Anything&#8221; </strong>filminin yönetmen koltuğunda <strong>Allison Burnett</strong> oturmaktadır. Kendi yazmış olduğu <strong>&#8216;Undiscovered Gyrl</strong>&#8216; isimli romanından da uyarlama senaryo görevini kendisi üstlenmiştir.</p>
<h2>Ask Me Anything</h2>
<p>Başrollerinde <strong>Britt Robertson</strong>, <strong>Christian Slater</strong>, <strong>Justin Long</strong>&nbsp; ve <strong>Martin Sheen</strong> &#8216;in yer aldığı filmimizde, sevimli, şirin ve özgür ruhlu <strong>Katie</strong> liseden mezun olduktan sonra eğitimine 1 yıl ara vermeye karar veriyor. Bu süre zarfında birçok farklı erkekle yaşadığı cinsel deneyimi bir blogda dünya ile paylaşmaya karar veriyor. Kimselere anlatamadığı duygularını, endişelerini ve sevinçlerini anlatıyor ama anlatırken geleceğine dair yaşadığı korkunun kendisine neler yaptığını fark ediyor.</p>
<p><figure id="attachment_4444" aria-describedby="caption-attachment-4444" style="width: 546px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyying-filmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4444 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyying-filmi.jpg?resize=546%2C677" alt="Ask Me Anything" width="546" height="677" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyying-filmi.jpg?w=546&amp;ssl=1 546w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyying-filmi.jpg?resize=242%2C300&amp;ssl=1 242w" sizes="(max-width: 546px) 100vw, 546px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4444" class="wp-caption-text">Ask Me Anything</figcaption></figure></p>
<p>Aynı zamanda, ilişki yaşadığı erkeklerden biri olan öğretmeni ile bir süredir devam eden birlikteliklerinin ardından onun kendisini reddetmesi sonucu içinde yaşadığı derinliği de görüyor.</p>
<p><strong>&#8220;(Bu kısım spoiler içermektedir!!! Bilginize&#8230;)&nbsp;</strong>Hayatına dair yazdığı ve paylaştığı birçok bilgiden <strong>Katie</strong>&#8216;nin gerçekten özgüvenli bir kız olduğunu düşünüyoruz. Hatta anlattıklarının gerçekliğine öyle kapılıyoruz ki bunların sadece basit bir yalandan ibaret olduğunu anlamamız bizleri şaşırtmakla soğuk duşlu bir karmaşaya ve kendi hayatımızı sorgulamaya itiyor.<strong>&#8220;</strong></p>
<p><figure id="attachment_4443" aria-describedby="caption-attachment-4443" style="width: 609px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyting-afis.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4443 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyting-afis.jpg?resize=609%2C854" alt="2014 yılı bağımsız bir yapım olan &quot;Ask Me Anything&quot; filminin yönetmen koltuğunda Allison Burnett oturmaktadır." width="609" height="854" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyting-afis.jpg?w=609&amp;ssl=1 609w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/ask-me-anyting-afis.jpg?resize=214%2C300&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 609px) 100vw, 609px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4443" class="wp-caption-text">2014 yılı bağımsız bir yapım olan &#8220;Ask Me Anything&#8221; filminin yönetmen koltuğunda Allison Burnett oturmaktadır.</figcaption></figure></p>
<p>Gençliğin getirdiği kabullenilme ve sevilme isteği toplumun normlarını tekrardan sorgulamamız gerektiğini bizlere hatırlatıyor. Son dönemde ülkemizde gerçekleşen bir olay bunu bizlere öylesine net hatırlatıyor ki toplu hayatın sahteliğini ve samimiyetsizliğini bir kez daha acımasızca ortaya koyuyor.</p>
<p><em>Şubat ayında 18 yaşındaki genç bir kız öğretmeninin tecavüzüne uğradığını söyleyerek kendini öldürmüştü. Olayın içi yüzü şimdilerde ortaya çıktı ve sessiz bir şekilde her şeyin üzeri örtülüyor. Neden hiç merak ettiniz mi?&#8230;</em></p>
<p><strong>Katie</strong>&#8216;nin yaşadığı olaylar sıradan bir genç kızın başına gelebilecek olaylar. Ne bir özel durumu ne de bir&nbsp; karmaşıklığı, şaşılacak bir yanı var. Asıl bu tepkilerin gösterilmesi gereken nokta genç bir kızın içinde bulunduğu duruma nasıl ve neden gelmiş olduğudur.<br />
Türkiye&#8217;de İzleyenlerin yorumlarını okuduğum zaman kıza kondurdukları &#8220;<strong>k_ş_r</strong>&#8221; ibaresi ve ilişki yaşadığı kendinden yaşça büyük erkeklere &#8220;<strong>p&#8230;&#8230;nk</strong>&#8221; diyerek geçiştirmeleri ise değindim gerçekleri güzelce özetliyor. Ne yazık ki bu durum dünyanın her yeri için geçerli.</p>
<p><figure id="attachment_4446" aria-describedby="caption-attachment-4446" style="width: 520px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Undiscovered-Gyrl-romani.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4446 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Undiscovered-Gyrl-romani.jpg?resize=520%2C288" alt="Başrollerinde Britt Robertson, Christian Slater, Justin Long ve Martin Sheen 'in yer aldığı filmimizde, sevimli, şirin ve özgür ruhlu Katie liseden mezun olduktan sonra eğitimine 1 yıl ara vermeye karar veriyor. Bu süre zarfında birçok farklı erkekle yaşadığı cinsel deneyimi bir blogda dünya ile paylaşmaya karar veriyor. " width="520" height="288" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Undiscovered-Gyrl-romani.jpg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Undiscovered-Gyrl-romani.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 520px) 100vw, 520px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4446" class="wp-caption-text">Başrollerinde Britt Robertson, Christian Slater, Justin Long ve Martin Sheen &#8216;in yer aldığı filmimizde, sevimli, şirin ve özgür ruhlu Katie liseden mezun olduktan sonra eğitimine 1 yıl ara vermeye karar veriyor. Bu süre zarfında birçok farklı erkekle yaşadığı cinsel deneyimi bir blogda dünya ile paylaşmaya karar veriyor.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Brunett</strong> kitabın gerçek bir olaydan esinlenilmediğini söylüyor ama anlatılanların gerçekliği romanın sevenlerini soru işaretlerine sürüklemekte. Kitap, genç yetişkinlere yönelik olup şahsen yetişkinlerinde okuması gerektiği görüşündeyim.</p>
<p>Ülkemizde şimdilerde <strong>Vampir Günlükleri</strong>, <strong>Açlık Oyunları </strong>ve <strong>Alacakaranlık </strong>gibi klişe kitaplara değer üzerine değer biçilmesi yerine yurt dışında kitapları çok satan Amerikalı yazar <strong>Allison Burnett</strong>&#8216;in önemli bir değerinin olması gerekiyor.</p>
<p><strong>IMDB</strong>&#8216;den 6 gibi biraz düşük bir puan almış olsa da izleyenlerin bahsettiği gibi <strong>çok saçma</strong> ve <strong>gereksiz bir film</strong> olmadığı düşüncesindeyim.<br />
<strong><br />
Unutmayalım ki, bazı şeylere karşı körü körüne inanmak kesinlikle kendi kendimizi kandırmak ve sadece basit vicdanlarımızı rahatlamak için yaratılan bir düzmecedir.</strong></p>
<p>Bu film konusunda <u>kendi görüşünüzü</u> oluşturmanız ümidiyle,</p>
<p><strong>İyi seyirler&#8230;</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istediginiz-her-seyi-sorabilir-misiniz-gercekten/">İstediğiniz Her Şeyi Sorabilir Misiniz Gerçekten?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istediginiz-her-seyi-sorabilir-misiniz-gercekten/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4441</post-id>	</item>
		<item>
		<title>20 Yıllık Bekleyiş: Kurtuluş Günü Filmi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/20-yillik-bekleyis-kurtulus-gunu-filmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/20-yillik-bekleyis-kurtulus-gunu-filmi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jul 2016 11:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belen Uzunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[uzay savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Will Smith]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4391</guid>
				<description><![CDATA[<p>20 Yıllık Bekleyiş Hüsranla Son Buldu Geçtiğimiz günlerde Kurtuluş Günü 2 (Independence Day: Resurgence) filmini izleme fırsatı buldum. Sonunda iple çektiğim bir yenisini izlemek için 20 yıl gibi bir süre beklediğim filmi izleyeceğim için çok heyecanlıydım fakat sonu aynı heyecanla bitmedi maalesef tam bir hüsran ile bitti. Kurtuluş Günü 2 (Independence Day: Resurgence) Çocukken izlediğim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/20-yillik-bekleyis-kurtulus-gunu-filmi/">20 Yıllık Bekleyiş: Kurtuluş Günü Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>20 Yıllık Bekleyiş Hüsranla Son Buldu</h2>
<p>Geçtiğimiz günlerde <strong>Kurtuluş Günü 2</strong> (<strong>Independence Day: Resurgence</strong>) filmini izleme fırsatı buldum. Sonunda iple çektiğim bir yenisini izlemek için 20 yıl gibi bir süre beklediğim filmi izleyeceğim için çok heyecanlıydım fakat sonu aynı heyecanla bitmedi maalesef tam bir hüsran ile bitti.</p>
<h2>Kurtuluş Günü 2 (Independence Day: Resurgence)</h2>
<p>Çocukken izlediğim ilk filmi çok beğenmiş zaman geçse de her zaman sıkılmadan izlemeye devam etmişimdir. Döneminde yayınlanan en güzel ve ilgi çekici uzaylı filmlerinden birisiydi. Tabii benim için Will Smith’in de oluşu ayrı bir etkendi. Her zaman kendime sorardım bu güzel filmin bu kadar hayranı/takipçisi varken, talep varken neden bir ikincisi çekilmiyor. Gün geldi yetkililer açıkladı <strong>Kurtuluş Günü 2</strong> çekilecekti.</p>
<p><figure id="attachment_4394" aria-describedby="caption-attachment-4394" style="width: 324px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Kurtulus-Gunu-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4394 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Kurtulus-Gunu-2.jpg?resize=324%2C156" alt="Kurtuluş Günü filmi, döneminde yayınlanan en güzel ve ilgi çekici uzaylı filmlerinden birisiydi" width="324" height="156" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Kurtulus-Gunu-2.jpg?w=324&amp;ssl=1 324w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Kurtulus-Gunu-2.jpg?resize=300%2C144&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 324px) 100vw, 324px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4394" class="wp-caption-text">Kurtuluş Günü filmi, döneminde yayınlanan en güzel ve ilgi çekici uzaylı filmlerinden birisiydi</figcaption></figure></p>
<p>İlk hüsranı Will Smith’in olmayacağını öğrendiğimde yaşadım aslında ama koca bir filmi tek bir oyuncuya mal etmek olmazdı zaten. Sonuçta bir senaryo vardır yönetmene bağlı olarak film güzel de olabilir kötü de olabilir. Oyuncu kadrosunda yeni isimlere de yer verirken bazı olmazsa olmaz karakterleri de görecek olmak beni mutlu etmişti.</p>
<p>Geçmişimde izi olan <strong>Kurtuluş Günü 2</strong> filmine vefamı göstermek için biletimi aldım ve filme girdim. Tamam biz vefalı olabiliriz ama sadece eski sevdiğimiz karakterleri filme koyup geri kalanına özen göstermezseniz bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Gözde karakterleri kullanarak bu filmi kurtaramadınız çünkü senaryosundan olay akışına her şey çok kötüydü.</p>
<p><figure id="attachment_4395" aria-describedby="caption-attachment-4395" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kurtulus-gunu.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4395 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kurtulus-gunu.jpeg?resize=576%2C324" alt="Independence Day 2'de bir çok özel efekt görüntüsü yer almaktadır." width="576" height="324" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kurtulus-gunu.jpeg?w=576&amp;ssl=1 576w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/kurtulus-gunu.jpeg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4395" class="wp-caption-text">Independence Day 2&#8217;de bir çok özel efekt görüntüsü yer almaktadır.</figcaption></figure></p>
<p><em>Kurtuluş Günü 2</em> filminin genel aydınlatması özellikle uzay ve aksiyon sahnelerinde çok ama çok kötüydü. Işık o kadar azdı ki düşünün sinema salonun da bile neler olup bittiğini anlamaya çalışmak zor oldu. Filmde anlamakta zorlandığım bir çok özel efekt görüntüsü vardı. Ayrıca çok kalabalık karmaşık belli belirsiz sahneler vardı. Yeni karakterler hiç sıcak gelmedi bana hiç güzel bir şekilde oturtulamamışlar filmin içine çok üzgünüm. İlk filmdeki uzaylıların uyandırdığı gizem bu filmde yoktu maalesef. Uzaylılara alışıyor hatta uzaylıdan çok canavar gibi görmeye başlıyoruz onları. Halbuki ilk filmde bir uzaylıyı görecek olma düşüncesi bile korkutucu oluyordu. Ayrıca uzaylıların çok çok mekanikleşmiş olması da beğenmediğim ayrı bir konuydu.</p>
<p>Imbd film puanlamasına bakmadan gittiğim <strong>Independence Day: Resurgence</strong> filminde, bakmamamın sebebi ise etkilenmek istemememdi; fakat puanlamayı görünce az da olsa rahatladım. Neyse ki tek beğenmeyen ben değilmişim. İzlemeden önce baksam puanı görsem gene giderdim ama sadece isminden ötürü giderdim. Bu şartlarda başka bir filme gitmem söz konusu bile olmaz normalde.</p>
<p><figure id="attachment_4392" aria-describedby="caption-attachment-4392" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/independence-day.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4392 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/independence-day.jpg?resize=640%2C270" alt="Kurtuluş Günü 2 filmi" width="640" height="270" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/independence-day.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/independence-day.jpg?resize=300%2C127&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4392" class="wp-caption-text">Kurtuluş Günü 2 filmi</figcaption></figure></p>
<p>Eğer bu filmin hayranıysanız elbette ki filme gidin görün. Zaten bunu istiyorsunuz ama çok büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaksınız. Merak ettiği için bu filme gitmeyi düşünenler varsa da ilk filmi izlemiş olmanıza gerek yok ama gitmenizi üzülerek tavsiye etmiyorum. TSG Entertaiment’dan izlediğim ilk ve tek kötü film maalesef bu film oldu. Keşke hiç bu filmi yapmasaydınız ve biz sizi hep güzel hatırlasaydık.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/20-yillik-bekleyis-kurtulus-gunu-filmi/">20 Yıllık Bekleyiş: Kurtuluş Günü Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/20-yillik-bekleyis-kurtulus-gunu-filmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4391</post-id>	</item>
		<item>
		<title>American Beauty: Bir Ailenin Çöküşünün Hikayesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/american-beauty-bir-ailenin-cokusunun-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/american-beauty-bir-ailenin-cokusunun-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 10 Jul 2016 06:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Güneş Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[BAFTA]]></category>
		<category><![CDATA[BAFTA Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[en iyi film]]></category>
		<category><![CDATA[Kevin Spacey]]></category>
		<category><![CDATA[Mena Suvari]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Ödülleri Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Sam Mendes]]></category>
		<category><![CDATA[Thora Birch]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Bentley]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4361</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlara baktığımızda ne görürüz? Bir genç kızın yüzünde oluşan o taze heyecanı mı, merakın getirdiği şüpheleri ve arzuları mı, yılların yorgunluğuyla çalışmaktan bıkmış bir adamın sorumluluklarından kaçışını mı veya daha fazlası için her şeyi yapabilecek hırslı bir kadını mı? Eğer tüm bunların ardındakini görmek istiyorsanız, ‘look closer’ American Beauty 1999 yapımı American Beauty filminin sloganı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/american-beauty-bir-ailenin-cokusunun-hikayesi/">American Beauty: Bir Ailenin Çöküşünün Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlara baktığımızda ne görürüz? Bir genç kızın yüzünde oluşan o taze heyecanı mı, merakın getirdiği şüpheleri ve arzuları mı, yılların yorgunluğuyla çalışmaktan bıkmış bir adamın sorumluluklarından kaçışını mı veya daha fazlası için her şeyi yapabilecek hırslı bir kadını mı? Eğer tüm bunların ardındakini görmek istiyorsanız, ‘<em>look closer’</em></p>
<h2>American Beauty</h2>
<p>1999 yapımı <strong>American Beauty</strong> filminin sloganı <em>‘look closer’. </em>Filmin yönetmeni <strong>Sam Mendes</strong>, filmi izlerken bir şeylere daha yakından bakmamızı, aslında günlük hayatta karşılaştığımız olaylara daha dikkatli yaklaşırsak arkasındaki gerçekleri görebileceğimize inanıyor. Başrollerini <em>Kevin Spacey, Thora Birch, Mena Suvari </em>ve <em>Wes Bentley</em>’nin üstlendiği <u>American Beauty</u> filminde modern bir Amerikan ailesi anlatılıyor. Spacey,<em> (Lester Burnham) </em>filmde magazin dergisinde çalışan bir aile babasını canlandırıyor. Kentin lüks banliyölerinde yaşayan Lester, orta yaş krizini yaşamaktadır. Bu ağır dönemin üstüne karısının onu yeterli görmemesi, kızının kendisini ciddiye almaması ve patronunun da onu aptal yerine koymasıyla işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alır Lester için. İlk başlarda film, Lester’ın bunalımlı hikâyesi gibi gözükürken ilerleyen zamanlarda olaylar çözülmeye başlar. <strong><em>&nbsp;</em></strong></p>
<p><figure id="attachment_4366" aria-describedby="caption-attachment-4366" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Lester-Burnham-Kevin-Spacey-.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4366 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Lester-Burnham-Kevin-Spacey-.jpg?resize=500%2C675" alt="Lester Burnham(Kevin Spacey) " width="500" height="675" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Lester-Burnham-Kevin-Spacey-.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Lester-Burnham-Kevin-Spacey-.jpg?resize=222%2C300&amp;ssl=1 222w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4366" class="wp-caption-text">Lester Burnham(Kevin Spacey)</figcaption></figure></p>
<p><strong>American Beauty</strong> filminde Wes Bentley’nin canlandırdığı <em>Ricky Fitts</em> karakteri, Lester’ın karşı binasında oturmaktadır. Babasının otoriter karakterinin altında biraz pasif kalan Ricky, Lester’ın kızı Jane’i izlemeye başlar. Jane’in yüzündeki hüzün ve karamsarlık Ricky’i gün geçtikçe daha da etkiler. Jane, birçok yaşıtı gibi kendini beğenmemektedir. Aynadaki görüntüsünden huzursuzluk duyan bir genç kızdır.</p>
<p>Diğer yanda da Jane’in güzel arkadaşı Angela vardır. Ergenliğe girmesiyle kendi potansiyelinin farkına varır ve tavırlarında kadınlığını kullanmaktan çekinmez. Jane’in aksine özgüveni yerindedir. Okulda düzenlenen basketbol takımının maçı öncesi yaptıkları gösteride de Lester’ın dikkatini çeker ve Lester uzun bir süre onun etkisinden çıkamaz. Sorumluluklardan bir anlığına olsun kaçmak istercesine Angela’nın diri ve taze vücudunun hayaline sığınır.</p>
<p><figure id="attachment_4363" aria-describedby="caption-attachment-4363" style="width: 547px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Jane.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4363 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Jane.jpg?resize=547%2C233" alt="Jane" width="547" height="233" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Jane.jpg?w=547&amp;ssl=1 547w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Jane.jpg?resize=300%2C128&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 547px) 100vw, 547px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4363" class="wp-caption-text">Jane</figcaption></figure></p>
<p><em>American Beauty</em> filminde Annette Bening’in canlandırdığı Carolyn karakteri Lester’ın eşidir.&nbsp; Emlakçılık yaparak para kazanmaktadır ve hırslı karakterinden dolayı her zaman daha fazlasını istemeye hazırdır. Bu tutumu eşiyle olan ilişkisine de yansır. Lester’ın işteki performansından tutun da kendisine olan davranışına kadar her yönünü aşağılamaktadır. Lester’a karşılıksa Peter Gallagher’ın canlandırdığı <em>Buddy </em>karakterini gözünde ilah haline getirmiştir. Emlakçılık sektöründe en iyisidir. Maddi gücüyle ve statüsüyle her istediğini elde edebilen güçlü erkek modeli… Carolyn’in hayallerindeki erkektir.</p>
<p>Ricky, her geçen gün elindeki kamerasıyla Jane’e biraz daha yaklaşmayı başarır. Ancak bu sırada Angela da aynı şekilde kendisini düşleyen Lester’ın hayali olmaktan çıkar ve onunla etkileşime girmeye başlar. Lester ise hem orta yaş sendromunun hem de Angela’ya daha iyi gözükebilmenin verdiği endişeyle genç gözükmeye çalışır.</p>
<p><figure id="attachment_4365" aria-describedby="caption-attachment-4365" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/lester-angela.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4365 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/lester-angela.jpg?resize=400%2C220" alt="Lester - Angela" width="400" height="220" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/lester-angela.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/lester-angela.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4365" class="wp-caption-text">Lester &#8211; Angela</figcaption></figure></p>
<p><strong>American Beauty</strong> filminde sona doğru olaylar daha büyük bir heyecanla gelişmeye başlar ve başladığından daha büyük bir sonla biter. Filmin verdiği mesajlar olsun, şaşırtıcı sonu olsun, oyunculuklar olsun seveni kadar sevmeyeni de olan bir filmdir.</p>
<p><u>American Beauty</u>’den bahsederken şu meşhur ‘poşet’ sahnesini anlatmamak olmaz. Ricky, kamerasıyla sadece Jane’i çekmemiştir. En az Jane kadar ilgisini çeken başka şeyler de vardır. Ölü bir kuş gibi, havada uçuşan bir poşet gibi. Filmde Jane’e çektiklerini gösterir ve o sahne ekrana gelir, ağzından şu sözler dökülür :<em>’Şu zamana kadar çektiğim en güzel şeyi görmek ister misin? Kar yağışına dakikalar kalan günlerden biriydi. Hava elektrik yüklüydü. Neredeyse duyabiliyordun. Ve bu torba oradaydı. Benimle dans ediyordu, oynamam için yalvaran küçük bir çocuk gibi.15 dakika için. İşte o gün fark ettim, her şeyin ardında hayat vardı ve iyilik dolu inanılmaz bir güç. Korkmak için hiçbir neden olmadığına inanmamı istiyordu. Hem de hiç. Video zavallı bir bahane biliyorum. Ama hatırlamama yardım ediyor, hatırlamaya ihtiyacım var. Bazen öyle çok güzellik var ki dünyada, dayanamayacağımı hissediyorum. Ve kalbim içine kapanacak.’</em></p>
<h3>American Beauty, En İyi Film Oscar ve BAFTA&nbsp; Ödüllerine Sahiptir</h3>
<p>En İyi Film Akademi Ödülü, En İyi Film BAFTA Ödülü gibi birçok ödüle sahip bu filmi izlenecekler listenize dâhil etmenizi öneririm. Belki de hayata daha yakından bakmayı öğrenebiliriz. Güzel filmlerle dolu günlere!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/american-beauty-bir-ailenin-cokusunun-hikayesi/">American Beauty: Bir Ailenin Çöküşünün Hikayesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/american-beauty-bir-ailenin-cokusunun-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4361</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Jul 2016 10:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Eren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Duncan Jones]]></category>
		<category><![CDATA[Jake Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Michelle Monaghan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Minimal Bilim-Kurgu filmlerinin önemli isimlerinden biri olmaya aday, yönetmen Duncan Jones’un ikinci filmidir Kaynak Kod. Film, toplamda birkaç mekan ve üç-dört oyuncuyla geçer lakin mekan ve oyuncu sayılarının kısıtlı olması filmin gerilimine ve heyecanına hiçbir şekilde engel değildir. Keza Duncan Jones’in ilk filmi Moon(2009)’u ele aldığımızda mekan sayısı da oyuncu sayısı da artmış bulunmakta. Burada [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/">Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Minimal Bilim-Kurgu filmleri</strong>nin önemli isimlerinden biri olmaya aday, yönetmen <strong>Duncan Jones</strong>’un ikinci filmidir <strong>Kaynak Kod</strong>. Film, toplamda birkaç mekan ve üç-dört oyuncuyla geçer lakin mekan ve oyuncu sayılarının kısıtlı olması filmin gerilimine ve heyecanına hiçbir şekilde engel değildir. Keza Duncan Jones’in ilk filmi Moon(2009)’u ele aldığımızda mekan sayısı da oyuncu sayısı da artmış bulunmakta. Burada esas noktalardan birisi de heyecanı &#8211; aksiyonu bol kaliteli bir Hollywood filmi için onlarca farklı mekanlara ve düzinelerce farklı oyunculara ihtiyaç duyulmadığı gerçeğidir.</p>
<h2>Kaynak Kod (Source Code)</h2>
<p>Gelelim filme; Başrolümüz Captain Colter Stevens (<strong>Jake Gyllenhaal</strong>) Afganistan’da askerlik yaparken helikopteri düşmüş, belden aşağısı kesilmek zorunda kalınmış, ağır yaralı haldeyken sadece beyin fonksiyonlarının çalışabileceği özel bir ‘küvez’ içinde ve bilinci açık ama ne olduğundan habersiz bir şekilde ‘yaşayan’ bir vatanseverdir.</p>
<p>Egoist Doktor Rutledge(<strong>Jeffrey Wright</strong>) karmaşık algoritmalardan ve parabolik denklemlerden oluşturduğu, <u>Source Code</u> adını verdiği makine ile uygun deneklerin bilinçlerini zaman içinde 8 dakikalığına geçmişe gönderebilmektedir. Dr. Rutledge’nin emri altındaki yüksek rütbeli asker Colleen Goodwin(Vera Farmiga) ise projeyi yürütmekte ve denek Colter Stevens ile olan iletişimi sürdürmektedir.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens, kendisini bir trenin içinde bulur ve karşısında onun daha önce hiç görmediği ama kendisini tanıdığı belli olan güzelim Christina Warren(<strong>Michelle Monaghan</strong>) oturmaktadır. Christina, başrolümüz Colter Stevens’a Sean diye hitap ederek, havadan sudan konuşurken; Colter Stevens olanları anlamlandıramaz, kendisinin asker olduğunu ve en son Afganistan’da bir helikoptere bindiğini söyler. Hepsinin üstüne bir de aynada başkasının (Sean’ın) suratını görünce kafası iyice karışır. Tam ortalığı velveleye verecekken tren ani bir şekilde patlar.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens oda büyüklüğünde bir kapsülün içinde uyanır. Karşısında bir ekran vardır ve ekranda Colleen Goodwin onunla konuşur ve bir dizi teste tabi tutar. Goodwin ona trendeki bombayı bulmasını emreder ve sorulan sorulara tatmin edici cevaplar vermeden onu tekrardan geçmişe gönderir. C. Stevens ilk sahnede uyandığı yerden tekrar uyanır, karşısındaki kadın Christina aynı konulardan bahseder, yanından geçen kadın tekrar ayağına kola döker hemen ardından geçen seferki gibi görevli gelir ve biletleri sorar. Yaşanan bütün olaylar birebir aynıdır. Colter Stevens bunun eğitim amaçlı bir simülasyon olduğuna karar verir ve bombayı bulur. Bombayı etkisiz hale getiremeyince, tren yeniden havaya uçar ve C. Stevens yeniden kapsülün içinde uyanır.</p>
<p><figure id="attachment_4260" aria-describedby="caption-attachment-4260" style="width: 560px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4260 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=560%2C373" alt="Michelle Monaghan - Jake Gyllenhaal" width="560" height="373" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?w=560&amp;ssl=1 560w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4260" class="wp-caption-text">Michelle Monaghan &#8211; Jake Gyllenhaal</figcaption></figure></p>
<h2>Geçmişe Yolculuk</h2>
<p>Bu sefer kahramanımız, Goodwin ve Dr. Rutledge’den tatmin edici cevaplar ister. Lakin bu sefer de ona bombayı oraya yerleştirip telefon yoluyla patlatan kişiyi bulması görevi verilir. Yüzbaşı Colter Stevens birçok kere daha aynı geçmişe 8 dakikalığına döner ve bombacıyı bulmaya çalışır. Bu esnada fark eder ki geçmişte her zaman aynı olaylar yaşansa da kendisi bu olayların gidişatını değiştirebilmektedir. Birçok başarısız denemenin ardından sonunda bombacıyı bulur.</p>
<p>Bu esnada her seferinde parça parça aldığı cevaplar bize şu hikayeyi anlatır: bu sabah Chikago’da bir tren patlatılmıştır ve bunu yapan kişi öğleden sonra daha büyük bir patlama yapacağını haber verir. <strong>Source Code</strong> adlı makine Savunma Bakanlığından onayını yeni almıştır ve denenmek için beklemektedir. Yüzbaşı Colter Stevens ölmek üzeredir ancak zihinsel olarak <em>Source Code</em> adlı makineye tam uyum sağlamaktadır ve ilgili birim Yüzbaşı Colter Stevens’ın resmi ölüm haberini yayınlar ancak onu geçmişe gönderip görev vermek adına 2 ay boyu bitkisel hayatta tutar. Gün bugündür Yüzbaşı Colter Stevens aynı ana tekrar tekrar giderek görevini tamamlamaya çalışır. Bu sırada tek derdi babasıyla konuşmaktır lakin bu mümkün değildir çünkü babası onun ölüm haberini almıştır bile. Yüzbaşı Colter Stevens, Dr. Rutledge’den bir söz alır; görevi tamamladıktan sonra hayati ünitelerinin fişi çekilecektir ve sonunda ona ölüm huzuru verilecektir.</p>
<p>Bu arada Yüzbaşı Colter Stevens’ı biz sürekli konuşurken görürüz lakin bitkisel hayatta olduğu için düşünmek dışında hiçbir şey yapamaz. Onun konuşmaları C. Goodwin’in bilgisayarına yazı metni olarak gelir. Colter Stevens’ın geçmişe gönderildiği bedenin sahibi olan Sean’ın seçilme sebebi ise; bedenen birbirlerine benzemeleri ve patlayan bombanın Sean’ın oturduğu yere yakın olmasıdır. Yani beden Sean’ın bedenidir lakin bilinç Yüzbaşı Colter Stevens’ın bilincidir. Tabii ki Yüzbaşı Colter Stevens Sean’ın arkadaşı güzelim Christina Warren’a da aşık olmaya başlar. Hatta nasıl olsa 8 dakika sonra her şey baştan alınacak deyip Christina’yı sebepsizce öper. Burada görürüz ki Christina’da aslında Sean’a karşı boş değilmiş. Benim kafama takılan soru ise: tamam Yüzbaşı Colter Stevens’ın bilinci, Sean’ın bedenine yerleşerek geçmişe döndü ama peki ya Sean’ın bilincine ne oldu?</p>
<p>Gelelim esas kritik noktaya. Yüzbaşı Colter Stevens her geçmişe gidişinde bunun ayrı bir dünya olduğunu açık bir şekilde ifade etmese de her yolculuğun bir paralel evren olduğunu hatta bazı paralel evrenlerde birkaç kişinin hayatını kurtardığını iddia eder. Ama Dr. Rutledge buna şiddetle karşı çıkar; açıklayamayacağı parabolik denklemlerden oluşan bu aletin, bir paralel evren yaratmayacağını sadece 8 dakikalığına geçmişte bir sanal tur attıracağını söyler. Yüzbaşı Colter Stevens’ın kurtardığını iddia ettiği kişilerin isimleri kontrol edilir lakin bu isimler ölenler listesindedirler. Yüzbaşı Colter Stevens’ın bu savını kanıtlamak için tek bir yola ihtiyacı vardır, bilincinin gönderildiği geçmişte ölmemek. Son gidişinde bombacıyı teşhis eder ama bu sefer bombacı tarafından vurulur ve yeniden ölür. Zihninin içini tasvir eden küp-odada uyandığında bombacının kim olduğunu söyler ve Amerika’nın kahraman asker ve polisleri bir kez daha seçilmiş kişi(choosen one) sayesinde, bombacıyı yakalayarak günü kurtarır.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens’ın son bir isteği vardır; onu geçmişe bir kereliğine daha göndermeleri ve sonrasında onu hayatta tutan aletlerin fişlerinin çekilerek ölüme terkedilmesi. Kapitalist Doktor Rutledge bunu saçma bulur ve kabul etmez lakin vatansever bir askerin hissettiklerini anlayan duygusal C.Goodwin, Yüzbaşı Colter Stevens’ı gizlice bir kez daha geçmişe gönderir. Artık haylice tecrübelenmiş olan Stevens bütün işlerini temizce halleder ve 8 dakikanın dolmasını bekler. 8 dakika dolduğunda tekrar gözlerini küpün içinde açarsa Dr. Rutledge haklıdır paralel evren diye bir şey yoktur ama 8 dakika sonunda yaşamaya devam ederse Stevens kendine bir paralel evren bulmuştur ve orada yaşamaya devam edecektir.</p>
<p>Savunma Bakanlığı tarafından bütün tebrikleri alan acımasız Doktor Rutledge ise Yüzbaşı Colter Stevens’ın hafızasının sıfırlanmasının ve gelecek görevler için hazır tutulmasının emrini verir. Lakin masmavi gözleriyle onurlu asker Goodwin bunu kabul etmez ve gizlice Yüzbaşı Colter Stevens’ın fişini çekmeye gider. Burada ilk defa Yüzbaşı Colter Stevens’ı ‘küvez’in içinde ve belden aşağısı kesik bir şekilde görürüz.</p>
<p>Fırsat bu fırsat diyen Stevens gittiği geçmişte son bir dakika kala güzelim Christina’nın dudaklarına yapışır. 8 dakika dolar, mavi gözlü duygusal ama onurlu asker Goodwin, Yüzbaşı Colter Stevens’ın fişini çeker. Amma ve lakin Yüzbaşı Colter Stevens bilincinin gönderildiği geçmişte yaşamaya devam eder. Bir de bakar ki kızla hala öpüşüyor. Tamam der Doktor Rutledge halt etmiş, işte bu paralel evren ve ben burada bu güzelim hatunla huzurlu bir yaşam kuracağım. He tamam Sean denen adamın vücudundayım, o garibin bilincine ne oldu kim bilir ama banane bundan der. Her ihtimale karşı yaşadığı paralel evrendeki Goodwin’e de mesaj atar: “Hey, Goodwin bugün aslında bir bomba patladı siz beni geçmişe gönderdiniz ama yaptığınız makinenin nelere kadir olduğundan haberiniz yok, bu makine paralel evren yaratıyor ben de farklı bir paralel evrenden geldim. Şu hemen yanında bir küvezin içinde yatan, görev için beklettiğiniz asker var ya, işte o benim. Hadi sağlıcakla.” der. Goodwin şok.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens’ı oyanayan Jake Gyllenhaal’a zaten hayranım, beni bu filmde de hayal kırıklığına uğratmadı. Yönetmen Duncan Jones’in ise gelecek filmlerini sabırsızlıkla bekliyorum.</p>
<p>Aynı günün tekrarı konusu 1993 yapımı Groundhog Day filmiyle ön plana çıktı ve çok beğenildi. Konunun çıkışı ise Nietzsche’nin aynı kötü günü tekrar tekrar yaşayan bir adamın hikayesinden geliyor. 2014 yapımı Edge of Tomorrow filmi de yine bu şekilde işlenmiş güzel bir filmdir, tavsiye ederim. Bu tarz filmler aynı sahneyi çok çok farklı açıdan çekmek zorunda kaldıkları ve her birini bize izletmek zorunda kaldıkları için farklı bir kurgu yapısına ve izlerken merak uyandıran bir içeriğe sahip oluyorlar.</p>
<p>Değinmek istediğim bir nokta da Dr. Rutledge konusu. Klasik bir kötü adam, tam bir kapitalist. Süper teknolojik bir alet icat ediyor sonrasında o aleti kullanabilmek için bir felaket olmasını bekliyor. İddiası felaketlerin yol açtığı zararları kontrol altına almak ve terörist eylemleri önleyebilmek ama görünen amacı gücünü ispatlamak; kadere yön verme söylemiyle gücünü ispatlamak. Dr. Rutledge, icadını kullanabileceği bir felaket olmasaydı, belki de kendisi sahte bir felaket oluşturup, icadını kullanma fırsatını kendi kendine sunacaktı. Benim paranoyak tavsiyem; her bilim adamına güvenmeyin, her felaketin gerçekliğine inanmayın.</p>
<p>Paralel evren konusuna gelecek olursak; gerçekte bu sadece bir teoridir, hiçbir kanıtı yoktur ama bazı astrofizikçiler paralel evrenlerin var olduğuna inandıklarını söylerler. Eğer paralel evrenler var olsaydı, sonsuz sayıda ihtimalin olduğu kadar paralel evren olabilirdi. Mesela bir paralel evren bizimkisiyle birebir aynı ancak bizimkinden bir sinek daha fazla ya da az olabilirdi. Ya da füzyon enerjilerinin kullanıldığı bambaşka bir yönde ilerlemiş bir paralel evren de olabilirdi. Belki de vardır kim bilir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/">Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Saf Korku: The Conjuring 2 (Korku Seansı 2)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/saf-korku-the-conjuring-2-korku-seansi-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/saf-korku-the-conjuring-2-korku-seansi-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Jul 2016 10:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belen Uzunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[Bonnie Aarons]]></category>
		<category><![CDATA[Carey Hayes]]></category>
		<category><![CDATA[Chad Hayes]]></category>
		<category><![CDATA[Frances O'Connor]]></category>
		<category><![CDATA[James Wan]]></category>
		<category><![CDATA[Madison Wolfe]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Wilson]]></category>
		<category><![CDATA[Vera Farmiga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4304</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dikkat! Filmi izlemeyenler ve bu tarz filmlerden hoşlanmayanlar bu yazıyı okumamalıdır. İçerikler rahatsız edici olabilir! Korku Seansı 2 Medyum olan Ed ve Lorraine Warren çiftinin yaşadıkları gerçek hikayelere dayanan “Korku Seansı 2” orjinal adıyla “The Conjuring 2” tam anlamıyla beni perişan etti. Gerçek olaylara dayanan ve her filmin sonunda o olaylara dair gerçek kayıtları bizlere [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saf-korku-the-conjuring-2-korku-seansi-2/">Saf Korku: The Conjuring 2 (Korku Seansı 2)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dikkat! Filmi izlemeyenler ve bu tarz filmlerden hoşlanmayanlar bu yazıyı okumamalıdır. İçerikler rahatsız edici olabilir!</p>
<h2>Korku Seansı 2</h2>
<p>Medyum olan Ed ve Lorraine Warren çiftinin yaşadıkları gerçek hikayelere dayanan “<strong>Korku Seansı 2</strong>” orjinal adıyla “<strong>The Conjuring 2</strong>” tam anlamıyla beni perişan etti.</p>
<p>Gerçek olaylara dayanan ve her filmin sonunda o olaylara dair gerçek kayıtları bizlere sunan filmde bu bölümünde ise işlenen konu medyum dünyasında en çok ses getiren ve duyulan olaylardan birisini işledi. Hatta sadece medyum dünyasında değil İngiltere’de de çok duyulmuş bir olayı kendisine konu edindi.</p>
<p><figure id="attachment_4311" aria-describedby="caption-attachment-4311" style="width: 673px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/The-Conjuring-2.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4311 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/The-Conjuring-2.jpg?resize=640%2C355" alt="Öndekinden mi korkmalı yoksa arkadakinden mi?" width="640" height="355" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/The-Conjuring-2.jpg?w=673&amp;ssl=1 673w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/The-Conjuring-2.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4311" class="wp-caption-text">Öndekinden mi korkmalı yoksa arkadakinden mi?</figcaption></figure></p>
<p><em>Korku Seansı 2</em> filmi&nbsp;yeterince korkutucuydu fakat credits kısmında gerçek kayıtları bizlere tüyler ürpertici bir müzikle göstermeselerdi bence çok daha iyi olurdu. Çünkü bu daha çok korkmamı sağladı. Gerçek kayıtları görmüş olmak inanın bu tarz bir filmden sonra insanı ciddi anlamda etkiliyor.</p>
<p>İlk Korku Seansı filminin üstüne kat kat daha fazlasını koymuşlar ve ciddi anlamda korkuttular. Filmi izlerken adeta yoruldum ve terledim.</p>
<p>Dipnot: Kesinlikle havalandırması güzel olan bir sinemada izleyin bu filmi.</p>
<p><figure id="attachment_4309" aria-describedby="caption-attachment-4309" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/korku-seansi-hayalet-avcilari.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4309 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/korku-seansi-hayalet-avcilari.jpeg?resize=640%2C339" alt="Dönemin Hayalet Avcıları diyebilir miyiz? " width="640" height="339" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/korku-seansi-hayalet-avcilari.jpeg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/korku-seansi-hayalet-avcilari.jpeg?resize=300%2C159&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/korku-seansi-hayalet-avcilari.jpeg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4309" class="wp-caption-text">Dönemin Hayalet Avcıları diyebilir miyiz?</figcaption></figure></p>
<h2>The Conjuring 2</h2>
<p>Salondan çıktığımda adeta yorulduğumu hissettim. Aklınızı dağıtmak için çok güzel bir film olabilir çünkü ben izlerken bir sonraki sahnede ne göreceğime kendimi hazırlamaktan başka bir şey düşünemedim. Hani bazı sahneler olur işte şimdi korkacağız veya işte şimdi ekrana bir şey çıkacak tarzda dediğimiz sahneler geldiğinde bende aynı şeyleri dedim.</p>
<p>Bu filmde o sahneleri o kadar uzun tutmuşlar ki neyse tamam bir şey olmayacak dediğiniz anda pat bir geliyor aksiyon gene her şekilde korkuyorsunuz. Yeri geliyor gözlerimi kısarak bakıyorum ekrana olmuyor gene bir şekilde korkutuyor. Yani boşa kaçmaya çalışmayın bu film eninde sonunda sizi korkutuyor.</p>
<p><figure id="attachment_4305" aria-describedby="caption-attachment-4305" style="width: 512px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Bonnie-Aarons.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4305 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Bonnie-Aarons.jpeg?resize=512%2C341" alt="Valak Karakterine Hayat Veren: Bonnie Aarons." width="512" height="341" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Bonnie-Aarons.jpeg?w=512&amp;ssl=1 512w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Bonnie-Aarons.jpeg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Bonnie-Aarons.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4305" class="wp-caption-text">Valak Karakterine Hayat Veren: Bonnie Aarons.</figcaption></figure></p>
<h3>Valak</h3>
<p>Gelelim “<strong>Valak</strong>” konusuna. Tam anlamıyla bir makyaj şahaseri gerçekten çok güzel tasarlanmış ve film içine öyle güzel yerleştirilmiş ki, bu karakterden etkilenmemek imkansız. Özellikle Valak’ın tablosunun asıldığı ve arkasından da kendisi çıkarak intercutting benzeri bir sahneyle tabloyla bütünleşmesi ve arkaplanda karanlıktan sürekli bize bakılı duruyor olması sanki tablo değilde Valak’ın kendisinin orda olma etkisini bizler üstünde bırakıyor. Ayrıca sevgili Ed madem öyle bir tablo yaptın at çöpe gitsin neden duvarına asıp bizleri geriyorsun.</p>
<p><figure id="attachment_4307" aria-describedby="caption-attachment-4307" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Diegetic-Space.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4307 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Diegetic-Space.jpeg?resize=450%2C254" alt="Tabiki korku filmlerinin vazgeçilmezi Diegetic Space’ler. " width="450" height="254" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Diegetic-Space.jpeg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Diegetic-Space.jpeg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4307" class="wp-caption-text">Tabiki korku filmlerinin vazgeçilmezi Diegetic Space’ler.</figcaption></figure></p>
<h3>Diegetic Space</h3>
<p>Tabi ki korku filmlerinin vazgeçilmezi <em>Diegetic Space</em>’ler. Bu filmde çok güzel işlenmiş bu sahneler sayesinde Lorraine bizlere çok güzel şekilde hayaletlerin, iblislerin hikayesini anlatıyor ve kendi Range of Knowlage’a bizi de dahil ediyor. Bu sayede diğer karakterlerden daha çok hakim olabiliyoruz aslında konulara ki bu da bazen bizi daha çok geriyor.</p>
<p><u>Valak</u>’ın sahnelerinde kullanılan ışıklandırma ise gerçekten çok güzel. Bazen kontrast renklerle anlamlı kılıyor bazen ise zifiri karanlığın içinde onun suratını ararken geriliyoruz. Bilinmeyene duyduğumuz inanılmaz merak bu filmin kozlarını iyice güçlendiriyor.</p>
<p><figure id="attachment_4306" aria-describedby="caption-attachment-4306" style="width: 1000px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Conjuring-korku-seansi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4306 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Conjuring-korku-seansi.jpg?resize=640%2C360" alt="Valak’ın sahnelerinde kullanılan ışıklandırma ise gerçekten çok güzel. " width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Conjuring-korku-seansi.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Conjuring-korku-seansi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4306" class="wp-caption-text">Valak’ın sahnelerinde kullanılan ışıklandırma ise gerçekten çok güzel.</figcaption></figure></p>
<p>Bir Hollywood klasiği olarak Hristiyan dininin propagandası gene yapılıyor. Haç’lara saldırılar, rahibe kılığındaki iblis, haç ile ruhlara karşı savaşma ve haç’ın kurtarıcı konumuna konulması. İblis’in rahibe kılığında olması ise her ne kadar propagandanın parçası olsa da&nbsp; gerçekten kullanılan güzel bir tezatlık olmuş.</p>
<p><figure id="attachment_4308" aria-describedby="caption-attachment-4308" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/hristiyan-korku-temasi-hac.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4308 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/hristiyan-korku-temasi-hac.jpeg?resize=640%2C360" alt="Bir Hollywood klasiği olarak Hristiyan dininin propagandası gene yapılıyor." width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/hristiyan-korku-temasi-hac.jpeg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/hristiyan-korku-temasi-hac.jpeg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4308" class="wp-caption-text">Bir Hollywood klasiği olarak Hristiyan dininin propagandası gene yapılıyor.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Korku Seansı 2</strong> filminin olumsuz yanı ise bazı sahnelerin filmden bizi uzaklaştırması. Önceki filme kıyasla daha az ruhani özel efektler kullanılmış olsa da ki bu sayede az efektle karakterler daha etkileyici&nbsp; daha korkutucu kılınmış. Bükük Adam karakteri bu gerçekliğe fazla yapmacık gelmiş. Özellikle köpekten dönüşmesi falan bence filmin etkisini ve anlamını olumsuz etkilemiş. Tabi hikayeyi kapsamlı olarak ele alırsak Valak’ın fark edilmemek için Bill Wilkins ve Bükük Adam karakterlerini yem olarak bırakması mantıklı geliyor. Bu karakterler korku filmlerinde anahtar roldeler zaten. Karabasan, bükük adam tarzı karakterler ama bu karakterin dijital olması bir an olsun beni filmden uzaklaştırdı. Ayrıca basının karşısında bir hayaletin dünyamızla iletişime geçtiği sahne kendi döneminde çok etki getirmiş olmasıyla birlikte fragmanında izleyip bizi heyecanlandırmış, filmde izleyince de kendisine hayran bıraktırmış. Bill Wilkins’in kendini tanıştırması çok etkileyici bir sahne olmuş.</p>
<p><figure id="attachment_4312" aria-describedby="caption-attachment-4312" style="width: 576px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/the-conjuring-korku-seansi-filmi.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-4312 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/the-conjuring-korku-seansi-filmi.jpeg?resize=576%2C241" alt="Korku Seansı 2 filminin olumsuz yanı ise bazı sahnelerin filmden bizi uzaklaştırması. " width="576" height="241" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/the-conjuring-korku-seansi-filmi.jpeg?w=576&amp;ssl=1 576w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/the-conjuring-korku-seansi-filmi.jpeg?resize=300%2C126&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4312" class="wp-caption-text">Korku Seansı 2 filminin olumsuz yanı ise bazı sahnelerin filmden bizi uzaklaştırması.</figcaption></figure></p>
<p><strong>The Conjuring 2</strong> filmi beklentileri yerine getirdi. Hali hazırda gayet de iyi karşılıklar almakta. Bir 3.sü gelir mi bilmiyorum ama “Paranormal Activty” gibi filmleri geride bıraktığını ve farklı bir boyut kazandırdığını düşünüyorum. Bizi korkuttuğunuz için teşekkürler. Bunu çok iyi yapıyorsunuz.</p>
<h4>Bir Valak Kolay Yetişmiyor&#8230;</h4>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/BhWF7P_lO2w?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/saf-korku-the-conjuring-2-korku-seansi-2/">Saf Korku: The Conjuring 2 (Korku Seansı 2)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/saf-korku-the-conjuring-2-korku-seansi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4304</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Samurai Rebellion (Samuray İsyanı)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/samurai-rebellion-samuray-isyani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/samurai-rebellion-samuray-isyani/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Jul 2016 06:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yağız Buğra]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Masaki Kobayashi]]></category>
		<category><![CDATA[samuray filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tatsuya Nakadai]]></category>
		<category><![CDATA[Toshirô Mifune]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4265</guid>
				<description><![CDATA[<p>Erdemli olmak bir insanın elde edebileceği en asil duygulardan biridir. Bu duygu bir samuray için doğası gereği asla kaybedemeyeceği bir özellik olmalıdır. Masaki Kobayashi, bu filmle bize birlikteliğin ve bunun doğurduğu sevgi bağının, bazıları için bir hayattan daha önemli olduğunu gösteriyor. Peki bu sevgiye tanık olmak bile bunun uğrunda ölmeyi anlamlı kılmaz mı? Jôi-uchi: Hairyô [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/samurai-rebellion-samuray-isyani/">Samurai Rebellion (Samuray İsyanı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Erdemli olmak bir insanın elde edebileceği en asil duygulardan biridir. Bu duygu bir samuray için doğası gereği asla kaybedemeyeceği bir özellik olmalıdır. <strong>Masaki Kobayashi</strong>, bu filmle bize birlikteliğin ve bunun doğurduğu sevgi bağının, bazıları için bir hayattan daha önemli olduğunu gösteriyor. Peki bu sevgiye tanık olmak bile bunun uğrunda ölmeyi anlamlı kılmaz mı?</p>
<h2>Jôi-uchi: Hairyô tsuma shimatsu</h2>
<p><strong>Isaburo Sasahara</strong>, Aisu klanına bağlı çalışan ve üstlerinin istediği gibi bir hayat süren bir hizmetlidir. Bulunduğu bölgede çok yakın arkadaşı Tatewaki ile beraber en iyi kılıç ustasıdır. Isaburo içinde sevgi bulunmayan bir evlilik içindedir. Bulunduğu bu durum onu sevgiye ve birlikteliğe aç bir hale getirmiştir. Bir gün, efendinin(shogun) çocuğunu doğuran ve onun metresi olan Lady Ichi, efendiye saldırdığı için saraydan atılır. Efendi onun güvendiği bir yerde olmasını istediği için Isaburo&#8217;nun büyük oğlu Yogoro ile evlenmesini buyurur. Bu durumda aklına kendi hayatı gelen ve geçirdiği 20 yılı düşünen Isaburo, oğluna kötülük yapmamak istediği için teklifi bahaneler üreterek geri çevirmek ister ancak türlü baskılarla bu evlilik gerçekleşir. Zamanla Ichi ve Yogoro arasında büyük bir sevgi bağı oluşur ve kızları Tomi dünyaya gelir. Aralarındaki bu sevgi Isaburo&#8217;ya büyük bir ilham kaynağı olur. Evliliklerinden 2 yıl sonra efendinin varisi ölür ve geriye tek varis kalır. Oda Ichi&#8217;nin Efendiden olan oğludur. Efendi Ichi&#8217;nin saraya geri dönmesini ve varisine bakmasını ister. Yogoro, Isaburo ve Ichi bunu yine kabul etmemelerine rağmen bir gün Ichi, Isaburo&#8217;nun karısı ve küçük oğlunun yardımıyla nazırın evine götürülür ve orada türlü tehditler ile ikna edilir. Yogoro nazıra gidip bir dilekçeyle Ichi&#8217;yi geri ister. Eğer verilmezse bu zorbalığı ve utancı tüm dünyaya bildiriceğini belirtir. Bu tutumu karşısında efendi, nazırı onların yanına göndererek yaptıkları itaatsizlik karşısında seppuku yapmalarını emreder. Isaburo bu teklifi kabul eder ancak 3 kişinin kellesini ister. Bunlar efendi, nazır ve vekilharçtır. Efendi artık Isaburo ve Yogoro&#8217;nun öldürülmesini ister ancak vekilharç Ichi&#8217;yi de yanına alarak 20 samurayla birlikte Sasahara ailesinin evine gider. Ichi&#8217;ye onların hayatını bağışlayıp bir kulede hapsedilmelerini sağlayabilceğini belirtir. Soruyu ona yönelttiğinde Ichi, ona yöneltilen bir mızrağı kendisine batırır. Ona doğru atılan Yogoro da öldürülür. Onlara doğru önündeki tüm samurayları öldürerek ilerleyen Isaburo ellerini tutuşturur ve geride kalan tüm samurayları ve vekilharçı öldürür.</p>
<p><figure id="attachment_4266" aria-describedby="caption-attachment-4266" style="width: 444px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Isaburo-Sasahara.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4266 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Isaburo-Sasahara.jpg?resize=444%2C250" alt="Erdemli olmak bir insanın elde edebileceği en asil duygulardan biridir. Bu duygu bir samuray için doğası gereği asla kaybedemeyeceği bir özellik olmalıdır. Masaki Kobayashi, bu filmle bize birlikteliğin ve bunun doğurduğu sevgi bağının, bazıları için bir hayattan daha önemli olduğunu gösteriyor." width="444" height="250" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Isaburo-Sasahara.jpg?w=444&amp;ssl=1 444w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Isaburo-Sasahara.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4266" class="wp-caption-text">Erdemli olmak bir insanın elde edebileceği en asil duygulardan biridir. Bu duygu bir samuray için doğası gereği asla kaybedemeyeceği bir özellik olmalıdır. Masaki Kobayashi, bu filmle bize birlikteliğin ve bunun doğurduğu sevgi bağının, bazıları için bir hayattan daha önemli olduğunu gösteriyor.</figcaption></figure></p>
<h3>Erdemli Olmak İçin</h3>
<p>&#8220;Üzerine gelirler ve geri çekilirsin. Tekrar üzerine gelirler ve yine geri çekilirsin. Ama sonra savunmadan saldırı konumuna geçersin. Hiç saldırmadığın halde rakibin yorulana kadar beklersin. Diğer bir deyişle, teslim olana kadar.&#8221;</p>
<p>Filmin son sahnesinde Isaburo, torunu Tomi ile Edo&#8217;ya gidip ordaki efendi sayesinde yaşadıklarını tüm dünyaya duyurmak ister. Sınıra geldiğinde sınır bekçisi olan Tatewaki ile karşılaşır. Çok iyi dost olmalarına karşın Tatewaki görevini hatırlatır ve onların geçmesine izin vermeyeceğini ve bir samuray olarak onurunu koruması gerektiğini belirtir. İkisi Tomi&#8217;yi güvenli bi yere koyarlar. Burada onurun arkadaşlığa karşı olan zaferi ortaya çıkar. Filmde anlaşılacağı gibi bu iki kılıç ustası arasında kimin daha iyi olduğuna dair bir mücadele vardır ancak ikisi de dostluklarından ötürü bunu açığa çıkarmak için hiç bir zaman savaşmamışlardır. Isaburo kimle savaşacağının ve neden&nbsp; savaştığının farkındadır. Savaşı Isaburo kazanır. &#8220;Üç kişinin yardımını aldın. Yogoro, Ichi ve Tomi. Kazanma şansım hiç yoktu. Çabuk ol, Tomi&#8217;yi Edo&#8217;ya götür.&#8221; Son sözlerinde bile aralarındaki mücadeleyi ortaya koyan Tatewaki son nefesini dostunun elinin altında verir. Peşine düşülen Isaburo, Tatewaki ile mücadelesinin hemen ardından silahlı ve kılıçlı bir grup tarafından saldırıya uğrar. Çoğunu öldürmesine rağmen aldığı darbelerle yere yığılır.</p>
<p><figure id="attachment_4268" aria-describedby="caption-attachment-4268" style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Samurai-Rebellion.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4268 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Samurai-Rebellion.jpg?resize=550%2C232" alt="Jôi-uchi: Hairyô tsuma shimatsu" width="550" height="232" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Samurai-Rebellion.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Samurai-Rebellion.jpg?resize=300%2C127&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4268" class="wp-caption-text">Jôi-uchi: Hairyô tsuma shimatsu</figcaption></figure></p>
<p>Tomi&#8217;ye olan son öğütü çocuklarına olan inancını son nefesine kadar koruduğunu ve ne amaçla öldüğünü betimler. &#8220;Artık seninle Edo&#8217;ya gidemeyiz. Anne ve babanın başına gelenleri kimse öğrenemeyecek. Tomi, belki bir faydası yok ama sana tek bir şey söyleyeceğim. Büyüdüğün zaman annen gibi bir kadın ol ve baban gibi bir adamla evlen. Baban gibi bir adamla evlen.</p>
<p>Hayatını başkalarının istediği gibi yaşayan birisi için en önemli şey erdem ve sevgidir. Sevginin tohumunun olduğu yerde mücadele de olmalıdır. Onun önüne geçen veya geçebilecek her şey tüm gücümüzle savunmazsak insanın kendine olan inancı biter. Isaburo bunu gördü ve oğlunu da bu şekilde öğütledi. Kendisine bu ilhamı veren bu iki gencin sevgisiydi, aynı zamanda bu iki gence inancı veren ise babalarının onlara olan mutlak inancıydı. Asla umutlarını kaybetmemeleri gerektiğini hem sözleriyle hem de gözleriyle öğütledi çocuklarına. Ölümle etrafı sarılı bir anda &#8220;Ben Yogoro Sasahara&#8217;nın karısıyım&#8221; diyen bir kadından ve tüm ailesinin yok olacağını bildiği halde sevgisinden vazgeçmeyen bir erkeğin sadakati, sorgulanamayacak derecede kesindir. Ölüm sadece hayatın sonudur ve mutlaktır ama sadakatsız bir yaşam, o insanlar için yaşamanın sonudur. Bu farkı fark eden bir insanın geri adım atmaması bizleri hem tanımların girdabından kurtarır hem de inancımızı yeşertir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/samurai-rebellion-samuray-isyani/">Samurai Rebellion (Samuray İsyanı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/samurai-rebellion-samuray-isyani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4265</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Ahit Filmi Değerlendirmesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-ahit-filmi-degerlendirmesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-ahit-filmi-degerlendirmesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 08:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nurullah Levent Tanıl]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Jaco Van Dormael]]></category>
		<category><![CDATA[Mr. Nobody]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4337</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeni Ahit, hemen hemen her insanın en derininde sakladığı ‘’Dünya’ya reset atma’’ isteğinin somutlaşmış bir sinema versiyonu&#8230; Sinema perdesinde daha önce bu tarz girişimlere denk gelmişliğimiz muhakkak ki olmuştur. Lakin anlatılan öykünün insan ile yaradan arasındaki problemden ziyade, kader olgusunun üzerini komediyle eşelemesi sanırım çok az. Bu da bizleri Brüksel’den başlayarak tüm Dünya’yı etkisi altına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-ahit-filmi-degerlendirmesi/">Yeni Ahit Filmi Değerlendirmesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni Ahit</strong>, hemen hemen her insanın en derininde sakladığı <em>‘’Dünya’ya reset atma’’</em> isteğinin somutlaşmış bir sinema versiyonu&#8230;</p>
<p>Sinema perdesinde daha önce bu tarz girişimlere denk gelmişliğimiz muhakkak ki olmuştur. Lakin anlatılan öykünün insan ile yaradan arasındaki problemden ziyade, kader olgusunun üzerini komediyle eşelemesi sanırım çok az. Bu da bizleri Brüksel’den başlayarak tüm Dünya’yı etkisi altına almaya çalışan küçük bir kızın çabalarına götürüyor.</p>
<p><figure id="attachment_4338" aria-describedby="caption-attachment-4338" style="width: 215px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Yeni-Ahit.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4338 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Yeni-Ahit.jpg?resize=215%2C290" alt="Jaco Van Dormael: &quot;Yeni Ahit&quot;" width="215" height="290" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4338" class="wp-caption-text">Jaco Van Dormael: &#8220;Yeni Ahit&#8221;</figcaption></figure></p>
<h2>Yeni Ahit</h2>
<p><em>Yeni Ahit</em>’in Tanrısı bir apartman dairesinde ailesiyle birlikte yaşayan gamsız bir insan. Hatta kendisinden nefret ederek hıncını çevresindekilerden çıkaran anti karakter. Elindeki gücün tümden genele yayılması da ortaya Dünya ve içinde belirsizliklerle yaşayan insan topluluklarını çıkarıyor. Babasının insanlara yaşattığı ızıdraba daha fazla katlanamayan 10 yaşındaki Ea ise, bir gece ana bilgisayardan yeryüzündeki bütün insanlara ölecekleri zamanı kısa mesajla göndererek evi terk ediyor.</p>
<p>Daha önce Mr. Nobody ile festivallerden alkışlarla dönen <strong>Jaco Van Dormael</strong>, Yeni Ahit’te de yine en iyi bildiği şeyi yapıyor ve yaşamda en bağımlı kaldığımız soyut kavram olan din unsuruna hiciv dolu absürtlükler yerleştiriyor. Filmin oluşturduğu karakterlerine her şeye rağmen yeni bir sayfa imkanı sunması da, kader ile hayat arasındaki bir türlü anlamlandıramadığımız koşulsuz bağlılığı ortaya çıkarmış. Nitekim, ölecekleri tarihi bilen insanlar üzerinden sergilenen zamansız atmosfer, şartlar ne olursa olsun hayattan bir şeyler kapabilme arzusunu gözler önüne seriyor. Ardından da hayatımız boyunca yaşamaktan büyük zevk aldığımız tüm boşvermişlik eğlenceli bir resitalle sergilenmeye başlıyor.</p>
<p><figure id="attachment_4339" aria-describedby="caption-attachment-4339" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Yeni-Ahit-filmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4339 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Yeni-Ahit-filmi-1024x550.jpg?resize=640%2C344" alt="Daha önce Mr. Nobody ile festivallerden alkışlarla dönen Jaco Van Dormael, Yeni Ahit’te de yine en iyi bildiği şeyi yapıyor ve yaşamda en bağımlı kaldığımız soyut kavram olan din unsuruna hiciv dolu absürtlükler yerleştiriyor." width="640" height="344" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Yeni-Ahit-filmi.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Yeni-Ahit-filmi.jpg?resize=300%2C161&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4339" class="wp-caption-text">Daha önce Mr. Nobody ile festivallerden alkışlarla dönen Jaco Van Dormael, Yeni Ahit’te de yine en iyi bildiği şeyi yapıyor ve yaşamda en bağımlı kaldığımız soyut kavram olan din unsuruna hiciv dolu absürtlükler yerleştiriyor.</figcaption></figure></p>
<p>Aslına bakacak olursak filmin masaya yatırılan meselenin ciddiliğine inat komedi unsurlarıyla naifleştirmesi, eldeki malzemenin de dengeli kullanılmasını sağlamış. Bu sayede Jean Pierre Jenuet filmlerini andıran sekanslar eşliğinde hayat ile varoluşun insan ruhu üzerinde ne denli rutine bindiğini fark ediyoruz.Yönetmenin filmindeki en derin meseleyi basit çıkarımlar eşliğinde aktarması da, izleyenler için rahatlatıcı bir unsur oluyor. Zaten Dormael’in derdi de meseleyi karmaşıklaştırıp derinleştirmek yerine çok daha absürt bir evreye yerleştirmek olmuş. Tabii bu noktada yer yer sert unsurlarla da karşılaşmıyor değiliz. Fakat yine de filmin izleyenine göre farklı hissiyatlar oluşturacağı&nbsp; açık bir gerçek.</p>
<p>Uzun lafın kısası <strong>Yeni Ahit</strong> kişinin ruh haline göre sevebileceği ya da yadırgayabileceği bir film. Özellikle de tıkır tıkır ilerleyen senaryosu, alışılmışın dışına taşan Tanrı – Peygamber ilişkisi ve başarılı oyunculuklarıyla olumlu cümleleri sonuna kadar hak ediyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-ahit-filmi-degerlendirmesi/">Yeni Ahit Filmi Değerlendirmesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-ahit-filmi-degerlendirmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4337</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adaletin Temin Edicisi &#8211; Don Vito Corleone</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adaletin-temin-edicisi-don-vito-corleone/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adaletin-temin-edicisi-don-vito-corleone/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 11:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Eren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Marlon Brando]]></category>
		<category><![CDATA[Salvatore Corsitto]]></category>
		<category><![CDATA[The Godfather]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4255</guid>
				<description><![CDATA[<p>Defalarca izlesek de, izlemeye doyamadığımız bir başyapıt Godfather. Oyuncusuyla, yönetmeniyle, görüntüsüyle, müziğiyle… Bu başyapıtın sosyoloji derslerine konu olacak, yaklaşık altı buçuk dakika uzunluğunda bir de giriş sahnesi var ki burada, cenaze levazımatçısı Bonasera, adalet için Don Vito Corleone’a gelir ve olaylar ilginç bir şekilde gelişir… Sahnede aktif olarak iki kişi rol alır; Biri Baba olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adaletin-temin-edicisi-don-vito-corleone/">Adaletin Temin Edicisi &#8211; Don Vito Corleone</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Defalarca izlesek de, izlemeye doyamadığımız bir başyapıt <strong>Godfather</strong>. Oyuncusuyla, yönetmeniyle, görüntüsüyle, müziğiyle… Bu başyapıtın sosyoloji derslerine konu olacak, yaklaşık altı buçuk dakika uzunluğunda bir de giriş sahnesi var ki burada, cenaze levazımatçısı Bonasera, adalet için <strong>Don Vito Corleone</strong>’a gelir ve olaylar ilginç bir şekilde gelişir…</p>
<p>Sahnede aktif olarak iki kişi rol alır; Biri Baba olarak tanıdığımız <strong>Marlon Brando</strong> diğeri ise Godfather dışında hiçbir filmde rol almamış, Sicilyalı bir tiyatro oyuncusu <strong>Salvatore Corsitto</strong>; filmdeki adıyla Amerigo Bonasera.</p>
<h2>Marlon Brando – Salvatore Corsitto</h2>
<p>Bonasera, bir cenaze levazımatçısıdır yani ölülerle ilgilenir, onları yıkar, yaralarını temizler, define hazır hale getirir. Sicilya’dan Amerika’ya göçtüğü aksanından dahi belli olan Bonasera; filmin hemen başında her ne kadar Amerika’ya inandığını, talihinin Amerika’da döndüğünü söylese de Sicilyalı geleneklerine halen bağlıdır. Hatta muhafazakar Sicilyalılık ile özgür Amerikalılık arasında ikilemde kalmış ve kızını benim deyimimle denetimli özgür bırakmıştır. Olay zaten burada başlıyor. Bonasera’nın kızı, gece geç saatlere kadar erkek arkadaşlarıyla vakit geçirir, sinemalara gider, viski içer; buraya kadar her şey özgür Amerikan kültürüne uygun olarak ilerler lakin sonunda erkek arkadaşı Bonasera’nın kızıyla cinsel ilişkiye girmek istediğinde kızın içindeki muhafazakar Sicilyalı ortaya çıkar ve aile şerefini korumak adına bunu reddeder. Bunu hazmedemeyen Amerikalı gençler ise kızı öldüresiye döverler lakin öldürmezler.</p>
<p>Bonasera kızını feci halde dayak yemiş bir halde görünce iyi bir Amerikan vatandaşı olarak hemen polise gider;&nbsp; Kızı döven gençler yargılanır 3 yıl hapse mahkum edilir ama cezalarına erteleme kararı çıkınca, ar damarı kabaran Bonasera; sonuna kadar inandığı, Amerikan adalet sistemine olan güvenini yitirir. Amerikan mahkemerlini reddeder ve karısına şöyle der: “Adalet için Don Corleone’a gitmeliyiz. (Amerikan mahkemelerine değil)”</p>
<p>Hakimler, yargıçlar, polisler, mahkemeler, duruşmalar, bürokrasi… Bunlar muhafazakar bir Sicilyalıyı tatmin etmemiştir, edemez. Bonasera’yı ancak adaletin geleneksel kısasa kısas şekli tatmin edebilir. Onu ancak kendisi gibi aynı kültürden gelen birisi anlayabilir; daha önce hiç tanımadığı güvenip güvenmeyeceğini bilemediği işini sadece memuriyet göreviyle yapan modern bir hakim değil. Zaten Bonasera gibi insanların varlığı ve çokluğudur Don Corleone’u güçlü yapan.</p>
<p>Bonasera bu sinirli lakin o Amerikalı gençlerin önüne çıkacak kadar gücü olmayan aciz haliyle Don Corleone’dan kızını döven çocukları öldürmesini ister. Adaletin temin edicisi <u>Don Vito Corlerone</u> buna hemen karşı çıkar, bunun adalet değil intikam olduğunu söyler. Bir üst mahkemeye çıkmak, karara itiraz etmek yerine kendini Don Corleone’nun adaletli kollarına bırakan Bonasera; o zaman kısasa kısas yöntemiyle o çocukların da kızı gibi acı çekmesini ister.</p>
<p><figure id="attachment_4256" aria-describedby="caption-attachment-4256" style="width: 623px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Adaletin-Temin-Edicisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4256 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Adaletin-Temin-Edicisi.jpg?resize=623%2C350" alt="The Godfather dışında hiçbir filmde rol almamış, Sicilyalı bir tiyatro oyuncusu Salvatore Corsitto; filmdeki adıyla Amerigo Bonasera." width="623" height="350" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Adaletin-Temin-Edicisi.jpg?w=623&amp;ssl=1 623w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Adaletin-Temin-Edicisi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 623px) 100vw, 623px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4256" class="wp-caption-text">The Godfather dışında hiçbir filmde rol almamış, Sicilyalı bir tiyatro oyuncusu Salvatore Corsitto; filmdeki adıyla Amerigo Bonasera.</figcaption></figure></p>
<p>Adalet ve güç… Bu ikisi hali zatında birbirlerine bağlıdır ve bir araya geldiklerinde Don Corleone gibi insanları doğurur. Adaleti sağlayacak gücü olmayan birisine adalet için başvurmazsınız. Adaleti sağlamak için yaptırım gücü gerekir, bu gücün nasıl ve nereden geldiği ise tartışılabilir. Bazen bu güç size devlet(daha büyük bir güç) tarafından verilir, bazen de Don <em>Corleone</em> gibi o gücü kendiniz elde edersiniz. Eğer o gücü kendiniz elde ederseniz, çok yüksek bir ihtimalle bu adaleti sağlama gücünü size Tanrının verdiğini iddia edeceksinizdir. Keza eski Dünyadaki birçok hükümdar, kendisine verilen bu hükümdarlığın Tanrıdan geldiğini iddia eder. Ve tarihte birçok hükümdar yaptığı her eylemi, adaleti sağlamak adına gerçekleştirdiğini de iddia etmeyi unutmaz.</p>
<p>Diğer bir yandan eğer adaleti gerçek manada sağlarsanız, insanların güvenini kazanır ve itibar elde edersiniz. Bu da kaçınılmaz olarak gücü beraberinde getirir. Güçlendikçe adaleti temin edebilir, adaleti temin ettikçe güçlenebilirsiniz…</p>
<p>Şimdi ben burada adaleti ikiye ayırmak istiyorum: geleneksel adalet ve modern adalet. 21. Yüzyılda yaşayan modern bir insan adalet için mahkemelere güvenir. Bir cinayet hatta katliam durumunda bile mahkemeler çoğu ülkede en ağır ceza olarak müebbet hapis cezası vermektedir. Bazı bölge veya ülkelerde idam halen uygulanmakta olsa da bu çağdışı olarak nitelendirilir. Geleneksel adalet yönetiminde ise; kısasa kısas ceza durumu hakimdir. Bizim Bonasera modern ve geleneksel ikileminde kalmıştır, hatta Bonasera gibi onun çağında yaşayan birçok insan da.</p>
<p>Farz edelim ki, Bonasera’nın kızını döven Amerikalı çocuklar cezaları ertelenmeden 3 yıl hapse mahkum edildiler veya Bonasera’nın kızını öldürdüler ve 15 yıl hapse mahkum edildiler. Ben Bonasera’nın tatmin olacağını sanmıyorum. Böyle bir durumda dahi Bonasera inanmış olduğu gerçek adalet için, yine kendisinin adalet inancını paylaşan Don Corleone’a gidecekti ve kısasa kısas isteyecekti.</p>
<p>Nihayetinde Bonasera istediğini değiştirilmiş haliyle <strong>Don Corleone</strong>’a kabul ettirir ama bunun bir karşılığı olmalıdır. Bonasera hemen para teklif eder ama Don Corleone buna alınır. Çünkü adalet eğer geleneksel yöntemle çözülecekse karşılığı da yine geleneksel bir yöntemle olmalıdır. Para ise özgür Amerika’da oldukça ön plana çıkmış modern bir yöntemdir. Bonasera’nın para yerine sadece bir el öpüp itaat etmesi yeterli olacaktır. Modern yöntemde ise adalet için kimsenin elini öpmeye gerek yoktur(en azından reel manada) dava ve <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">avukat</a> giderlerini karşılamak yeterli olacaktır. Bir modern ve geleneksel çatışması da burada: el öpüp itaat etmek gibi bir sembole karşı para. Bonasera, Don Corleone’nun önünde eğilip onun elini öptüğünde ve ona Baba(Godfather) diye hitap ettiğinde artık Amerikan mahkemelerine olan inancını ve bağlılığını resmi olarak yitirmiştir.</p>
<p>Don Corleone adaletin temin edicisi olarak Amerikan mahkemeleri yerine kendisini resmi olarak tanıyan Bonasera’ya aynen şöyle söyler: “Bir gün, ki o gün asla gelmeyebilir senden bir hizmet isteyeceğim…” Para günlük yaşamda kullanıma girmeden önce insanlar mübadele(takas) yöntemiyle alışveriş yaparlardı, üç kilo domatese karşılık bir çift ayakkabının takası gibi. Don Corleone’nun bu sözü geleneksel ticaret yöntemi olan mübadeleye çok iyi bir örnektir. Dor Corleone, para istemiyor, vereceği adaletin karşılığını bir hizmet olarak istiyor. Ama kendisi çok güçlü bir insan olduğu ve o gün de kızının düğün günü olduğu için alacağı hizmet konusunda acelesi yok. Zaten oğlu Sonny öldüğünde, <u>Don Vito Corleone</u> borcuna karşılık cenaze levazımatçısı Bonasera’dan oğlunun vücudunu kurşunlardan temizleyip define hazır hale getirmesini istiyor. Böylece borç mübadele yöntemiyle kapanıyor.</p>
<p>Tabii ki adaleti sağlayan mercilerin herhangi bir talepte bulunması beklenemez ama hakimlerin, savcıların, yargıçların maaşlarının vergiler yoluyla ödendiğini düşünürsek adalet, dolaylı da olsa para ile sağlanmış oluyor. Tabii yine bu eski zamanda da böyleydi devletin yargıçları, kadıları vs. yine devletten maaş alırlardı. Ama Don Corleone gibi insanlar devlet içinde devletlerdir ve kendi sistemlerini, kurallarını koyarlar. Bonasera gibi insanlar da, Don Corleone gibi insanlara tabii olarak onlara güç ve itibar kazandırırlar, onların küçük imparatorluklarını daimi ve zaruri bir hale getirirler.</p>
<p>Adeleti sağlamak konusunda bir diğer önemli nokta da, adaleti kimin sağladığıdır. Örneğin Bonasera’nın durumunda adaleti ya Amerikan mahkemesi sağlamalıdır ya da <strong>Don Corleone</strong>. Eğer Bonasera adaleti kendisi sağlamaya çalışsaydı; kızını döven gençleri öldürme yoluna giderdi. Bu da <strong>Don Corleone</strong>’nin deyimiyle adalet değil intikam olurdu. <em>Don Vito Corleone</em>’nun ise en büyük zaafı ve vahşiliği ise burada. Onun için adaleti sağlayacak kimse olmadığı için(yada kendisi olmadığına inandığı için veya ailesinin sorunlarının başkalarının halletmesini bir hakaret olarak saydığı için) ailesi ve kendisi konusunda adaleti yine bizzat kendisi sağlamaya çalışıyor ama bu sefer Bonasera durumundaki kadar adil ve rasyonel olamıyor kısasa kısas yerine kendisini kızdıranlara sadece tek bir şey söylüyor: “Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.” Tabii ki bu reddedilemeyecek teklif, ilgili kişinin ya Don Corleone’nun isteğini yerine getirmesi ya da ölümü ile sonuçlanıyor. Bonasera’nın yerinde Don Vito Corleone olsaydı, o iki Amerikalı genç çoktan ölmüştü diyebiliriz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adaletin-temin-edicisi-don-vito-corleone/">Adaletin Temin Edicisi &#8211; Don Vito Corleone</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adaletin-temin-edicisi-don-vito-corleone/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4255</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ve Karşınızda “The Conjuring 2&#8243;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ve-karsinizda-the-conjuring-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ve-karsinizda-the-conjuring-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 Jun 2016 08:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belen Uzunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4032</guid>
				<description><![CDATA[<p>Korku severlerin merakla beklediği “The Conjuring 2” Türkçe adıyla “ Korku Seansı 2” nihayet vizyona girdi. 2013 yılında yapılan filmin ardından bir ikincisinin daha çekileceği haberi çıktığında filmin hayranları oldukça heyecanlanmışlardı ve şimdi ise muratlarına erdiler. Şahsen korku filmleriyle çok aram dolayısıyla da alakam yoktur. Fakat ilk filmi vizyondayken izlediğimde filmden çok etkilenmiştim, o yüzden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ve-karsinizda-the-conjuring-2/">Ve Karşınızda “The Conjuring 2&#8243;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Korku severlerin merakla beklediği “<strong>The Conjuring 2</strong>” Türkçe adıyla “ <strong>Korku Seansı 2</strong>” nihayet vizyona girdi. 2013 yılında yapılan filmin ardından bir ikincisinin daha çekileceği haberi çıktığında filmin hayranları oldukça heyecanlanmışlardı ve şimdi ise muratlarına erdiler.</p>
<p>Şahsen korku filmleriyle çok aram dolayısıyla da alakam yoktur. Fakat ilk filmi vizyondayken izlediğimde filmden çok etkilenmiştim, o yüzden bu filmi de izlemek için sabırsızlanıyorum. Bu film öyle bir film ki ister 10:00 seansında izleyin isterseniz 22:00 o seans sizin için gerçek bir korku seansı olacaktır.</p>
<p><figure id="attachment_4034" aria-describedby="caption-attachment-4034" style="width: 539px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Korku-Senası-İlk-Filminin-Afişi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4034 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Korku-Senası-İlk-Filminin-Afişi.jpg?resize=539%2C800" alt="Korku Senası İlk Filminin Afişi." width="539" height="800" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Korku-Senası-İlk-Filminin-Afişi.jpg?w=539&amp;ssl=1 539w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Korku-Senası-İlk-Filminin-Afişi.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w" sizes="(max-width: 539px) 100vw, 539px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4034" class="wp-caption-text">Korku Senası İlk Filminin Afişi.</figcaption></figure></p>
<p>Filmin en ilgi çekici tarafı gerçek olaylardan senaryosunun yazılmış olması. Ed ve Lorraine Warren isimli kahin / hayalet avcılarının kendi tecrübelerinden yararlanılarak oluşturulmuş bir film. Elbette sinema büyüleyici olduğu kadar daha da büyüleyici bir şekilde sunulmalıdır ki ilgi çeksin. Olayların gerçeklik payı mutlaka vardır fakat bu meslek alanının içinden birisi olarak şunu söyleyebilirim ki; Gerçek Bir Hikaye başlığı atılan özellikle korku filmleri tamamiyle bir senaryo başarısıdır. Öncelikle bizi filme hazırlayıp, izleyeceklerimiz gerçek olduğuna inandırıp psikolojimizi etkileyerek işlerini kolaylaştırıyorlar ardından da hazır biz de korkmaya hazır hale gelmişken senaryo ve görsel efektlerle işi bitiriyorlar. Mesleki açıdan bakınca işin özü bu. Fakat bir de izleyici olarak bakmak lazım.</p>
<p><figure id="attachment_4033" aria-describedby="caption-attachment-4033" style="width: 203px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/AnnabelleAnnabelle-Filmi-poster.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4033 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/AnnabelleAnnabelle-Filmi-poster-203x300.jpg?resize=203%2C300" alt="AnnabelleAnnabelle Filmi." width="203" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/AnnabelleAnnabelle-Filmi-poster.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/AnnabelleAnnabelle-Filmi-poster.jpg?w=259&amp;ssl=1 259w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4033" class="wp-caption-text">AnnabelleAnnabelle Filmi.</figcaption></figure></p>
<h2>Korku Seansı Filmi</h2>
<p><strong>Korku Seansı</strong> gerçekten beni çok etkileyen bir film olmuştu. Bulunduğum eğitim programı sırasında Warner Bros. Stüdyolarını gezme fırsatım olmuştu. Şansıma daha filmden habersizken filmin çekildiği evi gezdirmişlerdi bize o gün. Fakat tabii konusu ve öyle bir film çekildiğinden değil de işte bu da stüdyomuzda film için kullanılan evlerden birisi şeklinde bir gezi olmuştu. Filmin afişinde o evi gördüğüm an direk ilgimi çekti ve filmi görmek istedim. Salonda otururken oldukça rahattım genelde korku filmlerinden çekinirim. Sonuçta ben o evi görmüştüm, o meslek dalındanım yapım aşamalarını vs. Her şeyi bilen birisi olarak gittim o filme. Fakat hayatımın tokadını yedim&#8230; Tek kelimeyle korkmuştum, gerçekten harika bir yapımdı. Bütün o havalı ben orayı gördüm, “Aaa bu efekt şöyle yapılıyor”, “Bu çekim şöyle” bilgilerim falan uçtu gitti. Gerçekten etkileyici bir yapımdı. Bir dipnot filmde daha sonradan da filmi çekilen “Anabelle” karakteri de yer alıyordu. O filmde oldukça iddialı gelmişti ama aradığını bulamadı.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/VFsmuRPClr4?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Beni ciddi anlamda korkutmayı başaran filmin devam filmini de oldukça meraklı bir şekilde bekliyorum. Korku filmlerini sevmiyor olabilirsiniz, onlarla dalga geçiyor kimi korku filmlerinde gülüyor olabilirsiniz. Bana güvenin bu film bildikleriniz gibi değil. Gerçekten bir korku seansı&#8230;</p>
<p>İyi seyirler&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ve-karsinizda-the-conjuring-2/">Ve Karşınızda “The Conjuring 2&#8243;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ve-karsinizda-the-conjuring-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4032</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“X-Men: Apocalypse” Değerlendirmesi; Sınırsız Aksiyon!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/x-men-apocalypse-degerlendirmesi-sinirsiz-aksiyon/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/x-men-apocalypse-degerlendirmesi-sinirsiz-aksiyon/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 30 May 2016 05:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belen Uzunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Apocalypse]]></category>
		<category><![CDATA[Magneto]]></category>
		<category><![CDATA[Wolverine]]></category>
		<category><![CDATA[X-Men]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3795</guid>
				<description><![CDATA[<p>X-Men: Apocalypse filmi bana göre gerçekten inanılmazdı 2016 itibariyle Star Wars’dan sonra izlediğim en güzel filmdi diyebilirim. Tabii bu kişiden kişiye göre değişir. 2D olarak izledim ve çok da memnun kaldım 3D filmin etksini ve renklerini çok kırdığından size de tavsiye ederim. Film hakkındaki görüşlerimi, yorumlarımı ve tespitlerimi paylaşmaya çalışacağım vakit ayırdığınız için teşekkürler. Öncelikle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/x-men-apocalypse-degerlendirmesi-sinirsiz-aksiyon/">“X-Men: Apocalypse” Değerlendirmesi; Sınırsız Aksiyon!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>X-Men: Apocalypse</strong> filmi bana göre gerçekten inanılmazdı 2016 itibariyle Star Wars’dan sonra izlediğim en güzel filmdi diyebilirim. Tabii bu kişiden kişiye göre değişir. 2D olarak izledim ve çok da memnun kaldım 3D filmin etksini ve renklerini çok kırdığından size de tavsiye ederim. Film hakkındaki görüşlerimi, yorumlarımı ve tespitlerimi paylaşmaya çalışacağım vakit ayırdığınız için teşekkürler.</p>
<p>Öncelikle en baştan Spoilerlara karşı sizi uyarmalıyım keza bana bu yazıda oldukça fazla olacak gibi geliyor. Filmi izlemeyenler sizlere sesleniyorum bundan sonrasını okumayınız.</p>
<p><figure id="attachment_3808" aria-describedby="caption-attachment-3808" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypsein-piramidi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3808 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypsein-piramidi.jpg?resize=540%2C220" alt="Filmin açılış sahnesi: Apocalypse’in piramidi." width="540" height="220" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypsein-piramidi.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypsein-piramidi.jpg?resize=300%2C122&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3808" class="wp-caption-text">Filmin açılış sahnesi: Apocalypse’in piramidi.</figcaption></figure></p>
<h2>X-Men: Apocalypse</h2>
<p>Film Mısır’da başlıyor Apocalypse bir törenle piramidin içine götürülüyor ve burada bir ritüele hazılanılıyor. Film daha ilk sahnesinden beni büyülemeye başladı. Çağın gerekliliği haline gelen özel efektler bu filmde haliyle oldukça fazla kullanılmış fakat bu beni hiç rahatsız etmedi çünkü çok başarılı bir şekilde kullanılan bu efektler adeta beni büyüledi. Piramidin içerisinde <strong>Apocalypse</strong> kendi bulunduğu bedeni yaşlandığı için değiştirecek ve bu ritüele&nbsp;hazırlanılıyor. Bu olay gerçekleşirken ki kullanılan efektler gerçekten büyüleyici. Hem renkler çok güzel hem de işlenişi çok güzel. Mısır kültürünün ve piramitlerin bu denli önemli bir yer tuttuğu filmde Firavun dönemine olan gizem bu filmde kullanılan efektleri ve ritüeli çok daha ilginç ve gizemli kılıyor. Sanıyorum beni etkileyen de bu oldu. Bryan Singer sen bu işi çok iyi yapıyorsun. İyi ki geri döndün ve bu filme de hayat verdin. “Geçmiş Günler Gelecek” de bıraktığı yerden Apocalypse’de devam etmiş ve beni gene hayran bıraktı. Ritüel sırasında söylenilen Arapça kelimeler sahnenin ışıklandırması ve özel efektlerin ultra kaliteli oluşu filme başladığım heycanımı kat kat daha arttırdı.</p>
<p><figure id="attachment_3817" aria-describedby="caption-attachment-3817" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/x-men-apocalypse-empire.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3817 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/x-men-apocalypse-empire.jpg?resize=640%2C338" alt="Apocalypse beden değiştirme ritüelinde." width="640" height="338" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/x-men-apocalypse-empire.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/x-men-apocalypse-empire.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/x-men-apocalypse-empire.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3817" class="wp-caption-text">Apocalypse beden değiştirme ritüelinde.</figcaption></figure></p>
<h2>X-Men: Apocalypse Filminin Eleştirisi</h2>
<p>Bir dakika bile sıkılmadığım filmde her geçen sahnede daha da filmin içine girip daha da kapıldım. Bazı karakterlerin nasıl filme dahil olduğunu veya önceden bildiğimiz karakterlerin o zaman diliminde neler yaptığını da göstermiş oldu bu film. Böylece zaten filmin sonunda gördüğümüz üzere devamı gelecek devam filmi için sağlam bir kadro yaratarak bu filmde bizi onlara alıştırdılar ve devam filmlerinde de bu şekilde bomba gibi gelecekler diye düşünüyorum. Karakterler oldukça oturmuş ve hepsi yaptıkları işin altından kalkıyorlar gibi geldi bana.&nbsp; Filme dahil olan ve devam filmlerinde göreceğimiz karaktlerin hikayelerini az çok öğrendikten sonra benim için efsane olan <strong>Wolverine</strong>’e gelmek istiyorum.</p>
<p><figure id="attachment_3811" aria-describedby="caption-attachment-3811" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Hugh-Jackman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3811 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Hugh-Jackman.jpg?resize=600%2C300" alt="Wolverine rolünde Hugh Jackman." width="600" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Hugh-Jackman.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Hugh-Jackman.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3811" class="wp-caption-text">Wolverine rolünde Hugh Jackman.</figcaption></figure></p>
<p>Filmde kendisinin bölümü oldukça kısaydı fakat Wolverine sahnelerinde yaşadığı Rage yani sinir patlamasıyla herkese saldırması ve biraz da vahşet mi desek katliam mı büyük ilgi ve heyecan uyandırdı. Wolverine en vahşi haliyle çıktı belki de karşımıza ve hali hazırda çekilen Wolverine filmde de inşallah kendisini bu şekilde daha aktif görürüz. Jean Grey ile olan karşılaşmasında biliyorum içinizden neler geçmedi ki söylemek için ama belki de her şeyin başlangıcı olan o sahneyi gördük. Wolverine’e verdiği hediye Logan’ın (Wolverine) kaderini değiştirecek. Özellikle o Cyclopse’a söylemek istedikleriniz çok biliyorum ama başka filme saklayınız efendim.</p>
<p>Filmde öğrencilerin öğretmen konumunda olanları kurtardığını görüyoruz bu da gençlerin de en az onlar kadar yetenekli olabileceğini ve tekrar <strong>X-Men</strong> kurulursa bu ekibin başarı oranının yüksek olabileceğini bize gösteriyor. Nitekim filmin sonunda Raven’ın yaptığı konuşmayla ve ardından gözcülerin gelmesiyle devam filminde veya filmlerinde bu ekibin iddialı olacağını anlıyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_3812" aria-describedby="caption-attachment-3812" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/JeanGrey-Nightcrawler-Cyclops.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3812 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/JeanGrey-Nightcrawler-Cyclops.jpg?resize=640%2C320" alt="Öğrenciler X-Men olma yolunda: Jean Grey, Nightcrawler, Cyclops" width="640" height="320" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/JeanGrey-Nightcrawler-Cyclops.jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/JeanGrey-Nightcrawler-Cyclops.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3812" class="wp-caption-text">Öğrenciler X-Men olma yolunda: Jean Grey, Nightcrawler, Cyclops</figcaption></figure></p>
<p>Tekrar efektlere dönmek istiyorum uzun süredir bu kadar güzel görsel efektli film izlemedim açıkçası. Yapılan her efekt gerçekten çok kaliteliydi. Özellikle bu efektlerin devamlılığına da bu filmde çok önem verildiğini düşünüyorum. Nasıl mı? Önceki dönemlerdeki filmlerde evet gene efektler kullanılırdı fakat biz her sahnede göremezdik. İlk shot da efekti görürdük ardından bir reaction shot gelirdi ve efekt bu sahneye dahil olmazdı belki de kolaya kaçma belki de maliyetti. Bu filmde gözlemlediğim kadarıyla birisi bir gücünü açığa çıkarıp kullanıyorsa diğer sahne de de bu çekim devam ediyor. Aklımda en net kalan örnek şu anlamanıza biraz daha yardım edebilir belki kastettiğim şeyi. Filmin sonlarına doğru Jean ve Magneto okulu yeniden inşaa ederlerken Magneto’yu görüyoruz, ardından sahne öğrencilere geçiyor ama o da ne? Magneto hala havada ve arkada bir şeylerle uğraşıyor yani zorunda olmamalarına rağmen arka planda Magneto’yu da göstermişler bu da bence devamlılığı sağlamlaştırıp ayrı bir güzellik katmış. Bu arada Magneto’ya üzülmeyen var mı aramızda?</p>
<p><figure id="attachment_3815" aria-describedby="caption-attachment-3815" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Professor-X.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3815 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Professor-X.jpg?resize=640%2C379" alt="Professor X bildiğimiz haline dönüşmeye başlıyor." width="640" height="379" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Professor-X.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Professor-X.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Professor-X.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3815" class="wp-caption-text">Professor X bildiğimiz haline dönüşmeye başlıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Gelelim <strong>Apocalypse</strong> davasına. Kendisinin isteklerini ve davranışlarını biraz uçuk kaçık bulabilirsiniz belki ama derin düşünün derim. Sonuçta onun isteklerinin uçuk kaçık olması gerekiyor yüzyıllar sonra uyanmış bir tanrıdan bahsediyoruz. ABD başkanı olmak isteyecek hali yok elbette. Karakterleri hissederek onları anlamaya çalışarak filmi izlersek istekleri veya yaptıkları şeyler bizlere daha kabul edilebilir gelecektir.</p>
<p><figure id="attachment_3813" aria-describedby="caption-attachment-3813" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/korkutucu-Apocalypse.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3813 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/korkutucu-Apocalypse-300x184.jpg?resize=300%2C184" alt="Apocalypse, yakından korkutucu görünüyor." width="300" height="184" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/korkutucu-Apocalypse.jpg?resize=300%2C184&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/korkutucu-Apocalypse.jpg?w=444&amp;ssl=1 444w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3813" class="wp-caption-text">Apocalypse, yakından korkutucu görünüyor.</figcaption></figure></p>
<p>Apocalypse’in gerçek gücünü bence filmin sonlarına doğru anlıyoruz. Günümüze ayak uydurma olayını iyi yapmışlar evet ama gücünü çok belirgin olarak göstermemişler bence veya bunu göstermek için çok beklemişler. Neredeyse biraz daha film o şekilde seyretseydi “bu tanrı falan değil sadece biraz daha gelişmiş bir mutant diyecektim” kendisi için. Ama mutantların gözü açılıp hepsi ona saldırmaya başladıklarında gerçek gücünü bence o zaman anlamış olduk. Çizgi film de olduğu gibi aşırı bir güç bahşedilmiş gibi gözükmüyordu belli bir noktasına kadar. İçimde kalan tek şey ise Apocalypse’in şekil değiştirebilmesini kullanmamış olmaları. Yani büyüyüp küçülebilme özelliğini sadece Xavier ile zihin savaşı verirken işlemişler. O sahneyi anlatmak için çok doğru bir tercih olmuş orası ayrı. Zihin savaşında Xavier’den bile güçlü olduğunu betimleme işi orada güzel yapılmış fakat ben filmin içerisinde kullanılsa daha çok beğenirdim. Başka beğenmediğim bir nokta ise koskoca tanrının mutantların ayağına giderek onları ikna etmeye çalışması. Bence mutantlar onu bulsalardı daha anlamlı olurdu.</p>
<p><figure id="attachment_3810" aria-describedby="caption-attachment-3810" style="width: 537px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/beden-degistirme-ritueli.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3810 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/beden-degistirme-ritueli.jpg?resize=537%2C260" alt="Başarıyla kullanılan özel efektler: Beden değiştirme ritüeli." width="537" height="260" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/beden-degistirme-ritueli.jpg?w=537&amp;ssl=1 537w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/beden-degistirme-ritueli.jpg?resize=300%2C145&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/beden-degistirme-ritueli.jpg?resize=536%2C260&amp;ssl=1 536w" sizes="(max-width: 537px) 100vw, 537px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3810" class="wp-caption-text">Başarıyla kullanılan özel efektler: Beden değiştirme ritüeli.</figcaption></figure></p>
<p>Peki en güçlü mutant hangisi? Marvel evreninin en güçlü mutantı <em>Apocalypse</em> onda hem fikiriz zaten onlar öyle olduğunu söylüyor. Ama nasıl olacak bu iş Wolverine var Magneto, Jean inanılmaz güçleri olduğunu fark etti ve Xaiver bunlardan hangisi en kritik rolde. Geçtiğimiz filmlerde hepsinin üstüne düşen önemli sorumlulukları vardı. Peki sizce hangisi gerçekten en güçlü mutant?</p>
<p>Bu arada bir ürün yerleştirmeye de şahit olduk film de bilmiyorum dikkat ettiniz mi Piramidin aşağısında geçen savaşta uçan bir kılıç Michelin Lastiklerinin logosunun kafasını kesecek bir biçimde geçiyor. Acaba bu bir ürün yerleştirme mi yoksa bir mesaj mı? Reklamın iyisi kötüsü olmaz elbette.</p>
<p><figure id="attachment_3816" aria-describedby="caption-attachment-3816" style="width: 571px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Storm-vs-Cyclopse.jpg"><img class="wp-image-3816 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Storm-vs-Cyclopse.jpg?resize=571%2C279" alt="Başarıyla kullanılan özel efektler, Harry Potter’ı anımsatsa da Storm vs. Cyclopse." width="571" height="279" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Storm-vs-Cyclopse.jpg?w=571&amp;ssl=1 571w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Storm-vs-Cyclopse.jpg?resize=300%2C147&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 571px) 100vw, 571px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3816" class="wp-caption-text">Başarıyla kullanılan özel efektler, Harry Potter’ı anımsatsa da Storm vs. Cyclopse.</figcaption></figure></p>
<p>Tomatometer’a , IMDB’ye bakmayın siz gidin izleyin filmi şahsen tekrar bile izlemeyi düşünüyorum. Kim ne derse desin çok güzel bir filmdi ve bence en güzel <em>X-Men</em>’leri Bryan Singer ve ekibi yapıyor. Apocalypse’de bence çizgi filme gayet uygun bir şekilde tanımlanmış gücünü çok basit şeyler için kullanıyor filmin başlarında ama o an ki özel efektler bu basit hamleleri bile güzelleştiriyor. Efekt konusunda atlayamacağım bir nokta daha var Quicksilver’ın imdada yetiştiği bölüm. Gerçekten muhteşem işlenen ve çok keyif veren bir bölümdü. Kendisinin bu tarz gücünü kullandığı fakat sonunda Apocalypse’den dayak yediğini de unutmayalım. Ayrıca harika bir şekilde çapraz kurgu işlendiğini görüyoruz filmde. Bir çok karakterler aynı anda hikayeleri anlatılıyor ve bu da daha çok merak edip sıkılmadan hepsini mutlu mesut merakla izlememize yol açıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3814" aria-describedby="caption-attachment-3814" style="width: 473px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Nightcrawler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3814 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Nightcrawler.jpg?resize=473%2C191" alt="Teleportasyon özelliğini taşıyan Nightcrawler." width="473" height="191" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Nightcrawler.jpg?w=473&amp;ssl=1 473w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Nightcrawler.jpg?resize=300%2C121&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 473px) 100vw, 473px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3814" class="wp-caption-text">Teleportasyon özelliğini taşıyan Nightcrawler.</figcaption></figure></p>
<p>Açıkçası hiçbir eleştiriye bakmadan veya film değerlendirme sitelerine bakmadan bu filmi gidip izledim ve son derece beğendim. Özel Efektler beni sürekli bahsettiğim üzere çok etkiledi. Umuyorum devam filmleri bu kalitede bu performansta devam eder. Kim bilir belki bir X-Men inceleme dosyası bile açarız. Filmi çok daha ayrıntıya inip tekel olarak incelemekte vardı ama sizi sıkıp bunaltmak istemem. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler. Bence tekrar izleyelim filmi Mısır’ın dokusuna kendimizi bırakıp karakterleri daha da benimseyip amaçlarını daha iyi anlayarak tekrar izleyelim bence buna değer. Teşekkürler.</p>
<p><figure id="attachment_3809" aria-describedby="caption-attachment-3809" style="width: 470px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypse-muridleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3809 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypse-muridleri.jpg?resize=470%2C194" alt="Müridlerine olması gerekeni anlatırken Apocalypse." width="470" height="194" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypse-muridleri.jpg?w=470&amp;ssl=1 470w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Apocalypse-muridleri.jpg?resize=300%2C124&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3809" class="wp-caption-text">Müridlerine olması gerekeni anlatırken Apocalypse.</figcaption></figure></p>
<p>Bonus olarak <strong>X-Men: Apocalypse filminin değerlendirmesi</strong> yazısına ek aşağıdaki videoyu mutlaka izlemenizi tavsiye derim:</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/Pn2D7-nezwY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Ayrıca&nbsp;<a href="http://www.sanatduvari.com/x-men-apocalypse-kiyamete-hazir-misiniz/">“X-Men Apocalypse” Kıyamete Hazır Mısınız?</a> yazımızı da okuyabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/x-men-apocalypse-degerlendirmesi-sinirsiz-aksiyon/">“X-Men: Apocalypse” Değerlendirmesi; Sınırsız Aksiyon!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/x-men-apocalypse-degerlendirmesi-sinirsiz-aksiyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3795</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Barbieli Patenler: Küçük Bir Kızın Keşif Yolculuğu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/barbieli-patenler-kucuk-bir-kizin-kesif-yolculugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/barbieli-patenler-kucuk-bir-kizin-kesif-yolculugu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 May 2016 07:31:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[drew barrymore]]></category>
		<category><![CDATA[ellen page]]></category>
		<category><![CDATA[komedi film]]></category>
		<category><![CDATA[patenci kızlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3681</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazen içinde olduğunuzu hissettiğiniz kutunun dışında neler olabileceğini düşleme hayali içinizdeki farklı bir tutkuyu keşfetmenizle anlamını yitirebilir. Çevrenizdeki insanların sıradan küçük kurbağalar olarak düşleyip onları ezerek beyinlerinin pekmezlerini akıtma hayali gibi mesela&#8230; Yönetmenliğini Drew Barrymore&#8216;un yaptığı senaryosunu kendi romanından uyarlayarak Shauna Cross&#8216;un yazdığı 2009 yapımı Patenci Kızlar (Whip It) filmi aslında bazı şeyleri hayatta kabullenerek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/barbieli-patenler-kucuk-bir-kizin-kesif-yolculugu/">Barbieli Patenler: Küçük Bir Kızın Keşif Yolculuğu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen içinde olduğunuzu hissettiğiniz kutunun dışında neler olabileceğini düşleme hayali içinizdeki farklı bir tutkuyu keşfetmenizle anlamını yitirebilir. Çevrenizdeki insanların sıradan küçük kurbağalar olarak düşleyip onları ezerek beyinlerinin pekmezlerini akıtma hayali gibi mesela&#8230;</p>
<p>Yönetmenliğini <strong>Drew</strong> <strong>Barrymore</strong>&#8216;un yaptığı senaryosunu kendi romanından uyarlayarak <strong>Shauna Cross</strong>&#8216;un yazdığı <strong>2009</strong> yapımı <strong>Patenci Kızlar</strong> (<strong>Whip It</strong>) filmi aslında bazı şeyleri hayatta kabullenerek var olmayı bir şekilde devam ettirebilmemiz gerektiğini bizlere anlatan sevimli bir film. Belki çok acımasız bir düşünce gibi gelebilir ama aslına bakarsak hayatta bazı şeylerin gerçekten farklı yollarda ilerlemesi doğru olabiliyor. <strong>Bliss Cavender</strong> için bu <strong>Paten Savaşları</strong> olmuştur. Bütün okulda sadece bir arkadaşa sahip tipik bir <strong>nerd-indie-hipster-loser</strong> olan <strong>Bliss</strong>; zavallı olarak kabul ettiği ve bir kaçış yolu aradığı küçük,aptal kasabasında karşısına çıkan hayat, nefret, heyecan, sevgi, arkadaşlık, hırs, tutku dolu bir ortamda, yani paten yarışları yapan deli hatunların arasından buluyor. Hepsi birbirinden hayat dolu ve birbirinden rahat, aynı zamanda çok hırslı olan bu hatunlar başta onu hiçbir şekilde kabul etmek istemiyorlar ama <strong>Bliss</strong> içinde aradığı o tutkuyu bularak onlara kendini kanıtlamak için azimle varını yoğunu ortaya koyarken kendini tanıdığı bir yolculuğa çıkıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3682" aria-describedby="caption-attachment-3682" style="width: 592px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3682 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler.jpg?resize=592%2C876" alt="Yönetmenliğini Drew Barrymore'un yaptığı senaryosunu kendi romanından uyarlayarak Shauna Cross'un yazdığı 2009 yapımı Patenci Kızlar (Whip It) filmi hakkında." width="592" height="876" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler.jpg?w=592&amp;ssl=1 592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3682" class="wp-caption-text">Yönetmenliğini Drew Barrymore&#8217;un yaptığı senaryosunu kendi romanından uyarlayarak Shauna Cross&#8217;un yazdığı 2009 yapımı Patenci Kızlar (Whip It) filmi hakkında.</figcaption></figure></p>
<p>Naif ve basit olan bu klişe film insanı mutlu olmasını 1 saat 51 dakika boyunca gerçekten çok iyi bir şekilde sağlıyor. Başrollerini <strong>Ellen Page</strong>, <strong>Drew Barrymore</strong>, <strong>Juliette Lewis</strong> ve <strong>Jimmy Fallon</strong>&#8216;ın paylaştığı filmde çok sevdiğimi oyunculardan biri olan <strong>Kristen Wiig</strong>&#8216;in <strong>&#8220;bad-ass b*tch&#8221;</strong> tarzından bir karakteri oynuyor olması da müthiş bir süpriz olmuştu benim için ve eminim bütün <strong>Kristen Wiig</strong> severler için öyle olacak. ^_^<br />
Açıkçası yönetmenliğini <strong>Drew Barrymore</strong>&#8216;un yapmış olması beni gerçekten etkiledi. Kendini anlatan bir film çekmiş. Şöhret hayatı boyunca yaşadıklarını bilenler için &#8220;Senaryosunu acaba <strong>Drew</strong> mu yazmış bu filmin?&#8221; sorusunu sordurtuyor.(En azından benim için öyle oldu <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><figure id="attachment_3685" aria-describedby="caption-attachment-3685" style="width: 969px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-sinema.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3685 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-sinema.jpg?resize=640%2C213" alt="Başrollerini Ellen Page, Drew Barrymore, Juliette Lewis ve Jimmy Fallon'ın paylaştığı filmde çok sevdiğimi oyunculardan biri olan Kristen Wiig'in &quot;bad-ass b*tch&quot; tarzından bir karakteri oynuyor." width="640" height="213" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-sinema.jpg?w=969&amp;ssl=1 969w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-sinema.jpg?resize=300%2C100&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3685" class="wp-caption-text">Başrollerini Ellen Page, Drew Barrymore, Juliette Lewis ve Jimmy Fallon&#8217;ın paylaştığı filmde çok sevdiğimi oyunculardan biri olan Kristen Wiig&#8217;in &#8220;bad-ass b*tch&#8221; tarzından bir karakteri oynuyor.</figcaption></figure></p>
<p>Filmin kendisi kadar naif ve sevimli olan birde güzel müziklerinden bahsetmeden de geçemeyeceğim. <strong>Dolly Parton</strong>&#8216;dan <strong>Gotye</strong>&#8216;ye, <strong>The Breeders</strong>&#8216;tan&nbsp; <strong>Little Joy</strong>&#8216;a kadar birçok güzel sanatçının şarkıları bir araya toplanmış. Benimde içlerinden biri olan şeker adam <strong>Jens Lekman</strong> ile geçte olsa tanışmamı sağlamış bir soundtrack. Sanatçıların bilindik şarkılarından bazılarının kullanılmış olması bence hiç etkilememiş albümü. Hatta bazı müzisyenler <strong>Underground</strong> ve aşırı <strong>Indie</strong> oldukları için kendi ülkelerinden bile tanınmıyorlar.</p>
<p><figure id="attachment_3683" aria-describedby="caption-attachment-3683" style="width: 550px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-film-fragman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3683 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-film-fragman.jpg?resize=550%2C238" alt="Patenci Kızlar filmi, Dolly Parton'dan Gotye'ye, The Breeders'tan  Little Joy'a kadar birçok güzel sanatçının şarkıları bir araya toplanmış." width="550" height="238" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-film-fragman.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Barbieli-Patenler-film-fragman.jpg?resize=300%2C130&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3683" class="wp-caption-text">Patenci Kızlar filmi, Dolly Parton&#8217;dan Gotye&#8217;ye, The Breeders&#8217;tan Little Joy&#8217;a kadar birçok güzel sanatçının şarkıları bir araya toplanmış.</figcaption></figure></p>
<p>İçimizdeki çocuk başkaları tarafından sürüklenen bir yolda ilerlemeye çalışırken öğrendikleri ile kendini, tutkusunu, neşeyi ve hayatı keşfederken bizlere o çocuğa biraz olsun izin vermek gerekiyor bence. Bu film o izin oluyor işte. Sıcak yaz akşamından buz gibi soğuk naneli limonatanızı yudumlarken keyfine varacaksınız.</p>
<p>Hepimiz bazen kabul etmek istemediğimiz ve sevmediğimiz durumlara şans vermeliyiz. Böylece o yolda ilerlerken bizi biz yapan her şeyi daha iyi anlar ve hissederiz.</p>
<p>Herkese iyi seyirler ve güzel günler dilerim&#8230;:)</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/RQGPdXnb2Gg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/barbieli-patenler-kucuk-bir-kizin-kesif-yolculugu/">Barbieli Patenler: Küçük Bir Kızın Keşif Yolculuğu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/barbieli-patenler-kucuk-bir-kizin-kesif-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3681</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“The Jungle Book” Eski Ama Altın Değerinde</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/the-jungle-book-eski-ama-altin-degerinde/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/the-jungle-book-eski-ama-altin-degerinde/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 12 May 2016 12:20:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belen Uzunkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[animasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Çizgi Film]]></category>
		<category><![CDATA[Disney]]></category>
		<category><![CDATA[Jungle Book]]></category>
		<category><![CDATA[Mowgli]]></category>
		<category><![CDATA[Orman]]></category>
		<category><![CDATA[Ormanın Çocuğu]]></category>
		<category><![CDATA[Shere Khan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3617</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar!&#160;İlk yazıma sizlere sevgi ve selamlarımla başlamak istiyorum.&#160;Bugün ele alacağım konu “The Jungle Book” filmi. Bu filmin yeri benim için ayrıdır. Filmin birçok versiyonu bulunmakta, fakat ben bugün filmin Walt Disney Pictures tarafından hayata geçirilmiş 2 versiyonundan bahsetmek istiyorum. Bunlar 1967 yılında yapılan Çizgi Film ve 2016’da vizyona giren halen vizyonda olan film. Her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-jungle-book-eski-ama-altin-degerinde/">“The Jungle Book” Eski Ama Altın Değerinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhabalar!&nbsp;İlk yazıma sizlere sevgi ve selamlarımla başlamak istiyorum.&nbsp;Bugün ele alacağım konu “<strong>The Jungle Book</strong>” filmi.</p>
<p>Bu filmin yeri benim için ayrıdır. Filmin birçok versiyonu bulunmakta, fakat ben bugün filmin <em>Walt Disney Pictures</em> tarafından hayata geçirilmiş 2 versiyonundan bahsetmek istiyorum. Bunlar 1967 yılında yapılan Çizgi Film ve 2016’da vizyona giren halen vizyonda olan film. Her iki filminde kendine ait senaryoları var elbette ama asıl olarak bu film Rudyard Kipling’in “<strong>The Jungle Book: Mowgli’s Story</strong>” kitabından esinlenilerek üretilmiştir. Yeni versiyonu çekilen bu film bu sefer çizgi film olarak karşımıza çıkmıyor. Bilgisayar efektleriyle yaratılan hayvanlar ve gerçek bir oyuncuyla çekilen bu film çok yoğun ilgi gördü ve an itibariyle iyi bir hasılat elde etmiş durumda. Fakat benim favorim ise 1967 yapımlı film. Bunun sebebi ise çocukluğumun bu filmi izleyerek geçmesi ve bu sebeple bu filmin bana mutluluk&nbsp; katıyor olması. Bana göre 67 yapımlı bu film konuyu, hikayeyi çok daha ayrıntılı güzel bir şekilde ele alıyor. İzlerken Mowgli’nin gerçekten yaşadığı sorunları anlayabiliyoruz. Kendini sürekli bir türe adapte etmeye çalışması ormanda gerçekten ne kadar çok kalmayı istediğini bizlere gösteriyor. Kısacası bu film duyguları çok daha iyi aktarıyor bize. Ben 2016 yapımlı versiyonunda bu duyguları alamadım maalesef. Hayvanların bilgisayar ürünü olması ve filmin 3D olması beni filmin içine çok fazla sokamadı maalesef.</p>
<p><figure id="attachment_3619" aria-describedby="caption-attachment-3619" style="width: 520px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/jungle.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-3619 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/jungle.jpeg?resize=520%2C520" alt="İki filmin karşılaştırılması: The Jungle Book" width="520" height="520" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/jungle.jpeg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/jungle.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/jungle.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 520px) 100vw, 520px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3619" class="wp-caption-text">İki filmin karşılaştırılması: The Jungle Book</figcaption></figure></p>
<p>Benim aksime yeni çekilen film eskisine göre çok daha fazla ilgi görmüş durumda ve bu şekilde de devam edecek gibi gözüküyor. Birçok film sitelerine göre 2016 yapımlı film çok beğenilmiş olarak gözükmekte fakat ben bu görüşlere karşıyım. Karşı olmamın sebebi ise <em>The Jungle Book</em> ile çocukken tanışmış olmam ve o filme duyduğum hayranlıktır. Çizgi Film olsa da eski versiyonda benim için her şey daha gerçekti. Öyküdeki karakterlere daha çok yer verilmişti. Akbabalar, Colonel Hathi ve Filler gibi. Hatta yeni versiyonda olan Kaa bile eski filmde daha çok yer alabilmişti. Belki de bu çeşitlilikti beni memnun eden. Yeni filmde övülecek asıl nokta Shere Khan’ın Mowgli ile ilgili olan hikayesi ve üzerinde bıraktığı etkiler. Yeni filmde kurt sürüsü çok daha ön planda işlenmiş düştükleri zor durum daha iyi bir şekilde anlatılmış. <strong>Shere Khan</strong>’ın etkileyici hikayesine rağmen onun ve diğer hayvanların animasyon olması beni çok etkileyemiyor açıkçası. Hemen araya girerek bir başka kaplanlı filmi aklıma getiriyorum. Life of Pi. Bu filmde Richard Parker (Kaplan) olağan üstü bir performans göstermişti. Bildiğim kadarıyla bu filmin yapımında gerçek bir kaplan kullanılmıştı. Konumuza dönmemiz gerekirse hem Richard Parker hem de eski versiyon benim bu filmi çok sevmeme engel oluyorlar.</p>
<p><figure id="attachment_3620" aria-describedby="caption-attachment-3620" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kaplanlar.jpeg"><img class=" td-modal-image wp-image-3620 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kaplanlar.jpeg?resize=640%2C640" alt="The Jungle Book" width="640" height="640" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kaplanlar.jpeg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kaplanlar.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/kaplanlar.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3620" class="wp-caption-text">The Jungle Book</figcaption></figure></p>
<h2><strong>The Jungle Book</strong></h2>
<p>Yeni filmde bir sürü metinlerarasılık var. Yani eski filmden birçok parça taşıyor. Burada araya girmek istiyorum. Eski versiyonda gördüğümüz King Loie ile yeni filmdeki arasında oldukça büyük farklar var. Bence tamamen yeni bir karakter yaratılmış. Konuya geri dönelim eski filmden yeni filme taşınan parçalardan bahsediyorduk. Bunlardan bana göre en önemlileri şarkılar. ”Bare Necessities” ve “I Wanna Be Like You” şarkıları 1967’de en çok öne çıkan şarkılardı ve oldukça da güzellerdi. Zaten Disney’in yaptığı en iyi işlerden birisi de şarkılarıdır, neredeyse her filmlerinden popüler olacak bir veya iki parça çıkartıyorlar. Metinlerarasılığı gördüğümüz yerler ise bu şarkıların da yeni filme uyarlanması. Hatta bazı sahneleri çizgi film ile birebir aynı yapılmış. Fakat ben bu şarkıları da beğenmedim. “Sen de hiç bir şeyi beğenmiyorsun” diyeceksiniz gibi hissediyorum. Fakat ne yapayım bana göre yeniye uyarlanmaya çalışılan bu şarkılar o eski ruhu tamamen öldürmüş. Son olarak da çizgi film versiyonunda insan köyü işlenmişti ve kilit bir rol içeriyordu. Kaa’nın başaramadığı bu hipnotize etmek işini belki de hiç ummadığımız birisi başarmıştı, fakat yeni filmde bu sahneleri de göremedik ne yazık ki. Şimdi olumsuz eleştirileri de bir kenara bırakmamız gerekirse yeni film de oldukça iyi bir film. Mowgli’ye yeni özellikler atfedilmiş. “Human Thing” yani insan icatlarını kullanması hayvanları oldukça huzursuz etmekte ve tepki çekmektedir.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/9ogQ0uge06o?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Fakat kim bilir bu icatlar belki filmde bazılarının işlerini görebilir. Gene de siz bana bakmayın eski versiyona olan bağlılığım bu filme gölge düşürmesin. Bu versiyon da tamamen farklı bir bakış açısı getirmiştir. Zaten sinemada bunu gerektirir aynı olan bir şeyi biz de görmek istemeyiz elbette. Farklılıklar olması güzel. Disney’in eskileri unutmaması da güzel. Hikayeyi bilmeyenler için film gerçekten güzel anlatılmış ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Bilmiyorum umarım eski versiyonu izleyenler bana hak verirler. Fakat onca yıl geçmişken “<strong>The Jungle Book</strong>”u yeniden görmek yeniden izlemek bana çok büyük bir keyif verdi. İster yeni film olsun ister eski film olsun kalbimizde Shere Khan’a asla yer yoktur.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/c8eISEw6Wug?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Film vizyona gireli oldu fakat gene de Spoiler vermeden yazmaya gayret ettim. Kendimi kaptırıp da yazdıysam affola. Görüşmek üzere.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/the-jungle-book-eski-ama-altin-degerinde/">“The Jungle Book” Eski Ama Altın Değerinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/the-jungle-book-eski-ama-altin-degerinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3617</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Teacher&#8217;s Pet (Öğretmenin Yalakası): &#8216;Güzel&#8217; Bir Yalanın &#8216;Çirkin&#8217; Gerçekleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/teachers-pet-ogretmenin-yalakasi-guzel-bir-yalanin-cirkin-gercekleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/teachers-pet-ogretmenin-yalakasi-guzel-bir-yalanin-cirkin-gercekleri/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 May 2016 11:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nilhan Değirmenci]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3443</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hepimizin hayatımızın bir noktasında etiketlendiğimiz bir dönem olmuştur mutlaka. Şahsen bu etiketi hayatımın belli bir noktasından itibaren taşımış biri olarak Leigh Ann ile bir noktada özdeşleşebiliyorum. Geleceğin için çalışmanın ve &#8216;inek&#8217; etiketini yemenin pekte hoş olmadığını söylemek ne özel ne güzel nede övünülecek bir şey olmuştur. Kişisel tarafları bir tarafa bırakıp 1999 yapımı olan Öğretmen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/teachers-pet-ogretmenin-yalakasi-guzel-bir-yalanin-cirkin-gercekleri/">Teacher&#8217;s Pet (Öğretmenin Yalakası): &#8216;Güzel&#8217; Bir Yalanın &#8216;Çirkin&#8217; Gerçekleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimizin hayatımızın bir noktasında etiketlendiğimiz bir dönem olmuştur mutlaka. Şahsen bu etiketi hayatımın belli bir noktasından itibaren taşımış biri olarak <strong>Leigh Ann</strong> ile bir noktada özdeşleşebiliyorum. Geleceğin için çalışmanın ve &#8216;inek&#8217; etiketini yemenin pekte hoş olmadığını söylemek ne özel ne güzel nede övünülecek bir şey olmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_3447" aria-describedby="caption-attachment-3447" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/teaching-mrs-tingle.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3447 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/teaching-mrs-tingle-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Öğretmen (Teaching Mrs. Tingle)" width="200" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/teaching-mrs-tingle.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/teaching-mrs-tingle.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3447" class="wp-caption-text">Öğretmen (Teaching Mrs. Tingle)</figcaption></figure></p>
<p>Kişisel tarafları bir tarafa bırakıp 1999 yapımı olan <strong>Öğretmen (Teaching Mrs. Tingle)</strong> filmimize gelirsek eğer, bilindik ve sıradan bir gençlik filmi gibi görünen ama hiçte öyle olmayı istemeyen bir gerilim ve bir o kadarda mizah unsurları içeren filmidir diyebiliriz. Deminde ismini zikrettiğim 18 yaşındaki <strong>Leigh Ann</strong> kızımızın bir hayali vardır, yaşadığı sıradan, basit ve insanı boğan &#8216;o&#8217; kasabadan kurtulup büyük işler başarmak. Bütün dersleri öylesine 100&#8217;dür ki sizi bile depresyona sokabilir. Tabi klişe hovarda bir kız arkadaşı da vardır, <strong>Jo Lynn Jordan</strong>. Sevgili <strong>Leigh Ann</strong>&#8216;imizin gelecek kaygısı, ergenlik ve bütün hayatını sadece onun iyi bir geleceğe sahip olması uğruna yaşayarak üzerinde elinde olmadan kızımızda baskı yaratan annesi dışında öğrencilik hayatımız boyunca en az bir kere karşılaştığımız kafayı takmış bir öğretmeni de vardır. Kim mi dersiniz bu kadın? &nbsp;Pazartesi sabahları ilk dersinizin asla ve asla ona olmasını istemeyeceğiniz öğretmenimiz olan <strong>Bayan Tingle</strong>&#8216;dır. Bu arada, filmin orijinal isminden film hakkında ilginç bir yerlere varabildiğinizi varsayıyorum ve devam ediyorum&#8230; Efendim, bu hanım kızımız öğrencilik hayatı boyunca ne yaptıysa bu öğretmene hiçbir şekilde yaranamamıştır. Ne yaptıysa derken yalakalık çerçevesi içinde olduğunu sakın düşünmeyin. O iş öğretmenin asıl yalakasına, yani <strong>Trudie Tucker</strong>&#8216;a aittir. <strong>Leigh Ann</strong>&#8216;i her durumda ezmek ve rezil etmekten başka, tabi en iyi ve en doğru insan olmakta dahil buna, başka hayatta başka hiçbir amacı olmayan bir kızcağızdır kendisi. Tabi bu evladımızın bu hale gelmesinin sebebi &#8216;güzel insan&#8217; <strong>Bayan Tingle</strong>&#8216;dır. <strong>Leigh Ann</strong>&#8216;in dahi anlayamadığı bir sebepten ötürü ona nefret duyması sınıfın çokbilmişi ve en sinir bozucu ego patlamasını yaşayan öğrencinin doğmasına neden olmuştur. Filmin belli bir yerine kadar &#8216;Bu kadın neden bu gereksiz insanı bu kadar seviyormuş gibi yapıyor ki?&#8217; diye kendi kendime soruyordum ki tam o anda geçte olsa kafama dank etti tabi.</p>
<p><figure id="attachment_3446" aria-describedby="caption-attachment-3446" style="width: 611px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Teachers-Pet-filmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3446 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Teachers-Pet-filmi.jpg?resize=611%2C327" alt="Bayan Tingle" width="611" height="327" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Teachers-Pet-filmi.jpg?w=611&amp;ssl=1 611w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Teachers-Pet-filmi.jpg?resize=300%2C161&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3446" class="wp-caption-text">Bayan Tingle</figcaption></figure></p>
<p><strong>IMDB</strong>&#8216;den sadece <strong>5.2</strong> almakla kalakalmış olan, oyunculuklarının <strong>(Helen Mirren hayranları, ki bende kendisini çok seven bir hayranı olmak üzere, belki bu filmi hakaret sayabilir ama bana kalırsa farklı bir açıdan bakmaları gerekir.)</strong> ve karakterlerinin öyle sanıldığı gibi yüzeysel sahip olmadığını kanıtlayabilen, çok fazla derecede hafife alınmışlık yaşayan, <strong>Çığlık(Scream)</strong> serisi, <strong>Fakülte(Faculty)</strong> ve <strong>Stalker</strong> dizisinin yaratıcısı ve yazarı olan <strong>Kevin Williamson</strong>&#8216;ın yazdığı bu filmin senaryosu sizi bayacak gibi geliyor başta ama 1,5 saatlik seyri hakediyor diyebilirim. Herkesin kendinden çok şeyler bulabileceği psikolojik bir film aslında. Diktatörlük, endişe, duygu karmaşası, kafa karışıklığı, mükemmeliyet, doğruyu yapma, kendi içindeki kötülüğü keşfetme, gerçeklerle yüzleşme, hayal kırıklığı&#8230; Ve daha birçoğu…</p>
<p><figure id="attachment_3444" aria-describedby="caption-attachment-3444" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ogretmenin-yalakasi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3444 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ogretmenin-yalakasi-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Teaching Mrs. Tingle filmi iyi hazırlanmış bir gençlik filmidir." width="200" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ogretmenin-yalakasi.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/ogretmenin-yalakasi.jpg?w=488&amp;ssl=1 488w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3444" class="wp-caption-text">Teaching Mrs. Tingle filmi iyi hazırlanmış bir gençlik filmidir.</figcaption></figure></p>
<p>Akşamüzeri elinizde sıcak kahvenizle televizyon karşısında keyifli vakit geçireceğiniz akıllıca tasarlanmış, kendimiz ve başkaları hakkında değer yargılarına varmadan önce etraflıca düşünmemizi bizlere hatırlatan sıradan ama izlenmesi gereken güzel bir &#8216;sinemacılıkta, bir senaryonun elde edilmiş bütün görüntülerini taşıyan şerit ya da şeritlerin tümü&#8217;.</p>
<p>İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f609.png" alt="😉" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Herkese iyi seyirler, saygılar diler başarının sizlerle olmasını temenni ederim&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/teachers-pet-ogretmenin-yalakasi-guzel-bir-yalanin-cirkin-gercekleri/">Teacher&#8217;s Pet (Öğretmenin Yalakası): &#8216;Güzel&#8217; Bir Yalanın &#8216;Çirkin&#8217; Gerçekleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/teachers-pet-ogretmenin-yalakasi-guzel-bir-yalanin-cirkin-gercekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3443</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Onur Savaşı’na Kitle Psikolojisi Bağlamında Bakmak (Jagten Filmi)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/onur-savasina-kitle-psikolojisi-baglaminda-bakmak-jagten-filmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/onur-savasina-kitle-psikolojisi-baglaminda-bakmak-jagten-filmi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Apr 2016 15:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3400</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Kitle içindeki birey, rüzgârın istediği gibi kaldırdığı kum taneleri arasında, bir tek kum tanesi gibidir.” Fransız sosyolog ve antropolog Le Bon’a göre, kitlede en tipik özellik şudur: Kitleyi yaratan bireyler, yaşayışları, işleri, karakterleri ya da zekâları birbirine ne denli benzerse benzesin, ya da birbirinden ne denli ayrılık gösterirse göstersin, kitlede geçirdikleri biçim değişikliğinden ötürü kolektif [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/onur-savasina-kitle-psikolojisi-baglaminda-bakmak-jagten-filmi/">Onur Savaşı’na Kitle Psikolojisi Bağlamında Bakmak (Jagten Filmi)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Kitle içindeki birey, rüzgârın istediği gibi kaldırdığı kum taneleri arasında, bir tek kum tanesi gibidir.”</em></p>
<p>Fransız sosyolog ve antropolog Le Bon’a göre, kitlede en tipik özellik şudur: Kitleyi yaratan bireyler, yaşayışları, işleri, karakterleri ya da zekâları birbirine ne denli benzerse benzesin, ya da birbirinden ne denli ayrılık gösterirse göstersin, kitlede geçirdikleri biçim değişikliğinden ötürü kolektif bir ruh kazanır; dolayısıyla her biri tek başınayken hissedeceği düşünceden ve duygudan başka türlüsünü hisseder. Bunlar öyle duygu ve düşüncelerdir ki ancak birbirleriyle kaynaşarak bir kitle yaratmış bireylerde rastlanır ve ancak bu bireylerde eyleme dönüşür.</p>
<p>Kitle içinde bulunan birey sadece çokluğun, sayı fazlalığının verdiği bir duygu ile tek başına olduğu zaman frenleyebileceği içgüdülerini terk ederek yenilmez bir güç kazanır.</p>
<p>Freud, kitlenin duygusal şiddetindeki artışın düşünsel başarıları önlediği gerçeğinin önemine vurgu yaparken kitle içerisindeki bireyin geçirdiği bu ruhsal değişikliğe yol açan psikolojik nedenleri açıklamaya çalışır. Burada dikkat çektiği kavram telkindir. Çünkü kaynağını kitleden alan telkinsel etki, tıpkı libido gibi bireyin içindeki heyecanı ateşlediği gibi öykünme eğilimine de uymaya zorlar. Libido, kitle içinde dönüşüme uğramak zorunda kalır. Sosyal alanda kullanılacağı bir alana yöneltilir.</p>
<p>Kitleyi oluşturan bireyler arasında her zaman libido bağlanımları gelişip ortaya çıkmakta ve bu bağlanımların üyeler arasındaki ilişkiyi çıkarlar ötesinde de sürdürüp pekiştirdiği görülmektedir. Kitleyi yaratan bireylerde saptanan karşılıklı bağlanımlar, bir duygu ortaklığıyla sağlanan özdeşlik niteliği taşır ve ortaklık da öndere bağlanım biçiminde saklı bir yatkınlık taşımaktadır.</p>
<p>Kitlenin bütün bireyleri, &nbsp;birbirine eşit olmayı, ama hepsi de bir önder tarafından yönetilmeyi ister. Bu durumda birbirleriyle özdeşleşebilen, birbirine eşit birçok birey ve bütün bu bireylerin üstünde bir kişi bulunmaktadır.&nbsp; Freud, Trotter’in insan bir sürü hayvanıdır sözlerini, insan daha çok insan sürüsünün hayvanıdır şeklinde değiştirilmesi gerektiğini savunur. Kitle uysal bir sürü gibidir, başında bir efendi olmadan yaşayamaz. İtaate karşı öylesine bir susamışlık içerisinde bulunur ki kendisini çıkıp efendi ilan edecek herkese içgüdüsel bir boyun eğişle cevap verir.</p>
<h2>Onur Savaşı &#8211; Jagten</h2>
<p><strong>Dogma 95</strong> akımının yönetmenlerinden biri olan <strong>Thomas Vinterberg</strong>, <strong>Onur Savaşı (Jagten)</strong> filmine bu akımın birçok özelliğini yansıtmıştır. Anti- hollywood akımı olarak da bilinen bu avangart akıma göre, yönetmenin amacı kişisel zevkler ve estetik pahasına da olsa karakterlerin ve mekanın içindeki gerçeği ortaya çıkarmaktır.&nbsp;&nbsp; Düşük bütçelerle çekilen filmlerde, izleyici üzerinde dominant bir gerçeklik duygusu yaratılmaya çalışılır. <strong>Jagten</strong> de bir <em>Dogma 95</em> filmi olarak çarpıcı gerçekçi anlatımıyla izleyiciyi rahatsız edici psikolojik bir çerçeve sunmaktadır.</p>
<h2>Jagten Filminin Öyküsü</h2>
<p>Filmin öyküsünün merkezinde yer alan, Lucas; bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr/aile-hukuku-bosanma-davalari">boşanma</a> sürecinden sonra hayatında yaşadığı zorlukları atlatmaya çalışmaktadır. Yaşadığı kasabada bir kreşte çalışan Lucas, görünürde hem semt sakinleri hem de arkadaşları tarafından sevilen ve saygı duyulan biridir.</p>
<p>Lucas, çocukça söylenmiş bir yalan yüzünden tüm kasabanın iftirasına uğrar. Çocuk tacizcisi olarak yaftalanır. Bu konum, Lucas’ın hayatını cehenneme çevirir. Kasaba ahalisi, Klara’nın söylediklerinin gerçek olup olmamasını sorgulamaksızın hızla Lucas hakkında dedikodular yaymaya başlar. Üstelik yalnızca dedikodu yayılmakla kalınmaz, tacizler de başlar.</p>
<p>Onu bu yaftalamaya götüren süreçte yani bir kitle kurbanı olma yolunda “çocuk” etkin konumda bulunmaktadır. Klara, psikoseksüel gelişiminin fallik dönemindedir. Freud’un kuramsallaştırdığı fallik dönemde çocuklar cinsel organlarına, cinsel farklılıklara ve onların anlamlarına yönelir. Vicdan ve ahlak duygusu gelişmeye başlar. Bu evredeki saplanmanın belirtilerinden bazıları ise; aşırı çekingenlik ve girişim kısırlığıdır. Klara, çevresinden özellikle de ergenlik dönemindeki abisinin söylemlerinden etkilenir ve bilinçaltında yaşadığı çatışmaları hayal dünyasında kurgular. Lucas’a beslediği tüm duygular, onun bu çatışmalardaki dışavurumunu etkiler.</p>
<p>Klara’nın davranışlarını gözlemleyen kreşin müdiresi, O’nu değerlendirmesi için bir “bilirkişi” çağırır. Ancak bu kişinin Klara’ya yönelttiği sorular, kapalı uçlu sorular olup neredeyse küçük kızın hayal dünyasını kurgular niteliktedir. Bu kişi, henüz Klara bir şey söylememişken bile Lucas’ın bir tacizci olduğuna çoktan inanmıştır.</p>
<p>Değerlendirme sonrası, kasaba artık Lucas ve diğerleri olarak ayrılmıştır. Diğerleri, yukarıda bahsedilen kitlenin bütün özelliklerini taşımaktadır. Kitle önce Klara’nın hayali, sonrasında ise kreş müdiresinin söylemleri peşinden sürüklenmektedir. Freud’un belirttiği üzere; kitleyi etkileyen kişinin, elindeki kanıtları mantık açısından ölçüp tartması beklenmemiştir; işi olabildiğince güçlü imajlara dökmek, abartmaya kaçmak ve sürekli aynı şeyi tekrarlamak yetmiştir. Kitlenin sayısı sürekli artmakta ve arttıkça düşünsel yetiler yerini nefret etme,&nbsp; ötekileştirme gibi duygusal yetilere bırakmaktadır. Kitleyi oluşturan bireyler arasında libido bağlanımları gelişip ortaya çıkar ve bireyler kişisel çıkarlarının ötesinde davranır. Bu davranışlarını yaratan psikoloji, nicelikten ötürü mesuliyet almama rahatlığı ve çoğunluğun gösterdiği eğilimin doğru olduğu yanılgısına götüren bilinçsizlik halidir. Bireyler, insan sürüsünün birer hayvanı gibidir. Kolay kışkırtılmak, kızgınlık ve şiddet&#8230; Tüm bunlar, kitle psikolojisi içindeki bireylerin davranışlarını yansıtmaktadır. Kitle etkilenmelere olabildiğince açıktır; davranışlarında eleştirilere yer vermez ve akılsal hiçbir mekanizma tarafından gerçeğe uygunluğu ölçülmeyen imgelerle düşünür.</p>
<p>Lucas’ın karşısında hayallere kucak açan, gerçekdışına da gerçek kadar açık, hatta bunları birbirinden ayırma gereği duymayan bir çoğunluk vardır. Modern yaşantının nevrotik bireyleri, gerçeklik kontrolünü yitirmiş durumdadır. Öyle ki, Lucas’ın en yakın arkadaşları bile onun söylediklerinin doğru olduğuna ihtimal dahi vermez. Kreşteki velilerden biri, “inanmıyorum ki burada Lucas’ın yaptıklarından şüphe duyan biri olsun” diyerek kendisinin hapsolduğu gerçekdışılığa diğer bireyleri de iter.</p>
<p>Filmin ilk yarısındaki&nbsp; “Çocuklar yalan söylemez” söylemine karşılık ikinci yarısında “Çocuklar yalan söyler” söylemi duyulur. Bu noktada yönetmen izleyiciye “kitlede masumiyet”’sorunsalı yaşatır. <strong>Jagten filmi</strong>nin bütününden yansıyan düşünce ise kitleye olumsuz bakış açısından değerlendirildiğinde kitle içinde masumiyetin barınmadığı veya barınamayacağıdır. Çünkü kitle psikolojisi içindeki birey, yeni bir bireydir. Yeniden kurgulanan ve bulunduğu kitlenin telkini doğrultusunda eğilim gösteren bir bireydir. Kitlede masum görünen suçlu, suçlu görünen ise masum olabilir.</p>
<p><strong>Jagten</strong>, av anlamına gelmektedir. Lucas’ın sık sık geyik avlaması filmde av konusunu da başat bir konuma getirir. Kitle tarafından yaftalanan Lucas, avcı iken av olmuştur. Av üzerinden gerçekleşen metaforda av olma hali ne hayvanda ne de insanda değişmese de avcılığın aracı farklıdır. Hayvanlar tüfekle avlanırken insanlar kitlelerin yarattığı toplumsal baskı ile avlanır.</p>
<p>Filmin sonuna yaklaşırken mahkeme tarafından suçsuzluğu kanıtlanan Lucas, sosyal ortama tekrar kabul edilip yine avcı olur. Ancak finalde ava çıktığı sırada duyulan tüfek sesi, bir kere av olanın bir daha av olmaktan kurtulamayacağını gösterir niteliktedir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/onur-savasina-kitle-psikolojisi-baglaminda-bakmak-jagten-filmi/">Onur Savaşı’na Kitle Psikolojisi Bağlamında Bakmak (Jagten Filmi)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/onur-savasina-kitle-psikolojisi-baglaminda-bakmak-jagten-filmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3400</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şansa İnanır Mısınız? &#8220;Köprüdeki Kız&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Apr 2016 06:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3363</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şans var mıdır, yoksa insanlar şansı kendileri mi yaratır? İşte tam anlamıyla bu soru üzerine kurulu bir Fransız filmi&#160;Köprüdeki Kız.&#160;Orijinal adıyla La Fille Sur Le Pont. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz. Eski filmleri de arşivine dâhil etmek isteyenler için çarpıcı seçeneklerden biri. İzleyicilerinin ‘hayatımın filmi’ olarak nitelendirdiği, ama birisine film tavsiyesi yapmak istediğinde dilinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/">Şansa İnanır Mısınız? &#8220;Köprüdeki Kız&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Şans var mıdır, yoksa insanlar şansı kendileri mi yaratır?</em></p>
<p>İşte tam anlamıyla bu soru üzerine kurulu bir Fransız filmi&nbsp;<strong>Köprüdeki Kız.&nbsp;</strong>Orijinal adıyla <strong>La Fille Sur Le Pont</strong>. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz. Eski filmleri de arşivine dâhil etmek isteyenler için çarpıcı seçeneklerden biri. İzleyicilerinin ‘hayatımın filmi’ olarak nitelendirdiği, ama birisine film tavsiyesi yapmak istediğinde dilinin ucuna gelse de, ‘bu filmi benden başkası sevmez’ dediği türden.</p>
<p>Dram türünde bir film, <em>Köprüdeki Kız</em>. Müzikleriyle izleyicisini yerden yer vuruyor. Yönetmen koltuğunda oturan isim <strong>Patrice Leconte</strong>. Başrollerde yer alan isimlerse Adele rolüyle, <em>Vanessa Paradis</em> ve Gabor rolüyle <em>Daniel Auteuil</em>.</p>
<p><figure id="attachment_3366" aria-describedby="caption-attachment-3366" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3366 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont-1024x455.jpg?resize=640%2C284" alt="Fransız filmi Köprüdeki Kız. Orijinal adıyla La Fille Sur Le Pont. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz." width="640" height="284" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg?resize=1024%2C455&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg?resize=300%2C133&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3366" class="wp-caption-text">Fransız filmi Köprüdeki Kız. Orijinal adıyla La Fille Sur Le Pont. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz.</figcaption></figure></p>
<p>‘Yatağın hangi köşesine uzanmak istersin’ diye soran bir adama âşık genç kız ve ‘Bıçakçı’nın aşk hikâyesini konu alıyor. Ölmek isteyen ve öldürmek isteyen yan yana ve ölesiye âşık. Filmin başında bir konuşma sahnesiyle karşımıza çıkıyor Adele. 22 yaşında, gencecik, saf, ama bir o kadar da kaderini kabullenmiş bir kızdır. Ona sorular yönelten spikere not almak isteyeceğiniz türden cevaplar veriyor. Hayatının başarısızlıklarla mühürlenmiş olduğunu söylerken, onu 22 yaşında genç bir kız olarak değil, hayatın her türlü acısına maruz kalmış biri olarak hayal ediyorsunuz.</p>
<p>Tüm yaşanmışlıkları, kötü şansları ve acımasız kaderine karşı ölmek isteyen Adele, Paris’te Siene Nehri sularına bırakmak istiyor kendisini. Köprüden atlamak üzereyken, kendisine sirklerde hedef olması için birilerini arayan Gabor’un etkisi alanına giriyor. Sirklerde bıçak atarak para kazanan ve bıçaklarının hedefinde durması için birini ararken, en doğru adresin köprüler olduğunu bilen Gabor, bu kez Adele’e rastlıyor.&nbsp;<em>“Hata yapmak üzere olan bir kıza benziyorsun…”</em>&nbsp;sözleriyle izleyiciyi bir anda çeken Gabor, Adele’e ölümü değil, ölme ihtimalini sunuyor. Yeni hedefi olmasını ona teklif ederken, bunu ciddiye almayan Adele, nehrin sularına karışıyor. Tabi ardından Gabor da…</p>
<p><figure id="attachment_3365" aria-describedby="caption-attachment-3365" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3365 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg?resize=400%2C301" alt="Yönetmen koltuğunda oturan isim Patrice Leconte. Başrollerde yer alan isimlerse Adele rolüyle, Vanessa Paradis ve Gabor rolüyle Daniel Auteuil." width="400" height="301" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg?resize=300%2C226&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3365" class="wp-caption-text">Yönetmen koltuğunda oturan isim Patrice Leconte. Başrollerde yer alan isimlerse Adele rolüyle, Vanessa Paradis ve Gabor rolüyle Daniel Auteuil.</figcaption></figure></p>
<p>Kötü şansından kaçmak isterken, Paris’ten Yunanistan’a, Yunanistan’dan İstanbul’a kadar sürükleneceği bir aşka yakalanıyor Adele.&nbsp;<em>“Şu kıvrık, yapışkan sinek kâğıtlarını bilir misiniz? Ben onlar gibiyim. Çevredeki tüm pisliği çekiyorum. Kötü şansı açıklayamazsınız. Bu şey gibidir… Müzik kulağı gibi… Ya vardır, ya yoktur.”</em><em>&nbsp;</em>sözleriyle talihsizliğini en iyi şekilde ifade eden Adele, Gabor’un aşkıyla birlikte insanın kendi şansını kendisinin yaratabileceğine inanmaya başlıyor. Gabor’un bıçak tahtasında hedef olurken, bıçaklardan biri etini kesiyor. Bu yarayı açan da, bu yaraya bant yapıştıran da yine sevdiği adam oluyor. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, ne kadar yara açılırsa açılsın, bu yaranın merhemi, yine yarayı açan olmuyor mu?</p>
<p>Oradan oraya savrulup, kendi şansını arayan çiftin hikâyesi İstanbul, Galata Köprüsü’nde son buluyor. Köprülerde yaşanan bu aşkın konu edildiği filmde, yaklaşık 20 dakika İstanbul’da geçiyor. İstanbul’u Fransız bir yönetmenin gözünden görmek keyif verici ve burada çekilen sahnelerde sürekli bir ezan temasının olması da şaşırtıcı…</p>
<p>Tüm hayatını şanssızlıklarla geçirdiğini düşünenlere şiddetle tavsiye edilebilecek tatta bir film. Ve her şeye rağmen Gabor’un bir hayat dersi niteliğindeki şu sözleri hala şanssız olduğunu düşünenlerin akıllarından çıkmayacaktır:</p>
<p><em>“Sana bir hikâye anlatacağım: Uzun zaman önce sokağın çift tarafında, 22 numarada kalırdım. Sokağın karşısındaki tek numaralı evlere bakar; orada oturan insanların daha mutlu, odalarının daha güneşli, partilerinin daha eğlenceli olduğunu düşünürdüm. Aslında onların odaları daha karanlık ve küçüktü. Sonra onlar da sokağın karşısına gözlerini diktiler. Çünkü biz şansı hep sahip olmadığımız şeyler olarak düşünürüz.”</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/">Şansa İnanır Mısınız? &#8220;Köprüdeki Kız&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3363</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beni Osman Öldürdü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beni-osman-oldurdu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beni-osman-oldurdu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Apr 2016 10:18:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Can Yasa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam filmleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3257</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Beni Osman Öldürdü”, 1963 yapımı siyah beyaz Yeşilçam klasiklerimizden bir tanesi. Filmin yapımcılığını ve yönetmenliği üstlenen isim Osman F. Seden. Komedi ve polisiye tadında seyreden filmin oyuncu kadrosunda: Türkan Şoray, Hulusi Kentmen, Öztürk Serengil, Vahi Öz, İzzet Günay, Muhterem Nur, Efkan Efekan ve Hüseyin Baradan yer alıyor. Filmimiz, zengin bir iş adamı olan Vahap Çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beni-osman-oldurdu/">Beni Osman Öldürdü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“<strong>Beni Osman Öldürdü</strong>”, 1963 yapımı siyah beyaz <em>Yeşilçam</em> klasiklerimizden bir tanesi. Filmin yapımcılığını ve yönetmenliği üstlenen isim Osman F. Seden. Komedi ve polisiye tadında seyreden filmin oyuncu kadrosunda: Türkan Şoray, Hulusi Kentmen, Öztürk Serengil, Vahi Öz, <em>İzzet Günay</em>, Muhterem Nur, Efkan Efekan ve Hüseyin Baradan yer alıyor.</p>
<p>Filmimiz, zengin bir iş adamı olan Vahap Çok Bey’in balık tutmaya gidiyorum diye evden çıkıp bir daha geri dönmemesi ile başlıyor. Babalarının öldüğüne inanan evlatlar, hemen miras işlemlerine başlıyor. Ardından tüm yakın ve uzak akrabalar Vahap Çok Bey’in evine toplaşıyor. Ne yazık ki vasiyetnamenin okunması ile hepsi hayal kırıklığına uğruyor. Zira Vahap Çok Bey, mirasından ne oğullarına ne de akrabalarına zırnık koklatmıyor. Elinde avucunda olan her şeyi, yıllar önce gayrimeşru bir birliktelikten doğan ve kimsenin bilmediği oğlu Filinta Osman’a bırakıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3260" aria-describedby="caption-attachment-3260" style="width: 296px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/izzetgunay-beniosmanoldurdu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3260 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/izzetgunay-beniosmanoldurdu-296x300.jpg?resize=296%2C300" alt="“Beni Osman Öldürdü”, 1963 yapımı siyah beyaz Yeşilçam klasiklerimizden bir tanesi. " width="296" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/izzetgunay-beniosmanoldurdu.jpg?resize=296%2C300&amp;ssl=1 296w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/izzetgunay-beniosmanoldurdu.jpg?w=493&amp;ssl=1 493w" sizes="(max-width: 296px) 100vw, 296px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3260" class="wp-caption-text">“Beni Osman Öldürdü”, 1963 yapımı siyah beyaz Yeşilçam klasiklerimizden bir tanesi.</figcaption></figure></p>
<p>Hal böyle olunca Filinta Osman mirasa konuyor ve bir anda kendini Vahap Çok Bey’in evinde buluyor. Olaylar bu kısımdan sonra sarpa sarıyor. Vahap Çok Bey’in oğulları ve akrabaları mirasa konabilmek için türlü planlar hazırlıyor.</p>
<p>Bu sırada vasiyetname işlemlerini takip eden asistan Türkan ve Filinta Osman arasında epey ilginç bir aşk yaşanıyor. Zira önceleri Türkan, her gördüğü yerde “tavukları yemleyen”, çapkın mı çapkın Filinta Osman’ı epey şiddetli ve değişik şekillerde tokatlıyor. Osman, film boyunca tokatlanmaktan usanmadığı gibi, Türkan’ın peşinde koşmaktan da usanmıyor.</p>
<p>“Tavukları yemlemek” demişken, sanırım filmin çıkış noktası tavuklar ve horozlar. Osman’ın yapmış olduğu tüm çapkınlıklar, “tavukları yemlemek” repliği ile ifade edilmiş. Bu da yetmezmiş gibi filmin ortalarında Türkan ve Osman arasındaki şu diyaloğa, anlam vermek için epey kafa yormak gerekiyor:</p>
<p>-Öyle diyen ne tavuklar yemledik!</p>
<p>-Ben senin bildiğin tavuklardan değilim! Eşek seni, domuz, pis horoz!</p>
<p>Bu diyaloglardaki manayı anlamak için sarf ettiğim çaba hususunda sayfalar dolusu bilumum makale, deneme ve köşe yazısı yazabilirdim lakin ne mana olduğunu kavramak için sarf edeceğim çaba yerine yazıya devam etmek istiyorum. Tavuk ve horoz olayları burada bitmiyor efendim.</p>
<p><figure id="attachment_3258" aria-describedby="caption-attachment-3258" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/beni-osman-oldurdu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3258 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/beni-osman-oldurdu.jpg?resize=480%2C360" alt="Beni Osman Öldürdü filminin yapımcılığını ve yönetmenliği üstlenen isim Osman F. Seden'dir" width="480" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/beni-osman-oldurdu.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/beni-osman-oldurdu.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3258" class="wp-caption-text">Beni Osman Öldürdü filminin yapımcılığını ve yönetmenliği üstlenen isim Osman F. Seden&#8217;dir</figcaption></figure></p>
<p>Filmin sonunda anlıyoruz ki Vahap Çok Bey ölmemiş (bunu filmin başında anlamak da zor olmasa gerek). Oğullarının aklını başına getirmek için, onlara amansız bir oyun oynamış. Meğer, oğullarını ve akrabalarını korkutmak için yardım aldığı maskeli kişi de Türkan imiş. Türkan, onun gayrı meşru ilişkisinden doğan kızı oluyor. Osman ise para karşılığı bu oyun için tutulmuş. Filmin polisiye özelliklerini burada hafızalara kazıyoruz.</p>
<p>Filmin sonunda Osman ile Türkan arasındaki tavuk ve horoz muhabbeti tekrar açılıyor:</p>
<p>-Önüne gelen tavuğa yem verecek misin bundan sonra?</p>
<p>-Bundan sonra yalnız güzel karımı yemlerim, ne dersin?</p>
<p>-Ben de gıt gıt gıdak derim.</p>
<p>Şimdi, buradan çıkarımda bulunacak olursak diyebilirim ki; <strong>Türkan Şoray</strong>’ın son repliğinde “gıt gıt gıdak” demesi, onun mutlu olduğunu ifade ediyor. “Önüne gelen tavuğa yem vermek” ifadesi de Osman’ın çapkınlığına bir gönderme anlaşıldığı üzere. İlginç olan bu mesajların tavuk ve horoz ilişkisi üzerinden verilmiş olması.</p>
<p>Yine anlaşılmazlıklar ile güzelliklerin bir arada olduğu, renklilik dozajı yüksek, hayli marjinal bir o kadar da orijinal bir <em>Yeşilçam klasiği</em> ile yazımı noktalıyorum efendim. Bir bilen, belki de feminist açıdan filmin eleştirisini çok daha doyurucu bir şekilde yapabilir. Tavuk ve horoz benzetmeleri söz konusu olduğunda ortaya çok çeşitli sosyolojik ve psikolojik tahlillerin çıkabileceğini düşünüyorum. Belki sırf bu film üzerinden ya da Yeşilçam’daki kadın ve erkek ilişkilerinin tasvirleri üzerinden bir yüksek lisans tezi bile çıkabilir. Neden olmasın?</p>
<p><strong>Beni Osman Öldürdü</strong> filmini sadece bakan bir göz, dışarıdan bir ses ve evrenden bir nefes olarak yorumladım. Çözümlenmeye hala açık bir film nihayetinde. İyi seyirler, bol düşünceler dilerim.</p>
<p>Bir merak uyandırabildiysem buyrun filmi buradan izleyin <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/J-d4oaYnRzk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beni-osman-oldurdu/">Beni Osman Öldürdü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beni-osman-oldurdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yitik Kuşlar Filmi: Tüm Son Sesini Duyamayacağımız Seslere</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yitik-kuslar-filmi-tum-son-sesini-duyamayacagimiz-seslere/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yitik-kuslar-filmi-tum-son-sesini-duyamayacagimiz-seslere/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Apr 2016 06:55:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rana Arıbaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3070</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aren Perdeci ve Ela Akyamaç  iki genç sinemacı. Sinemaya olan büyük sevdalarını ilk filmleri olan Yitik Kuşlar&#8216;a ilmek ilmek işlemişler. İlk filmler genelde hep şüphe uyandırır ama bu sıcacık bir film ki bu yazının ilk başında hemen bunu belirtmek gerekiyor. Ama bu filmin elbette bir diğer önemli olan konusu 1915 yılına dair göndermeler yapması. 1915 [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yitik-kuslar-filmi-tum-son-sesini-duyamayacagimiz-seslere/">Yitik Kuşlar Filmi: Tüm Son Sesini Duyamayacağımız Seslere</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aren Perdeci</strong> ve <strong>Ela Akyamaç</strong>  iki genç sinemacı. Sinemaya olan büyük sevdalarını ilk filmleri olan <strong>Yitik Kuşlar</strong>&#8216;a ilmek ilmek işlemişler.</p>
<p>İlk filmler genelde hep şüphe uyandırır ama bu sıcacık bir film ki bu yazının ilk başında hemen bunu belirtmek gerekiyor.</p>
<p>Ama bu filmin elbette bir diğer önemli olan konusu 1915 yılına dair göndermeler yapması. 1915 Ermeni Tehciri’ne dair öncesinde yapılan 2 film daha var. Bunlardan ilki Fatih Akın’ın kendi sinema diliyle çektiği Cut-Kesik ve hemen akabinde Özcan Alper’in çektiği Rüzgarın Hatıraları.</p>
<p>Bu iki film, 2 farklı yerden konuya bakarken Aren Perdeci Ermeni ve erkek bakış açısıyla, Ela Akyamaç kadın ve Türk bakış açısıyla filme bakmışlar ve ortaya harika bir iş çıkmış.</p>
<p>Bir ilk film bu kadar naif, bu kadar güzel, bu kadar samimi olabilir. İçten bir film. Söylemek istediklerini öyle güzel bir yerden söylüyor ki, insan empati yapmakta zorlanmıyor.</p>
<p>1915 yılında yaşananları siyasal söyleme dönüştürmeden ama en gerçekçi biçimde yansıyor ve de duygu sömürüsü yapmıyor.</p>
<p>Bu filmi izlemek için illa Ermeni olmanıza gerek yok çünkü bir sinema filmi ve sinema dili, müzikleri, Aksaray ve Kapadokya görüntüleri olağanüstü.</p>
<p>Lakin Sizin aileniz de göç etmek zorunda kalmışsa o dönemde, sizin de ailenizden birileri isim değiştirmek zorunda kalmışsa, sizin de tanıdıklarınız evlerini bırakıp göçmüş ve sonra döndüklerinde o evlerde yaşayan başkalarını bulmuşlar ve siz gözlerindeki o ifadeye denk gelmişseniz, filme bir yerlerden sızacaksınız.  Evet, belki babanızı, belki yarım kalan şarkının notalarını, belki elinizden alınan köklerin içinizde bıraktığı tozlarıyla karşılaşacaksınız ki işte o an, içinizdeki mumlar filmdeki gibi sönerken gözyaşlarınız sizi derin bir yüzleşmeye çağıracak. Sersemleyeceksiniz ama buna değecek.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yitik-kuslar-filmi-tum-son-sesini-duyamayacagimiz-seslere/">Yitik Kuşlar Filmi: Tüm Son Sesini Duyamayacağımız Seslere</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yitik-kuslar-filmi-tum-son-sesini-duyamayacagimiz-seslere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3070</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başrolde Mekân</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/basrolde-mekan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/basrolde-mekan/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Apr 2016 06:16:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kubrick]]></category>
		<category><![CDATA[The Shining(Cinnet)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3019</guid>
				<description><![CDATA[<p>Avusturyalı mimar A. Schwanzer, mimariyi “dört duvar ve başımızın üzerinde bir damdan daha fazla olan şey” olarak tanımlar. Peki, bu “daha fazla olan şey” nedir? Öncellikle duruma sanat felsefesi açısından bakarsak, mimarinin mekân tarafından belirlenen bir sanat olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü her mimari yapı, belli bir biçime sokulmuş mekânla ilgilidir. Mimari ancak mekân ile [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/basrolde-mekan/">Başrolde Mekân</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Avusturyalı mimar A. Schwanzer, mimariyi “dört duvar ve başımızın üzerinde bir damdan daha fazla olan şey” olarak tanımlar. Peki, bu “daha fazla olan şey” nedir?</p>
<p>Öncellikle duruma sanat felsefesi açısından bakarsak, mimarinin mekân tarafından belirlenen bir sanat olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü her mimari yapı, belli bir biçime sokulmuş mekânla ilgilidir. Mimari ancak mekân ile biçim ikilisi arasında var olur.</p>
<p>Mekân kelimesine ontolojik bir çözümleme getirelim; bu sözcük “herhangi bir varlığın şu veya bu şekilde bir yerde var olması” anlamına gelen Arapça “kevn” sözcüğünden dilimize geçmiş. Dolayısıyla mekân, varlığın herhangi bir biçimde “var olduğu” yerdir. O halde her mekân bir varoluşu biçimlendirir.</p>
<p>Mekân, sinemada yönetmenin, izleyicide istediği hisleri uyandırmasını sağlayan önemli bir araç konumundadır. Bu nedenle yönetmen mekân kurgusuna büyük bir önem gösterir. Mekân öyle bir titizlikle ayarlanmalıdır ki izleyici bu mekânda kurulan ”varlığı” hissedebilsin.</p>
<p>Mekân, yönetmenin elinde adeta bir enstrümandır. Her notasına özenle basılan ve çıkardığı her seste dinleyeni kalbinden vuran&#8230;</p>
<p>Özellikle korku ve gerilim filmlerinde mekânın etkisi fark edilmeyecek gibi değildir. Bu tür filmlerde mekân, psikanalitik yolla açıklaması mümkün bilinçaltısal yaşanmışlıkları ve tekinsizliği yoluyla doğrudan karakterle bağdaşır ve ruha işler. İzleyen artık o mekânı yalnızca izlemekte değil çoktan o mekânı hissetmektedir.</p>
<p>Örneğin birçok Hitchock filminde görüleceği üzere korku ve gerilim hissi, tekinsiz ve ürpertici mekânlar aracılığıyla doruğa ulaşır.</p>
<p>Neredeyse tüm gücünü mekânın oluşturduğu ve sürdürdüğü varlığa borçlu olan kimi filmler için kuşkusuz başrol, mekânındır. Sinema tarihine şöyle bir baktığımızda başrolünde mekânın olduğu birçok başyapıt görebiliriz.</p>
<p>Elbette bu konuda sunulacak örneklerden ilki Stanley Kubrick’in başyapıtı “The Shining(Cinnet)”tir.</p>
<p><strong>Beyaz Adamın Cinneti</strong></p>
<p>Sinema tarihi boyunca en çok analiz edilen, üzerinde en çok konuşulan filmlerden biri olan Cinnet, uyarlama bir film. Ancak onun bu eskimeyen güzideliği uyarlandığı kitabın varlığından değil mekâna dayalı etkileyiciliğinden kaynaklanıyor kanımca…</p>
<p>Film, eski bir Kızılderili mezarlığı üzerine kurulu Overlook Oteli’nde geçer. Bitmek bilmeyen uzun ve tekinsiz koridorlarıyla, görkemli ama ıssız balo salonuyla üstelik bir de kış esareti içindeki tüm kapalılığıyla otel, yazar Jack Torrance ve ailesinin bekçiliği için onlara kapısını açar. Kapı açılır açılmaz mekânın hayaletleri ve karakterler arasındaki müthiş gerilim film bitene kadar son bulmaz. Jack’i bir cinnet haline sürükleyen bu gerilim, karakterlerin psikolojisi açısından değerlendirildiğinde “bastırılmışın dönüşü” olarak nitelenebilir.</p>
<p>Peki, geçmişte mekânının varlığına sirayet eden ve o mekândaki karakterlerin cinnetine neden olan bu “bastırılan” neydi?</p>
<p>Bastırılan, otelin üzerine inşa edildiği mezarlıktan referans alınabileceği üzere, kızılderililerin “beyaz adam” tarafından geçmişte yaşadıkları katliamdı. Filmde birçok sahnede de görüleceği gibi kızılderililere ait simgeler; hesap sorma sırası gelen otelin esas sahiplerinin varlıklarıyla hayat bulmuş mekânın karakterler üzerindeki psikolojik etkisini arttırmaktadır.</p>
<p>Otelde neredeyse her kapının altından ve her köşeden akan kanlar, yalnızca beyaz adam temsilindeki Jack’in değil izleyicinin de bilinçaltındaki korkuyu besler ve zihinlerini tıpkı filmdeki karakterlerin çıkışına ulaşmak için çabaladığı labirent gibi içinden çıkılamaz bir hale getirir.</p>
<p>Kubrick, mekânı öyle bir titizlikle kurmuştur ki orada kurulan ”varlığı” hissedebilmek kaçınılmazdır. Mekânın varlığı, karakterlerin zihinlerine işleyerek onların varlıklarını biçimlendirmiş ve dönüşüme uğratmıştır. İşte tam da bu merkezi etkiden dolayı, mekân başroldedir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/basrolde-mekan/">Başrolde Mekân</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/basrolde-mekan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3019</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BAŞLANGIÇ “Ama Neden?”cilerden Misiniz?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baslangic-ama-nedencilerden-misiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baslangic-ama-nedencilerden-misiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Apr 2016 10:50:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yasemin Tok]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher Nolan]]></category>
		<category><![CDATA[DiCaprio]]></category>
		<category><![CDATA[İnception]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo DiCaprio]]></category>
		<category><![CDATA[Marion Cotillard]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[rüya gezgini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3003</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili okuyucu, tekrar tekrar bıkmadan usanmadan izlediğim bir filmi seninle paylaşmak istiyorum. Kesinlikle bana katılmalısın hatta bir ara beraber izlemeliyiz çünkü sen de tekrar tekrar izleyeceksin. Başrol kim biliyor musun? Leonardo DiCaprio. Şu dadadadan sesini duyar gibi oldum. Tamam tamam çok konuştum bazen gerçekten birilerinin beni durdurması gerek. Bir filmin başrolü Leo olur da film [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baslangic-ama-nedencilerden-misiniz/">BAŞLANGIÇ “Ama Neden?”cilerden Misiniz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili okuyucu, tekrar tekrar bıkmadan usanmadan izlediğim bir filmi seninle paylaşmak istiyorum. Kesinlikle bana katılmalısın hatta bir ara beraber izlemeliyiz çünkü sen de tekrar tekrar izleyeceksin. Başrol kim biliyor musun? <strong>Leonardo DiCaprio</strong>. Şu dadadadan sesini duyar gibi oldum. Tamam tamam çok konuştum bazen gerçekten birilerinin beni durdurması gerek. Bir filmin başrolü Leo olur da film nasıl güzel olmaz deyip gitme bir de benden dinle. Filmimizin adı “<strong>Başlangıç (İnception)</strong>” sakın bana izledim deme çünkü izlemek farklı özümsemek farklı tekrar tekrar izleyip her defasında filmin sonunda “ama neden?” demek farklı ben “ama neden”cilerdenim. Peki, ya sen? Gel beraber “ama neden”ci olalım.  Varsan hadi başlayalım.</p>
<p>Başlangıç, 2010 yılında gösterime girdi.  Son 25 yılın en iyi filmleri arasında bence hala öyle. Christopher Nolan tarafından yazıldı ve yönetildi. Filmimiz aslında filmim demeliyim sahiplenmek istiyorum, bilim-kurgu türündedir. Başrolümüz Leo yani filmimde Cobb bir rüya gezgini, çok havalı dimi? ve bir karısı var itiraf ediyorum kıskandım gerçek karısı bu hanımefendi olmamasına rağmen kıskandım. Hanımefendi güzeller güzeli Mal(Marion Cotillard). Cobb’un karısını bu kadar sevmesine benden alkış bağlılığı inanılmaz. Oralara da geleceğiz diyecem ama bende ki bu çeneyle zor ama halledeceğim merak etme  çabalıyorum inan bana.</p>
<p>Evet, başlıyorum demiştim Cobb rüya gezgini, rüya gezgini nasıl bir şey onu açıklamak istiyorum. Rüya gezgini, filmde ki bir cihaz aracılığıyla rüyalara giriş yapıyorlar. İlk önce ev sahibi yani rüyasına girilecek kişi bağlanıyor. Sonra diğerleri onun rüyasına girebilmek için cihaza bağlanıyorlar.  Ve sonunda birden fazla kişi bir kişinin rüyasına girmiş oluyorlar. Cobb ve ekibi rüyalara girerek para kazanmaktadırlar yani insanların rüyalarına girip milyon dolarlık kasa şifrelerini öğrenebiliyorlar ya da birini öldürmelerini sağlayabiliyorlar çok büyük bir güç ellerinde var. . Kural şu ki önemli olan bir mimara sahip olmak çünkü şifreyi öğrenirken ya da birini öldürtürken ev sahibi kişisini buna inandırmak lazım ev sahibi inanmalı gerçek sanmalı ve size güvenip şifresini vermelidir. Hayal etmesi bile inanılmaz Christopher Nolan’a ayakta alkışlar sunuyorum. Gelelim filme, başlamak zor olacak demiştim. Cobb ve ekibi rüyalara girip para kazanırlar ama ev sahibi hiçbir zaman Cobb olmaz çünkü karısı ölmüştür ve artık Cobb rüya değil kâbus görmektedir. (Bu ölümle rüyaların kâbus olmasının ne alakası var deme filmi izle sır vermiyorum ) Ev sahibi bütün planları bilen kişidir yani Cobb ev sahibi olursa Mal gelip planları bozup rüyayı kâbus yapmaktadır. O yüzden Cobb ev sahibi olamaz Mal onun karabasanıdır.</p>
<p>Cobb ve ekibi kaçaklardır devlet tarafından devlet sınırları içine alınmaları yasaklanmıştır Cobb çocuklarını görememektedir. Çocuklarını görmek istiyorsa işi kabul etmeli ve işi başarmalıdır ne yazık ki iş o kadar da kolay değildir. İş ise birinin rüyasına girip hiç olmayan bir fikri ona aşılamaktır ve bu rüya âleminde yapılması en zor iştir yani Cobb ve ekibin işi çok zor hele de Cobb’un Mal gibi bir karabasanı varken.  Ve bilmen gereken en önemli şey ekip fikri aşılayamadan ev sahibi uyanırsa iş biter ve rüyada hapsolurlar. Ve sevgili okuyucu rüyalar katman katmandır her katman için bir ev sahibi gerekir en baştaki ev sahibinin uyandığını düşünsene. Daha fazla sır vermiyorum. Bilim-kurgu deyip geçme son 25 yılın en iyi filmlerinden biri diyorum sana. Kavgalar, patlayan silahlar, aşk, tutku, bilim ve kurgu, karabasanlar ve son olarak rüyalar ve gezginleri. Gel takıl bana ama neden de. “ama neden?”ci olmak büyük bir ayrıcalıktır tekrar tekrar izleyip “ama neden” demektir.</p>
<p>Filmimi izle eminim sende sahipleneceksin, birilerine önereceksin sır vermiyorum sadece merak et istedim. Ben eminim pişman olmayacaksın.</p>
<p>Sevgili okuyucu, iyi seyirler ve mutlu bir hayat dilerim efenim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baslangic-ama-nedencilerden-misiniz/">BAŞLANGIÇ “Ama Neden?”cilerden Misiniz?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baslangic-ama-nedencilerden-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3003</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bizim Başyapıtımız: Sevmek Zamanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bizim-basyapitimiz-sevmek-zamani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bizim-basyapitimiz-sevmek-zamani/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Mar 2016 11:12:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şirzad İshak Koyuncu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Erksan]]></category>
		<category><![CDATA[sinematografi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2843</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken eve girdi Halil. Köşkün üst katına çıktı. Montunu çıkarıp perdeleri açtı. Aydınlanan evin duvarında bir fotoğraf belirdi. İri gözleri, küt saçlarıyla bir kadın Halil’e bakıyordu. Halil gramofona bir plak koydu, koltuğu fotoğrafın önüne çekti, bir sigara yaktı ve oturdu koltuğa. Âşık olduğu fotoğrafı izlemek için… Türk sinemasının belki de en ilginç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizim-basyapitimiz-sevmek-zamani/">Bizim Başyapıtımız: Sevmek Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken eve girdi Halil. Köşkün üst katına çıktı. Montunu çıkarıp perdeleri açtı. Aydınlanan evin duvarında bir fotoğraf belirdi. İri gözleri, küt saçlarıyla bir kadın Halil’e bakıyordu. Halil gramofona bir plak koydu, koltuğu fotoğrafın önüne çekti, bir sigara yaktı ve oturdu koltuğa. Âşık olduğu fotoğrafı izlemek için…</p>
<p><figure id="attachment_2844" aria-describedby="caption-attachment-2844" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk1.png" rel="attachment wp-att-2844"><img class=" td-modal-image wp-image-2844 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk1-1024x576.png?resize=640%2C360" alt="Metin Erksan &quot;Sevmek Zamanı&quot;" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk1.png?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk1.png?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk1.png?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2844" class="wp-caption-text">Metin Erksan &#8220;Sevmek Zamanı&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Türk sinemasının belki de en ilginç senaryoya sahip filmi <strong>Sevmek Zamanı</strong> işte böyle başlıyordu. Bir doğu kültürü öğesi olan surete âşık olmanın hikayesidir filmin ana teması. Türk sinemasının en büyük yönetmeni <strong>Metin Erksan</strong> bu ana temayı; vurucu diyaloglar, sakin ve sade oyunculuklar, sinematografisi güçlü çekimlerle bezemiş, hem yazdığı hem de yönettiği bu filmle bir başyapıt ortaya koymuştur.</p>
<p><figure id="attachment_2846" aria-describedby="caption-attachment-2846" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk3.jpg" rel="attachment wp-att-2846"><img class=" td-modal-image wp-image-2846 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk3.jpg?resize=480%2C360" alt="Metin Erksan Türk sinemasının en büyük yönetmenlerinden biridir." width="480" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk3.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2846" class="wp-caption-text">Metin Erksan Türk sinemasının en büyük yönetmenlerinden biridir.</figcaption></figure></p>
<p>Halil bir boyacıdır ve iş için gittiği Büyükada’daki bir köşkün duvarında duran fotoğrafa âşık olmuştur. Fotoğrafın sahibi Meral’in ise Halil’den haberi daha yoktur. Öyle bir aşktır ki bu, Halil bir yıl boyunca her gün gider o köşke, her gün izler o fotoğraftaki siyah iri gözlü kadını. Meral ise ancak bir yıl sonra Halil’i fotoğrafını izlerken görünce tanır. Halil masumdur. Halil utangaç, Halil âşıktır. Meral o an âşık olur Halil’e. Fotoğrafına âşık olan adamın, aşkına âşık olur bir bakıma da. Oysa Halil Meral’e âşık değildir. O, fotoğrafa âşıktır. Ona hep seven gözlerle bakan, onu kırmayacak, üzmeyecek olan fotoğraftaki kadına âşıktır. Meral’se gerçektir. Etten kemiktendir. İnsanın zaafları, hataları vardır onda.</p>
<p><figure id="attachment_2847" aria-describedby="caption-attachment-2847" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk4.jpg" rel="attachment wp-att-2847"><img class=" td-modal-image wp-image-2847 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk4.jpg?resize=640%2C509" alt="Sevmek Zamanı" width="640" height="509" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk4.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk4.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2847" class="wp-caption-text">Sevmek Zamanı</figcaption></figure></p>
<p>Bir zengin kızıdır Meral. Ancak Türk sinemasının bize sunduğu klişe zengin kızlarından değildir. Sakinidir, duyguludur, kırılgandır. Arkadaşlarıyla partiler veren bir kız değil, onlarla sonbaharda Büyükada’ya dinlenmeye giden bir kızdır. En önemlisi şiir okur Meral. Ovidius’un Sevişme Yolu kitabını okur. Üstat Erksan Bir kırılma yaratır filmde belki de. Meral’in doluluğu daha da sevdirir onu izleyiciye.</p>
<p><figure id="attachment_2848" aria-describedby="caption-attachment-2848" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk5.jpg" rel="attachment wp-att-2848"><img class=" td-modal-image wp-image-2848 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk5.jpg?resize=400%2C266" alt="Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı filmi hala kült film olmayı başarıyor." width="400" height="266" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk5.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk5.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk5.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2848" class="wp-caption-text">Metin Erksan&#8217;ın Sevmek Zamanı filmi hala kült film olmayı başarıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Diyaloglarıyla kült olan filmin en çarpıcı sahnesi, en vurucu diyalogları Meral’in Halil’e gitmesidir. Halil ve Meral’in konuşmaları aşktan bahseder. Felsefeden bahseder. İnsandan bahseder. Ve tabi ki insanüstü bir sevgiden bahseder:</p>
<p><figure id="attachment_2849" aria-describedby="caption-attachment-2849" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk6.jpg" rel="attachment wp-att-2849"><img class=" td-modal-image wp-image-2849 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk6-300x209.jpg?resize=300%2C209" alt="Halil ve Meral’in konuşmaları aşktan bahseder. Felsefeden bahseder. İnsandan bahseder. Ve tabi ki insanüstü bir sevgiden bahseder." width="300" height="209" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk6.jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk6.jpg?w=345&amp;ssl=1 345w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2849" class="wp-caption-text">Halil ve Meral’in konuşmaları aşktan bahseder. Felsefeden bahseder. İnsandan bahseder. Ve tabi ki insanüstü bir sevgiden bahseder.</figcaption></figure></p>
<p><em>—Aylardan beri gelip neden benim resmime bakıyorsun? Cevap vermeyecek misin bana? Yoksa gerçeği söylemekten korkuyor musun?<br />
— Öğrenmek istediğini Mustafa söylemiştir sana.<br />
— Ben senin söylemeni istiyorum. Herhalde bana ait olan bir şeyi öğrenmek hakkımdır.<br />
— Hayır! Sana ait bir mesele değil bu. Resminle benim aramdaki bir durum seni ilgilendirmez. Ben senin resmine aşığım.<br />
— İyi ama âşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim.<br />
— Resmin sen değilsin ki! Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.<br />
— Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.<br />
— Evet, bir korkudan ileri geliyor. Bu korku sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Hâlbuki resmin bana dostça bakıyor. İyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak.<br />
— Ben de sana bakmak istiyorum.<br />
— Hayır. Benimle resminin arasına girme, istemiyorum seni. Ben senin yalnız resmine aşığım&#8230; Resminle aramda ne kadar uzun zaman geçti. İlk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. İnanamadım. O insanca bakışı bir daha göremem diye bir daha resme bakmaktan korkuyordum. İkinci kere zorlukla baktım resmine. Gene iyilik gene sevgi vardı gözlerinde&#8230;<br />
— Resmimin yerine ben seveceğim seni. Artık ben varım.<br />
— Hayır hayır. İstemiyorum seni. Benim dünyama girmeye kalkma. Merhametsizce yıkarsın onu. Resmin benim kendimden bir parça. Bırak ben onu seveyim. Sen sevmek isteme beni senin ellerini tutmak istemiyorum. Sonra çekersin o ellerini benden. Ben resmine aşığım, ölünceye kadar da onu seveceğim.</em></p>
<p><figure id="attachment_2850" aria-describedby="caption-attachment-2850" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk7.jpg" rel="attachment wp-att-2850"><img class=" td-modal-image wp-image-2850 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk7.jpg?resize=400%2C300" alt="Senaryo bize bu aşkın büyüklüğünü anlatmak için bir referans noktası oluşturuyor." width="400" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk7.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk7.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2850" class="wp-caption-text">Senaryo bize bu aşkın büyüklüğünü anlatmak için bir referans noktası oluşturuyor.</figcaption></figure></p>
<p>Metin Erksan bizi burada mükemmel bir dillemaya sokuyor. Bizi, bu aşkın hakkını vermek isteyen Meral ile büyünün bozulmasından korkan Halil arasında bırakıyor. Öyle ya; insanoğlu ne büyük aşkları hüsranla bitirmiş, kırmış, kırılmıştır. Büyüyü kendi elleriyle bozmuş ve bunun hayal kırıklığını hep yaşamıştır. O yüzden bu korkuyu yaşayan Halil’i anlamamızdan daha doğal ne olabilir ki? Hele ki böyle bir aşkı bozmak?</p>
<p>Senaryo bize bu aşkın büyüklüğünü anlatmak için bir referans noktası oluşturuyor. O da Meral’in hayatında biri olduğu gerçeği. Ancak Meral aşk denen şeyin ne olduğunu Halil’le öğrenmiştir. Âşık olmadığını bildiği Başar artık onun için yoktur. Meral, Halil onu istemese de onu bekleyecektir. Şimdi izleyici de biliyor ki Meral’in aşkı da Halil’in aşkı kadar büyüktür.</p>
<p><figure id="attachment_2851" aria-describedby="caption-attachment-2851" style="width: 656px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk8.jpg" rel="attachment wp-att-2851"><img class=" td-modal-image wp-image-2851 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk8.jpg?resize=640%2C484" alt="Filmin finali ise izleyici için içinden çıkılmaz bir duygu durum değişikliğine dönüşüyor." width="640" height="484" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk8.jpg?w=656&amp;ssl=1 656w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk8.jpg?resize=300%2C227&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2851" class="wp-caption-text">Filmin finali ise izleyici için içinden çıkılmaz bir duygu durum değişikliğine dönüşüyor.</figcaption></figure></p>
<p>Aslında tüm filmin bir okumasını yapmak istemiyorum sizlere. Çünkü film bizi birçok kez şaşırtıyor. Kırılma noktalarında bazen sevindiriyor bazen de üzüyor. Filmin finali ise izleyici için içinden çıkılmaz bir duygu durum değişikliğine dönüşüyor. O yüzden bu heyecanı yaşamanızı, filmi mutlaka izlemenizi istiyorum.</p>
<p>Metin Erksan bu filminde kamera hareketlerini gereksiz abartılardan kaçınarak çok iyi kullanmış. Siyah-beyaz olan film çoğunlukla gündüz ve dış mekân çekimlerinden oluştuğu için iyi bir ışık almış ve berrak bir görüntü oluşturmuş. Film sıklıkla müzikle beslenmiş. Yeşilçam’ın emektarı Metin Bükey imzası taşıyan müzikler başarılı bir kompozisyon oluşturmuş. Sinematografi Mengü Yeğin’e emanet edilmiş (Aynı zamanda Metin Erksan`ın yeğeni). Filmin çoğunluğunda yağan yağmur filmin dramatik kurgusuna iyi bir katkı sunmuş.</p>
<p><figure id="attachment_2852" aria-describedby="caption-attachment-2852" style="width: 525px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk9.jpg" rel="attachment wp-att-2852"><img class=" td-modal-image wp-image-2852 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk9.jpg?resize=525%2C280" alt="Metin Erksan bu filminde kamera hareketlerini gereksiz abartılardan kaçınarak çok iyi kullanmış." width="525" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk9.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/svmk9.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2852" class="wp-caption-text">Metin Erksan bu filminde kamera hareketlerini gereksiz abartılardan kaçınarak çok iyi kullanmış.</figcaption></figure></p>
<p>Oyunculuk açısından da Müşfik Kenter ve Sema Özcan işlerini iyi yapmış. Özellikle Sema Özcan güzelliği duruluğu ve sadeliğiyle izleyiciyi de (özellikle beni) kendisine hayran bırakıyor.</p>
<p>Sona bağlarsak, Türk Sineması belki bugün Avrupa ve ABD sinemasıyla yarışacak durumda pek değil ancak, gıptayla bakılacak bir filmi tam 51 yıl önce Metin Erksan çekti. Sevmek Zamanı, herkesin izlemesi gereken bir başyapıt olarak sinema tarihimize geçti.</p>
<p>Teşekkürler Metin Erksan.</p>
<p>Görüşmek üzere okur…</p>
<p><strong>KÜNYE:</strong></p>
<ul>
<li>SEVMEK ZAMANI(1965)</li>
<li>Yönetmen: Metin Erksan</li>
<li>Senaryo: Metin Erksan</li>
<li>Oyuncular: Müşfik Kenter, Sema Özcan, Süleyman Tekcan</li>
<li>İMDB Notu: 10/8,3</li>
<li>Rotten Tomatoes Notu: 100/93</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizim-basyapitimiz-sevmek-zamani/">Bizim Başyapıtımız: Sevmek Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bizim-basyapitimiz-sevmek-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2843</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Mi Oldu? İyi – Kötü Birbirine Karıştı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Mar 2016 07:15:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek Jane'e Ne Oldu?]]></category>
		<category><![CDATA[Bette Davis]]></category>
		<category><![CDATA[Grande Dame Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[Joan Crawford]]></category>
		<category><![CDATA[Lukas Heller]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik film]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim film]]></category>
		<category><![CDATA[What Ever Happened to Baby Jane?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2642</guid>
				<description><![CDATA[<p>1962&#160;ABD&#160;yapımı psikolojik gerilim filmidir. Özgün adı&#160;What Ever Happened to Baby Jane?&#160;olan film çevrildikten dört yıl sonra Türkiye&#8217;de sinemalarda gösterilmiş, 1987&#8217;de ise TRT-2 televizyonunda özgün adının tam çevirisiyle, yani Bebek Jane&#8217;e Ne Oldu?&#160;adıyla da yayına verilmiştir. Amerikalı romancı ve senarist&#160;Henry Farrell&#8216;ın 1960 tarihli aynı adlı&#160;gotik&#160;korku romanından uyarlanan bu siyah-beyaz filmin yönetmeni ve yapımcısı Amerikan yaşam tarzının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/">Ne Mi Oldu? İyi – Kötü Birbirine Karıştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1962&nbsp;ABD&nbsp;yapımı psikolojik gerilim filmidir. Özgün adı&nbsp;<strong><em>What Ever Happened to Baby Jane?</em></strong>&nbsp;olan film çevrildikten dört yıl sonra Türkiye&#8217;de sinemalarda gösterilmiş, 1987&#8217;de ise TRT-2 televizyonunda özgün adının tam çevirisiyle, yani <strong><em>Bebek Jane&#8217;e Ne Oldu?</em></strong>&nbsp;adıyla da yayına verilmiştir.</p>
<p>Amerikalı romancı ve senarist&nbsp;<em>Henry Farrell</em>&#8216;ın 1960 tarihli aynı adlı&nbsp;gotik&nbsp;korku romanından uyarlanan bu siyah-beyaz filmin yönetmeni ve yapımcısı Amerikan yaşam tarzının aksayan yönlerini en sert biçimde eleştiren &nbsp;sinemacılardan biri olan&nbsp;Robert Aldrich&#8217;tir. Senaryosunu&nbsp;<em>Lukas Heller</em>&#8216;ın yazdığı filmde, kariyerlerinde olgunluk yıllarına gelmiş olan&nbsp;<strong>Bette Davis</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Joan Crawford</strong> oynamışlardır. Eskimeye yüz tutmuş demode bir&nbsp;Hollywood&nbsp;malikânesinde toplumdan uzak yaşayan, bir zamanların ünlü sinema oyuncuları olan iki yaşlı kız kardeşin öyküsünün anlatıldığı filmde, eskinin çocuk yıldızı&nbsp;<em>Bebek Jane&#8217;</em>in (Bette Davis), tekerlekli sandalyeye mahkûm kız kardeşi Blanche&#8217;a (Joan Crawford) uyguladığı sistematik işkence ve psikolojik terör ürkütücü bir gerçekçilikle perdeye aktarılır.</p>
<p><figure id="attachment_2644" aria-describedby="caption-attachment-2644" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bebek-Jane.jpg" rel="attachment wp-att-2644"><img class=" td-modal-image wp-image-2644 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bebek-Jane-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="What Ever Happened to Baby Jane? &quot;bebek Jane'e Ne Oldu?&quot;" width="200" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2644" class="wp-caption-text">What Ever Happened to Baby Jane? &#8220;bebek Jane&#8217;e Ne Oldu?&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Kısa sürede belli bir hayran kitlesi toplayarak bir &#8220;kült film&#8221;haline gelen &#8220;Küçük Bebeğe Ne Oldu?&#8221;nun bir başka özelliği de &#8220;psikolojik gerilim&#8221; türünün &#8220;<em>Grande Dame Guignol</em>&#8221;&nbsp;adı verilen bir alt türünü oluşturan ilk film olmasıdır.</p>
<p>Filmin kostüm tasarımcısı Norma Koch&#8217;tu. Filmde Bette Davis&#8217;in canlandırdığı&nbsp;<em>Baby Jane Hudson</em>&nbsp;karakteri,&nbsp;Amerikan Film Enstitüsünün&nbsp;2003&#8217;te yayımladığı&nbsp;AFI&#8217;nın 100 Yılı 100 Kahraman ve Kötü Adam&nbsp;listesinde&nbsp;<em>kötü karakter</em>&nbsp;olarak 44. sırada yer almıştır.</p>
<p>Filmin özgün müziğini ABD&#8217;li besteci&nbsp;Frank DeVol&nbsp;bestelemiştir. Filmde Bette Davis&#8217;in Debbie Burton&#8217;la birlikte seslendirdikleri tema şarkısı filmle aynı yıl &#8220;MGM Records&#8221; tarafından 45&#8217;lik vinil plak olarak da basılmıştı (K13107). Ön yüzünde filmle aynı adı taşıyan şarkı &#8220;What Ever Happened To Baby Jane?&#8221;, arka yüzünde ise &#8220;I&#8217;ve Written A Letter To Daddy&#8221; adlı şarkının yer aldığı plâkta onlara &#8220;Bobby Helfer ve Orkestrası&#8221; eşlik ediyordu. Koruma zarfında filmin tanıtım broşüründen alınmış bir fotoğrafın yer aldığı 45&#8217;lik plâğın üzerinde satılmak için değil sadece&nbsp;disk jokeylerin&nbsp;kullanımı için üretildiği ibaresi yer almaktadır.</p>
<p>2 saatten uzun olmasına rağmen temposunu asla düşürmemesi ve gerilimi her an yüksek tutmasından dolayı göz kırpmadan izlenecek bir filmdir.</p>
<p>Filmi sanatından daha çok ilginç kılan başrol oyuncularının gerçekte birbirlerinden nefret ediyor oluşudur. Yönetmenin filmin başrol oyuncularını seçerken bu ayrıntıyı yakalamış olması</p>
<p>Filmdeki iki kardeşin şiddet sahnelerine yansımıştır. Sahneleri çekerken birbirlerinin canını yakmaktan hiç çekinmemişlerdir. Birbirleri hakkında yaptıkları ve söyledikleri de ilginçtir.</p>
<ul>
<li>Prodüksiyon sırasında Bette Davis sette mutlaka bir Coca Cola makinesi olmasını şart koşmuştur. İçeceğinden değil Joan Crawford&#8217;un kocası Pepsi&#8217;nin yönetim kurulunda olduğundan.</li>
<li>Filmin bir sahnesinde rol gereği Bette Davis Joan Crawford&#8217;un kafasını tekmeler. Bette metod oyunculuğunu konuşturur, Crawford&#8217;un kafasına 6 dikiş atılır.</li>
<li>Yine rol gereği Bette&#8217;nin Joan&#8217;ı taşıması gerekmektedir. Joan elbisesinin ceplerine o kadar çok taş doldurur ki Bette belini sakatlar.</li>
<li>Bette Davis&#8217;in Joan Crawford ile ilgili yorumları da unutulmaz. Yıllar sonra kendisine Joan Crawford&#8217;un ölüm haberi geldiğindeyse &#8220;Asla bir ölünün arkasından kötü konuşmam. Joan Crawford öldü, iyi&#8221; demekle yetinmiştir.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2643" aria-describedby="caption-attachment-2643" style="width: 250px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane.jpg" rel="attachment wp-att-2643"><img class=" td-modal-image wp-image-2643 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane-250x300.jpg?resize=250%2C300" alt="Kısa sürede belli bir hayran kitlesi toplayarak bir &quot;kült film&quot;haline gelen &quot;Küçük Bebeğe Ne Oldu?&quot;nun bir başka özelliği de &quot;psikolojik gerilim&quot; türünün &quot;Grande Dame Guignol&quot; adı verilen bir alt türünü oluşturan ilk film olmasıdır." width="250" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane.jpg?resize=250%2C300&amp;ssl=1 250w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2643" class="wp-caption-text">Kısa sürede belli bir hayran kitlesi toplayarak bir &#8220;kült film&#8221;haline gelen &#8220;Küçük Bebeğe Ne Oldu?&#8221;nun bir başka özelliği de &#8220;psikolojik gerilim&#8221; türünün &#8220;Grande Dame Guignol&#8221; adı verilen bir alt türünü oluşturan ilk film olmasıdır.</figcaption></figure></p>
<p>Aslında tüm bu olaylara set ekibi dışında kimse şahit olmamıştır. Ancak <em>Oscar</em> gecesi yaşananlar, herkesin huzurunda gerçekleşmiştir. Bette Davis “<em>En İyi Kadın Oyuncu</em>” dalında adayken, Crawford aday olamamıştır. Ancak yine de Oscar’ı Davis değil, o almıştır. Diğer adaylardan Anne Bancroft törene gelemeyip kazanan da o olunca Crawford onun yerine sahneye çıkmıştır. Hatta üçüncü Oscar’ını alarak tarihe geçmeyi heyecanla bekleyen Bette Davis’e dönüp “Affedersin, almam gereken bir Oscar var” diyerek sahneye çıkması ve Bancroft’un adına Oscar’ı kabul etmesi unutulacak gibi değildir. Bu olaydan sonra ise Bette Davis, Oscarı almaması için Crawford’un asistanına akademi üyelerini aratarak, kendi aleyhine bir kampanya yaptığını açıklamıştır. Özellikle Crawford’un Oscar’larda yaptıkları, filmden sonra düşmanlıklarıyla ilgili en fazla konuşan tarafın Bette Davis olmasına neden olmuştur.</p>
<p><strong>Adaylıkları</strong></p>
<ul>
<li>En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü- Bette Davis</li>
<li>En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülü- Victor Buono</li>
<li>En İyi Sinematografi Akademi Ödülü, (siyah-beyaz dalında) &#8211; Ernest Haller</li>
<li>En İyi Ses Miksajı Akademi Ödülü- Joseph D. Kelly</li>
<li>BAFTA En İyi Kadın Oyuncu Ödülü- Bette Davis</li>
<li>BAFTA En İyi Kadın Oyuncu Ödülü- Joan Crawford</li>
<li>En İyi Kadın Oyuncu Altın Küre Ödülü &#8211; Drama (Sinema)- Bette Davis</li>
<li>En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü &#8211; Sinema- Victor Buono</li>
<li>Cannes Film Festivali1963,&nbsp;Altın Palmiye&nbsp;&#8211; Robert Aldrich</li>
<li>ABD Yönetmenler Derneği, &#8220;Sinemada Seçkin Yönetmenlik Başarısı Ödülü&#8221; &#8211; Robert Aldrich</li>
</ul>
<p><strong>Kazandıkları</strong></p>
<ul>
<li>En İyi Kostüm Tasarımı Akademi Ödülü, (siyah-beyaz dalında) &#8211; Norma Koch</li>
<li>Laurel Ödülü&#8221;Altın Defne&#8221; &#8211; Yılın çıkış yapan filmi.</li>
<li>Laurel Ödülü (3. lük) &#8220;Altın Defne&#8221; &#8211; Bette Davis (en iyi kadın oyuncu)</li>
</ul>
<p>Filmin sonunda özellikle Blache &#8216;ın yaptığı itiraf tüyleri diken diken eder. Sinema tarihinin ters köşe yaptıran sahnelerindendir ve unutulmayan sahneler arasına girmektedir.İyi ile kötü birbirine karışır. Nitekim konu her insanın karanlık bir tarafının bulunduğuna bağlanır.</p>
<p>Hayat denilen karmaşık yolculukta akıl ve bilme yetisiyle yol bulmaya çalışan insanlar duygularının ve hissedebildiklerinin karanlık! İyi ve kötü yüzünü sanatla aydınlatır.</p>
<p>Aydınlanan hayatlarla ve sanatla yol bulmak umudu ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/">Ne Mi Oldu? İyi – Kötü Birbirine Karıştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2642</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İyi Senaryo, İyi Oyunculuklar, İyi Müzikler: Straight Outta Compton</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iyi-senaryo-iyi-oyunculuklar-iyi-muzikler-straight-outta-compton/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iyi-senaryo-iyi-oyunculuklar-iyi-muzikler-straight-outta-compton/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 12 Mar 2016 12:43:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Şirzad İshak Koyuncu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Dre]]></category>
		<category><![CDATA[Easy-E]]></category>
		<category><![CDATA[Fuck The Police]]></category>
		<category><![CDATA[Gangsta Rap]]></category>
		<category><![CDATA[İce Cube]]></category>
		<category><![CDATA[Mc Ren]]></category>
		<category><![CDATA[Mc Yella]]></category>
		<category><![CDATA[N.W.A.]]></category>
		<category><![CDATA[N.W.A. grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Rap]]></category>
		<category><![CDATA[Rap Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Straight Outta Compton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2657</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türkiye’de iş yapan dağıtımcı firmalar, salon sayılarının artması ve sektörün globalleşmesi sayesinde birçok iyi yabancı filmi ülkemizde vizyona sokuyor. Ancak kimi zaman gerek öngörüsüzlük gerekse de Türkiye’de gişe yapmayacağı ve dolayısıyla zarar ettireceği düşünülen bazı filmler gözden kaçıyor ve sinemaseverler ile buluşma şansını kaçırıyor. Tabi ki “internet çağı” diye adlandırılan günümüzde artık ulaşılamadık, izlenmedik sinema [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-senaryo-iyi-oyunculuklar-iyi-muzikler-straight-outta-compton/">İyi Senaryo, İyi Oyunculuklar, İyi Müzikler: Straight Outta Compton</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de iş yapan dağıtımcı firmalar, salon sayılarının artması ve sektörün globalleşmesi sayesinde birçok iyi yabancı filmi ülkemizde vizyona sokuyor. Ancak kimi zaman gerek öngörüsüzlük gerekse de Türkiye’de gişe yapmayacağı ve dolayısıyla zarar ettireceği düşünülen bazı filmler gözden kaçıyor ve sinemaseverler ile buluşma şansını kaçırıyor.</p>
<p>Tabi ki “internet çağı” diye adlandırılan günümüzde artık ulaşılamadık, izlenmedik sinema eserleri yok denecek kadar az. İşte tam da bu sayede çok iyi bir film şirketlerin gözünden kaçsa da sinemaseverlerin gözünden kaçmadı. O filmin adı <strong>Straight Outta Compton</strong>…</p>
<p><figure id="attachment_2663" aria-describedby="caption-attachment-2663" style="width: 560px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton.jpg" rel="attachment wp-att-2663"><img class=" td-modal-image wp-image-2663 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton.jpg?resize=560%2C887" alt="Straight Outta Compton" width="560" height="887" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton.jpg?w=560&amp;ssl=1 560w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton.jpg?resize=189%2C300&amp;ssl=1 189w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2663" class="wp-caption-text">Straight Outta Compton</figcaption></figure></p>
<p>Filmin konusunu özetlersek, 80’lerde Amerika’da “Gangsta Rap” ekolünü başlatan ve günümüzde de efsane statüsünde yer alan <strong>Dr. Dre, İce Cube, Easy-E, Mc Yella </strong>ve<strong> Mc Ren</strong>’in Los Angeles’in Compton şehrinde bir araya gelerek <em>N.W.A. grubu</em>nu kurması ve 90’ların ortalarına kadar süren hegomanyalarını anlatıyor. Grubun kuruluşu, yükselişi, toplumsal bir figür haline gelmeleri ve dağılışı ekseninde kurulan film, içinde bir çok yan hikâye de barındırıyor. Filmde görmemiz istenilen en sert mesajlar, Amerika’daki siyahîlere uygulanan baskı ve şiddet hadiseleri çerçevesinde gelişiyor. Zira o günlerde (hatta bu günlerde de diyebiliriz) yoksul şehirlerdeki siyahiler “Siyahsa torbacıdır”, “Siyahsa silahı vardır” gibi şimdi çok absürt gelebilecek bir haksızlığa maruz bırakılıyordu. Filmde de grup üyelerinin başının sık sık polisle derde girmesi de bu hikâyeyi destekliyor.</p>
<p><figure id="attachment_2661" aria-describedby="caption-attachment-2661" style="width: 853px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-N.W.A..jpg" rel="attachment wp-att-2661"><img class=" td-modal-image wp-image-2661 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-N.W.A..jpg?resize=640%2C360" alt="Straight Outta Compton - N.W.A." width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-N.W.A..jpg?w=853&amp;ssl=1 853w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-N.W.A..jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2661" class="wp-caption-text">Straight Outta Compton &#8211; N.W.A.</figcaption></figure></p>
<p><strong>N.W.A.</strong> gerçekten de siyahîlerin isyanının temsilcisi durumunda. Şarkı sözleri genel olarak uyuşturucu, şiddet, sex, kadınlar üzerine kurulu ofansif bir biçimde karşımıza çıkıyor. Herkes tarafından bilinen bir gerçek var ki bir çok ünlü siyahi rapçi aslında uyuşturucu satıcılığından ve çete üyeliğinden geliyor. 50 Cent’ten Soop Dogg’a, P-Diddy’den 2Pac-Shakuur’a kadar pek çok isim tam da şarkılarında anlattıkları şiddet ve zevk ortamından geliyor. Filmde grubun şarkılarını yazan İce Cube aslında çok da bu işlerin adamı değil. Ama şarkı sözleri zamanın siyahî gençlerini delicesine oynatacak ve heyecanlandıracak kadar sert. İce Cube’un yazdığı sözler Easy-E tarafından seslendiriliyor. E arkalarında da Dr. Dre’de olunca iş müzikal bir ziyafete dönüşüyor.</p>
<p><figure id="attachment_2658" aria-describedby="caption-attachment-2658" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/N.W.A.-grubu-konserinden-filmde-bir-sahne..jpg" rel="attachment wp-att-2658"><img class=" td-modal-image wp-image-2658 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/N.W.A.-grubu-konserinden-filmde-bir-sahne..jpg?resize=500%2C293" alt="N.W.A. grubu konserinden filmde bir sahne." width="500" height="293" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/N.W.A.-grubu-konserinden-filmde-bir-sahne..jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/N.W.A.-grubu-konserinden-filmde-bir-sahne..jpg?resize=300%2C176&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2658" class="wp-caption-text">N.W.A. grubu konserinden filmde bir sahne.</figcaption></figure></p>
<p>Filmde grubun efsaneleşen “<strong>Fuck The Police</strong>” şarkısının ortaya çıkış hikâyesi de anlatılıyor. Polisin baskıcı tutumuna karşı tüm siyahîlerin marşı haline geliyor adeta şarkı. Tabi başlarına açılan birçok bela da cabası. Gerçek olaylar olan FBI’den gelen tehdit mektubu ve meşhur Detroit konserindeki polis baskını filmde çok iyi işlenmiş.</p>
<p><em>(Burada bir not düşmek gerekirse, filmde yer verilen polis şiddeti, sokaklarda öldüresiye dövülen siyahiler ve bu olayların içindeki polislerin hiçbir ceza almadan işin içinden sıyrılmaları izlerken insanı gerçekten rahatsız ediyor. Ancak gösterilen görüntüler ve dava sonuçlarının gerçek olması daha da rahatsızlık veren bir durum. Tabi ki bu kararlar sonunda siyahilerin isyanları sırasında duvarlara bile yazılan “Fuck the Police”, bize ne kadar ikonik bir şarkı olduğunu tekrar kanıtlamış oluyor. Birbirine düşman olan çetelerin polise karşı bandanalarını birbirine bağlayarak durdukları sahne içimizdeki isyan ateşini yakmıyor değil)</em></p>
<p><figure id="attachment_2662" aria-describedby="caption-attachment-2662" style="width: 618px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-filminden-bir-sahne.jpg" rel="attachment wp-att-2662"><img class=" td-modal-image td-modal-image wp-image-2662 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-filminden-bir-sahne.jpg?resize=618%2C412" alt="Straight Outta Compton filminden bir sahne" width="618" height="412" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-filminden-bir-sahne.jpg?w=618&amp;ssl=1 618w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-filminden-bir-sahne.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Straight-Outta-Compton-filminden-bir-sahne.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2662" class="wp-caption-text">Straight Outta Compton filminden bir sahne</figcaption></figure></p>
<p>Straight Outta Compton filminin bir diğer çatışma unsuru da grup içinde İce Cube ve Easy-E’nin menajer Jerry Heller yüzünden yaşadıkları gerilim ve İce Cube’nin gruptan ayrılması üzerine kurulu. İce Cube’un solo kariyerde büyük başarı yakalaması ve eski grubuyla yaşadığı “Diss” kapışmaları filme hem müzikal bir tat vermiş hem de senaryonun akıcılığını sağlamış.</p>
<p>Aslında biz filmde bu ikilinin gerilimine takılırken, filmin biraz Dr. Dre tarafından bakış açısı yaşadığını fark ediyoruz. Çünkü Dre, kimseyle küsmeyen hep orta yolu bulmaya çalışan ve tüm başarının gizli kahramanı olarak görünüyor. Ancak o da gerçek hikâyeye uygun bir şekilde bir noktadan sonra yollarını grup ile ayırıyor. Menajer değişikliğiyle Dre’nin yeni menajeri olan Suge Knight aslında tam bir çete lideri. İşlerini kaba kuvvetle çözen bu adam filmde Marcos Taylor tarafından çok iyi canlandırılmış. Ufak bir not düşersek Suga Knight’ın 2Pac- Shakuur’un ölüm emrini verdiği de iddia edilir. Amerikan hip-hop yıldızlarının arasındaki mücadele o dönem sadece müzikal anlamda değil bir çete savaşı şeklinde de devam ediyordu. (2003 yapımı TUPAC: RESURRECTİON ve 2009 yapımı NOTORİUS filmleri bu konuda tavsiye edilir)</p>
<p>Filmde ayrıca 2Pac ve Snop Dogg da gençlik hallerinin canlandırmasıyla küçük rollerde arz-ı endam ediyorlar.</p>
<p>Straight Outta Compton bir direniş, diriliş, yükseliş, rekabet filmi. Oyunculuklar şahane. Özellikle Paul Giamatti menajer Jerry Heller rolünde çok etkileyici bir oyunculuk ortaya koyuyor.  Dönemin yıldızlarını canlandıran genç oyuncular da yine çok başarılı. Hatta İce Cube’u filmde oğlu O’Shea Jackson Jr. canlandırıyor ve film boyunca benzerliklerine hayran kalıyorsunuz. Rap severleri için de müzikal bir şölen söz konusu.</p>
<p>Filmi Türkiye’de maalesef sinemada izleme imkânımız olmadı. Ama senaryosuyla En iyi Özgün Senaryo dalında adaylığı bulunan filmi muhakkak izlemenizi tavsiye ediyorum.</p>
<p>Görüşmek üzere okur…</p>
<p><strong>KÜNYE:</strong></p>
<ul>
<li>Straight Outta Compton (2015)</li>
<li>Yönetmen: F. Gary Gray</li>
<li>Senaryo: Jonathan Herman, Andrea Berloff</li>
<li>Oyuncular: Corey Hawkins, Jason Mitchel, O’Shea Jackson Jr. Paul Giametti, Neil Brown, Aldis Hodge</li>
<li>İMDB NOTU: 10/8,0</li>
<li>ROTTEN TOMATOES NOTU: 100/92</li>
</ul>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/rsbWEF1Sju0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iyi-senaryo-iyi-oyunculuklar-iyi-muzikler-straight-outta-compton/">İyi Senaryo, İyi Oyunculuklar, İyi Müzikler: Straight Outta Compton</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iyi-senaryo-iyi-oyunculuklar-iyi-muzikler-straight-outta-compton/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2657</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Sinema &#8220;Yılmaz Güney &#8211; Umut&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ucuncu-sinema-yilmaz-guney-umut/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ucuncu-sinema-yilmaz-guney-umut/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Mar 2016 08:19:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Şerif Gören]]></category>
		<category><![CDATA[Solanas]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Güney]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Güney filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2572</guid>
				<description><![CDATA[<p>ÜÇÜNCÜ SİNEMA Sinema aslında tüm dünya ülkelerinde konusunu ülke içindeki olaylara ve gelişmelere göre oluşturmuştur. Sinemanın bir diğer konusu da bütün üçüncü dünya ülkelerinin paylaştığı ortak siyasi kargaşadır ve bu durum sinemanın politik konuları başlık almasına sebep olmuştur. Hollywood merkezli endüstriyel birinci sinema&#160; II. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan sokağa inen auter sinemanın politik duruşları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ucuncu-sinema-yilmaz-guney-umut/">Üçüncü Sinema &#8220;Yılmaz Güney &#8211; Umut&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÜÇÜNCÜ SİNEMA</strong></p>
<p>Sinema aslında tüm dünya ülkelerinde konusunu ülke içindeki olaylara ve gelişmelere göre oluşturmuştur. Sinemanın bir diğer konusu da bütün üçüncü dünya ülkelerinin paylaştığı ortak siyasi kargaşadır ve bu durum sinemanın politik konuları başlık almasına sebep olmuştur. Hollywood merkezli endüstriyel birinci sinema&nbsp; II. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan sokağa inen auter sinemanın politik duruşları olduğunu görürüz. Bunlardan farklı üçüncü sinemanın politikadan ne anladığı ise aynı zamanda onun filmi bir eylem olarak gören militan tavrını oluşturmaktadır.</p>
<p>Üçüncü sinemaya salt politik sinema diyemeyiz. Çünkü tüm filmlerin aslında politik olduğunu görürüz ama bütün filmler aynı politik tarzda politik değildir. Ve her birinin politik olmanın yanında konularına ve işlendikleri ülkelere göre değişmektedir</p>
<p>Üçüncü sinemanın çıkışı endüstriyel ve auter sinemadan çok uzakta üçüncü dünya ülkelerinin kendi tarzlarını ortaya koyduğu ve sinemanın yeniden şekillenmesinde rol&nbsp; oynayacak adımları atmışlardır.</p>
<p>Üçüncü sinema Karl Marx’ın deyimiyle yaptığı ‘’ezilen, sömürülen halkların ve proletaryanın’’ yanında saf tutmuş, yaşam koşullarını, açlığını ve tokluğunu onlarla birleştirmiş ve bizzat kendisi bir silah haline gelmiş olan kamerasıyla, yanlızca onları resmetmek gözlemlemek&nbsp; izlemek değil aynı zamanda onlarla beraber kollektif üretimle anın içinde eylemin mücadelenin içinde beraber bir mermiye dönüşen filmin erişebilir, görülebilir, sunulabilir koşullarını bizzat yaratarak gösterimin kendisini de yeni bir eylem ve mücadele&nbsp; aracı haline getiren orta sınıf entelektüelinin de politik sinemasıdır.</p>
<p>Üçüncü dünyada sinema halka estetik bir haz yaşatmaktan daha çok, yaşam haklarını ellerinden alınmış insanların bir çıkış arayışının bilinç taşıyıcılığını yaparken bir yandan da ülkelerin de kendi gibi düşünenleri tanıma olanaklarını sunuyorlar.</p>
<p>Endüstrileşmenin gelişimi üçüncü dünyada artan ulusal bilinçlenme ile birleşince yeni bir sosyalist devrim çağının üçüncü dünya ülkelerin de filizlendiğine dair yaygın bir inanca yol açtı. Vietnam savaşına karşı duruş Amerika’ daki yeni siyahi bilinçlenme Latin Amerika’da belirmeye başlayan silahlı gerilla, komünist bloktaki Çin ve SSCB&nbsp; gibi çoğu ülkelerde de yaşayan Amerikan destekli kanlı darbeler dünyanın yeniden şekil almasında rol oynuyordu.</p>
<p>Böyle bir ortamda film yapmaya başlayan yönetmenler ürünlerinde bu dönemin bu karışıklığını konu almaya başladılar. Türkiye’de de Yılmaz Güney bu boşluğun karşılığıydı.</p>
<p>Üçüncü dünya sinemacıları için değişim isteğinin cezası çok ağır oldu.&nbsp; Kimisi sansüre uğradı, kimisi hapse atıldı, kimisi sürgüne gönderildi. Ülkelerdeki hakim ideoloji istediğinin dışında bir sinema hayal etmedi. Brezilya’daki cinemanovo hareketinin hemen ardından gelen kötü politika etkisi dönemin film yönetmenlerini sürgüne gönderdi. Benzeri bir olayda ülkemizde bu olayların yaşandığı döneme denk gelen Yılmaz Güney’e oldu. Üç tane mahkumiyet, ardından cezaevinden kaçtı.</p>
<p><strong>YILMAZ GÜNEY</strong></p>
<p>Güney’in vatandaşlıktan çıkarıldığı 1980&#8217;li yıllarda yalnızca Almanya’da satılan Güney filmleri videolarının sayısı 3 milyonun üzerindeydi. Türkiye’de bulundurulması bile yasak olan videolar gizli gizli milyonu aşan insan tarafından seyredildiği tahmin ediliyor.</p>
<p>Üçüncü Dünya ülkeleri dil devrimini yapamamış ve kültürel olarak ortak payda olan bir ulusal kültür yaratmayı başaramamış ülkelerdir. Bu nedenle ulusal bir ortak payda içinde siyasal söylemli ve halkçı bir sinema yoğun olarak yeşerememiştir bu ülkelerde. Türkiye dil devrimini yaşadığı için ve halkın en popüler eğlencesi sinema olduğu için ülkenin bütününe Güney’in filmleri dağılmış, ulusal kültürün önemli eserlerinden birisi olmayı başarmıştır.</p>
<p>Sansüre karşı Yılmaz Güney’in filmleri halkın ilerici kesimlerinin büyük desteğini aldığı için başarıyla mücadele etmiş, Danıştay ve diğer hukuki ve siyasi derneklerin katkılarıyla yaklaşık yirmi yıllık bir dönemde Yılmaz Güney’in filmleri ülkemizde gösterilmiş ve geniş bir siyasal etki yaratabilmiştir. Güney’in filmlerine ilişkin yapımcılardan, devletin kolluk kuvvetlerinden, sağ basından sürekli kısıtlamalar için ciddi bir çaba gösterilmiş, örneğin kimi filmlerini gösteren sinemalar bombalanmış ya da sinema salonlarını zincirini elinde tutan yapımcılar filmlerini göstermeyi reddetmişlerdi. Buna rağmen filmlerin gösterimi için çeşitli yollar bulunmuş ve halkın yoğun ilgisi nedeniyle bu filmler amacına ulaşabilmiştir.</p>
<p>Üçüncü Dünya ülkelerinde filmlerin gösterimlerinin yanı sıra bizzat sanatçılar koğuşturulmuş, sürülmüş ve özel sektör bu tür filmlerin yapılmasını olabildiğince engellemeye çalışmıştır. Bu anlamda Güney’in sineması, hapislik yılları, sıkıyönetim koşulları, özel sektörün engellemeleri, sansür, sağcı terör gibi tüm başlıklardaki engellemelerin ötesine geçmiştir. Sürgünde dahi iki filmini tamamlayabilmiş ve bununla yetinmeyip diğer üçüncü dünya sinemacılarıyla ilişki kurmuş ve onların sürgünde film yapabilmelerini desteklemeye çalışmıştır. Örneğin Üçüncü Dünyanın başarılı sinemacılarından Fernando Solanas’ın Paristeyken çektiği Tangolar filmine açık destek vermiş ve bu sinemacı filmi için Güney’e teşekkürlerini beyaz perdeye taşımıştır.</p>
<p>Güney’in sineması ulusal sınırları aşmıştır; hem dünya sanatçıları nezdinde saygınlık kazanmış, hem de başta Yol (Gören, 1982) olmak üzere dünya genelinde filmlerine erişilebilir bir hale gelmiştir. Bir halk kahramanı olarak Yılmaz Güney yalnızca Türkiye’de değil, bütün üçüncü dünya genelinde bir kimlik kazanabilmiştir. Başta Batılı Dünya olmak üzere, dünya genelinde Yılmaz Güney adı Türkiye Sineması denilince yaklaşık bir yirmi yıl tek başına temsilci halindeydi; bu sırada ya hapisteydi ya da yurttaşlıktan çıkarılmıştı.</p>
<p>Bütün bunların dışında Güney’in sineması kendi ülkesinde pek az sanatçıya nasip olacak denli sevilmiş ve bir sinema olayı olmanın ötesine geçip bir toplumsal olay haline gelmiştir. Bu nedenle Yılmaz Güney’in yalnızca filmleri değil, romanları, öyküleri, mektupları, filmlerinin müzikleri, siyasi mesajları, kendi siyasi-estetik yazıları gibi alanlarda dikkate alındığında bir Üçüncü Dünya Halk Kahramanına dönüşmüş bir sanatçı tipiyle karşılaşıyoruz. Aksi olsaydı, mutlu ve mesut bir şekilde tarihin bir aykırı fenomeni olarak geçmişin sayfalarında unutulmaya terk edilirdi.</p>
<p><strong>UMUT</strong></p>
<p>Cabbar arabacıdır sabah görüntüleri Cabbar arabada uyur, ateş başında ısınmaya çalışanlar vardır. Taksiciler, kebapçılar arasında kapitalizm temsili coca cola tabelası vardır. Polis arabası geçer. Cabbar kalkar, bir sigara yakar, gider Sümerbank tabelasının altına işer. Cabbar Piyango bileti alır hiçbir şey çıkmaz.(umut göstergesidir.)Bunu film boyunca sık sık yapar.</p>
<p>Bahçede uyuyan çoluk çocuk kalabalık ayakları çıplak&nbsp; bir ailesi vardır Cabbar’ın.&nbsp; Çocuklar ve Cabbar’ın karısı fakirliklerinin farkındadır, sürekli bir şeylere özeniyor çocuklar bisiklet vs gibi. Cabbar’ın arkadaşı işler iyi gitmiyor diye define arayalım der. Cabbar istemez.O sırada yüksek apartmanlar güzel arabalar önünden geçerler.</p>
<p>Cabbar şehirde sigara almak için arabanın yanından ayrılmıştır ki atlardan birine araba çarpar at ölür. Karakolda polis&nbsp; Cabbar’ı haksız bulur. Cabbar eve geldiğinde karısı isyandadır.’’Allah Canımı alsa da kurtulsam ‘’</p>
<p>Alacaklılar gelir gider Cabbar’ın atının öldüğünü öğrenince borçlarını ödeyemeyecek diye diğer atını ve arabasını alıp satarlar. Cabbar evdeki satılabilecek eşyaları alır pazarda satar.Elindeki parayı bir yankesici görür çalmaya kalkar Cabbar fark eder ve adamı döver. Bir silah vardır onu satamaz sonra arkadaşıyla silahla soyguna giderler başarısız olurlar.En sonunda Cabbar her taraftan sıkışmıştır ve çaresiz kalmıştır arkadaşının teklifini kabul eder, hocaya giderler define aramaya başlarlar.</p>
<p>Eve 40 lira bırakır on günlük gidiyorum dönünce her şey çok güzel olacak der.Giderler Cabbar sürekli kazı yapar, uykusuz bekler tekrar kazar derin çukurun içindedir artık altınların taş kılığına girmiş olabileceğinden şüphelenir, psikolojisi gün geçtikçe kötüleşir. En son bir yılanı define diye kovalar, çıldırmış gibidir ama yine de hocanın dediklerini yapmaya devam&nbsp;eder. Hoca Cabbar’ın gözlerini bağlar dua etmeye devam etmektedir&nbsp; Cabbar kuru ağacın altında kollarını açar döner döner…</p>
<p>Üçüncü sinemaya örnek olmakla birlikte Yeşilçam dışı sinema arayışının bir ürünü olan Umut filmi değişime işaret eder . Hurafe ve din sömürüsünün hep varolduğunu gözler önüne serer.</p>
<p>Varolan toplumsal düzenin değişmeye başlamasıyla çaresiz kalıp yapılanlar anlatılmaya çalışılmıştır. Kapitalist sistemin getirdiklerinin aslında umut yerine&nbsp; umutsuzluğa sebep olması ön plandadır.</p>
<p>Toplumsal olanın belirleyiciliği söz konusudur.</p>
<p>İkinci sekans daha farklıdır çünkü Cabbar’ın kişisel dünyasına da tanık oluruz. Hikayedeki çatışmanın tüm belirleyicileri Cabbar’ın psikolojisiyle sunulur.</p>
<p>Film Türk sinemasında bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Sonraki yıllarda, özellikle Yılmaz Güney tarafından peş peşe çevrilecek siyasal filmlerin öncüsüdür. Kullanılan sinema tekniğiyle ve diliyle de hem Yılmaz Güney’in önceki filmlerinden ayrılır, hem de sonrasında başka yönetmenleri etkiler.</p>
<p><strong>Filmin aldığı ödüller</strong></p>
<ol>
<li>1970 Adana Film Festivali en iyi film, en iyi senaryo, Yılmaz Güney de en iyi erkek oyuncu ödülü aldı.</li>
<li>25. Uluslararası Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterildi.</li>
<li>Gronoble Film Şenliği’nde Jüri Özel ödülü aldı.</li>
<li>Yedinci Sanat Dergisinin Başlangıcından bugüne konusuyla, anlatımıyla ve oyun düzeniyle Ulusal nitelikler taşıyan bütün zamanların en iyi on filmi sıralamasında birinci oldu.</li>
<li>27. Uluslararası Berlin Film festivalinde Genç Filmler Forumu’nda Ağıt, Endişe ve Umut filmleriyle Yılmaz Güney’e Fibresci Ödülü (özel mansiyon) verildi.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynakça:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong></p>
<ul>
<li>Zahit Atam; Üçüncü Dünya Sineması ve Yılmaz Güney Özelinde Bir Direniş Destanı.</li>
<li>Karadoğan Ali. (2006). <em>Ankara Üniversitesi Türk Sineması ders notları</em></li>
<li>Kıral Erden. (1974). <em>Umut Filminin Ana Çizgileri</em> . Yedinci sanat</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ucuncu-sinema-yilmaz-guney-umut/">Üçüncü Sinema &#8220;Yılmaz Güney &#8211; Umut&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ucuncu-sinema-yilmaz-guney-umut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2572</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünüm Bugünüm Yarınım; Babam ve Oğlum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 15:04:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[80'ler]]></category>
		<category><![CDATA[baba oğul ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[baba ve devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Babam ve Oğlum]]></category>
		<category><![CDATA[Çağan Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[devlet baba]]></category>
		<category><![CDATA[Eko Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kuşkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[politik film]]></category>
		<category><![CDATA[Seksenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2568</guid>
				<description><![CDATA[<p>2005 yılı yapımı Çağan Irmak imzalı Babam ve Oğlum filmi; baba oğul ilişkisi üzerine yapılmış dram türünde bir filmdir. Ziraat Mühendisliği okumak için İzmir’den İstanbul’a gönderilen Sadık (Fikret Kuşkan) babasından gizli gazetecilik okumaya başlar. Babasına söylediğinde baba oğul arasında tartışma çıkar ve Sadık evden kovulur. Yıllarca annesi ile gizli görüşen Sadık 12 Eylül sırasında yazdığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/">Dünüm Bugünüm Yarınım; Babam ve Oğlum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2005 yılı yapımı <strong>Çağan Irmak</strong> imzalı <strong>Babam ve Oğlum</strong> filmi; baba oğul ilişkisi üzerine yapılmış dram türünde bir filmdir. Ziraat Mühendisliği okumak için İzmir’den İstanbul’a gönderilen Sadık (Fikret Kuşkan) babasından gizli gazetecilik okumaya başlar. Babasına söylediğinde baba oğul arasında tartışma çıkar ve Sadık evden kovulur. Yıllarca annesi ile gizli görüşen Sadık 12 Eylül sırasında yazdığı yazılardan dolayı işkence görür, çocuğunun doğumu sırasında eşini kaybeder ve işkencelerden dolayı ciğerleri su toplar, çok az bir ömrü kaldığını öğrenir. Yedi yaşındaki oğlunu da alarak baba evine Seferihisar’a geri döner.</p>
<p>Film ilk bakışta bir aile dramı olarak görülmektedir. Kuşak çatışmasından doğan bir anlaşmazlık gibi gösterilse de film aslında gizli bir politik filmdir. Ataerkil düzende baba her zaman devleti temsil etmektedir. Kültürel söylemlerde “devlet baba” tabiri çok kullanılır. Babam ve Oğlum filminde de baba figürü otoriter bir devleti temsil etmektedir. Anne karakteri genellikle filmlerde bağışlayıcı, yetiştirdiği herkesi her şeyi olduğu gibi benimseyen bağrına basan olarak gösterilir. Eko Feminizm ve Kültürel Feminizm‘de kadını sahiplenildiğinden, doğurganlığından dolayı doğayla eş tutar. Kavgayı, savaşı erkeklerin çıkardığını söyler.  Çağan Irmak’ta filminde anneyi yumuşak, kocasından gizli saklı olarak oğluyla torunuyla görüşen, geleneksel anne figürü olarak yansıtmaktadır. Sadık filmin çekildiği dönemdeki halkı oğlu Deniz ise geleceği temsil etmektedir.</p>
<p>Seksenler‘de yaşayan bir çok insan siyasi ortamdan, devlet baskısından etkilenmiştir. Kimi ailesini kaybetmiş kimi uzun süren işkencelere maruz kalmış ve bu yüzden gerek fiziksel gerekse ruhsal olarak hastalanmıştır. Gelişmekte olan diye adlandıran az gelişmiş ülkelerin bir çoğunda devlet sosyal düzenin varlığını korumak için herkesi aynı düşünmeye, farklı fikirleri engellemeye, çok sesliliğe karşı bir şekilde otorite kurar. Kendi gibi düşünmeyenleri cezalandırır. Seksen döneminde de siyasi olarak insanlar taraf olmuş, fikir çatışmasını kavgaya döndürmüş, bir kesim insan hapislerde cezalandırılmış, bazıları asılmış bazıları sürgüne yollanmış ya da kaçmak durumunda kalmıştır. Kaçan insanlar geri döndüklerinde çok büyük sıkıntılar yaşamış aynı sıkıntıları çocuklarının yaşayacağından korkmuştur. İşte Sadık hem hapse giren kesimin hem de kendi fikirlerini savunduğu ve kendi hayallerini yaşamak için yurt dışına kaçan kesimi temsil etmektedir. Geri döndüğünde hastadır. Babasına hastalığını açıkladığı sahne dönemin ve durumun anlaşılması açısından önem taşımaktadır. <em>“&#8230;Gördüm baba, görmem mi hiç, peki sen hiç bir çocuğun büyüyeceğini görememek ne demek bunu bildin mi? Hiç bilir misin bu duyguyu? Hayat devam edecek, birileri yeni kitaplar yazacak okuyamayacaksın, yeni filmler çekilecek izleyemeyeceksin, sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken dinleyemeyeceksin… Bunlar kolay alışır insan; ama onu büyürken izleyememek, yanında olamamak, ilk kız arkadaşını göremeyecek olmak&#8230;Neden bu isimleri koydun bize baba? Bu kadar mı korktun taa en başından beri bizden? Bu kadar mı yön vermek istedin hayatımıza bize, ben kendi yolumu bulmak isteyince he!&#8230;Ona bir oda ver baba zaman zaman çıkıp gidebileceği bir odası olsun&#8230;” </em>Bir dönemin acı çeken gençliği bir süre sonra yeni nesiller yetiştirecek yaşlara gelir. Kendilerinin maruz kaldıkları baskılara inat çocuklarını özgür bırakırlar. Çocukların bir odası olur zaman zaman çıkıp gidebileceği bir odası&#8230; Ancak o daha özgür yetiştirilen çocukların başında özgür düşünceli, kendi fikirlerini rahat rahat savunmalarına izin veren babaları maalesef olmaz. Onlar dedelerinin verdikleri cezaların sonucunu yaşarlar. Çocuklara bu sefer dedeleri bakar, büyütür. Kendi isteklerini yaşadıklarını ya da yaşayacaklarını düşünürler ama tarih tekrar eder. Filmin son sahnesinde Deniz film makinesi ile babasının gençliğini görür dedesinin kucağında. Orta kuşak yok edilmiş bir kuşaktır. Sosyologların büyük bir kısmı doksanlar dönemini yitik kuşak olarak değerlendirir. Geçmişten kopmaya çalışan ancak geçmişe bağlı kalanlar tarafından yetiştirilmiş, her daim korku ve baskıya maruz kalmış bir neslin çocuklarıdır doksanlar. Okumanın kötü olduğu düşüncesi alttan alta işlenmiş, yeni çıkan teknoloji ile hayatla olan bağlantıları kesilmiş. Hayal etmeleri yerine hap gibi hazır olarak ellerine, benliklerine verilmiştir. Özgürlük düşüncesi ile bir önceki kuşaklara benzemesinler diye sözde özgülükleri vardır. Görünmeyen tellerle etrafları çevrilmiştir.</p>
<p><em>“Büyüdükçe hayaller küçülür mü baba?”</em> Bu soru küçük Deniz’den gelir filmin son sahnesinde. Gelecek neslin geçmişiyle vedasıdır bu. İnsanlar küçükken hayal eder, büyür ve hayallerine hayatlar engel olur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/">Dünüm Bugünüm Yarınım; Babam ve Oğlum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2568</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Suffragette(Diren): Birinci Dalga Feminizm ve Oy Hakkı Mücadelesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 07:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Çınar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart 2016]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Dalga Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Çeneli Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Emekçi Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Davidson]]></category>
		<category><![CDATA[Emmeline Pankhurts]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminist mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hubertine Auclert]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Hakları Beyannamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara oy hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınların Sosyal ve Politik Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Karen Often]]></category>
		<category><![CDATA[Maud Watts]]></category>
		<category><![CDATA[Olympe de Gouge]]></category>
		<category><![CDATA[oy hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Gavron]]></category>
		<category><![CDATA[Suffragette]]></category>
		<category><![CDATA[Süfrajetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2549</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Madem ki kadına giyotine gitme hakkı veriliyor, Öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir.” Birinci Dalga Feminizm olarak kavramsallaştırılacak olan hareket, Fransız Devrimi ardından, cinsiyetler arası eşitsizliğin devam etmesi ve 1791 Anayasası kabulü öncesi, devrime kitlesel olarak katılmış kadınların eşit yurttaşlık taleplerinin görmezden gelinmesiyle; ‘Kadın Hakları Beyannamesi’ni hazırlayan Olympe de Gouge ve beraberindeki kadınların mücadelesiyle varlık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/">Suffragette(Diren): Birinci Dalga Feminizm ve Oy Hakkı Mücadelesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><em>“Madem ki kadına giyotine gitme hakkı veriliyor,</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir.”</em></p>
<p>Birinci Dalga Feminizm olarak kavramsallaştırılacak olan hareket, Fransız Devrimi ardından, cinsiyetler arası eşitsizliğin devam etmesi ve 1791 Anayasası kabulü öncesi, devrime kitlesel olarak katılmış kadınların eşit yurttaşlık taleplerinin görmezden gelinmesiyle; ‘Kadın Hakları Beyannamesi’ni hazırlayan Olympe de Gouge ve beraberindeki kadınların mücadelesiyle varlık göstermiştir. Karen Often, ‘feminizm’in Avrupa’da ancak 1880’lerde kadınların özgürlüklerine kavuşmalarıyla eş anlamlı olarak kullanılmaya başlandığını belirtir. Örneğin, kadınların oy kullanma hakkını savunan Hubertine Auclert ilk olarak 1882’den itibaren kendini feminist olarak tanımlamıştır. 1894/95’e gelindiğinde, terim Manş Kanalı’nı aşıp nihayet Britanya’ya ulaşmıştır (Maggie Humm, 1994).</p>
<p>Sarah Gavron’ın yönetmenliğini yaptığı <strong>Suffragette(2015)</strong>, İngiltere’de erkeklerle eşit vatandaşlık hakkına sahip olmak isteyen kadınların, oy hakkı mücadelesini anlatır. Hareket, 1905’te Emmeline Pankhurts öncülüğünde, Kadınların Sosyal ve Politik Birliği(WSPV)’nin kurulmasıyla mücadeleye başlamış ve -birinci dünya savaşının da neden olduğu bir gecikmeyle- 1928 yılında süfrajetler oy kullanma hakkını nihayet kazanmışlardır. Film, 1912 Londra’sında işçi kadınların mücadeleye katılışının ve pasif direniş eylemleriyle yürütülen mücadelenin, hükümet tarafından görmezden gelinmesiyle, hareketin radikalleşmesini konu alır.</p>
<p>Açılış sahnesinde, bir çamaşırhanede, kadınlar kötü koşullarda, bitkin şekilde çalışmaktayken; kadınlara neden oy hakkı verilmemesi gerektiğini, kendini her fırsatta onaylayan kalabalığa anlatan bir erkek üst ses olarak duyulur: <em>“Kadınlar sakin bir mizaca veya siyasal ilişkileri muhakeme edebilecek akli dengeye sahip değildirler. Kadınların oy kullanmasına izin verirsek sosyal yapımız bozulur. Kadınlar babaları, kocaları ve ağabeyleri tarafından gayet iyi temsil ediliyor. Oy hakkı verildiği anda önüne geçmek imkansız olacak. Kadınlar parlamento üyesi, bakan, yargıç olmayı talep edecektir.” </em>Bu türden bir düşünceyi, erkek aklının ürettiği, ikili karşıtlıklar söylemi üzerinden açıklamak mümkün. Bu alana özgü kurucu ikili karşıtlıklar, özne ile nesne, akıl ile doğa, madde ile tin gibi ayrımlardır ki bu modern karşıtlıklar sistemi asıl olarak toplumsal cinsiyet ayrımına yaslanarak kurulmuştur; özne ile akıl eril olana, nesne ile doğa ise dişil olana atfedilmiştir. Böylelikle erkek, bu karşıtlıklar dili üzerinden, kadın üzerinde güçlü bir hâkimiyet-tahakküm-denetim kurma arayışını somutlamıştır.</p>
<p>Maud Watts, bir teslimat için bulunduğu caddede, süfrajetlerin vitrin camlarını taşladıkları eyleme tanık olur, eylemciler arasında aynı çamaşırhanede çalıştığı Violet de vardır. Kadınları radikal bulmuş olsa da, çamaşırhanede on üç yaşındaki bir işçiye tecavüz etmeye çalışan patronunu gördükten sonra, Birleşik Krallık Parlamentosu’na kadın haklarının genişletilmesini öneren yasa tasarısının tartışıldığı ve çalışan kadınların dinleneceği oturuma Violet’le birlikte Maud’da katılır. Kadınlara çalışma koşulları, kazançları, oy hakkına neden sahip olmak istedikleri sorulur ve parlamentoya sunulmak üzere kayıt altına alınır. Görüşmeler sonucunda ‘kadınların oy hakkı yasasını değiştirmeyi destekleyecek kanıtın bulunmadığı’ öne sürülerek kadınlara oy hakkı verilmeyeceği açıklanır.</p>
<p><em>‘Deeds not Words’</em></p>
<p>Yasa tasarısının ikinci kez düşmesiyle – 1905 yılında Kadınların Sosyal ve Politik Birliği, Birleşik Krallık Parlamentosu üyelerinden birini kadınlara oy hakkı için bir yasa tasarısını parlamentoya sunmak için ikna etmiştir ve bu yasa tasarısı da son anda düşmüştür-  pasif direniş, sivil itaatsizlik ve barışçıl eylemlerle sürdürdükleri mücadele hızla radikalleşmiştir. Telgraf ağlarının ve bazı kamu binalarının bombalanması, kiliselerin kundaklanması, çiftliklerin yakılması gibi eylemler, tutuklamalara yol açmıştır. İngiliz Hükümeti tutuklulara politik hükümlü statüsü vermeyince, kadınlar açlık grevlerine başlamıştır. Dünyada bir mücadele etme yöntemi olarak açlık grevini ilk uygulayanlar süfrajetlerdir  -bir diğer örneği Amerikalı kadınların oy mücadelesini anlatan ‘Demir Çeneli Melekler’- Kadınların açlık grevinde hayatlarını kaybetmesi halinde, harekete katılımın ve kamuoyunda harekete yönelik ilginin artmasından çekinen hükümet, açlık grevlerine karşı zorla besleme uygulamasına başlamıştır.</p>
<p>Eşit yurttaşlık mücadelesi, oy hakkı ekseninde yoğunlaşmış olsa da film, kadınların mahrum bırakıldığı diğer anayasal haklara da dikkat çeker. Aynı çamaşırhanede, erkek çalışanlardan fazla mesai yapan kadınlar, erkeklerden daha az maaş almaktadır. Üstelik kadınların ekonomik varlıklarını da erkekler idare etmektedir, Maud maaşını aldığı gibi kocasına verir. Kadınların çocukları üzerinde vekalet hakkı bulunmamaktadır, çocuğunun başka bir aileye –erkeğe- evlatlık verilebilmesi için Maud’ın rızasına gerek yoktur. Üst sınıftan bir kadını, kocası kefaletini ödeyerek içerden çıkardığında kadın arkadaşlarınınkini de ödemesi için adama yalvarır ve sonunda kulağına ‘harcadığın para zaten benim’, der. Kadınların yasal olarak mülk edinme ve mirastan pay alma hakları bulunmamaktadır.</p>
<p>Süfrajetler, yaptıkları onca eylemin basında karşılık bulmaması üzerine, kralın da katılacağı bir at yarışında eylem yapma kararı alırlar, böylelikle dünya basınında seslerini duyurabileceklerdir. Kral’a yaklaşıp planladıkları eylemi gerçekleştiremeyince, Emily Davidson protesto amacıyla kendini Birleşik Krallık Hükümdarı V. George’un atının önüne atar ve hayatını kaybeder. Filmin oy hakkı kazanımından önce bitmesi, mücadelenin hala devam ediyor oluşuna bir göndermedir, öyle ki Katar’da 2003, Suudi Arabistan’da ise 2015’te kadınlar oy kullanma hakkına sahip olmuşlardır. Süfrajetler, 1928 yılında oy hakkını kazanmışlardır.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/TH_r6-JpO9Q?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/">Suffragette(Diren): Birinci Dalga Feminizm ve Oy Hakkı Mücadelesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2549</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lars Von Trier Sineması ve Fırsatlar Ülkesi: Amerika Üçlemesinin İlk Filmi Dogville</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/lars-von-trier-sinemasi-ve-firsatlar-ulkesi-amerika-uclemesinin-ilk-filmi-dogville/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/lars-von-trier-sinemasi-ve-firsatlar-ulkesi-amerika-uclemesinin-ilk-filmi-dogville/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Feb 2016 11:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belce Örü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika Üçlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cannes]]></category>
		<category><![CDATA[distopik film]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[Dogma 95]]></category>
		<category><![CDATA[Dogville]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik ve kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Lars Von Trier]]></category>
		<category><![CDATA[Nicole Kidman]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Trier]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2389</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dogville, dogma 95 akımı ve çektiği aykırı filmlerle tanınan Lars Von Trier’in Fırsatlar Ülkesi: Amerika üçlemesinin (Dogville 2003, Manderley 2005, Washington)  ilk filmidir. Film dokuz bölümden oluşur ve her bölümde filmde yer alan farklı bir karakterin esas oyuncu (Grace) ile arasındaki ilişkiye ışık tutulur. Filmde Grace adlı bir kadın mafyanın elinden kaçmak için şehrin uzağındaki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lars-von-trier-sinemasi-ve-firsatlar-ulkesi-amerika-uclemesinin-ilk-filmi-dogville/">Lars Von Trier Sineması ve Fırsatlar Ülkesi: Amerika Üçlemesinin İlk Filmi Dogville</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dogville</strong>, dogma 95 akımı ve çektiği aykırı filmlerle tanınan <strong>Lars Von Trier</strong>’in <em>Fırsatlar Ülkesi: Amerika</em> üçlemesinin (Dogville 2003, Manderley 2005, Washington)  ilk filmidir. Film dokuz bölümden oluşur ve her bölümde filmde yer alan farklı bir karakterin esas oyuncu (Grace) ile arasındaki ilişkiye ışık tutulur. Filmde Grace adlı bir kadın mafyanın elinden kaçmak için şehrin uzağındaki bir kasabaya sığınır. Bunun için kasabanın sözü dinlenen insanı olan Tom’un da yardımını alır. Tom’un ısrarı sonucunda kasaba halkı kendi aralarında bir toplantı yaparlar ve Grace’i iki haftalık bir deneme süresine tabi tutmaya karar verirler. Süre bitiminde kasaba halkı Grace’in kasabada kalması konusunda oy birliğine varırsa onunla birlikte yaşamaya devam edeceklerdir. Bu süre zarfında iki tarafta birbirini daha yakında tanımaya başlar. Filmde Grace, adı gibi iyiliğin güzelliğin ve merhametin simgesi, Tom ise Grace için bir rehber ve akıl hocasıdır. Yönetmen bu metnin arka planında toplumsal ilişkilerin temelinde yatan baskı ve iktidar mekanizması ile Amerikan hegemonya tarihine göndermelerde bulunur.</p>
<p><figure id="attachment_2391" aria-describedby="caption-attachment-2391" style="width: 471px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Film-afişi-Grace-karakterini-canlandıran-Nicole-Kidman.jpg" rel="attachment wp-att-2391"><img class=" td-modal-image wp-image-2391 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Film-afişi-Grace-karakterini-canlandıran-Nicole-Kidman.jpg?resize=471%2C660" alt="Film afişi: Grace karakterini canlandıran Nicole Kidman" width="471" height="660" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Film-afişi-Grace-karakterini-canlandıran-Nicole-Kidman.jpg?w=471&amp;ssl=1 471w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Film-afişi-Grace-karakterini-canlandıran-Nicole-Kidman.jpg?resize=214%2C300&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 471px) 100vw, 471px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2391" class="wp-caption-text">Film afişi: Grace karakterini canlandıran Nicole Kidman</figcaption></figure></p>
<p>Yönetmen, Dogville’de izleyicilere saf iyilik var mıdır, iyilik ve kötülük nedir, bu kavramlar insanların menfaatlerine göre değişkenlik gösterebilir mi sorularını yöneltiyor.  Gücü kullanarak kötülüğün uygulayıcısı olmak mı yoksa kötülük karşısında pasif kalıp onun içinde yer almamak mı daha kabul edilebilir ve daha ahlaklıdır sorusu filmin özellikle üzerinde durduğu bir diğer önemli soru. Grace, filmin son sahnesine kadar tüm iyi niyetiyle kasaba halkının işkencelerine maruz kalırken aslında sürekli Tom’a sığınması ve yapılanlara boyun eğmesi ölçüsünde zaten kötülüğün aracısı haline gelmiyor mu? Hal böyle olunca aslında filmde masum olan bir kişiden bile söz etmek pek mümkün olmuyor. Bu noktada Nuri Bilge Ceylan’ın kış uykusu filmin de geçen konuşmaları hatırlıyorum. Bize karşı kötü bir davranış şeklini affettiğimizde bu tutumumuzla karşı tarafı daha çok mu yüreklendiririz yoksa aksine hatasını kendisinin görmesi için ona bir şans mı vermiş oluruz. Grace’in kasaba halkını ilk etapta affetmesiyle onun pasif bir direniş örneği sergilediğini söyleyebilir miyiz? Açıkçası hiç zannetmiyorum. Çünkü Grace’in filmin son bölümüne kadar sergilediği tutumun adını affetmek değil de sineye çekmek olarak değiştirsek sanırım daha doğru bir yaklaşımda bulunmuş oluruz. Bu da daha çok gücü kimin elinde bulundurduğu ve hangi tarafın daha avantajlı olduğuyla alakalı bir husustur. Zira şartlar değiştiğinde Grace’in de affetmek yerine intikam almayı tercih ettiğini filmin son bölümünde izliyoruz. Bu düşünceden yola çıkarak film boyunca ancak Dostoyevski romanlarında rastlayabileceğimiz bir karaktere hayat veren Tom’un ahlaklı bir birey olmak için yaptığı sorgulamaların şişkin egosundan izler taşıması gibi, babasına karşı aldığı cesur tavrı kasaba halkı karşında sürdüremeyen ve yaprak misali savrulan Grace içinde babasının tespiti gibi kibirli ve küstah diyebiliriz. Gerçi filmin sonlarına doğru ölüm korkusu Tom’u sardığında Grace’i yanına çağırıp ona ölümden korkuyorum sence bu yanlış bir şey mi diye sorması mideye kramplar girmesine sebebiyet verebilir. Filmin başlarında Tom’a karşı beslenen olumlu duyguların zamanla yön değiştirip olumsuza dönüştüğünün ve en sonunda bu soruyla birlikte zirveye ulaştığını hissedebilirsiniz.</p>
<p><figure id="attachment_2392" aria-describedby="caption-attachment-2392" style="width: 554px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Hitler’e-sempati-beslediğini-belirten-açıklamalarından-sonra-Cannes-film-festivalin-istenmeyen-adamı-haline-gelen-Lars-Von-Trier..jpg" rel="attachment wp-att-2392"><img class=" td-modal-image wp-image-2392 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Hitler’e-sempati-beslediğini-belirten-açıklamalarından-sonra-Cannes-film-festivalin-istenmeyen-adamı-haline-gelen-Lars-Von-Trier..jpg?resize=554%2C461" alt="Hitler’e sempati beslediğini belirten açıklamalarından sonra Cannes film festivalin istenmeyen adamı haline gelen Lars Von Trier." width="554" height="461" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Hitler’e-sempati-beslediğini-belirten-açıklamalarından-sonra-Cannes-film-festivalin-istenmeyen-adamı-haline-gelen-Lars-Von-Trier..jpg?w=554&amp;ssl=1 554w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Hitler’e-sempati-beslediğini-belirten-açıklamalarından-sonra-Cannes-film-festivalin-istenmeyen-adamı-haline-gelen-Lars-Von-Trier..jpg?resize=300%2C250&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 554px) 100vw, 554px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2392" class="wp-caption-text">Hitler’e sempati beslediğini belirten açıklamalarından sonra Cannes film festivalin istenmeyen adamı haline gelen Lars Von Trier.</figcaption></figure></p>
<p>Filmde üzerinde önemle durulması gereken noktalardan biri yönetmenin Amerikan toplumuna ve kapitalizme yönelttiği eleştirilerdir. Grace, kasaba sakinleri tarafından sevilmek ve kendisine burada bir yer edinmek için çalışmaya, insanlara yardımcı olmaya karar verir. Kasaba halkı ilk etapta yardıma ihtiyaçları olmadığı konusunda diretseler de sonrasında Grace onları mutlu etmek için düşük ücretle çok uzun saatler çalışmak durumunda kalır. Zaman içinde Grace, kasaba ahalisi tarafından hem acımasızca çalıştırılır hem de kendi bedeni ve kişilik hakları üzerindeki iradesini kaybeder kısacası sömürü sisteminin bir parçası haline gelir.  İlk başta ağzıyla kuş tutsa da kasaba halkına yaranamayan Grace, filmin ilerleyen bölümlerinde büyükten küçüğe tüm kasaba halkının kölesi haline gelir. Yapılanlardan dolayı kasaba halkı vicdanlarını rahatlamak için çok fazla neden aramaya bile gerek duymaz çünkü Grace onlardan biri değildir. Bu kadın, aralarına sonradan dahil olan ne düğü belirsiz bir yabancıdır bu yüzden onu aslında hiçbir zaman tam olarak aralarına kabul etmezler ve ona türlü işkenceler uygulamakta kendilerini haklı görürler.</p>
<p>Lars von Trier için saf iyilik, insan doğası, toplumsal ahlak önemli kavramlardır ve genellikle filmlerini bu meseleler çerçevesinde ele alır. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda zaten Dogville’in sadece Amerika’daki özel bir kasaba değil dünya üzerindeki herhangi bir yerleşim yeri olabileceğini de anlamış oluruz. Çünkü yönetmenin vurguladığı gibi doğru zaman ve doğru şartlar altında güce sahip olan insanlar sevimli bir kasabayı bile zamanla Dogville gibi bir işkence yuvasını dönüştürebilirler. Dolayısıyla Tom’un da filmin ilk bölümünde ifade ettiği gibi Dogville, yeryüzündeki herhangi bir yerleşim yerine örnek gösterebilir.</p>
<p>Yönetmenin diğer filmlerinde olduğu gibi Dogville&#8217;de de ağır dramatik hava içerisinde bile masalsı detaylar yakalamak mümkün. Karakter inşası ne kadar başarılı olursa olsun filmin dönüm noktalarında realiteden uzaklaşıp hayali bir dünyada yolculuğa çıkan kahramanlar izleyiciyi Lars von Trier filmlerinde çoğu zaman şaşırtmayı başarıyor. Bu kopukluk ve karakterlerin içine düştüğü çelişkiler filmin bütünlüğü içerisinde zaman zaman bir hayli sıratabiliyor. Beni esas şaşırtan ise Trier’in yönetmenlik dehasının, filmin teknik boyutundan düşünsel tarafına geçildiğinde sekteye uğraması. Filmin sonunda Grace kendisine acı çektiren her karakterden intikamını alırken bir tek köpek Musa’yı cezalandırmıyor. Zaten hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı hayvana zarar vermeme nedenin altında ise belki işine yarar diye kendisinden çaldığı kemik yatıyor. Yaptığı hata nedeniyle Grace’in çektiği vicdan azabı ve bu doğrultuda köpeğe zarar vermeyerek gösterdiği asil davranış intikam alırken ölçülü ve adil davranmak gerektiğinin en güzel örneği. Ayrıca yönetmenin saf iyiliğin var olabileceğine dair inancı ve Kant&#8217;ın evrensel ahlak kuralları üzerine yaptığı sorgulamalar kimi zaman filmin fazla dramatize edilmiş siyah ve beyaz kadar keskin hatlar üzerine inşa edilmiş, didaktik bir yapıta dönüşmesine neden oluyor.</p>
<p><figure id="attachment_2393" aria-describedby="caption-attachment-2393" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Trier-en-son-tartışmalara-konu-olan-Nymphomaniac-filmini-çekti..jpg" rel="attachment wp-att-2393"><img class=" td-modal-image wp-image-2393 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Trier-en-son-tartışmalara-konu-olan-Nymphomaniac-filmini-çekti..jpg?resize=640%2C370" alt="Trier, en son tartışmalara konu olan Nymphomaniac filmini çekti." width="640" height="370" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Trier-en-son-tartışmalara-konu-olan-Nymphomaniac-filmini-çekti..jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Trier-en-son-tartışmalara-konu-olan-Nymphomaniac-filmini-çekti..jpg?resize=300%2C173&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2393" class="wp-caption-text">Trier, en son tartışmalara konu olan Nymphomaniac filmini çekti.</figcaption></figure></p>
<p>Grace ve babasının filmin sonlarına doğru yaptıkları sohbetin ise üç saate yakın bir süre zarfında acıklı bir Türk filmi tadında izlenen Dogville için katalizör görevi gördüğünü düşünmekteyim. Fakat film için sette bir kasaba oluşturulması, olmayan kapılar varmış gibi tiyatral bir havanın yaratılması, sokak isimlerinin hatta Musa diye çağrılan köpeğin bile set zeminine tebeşirle çizilmesi fikri gerçekten çok yaratıcı. Lars von Trier’in diğer filmleri gibi Dogville’de de yönetmenliği olağanüstü başarılı. Nicole Kidman (Grace) başta olmak üzere filmin tüm oyuncularının performanslarına zaten söylenecek söz yok. Tom karakterini ise İngiliz aktör Paul Bettany canlandırmış. Bergman filmlerinde performansını sıklıkla izlediğimiz Harriet Andersson, Stellan skarsgård, James Caan ve Lauren Bacall filmde yer alan diğer isimlerden birkaçı. Son olarak film, en iyi Danimarka Film ödülü, en iyi kostüm ödülü, en iyi senaryo ödülü Avrupa film ödüllerinde en iyi sinematografi ödülü gibi birçok ödüle layık görüldü.</p>
<p><strong>Dogville Film Özeti</strong></p>
<p>Dogville, dogma 95 akımı ve çektiği aykırı filmlerle tanınan Lars Von Trierin Fırsatlar Ülkesi: Amerika üçlemesinin ( Dogville 2003, Manderley 2005, Washington)  ilk filmidir. Film dokuz bölümden oluşur ve her bölümde filmde yer alan farklı bir karakterin esas oyuncu (Grace) ile aralarındaki ilişkiye ışık tutulur. Filmde Grace adlı bir kadın mafyanın elinden kaçmak için şehrin uzağındaki bir kasabaya sığınır. Bunun için kasabanın sözü dinlenen insanı olan Tom’un da yardımını alır. Tom’un ısrarı sonucunda kasaba halkı kendi aralarında bir toplantı yaparlar ve onu iki haftalık bir deneme süresine tabi tutmaya karar verirler. Süre bitiminde olumlu karar verirlerse onunla birlikte yaşayacaklardır. Bu süre zarfında iki tarafta birbirini daha yakında tanımaya başlar. Filmde Grace adı gibi iyiliğin güzelliğin ve merhametin simgesi, Tom ise Grace için bir rehber ve akıl hocasıdır. Yönetmen bu metnin arka planında toplumsal ilişkilerin temelinde yatan baskı ve iktidar mekanizması ile Amerikan hegemonya tarihine göndermelerde bulunur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lars-von-trier-sinemasi-ve-firsatlar-ulkesi-amerika-uclemesinin-ilk-filmi-dogville/">Lars Von Trier Sineması ve Fırsatlar Ülkesi: Amerika Üçlemesinin İlk Filmi Dogville</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/lars-von-trier-sinemasi-ve-firsatlar-ulkesi-amerika-uclemesinin-ilk-filmi-dogville/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İntikamdan Doğan Bir Hareket: Diriliş (The Revenant)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/intikamdan-dogan-bir-hareket-dirilis-the-revenant/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/intikamdan-dogan-bir-hareket-dirilis-the-revenant/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Feb 2016 07:51:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazel Güney]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[2016 Oscar Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[Akademi Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alejandro Gonzalez Innarıtu]]></category>
		<category><![CDATA[DiCaprio]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Innarıtu]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo DiCaprio]]></category>
		<category><![CDATA[Lubezki]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Punke]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar 2016]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[sanat filmi]]></category>
		<category><![CDATA[şiirsel sinema]]></category>
		<category><![CDATA[The Revenant]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Hardy]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2324</guid>
				<description><![CDATA[<p>İntikam soğuk yenen bir yemek, bazen de Tanrının inisiyatifine kalmış bir durum haline gelebilir. İnsanın insan üzerindeki sonsuz baskısı ve ezme içgüdüsü, sahip olduğumuz doğayı katlettiği gibi; sahip olduklarımızı da bizden çalabilir. İşte bu çalma dürtüsünün gerçekleştiği ilk andan itibaren, insan var olduğu kişiliğinden soyunup, yeni bir benlik kazanır. Tabii bu kazanılan benliğin altında toplumun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intikamdan-dogan-bir-hareket-dirilis-the-revenant/">İntikamdan Doğan Bir Hareket: Diriliş (The Revenant)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İntikam soğuk yenen bir yemek, bazen de Tanrının inisiyatifine kalmış bir durum haline gelebilir. İnsanın insan üzerindeki sonsuz baskısı ve ezme içgüdüsü, sahip olduğumuz doğayı katlettiği gibi; sahip olduklarımızı da bizden çalabilir. İşte bu çalma dürtüsünün gerçekleştiği ilk andan itibaren, insan var olduğu kişiliğinden soyunup, yeni bir benlik kazanır. Tabii bu kazanılan benliğin altında toplumun her kesimini etkileyecek ideolojik aygıtların da olduğunu ve bu her bir aygıtın, normun ve kavramın bir insandan çıkıp; milyonlarca insanı ve milyonlarca insanın geleceğini etkilediğini de unutmamız gerekir. İşte <strong>Alejandro Gonzalez Innarıtu</strong>’nun çektiği ve başrolünde <strong>Leonardo DiCaprio</strong>’nun olduğu <strong>The Revenant</strong> bizlere bu durumları sorgulatıyor.</p>
<p><figure id="attachment_2332" aria-describedby="caption-attachment-2332" style="width: 337px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/revenant-dirilis.jpg" rel="attachment wp-att-2332"><img class=" td-modal-image wp-image-2332 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/revenant-dirilis.jpg?resize=337%2C209" alt="Leonardo DiCaprio, filmde muhteşem bir performans sergiliyor." width="337" height="209" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/revenant-dirilis.jpg?w=337&amp;ssl=1 337w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/revenant-dirilis.jpg?resize=300%2C186&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/revenant-dirilis.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 337px) 100vw, 337px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2332" class="wp-caption-text">Leonardo DiCaprio, filmde muhteşem bir performans sergiliyor.</figcaption></figure></p>
<p>Alejandro Gonzalez Inarritu’nun <strong>Michael Punke</strong>’ın romanından yola çıkarak çektiği filmin konusu; Hugh Glass’ın  ayı yavrusunu avladığı sırada, anne ayının bunu fark etmesi ve Glass’ı ölümcül darbelerle yaraladıktan sonra; arkadaşlarının onu ölüme terk etmesi üzerine verdiği yaşam savaşını anlatıyor. Bu savaşı verirken aklındaki tek şey ise intikam duygusu oluyor.  Peki bu intikam duygusu doğa ile savaşan insanın mücadelesi esnasında ne kadar bize geçiyor?</p>
<p>Inarritu  filmi her zaman aşina olduğumuz macera filmlerinden ayrı bir yerde tutuyor. Glass oğlunun intikamını almak için aylarca doğa ile savaşmak, yaralarını iyileştirmek ve içindeki ateşi körüklemek için bir savaş veriyor. Karlarla kaplı dağlarda yürüyor, soğuk sularda yüzüyor, çiğ çiğ hayvanları yiyor.</p>
<p><figure id="attachment_2333" aria-describedby="caption-attachment-2333" style="width: 480px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/The-Revenant.png" rel="attachment wp-att-2333"><img class=" td-modal-image wp-image-2333 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/The-Revenant.png?resize=480%2C268" alt="Diriliş, her ne kadar bir intikam temasıyla başlasa da asıl temayı filmin tamamına baktığımızda anlayabiliriz." width="480" height="268" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/The-Revenant.png?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/The-Revenant.png?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2333" class="wp-caption-text">Diriliş, her ne kadar bir intikam temasıyla başlasa da asıl temayı filmin tamamına baktığımızda anlayabiliriz.</figcaption></figure></p>
<p>Glass, yaşamak için ne gerekiyorsa yapıyor. Soğuktan donmamak için bir atın içinde uyumayı bile göze alıyor. Biz film boyunca pür dikkat kesiliyoruz ve ayrıca gerilim yaşıyoruz. Bunun etkisinde muhteşem çekimlerin ve doğa manzarasının etkisi de büyük. Fakat filmin başındaki ayı ile olan mücadele bizlere her ne kadar doğa ve insanın savaşını bir metafor olarak sunsa ve bunu Glass’ın intikamıyla bağdaştırsa da,  o intikam olayı bir yan anlam olarak kalıyor. Bir zaman sonra biz artık Glass’ın intikamına değil; Glass’ın yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. Bu da ister istemez filmin “<em>intikam</em>” üzerine olan mottosunun kırılmasına neden oluyor.</p>
<p><figure id="attachment_2334" aria-describedby="caption-attachment-2334" style="width: 385px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/the-revenant-dirilis.jpg" rel="attachment wp-att-2334"><img class=" td-modal-image wp-image-2334 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/the-revenant-dirilis.jpg?resize=385%2C271" alt="Hayatta kalma mücadelesinde doğayla insanın acımasız savaşına tanık oluruz." width="385" height="271" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/the-revenant-dirilis.jpg?w=385&amp;ssl=1 385w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/the-revenant-dirilis.jpg?resize=300%2C211&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 385px) 100vw, 385px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2334" class="wp-caption-text">Hayatta kalma mücadelesinde doğayla insanın acımasız savaşına tanık oluruz.</figcaption></figure></p>
<p>İntikam olayına tekrar dönersek; Glass’ın ben zaten öldüm diyerek aslında psikolojik olarak da iç dünyasını yansıttığını ve onu yaşatan şeyin zaten oğlunu öldüren kişiden alacağı intikamı olduğunu düşünüyoruz. Bunun yanında her ne kadar beyaz olsa da, Glass’ın ölen oğlu aslında bir Kızılderili. Çünkü Glass bir pawnee kadınıyla evliydi. Buradan baktığımızda bu cümleler bizi; hem beyaz bir insanın dışlanan bir insanla evlenmiş olması ve her iki ötekiyi de kaybetmesi durumuyla,  hem de kendisinin karısı ve çocuğunun soyunu kurutanlarla çalışması ve hayvanları katletmesi durumlarındaki ikilemi yansıtmasıyla bizleri taraf olmaktan daha çok; dünyanın acımasızlığını sorgulamamıza neden oluyor Yani şu andan itibaren salt bireysel bir intikamdan bahsedebilir miyiz? Aslında konum ve sosyolojik normlar açısından da bir intikam söz konusu. Fakat bu noktada bu durumlar filmde bir eyleme değil, eylemsizliğe dönüşüyor. Bu da filmin sonlarına doğru bir tempo düşüklüğüne neden oluyor.</p>
<p><figure id="attachment_1690" aria-describedby="caption-attachment-1690" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/the-revenant-leonardo-dicaprio.jpg" rel="attachment wp-att-1690"><img class=" td-modal-image wp-image-1690 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/the-revenant-leonardo-dicaprio.jpg?resize=640%2C460" alt="Leonarda Dicaprio &quot;Diriliş&quot;" width="640" height="460" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/the-revenant-leonardo-dicaprio.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/the-revenant-leonardo-dicaprio.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/the-revenant-leonardo-dicaprio.jpg?resize=536%2C386&amp;ssl=1 536w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/the-revenant-leonardo-dicaprio.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1690" class="wp-caption-text">Leonarda Dicaprio &#8220;Diriliş&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Diriliş için bir <em>sanat filmi</em> adlandırması da yapabiliriz. Bunun kesinlikle böyle bir kategoride incelenmesi gerekir diyemem. Fakat görüntü yönetmeni <strong>Lubezki</strong>’nin muhteşem doğa çekimleri, Inarritu’nun kamera açılarıyla birleşmesi; üzerine filmin çoğu zaman diyalogsuz olması ister istemez bu etkiyi yaratıyor.</p>
<p>Leonardo DiCaprio’nun performansı filmin başarısında önemli kilit  noktalarından biri. Çünkü gerek mimik, gerekse doğayla girdiği çetin mücadelede verdiği oyunculuk performansı bizi Glass’ın yaşam evrenine sokuyor. Aynı şekilde <strong>Tom Hardy</strong>’nin (Fizgerald) oyunculuğu da Leonardo DiCaprio kadar muazzam. Ekip olarak bir animasyon stüdyosunda çekmeyip, doğal ortamlarda gerçeklik içinde her şeyin çekilmiş olması da, filmin görsel olarak bizi tatmin etmesinin ötesinde, gerçekliğin tüm acımasızlığı ve doğallığını iyi bir diyalektik üzerinden verdiği için ayrı bir tatla bizi içine alıyor.</p>
<p>Beyazların gelişi ile Kızılderelilerin katledilmesi, onların doğasına müdahale edilmesi, modern dediğimiz insanların bunu yaparken kendilerinde hak görmesi ve hayvanların acımasızca öldürülmesi durumları filmin alt metinlerini tamamlıyor. Ama sonunda bir eksiklik hissiyati de uyanmıyor değil.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/intikamdan-dogan-bir-hareket-dirilis-the-revenant/">İntikamdan Doğan Bir Hareket: Diriliş (The Revenant)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/intikamdan-dogan-bir-hareket-dirilis-the-revenant/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2324</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SHAME / Ingmar Bergman: Savaşın Yıkıcılığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/shame-ingmar-bergman-savasin-yikiciligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/shame-ingmar-bergman-savasin-yikiciligi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Feb 2016 07:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belce Örü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ataerkillik]]></category>
		<category><![CDATA[Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Bergman sineması]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[İskandinav sineması]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Liv Ullman]]></category>
		<category><![CDATA[oterite]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Shame]]></category>
		<category><![CDATA[Skammen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2274</guid>
				<description><![CDATA[<p>Shame (Skammen) filmi, Ingmar Bergman&#8216;ın sinemayı izleyicinin kurmacayla gerçeklik, hayalle gerçek arasındaki farkı hatırlaması ve film boyunca kendi içine dönmesi kendisiyle yüzleşmesi, filmle ilgili kendi çıkarımlarını yapması için yakın plan çekimlere çok fazla yer verdiği, kurguda sekanslar arası karartmaları daha sık kullandığı, gölge oyunlarına her zamankinden çok başvurduğu 5. dönem filmleri arsında yer alır. Bergman&#8217;ın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/shame-ingmar-bergman-savasin-yikiciligi/">SHAME / Ingmar Bergman: Savaşın Yıkıcılığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Shame (Skammen)</strong> filmi, <strong>Ingmar Bergman</strong>&#8216;ın sinemayı izleyicinin kurmacayla gerçeklik, hayalle gerçek arasındaki farkı hatırlaması ve film boyunca kendi içine dönmesi kendisiyle yüzleşmesi, filmle ilgili kendi çıkarımlarını yapması için yakın plan çekimlere çok fazla yer verdiği, kurguda sekanslar arası karartmaları daha sık kullandığı, gölge oyunlarına her zamankinden çok başvurduğu 5. dönem filmleri arsında yer alır. Bergman&#8217;ın gölge oyunlarına sıklıkla başvurmasının nedeni Jung&#8217;a göre gölgenin kişisel bilinçdışı olmasıdır. Toplumsal standartlara ve bizim ideal kişiliğimize uymayan tüm vahşi istekler ve duygulardır. Utanç duyduğumuz ve kendi hakkımızda bilmek istemediğimiz her&nbsp;şeydir. İçinde yaşadığımız toplum ne kadar dar ve kısıtlayıcı olursa, gölgemiz o kadar geniş olacaktır.</p>
<p>Filmde klasik müzik eğitimi almış keman çalarak hayatını sürdüren Rosenberg çifti savaş nedeniyle orkestraları dağıldığı için bir taşra kasabasında inzivaya çekilirler. Herhangi bir siyasi görüşe sahip değillerdir. Radyoları bozulmuştur ve kalabalıktan uzaktadırlar. Bu nedenle gündemi takip edemezler, savaşın yıkıcılığı hakkında filmin başlarında fikir sahibi değillerdir. Film belirsiz bir zamanda ve isimsiz bir ülkede geçmektedir. Eleştirmenlerin fikir birliğine vardıkları görüş filmin 2. dünya savaşında bir Avrupa ülkesinde geçtiğidir. Filmin Jan&#8217;ın rüyasıyla başlayıp Eva&#8217;nın rüyasıyla bitmesi, kahramanların savaşın yıkıcılığıyla erdemlerini korumakta zorlanmaları, savaş nedeniyle adeta hayatları üzerindeki kontrolü kaybedip yaprak gibi savrulmaları, kimin dost kimin düşman olduğu bilincinin kaybolması bununla birlikte silahın kimin elinde olduğu ve kime doğrultulduğunun da önemini yitirmesi filmin akışı içinde son kertede tüm bunların değersizleşmesi insan doğasına atıfta bulunularak anlatılmıştır. Dolayısıyla filmin hangi coğrafyada geçtiği ya da hangi savaştan bahsedildiğinin bir önemi yoktur. Burada özellikle tek bir savaşın ya da ülkenin öne çıkarılması engellemek istenmiş, genel geçer bir durum olduğu vurgulanmıştır. Belirsizlikle, dikkat çekilmek istenen bir diğer nokta karakterlerin hayatları üzerinde tam anlamıyla kontrol sahibi olamadıkları dolayısıyla da özgür olmadıklarıdır. Çift, askerler tarafından toplanma odasına götürüldüğünde Eva eşinin kulağına eğilerek filmin en can alıcı cümlelerini fısıldar;</p>
<p><em>&#8221;Bazen her şey bir rüya gibi geliyor. Benim gördüğüm değil de oynamak zorunda olduğum bir başkasının rüyası. Bizi rüyasında gören kişi uyandığında ve utanç duyduğunda ne olacak peki?&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_2276" aria-describedby="caption-attachment-2276" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/shame-filmi.jpg" rel="attachment wp-att-2276"><img class=" td-modal-image wp-image-2276 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/shame-filmi.jpg?resize=640%2C480" alt="Film belirsiz bir zamanda ve isimsiz bir ülkede geçmektedir. Eleştirmenlerin fikir birliğine vardıkları görüş filmin 2. dünya savaşında bir Avrupa ülkesinde geçtiğidir." width="640" height="480" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/shame-filmi.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/shame-filmi.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2276" class="wp-caption-text">Film belirsiz bir zamanda ve isimsiz bir ülkede geçmektedir. Eleştirmenlerin fikir birliğine vardıkları görüş filmin 2. dünya savaşında bir Avrupa ülkesinde geçtiğidir.</figcaption></figure></p>
<p>Rosenberg çifti diğer herkes gibi kendileri adına karar alıp veren üst otorite olan devlet (ulus-devlet) nedeniyle bir savaşa sürüklenmişlerdir. Bu konuşmadan Bergman&#8217;ın bir öldürüp bir dirilttiği ve her filminde hesaplaştığı Tanrı figürüne sitem ederek; kendisine Spinoza&#8217;nın meşhur &#8221;Tanrı kukla oynatıcısı değildir.&#8221; sözünü olumlu halde sual etmiş olabilir. Ve film boyunca aslında iki karakterin de rüyayla gerçek arasında gelgitler yaşamaları, filmin üzerindeki belirsizlik etkisinin artmasına neden olmuştur. Film Jan&#8217;ın Eva&#8217;ya gördüğü rüyayı anlatmasıyla başlar, Eva&#8217;nın Jan&#8217;a gördüğü rüyayı anlatmasıyla sona erer. Bu iki rüyanın üzerinde durmayı filmin bütünlüğü içerisinde karakterlerin isteklerini, arzularını, korkularını anlamak açısından faydalı olduğunu düşünüyorum. Daha da önemlisi Bergman&#8217;ın röportajlarında da söylediği gibi oluşturduğu karakterlerle ilgili öznel düşüncelerini (siyah- beyaz, iyi- kötü kadar net olmasa da)&nbsp; onlara karşı sevgisini öfkesini izleyiciyi rahatsız etmeyecek dozda filmin içine serpiştirdiği bir gerçektir. Shame filmindeki iki karakterle ilgili yönetmenin duruşunu anlamamız için filmde anlatılan rüyalar bize önemli ipuçları veriyor. Öncelikle iki karakter çalar saatin sesiyle şehre inmek için uyanıyor. Öncelikle Eva yataktan kalkıyor, sıcak su koyuyor sonrasında ayna karşında temizlenmeye başlıyor. Bu esnada Jan Eva&#8217;ya gördüğü rüyayı anlatıyor.</p>
<p><em>&#8221;Gerçekten çok tuhaf bir rüya gördüm. Eskisi gibi orkestradayken yanyana oturarak 4. Branderburg&#8217;un konçertosunun yavaşlayan kısmının provasını yapışımızı ve geride bıraktığımız tüm o şeyleri gördüm. Şimdiyse sadece bir kabusu hatırlar gibi hatırladığımız. Çalarken ağlamaya başladım ve ağlayarak uyandım.&#8221;</em></p>
<p>Eva umursamaz halde kayıtsızca Jan&#8217;ı dinliyor. Jan konçertonun yavaşlayan kısmını mırıldanmaya başladığında onun sözünü keserek ona traş olup olmayacağını soruyor. Jan da Eva&#8217;nın sorusunu eğer ısrar ediyorsan&#8230; diye cevaplandırıyor. Savaşın çift üzerindeki yıkıcı etkisini iyiden iyiye artırdığı ve Jan&#8217;ın dost olarak gördüğü, rosenberg çiftini, rütbesi sayesinde cezadan kurtaran Jacobi&#8217;nin Eva&#8217;yla ilişkisi olduğunu öğrendiği anda Jan tamamen değişiyor. Bu değişim anıda kameranın film boyunca sadece iki kez gösterdiği merdivenin üst kısmındaki kapalı bölümde gerçekleşiyor.</p>
<p>Bu yerin gösterildiği ilk sahnede Eva taşraya sıçrayan savaşın öldürücü etkisinin farkındalığına varıyor ve merdivenlerden yukarıya çıkıp bir süre orada bekliyor sonrasında Jan&#8217;a merdivenin üst kısmından bakıyor. Aralarındaki mesafeden ve Eva&#8217;nın konumundan onun Jan&#8217;ı küçümsediğini hatta aşağıladığını anlayabiliriz. Çiftin çocuklarının olmaması ve cinsel hayatlarının savaşın psikolojik baskısı nedeniyle yolunda gitmemesi, Jan&#8217;ın klasik erkek rol modelini oynamaması, erkek otorite boşluğu bu duruma neden olarak gösterilebilir. Bahsettiğim ikinci kısımda ise Jan çatıdaki bu bölmeye siniyor ve Eva&#8217;nın kendisini dostuyla aldatması üzerine ağlamaya başlıyor. Bu bağlamda filmin dinamiğini oluşturan ve film yönünü değiştiren yer bu bölmedir. Burası iki karakterinde rüyadan uyandığı kendisiyle yüzleştiği yerdir. Filmin başında tavuk bile kesmek ya da vurmak istemeyen Jan burada kendisiyle yüzleştikten sonra Jakobi&#8217;nin parasını çalıyor herkese yalan söylüyor ve Jacobi&#8217;yi &nbsp;öldürüyor. Bu değişimin nedenini sadece zedelenen erkeklik onuruyla açıklamak doğru değil. Film boyunca pompalanan, savaşın ve şiddetin toplumu ataerkil bir yapıya sürüklediği, bireyi şiddete daha da eğilimli hale getirdiği, saf güce dayalı dinamikleri öne çıkarttığı fikri Jan&#8217;ın değişimindeki en büyük etkendir. Bu değişimin sonucunda Jan bir asker kaçağını öldürüp üzerindeki üniformayı ve askerin botlarını alır. Eva&#8217;nın seninle gelmek istemiyorum blöfüne karşılık olarak burada kalman işleri kolaylaştırır yanıtını verir. Bir sonraki sahnede Jan önde ilerlerken Eva arkasında onu takip eder. Artık ipler Jan&#8217;ın eline geçmiştir, Eva, Jan&#8217;dan kendisinin koruyuculuğunu yapmasını talep eder ve ne olursa olsun onun peşinden gider.</p>
<p>Jan ile toplum arasındaki bağ kopmuş, topuma ve bireylere yön veren ahlak, din, hukuk kuralları gibi normlar savaş nedeniyle işlevini yitirmiştir. Tatminsizlik, hayatın anlamsızlığı ve değersizlik hissi film boyunca karakterler üzerinden izleyiciye aktarılır. Henrik İbsen&#8217;in eserlerinden ve düşüncelerinden oldukça etkilenen Ingmar Bergman filmlerinde anomi kavramının üzerinde durur ve bireyin toplumla olan ilişkisini sorgular. Shame filminde bu sorgulamanın anarşizme kaydığını söylemek mümkündür. Cepheye çağrılan bireylerin askerlikten kaçması, devletin bireyi piyon olarak kullandığı düşüncesinin hissettirilmesi ve Jan&#8217;ın eşiyle birlikte şarap satın aldıkları dükkanda konuşması esnasında Viyana Konfreansı&#8217;na atıfta bulunması Bergman&#8217;ın devlet otoritesini ve ulus devlet sistemini sorguladığının göstergesidir. Ayrıca çiftin şarap satın aldıkları dükkanda, dükkan sahibinin konuşmasında bahsettiği bireyin yalnızlığı, insanın ölümden ve ölümden sonra unutulmaktan korkuyor oluşu izleyiciye, bireyinde toplum kadar vatan ya da millet kavramları kadar hatta tüm bunlardan daha çok değerli olduğunu hissettirir. Antika bir eşya üzerine yapılan sohbet ve müzik sesi çifti hüzünlendirir, geçmişe özlem duymalarına neden olur, savaştan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır ve şuan ki durumu muhafaza etmek mümkün değildir. Bu nedenle mutlu oldukları bir anda zamanı dondurmak ya da geçmişe gitmek Rosenberg çiftinin film boyunca birleştikleri belki de tek ortak noktadır.</p>
<p><figure id="attachment_2277" aria-describedby="caption-attachment-2277" style="width: 288px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Shame-Skammen.png" rel="attachment wp-att-2277"><img class=" td-modal-image wp-image-2277 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Shame-Skammen.png?resize=288%2C216" alt="Bergman, Shame filminde olduğu gibi, diğer filmlerinde de belki de annesi Karin'e duyduğu büyük sevgiden dolayı tavrını hep kadınlardan yana koyar." width="288" height="216" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2277" class="wp-caption-text">Bergman, Shame filminde olduğu gibi, diğer filmlerinde de belki de annesi Karin&#8217;e duyduğu büyük sevgiden dolayı tavrını hep kadınlardan yana koyar.</figcaption></figure></p>
<p>Yönetmenin filmde bahsettiği bir diğer önemli husus, sanatçının toplumsal ya da siyasi olaylar karşısındaki duruşudur. Jan, rüyasında sanatına ve eski günlere duyduğu özlemden bahseder. Karısıyla birlikte olan Jocabi filmin bir bölümünde Jan&#8217;a açık bir şekilde sanatçı mısın yoksa hıyarın teki mi diye sorar. Jan da albaya sanatçıyım, yoksa hıyarın teki mi? &nbsp;diye cevap verir. Bunun üzerine albay bastonunu masaya sert bir şekilde vurarak: Sanatın kutsal özgürlüğü&#8230; Sanatın kutsal laçkalığı&#8230; cümlelerini kurar. Uzun bir sessizliğin ardından Jacobi, Rosenberg çiftine bakarak alaycı bir şekilde gidip bir işeyeyim der. Aslında tüm bu alaycılığın ve şiddetin altında yönetmenin öfkesini açık bir şekilde görürüz. Yönetmen sanatçıların iktidar yüzünden özgür olamadığını, baskı altında kalarak korktuğunu, bu nedenle toplumsal veya siyasi sorunlara eserlerinde değinmediklerini, değinseler bile taraflı bir dil kullandıklarını kısacası iktidar yalakalığı yaptıklarını ifade etmek ister. Fakat tüm bu eleştiri sadece sanatçıya ya da otoriteye yapılan bir eleştiri değil aynı zamanda bizzat Jan karakterinin korkak, kaypak ve ikiyüzlü olmasına da yapılmış bir eleştiridir. Ya da Ingmar Bergman&#8217;ın söylemek istediklerini aktarması için böyle bir karakter biçilmiş kaftandır. Bergman militarizmden olduğu kadar; &nbsp;karakterlerin basit bir hayattan zevk alıp, şarap içerek gündemden uzak kalıp apolitik hatta tamamen duyarsız bir duruş sergilemelerinden de utanç duyar.&nbsp; Toplumdan ve siyasetten uzak duran üst kesimi temsil eden iki sanatçının taşrada tarımla ilgilenirken savaşın yıkıcılığıyla yüzleşmesi içlerinde bulundukları durumu daha da vahim hale getirmiştir. Rosenberg çiftinin evlerinin yakınında uçaktan atlayan karşı ülke askerlerinin evlerine baskın yapması, Eva&#8217;yı tartaklayarak kamera karşısında ondan siyasi görüşünü ve savaş hakkındaki düşüncelerini söylemesini istemesi üzerine Eva ile Jan&#8217;ın çevreleriyle ilgili farkındalıklarının ne kadar düşük olduğu ortaya çıkar. Eva radyolarının bozuk olduğunu, hiçbir siyasi görüşe sahip olmadıklarını savaşla ilgili hiçbir şey bilmediklerini sadece savaşın çok uzun sürdüğünü ve bir an önce bitmesini istediklerini dile getirir. Askerler Eva&#8217;nın söylediklerini montajlayarak ülke geneline yayarlar. Bunun üzerine Rosenberg çifti düşman askerlere yardım etmeleri gerekçeleriyle tutuklanır. İronik bir şekilde bu kez de kendi ülkelerinin askeri tarafından şiddete maruz kalırlar.</p>
<p>Bergman, Shame filminde olduğu gibi, diğer filmlerinde de belki de annesi Karin&#8217;e duyduğu büyük sevgiden dolayı tavrını hep kadınlardan yana koyar. Shame&#8217;de &nbsp;Eva akıllı, mantıklı, güçlü, sabırlı, olgun; Jan ise çocuksu, bencil bir karakterdir ve Eva&#8217;ya göre daha silik ve arka plandadır.</p>
<p>Yönetmen filmde her iki cins üzerinden de karakterlerin iniş, çıkışlarını ruhsal bunalımlarını, varoluş sıkıntılarını, izleyiciye aktarmada çok başarılı. Keza oyuncuların performansları da öyle. Özellikle Eva karakterini oynayan ve Bergman&#8217;ın filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz bir yüz olan Liv Ullman oyunculuğuyla göz dolduruyor. Doğal ve minimal oyunculuğu izleyici de karakterin gerçekliğine olan inancı arttırıyor.</p>
<p>Filmin sonlarına doğru Rosenberg çifti bir teknenin içinde denizin ortasında kapana kısılmışlardır. Burada yönetmen sık sık ekranı karartır. Uçsuz bucaksız denizin ortasında varoluş sıkıntısının tüm yıkıcılığı, savaşın ve hayatın anlamsızlığı kurgudaki karartmalarla birlikte izleyicideki umutsuzluk hissinin yükselmesine neden olur. Yorgunluk içinde teknedeki kısıtlı yiyeceklerle beslenen bir kadın görüntüsünden sonra tekne sahibinin kaçması ya da intihar etmesi sonrasında ise askerlerin cesetlerinin suyun üstündeki görüntüsü ekrana verilir&#8230; Final sahnesinde Eva Jan&#8217;a gördüğü rüyayı anlatır.</p>
<p>“…Ve sonra yüksek bir duvarın yanına geldim, üstü güllerle kaplanmıştı. Ve sonra bir uçak geldi ve bütün gülleri ateşe verdi. Çok güzel olduğu için o kadar da korkunç değildi. Sudaki yansımalarını seyrettim. Ve güllerin nasıl yandığını gördüm. Ve kollarımda küçük bir kız vardı. Kızımızdı. Bana sıkıca sarıldı ve yanağıma değen dudaklarını hissettim. Ve tüm bu zaman boyunca birinin söylemiş olduğu bir şeyi hatırlamam gerektiğini biliyordum… ama unutmuştum.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/shame-ingmar-bergman-savasin-yikiciligi/">SHAME / Ingmar Bergman: Savaşın Yıkıcılığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/shame-ingmar-bergman-savasin-yikiciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2274</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçinde Yaşadığım Deri &#038; Tarantula</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/icinde-yasadigim-deri-tarantula/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/icinde-yasadigim-deri-tarantula/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Feb 2016 16:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Vardar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Antonio Banderas]]></category>
		<category><![CDATA[Elena Anaya]]></category>
		<category><![CDATA[İçinde Yaşadığım Deri]]></category>
		<category><![CDATA[İspanyol sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Mygale]]></category>
		<category><![CDATA[Pedro Almodovar]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim film]]></category>
		<category><![CDATA[Tarantula]]></category>
		<category><![CDATA[Thierry Jonquet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2199</guid>
				<description><![CDATA[<p>İspanyol Sineması’na Genel Bakış 1936-39 İspanya İç Savaşı’nın genellikle İkinci Dünya Savaşı’nın provası olarak adlandırılışı gibi, İspanya’nın Francoculuktan demokrasiye şaşırtıcı bir hızla geçişi de 1945’i izleyen Soğuk Savaş paradigmasının ani çöküşünün habercisi olarak görülebilir. İspanyol Sineması sadece 1975’de Faranco’nun ölümünden sonra değil, önceki yıllarda da İspanya’nın demokrasiye geçişinde önemli bir rol oynamıştır. Sımsıkı kapalı olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icinde-yasadigim-deri-tarantula/">İçinde Yaşadığım Deri &amp; Tarantula</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İspanyol Sineması’na Genel Bakış</strong></p>
<p>1936-39 İspanya İç Savaşı’nın genellikle İkinci Dünya Savaşı’nın provası olarak adlandırılışı gibi, İspanya’nın Francoculuktan demokrasiye şaşırtıcı bir hızla geçişi de 1945’i izleyen Soğuk Savaş paradigmasının ani çöküşünün habercisi olarak görülebilir. İspanyol Sineması sadece 1975’de Faranco’nun ölümünden sonra değil, önceki yıllarda da İspanya’nın demokrasiye geçişinde önemli bir rol oynamıştır. Sımsıkı kapalı olan İspanya, 1950’lerden itibaren yabancı etkilere açılmaya başlarken yeni bir İspanyol Sineması da dünya sahnesine çıkıyordu.</p>
<p>Yeni  İspanyol Sineması 1960’larda Garcia Escudero’nun , Farga tarafından  sinemanın yeni genel müdürü olarak yeniden atanıp bu sanat sinemasını  yurtdışında resmen tanıtacağı günlerde ‘’ Sinema bir bayraktır, bu bayrağı yükseltmeliyiz …Hollywood’u kendi alanında (ticari sinema ) yenemiyorsanız Avrupa alanında aklınızı kullanarak yenebilirsiniz.’’ diyerek tanıttığı bir terimdi. Ne var ki muhalif sinemacılar için baş düşmen hala içeride sansür dayatmayı sürdüren Francocu rejimdi.</p>
<p>1970’lerin başı, Franco’nun ölümünden önceki beş altı yıllık dictablanda denilen ılımlı diktatörlük dönemi İspanyol sanatçıların devlet sansürüne karşı yeni mücadeleler başlatıp Yeni İspanyol Sineması’nın dünya çapındaki büyük başarılarından bazılarını kazandığı bir dönemdi.</p>
<p>1980’lere geldiğimizde İspanyol tv’sinin reklam satışları, bu dönemde diğer ülkelere kıyasla daha hızlı bir büyüme oranıyla yediye katlandı. Bu artış, sinema sayısında alarm veren bir azalmayla birlikte, sinemaya gidenlerin sayısında keskin bir gerilemeye yol açtı. Yabancı filmlerin daralan pazardan pay alışı durumu iyice kötüleştiriyordu. 1985’ e gelindiğinde İspanyol filmleri, 1970’teki %30’luk paya karşılık, iç pazarın sadece %17,5’ini kapsıyordu ve on yılın sonunda bu rakam %10a dek geriledi. İspanya’nın tüm bölgelerinden sinemacılar, özellikle bölgesel dillerinin ve kültürlerinin ifade edilmesi artık yasak olmadığı için Kastilyalı egemenliğinden çok Katalan ve Basklı yönetmenleri tehdit eden bu şiddetli mali krizle başa çıkmak zorundaydı.</p>
<p>1982’de yeni seçilen Felipe Gonzales başkanlığındaki sosyalist hükümet, sosyalist sanatsal özgürlük döneminin başlangıcını belirtircesine, sinemacı Pilar Miro’yu sinema genel müdürlüğüne atadı ve Miro hemen krizi çözmeye koyuldu. Miro 1983’te çok az İspanyol filminin iç pazarda hayatta kalabileceğini fark etti ve bu yüzden yabancı filmlere karşı İspanyol filmlerini koruyup devlet yardımlarını önemli ölçüde arttıran yeni bir yasayı yürürlüğe koydu. Yine de İspanyol film üretimi büyük bir hızla düşüşünü sürdürdü.(1989 ‘da kırkyedi filmle gelmiş geçmiş en düşük sayısına ulaştı.);artışlar sadece üretim maliyetleri ve hükümet harcamalarındaydı. Miro’yu eleştirenler ona,’’kendi isteklerine düşkün’’ sanatçıları piyasanın gerçekliklerini ve İspanyol izleyicilerin değişen zevklerini görmezden gelmeye teşvik ettiği şeklinde saldırmaktaydı.</p>
<p>Değişim zamanıydı ve değişim aşağıdaki sözlerin sahibi Pedro Almodovar tarafından sağlandı:</p>
<p>‘’Benim filmlerim… Franco öldükten- özellikle 1977’den sonra İspanya’da doğan yeni bir mantaliteyi temsil eder….Herkes artık İspanya’da her şeyin farklı olduğunu duymuştur….ama bu değişimi İspanyol sinemasında bulmak kolay değildir…..benim filmlerimde İspanya’nın nasıl değiştiği görülür…çünkü şimdi Arzu’nun Yasası gibi bir film yapmak mümkündür.</p>
<p>Almodovar espanolada’nın yerine farklı kalıplara girebilen cinselliği, büyük bir liberalleşme sürecine giren Franco sonrası İspanya için yeni bir kültürel klişe olarak yerleştirmeyi başardı. Böylece merkezi, marjinal diye tanımlayarak çökertti ve bu müdahale, ironik bir biçimde İspanyol sinemasının dünya pazarında marjinallikten çıkmasına yardım etti. Gerçekten de 1991’de Variety. İspanya’nın ABD’ye ihraç ettiği  gelmiş geçmiş  en iyi onüç filmden altısını Almodovar’ın yönettiğini bildirecekti.</p>
<p><figure id="attachment_2204" aria-describedby="caption-attachment-2204" style="width: 583px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Pedro-Almodovar.jpg" rel="attachment wp-att-2204"><img class=" td-modal-image wp-image-2204 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Pedro-Almodovar.jpg?resize=583%2C325" alt="Pedro Almodovar" width="583" height="325" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Pedro-Almodovar.jpg?w=583&amp;ssl=1 583w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Pedro-Almodovar.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 583px) 100vw, 583px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2204" class="wp-caption-text">Pedro Almodovar</figcaption></figure></p>
<p><strong>Pedro Almodovar </strong><strong>(d. 24 Eylül 1949):</strong> Uluslar arası alanda tanınmış film yönetmenlerinden olan Almadóvar, filmlerinde melodram öğeleri sıklıkla kullanmaktadır. Filmleri, kompleks anlatımlar, popüler kültür, popüler şarkılar, güçlü renkler ve kuvvetli bir dekor anlayışıyla göze çarpmaktadır.</p>
<p>Almodovar’ın tanıtacağmız filmi olan İçinde Yaşadığım Deri, Tarantula isimli kitaptan senaryolaştırılmıştır. Antonio Banderas&#8217;ın doktor rolünde olağanüstü bir performans sergilediği film de kitap kadar ilgi çekicidir.</p>
<p><figure id="attachment_2211" aria-describedby="caption-attachment-2211" style="width: 234px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet.jpg" rel="attachment wp-att-2211"><img class=" td-modal-image wp-image-2211 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet.jpg?resize=234%2C215" alt="Thierry Jonquet" width="234" height="215" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet.jpg?w=234&amp;ssl=1 234w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet.jpg?resize=233%2C215&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 234px) 100vw, 234px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2211" class="wp-caption-text">Thierry Jonquet</figcaption></figure></p>
<p>Polisiye ve suç romanlarıyla tanınan Fransız yazar Thierry Jonquet’in en ünlü kitabı olarak kabul edilen (1954-2009) “Tarantula” (Orijinal ismi “Mygale”) 1995’te yayımlanmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_2205" aria-describedby="caption-attachment-2205" style="width: 599px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/PedroAlmodóvar-Tarantula.jpg" rel="attachment wp-att-2205"><img class=" td-modal-image wp-image-2205 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/PedroAlmodóvar-Tarantula.jpg?resize=599%2C396" alt="PedroAlmodóvar - Tarantula" width="599" height="396" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/PedroAlmodóvar-Tarantula.jpg?w=599&amp;ssl=1 599w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/PedroAlmodóvar-Tarantula.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/PedroAlmodóvar-Tarantula.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/PedroAlmodóvar-Tarantula.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 599px) 100vw, 599px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2205" class="wp-caption-text">PedroAlmodóvar &#8211; Tarantula</figcaption></figure></p>
<p>Tarantula” bir intikam romanıdır. İntikamcının klasik refleksi olarak , edinilen amaç aynı şeyi karşı tarafa yaşatmak.. Aynı acıyı ona da tattırmak. Bu bazen fiziksel olarak mümkün olabilir. Adalet sistemi izin vermese de fizik yasaları müsade eder. İçine intikam ateşi düşmüş zihin sağlıklı düşünemez. Adaleti kendisi sağlamaya kalkarak karşı atak denebilecek simetrik suçu ince ince planlar. Bazen de karşı tarafa aynı deneyimi yaşatmak fiziksel olarak mümkün değildir. Ancak intikamcı bir estetik cerrahsa, fiziksel koşulları intikamı mümkün kılacak biçimde yeniden düzenleyebilir. Normal şartlarda fantezi boyutunda kalacak planı elindeki neşterle çizerek soğukkanlılıkla hayata geçirebilir.</p>
<p><figure id="attachment_2203" aria-describedby="caption-attachment-2203" style="width: 150px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/mygale.jpg" rel="attachment wp-att-2203"><img class=" td-modal-image wp-image-2203 size-thumbnail" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/mygale-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Thierry Jonquet &quot;MYGALE&quot;" width="150" height="150" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/mygale.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/mygale.jpg?resize=184%2C185&amp;ssl=1 184w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2203" class="wp-caption-text">Thierry Jonquet &#8220;MYGALE&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Dr. Ledgard’ın çok sevdiği karısı bir trafik kazası sonucu yanarak bütün güzelliğini kaybediyor. Bu durum Dr. Ledgard’ı ‘yapay deri’ üretme çalışmaları yapmaya itiyor ancak karısını kaybettiği güzelliğine geri döndürmek için yaptığı deneyler henüz sonuç bulmadan karısı intihar ediyor. Annesinin ölümüne tanık olduğu için sorunlu bir yaşam süren kızları Norma’nın bir düğün sırasında tecavüze uğraması ise asıl olayları başlatan ve bu talihsiz serüvenler dizisini ateşleyen olay oluyor. Tecavüze uğrayan kızının geçirdiği travma onu da tıpkı annesi gibi intihar ile biten bir sonuca götürürken Dr. Ledgard’ı intikama yönlendiren süreç başlamış oluyor.</p>
<p><figure id="attachment_2206" aria-describedby="caption-attachment-2206" style="width: 197px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula.jpg" rel="attachment wp-att-2206"><img class=" td-modal-image wp-image-2206 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-197x300.jpg?resize=197%2C300" alt="Tarantula filmi, psikolojik gerilim filmidir." width="197" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula.jpg?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2206" class="wp-caption-text">Tarantula filmi, psikolojik gerilim filmidir.</figcaption></figure></p>
<p>Almodovar filmlerinde daha öncede gördüğümüz (Tutkunun Kanunu, Yüksek Topuklar, Kötü Eğitim, Kırık Kucaklaşmalar) önemli temalarından olan ‘tek bedende iki kimlikli yaşam’ meselesi ‘İçinde Yaşadığım Deri’de bir level atlayıp bu duruma hapsedilme ve zorunda kalmışlıkla Vera’nın nezdinde yer bulurken karakterin yaşadığı bu bedensel dönüşümün, özünde nasıl bir karşılık bulacağı sorgulanıyor.  Vera’nın bedensel dönüşümü gerçekleşirken televizyonda keşfettiği yoga dersleri sayesinde gerçek benliğini içinde koruma felsefesiyle karşılaşması aslında filmin vermek istediği mesajın bir özeti niteliğinde…</p>
<p>Thierry jonquet ‘in Mygale (tarantula) adlı romanını incelediğimizde kitabın örümcek, zehir ve av olmak üzere üç bölümden oluştuğunu görüyoruz. Kitap genel bir anlatımla giriş gelişme ve sonucu bize verirken bir yandan da döngüsel kurgularla olay örgüsünü güçlendirmektedir;  ki bu Pedro Almodovar’ın kitaptan uyarladığı İçinde Yaşadığım Deri filminin biçimsel özellikleri açısından da ortaklık teşkil etmektedir. Filmde zaman kavramı başta karışık gibi gelse de şimdiki zamanla başlayıp altı yıl öncesine gidip sonrasında yine şimdiki zamanı anlatmaktadır. Romanın ana karakterleri üzerinden gidecek olursak estetik cerrah olan Lafargue romanda daha sert mizaçla çıkarken karşımıza, filmde zaman zaman Eve’e merhamet gösterdiği oluyor.  Romandaki karakterin isminin Eve olması da ismini Havva anadan almış olmasıdır Burada kısaca bir yücelik atfedilmiştir yalnız burada Eve aracılığıyla da Lafargue’ye tanrısal güç betimlenmiştir. Filmde Lafargue’nin ismi Dr Ledgard ve Eva’nın ismi de Vera olarak çıkıyor karşımıza.</p>
<p><figure id="attachment_2210" aria-describedby="caption-attachment-2210" style="width: 189px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet-Tarantula.jpg" rel="attachment wp-att-2210"><img class=" td-modal-image wp-image-2210 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet-Tarantula-189x300.jpg?resize=189%2C300" alt="Thierry Jonquet - Tarantula" width="189" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet-Tarantula.jpg?resize=189%2C300&amp;ssl=1 189w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Thierry-Jonquet-Tarantula.jpg?w=440&amp;ssl=1 440w" sizes="(max-width: 189px) 100vw, 189px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2210" class="wp-caption-text">Thierry Jonquet &#8211; Tarantula</figcaption></figure></p>
<p>Kitaptaki detaylı betimlemeler filmde de sık sık karşımıza çıkarken.  Almodovar mekan renklerini, ışığı gerçeğe oldukça yakın sahnelemişken bir o kadar da görsel zevki ön plana çıkarıyor.</p>
<p>Filmde ve romanda da bahsi geçen Lafargue’nin kızı Normanın tecavüze uğramasının ardından yatırıldığı klinikte geçirdiği sinir krizleri kitapta oldukça iyi betimlenirken. Filmde kan donduran ama acıtasyona sebep olmayan hisler uyandırıyor. Kitapta Norma’ya tecavüz edilirken olaya sonradan eklenen Alex Filmde karşımıza çıkmıyor.</p>
<p>Kitapta gerilim ve irrite edici durumlar ön plandayken filmde biraz daha yumuşatılmış haliyle karşımıza çıkıyor. Örnek verecek olursak işkence sahnelerinin görselleri kitapta oldukça iyi betimlenirken. Filmde başlatılıp gerisi seyircinin hayal gücüne bırakılmış durumda.</p>
<p><figure id="attachment_2209" aria-describedby="caption-attachment-2209" style="width: 717px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-film.jpg" rel="attachment wp-att-2209"><img class=" td-modal-image wp-image-2209 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-film.jpg?resize=640%2C360" alt="Tarantula (İçinde Yaşadığım Deri)" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-film.jpg?w=717&amp;ssl=1 717w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-film.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2209" class="wp-caption-text">Tarantula (İçinde Yaşadığım Deri)</figcaption></figure></p>
<p>Son olarak da söylenmeli ki ara sıra araya giren senaryo akışı romana haraket katmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_2207" aria-describedby="caption-attachment-2207" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-banderas.jpg" rel="attachment wp-att-2207"><img class=" td-modal-image wp-image-2207 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-banderas-1024x554.jpg?resize=640%2C346" alt="Antonio Banderas" width="640" height="346" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-banderas.jpg?resize=1024%2C554&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-banderas.jpg?resize=300%2C162&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-banderas.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2207" class="wp-caption-text">Antonio Banderas</figcaption></figure></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<ul>
<li>Ü. İLEF RADYO TV SİNEMA BÖLÜMÜ Çağdaş Dünya Sineması Ders Okumaları 1</li>
<li>Jonquet, Thierry ‘’Tarantula(Mygale) ‘’</li>
<li>Kinder, Marsha ‘’Pleasure and the New Spanish’’</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2201" aria-describedby="caption-attachment-2201" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/film-tarantula.jpg" rel="attachment wp-att-2201"><img class=" td-modal-image wp-image-2201 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/film-tarantula.jpg?resize=640%2C426" alt=" Pedro Almodóvar2ın Tarantula filmi birçok anlamdan dünyta sinema tarihine geçmiştir." width="640" height="426" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/film-tarantula.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/film-tarantula.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/film-tarantula.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2201" class="wp-caption-text">Pedro Almodóvar2ın Tarantula filmi birçok anlamdan dünyta sinema tarihine geçmiştir.</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2208" aria-describedby="caption-attachment-2208" style="width: 819px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-Elena-Anaya.jpg" rel="attachment wp-att-2208"><img class=" td-modal-image wp-image-2208 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-Elena-Anaya.jpg?resize=640%2C426" alt="Elena Anaya" width="640" height="426" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-Elena-Anaya.jpg?w=819&amp;ssl=1 819w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-Elena-Anaya.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/tarantula-Elena-Anaya.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2208" class="wp-caption-text">Elena Anaya</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_2200" aria-describedby="caption-attachment-2200" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Elena-Anaya.jpg" rel="attachment wp-att-2200"><img class=" td-modal-image wp-image-2200 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Elena-Anaya.jpg?resize=640%2C427" alt="Antonio Banderas ve Elena Anaya &quot;Tarantula&quot;" width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Elena-Anaya.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Elena-Anaya.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Elena-Anaya.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2200" class="wp-caption-text">Antonio Banderas ve Elena Anaya &#8220;Tarantula&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/icinde-yasadigim-deri-tarantula/">İçinde Yaşadığım Deri &amp; Tarantula</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/icinde-yasadigim-deri-tarantula/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2199</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yedinci Kıta ve Haneke Sineması</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yedinci-kita-ve-haneke-sinemasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yedinci-kita-ve-haneke-sinemasi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Feb 2016 16:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Belce Örü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Haneke]]></category>
		<category><![CDATA[Haneke sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Haneke]]></category>
		<category><![CDATA[modern insanın yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tektipleşme]]></category>
		<category><![CDATA[The Seventh Continent]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız insan]]></category>
		<category><![CDATA[Yedinci Kıta]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2175</guid>
				<description><![CDATA[<p>Haneke, filmlerinde modern insanın bunalımlarını ve sorunlarını gerçeklik arayışı içinde işler. Michael Haneke politik filmler yapmadığını söylese de kendisinin izleyiciyi rahatsız etme ve filmlerinde konu edindiği olaylar üzerinde onları düşündürme amacının politik bir düzlemde gerçekleştiğini söylersek hata etmiş olmayız. Seyircilere filmlerini huzursuz seyirler dileyerek sunan yönetmen işlediği konuları daha çok teorik bir çerçevede ele alıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yedinci-kita-ve-haneke-sinemasi/">Yedinci Kıta ve Haneke Sineması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Haneke, filmlerinde modern insanın bunalımlarını ve sorunlarını gerçeklik arayışı içinde işler. <strong>Michael Haneke</strong> politik filmler yapmadığını söylese de kendisinin izleyiciyi rahatsız etme ve filmlerinde konu edindiği olaylar üzerinde onları düşündürme amacının politik bir düzlemde gerçekleştiğini söylersek hata etmiş olmayız. Seyircilere filmlerini huzursuz seyirler dileyerek sunan yönetmen işlediği konuları daha çok teorik bir çerçevede ele alıp filmlerinde her zaman izleyiciyle kamerası arasına bir duvar örmeyi tercih etmiştir. Bu bağlamda izleyicinin kendisini filmdeki karakterlerin yerine koyması ve onları içselleştirmesi zordur.</p>
<p>Yönetmen izleyiciyi duygusal anlamda sarsarken anlattıklarının ajitasyona kaymamasını ve gerçekliğin soğuk duş etkisiyle senaryonun çarpıcılığının etkisinin artmasını istemektedir. Yönetmen bireyin kendi kendisine yabancılaşmasını, duygularından ve içsel motivasyon dinamiklerinden uzaklaştırılma sürecini daha çok orta sınıf üzerinden işlemeyi tercih eder. Küreselleşme ve kapitalizmin etkilerini en iyi orta sınıf üzerinde gözlemleyebileceğimiz için yönetmenin tercihini bu yönde yaptığını düşünmekteyim. Bireysel varoluş sürecini tamamlayamadan sisteme entegre olmak için ırk, grup, aile, inanç gibi normlara tutunan modern insan sanayi toplumunun bir parçası haline gelmiştir. Geçiş sürecinin izleri ise orta sınıf üzerinde daha keskin şekilde yer etmiştir.</p>
<p><figure id="attachment_2176" aria-describedby="caption-attachment-2176" style="width: 276px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/haneke-sinemasi.jpg" rel="attachment wp-att-2176"><img class=" td-modal-image wp-image-2176 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/haneke-sinemasi.jpg?resize=276%2C182" alt="Michael Haneke: Yedinci Kıta (The Seventh Continent)" width="276" height="182" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/haneke-sinemasi.jpg?w=276&amp;ssl=1 276w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/haneke-sinemasi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/haneke-sinemasi.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2176" class="wp-caption-text">Michael Haneke: Yedinci Kıta (The Seventh Continent)</figcaption></figure></p>
<p>Yönetmenin orta sınıf Avustralyalı bir ailenin parçalanmasını konu alan filmi <strong>Yedinci Kıta (The Seventh Continent)</strong>&#8216;yı Haneke’nin sinemadaki tavrının anlamlandırılması açısından çok önemli buluyorum. Yönetmenin en başarılı filmlerinden biri olduğunu düşündüğüm yedinci kıtanın Haneke’nin ilk sinema filmi olması manidar. 1970 yılından beri, hem sinema, hem televizyon için yönetmen ve senarist olarak çalışan Haneke 1989 yılında “Der Siebente Kontinent / Yedinci Kıta“ ile&nbsp;Locarno Uluslararası Film Festivali’nde Ernest Artaria Ödülü’ne layık görülmesinin ardından, çeşitli festivallerde yine yönetmen ve senarist olarak ödüller aldı. İlk sinema filminin ardından adından hayli söz ettiren ve eleştirmenlerden övgüler alan yönetmen &nbsp;“Duygusal Buzlaşma” adını verdiği üçlemesinin ilk filmi&nbsp;” Der Siebente Kontinent / Yedinci Kıta”&nbsp;ile&nbsp;1989′da başlamıştır. Üçleme 1992 yapımı&nbsp;“Benny’s Video / Benny’nin Videosu“&nbsp;ve Haneke’nin iki yıl sonra çektiği&nbsp;“71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls / Bir Şans Kronolojisinin 71 Parçası“&nbsp;ile tamamlandı.</p>
<p>Yedinci Kıta&#8217;da izlediğimiz aile hayatın anlamsızlığı karşısında konformizme sırtını dayamış bu nedenle de otomotikleşmiş, yalnızlaşmış ve duygusal anlamda yozlaşmaya uğramıştır. Hayatla tüm bağları kopmuş yaşama enerjisi, motivasyonu kalmamış bir ailenin topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmek için sabah 6 da kalkıp işe giderken taktıkları maske üzerlerine yapışmıştır. Düşünsel edilgenlik içine girmiş herkes gibi toplumun kendilerine yüklediği sorumlulukları sorgusuzca yerine getirmektedirler. Evi ise daha küçük bir çocuktur ve insan doğasına aykırı bir şekilde sıraya hapsolarak tüm gün ders dinlemesi onu rahatsız etmektedir. Kişisel özgürlüğünden feragat etmek için yeterince büyümemiş, toplum tarafından tektipleştirilen kuralları tanıyan onları uygulayan birey haline dönüşmemiştir. Dolayısıyla hocasının uyarılarına rağmen içsel rahatsızlığı fiziksel hale bürünür ve derste nedensizce kaşınmaya başlar. Yönetmenin sistemden duyduğu rahatsızlık böylece Evi’nin kaşıntı krizlerinde kendisini gösterir.</p>
<p>Filmin başlarında sıklıkla eşyalara yakın çekim uygulanması hatta diyaloglar devam ederken bile kameranın aynı çekime devam etmesi insanların mekanikleşmesine sıradan bir eşya haline gelmesine yönelik bir tepki içerir.&nbsp; Buradaki bir önemli detay daha insanların yaptıkları iş her neyse bunu sadece yapmış olmak için ya da ödev olduğu için yapmaları ve yaptıkları edimden haz almamalarıdır. Filmin ilk sahnelerinde ailenin sabah kahvaltısına yine yakın çekim eşliğinde tanıklık ederiz. Çeşit çeşit yiyeceğin çatal bıçakla kurallar silsilesi etrafında büyük bir resmiyet içerisinde yenmesi filmin sonlarına doğru belli bir bilinç seviyesine ulaşılmasıyla ailenin evde kalan az miktarda yiyeceği büyük bir iştahla kuralsızca hazla yemesine dönüşecektir. Filmle ilgili değinmek istediğim bir diğer önemli nokta modern insanın içine düştüğü yalnızlık, kendisine yabancılaşması ve yönetmenin ifade ettiği şekliyle kent insanın duygusal buzlaşma sürecine girmesidir. Filmde bu duruma verilecek en açık iki örnekten birincisi Evi’nin annesinden daha fazla sevgi talep ettiği bu uğurda kör taklidi yaptığı sahnelerdir. Annesinin kendisiyle daha çok ilgilenmesini isteyen Evi göz doktoru olan annesine kör olduğu yalanını söyler ve annesine yalan söylediğini itiraf etmesiyle annesi tarafından tokatlanır. Evi’nin kendisine olan güvensizliği toplumun en küçük faşizan kurumu olan aile tarafından böylece perçinlenmiş olur. Yine de çocuğun yalnızlığı ve sevgisizliği birçok filmde olduğu gibi yedinci kıtada da büyük bir yanılgı içerisinde sadece anne- çocuk ilişkisi üzerinden resmedilir. İkinci örnekte ise tüm aile yemek masasında toplanmış gündelik hayatlarıyla ilgili yüzeysel bir sohbetin içindeyken Evi’nin dayısı birdenbire ağlamaya başlar ve kafasını Anna’nın göğsüne dayar. Tüm aile buna bir anlam veremese de onu yatıştırmaya çalışırlar.</p>
<p>Son olarak yönetmenin seyirciyi sık sık ekranı karartarak filmden uzak tutma çabaları George ve Anna çiftinin trafik kazasında ölen başka bir aileyi görmesiyle son bulur. O andan itibaren yönetmen seyircinin sıkılgan ve tepkisiz ruh halinden sıyrılıp duygusal olarak sarsılmasını ister. Araba yıkama sahnesinde çiftin hayatlarının anlamsızlığını fark ederek ağlamaya başladıkları sahneden itibaren evdeki tüm eşyaları kırıp dökmelerine kadar geçen sürede yönetmen filmdeki potansiyel enerjiyi yükseltir ve seyircinin aynı şekilde içinde biriktirdiği öfkenin dozunu arttırmasını ister. İzleyicinin kafasında oluşan acaba intihardan başka bir çözüm yolu bulunamaz mıydı ya da intihar bir kurtuluş mudur sorularını ve karakterlerle aynı anda içselleştiremedikleri intihar kararını yönetmen 3. Kişilerin aileyi sürekli rahatsız etmesi ve mahremiyetlerini ihlal etmeleri sayesinde meşru kılmaya çalışır. Ev telefonunun hiç susmaması, evin kapısına dayanan görevlilerin aileyi telefonlarını açık tutmaları konusunda uyarmaları insanların kendi hayatlarıyla ilgili aldıkları en temel kararlarda bile kamu düzenini gözetmeleri gerektiği düşüncesinin dayatılmasından duyduğu rahatsızlığı yönetmenin ifade ediş şeklidir. Ve bu örnekler film içinde beklide göreceli olarak ani gelişen ve inandırıcılığı tartışılır olan intihar kararının bile seyirci tarafından onaylanmasının sağlamıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yedinci-kita-ve-haneke-sinemasi/">Yedinci Kıta ve Haneke Sineması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yedinci-kita-ve-haneke-sinemasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2175</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Hitchcock Klasiği: Öldüren Hatıralar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Feb 2016 13:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[determinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Gregory Peck]]></category>
		<category><![CDATA[Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[Ingrid Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[kült film]]></category>
		<category><![CDATA[North By Northwest]]></category>
		<category><![CDATA[Öldüren Hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[psikanalitik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Psycho]]></category>
		<category><![CDATA[Rear Window]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[The Birds]]></category>
		<category><![CDATA[Vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2151</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerilim janrının zihinsel olarak izleyicisini en zorlayan alt türü olarak psikolojik gerilimi gösterebiliriz. Genelde stabil olmayan duygusal durumlara sahip ana karakterlerin yer aldığı ve gizemli hikayelerin anlatıldığı psikolojik gerilim filmleri bu açıdan izleyiciyi korku öğelerine çok girmeden anlatısı ile diken üstünde bırakır. Hiç şüphesiz gerilim film yönetmenleri arasında sayacağımız usta yönetmen Alfred Hitchcock’tur. Alfred Hitchcock; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/">Bir Hitchcock Klasiği: Öldüren Hatıralar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gerilim janrının zihinsel olarak izleyicisini en zorlayan alt türü olarak psikolojik gerilimi gösterebiliriz. Genelde stabil olmayan duygusal durumlara sahip ana karakterlerin yer aldığı ve gizemli hikayelerin anlatıldığı psikolojik gerilim filmleri bu açıdan izleyiciyi korku öğelerine çok girmeden anlatısı ile diken üstünde bırakır.</p>
<p><figure id="attachment_2152" aria-describedby="caption-attachment-2152" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Alfred-Hitchcock.png" rel="attachment wp-att-2152"><img class=" td-modal-image wp-image-2152 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Alfred-Hitchcock-300x252.png?resize=300%2C252" alt="Psikolojik gerilim film türünün usta yönetmeni Alfred Hitchcock." width="300" height="252" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2152" class="wp-caption-text">Psikolojik gerilim film türünün usta yönetmeni Alfred Hitchcock.</figcaption></figure></p>
<p>Hiç şüphesiz gerilim film yönetmenleri arasında sayacağımız usta yönetmen <strong>Alfred Hitchcock</strong>’tur. Alfred Hitchcock; Psycho, North By Northwest, Vertigo, Rear Window, The Birds gibi kült filmleriyle tanınır. 70&#8217;e yakın filmi mevcuttur. Yönettiği filmlerden 37 tanesinde çok kısa rollerde şöyle bir göründü. Cameo roller de denen bu roller nerede ise Hitchcock&#8217;un bir imzası haline gelmişti. Bunların ortalama süresi birkaç saniyeyi geçmiyordu. Cameo bir film oyun gibi gösteri sanatlarında insanlar tarafından çok bilinen birinin kısa süre ile görülmesine denir.</p>
<p>Alfred Hitchcock&#8217;un bana göre ilk 5&#8217;e giren filmlerinin arasında Öldüren Hatıralar yerini alır. <strong>Öldüren Hatıralar</strong> başrollerini <strong>Ingrid Bergman</strong> ve <strong>Gregory Peck</strong>&#8216;in paylaştığı 1945 yapımı psikolojik gerilim filmdir. 1950 yılında Türkiye&#8217;de sinemalarda gösterilmiştir.</p>
<p>Filmin konusu psikiyatri ve psikanaliz üzerine kuruludur. Alfred Hitchcock Öldüren Hatıralarda Sigmund Freud&#8217;un psikanaliz teorileriyle bir cinayet çözümlemesi yapıyor. Hitchcock&#8217;un düş sekansları için ressam Salvador Dali ile çalıştığı bu film göreve yeni atanan müdürünü bekleyen bir akıl hastanesinde başlıyor. Hitchcock bu filmde cameosunu Ingrid Bergman&#8217;ın gittiği otelin lobisinde asansörden puro içerek çıkan adam olarak yapar.</p>
<p>Filmin öyküsü psikanalizin iki temel ilkesini destekler görünmektedir. Bunlardan ilki olan nedensellik ya da psişik determinizme göre insanın hiçbir davranışı nedensiz ya da rastgele degildir.</p>
<p><figure id="attachment_2154" aria-describedby="caption-attachment-2154" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Öldüren-Hatıralar.png" rel="attachment wp-att-2154"><img class=" td-modal-image wp-image-2154 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Öldüren-Hatıralar.png?resize=300%2C226" alt="Alfred Hitchcock &quot;Öldüren Hatıralar&quot;" width="300" height="226" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2154" class="wp-caption-text">Alfred Hitchcock &#8220;Öldüren Hatıralar&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Yapılan her davranışın söylenen her sözün bir nedeni vardır ve bu neden insanın çevresiyle ilgili olmaktan çok iç dünyasıyla ilgilidir. Bu iç dünya bilinç dışı sistemlerdir ve bilinçdışının varlığı da psikanalitik kuramın ikinci temel ilkesidir. Toplum tarafından kabul edilmeyen düşünceler, arzular ve istekler travmatik deneyimler ve acı veren duyguların psikolojik bastırma yoluyla bilinçdışında depolandığını söyleyen Freud&#8217;a göre bilinçdışının varlığı rüyalar, hipnoz, serbest çağrışım, dil sürçmeleri, unutkanlıklar gibi zihin kontrolünün ortadan kalktığı anlarda kanıtlanabilir. Nevrozların kaynağında bilinçdışı çatışmalar bulunmaktadır. Kişinin davranışlarının yaşadığı travmaların daha eski deneyimleriyle ve hatta çocukluğuyla ilgili olması filmde John&#8217;un geçmişiyle her şeyi bilinçdışına atmasında kendini gösterir. Constance ve hocası bu bilinçdışı çatışmaları çözmek için John&#8217;un rüyalarına başvururlar. &#8211; psikanalizde büyük rol alan rüya analizleri psikanalizin babası olarak adlandırdığımız Sigmund Freud ve öğrencisi Carl Gustav Jung&#8217;un hastalarının tedavisinde sıklıkla kullandığını hepimiz biliriz &#8211; Constance&#8217;n hocası rüyalar için tam olarak şu cümleyi kurmuştur &#8220;rüyalar saklamaya çalıştığın şeyi söylerler ama bunu bulmacanın parçaları gibi karışmış bir halde sunarlar&#8221;. John&#8217;un rüya sahneleri hikayedeki gizemi ortaya çıkarmasında olduğu kadar sürrealist ressam Salvador Dali tarafından tasarlanmış olması bakımından da oldukça ilgi çekicidir. Filmin sonunda John&#8217;un rüyası Constance ve asıl katil olan Dr. Murchison tarafından analiz edilir. Rüyadaki pek çok sembol John&#8217;un travmasıyla ilgili göndermeler taşımaktadır. Örneğin; kumarhanedeki gözlerle süslü perde klinikteki doktorlar ve peşlerindeki polisleri, çatıdaki maskeli adam katili, elindeki tekerlek silahı ve John yokuş aşağı koşarken peşinden gelen kuş ise Cebrail&#8217;i temsil etmektedir. Film birçok dalda aday gösterilmiştir.</p>
<ul>
<li>En iyi müzik</li>
<li>En iyi yardımcı erkek oyuncu</li>
<li>En iyi sinematografi</li>
<li>En iyi siyah beyaz film</li>
<li>En iyi film</li>
<li>En iyi özel efekt</li>
<li>En iyi kadın oyuncu</li>
</ul>
<p>Her ne kadar bireyin hayatında hatıralar öldürücü darbeleri yapsa da Tanrı&#8217;nın içimizde var oluşu kadar gereklidir.</p>
<p>Yaşamın basamaklarında hatıralar ve sanatla her daim adım atmak umudu ile&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/">Bir Hitchcock Klasiği: Öldüren Hatıralar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yerli Animasyonda Büyük Adım: Kötü Kedi Şerafettin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yerli-animasyonda-buyuk-adim-kotu-kedi-serafettin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yerli-animasyonda-buyuk-adim-kotu-kedi-serafettin/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 06 Feb 2016 12:57:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nurullah Levent Tanıl]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemadan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Mümtaz Taylan]]></category>
		<category><![CDATA[Anima İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[animasyon]]></category>
		<category><![CDATA[antikahraman]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Ünal]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Üstün]]></category>
		<category><![CDATA[Demet Evgar]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Kedi Şerafettin]]></category>
		<category><![CDATA[Levent Kazak]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kurtuluş]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[yerli animasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2107</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kötü Kedi Şerafettin; dönemin karikatür dergilerinde en fazla takip edilen karakterlerden biri olmuştur. Bülent Üstün’ ün 1996 yılından itibaren düzenli olarak çizmiş olduğu kahraman, ülkemiz insanını yansıtan kültürü, takındığı sokak jargonu ve alkole olan düşkünlüğü sayesinde belli bir kesim tarafından efsane olarak benimsenip günümüze kadar popülerliğini korumayı başardı. Astığım astık, kestiğim kestik olan bıçkın kedimizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yerli-animasyonda-buyuk-adim-kotu-kedi-serafettin/">Yerli Animasyonda Büyük Adım: Kötü Kedi Şerafettin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kötü Kedi Şerafettin</strong>; dönemin karikatür dergilerinde en fazla takip edilen karakterlerden biri olmuştur. Bülent Üstün’ ün 1996 yılından itibaren düzenli olarak çizmiş olduğu kahraman, ülkemiz insanını yansıtan kültürü, takındığı sokak jargonu ve alkole olan düşkünlüğü sayesinde belli bir kesim tarafından efsane olarak benimsenip günümüze kadar popülerliğini korumayı başardı. Astığım astık, kestiğim kestik olan bıçkın kedimizin sahip olduğu bu şöhret, sinema uyarlaması sayesinde iki katı değer kazanacağa benziyor.</p>
<p>Türk seyircisinin antikahramanlara olan düşkünlüğü uzun zamandır gişe sonuçlarına yansımaktaydı zaten. Özellikle de&nbsp;Recep İvedik&nbsp;furyasıyla start veren ve uçsuz bucaksız absürtlüklere bulanan birçok filmin baş karakteri aşırı doğallık komasından müzdarip. Kötü Kedi Şerafettin ise; içinde ki birikmişliği dümdüz dışa vuran ve yaptığı edepsizlikleri kutsallaştırmayı başaran ender bir karakterdir. Durum böyle olunca Şero’ nun okuyucularını peşinden sürüklenmesi de haliyle kaçınılmaz oluyor. Her hareketinde sıradan bir doğallık bulunduran ve bunu da bir tekir kırmasının içgüdüleriyle pekiştiren Şerafettin’in sinemada ki ilk macerası da sağlam senaryo ve titiz bir işçilik sayesinde başarıya kavuşmuş.</p>
<p><figure id="attachment_2108" aria-describedby="caption-attachment-2108" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kotukediserafettin.jpg" rel="attachment wp-att-2108"><img class=" td-modal-image wp-image-2108 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kotukediserafettin-300x150.jpg?resize=300%2C150" alt="Uğur Yücel, Güven Kıraç, Yekta Kopan, Demet Evgar ve Ahmet Mümtaz Taylan gibi isimlerin seslendirdiği karakterlere adeta bağlanacaksınız." width="300" height="150" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kotukediserafettin.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kotukediserafettin.jpg?w=646&amp;ssl=1 646w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2108" class="wp-caption-text">Uğur Yücel, Güven Kıraç, Yekta Kopan, Demet Evgar ve Ahmet Mümtaz Taylan gibi isimlerin seslendirdiği karakterlere adeta bağlanacaksınız.</figcaption></figure></p>
<p>Bu noktada; <strong>Anima İstanbul</strong>&nbsp;stüdyolarının detaylı bir İstanbul betimi eşliğinde karşımıza çıkardığı Kötü Kedi Şerafettin için son zamanların en kaliteli animasyon – hikaye – kurgu anlatımına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik ortaya çıkan işin yetişkinlere hitap etme özelliği de neredeyse hiç denenmemiş olanı beyaz perdede şölene dönüştürmüş. &nbsp;Filmin senaryo kısmında yer alan&nbsp;<strong>Bülent Üstün</strong>&nbsp;ile&nbsp;<strong>Levent Kazak</strong>&nbsp;kalemlerinin kimyası perdeye fazlasıyla yansıyor. Cihangir’de yaşayan birkaç sokak hayvanı üzerinden ilerleyen öykü, ortaya attığı şamata eşliğinde hem görsellik, hem üst düzey diyaloglarla ilerlemesini biliyor. Vizyon tarihinden birkaç ay önce internette yayınladıkları kamera arkası görüntülerinde ne denli zahmetli bir işe kalkıştıklarını gösteren yönetmenler <strong>Mehmet Kurtuluş</strong> ve <strong>Ayşe Ünal</strong> ise çektikleri filmin hakkını sonuna kadar vermişler.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl vizyona giren ve Türkiye’de ilk olduğunu iddia eden&nbsp;Evliya Çelebi Ölümsüzlük&nbsp;Suyu’nda ki kopuk öyküler, bomboş İstanbul sokakları ve aksak kurgusuna kıyasla, herhangi bir ilk olma vaadinde bulunmayan Kötü Kedi Şerafettin’in teknik kapasitesinin pek çok ünlü animasyon ile eş değer tutulabileceği düşüncesindeyim. &nbsp;Bununla birlikte Simpsonlar, South Park ve Family Guy gibi uzun soluklu absürt çizgi dizilere aşina olanların Şero sayesinde Nirvana’ya ulaşma ihtimalleri de çok yüksek.</p>
<p>Uzun lafın kısası; içerisinde çarpıcı diyaloglar, siyasi göndermeler, bol alkol ve sağlam bir&nbsp;Müslüm Gürses&nbsp;parçası bulunduran bir animasyon ne kadar animasyon kalabilir diye merak ederseniz eğer, Kötü Kedi Şerafettin kafanızda ki bütün soruları cevaplamaya hazır. Sıradan bir Mart gününde Cihangir sokaklarında yiyecek ve çiftleşme telaşı içerisinde sürüklenen kedimizin bu macerası, akabinde gelecek olan pek çok animasyon işine de örnek olacağa benziyor. Üstelik&nbsp;<strong>Uğur Yücel,&nbsp;Güven Kıraç,&nbsp;Yekta Kopan,&nbsp;Demet Evgar</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Ahmet Mümtaz Taylan</strong>&nbsp;gibi isimlerin ses verdiği karakterler özgün kalma konusunda adeta birbirlerinden rol çalıyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yerli-animasyonda-buyuk-adim-kotu-kedi-serafettin/">Yerli Animasyonda Büyük Adım: Kötü Kedi Şerafettin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yerli-animasyonda-buyuk-adim-kotu-kedi-serafettin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2107</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mucizeler Film Oluyor: Cennetten Gelen Mucize</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mucizeler-film-oluyor-cennetten-gelen-mucize/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mucizeler-film-oluyor-cennetten-gelen-mucize/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Feb 2016 10:02:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyzanur Karadeniz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Cennetten Gelen Mucize]]></category>
		<category><![CDATA[Christy Beam]]></category>
		<category><![CDATA[Christy Wilson Beam]]></category>
		<category><![CDATA[Jennifer Garner]]></category>
		<category><![CDATA[Kylie Rogers]]></category>
		<category><![CDATA[Miracles From Heaven]]></category>
		<category><![CDATA[Patricia Riggen]]></category>
		<category><![CDATA[Randy Brown]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2068</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçük bir kız, nadir görülen bir hastalık ve başına gelen mucize… Bu dönemlerde özellikle gerçek hikâyeler ve romanlardan uyarlanan filmler oldukça dikkat çekmekte ve tutulmakta. Bende şu sıralar bu tarz filmleri izlemeye ağırlık vermekteyim ve bıraktıkları etkiden de oldukça memnunum. Çünkü bu tip filmlerin insanları daha çok etkilediğini ve verilmek istenilen hissiyatı daha güzel izleyiciye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mucizeler-film-oluyor-cennetten-gelen-mucize/">Mucizeler Film Oluyor: Cennetten Gelen Mucize</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir kız, nadir görülen bir hastalık ve başına gelen mucize…</p>
<p>Bu dönemlerde özellikle gerçek hikâyeler ve romanlardan uyarlanan filmler oldukça dikkat çekmekte ve tutulmakta. Bende şu sıralar bu tarz filmleri izlemeye ağırlık vermekteyim ve bıraktıkları etkiden de oldukça memnunum. Çünkü bu tip filmlerin insanları daha çok etkilediğini ve verilmek istenilen hissiyatı daha güzel izleyiciye belirttiklerini düşünüyorum.  2016 yılında da gösterime girecek çok güzel bir aile filmi var.</p>
<p><figure id="attachment_2069" aria-describedby="caption-attachment-2069" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cennetten-gelen-mucize.jpg" rel="attachment wp-att-2069"><img class=" td-modal-image wp-image-2069 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cennetten-gelen-mucize-300x153.jpg?resize=300%2C153" alt="Miracles From Heaven (Cennetten Gelen Mucize),12 yaşında küçük bir kız çocuğunun nadiren görülen hastalığını ve mucizevî bir şekilde iyileşmesini konu alıyor." width="300" height="153" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cennetten-gelen-mucize.jpg?resize=300%2C153&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cennetten-gelen-mucize.jpg?w=665&amp;ssl=1 665w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cennetten-gelen-mucize.jpg?resize=474%2C240&amp;ssl=1 474w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2069" class="wp-caption-text">Miracles From Heaven (Cennetten Gelen Mucize),12 yaşında küçük bir kız çocuğunun nadiren görülen hastalığını ve mucizevî bir şekilde iyileşmesini konu alıyor.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Miracles From Heaven</strong> filmi, fragmanını bile izlerken gözlerimin dolmasına sebep olan bir hikâye. Özellikle aile bağlarına oldukça önem veren ve hastalıklarla mücadele eden insanlar için dünyada mucizelerinde olduğunu, pes edilmemesi gerektiğini bizlere anlatıyor. Henüz Türkiye’deki vizyon tarihi tam olarak belirlenmemiş olsa da 18 Mart’ta ABD’de vizyona girecek ve muhtemelen bu tarihin Türkiye içinde aynı olması bekleniyor. Film küçük bir kız çocuğunun (Anna Beam) hastalığından, sonrada başına gelen bir mucizeden bahsediyor.</p>
<p><figure id="attachment_2071" aria-describedby="caption-attachment-2071" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/miracles-heaven.jpg" rel="attachment wp-att-2071"><img class=" td-modal-image wp-image-2071 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/miracles-heaven-300x225.jpg?resize=300%2C225" alt="Cennetten geldiğine inanılan bir mucize bir hastalığı gerçekten iyileştirebilir mi?" width="300" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/miracles-heaven.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/miracles-heaven.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2071" class="wp-caption-text">Cennetten geldiğine inanılan bir mucize bir hastalığı gerçekten iyileştirebilir mi?</figcaption></figure></p>
<p>12 yaşında olan Anna, çok nadir görülen bir sindirim sistemi hastalığına yakalanmış ve bu yüzden sürekli acı çekmiş. Tüplerle beslenen Anna’nın tedavisi mümkün olmayan bu hastalığı bütün aileyi sarsmış ama bu durum karşısında bile bir an olsun inançlarını kaybetmeyen ve sürekli kızlarının yanında olan Christy Beam ve Kevin Beam bir gün cennetten geldiğine inandıkları bir mucizeyle karşılaşmıştır. Olay,  kızın annesi Christy Wilson Beam tarafından roman haline getirilip Randy Brown tarafından senaryolaştırılıyor ve ortaya inanç temelli dramatik bir aile filmi çıkıyor. Başrolde ise Christy Beam’i canlandıran Jennifer Garner’ı görüyoruz. Filmin yönetmenliğini Patricia Riggen üstlenirken, Anna Beam rolünde Kylie Rogers var.  Bu duygu yüklü film umarım fragmanında gösterildiği gibi güzel bir şekilde bizlere hikâyeyi anlatır.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/CldGTG6iVrU?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mucizeler-film-oluyor-cennetten-gelen-mucize/">Mucizeler Film Oluyor: Cennetten Gelen Mucize</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mucizeler-film-oluyor-cennetten-gelen-mucize/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2068</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hafif Bir Esinti: Begin Again (Yeniden Başlamak)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hafif-bir-esinti-begin-again-yeniden-baslamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hafif-bir-esinti-begin-again-yeniden-baslamak/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Jan 2016 14:39:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aysun Aladağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Levine]]></category>
		<category><![CDATA[As Time Goes By]]></category>
		<category><![CDATA[Begin Again]]></category>
		<category><![CDATA[John Carney]]></category>
		<category><![CDATA[Keira Knightley]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Ruffalo]]></category>
		<category><![CDATA[sinematografi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniden Başlamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1882</guid>
				<description><![CDATA[<p>2013 yapımı Begin Again (Yeniden Başlamak) filmin senarist ve yönetmeni John Carney. Başrollerde Keira Knightley ve Mark Ruffalo var. Adam Levine ise filme kısa kısa dahil oluyor ve müziğini duyuyoruz. Bu film ilk kez geçen sene seyretmiştim ve bittiğinde hoş bir etki bırakmıştı bende. Aslında seyretmekten zevk aldığım film türlerini pek kolay tanımlayamıyorum. Ama bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hafif-bir-esinti-begin-again-yeniden-baslamak/">Hafif Bir Esinti: Begin Again (Yeniden Başlamak)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2013 yapımı <strong>Begin Again</strong> (<strong>Yeniden Başlamak</strong>) filmin senarist ve yönetmeni <strong>John Carney</strong>. Başrollerde Keira Knightley ve Mark Ruffalo var. Adam Levine ise filme kısa kısa dahil oluyor ve müziğini duyuyoruz.</p>
<p>Bu film ilk kez geçen sene seyretmiştim ve bittiğinde hoş bir etki bırakmıştı bende. Aslında seyretmekten zevk aldığım film türlerini pek kolay tanımlayamıyorum. Ama bir his var. Eğer filmden sonra o his oluşuyorsa ve zaman geçtikçe filmden sahneler veya replikler aklıma gelip beni gülümsetiyorsa o filmi sevmişim demektir. Evet kelimelere dökünce çok anlamlı olmadı ama sanırım en kolay böyle anlatabilirim bu durumu.</p>
<p><figure id="attachment_1883" aria-describedby="caption-attachment-1883" style="width: 202px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/begin-again.jpg" rel="attachment wp-att-1883"><img class=" td-modal-image wp-image-1883 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/begin-again-202x300.jpg?resize=202%2C300" alt="Begin Again (Yeniden Başlamak) film afişi." width="202" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/begin-again.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/begin-again.jpg?resize=691%2C1024&amp;ssl=1 691w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/begin-again.jpg?w=1382&amp;ssl=1 1382w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/begin-again.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 202px) 100vw, 202px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1883" class="wp-caption-text">Begin Again (Yeniden Başlamak) film afişi.</figcaption></figure></p>
<p>Filmin konusuna dair birkaç şey söylemek gerekirse; kendi halinde, iddiasız bir müzisyenin kendi zevki için yazdığı şarkıları dış dünyaya açma macerası anlatılıyor. New York’un farklı mekanlarında, açık havada çalarak bir albüm kaydediyorlar ve şehrin sesleri de şarkılara eşlik ediyor. Keira Knightley’in şarkı söylediğine ilk kez bu filmde şahit oldum ve benim hoşuma gitti açıkçası. Adam Levine de İngiltere’den gelen ve rock yıldızı olma yolundaki bir müzisyeni canlandırıyor. Film boyunca eski yeni birçok şarkı dinleyecek ve müziğe doyacaksınız.</p>
<p>Film müzik etrafında şekillense de aynı zamanda güveni kırılan genç bir kadının yabancı bir ülkede ayakta durma ve hayatına devam etme çabasını anlatıyor. Ancak bu durum çok dramatik bir şekilde işlenmemiş. Begin Again kesinlikle duygusal bir film ama ana teması aşk değil. Filmi seyrettikten sonra daha iyi ve umutlu hissediyor insan. Sanki güzel bir şarkı keşfetmiş gibi sakin bir mutluluk duyuyor. Filmden çarpıcı, ilginç, vurucu gibi iddialı sıfatlar beklemeyin. Bu film sadenin de güzel olabildiğini her zaman çok süse gerek olmadığını gösteriyor.</p>
<p><figure id="attachment_1885" aria-describedby="caption-attachment-1885" style="width: 423px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/yeniden-baslamak.jpg" rel="attachment wp-att-1885"><img class=" td-modal-image wp-image-1885 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/yeniden-baslamak.jpg?resize=423%2C467" alt="Begin Again filmi sinematografi ile müziği buluşturmayı başaran en iyi örneklerden bir tanesidir." width="423" height="467" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/yeniden-baslamak.jpg?w=423&amp;ssl=1 423w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/yeniden-baslamak.jpg?resize=272%2C300&amp;ssl=1 272w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1885" class="wp-caption-text">Begin Again filmi sinematografi ile müziği buluşturmayı başaran en iyi örneklerden bir tanesidir.</figcaption></figure></p>
<p>Filmde Gretta ve Dan, Gretta’nın çalma listesini dinleyerek şehri turluyorlar. Benim en çok aklımda kalan ve sıklıkla gözümün önüne gelen sahne bu turun sonunda oturup yoldan geçen insanları, daha doğrusu hayatın akışını izledikleri sahne. Çalan şarkı <em>As Time Goes By&#8217;</em>dır. D<em>an,</em> müziği neden sevdiğini söylüyor: “<em>Müzik hayattaki en sıradan sahnelere bile birçok anlam yüklüyor.</em>” Ben de filmi izledikten sonra hayat telaşesinin içinde kulağıma güzel bir müzik çalındığında bu repliği hatırlayıp etrafa dikkatlice bakıyorum, müziğin o anki akışı nasıl değiştirdiğini fark edip gülümsüyorum.</p>
<p>Filmi izlerseniz umarım bende uyandırdığı güzel duygular sizde de oluşur.</p>
<p>Güzel günler dileğiyle.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/videoseries?list=PLkL8DPOIq3yVNVvJgz7CikFeuEfc8OtrD&#038;hl=en_US' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hafif-bir-esinti-begin-again-yeniden-baslamak/">Hafif Bir Esinti: Begin Again (Yeniden Başlamak)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hafif-bir-esinti-begin-again-yeniden-baslamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1882</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İmkansız Bir Kaçış Hayali: Yedinci Kıta</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/imkansiz-bir-kacis-hayali-yedinci-kita/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/imkansiz-bir-kacis-hayali-yedinci-kita/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Jan 2016 21:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Çınar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alban Berg]]></category>
		<category><![CDATA[Birgit Doll]]></category>
		<category><![CDATA[Der Siebente Kontinent]]></category>
		<category><![CDATA[Dieter Berner]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal Buzlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Haneke]]></category>
		<category><![CDATA[Johanna Teicht]]></category>
		<category><![CDATA[Leni Tanzer]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Haneke]]></category>
		<category><![CDATA[sinematografi]]></category>
		<category><![CDATA[The Seventh Continent]]></category>
		<category><![CDATA[Udo Samel]]></category>
		<category><![CDATA[Yedinci Kıta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1877</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yedinci Kıta (1989), Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin “Duygusal Buzlaşma” adını verdiği üçlemenin ve yine yönetmenin ilk sinema filmidir. Haneke, bir auteur olarak, sinemasını kapitalizm ve burjuva/orta sınıf ahlakı eleştirisi üzerine kurar. Modern insanın yabancılaşması ve iletişimsizliğini ele alır. Kendi ifadesiyle, anlatısını ‘kimsenin kolayca ve içi rahat şekilde seyredemeyeceği’ biçimde oluşturur. Yedinci Kıta, araba yıkama sahnesiyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/imkansiz-bir-kacis-hayali-yedinci-kita/">İmkansız Bir Kaçış Hayali: Yedinci Kıta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yedinci Kıta</strong> (1989), Avusturyalı yönetmen <strong>Michael Haneke</strong>’nin “<strong>Duygusal Buzlaşma</strong>” adını verdiği üçlemenin ve yine yönetmenin ilk sinema filmidir. Haneke, bir auteur olarak, sinemasını kapitalizm ve burjuva/orta sınıf ahlakı eleştirisi üzerine kurar. Modern insanın yabancılaşması ve iletişimsizliğini ele alır. Kendi ifadesiyle, anlatısını ‘kimsenin kolayca ve içi rahat şekilde seyredemeyeceği’ biçimde oluşturur.</p>
<p>Yedinci Kıta, araba yıkama sahnesiyle açılır. Anna, Georg ve kızları Eva, aletlerin mekanik hareketlerinin ve gürültünün ortasında birbirleriyle iletişim kurmaksızın oturmaktadır. Bu bölüm aile için mikrokozmik bir metafor sağlar. Arabanın –‘demir kafes’- içinden çıkamazlar, sıkışmışlardır.</p>
<p>Çalar saat 06:00’da çalar, bir el onu kapatır, terlikleri alışkanlıkla tereddüt etmeden bulur ayaklar, banyoda dişler fırçalanır, çocuk okula gitmek için uyandırılır, kahvaltı sofrası hazırlanır. Eva okula, Anna ve Georg işe gider… İnsanların duygusal yaşamlarını en fazla etkileyen olgu kapitalizmin zamansal boyutudur. Zaman, kullanımını sözde rasyonalize hale getiren insan için, meta haline gelen ilk ‘şey’ olmuştur. Gün, ertesi sabah çalar saatin sesiyle başlamak üzere sona erer. Çalar saat altıda çalar, radyo bir frekansa bağlanır, Anna ve Georg birbirlerine yalnızca günaydın der, terliklerini giyer, dişlerini fırçalamak için banyoya giderler. Bu tekrara dayalılık, insan karakterinin bütün derinliğini yok etme tehlikesini barındırır; rutin,  özü itibariyle insanı alçaltır.</p>
<p>İlk bölümde ailenin yıllar boyunca süren, günlük hayatları hakkında bir dizi kesik sahne gösterilmiştir. Beden bütünlüğünü bozan, izleyiciyi rahatsız edecek şekilde yakın çekim kullanılmış, yüzleri çerçeve dışında bırakılmıştır. Kim olduklarının önemi yoktur, işleyen makinelerden farksızdırlar. Bunu elde etmenin en belirgin yolu bu karakterlerin varlığının ‘kişiliksiz’ yansıtıldığı anlatıdır. Günlük eziyete katlanan ya da onu gerçekleştiren ellerin, ayakların kime ait olduğunun pek önemi yoktur. Modern insan ya da aile fabrikada üretiliyor gibi birbirlerinden farksızdır. Yönetmen,  sonraki çoğu filminde kadın ve erkek karaktere Anna ve Georg adını vererek bu duruma göndermede bulunacaktır.</p>
<p><figure id="attachment_1879" aria-describedby="caption-attachment-1879" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Yedinci-Kita.jpg" rel="attachment wp-att-1879"><img class=" td-modal-image wp-image-1879 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Yedinci-Kita.jpg?resize=150%2C220" alt=" Michael Haneke'nin Yedinci Kıta adlı filmi yönetmenin aynı zamanda ilk filmidir." width="150" height="220" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1879" class="wp-caption-text">Michael Haneke&#8217;nin Yedinci Kıta adlı filmi yönetmenin aynı zamanda ilk filmidir.</figcaption></figure></p>
<p>Orta sınıf aile yaşantısının ritüelleri, aksamadan işliyor görünse de tüm bu düzen içinde yolunda gitmeyen şeyler olduğu, zaten oldukça kısa olan çekimler arasında uzun süreli siyaha düşerek hissettirilir. Tüm bu sıkışmışlığın ortasında, oto yıkamacıda asılı olan ve sahne geçişlerinde hareketli bir görüntü olarak ekrana gelen bir Avustralya  plajı fotoğrafı, aile için imkansız bir kaçış hayaline dönüşecektir.</p>
<p>Bir akşam yemeğinde, Anna’nın erkek kardeşi içinde bulunduğu duygusal çöküntüyü anlatır ve ağlamaya başlar. Modern yaşamdaki duygusal hiçlik, yemek yemeye devam eden ağızları ve ifadesiz gözleriyle; masadakilerin yüzlerinin yakın çekimiyle anlatılır. Modern insan hiç olmadığı düzeyde kendisine ve topluma yabancılaşmış haldedir. Empatinin kendiliğinden beliren ahlaki bir duygu olduğu; bu duygunun, bir kadın ya da erkek, diğerinin acısını ya da gerilimini kavradığında aniden ortaya çıktığı belirtilir. Ancak modernitenin neden olduğu yabancılaşma, bu tür kendiliğinden patlamalara ket vurmaktadır. Yalnızca bu sahne bile, ‘duygusal buzullaşma’ kavramını tümüyle karşılamaktadır.</p>
<p>Sonunda aile, sürekli bir döngüyle süregiden, boş ve anlamsız yaşamlarından ‘kurtuluşları’ için nihai kararı ortaklaşa alırlar. Bu durum, Eva’nın okulda kör olduğunu söylemesi, Anna’nın bu durumu öğretmeninin telefonuyla öğrenmesiyle – izleyicinin alışık olmadığı bir öfkeyle- kızını tokatlaması, sıradan bir araba yıkama sırasında ağlamaya başlaması gibi depresif semptomlarla gösterir kendini.</p>
<p>İzleyicisine ‘<em>huzursuz seyirler</em>’ dileyen Haneke’nin tarzı göz önünde bulundurulduğunda, filmi, izlemek kolaylığı açısından iki bölüme ayırmak mümkün. Küçük rahatsız edişlerle aileyi ve yaşantısını tanıttığı ilk bölüm ve suçlayan işaret parmağını seyirciye döndürmüş, büyük bir yıkımla ailenin intiharına giden ‘huzursuz’ ikinci bölüm.</p>
<p>Modernitenin en büyük handikaplarından biri, gerçek toplumsal ilişkilerin nesneler arasındaki bir ilişki niteliğinde beliriyor ve algılanıyor olmasıdır. Georg’un patronunun ağırlanacağı akşam, refah seviyelerini yansıtacak bir sofra hazırlamak için alışverişe çıkarlar. Markette alışveriş yapan eller, dolup boşalan sepetler, açılıp kapanan kasalar, uzayan fişler… izleyici bu tüketim döngüsünün içinde bunalır, ne var ki bireyin toplumdaki yerini konumlandıran ve koruyan sahibi olduğu nesnelerdir. Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. İnsanı ilişkiler yerini maddelerle ilişkiye bırakır. Artık geçerli ahlak, tüketim etkinliğinin ta kendisidir.<em>  </em></p>
<p>‘Yıkım’dan önceki son alışverişte, çikolata dükkanında, Anna’nın çikolata tercihiyle akşam için önemli misafirleri olduğu düşüncesine kapılır tezgahtar ve bu çikolataları kendileri için aldığını öğrendiğinde büyük şaşkınlık yaşar. Öyle ki, giyindikleri, yedikleri, kullandıkları her şey diğerleriyle aralarındaki ilişkiyi belirlemek, denklik sağlamak için vardır hayatlarında.</p>
<p>Anna ve George işlerinden ayrılır,  bankadaki tüm paralarını çekerler.  Böylelikle ilkin güvence altındaki gelecek yok edilir. Telefonla, tüm abonelikler iptal edilir; sonsuz döngüsel zaman kırılmıştır. Eva’nın okuluna, akrabalarına ve komşularına seyahate çıkacaklarını haber verirler. ‘Yolculuk’ için her şey hazırdır.</p>
<p>Son akşam yemeğinin ardından, yıkım başlar. Ailenin toplumsal konumunu garantileyen tüm nesneler, sırayla paramparça edilir. Mobilyalar, plaklar, giysiler, kitaplar, raflar; gereğinden uzun çekimlerle, izleyicinin tüketim kültürü içinde eşyayla arasındaki ilişkiyi sorgulamasını sağlayacak biçimde aktarılmıştır.</p>
<p>Filmdeki bir diğer önemli metafor şüphesiz akvaryumdaki balıklardır. Balıklar kendilerine ‘fazlasıyla’ yetecek büyüklükte bir akvaryumda yaşar. Fakat bu gösterişli akvaryumdan çıkış veya bu akvaryumun dışında bir yaşam mümkün değildir. Akvaryuma inen büyük bir balyozla, cam kırılmış, yerlere saçılmış balıklar can çekişerek ölmüştür. Gerçek sondan önce, ailenin içinde bulundukları akvaryumdan ancak intiharla kurtulacakları sembolik olarak doğrulanmıştır.</p>
<p>Haneke bir röportajında, flmi izleyenlerin, paraların yırtılıp klozete atılma sahnesinde, ailenin kızlarını öldürerek intihar ettikleri sahneye oranla daha fazla rahatsızlık duyduklarını, kimilerinin o sahnede salonu terkettikleri notunu düşmüştür.  Paraların klozete atılması ve eşyaların parçalanma sahnelerinin, ailenin intihar etmesinden daha gerilimli ve rahatsız edici kurgulanması, modern insanın önceliklerine ve ihtiyaçlar hiyerarşisine bir göndermedir.</p>
<p>Medeniyetin yok edilişinin ardından sıra, nihayet ailenin kurtuluşuna gelmiştir. Her ne kadar Avustralya kıtası imgesiyle, bir ideal yaşam fikri öne sürülmüş olsa da mutlak özgürlük ölümle mümkün olacaktır. Anna ve Georg önce kızları Eva’yı, sonra kendilerini zehirler. Modernitenin yarattığı çöküntü kaçınılmaz ve çıkışsızdır. Umut yoktur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/imkansiz-bir-kacis-hayali-yedinci-kita/">İmkansız Bir Kaçış Hayali: Yedinci Kıta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/imkansiz-bir-kacis-hayali-yedinci-kita/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1877</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kırık Bir Aşk Hikayesi: Vesikalı Yarim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-ask-hikayesi-vesikali-yarim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-ask-hikayesi-vesikali-yarim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 15 Jan 2016 14:51:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkay Çelik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Karadoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Portakal]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Portakal Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Altın Portakal Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İzzet Günay]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbimi Kıra Kıra]]></category>
		<category><![CDATA[melodram]]></category>
		<category><![CDATA[Menekşeli Vadi]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Ulusay]]></category>
		<category><![CDATA[Nilgün Abisel]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Lütfi Akad]]></category>
		<category><![CDATA[Pembe Behçetoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Sait Faik]]></category>
		<category><![CDATA[Sait Faik Abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[Semire Ruken Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Şükran Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Türkan Şoray]]></category>
		<category><![CDATA[Umut Tümay Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Vesikalı Yarim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilçam filmleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1769</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türk sinema tarihinin tiyatro kökenli sinemacılarından sonra yönetmen sıfatlı ilk temsilcilerinden Ömer Lütfi Akad&#8216;ın baş yapıt niteliğindeki eseri Vesikalı Yarim, çekildiği dönemin yaygın &#8220;melodram&#8221; anlayışının ve sisteminin oldukça dışına çıkmış bir yapımdır. Sait Faik Abasıyanık&#8216;ın Menekşeli Vadi adlı eserinden beyaz perdeye aktarılmış olan Vesikalı Yarim&#8217;i dönemin şaşaalı, yıldız odaklı melodramlarından ayıran en önemli özelliği doğallığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-ask-hikayesi-vesikali-yarim/">Kırık Bir Aşk Hikayesi: Vesikalı Yarim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinema tarihinin tiyatro kökenli sinemacılarından sonra yönetmen sıfatlı ilk temsilcilerinden <strong>Ömer Lütfi Akad</strong>&#8216;ın baş yapıt niteliğindeki eseri <strong>Vesikalı Yarim</strong>, çekildiği dönemin yaygın &#8220;melodram&#8221; anlayışının ve sisteminin oldukça dışına çıkmış bir yapımdır. <strong>Sait Faik Abasıyanık</strong>&#8216;ın <strong>Menekşeli Vadi</strong> adlı eserinden beyaz perdeye aktarılmış olan Vesikalı Yarim&#8217;i dönemin şaşaalı, yıldız odaklı melodramlarından ayıran en önemli özelliği doğallığı ve gerçekçiliği olarak göze çarpmaktadır. Teatral olmaktan çok uzak diyalogları ile sıradan bir mahallede yaşayan bir erkek ile pavyonda çalışan bir kadının karakter özellikleri, abartısız ve doğallığa en yakın şekilde işlenmeye çalışılmıştır. Diğer Yeşilçam filmlerinden farklı olarak ana karakterler arasındaki aşka engel olan şey, aile fertleri, sosyal statü, tesadüfler, yanlış anlaşılmalar ya da araya giren kötü kadın ya da erkek değil, bizzat karakterlerin kendi iç çatışmalarıdır. Yönetmen, imkansız aşk temasını kendi döneminden bugünün dünyasına bakarak kurmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_1771" aria-describedby="caption-attachment-1771" style="width: 525px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vasikaliyarim.jpg" rel="attachment wp-att-1771"><img class=" td-modal-image wp-image-1771 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vasikaliyarim.jpg?resize=525%2C280" alt="Türkan Şoray ve izzet Günay'ın başrollerini paylaştığı film Türk sineması açısından önemli bir yere sahiptir." width="525" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vasikaliyarim.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vasikaliyarim.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1771" class="wp-caption-text">Türkan Şoray ve izzet Günay&#8217;ın başrollerini paylaştığı film Türk sineması açısından önemli bir yere sahiptir.</figcaption></figure></p>
<p>Filmin bir diğer ayırt edici özelliği ise kendi dönemi içinde çekilen tüm Yeşilçam filmlerinin suni karakterleri ve diyaloglarının aksine sıradan insanların, sıradan hayatlarına ışık tutmaya çalışıyor olmasıdır. Filmin gerçeklik algısını daha da kuvvetlendiren bu durum, Ömer Lütfi Akad&#8217;ın kendinden sonra gelen yönetmenler tarafından benimsenmeye çalışılan gerçeklik algısına bir ön hazırlık oluşturmaktadır.</p>
<p>Filmin konusuna kısaca değinecek olursak; bir mahallede kendi halinde bir manav olarak yaşayan Halil arkadaşlarıyla beraber bir gece gittiği pavyonda şarkıcı olarak çalışan Sabiha ile tanışır. Birbirlerinden etkilenen Sabiha ve Halil bir süre sonra birlikte yaşamaya karar verirler. Filmin bu aşamasından sonra sürekli gel gitler yaşayan karakterler, Sabiha&#8217;nın Halil hakkında öğrendiği gerçeklerle birlikte kırılma noktasına gelir. Halil, evli ve iki çocuklu bir adamdır. Bunu öğrenen Sabiha Halil&#8217;i kendinden uzaklaştırmaya çalışır. Evine, ailesine dönen Halil eski yaşantısına istemeden de olsa devam etmektedir. Bir gün, uzaktan Halil&#8217;i seyreden Sabiha onun yanına gitmek istese de Halil&#8217;in babasıyla göz göze gelir ve Halil&#8217;den de aşkından da vazgeçmek zorunda kalır, film böylece sona erer.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/L8xWcpewu7k?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Ömer Lütfi Akad&#8217;ın yönetmenliğini yaptığı, Türkan Şoray ve İzzet Günay&#8217;ın doğal ve yalın oyunculuklarıyla zirveye çıkarttığı filmin bir diğer dikkat çeken parçası ise filmin doğallığına doğallık, gerçekliğine gerçeklik katan müziğidir. <strong>Şükran Ay</strong>&#8216;ın seslendirdiği <em>Kalbimi Kıra Kıra</em> şarkısı filmle bütünleşmiş, adeta ayrılmaz bir parçası olmuştur.</p>
<p>1968 yapımı olan film birçok ödüle de layık görülmüştür;</p>
<ul>
<li>1968 Antalya Altın Portakal Film Festivali, en iyi 2. film</li>
<li>1968 Antalya Altın Portakal Film Festivali, en iyi kadın oyuncu Türkan Şoray</li>
<li>2009 2. Türk Sineması Sevgi Onur Ödülleri, Ö. Lütfi Akad, Türkan Şoray, İzzet Günay.</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_1772" aria-describedby="caption-attachment-1772" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vesikalı-yarim.jpg" rel="attachment wp-att-1772"><img class=" td-modal-image wp-image-1772 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vesikalı-yarim-1024x548.jpg?resize=640%2C343" alt="Ömer Lütfü Akad'ın Vesikalı Yarim filmi Yeşilçam'ın en iyi melodramlarından birisidir." width="640" height="343" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vesikalı-yarim.jpg?resize=1024%2C548&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vesikalı-yarim.jpg?resize=300%2C161&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vesikalı-yarim.jpg?w=1500&amp;ssl=1 1500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/vesikalı-yarim.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1772" class="wp-caption-text">Ömer Lütfü Akad&#8217;ın Vesikalı Yarim filmi Yeşilçam&#8217;ın en iyi melodramlarından birisidir.</figcaption></figure></p>
<p>Ayrıca film üzerine yazılmış, Çok Tuhaf Çok Tanıdık Vesikalı Yarim Üzerine adlı bir de kitap bulunmaktadır. Kitap Nilgün Abisel, Umut Tümay Arslan, Pembe Behçetoğulları, Ali Karadoğan, Semire Ruken Öztürk ve Nejat&nbsp; Ulusay tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p>Türk sinemasının klasikleri arasında yerini alan Vesikalı Yarim, doğallığı, gerçekçiliği, konusu, müziği ve oyuncularının gösterdiği göz alıcı performansıyla, gösterildiği tarihten bu yana sinema izleyicisinin gönlünde farklı bir yer edinmiştir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-ask-hikayesi-vesikali-yarim/">Kırık Bir Aşk Hikayesi: Vesikalı Yarim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-ask-hikayesi-vesikali-yarim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1769</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Örümcek Kadının Öpücüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/orumcek-kadinin-opucugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/orumcek-kadinin-opucugu/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jan 2016 23:40:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Berrin Akıncı Nalbantoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Küre]]></category>
		<category><![CDATA[BAFTA]]></category>
		<category><![CDATA[Cannes]]></category>
		<category><![CDATA[Cannes Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Cinema Novo]]></category>
		<category><![CDATA[Cinema Novo akımı]]></category>
		<category><![CDATA[David di Donatello]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat uyarlaması]]></category>
		<category><![CDATA[Hector Babenco]]></category>
		<category><![CDATA[Leonard Schrader]]></category>
		<category><![CDATA[Manuel Puig]]></category>
		<category><![CDATA[Marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[Raul Julia]]></category>
		<category><![CDATA[uyarlama]]></category>
		<category><![CDATA[uyarlama film]]></category>
		<category><![CDATA[William Hurt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1693</guid>
				<description><![CDATA[<p>Örümcek Kadının Öpücüğü, 1985 Brezilya &#8211; ABD ortak yapımı politik bir filmdir. Cinema Novo akımının önemli temsilcisi, Arjantin doğumlu Brezilyalı sinemacı Hector Babenco&#8216;nun yönettiği filmin senaryosunu Leonard Schrader, Arjantinli yazar Manuel Puig&#8216;in 1976&#8217;da yayımladığı aynı adlı romandan uyarlayıp yazmıştır. Başrollerinde William Hurt ve Raul Julia&#8216;nın oynadıkları filmde W.Hurt eşcinsel-travesti rolünde, R. Julia ise Marksist bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orumcek-kadinin-opucugu/">Örümcek Kadının Öpücüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Örümcek Kadının Öpücüğü</strong>, 1985 Brezilya &#8211; ABD ortak yapımı politik bir filmdir.</p>
<p><em>Cinema Novo</em> akımının önemli temsilcisi, Arjantin doğumlu Brezilyalı sinemacı <strong>Hector Babenco</strong>&#8216;nun yönettiği filmin senaryosunu <em>Leonard Schrader</em>, Arjantinli yazar <em>Manuel Puig</em>&#8216;in 1976&#8217;da yayımladığı aynı adlı romandan uyarlayıp yazmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_1696" aria-describedby="caption-attachment-1696" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu.jpg" rel="attachment wp-att-1696"><img class=" td-modal-image wp-image-1696 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-300x197.jpg?resize=300%2C197" alt="William Hurt ve Raul Julia muhteşem performanslarıyla sinemaseverlerden büyük beğeni aldılar." width="300" height="197" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1696" class="wp-caption-text">William Hurt ve Raul Julia muhteşem performanslarıyla sinemaseverlerden büyük beğeni aldılar.</figcaption></figure></p>
<p>Başrollerinde <strong>William Hurt</strong> ve <strong>Raul Julia</strong>&#8216;nın oynadıkları filmde W.Hurt eşcinsel-travesti rolünde, R. Julia ise Marksist bir gazeteciyi oynamaktadır.</p>
<p>Hikaye, 1970 yıllarda askeri rejimle yönelten Brezilya’da geçmektedir. Valentin Arregui rolündeki R. Julia hikayede aranılan bir militana sahte pasaport düzenler ancak yakalanıp hapse atılır. Ağır işkencelere maruz kalmasına rağmen istenilen isimleri vermez. Bunun üzerine hapishane yönetimi onu itiraf etmesi için bir apolitik gibi görünen bir eşcinselin bulunduğu hücreye hapseder. Bu kişi Luis Molina (William Hurt)&#8217;dır.</p>
<p>Etkileyici performans sergileyen W. Hurt bu filmde rolünde hücrede ayrı bir hikaye anlatır. Anlattığı sinema filmi bir Nazi propaganda filmidir. Bu anlatımda Molina (W. Hurt) bizi film içinde filme götürür. Film bir bakımdan rüya sekanslarından oluşmuş gibidir… Bu anlatım-gösteri-çünkü Molina filmi hücrede anlatmaz oynar, bizi de hücreye alıp Valentin ile özdeşleştirir. Önceleri Valentin şüphe ve reddetmeyle ve mide bulantısıyla Molina’ya tepki gösterse de ilerleyen zamanda bu dostluğu kabullenir, aralarında ilginç bir bağ oluşur. Tabii bu bağ, aşk,&nbsp; Valentin’in ataerkilliğinin yavaş yavaş değişimi bizi evirir çevirir aşkı yeniden sorgulatır.</p>
<p><figure id="attachment_1694" aria-describedby="caption-attachment-1694" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kiss-of-the-spider-woman.jpg" rel="attachment wp-att-1694"><img class=" td-modal-image wp-image-1694 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kiss-of-the-spider-woman-1024x600.jpg?resize=640%2C375" alt="Örümcek Kadının Öpücüğü filmi hapihane ortamında kurulabilecek dostluklara çok iyi örnek oluşturabilecek bir filmdir." width="640" height="375" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kiss-of-the-spider-woman.jpg?resize=1024%2C600&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kiss-of-the-spider-woman.jpg?resize=300%2C176&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/kiss-of-the-spider-woman.jpg?w=1111&amp;ssl=1 1111w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1694" class="wp-caption-text">Örümcek Kadının Öpücüğü filmi hapihane ortamında kurulabilecek dostluklara çok iyi örnek oluşturabilecek bir filmdir.</figcaption></figure></p>
<p>Molina’nın hücresi, sanki bizim kendimizin kendimiz için yaratığı hücre gibidir. Bu hayatta oyunumuzu nasıl oynamamız gerektiğini Molina, adeta göz kırparak üstü kapalı bize anlatmaktadır. Dolayısıyla kadınlık, erkeklik kavramlarını da sorgulatır bize bu film.</p>
<p>Molina hücrede anlattığı hikayelerden biri de Örümcek kadınla ilgilidir. Bir adada yaşayan, kendi vücudunun dışında örülen örümcek ağları tarafından sarmalanmış şekilde yaşamaya çalışan, yüzünde bir maske olan gerçek yüzü saklanmış bir kadının hikayesi anlatılıyor. Hikayede Molina aslında kendi içnde bulunduğu durumu ve aşkını anlatmaya çalışıyordur.</p>
<p><figure id="attachment_1698" aria-describedby="caption-attachment-1698" style="width: 202px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-afis.jpg" rel="attachment wp-att-1698"><img class="wp-image-1698 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-afis-202x300.jpg?resize=202%2C300" alt="Örümcek Kadının Öpücüğü filminin meşhur afişi." width="202" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-afis.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-afis.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 202px) 100vw, 202px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1698" class="wp-caption-text">Örümcek Kadının Öpücüğü filminin meşhur afişi.</figcaption></figure></p>
<p>Ve sonunda Valentin, Molina’ya güvenir, duyduğu aşkla da ona arkadaşları hakkında bilgi verir. Artık Molina cezaevinden çıkışta Valentin’in arkadaşları ile bağlantı kuracak, onlara Valentin’den bilgi götürecektir. Ancak olaylar istenildiği gibi gelişmez. Filmin sonunu ve gelişen olayları yazmayacağım. Ancak şunu belirtmem gerekir o da muhteşem bir film olduğu ve William Hurt’ın bu filmle devleştiğidir.</p>
<p>Filmi seyrederken birçok karşıt kavramları fark edeceksiniz. Bu da bizi adeta dürtüp farkındalıklarımızın bilincine vardıracak:</p>
<ul>
<li>Kadınlık &#8211; erkeklik,</li>
<li>Kaba güç baskı &#8211; itaat,</li>
<li>Ruh &#8211; bilinç,</li>
<li>Baskı &#8211; boyun eğiş – direniş,</li>
<li>Marksist &#8211; faşist,</li>
<li>Vatansever &#8211; hain,</li>
<li>İşkence &#8211; yardım,</li>
<li>Homoseksüel &#8211; heteroseksüel,</li>
<li>Cehalet &#8211; bilgi,</li>
<li>Şiddet &#8211; şefkat,</li>
<li>Gerçek – fantezi.</li>
</ul>
<p>Bu filmle değer yargılarınızı ve gerçek aşkın nasıl olduğunu sorgulayacaksınız. Filmin adındaki örümcek ağları kadının çevresindeki değer yargılarını anlatmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_1697" aria-describedby="caption-attachment-1697" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-1.jpg" rel="attachment wp-att-1697"><img class=" td-modal-image wp-image-1697 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-1-300x180.jpg?resize=300%2C180" alt="William Hurt, birçok festivalden en iyi erkek oyuncu dalında ödüller almıştır." width="300" height="180" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-1.jpg?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-1.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/orumcek-kadinin-opucugu-1.jpg?w=460&amp;ssl=1 460w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1697" class="wp-caption-text">William Hurt, birçok festivalden en iyi erkek oyuncu dalında ödüller almıştır.</figcaption></figure></p>
<p>Bu arada William Hurt’ın bu rolüyle en iyi aktör dalında birçok ödül aldığını yazmalıyım: Oscar Ödülleri 1986, Altın Küre 1986, BAFTA 1986, David di Donatello 1986, Cannes Film Festivali 1985…</p>
<p>Sinema tarihi açısından kaçırılmayacak muhteşem bir film bence. Örümcek Kadının Öpücüğü&#8217;nü izlemeden sinema tarihi hakkında konuşmamak gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/orumcek-kadinin-opucugu/">Örümcek Kadının Öpücüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/orumcek-kadinin-opucugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1693</post-id>	</item>
		<item>
		<title>12 Öfkeli Adam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12-ofkeli-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12-ofkeli-adam/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Jan 2016 15:32:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[12 Kızgın Adam]]></category>
		<category><![CDATA[12 Öfkeli Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Fonda]]></category>
		<category><![CDATA[Lee J. Cobb]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Balsam]]></category>
		<category><![CDATA[Reginald Rose]]></category>
		<category><![CDATA[Sidney Lumet]]></category>
		<category><![CDATA[siyah beyaz film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1602</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sidney Lumet’in yönettiği 1957 yapımı 12 Öfkeli Adam, sinema tarihinde önemli bir filmdir. Reginald Rose tarafından tiyatrodan sinemaya uyarlanan filmin başrol oyuncuları arasında Henry Fonda, Lee J. Cobb ve Martin Balsam yer almaktadır. Siyah beyaz filmin birkaç kısa sahnesi dışında tamamı tek bir mekânda geçmektedir; ancak müthiş oyunculuklar ve diyaloglar filmi sürükleyici kılmaktadır. Birçok insan, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-ofkeli-adam/">12 Öfkeli Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sidney Lumet’in yönettiği 1957 yapımı 12 Öfkeli Adam, sinema tarihinde önemli bir filmdir. Reginald Rose tarafından tiyatrodan sinemaya uyarlanan filmin başrol oyuncuları arasında Henry Fonda, Lee J. Cobb ve Martin Balsam yer almaktadır. Siyah beyaz filmin birkaç kısa sahnesi dışında tamamı tek bir mekânda geçmektedir; ancak müthiş oyunculuklar ve diyaloglar filmi sürükleyici kılmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_1606" aria-describedby="caption-attachment-1606" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-afis.jpg" rel="attachment wp-att-1606"><img class=" td-modal-image wp-image-1606 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-afis.jpg?resize=300%2C461" alt="12 Öfkeli Adam film afişi" width="300" height="461" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-afis.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-afis.jpg?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1606" class="wp-caption-text">12 Öfkeli Adam film afişi</figcaption></figure></p>
<p>Birçok insan, çok eski ve siyah beyaz olduğu için filme önyargıyla yaklaşıp bu muhteşem eseri izlemekten kaçınıyor; ancak film tam da bunu anlatıyor: önyargı ve cesaret. Bu iki kavramın önemini, filmi izlediğinizde bir kez daha anlıyorsunuz. Önyargı ve cesaretin, hayatı nasıl etkileyebileceğini düşündüren filmin konusu ise şöyle: Fakir bir mahallede yaşayan bir çocuk, babasını öldürdüğü iddiasıyla yargılanmaktadır. Yargıç, 12 adamdan oluşan jüriden çocuğun suçlu olup olmadığına karar vermelerini ister ve film başlar. Jüri, kararın verileceği odaya kilitlenir. Oy birliği ile bir karar verilene kadar odadan kimse çıkamayacaktır ve çocuğun suçlu olduğuna karar verilirse çocuk idam edilecektir. Mahkemeyi izleyen jüri suçun ortada olduğuna inanır; üzerinde fazla düşünmeden yüzeysel delillere dayanarak hemen oylamaya geçilir. Sonuç: 11 suçlu ve 1 suçsuz oyu. Suçsuz oyu veren jüri üyesi de çocuğun tam olarak suçsuz olduğundan emin değildir; sadece birini ölüme göndermeden önce alelacele karar verilmesini doğru bulmadığı için en azından kendi aralarında delilleri ve tanıkların sözlerini tartışarak bir sonuca varmaları gerektiğine inanır. Asıl hikâye burada başlıyor: Birbirinden tamamen farklı bu 12 jürinin tarafsız olarak karar vermeleri gerekirken kimilerinin çocuk fakir olduğu için önyargılarıyla kimilerinin ise bir an önce odadan çıkma arzusuyla nasıl bencilce davrandığını izliyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_1608" aria-describedby="caption-attachment-1608" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-2.jpg" rel="attachment wp-att-1608"><img class=" td-modal-image wp-image-1608 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-2.jpg?resize=640%2C360" alt="12 Öfkeli Adam filminde oylama sahnesi" width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-2.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-2.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-2.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1608" class="wp-caption-text">12 Öfkeli Adam filminde oylama sahnesi</figcaption></figure></p>
<p>Önyargıları kırmak kolay değildir; ancak bir insanı ölüme gönderme kararı da kolay verilmemelidir. Bir kişinin çoğunluğa karşı gelebilecek kadar cesur olması, olayı derinlemesine düşünmek istemesi, delillere ve tanıklara şüphe ile yaklaşması diğerlerinin fikrini değiştirebilir mi? Filmin sonunda önyargılarımızın, egomuzun, cesaretimizin ve bencilliğimizin başkalarının kaderini belirlemedeki etkisini sorguluyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_1604" aria-describedby="caption-attachment-1604" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-1.png" rel="attachment wp-att-1604"><img class=" td-modal-image wp-image-1604 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-1.png?resize=640%2C400" alt="Tartışma sahnelerinden bir tanesi" width="640" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-1.png?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-1.png?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-1.png?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-1.png?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/12-ofkeli-adam-1.png?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1604" class="wp-caption-text">Tartışma sahnelerinden bir tanesi</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-ofkeli-adam/">12 Öfkeli Adam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12-ofkeli-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1602</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zihnimizin Gizlenmiş &#8221;ÇEKMECELER&#8217;ine Merhaba</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zihnimizin-gizlenmis-cekmecelerine-merhaba/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zihnimizin-gizlenmis-cekmecelerine-merhaba/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Dec 2015 15:45:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ercan Gümüş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Aslıhan Erguvan]]></category>
		<category><![CDATA[Berkay Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Bulut Reyhan]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Alper]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Demirkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Dizdar]]></category>
		<category><![CDATA[ece yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Saner]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne Uluslararası Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[film festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Çimenser]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Özsüt]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Özsüt]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kubilay Tunçer]]></category>
		<category><![CDATA[M. Caner Alper]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Binay]]></category>
		<category><![CDATA[New York Chelsea Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Açıkalın]]></category>
		<category><![CDATA[Nurhan Özenen]]></category>
		<category><![CDATA[Nürnberg Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Oğulcan Yapıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Töre]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Birsel]]></category>
		<category><![CDATA[Tilbe Saran]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Tülek]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Olcay]]></category>
		<category><![CDATA[Yekta Kopan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1171</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çekmeceler filmi, Türk sinemasının geldiği noktayı büyüleyici bir gerçek hikaye ile apaçık şekilde selamlayan başyapıtlardan biridir. Filmin yönetmenlik koltuğunda M. Caner Alper, Mehmet Binay gibi başarılı isimler yer almaktadır. Yaklaşık 3 yıl çalışma sürecinin oluşturulduğu filmin gişede hak ettiği yeri bulamaması şaşırılmamalıdır ve bir filmin güzelliğinin gişe olmadığı unutulmamalıdır. Acı gerçeklerle yüzleşmenin sıcaklığını duyumsamamak kaçınılmaz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zihnimizin-gizlenmis-cekmecelerine-merhaba/">Zihnimizin Gizlenmiş &#8221;ÇEKMECELER&#8217;ine Merhaba</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çekmeceler filmi, Türk sinemasının geldiği noktayı büyüleyici bir gerçek hikaye ile apaçık şekilde selamlayan başyapıtlardan biridir.</p>
<p>Filmin yönetmenlik koltuğunda M. Caner Alper, Mehmet Binay gibi başarılı isimler yer almaktadır. Yaklaşık 3 yıl çalışma sürecinin oluşturulduğu filmin gişede hak ettiği yeri bulamaması şaşırılmamalıdır ve bir filmin güzelliğinin gişe olmadığı unutulmamalıdır.</p>
<p>Acı gerçeklerle yüzleşmenin sıcaklığını duyumsamamak kaçınılmaz. Çok tanıdık karakterler, çok yakınımızdaki kişiler, her gün gördüğümüz yüzler olduğu görülmektedir. Film, psikolojik açılardan dokunuşlarıyla belki de önemli sosyolojik tespitlerin nokta atışıyla duygularımıza &nbsp;gerekli sertlikle, hayata bakışımızı gözden geçirme olgunluğuna erişmemize yardımcı olacaktır. Kadının cinselliği, konuşulamayan cinsel eğitim ve kadının güçlü bir sesi olan Çekmeceler Türkiye&#8217;de sanatın daha cesur bir adımıdır.</p>
<p>Filmin müziklerine ayrı bir parantez açmak gerekir. Sahnelerin melodisini hissederek çıkılan yolculuk muazzam. Zamanın filtresini notalarıyla renklendiren Hasan Özsüt, Demir Demirkan, Işıl Özsüt filmin görünmeyen kahramanları.</p>
<p><figure id="attachment_1173" aria-describedby="caption-attachment-1173" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler-1.jpg" rel="attachment wp-att-1173"><img class=" td-modal-image wp-image-1173 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler-1-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="&quot;Kahramanı Sen olsan da hikaye benim.&quot; Saadet." width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler-1.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler-1.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1173" class="wp-caption-text">&#8220;Kahramanı Sen olsan da hikaye benim.&#8221; Saadet.</figcaption></figure></p>
<h2><strong>Zihnimizin gizlenmiş &#8220;ÇEKMECELER&#8221;</strong></h2>
<p>Oyunculuklar tartışmasız ders niteliği taşımaktadır. Oyuncular: Ece Dizdar, Taner Birsel, Tilbe Saran, Nilüfer Açıkalın, Pınar Töre, Hakan Çimenser, Tuğrul Tülek, Ece Yüksel, Burak Altay, Yekta Kopan, Oğulcan Yapıcı, Kubilay Tunçer, Gizem Erdem, Aslıhan Erguvan, Berkay Akın, Cengiz Coşkun, Edip Saner, Ümit Olcay, Emrah Doğan, Bulut Reyhan ve Nurhan Özenen.</p>
<p>Titizlikle ve disiplini kaybetmeden çekildiği belli olan filmin emekçilerine teşekkür ediyorum ve sanatseverlerin bu filmi unutmayacağını bilerek, filmi seyirci ile buluşturan herkese teşekkür ediyorum.</p>
<p><figure id="attachment_1172" aria-describedby="caption-attachment-1172" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler.jpg" rel="attachment wp-att-1172"><img class=" td-modal-image wp-image-1172 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler-300x168.jpg?resize=300%2C168" alt="Çekmeceler filmi çok sayıda ödül alarak adından söz ettirmiştir." width="300" height="168" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/cekmeceler.jpg?w=618&amp;ssl=1 618w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1172" class="wp-caption-text">Çekmeceler filmi çok sayıda ödül alarak adından söz ettirmiştir.</figcaption></figure></p>
<h3>Çekmeceler filminin aldığı ödüller;</h3>
<ul>
<li>Edirne Uluslararası Film Festivali&#8217;nden, En iyi Kadın oyuncu: Tilbe Saran</li>
<li>Malatya Film Festivali&#8217;nden &#8216;En İyi Kadın&#8217; Ödülü: Ece Dizdar</li>
<li>Hasan Özsüt, Malatya Film Festivali En İyi Özgün Film Müziği</li>
<li>Nilüfer Açıkalın, New York Chelsea Film Festivali&#8217;nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu</li>
<li>Nürnberg&#8217;te düzenlenen 20. Türkiye / Almanya Film Festivali&#8217;nde En İyi Film</li>
<li>Nürnberg Film Festivali en iyi kadin oyuncu &#8211; Nilüfer Açıkalın-Tilbe Saran ve Ece Dizdar</li>
</ul>
<p>&#8221;Bazı çekmeceler kilitli kalır. Nedenler ve cevaplar orda gizlidir.&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zihnimizin-gizlenmis-cekmecelerine-merhaba/">Zihnimizin Gizlenmiş &#8221;ÇEKMECELER&#8217;ine Merhaba</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zihnimizin-gizlenmis-cekmecelerine-merhaba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1171</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk ’’Yok Olmak’’ Mıdır?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-yok-olmak-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-yok-olmak-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Nov 2015 20:54:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Emel Atasoy]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemadan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Amy Adams]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Her]]></category>
		<category><![CDATA[Joaquin Phoenix]]></category>
		<category><![CDATA[Olivia Wilde]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Phoenix]]></category>
		<category><![CDATA[platonik aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Rooney Mara]]></category>
		<category><![CDATA[Scarlett Johansson]]></category>
		<category><![CDATA[Spike Jonze]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=926</guid>
				<description><![CDATA[<p>Siz hiç aslında var olmayan birine aşık oldunuz mu? Her gün sesiyle hayat bulduğunuz, sesiyle geceyi sonlandırıp güne sesiyle beraber uyandığınız ama  kokusunu hiç bilmediğiniz, tenine hiç dokunamayıp sıcak nefesini boynunda hissedemediğiniz biri oldu mu? Sevişmeden sevebildiniz mi hiç? ‘’Her’’ ülkemizde yayınlanan adıyla ‘’Aşk’’ filmi tam da bu soruları soruyor bize. Gitgide yalnızlaşan bu dünyayla [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-yok-olmak-midir/">Aşk ’’Yok Olmak’’ Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siz hiç aslında var olmayan birine aşık oldunuz mu?</strong></p>
<p>Her gün sesiyle hayat bulduğunuz, sesiyle geceyi sonlandırıp güne sesiyle beraber uyandığınız ama  kokusunu hiç bilmediğiniz, tenine hiç dokunamayıp sıcak nefesini boynunda hissedemediğiniz biri oldu mu?</p>
<p><strong>Sevişmeden sevebildiniz mi hiç?</strong></p>
<p>‘’Her’’ ülkemizde yayınlanan adıyla ‘’Aşk’’ filmi tam da bu soruları soruyor bize.</p>
<p>Gitgide yalnızlaşan bu dünyayla savaşan bir adamın, Theodore’un hikayesini konu alan filmde yönetmenliği ve senaristliği Spike Jonze üstlenirken başrolleri Joaquin Phoenix, Amy Adams, Rooney Mara, Olivia Wilde ve Scarlett Johansson paylaşıyor.</p>
<p><figure id="attachment_927" aria-describedby="caption-attachment-927" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ask-filmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-927 size-large" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ask-filmi-1024x682.jpg?resize=640%2C426" alt="Spike Jonze &quot;Her - Aşk&quot;" width="640" height="426" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ask-filmi.jpg?resize=1024%2C682&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ask-filmi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ask-filmi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ask-filmi.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/ask-filmi.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-927" class="wp-caption-text">Spike Jonze &#8220;Her &#8211; Aşk&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Phoenix&#8217;in canlandırdığı Theodore Twombly&#8217;nin, Johansson&#8217;ın seslendirdiği Samantha adlı yapay zekâya sahip bir işletim sistemine aşık olması ve ikili arasında yaşanan ilişkiyi konu alan film adeta bizlere gelecekten bir ön izleme sunuyor.</p>
<p>Karşılığı olan bir aşk, ama kavuşmak imkansız! Çünkü aşık olduğun kişi aslında yok, yaşamıyor. Sesiyle seni orgazm edebiliyor, ama kodlandığı için. His yok, mış gibi yapmak var. Bir nevi, sesteki kişi yani Samantha,Theodore’u kandırıyor. Theodore, karısı tarafından terk edilen, gitgide yalnızlığında boğulan, tek yaptığı şey her gün uyanmak işe gitmek, eve gelip yayılmak olan bir adamdır. Bunları yaparken aniden bir program keşfeder ve bu işletim sistemi sayesinde en çok arzuladığı şey olan birine bağlanmak duygusunu yaşar. Düşmekle ayakta kalmak arasında çok ince çizgiler vardır bazen şeridi göremeyebilirsiniz.</p>
<p><figure id="attachment_928" aria-describedby="caption-attachment-928" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-ask.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-928 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-ask.jpg?resize=600%2C400" alt="Aşk filminde Phoenix çok başarılı bir performans sergiledi." width="600" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-ask.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-ask.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-ask.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-928" class="wp-caption-text">Aşk filminde Phoenix çok başarılı bir performans sergiledi.</figcaption></figure></p>
<p>İşte Theodore da o çizgidedir. Onu düşmekten kurtarması için bir şeye ihtiyacı vardır. Onun ne olduğunun önemi yoktur. Yeter ki bağlanayım düşüncesindedir. Ancak konuştukça daha çok bağlanır ve bu kez bağlarının imkansızlığı nedeniyle acı çeker. Hiçbir platonik ‘’AŞK’’bu kadar çaresiz olmamıştır.</p>
<p>Gelişen teknolojiyle beraber uzun yıllar sonra filmin gerçeğe dönüşmesi pek de imkansız değil gibi.</p>
<p>Aslına bakılırsa İnsanoğlu ezelinden beri böyle bir icat arıyordu. ‘’Şişme Bebek’’ bunlardan biri.</p>
<p>Söylenenlere göre 1940’lı yıllarda Adolf Hitler tarafından savaştaki askerler kadınlarla sevişip, mikrop kapmasınlar diye icat edilmiştir.</p>
<p>İlerleyen yıllarda da tüm insanlığa kazandırılmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_929" aria-describedby="caption-attachment-929" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-film.png"><img class=" td-modal-image wp-image-929 size-large" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-film-1024x550.png?resize=640%2C344" alt="Tasavvuf edebiyatından bilfiğimiz &quot;aşk&quot;ın içinde yok olmak kavramı &quot;Her&quot; filminde başarılı bir şekilde beyaz perdeye aktarıldı." width="640" height="344" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-film.png?resize=1024%2C550&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-film.png?resize=300%2C161&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/her-film.png?w=1271&amp;ssl=1 1271w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-929" class="wp-caption-text">Tasavvuf edebiyatından bilfiğimiz &#8220;aşk&#8221;ın içinde yok olmak kavramı &#8220;Her&#8221; filminde başarılı bir şekilde beyaz perdeye aktarıldı.</figcaption></figure></p>
<p>‘’Her’’, yani ‘’Aşk’’  aralarında Oscar dahil olmak üzere toplam 5 ödüllü bir yapıt. Bence ölmeden önce izlemeniz gereken filmler arasında.</p>
<p>Bugüne dek içinde Scarlett Johanson olan hiçbir kötü film görmediğimi de belirtmeliyim.</p>
<p>Spike Jonze bizlere aşka dair bugüne dek tüm bildiklerimizi unutturan, ezber bozduran bir bakış açısı sunuyor. ’’Her’’ yani ülkemizde ki adıyla ‘’Aşk’’ı konu alıyoruz ve aşkın ve yalnızlığın derinlerine iniyoruz. Yalnızlık sonradan öğrenilmiş bir çaresizlik mi? Yoksa hep var mıydı? Bir aşk bizi yalnızlıktan kurtarır mı? Peki, ne tür bir aşk?</p>
<p>Platonik aşkın en çaresiz hali bu filmde.</p>
<p>Ne dilediğinize dikkat edin!</p>
<p>Kaçırmayın derim.</p>
<p>İyi Seyirler.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/CwZBetUh1IY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-yok-olmak-midir/">Aşk ’’Yok Olmak’’ Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-yok-olmak-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">926</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Batı Sinemasında Göçmen Sorunu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bati-sinemasinda-gocmen-sorunu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bati-sinemasinda-gocmen-sorunu/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 19:18:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ağlayan çayır]]></category>
		<category><![CDATA[charlie chaplin]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[işte özgür dünya]]></category>
		<category><![CDATA[it's a free]]></category>
		<category><![CDATA[ken loach]]></category>
		<category><![CDATA[şarlo]]></category>
		<category><![CDATA[sinemada göç]]></category>
		<category><![CDATA[sinemada göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[theo angelepoulos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=520</guid>
				<description><![CDATA[<p>Chaplin’in Dilinden Sinemanın Göçmen Meselesine Verdiği Cevap – “Göçmen” Chaplin’in “Göçmen” filmini üç başlıkta ele alabiliriz: 1. Göçmenlerin ABD’ye yolculuğu: Göçmenlerin durumunu daha yolculuk sırasında gözlemleyebiliyoruz: Sefillik ve çaresizlik… Ülkeye ayak bastıklarında da gemideki durumdan farklı bir şeyle karşılaşıp, karşılaşmayacaklarını tahmin edememektedirler. Balık istifi edilmiş bir gemide, hiç bilmedikleri bir ülkeye, meçhule doğru yol almaktadırlar. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bati-sinemasinda-gocmen-sorunu/">Batı Sinemasında Göçmen Sorunu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Chaplin’in Dilinden Sinemanın Göçmen Meselesine Verdiği Cevap – “Göçmen”</strong></h2>
<p>Chaplin’in “Göçmen” filmini üç başlıkta ele alabiliriz:</p>
<p><strong>1. Göçmenlerin ABD’ye yolculuğu:</strong></p>
<p>Göçmenlerin durumunu daha yolculuk sırasında gözlemleyebiliyoruz: Sefillik ve çaresizlik… Ülkeye ayak bastıklarında da gemideki durumdan farklı bir şeyle karşılaşıp, karşılaşmayacaklarını tahmin edememektedirler. Balık istifi edilmiş bir gemide, hiç bilmedikleri bir ülkeye, meçhule doğru yol almaktadırlar. Bu yolculuk sırasında kimi yolcular birbirlerini düşman olarak görürken, kimileri ise yeni başlayacak dostlukların temellerini atmakla meşguldürler. Nihayet ABD ufukta görülür. Hayallerini süsleyen ülke ve onun dünyaca ünlü “Özgürlük Heykeli!” ilk göze çarpandır.</p>
<p><strong>2. &nbsp;Göçmenlerin ABD’de buldukları / göçmenleri bekleyenler:</strong></p>
<p>Tüm zorluklardan sonra umutların ülkesi ABD’ye ayak basan göçmen işçiler orada da aradıklarını bulamazlar. Göçmen filmindeki karakterimiz Şarlo da bunlardan birisidir. Sokaklarda aç olarak dolaşmaktadır.</p>
<p><strong>3. &nbsp;ABD toplumunun göçmenlere bakışı:</strong></p>
<p>ABD toplumundan bir manzara sunan lokanta sahnesinde, karakterin uyumsuz pozisyonu ve garsonun kendisini toplumsal ahlak kurallarına göre düzeltmeye çalışması bize ABD toplumunun bakış açısını sunar. Belli kurallar vardır ve bu kuralların dışına çıkmak toplumun dışında kalmakla eşdeğerdir.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/the-immigrant-gocmen.jpg"><img class=" td-modal-image alignleft wp-image-521 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/the-immigrant-gocmen.jpg?resize=420%2C200" alt="the-immigrant-gocmen" width="420" height="200" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/the-immigrant-gocmen.jpg?w=420&amp;ssl=1 420w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/the-immigrant-gocmen.jpg?resize=300%2C143&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h2><strong>Ağlayan Çayır – Theo Angelepoulos</strong></h2>
<p>Angelepoulos’un “Ağlayan Çayır” adlı filmi uzun yıllara yayılan bir dönemi Yunanistan ölçeğinden yola çıkarak tüm insanlığa anlatıyor. Filmin daha başında, Ukrayna’nın Odessa şehrinden 1919’da toplu halde Yunanistan’a göçmek zorunda kalan Yunan mültecilerle karşılaşırız. Mültecilerin içinde bulunan bir ailenin başından geçen trajik öykü, bize bizi 2. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar bir Yunanistan panaromasını verir. Türlü türlü ailevi ve toplumsal zorluklarla bir araya gelmiş genç bir çiftin işsizlik ve Yunanistan’da artan kargaşa ortamından kurtulmak için ABD’ye göç etme hayali sadece genç adamın gidebilmesi ile sonuçlanır. Genç adam gittikten sonra belgeleri ayarlayıp karısını ve iki çocuğunu da ABD’ye alacaktır. Ancak bu hiç mümkün olamayacaktır. Hatta en son bunun için 2. Dünya Savaşı’nda ABD ordusuna yazılacaktır; ancak bu savaş onun için son yolculuk olacaktır.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/LwQbqjzfvwg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2><strong>İşte Özgür Dünya – Ken Loach</strong></h2>
<p>Özgür bir ülke olan İngiltere’de geçen film, Ken Loach’ın gözünden Avrupa’nın özgürlük kavramını tartışmaya açıyor. “Kimler özgür olabilir?” sorusu filmin en önemli sorularından bir tanesidir. Aynı zamanda İngiliz işçi sınıfı için değişen koşulları da göstermektedir bu film. İngiltere’ye kaçak olarak getirilen işçilere nasıl muamele yapıldığı ve bazı kişilerin onların sırtından nasıl paralar kazandığını çok iyi görebiliyoruz İşte Özgür Dünya filminde. Filmi tamamen izleyip bitirdikten sonra, “Bu nasıl özgürlük?” diye sormamak elde değil. Adeta hayvan gibi davranılan göçmen işçiler borç içinde yüzdükleri ülkelerine dönmemek için ellerinden geleni yapmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/RhsOi9KDEVc?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2><strong>Sonuç</strong></h2>
<p>“Göç yolculuğunun, sorgulamaksızın hattan bir klişeye dönüşür biçimde umuda yolculuk olarak görüldüğünü, yolculuğun bu isimle anılır olduğunu biliyoruz. 1960’larda yaşanan Avrupa’ya göçün ekonomik nedenlerin, 2. Dünya Savaşı sonrası emek ihtiyacını karşılamak için ‘misafir işçi ağırlayan’ koşulların bugün için de geçerli olduğunu söyleyemeyiz. Bu göç yolculuğu daha iyi yaşam koşullarına kavuşacağını düşünen ya da geri döndüğünde böylesi koşulları oluşturacağını düşünen insanlar için ‘umuda yolculuk’ olarak düşünülebilir. Avrupa’ya hâkim sosyal devlet anlayışı henüz yaşamaktadır o dönemde çünkü. Oysa, bugün böylesi bir çerçeveden bakıldığında göç eden insanların beklentilerinin ‘umuda yolculuk’tan farklılaştığını, beklentisizliğe; bir belirsizlikten bir başka belirsizliğe gözleri kapalı, önü görülmeyen ve sonu da olmayan bir yolculuğa dönüştüğünü söylemek mümkün. Göç süresinin yanı sıra göç nedenleri de farklılaşmakta: Bir neden göçe zorlanmaları, yersiz yurtsuz bırakılmaları, bir başka neden yaşadıkları ülkelerde savaş koşullarının hüküm sürmesi. Dolayısıyla daha iyi yaşam koşullarına kavuşma beklentisi tek başına durumu açıklamıyor, bundan öte temel yaşamsal nedenler daha belirleyici oluyor. Bu yolculuğun “yasal” bir yolculuk olduğu da söylenemez. Yasal olmak kapıdan girebilmek demektir. Avrupa kim, ne için bir umut sorusu bir yana, Avrupa’nın kapıları kapalı. Sahillerinde yabancı göçmen çıkarmasıyla karşılaşan ülkeler birbirlerine senin sahilinde vurdu diye insan iade etmeye dahi çalışıyorlar. Sınırlardan gizlice, bir başka ülkede satmak üzere “mal” getirip götürenlere verilen isim “kaçakçılar”, şimdi “insan ticareti” yapanlara da deniyor.” (Elif Genco, Mayıs 2004, YENİ FİLM)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bati-sinemasinda-gocmen-sorunu/">Batı Sinemasında Göçmen Sorunu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bati-sinemasinda-gocmen-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">520</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
