<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Röportaj &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 May 2019 07:43:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 May 2019 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17808</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kor; bir döngünün yansıması olarak doğum; bir çaba, yaşam sıcaklığına tekrar kavuşma çabasıdır. Şiirlerde kadın ve erkeğin ilkel güdüleri öne çıkar. Doğal bir olay olan çocuğun doğumu, doğanın içinden çıkan mucizevi ve sanatsal bir başlangıç olarak işlenir. Bu yaklaşım Fransız şair Baudelaire’in doğa’sından farklıdır. Doğa’yı nedensiz ve bilinçsiz çokluğu yüzünden tekilliğine bir tehdit olarak gören [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kor;
bir döngünün yansıması olarak doğum; bir çaba, yaşam sıcaklığına tekrar kavuşma
çabasıdır. Şiirlerde kadın ve erkeğin ilkel güdüleri öne çıkar. Doğal bir olay
olan çocuğun doğumu, doğanın içinden çıkan mucizevi ve sanatsal bir başlangıç
olarak işlenir. Bu yaklaşım Fransız şair <em>Baudelaire’in</em>
doğa’sından farklıdır. Doğa’yı nedensiz ve bilinçsiz çokluğu yüzünden
tekilliğine bir tehdit olarak gören Baudelaire’a göre&nbsp; “<em>eylem
adamı erekler değil araçlar konusunda kendisini sorgulayan kişidir</em>” ve
Baudelaire yararlı olanı ve eylemi hor görür. Ömer’in şiirlerinde ise erek
zaten uluortadır, tek bir doğrultudadır. Yükselen bir lav gibi, yukarı ve daha
yukarı çıkmak isteyen, durgunluğa karşı hareketi talep eden bir kahraman
yaratır. Araçlar bin bir çeşit olabilir ve olmalıdır da. Çokluk kıymettir.</p>



<p><em>&nbsp;“Güzellik zamanı aşar kendine kavuşur karşına
düşer. İşte saatlerden biriydi, karşıma kendini santimetrelerce ifade
koyuverdi. Tablo desem değildi, canı vardı ama benim cinsime de uzak değildi.
Ölümün ahengi, durumun söz edişi biricikliğiyle, somuta serzenişi… Tutacaklığı
yoktu ve toprağa düşüverişi… Güzel nedir dedim yere kavuşma anında, o dirinin
bitime ve yeni yetmelik saatine kavuşabilmesine hitap edecektim.”</em></p>



<p>Estetik
konusunda Hegel’in taklit ilkesi tamamen biçimsel olduğu için, bu ilke sanatın
amacı kılındığı zaman, nesnel güzelliğin kendisi ortadan kalkar. Hegel’e göre
sanat güzelliği tinden doğmuş ve yeniden doğmuş güzelliktir; “<em>tin ve ürünleri, doğa ve fenomenlerinden ne
kadar yüksekse, sanat güzelliği de doğa güzelliğinden o kadar yüksektir”</em> der Hegel. </p>



<p>Ömer’e
göre ise güzellik doğumda ve yeni olanda. Yaratı akışkandır, kandır hayattır.
Ömer’in güzel’i yaratıda bulması Hegel’in tinsel ve doğal ayrımından yola
çıkacakmış gibi görünse de doğayı takdir etmekten vazgeçemez. Üretken bir
varlık olarak kadını öne çıkardığı şiirlerde
<em>“kadın”</em>
ve <em>“çocuk”</em> yaratı ve doğum üzerine
sembolik birer ifade olmakla birlikte üretimin her türlüsü bir doğum Ömer’e
göre:</p>



<p><em>“sen</em></p>



<p><em>Senin
uğruna bu bereket</em></p>



<p><em>Yeni</em></p>



<p><em>Doğdun
işte</em></p>



<p><em>İşteler
rütbesiz</em></p>



<p><em>Güzelsin
sen.”</em></p>



<p>Baudelaire’ye
göre ise güzellik hep tikeldir, bireysel olanla ebedi olanın belirli bir oranda
karıştırılmasıdır, bu karışımda ise ebedi olan bireysel olanın ardında gösterir
kendini. Güzel der Baudelaire “<em>Niceliği güçlükle belirlenebilen ebedi, değişmez bir öge ile deyim
yerindeyse, sırasıyla ya da tümü de aynı andan çağ, moda, ahlak, tutku olan
göreli koşullara bağlı bir ögeden kuruludur.”</em></p>



<p>Bu
bağlamda Ömer’in doğa, estetik, tin ve güzellik anlayışı Baudelaire’inkinin
ters yüz edilmiş biçimi olarak anlaşılabilir. Tam bir şehir insanı olan
Baudelaire’e göre doğa dizginlenemez, bayağı ve verici akışkanlıkta olmasıyla
küçümsenirken, yine bir şehir insanı olan Ömer, doğanın düzeni içindeki Kor’un yakıcılığını
ve mutlak yeniden doğuma hazırlayan güneşin besleyiciliğini güzellik olarak
tanımlamakta ve güzeli doğanın sürekli yeniden doğuma elvermesinde bulmaktadır.
Baudelaire’e göre doğuştan yetenek ve sürekli üretim gibi kavramlar tiksinti
verici bir durumken, Ömer hem doğumu, hem doğuştan getirilenleri hayranlıkla
karşılamakta ve kendi çalışmalarında da üretimin sürekliliğine önem
vermektedir. Bununla birlikte yine de üretimin ancak yüce bir adanmışlık hali
gerektirdiği konusunda görüşlerinin birleştiğinden söz edilebilir. </p>



<p><em>&nbsp;“Baudelaire’in dandizmi kendinden
korkmasındandır”</em>
der Sartre. “<em>Kiniklerin ve stoacıların
askesidir bu. Çünkü bunu fazla sınırsız bir özgürlük olarak görür ve iradeyi
güçlendirip ruhu disipline sokmaktan yanadır.” </em></p>



<p>Ömer
ise ruhun ve doğanın taşkınlığından yanadır. Bu yaklaşımında Cahit
Zarifoğlu’nun etkisinden söz eder.&nbsp; <em>“
‘Menziller’</em> <em>kitabı saf haliyle
bir şiirdir; farklı biçim denemeleri, metaforların güçlü sadeliği ve kadın,
doğum, cinsellik, aşırılık ve yoğunluk hislerinin en fazla hissedildiği
eserlerden biridir. </em><em>Onun
şiirlerinde her ne kadar takipçi çevrelerinde fazla söz edilmese de nirvana;
katarsis anlamında cinselliğin, ansızlığın anıdır</em>.”</p>



<p>Serinin
son kitabı Kut; tanrılara ve bugüne kadar süregelmiş tanımlara yönelir. Kut,
kelime kökeni olarak Kutsal’dan gelir. Şiirlerinde, tragedya sahnelerindeki
tanrılar savaşlarına atıflar vardır ve bu çatışmalar her daim yeni adına
yapılmaktadır. Ömer’e göre; <em>“Amaç,
her zaman hakikatin peşinde olmak, daima bir değişim içinde olan gerçekliği
aşıp hakikate ulaşma arzusunda olmaktır.</em><em>”
</em>Joseph
Campbell, <em>Kahramanın Sonsuz Yolculuğu</em>’nda
bütün kültürlerin kahraman mitlerinde ortak tek bir kalıp bulunduğunu ortaya
koymuştur. Kahraman tanrıları savaşıp yenen, yeni kahraman, bu gizemli
maceradan her daim benzerleri üzerinde üstünlük sağlayan bir güç ile geri
döner. O artık Kut’ları yıkmıştır ama bu kez kendisi bir Kut olmuştur. </p>



<p>“<em>Bizler özneyiz” </em>diyor Ömer. “<em>En kapsamlı haliyle nesnel algıya varamayacağımızı biliyoruz ve bu nesnel ve kapsamlı bütünlüğün adı hakikat; ona ulaşmak mümkün olmasa da bu çaba bizi var ediyor. Çabanın yöntemi ise dilin genişlemesi, diyebiliriz. Dil insanidir ve algımızın sınırıdır ama kapasitesini arttırabilir. Kısacası Hakikate öznel varlıklar olarak bizim dil çabasına girerek algımızı niteliksel genişleme çabamız ile ulaşabiliyoruz. Kutlar; bizim kemikleşmiş, engelleyen ama aynı zamanda bize onur veren omurgamız olan geçmişin idolleri; ve ancak bir yıkım sayesinde yeni ve tazenin üretilmesiyle yeni ve “daha kullanışlı” kutlara varabiliriz. Ama hakikatin kendisi bu zamani döngünün dışında, öznel algının üstüne. Onun sadece daha büyük bir parçasına erişebilme olasılığı bile kıymetli.”</em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/öa.jpg?resize=508%2C337&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17810" width="508" height="337" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Ömer Alkan</figcaption></figure></div>



<p>Tragedya,
iki kutbun karşılıklı ve şiddetli anlaşmazlığın ertelemesi olanaksız,
üstesinden gelinmez ikiliğinin, bizim içinse kaynağın itkisiyle başlayan
macera. Tragedyaları yazanlar her zaman şairler olduğuna göre aslında modern bir
şairin yine de şairlik kanında doğal olarak bulunan (destansı anlatıma) antik
bir geleneğe başvurmasına şaşmamak gerekir. </p>



<p>Şairler,
insanlığın ötesinde göğün ayrı bir katında yaşamaları ve insanlık durumunu
yansıtacak bir ayna yerine geçmeleri beklenen varlıklar olsa da; kendi
tikelliğine <em>“kısmen”</em> sarılan bir şair
olduğunu söyleyen Ömer çalışmaya ve üretmeye aklın, tarihin ve bilincin
sınırlarında gezinerek devam ediyor. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 May 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17803</guid>
				<description><![CDATA[<p>11. yy bilginlerinden Nişaburlu şair Hayyam bir hem yazar hem astronom hem de filozoftu. Bir matematikçi olarak çalışmalar yapar, gökyüzünü inceler ve araştırmalarla ilgilenirdi. 21.yüzyıl İstanbul’unda ise ilgi alanı teorik fizikten antropoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar geniş bir şair olan Ömer Alkan var karşımızda. İkisi de kutsallara saldırıyor, derinleri kazıp kökleşmiş olana meydan okuyor, bizlere [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>11.
yy bilginlerinden Nişaburlu şair Hayyam bir hem yazar hem astronom hem de
filozoftu. Bir matematikçi olarak çalışmalar yapar, gökyüzünü inceler ve
araştırmalarla ilgilenirdi. 21.yüzyıl İstanbul’unda ise ilgi alanı teorik
fizikten antropoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar geniş bir şair olan Ömer
Alkan var karşımızda. İkisi de kutsallara saldırıyor, derinleri kazıp kökleşmiş
olana meydan okuyor, bizlere onur veren ancak bir yandan da sıkıştıran
sınırlandıran kurumsallığa ve yüceliğe şiirin kılıcıyla yürüyor. Şiirin salt
duygu yüklü dizelerinden taşıp felsefeye, doğaya, modern yaşama ve metafiziğe
yer veriyor. </p>



<p>Ömer,
şiiri zanaatten ayırmıyor ve üretim sürecinin kıymetli olduğunu vurguluyor. Bir
yandan görsel efekt şirketinde grafik animasyon alanında çalışırken diğer
yandan kendi müziklerini besteliyor. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji mezunu
olan Ömer, yeni neslin tüm özelliklerini taşımakla beraber ilk çağlara uzanan
konularda şiirler yazıyor ve aynı zamanda bir fikir adamı. Şiirlerinde,
varoluşçuluğa, dil felsefesine, mitolojiye ve özellikle tragedyalara bol
referanslarda buluyor. Bunların yanında bilime inanmak ve önem vermekle de
kendisini tanımlayan Ömer <em>“Hayyam da sonunda nihilist bir
damara geçiyor. Nihilistlikten bilgi için yürüme var şiirlerinde” </em>diye
ekliyor.</p>



<p>Fihrist
dergisinin hem yazar hem kurucularından Ömer;
“<em>Tarih boyunca biz sadece kendini
gösterebilenleri biliyoruz. Tarih her zaman en iyileri, en güzelleri bulur
ortaya çıkarır diye bir şey yok. Bu çok naif bir düşünce olurdu. Çok fazla
güzel şey tarihin içine gömüldü. Ancak gösterebilirsek sahnede olabiliyoruz
ancak o tarafa fazla yönelirsem yani kim ne der diye dert edinirsem
kaybedeceğimi de biliyorum. Kitapları belli bir fikir doğrultusunda silsileye
koyup kendi yayıncılığımla basayım dedim. Böylece başkalarına tabi olmamak,
özgürlük alanı bulmak mümkün oldu</em>.”</p>



<p><em>&nbsp;<strong>“Bir
dilin edeceğinden edebileceğinden fazlasını koydum hah şu orta yere.”</strong></em><strong><em> </em></strong></p>



<p><em>“</em><em>Üretim alanında dil
ile baş başa kaldığımızda Türkçe’ye iş düşüyor</em><em>”</em>
diyen Ömer anadile aşırı saygı duyuyor. Kan, Kın, Kor ve Kut kelimeleri de
zaten Türkçe’nin öz kökenlerini çağrıştırıyor. Bu dili seven, özen göstermek ve
genişletme çabası içinde olan bir yazar olduğunu belirten Ömer’in gerçekten de
kitaplarında yazar ve şair olarak dilde açılımlar meydana getirme eğilimi
fazlasıyla hissediliyor. Dil felsefesine kafa yoran Ömer için kelime üretmek, doğrudan
toplumun kolektif bilincinde açılım yapmak yazar ve şairlerin görevi olmalı. </p>



<p><strong><em>“Hep geleceğe baktığımdan, geçmiş
esansı kalan buğulu bir birikim gibi geliyor.”</em></strong></p>



<p>Gündelik
yaşamda ne bir anısını düzgünce anlatabilme ne de bir şeyi ezber tipi aklında
tutabilme yeteneği olmadığını itiraf eden Alkan: “<em>Hep geleceğe
baktığımdan geçmiş sadece esansı kalan, buğulu bir birikim gibi geliyor, ben
hep topladıklarımla gidiyorum. Bende hep toplamlar var. Bir fikir, bir çıkarım,
teori ile ilerleme var. Ama anıların kendisi değil, yani şiirde özel anılarım
yok</em>” diyor. </p>



<p>Yazarken
bilinç akışı yöntemi olduğu kadar, monolog üslubuna da hakim; düşünce tarafının
yoğunluğuna odaklanmış ve aklın keskinliğinin ucuna takılmış bir şiir anlayışı
var. &nbsp;Şiirlerinde güncel verilerden beslenmeye
yanaşmıyor. Dante’nin İlahi Komedya’sındaki zamansızlık, Cennet-Cehennem ve
Araf arasındaki o atmosferi yazma çabası ile sonsuzluk hissini veriyor. </p>



<p><strong><em>“Müziğin zarafetinden başkasını
bilmem kardeş yemin ederim.”</em></strong></p>



<p><em>Müzik hayatımın en ciddiye aldığım parçası</em>
diyen Ömer’in müzikle ilişkisi takıntı boyutunda. <em>Müzikle yazıyorum</em>, diyor. Bu nedenle yazıları müzikle bestelemeyi
seçmiş, şiirleri için <em>kafiye üzerinden
müziği hissettirme çabası diyor.</em></p>



<p>Mitolojiden
ve insanın varlık mücadelesinden besleniyor şiirleri. Bin yıllık aşk var dediği
dizelerde, bugün hafife alınıp geçiştirilen duygulara yer veriyor. Walter
Benjamin’in “<em>Okur
her an yazara dönüşmeye hazırdır</em>” ifadesinden yola çıkan Ömer, şiirlerinin düşünsel altyapısını
oluştururken, sosyolojideki yapısalcılıktan özellikle etkilendiğini belirtiyor: “<em>20.yy zaten felsefenin dile bağlanması; dil felsefesi çağı ve sosyal
bilimlerin dil odağında ilerlediği bir dönem.”</em></p>



<p><em>Söylem, Kan, Kın, Kor</em>
ve<em> Kut</em> adlı kitaplarında mitolojinin,
ilk çağların kapılarını aralarken insanlık mirasının dünden bugüne inşa
ettiklerini ve her yeni inşa için yeniden yıktıklarını ele alıyor. Söylem
kitabı düzyazı türünde olup, yine kalemini şiire kaçmaya bir kala tutmaya
çalışan bir yazarın kendine söylevlerini; kısaca şiirlerine temel oluşturan
notlarını görüyoruz. </p>



<p>Çocukluk
devri, büyümeye hazırlık, düşünsel bunalımlar ve yeniyetme bir savaşçının
nidalarını duyduğumuz “Kan” adlı serinin ilk kitabında, yaşamın ve doğanın
yenilik getiren canlılığına vurgu yapıyor. Kan; yaratıdır, hayattır akışkandır.
</p>



<p><strong><em>“Sen zanneder misin ki ben kan
kokusuna bayılırım, belki bolca içerim ama kurudukça ondan kaçarım. Ben hayata
taparım ya da hayat beni tapınak kılar, benimle yücelir ve bileğimin vehmini
azdırır.” </em></strong></p>



<p>Kan,
aynı zamanda yeniyetme bir savaşçının kolaycı tavrında bulunan taze enerjiyi ve
yoğunluğu sembolize eder. Savaşçının bu yaklaşımı ise macerasına atılır atılmaz
hızlıca ölüme teslim olmasına neden olur. Ancak bu ölüm gerçek savaşa
hazırlıktır. </p>



<p>Kın
kitabı ise direkt ölümde karşılıyor okuyucuyu. Savaşı ve mücadeleyi
anlatan&nbsp; <em>“Ölümü Bir Geçe”</em> ve <em>“Mezarbaşı
Ayetleri”</em> şiirleri özellikle yoğun bir depresyon döneminde yazıldı. Mezar savaşçının
kılıcını kınına kapatması ile temsil edilir ve kın tabutun ya da toprak altının
soğuk yoğunluğunu barındırır. Ölüme eşdeğer olan bu aşamada tüm çaba ölümü
yenmek için hazırlık yapmak üzerine kuruludur. Şiirler başlangıçta ölüme giden
tüm yolları tasvir eder, sonraki şiirler ise toprak altı saatlerin acısına
teslim olmuştur:</p>



<p><em>“İnerse
hazırım el verin</em></p>



<p><em>Vuralım
ve bir iki</em></p>



<p><em>Üç
işte vur puştu</em></p>



<p><em>Vur
iyice sindirsin yarayı</em></p>



<p><em>Aksın
kanı buğusuyla öfkem aksın ardına </em></p>



<p><em>Ölsün
işte geberen bana dönsün sureti</em></p>



<p><em>Yükseğe
dikmişse gözünü bir nida, tiz </em></p>



<p><em>Perdeye
çıkmışsa düşecektir </em></p>



<p><em>Ve
bilsin düştüğünde vurulacaktır.”</em></p>



<p>Dizelerinde
kişinin ölümle yaşam arasındaki o geçişe direnişi, bu mücadeleyi kaybedişi ve
kaybediş anını daha da keskinleştiren toprak soğuğunun keskin ve acımasız
darbesi ile artık umudu kesin bir biçimde yıkmak gerektiği gerçeği ile karşılaşıyoruz.
Nietzsche’yi çok fazla anımsatan bu yaklaşımı Ömer’e sorduğumuzda, Ömer tam
olarak böyle olmadığını belirtiyor. Nietzsche umudu bir yıkımmış gibi öldürürken,
Ömer umudu ölümde buluyor. Umudu tam da yeniden doğurmak için öldürüyor. Çünkü <em>“Kaderin Kordon Bağı” </em>nda umut, gökyüzü
ve denizle geri döner. Kendi gökyüzüne koşmaktan söz eder bu sefer:</p>



<p>&nbsp;<em>“Bil ki
toprakaltı nesline bakıyorum akşam sekiz sabah beş ve gündüze kuruyorum saati.
Gündüze bakıyor ayağım! Diyorum ki, gün, güneşinde ısınacağım, hah!” </em></p>



<p>Tam da bu sebeple seriyi Kor kitabı takip ediyor.</p>



<p>*İkinci bölüm yarın yayınlanacaktır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17803</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SEVTAP ÇAPAN ile Tiyatro, Oyunculuk ve Seslendirme Üzerine Keyifli Bir Söyleşi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevtap-capan-ile-tiyatro-oyunculuk-ve-seslendirme-uzerine-keyifli-bir-soylesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevtap-capan-ile-tiyatro-oyunculuk-ve-seslendirme-uzerine-keyifli-bir-soylesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Apr 2019 05:30:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17594</guid>
				<description><![CDATA[<p>OYUNCULUKTA ASLOLAN “YETENEK!” Sevtap Çapan, 1991-1995 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk eğitimi alan ve son sınıftayken İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na girerek, profesyonel oyunculuk hayatına başlamış bir sanatçıdır. Birçok sinema ve televizyon dizilerinde de rol almıştır. Oyunculuk üzerine çeşitli okullarda eğitimler veren Çapan, aynı zamanda seslendirme sanatçısıdır. Oyunculuğunun yanında birçok sosyal faaliyetin içinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevtap-capan-ile-tiyatro-oyunculuk-ve-seslendirme-uzerine-keyifli-bir-soylesi/">SEVTAP ÇAPAN ile Tiyatro, Oyunculuk ve Seslendirme Üzerine Keyifli Bir Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<h2><strong>OYUNCULUKTA ASLOLAN “YETENEK!”</strong></h2>



<p>Sevtap
Çapan, 1991-1995 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk
eğitimi alan ve son sınıftayken İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir
Tiyatroları’na girerek, profesyonel oyunculuk hayatına başlamış bir sanatçıdır.
Birçok sinema ve televizyon dizilerinde de rol almıştır. Oyunculuk üzerine
çeşitli okullarda eğitimler veren Çapan, aynı zamanda seslendirme sanatçısıdır.
Oyunculuğunun yanında birçok sosyal faaliyetin içinde de yer alarak her anını
başarılı çalışmalarıyla taçlandırmaktadır. Yaşamını sanata adamış olan <strong>Sevtap Çapan’la Sanat Duvarı olarak keyifli bir sohbet
gerçekleştirdik. </strong></p>



<p><strong>Sanat
Duvarı: En çok ilham aldığınız oyun ve rolünüz hangisi oldu?</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Engin Uludağ’ın yönetmenliğini yaptığı “Bizans Düştü” oyunu ve o oyundaki rolüm. Bu oyun bana ceza oyunu olarak verilmişti. Rolüm ise figürasyondu. Resmen bayrak tutmuştum sadece <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Ama benim en çok ilham aldığım rol ve oyun bu idi. Ne Nataşa, ne Juliet, ne Linda ne de diğer başrolü olduğum roller ve oyunlar. Büyük bir başarı göstermiş ve ödüle layık görülmüşken en geriye çekilmiştim. Vazgeçecekken Engin Uludağ beni yanına çağırdı. “Yeteneklisin, gitme!” dedi. O konuşma benim rotamı belirledi. Sanatın içinde kalmamı sağlayarak beni dirençli ve daha çalışkan kıldı. Rolün büyüğü, küçüğü olmazın algısını iyice kazıdı beynime. Yıllar sonra ikinci ceza oyunum Yaprak Dökümü’ne hazırlıklı kıldı beni. </p>



<p><strong>Bir oyuncu bazen daha küçük bir rolde daha çok büyür.</strong> Aslında canımı sıkan, rolün derecesinden çok yapılan haksızlıktı. <strong>Haksızlıklarla baş edebilmemin ilham kaynağı ve sadece sahnede olmanın hazzını yaşamayı öğrenmemin adımı “Bizans Düştü” idi. O düşerken ben yükseldim.</strong> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<p><strong>Sanat
Duvarı: </strong>Sizinle birlikte
oyunculuğu&nbsp;yetenek&nbsp;ve&nbsp;eğitim&nbsp;olarak ayırırsak, hangi başlık
üstün&nbsp;çıkar?&nbsp;&nbsp;<strong></strong></p>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Oyunculukta asıl olan “<strong>YETENEK!</strong>” Lakin yetenek tek başına bir şey ifade etmez. “<strong>EĞİTİM</strong>” şarttır. </p>



<p>Saf yetenek bilgiyle desteklenmezse gelişme gösteremez oyuncu. Kendini tekrara düşer. Sezgiler önemli olmakla birlikte bilinçle ve metodla role çalışmak oyuncuyu her daim üste taşır. Vizyon sahibi olmasını sağlar, yönetmenin kuklası olmaktan öteye taşır. <strong>Donanımlı olmak yeteneğin parlatıcı spreyidir.</strong> Tabii dozunda kullanmak önemlidir. Bazen bilgi de sezgiyi sınırlayabilir; Saf olana (yeteneğe) hizmet etmesi için var olduğunu unutmamak gerekir. <strong>&nbsp;</strong></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta-2-kisi.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17596" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta-2-kisi.jpg?w=685&amp;ssl=1 685w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta-2-kisi.jpg?resize=214%2C300&amp;ssl=1 214w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta-2-kisi.jpg?resize=300%2C420&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><strong>Sanat
Duvarı: </strong>Oyunculuk insana&nbsp;birçok pencereden
bakma&nbsp;imkânı&nbsp;sunuyor, bambaşka bir hayatın içinde,&nbsp;kendiyle
tezat bir sürü karakteri anlama, çözümleme fırsatı. Oynadığınız
rollerin&nbsp;kendi karakterinize dokunduğu oluyor mu?</p>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Birebir benim karakterimle örtüşen bir rol oynamadım. Nitekim elbette bana dokunuyor roller, çünkü neticede hepsi bende şekilleniyor. </p>



<p><strong>Sanat
Duvarı: </strong>Tiyatroda sahnedeyken yapılan hata nasıl
tolere ediliyor?&nbsp;</p>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Bunu sözle ifade edebilmek epey zor <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Hatasız oynamaya odaklanmak en iyisi <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Ne var ki role ne kadar iyi hazırlanılsa da canlı performans sırasında hatalar her an olabilir. Bir oyuncunun sahip olması gereken önemli özelliklerden biri devreye giriyor burada; Pratik zekâ! Oyuncu hızlı ve o an içinde bulunduğu genel duruma (Oyunun konusu, sahnenin amacı, rolün psikolojisi vd.) uygun bir çözüm üretebildiğinde hata tolere ediliyor. Elbette o an sahnede bulunan tüm oyuncuların algı düzeyi, tecrübesi, metne, diğer rollere hakimiyeti ile konsantrasyon çok mühim. Eğer yapılan hata replik (oyuncunun sözü) hatası ise, yanlış söylenebilir, hiç söylenmeyebilir; O zaman bu replik hatası tuluat (oyun konusuna uygun bir doğaçlama) ile tolere edilir. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta2kisi.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17595" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta2kisi.jpg?w=747&amp;ssl=1 747w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta2kisi.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta2kisi.jpg?resize=696%2C870&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/bankta2kisi.jpg?resize=336%2C420&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Herhangi bir olası hata, örnek verelim; Trak gelmesi – Oyuncunun bir anda her şeyi unutması &#8211; ya da antre kaçırmak – oyuncunun sahneye geç girmesi –ya da aksesuar (oyuncunun sahnede kullandığı eşya – bardak, telefon v.d-)&nbsp; unutması gibi <strong>herhangi bir hata tolere edilemezse seyirciyle birlikte gülüyoruz zaten</strong> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bu arada belirtmeliyim ki sahnedeki hata sadece oyuncudan kaynaklı olmayabilir, teknik bir hata yani ışık ve ses – efext ile ilgili bir hata ya da dekor (masa, koltuk vd.) parçasının kırılması, kostümün yırtılması da olabilir lakin bu tarz <strong>hatalar </strong>bile <strong>oyuncunun pratik zekası ile çözümlenerek tolere edilir</strong> çoğunlukla… Lakin durumu kurtaran sahne gerisindeki teknik adam da olabiliyor. Herkesin oyuna odaklanmış olması kafi…</p>



<p><strong>Sanat
Duvarı: </strong>Profesyonel&nbsp;<em>Artı Sonsuz Tiyatro</em>&nbsp;P.A.S
adını taşıyan bir aile şirketiniz var, bağımsız bir tiyatronuzun olmasının iyi
ve zor yanları neler?<strong></strong></p>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Evet,
Tiyatro P.A.S kendi de sanatçı olan eşim Murat Batıkan Avcı tarafından kuruldu.
Şirketin sadece baş harflerini kullanarak tiyatro adımızı oluşturduk. Ben
çeyrek asırdır kurum tiyatrosunda oyuncu olarak yer aldım. Kurum tiyatrosunda sadece
oyunculuk yapıp başka bir şeyle ilgilenmiyorsunuz. Kostümünüzü bile terzi
giydiriyor. Bir eliniz yağda bir eliniz balda… Yönetmen ya da yönetmen
yardımcılığı yaptığınızda yani sahnenin mutfak kısmında yer aldığınızda, orada
da işler zorlaşabiliyor. <strong></strong></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=640%2C640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17597" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=768%2C768&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=696%2C696&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=1068%2C1068&amp;ssl=1 1068w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Sizin bağımsız dediğiniz kendi tiyatromuzun olması öncelikle harika bir duygu. İyinin ötesinde çünkü her şeye tamamıyla kendiniz karar veriyorsunuz. Seçilen oyun, oyuncu, teknik adam dâhil olmak üzere sizin inisiyatifinizde… <strong>Olması gerektiğine inandığınız bir sanat arayışı ve yaklaşımıyla hareket edebilmek ruhunuzu güçlendiriyor.</strong> Size karışan yok, özgürsünüz seçimlerinizde… En iyi kısmı bu lakin yeni bir oluşum yaratmak zor olan. Bekrauntlarınız (arka plan) ne kadar sağlam olursa olsun sanat dünyasına ve seyirciye kendinizi tanıtmak zorunda olmanız zor. Ya da onca yıla rağmen zorunuza gidiyor. İlişkileri yeniden şekillendirmek ve yeni ilişkiler kurmak gerekiyor. Çok zaman, çok emek istiyor. Doğru kişilerden oluşan güvenilir bir ekip oluşturmanın da zorluğunu görüyorsunuz. Herkes kendini, kendi çıkarını düşünüyor oysa sanatın çıkarı neyse orada buluşmak hedefi aslolan… Bu hedefte buluşulanlarla yola devam ediyorsunuz. Buluşamayanlara ise sepetini veriyorsunuz. Tak sepeti koluna herkes kendi yoluna <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Maddi kısmı ise en zorlayanı ne yazık ki… Sahne – salon kiraları çok, çok yüksek! Kendi sahnemiz diyebileceğimiz bir salon kullanımımız var lakin daha çok kişiye ulaşmak için farklı sahnelerde oynamak gerekiyor. Velhasıl <strong>bağımsız – özel tiyatroda zorluklar daha çok olmasına karşın özgürce sanat yapıyor olmak iyi… </strong>Zorluklar aşılmak içindir, iyi olan ise her koşulda iyi hissettirir.</p>



<p><strong>Sanat Duvarı: </strong>Oyunculuğunuzun dışında da çok aktif olduğunuzu biliyoruz, ne gibi sosyal faaliyetler içinde yer alıyorsunuz? </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup-oyunu.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17598" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup-oyunu.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup-oyunu.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup-oyunu.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup-oyunu.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup-oyunu.jpg?resize=696%2C522&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisigina-mektup-oyunu.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şube Başkanıyım. Kadın, çocuk ve gençler adına dünümüzü hatırlayarak bugünümüz ve yarınımız için çalışıyorum. İnsanlara en iyi bildiğim yolla kapılar açmaya çabalıyorum. <strong>Kültür ve sanat ağırlıklı bir iletişimle sosyal yapının gelişimini desteklemek, haklarımıza sahip çıkmayı sürdürerek sınırları genişletmek hedefim.</strong> Bu sebeple de pek çok sosyal faaliyete katılıyorum. Profesyonel ya da amatör ayırmaksızın olmam istenen her yerde olarak destek veriyorum. Yine belki bir kelime bir cümle beni beslerken birilerine ışık yakar umuduyla köşe yazarlığı yapıyorum. </p>



<p><strong>Sanat Duvarı: </strong>Seslendirme işine nasıl başladınız?<strong></strong></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisiginamektup.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17624" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisiginamektup.jpg?w=684&amp;ssl=1 684w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisiginamektup.jpg?resize=242%2C300&amp;ssl=1 242w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/gunisiginamektup.jpg?resize=338%2C420&amp;ssl=1 338w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Konservatuar sınavlarına girmeden önce, liseyi bitirdikten hemen sonraydı. Lise arkadaşım pek sevdiğim Tuba Gürler (Pelister) TRT’de rahmetli Kahraman Acehan’ın asistanlığını yapıyordu. Benim sanata tutkumu bildiği için Kahraman Bey’e önermiş. O da gelsin demiş. Deneme kaydından sonra 1987 yapımı Kevin Costner’ ın oynadığı No Way Out – Çıkış Yok filminde sekreter karakterini konuşarak bu sektöre adım attım. Fakat konservatuar sonrası oyunculuk kariyerimin hızlı yükselişiyle vakitsizlikten devam edemedim seslendirmeye… Sektöre tekrar üç yıl önce dönüş yaptım. </p>



<p><strong>Sanat
Duvarı: </strong>Oyunculuk ve seslendirme alanına baktığımızda
ne gibi avantaj ve dezavantaj görüyorsunuz?</p>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Oyunculuk ve Seslendirme öncelikle çok farklı alanlar. Her oyuncu seslendirme ya da dublaj yapamaz. Her Seslendirme Sanatçısı da oyuncu değildir. Bu sebeple avantajlar ve dezavantajları birlikte değerlendirmeye alamayız. Tek tek ele alalım isterseniz lakin bu cevap bitmez <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Sadece şunu söyleyebilirim her iki alanda da bozulmalar mevcut genel olarak pek çok iş sektöründe bozulma var. Sanatın her kolu da bundan nasibini fazlasıyla alıyor. 21. Yüzyıla yakışır bir tablodan uzağız. Dezavantajları çoğunlukla kişiler oluşturuyor. </p>



<p><strong>Sanat
Duvarı: </strong>Genel sanat yönetmeni olarak bir tiyatro
oyununa <strong>oyuncu seçerken ne gibi kriterlerlere dikkat ediyorsunuz? </strong><strong></strong></p>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Tiyatro P.A.S’ın Genel Sanat Yönetmeni olsam da tek başıma karar vermiyorum. Verebilirim elbet lakin ben fikir birliğini tercih ediyorum. Seçici ekibimizin, hepimizin içine sinmeli. Öncelikle bunu belirteyim. Oyuncu seçme kriterimize gelince; Söyleşimize başlarken dediğim gibi aslolan yetenek! Yetenekli olmalı, eğitimli olmalı olmasa dahi eğitilebilir olmalı, tiyatroyu heves değil hedef seçmiş olmalı… Güzellik ya da yakışıklılık değil role uygunlu baz aldığımız. Tabii bunlar ilk başta, tiyatro adabı ve ahlakı konusunda da oldukça hassasız. </p>



<p><strong>Sanat
Duvarı: </strong>“Sanat sanat için mi yoksa sanat toplum
için mi?” Bu konuda sizin yorumunuz ne olur?</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/sevtap-capan.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="Sevtap Çapan" class="wp-image-17599" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/sevtap-capan.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/04/sevtap-capan.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Sevtap Çapan</figcaption></figure></div>



<p><strong>Sevtap ÇAPAN: </strong>Tiyatronun doğuşu M.Ö 6. Yüzyıl civarı desek, bu soru da yüzyıllardır cevabını arıyor sonucuna ulaşırız <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Hala tartışmalı. Her çağın önem verdiği unsurlarına göre sürekli değişim gösteriyor cevap ta. Kendimce şöyle yanıtlayayım; Sanat toplumlara mal oluyor, bir dert anlatmak için yapılıyor, en önemlisi diğerinin görmediğine, işitmediğine, hissetmediğine “Sanat” deme şansımız yok. Sanatın sanat olabilmesi birilerine ulaşmasıyla mümkündür lakin sanat için sanat yapmazsanız da topluma ulaştırdığınız ne derece “Sanat” olur? Dolayısıyla; Sanat hem “Sanat” için hem “Toplum” içindir. </p>



<p><strong>Teşekkür ediyorum sizlere. Keyifli bir söyleşi oldu benim
için. Umarım okuyanlar da aynı keyfi alsınlar. </strong><strong></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevtap-capan-ile-tiyatro-oyunculuk-ve-seslendirme-uzerine-keyifli-bir-soylesi/">SEVTAP ÇAPAN ile Tiyatro, Oyunculuk ve Seslendirme Üzerine Keyifli Bir Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevtap-capan-ile-tiyatro-oyunculuk-ve-seslendirme-uzerine-keyifli-bir-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17594</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Billur Tansel ile Röportaj</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/billur-tansel-ile-roportaj/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/billur-tansel-ile-roportaj/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Mar 2019 04:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Suönü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17481</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ekonomi, İşletme, Felsefe ve Sanat alanlarında eğitim alıp,&#160; oldukça farklı alanlarda çalıştım, ama sanat ve eğitim benim için her zaman ön planda oldu.&#160; Yabancı ortaklı bir şirkette Finans Müdür Yardımcılığı, bir holdingde Proje Danışmanlığı yaptım.&#160; Üniversitede 10 sene sanat felsefesi ve sanat yönetimi konularında ders verdim.&#160; 2008 senesinde sanat dünyasında aktif [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/billur-tansel-ile-roportaj/">Billur Tansel ile Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<ul><li><em><strong>Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?</strong></em></li></ul>



<p>Ekonomi, İşletme, Felsefe ve Sanat
alanlarında eğitim alıp,&nbsp; oldukça farklı
alanlarda çalıştım,
ama sanat ve eğitim benim için her zaman ön planda oldu.&nbsp; Yabancı
ortaklı bir şirkette Finans Müdür Yardımcılığı, bir holdingde Proje Danışmanlığı yaptım.&nbsp;
Üniversitede 10 sene sanat felsefesi ve sanat yönetimi konularında ders
verdim.&nbsp; 2008 senesinde sanat dünyasında
aktif olarak çalışmaya başladım, galeri ve müze yöneticiliği ve küratörlüğü
yaptım. 2015 senesinde de Açık Diyalog İstanbul’u kurdum. Çeşitli sanat
kurumları ve müze kurullarında yer alarak destek olmaya çalışıyorum.&nbsp; Aynı zamanda bir sosyal kulübünde Kültür ve
Sanat Komitesi Başkanıyım.</p>



<ul><li><em><strong>Çağdaş sanata ilginiz nasıl başladı?</strong></em></li></ul>



<p>Çağdaş sanata ilgim lise yıllarımda
başladı. Türkiye ve dünya sanatını hep heyecanla takip ettim, gözlemledim.
Çalıştığım galerilerden daha ziyade Türk sanatçılarla, Elgiz Müzesi’nde ise
dünyanın önemli küratörleri, sanatçıları, yazarları, galeri, müze, müzayede evi
kurucu ve direktörleri ile tanışma imkanım oldu.&nbsp; 2009 senesinden beri düzenli olarak Basel
İsviçre’de Art Basel, Londra’da Frieze, Venedik Bienali, birçok uluslararası
fuar ve bienali ziyaret ediyorum.&nbsp;
Uluslarası projeler üzerinde çalışıyorum, uluslararası sanat aktörleri
ile her zaman bağlantımı devam ettiriyorum.</p>



<ul><li><em><strong>Açık Diyalog İstanbul nasıl doğdu? Amacı nedir?</strong></em></li></ul>



<p>Özellikle eksikliğini
gördüğüm alanlarda eğitim vermek, bendekileri çevreme aktarmak, çocuklara
sanatı bir yasam biçimi olarak tanıtmak amacıyla yola çıktım. Lisans ve yüksek
lisans seviyesindeki öğrencilere çesitli konularda eğitim ve danışmanlık
vererek destek olmak, yetişkinlere sanatı ve müziği daha iyi tanıtmak,
sanatçıları ve sanatı daha iyi bir sekilde anlatmak ve nesiller arası yaşanan
kültür erozyonuna bir son vermek icin, nesiller arası bir açık diyalog kurmak
amacı ile başlattım.&nbsp; Bu yüzden ismi Açık
Diyalog İstanbul.</p>



<ul><li><em><strong>Açık Diyalog İstanbul’da ne tür atölyeler gerçekleşiyor? </strong></em></li></ul>



<p>Açık Diyalog İstanbul bir Kültür ve
Sanat Platformu olarak kurgulandı.&nbsp;
Çekirdek kadro iki kişiden oluşuyor ama koskoca bir kurum kadar çocuklar,
gençler ve yetişkinler için çok kapsamlı programlar hazırlanıyor.&nbsp; Eğitimler sadece ve sadece alanlarında uzman
olan konuşmacılar, eğitmenler ve sanatçılar tarafından yürütülüyor, her ay
yepyeni, farklı etkinlikler kurgulanıyor.&nbsp;
</p>



<p>Çocuklar için her ay sanat tarihinde
yeri olan iki farklı sanatçının hayatı, çalışmaları ve sanatları çocukların yaş
gruplarına göre anlatılıyor, anlatımlar görsel bilgilerle destekleniyor ve
katılımcılar buradan aldıkları ilhamla kendi iki ve üç boyutlu çalışmalarını
üretiyor.&nbsp; Stop motion animasyon,
çocuklarla felsefe, doğaçlama, senaryo yazarlığı, kolaj, çizgi roman, kültür
mirasını tanıtmak için yapılan atölyeler (Göbeklitepe, Zeugma, Çatalhöyük, vb),
müzik atölyesi, yaratıcı drama, agamograf, duvar boyama, origami, hareket
atölyesi, ritim atölyesi yapılan atölyelerden bazıları.&nbsp; </p>



<p>Her ay farklı konuda, ebeveynler için
klinik psikologlar tarafından yürütülen bilgi paylaşım toplantıları yapılıyor.</p>



<p>Sanatçı konuşmaları, koleksiyoner ve
küratörlerle söyleşiler, sanatçı performansları, konferanslar, seminerlerde
yetişkinler için yapılan etkinlikler.</p>



<ul><li><em><strong>Sizce Türkiye’de genç sanatçıların konumu ve durumu dünyayla kıyaslandığında nasıl? </strong></em></li></ul>



<p>Türkiye’deki genç sanatçılar günümüzde değişen dengelerle birlikte biraz baskı altında, bundan bir kaç sene evvel özellikle Contemporary İstanbul Fuarı ve Bienal çerçevesinde çok daha dinamik ve özgür bir platform’da çalışma şansları oldu; gene bienal ve fuar sayesinde yıllardır yurt dışından gelen galeriler, sanatçılar ve koleksiyonerler hem dünya sanatına daha yakınlaştı, hem de dünya sanatını daha yakından takip etmeye başladılar. Dünya sanatını takip etmek hem gelişmek için, hem dünyada neler olduğunu bilmek için büyük önem taşıyor.</p>



<p>Türkiye’deki genç sanatçılar günümüzde değişen dengelerle birlikte biraz baskı altında , bundan bir kaç sene evvel özellikle Contemporary İstanbul Fuarı ve Bienal çerçevesinde çok daha dinamik ve özgür bir platformda çalışma şansları oldu; gene bienal ve fuar sayesinde yıllardır yurt dışından gelen galeriler, sanatçılar ve koleksiyonerler hem dünya sanatına daha yakınlaştı hem de dünya sanatını daha yakından takip etmeye başladılar. Dünya sanatını takip etmek hem gelişmek için, hem dünyada neler olduğunu bilmek için büyük önem taşıyor ama aynı zamanda kendi içine dönüp bakmayı ihmal etmemek lazım.  Sanatta ifade özgürlüğü çok önemlidir, sanatçı günümüz sorunlarına değinen ve izleyicilere günümüzde yaşanan sorunları aktarmakla görevlidir.  Bunu yapmakta zorlanıyorsa eğer o zaman sanat platformu suni bir platforma dönüşecek ve ülkenin dünya kültürüne kıyasla nerede durduğunu göstermesi mümkün olmayacaktır.</p>



<ul><li><em><strong>Açık Diyalog İstanbul kapsamında genç sanatçıları desteklemeye yönelik çalışmalarınız var mı?</strong></em></li></ul>



<p>Sanatçı konuşmaları, performanslar,
eski öğrencilerimle yapılan projeler, verilen danışmanlık hizmetleri,
sanatçıları küratoryel projelere dahil etmek, belirli aralıklarla portfolyo
hazırlama ve değerlendirme atölyeleri genç sanatçıları desteklemek amacıyla
yapılan çalışmalarımız.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/billur-tansel-ile-roportaj/">Billur Tansel ile Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/billur-tansel-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17481</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çanakkale İçin KAL</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Mar 2019 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzikten Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale türküsü]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[videoklip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17405</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadıköy Anadolu Lisesi ( KAL) prodüksiyon ve Müzik Teknolojileri Kulübü olarak 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferin&#8217;nin 104. yıl dönümü dolayısıyla hazırladığınız ve YouTube kanalında yayınladığınız video hakkında sizinle bir görüşme yapmak istedim. ProKAL adı altında yayınlanan video Çanakkale İçin KAL- Çanakkale Türküsü adını taşıyor.17 Mart 2019 da yayınlanan bu video bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/">Çanakkale İçin KAL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p> Kadıköy Anadolu Lisesi ( KAL) prodüksiyon ve Müzik Teknolojileri Kulübü olarak 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferin&#8217;nin 104. yıl dönümü dolayısıyla hazırladığınız ve YouTube kanalında yayınladığınız video hakkında sizinle bir görüşme yapmak istedim. ProKAL adı altında yayınlanan video Çanakkale İçin KAL- Çanakkale Türküsü adını taşıyor.17 Mart 2019 da yayınlanan bu video bir gün içinde 1300&#8217;ün üzerinde beğeni aldı ve yaklaşık 18.000 civarında görüntülendi. <br />Öncelikle Prodüksiyon ve ses düzenlemelerini yaptığın için sana bir kaç sorum olacak Mert Mıcık. </p>



<ul><li>Bu proje nasıl doğdu kısaca anlatır mısın? </li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211;  <em>Merhabalar, öncelikle projemize gösterdiğiniz ilgi için kendim ve tüm arkadaşlarım adına çok teşekkür ediyorum. Emeğimizin karşılığını almış olmak ve ulaştığımız insanlarda güzel duygular uyandırmak hepimizi çok mutlu etti. </em> <br /><em>Projenin doğuşunda kulübümüzün fikir babası Özgür Haznedar&#8217;ın çok büyük emeği var. Yaklaşık 1 ay önce dışarıdan yardım almadan tamamen kendi isteğimiz ve emeğimiz ile kurduğumuz kulüp odasına ilk girdiğimiz anda aklımızda tek bir düşünce vardı: İlk yapacağımız iş gençlerin farkını ve farkındalığını ortaya koyacak, gören/dinleyen insanların yüreğine dokunacak bir proje olmalıydı. Bu doğrultuda Çanakkale Türküsü&#8217;nü seçtik çünkü 18 Mart da yaklaşıyorken herkesin bildiği ve sahiplendiği bu parçadan daha iyi bir başlangıç noktası olamazdı. Sonrasında zaten uzun süren çalışma süreci başlamış oldu. </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?resize=301%2C401&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17414" width="301" height="401" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?w=563&amp;ssl=1 563w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0039.jpg?resize=315%2C420&amp;ssl=1 315w" sizes="(max-width: 301px) 100vw, 301px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<ul><li>İstanbul&#8217;un değişik yerlerinde çekim yapmışsınız, teknik zorlukları oldu elbette, lise öğrencileri olarak bunları nasıl aştınız? </li></ul>



<p> Mert Mıcık &#8211;  <em>Hepimiz lise öğrencisi olmamıza rağmen ekibimiz içindeki insanlar gelişmeye açık ve kabiliyetleri yaşının çok üstünde bireyler olduğundan dolayı klip çekimi sürecinde istikrarlı, belli bir standardın altına düşmeyecek bir çalışma akışı gerçekleştirmemiz mümkün oldu. Bu süreçte emeği geçen başta yakın arkadaşlarım Berkay Eken ve Sedat Can Tuncalı olmak üzere tüm video ekibine teşekkür ediyorum. </em></p>



<ul><li> Müzikal kalitesi çok yüksek bir klip olmuş, katılan bütün arkadaşlar çok başarılı. Öğretmenlerinizden ya da daha yetkili büyüklerinizden yardım aldınız mı? </li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211;  <em>Kompozisyon ve aranjman olarak aslında parça öğrencilerin elinde pişti denebilir. Özellikle aranjman kısmında saatlerce masa başında arkadaşlarımla oturup nerede neyi farklı yapabiliriz diye düşündüğümüz günler oldu. Amatör duyulma riskine rağmen öğrencinin ön planda olduğu bir iş olmasını istediğimizden, yalnızca son noktalarda müzik öğretmenlerimizden yardım aldık diyebilirim. Parçada vokal yapan arkadaşlarımızın bir kısmının kayıtları almasında Hidayet Can Özcan hocamızın da desteklerini es geçmemek gerekir. </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?fit=640%2C480&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-17415" width="491" height="368" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=768%2C576&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=696%2C522&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190318-WA0030.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" /></figure></div>



<ul><li> &nbsp;Üzerinizdeki polarlardan anlaşılıyor ki bazılarınız 12. sınıf öğrencisi. Bu da ayrı bir zorluk demek. Malum, mezun olmak ve üniversite sınavına hazırlanmak gibi yükümlülükleriniz var. Zor olmadı mı? <br />Ortaya çıkan bu güzel yapıt sizde nasıl bir duygu yarattı? Mesela bir meslek olarak düşünecek misiniz, yani bu bir başlangıç olacak mı?  <br /></li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211; <em>Ben de dahil olmak üzere projede yer almış toplam 6 kişi şu an üniversite sınavına hazırlanıyor. Aslında bu iş hepimizin motivasyonunu arttırdı ve sınav kaygısından uzaklaştırdı desem yanlış olmaz. Ben de müzik teknolojileri okumak istediğimden projeye harcadığım emek benim için staj gibi bir şey oldu esasında. Her şey bittikten sonra oturup videoyu izleyişimiz ve birbirimize bakıp minnet duygusuyla doluşumuz bence tüm sınavlardan, denemelerden ve derslerden daha değerliydi. </em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=516%2C387&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17416" width="516" height="387" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=696%2C522&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0010.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 516px) 100vw, 516px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<ul><li> Son olarak şunu merak ediyorum,  böyle bir ilgiyi bekliyor muydunuz? En başta, yani işin başında? </li></ul>



<p>Mert Mıcık &#8211;  <em>Aslında biz sadece ilk projemizin hakkını verme amacıyla yola çıkmıştık, bu kadar ilgi görmesi bizi mutlu etti ve daha da heveslendirdi. Emeği geçen her insan gerekli çaba sonucunda insanların sessiz kalmayacağını görmüş oldu. Sonraki çalışmalarımızda bunun etkisi de yoğun şekilde hissedilir zaten diye düşünüyorum. </em></p>



<p>Mert, çok teşekkür ediyorum sana Sanat Duvarı adına, ve aslında bizlere umut olduğunuz için bütün emeği geçen arkadaşlarına. </p>



<p>Müzik öğretmenleriniz Feryal Sadıkoğlu ve Murat Kaya başta olmak üzere,</p>



<p>Öğrenciler: Almila Köksal, Alp Eren Barutçu, Alper Ayaz, Altay Bayraktar, Ayşegül Bozoğlu, Başar Özkan, Berkay Eken, Doğa Dirikan, Ece Öner, Efe Arda Deniz, Elif Özsüle, Gökalp Özer, Gülce Uysal, İlke Öncü, Kaan Kale, Kutay Düzel, Kutay Kutaş, Mert Çorumlu, Mert Mıcık, Özgür Haznedar, Rüzgarer Engin Aydın, Sedat Can Tuncalı, Tuana Demir, Yalım Barlas, Zeynep Akat, Zeynep Savaş.</p>



<p>Çok teşekkürler, daha nice çalışmalarda görüşmek dileğiyle yolunuz açık olsun gençler&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=477%2C358&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17417" width="477" height="358" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=696%2C522&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/03/IMG-20190314-WA0016.jpg?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Videoyu izlemek için linkte tıklayınız lütfen&#8230;</p>



<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=8X09owx2Ylk">https://www.youtube.com/watch?v=8X09owx2Ylk</a></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/">Çanakkale İçin KAL</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canakkale-icin-kal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17405</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Banu Anka ile &#8220;Bakış&#8221; Resim Sergisi Hakkında Video Röportaj</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/banu-anka-ile-bakis-resim-sergisi-hakkinda-video-roportaj/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/banu-anka-ile-bakis-resim-sergisi-hakkinda-video-roportaj/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Feb 2019 14:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17213</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ressam Banu Anka ile &#8220;Bakış&#8221; Resim Sergisi hakkında yapılan video röportajı sizlerle paylaşıyoruz. Banu Anka ‘Bakış Sergisi’ Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde 2 Mart’a Kadar Devam Ediyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/banu-anka-ile-bakis-resim-sergisi-hakkinda-video-roportaj/">Banu Anka ile &#8220;Bakış&#8221; Resim Sergisi Hakkında Video Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ressam <strong>Banu Anka</strong> ile &#8220;<strong>Bakış</strong>&#8221; Resim Sergisi hakkında yapılan video röportajı sizlerle paylaşıyoruz.</p>



<p><strong>Banu Anka ‘Bakış Sergisi’ </strong>Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde 2 Mart’a Kadar Devam Ediyor.</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/2tD3A-mknpk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe>
</div></figure>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/banu-anka-bakis-sergisi.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="Banu Anka ile &quot;Bakış&quot; Resim Sergisi Hakkında Röportaj" class="wp-image-17215" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/banu-anka-bakis-sergisi.jpg?w=489&amp;ssl=1 489w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/banu-anka-bakis-sergisi.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/banu-anka-bakis-sergisi.jpg?resize=236%2C420&amp;ssl=1 236w" sizes="(max-width: 489px) 100vw, 489px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Banu Anka ile &#8220;Bakış&#8221; Resim Sergisi Hakkında Röportaj</figcaption></figure></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/banu-anka-ile-bakis-resim-sergisi-hakkinda-video-roportaj/">Banu Anka ile &#8220;Bakış&#8221; Resim Sergisi Hakkında Video Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/banu-anka-ile-bakis-resim-sergisi-hakkinda-video-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17213</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Manş Denizi Devini Dizginleyen Bir Denizkızı; Nesrin Olgun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Dec 2018 06:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16519</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başarının hikayesini yazmak istediğimde ilk işim internetten başarılı 100 Türk kadınını araştırırken rastladım ona. Adana’dan şahlanan bir kısrak. Nesrin Olgun Arslan 1957&#8217;de&#160;Adana&#8216;da doğmuş. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen kuş uçuşu 33 kilometre olan bir denizi önüne çıkan tüm engelleri aşıp, 15 saat 47 dakika ‘da, yaklaşık 100.000 kulaç atarak geçmiş; hem Türkiye&#8217;nin hem de tüm kadınların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/">Manş Denizi Devini Dizginleyen Bir Denizkızı; Nesrin Olgun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Başarının
hikayesini yazmak istediğimde ilk işim internetten başarılı 100 Türk kadınını
araştırırken rastladım ona. Adana’dan şahlanan bir kısrak. Nesrin Olgun Arslan
1957&#8217;de&nbsp;<a href="https://onedio.com/etiket/adana/50272cc3cc161f8ec1342332">Adana</a>&#8216;da doğmuş. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen kuş
uçuşu 33 kilometre olan bir denizi önüne çıkan tüm engelleri aşıp, 15 saat 47 dakika
‘da, yaklaşık 100.000 kulaç atarak geçmiş; hem Türkiye&#8217;nin hem de tüm
kadınların gururu ve idolü olmayı başarmıştır. Kendisiyle ilgili yazıları
okurken ona olan hayranlığım gittikçe arttı.</p>



<p><a href="https://onedio.com/etiket/adana/50272cc3cc161f8ec1342332">Adana</a>&#8216;da, sulama kanalında akıntıya karşı yüzüyormuş. Başarısını
da buna bağlıyor.&nbsp;E kolay değil akıntıya kulaç atmak.</p>



<p>O yıllarda yüzme şimdilerde
olduğu gibi her mevsimde değil yalnızca yaz mevsiminde yapılabildiğinden kış
aylarında da masa tenisi oynuyormuş.</p>



<p>Spor
hep hayatında Nesrin Olgun&#8217;un hem kısa mesafe yüzmede hem de masa tenisinde
birçok ödülü var.&nbsp;Ayrıca Tramplen Atlama ‘da 1976 Türkiye birincisi.</p>



<p>Gazi
Üniversitesi&#8217;nde öğrenci olduğu sırada sigara içtiğini öğrenen Beden Terbiyesi
Bölge Müdürü Tuncay Şenyüz ona kızınca, henüz 22 yaşındayken bu maceraya
atılmış. <strong>“Maşallah! Ne de güzel sigara
içiyorsun! Sen böyle mi yüzücü olacaksın? Yok kızım yok. Sen yüzücü olamazsın.
Tamam. Artık yarın havuza gelme!”</strong></p>



<p>Bir insan bu sözü duyunca hırs
yapıp<strong>&nbsp;“Öyle mi! Ben de Manş’ı geçeceğim</strong>” demiş&nbsp; Nesrin Olgun. Üstelik sözünde de durmuş.</p>



<p>Nesrin Olgun, 1975
yılında Türkiye’nin Manş’ı yüzerek geçen ilk kadın sporcusu. Liseyi bitirdiği
yıl kendisini havuz başında sigara içerken gören Adana Beden Terbiyesi Müdürü
Tuncay Şenyüz’ün sözleri hayatını değiştirmiş. </p>



<p>Soluğu antrenör
Kutsal Özülkü’nün yanında alıyor.&nbsp;<strong>“Ben Manş’ı geçeceğim,
antrenörüm olur musunuz?”&nbsp;</strong>Cevap net <strong>“Yarın gel. 10
kilometre aralıksız yüzebilirsen çalıştırırım seni”.</strong></p>



<p>Ertesi sabah
havuzda açıyor gözlerini. 1,2,3&#8230; 5’inci kilometrede kolları ağrıyor,
ayaklarına kramp giriyor. Antrenmansız. Zorla da olsa tamamlıyor 10
kilometreyi. Tam beş saatte. Kutsal Özülkü’yü hocalığa ikna ediyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no01.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16521" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no01.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no01.jpg?resize=227%2C300&amp;ssl=1 227w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Dört yıl boyunca
çalışıyor. Her gün saatlerce antrenman, binlerce kulaç. Sonunda&nbsp;<strong>“Tamam”</strong>&nbsp;diyorlar,
İngiltere’ye gitmeye karar veriyorlar. Ama para yok. Kendi harçlığı, annesinin
emekli maaşı, Adana Demirspor Başkanı’ndan 500 dolar, Manş’ı geçen Erdal
Acet’ten 100 dolar. 17 ülkeden gelen diğer yüzücülerin aksine otelde
kalamıyorlar. Kendi yemeklerini yapmak zorundalar.</p>



<p><a href="https://onedio.com/etiket/adana/50272cc3cc161f8ec1342332">Adana</a>&#8216;nın
30 derecelik suyuna alışık olan Nesrin Olgun&#8217;un suya girmesiyle çıkması bir
olmuş. Antrenörü durumun böyle olacağını bildiğinden onu kısa süreli
antrenmanlarla yavaş yavaş suya alıştırmış.
Manş’taki ilk antrenmanında ilk şoku yaşıyor genç Nesrin: Su buz gibi&#8230;
Adana’nın sıcağına alışan bir sporcu için feci bir haber bu. 34 kilometre
yüzecek. 27 Ağustos 1979 gecesi macera başlıyor. 10 saat sonra muazzam bir
akıntı başlıyor. Hem de bitime 3-4 mil kalmışken. O mesafe tam altı saat
sürüyor. Toplam 15 saat 47 dakika&#8230; Nesrin başarıyor.<strong>&nbsp;“Kıyıya
çıkıp yaklaşık 10 metre yürüdükten sonra toprağa uzandım. O ıslak, o buz gibi
toprağın bana ne denli sıcak geldiğini anlatamam. Bir devi yenmiştim&#8230;”&nbsp;</strong>Azmiyle
adını Cumhuriyet tarihine yazdıran Nesrin Olgun bugün genç yüzücüler
yetiştirmeye devam ediyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16522" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?resize=289%2C420&amp;ssl=1 289w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Suya
atlıyor&#8230;&nbsp;<strong>“Karanlıklar içinde dalgalanan Manş’a dalmış
düşünüyorum. Havanın soğukluğundan mı, heyecandan mı iliklerime kadar
ürperiyorum. Sular dalgaların hışırtısı ile kulaklarım zonkluyor. Dalgalar
köpüre köpüre karanlıklara doğru uzayıp gidiyor&#8230;”</strong></p>



<p>Yoğun
antrenmanlardan sonra maraton başlamış. Uzun süre yüzdükten sonra, bir ara
kıyıya bakmış. İnsanları net bir şekilde seçebiliyormuş. Tahminen yarım saat
daha yüzdüğünde kıyıya ulaşmış olacağını düşünüyormuş. Bir süre ara vermeden
yüzmüş. Çıktığında ise kıyının ondan tamamen uzaklaştığını görmüş.</p>



<p>Teknedekilere
bakınca onların da panik halinde olduğunu görmüş. . Medcezir&#8217;in hızı saatte
hemen hemen 4 km iken Nesrin Olgun&#8217;un hızı yaklaşık 3 km imiş. Yani Nesrin
olgun 1 saat uğraşsa da 1 km geriye düşmüş olacakmış.</p>



<p>Bilincini
kaybetmemek için sürekli kulaçlarını saymış. Çünkü soğuk bir süre sonra baş
edilemez hale geliyormuş. Yüzücülerden bir çoğu bu durumu yaşamış. Bir kısmı
kendi etrafında yüzmeye başlamış, bir kısmı geri dönüp kaçmaya çalışmış, bir
kısmı da tamamen bilincini kaybederek ne yaptıklarını sormaya başlamış. Fakat o
bu talihsizliğin sonunda Türkiye&#8217;ye &#8216;Manş Denizi&#8217;ni Yüzerek Geçen İlk Türk
Kadını&#8217; olarak dönmüş. (onedio.com)</p>



<p>Başarısı
beni o kadar etkiledi ki kendisiyle konuşmak istedim. Birçok konuda konuştuk ve
başarıyı hakkıyla kazanan ve ülkemizi ve bir kadının başarısını dünyaya
kanıtlamış olan Nesrin Olgun hanımefendi ile söyleşimiz bizi çok gururlandırdı.</p>



<p><strong>-Biz araştırırken sizin
başarılarınızı, Ülkemizi bir Türk kadını olarak nasıl onurlandırdığınızı
biliyoruz ama okurlarımız için bize kendinizden ve bu büyük başarınızdan söz
eder misiniz?</strong></p>



<p>1957
yılında Adana’ da doğdum. Yüzmeye 7 yaşında başladım ve 17 yaşına kadar havuz
yarışlarında 100 e yakın madalya kazandım. Tramplen atlamada ilk kadın olarak
Türkiye şampiyonu oldum. Masa tenisinde Türkiye 2.Si&nbsp; ve 3. Sü oldum. Maraton yüzmeye, 17 yaşında
Tuncay Şenyüz hocamla tartışınca kendimi savunmak için bende Manş denizini
yüzerek geçerim deyip başladım. 1979 29 Ağustos’ta 15 saat 47 dakika yüzerek
Manş denizini yüzerek geçen ilk Türk Kadını oldum. Türkiye’de yapılan Mersin
Maratonu(5 kez),Çanakkale boğazını ve Kıbrıs ta düzenlenen 15 km lik bir
maratonu yüzdüm. 1979 yılında Beden Eğitimi Öğretmeni olarak çalışma hayatına
başladım. 2018 Nisan ayı itibarı ile emeklilik yaşantıma başlayacağım. Bir
kızım bir oğlum ve iki kız torunum var. 2015 yılında Manş Denizini yüzerek
geçen ilk Türk Kadın takımında yer alarak 58 yaşında tekrar yarışmacı olarak
denizlere döndüm.2016&nbsp; 9 Temmuz’da İtalya
da Capri-Napoli (36 km) maratonunu Yüzen ilk Kadın takımı olduk ve en iyi takım
kupasını aldık. 2017 31 Temmuzda ise Amerika ‘da Catalina Kanalını (36km) Yüzen
ilk Türk takımında yer aldım. Takım 3 Erkek ve 3 Kadından oluşmuştu. 2017 28
Ekimde Dubai’de 3 km lik bir açık deniz yarışına katıldım.&nbsp; 3 yıldır Havuz ve deniz yarışlarında Türkiye
de birçok madalya kazandım.</p>



<p><strong>-Ailenizde
sizden başka başarı hikayeleri olan kişiler var mı?</strong></p>



<p>Babam
Kore gazisiydi.</p>



<p><strong>–Başarı günümüzün en önemli var
olması gereken kişisel özelliklerden biri olarak kabul ediliyor. İnternette en
başarılı kadınlar yazdığımızda sizi adınızı görüyoruz. Bu size neler
hissettiriyor?</strong></p>



<p>Müthiş
bir duygu. İyi ki bu başarılar için çok yorulmuşum, çok üşümüşüm, çok
üzülmüşüm.</p>



<p><strong>– Manş Denizini yüzerek geçtiniz ve
adınızı tarihe başarılı Türk kadını olarak yazdırdınız. Yıl kaçtı ve sizi rol
model olarak alanlar oldu mu?</strong></p>



<p>29
Haziran 1979 yılıydı. Türkiye nin zor günler geçirdiği yıllardı. Elbette oldu
ve kadın olmanın başarmaya engel olamadığını anladılar.</p>



<p><strong>– Hırslı bir yapınız var mı daha
doğrusu şöyle sorayım; sizi başarıya iten duygular nelerdir?</strong></p>



<p>Hırslı
bir yapım yok. Sadece bir hedef koyduğumda mutlaka başaracağıma inanır ve çok
çalışırım.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16523" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=300%2C251&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=768%2C643&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=696%2C583&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=502%2C420&amp;ssl=1 502w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p><strong>– Geri dönmeyi düşündünüz mü,
rekordan önce? Vazgeçmeyi, eğer vazgeçseydiniz şimdiki hayatınız da neler
olmazdı?</strong></p>



<p>Bugüne
kadar hiç bir kararımdan vazgeçmedim. Aklıma bile gelmedi yapamayacağım. Ama
sonrasında düşündüm aynı ben olur muydum diye. Kesinlikle benim kişiliğim bir
tek yarışla ölçülemez ben yine ben olurdum.</p>



<p><strong>–Bu büyük başarı sizi nasıl
etkiledi? Neler kazandırdı?</strong></p>



<p>Tarihe
geçmek çok gurur verici. Her yıl birkaç kez hatırlanıp aranırım. Konuşma daveti
alırım. Bu da harika elbette. Mesleğimde pazarlık şansımı arttırdı ve hep
yüksek maaşla çalıştım.</p>



<p><strong>–Hayatınızda olmazsa olmazlarınız
nelerdir?</strong></p>



<p>Ailem</p>



<p><strong>–Manş denizini geçip toprağa
uzandığınızda aklınızdan neler geçiyordu?</strong></p>



<p>Ağlamayı
çok istedim ama ağlamaya bile gücüm yoktu. Başarmıştım ve bir devi yenmiştim.
En güzeli de o günümün 6 saatini alan ızdırap dolu antrenmanlar sona ermişti.
Daha ne olsun.</p>



<p><strong>–Şu sıralar neler yapıyorsunuz,
öğrencileriniz var, projeleriniz neler?</strong></p>



<p>Son
bir yıldır antrenörlük yapmıyorum. Sadece yıl içinde belirlediğim yarışlar için
antrenman yapıyorum. Eşim de 2017 Temmuz ayında emekli oldu ve çok iyi bir
antrenman arkadaşı oldu bana. Bundan sonra yüzme yarışlarına o da katılacak
benimle ve dünyanın çeşitli yerlerinde yarışlara gideceğiz beraber.</p>



<p><strong>–Nesrin Olgun gece başını yastığa
koyduğunda ne düşünür?</strong></p>



<p>Beynim
hiç durmaz uzun süre . Günü düşünür ve yorumlarım. Çoğunlukla mutlu ve
eğlenceli bir yaşantım olduğu için rahat bir uyku uyurum.</p>



<p><strong>– Bizim bir rutinimiz var dergimiz
adına ben bir kelime söyleyeceğim siz ilk düşündüreni;</strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16524" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=300%2C185&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=356%2C220&amp;ssl=1 356w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=696%2C429&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=682%2C420&amp;ssl=1 682w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p>Vatan………..Atatürk
</p>



<p>Kadın…………İnsan</p>



<p>Başarı………..Çok
Çalışmak</p>



<p>Ün…………….Sevilmek</p>



<p>Aile…………..Mutluluğum</p>



<p>Manş
Denizi……….Bir dev </p>



<p>Evlat……………Canlarım</p>



<p>Aşk…………iyikim,
eşim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/">Manş Denizi Devini Dizginleyen Bir Denizkızı; Nesrin Olgun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16519</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayallerimin Kraliçesi  NEVRA SEREZLİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Nov 2018 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15979</guid>
				<description><![CDATA[<p>N.S.: Ben Ankara doğumluyum. Ama daha kendimi bilmeden Bebek’e İstanbul’a taşınmışız ailecek. Bebekte gözümü açtım. Tabi bebek ilkokuluna gittim. Arnavutköy Kız Koleji’ni kazandım. Amerikan okuluna başladım. Orada daha birinci sınıfta İngilizcemizi ilerletmek için ufak piyesler yapılırdı. Ben orada bir erkek çocuk rolü ile ilk olarak İngilizce tek tük konuşarak tiyatro (güya) geçmişime başladım sayıyorum kendimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/">Hayallerimin Kraliçesi  NEVRA SEREZLİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_16003" aria-describedby="caption-attachment-16003" style="width: 299px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16003" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?resize=299%2C398&#038;ssl=1" alt="" width="299" height="398" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16003" class="wp-caption-text">Nevra Serezli</figcaption></figure></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ben Ankara doğumluyum. Ama daha kendimi bilmeden Bebek’e İstanbul’a taşınmışız ailecek. Bebekte gözümü açtım. Tabi bebek ilkokuluna gittim. Arnavutköy Kız Koleji’ni kazandım. Amerikan okuluna başladım. Orada daha birinci sınıfta İngilizcemizi ilerletmek için ufak piyesler yapılırdı. Ben orada bir erkek çocuk rolü ile ilk olarak İngilizce tek tük konuşarak tiyatro (güya) geçmişime başladım sayıyorum kendimi ve o gün çıktığım ve söylediğim iki üç cümleyi bile neredeyse hatırlıyorum. Çok heyecanlanmıştım. Fakat bütün sınıf beni seyrediyor ve ben sınıfın ortasında üç cümle ediyorum birden bir aura bir elektrik bir şey bana geçti yani bir tuhaf oldum. Ondan sonra bütün okul piyeslerinde oynamaya başladım. O kadar hayran kalıp o kadar kendimi kaptırdım ki ders bitsin provaya başlayayım ve ezber yapayım ve oyun oynayayım havasına girdim. Lise birde Afs bursunu kazanıp Amerika’ya bir seneliğine gittim. hala kendime şaşarım nasıl gidebilmişim o yılda 62 senesinde. Amerika’ya San Fransısco yakınında Palo Alto diye meşhur bir üniversite şehrine gittim. orada Amerikan okuluna başladım ve çok başarılı bir öğrenci oldum orada da ama tabi herkes İngilizcemin mükemmelliğine şaşırıyordu bir Türk talebesi olarak orada da son yıl piyesinde oynadım. Sonra geldim okul bitti üç sene daha kolejde okuyunca bütün Amerikan Üniversite’lerine tiyatro okumak üzere müracaat ettim. Şöyle dosyalarla hazırlık yapıldı günler sürerdi. Onları doldurmak hocalardan özel mektuplar özel işte iyi çocuktur şöyledir böyledir diye, mektuplarını yazmak onları yollamak  o devirde 14 günde gidiyor 14 günde geri geliyor. Açıyorum zarfı heyecanla tabi notlarım çok yüksek şu şu bölümlere kabul edildiniz ama tiyatro bölümüne hayır geliyor burs istiyorum çünkü param yok babam ben gönderemem seni dedi okutamam bir kardeşin daha var o da kolejde okuyor. Babamda normal bir ticaret adamı. Gelmiyor burs hepsinden kabul geliyor tiyatroya burs yok notlarım 85-86 filan 10 üzerinden mesela diyor ki İngiliz edebiyatı olabilir psikoloji olabilir felsefe olabilir ama tiyatro drama bölümü hayır çünkü drama bölümü oyunculuk ve kabiliyet esası senin notlarının yüksek olması oraya geçerli değil. Bir tek hatam oldu yıllar boyu kendime kızdığım tamam neye veriyorsunuz bursu İngiliz edebiyatı kabullendim. Git oraya yatay geçiş midir ne derler orda kendini göster orada odasına gir drama okumak istiyorum veyahut ta hem onu hem onu okumak istiyorum de iki sene sonra. Bunu ben akıl edemedim. Ve bunu babamda annemde belki gitmemi istemediler babam çok okumuş bir insan 4 lisan bilirdi. Babamda çekimser kaldı sanki kızlarını yollamak istemedi yıllar sonra bunu hissettim. O kadar akıllı bir adamdı ki onu akıl etmez mi Boğaziçi’ni bitirmiş Sorbone’u bitirmiş. Akıl etmez mi bu adam onu? Bence orada pasif kaldılar “aaa vah vah vermedi burs” çok moralim bozuldu. Fakat bütün imtihan devrini kaçırdım. Boğaziçi’ni kaçırdım. Konservatuarı kaçırdım bunları beklemekle. Kaldım mı ortada, bursta alamadım mı LCC nin tiyatro kursları vardı Nişantaşı’nda Abdi İpekçi’de onunda sahibi benim arkadaşımın çok yakın dostuydu o da paralı o da paralı biz ikimiz ona gittik Nevra böyle çok istiyor ama kurs parası filan… “aa dedi beni de çok sevdi sen burada yarım gün gel sekreterlik yap bende seni kursa sokayım.” Allah razı olsun ondan ben yarım gün ders saatine kadar sabahın köründe Bebek’ten Nişantaşı’na gidiyordum resmen masa başı sekreteri gelen telefonlar bilmem neler filan bir buçuktan sonra yıldız hanım geliyor müşfik geliyor şu geliyor bu geliyor Haldun Taner geliyor Haldun Dormen geliyor pıt derse giriyorum dersler bitiyor gene bir saat sekreterlik yapıyorum biniyorum dolmuşa Bebek’e gidiyorum bir sene böyle. Bir senenin sonunda bir gün bir telefon; “Haldun Dormen arıyor” dediler ben çok heyecanlandım artık sene sonu Haldun dedi ki “Nevra’cım seni ben izliyorum hem de kolejde “My Fair Leydi”  diye oynamışsın herkes çok met ediyor dedi ben bir piyese başlayacağım yazın turneye gideceğiz dedi eskiden Ayfer Feray oynamıştı o rolü” dedi. Gül hanım her şeyi unuturum bunu hiç unutmam “Gül hanım rolü için senin oynamanı istiyorum” dedi. Telefonu elimden düşürdüm. Hani filmlerde olur ya böyle. “Ne diyorsunuz Haldun bey” dedim. “Evet evet sana güveniyorum yaparsın sen” dedi. Hemen evde babama söyledim babam dedi ki; “Haldun Dormen’e izin var” dedi. Ben öyle başladım. Yani yukarıdan bir şey indi. Hayal bile edemem o sırada Dormen Tiyatrosu yıkılıyor. Bir Kenterler bir Dormenler. Ve Gül hanım başrol Ayfer Feray oynamış. “Cengizhan’ın Bisikleti” orada başladım arkasından Metin’ciğimle (Değerli eşi Metin Serezli’den söz ediyor) Füsun’un (Erbulak) oynadığı “Çıplak Ayak” diye bir oyun vardı Füsun hamile kaldı Metin’de ciğerlerinden hastalandı. Haldun dedi ki; bütün biletler satıldı ikimiz oynayacağız bu rolü dedi. Bir daha provaya girdik mi… bu sefer Füsun Erbulak’ın rolünü ben oynadım. Metin’in rolünü Haldun oynadı. İki piyesle turneye çıktık. Artık kaç ay sürüyorsa Anadolu eskiden öyleydi. Turnelere otobüse yerleşirsin dekoru da koyarsın artık Antakyalara kadar bilmem nerelere kadar dolana dolana her gün bir oyun oynaya oynaya bir ay bir buçuk ay Anadolu yollarında. Beni  hayatım başladı bunula başladı. Bursa’dan başladık büyün Anadolu. Ondan sonra Ankara sanattan teklif geldi. Durdurun dünyayı inecek var Genco Erkal oyuncu bulamıyordu hatta Ayla Algan’a da teklif etmişlerdi Ayla hanım oynayamamış bir şey olmuş oranın müdürü Haldun’u aramış demiş ki; böyle böyle kabiliyeti olan şarkı söyleyebilen dans edebilen sende Nevra diye bir oyuncu varmış kolejde “My Fair Leydi” yi oynamış bize onu bir sezonluk verir misin? Daha ikinci senem. Haldun çağırdı beni dedi ki; “seni hiç vermek istemiyorum ama bir sezon için Genco (Erkal) çok rica ettiler gider misin? dedi. Ay ben Ankaralara gidemem dedim. Metin o sırada dedi ki; “bak Nevra çok kabiliyetli bir kızsın böyle bir rol hayatında bir yada iki kere gelir insana bence kabul et git” dedi. Ben zorla Ankara’ya gittim. Amerika’ya gidemedim Ankara’ya… bir sükse “Durdurun Dünyayı İnecek Var” Ankara Sanat Tiyatrosu’nda kapılar kırılıyor. Böyle bir şey yok 67 senesi. Genco müthiş sükse, ben milletin ağzı açık kalıyor bu kız kim? Şarkı söylüyorum 5 ayrı kadın tipi oynuyorum çokta gencim çokta güzelim sahnede böyle sonradan bir sürü tiyatrocu arkadaşımdan senin dedikodun Ankara’da çok yapıldı derlerdi. Bir kız gelmiş ki tiyatroya yıkıp geçiyor güzel mi desek vücudu da güzel kendi güzel sesi güzel dans ediyor ne bu ya!!! Böyle bana espri yaparlardı. Tabi çok başarılı geçti. Döndüm tekrar Dormen o sırada Metin’le evlendik. Metin’le piyesler uzun yıllar Dormen’de çalıştım. Sonra Haldun Metin’le Altan kendi tiyatrolarını kurmak istediler oynamak istedikleri oyunlar vardı. Çevre tiyatrosunu kurdular. Tabi onunla çevre tiyatrosuna gittim. 7 sene çevre tiyatrosu Koca Mustafa Paşa da yine kapılar kırıldı. Fakat sonra bu kötü devir 80 dönemi silahların patlaması şuydu buydu orada çevre kötü bir hale geldi Altan Erbulak yapmak istemedi yani biz oyun oynuyorduk silah sesi geliyordu yandan. Mecburen tiyatroyu hiç borçsuz kapatmak zorunda kaldık. Sonra Haldun Kastelli Vakfı’nda müzikal yapmaya başladı ondan sonra “Hisseli Harikalar” sonra 86 da Deve Kuşu Kabere’yle 4 sezon. Sonra tekrar İstanbul tiyatrosu Gencay Gürün’le oyunlar. Sonra tekrar Dormen’in ikinci <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-16004 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?resize=295%2C394&#038;ssl=1" alt="" width="295" height="394" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 295px) 100vw, 295px" data-recalc-dims="1" /></a>Kurtuluştaki sahnesi…</p>
<p><strong>S.Ö.: Kaç yılına kadar peki tiyatro?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Hep var tiyatro en son Cihan Ünal&#8217;la 6 haftada 6 dans dersini oynadım herhalde 6 sene falan oldu. En son onunla tiyatro. Ondan sonra 5-6 sene bilemedin 7 sene olmuştur yapamadım çünkü oyun yok. Metin öleli 4 sene oldu ondan önce iki sene 7 sene falan öncedir. Ee tabi özlüyorum ama hala geliyor senaryo tiyatro piyes. O kadar yüksek noktada 4 sezon merdivenlerde insanlar 500 kişi ayakta alkışlandım ki o piyesle onun üstüne geçecek onun kadar iyi olabilecek Cihan Ünal&#8217;la  birlikteydik iki kişilik oyundu. Gezmediğimiz yer kalmadı. İzmir’i 10 kere gittik. Seyirci bitmiyor, talep geliyor, yine gelin dolduralım.. artık böyle yorgunluktan ölüyorduk çünkü hep oyun istendi. Onun üstüne bir şey beğenmek zor oldu bana. Birazda ondan bunca sene.. mesela bu sene yine iki tane oyun yolladılar. Hep ben onunla kıyaslıyorum. Onun başarısı ve onun bana verdiği mutluluğu kıyaslıyorum. Bu rolle o kadar mutlu olamayacağım şu rolle mutlu olamayacağım. Ee şimdi belli bir hayat şeyimde oldu torunlarım var onlarla hayatımı çok tatlı geçiriyorum. Artık Anadolu turnelerine filan yorgunluktan değil artık torunlarımla yaşamımı sürdürmek istiyorum ama boşta oturmaktan hoşlanmıyorum. Bu arada güzel dizi filan da gelmedi yani içimi titretecek hiçbir şey olmuyor. Olmayınca da oturup bekliyorum</p>
<p><strong>S.Ö: Sihirli annemde çocuklar size hayrandı. Çok güzel bir roldü.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Evet o da 5 sene sürdü.</p>
<p><strong>S.Ö: İçinize sindi mi?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ee tabi. Bir tek gün o çekime giderken üzüldüğümü hatırlamıyorum. Çünkü o kadar mutlu oynuyorduk ki, o kadar keyif alıyorduk ki. Ya koskoca kadınlardı Gül Onat, ben, İnci Türkay, Ayşen falan palyaço kılığına giriyorsun ertesi günü geliyorum sete sen bugün kuş olacaksın diyorlar falan zevkten dört köşe. Hadi makyajlar yapılıyor tüyler takılıyor bu gün seni kel yazmış diyor kafalar kazılıyor peruklar geçiriliyor kel oluyorum. Bir gün bilmem ne oluyorum bir gün timsah getiriyorlar timsahla oyna diyorlar. Biz kendimiz çocuk olduk o diziyi çekerken. O yüzden çok mutlu geçti.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16005 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?resize=319%2C425&#038;ssl=1" alt="" width="319" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 319px) 100vw, 319px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Yaşamınızda keşke bu rolü oynamasaydım dediğiniz bir rol oldu mu?</strong></p>
<p><strong>N.S:</strong> Hiç. Çok başkasının oynayıp da ay ne güzel rol keşke ben oynasaydım dediğim olmuştur şimdi hatırlamıyorum ama. Sanatçı hep kıskançtır. ama keşke bu rolü oynamasaydım dediğim hiçbir rol yok. Çünkü özel tiyatro olarak çalıştım hep beğenmediysem oynamadım zaten. Beğenip içime sindiği için oynadım. Hepsi tuttu mu tabi ki hepsi tutmadı ama şöyle bir skalasına bakınca oyunlarımın genellikle tutmuş oyunlarım var. Çok böyle flop olup ta üç günde kalkan oyun çok az hatırlıyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki tiyatromu sinemamı TV mi desem? </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Tabi ki bir tiyatrocuya bu soruyu sordun mu tiyatro der kafadan. Bende aynı fikirdeyim. Çünkü bir de bir duyguyu yerleştiriyorsun kendine şimdi sizler bunu çok zor anlarsınız seyirci olarak mesela buradan kalkarsın 5 buçukta yola çıkarsın mesela son oyunumu hatırlayayım şimdi; Profilo’da oynanıyor bir kere o gün hiçbir iş almam hiçbir şey yapmam oyunumun olduğu gece. Hiçbir şey yamam ama bir sporcu gibi yediğim içtiğim o gaz yapmayacak o bağırsağımı bozmayacak falan. 5,5 buçukta belki şimdi olsa 3&#8242; te çıkmam lazım bu trafikte. Ama o zaman 5 buçuk 6 da çıkardık. Tiyatroya girerdim merhaba merhaba odama girerdim çocuklar bir kahve söylesenize bana. Makyaj aynamı makyajlarımı çıkarır keyif içinde makyajımı yapar ki yaşlı oynuyordum güzelleşmeme de gerek yoktu çok rahattı birazcık pudra sürüyordum. Lafları bir böyle kafadan geçirirsin. Cihan (Ünal) gelir “merhaba Nevra iyi misin” iyiyim o zil saati gelene kadar odamda başka bir heyecan ve dünyanın içinde beklersin. Çok uzun zaman oynamışsam bir arkadaşının bir tanıdığının kulise gelmesi ya da o gün oyuna gelmesi sana bir motivasyon verir açıkçası. Mesela yüz ellinci oyunda sizi tanıyorum bugün siz geliyorsunuz pır pır bir yüreğin oynar. Sanki o oyunu o gün sana ithaf ediyormuşum gibi. Ama bu çok oynadığın oyunlarda artık o kadar oynamışsın ki o sana heyecan katar biraz, hoşumuza gider. Hatta ben derim tanıdık biri gelirse haber verin derim. Böyle bir heyecanlanırız. Kaç senelik oyuncu iken bile. Sonra kulise gideriz perdenin arkasına üçüncü zilin çalmasını beklerken ki o bekleyiş bunu kelimelerle anlatamıyorum. Doğuma girdin doğuracaksın kız mı oğlan mı olacak beklemesi vardır ya hani. Seyirci sesi gelir ve perde açılır. Bu gün olsun aynı şekilde heyecanı anlatmam mümkün değil. Ve ona bir girersin ruhunla kafanla duygularınla bir başlarsın ilk cümleye ne evin ne pişecek yemeğin ne kiracın ne torunun ne kocan hiçbir şeyi hatırlamadan  işte o duygu kendini yukarıdan uçuyormuş gibi hissetmek. Yani her şeyle kapatıyorsun kendini sadece rolüne tekste oraya odaklısın. Yani içinden çekiliyorsun sen, sen olarak. O duyguları anlatmak mümkün değil. Bence tutku haline gelmesi tiyatronun bundan. Ben çok film çevirdim çok televizyonda da oynadım öyle durumlar vardır ki senin o sahnede ağlaman gerekir ya da çocuğunu kaybetmişsindir o modasındır. Tam o moda girerken “abla biraz sağa kayar mısın?”, “rujunun rengi koyu geliyormuş rujunu değiştir.”, “oğlum lambayı oradan çek.” Deli olurum. Çünkü ben o konsantrasyona girmek isterim. Veya tam lafa gireceksin “şu yastık görünmüyor.” O kadar zor ki o havaya tekrar girebilmek. Hani hiçbir zaman öyle sessizlik oyuncu kendini bulsun sakın ha etrafta dolaşmayın falan yok. Buranda bi adam görüyorsun mesela yere çömelmiş sana bir spot ışığı tutuyor. Sen o sırada çocuğunu düşünüp kaptırman lazım. Çok yorucu oluyor. Sen ondan kopacaksın adamdan kopacaksın rejiden kopacaksın her şeyden kopup onun içine gireceksin ee bunu tiyatroda yapmak çok kolay oluyor. Ve ya Bir saniye oynuyorsun bir de bunu sağ taraftan çekelim. Tekrar. Düğmeye basıyorsun tekrar o moda giriyorsun. Tabi bu dram oynarken. O moda giriyorsun sonra tekrar bu sefer yeni baştan aynı duyguyla. Göz yaşını da akıttın tamam mı, yemek molası veriyorlar abla diyor bir de yakın planını çekeceğim senin diyor. Sen koptun gittin pilavını kuru fasulyeni yedin gene aynı yere oturuyorsun bu sefer yakın plan çekecek. Yemek öncesi çektiğin sahnenin bütün o atmosferin içine girip devam etmen lazım, yaparım. Onun için ben şeye de inanmıyorum sevişme sahnesi hiç zor olmuyor. Çok zor oluyor ya insan bu kadar şeyin arasında onu oynamak o kadar zor ki ve ya ona bir şey hissedebilmek hakikaten belki adamla tam öpüşürken buradan bir adamda sana beyaz kağıt tutuyor buranda parlama olmasın diye hadi gel orada öpüş aşk sahnesi çek bütün bunları seyirci görmüyor. Çok kolay  zannediyor konsantre tek başına oh onunla öpüş burada ağla. Şuranda bir adam buranda bir kağıt… komedi daha kolay tabi. Çünkü bir tekniktir komediyi oynamak. Ben konsantre olarak oynamayı seven bir oyuncuyum. Çünkü o sırada ben kendim zevk alıyorum konsantre oynamaktan. ben ne istiyorum mesela orada o bölümümü anlatıyorum çocuğumu mu kocamdan ayrılığımı orada ben ona gireyim oynayayım bütünüyle o beni ister yakın çeksin ister bilmem ne ama tekrar geriye dön başa sar şimdi böyle yap onlar beni sinemada ya da televizyonda aslında mutsuz ediyor. Onun için tabi tiyatroyu baştan sona oynadığım için tercih ediyorum. Bunun da bir tekniğini bulmak gerekiyor. Yani şöyle; belki de çok fazla içine girmemek gerekiyor çünkü biliyorsun ki sen burada bu duyguyu verirken beş kere daha seni buradan buradan ve buradan çekecek yani onu biraz daha teknikleştirmek gerekiyor o tip oyunculukta. Veyahut ta hangi saniyede o göz yaşını akıtacaksın? Ona kadar var. Görüyorum bazen mesela öyle güzel yerde o damla geliyor ki çok güzel ayarlamışlar diyorum hani salya sümük değil de bir bakarsın bir laf ederken şuradan akar. Kim bilir orada ne kadar zorlanma olmuştur bunları seyirci o sırada oynarken tabi çok fazla hissetmiyor. Geçen gün bir müzikal gördüm hürce akmanın müzikali müthiş! Sonra onun arka perdesini gördüm mesela ay bir tuhaf oldum çünkü aynen o da adam önde çıkıyor müthiş şarkılar söylüyor iki dakika önce blue jeanleriyle orada prova yapıyor hiç aynı havada değil o orada öyle sonra ben bunu öyle görüyorum yani arkasını ve önünü gördüğün zaman o illüzyon aslında çok yok edici bir şey. Belki de vermemek lazım. Çünkü zaten bu iş hayal ürünü. Ve de yaratmak kafanda da yaratmak. Gerçeğini bildiğin zaman işte mesela şimdi sen ben orada çok duygulu bir sahne oynarken yere çömelmiş bıyıklı bir adamın blue jeanıne uzanmış elinde de bir tane pano tutmuş ışığı yansıtırken ki halini görsen benim o duygulu oyunum seni etkiler mi?</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-16006 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?resize=350%2C467&#038;ssl=1" alt="" width="350" height="467" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Biz bazen arkadaşlarla konuşurken bazen eşimle de bu konuyu konuşuyoruz işte sevişme sahnesi diyoruz ki ya şimdi bu adam ve kadın bunları yaşayıp da acaba aralarında bir şey geçmiyor mu bir his duymuyorlar mı? </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Sen kendi kocanla yaşadığın hayatı düşün ve ya herkesin mahrem yatak odasını düşün senin kayınvaliden ve komşun senin başucuna dikilmiş sizi seyrettiğini düşün sen kocanla intimit bir şekilde içinde hoşlaşmış sevişmeye çalışıyorsun. Hadi kayınvalideni vazgeçtim yan komşun gelmiş bekliyor orada hadi bakayım onun gibi bir şey. Sonradan o yaklaşmadan bir elektriklenme bir hissiyat olabilir sonrada akşam bir yerde yemek yerken bir şey olabilir her oyuncu arasında o geçebilir ama o anda oynarken hissetmelerini mümkün kılmıyorum yani. Orada da teknik var mesela tam öpüşürken rejisör oradan provada diyor ki çok kapandın suratını göremiyorum hafif dudağını bu tarafa doğru eğ de öpüş diyor. Bütün bu tekniği o sırada kafandan geçirmek zorundasın. Yani öyle dal git Allah diye olmadığı için.</p>
<p><strong>S.Ö: Eğitimle ilgili belki de hani bunun eğitimini aldığınız için.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Eğitimini de alsan o anda ki durum öyle. Yani şöyle hem içine girip hem içine girmemek. Çünkü çok teknik olay oluyor. Kimse sana ben kamerayı dayadım istediğiniz gibi bulun sahneyi ne çıkarsa bahtıma diye bir olay yok. Kızımı kaybettim dediğim sahneyi beş kere ayrı yerden çekiyor. Her seferinde aynı şeyi tutturmak zorundasın. O sırada çünkü kafan ve beynin çalışmak zorunda sırf duyguyla değil. Onu yakalamak zorundasın matematik yapmak zorundasın yani. Aslında sahnede de öyle tiyatroda hem içine giriyorsun rolün ama sahneden düşemezsin demek ki kaç adım gideceğini bilmek zorundasın. Ve ya dekora çarpamazsın yani çok konsantre oldum kendimden geçtim ben bir oynuyorum dünyayı unutuyorum olur mu? bu yastığa çarpma bu masaya çarpma sahneden düşme ışığı al. Bütün bunlarda kafanda  dink dink dink geçecek aynı zamanda.</p>
<p><strong>S.Ö.: Tiyatro tam oyunun en heyecanlı yerindesiniz kal geldiği oluyor mu? oluyorsa orada ne yapıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Olur. Valla orada genellikle diğer oyuncu seni kurtarmaya çalışır. Bunu Cüneyt Gökçer’de yaşamıştır Cihan Ünal bile bilhassa benim önümde bir gün yaşadı bende yaşadım. Altan Erbulak’la bir sahnede beni sahneden çıkarttı sekreteri oynuyordum kızım sen bir git dedi baktım geldim durdum o sırada adın ne deseler Nevra diyemiyorsun. Bir boşalma beyin boşalması geldi derler. Ya tekrar kendini toplayıp bir yerden yakalayıp devam etmeye çalışıyorsun bu çok soğukkanlılık gerektiren bir şey yani trak geldiğini hissedeceksin nasıl kurtarırım diyeceksin bildiğin bir yere atlayacaksın ya da karşındaki zaten hemen anlaşılır boş bakarsın karşındaki sana hatırlatmak için senin cümlenin veya soru şeklinde sorup sana yakalatır ama yakaladın mı yine devam edersin. Çünkü o bir bilgisayar. İki kişilik oyundayız Cihan’a geldi Cihan’ın ezberi herkesten mükemmeldir böyle durdu bende çok paniğimdir sahnede hatırlatmak için “sen şunu mu sormak istiyordun” diye soruyorum bakıyor yine bana fakat seyirci anlayamıyor bu bir saniye filan bize yıllar gibi geliyor. Sonra nasıl oldu bilmiyorum mizansenden mi hatırladı bir şey oldu tekrar düğmeye bastı aynen devam etti çıkınca dedi ki ay çok mu belli oldu, hayır Cihan hiç belli olmadı ama senin yüzünden anladım ben dedim. Gitti dedi yani neredeyim ben bilmiyorum? Nasıl bir şey o ya çok yorgunluktan oluyor ya beyin artık o kadar doluyor ki laflarla işlerle bir yerde bir saniyelik iki saniyelik elektrik kesiliyor. Korkulur bundan hep mesela şarkıda ben hep korkarım şarkı sözünde ama koskoca starlar Ajda Pekkan devamlı unuturmuş. Bilmem kim uydururmuş lafları.</p>
<p><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-16007 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?resize=350%2C467&#038;ssl=1" alt="" width="350" height="467" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Aileniz çok güzel maşallah iki oğlunuz var. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> İki oğlum var Selim, Murat. Selim müzik piyasasında Üniversal müzikte, Murat mimarlık okudu fakat bu işi yapıyor seviyor şimdide çok başarılı oldu. Ama hep çok okudu çok kitap okudu bütün filmleri seyretti notlar tuttu. O kadar kendini geliştirdi ki neredeyse bana ders verecek hale geldi. Çünkü çok okudu. Amerika’dan kitaplar getirtti. Drekting (Yönetmenlik) üzerine yöneticilik üzerine ve oyun yöneticiliği üzerine kitaplar okudu. Bana bazen bir şeyler anlatıyor mesela aa öyle miymiş ben o kitabı bilmiyorum Murat diyorum. çünkü bizim devrimizde o kadar şeyde yoktu. Piyes bulmak için sahaflara giderdik. Metin’in eskiden kalma tiyatro oyunları böyle kağıtlar erimiş, kültür bakanlığı çıkartırdı. Onları bulup oynardık mesela her istediğin piyesi pıt diye hayatta bulamazdın. Şimdi internet var, o kadar büyük şans var ki çok güzel bir devirde çocuklar. Benim minicik torunlarım bile bir şey olunca nene Google’den bakalım öğrenelim diyor. Bir dinazoru merak ediyor bilmem neyi merak ediyor ve ya bir soru soruyor ben cevap veremiyorum bir dakika diyorum Bestecim bakalım nasılmış diyorum kelebeklerin bilmem nesi bak diyorum böyleymiş diyorum. bilmem ne balığı hangi renkmiş nene ben resmini çizeceğim bilmiyorum. Hadi koş ansiklopedilerimiz doluydu evde de şimdi resmiyle görseliyle çıkıyor karşına. Ve artık bilgi toplamana da gerek kalmıyor çok fazla çünkü Google amca var ona bakıyorsun. Eskiden yaş saklanırdı şimdi kaç yaşındasın kardeşim söylemiyorum tak bakıyorsun bilmem kaç doğumlu. Eskiden ne güzel herkes saklardı. En az beş altı yaş atardı havadan kimsede bulamazdı anca ansiklopedi karıştıracaksın filan. Daha burada ekranda görüyorum yalan atıyor pat bakıyorum doğum tarihine.</p>
<p><strong>S.Ö.: Murat beyin dizisini hep izliyoruz sürekli izlerken ne kadar yakışıyor askerliğe diyoruz. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ruhunda varmış. Metin’e de çok yakışırdı. Metin bir iki tane albay oynadı anormal yakışıklı o 36-40 yaşlarında mesela. Bir piyeste sahneye çıktığı zaman bir Amerikalı pilot üniformasıyla çıkardı lacivert kadınlardan şöyle bir ses gelirdi “Aaaaaa” ve ben kıskanırdım. Ve bakardım sahnede birisi bir gün dedi ki ya ağzının suyu akıyor sahneye bakarken metine biraz topla ağzını dedi. Ben böyle dalmışım aynı oyundayız o böyle kapıdan girip de böyle kendi de farkında tabi kullanıyor onu, ben kaymışım sahnede aval aval Metin’i seyrediyorum. Sonra eve gelirdik mesela eşofmanla dolaşırdı “ya Metin derdim sahnede daha yakışıklı duruyorsun evdeyken de giy o üniformayı.” Kızım manyak mısın üniformayla evde mi dolaşacağım kahvemi içeceğim?  Derdi. Tabi sahne imajı film imajı farklı. Şimdi ki yakışıklılara da bak ekranda büyüyor ekranda bambaşka. Hugh Jackman mesela en son filminin provasını seyrettim. Adamın hafif saçları açılmış peruğunu takmamış üstünde bir eşofman bol terler içinde öyle prova yapıyor ondan sonra o giyiniyor aslanlar gibi kükrüyor bir çıkıyor sahneye çünkü orada ki o imaj onu daha da yüceltiyor. Normal insan her dakika evinde öyle dolanamaz. Jennifer Lopez’de olsan öyle dolanamıyorsun, eşofmanınla dolaşıyorsun makyajsız. Sahne imajı ve ekran korkunç bir şey.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki kızımla konuşurken onlarda radyo televizyon okudular ikisi de ikizlerim var benim. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ay ne güzel bizim de var ikizler. Murat’ın ikizleri var Beste, Bade ikiz.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Evet biliyorum araştırdım. kızım dedi ki </strong><strong>anneciğim dedi eşinden söz ettiğin zaman o kadar üzülüyor ki hemen yüzü düşüyor sakın sorma dedi. Kaybettiğini sorma.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Hayır çok üzülüyorum, şimdi geçen gün yine burada dört sene bitiyor, birisi aşk ve evlilik üzerine birisi birisinden bahsediyor. Çok hüzünlenirdim. Şöyle hüzünlendim çok güzeldi bizim aşkımız fakat Allah vergisi bir iyi niyet şeyim olduğu için mesela Metin’in hastalığını da hep bir imtihan olarak yorumladım. Allah’ın herkese verdiği bir imtihan var millet nelerle uğraşıyor bu da bizim ailemizin imtihanı ben bunu kabul etmek zorundayım ve hayatta Allah&#8217;ıma inancıma isyan etmemek zorundayım diye yorumladım. Ve bunu normal bir olay olarak beynime yerleştirdim. Yani insanlar doğar mutlulukları olur mutsuzlukları olur hastalık olur eşini kaybedebilirsin anneni kaybettin babanı kaybettin bu bir süreçtir herkesin yanından bu geçecektir. senin bir ayrıcalığın yok. O zaman isyan etme kabullen. Bu kafayı yıkadığım için çok kötü gitmedim o süreç zamanında bekledim hep bunu; bu olacak başıma gelecek ve ben bunu kabulleneceğim. Sonradan daha çok koyuyor zaten. Mesela şuanda daha çok koyuyor ilk günlerdekinden. Çünkü neyi kaybettiğini anlıyorsun. Hiç kıskanç bir huyum yoktur aslan burcuyum ama hırslı ve  kıskanç değilim. Metinle hep konuşurduk ya 1000 yaşımıza da geleceğiz yine biz el ele sinema seyredeceğiz değil mi derdi. Mesela o hayal beni yıkıyor. Niye doksanında sekseninde tikrek tikrek yine bir filme gitmişken el ele seyretmeyelimin üzüntüsü. Herkes aşk arıyor biz zaten bulmuşuz niye daha erkenden çünkü hastalanmasaydı 8-9 sene yaşayabilirdi çünkü kalbi sağlamdı vücut sağlamdı canavar gibi kafası çalışıyordu.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ayla hanımda öyle biliyorsunuz eşini bir anda kaybetmiş. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Beklan’ı biliyorum evet. Yani kaybettiğin aşka üzülüyorsun. Sonra yine iyi niyetimle şöyle düşünüyorum o kadar çok aşkı bulamayan insan var ki bu hayatta ben çok şanslı bir insanım 48-50 sene elini arayacağım, şu kapıdan girince yüreğimin pır pır edeceği; bunları söylemek istemiyorum kıskançlık olmasın hoş artık bitmiş gitmiş ama yine de insanların içinde kalabilir, ben gerçekten telefon çaldığında Metin’in sesini duyduğumda heyecanlanırdım; son gün bile. Nevvv!!! Diye açtığı zaman; hani ilk genç kız zamanları sevgilin sana dışarı sokağa çıkma teklif ettiğinde yüreğin pır eder ya öyle hissederdim.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Nasıl korudunuz şimdiki evliliklere bakıyorum; sabun köpüğü gibi bir evleniyorlar bir bakıyorsunuz boşanmışlar. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Hayatım aşksız evlilik yürümez. Aşkta aman aman aşk, sevgi, saygı, onu düşünmek aşk onu düşünmek ama kendini kaybetmemek yani kendi benliğini de yok etmemek. Bir çok kadının yaptığı gibi ben saçımı süpürge ettim kocam için, hayır öyle bir şey olamaz. Ama hakikaten bir yerin pır pır etmesi. Bir de küçük sürprizler yapmak. Onu hoş etmek. Yani sen şimdi kızın için evlatların için ben oğullarım için şimdi de torunlarım için  gece yarısı uyanıp çok sever bir kek yapayım pır pırı hissedebiliyor musun yani benim için murat gece 3 te beni arasa ya anne bir omlet çekti canım dese oğlum uyuyorum şimdi omletin sırası mı der miyim? Hayatta demem. Hatta dese ki Migros’u açtır al oğlumun canı çekmiş derim. Bunu kocana da yapabiliyorsan o evlilik yürür. Şimdi kadın dönüp de yok ya iyi misin sen yapıyorsa ertesi gün o adam gitmekte haklıdır. Ama adamda aynı şeyi karısı için yapmalıdır. Bir gün yoldan giderken bir gül alıp kapıyı çaldığında canım karıcım benim sen bu gün çok yoruldun mu bak deyip bir liralık bir gülü de verebiliyorsa  o zaman yine yürür. Kadın da hoşlanmak ister kadın da poh pohlanmak ister değerinin bilinmesini ister. Bir yerde benim güzel karıcığım denilmesini ister. Her dakika eleştiren eleştiren ayy bu pilavı nasıl pişirdin, yok böyle pilav ya dediğin zaman o kadının küçücük şeyden mutluluk duyduğunu bilmek ister. Ee bunları yapma ondan sonra evlilikler yürümüyor. Kavgaya varım her zaman kavga olsun çocuğunla da kavga et kocanla da kavga et bizim en büyük kuralımız hiçbir zaman kavgalı yatmadık hiçbir zaman yatağa dargın girmedik. Bazen ben cilveden darılmış gibi yapardım ki akşama çiçek getirsin diye ve ya da omuz silkerdim istemiyorum işte bilmem ne derdim o da kahve yapıyım sana derdi hoşuma giderdi yani oynardım tiyatro oynardım yani. Ve hep metin bir şeye bozulduğum zaman şu koltukta otur gel çabuk öp burdan elimide öp özür dile çocuk gibi ben de ne özür dileyeceğim ya sen benden dile. Öpp dile bakayım böyle cilveden bağırırdı. Bunları oynardık, kazık kadar insanlarken. Yani evlilik bir evin içinde mutluluğu paylaşabiliyorsan o evlilik evliliktir. Yoksa sırf çocuk için oturmak para için oturmak sırf statü için oturmak bir kocam var deyip sokaklara çıkmak için değil. Ama herkes o sevgiyi bulabilir mi herkes doğru evlilik yapabilir mi belki onu dışarıda bekleyen bam başka bir kişi var onunla daha mutlu olacak onu bilemeyen ailelerin ayarladığı evlilikler olabilir mecburiyetten evlenenler olabilir. Onlara sürdürün bu evliliği demek çok zor o yüzden ben hep; oğullarım da iki şer kere evlendiler demek ki ilkinde istedikleri olmadı veya kadınların onda istedikleri olmadı çok fazla üzülmedim demek ki yanlışmış dedim bulacak. Nitekim ikinci evliliklerinde Allah&#8217;a bin şükür mutluluğu buldular çocukları buldular. Şimdi geriye dönüp baktıklarında onlar ayrılırken üzüldüğümüz şeylere mesela gülerek geçiyoruz şimdi. Olmuyormuş demek ki. Ne iyi oldu da akıl edip ayrılabildiniz çünkü onlar da sonra evlenip mutlu olabildiler. Demek denk değilmiş. Uymamışlar.</p>
<p><strong>S.Ö.: Belki mesleklerinde uyması lazım. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Hepsi okumuş kızlar hepsi üniversiteliydi. Halada öyleler.</p>
<p><strong>S.Ö.: Demek istediğim siz sanatın içindesiniz hiç sanata yakın olmayan biriyle evlenebilir miydiniz?</strong></p>
<p>N.S.: Benim sanatıma engel olmadıysa evlenebilirdim. Mesela doktor bana hayran ben ona aşık oldum ama derki ben koskoca profesörüm  hastanenin baş hekimiyim sen kalkıp da dizi de fantiri foşfoş oynayamazsın ya da bilmem ne. Belki aşkımdan çünkü aşksız evlilik zaten yapmazdım belki ilk zamanlar para da geliyor evimde rahat oturayım derdim ama sonra kaşınır mıydım izin alır mıydım adam bana hiç izin vermezse ömür boyu tiyatro diye ölmüşüm mutsuz olur muydum hangisi ağır basardı şimdiden ahkam kesmek çok zor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki eşitlikçi misiniz özgürlükçü mü?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Özgürlükçü. Ama Allah&#8217;tan Metin’de öyle biri çıktı karşıma. Hayatında bir kere olsun 50 sene bu rolü oyna bu giyme; çok güzeldim gençliğimde film teklifleri sahne teklifleri, gençlikte hakikaten şimdi bakıyorum eski resimlerime de hakikaten öyleymiş. Ve şimdiki devir olsaydı demek ki bütün diziler filan bana gelirmiş gençliğimde.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.:  Levent Kırca’yla bir filminiz var. </strong></p>
<p><strong> </strong>N.S.: Ne olacak şimdi.</p>
<p>Yani şunu demek istiyorum o gençlik güzellikte bile bir kere Metin o biraz dekolte biraz mini bacakların görünüyor onu giyme Nevra bu ne bikini ya olur mu filan hayatta demedi. Sonra bir gün dedim ki ya hiç mi kıskanmadın beni? O kadar hep aklı başındaydın ki o kadar kendi otokontrolünle abuk olmayan bir şeyle dolaşırdın ki benim itiraz etmeme gerek kalmazdı. Sen kendi kafandan zaten o sansürü yapıyordun. Bana güveniyordu ama sorardım da hep metin şöyle şöyle bir tekst geldi ne olur oku tamam derdi mesela o gece otururdu okurdu bence olur oynayabilirsin istersen derdi.  Benim içime çok sinmemişse çok tartışırdım. Oynamamalı mıyım niye oynamalıyım sence rol nasıl filan böyle uzun zaman tartışırdık. Hatta espri haline gelmişti bir şey teklif ettikleri zaman sor bakalım metin abi ne diyecek? Metin abi izin verecek mi? Ama o da bana sorardı. Bir film teklifi gelirdi ya yine Türkanla aynı rol ya yine mi metin para için yapıyoruz şimdi bunları biz tiyatrodan sanatımızı yapıyoruz para için yap tabi ya ne zararı var? Nitekim ne zararı olmuş ki her dakika gazino patronunu oynattılar Metin’e kötü adam Türkan Şoray’ı tokatlayan adam. Ama evimizi aldık çocuklarımızı büyüttük. Yine o rol diye düşünme derdim dur be haklısın derdi yıllar sonra unutulacak geçilecek zaten derdi. O koltuk hep onun koltuğuydu bende hep böyle akşamları burada hep tartışma şunu mu yapalım bunu mu yapalım sen onu demedin ben bunu dedim o oyun olmaz sen bunu yapmayacaksın bilmem ne. Piyes sahneye koyardı gitmek istedim daha gelme derdi. Şimdi gelirsin hemen kritik edersin daha bir şey çıkmadı ortaya sonra zaman geçerdi nev istersen bir ara uğra bir bak bakalım. Ben arkada karanlıkta otururdum seyrederdim biraz not tutardım. Ne kadar değer verici bir şey ya o kadar değer verirdi ki benim notlarıma o sana o kadar güç veriyor ki yılların rejisörü senden daha büyük tecrübeli bir insan karısını adam yerine koyuyor ona soruyor. Aslan burcu olarak o bana o kadar güç veriyordu ki metin beni dinler o benim laflarıma ve eleştirime okey diyor okey demeye de bilir ama dinliyor. Bir kadın olarak bir oyuncu olarak senin zaten taltif ediyor. Sen kendini değerli hissediyorsun. Ne anlarsın sen ben git işine diyen bir erkek değildi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama egosu yokmuş demek ki.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Onunda yoktu benimde yoktu. Hangimizin ismi üste yazılacak Nevra Serezli mi Metin Serezli ya ne fark eder aynı evin adamıyız yani. Murat&#8217;ta mesela çok fazla dizide oynadı bu dizide bir tek ikinci yazılıyor çok önemli rolü. Bir kere bile gitti yerde ama ben kaçıncı sıradayım demedi. Murat&#8217;a dedim ki soruyor musun? Ne soracağım anne dedi zaten rol çok güzelse seyirci seni birinci sıraya koyuyor. Üçe yazsa ne olur kırka yazsa ne olur. Eskide kalmış onlar assolist üste yazılır diye, sen role bak role derdi. Aynı kafadayız. Bizim aile nasıl biliyor musun ne para konuşurduk hala aynı o da aynı bizim ekol, ne metin ne ben şimdi bana bir televizyon filmi projesi geldi dün okudum fena değil beyaz dizi aşk hikayesi bende orada yaşlı bir kadını oynuyorum, oynarım sıkıldım; en ufak bir fikrim yok kaç para isteyeceğime dair. Hiç de umurumda değil. Başka ilk iş kaç para alacağım diye geliyor mesela. Murat’ta öyle. Oğlum anlaştın mı ya, bir şekilde anlaşırız. Biraz salakça bir şey bu piyasada belki fakat ruhumuz bizim öyle. Metin, adını vermeyeceğim bir tiyatroda oynardı yevmiyeli alacak parasını üç dört ay almazdı para, ne oldu metin? Ay ödemediler ya. Yav git söylesene, ya nasılsa öder. Hâlbuki ki biz de ev geçindiriyoruz. Yani sonradan mühim olaylar haline geliyor o. Bu devrin adamları değiliz tabi bu konuda kafada herkes iddiacı ismim yazılsın en büyük parayı ben alayım filan ama mutlu muyduk mutluyduk hala mutlu muyum mutluyum geçinebiliyor musun Allah&#8217;a bin şükür geçinebiliyorum. Daha fazlasını istemeye hayal etmeye iddia etmeye bir tek hastalık vermesin Allah mecbur kılmasın çocuklarımın bir mecburiyeti olmasın tüm aile bu kafada. Öyle yetişmiş öyle gidiyor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki şunu da sorayım kendiniz için uyguladığınız bir bakım güzellik reçetesi ya da spor yapıyor musunuz? Yediklerinize dikkat eder misiniz? </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Yediklerime mecburen tansiyon ve şekere meyilli olduğum için çok istememe rağmen biraz dikkat ediyorum. Çok rahat kilo veremiyorum yıllardır üstümden atamadığım 5-6 kilom var. Bu hastalıkla iki kilosu gitti. Fakat öyle bir perhiz olamaz normale dönünce de belki de geri de aldım biraz elbiselerden verdiğimi hissediyorum pantolondan filan. Metabolizmam çok ağır çalışıyor. onun için normalde kendimden daha kiloluyum şuanda. yürüyüş iyi havalarda yapmaya çalışıyorum biraz dizlerimde bu sıvıların azalmasından dolayı bir sıkıntı olduğu için çok az yürüyebiliyorum ama beslenmeme hep dikkat ederim öyle kızartma yemem makarna pilav kırk yılda bir içim çeker bir yılbaşı falan normalde sebze, çorba, et ağırlıklı besleniyorum. Hiçbir şey yok botoks dahi yok. Mantıksız buluyorum. İstesem bile korkudan ve de manasız bulduğum için estetiğe şeyim. Bir de çok etrafımda iğneler yaptıranlar dolgular yaptıranları hiç beğenmediğim için normal kendi haliyle yaşlanmış bir suratın çok daha iyi olduğuna inanıyorum. Çünkü artık genç kızı oynamak niyetinde değilim. Kendi yaşımın oyunculuğunu yapmak istiyorum. Ama saçımın boyasına manikürüme pedikürüme dikkat ederim muhakkak nemlendirici ve bakım kremi kullanırım. Yüzümü çok çok iyi temizlerim hiç makyajlı dolaşmam gece yatmam yani hemen temizlerim. Onun haricinde çok maydanoz yerim ona çok inanıyorum bir de chia tohumu ve çörek otu her peynirin üstüne her şeyin üstüne faydalı olduğuna inanıyorum, onu yerim. Hani ne diyorsan chia tohumu çörek otu ve bol maydanoz. Bizim evden maydanoz eksik olmaz. Tüm beyaz peynirin üstüne maydanoz doğrarım. Çok fazla da kendimi sıkıntıya sokmayı da sevmem. Limonlu su çaylı bilmem ne yok green tea onlara da çok fazla inanmıyorum çünkü kalıtımsal olarak bir takım genetik faktörlerin olduğuna inanıyorum. Yani öyleysen öylesin. Seni Allah öyle yaratmış öyle devam edeceksin. Annemde ne gördüysem bende de aynı şeyler oluyor mesela. Aynı yerden çöküyorum aynı yerden kilo alıyorum. Ama annemde Allah&#8217;a bin şükür 86 yaşına kadar kafası gayet yerinde olarak yaşadı sonra da pili bitti öldü. Ne hastalandı ne bir şey oldu. İnşallah onun kadar sıhhatli olurum. Dizi aynı şekilde dizlerinden sorunu oldu gezemedi, tozamadı hep onu derdi ruhum kafam genç şu dizlerim yaşlı derdi. Hep de kafası yerindeydi. Son ana kadar çarkıfelekte gelen konuklardan önce o bulurdu. Bütün dizileri seyrederdi yorumlar yapardı çok kafası yerindeydi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Şu an bir çok tiyatro okulları var. Çeşitli yerlerde açılıyor. Buraları bitirmiş gençlere eğitimin dışında ne yapmalarını önerirsiniz. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Okumak ve seyretmek. Ve kusura bakmayın maalesef yapmıyorlar bütün oyunlara gitmek. Birinde bile görmüyorum kimseyi. Yani bütün oyunlara liste yapacak İstanbul ne oynuyorsa. Çünkü orada gördüğü zaman kedi kafasında ders olarak aldığının tatbikatını da  görmüş oluyor. Dünyanın 5 üniversitesini de bitirsen sen o sahnenin üzerine adımını atmadıktan sonra hiçbir işe yaramazsın. Ve göreceksin tecrübe edeceksin. Çok okuyacaksın şöyle okuyacaksın dış ülkelerde yazılan oyunları Türkiye’de yazılan oyunları hepsini okuyacaksın. Bir de mesela filmlere gitsin. Yapmıyorlar.</p>
<p><strong>S.Ö.: Bunu yapmıyorlar evet kendilerini sadece eğitimle sınırlıyorlar.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Eğitim ne Allah aşkına ben sana burada üç saat konuşsam sende çıkar şurada oynarsın. Ama o oynamanla kalır. Orada kalırsın o rolü oynarsın kalırsın. Murat mesela konservatuara gitmemiş bir çocuk ama bitirmediği  kitap yok. Görmediği film yok. Ve filmlerden not alır eve gelirdi sahneler böyle reji böyle bu bunu böyle oynamış sonra onunla konuşurduk tiyatroya giderdik filme giderdik mesela ben bir sahneyi gösterirdim elimi tutardı sonra konuşalım. Çıkardık anne kimsenin yanında konuşma derdi, diyor da hala. Arabaya binerdik motoru çalıştırır sonra derdi anlat bakalım nereleri nasıldı gelene kadar. Aynı Metin’le yaptığımız gibi. O sahne öyle olmamalıydı onun temposu şöyleydi, evet sence oradaki oyunculukta iyi değildi değil mi ya çok abartıydı. Hep böyle. Yani böyle yaşarsan yani her şeyi eleştirisel göz ve ya beğenerek baktığın olarak ele alırsan sende de aynı hataları yok etme şansın olur. Ama sadece iki saat kursa gir çık işte alışık kursu, gezen kursu o sana ne anlatıyor bir piyes anlatıyor oyunculuğun iyi tarafını anlatıyor işte abartmayın diyor şunu yapmayın bunu yapmayın diyor içsel dünyanızı dışarı vurun filan sende onu dinliyorsun öyle kalıyor. Ama sende bunları aktif olarak görüp yaşamak eleştirmek düşünmek kafandan geçirmek zorundasın. Ne yapıyorlar kursa gidiyorlar ondan sonra da cast ajansına gidiyorlar. Bana bir tane rol bul diyorlar. Çok başarılı olanlar var mı var.</p>
<p><strong>S.Ö.: Aklınızda bir isim var mı peki?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Başta Kıvanç, Gökçe Bahadır. Çok çok meşhur olanların isim vermeyeyim çok iyi oyuncu olduğuna inanmıyorum. Ama mesela bir Gökçe Bahadır’ı çok iyi oyuncu olduğuna inanıyorum. kıvanç kesin oyuncu. Hani sükse olarak şuan bir numara gibi sayılanların çok iyi oyuncu olduğunu pek fazla düşünmüyorum. Biraz dolduruş ve birazda şöhret ve castinglerin onları pohpohlaması. Çünkü normal bir oyunculuk sergiliyorlar ama en büyük paraları alıyorlar. Dizi tuttuğu zaman büyük oyuncu gibi algılanıyor. Ama öyle düşünmüyorum. Mesela Gürkan Uygun’a bayılıyorum. Mustafa Üstündağ’a bayılıyorum. Beren’in (Saat) oyunculuğunu çoğu yerde çok çok beğeniyorum. Ayça Bingöl’ü beğeniyorum zaten tiyatrodan gelme.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Tiyatro kökenliler sanki daha çok başarıyor bu işi?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Yok öyle bir ayrım yapmayalım çünkü sırf sinema yapıp sinemada başarılı da olunabiliyor. Yani ben şöyle kabulleniyorum rolün içine tam girip bana kendini yaşayan insan olarak kabul ettirirse benim hoşuma gidiyor. En ufak bir sahtelik görürsem o beni itiyor. Biraz abartı beni itiyor. Murat’a bilir misin ki ilk başladığı zamanlar her gün telefonda abartma sakın çok mimik yapma sahnede abartı görünebilir ne olur düz mimiksiz minimal oyunculuğa yönel abartmadın değil mi o sahneyi minimal minimal minimale indir. Her gün telefonda ve şimdi bunları gururla söylüyorum her bölüm oynuyor o Eskişehir’de oluyor (Savaşçı Dizisi) daha gelmemiş oluyor pazarları gece 12 de beni bekliyor nasıldı? Şu sahneni çok beğenmedim, neden anne? Şöyle böyle ama öbürü on numara gözlerim yaşardı ne döktürmüşsün. Önce onun rolünü sonra diğer beğendiğim oyuncuları sonra genelini eleştiririm. Yüzde doksan çok haklısın der. Ki yaş farkımız var bakış açı farkı var benim dönemimle onun. 26 bölüm oldu her gece arar bu çok önemli bir şey. Bir bakışını bir minicik bakışını eleştirdim o kadar üzüldü ki o gece sonra dedi ki anne kaçırmıştır değil mi bir sürü insan bunu dedim ki yüzde doksan dokuzu kaçırmıştır. Nereden bulurum hatayı seyrederken oradaki o gülüşünü ve ya bakışını beğenmedim dediğim zaman gece uyku uyumuyor çocuk neden öyle yaptım diye. Bir keresinde şey dedim mesela bir sahnesi vardı çok ağır bir sahneydi bayağı dramatik çok önemli bir sahneydi kendi odasında yaşadığı bir sahne sonra kapıdan çıkıyor birine rastlıyor onunla da konuşuyor fakat birini dört gün önce çekmişler tabi mekan değişmiş birini dört gün sonra çekmişler o kapıdan çıkıştaki halin sonraki o insanla konuşma ruh halinle örtüşmedi dedim. Aradan zaman geçmiş sen bıraktığın ruh halini unutmuşsun. Ya nasıl daldım çok haklısın dedi. Aceleden olmuştur dedi. Geriye dönüp bunun bir önceki sahnesine ben neydim ağlıyor muydum sızlıyor muydum sarhoş muydum ne kadar önemli. Yüzde doksan dokuz çoğu insan, seyirci fark etmedi bunu. Ama ben hem bir oyuncu olarak nerede bıraktım nereye aldım burada bıraktınsa bunun devamı gibi oynaman lazım. bir kapı açıldı ama arada beş gün var. Onu da aldım dedi ve çok üzüldü bundan sonra çok dikkat edeceğim hep soracağım bir öncesinde, bir sahne öncesinde ben neredeydim? Ağlıyor muydum, bağırmış mıydım, aşık mıydım? Çünkü bir kapı çıkışında fark ediyor. Bu kadar detay konuşuyoruz. Bu kadar detay inceliyoruz.</p>
<p><strong>S.Ö.: Hem anne hem hoca.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Bana diyorlar ki bazen soruyorlar bunca yıl, şimdi herkes dünkü çocuk hocalık yapıyor, size hiç teklif edilmedi mi? Üniversiteden, mesela Doğuştan bile teklif edildi. Ama hayır yapmadım çünkü hoca olmak için başka bir vizyonun olması lazım. Benim kardeşim 25 senelik İngilizce hocası Dame de Sion  kardeşimden çok iyi bilirim. Ben Murat’a Şişli Terakki’de üç cümle İngilizce öğretememiştim. Esra’ya rica ettim bir buçuk günde her şeyi öğretti. Çünkü o hoca ben sadece kolej bitirmiş İngilizce bilen bir anne. Öğretemedim. Yöntemini bilmiyorum. Hocalık ayrı bir şey çünkü öğretme yöntemini biliyor. Ben diyafram nasıl kullanılır biliyorum ama öğret bana dese öğretemem. Ama Cihan Ünal öğretiyor. Nasıl öğretiyor onun bir yöntemi var ona bir Praktis yaptırıyor nefes tutturuyor bilmem ne yaptırıyor sonunda onu sana öğretiyor. Yani her kendi bildiğimizi biz nasıl aşılarız sana çok zor. Ama şimdi diyorum ki ama ben durdum durdum bir talebe yetiştirdim yetti bana. Kimdir? Oğlum. Metinle biz C 51 in 11 . numarasında şu koltukla bu koltuk arasında bu çocuğa eğitimi verdik, onun için ben çok iyi bir öğretmenim diyorum onunla kasılıyorum. Çünkü Murat’ı hep Selanik’te bile oğlunuza bayılıyoruz çok güzel oynuyor filan deyince hakikaten öğretmen gibi talebemi çünkü sadece ders kitabıyla bir takım şeylerin öğretilememesi gibi. İstediğin kadar yemek kitabını al yanındaki annen sana o pilavı kavururken göstermiyorsa sen orada pirinç kavrulur yazısıyla o pilavı yapamazsın. Ben mesela görünce anlayan tiplerdenim. Ben geleyim sen çok güzel poğaça yap alayım tarifi olmuyor abi aynı bir gün sen yaparken ben yanında durayım hıı öyle yapılıyor ben onu pırt alırım. O yüzden çok yemek programı seyrediyorum mesela çünkü arada onların el becerileriyle, mesela Elif Korkmazel  var orada öyle bir hamur yoğuruyor ki ben o yoğururken ki el hareketlerini kapıyorum onda. O zaman mutfağa girdiğim zaman elif gibi yapmaya çalışıyorum. Tamam taklitçilik ama oluyor. Şeyi de yanlış buluyorum mesela oyuncu koçları var; seni bir role çağırıyorlar çok tecrüben yok ben senin karşındayım sana okuyorum okurken de oynuyorum sana şimdi böyle yap diyorum ee bu oyunculuk mu şimdi.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Yaşam koçları çıktı.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Yaşam koçları hadi biraz daha faydalı. Ama oyuncu koçu o rolü nasıl okuyacağını ve nasıl oynayacağını ben sana buradan gösteriyorum sende oynuyorsun sen şimdi oyuncu mu oldun? Çocuklar için olur o. Küçük çocuklar için olur ve nitekim iki koç oluyormuş şimdi çocukları oynatırken birisi oyun veriyormuş biriside tuvalete gitsin yemeğini yesin yani bakıcı gibi, diğeri de oyuncu koçu onu alıyor rolünü ezberletiyor Türkçesini düzeltiyor hadi şimdi çık oyna diyor o oynarken de karşıdan işaret yapıyor böyle yap böyle yap. Bazı çocuğunda içinden gelerek oynuyor ona hiç gerek yok. Bir kız vardı mesela annede oynayan onun ruhunda var oyunculuk, o öyle doğmuş.</p>
<p><strong>S.Ö.: Yetenek doğuştan gelir tabi.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> var yetenek diye bir şey var üzerine bilgi aktarımı var sırf yetenek içi boşsa o da olmaz. Çünkü bir de gençlik zor yaşam tecrübesi kazanman lazım. Bir takım duyguları çıkartabilmek için. 17-18 yaşındaki bir çocukla 50 yaşındaki bir kadının gördüğü geçirdiği olaylar bir takım olaylar karşısında insanların reaksiyonları bunları sen ömür boyu yaşamamışsan böyle bir rol geldiği zaman böyle bir sahnede nasıl bir duygu oluru bilmen çok zor. Bende 18 yaşındakini unuttum. Yani o devirde ben nasıl bir davranış biçimi içerisindeydim bende onu unuttum. Tecrübe görmek çok şey seyretmek bunlar hepsi sana katkı maddesi oyunculuğunun sepetine, al at koy sepete var ya. Ben hep şey diyorum biz istifçiyiz geçen gün doğanın programına da böyle bir durdu oyuncular istifçidir dedim nasıl yani? Çünkü her şeyi atıyoruz kafaya. Senin oturuşun ben seni şimdi resimliyorum bir gün böyle bir rol gelebilir ben senden esinlenirim. Artık öyle hale geliyorsun ki farkında olmadan beyine atıyorsun. Bir de ben çok insanların tiklerine dikkat ederim. Ruhu duymuyordur onu, bir arkadaşım var mesela hiç farkında değil devamlı burnunun ucunu kaşıyor özellikle enteresan bir şey anlatırken yapıyor. Farkında mısın dedim yoo dedi. Belki bir yerde kullanırım ben o tiki. İşe yaramasa da al at ne olacak? Zaten hafif taklitçilikle başlıyor oyunculuk. Çocuklar öyledir ya hep taklit yapar, anneyi taklit eder mesela. Bakıyorum şimdi en küçük torunum Serra 3 yaşında o da aslan burcu zaten onda var mesela. Babasına ağlama taklidi yapıyor istediğini alabilmek için. Ve geçen gün aynada yakalamış. Aynada ağlama taklidini kontrol ediyor. İkizler de tık yok mesela en ufak bir şeyleri yok. Oyun oynarken bile hani ses değiştirip bebekleri konuşturursun ya mesela yok onlarda öyle bir şey olmayacağı belli. Ama dansa var. Bir bakıyorum diyorum bunu nerde gördün annem youtube de bilmem kimi izletti diyor, onun hareketlerini alıyor. Bir gün Hint bir şeysi getirmiş kardeşim sonrada demiş ki Hindistan neresi? Bilmemişler o anlatmış Hindistan’ı anlatmış sonra bakın Hindistan hakkında size bilgi vereyim demiş ipadinden açmış şey çıkmış Bollywood filminin dansları anında kapmış yapmış. Ama belli olmaz biri oyuncu olur biri dansçı olur ama beste var benim çok güvendiğim o analitik zeka aynı Murat tarzı Legoları muntazam yapsın bilgisayara baksın kitap okusun o öyle tip mesela onun ne süsle ne püsle ne dansla ilgisi yok. Öbürü mesela dans eden pul payet, kafayı takardı senin çiçeklerine. Küçücük zarflar kesiyor içine “i love you grandmam” yazıp defterin üzerine tam bana getirirken ay çok güzel oldu ver saklayayım diyorum. bir dakika nene bunu sana böyle veremem bir işim daha var diyor bir yerden mor pul buluyor zarfın üstüne o pulu yapıştırıyor sen mor seversin diyor. O onu yaparken beste benim telefonumdan tık tık tık oyun oynuyor ya bir şey yapıyor o öyle. Lego yapıyor mesela ona yaşının üstünde lego alıyorum çok parçalı masanın üstüne koyuyor satranç oynar gibi yapıyor. Mesela satrançta öğrenmek istiyor. Ama dedim kim öğretecek sana ben bilmiyorum, Murat’ta bilmiyor alalım ama daha erken senin için daha sonra diyorum. Onun hayali öyle  bana boya kalemi al pul al payet al bebek al o öyle değil. Hemen belli ediyor kendini çocuk ya. Kitap al diyor bana ve şimdi birinci sınıf. Hızlandı okuması. Mesela okumuş sonunda şeyi okumaya başlamış çok hoşuma gitti hani bu bilmem ne tarafından yapılmıştır bandrol olarak devletimizin bilmem nesi diye var ya kitabın sonunda onları da okumuş, bandrol üretimi bilmem ne bu ne ya nene dedi ben bundan bir şey anlamadım dedi oraya kadar okumuş yani. Okuyor kenara koyuyor ama işte okudum bitti şimdi yenisi lazım diyor. Kızım her gün sana kitap alamam ki diyorum. Eee bir daha mı baştan okuyayım diyor aynı şeyi öğrendim hikayeyi artık diyor. Valla başa çıkamam seninle dedim bir  de biliyor musun çocuk dergileri bile 12 tl, beş sayfa dergi. Ya 12 lira çocuk dergisi olur mu ya? 3 sayfa var içinde bir tanesi zaten kes yapıştır bir tane hikaye bir de arkada boyama bölümü var ama bayılıyorlar nasıl yalvarıyorlar bu hafta bir dergi bize alabilir misin diye, murat sonunda yasak etti bana anne çok para veriyorsun günah üç saniye sürmüyor bitiriveriyorlar atıyorlar dergiyi dedi.</p>
<p><strong>S.Ö: Benim çocuklarda öyleydi.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Öyle mi kaç yaşındalar?</p>
<p><strong>S.Ö.: Biri kız biri erkek. 23 yaşındalar. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Neee!!!! Ee sen çok gençsin. Valla evli bile değilsin diye düşündüm. Erken yapmışsın sen. ne okuyorlar?</p>
<p>S.Ö.: Onlar radyo televizyon okudular bitti. Şimdi devam etmeye çalışıyorlar.</p>
<p><strong>N.S.:</strong>  Onlar da mı akademisyen olacaklar?</p>
<p><strong>S.Ö.: bakalım. Ama ben onların yerinde olsam alır çantamı giderim yurt dışını dolaşırım.</strong></p>
<p><strong> </strong>N.S.: Benim oğlum öyle Selim. Bak Murat hiç öyle değildir. 18 yaşındaydı sırt çantası 4 arkadaş Üniversiteden biz Avrupa’ya gideceğiz hostellerde kalacağız trenlerle gideceğiz Haydarpaşa’dan geçirmiştik ben hüngür hüngür ağla cep telefonu yok o sırada çep telefonu olsa umurumda değil şimdi Amerika’ya yolla cep telefonu var. Ben çok ağladım çok ısrar ettim Metin dedi ki; “bu yaşta yapılırsa yapılır sonra yapılamaz bırak hayatını yaşasın.” O devrin parasıyla baya yüklü parayı cebine koydum. “Bu senin telefon paran” dedim. “Bak üstüme yemin edeceksin her indiğin şehirde kafe ve ya bir yer bulacaksın bu parayı başka bir yere harcamayacaksın param yoktu arayamadım deme bu zarfın içinde vardık Stockholm’a çok iyiyim merak etme anne diyeceksin” sonra ne istersen yap. Neyse yaptı çocuk her indikleri yerden iki dakika vardık Berlin’deyiz çok mutluyuz hava güzel öptüm.</p>
<p><strong>S.Ö.: Çok yer gördü mü?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Bir buçuk ay. Çokta sıkıntı çekmişler bu arada. yıkanamadıkları yer bulmuşlar o hostellere kolay kolay girememişler parkta yattığı gün olmuş paralarını çaldırmışlar 5 çocuk. Hepsi de zımba gibi ama salak. Ben söyledim o zaman nereden buldum var mıydı yok muydu bir bel çantası bulmuştum onu beline ama gömleğinin içine kazağının içine bağla buranda kanguru gibi dursun ve bütün paranı oraya koyma bazısı cebine bazısı bilmem ne bütün bu taktikleri verdim sen bunu dememişim gibi ama parayı çaldırmamışta fotoğraf makinesini masanın üstüne koymuşlar öbür arkadaşının cüzdanı gitmiş otobüste Küba’da oradan oraya uçakla geçtiler bitek uçakları orayaydı Küba’ya gittiler Küba’dan döndüler geldiler tren tren tren. Bir buçuk ay. Ben size demedim mi dedim anne dedi o kadar bilinçli ve akıllı çocuklar olarak dolaşıyoruz ki ama bizi büyülediler mi ne yaptılar gözümüzün önünde benim fotoğraf makinemi onun cebinden cüzdanını yürüttüler. Neyse pasaport falan başka yerdeymiş Allah&#8217;tan. Ama döndükleri zaman bitkindiler en çok yıkanamamak her zaman çünkü hostellerde her zaman banyo şansı olmuyormuş.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ben biraz ezilsinler istiyorum Nevra hanım. Yani biz anne baba olarak hep çok sevdik hep  pohpohladık ama çocukların yaşam deneyimleri yok. Yani bıraksan ortada ne olacak? Kalırlar çocuklar. Şimdiki gençlerin hepsi öyle. Üniversite de ders veriyorum bakıyorum diyorum ki anne baba olmasa bunlar ne olacak? </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ne veriyorsunuz? İletişim mi?</p>
<p><strong>S.Ö.: Moda tasarımı benim branşım, çocukta yaratıcılık diye bir ders veriyorum. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Aa ne güzel. Nerede peki?</p>
<p><strong>S.Ö.: Yeni Yüzyıl üniversitesinde. </strong></p>
<p>N.S.: Üniversitede bu ders mi var?</p>
<p><strong>S.Ö.: Var. Çocuk gelişim eğitimi.</strong></p>
<p>N.S.: Aa ne güzel.</p>
<p><strong>S.Ö.: Bir de benim branşım tekstil olduğu için bu dersi de veriyorum. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Moda tasarımdan mı kocanla tanıştın?</p>
<p><strong>S.Ö.: 22 yaşındaydım bir moda evinde çalışıyordum bir iddia sonucu tanıştık. Sonra evlendik. Allah razı olsun ondan.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Aa bak kızının yaşındaymışsın.</p>
<p><strong>S.Ö.: Kızım hiç moda tasarımına ben ilk başladığımda çok seviyordu ama ilgilenmedi pek. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Mutfağını biliyorsun eşin tekstilci ama neden kendine bir butik açmadın?</p>
<p><strong>S.Ö.: Evlendikten sonra ikizler doğdu bir süre izole yaşadım. 7 sene kadar hep onlarla ilgilendim. Hiç çalışmadım o dönem.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Benim Olcayda 3 sene çalışmadı. Küçük gelinimde mesela üst üste iki çocuk doğurdu o da bankacı. Mecburen bıraktı. Şimdi yine meme veriyor hala. 5 senedir çocukla. Yani çocuk doğuruyor onu büyütürken diğerine hamile kalıyor şimdi ona bakıyor. Nasıl çalışacak? Şöyle; dedim ki artık önümüzde ki sene yuvaya da gitmeye başlayacak üç yaşında ki öbürü de gidebilir artık bir buçuk  iki, sonra hayat akıp gidecek sen çok geç kalmış olacaksın hem iletişim piarcılık falan da yaptı hem Garanti Bankası’nda uzun yıl çalıştı. O da İktisat mezunu bir de mastırını yaptı. Oturuyor şimdi meme emziriyor. Olcay’da ikizlerden sonra 3.5 sene evde çocuklarla ilgilendi o da mimar. Muratta mimar ikisi de hem mimar hem terazi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Siz 9 ağustos doğumlusunuz benim çocuklarda 10 ağustos doğumlu.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Öyle mi? Torunumda 3 ağustos. Kardeşim 5 ağustos. Küçük oğlanda 26 temmuz. Oh olsun hepsi leon. Bu torunlarımda Metin’le aynı gün 12 ocak 13 ocak doğumları.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama altın rengi yele gibi saçlar renkli gözler aslan burcunun insanı. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Evet ben çok tanırım aslan burcu ama tabi mesela renkli gözlü değil ama sarışın. Hep dışa dönüktür. Mankenlik yapmış ben çıkarım demiş babasına yürüyüş yapıp bir de elini beline koyup poz vermiş. Nerden görüyor? İçinden geliyor. Televizyon seyrettirmiyorlar çocuğa nerden biliyor bunu? Hayran kalıyorum böyle çocuklara. Onun için bunlarla mutlu oluyorum bunlarla kafayı buluyorum. O yüzden de hani çok sevmediğim bir rolü de aman diyorum. işte dün televizyon filmi için bir senaryo geldi. 1buçuk 2 saatlik dizi değil de tek tek filimler yapıyorlarmış limon yapım yapıyor. Geçen sefer bir senaryo yolladı ben onu pek sevmemiştim. Şimdi başka bir tane yollamış yine sevmedim ama hiç olmazsa 1 hafta on gün eğlenirim herhalde oynarım. Yani oynamasam da olur oynasam da olur. Niye oynamayayım oynayayım zaman geçsin. Eskiden şeye çok takılırdım; eleştirirler mi niye oynadın derler mi? Ay sonra bir bakıyorum mesela Kenan İmirzalioğlu starın Allahı bir cingöz Recai oynadı felaket oldu hiç beğenilmedi koskoca star. Eee o düşünmedikten sonra ben mi düşüneyim? Nasıl görememiş o başarısızlığı o bıyıklı hali o çirkin bir de görüntü kötü film kötü abuk subuk nasıl görememiş? Görememiş oynamış he kendinden bir şey kaybeder mi? Hayır bir daha başka film yapmaz belki ama tabi ki kişiliğinden bir şey kaybetmez. Dizilerde iyi ama ona çok denk düşüyor. Oktay Kaynarca’ya da öyle. Oktay kaynarca hep kurtlar vadisini oynuyor eşkıyada da öyle. Onun tipi o oldu. Adanalıda aynı hep aynı tip. Ona denk düşüyor o. Onu da oynadığı için tabi ki başarılı. Gürkan Uğur mesela o çok farklı oynuyor. Bayılıyorum ona kötü adamı oynuyor iyi adamı oynuyor boksörü oynadı duygusal adamı oynadı. O çok değişik bir tip bomboş o gözleri ama çok çok iyi duyguları yansıtıyor. Bu şehir arkandan gelecekte hayran kaldım. Bir tarafta Kerim Bursin öbür tarafta Gürkan döktürüyor oyunculuğu o kadar içime işledi ki oyunculuğu. Yani senin birazcık bir yerine dokunması lazım. İyi oyuncu orda. Mesela İpek Bilgin’e hayranım İstanbullu gelinde kadının gözünden ateş çıkıyor, hırs çıkıyor hiçbir şey yapmıyor o kadar güzel kullanıyor ki suratını ve duygularını zaten hoca. Devlet konservatuarında yıllarca. Ben onu çok az yerde seyretmiştim ama bir iki yerde de hep hayran kalmıştım. Artık tam koptum hayranlıktan bir yerde karşılaşsam benden de biraz küçüktür o boynuna sarılıp öpeceğim o kadar beğeniyorum oyunculuğunu.</p>
<p><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-16008 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?resize=300%2C400&#038;ssl=1" alt="" width="300" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Sorularımız burada bitiyor. </strong></p>
<p><strong> </strong>N.S.: Bitti mi? Çok konuştum. Sen bunu çok zor deşifre edeceksin.</p>
<p>S.Ö.: Seve seve deşifre edeceğim. Çocuklar radyo televizyon mezunu ya onlara deşifre yaptırıyorum.</p>
<p>N.S.: A Harika…</p>
<p>S.Ö.: İyi oluyor özellikle kızım yapıyor. Deşifreler sende diyorum tamam anne ne alacağım diyorum şunu alacaksın kızım diyor. Ona bir hediye alıyorum sağ olsun.</p>
<p>N.S.: hadi ya çok güzel.</p>
<p>Teşekkür ederek veda ediyorum. O kadar içten bir insan ki o kadar hasta olmasına rağmen bu kadar dostça ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine her şey için teşekkür ediyor. Yıldızının hep parlaması için dua ediyorum bu güzel kadına…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/">Hayallerimin Kraliçesi  NEVRA SEREZLİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15979</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Zıpzıp; Necdet Kökeş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-zipzip-necdet-kokes/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-zipzip-necdet-kokes/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Nov 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15972</guid>
				<description><![CDATA[<p>En güzelini merhum Nasrettin Hoca özetlemişti. Hani meraklı bir çoban hocaya sormuş, “Hocam şu gökteki ay her ay yenileniyor, peki eski ayı ne yapıyorlar?” diye… Çoban haklı tabii. Gecemizi aydınlatan ay, her ay bir hilal olarak doğuyordu. Hem de belli belirsiz bir hilal olarak. Sonra dolunaya dönüşüyor ve bu dönüşümü de 15 günde tamamlıyordu. Ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-zipzip-necdet-kokes/">Bir Zıpzıp; Necdet Kökeş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>En güzelini merhum <strong>Nasrettin Hoca</strong> özetlemişti. Hani meraklı bir çoban hocaya sormuş, “<strong>Hocam şu gökteki ay her ay yenileniyor, peki eski ayı ne yapıyorlar?</strong>” diye…</p>
<p>Çoban haklı tabii.</p>
<p>Gecemizi aydınlatan ay, her ay bir hilal olarak doğuyordu. Hem de belli belirsiz bir hilal olarak. Sonra dolunaya dönüşüyor ve bu dönüşümü de 15 günde tamamlıyordu. Ve derken bu defa tersine erimeye başlıyor ve yine bir hilal şekline bürünerek, silinip gidiyor.</p>
<p>Ama biz karanlıkta kalmıyorduk, gözlerimizi kapatıp, başımıza yorganı çekmediysek!</p>
<p>Çünkü her zaman yeni bir dönem başlıyordu…</p>
<p>Ve derken yeni ay gökte arz-ı endam ediyor. Devran böyle sürüp gidiyor. Peki eski ayı ne yaparlar?</p>
<p>Merhum Hoca’nın cevap, bugün bile birçok sıkıntıyı anlatacak türdendir; <strong>kırpıp kırpıp yıldız yaparlar.</strong></p>
<p>Aslında hocanın benzetmesi <strong>bir işe yarardan yeni işe yararların doğması</strong>dır ama bugün anlaşılanı o değil.</p>
<p>Özellikle eski şöhretler için bu örnek sıkça verilir.</p>
<p>Mesela, eski starları kırpıp kırpıp dizi oyuncusu yaparlar.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-2.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15975 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-2.jpg?resize=416%2C234&#038;ssl=1" alt="" width="416" height="234" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-2.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-2.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 416px) 100vw, 416px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Eski yazarları yorumcu yaparlar.</p>
<p>Eski futbolcuları kırpıp kırpıp spor programlarına yorumcu yaparlar.</p>
<p>Eski televizyon programcılarını kırpıp kırpıp “Güzel konuşma üstadı” yaparlar.</p>
<p>Ya da eski şöhretleri kırpıp kırpıp ufak tefek reklamlarda oynatırlar.</p>
<p>Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür ve bu devran kaçınılmaz şekilde sürüp gider.</p>
<p>Ama bu örneklerin çoğunda “<strong>övme</strong>” değil, “<strong>yerme</strong>” amacı güdülür.</p>
<p>Bir zamanlar çok ünlü olan, hayranlarının başını döndüren birçok meşhur ismin unutulduğunu, kendi haline bırakıldığını ve çoğunun sersefil bir hayat sürdüğünü öğrenmek her zaman mümkün olmaz.</p>
<p>Belki de bu insanlar ürettikçe vardır, ürettikçe bilinir, ürettikçe tanınır diye özetleyebiliriz. Belki de üretmesine izin verilmediği için kabına sığmayıp taşanlar da vardır.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-3.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15977 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-3.jpg?resize=264%2C469&#038;ssl=1" alt="" width="264" height="469" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-3.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/Bir-zıpzıp_-Necdet-Kökeş-3.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" data-recalc-dims="1" /></a>Ne olursa olsun, yeni bir jenerasyon geldiğinde eskilerin kıymet-i harbiyesi kalmaz ve yavaş yavaş yeni nesil sahnedeki yerini alır, eski nesil ise mezara doğru yol alırken, sahneden de yavaş yavaş çekilmeye başlar. Bu çekilme bazen çok hızlı, bazen de çok yavaş olur ama sahneden inme, “<strong>ölmek</strong>” manasına gelmeyeceği için, hayat bir şekilde devam eder, ama zorlukla ama kolaylıkla ama acıyla ama sevinçle…</p>
<p>Ama bunu kabullenmek çok da kolay değil, hiç de kolay değil.</p>
<p>Eski şaşalı dönemler özlenir, ünlü olmanın hazzına her daim varma arzulanır. Halen aranan, sorulan, sevilen, merak edilen olmak ister. Elbette herkes şöhreti istemez ama hiç kimse de bir köşeye atılmak istemez, işe yaramaz kalmayı dileyen olmaz. Belki de beş parasız, avare bir şekilde, hiçbir sosyal hakkı olmadan sokaklarda kalmayı da dilemez.</p>
<p>Her sanatçı kendince ünlüdür, kendince başarılıdır, kendince olmazsa olmazdır ama ne kadar önemli olursa olsun, bir süre sonra “<strong>gündem</strong>” onunla belirlenmeyecek, belirlenen gündemin hiçbir yerinde de o olmayacaktır.</p>
<p>Çok az insana nasip olan ebedilik, yazdığı eser veya yaptığı başarıların yüzyıllar sonra anlaşılması nedeniyledir. Ne yazık ki bugün dilimizden düşürmediğimiz birçok güzel söz, elimizden düşürmediğimiz birçok kitap ve eserlerini dinlediğimiz veya izlediğimiz birçok sanatçı, yaşadığı dönem boyunca sefalet içinde yaşamıştır.</p>
<p>Belki gerçekten de sanat karın doyurmuyordur; ya öldükten sonra ya ölmeden önce öldürüyordur!</p>
<p>***</p>
<p>Örnek çok var ama bir örnek var ki, bana 2 pötibör bisküviyle geldi.</p>
<p>Beyoğlu Belediyesinin Taksim’de düzenlediği el işi festivalini eşimle birlikte geziyorduk. Girişte bulunan bir kafeye oturduk. İki çay aldım, bir bana, biri yoldaşıma. Kafenin hemen yanında sahafları görünce, bir okuma meraklısı olarak dayanamadım ve elimde çayla stantları gezmeye başladım.</p>
<p>Üçüncü sahafın ön tarafında bir tezgâh vardı ama öyle albenili bir tezgâh değildi. Küçük sehpa türü bir masa, masanın üstünde İstanbul manzaralı not defteri, kalemlik, çay altlığı gibi ufak tefek şeyler vardı. Satıcı veya tezgâhın sahibi bunları 5 liraya, 10 liraya satıyordu.  Alınan ürünün üstüne imzasını da atıyordu. İşte bu tezgâhın önünde bembeyaz saçlarıyla, 74 yaşından daha genç gösteren zıpzıp bir ihtiyar delikanlı vardı. Tabii bütün bunlar dikkatimi önceden çekmedi. Ben meraklı gözlerle kitaplara bakıp, çayımı da gayriihtiyari yudumlarken, gözümün önüne iki pötibör bisküvi uzandı. Çayla iyi giderdi, aldım. Meğer içi geçen tezgâhın başındaki kişi, masanın altında sakladığı zuladan bisküvi yiyecekmiş, benim elimde çayı görünce “<strong>iyi gider</strong>” diyerek, bana da uzattı.</p>
<p>Bu ihtiyar delikanlıyı bir yerden tanıyordum elbet ama nerden, nereden…</p>
<p>Sonra tezgâha dikkatli baktım, eski filmlerde yer alan kendi görüntülerinin olduğu onlarca resim vardı. Bazen Battal Gazi’nin yanındaki cengâver, bazen bir komedi filmindeki yerinde duramaz karakter.</p>
<p><strong>Necdet Kökeş</strong>’di bu kişi…</p>
<p>1944 yılında Adana da doğmuş, 1970 yılında <strong>Bütün Aşklar Tatlı Başlar</strong> filmiyle oyunculuğa adım atmıştı. <strong>Cüneyt Arkın</strong>’ın başrolünü oynadığı <strong>Battal Gazi</strong> serilerinde <strong>Zıpzıp</strong> karakteriyle tanınmıştı. Bugüne kadar 90 filmde oyuncu, 10 filmde yapım amiri, 5 filmde de ışık asistanı olarak görev yapmıştı. Yani az kazansa da, bir zamanlar ünlü bir isimdi. Sinema Oyuncuları Derneğinde başkanlık yapan <strong>Tanju Gürsu</strong>’nun girişimiyle, 1995 yılında 39 sinema oyuncusuyla birlikte emekli olmuştu. Gürsu’nun halen dua edenleri vardı, bunlardan birisi de <strong>Necdet Kökeş</strong>’di.</p>
<p>Kendisine stant açma izni vererek, hem eski günleri yad etme, hem de harçlığını çıkartmasına vesile olan Beyoğlu Belediye Başkanı <strong>Ahmet Misbah Demircan</strong>’a da minnettardı…</p>
<p>Tanıştık…</p>
<p>Benim söyleyecek çok şeyim yoktu, yazıyordum işte…</p>
<p>Ondan söz ettik, Yeşilçam’ı, beyazperdeyi, sinemayı, filmleri, oyunculuğu, eski şaşalı günleri, bugünü, yanlışları, doğruları ve 74 yaşında halen süren o günlerin özlemini…</p>
<p>Nasrettin Hoca’nın çobanla ay sohbeti aklıma geldi…</p>
<p>Sanatın, sanatçının, yazarın, çizerin kıymetini bilmeyen bir toplumda, kendi döneminde meşhur olanların, yavaş yavaş yıldıza dönüşünü ve sonra da silinip gidişini, hep bir ibret olarak izleriz ama ibret almadan…</p>
<p>Bir zamanların <strong>zıpzıp Necdet</strong>’i, bugün birkaç kişi olsa da, eski günleri ansak, filmlerde nasıl oynadığımızı anlatsak, <strong>Ayhan Işık</strong>’tan bahsetsek, <strong>Cüneyt Arkın</strong>’ı konuşsak, <strong>Türkan Şoray</strong> veya <strong>Fatma Girik</strong>’ten söz etsek…</p>
<p>Mesele belki de sadece soğuk duvara bakmak yerine, kendisini heyecanla dinleyen meraklı gözlerle hemhal olmaktır.</p>
<p>Belki de beklenen sadece bir vefaydı, şu hep unutulanından…</p>
<p>Kim ister ki, bir köşeye atılmayı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-zipzip-necdet-kokes/">Bir Zıpzıp; Necdet Kökeş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-zipzip-necdet-kokes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15972</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; Part II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 06:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15856</guid>
				<description><![CDATA[<p>Omar&#8217;la Nasıl Tanıştınız? Tam artık çizimlerimle var olmaktan değilse de onlarla hayatımı geçindirmeye çalışmaktan vazgeçmek üzereydim, yani kendi kendime çizerim ne yapayım diyordum. O sıralarda epey rağbet gören ücretli öğretmenliğe başvurmayı düşünüyordum. Bu arada Facebook&#8217;ta açtığım sayfamda ve birkaç dergide çizimlerimi yayınlıyordum. Yakın çevrem bir şekilde çizim yaptığımı biliyordu. Fransız bir arkadaşım Charlotte bir gün, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; Part II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Omar&#8217;la Nasıl Tanıştınız?</p>
<p>Tam artık çizimlerimle var olmaktan değilse de onlarla hayatımı geçindirmeye çalışmaktan vazgeçmek üzereydim, yani kendi kendime çizerim ne yapayım diyordum. O sıralarda epey rağbet gören ücretli öğretmenliğe başvurmayı düşünüyordum.</p>
<p>Bu arada Facebook&#8217;ta açtığım sayfamda ve birkaç dergide çizimlerimi yayınlıyordum. Yakın çevrem bir şekilde çizim yaptığımı biliyordu. Fransız bir arkadaşım Charlotte bir gün, bana Kadıköy&#8217;de Suriyeli sanatçılar tarafından açılan bir mekandan bahsetti. &#8220;Omar Berakdar diye bir adam var, deneysel bir çalışma yapıyor, Türkiye&#8217;den de sanatçı birine ihtiyacı var&#8221; diye anlatıyor. Aklıma sen geldin dedi. Ben tabi daha kendimi sanatçı filan görmüyorum; ben çizerim diyorum, hala da öyleyim. Bir yandan eyvallah dedim ama bir yandan kendime hiç güvenim yok. Hiç çizimlerimle böyle bir iş görüşmesi yapmadım.</p>
<p>Omar&#8217;la tanışmaya geldik ve İngilizce konuşacağız; tamam biliyorum ama konunun işle ilgili olması beni kastı. Omar&#8217;ın Fransız olmasından ötürü yanımda eski sevgilimle (Fransızdı) girdim oraya. Tabi defterimi de aldım geldim, çizimlerimi gösterdim; benim için o an hayal gibi. Daha henüz masa filan yok her şey kurulum aşamasında bomboş bir yerdi burası ve Omar az çok anlatmaya çalıştı: İşte <em>&#8220;B</em><em>iz bir grup sanatçı olarak deneysel bir iş yapacağız</em><em>.</em><em> Suriyeli sanatçılar için bir mekan açıyoruz</em><em>.</em> <em>Bir de kafemiz var,</em><em> finansal olarak sanatçılara destek olsun diye kullanacağız; </em><em>bir yandan </em><em>kafede çalışılacak bir yandan burada üretebileceğiz ve işlerimizi sergileyebilece</em><em>ğiz </em><em>vesarie&#8230; </em><em>&#8221;&nbsp; </em>Aaa! Benim için hayal. Hayalini kurduğum şey. Çünkü zaten artık ancak bilek gücüyle bir şey yapabileceğime inanıyordum; kafede çalışayım eyvallah ve ben bir de burada çizebileceğim öyle mi?! Önce beni direkt etkiledi ama karşımdakini tanımıyorum ve aklımda bir sürü detaylar&#8230; Nasıl anlaşabileceğiz tedirginliği var. Bu arada aklım hala ücretli öğretmenlik kısmına takılıyor.</p>
<p><em>&#8220;Bir sanatçının da disiplinize edilmeye ihtiyacı var. En çok da cüret etmeye&#8230;&#8221; </em></p>
<p><strong>Makul bir çelişki. Karar vermende etkili olan ne oldu?</strong></p>
<p>Annemlerle konuştum nasıl olacak güvenebiliyor musun vesaire&#8230;Yakın arkadaşımla konuşuyordum; o da dedi: &#8220;Öykü tamam öğretmenlik iyi ama gene istediğini yapamayacaksın ki buraya bir şans tanı istersen.&#8221;</p>
<p>Ancak kararımda asıl etkili olan o an oldu: İkinci görüşmemizdi, Omar&#8217;a anlatmıştım az buçuk derdimi ve karasız kaldığımı ama o çizimlerimi çok beğendiğini ve yine kararın kendimde olduğunu söylemişti. Tam kapıdan çıkarken bana şöyle dedi: &#8220;Hayallerinin peşini bırakma.&#8221; Tam karşılığı bu muydu onu bile net hatırlamıyorum ama o ifade çok net aklımda ve şöyle bir kaldığımı biliyorum.</p>
<p>Bir de karşımda yaş olarak büyük, tecrübesine güvendiğim ve iyi şeyler sezinlediğim biri var. Acayip şeyler anlatıyor. O zaman fark ettim ki bir sanatçının da disiplinize edilmeye ihtiyacı var. En çok da cüret etmeye&#8230;&#8221;Doğru diyor ya!&#8221; dedim içimden. Tamam dedim.</p>
<p><strong>Burada yaptığın iş ve her şey farklı. Hem aile ve dostlar a</strong><strong>ç</strong><strong>ısından; hem de sanat camiası a</strong><strong>ç</strong><strong>ısından </strong><strong>ç</strong><strong>evrenden nasıl tepkiler alıyordun?</strong></p>
<p>Artık bu işe girmiş bulunmuşum ve üzerinden de epey vakit geçmesine rağmen; ailem ve çok yakınlarım hala bu duruma pek güvenli gözle bakmıyor. &nbsp;&#8220;Hayatta ne yapacaksın?&#8221; sorusunun cevabını bulamadığımı sanıyorlar. Cevap belliydi: &#8220;<em>Çizeceğim. Ben bunu yapıyorum. Ben bu hayatta çizebiliyorum</em>.&#8221;</p>
<p>İşte ilk gün geldik buraya. Ne yapacağım bilmiyorum. Daha önceden içinde bulunmadığım bir konsept. Zolfakar (Zülfikar) ve ben varız. Aralık 14&#8217;te açılışı yapacağız, sene 2014. Duvarları dolduracağız ya, Omar benim defterimi kesmeye başladı; maket bıçağıyla kesiyor. Tamam, bunu da, bunu da ve bunu da asacağız&#8230; Ben bir yandan ağlıyorum. Benim için çünkü onlar ne bileyim &#8220;benim&#8221; işte&#8230;</p>
<p>Açılış günü hayatımda ilk defa duvarda işlerim var, her şey çok acayip geliyor. Bir sürü insan durup bakıyor. Ben iş satmaya başladım, ilk işimi sattığım anı hatırlıyorum; yeni evli bir çift, üç işimi birden istediler. Ben şok içindeyim. Resimlerimi gönderdim, &nbsp;yine arkalarından gözlerim doluyor. Çünkü bir yandan seviniyorum; diğer yandan onlar benim &#8220;günlüklerim&#8221;&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_15861" aria-describedby="caption-attachment-15861" style="width: 383px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15861" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?resize=383%2C509&#038;ssl=1" alt="" width="383" height="509" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?resize=226%2C300&amp;ssl=1 226w" sizes="(max-width: 383px) 100vw, 383px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15861" class="wp-caption-text">Resim VII- Nenem Tanrıça Olsaydı (Savaşlar Olmaz Mıydı Acaba?)</figcaption></figure></p>
<p><strong>Toplum i</strong><strong>ç</strong><strong>inde Suriyelilerle karşılaşmalara dair genellikle y</strong><strong>ü</strong><strong>zeysel ve olumsuz deneyimlere rastlıyoruz malum. </strong><strong>Arthere</strong><strong> ve Suriyelilerle beraber </strong><strong>ç</strong><strong>alışma s</strong><strong>ü</strong><strong>recinde senin </strong><strong>ilk gözlemlerin ve deneyimlerin nelerdi?</strong></p>
<p>İlk başlarda burada her şey benim için çok bencilce geçiyordu, kendim için ilerlemeye çalışıyordum. Ama zaman geçtikçe Suriyelilerle tanışmaya başladım. Kendi hikayelerini duymaya başladım ve dayanıklılıkları, güven duyguları, her şeyleri bana acayip ilginç geliyordu. O kadar bi fikrim yokmuş ki Suriye&#8217;ye dair, Suriyelilere dair.. Bir yandan utanç içindeyim, bir yandan merak…</p>
<p>Aralık 2014&#8217;de açmıştık. Noel için Fransa&#8217;ya gidiyor Omar ve burayı büsbütün bana ve Zozo&#8217;ya (Zolfaqar) bıraktı, üç hafta yok. Omar&#8217;a inanamıyorum. Nasıl güvenebiliyorsun? Omar zaten bana hep bunu öğretti. Güvenmezsen hayatta kalamazsın. Aa! &nbsp;Bize hep tam tersi öğretilmemiş miydi? &#8220;<em>Tamam, arkamı döndüğümde kötü bir şey de olabilir. Ama korkuyla hareket edemem. Ben insanlara güvenmeyi tercih ediyorum.&#8221;</em> Ben ise her zaman en ufak konularda bile tedirginlik içerisinde olan biri oldum. Omar&#8217;ın elinde yetiştiğim konulardan biri de bu oldu.</p>
<p>Zülfikar, ressamlardan biri, bizim burada yukarıda kalıyordu bir dönem. Evi yoktu o sıra ve bazen on iki saat boyunca anca birbirimizin suratına bakıyorduk. Gelen giden yok, hava da soğuk, ne günler&#8230; Suriyelilerin her zaman kendi aralarında vakit geçirdikleri pek dışına çıkmadıkları dar bir çevreleri var burada. Bir keresinde çıkarken onu da çağırdım &#8220;Gel seni arkadaşlarımla tanıştırayım.&#8221; O kadar mutlu olmuştu ki&#8230; Yani aslında bir an şaşırmıştım. Olması gereken aslında bu değil miydi zaten? Neden dışarıda da aynı ortamları paylaşmayalım.</p>
<p>İlk sene hep duyduğum hikayalerin travmasıyla geçti. Mesela diyelim ailevi sorunlarım oluyor ya da ilişkim kötüye gidiyor hemen kendi kendime durup şöyle demek durumunda kalıyorum: &#8220;<em>Bu insanlar savaştan</em><em>,</em><em> karanlıktan çıktı geldi, hala insanlara ve hayata inanıyor</em><em>;</em><em>&nbsp; bana ne oluyor. Ne hakla karamsarlığa kapılıyorum.&#8221; </em></p>
<p><strong>Peki biraz da </strong><strong>ç</strong><strong>izim </strong><strong>tekniğinden konuşalım. </strong></p>
<p>Mürekkepli kalemle siyah-beyaz illüstrasyon yapıyorum ama çoğu insan bu alanda bilgisayarda çizim yapmayı tercih ediyor. Ben ise canlı, elle tutulur olanı özlüyorum; bir şeye verilen emeği görmek hoşuma gidiyor. Resimlerimin içine küçük notlar yazıyorum özellikle, insanlar gerçekten bakmayı hatırlasın, sadece bakmasınlar görsünler diye. Kendime de bir hatırlatma aslında o notlar, unutmayayım diye; uçup gidecekler yoksa, hafıza zayıf. Ben hep sosyal medyanın, kısa anlık işlerine karşıydım. Yaptığım bu delilik işi mi bilmiyorum; detaylar, detaylar&#8230; Öyleyse de mutluyum valla!</p>
<p><figure id="attachment_15863" aria-describedby="caption-attachment-15863" style="width: 343px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15863" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?resize=343%2C458&#038;ssl=1" alt="" width="343" height="458" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 343px) 100vw, 343px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15863" class="wp-caption-text">Resim VIII- Sultan ve Gorgona</figcaption></figure></p>
<p><strong>Çizimlerine &#8220;küçük canavarlarım&#8221; dediğini biliyoruz. Kadın figürü daha ön planda sanki</strong><strong> ve bir de</strong> <strong>estetik bir fig</strong><strong>ü</strong><strong>r olmaktan ziyade herhangi</strong><strong> bir organizma</strong><strong>yı andırıyorlar</strong><strong>. Bu</strong><strong> tavrın</strong><strong> özel bir nedeni var mı? Bu kadınlar ne anlatmak istiyor? </strong></p>
<p>Öncelikle ben kadın olduğum için ve kendimi bırakabildiğim bir yer olarak görmeye başladığım için kadın ön planda sanırım…Ayrıca kadınlar arasında bi çocukluk geçirdim; annemin çılgın kadın arkadaşları, kendi çocuk yaşına bakmadan beni sinemalara götüren ablacım, anneannem, babaannem… Hal böyle olunca tabi ki kadınlar dans edecek kağıdımın üstünde.</p>
<p>Çizimlerimde kendi hayatımda olamadığım kadar özgür olabiliyorum. Cinselliği, aşkı, sevgiyi, arzuyu kağıda döküyorum… Mesela göbekli kadınları, yuvarlak formları çok seviyorum. Bize dış dünyada dayatılan bir güzel kadın algısına karşı bir duruş diyelim ve ille de kadını estetize eden çizimlere, fotoğraflara her şeye meydan okuma var. İçimizdeki canavarın ya da içimizdeki estetik olmayan şeylerin de pekala kabul görmesini isterdim.</p>
<p>Tabi bu arada erkekler de var resimlerimde. Çoğunlukla aşık olduğum erkekler; bazen onlara duyulan öfke, bazen özlem&#8230; Erkekler de bazen kadının, kadınlığını tanımlayan, belirleyen hatta kuşatan figürler olabiliyor. Mesela şu laf vardır ya: <em>&#8220;</em>Anne olmayan kadın, tam kadın değildir.&#8221; Kim demiş, nereden çıkıyor. Bunu özellikle sevip saydığım kadınlardan bile duydum. Tamam biyolojik olarak kadınlığın bir fonksiyonu bu olabilir ama bunu çalıştırmamak kadınlığımdan ya da insanlığımdan bir şey eksiltmiyor. Herkes anne olmak zorunda değil bu dünyada. Benim gerçekten kendi bebeklerim resimlerim. Bir işim vardı mesela &#8220;Kutsal Anne Adına&#8221; diye. Orada da annelikle tanımlanmış kadınlar meselesi var. Teyze anne yarısıdır derler mesela,; anne olmamış teyze çeyrek anne midir yani ne bileyim, niye kadınlığa dair herkesin bir fikri var?</p>
<p><strong>Bu çelişki sence modern kadının mı sorunu?</strong></p>
<p>Bence bu gibi sorunlar her kültürden kadınların ve hatta erkeklerin bile kendine itiraf edemedikleri şeyler. Bu her şeyden önce &#8220;Başka bir hayat mümkün mü?&#8221; diye soran insanın sorunu.</p>
<p>Erkeklerin üzerindeki baskı da farklı. Kadınlık, erkeklik, toplumsal cinsiyet tanımıyla da derdim ayrı zaten&#8230; Bir çok modern kadının aslında anne olmak istediğini söylemekten kaçınır hale gelmesi de ayrı bir sorun. Çünkü anne olmak istemekte de sıkıntı yok. İlişkinin formu modernse anne olmak istediğini söyleyemezsin; gelenekselse anne olmaya karşı duramazsın vesaire&#8230; Bir arkadaşım, seneler boyunca itiraf edemedi kendine anne olmak istediğini ve sonunda bunu kabul ettiğinde resmen rahatlamıştı.</p>
<p><figure id="attachment_15864" aria-describedby="caption-attachment-15864" style="width: 327px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15864" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?resize=327%2C460&#038;ssl=1" alt="" width="327" height="460" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 327px) 100vw, 327px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15864" class="wp-caption-text">Resim IX- My Edgar Allan Poe</figcaption></figure></p>
<p><strong>Peki </strong><strong>ç</strong><strong>izimlerinde nelerden/kimlerden ilham alıyorsun?</strong></p>
<p>Edebiyattan ve kedilerden çok besleniyorum. Bir süre Emile Zola&#8217; nın karakterleri üstüne çizimler yapmıştım, mesala, en son çok sevdiğim Oğuz Atay&#8217;ın &#8220;Tehlikeli Oyunlar&#8221;ından esinlenerek de iki iş yaptım…ah o Hikmet&#8217;ler… Müzik, sinema, tiyatro sanatın her dalı birbirini besliyor, şahane değil mi? Tabi bir de her ay Varlık Dergisi&#8217;ne çiziyorum, çok kıymetli benim için oraya iş yapıyor olmak. Bunların hepsi çorbayı karıştırmama yarıyor.</p>
<p><em>&#8220;Gençler zaman ayırsın istiyorum.&#8221;</em></p>
<p><strong>Yeni başlayan gençlere ne tavsiyeler vermek istersin? </strong></p>
<p>Her zaman geldiğimiz yerin bir ötesi daha var. Onu yapamadan nefes alamadığınızı düşündüğünüz bir şeye sahipseniz, kimse tutamayacak sizi merak etmeyin! Bir de düşmeyi öğrenmeli herkes bence. Korkmamak ve sabır gerek. Ayrıca herhangi bir konuda başkalarından iyi olmak üstünlük taslamayı gerektirmiyor. Camiada burnu havadalık çok fazla mevcut maalesef; o kadar hazırız ki hemen yarışmaya, en birinci olmaya&#8230; Gerçi bakma böyle söylediğime normalde en küçük oyunlarda bile pisleşirim, az rekabetçi değilim. Ama iş ciddiye aldığın bir meseleye gelmişse ayağını kendin için denk almalı. Sanatla uğraşan kimselerin biraz küçük dağları ben yarattım halleri var, Allahım inşallah öyle olmam ben de! Şu hayatta en çok ne isterdin diye sorsan, bir gün gerçek anlamıyla samimi olabilmeyi başarmak istiyorum, derim. Hala pişiyorum!</p>
<p>Bir de, gençler zaman ayırsın istiyorum. Şu dönemde kahvaltından öğle yemeğine gündem değişiyor. Çizimlerimde kağıdın o çok küçük, dip köşe yerlerine dalarak ya da tersten yazılar yazarak o sabırsızlığı da kırabileceğimi umuyorum.</p>
<p><figure id="attachment_15865" aria-describedby="caption-attachment-15865" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15865" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?resize=500%2C281&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="281" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15865" class="wp-caption-text">Fotoğraf II- Omar Berakdar ve Öykü Doğan</figcaption></figure></p>
<p><em>K</em><em>e</em><em>ş</em><em>ke bu savaşı beklemeseydim tanışmak icin </em><em>S</em><em>uriye</em><em>&#8216;</em><em>nin insanlarıyl</em><em>a.&#8221;</em></p>
<p><strong>Son olarak </strong><strong>Arthere yaşamında neleri değiştirdi?</strong></p>
<p>Arthere&#8217;da kendimi yaşamaya başladım, beni olduğum gibi kabul eden insanlarla bir arada olmanın sevincini her an hissettim. Ne garip degil mi bazen kendi memleketimden insanların yanında bu kadar özgür hissedemezken! Suriyeli sanatçılara bir sans olsun diye açılan bu yer en büyük şansım oldu&#8230; Ama bazen düşünüyorum keşke bu savaşı beklemeseydim tanışmak icin Suriye&#8217;nin insanlarıyla…</p>
<p>İlk zamanlar aramızda pek çok çatışmalar da oluyordu. Ama bu birbirimizi anlamayı ve öğrenmeyi ciddiye almaktan kaynaklanıyordu, bu işi beraber yapacaksak hiç bir şeyi geçiştiremezdik. Zamanla birbirimizi artık çok iyi tanımaya başladık karşılıklı sınırlarımızı öğrendik ve bir yandan Arthere 2. ev olmaya başladı diğer yandan üretime geçmem için muazzam bir&nbsp; ortam oluştu.</p>
<p>Omar bana meydan sık sık meydan okur. Böylece cüret etmediğim şeylere el atmama sebep oldu, benim her ne kadar çoğu zaman ilk tepkim hayır olsa da ve bir yanım hep geri çekilmek istese de Omar beni ileriye doğru tetikleyen ilk adımı atmam için cesaret veren güç oldu.</p>
<p>Mesela son olarak Omar ile ilgili bir başka az bilinen özellik daha anlatayım: Omar ne zaman kötü bir haber alsa; ya bir çiçek eker ya da bir kedi için özel bir yer yapmaya başlar. Ne bileyim tahtalarla, malzemelerle, sesini çıkarmadan iş başında görüyorsam anlarım&#8230; Bir yok oluşa karşılık bir var ediş! Omar&#8217;a en çok bunun için saygı duyuyorum sanırım, bir bakıma hayat ustam diyebilirim onun için!</p>
<p><em>20-23 Eyl</em><em>ül 2018</em><em> tarihleri arasında Contemporary İstanbul&#8217;da </em><em>ç</em><em>alışmalarını sergileyen Arthere İstanbul sanat</em><em>ç</em><em>ılarının ve </em><em>Ö</em><em>yk</em><em>ü</em><em> Doğan&#8217;ın işlerini g</em><em>ö</em><em>rmek, mekanı ziyaret etmek ve kendileriyle tanışmak isteyenler 24 Eyl</em><em>ü</em><em>l &#8211; 24 Ekim tarihleri boyunca Kadık</em><em>ö</em><em>y Yeldeğirmeni&#8217;de bu sanat kafeye ziyarette bulunabilirler.&nbsp; </em></p>
<p>Öykü Doğan&#8217;ın tüm çalışmalarını incelemek için:</p>
<p><strong><a href="www.behance.net/avradinova">www.behance.net/avradinova</a></strong></p>
<p><strong><a href="www.instagram.com/goykudogan/">www.instagram.com/goykudogan/</a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; Part II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15856</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Oct 2018 06:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15841</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suriyeli bir fotoğrafçı ve yarı-Fransız olan Omar Berakdar tarafından kurulan Arthere hakkında son bir kaç yılda online ve basılı medyada pek çok haberlere ve röportajlara yer verildi. Mekanın en önemli işlevi savaş nedeniyle Suriye&#8217;den İstanbul&#8217;a göç eden sanatçıların; kendilerini ifade edebilecekleri, üretim yapabilecekleri, kısacası nefes alabilecekleri bir yer olması. Resim sergilerinden, mini-konserlere, alternatif tiyatro gösterilerinden, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suriyeli bir fotoğrafçı ve yarı-Fransız olan Omar Berakdar tarafından kurulan Arthere hakkında son bir kaç yılda online ve basılı medyada pek çok haberlere ve röportajlara yer verildi. Mekanın en önemli işlevi savaş nedeniyle Suriye&#8217;den İstanbul&#8217;a göç eden sanatçıların; kendilerini ifade edebilecekleri, üretim yapabilecekleri, kısacası nefes alabilecekleri bir yer olması. Resim sergilerinden, mini-konserlere, alternatif tiyatro gösterilerinden, çeşitli atölye etkinliklerine kadar pek çok farklı aktiviteye ev sahipliği yapan bu mekan yalnızca Suriyelilere oksijen getirmiyor. Hem İstanbul&#8217;da yaşayan hem de pek çok ülkelerden buralara yolu düşen pek çok sanatçıya  alışılmışın dışında fırsatlar sunuyor ve farklı kültürlerle buluşma imkanı tanıyor.</p>
<p>Örneğin, Arthere kafenin kurulumundan, tüm büyüme ve gelişim aşamalarına kadar her anına dahil olan; her bir noktasına eli değen, güzelleştiren ve aynı zamanda kendi gelişimini de bu sürecin bir parçası olarak gören ve &#8220;onlarla büyüdüm&#8221; diyen Türkiye&#8217;den de bir çizer var içeride: Öykü.</p>
<p>Öykü&#8217;yü, Arthere&#8217;in sürekli ziyaretçileri çok yakından bilir. Bir anda aniden patlattığı kahkahalarıyla; başka bir anda, masalardan birinde kucağına ya da yanıbaşına oturan bir kediyle aynı sessizlikle işine gömülmüş, önündeki kağıda incecik ufacık çizgiler atması esnasında onu fark etmemek mümkün değil. Aslında herkes onun varlığına çok aşina. Arthere&#8217;in duvarda asılı resimleri, renkleri ya da kedileri kadar oraya ait. Adeta bu mekanın ayrılmaz bir parçası gibi görülen bu kadınla sohbet etmeye başladığınızda ise kendi özgün parçalarıyla karşılaşıyorsunuz. Ve tüm o parçaların mükemmel bir dengede birleşip, uyumlanmış hale gelene kadarki serüvenini merak ediyorsunuz. Çünkü bu mekanın ev sahipleri arasında tek Türk sanatçı olan Öykü Doğan; yaşamının bir aşamasında Arthere ile yolunun kesişmesini büyük bir şans olarak tanımlıyor.</p>
<p>Çocukluğundan beri resim yapan ve üniversitede İktisat okuyan Öykü; mezun olduktan sonra her Türk gencinin yaşadıklarına benzer sorunlar yaşıyor; hayatın gerçekleri yüzüne vururken &#8220;ben ne istiyordum&#8221; sorgulaması için biraz geç kaldığını hissediyor. Ancak zaman geçtikçe bu durumla yüzleşmesi gerektiğini fark ediyor. Öykü şimdi topladığı tüm parçalardan memnun.</p>
<p><em>&#8220;</em><em>Öykü&#8217;yü resim derslerine sokmayın, </em><em>ç</em><em>ocuğun hayal g</em><em>ü</em><em>c</em><em>ü</em><em> gidecek.&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_15847" aria-describedby="caption-attachment-15847" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15847 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?resize=500%2C295&#038;ssl=1" alt="Resim I- La mort d'albine" width="500" height="295" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?resize=300%2C177&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15847" class="wp-caption-text">Resim I- La mort d&#8217;albine</figcaption></figure></p>
<p><strong>İlk resim yapma isteğini ne zaman fark ettin?</strong></p>
<p>Şinasi abi! Hacettepe Üniversitesi&#8217;nde öğretim görevlisi bir heykeltraş ve aynı zamanda aile dostumuz. Onun hayatı beni hep büyülüyordu. İlk Hacettepe Üniversitesi&#8217;ne gittiğimde 3-4 yaşlarımdaydım sanırım ve bana okulu gezdirmişti. Çok heyecanlandığımı hatırlıyorum; o gün bana kara baskı filan yaptırmıştı, resim ve heykel atölyelerini göstermişti. Her şey gözüme kocaman, dev gibi görünmüştü. Şimdi bile anlatırken o heyecanı hissediyorum. Bende iz bırakan o imgeler, zamanla çizgilere dönüşmüş. İlk okula başladığımda Şinasi abi anneme şöyle demiş: &#8220;Öykü&#8217;yü resim derslerine sokmayın, çocuğun hayal gücü gidecek.&#8221;</p>
<p>Hakikaten de öngörüsü tuttu; mesela bir keresinde derste mor çatılar çiziyordum ve öğretmenim yanıma gelip çatı mor olmaz kiremit rengi olur demişti.</p>
<p><figure id="attachment_15849" aria-describedby="caption-attachment-15849" style="width: 382px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15849" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?resize=382%2C355&#038;ssl=1" alt="" width="382" height="355" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?resize=300%2C279&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15849" class="wp-caption-text">Resim II &#8211; Kalbimi Emanetçiye Verdim Canım Çok Sıkkın</figcaption></figure></p>
<p><strong>Nasıl bir çocukluktu seninki?</strong></p>
<p>Bugün resim yapıyor olmam ne yazık ki çocukluğumun resimle geçtiği anlamına gelmiyor. Matematik öğretmeni olan üvey babam Aziz Amca, zeka geliştirmeye çok önem verirdi, aptallığa tahammülü yoktu. Akıl oyunları, zeka testleri, satranç gibi şeyler elimizin altından eksik olmazdı. Öyle ki ben de kendi kendime okuldan gelip satranç oynadığımı bilirim.</p>
<p>Lisedeyken Güzel Sanatlar&#8217;a girmek istemiştim ancak ben de her klasik ailenin vereceği tepkilerle karşılaştım ve o fikir çok çabuk söndü. Aziz amca “<em>S</em><em>onuçta </em><em>V</em><em>an Gogh olamayacaksın </em><em>Ö</em><em>yk</em><em>ü</em><em>, ayrıca büyük sanatçılarda hep bir delilik vardır, sen deli misin? Sanmıyorum</em><em>.</em>” demişti. Kolu kanadı kırılmıştı 18 yaşındaki Öykü&#8217;nün, deli değildi herhalde ve Van Gogh olamayacaktı…</p>
<p>36 yaşındaki ben tabi ki biliyorum Van Gogh olamayacagimi ama o tekti  ve ben de Öykü&#8217;yüm, ayrıca tekniklerimiz de farklı&#8230; Delilik konusunda bi yorum yapmayayım, arkadaşlarım konuşsun.</p>
<p><strong>İlk profesyonel derslerini ne zaman aldın?</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de galiba yurt dışına göre geç olgunlaşıyorsun, ne istediğine emin olamıyorsun. Çünkü sana zaten öyle bir süre tanınmıyor. 17-18 yaşındasın ve sınavdan başka hiç bir şey konuşulmuyor. Kendini tanımak ve dinlemeye vakit kalmıyor.</p>
<p>Lise sonda üniversite sınavını kazanamadım, Güzel Sanatlar hayalim de bir ay içinde suya düştü. İkinci sene Eskisehir Anadolu Üniversitesi&#8217;ni kazanınca bu sefer ailem sırf Ankara&#8217;da kalayım diye yetenek sınavlarına girmemi teklif etti. Sınavlara bir ay kala desen dersi almaya başladım, yine Şinasi abiden tabi. O süreçte bir kaç teknik keşfettim fakat bir aylık çalışma yeterli değildi ve bana Eskişehir yolu göründü.</p>
<p><strong>Peki İktisat mezunu olduğunu biliyoruz. </strong><strong>R</strong><strong>esim tutkusuyla</strong><strong> beraber</strong><strong> üniversite sürecini nasıl geçirdin? </strong></p>
<p>Eskişehir&#8217;e ilk gittiğimde İktisat&#8217;ın ne olduğunu bile bilmiyordum; bir sene okur Güzel Sanatlar&#8217;a geçerim demiştim ama sonra o öğrencilik rehavetine kapıldım. Özgürlük tatlı geldi. Yüksek eğitimin heyecanı, her şey yeni ve farklı&#8230; Okuduklarım ilgimi çekiyordu ve anlamaya çalışıyordum. Gittikçe üniversite hayatının içine çekiliyordum.</p>
<p>Bir de Anadolu Üniversitesi&#8217;nin kampüs hayatı gerçekten çok iyiydi; sinema salonları, öğrenci klüpleri, açık etkinlikler&#8230; O kadar açtım ki her şeyi görmek, duymak; her şeye dokunmak istiyordum. Konservatuar öğrencilerinin derslerine girebiliyordum mesela ya da okulun kütüphanesinde vakit geçirmeyi çok seviyordum. Sonra şehir capcanlı! İlk caz konserimi hatırlıyorum. Önder Focan&#8217;ı izledikten sonra resmen çıldırmıştım; etkisini üzerimden uzun bir süre üzerimden atamadım. Aslında karşıma çıkan her yeni şeye karşı bir heveslenme oluyor bende ama sonradan anlıyorum tabi asıl istediğimin ne olduğunu.</p>
<p>Kısacası bu süreçte, ailemin bana hep söylediği şu, &#8220;maymun iştahlılığım&#8221; yaşamıma çok şey kattı.  Şimdi düşünüyorum da Güzel Sanatlar Okulu&#8217;na gitmiş olsaydım belki de bugün bunları üretemeyecektim. Camiaya küsenler mi dersin; çizmeyi, üretmeyi bırakanlar, hayatın koşturmacasına kapılanlar mı dersin&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_15850" aria-describedby="caption-attachment-15850" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15850" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?resize=500%2C601&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="601" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?resize=250%2C300&amp;ssl=1 250w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15850" class="wp-caption-text">Resim III &#8211; Yolcular İçimden Geçen</figcaption></figure></p>
<p><strong>H</strong><strong>er ne kadar birbirinden alakasız </strong><strong>şeyler</strong><strong> gibi görünse de bu </strong><strong>omnivorluk s</strong><strong>ü</strong><strong>recinin </strong><strong>sanatına bir katkısı olduğunu düşünüyorsun</strong><strong> o halde.</strong></p>
<p>Birbirini besleyen şeyler olduğunu düşünüyorum. En azından bir noktaya kadar bu sürece ihtiyacımız var. Üstelik bir daha hayatında bunları yapma fırsatın olmayacak. 20 yaşındasın ve önünde koca bir derya deniz, seni bekliyor keşfedilmek üzere&#8230; Örneğin üniversite birinci sınıfta katıldığım tiyatro klubünde yaşadığım deneyimler, oradaki kolektif çalışma ve coşkuyu paylaşmak benim için unutulmazdı. Vücudu işin içine katarak bir şeyler yapmayı sevdim; dans olur, başka bir şey olur. Sesini, suratını bir enstrüman gibi kullanabilmek bir çizerin pek deneyimleyemeceği şeyler.</p>
<p>Mahmut ile Yezida&#8217;yı oynadığımızda son provaları hatırlıyorum oyun çıkana kadar duyguya bir türlü girememiştim, son provada Mahmut&#8217;un ölme sahnesinde ben baya ağlamaya başladım öyle bir duygu patlaması yaşadım ki ben bile kendime inanamadım. O otuz kişilik oyunu çıkarabildiğimize hala inanamıyorum; çaylak cesareti resmen. Hiç de profesyonel değildik. Ama o coşkuyu unutamam. Perde kapanmadan arkadaşımın kucağına atladım filan&#8230; Ben zaten böyleyim, genel olarak hayata karşı amatörizmi benimseyenlerdenim.</p>
<p><figure id="attachment_15852" aria-describedby="caption-attachment-15852" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15852" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?resize=500%2C353&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="353" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?resize=300%2C212&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15852" class="wp-caption-text">Resim IV-Stockholm&#8217;da Özlemek</figcaption></figure></p>
<p><strong>Yani profesyonellik umurumda değil mi diyorsun?</strong></p>
<p>Profesyonellik bana bir yaştan sonra seçim meselesi gibi geliyor; mecbur bırakılıyorsun bir kere seçim yapmaya&#8230;  Belki de biraz da karakter meselesidir; kimisi başından itibaren profesyonel yaklaşıyor hayata, kimisi sonradan öğreniyor, ben pek ögrenemiyorum sanki.</p>
<p>Aslında profesyonellik de umurumda ama bir yanım bu çaylak yönünü unutma diye beni uyarıyor. Ben her şeye atladığım için hiç bir zaman pişman olmadım. Gitar da çaldım, tiyatro da yaptım, resim de, modern dans da…</p>
<p>Hepsinden de büyük keyif aldım, bu bile yetmez mi? Bir yerde okumuştum: &#8220;Hayat ciddiye almak için fazla ciddi.&#8221; Kendime sürekli şakacı olmayı hatırlatmaya çalışıyorum. Bilhassa başarı anlarımda. Büyüklerin dünyasından hep biraz korktum. İnsanları gülümsetmeyi seviyorum, hem yaşarken, hem çizimlerimle. O kadar ciddiyiz ki bazen…</p>
<p><em> </em><em>&#8220;Eğer sanat ile uğraşıyor olmasaydım muhtemelen hastanede olurdum.&#8221;</em></p>
<p><strong>Büyüklerin dünyasını nasıl tanımlıyorsun? </strong></p>
<p>Birikim yapmak, evlenmek, geleceğe yatırım yapmak toplum içinde bir kimliğe sahip olmak gibi şeyler sanırım bunlarla tanımlıyorum ve bunların yaşamın benim için ilginç bir deneyim olmaya devam etmeyi durdurması düşüncesinden hoşlanmıyorum.</p>
<p>Ama galiba bunlardan da öte bir şeyler daha var. Hani şu korunaklılık hali&#8230; Mutsuzluktan kaçma hali. İnsanlar ölesiye korkuyor mutsuz olmaktan ama şunu unutuyoruz: Mutluluk sürekli olmayacak. Hiç bir şey sürekli değil. Biten şeyler bunlar. Ben sık sık depresyona giren biriyim. Eğer sanat ile uğraşıyor olmasaydım muhtemelen hastanede olurdum. Bir müddet kendi varlığımla var oluş biçimimle çok kavga ettim bu konuda. Sonraları artık mutsuzluğu &#8220;<em>bundan çıkmam lazım</em>&#8221; gibi bir şey olarak görmemeye başlayınca kendini kabul etmeye başlıyorsun. Mesela mutlu olduğumda da aşırı mutlu, havalarda; mutsuzken, yerlerde, sinirliyken patlayacak gibi yaşarım. Ortası yok bende. Tamam nasılsa batacaksın ama şimdi tadını çıkar! Bazen yine de keşke bir denge olsa diyorum ama&#8230; Ben galiba &#8220;Başka bir dünya mümkün&#8221;ü zorlamaya çalışıyorum. Çünkü bir yandan tamam korunaklı olmak lazım ama yaşamı da görmezden gelmemek lazım gibi geliyor. Ben görmezden gelemeyenlerdenim.</p>
<p><strong>Peki sen çizmek peşindesin ama İktisat mezunu bir gençsin.  Hayata atıldığında neler yaşadın? </strong></p>
<p>Ankara&#8217;ya döndüm, çalışmam lazım, grafiker olmayı denemek istedim; onun eğitimini alayım derken böylece photoshop derslerine başladım. Bu bir nevi Aziz amcanın günah çıkartmasıydı aslında, o ayarladı dersleri önce. O dönemde yine renkler beni içine çekti ve bildiğin mouse&#8217;la bilgisayarda çizmeye başladım. Bir müddet dershanelerde öğrenciler için hazırlanan bir dergiye çizimler yaptım.</p>
<p>Yine bu dönemde, Masaüstü Yayıncılık dersleri aldım. İçeriğinde; grafik eğitimi, resim, desen, bilgisayar, grafik, logo tasarımı gibi kurumsal kimlik tarafı ağır basan içerikler vardı. Ancak ben grafiği hiç bir zaman tamamen benimseyemedim. Ellerimle çalışmayı seviyordum. Üç yıllık bir kurs dönemim geçti böylece. Yaşam geçiyor, part time çalışıyorum, işim yok. Çizimler ve iş saatleri dışında kanepede geçen bir hayat, depresyonun alası…</p>
<p>Ankara&#8217;da bu sektörde iş imkanları da sınırlı. Sonunda annemin çevresi aracılığıyla İstanbul&#8217;a, bir post prodüksiyon şirketinde görsel efekt asistanı olarak çalışmaya geldim. Perşembe telefon geldi, Pazar İstanbul&#8217;daydım. Kanepeden İstanbul&#8217;a hızlı bi geçiş oldu. İki ay boyunca anacığımın yolladığı 500 lira ile Levent gibi bir yerde, bir sandviçi, yarısı sabah yarısı akşam yiyerek geçindim. Deneme süresindeydim ödeme yoktu, 2 ay sonunda cüzi bir maaşla İstanbul macerası resmi olarak başlamış oldu.</p>
<p><figure id="attachment_15853" aria-describedby="caption-attachment-15853" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15853" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?resize=500%2C375&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="375" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15853" class="wp-caption-text">Resim V-Selfişko</figcaption></figure></p>
<p><em>&#8220;Ben sana kendini sevme demiyorum, yine sev ama hobi olarak sev.&#8221;</em></p>
<p><strong>Nasıl buldun bu sektörü? </strong><strong>İş d</strong><strong>eneyimlerini paylaşır mısın?</strong></p>
<p>Bir kere insan enerjisinden beklenti çok yüksek. Gece gündüz çalışıyorsun, sabahlıyorsun ve şirkettekiler seni mutsuz görünce ayıplıyor mesela; nasıl yani zil takip oynayayım mı sabahladım diye?</p>
<p>Ayrıca çağımız insanının ortak sorununa bariz bir şekilde gözlemleyebiliyorsun; herkes mutluymuş gibi davranıyor. Mutsuz ya da zayıf olmak kimsenin tahammül edemediği bir durum. Selfişko diye bir çizimim var, <em>&#8220;Ben sana kendini sevme demiyorum, yine sev ama hobi olarak sev</em>&#8221; yazılı; o günlerden aklımda kalmış bir şeydi. Günümüzde belki biraz da sosyal medyanın dayatmasıyla her daim kendinle barışık olmak zorundasın. Oysa ki kendimizle çatışmamızdan da besleniyoruz. Ama maalesef zayıflıklarımızı göstermeye izin yok.</p>
<p>Bu şirketteki son dönemlerimde bir çizgi film projesine destek vermek üzere, animasyon departmanına sızdım sinsi gibi. Baktım bambaşka bir atmosfer, bende bir heyecan&#8230; Tabi o sıralarda yine modelleme üstüne ders alıyordum çok sevdiğim bir arkadaşımdan. Kendim için faydalı, fakat şirket icin tam bir faydasızdım açıkçası; sonra toplu çıkarmalar sırasında kovuldum. Başıma gelen en iyi şeylerden biriydi&#8230; O zaman ki supervizorum sakin olmamı ve ne istediğime karar vermem icin kendime müsade etmemi söyledi&#8230; Yine onun aracılığıyla Trt&#8217;de gösterilen bir çizgi filmde serbest olarak çalışmaya başladım. Çizimlere after-efect ile hareket veriliyordu ve bu dönem benim kendi çizimlerim adına bir meydan okuma oldu. Vücut, teknik yöntemler, anatomi, gölge gibi çizim detaylarıyla daha fazla ilgilenmeme sebep oldu ve tablette çizmeye başladım.</p>
<p>Sonunda çizgi film işi de hüsranla bitti ve yeniden iş arayışları başlamıştı; bu sefer de yolum bir kitapçıya düştü. Hafta içi kitapçıda, hafta sonları bir barda çalışıyordum. Ancak bu da umduğum gibi gitmedi. Para kazanmak için 7/24 çalışmak ve asıl işim olarak gördüğüm ve yapmak istediğim şeyi yapabilmek için  vakit bulmaya çalışmak mümkün olmuyordu.</p>
<p>Devamı için &#8212; Part II</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15841</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluk Günlerimin Masal Kahramanı Gülten Dayıoğlu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Oct 2018 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15759</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kız kardeşimle küçücük kızlar iken, babacığım bizi gezmeye götürmüştü. Bir vapur gezisiydi hatırladığım kadarıyla. Hatırladığım kısmı bu kadar, hatırlamadığım kısmı annemden dinlemiştim. Eski vapurları hatırlayanınız var mı bilmem? Sırayla satıcılar el arabalarında sattıkları sırayla gelir geçerler. O vapurlar şu anda nostalji yaşamak isteyenler için Koç Müzesinde sergilenmekte. Neyse sırayla oyuncakçı geçiyor biz başımızı çevirip bakmamışız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/">Çocukluk Günlerimin Masal Kahramanı Gülten Dayıoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kız kardeşimle küçücük kızlar iken, babacığım bizi gezmeye götürmüştü. Bir vapur gezisiydi hatırladığım kadarıyla. Hatırladığım kısmı bu kadar, hatırlamadığım kısmı annemden dinlemiştim. Eski vapurları hatırlayanınız var mı bilmem? Sırayla satıcılar el arabalarında sattıkları sırayla gelir geçerler. O vapurlar şu anda nostalji yaşamak isteyenler için Koç Müzesinde sergilenmekte.</p>
<p>Neyse sırayla oyuncakçı geçiyor biz başımızı çevirip bakmamışız bile. Hala da bu yaşta oyunlara, oyuncaklara, bilgisayar oyunlarına ilgim yoktur. Sadece satranç çeker beni ilgilendirir. Varsa yoksa kitaplarım. Biraz sonra kitap satıcısı geçerken kız kardeşimle ikimizde hızla yerimizden kalkıp kitaplarla ilgilenmeye başlamışız. O sırada babamla annemin karşısında oturan son derece düzgün giyimli ve davranışlarıyla üst düzey bir görevi olduğu belli olan o amca babama;</p>
<ul>
<li>Oğlum bu kızlar okur, ne yap et okut bunları. Deminden beri izliyorum. Bu yaşta oyuncağı değil kitabı tercih ettiyse okur bunlar okur. Demiş. Annem hep anlatırdı bunları.</li>
</ul>
<p>Ve her zaman bu kadar çok kitap okuyorsak sebebi rahmetli babacığımdır. Her zaman kız kardeşimle bana birer Ayşegül dergisi alır, eskiler hatırlar. Sonra bizi dinlerdi. Evet dinlerdi. Hangi ebeveyn yapabiliyor ki bunları şu zamanda. Çocuklarına kaliteli zaman ayırabilen çok az anne baba var. Akşam işten gelen anne bir an önce yemeğini hazırlamayı düşünürken mi çocuğunun okuduğu kitabı dinleyecek, akşama kadar çalıştığı yerde onca sorunu kapıda bırakıp eve girdikten sonra, ailesiyle geçireceği birkaç saati iyi değerlendirecek. Akşam olup ta babam eve geldiğinde yemekten sonra gelin bakalım kızlar derdi. Dinleyerek uyurdu. Devamını da yarın dinlerdi. İşte bu kitaplardan bazıları Kemalettin Tuğcu’nun eserleri, kimi bu röportajı gerçekleştirdiğim sevgili Gülten DAYIOĞLU’ nun eserleriydi. Belki de bu duygusallığımın sebepleri bu eserlerdir. Ama kendisiyle bu röportajı gerçekleştirmek büyük onurdur. Türkiye’ de çocuk romanı denildiğinde ilk akla gelen isimlerdendir. Bu röportaj için önce Sayın Gülten Dayıoğlu’na ve buluşmamızı sağlayan Altın Kitaplara teşekkürü borç bilirim…</p>
<p><strong>SÖ:   Türkiye’de çocuk kitapları denildiğinde en önde gelen isimlerden birisiniz.    Bunda öğretmen olmanızın payı vardır mutlaka. En baştan beri sizi yazma konusunda motive eden neydi?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Çocuk edebiyatına hizmet verme tutkumun oluşmasında öğretmenliğim çok önemli bir etken oldu. Kütahya otuz ağustos ilkokulu üçüncü sınıfta öğrenciyken, öğretmenim Ayşe Bumin, yazılı anlatım ödevlerime bakarak; “sen doğuştan yeteneklisin, gelecekte yazar olacağına inanıyorum demeye” başladı. Onun bu içtenlikli görüşü beni öyküler yazmaya yöneltti. İyi bir yazar olmanın  birinci koşulu iyi bir okur olmaktır, diyerek beni vahit paşa kütüphanesine götürüp, görevliye teslim etti. Orta okul ve lisede de Türkçe, edebiyat öğretmenlerim, yeteneğime sahip çıktılar. İlk yaptıkları yardımda bana kültür alt yapımı oluşturacak, yerli yabancı kitap adlarından oluşma listelerdi. Ortaokulda üç yıl süreyle okul kütüphanesinin anahtarı bende kaldı. Yaz-kış sürekli orada beslendim.</p>
<p><figure id="attachment_15766" aria-describedby="caption-attachment-15766" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15766 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?resize=300%2C300&#038;ssl=1" alt="" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15766" class="wp-caption-text">Gülten Dayıoğlu</figcaption></figure></p>
<p><strong>SÖ:   Ailenizde sizden sonra izinizden gelen yazar olmayı tercih edenler oldu mu?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Halen avukat olan iki oğlum da iyi birer okurdurlar. Küçük oğlum ilk gençlik yıllarında şiir yazardı ama yaşam çarkına kapılınca sadece kitap okumakla yetinmek durumunda kaldı.</p>
<p><strong>SÖ: Üretirken nelerden ilham alır, nelerden beslenirsiniz?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Üretirken, rüzgarda savrulan kuru bir yapraktan tutun da minik kuyruklarını keyifle oynatarak, analarını emmekte olan kedi yavruları, olumlu olumsuz her türden insanlık halleri beni etkiler. Baskın etkenleri roman öykü kurgusunda değerlendiririm. Ancak yazmak için sadece bir şeylerden esinlenmek yetmiyor. Çok sağlam bir kültür altyapısı, araştırma çabası sabır ve özellikle dil konusunda cımbızla sözcük seçercesine titiz olmak da önemli.</p>
<p><strong>SÖ: Eserlerinizdeki konular çok farklı ve hayal dünyasına hitap etmekte. Aslında     yapılması gereken çocuklarımızın hayal dünyasını geliştirmekten mi geçer?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Kitap okumak çocukların hayal kurma yetilerini bıçak biler gibi bileyip keskinleştiriyor.</p>
<p><strong>SÖ: Çok üretken bir yazarımızsınız. Zaman zaman tükendiğinizi veya üretmekte zorlandığınızı hissettiniz mi? </strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Çok çok kitap yazmak gibi bir hedefim olmadı. Çünkü kitap yazarken, çalakalem, havasına kesinlikle kapılmam. Yazdıklarımı yayınevine vermeden altı kez okurum. Bu ilkelere uyarak elli beş yılda  doksan kitap yazabildim. Üretken olup olmadığıma sizler yani okurlarım karar vermeli.</p>
<p><strong>SÖ: İlk kitabınız yayınlandığında neler hissettiniz? En sevdiğiniz kitabınız hangisidir?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>GD:</strong> Tanımlayamayacağım nitelikte bir sevinç yaşadım. Kitaplarım evlatlarım gibi, birbirlerinden ayırmam. İlk romanım <em>Fadiş</em> ilk göz ağrım olarak birazcık ayrıcalıklıdır. 1971 yılı koşullarında, yani çocuk edebiyatı diye bir tür yoktur diyenlerin çoğunlukta olduğu bir ortamda <em>Fadiş</em>’in ilk on bir baskısı iki buçuk ayda tükenmişti. Onu günümüzde  dördüncü kuşaklar da okumaya başladılar. <em>Fadiş</em>’im yüzüncü baskıya yaklaşıyor.</p>
<p><strong>SÖ: Türkiye’de yazarlık atölyeleri başlığı altında bazı kurslar açılıyor. Sizce yazarlık öğretilebilir bir şey midir, yoksa doğuştan gelen bir yetenek mi?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>GD:</strong>  Yazmak, yaratma işidir. Yaratıcılık; zihin, ruh, algılama, duyulardan elde edilen bilgi birikimleri ile kültür alt yapısından oluşan bileşimdir bence. Tüm bu değerler insandan insana değişir. Bu durumda yaratıcılık nasıl öğretilebilir? Yazarlığı öğrendim  diyen, yeteneğinin özgünlüğünü bozmuş, kalemi de özgürlüğünü yitirmiştir. Çünkü yazmakla ilgili olarak edindiği bilgiler onu koşullandırmıştır. Koşullanmış bir yazar ne kadar özgün olabilir? Bence yazarlık üç öğün beslendiğimiz gibi, düzenli olarak kitap okumak, gezmek, araştırmak, sürekli sorgulamak, yaşama-çevreye eleştirel gözle  bakabilme vb. eylemlerle oluşup gelişiyor. Yetenek bile yazar olabilmek için tek başına yeterli olmuyor. Yazarlık atölyelerinde yetişenler de tek bir tornadan çıkma sanatçılar olma tehlikesiyle kuşatılmazlar mı? Bizim oralarda (Kütahya – Emet) “Ödünç akıl, cepten düşer” özdeyişi pek sık kullanılır.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15765 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?resize=640%2C374&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="374" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/">Çocukluk Günlerimin Masal Kahramanı Gülten Dayıoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15759</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DON KİŞOT Vurgusu İle Türk Ressamlarımızdan “ŞERİF KİNO”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/don-kisot-vurgusu-ile-turk-ressamlarimizdan-serif-kino/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/don-kisot-vurgusu-ile-turk-ressamlarimizdan-serif-kino/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Sep 2018 05:30:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15709</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uluslararası Mardin Resim Sempozyumu&#8217;nun küratörlüğünü ve organizatörlüğünü üstlenen Türk ressamlarımızdan değerli Şerif Kino, sorularımızı Sanat Duvar’ ı okuyucuları için özenle yanıtladı… Sanat eğitimini 1992 yılında Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nde aldığı eğitim ile sanat yolculuğu Mardin, İsveç ve İstanbul’ da yer alan kişisel ve karma birçok sergileri aracılığıyla bizlerle sıra dışı ve özgün roman karakterlerinden “ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/don-kisot-vurgusu-ile-turk-ressamlarimizdan-serif-kino/">DON KİŞOT Vurgusu İle Türk Ressamlarımızdan “ŞERİF KİNO”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Mardin Resim Sempozyumu&#8217;nun küratörlüğünü ve organizatörlüğünü üstlenen Türk ressamlarımızdan değerli Şerif Kino, sorularımızı Sanat Duvar’ ı okuyucuları için özenle yanıtladı…</p>
<p>Sanat eğitimini 1992 yılında Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nde aldığı eğitim ile sanat yolculuğu Mardin, İsveç ve İstanbul’ da yer alan kişisel ve karma birçok sergileri aracılığıyla bizlerle sıra dışı ve özgün roman karakterlerinden “ Don Kişot” vurgusunu paylaşmaktadır. Dünya edebiyatına yön veren ve her dönem okuyucu bulan ünlü roman karakterlerinden Don Kişot  “Hayal ve Gerçek” arasında ki geçişleri asilzade olmanın gereğini, kahramanca yaşayarak ifade eden bir şövalyedir.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim5.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15712 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim5.jpg?resize=517%2C392&#038;ssl=1" alt="" width="517" height="392" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim5.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim5.jpg?resize=300%2C228&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim5.jpg?resize=1024%2C778&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 517px) 100vw, 517px" data-recalc-dims="1" /></a><strong>“Doğanın özgür yarattığı insanları esir etmek herhalde çok kötü bir şeydir.” Don Kişot \ Cervantes</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>*İlham aldığınız sanatçılar kimlerdir?</strong></p>
<p>Ş.KINO: Öncelikle bana Sanat Duvarı ailesi olarak yer ve zaman ayırdığınız için sizlere teşekkür ederim. Elbette her sanatçının ilham aldığı veya çok beğendiği büyük ustalar vardır. Benim de beğendiğim ve ilham aldığım üstatların başında Pablo PICASSO, Paul GAUGUIN, Vasiliy KANDİNSKİY gelir. Çalışmalarımda zaman zaman bu ustalardan etkilendiğim doğrudur.</p>
<p><strong> </strong><strong>*Sanat yolculuğunuzun başladığı yıllar ve kıymetli deneyimleriniz hakkında sohbet edebilir miyiz?</strong></p>
<p>Ş.KINO: Gerçekten çok zor bir soru ancak sizin için kısaca anlatayım. Benim sanata olan ilgim gerçekten çok küçük yaşlarda başladı. Yanılmıyorsam beş altı yaşlarında sanata, resme olan ilgimi keşfettim. Ben Güneydoğu’nun Mardin ilinin Kızıltepe ilçesinde yaşardım. Çocukluğum bu ilçede geçti, beş altı yaşlarındaydım ve sürekli kağıtlara bir şeyler çiziyordum, kendime engel olamıyordum. Kağıt ve kalem bulmak bazen zor olurdu, ben de çimento torbalarını kesip o sarı torbalardan yaralanıyordum. Özellikle insan figürleri çizmeye çalışıyordum. Akşam eve gelen misafirlerin bile resmini çizerdim ve onlara hediye ederdim. Bu yüzden babamdan çok azar işittiğim olurdu çünkü kendisi dinine çok bağlı bir insandı ve resim çizmenin günah olduğuna inanırdı ancak benim sanata ve resme olan bağlılığım galip geldi. Babama karşı gösterdiğim direnç ve mücadele beni bu günlere getirmiştir.</p>
<p><strong>*Eserlerinizde toplumsal bilinçleri geliştirerek </strong><strong>mayalaması </strong><strong>ve bireylerin öncelikle şahsi kişisel yolculuklarına saygı duymaları ideasını aktaran  “Don Kişot” ile ilgili neler söylersiniz? </strong></p>
<p><strong> </strong>Ş.KINO: Hayalperest, yaşlı, uzun boylu, zayıf bir adam olan Don Kişot’u kendi resimlerimde tarihe ve günümüze tanıklık eden bir karakter olarak işliyorum ayrıca çeşitli zaman dilimlerinde, farklı mekanlarda da işliyorum. Geçmişime baktığımda benim hayatımla da örtüşen çok yönü var Don Kişot’un. Bu sebeplerden ötürü çok uzun süredir resimlerimde Don Kişot’u konu olarak işliyorum. Zaman neyi gösterecek bilemeyiz.</p>
<p><strong>*Sanatın toplum üzerinde ki etkisi ve iyileştirici gücü hakkında neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Ş.KINO: Evet, sanatın iyileştirici gücü ile ilgili çok önemli bilgiler var. Tarihte ve sanat tarihinde buna rastlamak mümkündür. Leonardo da VINCI : ‘’ Resim göze hitap eder ve ruhun penceresi de gözdür.’’ der. Özellikle ruh hastalarının tedavisinde sanatın iyileştirici gücü ön plana çıkar. Klasik müzik bunların başında gelir. Zaten sanat hiçbir şekilde bünyesinde kötülük barındırmaz. Sanat denince insanın aklına güzellik, estetik, biçim, denge, devinim, hareket gelir. Bu kavramlar da zaten insanın mutlu olması ve iyileşmesi için yeterlidir bence.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim3.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15713 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim3.jpg?resize=400%2C257&#038;ssl=1" alt="" width="400" height="257" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim3.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim3.jpg?resize=300%2C193&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>*Sanatçı olmasaydınız kendinizi ifade edeceğiniz diğer meslek grupları neler olurdu?</strong></p>
<p>Ş.KINO: Ben sanatı bir meslek olarak görmüyorum eğer bir meslek olsaydı çok sıradan bir şey olurdu. Örneğin bir terzi, berber, tesisatçı veya elektrikçi gibi bir şey olurdu elbette bütün mesleklere karşı sonsuz bir saygım vardır ancak sanatçı farklı bir kategoride değerlendirilmelidir. Bana kalırsa sanat bitmeyen bir serüven veyahut yaratım ve üretim süreci olarak ifade edilebilir. Bir daha dünyaya gelsem yine sanatçı olurdum diye düşünüyorum.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/şerif-kino1.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15710 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/şerif-kino1.jpg?resize=514%2C384&#038;ssl=1" alt="" width="514" height="384" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/şerif-kino1.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/şerif-kino1.jpg?resize=300%2C224&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/şerif-kino1.jpg?resize=1024%2C765&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/şerif-kino1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 514px) 100vw, 514px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>*Sanat yolculuğunuzda emeği ve etkisi büyük hocalarınızdan bahsetmek ister misiniz?</strong></p>
<p>Ş.KINO: Yine zor bir soru sordunuz ama sizin için şöyle cevaplandırabilirim. Çok insan var ama en önemlisi üniversitede atölye hocam Prof. Dr. Nüzhet KUTLUĞDUR. Geçkin yaşına rağmen kendisi bana renkleri, biçimi, dengeyi, altın oranı, valörü öğreten kişidir. Prof. Dr. Nüzhet KUTLUĞ çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir kişiliktir.</p>
<p><strong>*Değerli Şerif Kino, Türk Sanatına olan emek ve katkılarınız için toplum adına teşekkür ederken okuyucularımızın sanat eserlerinize ve daha detaylı bilgiye ulaşabilecekleri </strong><a href="http://www.serifkino.com">www.serifkino.com</a> , adresini hatırlatmak isterim… <strong>Son olarak, sizce “sanat” kavramını bizler için tanımlar mısınız?</strong></p>
<p>Ş.KINO: Bence sanat asla tükenmeyecek bir yaratım, bir serüvendir, ham maddeye şekil vermektir de diyebiliriz.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim2.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15711 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim2.jpg?resize=533%2C355&#038;ssl=1" alt="" width="533" height="355" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim2.jpg?w=1296&amp;ssl=1 1296w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/09/resim2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 533px) 100vw, 533px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/don-kisot-vurgusu-ile-turk-ressamlarimizdan-serif-kino/">DON KİŞOT Vurgusu İle Türk Ressamlarımızdan “ŞERİF KİNO”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/don-kisot-vurgusu-ile-turk-ressamlarimizdan-serif-kino/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15709</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cem Yıldız İle Halimiz Ahvalimiz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cem-yildiz-ile-sanat-ve-yasam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cem-yildiz-ile-sanat-ve-yasam/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Jul 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15277</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba sevgili Sanat Duvar’ ı okuyucuları… Bu hafta, cümbüş, ud, percüssion, gitar, klavye ve ana enstrüman olarak bağlama ile nice proje ve esere can veren Türk Müzisyenlerimizden “Cem Yıldız” ile sanat ve yaşam hakkında sohbet ediyoruz. Cem&#8217;an, Ask Imkansiz, Halimiz Ahvalimiz Koro İle T.H.M Ezgileri, Vol. 1, Hü, Ozanların Diliyle Hacı Bektaş-ı Veli, Vol. 2 albümleri ile dinleyicisiyle buluşan Müzisyen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cem-yildiz-ile-sanat-ve-yasam/">Cem Yıldız İle Halimiz Ahvalimiz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Merhaba sevgili Sanat Duvar’ ı okuyucuları…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu hafta, cümbüş, ud, percüssion, gitar, klavye ve ana enstrüman olarak bağlama ile nice proje ve esere can veren Türk Müzisyenlerimizden “Cem Yıldız” ile sanat ve yaşam hakkında sohbet ediyoruz.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-1.jpg"><img class="size-full wp-image-15278 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-1.jpg?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-1.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a> </em></strong></p>
<p><em><a href="https://www.google.com.tr/search?q=Cem+Y%C4%B1ld%C4%B1z+Cem%27an&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk3NTTHNzq7K1xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAWsAM7w3AAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMIswEoATAW" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.google.com.tr/search?q%3DCem%2BY%25C4%25B1ld%25C4%25B1z%2BCem%2527an%26stick%3DH4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk3NTTHNzq7K1xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAWsAM7w3AAAA%26sa%3DX%26ved%3D0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMIswEoATAW&amp;source=gmail&amp;ust=1531918980950000&amp;usg=AFQjCNEIe046IC9r_1zNGoUEPON5LHnlMw">Cem&#8217;an</a></em><em>, <a href="https://www.google.com.tr/search?q=Cem+Y%C4%B1ld%C4%B1z+Ask+Imkansiz&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk8zjS4orLJK1xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAfN3sh83AAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItAEoAjAW" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.google.com.tr/search?q%3DCem%2BY%25C4%25B1ld%25C4%25B1z%2BAsk%2BImkansiz%26stick%3DH4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk8zjS4orLJK1xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAfN3sh83AAAA%26sa%3DX%26ved%3D0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItAEoAjAW&amp;source=gmail&amp;ust=1531918980950000&amp;usg=AFQjCNG-GDABG_lUSZ1aBdIlbVOOCgxiHQ">Ask Imkansiz</a>, <a href="https://www.google.com.tr/search?q=Cem+Y%C4%B1ld%C4%B1z+Halimiz+Ahvalimiz+Koro+%C4%B0le+T.H.M+Ezgileri,+Vol.+1&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk0rik9LLzIu1xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAdxw1jk3AAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItQEoAzAW" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.google.com.tr/search?q%3DCem%2BY%25C4%25B1ld%25C4%25B1z%2BHalimiz%2BAhvalimiz%2BKoro%2B%25C4%25B0le%2BT.H.M%2BEzgileri,%2BVol.%2B1%26stick%3DH4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk0rik9LLzIu1xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAdxw1jk3AAAA%26sa%3DX%26ved%3D0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItQEoAzAW&amp;source=gmail&amp;ust=1531918980950000&amp;usg=AFQjCNFQxgGW6-moXEk7zpvcjcDK80k3SQ">Halimiz Ahvalimiz Koro İle T.H.M Ezgileri, Vol. 1</a>, <a href="https://www.google.com.tr/search?q=Cem+Y%C4%B1ld%C4%B1z+H%C3%BC&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk8zjiyvNC0y0xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLATjP8HA3AAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItgEoBDAW" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.google.com.tr/search?q%3DCem%2BY%25C4%25B1ld%25C4%25B1z%2BH%25C3%25BC%26stick%3DH4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMk8zjiyvNC0y0xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLATjP8HA3AAAA%26sa%3DX%26ved%3D0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItgEoBDAW&amp;source=gmail&amp;ust=1531918980950000&amp;usg=AFQjCNHISekubLGlEgaQu8T2HFC_73kFVA">Hü</a>, <a href="https://www.google.com.tr/search?q=cem+y%C4%B1ld%C4%B1z+ozanlar%C4%B1n+diliyle+hac%C4%B1+bekta%C5%9F-%C4%B1+veli,+vol.+2&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMM1KSjYsqy020xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAa95LdE3AAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItwEoBTAW" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.google.com.tr/search?q%3Dcem%2By%25C4%25B1ld%25C4%25B1z%2Bozanlar%25C4%25B1n%2Bdiliyle%2Bhac%25C4%25B1%2Bbekta%25C5%259F-%25C4%25B1%2Bveli,%2Bvol.%2B2%26stick%3DH4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEMM1KSjYsqy020xLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usEnOSSnOLAa95LdE3AAAA%26sa%3DX%26ved%3D0ahUKEwiOmLm094_cAhWjKJoKHZBeAMgQmxMItwEoBTAW&amp;source=gmail&amp;ust=1531918980950000&amp;usg=AFQjCNFdg53mWW2XxBGSUbBXEn7YW0i0rg">Ozanların Diliyle Hacı Bektaş-ı Veli, Vol. 2</a> <strong>albümleri ile dinleyicisiyle buluşan Müzisyen Cem Yıldız aynı zamanda 2005 yapımı “Hırsız Polis” dizi müziği olan “ İmkansız ve Yarım Bıraktın” ile uzun süre hafızalara kazınmış olan duygu yüklü şarkının bestecisi ve yorumcusudur. 1970, Erzincan doğumlu Cem Yıldız  1970, Erzincan doğumlu Cem Yıldız</strong>  <a href="https://www.google.com.tr/search?sa=X&amp;biw=1229&amp;bih=588&amp;q=Orient+Expressions&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbi0s_VNzAsNC82MtGSyU620s8tLc5M1k8vyi8tiM9NzU1KLbICcwDPAXAGOQAAAA&amp;ved=0ahUKEwilub_M-Y_cAhUOxqYKHcczDKEQmxMIhQIoATAT" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.google.com.tr/search?sa%3DX%26biw%3D1229%26bih%3D588%26q%3DOrient%2BExpressions%26stick%3DH4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbi0s_VNzAsNC82MtGSyU620s8tLc5M1k8vyi8tiM9NzU1KLbICcwDPAXAGOQAAAA%26ved%3D0ahUKEwilub_M-Y_cAhUOxqYKHcczDKEQmxMIhQIoATAT&amp;source=gmail&amp;ust=1531918980950000&amp;usg=AFQjCNGBNT2Sj2XmgSnxnLmMIjs08b94Gw">Orient Expressions <strong>müzik grubuna ise  “bağlama” enstrümanı ile eşlik etmektedir.</strong></a></em></p>
<p><strong><em>Yıldız Tilbe, Zülfü Livaneli, Şükriye Tutkun ve Sabahat Akkiraz gibi kıymetli sanatçılarla çalıştığı yıllarda aynı zamanda  </em></strong><a href="https://www.google.com.tr/search?sa=X&amp;biw=1229&amp;bih=588&amp;q=DMC&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiAXEykuLT0qvii7Rks5Ot9HNLizOT9ROLSjKLS6yKUpPzi1IUchKTUnMAth3rcTwAAAA&amp;ved=0ahUKEwilub_M-Y_cAhUOxqYKHcczDKEQmxMIiQIoATAU"><strong><em>DMC</em></strong></a><strong><em>, </em></strong><strong><em><a href="https://www.google.com.tr/search?sa=X&amp;biw=1229&amp;bih=588&amp;q=doublemoon&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbi0s_VN0jJS6s0TdGSzU620s8tLc5M1k8sKsksLrEqSk3OL0pRyElMSs0BAFyLntg6AAAA&amp;ved=0ahUKEwilub_M-Y_cAhUOxqYKHcczDKEQmxMIigIoAjAU">Doublemoon</a>, Metropol Müzik, <a href="https://www.google.com.tr/search?sa=X&amp;biw=1229&amp;bih=588&amp;q=cem+y%C4%B1ld%C4%B1z+%C3%B6zdiyar+m%C3%BCzik&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LWT9c3NDIsKLcsyVbiBXEM00xyLCuTs0y0ZLOTrfRzS4szk_UTi0oyi0usilKT84tSFHISk1JzADuNQaU9AAAA&amp;ved=0ahUKEwilub_M-Y_cAhUOxqYKHcczDKEQmxMIjQIoBTAU">Özdiyar Müzik</a> şirketleri ile nice başarılı projeye imza atmıştır. </em></strong></p>
<p><strong>Sanat hakkında ki görüşlerini öğrenmek adına hazırladığımız sorulara Sanat Duvar’ ı okuyucuları için yanıt veren “Cem Yıldız’ a sanat ve duygu dolu çalışmalarının devamını dileriz…</strong></p>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><strong><em> </em></strong><strong><em>İlham aldığınız ustalar, sanatçılar kimlerdir? </em></strong></li>
<li>İlham aldığım zaman içinde çoğalıp değişti diyebilirim. Bu işlere başladığım ilk yıllarda “Arif Sağ” saz çaldığım için en büyük idolüm idi. Sonrasında ise “Orhan Gencebay” hayranlık duyduğum ustalardan biridir. Müziğe devam ettiğim, okul yıllarımda etkisinde kaldığım “Neşet Ertaş, Ekrem Çelebi ve Feyzullah Çınar’ dan” ayrıca bahsetmeliyim… Ve sonrasında özelikle evrensel müzikle ilgilenmeye, dünyayı keşife başladıktan sonra “Paco de Lucia (gitar), Yahudi Menuhin(keman)…gibi dönem içerisinde değişen ilham aldığım farklı sanatçılar oldu. Ustalarımız, atalarımız bizlere her dönemde ışık, kaynak olmuştur.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-2.jpg"><img class="size-full wp-image-15280 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-2.jpg?resize=259%2C194" alt="" width="259" height="194" data-recalc-dims="1" /></a></li>
<li><strong>Sanatın toplumu iyileştirici, şifacı gücü hakkında neler söyleyebilirsiniz?</strong></li>
<li>Sanatın, neyi ne kadar iyileştirdiği hakkında net fikrim yok ama artık sanat günümüzde olmazsa olmaz diyebilirim. Kıymeti ve insan üzerinde ki etkisi gittikçe değer kazanan kavramlardan biri. Örneğin, bir hafta hiç müzik dinlememeyi deneyin bakalım nasıl hissediyorsunuz.</li>
<li><strong>Sanata ilginizin başladığı yıllardan bahsedebilir misiniz?</strong></li>
<li>Son beş yıl diyebilirim aslında çünkü sanat mevzuatı, kısmen akılla kavrayıp en çokta hissedişle ilerleyen bir olgu olmasından kaynaklanmasıyla entegre bir durum oluşu oldukça etken diyebilirim. Çocukluk yıllarımdan bahsedecek olursam eğer ilk olarak 10 yaşımda blok flüt ve ardından uzun hayat yolculuğumda yarenim olan bağlamayla tanışmış olmam sanata başlangıç yılı olarak kabul edilebilir fakat olayın bilinçle tam olarak kavranışı, kesinlikle son beş yıl diyebilirim. Özellikle de “Halimiz Ahvalimiz” isimli halk müziği radyo repertuarı 8 albüm ile yine ses ve saz sanatçılığı olarak katıldığım J.Pierre Samadi ve Rüstem Mahmutzade ile hazırlamış olduğum “HU” isimli kendi projemde çok daha bilinç ve yükselişle ilerlediğine emin olduğum hissediştir, benim için sanat kavramı.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-3.jpg"><img class="size-full wp-image-15282 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/cem-yıldız-3.jpg?resize=259%2C194" alt="" width="259" height="194" data-recalc-dims="1" /></a></li>
<li><strong>Sizce sanat nedir?</strong></li>
<li>Bence sanat, belli bir uygarlığın, belli bir dönemin anlayış ve beğeni ölçülerine uygun olarak toplum tarafından geliştirilen ve dönüştürülen, yaratımı sürekli devam eden anlatımdır. Toplumlar ve yaşanmışlıklar devam ettikçe şüphesiz ki sanatta başlı başına, her daim var olacaktır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><strong>Sanat Duvar’ ı okuyucuları adına, değerli görüşleriniz ve sanata olan emekleriniz için teşekkür ederiz. Yolunuz açık ve aydınlık olsun. Hoşça ve sanatla kalınız.</strong></li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cem-yildiz-ile-sanat-ve-yasam/">Cem Yıldız İle Halimiz Ahvalimiz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cem-yildiz-ile-sanat-ve-yasam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15277</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Barcelona’nın Gettolarından Bir Ses: Ianah Maia de Mello</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/barcelonanin-gettolarindan-bir-ses-ianah-maia-de-mello/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/barcelonanin-gettolarindan-bir-ses-ianah-maia-de-mello/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 May 2018 04:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İpek Bayraktar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14718</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba ben İpek Bayraktar. Ianah ile yolum Barcelona’da tamamen şans eseri kesişti. Onu evimin aşağısındaki barın dış duvarlarını boyarken fark ettim. Bir süre onu izledikten sonra yeteneği dikkatimi çekti ve yanına gidip ondan saha çalışmamda yardımcı olmasını istediğimi söyledim. Saha çalışmam, Barcelona’nın ışıltısının ardındaki gettolarda geçinmeye çalışan sanatçıların sesini duyurmayı hedefliyordu. Her birinin macerası apayrı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/barcelonanin-gettolarindan-bir-ses-ianah-maia-de-mello/">Barcelona’nın Gettolarından Bir Ses: Ianah Maia de Mello</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><em>Merhaba ben İpek Bayraktar. Ianah ile yolum Barcelona’da tamamen şans eseri kesişti. Onu</em><br />
<em>evimin aşağısındaki barın dış duvarlarını boyarken fark ettim. Bir süre onu izledikten sonra yeteneği</em><br />
<em>dikkatimi çekti ve yanına gidip ondan saha çalışmamda yardımcı olmasını istediğimi söyledim.</em><br />
<em>Saha çalışmam, Barcelona’nın ışıltısının ardındaki gettolarda geçinmeye çalışan sanatçıların sesini</em><br />
<em>duyurmayı hedefliyordu. Her birinin macerası apayrı. Bu minik röportaj da çalışmamın bir</em><br />
<em>parçasıydı. Ianah’ nın işlerini merak edenler için websitesi : https://www.ianah.net/</em></li>
<li><strong>Tell us about yourself:</strong></li>
<li><strong>Hello, my name is Ianah. Sorry for my English, it’s not</strong><br />
<strong>perfect. I am an artist from the northeast part of Brazil, born</strong><br />
<strong>and raised there. I am 28. I graduated from art academy, I</strong><br />
<strong>majored animation. Later I moved on to illustration. Right</strong><br />
<strong>now I am continuing my career with tattoo art, illustration</strong><br />
<strong>and street art/graffiti. I don&#8217;t live in my hometown anymore</strong><br />
<strong>because I am on the road for a while. I traveled all over</strong><br />
<strong>Brazil. Now I came to Europe to proceed my journey to</strong><br />
<strong>promote and create my art; to make my mark on several</strong><br />
<strong>countries.</strong></li>
<li>Bize biraz kendinden bahset</li>
<li><em>Merhaba ben Ianah, çeşitli dallarda sanatla uğraştım ama kariyerimi şu an ilustrasyon, grafitti ve dövmecilikle </em><em>ilerletiyorum. Kusura bakmayın, İngilizcem mükemmel </em><em>değil. Brezilya’nın kuzeydoğusunda doğup büyüdüm. </em><em>Animasyon bölümünden mezun oldum, daha sonra ilustrasyona geçtim. Bir süredir yollarda</em><br />
<em>olduğum için artık orada yaşamıyorum. Brezilya’nın her yerini gezdim. Şu an Avrupa’da bulunma</em><br />
<em>sebebim ise seyahatimi devam ettirmek. Seyahatimin amacı ise sanatımın tanıtımını yapmak ve </em><em>çeşitli ülkelerde izimi bırakmak.</em></li>
<li><strong>Is the artistic life lonely how do you counteract with this?</strong></li>
<li><strong>Yeah, a little bit. I work by myself. My life is constantly changing. I am in the charge of my</strong><br />
<strong>decisions I both produce and I promote my work by myself. Therefore yes its a bit lonely for artists </strong><strong>like me. I end up doing everything and I get credit for everything. Fair enough. However, </strong><strong>sometimes I miss exchanging things with another person. If you work in a collective environment </strong><strong>that&#8217;s not a problem but the thing is, I work alone and sometimes it is very tiring in the social aspect. </strong><strong>But generally, I like being free like this. “The Lonely Artist&#8221; sounds very dramatic (laughter) but I </strong><strong>also get to meet all kinds of people while traveling to promote my art. I can go anywhere, anytime I </strong><strong>want. I plan the schedule and I don’t need to explain myself to anyone. Maybe if I had a partner it </strong><strong>wouldn’t be possible.</strong></li>
<li>Sence sanatçının yaşamı yalnız mıdır ? Bununla nasıl başa çıkıyorsun ?</li>
<li><em>Evet biraz, çünkü tek başıma çalışıyorum. Hayatım sürekli bir değişim halide ve üretim, tanıtım…</em><br />
<em>her şey ile tek başıma ilgileniyorum. Dolayısıyla evet sanatçının yaşamı benim gibi çalışanlar için</em><br />
<em>biraz yalnız olabiliyor. Her şeyi ben yapıyorum dolayısıyla tüm krediyi de ben alıyorum. Adil bir</em><br />
<em>durum. Yine de başkalarıyla bir şeyler paylaşmayı özlüyorum. Eğer kollektif bir ortamda</em><br />
<em>çalışılıyorsa böyle bir problem olmuyor zaten. Yine de tek başına sürekli bir seyahat ve üretim</em><br />
<em>halinde olunca yalnızlık insanın başına çökebiliyor. Bir yandan bu şekilde bir özgürlüğe sahip</em><br />
<em>olmak hoşuma gidiyor. Ahah, “Yalnız Sanatçı” kulağa biraz dramatik geliyor. Unutmamak lazım ki</em><br />
<em>bu şekilde çalışmanın artıları da var: sanatımı icra ederken ya da tanıtım esnasında bir sürü insanla</em><br />
<em>tanışıyorum, istediğim yere, istediğim vakit gidebiliyorum ve kimseye hesap vermek yada bir</em><br />
<em>programa bağlı kalmak zorunda değilim. Eğer bir partnerim olsa bu özgürlüğe sahip olamazdım…</em></li>
<li><strong>This is going to be a cliche but : “Art for Art’s sake ? or Society’s Sake?”</strong></li>
<li><strong>Umm. I kinda create everything for the community. However the reason I am doing art is simple:</strong><br />
<strong>Because I love art. Naturally, the fact that I am doing art makes me think about the community.</strong></li>
<li>Klasik bir soru olacak ama sence “Sanat sanat için mi yoksa toplum için midir” ?</li>
<li><em>Yaptığım her şeyi toplum için yapıyorum ama sanatımı icra etmemin sebebi ise basit:Sanatı</em><br />
<em>seviyorum. Sanatçı olduğum gerçeği doğal olarak bana toplumu göz önünde bulundurtuyor.</em></li>
<li><strong> So do you feel responsibility towards the society as an artist and in your way of expression?</strong></li>
<li><strong>Some artists claim that “Yeah art is art it is not for society’s sake.” I don’t believe that even they</strong><br />
<strong>believe what they say. These are things which you say to show yourself as a hipster. If you are an</strong><br />
<strong>artist you have an artistic responsibility to the community. That is how you perform yourself.</strong><br />
<strong>There is a relationship between artist and the society. An artist has to locate him/herself in that</strong><br />
<strong>relationship. Because art is all about receiving and transmitting an idea. The art is a dialogue with</strong><br />
<strong>society. The theme I pursue in my work is gender and nature issues and specifically since I am</strong><br />
<strong>black, I like to work on Black Feminism. This is the impact I pursue to give out to my spectator. I</strong><br />
<strong>truly believe that art is a dialogue.</strong></li>
<li>İfade biçiminde bir sanatçı olarak topluma karşı sorumluluk duyguları besliyor musun ?</li>
<li><em>Bazıları: “Ya sanat sanat içindir abi, topluma mı yapıyoruz sanatı cmon..” şeklinde ifadelerde</em><br />
<em>bulunuyor. Söyledikleri şeylere kendilerinin bile inandığını sanmıyorum. Bunlar marjinal olmak</em><br />
<em>için söylenen şeyler. Eğer bir sanatçıysan, topluma karşı estetik bir sorumluluk taşıyorsundur. Bu</em><br />
<em>kendini nasıl performe ettiğinle alakalı bir durum. Elbette sanat ile toplum arasında bir ilişki vardır.</em><br />
<em>Sanatçı bu ilişkide kendine bir pozisyon edinmelidir. Çünkü sanat belli bir ifade biçimi üzerinden</em><br />
<em>estetik değerlerin alışverişidir. Sanat toplumla bir diyalog çeşididir. Yaptığım çalışmalarda tema</em><br />
<em>olarak cinsiyet ve doğa sorunlarını işlemeyi tercih ediyorum. Bende siyahi bir birey olduğumdan</em><br />
<em>ötürü özellikle de Siyah Feminizm’i çalışıyorum. İşlediğim temalar üzerinden izleyicimde belli</em><br />
<em>başlı etkiler bırakmayı hedefliyorum.</em></li>
<li><strong>What is your biggest challenge as an artist?</strong></li>
<li><strong>Basically to survive through my work. The economic survival is my greatest problem as an artist. I</strong><br />
<strong>really don&#8217;t want to worry about this part of my job but I have to. I am not a tattooist. I do tattooing</strong><br />
<strong>to balancing my art and my economic life. Tattooing gets you some sort of economic freedom but</strong><br />
<strong>you literally do it for someone else. In Brazil, I quitted my apartment to save my tattoo money for</strong><br />
<strong>traveling and promoting my art. To be honest; you have to do sacrifices as an artist to survive.</strong></li>
<li>Bir sanatçı olarak en büyük engelin nedir <em>?</em></li>
<li><em>İşlerim üzerinden geçinmek. En problemim ekonomik diyebilirim. Gerçekten işin bu kısmını</em><br />
<em>düşünmek bile beni çok daralıyor ama bunlara kafa yormak zorundayım. Aslında dövmeci değilim.</em><br />
<em>Dövme işini sadece hayatımın ekonomik kısmını dengelemek adına yapıyorum. Asıl sanatımı icra</em><br />
<em>etmem konusunda beni destekliyor. Dövme yapmak bana ekonomik hareket alanı kazandırıyor ama</em><br />
<em>kelimenin tam anlamıyla yaptığın işi bir başkası için yapıyorsun. Brezilya’dayken dövmeden</em><br />
<em>kazandığım parayı biriktirmek için apartman dairemden taşınmak durumunda kaldım. Şu an dövme</em><br />
<em>yaparken biriktirdiğim para sayesinde Avrupa’da kafama göre dolanabiliyorum. İşin doğrusu,</em><br />
<em>sanatçı olarak geçinmek bir çok fedakarlık yapmayı gerektiriyor.</em></li>
<li><strong>These days many artists end up doing tattoos…</strong></li>
<li><em> Bu aralar çok fazla sanatçının soluğu dövme işinde alıyor…</em></li>
<li><strong>What is the source of your inspiration? Do you have any inspiration from a certain folklore or</strong><br />
<strong>mythology? You have mentioned black feminism can you elaborate this?</strong><br />
<strong>Yes, an Afro-Brazilian religion called Candomblé. I began to be part of this religion at the</strong><br />
<strong>beginning of this year. There are a lot of prejudice about this religion in Brazil, It was forbidden</strong><br />
<strong>during the colonization period. Some people think it is pure witchcraft or devil worship (which is</strong><br />
<strong>ridiculous). Because of the pagan elements, this religion has. It is a religion which has thousands of</strong><br />
<strong>gods and goddesses and each one </strong><strong>represents a force of nature or </strong><strong>kind of energy. It&#8217;s very rich in </strong><strong>myths and I really like it. It </strong><strong>inspires me and gives me the </strong><strong>comfort to know that nature is in </strong><strong>charge of all the life around us. </strong><strong>Both in a historical and </strong><strong>contemporary frame Black </strong><strong>women in Brazil has ubmissive </strong><strong>occupations which links to them </strong><strong>to being a maid or a sex worker. </strong><strong>Candomble destroys the racialgendered </strong><strong>hierarchies by using </strong><strong>spirituality. This religion tells </strong><strong>people to respect the women and </strong><strong>specially mothers. It tells us to </strong><strong>love and care the nature.</strong></li>
<li><strong>Candomble completes my thoughts on Black Feminism and nature. In my art, I don’t copy the</strong><br />
<strong>goddesses of my religion but I meditate them and mimic their auras. If you look at my work you</strong><br />
<strong>will see many of my characters has a “third-eye&#8221; for example. If they don’t have a third-eye, they</strong><br />
<strong>have some constellation or another aspect that connects my work to the religion in an allegorical</strong><br />
<strong>way. I choose to use black figures in my works. I think there is an obvious lack of black</strong><br />
<strong>representation in art. This bothers me. For example, if you ask a regular tattoo artist to do a</strong><br />
<strong>mermaid on your arm it is going to be a white one. In tattoo business, I am very stubborn. Some</strong><br />
<strong>people ask me to do their figures in white but I tell them I can not. I have principles.</strong></li>
<li>İlham kaynağın nedir ? Herhangi bir folklor yada mitolojiden ilham alıyor musun ? Biraz önce<br />
Siyah Feminizm’inden bahsettin, detay verebilir misin ?</li>
<li><em>İlham kaynağım daha bu yıl bir parçası olmaya karar verdiğim Candomble adında ki bir Afro- Brezilya dininden geliyor diyebilirim. Candomble, Brezilya’da bir çok önyargının hedefi halinde. Kolonizasyon döneminde yasaklanmış bir din. Bir çok Pagan elementi içerdiği için insanlar hala bu dinin; cadılık yada şeytana tapma olduğunu falan düşünüyor (tam bir saçmalık). Candomble farklı </em><em>enerji ve elementleri temsil eden binlerce tanrı ve tanrıçaya sahip. Mit yönünden çok enteresan ve </em><em>zengin bir din. Bu yönü hoşuma gidiyor ve bana ilham veriyor. Doğanın etrafımızdaki her şeyi </em><em>yönettiğini bilmek beni rahatlatıyor. Brezilya’daki siyahi kadınlar tarih boyunca baskılanmış. </em><em>Hizmetçilik ya da seks içliği gibi teslimiyetçilik yanlısı mesleklerle bağdaştırılmıştır. Candomble, </em><em>ırk ve cinsiyet hiyerarşisini spiritüalizm yardımıyla yıkar. Bu din insanlara; kadınlara, özellikle</em><br />
<em>annelere karşı saygı duyulmasını ve doğaya karşı daha sevecen olunması gerektiğini anlatır.</em><br />
<em>Candomble doğaya ve Siyah Feminizm’ine dair düşüncelerimi tamamlıyor. İşlerimde tanrı ve</em><br />
<em>tanrıçalarının kopyalarını yapmıyorum ama onlara odaklanıp enerjilerini taklit ediyorum. Eğer</em><br />
<em>işlerime bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Mesela bir çok karakterimin “üçüncü göz” ü</em><br />
<em>vardır. Eğer “üçüncü göz”’leri yoksa, yıldız takımları yada buna benzer dinimle ilişki içerisindeki</em><br />
<em>alegorik formlara rastlarsınız. İşlerimde her zaman siyahi figürler kullanırım. Sanat dünyasında</em><br />
<em>siyahi figürlerin yetersizliği apaçık bir şekilde görünmektedir. Bu beni rahatsız ediyor. Misal, eğer</em><br />
<em>sıradan bir dövmeciye gidip kolunuza bir denizkızı dövmesi istediğinizi söylerseniz o denizkızı</em><br />
<em>beyaz bir deniz kızı olacaktır. Çok inatçı bir insanım. Dövme yaptırmaya gelen bir çok kişi dizayn</em><br />
<em>sırasında yaptığım figürü beyaz olacak şekilde değiştirmemi istiyor. Onlara bunun mümkün</em><br />
<em>olmadığını söylüyorum. Prensiplerim var.</em></li>
<li><strong>Currently, you do both street art and tattoo. I wondered; because street art is naturally a public</strong><br />
<strong>exhibition from the very start to end the process is open to the public, on contrary, tattoo art is</strong><br />
<strong>something super private and intimate. It is like a dialogue between you and that person directly.</strong><br />
<strong>How do you feel about performing these two different kinds of art at the same time?</strong><br />
<strong>I Like this difference. In one hand tattoo is done in private. This is comforting me because if</strong><br />
<strong>someone is watching me doing tattoo I tend to get nervous and I am human you know? I don’t want</strong><br />
<strong>to mess it up their most personal thing, their skin. It is permanent and person comes to me with</strong><br />
<strong>trust.. On the other hand, graffiti is something unique I use whole my body for it. It is not just spray</strong><br />
<strong>paint; I use my elbows, my clothes, even my hair or cheeks to make some details on the wall.</strong><br />
<strong>Everyone can see what I do. I have a connection to the wall. I like being outside and perform as a</strong><br />
<strong>street artist. People generally come and say positive things about my work and I get even more</strong><br />
<strong>encouraged. I weirdly like to look a bit sloppy and really get down to business with my art in</strong><br />
<strong>public. I get more confident. I haven’t thought about this actually but your right. They are</strong><br />
<strong>completely different artistic processes and actually the way they make me feel is different too !</strong></li>
<li>Şu anda hem sokak sanatı hem de dövmecilik ile uğraşıyorsun. Merak ettiğim bir şey var: Sokak<br />
sanatı yapısı gereği başından sonuna kadar kamuya açık bir halde icra ediliyor. Diğer uğraşmakta<br />
olduğun sanat dalı dövmecilik ise tamamen mahrem bir şekilde icra ediliyor. Sanki dövme yaptığın<br />
kişi ve senin aranda ikinize özel bir diyalog var. Bu yönden farklılık gösteren iki sanat dalı ile aynı<br />
anda uğraşıyor olmak nasıl bir his?</li>
<li><em>Bu fark hoşuma gidiyor. Dövmeciliğin mahremiyet gerektiren yönü beni rahatlatıyor. Karşımdaki kişinin derisi, en kişisel şeyi bana emanet ve yaptığım şey kalıcı. E sonuçta bende insanım, biri beni elimde iğne varken izlediğinde gerilmeye başlıyorum. Öbür taraftan Graffiti sanatı ise eşsiz bir şey. Duvarları boyarken olay sadece sprey sıkmaktan ibaret değil. Tüm vücudumu işin içine katıyorum; </em><em>dirseklerimle, kıyafetlerimle.. Hatta bazen saçım ve yanağımla bazı detayları işliyorum. Sokaktaki </em><em>herkes ne yaptığımı görüyor. Karşımdaki duvar ile bir ilişkim oluyor. Sokaklarda olmayı ve bir </em><em>sokak sanatçısı olarak performans sergilemeyi seviyorum. İnsanlar genelde yanıma gelip güzel </em><em>şeyler söylüyor. Bu beni daha çok gaza getiriyor. Sokakta sanatımı icra ederken pis görünmeyi garip </em><em>bir şekilde seviyorum. Bu bana özgüven kazandırıyor. Sorduğun şeyi daha önce hiç bu şekilde </em><em>düşünmemiştim ama evet haklısın uğraştığım şeylerin artistik süreçleri birbirinden apayrı. İşin</em><br />
<em>doğrusu bana hissettirdikleri şeylerde çok farklı !</em></li>
<li><strong>Do you think you are a feminist? In Turkey, feminism is still widely regarded as a negative notion.</strong><br />
<strong>With your own words, how would you describe feminism to Turkey?</strong></li>
<li><strong>Yes, I am a feminist. And for me this means freedom, evolution, another step in history and</strong><br />
<strong>civilization. It requires a mentality change. Brazil is in a similar situation with Turkey. Feminism is</strong><br />
<strong>not man-hating or being a lesbian. It is not freedom only for women but for men too. It liberates us</strong><br />
<strong>from the corrupted sides of the tradition. We live in the 21st century, conditions have changed and</strong><br />
<strong>we as a civilization have to evolve too and feminism is a part of this evolution.</strong></li>
<li>Kendini bir feminist olarak görüyor musun ? Türkiye’de Feminizm hala negatif bir çağrışım<br />
yapmakta. Kendi sözlerinle Türkiye’ye feminizmi tarif eder misin ?</li>
<li><em>Evet, feministim. Feminizm benim için özgürlük, evrim, medeniyet tarihinde yeni bir basamak</em><br />
<em>demek. Bu zihnen bir değişim gerektiriyor. Brezilya ile Türkiye bu konuda benzerler. Feminizm</em><br />
<em>“erkek nefreti” yada lezbiyenlik demek değildir. Feminizm yalnızca kadınlar için özgürlük değil,</em><br />
<em>aynı zamanda erkekler içinde özgürlüktür. Bizleri geleneklerin yozlaşmış yönlerinden kurtarır.</em><br />
<em>Yirmibirinci yüzyılda yaşıyoruz, şartlar değişti. Medeniyetinde evrilmesi gerekiyor. Feminizm,</em><br />
<em>medeniyetlerin evriminin bir parçasıdır.</em></li>
<li><strong>How do you express feminism in your art?</strong></li>
<li><strong>Simply, I talk about bodies. Different shapes of bodies, not the one that media provides us. Body</strong><br />
<strong>hair, body shapes etc. For example, I draw small flowers instead of hairs in legs. Something that</strong><br />
<strong>grows naturally. I want to normalize the body hair. I like to use metaphors for body hair. Also,</strong><br />
<strong>different shapes of breasts are important too. There are no 3 boob types. There are a lot !</strong></li>
<li>Sanatında Feminizm’i nasıl ifade ediyorsun ?</li>
<li><em>Basitçe söylemek gerekirse: Bedenlerden bahsediyorum, medyanın bize göstermeyi reddettiği</em><br />
<em>bedenlerden. Kıllardan ve farklı şekillerde ki vücutlardan… Mesela, bacak kılları yerine bacaklara</em><br />
<em>minik çiçekler çiziyorum. Doğada nasıl kendiliğinden büyüyorsa aynen o şekilde lanse etmeye,</em><br />
<em>vücut kıllarını normalleştirmeye çalışıyorum. Kılları metaforlar üzerinden anlatmak hoşuma</em><br />
<em>gidiyor. Ayrıca memelerden bahsetmeninde önemine inanıyorum. Dünya üzerinde 3 tane meme yok.</em><br />
<em>Bir sürü var !</em></li>
<li><strong> Do you think as an artist Barcelona is a good place to live regarding the lifestyle and the economic</strong><br />
<strong>aspect?</strong><br />
<strong>Well, not only artists but all art lovers should at least visit this city. I am leaving this beautiful city</strong><br />
<strong>in few days I already started to miss it. Lot of art is happening here! People pay attention to all</strong><br />
<strong>kinds of art here which is an amazing thing for an artist. These days due to the tension between</strong><br />
<strong>Catalan government and Madrid, Barcelona can be politically and economically unstable.</strong></li>
<li>Sence bir sanatçı Barcelona’da yaşamayı tercih etmeli midir ?</li>
<li><em>Yani sadece sanatçılar değil aynı zamanda tüm sanatseverler bu şehri ziyaret etmeli. Bu güzelim</em><br />
<em>şehri bir kaç gün içinde terk edeceğim ve daha şimdiden özlemeye başladım. Burada insanlar</em><br />
<em>sanatın her dalına ilgi gösteriyor. Her yerde ayrı bir sanat var. Bu bir sanatçı için harika bir şey. Ne</em><br />
<em>yazık ki bugünlerde Barcelona, Katalan hükümeti ve Madrid arasındaki gerginlik yüzünden politik</em><br />
<em>ve ekonomik açıdan istikrarsız halde.</em></li>
<li><strong>Here in Barcelona, the Marijuana usage is legal and very common. Do you use weed ? What do you</strong><br />
<strong>think about the the relation between craftsmanship and recreational use of marijuana ?</strong><br />
<strong>Haha, yes. I like what nature gives to us. Marijuana can be used for both recreational and medical</strong><br />
<strong>purposes for all around the world. I use it to access places in my mind and my spirit that normally I</strong><br />
<strong>am not able to achieve easily because the rush of the daily life blocks me from reaching those areas.</strong><br />
<strong>For example doctor and lawyers or PhD. students, they take Ritalin or variations to boost their focus</strong><br />
<strong>and memory to reach their max efficiency and this is completely legal. People will not judge them</strong><br />
<strong>for taking concentration pills. Cannabis users often get labeled like: “potheads”, “punk”, “junkie”</strong><br />
<strong>but this is not the truth. I use cannabis to boost my creativity time to time. Unfortunately, I see many</strong><br />
<strong>artists in the sector using cannabis or other recreational drugs as a replacement for their own</strong><br />
<strong>creativity. The high of the weed is not a replacement for creativity. I know my limits and I</strong><br />
<strong>encourage people to know their limits too. When people ask “Is it the drugs that paint or is it you ?”</strong><br />
<strong>I say marijuana cant take control of you it is not a person, it is just some chemicals that activates</strong><br />
<strong>some parts of your brain. It activates things that you already have inside of you. What weed does is</strong><br />
<strong>to , simply open doors in your mind which you forget where the key was. You choose which door</strong><br />
<strong>you enter. Some people choose a door which makes you lie on the couch all day. Artists like me use</strong><br />
<strong>it to obtain an eccentric dialogue with self.</strong></li>
<li>Barcelona da Marijuana kullanımı yasal ve oldukça yaygın. Esrar kullandığın oluyor mu ?<br />
Sanatçılık ve esrar kullanımı arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsun ?</li>
<li><em>Haha, evet. Doğanın bize verdiklerini seviyorum. Kenevir hem eğlence hem de tıbbi amaçla</em><br />
<em>dünyanın bir çok yerinde kullanılıyor. Zihnimde ve ruhumda günlük hayatın hızı ve kuralları</em><br />
<em>yüzünden kolayca erişemediğim bir çok bölge var. Esrar rahatlamama ve bu bölgelere rahatça</em><br />
<em>erişmemi sağlıyor. Bir çok doktor, avukat ve doktora öğrencisi Ritalin ve türevi ilaçlar alarak</em><br />
<em>konsantrasyon ve hafıza yeteneklerine bir nevi doping uyguluyor ve bu legal bir olay. Toplum onları</em><br />
<em>bu ilaçları aldıkları için yargılamıyor ama kenevir kullananlara; “bağımlı”, “esrarkeş”, “serseri” gibi</em><br />
<em>etiketlemelerde bulunuyor. Bu yanlış bir yaklaşım biçimi. Arada sırada marihuanayı yaratıcılığımı</em><br />
<em>tetiklemek için kullanıyorum. Ne yazık ki sektörde bir çok sanatçıyı, esrar veya bir takım kimyasal</em><br />
<em>uyuşturucuları kendi yaratıcılıklarının yerine kullandıklarını görüyorum. Herhangi bir</em><br />
<em>uyuşturucunun yarattığı geçici etki, insanın kendi yaratıcılığının yerine geçip vekili olamaz.</em><br />
<em>Limitlerimi biliyorum ve diğer insanları da limitlerini fark etmeleri için cesaretlendiriyorum. Bazı</em><br />
<em>insanlar “Resmi yapan sen misin yoksa uyuşturucu mu ?” gibi eleştirilerde bulunuyorlar. Esrar bir</em><br />
<em>insan değil, seni kontrol edemez. Bu sadece kimyasalların vücudunda, kafanda zaten çoktandır var</em><br />
<em>olan şeyleri tetiklemesi durumu. Zaten içinde barınan özellikleri aktive ediyor. Esrar sana,</em><br />
<em>zihnindeki açamadığın kapıların anahtarını veriyor. Bir çok kapı var. Hangisini açacağını sen tercih</em><br />
<em>ediyorsun. Bazı insanlar “tüm gün koltukta yatma” kapısını tercih ediyor. Benim gibi sanatçılar ise</em><br />
<em>kendiyle egzantirik bir diyaloga girmeyi tercih ediyor</em></li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/barcelonanin-gettolarindan-bir-ses-ianah-maia-de-mello/">Barcelona’nın Gettolarından Bir Ses: Ianah Maia de Mello</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/barcelonanin-gettolarindan-bir-ses-ianah-maia-de-mello/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14718</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nur Artıran İle Röportaj</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tasavvuf-ve-mesnevi-uzerine-sohbet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tasavvuf-ve-mesnevi-uzerine-sohbet/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 May 2018 04:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14578</guid>
				<description><![CDATA[<p>Efendim, öncelikle tasavvufta ‘İnsan’ kavramı nedir? Mesnevi’nin insana bakışı nasıldır? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Hz. Mevlânâ, gerek Mesnevi-i Şerif’inde gerekse diğer eserlerinde, ‘İnsan’ denen eşref-i mahlûkatı tüm hakikatiyle ifade ederek, insana dair tüm sırları herkesin anlayabileceği bir ölçüde ortaya koymuştur. Bu hususta birkaç örnek vermek isteriz: “Ve’t-Tîn sûresindeki; ‘Biz insanı en güzel şekilde yarattık.’ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tasavvuf-ve-mesnevi-uzerine-sohbet/">Nur Artıran İle Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Efendim, öncelikle tasavvufta ‘İnsan’ kavramı nedir? Mesnevi’nin insana bakışı nasıldır?</em></strong></p>
<p>Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Hz. Mevlânâ, gerek Mesnevi-i Şerif’inde gerekse diğer eserlerinde, ‘İnsan’ denen eşref-i mahlûkatı tüm hakikatiyle ifade ederek, insana dair tüm sırları herkesin anlayabileceği bir ölçüde ortaya koymuştur. Bu hususta birkaç örnek vermek isteriz: “<em>Ve’t-Tîn</em> sûresindeki; ‘Biz insanı en güzel şekilde yarattık.’ âyetini oku. Ey dost şunu iyi bil ki, en değerli inci candır.” “İnsan değer bakımında arştan bile üstündür. İnsan hayâle, düşünceye sığmayacak kadar büyüktür. Ben insanı kıyamete kadar anlatsam, gene de bitiremem. İnsanın gerçek değerini söylersem ben de yanarım bütün dünya da yanar.” “ ‘Âdem’e secde ediniz.’ diye ses gelip duruyor. Bir an için kendi hakikatinizi görün, siz insan değil misiniz? ” “Âdem’e baktığın zaman onun hakikatini gör, (onu) iblis gibi su ve topraktan ibaret görme. Başında; ‘Biz insanoğullarını şereflendirdik.’ tâcı var. Boynunda; ‘Biz sana Kevser ırmağını verdik.’ gerdanlığı asılı. Ey insan sana hizmet etmek bütün varlıklara, bütün mahlûkata farzdır. Akıl da,  fikir de sana kul köle edilmiştir. İş böyle olduğu halde sen kendini neden böylesine ucuza satarsın?” “İnsan, sûreti, dış yüzü ve yaratılışı ile dünyanın çok küçük bir parçasıdır. Eti, kemiği ile diğer varlıklar gibidir. Fakat sıfat ve meziyet bakımından onu dünyanın aslı bil. Dünya, cihanın gizli hükümlerini ihtiva eden kitap gibidir, İnsan da o kitabın başyazısı. Ne dediğimi düşün de bu meseleyi iyi anla!”</p>
<p>Yine, Hz. Ali Efendimiz de, insanın hakikatini ve ondaki yüksek potansiyeli şu cümleyle ifade etmiştir: “Sen kendini küçük bir varlık zannediyorsun. Hâlbuki sende koca bir âlem gizlidir.” Bütün bu sözlerin temeli,  Cenâb-ı Allah’ın, bir Hadis-i Kutsi’sinde; “Ben insanın sırrıyım, insan da Benim sırrım.” diye buyurmasına dayalıdır.</p>
<p>Hz. Mevlânâ’nın ve Hz. Ali Efendimiz’in de sözünü ettiği insandaki bu yücelik nedeniyle, son yüzyılımızın tasavvuf büyüklerinden İkbal;  “Allah’ı inkâr edene hoca ‘kâfir’ der. Bana göre ise kendini, kendindeki İlâhî gücü inkâr eden ‘kâfirin de kâfiri’dir.” demiştir. Bütün mesele, kendimizi ve içimizdeki doğuştan var olan çok büyük İlâhî gücü tanımak ve onu harekete geçirmektir. Fakat bu İlâhî gücü harekete geçirmek, salt zahiri bilgilerle mümkün değildir. Bunun için, maddeyle mânâyı eşit seviyede takip etmek, ikisi arasında bir denge kurmak gerekir. İnsan’da, yaratılışındaki bu yücelikle birlikte, ikilik de vardır. Yani, kutsal ruh ile süfli arzuları ifade eden nefsin sürekli çekişme hali… Bundan dolayıdır ki, Hz. Mevlânâ bir rubaisinde; “Bazen melekler bizim iyiliğimizi, güzelliğimizi kıskanırken; bazen de şeytanlar bile bizim kötülüğümüzden korkup kaçar.” demiştir. Elbette beşeri gözle bakıldığında, herkes sureta insan… Onları birbirinden ayırmak için baş gözü değil, gönül gözümüzü açmak gerekiyor. Mesnevi-i Şerif’te; “Eğer insan şekli, sureti, görünüşü ile insan olabilseydi; Hz. Ahmed Efendimiz ile Ebu Cehil bir olur, aralarında hiçbir fark olmazdı. Görünüşte her ikisi de insandı. Cenâb-ı Allah, hayvanî ruhta kalanların kötü huylarını değiştirmesi, nefsi ile savaşarak içindeki insanî kişiliğini ön plana çıkarması için kişiye bir istidat, bir kâbiliyet vermiştir. Fakat insanın sürekli nefsâni istek ve arzularına uymasından dolayı, o kabiliyet ve istidâdı kaybolup gitmiştir.” diye buyrulmuştur.</p>
<p><strong><em>Peki Efendim, ‘Melâmiilik’ kavramı nedir? Melâmi meşreplik gerekli midir? Bu kavramın, menkıbelerdeki yeri nedir?</em></strong></p>
<p>Efendim, bir şeyin mânevî olarak mutlak gerekli olması için, o işin Kur’ân-ı Kerim’de ve Peygamber Efendimizin sünnetinde bir yerinin olması gerekir. Melamet, Arapça LVM kökünden türemiştir. ‘Melâmet’ veya ‘melâmetiye’; ‘zemmetmek, kötülemek, azarlamak, serzenişte bulunmak, takbîh etmek’ mânâlarına gelmektedir. ‘Takbîh’, ‘çirkin görme, beğenmeme’ demektir. Yani kendi nefsini çirkin görme, beğenmeme. Tasavvufi olarak yaygın tarifi ise şöyledir: ‘Yaptığı iyilikleri (gösteriş olur endişesiyle) gizlemek, yaptığı kötülükleri ve işlediği günahları (nefsiyle mücahede etmek için) açığa vurmaktır.’ Kınayanın kınamasından korkmamak esası üzerinde kurulu olan Melâmetiye’nin kaynağı şu iki âyete dayandırılmaktadır: ‘Ey Mü­minler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah yakında öyle bir topluluk getirecek ki; O onları sever, onlar da O&#8217;nu severler. Mü­minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihat ederler. Kınayanın kınamasından korkmazlar.’ (Mâide 5/54). ‘Kendini kınayan nefse yemin ederim.’ (Kıyamet 75/2). Yine, Kur’ân-ı Kerim&#8217;de aynı mânâyı ifade eden başka ayetler de bulunmaktadır.</p>
<p>Melâmetin temelinde; mânevî halini, iyilik ve güzelliğini dışarıya vurmamak; gösterişten, şan şöhretten, özellikle övülmekten kaçmak düşüncesi vardır. Onlar için övülme değil yerilme ön planda olup eleştiriye açıklardır. Zaten övülme ile yerilmeyi bir bilmeyenden, Allah dostu olmaz, olamaz! Bu konunun hakikatine dair yüzlerce örnek verilebilir. Ne yazık ki herkes övülme, takdir, teşekkür peşindedir. Tasavvufî yaşamda mânevî hallerin gizli kalması; gösterişe kaçmamak; hatta ibadet hayatını, mânevî yönünü hiç hissettirmemek; iyilikleri, ibadet ve taatı gizli yapmak; riyadan kaçıp ihlasa sarılmak temel esastır. Melametin en belirgin özelliklerinden biri de; bu hasletleri samimiyetle yaşamak için mânevî merasimlerde kullanılan destar, sikke, taç, hırka gibi tören giysilerine önem vermemek; onların sembolik tarafını putlaştırmak yerine, hakikatine, özüne, o destarın veya hırkanın sırr-ı hikmetine yönelmektir. O nedenle melamet, şekil ve suretsizliktir. Hz. Mevlânâ bir beytinde; “Sen şekil ve surette kaldığın müddetçe, ‘Allah şekilsiz, suretsiz’ demenin sana bir faydası yok.” der. Elbette bu sadece destar, hırka meselesi değil; her türlü şekilcilikten ve gösterişten kurtulma meselesidir. Günümüze kadar ulaşan bir menkıbe, bu konuyu daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>
<p>Hacı Bayram Veli&#8217;nin meşhur müridi Ak Şemseddin ile Dede Ömer Sikkînî arasında meşrep farklılığı ortaya çıkar. Şekle dayanan zikir meclislerine ve kıyafete karşı olan Sikkînî Hazretleri, Akşemseddin&#8217;in yönettiği zikirlere katılmaz, kendisi gibi düşünenlerle mescidin bir kenarına çekilip sohbet eder. Bu durumu tasvip etmeyen Akşemseddin, onun da kendileri gibi davranmasını ister; aksi halde Bayramî tâcını ve hırkasını geri alacağını söyler. Şeyhlerin ikisi de Göynük&#8217;de yaşamaktadır. Menkıbeye göre Sikkînî taç ve hırkayı cuma günü teslim edeceğine dair haber gönderir. O gün dergâhın bahçesine odun yığdırır ve büyük bir ateş yakar. ‘Buyurun ateşe girelim. Keramet taç ve hırkada ise, biz yanarız onlar kalır; değilse onlar yanar biz kalırız.’ der. Alev alev yanan ateşe girer ve aşk ile semâ etmeye baş­lar. Hırka ve taç yanar kül olur, ama kendisine hiçbir şey olmaz. Bu olaydan sonra Bayramî melâmîleri taç ve hırkaya kesinlikle ilgi duymaz, bu tören kıyafetlerine değer vermezler. Çünkü aslolan ölümlü bedeni süsleyen destar, hırka değil; gönüldeki aşk u muhabbettir, ilimdir, irfandır. Allah’a gösterişsiz kul olmak, O’nun kullarına da gösterişsiz, samimi bir şekilde hizmet etmektir. Adına destar veya taç denilen tarikat giysilerinin hakikat âleminde hiçbir kadri kıymeti olmadığı için, Yunus Emre; “Dervişlik olaydı taç ile hırka/ Biz de alır idik otuza kırka.” derken, Cüneyd-i Bağdaki Hazretleri; “Eğer başa takılan sarığın, giyilen hırkanın mânevî olarak insana bir faydası olacağına inansam; bunları ateşten yapar, giyerdim.” demiş, Hacı Bektaş-ı Veli de; “Hararet nardadır, sacda değildir; keramet baştadır, taçta değildir.” diyerek aslolanın taç u hırka olmadığını açıkça beyan etmişlerdir. Hz. Mevlâna&#8217;nın da hiçbir eserinde, hiçbir beytinde taç u hırkaya değer verdiğini görmek kesinlikle mümkün değildir. Onun için önemli olan aşktır, irfandır, arif bir kişi olmaktır. Başa takılan destarın, giyilen hırkanın hiçbir değeri olmadığını şu beyitleriyle ifade eder: “Şekle surete takılmak, mânâyı arayanlara engel olur. Sen işin dış görünüşüne takılıp kalıyorsan, puta tapıyorsun demektir. İşin şekline suretine bağlanmayı bırak, özüne mânâsına bak.” “Destarıma, cübbeme, başıma bu üçüne birden kıymet biçtiler. Üçüne bir kuruştan daha az para verdiler. Sen dünyada benim adımı hiç duymadın mı?  Ben bir hiçim ben bir hiçim! Hz. Mevlânâ, uyanık gönüllü insanlar için, ‘destar ve cübbe benim yanımda bir kuruştan daha değersizdir’ diyor; ama ne yazıktır ki, çoğu tarik ehli giydikleri mânevî tören elbiselerine öyle sıkı sıkıya bağlanıyorlar ki; bu onların gittikleri yolun hakikatine, aslına, özüne perde olurken birçoğunun mânevî hedefi de, bir an önce bir hırka, destar veya sarığa kavuşmak oluyor. Bazıları da Cenâb-ı Allah’a kulluk etmek, topluma faydalı, insana yakışır bir şekilde yaşamak için mutlaka kendilerinden şekil suret belgesi alınmasını şart koşacak kadar cehalet içinde yaşıyor. O nedenle; ‘İşin sırr-ı hakikatine eremeyenler; dini merasimleri, taç u hırkayı kendilerine din edinirler.’ denmiştir.</p>
<p>Sonuç itibariyle, Melamet, başkalarında ayıp kusur görmek yerine kendi kusurlarıyla ilgilenip kendini kınamak; destar, hırka, sarık gibi şeylere kıymet vermemek; bu gibi sembollere takılıp kalmak yerine bunların özüne, hakikatine yönelmek; gösterişsiz, şekilsiz, suretsiz bir şekilde Rabbine kul, Peygamberine ümmet olmaktır. İrfandan nasipsiz bir şekilde bayram çocuğu gibi taç u hırka ile süslenmenin kimseye faydası yok! İrfan sahibi insanların da taç u hırkaya ihtiyacı yok! Bu çerçeveden bakıldığı takdirde; ‘Melamet meşrep olmak gerekli midir, yoksa gereksiz midir?’ bunun cevabını bulmak çok daha kolay olacaktır.</p>
<p><strong><em>Peki, namazın Mesnevi’deki karşılığı nedir?</em></strong></p>
<p>‘Namaz, aslında niyazdır.’ Yani yokluktur, hiçliktir, yüce yaratıcıya muhtaçlıktır. O’nun kudret ve kuvveti önünde kendi acziyetini bilmek ve samimiyetle o kudret önünde baş kesmektir. Kur’ân’ı Kerim’de; ‘Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz.’ denir. Bu nimetlere yapılacak en önemli şükür de, namazdır.</p>
<p>Mesnevi-i Şerif’te çok önemli bazı ledünni sırlar, ‘Dekuki’nin Namazı’ isimli menkıbe ile dile getirilir. Burada özellikle namaz ve namazın hakikati üzerinde hassasiyetle durularak şöyle denir: “Ey imam, namaza başlarken ‘Allahu ekber’ demenin mânâsı şudur: Allah’ım biz senin huzurunda kurban olduk. Yani nefsimizi ve nefsani tüm istek ve arzularımızı senin huzurunda kurban ettik. Hani kurban keserken ‘Allahu ekber’ dersin. İşte yok edilmeye, öldürülmeye layık olan nefsini de Cenâb-ı Hakk önünde kurban ederken bu söz söylenir. O esnada beden İsmail, can ise Halil İbrahim gibidir. Can, bu bedenin heva ve hevesini kesmek için tekbir getirince; beden, şehvetlerden, hırstan kurtulur. Namazda ‘Bismillahirrahim’ demekle kurban olur gider. Namaz kılanlar kıyamette olduğu gibi Allah’ın huzurunda saflar halinde dururlar; sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar. Namazda gözyaşı içinde ayakta kıyamda durmak, kıyamet günü dirilerek kabirlerinden kalkıp mahşer yerinde Allah’ın huzurunda durmaya benzer. Cenâb-ı Hakk, sana ‘dünyada verdiğim bunca ömür içinde ne yaptın, huzuruma ne ile geldin?’ diye sual edecek! ‘Sana verdiğim rızkı, gözünü kulağını iradeni nerelerde kullandın, Arş’a ait olanları satıp bu dünyada neyi satın aldın?  Sana kazma gibi el, ayak verdim. Bunları sana ben bağışladım. Onlar ile dünya da ne yaptın?’ gibi buna benzer yüzbinlerce şeyden hesap soracak. Kula kıyamda iken sorulan bu sorulardan kul çok utanır, verecek cevabı yoktur. Utancından iki büklüm olur, ayakta duracak gücü kalmaz ve rükûa varır. Bu utanç içinde ‘Sübhane rabbiye-l azim’ diyerek yüce Allah’ın noksan sıfatlardan beri olduğunu söyler. Kula tekrar sert bir ferman gelir, ‘başını kaldır da sana sorulan sorulara cevap ver!’ O günahkâr kul utana utana başını rükûdan kaldırır, fakat utancından fazla dayanamaz ve yüz üstü yere kapanır. Ona tekrar hitap gelir ‘secdeden başını kaldır ve dünyada yaptıklarına dair sana sorulan sorulara cevap ver!’ O bir kere daha secdeden başını kaldırır, ama dayanamaz utancından yılan gibi tekrar yüz üstü yere kapanır. Cenâb-ı Hakk tekrar ‘başını kaldır ve söyle, yaptıklarını kıldan kıla inceden inceye birer birer senden soracağım’ diye buyurur. Allah’ın bu heybetli hitabının ağırlığı yüzünden ka’deye varır, dizlerinin üzerine çöker. Cenâb-ı Hakk ise tekrar ‘söyle, anlat’ diye buyurur!  ‘Sana nimet verdim, nasıl şükrettin?’ Sana nice sermaye vermiştim, onunla ne kar elde ettin bunları göster!’ Kulun yapacak hiçbir şeyi, söyleyecek hiçbir sözü yoktur. Utana utana başını sağ taraf çevirir; peygamberlere, ruhlara, meleklere selam verir. Onlara ‘ey mânâ padişahları, bana yardım edin’ diye yalvarır. Onlar ise, ‘çare ve yardım günü geçti, biz dünyada iken söylenecek her şeyi söyledik ve seni uyardık; sen ise kendi aklına uydun, istediğin gibi yaşadın, bizi ciddiye almadın, derdine çare dünyada olabilirdi. Sen zamansız öten horoz gibisin, sus’ derler. Kul çaresizlik ve utanç içinde başını sol tarafa akrabalarına çevirir, onlardan yardım ister. Onlar da ‘sus, biz kimiz ki sana yardım edelim, kendi günahımız bize yeter’ derler. Hiçbir yerden yardım bulamayan kulun gönlü yüz bin parça olur. Günahkâr kul, herkesten ümidini kesince iki elini açar ve Rabbine duaya başlar. Sen günde beş vakit kıldığın namazdaki bu işaretleri gör de kesin olarak bu işin böyle olduğunu bil, ona göre hareket et. Yem toplayan tavuk gibi secdeye başını koyup kaldırma!” Çok açık bir şekilde anlaşılıyor ki; namaz, sadece eğilip doğrulma veya bilinçsizce yapılan bir mânevî sorumluluk meselesi değil, İlâhî huzurdaki hesap gününü günde beş kere hatırlamadır. Kur’ân’ı Kerim’de ‘namaz seni her türlü kötülüklerden alıkor’ denilir. Kim ibadetlerinin karşılığı olarak nefsinin şerrinden halas oluyorsa, namaz da kılıyor demektir. Gerisi ancak hikâyedir.</p>
<p><strong><em>Efendim, Nasuh tövbesinin ne olduğunu bizlere anlatır mısınız?</em></strong></p>
<p>Nasuh tövbesi, Mesnevi-i Şerif’te Hz. Mevlânâ tarafından çok uzun bir hikâye ile en açık bir şekilde anlatılmıştır. Söz konusu olayda, Nasuh isimli bir kişinin yaşadıklarıyla alakalı olarak gönül yangını ve pişmanlık içinde yaptığı tövbeden bahsedilir. Her insan hata yapabilir. Bu gayet tabiidir. Asıl hata, hata yapmak değil, yaptığı yanlışta ısrarlı olmaktır! Aynı hatayı tekrar edip durmaktır. Yaptığı yanlışlardan ders almamaktır! Hz. Mevlânâ; geçmişe bakıp ders almayan insanları, tek gözlü şeytana benzetir. Yani durum bu kadar vahimdir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim bizlere devamlı olarak geçmiş ümmetlerin hallerinden bahseder. Bu hikâyelerden asıl maksat ise; onların düştükleri hataları ve yanlışları görüp aynı hataya bizlerin de düşmemesidir. Sürekli aynı hatada ısrarlı olan kişiler, Kur’ân-ı Kerim’i ve Rabbini anlamıyor demektir. Tövbe etmek, dil ile ‘estağfirullah’ demek değil, sözünü ettiği ‘estağfirullah’ ın haline bürünmektir. Çoğu sufi günde yüzlerce kez ‘estağfirullah’ der; ama bunlar sadece seste, sözde kalır. Cenâb-ı Allah, laf istemez, hal ister. Tıpkı dünyada bile insanların söze değil, yapılan işe önem verdikleri gibi… Nasuh tövbesinin hakikati, özü; hata ve kusurlarımızı ciddiyetle idrak etmek, çok samimi bir pişmanlıkla kesinlikle aynı hataya düşmemektir! Hz. Mevlânâ bu meyanda şöyle der: “Eşek bile düştüğü çukura bir daha düşmez, sen eşekten aşağı mısın?</p>
<p><strong><em>Mesnevi-i Şerif’te anlatılan ‘nahivci ve gemici’ hikâyesi dikkate alındığında; gramer kitabı mı, yüzme bilmek mi daha önemlidir? Yoksa her ikisi de mi? Yani, Mesnevi’de bilgi nasıl değerlendirilir?</em></strong></p>
<p>Bu sorunun cevabını tam olarak anlatabilmek için, Mesnevi-i Şerif’te sözü edilen hikâyeden kısaca bahsetmek gerekir. Hikâyeye göre, bir nahiv -dilbilgisi- âlimi gemiye biner. Bu bilgisiyle mağrur bir şekilde, gemiciye; ‘Sen hiç hayatında nahiv okudun mu?’ diye sorar. Gemici ‘hayır’ deyince, nahivci ‘senin ömrünün yarısı boşa gitmiş, yazık’ der. Gemici bu sözden çok kırılır, üzülür; ama belli etmez, susar. Bir müddet sonra şiddetli bir rüzgâr çıkar, gemiyi bir girdaba sürükler. Gemi çalkantılar içindeyken, gemici yüksek bir sesle nahivciye seslenir: ‘Ey nahiv hocası, söyle bakalım sen yüzme bilir misin?’ Nahivci; ‘Ey hoş gemici, ben yüzme bilmem’ der. Gemici; ‘Ey nahivci’ der. ‘Senin bütün ömrün hiçe gitti, çünkü gemi bu girdapta batacaktır! Şunu iyi bil ki gemide mahvolmayı bilmek gerek, nahiv bilmek bir işe yaramaz. Ey bilgisiyle övünen kişi, şimdi sen de bilgisiz, cahil bir kişi durumuna düştün.’</p>
<p>Bu hikâyeden şunu anlamak gerekir: Dünya bir deniz, gemi insan-ı kâmil, kaptan ise o yüce insanın ilmi, irfanı, aşk u muhabbetidir. Bazı insanlar dünyevi veya şer’i ilimleriyle gurur ve benliğe kapılarak; gönül ehli Hakk âşıklarının ledünni, irfanî bilgilerini hiçe sayarlar. Asıl ilim, insana son nefesinde şefaat edecek olandır. O nedenle ‘gemi batıyor, bu durumda nahiv bilgisi değil, mahvolmayı bilmek gerek’ denmiştir. Yani ‘ölmezden evvel ölmeyi bilmek’ gerekiyor. Bunun en açık anlatımı Hz. Yunus tarafından söylenmiştir: ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsin, bu nice okumaktır? Okumaktan mânâ ne, kişi Hakk’ı bilmektir, çün okudun bilmedin, ha bu kuru emektir.’ İşin hakikati ve mânevî boyutu; okumaktan, bilmekten asıl maksat, insanın kendini dolayısıyla da Rabbini bilmesidir. Kendini dolayısıyla da Rabbini bilen kişi, her şeyi biliyor demektir. Bu ilimden mahrum olanlar ise, ne bilirlerse bilsinler, gemi batarken boğulmaya mahkûm olurlar. Anlaşıldığı üzere, gemiden maksat, insanın ölümlü vücududur. Şekli ibadetler, zahiri ilimler çeşitli işaretler gibidir; insanı ancak deniz kenarına kadar getirirler. Hâlbuki denize girenin ayak izi olmaz! Çünkü orası nişansızlık, şekilsizlik, suretsizliktir! Asıl gâye deniz kenarına gelmek değil de denizin dibine dalmak, oradan inci mercan çıkarmak ise; zahiri bilgilerin, şekil ve suretlerin ötesinde başka türlü bir ilimle hemhâl olmak gerekir. Bu hikâyenin sonucunda Hz. Mevlânâ şöyle der: “Ey aziz dost! Fıkhın fıkhını, nahvin nahvini ve sıfatın sıfatını ancak yoklukta, yok olmakta, izi nişanı olmayan bir dünyada bulabilirsin!”</p>
<p><strong><em>Bilindiği üzere, tasavvufta hakiki aşk, Allah’a karşı duyulan aşktır. Peki, mecâzî aşktan İlâhî aşka geçişte yaşanan süreçler nelerdir ve İlâhî aşka nasıl ulaşılabilir?</em></strong></p>
<p>Evet, asıl maksat yüce yaratıcıya olan aşktır; fakat o İlâhî aşka ulaşmak da, hemen öyle kolay değildir. İnsan ayan beyan görmediği, her haline hayran olmadığı bir şeye tutku ile bağlanıp derin bir aşk hissedemez. Hz. Mevlânâ aşkı tarif ederken şöyle der: “Aşk dileği, isteği, yapıp yapmama arzusunu, iradeyi terk etmektir.” Aşk irademizi tümüyle terk etmek ise; o halde böyle bir tutkuya sahip olmak için, mutlak bir tecelliye ihtiyaç vardır. Bizler yaratılmış olarak, yüce Rabbimizi ancak onun sıfatları ve çeşitli tecellileriyle ayan beyan görür, bilir ve hayran oluruz. Bu İlâhî tecelliler de en açık bir şekilde insandan zuhur eder. Yüce Rabbimizin Kur’ân-ı Kerim’de ‘kıssaların en güzeli’ dediği Yusuf ile Züleyha aşkında; Züleyha, önce Yusuf’a ölesiye âşık olur. Ayrılık derdiyle nice acı, ıstırap ve çile çektikten sonra aşk-ı İlâhîye kavuşur. Öyle ki o aşk acısı ile ıstıraplar içinde ölür; İlâhî vuslat zevki ile de tekrar dirilir, gençleşir, güzelleşir. Buna ‘ölmezden evvel ölme’ de diyebiliriz. Bu örnek, Kur’ânî bir örnek olup tüm insanlık âlemi için geçerlidir. İnsan birine ciddiyetle âşık olduğu zaman, sadece sevdiğine yoğunlaşır ve diğer dertler, arzu ve istekler sevgilinin aşkı yanında küçülür, bir hiç olur. Mecâzî aşktan İlâhî aşka geçişteki hikmet de burada sırlıdır. Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Cümle dertlerini tek bir dert yapanın diğer dertlerini, Allah lütfu ile giderir, onu başka dertlerinden kurtarır.” Yani aşk ateşi ile diğer dertler yanar, yakılır, yok olur. Sevgilinin güzelliği karşısında hiçbir şeyin önemi kalmaz. Tüm sevgilerin özünde Rabbani bir aşk vardır. Bilen bilir, bilmeyen de fani bir kulu sevdiğini sanır. Hz. Mevlânâ Mesnevi-i Şerif’te; ‘Aşk ister nefsani olsun, ister ruhani olsun; sonunda bizi ötelere götürecek bir rehber ve kılavuzdur.’ der. Mecazi aşklar, gelip geçici zevkler, duygu ve düşünceler ile kirletilmez de temiz kalırsa, İlâhî aşka köprü olur. Bu köprüye ‘sırat köprüsü’ de diyebiliriz. Fakat adı ‘sırat köprüsü’ de olsa, ‘aşk’ da olsa sonuçta köprüdür; asıl hedef, karşı taraftaki sevgilidir. Züleyha’nın çektikleri, acı ve ıstırapları satır satır, âyet âyet anlatılmıştır. Elbette bir aşkta yok olmak kolay değildir; ama maşuk ile vuslat tecelli edince tüm acı ve ıstıraplar eşsiz bir zevk u safaya dönüşür. Bu, çok ciddi sabır ve mücadele gerektiren bir haldir. Hz. İbrahim’in ateşler içinde kalmasıdır. Fakat o ateş, bir tek söz ile güllük gülistanlık olmuştur. Eğer bizler de aynı samimiyetle “Hasbünallahü ve ni’mel vekîl” diyebilirsek, gönlümüze düşen bu ateş, Rabbani bir vuslat ile güllük gülistanlık olacaktır. Sürekli ifade ettiğimiz gibi, bu da bir sözü tekrar etmek değil, haline bürünmek meselesidir. Hz. İbrahim, sadakat ve teslimiyetin sembolüdür. Bu İlâhî teslimiyete de, söz ile kelam ile değil; ancak bu sözün hakikatinin ifade ettiği gerçek mânâ yaşanarak ulaşılır.</p>
<p><strong><em>Peki Efendim, dağda bir derviş olmak mı, halk içinde Hakk ile beraber olmak mı daha değerlidir? </em></strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz; <em>“İnsanların arasına karışıp onların ezâlarına katlanan Müslüman, onlardan uzak durup ezâlarına katlanmayandan daha hayırlıdır.” ve “İ</em>nsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” diye buyurmuştur. Ayrıca bildiğiniz gibi, İslamiyet’le birlikte ruhbanlık kaldırılmıştır. Bu da, dağda veya herhangi bir yerde tek başına yaşamaktansa, insanlar arasında bir derde derman olmanın çok daha hayırlı olduğunun işaretidir. O nedenle özellikle de tekâmül etmiş kâmil insanların, mutlaka halkın içinde olup onların tüm isyanına, eza ve cefasına katlanıp uyarıcı ve yol gösterici olması gerekir. Peygamber Efendimiz, bu ulvi görevi yerine getirirken çekmiş olduğu sıkıntıları şöyle dile getirir: “Ben nice katırlardan ne tekmeler yedim, ne tekmeler!” Şeyh Sadi de; “Tarikat; sufi elbisesi giymek, namaz, tespih, sofuluk değildir! Tarikat; insanlara hizmet etmek, onlara faydalı olmaktır.” derken, Feridüddîn-i Attâr Hazretleri de şöyle buyurmuştur: <em>“Hakk dostları ile bir an sohbet etmek, uzun müddet inzivâda yaşamaktan daha iyidir.” Sonuç itibariyle, t</em>asavvufta esas olan; kesrette vahdeti yaşamak, halk içinde Hakk ile birlikte olmaktır. Çoklukta tekliği yaşayamayan bir insanın, gerçek mânâda tekâmül etmesi beklenemez. Çünkü ikilikten kurtulup tekliğe ulaşmanın en belirgin özelliği, halk içinde Hakk ile birlikte olmaktır. O nedenle ‘el işte, gönül yarda olmalı’ denmiştir!</p>
<p><strong><em>Peki, İmam Gazali örneğinden hareketle, Mesnevi’nin bilgiye bakışını bizlere anlatabilir misiniz?</em></strong></p>
<p>Peygamber varisi olan büyük veliler, her zaman ve her konuda çok derin düşünmüşlerdir. Olayların, seslerin, sözlerin, kelimelerin dış kabuğunda kalmamışlardır. Böyle olunca onların ilme, bilgiye bakışları da bir başka olmuştur. “Dilin okuması kıraat, kalbin okuması hayat” “Kur’ân’a gözünle bakarsan yazıyı görürsün, aklın ile bakarsan ilmi görürsün, kalbin ile bakarsan aşkı görürüsün, ruhun ile bakarsan Allah’ı görürsün” diyecek kadar açık ve net bir şekilde uyarıcı olmuşlardır. İslâmiyet’in özü, esası budur. Bu sözlerin temeli, Peygamber Efendimizin kutsi bir hadis-i şerifine dayanmaktadır. Hadis-i şerif şöyledir:  “Kur’ân-ı Kerim’in bir zâhirî mânâsı var, bir bâtinî mânâsı var. Bâtınının da yedinci bâtınına kadar başka bir mânâsı var.”  Hz. Mevlânâ, Mesnevi-i Şerif’te bu hadis-i şerifi çok geniş olarak açıklamıştır. Özetle arz edecek olursak; “Ey oğul sen sadece Kur’ân’ın görünen, bilinen zâhir mânâsına, dış yüzüne bakma. Şeytan da Hz. Âdem’in dış yüzüne baktı, onun çamurdan yaratılmış olduğunu gördü. Ondaki iç yüzü, hakikati göremedi. Kur’ân’ın dış yüzü tıpkı insana benzer. İnsanın dış görünüşü açıktadır, görünür, bilinir; ama ruhu gizlidir, görünmez.” Daha evvel de arz edildi. Hz. Mevlânâ; ‘Herhangi bir şeyin dış görünüşünde, şekil ve suretinde kalıyorsan, puta tapıyorsun demektir; dış görünüşe takılma, özüne, hakikatine yönel.’ diye buyurmuştu. Bu şekil, suret meselesi her şey için geçerlidir. Özellikle mânevî ilimlerin bâtinî yönü de mutlaka araştırılmalı, bilinmeli ve yaşanmalıdır. Bu durum abdest, namaz, oruç, hac, zekât dâhil her şey için geçerlidir. Herkes de kabul eder ki; abdest su ile temizlenme değil, namaz eğilme doğrulma değil, oruç aç kalma değil, zekât sadece mangırla olmaz, sarık başa sarılan birkaç metre bez değil… Tüm bunların bir hakikat boyutu var. Şekline bürünürken hakikat âleminde bir başka mânâsı olduğunu unutmamak gerekir. Mezara bizimle girecek olan o işin şekli, sureti değil; hakikati, özü, ruhudur. Ruhsuz, özden hakikatten kopuk yapılan her şey; şekilcilik, suretçilik dolayısıyla da putperestliktir. Fuzuli Hazretleri: “Gerçi suretperest taklit ile kendini âlim bilir/ Gerçekler âleminde biz onu cahil biliriz.” der. Hz. Mevlânâ, her Müslüman’a farz olan imanı, Mesnevi’de şöyle tarif eder: “İman, dikkatle bakmak ve mânâsını anlamaya çalışmaktır.” Demek oluyor ki; bir şeyin suretinde kalmamak, özüne hakikatine yönelmek imanın farzıdır. İslâmiyet’in ve tarikatların şekline, dış görünüşüne sıkı sıkı sarıldığımız kadar; özüne, ruhuna aynı ölçüde sıkı sıkı sarılmadığımız için yeryüzünde cahilliği temsil eder olduk. Muhammed ümmeti olmak cehalet midir; yoksa ilm-i irfan mıdır? Bizler gerçekten dinimize, peygamberimize yakışır bir ümmet olsaydık; yeryüzündeki halimiz bu kadar perişan olmazdı. Çoğu Müslüman, İslâm’ın dolayısıyla imanın bir hakikat boyutunun olduğunun farkında bile değil… Yetmiş bin kelime-i tevhidi çeken çok. Fakat adı üstünde tevhidin kelimesi!  ‘Acaba bu tevhidin kelimesi değil de kendisi ne’ diyen, hakikatine yönelen kaç kişi var?  Hâlbuki Peygamber Efendimiz; “İbadet, sadece tevhid etmekten ibarettir.” buyurmuştur. Bu denli önemli olan tevhid, sadece kelime ile olur mu?</p>
<p><strong><em>Son olarak, hakiki bir yaşam koçu olarak nitelendirilebilecek Mesnevi eserini okuyanlara tavsiyeniz var mıdır? Ayrıca, Mesnevi okurken nelere dikkat edilmelidir?</em></strong></p>
<p>Hz. Mevlânâ, kendi Mesnevisi için şöyle buyurmuştur: “Mesnevi, yüce Peygamberimizin incilerle, hakikatlerle, sırlarla, bilgilerle dolu mânâ denizinin bir adası gibidir. Irmak suyunu tamamiyle içmenin imkânı yok, yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkânı yok. Fakat sen Mesnevi’yi sadece okumak yahut yalnız dinlemekle istifâde edebileceğini mi sanıyorsun? Ondan feyz almak için; önce iman sahibi olmak, sonra onun ettiği tavsiyeleri tutmak ve Mesnevi’yi yaşamak gerekmektedir. Yahut yüksek hakikatler, İlâhî hikmetler, gizli sırlar kolayca kulağına girer, ağzına, aklına geliverir mi sanıyorsun? Bu hikmetleri, bu hakikatleri duysan bile bunlar sana masal gibi gelir, kabuk görünür. Tanelerin lezzetli içlerini göremez, hep dışında, kabukta kalırsın.” Açıkça anlaşıldığı üzere Mesnevi-i Şerif’ten faydalanmak için önce güçlü bir iman sahibi olmak, sonra okuduklarımızı veya dinlediklerimizi mutlaka hayata geçirmek ve yaşamak gerekiyor. Aksi takdirde, sıradan herhangi bir kitap gibi okuruz, geçer gideriz. Bazı insanlar, kelimelerin ve hikâyelerin özüne, sırrına vakıf olamadıkları için; böylesine çok ciddi bir mânevî eseri, kendi çirkin nefisleri, şeytani duygu ve düşünceleri ile eş değerde görmüşlerdir. İşte bu nedenle özellikle tasavvufi eserlerde kelimelerin ötesine geçmek, satırlara bağlanıp kalmamak gerekir.</p>
<p>Doksan dokuz yıllık hayırlı ve mübarek ömrünü Hz. Mevlânâ ve Mesnevi’ye adayan Mesnevihan Şefik Can Dedemiz de bu konuda şöyle buyurmuştu: “Mesnevi-i Şerif’i roman okur gibi okumayın, temiz bir düşünce ile ibadet ruhuyla okuyun. Sayfaları arka arkaya çevirip çok okumak yerine, az okuyun fakat çok tefekkür edin. Anladığınız bir yer olursa, onu hemen sizi ve o beyitleri anlayabilecek biriyle paylaşın, göreceksiniz o zaman daha çok zevkine varacaksınız. Eğer anlamadığınız bir yer olursa da, kendi kendinize yorumlar yapmayın. Okumaya devam edin, göreceksiniz birkaç sayfa veya birkaç gün sonra anlamadığınız o yer size açılacaktır!” Bütün mesele iman ve hüsn-i zan ile ibadet ruhuyla okumak, kelimelerin özellikle hikâyelerin şekline, suretine takılıp kalmadan mânâsını anlamaya çalışmaktır. Zaten iman da dikkatle bakmak ve mânâsını, özünü anlamaya çalışmak değil miydi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tasavvuf-ve-mesnevi-uzerine-sohbet/">Nur Artıran İle Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tasavvuf-ve-mesnevi-uzerine-sohbet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14578</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk Kapını Ben Geldim Kitabının Yazarı AYDIN HIZ’la Bir Söyleşi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-kapini-ben-geldim-kitabinin-yazari-aydin-hizla-bir-soylesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-kapini-ben-geldim-kitabinin-yazari-aydin-hizla-bir-soylesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Apr 2018 04:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14112</guid>
				<description><![CDATA[<p>D.P. Arıç :Öncelikle yazarlık hayatına nasıl başladınız? Sizi bu serüvene sürükleyen ne oldu? Anlatır mısınız? Aydın Hız: Yazarlık serüvenimi iki sebebe bağlıyorum. Birincisi kişilik yapımdan kaynaklandığını düşünüyorum. Çocukluğumdan itibaren hayaller kuran biriyim. Her insan çocukluğunun ilk yıllarında hayal kurar. İnsan bu bakımdan hayli yeteneklidir üstelik. Sonra zamanla hayatın gerçekleri onu törpüler, kendine benzetir bir anlamda. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-kapini-ben-geldim-kitabinin-yazari-aydin-hizla-bir-soylesi/">Aşk Kapını Ben Geldim Kitabının Yazarı AYDIN HIZ’la Bir Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>D.P. Arıç :Öncelikle yazarlık hayatına nasıl başladınız? Sizi bu serüvene sürükleyen ne oldu? Anlatır mısınız?</strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız</strong></em>: Yazarlık serüvenimi iki sebebe bağlıyorum.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/indir-1.jpg"><img class="size-full wp-image-14172 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/04/indir-1.jpg?resize=245%2C205" alt="" width="245" height="205" data-recalc-dims="1" /></a>Birincisi kişilik yapımdan kaynaklandığını düşünüyorum. Çocukluğumdan itibaren hayaller kuran biriyim. Her insan çocukluğunun ilk yıllarında hayal kurar. İnsan bu bakımdan hayli yeteneklidir üstelik. Sonra zamanla hayatın gerçekleri onu törpüler, kendine benzetir bir anlamda. İnsanın büyümesi hayal balonunun patlamasına, yere düşmesine sebep olur bu bakımdan. Ben o balonu hiç patlatmadım sanırım. Hayatın sıradanlığına, tekdüzeliğine karşı hayal dünyasına kaçtım, orada ev kurdum kendime. Bir gün gerçekleştirmek için değil, hep orada yaşamak için yaptım üstelik. Herkesle de paylaşamazdım o dünyamı. İçe kapanık bir yapım vardı. Dışlanmaktan ve anlaşılamamaktan korkardım sanırım.</p>
<p>İkinci sebep ise okumaya başlamamdı. Kitapların dünyasında aradığımı bulduğumu farkettim. Geniş hayal dünyama orada bir karşılık buldum. Zamanı ve mekanı genişletebileceğimi, şimdiki anın dışına taşabileceğimi anladım. Okudukça ben de yazmaya başladım. Ortaokul yıllarımda sayfalar dolusu yazdım. Kimseye göstermedim, kimseyle paylaşmadım fakat yazdıkça kendimle tanıştım, kendimi tanıdım, kendimle konuştum. Bu böyle uzun süre devam etti. Bir taraftan okuyor, diğer taraftan kendimi ifade edebilmek için yazıyordum. Edebi bir karşılığı elbette yoktu bunların. Üniversiteye gittiğimde yazılarımı ulusal dergilere göndermeye başladım. İlk yayınlanan yazım, &#8220;Tolstoy Okumak&#8221; adını taşııyordu. O benim için özel bir şeydi. Adımı büyük bir dergide görmek, oldukça heyecanlı, bir o kadar da motive ediciydi. Ondan sonra edebiyat dergilerine çeşitli ürünler göndermeye başladım. Ortaokul yıllarında bir kaç kez roman yazmayı denemiştim. Lisede başlayıp bitiremediğim romanlarım oldu. Elbette bunlar sonraki çalışmalarıma öncülük etti. Edebiyat adına önemli değildi, fakat yazarlık yolculuğumda değerlidir. Kurmacayı öğrendikçe, dilde kendi yetkinliğime güvendikçe (elbette hala iyi edebiyatın öğrencisiyim), roman yazarlığına daha çok çalışmaya başladım.<strong> </strong></p>
<p><strong>D.P. Arıç: </strong><strong>Aşk Kapını Ben Geldim kitabınızın yazılış serüvenini anlatır mısınız?  </strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız: </strong></em>Okuduğum kitaplardan zihnimde dolanıp duran kahramanlar ve olaylar vardır hep. Hallac-ı Mansur&#8217;u ilk nereden ve nasıl okuduğumu tam hatırlamıyorum, muhtemelen lise yıllarımda ilk tasavvufi kitaplar okuduğum zamanlarda karşılaşmış olabilirim onunla. Aradan geçen zamanla ona dair bilgilerim arttıkça, ilgim ve hayranlığım da o oranda çoğaldı. 2010 yıllarında sanırım, ilk cümlelerimi yazmaya başladım; bir taraftan dönem okumaları yapıyordum, diğer taraftan ona dair duyuşlarımı ve hislerimi yansıtacak bir dil kurmaya gayret ediyordum. Zor ama zevkli bir süreçte, dört yıl gibi bir sürede tamamladım. Sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın edebiyat eserlerini teşvik projesine uygun bulundu ve 2015 yılında yayınlandı.</p>
<p><strong>D.P. Arıç: &#8220;Yalnızlık insanı çoğaltabilir miydi?&#8221; Bu söz kitabınızdaki en sevdiğim cümlelerden. Yalnızlık edebiyatçının bir sığınağı mıdır? </strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız : </strong></em>Yalnızlık insanın sığınağıdır, sadece edebiyatçıların değil. Hayat bizi o kadar yoruyor, eziyor ve kendimizden koparıyor ki, bazen geri çekilmeye hepimizin ihtiyacı var. Durmak, yavaşlamak, kendimizle başbaşa kalmak ve kendimizle konuşmak; bunlar önemli şeyler. Bir gürültüyle ve acele yaşıyoruz hayatı. Güzellikleri fark edemiyoruz maalesef. Gülten Akın, bir şiirinde diyor ya; &#8220;Ah kimselerin vakti yok/ durup ince şeyleri anlamaya&#8230;&#8221; Kalbimizi incelten, ruhumuzu besleyen şeylerin başında geliyor yalnızlık. Kendi içimizden başlayarak doğayı, ağaçları, çiçekleri, bulutları, kuşları dinlemeliyiz. İşte o zaman insan çoğalır. Ve bu anlamlı bir çoğalmadır. Bütün evrenle bir olma, ilahi neşideyi duyumsama imkanı da verir bize. Onun için bazen yalnız kalmayı önemsiyorum. Bunun için de fırsat oluşturuyorum kendime.</p>
<p><strong> </strong><strong>D.P. Arıç: &#8220;Asi olmak Allah&#8217;tan gayrısına boyun eğmemektir.&#8221; Hallac&#8217;ın ağzından duyduğumuz söz bu. Asi olmak sizce neden gerekli?</strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız : </strong></em>Bu söz kelime-i tevhit&#8217;in bir açılımı aslında. Arapça ifade üzerinden konuşursak, önce &#8220;lâ ilahe&#8221; diyoruz, yani &#8220;hiçbir ilah yoktur&#8221;. Bu bir başkaldırıdır aslında. Bizi kendisine kul, köle kılan her şeye karşı asi olmaktır. Bunun da adına &#8220;ilah&#8221; dediğimiz bir şey olması da gerekmez. Yaşarken kendisine boğun eğdiğimiz her şey, menfaat beklediğimiz her makam ve konum da aslında özümüzde var olan derin insanı yaralıyor. Dolayısıyla asi olmak, Allah&#8217;tan gayrısına boyun eğmemektir.</p>
<p><strong>D.P. Arıç: &#8220;Aşk kainatın varlık sebebi, ateşin ışığının kaynağıdır. Dışarı yangın olarak yansıyanın özüdür aşk.&#8221; sözlerinden ilahi aşkla ilgilendiğiniz anlaşılıyor. İlahi aşkı birkaç cümleyle özetlemek istediğinizde hangi cümleleri kullanırsınız?</strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız : </strong></em>İlahi aşkı tanımlamak çok zor gerçekten. Ancak biz yaşayanların bizimle paylaştığı kadarıyla bilebiliyoruz. Hallac-ı Mansur&#8217;u önemsememin nedeni de biraz bu. Anlatılamayanı anlatma gayreti içinde hep. Şöyle söyleyebilirim. Allah, sonsuz bir varlık, sınırsız; kullandığımız dilimizin ise bir sonu var, sınırlı bir imkanı var. Sonlu ve sınırlı bir varlık olan dil ile, sonsuz ve sınırsız olan Allah&#8217;ı anlatmak imkansız. Dolayısıyla  ilahi aşkı duyumsayan gönül erleri manevi tecrübelerini pek paylaşmamışlardır. Paylaşamamışlardır yani. Yaşadıkları hisleri anlatamayacaklarını bilirler. Hallac-ı Mansur, yaşadığı manevi tecrübeyi ve ilahi duyuşlarını en fazla paylaşan sufilerden biridir. Onun için tasavvuf tarihinde onun şehadetini, öldürülmesini, &#8220;sırrı faş etti&#8221; diyerek açıklayanlar olmuştur.</p>
<p><strong>D.P. Arıç: Kitabınızın son bölümünde &#8220;Ey Rabbim, içimde taşıyamadığım bir kor var, yak beni alevinle!&#8221; şeklinde başlayan bir dua var. İlahi aşktan kaçmamak, ilahi aşka sığınmak&#8230;Bunları nasıl açıklarsınız?</strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız : </strong></em>Yaşadığımız hayat bir gölge; yanılsamalar dünyasında yaşıyoruz hepimiz. Ölüm insanın hakikate açılan kapısı. İşte bu gerçeği duyumsayan ve derinliğine fark eden bir mutasavvıf olarak Hallac-ı Mansur, böyle dua ediyor: &#8220;Ey Rabbim, içimde taşıyamadığım bir kor var, yak beni alevinle! Varlığında erit, öyle var kıl beni! Günahlarımla kapındayım şimdi! İnsan bir gönülse, Rabbim, sen bir aşksın! Ey aşk, ben geldim. Aşk kapını ben geldim!&#8221;</p>
<p>Tasavvufta bir ilahi aşkı anlatmak için bir benzetme kullanılır. Ateşin etrafında dönen pervane. Onun etrafında döndükçe, ateşten kendi kanatlarına kıvılcımlar düşer, hem canı yanar ve daha bir istekle ona daha yakın döner etrafında. İlahi aşk da böyledir; hem canın yanar, ama yandıkça şevkin de artar.</p>
<p><strong> D.P. Arıç: </strong><strong>Yeni romanınızın konusu nedir? Kısaca açıklar mısınız?</strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız : </strong></em>Bir İbn Arabi romanı yazıyorum; bu açıdan Aşk Kapını Ben Geldim romanına da benziyor. Sadece biyografik değil, aynı zamanda bir dönem romanı. O dönem İslam dünyası bir daralmayı yaşıyordu. Batıdan Haçlılar, doğudan Moğollar. Bu sıkışmışlığa ve daralmaya karşı Endülüs&#8217;te gördüğü bir rüyanın ardına düşerek Fas, İskenderiye, Fustat, Mekke, Şam, Bağdat, Musul, Malatya ve Konya&#8217;ya gelen İbn Arabi&#8217;nin ve tarihi bir haritanın hikayesi. Harita çok önemli bir sembol aynı zamanda. Romanda bu güne dair göndermeler de var. El-İdrisi&#8217;nin çizdiği harita sürekli el değiştirerek İbn Arabi ile yer yer yolları birleşen, kaybolan ve İbn Arabi&#8217;den sonra Kayı boyuna, oradan İstanbul&#8217;a, ardından Şam&#8217;a, Suriye iç savaşında Işid&#8217;in eline geçen, Gaziantep&#8217;te tarihi eser kaçakçılarının elinden bir operasyonla alınmaya çalışılan bir harita. Tarihi boyutu olmakla birlikte kurmaca tarafları da var. Kurgunun bugüne bakan tarafında bir tarihçi kahramanımız da var. Çok zevkli ama dolambaçlı bir kurguya sahip. Tarihin ve tasavvufun iç içe geçtiği, çok katmanlı bir roman oldu.</p>
<p><strong>D.P. Arıç: Son olarak, okurlarınıza ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p><em><strong>Aydın Hız : </strong></em>Kitaplar hayatın anlamını çoğaltan en güzel öznedir; onlara bu özneyle daima konuşmalarını tavsiye ediyorum.</p>
<p><strong>   </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-kapini-ben-geldim-kitabinin-yazari-aydin-hizla-bir-soylesi/">Aşk Kapını Ben Geldim Kitabının Yazarı AYDIN HIZ’la Bir Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-kapini-ben-geldim-kitabinin-yazari-aydin-hizla-bir-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14112</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi&#8217;li Aşk Eylül: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -2-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 05:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13415</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitimci- Yazar Mehmet Gökcük&#8217;le kaldığımız yerden devam ediyoruz. Mehmet Bey, ikinci kitabınız, “Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül,” Kızınız Eylül&#8217;e ithafen yazılmış. Ama ikinci kitabınıza geçmeden önce, kitap isimleri hakkında soru sormak istiyorum. “Sevgi&#8217;li Aşk ve Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül.” Mutlaka benim anladığımın dışında başka anlamlar var bu kitap isimlerinde öyle değil mi? Mehmet Gökcük&#8211; Evet, Sevgi’li Aşk: Eylül [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/">Sevgi&#8217;li Aşk Eylül: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -2-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eğitimci- Yazar Mehmet Gökcük&#8217;le kaldığımız yerden devam ediyoruz.</strong></p>
<ul>
<li><em><strong>Mehmet Bey, ikinci kitabınız, “Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül,” Kızınız Eylül&#8217;e ithafen yazılmış. Ama ikinci kitabınıza geçmeden önce, kitap isimleri hakkında soru sormak istiyorum. “Sevgi&#8217;li Aşk ve Sevgi&#8217;li Aşk: Eylül.” Mutlaka benim anladığımın dışında başka anlamlar var bu kitap isimlerinde öyle değil mi?</strong></em></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük</strong>&#8211; Evet, Sevgi’li Aşk: Eylül kızımı beklerken ve doğumun sonraki ilk günlerde yazılmış şiir ve mektuplarla dolu… Kızıma, tüm çocuklara ve tüm anne babalara ithaf ettiğim bir kitap oldu…<br />
İlk kitabımın adını bütün şiirlerimi bir araya toplayıp, tek tek düzenlerken vermiştim. Dünyaya, insanlara, kitabımı okuyacak herkese vermek istediğim mesaj, gerçek bir seviye tutunmuş aşkın kalıcı olabileceğine olan inancımdı. İnsan hayatını yaşanılır kılan, tutku duyduğu her şeyde aşkın varlığına inanırım.<br />
Hem ilk kitabımda sevdiklerime, okurlarıma, herkese hem de ikinci kitabımda kızıma, öğrencilerime, tüm çocuklara, annelere, babalara vermek istediğim mesajların özetidir kitaplarımın isimleri…</p>
<ul>
<li><em><strong>D</strong><strong>oğrusu ben bu kadar geniş düşünmemiştim, kitap isimleriniz hakkında. Sevgi ve Aşk karıştırılır ya genellikle onu ayırmak isteyebileceğinizi düşünmüştüm. Neyse iyi ki sormuşum bu soruyu. Şimdi ikinci kitabınıza gelirsek eğer, benim hissettiğim bir şiir günlüğü sanki. Çoğu anne babanın ilk evlatlarının doğumunda benzer heyecanlar yaşadığına tanıklık ettim. Bizim zamanımızda, klasik söylemiyle” bebek günlüğü” tutmak oldukça yaygındı. Ama Şiir yazıp, kızına bir şiir kitabı adayan bir baba, pek rastlanılacak durum değil açıkçası.</strong></em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>“ Doğdu bir sabah yeniden güneş,</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>Bu defa bambaşka bir şiir getirdi kucağıma gül,</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>Adı EYLÜL” böyle başlıyor hikâyeniz…</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><strong>Şiir sizin yaşam yolculuğunuzdaki yol arkadaşınız. Bunu ilk kitabınızdan öğreniyoruz. Ama Kızınızın dünyaya geleceği muştusunu aldığınız anda, ikinci tur’a geçiyorsunuz sanki bu yolculukta. Hani sporcu tabiri kullanacak olursak eğer, tur atlıyorsunuz bir nevi. Şiirlerinizle birlikte okuyucularınız o dokuz ayın adımlarını izliyor sizinle. Bu yüzden şiir günlüğü dedim. Yani ben öyle hissettim siz ne dersiniz?</strong></em></p>
<p><strong>Mehmet Gökcük- </strong>Doğacak çocuğuma bir kitap yazma fikri yoktu aklımda… 2015 yılında yazımına başladığım bir romanım var, onun çalışmalarını sürdürürken, bir Cumartesi günü okulda öğrencilerimle baş başayken geldi muhteşem havadis… Eşim doktorun yanından haber etti bebeğimiz olacağını. O yağmurlu Cumartesi gününde öğrencilerimle o anlık sevincimi paylaştıktan sonra, odada yalnız kaldım ve kitabın ilk sayfalarında yer alan ‘’Havadis’’ isimli yazıyı kaleme aldım… Sonraki günlerde, gecelerde içimdeki heyecanın artarak devam etmesiyle yepyeni mısralar doğmaya başladı içimden… Baktım ki hiç yazmadığım kadar hızlı, coşkulu ve sık yazıyorum, bu kadar sevgi duyduğum, beni bende tutan evladıma ölümsüz bir hatıra bırakma düşüncesine canla başla sarıldım. Romanı erteleyip bu kitabı yazmaya karar verdim. Sonrasında kız olduğunu öğrenince de, hayallerim o minvalde yolculuğuna devam etti. Çok duygusal veya çok eğlenceli… Nasihatlerle dolu veya çocukla çocuk olan mısralar kaleme aldım… Yazdığım romandaki ana karakterlerden biri olan Eylül’ü de kızımın adı ve kitabımın adı olarak aklıma yazdım. Kızımın Eylül’de doğması da bütün anlamları bir bütün haline getirdi. Yaşamımızın bundan sonrasında bizim için Eylül’de bir ilk bahar ayı olacak…</p>
<ul>
<li><strong> <em><span style="font-size: 14px;">Çok güzel ve anlamlı bir hikâyesi varmış. Güzel bir tevafuk olmuş. Bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Sonra Eylül’ün doğuyor ve babalık süreci başlıyor. Siz zaten doğuma kendinizi yani baba olmaya hazırlıyoruz. Bir dizi film izler gibi sizi izliyor okuyucunuz&#8230; Burada spoiler vermek istemiyorum. Alıp okusunlar kitaplarınızı… Eğitimci- Yazar sıfatınıza babalık ekleniyor ve sanki önce ‘Baba’, sonra ‘Eğitimci’ en son ‘Yazar’ yanınızla yazmaya devam ediyorsunuz. Böyle çıkıyor ikinci kitabınız 2016 yılında değil mi?</span></em></strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük- </strong>Yazarlık bir meslek veya gelir amaçlı bir girişim olarak adlandırdığım bir şey değil… Yaşadıklarından etkilenip, ya da kurgusal yeteneklerini yazarak ifade etmeyi seven her insan kitap çıkarsın çıkarmasın yazmaya devam edecektir. Kitapta Eylül’ün doğumundan sonraki ilk zamanlarda yazdığım şiir ve yazılar da var ve küçük notlarla yaşadığım o dolu dolu vakitlere dem vurdum zaten… Babalık duygusunu tattıktan sonra, duyduğum o derin sevgi dışında, günün her saniyesinde hissedilen bir sorumluluğa sahip olduğumu anladım. O sorumluluk hissedilince de zaten eğitimci yanım ortaya çıkıyor. Eğitimci olmanın da en önemli yanı kalıcı mesajları aktarabilmek, yarınlarda da yeri olacak, anlam ifade edecek değerler ortaya koymaktır. E bahsettiğimiz güzellik evladımız olunca da, tamamen doğaçlama halinde mektuplar çıkıverdi kalemimden… Babalık, Eğitimci ve Yazar… Üçü de ayrı ayrı ve beraberce harika duygular… Mısralarımı bu denli içten okumasaydınız bu sualler gelmezdi sanırım… Eksik olmayın…</p>
<ul>
<li><strong><em>Siz bu keyfi bize yaşatıyorsunuz. Bu yüzden çok hızlı okunuyor kitaplarınız. İkinci kitabınızın sonunda, yapmak istediğiniz diğer projelerin ilk kıpırtılarını görüyoruz. Yarım kalan projeler devam edecek sanıyorum. Bunlardan biraz bahseder misiniz?</em></strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük-</strong> Şu an proje ve kısmen de yazım aşamasında olduğum bir hikâye serisi var… Bir bilim adamı değilim, bilimsel nitelikte hayatlar kurtaracak bilgiler veremem insanlara… Ama yüreğimdeki samimiyete, çocuklara ve insanlara olan sevgime, iyiliğin insan olmanın ilk şartlarından olduğuna dair inancıma fazlasıyla güvenen birisiyim. O yüzden yazınsal bir proje yaparken dünyadaki var ediliş amacımı unutmadan, tecrübelerim ve hislerimle mesajlar vermeye devam edeceğim. Hikâye serisinde İngilizce geliştirmeye yönelik detaylar da olacak. Şu an için çok detay veremeyeceğim ama şunu diyebilirim ki, birçok profesyonelden destek alarak nitelikli bir çalışma yapma gayretindeyim. Pedagog, Psikolog ve İngilizce Öğretmeni dostlarımın başını ağrıtarak eğlenceli ve kalıcı kazanımlar sağlayacak bir çalışma yapıyorum. Allah nasip ederse de yıl sonuna doğru, mini hikâye kitaplarımızı minik okuyucularıma sunmuş olacağım. Bu arada ertelediğim romanın da yazımına devam ediyorum, hikâye serisi projesi nedeniyle romanın yine ertelenme ihtimali var…</p>
<ul>
<li><strong><em>Güzel haberler bunlar, çocukları bu kadar seven bir yazardan gelen sevindirici şeyler. Öğrencileriniz ve çocuklar çok şanslı. Siz konuşulmasından pek hoşlanmıyorsunuz ama ben belki bir katkımız olur umuduyla sormak istiyorum. Sosyal sorumluluk projelerinde yer aldığınızı biliyoruz. Bunlar nelerdir, kısaca anlatırsanız belki okuyucularımız arasında destek vermek isteyecekler çıkacaktır. Onlara yardımcı olmaya çalışalım. Bir de bu röportaj üzerine düşüncelerinizi alarak bitirmek istiyorum. Ve size çok çok teşekkür ediyorum.</em></strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük-</strong> Daha önceki sorularınızda belirttiğim gibi yazarlığı meslek dalı veya gelir getirecek bir mecra olarak görmüyorum.  Dolayısıyla bu anlamda maddi kaygılar taşımıyor ve işin o kısmıyla ilgilenmiyorum. Gerek yakın çevremizde, gerekse uzaklarda birçok çocuk, anne, baba acı, yokluk içinde kıvranırken, kızıma yazdığım bu kitabın gelirleri ile o güzel gönüllere ulaşmak istedim. Sevgi’li Aşk: Eylül kitabı çıktığından bu yana memleketin farklı şehirlerinden 22 okulun öğrencilerine katkılarda bulunduk. İnsanımız özünde gerçekten çok iyi… Doğru ifade edildiğinde ve empati kurulması sağlandığında herkes taşın altına elini koyuveriyor ve o taş sırtlardan kalkıyor, nefes alınıyor. Bu konuda ilk defa bu kadar detay verdim, pek konuşmayı sevdiğim şeyler değil açıkçası. Özetle ben sadece, çocukları çok seviyorum, hatta hayatta en çok onları seviyorum ve onların ulaşabildiğim kadarına, elimden geldiğince bu sevgimi ifade etmeye çalışıyorum… Korkusuzca, umutla, yarınların daha güzel olacağına inanarak, dirayetli ve gayretkeş şekilde devam etmeleri için destek olmaya çalışıyorum, birçok insan gibi… Çalışmalarımıza destek vermek isteyen herkes bizzat bana ulaşıp bilgi alabilir… Üzgün bir çocuğun saçını okşayan, susamış bir çiçeğe su veren, yere düşmüş ekmek parçasını ondan özür dilercesine naif bir şekilde yerden kaldıran, yani yüreği güzelliklere, iyiliklere insan olmanın en temel değeri sevgiye açılmış herkes yoldaşımdır, ya da ben onların yoldaşı olmaya çalışan birisiyim…</p>
<p>Sorduğunuz birkaç soruya bu kadar uzun cevaplar vermeme rağmen, şimdi hissediyorum ki, aslında ne zamandır konuşmamışım. Kendi hayatımı anlamlarla yaşamaya çalışırken yaptığım edebi bir çalışmayı onurlandırdınız aynı zamanda İstanbul’u, şiirlerimdeki vurguları, nedenlerimi sordunuz. Sanıyorum ki, yazarlığa cesaret etmiş her insanın, yazdığı eserlere manen değer katacak en anlamlı sorulardı. Zor ama anlama kavuşma adına gösterdiğim gayreti ifade etmeme fırsat tanıyan harika sorular… İlginiz ve içtenliğiniz için teşekkür ederim…</p>
<ul>
<li><em><strong>Son bir soru olarak okurlarınıza, kızınız Eylül’e, öğrencilerinize, yazmaya gönül vermiş genç yazarlara, dünyaya neler söylemek istersiniz?</strong></em></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Gökcük</strong>&#8211; Hecelerime değer verip okuyan, yorumlayan, bazen bana mektuplar yazan herkese yürek dolusu teşekkürlerimi sunmakla başlayayım…Kızım Eylül’e anlatmak istediklerimin bir kısmını kitapta anlatabildim… Yaşadıkça, her sabah uyandıkça onu yaşamaya ve hayatı, insanları, sevmeyi sevmesi, sevgisini ifade ederek yaşaması için elimden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğim…</p>
<p>Öğrencilerimin hiçbirini kendi evladımdan ayırmıyorum. Her zaman hedefleri olan, hayata tutunan, sevmenin sevilmenin güzelliğinin farkında olan bireyler olarak yaşamalarını, başarı peşinde koşarken karşılarına çıkacak engellerin isyan sebebi değil, biraz daha düşünme, yöntemler geliştirme, azmi arttırmak için birer fırsat olduğunu hatırlatmak istiyorum. Onlar benim üzerimde eşofmanla spor yaptırırken, ansızın dersleri şiir resitaline döndürmeme pek alışkınlar… Ve hep söylemişimdir onlara; Spor sayesinde paylaşmayı, bütün olmayı; Şiir sayesinde ise, sevgimi ifade etmenin nasıl da muhteşem bir his olduğunu öğrendim…</p>
<p>Genç yazar kardeşlerime de, yazdıkları her mısranın hem kendi hislerini anlatırken, hem de topluma artı değerler katacak nitelikte, olgunlukta olması için daha fazla okuyarak, daha çok gezerek, sık sık empati yaparak ve son raddede evrensel mesajlarını okura sunmak üzere, içtenlikle yazmalarını tavsiye ediyorum…</p>
<p>Gönlünü, kollarını dünyaya, sevgiye açmış herkese yürek dolusu selamlarımı, sevgilerimi gönderiyor, esenlikler diliyorum…</p>
<ul>
<li><em><strong>Bu güzel sohbet için biz de size çok teşekkür ediyoruz&#8230; Sizi izlemeye devam edeceğiz&#8230;</strong></em></li>
</ul>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/dbsQ3pV0cjM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/">Sevgi&#8217;li Aşk Eylül: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -2-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-eylul-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-siir-hayat-uzerine-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13415</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi&#8217;li Aşk: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -1-</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Mar 2018 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13373</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitimci-Yazar 1982 yılında İstanbul’da doğan Mehmet GÖKCÜK, ilk-ortaöğretim eğitimini Tekirdağ’da, üniversite eğitimini ise İstanbul’da görmüştür. Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu mezunu olup, Beden Eğitimi Öğretmenliği ve spor eğitim merkezi yöneticiliği yapmaktadır. 2013 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk’’ ve 2016 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk: Eylül’’ isimli kitapların yazarı olmakla birlikte yazımına devam ettiği iki farklı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/">Sevgi&#8217;li Aşk: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_13152" aria-describedby="caption-attachment-13152" style="width: 412px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg"><img class="wp-image-13152" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?resize=412%2C232" alt="" width="412" height="232" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/Mehmet-GÖKCÜK.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 412px) 100vw, 412px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13152" class="wp-caption-text">Eğitimci- Yazar Mehmet GÖKCÜK</figcaption></figure></p>
<p><strong>Eğitimci-Yazar 1982 yılında İstanbul’da doğan Mehmet GÖKCÜK, ilk-ortaöğretim eğitimini Tekirdağ’da, üniversite eğitimini ise İstanbul’da görmüştür. Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu mezunu olup, Beden Eğitimi Öğretmenliği ve spor eğitim merkezi yöneticiliği yapmaktadır. 2013 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk’’ ve 2016 yılında yayımlanan ‘’Sevgi’li Aşk: Eylül’’ isimli kitapların yazarı olmakla birlikte yazımına devam ettiği iki farklı proje (Roman ve Hikaye serisi) bulunmaktadır. Yazar, özellikle çocuklara sevgisini ifade edebilme peşine düşmüş ve bu niyetle beraber yoğun sosyal sorumluluk faaliyetleri sürdürmektedir. ‘’Adın kalır geriye, nasıl kalsın belirle kaderini kendin çiz, haydi kendi elinle…’’</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Mehmet Bey, öncelikle SANAT DUVARI yazarları arasında yer aldığınız için size çok teşekkür ederiz. Hemen her gün aramıza yeni katılan yazarlarımızla gittikçe büyüyen geniş bir aile olmaktayız. Bu söyleşiyi klasik kalıplardan çıkartmak için, kişisel gelişiminizi okuyucuyla paylaşıp asıl öğrenmek istediğim sorularla başlamak istiyorum izniniz olursa..</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong></em> : Merhabalar&#8230; Sanat Duvarı ailesine zarif davetiniz için ben teşekkür ederim&#8230; Heyecan verici bir adım oldu benim için&#8230; Umarım kitapseverlere, edebiyat gönüllülerine, topluma hoş vakitler yaşatacak mısralar dökebiliriz hep beraber&#8230;</p>
<ul>
<li><strong><em>Öyle olacağını umut ederek ilk sorumla başlayayım fazla vaktinizi almadan. </em></strong></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>“ Bizimkisi; felekten bir gece çalmak değildir, felekten bir hece (aşk) çalmaktır.” </strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Böyle başlıyor ilk kitabınız. Ve devamında da hep o çaldığınız heceleri buluyor okuyucu. Şairlere sorulan klasik sorular vardır. Onların hiç birini sormayacağım size. Çünkü yolculuğunuzu bize kendi mısralarınızla aktarıyorsunuz zaten. “Nefes” adlı şiirinizi okuyanlar bu yolculuğa tanıklık ediyorlar. Sizinle  birlikte yol alıyor, size yolunuzda eşlik ediyorlar&#8230; Şiirlerinizin büyülü yanı burada, olabildiğince doğalsınız. Sizsiniz karşımızda duran. ilk böyle başlayalım ne dersiniz ?</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong></em> &#8211; <span style="font-size: 14px;">Gerçekten öyle… Sevgi’li Aşk’ta bir liseliyken yazdığım şiir de var, okulda öğrencilerimin karşısında öğretmen masasında yazdığım şiirler de var. Örnek verdiğiniz ‘Nefes’ isimli şiir, çok nadiren direkt olarak ve tamamen kendi hayatımdan kesitler sunduğum şiirlerden biridir… Hastaneye sabredemeden, annesini sancıya boğan ve bir gecekonduda doğan ben… Sonra henüz 1 yaşındayken ailesiyle başka şehre taşınıp orada bir kimliğe, kişiliğe sahip olan ben… Yıllar sonra hayallerinin peşine tekrar İstanbul’a dönen ve üniversite sınavı sonrasında sırf İstanbul aşkı nedeniyle tek tercih yapan ben… Şimdi sualinizle birlikte her şeyi bir bütün olarak düşündüğümde, evet kitabın giriş kısmında yazdığım gibi, bu dünyadaki varoluş ve yaşayış sürecimi sadece eğlenmek, tadını çıkarmak ile değil, yüreğime sevgiyi doldurup, sevgiye aşkı arkadaş edip yürümüşüm… Tamaro’nun dediği gibi işte; Yüreğinin götürdüğü yere gitmişim hep… Okuyucuya da bu mesajı vermek istedim elbette… Hislerimizi ayrı bir yere koyup, yaşayacağımız ilişkilere haksızlık etmeyelim. Bilakis onlarla her an birlikte olup, onları ifade edip bu dünyayı ve ilişkilerimizi daha iyi bir yer haline getirebiliriz diye düşündüm ve o minvalde yazdım.</span></p>
<p><figure id="attachment_13583" aria-describedby="caption-attachment-13583" style="width: 504px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg"><img class=" wp-image-13583" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg?resize=504%2C345" alt="" width="504" height="345" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/934620_651330054882458_947987451_n.jpg?resize=300%2C205&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13583" class="wp-caption-text">Sevgi&#8217;li Aşk</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><span style="font-size: 14px;"> &#8220;</span><strong><em>Sevgi&#8217;li Aşk&#8221; kitabınızı 2013 yılında çıkartmışsınız. Benim merak ettiğim, 30’lu yaşlarınıza denk gelen bir süreçte, nasıl hayatın anlamını bu kadar net gözlerle görüp, bu kadar genç yaşta anlamlandırabildiğiniz? Çünkü şiirlerinizde açıkça ifade ediyorsunuz ki, sevgiyi yaşamın temel izleği olarak kabul etmişsiniz. Karanlık bir dünyanın ortasında birçok genç arkadaşımız yollarını kaybederken siz, kendi iç dünyanızın aydınlığıyla etrafınıza ışık saçmaya başlamışsınız. Hem şair hem de eğitimci kişiliğinizi katarak cevaplamanızı rica edeceğim. Özellikle gençlerimize ışığınızın yansıması için,  bize içinizdeki bu aydınlıktan bahseder misiniz?</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong> </em>&#8211; <span style="font-size: 14px;">2013 yılında okurlarla buluşan Sevgi’li Aşk ilk kitabım olması açısından, özenle üzerinde durduğum, yazımı dışında düzenleme, sıralama gibi detaylarına aylarımı verdiğim bir çalışmadır. Çünkü ilk kitabımdı, çünkü kitap yayımlatmak gerçek cesaret isteyen bir durumdu. Anlatacak, ifade etmeye çalışacak hislerim vardı. Yıllar yılı çocukluk, gençlik dönemlerimde bir gün bir kitap çıkarırım diye yazmadım. Bazen güz günü hala bahar havası yaşamaya çalışan bir çiçek, bazen üşümüş bir kedi, bazen küçük mutluluklarla yüreğini arşa uçuran bir çocuk sebep oldu şiirlerime… Hayatı hem kendi halimde yaşayıp, hem de etrafımda dönen dünyayı seyreylerken, her zaman derinden hissettiğim şey şu oldu: Bu evrende var olan her şey ama her şey sevgi temeli üzerine yaratılmış. Toprağın suya, gecenin gündüze, insanın insana, insanın havaya, insanın ateşe… Nihayetinde insanın sevgiye ihtiyacı varmış hep… Bunu anladım, bunu hislerimin derinlerine, merkeze oturttum genç yaşlarda… Anladım ki, kalbimizden geçen güzellikleri bakışlarımızla yansıtabilirsek, dilimizden düşen sözcükleri aynı o öz halleri ile dünyaya sunabilirsek, en başta anlaşılmak adına kocaman bir adım atmış oluruz. Anlaşılmak, anlatabiliyor olmak bütün ilişkilerin temelini yıkılmaz hale getiriyor. Sanıyorum günümüz gençlerini eleştirecek olursak, görünen en önemli sorun ne istediklerine tam olarak karar verememiş olmaları… Ya da kendileri ve toplum adına doğru şeyler isteyebilecek kadar istekli olmamaları… İnanın sadece bu sorunuzun cevabı için bile saatler süren detaylara girebiliriz.</span></p>
<ul>
<li><em><strong>Elbette belki bir başka söyleşiye taşırız bu sorunun cevabını ne dersiniz? Ben İstanbul&#8217;a dönmek istiyorum şimdi. Sizin de ifade ettiğiniz gibi doğduğunuz şehre yıllar sonra tekrar dönmüşsünüz. Belli ki İstanbul  aşkla bağlandığınız bir şehir. Yaşamınızda çok önemli bir yer tutmuş, vazgeçilmeziniz olmuş. Pek çokları gibi, sanatçılara can veren bir kentte yaşamak sizi nasıl etkisine aldı acaba?</strong></em></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük</strong></em> &#8211; <span style="font-size: 14px;">İstanbul, hak edemeyeceğimiz kadar güzel, gerçekten anlatamayacağımız kadar derin, eski ve aynı zamanda hemen her yeniliğe kucak açabilen bir şehir… Şehir üstü bir şehir… İstanbul, bence ‘Kadim’ kelimesine can veren mana… Bakın belki çok enteresan gelecek ama binlerce, milyonca sanatçı bu şehre aşkı ile yazmış, çizmiş, söylemiş olsa da ben İstanbul sevgisi konusunda üç kişiden çok etkilenmiştim…</span></p>
<p>İstanbul aşkıyla yanıp tutuşan ve ‘Ya İstanbul beni alacak, ya ben İstanbul’u diyen Fatih Sultan Mehmet…<br />
Neredeyse dünyayı İstanbul’dan ibaret varsayan, ‘’İstanbul Şairi’’ olarak tanınmış, neredeyse her eserinde İstanbul’u işleyen Yahya Kemal Beyatlı…</p>
<p>Ve son olarak, hepimizin Turist Ömer olarak tanıdığı, İstanbul’u bütün hücrelerinde yaşamasına rağmen, yine de İstanbul’u özleyen, ‘’Neredesin İstanbul’um neredesin?’’ diyen Sadri Alışık…<br />
Birisi Sultan, birisi şair, diğeri de tiyatrocu-aktör… Benim için üçü de İSTANBUL…</p>
<p>Üniversiteyi iki köprüye bakan, benim için İstanbul’un en güzel mahallesi Anadolu Hisarı’nda okurken yazdığım, Sevgi’li Aşk kitabında da yer alan Yeditepe Efsanesi isimli şiirimde sanırım bu şehre duyduğum aşkı, tutkuyu en çok ifade edebildiğim mısralar saklı…</p>
<p>&#8220;<strong> Şiirlerce his, Şehirlerce diyar tanıdım&#8230; Aşk gibi bir şiirle, İstanbul gibi bir şehirle karşılaşmadım&#8221; diyorsunuz.</strong></p>
<ul>
<li><strong><em>Evet o şiiriniz İstanbul üzerine, ancak içinde ve başlığında İstanbul geçen şiirlerinizde de görüyoruz bu aşkı. Sevgiden ve aşktan bahsetmişken bu tip insanları aşırı pozitivist bulan kesimler var. Hakları da yok değil kuşkusuz. Bireyin çaresizliğini anlatmak şairlere daha cazip gelirken,- hani mutluluğun şiiri yazılamaz ya-, Siz mutluluğu anlatıyorsunuz, daha doğrusu mutlu olduğunuzu okuyucu hemen anlıyor.  Ne dersiniz bu konuda?</em></strong></li>
</ul>
<p><em><strong>Mehmet Gökcük-</strong></em> Yaşadığım ve şahit olduğum, trajedi ile ilişkilendirebileceğimiz birçok şey yaşandı geçmişte… Zorluklarla ve bazen sabretmenin imkansız hale geldiği bir hayatın içinde öğrendiğim en önemli şeylerden birisi şudur: Birçok şey kaybedebilirsin. Yaşamaya devam ediyorsan kaybettiklerini geri kazanabilirsin. Ama kendini, seni sen eden değerleri kaybedersen her şeyini kaybedersin. Hayatını, varoluşunu anlamlı kılan her şeyi hem de…<br />
Yaşadığım, şahit olduğum birçok olaydan esinlenerek yazdığım yüzlerce şiir, yazı var ama en zorunda, en ağırında bile ‘’Bitti’’ demem… Genç bir okurumuz vaktiyle bütün şiirlerimi kitabımdan ve internetteki yayınlardan toplayıp ajandasına el yazısı ile kaydetmiş ve bir gün bana ulaşmıştı. ‘’Her ne olursa olsun, acıyı en yükseklerde anlatan şiirleriniz bile mutlaka bir umut vurgusuyla sonlanıyor, bunu nasıl başarıyorsunuz?’’ diye suali oldu… ‘’Biz kimiz ki vazgeçelim?’’ diye cevaplamış ve sonra tabi detaylı açıklama yapmıştım&#8230;<br />
Tarih boyunca hep var olmuş ama hep de kazanımlarını türlü trajedilerle elde etmiş, bu kadim topraklarda doğmuş, büyümüş hemen her insanın arabesk bir yanı olduğunu düşünüyorum… O yüzdendir ki, birçok sanatçı eserlerinde bu etki alanından yürüyüşünü yapmış ve bu çok doğal… Dertli çok insan varsa, dertleri anlatanlar çok dinlenir, okunur. Çünkü ‘’Bu şiir, bu şarkı beni anlatıyor’’ hissi, eseri çekici kılar.<br />
Ama ben mutluluklarımı da işleyen birisiyim. Zira iki kitabım da benim mutluluğumu sağlayan, varlığımı anlamlı kılan sebepler üzerinden yazıldı. Bir örnek verecek olursak; önce 80 verip, sonradan notunu 90’a çıkardığım bir öğrencim heyecanla yanıma gelip şöyle demişti: ‘’İşte kendimi şimdi harika hissediyorum!’’ Ve ben şu mısraları yazmıştım o derste:</p>
<p><figure id="attachment_13589" aria-describedby="caption-attachment-13589" style="width: 297px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg"><img class=" wp-image-13589" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg?resize=297%2C396" alt="" width="297" height="396" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/10624679_682237655227783_2930218693898284280_n.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 297px) 100vw, 297px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13589" class="wp-caption-text">İlk Kitap</figcaption></figure></p>
<p>‘’Ben sadece bir adım attım,</p>
<p>Çocuk bana cennet getirdi.</p>
<p>Çocuk bana beni anlattı.</p>
<p>Çocuk bana anlamlar kattı.</p>
<p>Ben sadece bir adım attım’’…</p>
<ul>
<li><em><strong>Bu attığınız adımlar devam edecek hiç kuşkusuz. Biz de SANAT DUVARI olarak, böylesi adımlara vesile olmak için varız. Her kesimden yüzlece yazarımız ve okuyucumuz var. Derdi olmayan sanatla ilgilenmez zaten. Kişinin derdi olmalı ki dermanı olsun. Bu bölümü Niyazi Misri&#8217;nin çok sevdiğim bir dizesi ile kapatıp, yarın tekrar devam edelim kaldığımız yerden olmaz mı? Şöyle demiş usta; &#8221; Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş.&#8221;</strong></em></li>
</ul>
<p style="text-align: center;"><strong>Bu söyleşinin arkası yarın&#8230; Bekleriz.</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/">Sevgi&#8217;li Aşk: Kitabının Yazarı Mehmet Gökcük İle Şiir ve Hayat Üzerine -1-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ask-kitabinin-yazari-mehmet-gokcuk-ile-birinci-gorusme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13373</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÜZEL İNSANLAR ÜLKESİ / Piano Turca İle Müzik ve Sanat Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/piano-turca-ile-muzik-sanat-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/piano-turca-ile-muzik-sanat-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Feb 2018 06:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13053</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mehmet Gökcük : Merhabalar, Piano Turca Kimdir? PianoTurca :Piano Turca bundan 5 sene önce başlamış bir sosyal medya hikayesi aslında.  Herşey bir kaç bilinen türküyü piyano ile çalıp Youtube&#8217;da yayınlayarak başladı. İnternetin ruhuna uygun olarak ortaya çıkan etkileşimle evrildi ve bugünkü Piano Turca  meydana geldi. Not: YouTube kanalına buradan ulaşabilirsiniz: youtube.com/user/pianoturca Mehmet Gökcük:  Piano Turca nın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/piano-turca-ile-muzik-sanat-uzerine/">GÜZEL İNSANLAR ÜLKESİ / Piano Turca İle Müzik ve Sanat Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mehmet Gökcük :</strong> Merhabalar, Piano Turca Kimdir?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>Piano Turca bundan 5 sene önce başlamış bir sosyal medya hikayesi aslında.  Herşey bir kaç bilinen türküyü piyano ile çalıp Youtube&#8217;da yayınlayarak başladı. İnternetin ruhuna uygun olarak ortaya çıkan etkileşimle evrildi ve bugünkü Piano Turca  meydana geldi.</p>
<p><strong>Not:</strong> YouTube kanalına buradan ulaşabilirsiniz: <a href="https://www.youtube.com/user/pianoturca">youtube.com/user/pianoturca</a></p>
<p><strong>Mehmet Gökcük: </strong> Piano Turca nın üstadı olarak sizi de tanıyabilir miyiz? Mesleğiniz müzisyenlik mi?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong> Estağfurullah. Profesyonel hayatıma bilgisayar mühendisi olarak devam ediyorum. 36 Yaşındayım. Evli ve bir kız çocuk sahibiyim. Müzik ise benim için hep bağımsız kalarak, kendi köşemde istediklerimi yapacağım  bir tutku! Bu tutkuyu maddi gerekçelere kurban  etmediğim için kendimi şanslı sayıyorum açıkçası.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük: </strong> Ne güzel, onur verici ve müziğin, sanatın ruhuna sadakat duyguları içinde bu sanatı icra etmek&#8230; Yüreğinize sağlık…</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Teşekkür ederim</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Peki kanalınızı incelediğimizde farklı türden eserler görüyoruz. Türküler, Anadolu ezgileri, Türk Sanat Müziği eserleri ve diğer yanda kendi besteleriniz.  Ortak nokta her daim duygu derinliği gibi&#8230; Böyle mi yorumlamalıyız?</p>
<p><figure id="attachment_13056" aria-describedby="caption-attachment-13056" style="width: 587px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg"><img class=" wp-image-13056" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg?resize=587%2C391" alt="" width="587" height="391" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg?w=5760&amp;ssl=1 5760w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/MA_8380.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 587px) 100vw, 587px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13056" class="wp-caption-text">Piano Turca</figcaption></figure></p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Bana göre bir şarkıyı yeniden derlerken ya da bilenen adıyla ‘Cover’ yaparken esas hedefiniz o şarkıya yeni bir bakış açısı katmak olmalı. Örneğin bir türküyü piyano ile çalmaktan daha ziyade, kendimden bir şeyler katabilmeyi amaçlıyorum. Diğer yandan elbette şarkının kendi hissini de kaybetmemek gerekiyor. Bu yüzden beste ve şarkıların hikayeleri ve sözleri üzerine elimden geldiğince araştırma yapıyor ve bu duyguyla şarkıyı yeniden derlemeye çalışıyorum. Bunu bir denge noktası olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Yaptığınız &#8216;cover &#8216;çalışmalarınız gerçekten çok etkileyici.. Şarkı sahipleri veya seslendiren sanatçılarla paylaşma imkanı buldunuz mu? Bu hususta bir anınız var mi?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Youtube Piano Turca kanalının ilk emekleme dönemlerinde bir Azeri türküsü olan Hardasan’ı çalmıştım. Ve Türküyü seslendiren Feryal Öney (aynı zamanda Kardeş Türküler grubunun da solistlerindendir ) sosyal medyada bana ulaşarak yorumu çok beğendiğini belirtmişti. Böyle güzel bir yorum almak  elbette çok şevklendirici ve gurur vericiydi.</p>
<p>Daha sonra Gönül şarkısının bestecisi Özkan Samioğlu , bana yine sosyal medya ile ulaşarak kendi şarkısını bir de piyano ile benden dinlemek istediğini belirtmişti.</p>
<p>Yine dizilerden de tanıdığımız Tiyatro Oyuncusu Burak Tamdoğan ile bir Nazım Hikmet şiiri ile ilgili ortak bir proje gerçekleştirme şansım oldu.</p>
<p>Daha pek çok sanatçı ile sadece sosyal medya paylaşımlarım yoluyla tanıştık. Bu hem benim için mutluluk verici hem de internet ve sosyal medyanın gücünü tekrar gözler önüne seriyor.</p>
<p>Fakat burada bir ekleme yapmak istiyorum; tanınmış kişi ve sanatçılar kadar sıradan insanların hikayeleri de kıymetli. Beni dinleyerek piyano öğrenmeye karar verenler , benim şarkılarımla aynı hisleri paylaşan insanlar olduğunu bilmek bence  en tarifsiz duygu.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Kesinlikle hem motive edici hem de esere ayrı bir değer katan güzel anılar… Ve son detay çok önemli&#8230; Halkın içinden birilerinin yüreğine dokunmanız ve bu sayede onların da bu alana, bu sanata ilgi göstermeleri tarifsiz olmalı…</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Gelen yorumları çok önemsiyorum. Hemen hepsini takip ederek bir adım sonrasına kendimi bu şekilde hazırlıyorum aslında.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Peki çok merak ettiğim birini sormak istiyorum size&#8230; Zaman zaman yazarken ansızın açıp dinlediğim, özgün bir tarza sahip olduğunu düşündüğüm isim Evgeny Grinko? Ve eklemek istediğiniz, sizin idolüm dediğiniz ya da büyük hayranlık duyduğunuz bir isim var mı?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Evgeny Grinko kendine has özel bir tarza sahip. Benim de severek takip ettiğim müzisyenlerden birisi. Bunun dışında ise tam bir Piano Guys ve Two Cellos hayranı olduğumu söyleyebilirim. Piano Turca hikayesinde ilk motivasyon kaynağım ve idolüm ise vkgoeswild adlı müzisyendir. Kendisi rock şarkılarını piyano ile yorumlayan bir Youtube müzisyeni.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük</strong>:  Piyano çalmayı kac yaşında öğrendiniz?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Piyano çalmaya 12 yaşımda başladım. Fakat Türk eğitim sistemi bizi sınavlara ve garanti mesleklere yönlendirdiğinden uzun bir süre piyano ile hobi düzeyinde ilgilendim.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Ülkemizde sanatsal çalışmaların yeterince ilgi görmüyor olmasını neye bağlıyorsunuz?  Eğitim sistemi, geçim derdi gibi konular mı? Sanat bir şekilde hayatı ifade ederken, bunca nüfusa sahip bir ülke vatandaşları neden sanattan uzak kalıyor sizce?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Bence bu durumun pek çok sebebi var. Bunlardan en önemlisi sektörü besleyen çarkların pek çok sanatçıyı sadece popüler olana yönlendirmeye çalışması. Halbuki popüler kültür kadar, daha az dinlenen ve farklı eserlere de ihtiyaç var. Fakat bunlara gerekli yatırım ve desteğin çok sınırlı olduğunu görüyoruz. İnternet bu açıdan sanatçıların çok daha bağımsız ve aracısız şekilde eserlerini  sunmalarına imkan tanıyor. Bu da umut verici bir gelişme bana göre. Bir diğer konu ise, sanatın insanlara yeterince anlatılmaması olarak düşünüyorum. Kilim dokumak da bir sanattır örneğin. Sanatın tek bir şekli yok. Bunu özümseyebilmek ve sanatın bazı kesimler için göründüğü haliyle elit ve yukarıdan bakan bir  tavrı olduğu fikrini de silmek gerekiyor. Sanat herkes için bir haktır aynı zamanda.</p>
<p>Bazı insanlar ünlü olabilir. Belki de yaptıkları iş çok iyi olduğundandır. Belki de değildir. Bunu hepimize zaman gösterecek. Sanat emek ve sabır gerektiriyor. Zamanla ortaya koyduğu işlerin kalıcılığı, yarattığı fark ve insanlarda oluşturduğu etki ile hakedenler sanatçı sıfatını zaten alacaktır.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/b8J_tObC6oA?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Size dönelim&#8230; Albümlerinizden bahsedebilir misiniz?  Kaç parçadan oluşuyor, çıkış yılları, vardıkları nokta vs…</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Her şeyden önce albümlerimi bir yapımcı veya aracı bir şirket ile çıkartmıyorum. Şarkıları keyif aldığım haliyle ve herhangi bir promosyon olmadan paylaşıyorum. İlerleyen dönemde bu değişir mi bilemem elbette.</p>
<p>İlk albümüm olan “Hayal” 2015 yılında çıktı. 20 Şarkıdan oluşan enstrümantal bir albüm. İkinci albümüm olan “Sonsuzluğa” ise 2016 yılında çıktı. 20 şarkıyı bu albümde hem piyano hem de senfonik haliyle dinleyebilirsiniz. Albüm ve beste çalışmaları benim için keyifli ve özel çalışmalar. Bir hikayeyi kelimeler olmadan anlatmak fikri bile bence heyecan verici.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Albüm isimleri enteresan geldi ve 3. Albümün ismini çok merak ettim… Hayal&#8230; Sonsuzluğa&#8230; Mevlana&#8217;nin aslında her şeyi anlatan o meşhur &#8216;Hiçlik&#8217; makamına vurgu yapar gibisiniz…</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Albümler isimlerini içindeki bir şarkıdan almıyor. Bu açıdan albüm isimlerine kafa yorduğumu söylemek gerek. Albümün bütününü anlatacak bir hikayesi olmalı.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong> İşte ben o hikayeleri ve nihayetinde hikayelerin gidişatındaki bir sonraki albüm ismini şimdiden merak etmeye başladım. Kapak tasarımlarından, şarkı sıralamalarına kadar albümlerinizin çok özenle hazırlandığı çok belli. Ve isimleri ile bütün halindeler, tebrik ederim.</p>
<p><strong>PianoTurca : </strong> Teşekkürler. Son albümüm olan &#8216;Sonsuzluğa&#8217; aslında sanatın zaman tanımazlığına atıfta bulunuyor örneğin. Düşünün ki hepimiz en fazla üç nesil sonra unutulacağız. Ama bugün hala yüzyıllar önce bestelenmiş eserleri dinliyoruz. Bu bence anlatılan bir hikayenin sonsuzlukta yankı bulmasına denk. Albümün adı bu sebeple sonsuzluğa. Ama elbette bu bir seri değil. Üçüncü albüm için bir şey söylemek zor şimdiden.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük</strong>:  Harikasınız&#8230; Eseri bilen insan sayısı değil, eserin bıraktığı ruh, yaydığı o toprağa dahi sinecek enerjidir mühim olan&#8230; Kesinlikle bu konuda da sizinle aynı fikirdeyim.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük: </strong> Kızınız… Müziğe ilgisi var mi? Ailede bu çalışmalarınız nasıl yankı buluyor ?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Kızım henüz 6 aylık. Bu sebeple onun ilgisini görmek için erken. Ailem ve sevdiklerim hem müzik hayatımda hem de iş hayatımda bana oldukça destek oluyor. Aksi taktirde bu zaman planlamasını yapmak bile imkansız.</p>
<p><strong>Mehmet Gökçük:</strong> Son olarak genç müzisyenlere, bu yolda olmak isteyenlere neler söylemek istersiniz?</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong> Genç müzisyenlere ve aslında herkese tavsiyem , her seferinde bir adım öteye nasıl geçebileceklerini düşünmeleridir. Çünkü hedeflere bir anda, emek vermeden ulaşmak imkansız. Ayrıca hedeflediğiniz yolda önünüze hangi engel ve fırsatlar çıkacağını da bilemeyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Mehmet Gökcük:</strong>  Sorularıma verdiğiniz içten cevaplar ve samimiyetiniz için çok teşekkür eder, hayatınızda, sanat yolculuğunuzda başarılar dilerim</p>
<p><strong>PianoTurca :</strong>  Ben teşekkür ederim</p>
<p>&#8230;</p>
<p>PianoTurca&#8217;yı Instagram üzerinden takip etmek için <a href="https://www.instagram.com/pianoturca/">instagram.com/pianoturca/</a></p>
<p>Resmi web siteleri <a href="http://pianoturca.com/">pianoturca.com</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/piano-turca-ile-muzik-sanat-uzerine/">GÜZEL İNSANLAR ÜLKESİ / Piano Turca İle Müzik ve Sanat Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/piano-turca-ile-muzik-sanat-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13053</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki tek saksafon ağızlığı üreticisi, usta sanatçı “ÜMİT ONARTAN”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turkiyedeki-tek-saksafon-agizligi-ureticisi-usta-sanatci-umit-onartan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turkiyedeki-tek-saksafon-agizligi-ureticisi-usta-sanatci-umit-onartan/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Feb 2018 06:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Çağlar Kadı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12979</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merak edilen yaşam öykünüzden, &#8220;Sanat Duvarı&#8221; okuyucularına bahseder misiniz?  1962 İstanbul doğumluyum. 1979&#8217;da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (İDGSA) FOTOĞRAF Enstitüsü&#8217;nde öğrenime başladım ve 1981&#8217;de Yüksek Resim Fakültesi&#8217;ne geçiş yaptım. Bu yıllarda kanunda çalıyordum. 1985&#8217;te saksafonu keşfetmemle tüm yaşantım değişti! Bir anda çeşitli gruplarda çalmaya başlayarak profesyonel müzik hayatına atıldım. Aynı yıl, İstanbul Büyükşehir Belediye Bandosu&#8217;nun açtığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyedeki-tek-saksafon-agizligi-ureticisi-usta-sanatci-umit-onartan/">Türkiye&#8217;deki tek saksafon ağızlığı üreticisi, usta sanatçı “ÜMİT ONARTAN”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong>Merak edilen yaşam öykünüzden, &#8220;Sanat Duvarı&#8221; okuyucularına bahseder misiniz? </strong></li>
</ul>
<p>1962 İstanbul doğumluyum.</p>
<p>1979&#8217;da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (İDGSA) FOTOĞRAF Enstitüsü&#8217;nde öğrenime başladım ve 1981&#8217;de Yüksek Resim Fakültesi&#8217;ne geçiş yaptım. Bu yıllarda kanunda çalıyordum. 1985&#8217;te saksafonu keşfetmemle tüm yaşantım değişti! Bir anda çeşitli gruplarda çalmaya başlayarak profesyonel müzik hayatına atıldım. Aynı yıl, İstanbul Büyükşehir Belediye Bandosu&#8217;nun açtığı sınavı kazandım ve hala bandoda görev yapmaktayım.<br />
1987&#8217;ler itibariyle İstanbul Caz Festivali, Akbank Caz Festivali, Pozitif Vibrations tarafından yapılan caz festivalleri gibi ortamlarda rehberlik yaparak yurtdışından gelen müzisyenlerden özel dersler aldım. Örneğin “JAN GARBAREK, CHARLES LLOYD, BRANFORD MARSALIS, STEVE LACY, MICHAEL BRECKER, DAVID SANBORN, JOHN GILMORE, JOHN SURMAN” gibi…<br />
1992&#8217;de İstanbul Caz Festivali&#8217;nde WYNTON MARSALIS ile çaldım. Aynı yıl, yeni ismiyle <strong><em>Mimar Sinan Üniversitesi</em></strong> Yüksek Resim Fakültesi&#8217;nden mezun oldum.<br />
1995&#8217;ten beri eski saksafon restorasyonlarıyla uğraşıyorum. 2002&#8217;den beri kişiye özel el yapımı saksafon ağızlığı üretiyorum. Şu anda Türkiye&#8217;deki tek saksafon ağızlığı yapımcısıyım.</p>
<ul>
<li><strong><em> </em>Saksafon ile ömürlük dostluğunuz nasıl ve ne zaman başladı? </strong></li>
</ul>
<p>1985 yılında, George Michael’ın Careless Whisper şarkısına olan hayranlığımla başladı.</p>
<ul>
<li> <strong>Sizce &#8221; insan olmak&#8221; nedir?</strong></li>
</ul>
<p>İnsan olmak çok zor bir şeydir. O kadar zor ki, milyarlarca faktörün bir arada düzgün ve orantılı olarak birbirlerine eşlik etmeleri gerekiyor. Bu oran ve ayarlardan bazıları dozun dışına çıkarsa bu çok tehlikeli bir durumdur. Bir anda kendini insanlık dışı olarak bulursun. Ama bunun farkına varmak da çok zaman alır. Bir sürü olumsuz alan bir arada harekete geçmeye başlar. İnsan olabilmek için ilk hedef, gerçekten hayvan olabilmeyi denemektir. Zaten hayvansan aynı zamanda insan olma yolundasındır.</p>
<p><figure id="attachment_12993" aria-describedby="caption-attachment-12993" style="width: 534px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit02.jpg"><img class=" wp-image-12993" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit02.jpg?resize=534%2C356" alt="" width="534" height="356" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit02.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit02.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit02.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 534px) 100vw, 534px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12993" class="wp-caption-text">Ümit Onartan</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><strong><em> </em>Sesi, ruhu, kalbi ve yaptıkları birbirine uyumlu kaç insan tanıyorsunuz? </strong></li>
</ul>
<p>John Coltrane, Henry Matis, Leonardo da Vinci, Miles Davis, Picasso. Çok uç örnekler ama ben hayata böyle bakıyorum. Onlar benim ideal kişilerim. Benim için, yaşam biçimleri ve yaptıkları birbirine uyumlu olan insanlar.</p>
<ul>
<li><strong>Sanat ve yaşamınız arasında ki bağlantıyı bizler için biraz yorumlar mısınız? Çocuk iken hayaliniz neydi? </strong></li>
</ul>
<p>Piyano sahibi olmak ve çalmaktı. Dünya üstünde ulaşılması için en maksimum bedel ödenmesi gereken şey sanattır. Ancak, Yaradan’dan dilediğin kadar, senin dilediğinin karşılığında onun müsaade ettiği kadar sanatlardan vizyon alabilirsin. Gerçek sanat sahibi sadece O’ dur.</p>
<p>Sürekli, üretilmemiş olana dair fikir üretip onları hayata geçirmeye çalışmaktır.</p>
<p><figure id="attachment_12995" aria-describedby="caption-attachment-12995" style="width: 355px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit01.jpg"><img class="size-full wp-image-12995" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit01.jpg?resize=355%2C533" alt="" width="355" height="533" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit01.jpg?w=355&amp;ssl=1 355w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/umit01.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 355px) 100vw, 355px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12995" class="wp-caption-text">Ümit Onartan</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><strong><em> </em>Etkisinde kaldığınız, size ilham veren sanatçılar kimlerdir? </strong></li>
</ul>
<p>John Garbarek, Charles Lloyd, David Sanborn, Miles Davis, Monk, Henry Matis, Salvador Dali, Pablo Picasso, Leonardo da Vinci, Michalengelo, Dalida, Mirelle Mathieu, Edith Piaf.</p>
<ul>
<li><strong style="font-size: 14px;">Hedefleriniz nelerdir?</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’nin ilk saksafonunu, gerçek el üretimi olarak üretmek ve saksafon mekaniğinde olayı daha uzaysal boyutlara taşımak.</p>
<ul>
<li><strong><em> </em></strong><strong> Size ait bir albüm var mı? İsmine nasıl karar verdiniz? </strong></li>
</ul>
<p>Çalışmasını yaptığım ve pek yakında çıkmasını öngördüğüm bir albüm çalışmam var. “Kedilerin Fısıltısı” olarak düşünüyorum. Tabii ki albümde ortak çalışma yaptığım kişilerle birlikte karar verilecek.</p>
<ul>
<li><strong>“ Sayın Ümit Onartan”,  öncelikle gerçek bir hayvan sever olduğunuz için, insanlık adına da kalpten teşekkürler. </strong><strong>Sanat ve ahenkle dolu tüm dileklerinizin gerçekleşmesi ümidi ile… </strong><strong>Sanat Duvarında yepyeni çalışmalarınız ile tekrar buluşmak üzere… </strong></li>
</ul>
<p><strong>Sevgi ve saygılarımızla<em><br />
</em></strong></p>
<p>“Ümit Onartan” hakkında detaylı bilgi için http://www.umitonartan.com/</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyedeki-tek-saksafon-agizligi-ureticisi-usta-sanatci-umit-onartan/">Türkiye&#8217;deki tek saksafon ağızlığı üreticisi, usta sanatçı “ÜMİT ONARTAN”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turkiyedeki-tek-saksafon-agizligi-ureticisi-usta-sanatci-umit-onartan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12979</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kifayet Emel Özkul ile Seramik ve Sanat Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 08:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12955</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu röportajları yapmaya başladığımdan beri hayatıma çok güzel insanlar giriyor. Öyle ki çok şey öğreniyor, başarılı insanlar tanıyorum. Aslında konu da bu zaten bu insanlar başarıya nasıl ulaştı. Bir süredir hem hoca hem sanatçı olan KİFAYET EMEL ÖZKUL Hanımefendi ile birlikteyiz. Kendisi İstanbul üniversitesi MYO El Sanatları Bölümü Seramik- Cam Çinicilik öğretim görevlisi…Yüksek Lisans öğrencisi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/">Kifayet Emel Özkul ile Seramik ve Sanat Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportajları yapmaya başladığımdan beri hayatıma çok güzel insanlar giriyor. Öyle ki çok şey öğreniyor, başarılı insanlar tanıyorum. Aslında konu da bu zaten bu insanlar başarıya nasıl ulaştı. Bir süredir hem hoca hem sanatçı olan KİFAYET EMEL ÖZKUL Hanımefendi ile birlikteyiz. Kendisi İstanbul üniversitesi MYO El Sanatları Bölümü Seramik- Cam Çinicilik öğretim görevlisi…Yüksek Lisans öğrencisi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Çini  Sanatçısı, her parmağında bir hüner…Ve mücadelesi tüm kadınlara örnek olması gereken bir Türk kadını&#8230;</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg"><img class="wp-image-12963 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?resize=377%2C503" alt="" width="377" height="503" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?w=3120&amp;ssl=1 3120w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 377px) 100vw, 377px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Barış Manço Kültür Merkezi’nde buluşup söyleşimizi yapacağız bir pazar gününde. Kendisini başarılarından, işini çok iyi yapmasından tanıyorum ama kişiliğini tanıdığınızda içinizi ısıtan ışıl ışıl gözlerini gördüğünüzde aslında başarısının yanında muhteşem kişiliğini de görüyorsunuz. İnsanı hipnotize eden kapkara gözleri sizi çabucak etkisi altına alıyor. Zaten kapıdan girdiğinde hemen göze çarpan aurasıyla insanda yıllardır tanıyor hissiyatı yaratıyor. Sözü kendisine bırakmak istiyorum bir an önce;</p>
<p><strong>S.Ö.:  Bize kendinizden söz eder misiniz?</strong></p>
<p><strong> </strong>K.E.Ö: Hocam (ikimizde hoca olduğumuzdan böyle hitap ediyoruz karşılıklı) benim babam polis memuru ben aslında çok polis olmayı istedim ama elimdeki izden dolayı olamadım. (Elinin üzerinde ki küçük bir izi gösteriyor) İstemediler beni arkadaşlarını deşifre edersin deniliyordu. Şimdi baktığımız zaman her yerde orası burası yarlı çizik her yerde polis arkadaşlarımız var. Farklı farklı şehirlere gidince bir orada yaşa bir orada yaşa ee tabi her gittiğin şehirden bir şeyler alıyorsun. Karma karışık bir şehirde yetişiyorsun aslın Türk’sün Müslümansın ama; Erzurum’un kültürü Çankırı’nın kültürü Konya’nın kültürü aynı değil. Bir ana çatı var birde küçük odacıklar var öyle düşünürsek biz o odacıkların her birinden bir şey ala ala baba göreve gider görevden gelir bizler çalışırken arka tarafta Kuran okurdu babam. Bir dönem Kuran yasaklandığında biz mesela ben o günleri çok iyi hatırlıyorum Erzurum’da lojmanların altında biz gizli saklı kuran öğrenmiştik. İyi ki öğrenmişim şu an mesela okulda öğrencilerime yazı dersinde bir şey getirdiklerinde “burada ne yazıyor” diyorum bilmiyor çocuklar, “bak burada bu yazıyor burada şu yazıyor” diyorum. Örnek alıyorlar. “Ya hocam siz okumasını bilmiyor musunuz?” “Cahil miyim ben” diyorum mesela gülümseyerek espri yaparak siz beni cahil mi zannettiniz falan diye. Bütün bunları öğrendiğiniz her şeyi cebinize koyuyorsunuz. Attığınız her adımda heybenize bir şey giriyor. O heybenin altında da delikler var gereksiz olan her şey zaman içerisinde çekip çekip gidiyor. Ben Mimar Sinan’ı kazandım. Kazanma hikayemde ilginçtir benim. Babam benim etrafa çok yumuşak ama evde despot askeri eğitim yapan bir adamdı. İşte ben yeteneğimi babamdan almışım. Babamda böyle çizerdi falan. Gazete okurdu gazeteyi asla bize vermezdi “önce ben okuyacağım”; açıldığında o deforme oluyor ya… babamla gazete yarışına girerdik, bende çok severim gazete okumayı. Gazete bittikten sonra rica ederdim; öyle kâğıt kalem kullanamıyorsun. “Gazetenin kenarları boş ben şuralara desen yapabilir miyim?” bütün gazete kenarlarını desenlerle doldururdum. Erzurum’dayız koskoca Erzurum kız meslek lisesinde resim bölümünü seçen bir tek benim. Müdüre hanım dedi ki ; “Kifayet’ciğim kusura bakma açamayacağız bir kişi için” İstanbul’a geldiğimizde Bakırköy kız meslek lisesinde resim bölümü vardı oraya girdim. Oradan çıktım Mimar Sinan’ı kazanacağım tamam üniversite sınavlarına gireceğim benim bir de 6. Hissim gerçekten kuvvetlidir. Babam dedi ki “kızım hadi sınava gidiyoruz” “Boşver baba ben bu sene kazanamayacağım” “kızım emin misin?” “Yok gerek yok boşuna yorulma ben kazanamayacağım bu sene” ertesi sene oldu babam “girmeyeceksin herhalde yine” “yo ben bu sene kazanacağım” dedim. Kendim evde oturup; bize çok misafir gelirdi, akşam saat 9’dan sonra misafirleri yolcu ettikten sonra bir de şey vardır akşam en son ne konuşursanız sabaha kadar hafızanız onu tekrar eder. Yastıklarımın altı hep kitap defter kalem böyle. Ranzanın üstünde yatardım kardeşlerim karıştırmasın diye. Sonra herkes üniversite sınavını kazanmak için kurslara giderler, ben resim kursuna da gidemedim üniversite kursuna da gidemedim. Ben hep kendim çalıştım. Bir arkadaşım var benim Figen Allah razı olsun telefon ettim “Figen dedim ne yapmam lazım?” İşte şurada bir kurs yeri var oraya git bir gittim kursun bitmesine iki hafta kalmış herkes lay lay lom iki senedir ders alıyorlar iki hafta kaldığı için herkes gezme derdinde. “Hocam benim zamanım yok benim çok iyi çalışmam lazım” dedim. Hocanın her dediğini çarpı 10 katı yaparak gece gündüz annemi çiziyorum; “anne o şekil bitti öbürüne geç öbürüne geç”. Kardeşimi çiziyorum; otur, kalk, yat, sürün… hep çiziyorum. Yolda çiziyorum, okulda çiziyorum, parkta çiziyorum, sürekli çiziyorum. Hani biz normalde bir şeyin başından başlayım. Çizerdik üçgenler, dikdörtgenler, geometrik desenlerle hemen şunu iki dakikada çizmeyi öğrettiler bize ve ben bir buçuk hafta deli gibi çalıştım. Ve üniversiteye 10bin kişi girdi. Torpil falan vardır giremezsin dediler ben gireceğim dedim. Ben Allahtan istedim size ne dedim. Sonra kazandım. Lise arkadaşlarım şok oldular. İki senedir misafir öğrenci gibi gidip geliyorlarmış okula üç ayrı bölümü vardı. İlk sınavı kazanırsınız sonra iki sınav vardır. Hangisini isteseniz ona gireceksiniz üçünü de kazandım. Arkadaşlarımdan birisi yetmedi mi dedi bana. Dedim ki “ne alaka? Bir bölüme gireceğim” “sen kazandığın için biz kazanamıyoruz.” Var mı öyle bir şey? Kazandım ama ben girmedim ki. Gittim kaydımı ona yaptırdım diğerlerinden düştü yer açılmıştır otomatik olarak. Neyse geleneksel sanatlar çok seviyorum, oraya gittim. Halı kilim benim de bölümüm ikinci bölümde çini ama ağırlığı çiniye verdim ben yani şimdi de çini üzerine devam ediyorum. 96 da mezun oldum bölüm birincisi olarak. Sonra annemin kuzeniyle babam evlendirdi. Bakın annemin kuzeni ama annem istemiyor babam istedi evleneceksin onunla oradan cenazen çıkacak dedi. Bakın bir kız çocuğuna söylenebilecek en kötü cümledir “oradan cenazen çıkacak.” Erkek o zaman istediği her şeyi yapabilme hakkını buluyor kendinde. Ataerkil bir toplum ama o kadar da değil “kızım sen sus kır dizini otur o oğlum yapar.” Hayır efendim o da yapar o da yapar. Ve nitekim toplumu güçlü kılan kadın. Daha pratik düşünüyoruz detaycıyız ama çözümlemeye gidiyoruz erkek öyle değil kutuyu görün erkek kutunun kenarlarını görüyor. Kadın o kutu neden yapılmış nasıl yapılmış içinde ne var komplesini görüyor. Ondan sonra da detaycısın ee ben detaycı olduğum için bu kadar başarılıyım.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg"><img class="wp-image-12964 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=401%2C399" alt="" width="401" height="399" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=1024%2C1019&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 401px) 100vw, 401px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Peki daha sonra?</strong></p>
<p><strong> </strong>K.E.Ö   Sonra ben 14 sene Almanya’da kaldım. O sırada Mimar Sinan’da ki halı bölümündeki hocam çok yalvardı Candan Akpınar; “Kifayetciğim mutlaka okulda kal seni buraya aldırayım” diye. Allah razı olsun. Baba bizde son sözü söyler bir de ben çok babacıyım öl dese öleceksin, askere gönderse askere gideceğim.  Ben şiddetli bir evlilik gördüm. Annesi haksız olduğumu söyledi diye annesi de yengem olur dayımın eşi ilk tokadımı ben orada yedim. Çocuğum var “aman çocuk yap düzelir adam olur.” Çok büyük yanlışlar bunlar. Çocuk yapınca adam düzelmiyor. Neyse o dur. Çocuk kadını tam tersi bağlıyor. Kendi özgüvenini kendi özgürlüğünü kısıtlıyor. 19 yaşında kızım iyi ki de var. Allah gani gani ömür versin. Bahtını açık etsin. Ama ben dün bir bildiri gönderdim; önsözü yazdım gönderdim fakat altına içim rahat etmedi kaynakça diye soruyorlar kaynakçaya benim ve kızımın hayatı diye yazdım. Altına da tamamen çok özet bir biçimde kendi hayatımı yazdım. <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg"><img class="wp-image-12965 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?resize=370%2C278" alt="" width="370" height="278" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" data-recalc-dims="1" /></a>Dedim ki siz bilmezsiniz ama yurt dışına giden kadınları eziyorlar. Ben bilirim yaşadım benim arkadaşlarım çocuklarını alıp kendilerini nehre attılar. Aileleri kızlarından haber alamadı cenazesi kapıya gelip teslim edilene kadar. Alman hükümeti Allahtan kadına ve çocuğa çok önem veriyor destek veriyor. Vermeseydi kadınları mahvederlerdi. Öyle olduğu halde bile dayak yiyorsun. Saçma sapan sebepler yüzünden. Kızım bir buçuk yaşında mıydı pardon daha yürümüyordu bile gırtlağıma yapışmıştı eşim beni öldürmek üzere öleceğim nefesim kesildi yürümesini bilmeyen çocuğum duvardan tutuna tutuna Allah gönderiyor geldi ve dedi ki; “anne baba durdu orada. Üç kere ben bıçakla saldırıya uğradım el değil bir de bu eş… Bir de ben elektronik eşyaları kullanmayı ve almayı severim ilk yaptığı şey önce benim eserlerimi parçalamak sonra bütün elektronik eşyalarımı parçalamak ben kırdım bozdum sen yenisini yap. 38 tane çiçeğimin hepsini aynı boyda kesmiş bir psikopat eşim vardı benim. Ve ben onun elinden kurtuldum. Üç kere Türkiye’ ye geldim bu arada ruh sağlığımı düzgün tutmak için ben orada çini ebru hat dersleri veriyorum. İnsanlarla iletişim sağlamaya başladım. Google yazdığınızda Almanya’da kapmış olduğum kurslar sergilerde ön plana çıkar. Para kazanacağımı bildiğinden engel olmuyor. Ucunda para varsa engel olmuyor destek oluyor. Para yoksa o sergideki eserleri getiriyor çat çat gözünüzün önüne atıyor. Cebine para koyduğunuz zaman ya da para kazanacağım dediğiniz zaman öyle olmuyor maalesef ki. Sonra ben kaburga kemiklerimin kırıldığını hissettiğim zaman gözlüğüm gözümden fırlayıp üzerimdeki kanı gördüğüm zaman kendimden geçmişim. Ben dedim ki bu evlilik bitti. Kızımı aldım polisi çağırdım ve çıktım. Bütün eserlerim eşyalarım hiçbiri umurumda değil kalsın hiç önemli değil. Önce evladımın sağlığı sonra benim. Dört sene orada ayrı yaşadım. O zaman içerisinde farklı şehirlere gittim. Almanlara proje yaptım orada. Orada dersler verdim. Kızımı aldım buradan teklif geldi bir geziye geldim. İstanbul üniversitesinde benim bir arkadaşım vardı o Mimar Sinan Üniversitesi’ne  geçecekti “Kifayet istersen seni bir referans göstereyim sağlam birini istiyorlar senden iyisini bulamayız.” Dedi. Ben tatile geldim belgelerimi verdim gittim. iki hafta sonra beni aradılar “geliyor musun?” diye  dedim “geliyorum”. O sırada ben Ruhr <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg"><img class="wp-image-12966 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?resize=245%2C327" alt="" width="245" height="327" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?w=3120&amp;ssl=1 3120w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" data-recalc-dims="1" /></a>Üniversitesi’nde ebru seminerindeyim çocuklara workshop yapıyorum. Eve geldim eşyalarımı toparladım öğrencilerimden biriyle hala görüşüyorum kardeşim gibidir. “Gel” dedim “beni havalimanına götür.” İki arkadaşım; kitaplarım  çok önemlidir benim için; kitaplarım, kızım eşyaları birkaç resim malzemelerim onları aldılar üç odalı evimin anahtarını teslim ettim arkadaşıma kimin neye ihtiyacı varsa ver dedim. Kenara koymuşlar geldikçe alırsın diye dedim hayır onlar bana; tamam her ne kadar sonradan ben onları yapsam da hep eskiyi hatırlatacak ayağımda pranga istemiyorum dağıtın. Buraya geldim Lahey Sözleşmesine göre kızımı kaçırdığım için bana dava açtılar. Bu arada ben kaçaktım. Bakın her şeye rağmen babasıyla arasına asla girmedim. Yeşil pasaportu var hala gider gelir. Alman hükümetine karşı canla başla davaların hepsini kazandım. Burada kaç tane cumhuriyet savcısıyla neredeyse hepsi bizden mezun “ya hocam ne işin var senin burada” diye karşılayanları biliyorum. “Ya işte kızım için geldim” kızıma bir cümle şöyle konuş böyle konuş demedim. Yüreğin ne istiyorsa onu söyle dedim. Çocuğum burada kalmak istediğini söyledi. Ve Almanya’da ki hakim beni arayıp “şu tarihe kadar bana karşı dava kazanmış tek Türk kadın olarak dosyalarıma geçtin sakın Alman’ya ya geri gelme madem çocuğunu orada büyüteceksin – çünkü ben telefon ettim hakime her şeyi anlattım; bana yapılanı zulümleri neden Türkiye’ye geldiğimi hepsini anlattım. Yarım yamalak Almanca öğrenebilmek için elimden gelen her şeyi yaptım. Bütün davalar bitti çok şükür. Buradaki boşanma biraz sürdü. Sonra buradaki de bitti siz her şeyi arkanızdan atıyorsunuz ya yeniden doğuyorsunuz, kabuklarınız kırılıyor. Ne yapacağım diyorsunuz ne yapmam lazım önce çocuğun var çocuğun için ayakta durmak zorundasın. Ondan sonra kendinize kale örüyorsunuz kaleler. İnsanlar diyor ki ya niye bu kadar sertsin? Ya da bir şeyi paldır küldür söylerim ben önünü arkasını düşünmem ben düşüneceğime sen düşün. Beni üzeceğine sen üzül eğer beni o raddeye getiriyorsan. Ve bizim de bir geçmişimiz var sen benim geçmişte ne yaşadığımı bilmeden bunları söyleyemezsin. Sonra iki sene üniversitede dışarıdan hocalık yaptım. Kadroya aldılar kadroda da kendimi gittim rektörlükte anlattım hocam benim kadroya ihtiyacım var ben dışarıdan çalışamam biliyorsunuz dışarıdan çalıştığınız zaman 6 ayda bin lira filan alıyorsunuz. Benim çocuğum var ve evimi geçindirmem lazım çıktığınız ev döndüğünüz evle aynı olmuyor. Aileniz her şey değişmiş oluyor. Ben burada da zorluklar yaşadım tabi. Sonrasında kadro onayı geldi bana rektörlükten aradılar beni “hocam hayırlı olsun kadronu aldın” dediler. Gittim ev aradım. Ailemden ayrılmam lazımdı çünkü kızımla ailem anlaşamıyorlardı.  Türkiye’ ye dönüş yapmış birçok Almanya da yaşamış doğmuş arkadaşlarım geri dönüş yaptılar. Kızıma dedim ki; “ ömrünün sonuna kadar okuyacaksın istediğin gibi oku. Eğer almanyaya geri dönmek istiyorsan yola çık ben davaları kazandım ama yola çık gitmek isteyebilirsin gönderebilirim seni.” Hala söylüyorum. “Ama diyorum burada benimle yaşayacaksan elimden gelen her şeyi sana yapacağım.” o da şuan  lisede seramik teknolojisi okuyor stajını yapıyor. Sonra hocam Mimar Sinan bizi tasarım makinası gibi yetiştirdi. Piyasaya çıktığımız zaman hangi bölümü okuyorsanız o bölümün tasarım makinasısınız. Üstüne ekledikçe ince uzun bir bina dikiyorsunuz. <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg"><img class="wp-image-12967 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?resize=320%2C183" alt="" width="320" height="183" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?w=3275&amp;ssl=1 3275w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?resize=1024%2C585&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" data-recalc-dims="1" /></a>Öğrendiğiniz her şey için bir bina diktiğinizi düşünün New York’un o uzun binaları gibi gökdelen oluyor. Bu bilgi birikimi aslında. Ama bu şey değil biriktirdiğiniz bilgi birikimini tek başınıza kendiniz kullanırsanız bencilsiniz. Nejat hoca hep şey der seramik hocası “paylaşmak bilginizin zekatını vermektir” der. Paylaşacaksınız kim olursa olsun saklamanın bir mantığı yok. Allah sana onu vermiş paylaş. Hatta daha dün facede birisiyle çarpıştım; “sen işte sırların alındığı yere kadar söylemişsin.” Bak dedim ben eğitimciyim sende gel bir sıkıntın varsa ben sana telefon numarasına kadar veririm. Paylaşmak güzel şeydir niye böyle yapıyorsun. Az kazan ama işaret edilen insan ol. Ben okulda çini ebru yazı dersleri veriyorum. Orada da çinisel uygulamalar verdiler ama ben gelenekselci olduğum için çocuklara çamurdan hat yazıları çamurdan çini desenleri felan yaptırıyorum. Seramikle amatörce  uğraşıyorum. Amatörce uğraştığım halde bile çok iyi takip ederim. Bir de mantığımı çok yürütürüm nasıl yapılıyor öylemi böylemi diye. Mantık çerçevesinde de birçok şeyde hareket ediyorum. Kendi hayatıma da kimseyi karıştırmıyorum. Ailemde dahil eğer bir karışırlarsa bir şeyi iki kere yapmak durumunda kalıyorum çünkü benim mantığımla onların mantığı aynı şekilde hareket etmiyor. Gittiğiniz bir yolu bile iki kere gidip gelmek zorunda kalıyorsunuz. O yüzden ben genel çizgi olarak kızıma örnek olacak öğrencilerime de örnek olacak bir yetişkin olarak bu ülkeye faydalı olacaksam her şeyden önce kararlarımı almayı doğruysa bir üstüme yanlışsa altında ezilmeyi kabul ettim. Ve hiç kimseyi o kararların altına imza attırmıyorum. Çünkü kimseye dönüp senin yüzünden oldu dememek için. Ve kızıma da söylediğim şey hep şudur ne olursan ol istersen öl ama doğruyu söyle. Girdiğin her ortamda doğruyu söyle hiçbir şeyi beceremiyorsan bile insanlar derki bu kız güvenilir. Bu kıza evini bırak namusunu bırak anahtarını bırak paranın önüne koy git dönüp bakmaz güvenilir olmak çok önemli bir şey. Böyle olman gerek diye sürekli söylüyorum öğrencilerime de aynı şekilde. Okulda da normal bir öğretmen değilimdir vururum kırarım dökerim saçını çekerim arkadaş gibi. Öğrencilerime şey derim nereye gidiyorsunuz? Yüreğimin götürdüğü yere yüreğinin götürdüğü yer niçin benim odam oluyor? Çay alırlar kahve alırlar börek getirirler bazen güne çevirirler benim odamı kovarım hepsini defolun gidin felan derim. Seviyorlar, çocuklar kendileri gibi iletişim kuran gecenin bir yarısı arayabilecekleri dertleşebilecekleri insanları seviyorlar. Her birinin size bir şeyler anlatması sizin geminizde ya da hayat treninizde bir sıkıntı ama çözüm üretmek zorundasınız nihayetinde aslında devletsiniz siz öğrencilerinize evladınıza; “benim annem her şeyi yapar”. O annenin güçsüz olduğu asla düşünülmüyor. Kanatlarının kırıldığı kendi iççinde yaşadığı depremler kendi içinde ağladığı akıttığı göz yaşları “kifayet her zaman güçlüdür.” “ya kifayet yapar.” Peki kifayet oraya gelene kadar oraya çıkana kadar o yapar dediğiniz şeyi yapana kadar o zaman diliminde ne yaşadığını ne biliyorsunuz? İçinde ne tür fırtınaların koptuğunu ne biliyorsunuz? Boşanma sürecimde kardeşim bana şöyle söyledi “abla bana bakmıyorsun beni delip geçiyorsun sen önceden bana bakardın. Şimdi beni görmüyorsun.” Siz bir tasarımcıya bunu nasıl yaptın dediğiniz zaman diyor ki atıyorum 10 sene okudum kendimi geliştirdim bunun 10 senelik bir geçmişi var. Şu <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg"><img class="wp-image-12968 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?resize=304%2C560" alt="" width="304" height="560" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?w=781&amp;ssl=1 781w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?resize=163%2C300&amp;ssl=1 163w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?resize=555%2C1024&amp;ssl=1 555w" sizes="(max-width: 304px) 100vw, 304px" data-recalc-dims="1" /></a>tasarımın artı 10 sene geçmişi var. Bu dik duruşun artı 30 sene geçmişi var. O yüzden kolay değil bazı şeyler ve maalesef erkeklerin ilk hedefi kafasına binmek. Kim olursa olsun bu babanız olur bu eşiniz olur bu çocuğunuz olur bu kardeşiniz olur. Yani siz güçlüyseniz etrafınızdaki insanlar güçlü insanları yemeğe kemirmeye geliyorlar. Ya yanımda yürü ayağıma çelme takma eteğimden çekme çakıl taşı olma. Ben yürüyorum zaten yanımda benimle beraber yürü. Ben bir şeyler yapıyorsam birlikte yapalım. Ben siz olmadığınız için tek başıma üstlenmek zorundayım ve yapıyorum. Ha siz olursanız birlikte yapacağız. Ama maalesef kimse olmuyor etrafınızda ve kendiniz yapmak zorunda kalıyorsunuz. Ama aslında işin güzel kısmıda bu diyorsunuz ki çok şükür yarabbi kimseye ihtiyacım yok senden başka.</p>
<p><strong>S.Ö.: Güçlü insan olmak yalnız olmakla eşdeğer.</strong></p>
<p>Aynen çok eşdeğer. Diyorum ya ikinci bir insan kalkıp size fikir verdiğinde ya hadi şunu da kırmıyım yapıyım dediğiniz her şeyi iki kere yapıyorsunuz. Ve ben o yüzden asla kendi yapacağım hiçbir şeyde babam dahi öyle yap dese sen karışma diyorum. bu işi ben biliyorum ve bu işi ben yapacağım. Bırak altında ezileceksem ben ezileyim ama asla dönüpte senin yüzünden oldu demeyeyim. O yüzden kimseye tamah etmiyorum tevekkülüm benim sonsuzdur rabbimle kavga ederim sürekli kavga ederim daha dün kavga ediyordum. Hep senin yüzünden insanlara iyi davranıyorum. Sırf senin rızanı almak için sonra bak insanlar ne yapıyorlar bana diye kavga ediyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Belki bu da bir sınavdır?</strong></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg"><img class="wp-image-12970 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?resize=384%2C323" alt="" width="384" height="323" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?w=3163&amp;ssl=1 3163w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?resize=300%2C252&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?resize=1024%2C861&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" data-recalc-dims="1" /></a>Öyle her şey öyle ama Allahıma kurban olayım bu kadar da değil. Hep aynı yerden mi vurulur bir insan evet hep aynı yerden vurulur. Benim en zayıf noktam kızım Ece’ydi ablam dedi ki; deniz dalga vurdukça koydaki zayıf nokta sürekli hasar görür, mesela komple beton atıldı fakat orada bir kumlama var sürekli orası zarar görür orada ki kum dedi ya da adı her neyse düşmeye başlar oranın tamir edilmesi gerekiyor ki oraya vuran dalgalar oraya zarar vermesin aynı yerden zarar görüyorsak oranında düzeltilmesi güçlendirilmesi gerekiyor dedi. Ece ilk evden gittiğinde iki gün gitti o iki gün sanki başıma yıkıldı. Eve giremedim. Sonra iki ay ayrı kaldım çocuğumdan eve giremedim kendi evime gitmedim. Sonra eve gidiyorsunuz odasına gitmiyorsunuz sonra odasına gidiyorsunuz yatağında çocuk yok yatağın ucunda oturuyorsunuz. Sonra sonra alışıyorsunuz. Şimdi Ece diyor ki; “anne babam bilet alacak ocak şubat tatilinde Almanya’ya gideceğim. İyi tamam diyorum tarihleri bana söyle. Tarihler geliyor götürüyorum bindiriyorum ondan sonra mesaj atıyorum ne zaman geleceksin geleyim alayım seni. Gidiyorum alıyorum. Eskisi gibi ağlama  yok bitti. İnsanın zayıf tarafı sevdiği tarafı. Kimi seviyorsanız zayıf noktanız o. Sizi üzende o kişi oluyor aslında. Diğer kişiler sizi üzemez. Ben sizi üzemem ama sizi üzen eşinizdir çocuklarınızdır annenizdir çok sevdiğiniz arkadaşınızdır sizi üzen. İnsan üzüntüyü hep başkasından bekler hayır değil üzüntü hep en yakınınızdan gelir. Dışarıdaki adama aman dersin kapıyı kapatırsın, dışarıda kalır. Kapıyı açtığında senin sorunundur kapıyı kapattığında değil, bitmiştir o en fazla birkaç gün düşüncelerinizi yoğunlaştırır ama en yakınınızdaki bitmez. O kafanızdaki düşünceler birbirine değmez. Ona söylemek isteyip söyleyemediğiniz hiçbir şey birbirine değmez. Biz o zaman ne yapıyoruz biz kendimizi sanata veriyoruz. Ben o zaman elime kalem kağıt alır kimseyle konuşmam habire çizerim. Bazen müthiş şeyler çıkar atıyorum kenara dursun şimdi zamanı değil piyasaya çıkmasının çünkü o konuda tekâmül edemedim ki eserlerim tekâmül etsin. Çünkü daha içindeyim dışında daha bunları yaşayamadım. Sonra sonra kendinizi bir üste çıkartıyorsunuz. Aman diyorsunuz o da geçer. Sonra sesli düşünmeye başlıyorsunuz. Bana çok şey derler “patur kütür söylüyorsun önünü arkasını düşünmüyorsun kalp kırıyorsun” kırdığınıza sayın diyorum, söylediğinize sayın dövdüğünüze sayın ben bugüne kadar sustum çektim bundan sonra da siz beni çekin. Ve sanatın insanı sakinleştirdiğini söylüyorlar, söylüyoruz evet biz sanatla uğraşmayan insanları sanatla yakınlaştırarak çocuklara eğitim vererek onları sakinleştiriyoruz. Ruhlarını tedavi ediyoruz ama biz zaten sanatın içindeyiz bizi kim tedavi edecek? Bazen çok daraldığımda Yasin okurum, kuranı kerim insanı acayip sakinleştiriyor zaten. Hiç canım okumak istemese bile o kör şeytan var ya lanet olasıca dibi düşesice gelir böyle kuranın üstüne oturur alırım sayfaları karıştırırım hala hocam kokuyor rahmetli olmuştu inşallah cennettedir, açarım Erzurum kokar hocam kokar onu içime çekerim eski kuranımı ondan sonrada tefeül açarım bir sayfayı gözümü kapatır bir noktaya koyarım dilek tutarım Allahım derim bu konuda bana bir yol göster okurum hiç alakası yoksa ben ne sordum sen ne cevap verdin derim. Celal hoca var çok mübarek bir insan ben onun kalp gözünün açık olduğunu düşünüyorum, o tür insanlarla muhabbet etmek acayip güzel. Besmele felan yazıyorum diye Allah herkese nasip etmez Rab bir çok şeyi nasip etmez diyorum ben senelerce kıyafet tasarımı çizdim bir kenarda duruyor demek ki  onların orada durması lazım. Senelerce asker olmak istedim en son kapıyı kilitlediler göndermediler ne işin var senin askeriyede diye. Polis olayım dedim elimdeki izden almadılar. Demek ki; Allah kulunu bir yere hazırlar. Demek ki dedim yurtdışına gitmeliyim yurtdışında biraz özgüven kazanmalıyım çünkü kendiniz yapıyorsunuz her şeyi dilini bilmiyorsunuz yol bilmiyorsunuz yordam bilmiyorsunuz çıplak kalmışsınız çölün ortasında. Kendiniz yol bulmak zorundasınız. Yardımcınız yok. Maneviyata sarılıyorsunuz ve güçlü durmayı öğreniyorsunuz. Türksünüz Müslümansınız “Schwarzkopf (siyah kafa) diyorlar size. Tehlike teşkil ediyorsunuz onlar için. Ve çok fazla geçit vermiyorlar size. Benim diplomamı tanımadılar. Yüksek lisans, doktora için üniversite ayarladım diplomam tanınmadığı için yapamadım ben orada bunları. Şimdi tanıyorlar niye? Cumhuru reisimiz parmak salladı diye tanıyorlar. Şimdi 10 senedir filan tanınıyor öncesinde yoktu. Ve ben buraya geldim şimdi yüksek lisans yapmaya çalışıyorum ara verdim birtakım sıkıntılar dolayısıyla. Bazen diyorum ki aman niye yapıyorsun sonra da diyorum ki yapanlardan ne eksiğin var? O kadar çok şeyi aynı anda götürmeye çalışıyorsunuz ki yoruluyorsunuz. Mücadele etmek zorundasınız artık bu da bir zorunluluktan çıkıyor; hayat tarzı haline geliyor mücadele etmediğinizde kendinizi suçlu hissediyorsunuz ben bunu niye yapmadım diye ya da ben böyle yapabilirdim ya da ben bunu yapabilirdim.  Ve yapılan hiçbir şeyi beğenmiyorsun.  Çünkü pratik düşünmeyi öğreniyorsun. Hızlı çözüm üretmek zorundasınız. Tek başınasınız, tek başına bir çocuk yetiştiriyorsunuz, ailenin bütün yükünü tek başınıza çekiyorsunuz. Uzaktan çocuk yetiştiriyorsunuz, telefonla kapıyı kitle çocuğum şunu yap bunu yap bir taraftan sanatçı kimliğiniz var insanlara örnek olmak zorundasınız. Öbür taraftan hocasınız öğrencilerinizin size ihtiyacı var. Ee annesiniz evlatsınız kardeşsiniz, bir kadının çok fazla mesleği var. Ben bazen akşam belli bir saatten sonra öğrencilerime şey diyorum yeter artık, saat 5&#8217;ten sonra yazmayın çünkü ben artık bir anneyim. Ben evladım ben ablayım ben kardeşim onlarında bana ihtiyacı var. Parçalara bölünüyorsunuz sonra sabah o parçaları toparlayıp hayata devam ediyorsunuz.</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg"><img class="wp-image-12971 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=554%2C559" alt="" width="554" height="559" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?w=2465&amp;ssl=1 2465w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=298%2C300&amp;ssl=1 298w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=1016%2C1024&amp;ssl=1 1016w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 554px) 100vw, 554px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö..Başarı duygusu sizi nasıl etkiliyor? Yani bu noktada ben başardım diyor musunuz?</strong></p>
<p>Hayır.</p>
<p><strong>S.Ö..Hangi noktada diyeceksiniz peki?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hiçbir zaman. Hayat size sürekli yeni bir şeyler getiriyor ve o yeni şeyleri sürekli başarmak zorundasınız. Onu yaptınız bir sonraki gelecek onu yaptınız bir sonraki gelecek. Bu saatin ilerleyişi gibi her saat başı tık gördünüz o bitti bir sonraki. Başarma duygusu diğer dünyayla alakalı söyleyeceğim ben ne zaman ki o tarafı nasıl görürüm nasıl yaşarım bilmiyorum; rabbin huzuruna çıktığımda hiçbir kişinin gelip de bana kul hakkı var bizde kul hakkı bıraktı bu şahıs dememişse ben başarmışımdır. Bu dünyalık fazla bir şeyde gözüm yok benim. Ben bırakmışım her şeyi rızık derdinde değilim. Üniversitede bana sorun yaratan arkadaşlarım vardı ben en son şu cümleyi kullandım bütün dünyanın cumhurbaşkanları bir araya gelse kifayet İstanbul üniversitesinde öğretim görevlisi olmayacak dese halt etmişler, Allah “künfe yekün” demişse olay bitmiştir dedim. Eğer Allah derse Kifayet’in üniversitede hükmü bitmiştir ben onun rızkını başka bir yere gönderiyorum zaten o rızkın peşine beni de gönderecektir. Benim bu dünyada bir beklentim yok. Benim beklentim insanları üzmemek benim hakkım geçsin onlara ama onların hakkı bana geçmesin. Ve ben huzuru ilahiye vardığımda Allahu teala  “kifayet gel bakayım bunda senin hakkın varmış bu da senden istiyor” dediyse bitmiştir. O zaman başarısızsın. Çünkü başarı sadece maddesel değil başarı maneviyatla alakalı bir şeydir. Arkadaş çevrenize bakın arabası olur evi olur ben başardım der neyi başardın? Bir yangınla hepsi gitti, Borsa çöktü gitti, İflas ettin gitti. Neyi başardın? Ben sağlıklıyım işte fitim Allah bir virüs atar gitti o vücut. Benim kocam söyle benim kocam böyle kocanın hayatına bir kadın girer çocukların Allah muhafaza uyuşturucu kullanan insanlarla arkadaşlık ederler onlarda gider neyin kaldı? Nesin ki sen? Zerre kadar değerin yok. Hem bütün dünya âlem senin için kurulmuş o kadar kıymetlisin hem de zerre kadar değerin yok. O yüzden benim bu dünyadaki başarılarla alakalı hiçbir beklentim yok. Allahu teala Kuranı Kerim’i indirdiğinde açıklamalarda hiçbir zaman ben demiyor ben yaptım ben gönderdim ben var ettim değil biz diyor. Biz bir bütünüz. O yüzden aslında yaparken de evet Allah bana veriyor Selda hanıma da vermiş gelmiş burada konuşuyoruz. Ama bunu sana yaptıran bir güç var. Yani biziz. O yüzden ben bu dünyada Allah’ın bana verdiklerinin ve ya vereceklerinin dışında hiçbir beklentim yok hırslı bir insan değilim kimseyle yarışmam. Benim yarışım kendimledir. Şu an dört tane projem var Allah nasip ederse onları yaparsam benden alası yok. Çokta sevilecek imza atılacak projeler. Bu da onun nasibine kalmış eğer nasibimde varsa ben yazdım bana yazdırdı yazdırdığına göre yaptırır da yaptırmayacaksa da belki yaptıracağı birisi gelecektir.</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg"><img class=" wp-image-12972 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?resize=525%2C371" alt="" width="525" height="371" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?resize=300%2C212&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?resize=1024%2C723&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Hiç mi egolarınız yok hiç mi kulağınıza “hadii iyisin kızım işte” diyen bir ses gelmez</strong></p>
<p><strong> </strong>Egom yoktur ama şuna kızıyorum sanat dünyasında bazı insanlar köşeleri kapmışlar  geçit vermiyorlar. Yukarıda tanıdığı üç beş kişi vardır ve aynı işi sende yapıyorsun geçit vermiyorlar. Ben o işi yapmak istediğim için değil yanlış anlamayın ben İstanbul üniversitesi seramik cam çinicilikte öğretim görevlisiyim ben her sene en az 20 tane öğrenci mezun ediyorum. Bu öğrencilere istihdam sağlanması lazım. Eğer siz sürekli oraya gider tanıdıklarınızı devreye koyar sizin atölyenizdeki insanlara sürekli istihdam sağlarsanız ben buna kızarım. Bu işi bir tek siz mi biliyorsunuz? Kimyagersinizdir buluş yapmışsınızdır sizin isminizedir eyvallah yaptığımız sanat aynı şeyi bizde yapıyoruz. Neden hep aynı yerlere yaptırılıyor da Metrolar Marmaraylar; güzel sanatlar fakülteleri, güzel sanatlar liselerinin eserleri de o metrolara birer tane takılıp da oradan gelecek gelir o okula gönderilmiyor? O öğrencilere verilmiyor? Hep aynı insanlar dönüyor. Bu konuda buna ego mu denir ne denir bilmiyorum ama buna sinirleniyorum, kızıyorum ve varsa hakkım helal etmiyorum. Çünkü biz o öğrencileri çıkın piyasada darma duman olun diye yetiştirmiyoruz. Mükemmel biçimde bu işin eğitimini alan ve eli çok iyi olan öğrenciler var yazık değil mi bu çocuklara? Köşeleri tutuyorlar ben o yüzden sanatçı arkadaşlarıma da onlara aynı kapıyı açan insanlara da sinir oluyorum. Bu büyük bir yanlış. Bu artık sistemin yanlışı mı birilerinin pohpohlamasının yanlışımı böyle olmaması gerekir. Sen bir tane yaptın çekil bakayım kenara o da yapsın. Herkese eşit davranılması lazım. Ben sana oy veriyorsam ben seni destekliyorsam herhangi bir şey istenildiğinde ben elimi taşın altına koyabiliyorsam o zaman bazı insanların etrafında dönmemesi lazım. O yüzden ben sanat dünyasından uzak dururum. Facebooktan takip ederim çok sevdiğim insanlar vardır takip ederim onları ama onlarla hiç ortak sergilere girmem ortak projelere girmem ortak programlara girmem ki kültür bakanlığı çini sanatçısıyım ben. Benim amacım kişisel değil öğrencim. Kendim için de bir şey istemiyorum kendi eserlerimi bile satamam ben ama öğrencilerim için okul için çatır çatır kavga ederim. O yüzden benim hayattan insanlardan hiçbir beklentim yok ben isteyeceğimi Allahtan isterim dönerim onunla kavga ederim söyleyeceğimi yine ona söylerim çünkü beni yaratan annem gibi annem benim yaratıcımın bilmem kaç milyonda bir minnacık hali annem şimdi ben onunla kavga edince sonra yanına gidince kedi gibi beni affediyorsa o hayli hayli affeder. O yüzden istediğimi de ondan isterim şikayetimi de ona sizinle bir sıkıntım mı var sizi direkt ona şikayet ederim başkasına etmem ben.</p>
<p><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg"><img class="size-full wp-image-12976 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg?resize=375%2C525" alt="" width="375" height="525" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg?w=375&amp;ssl=1 375w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg?resize=214%2C300&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 375px) 100vw, 375px" data-recalc-dims="1" /></a>SÖ.: Peki hocam bundan sonraki projeleriniz neler?</strong></p>
<p><strong> </strong>16 Türk devletiyle alakalı bir projem var çok büyük bir proje. Sayın cumhur başkanımızın onay vermesi lazım. Birçok yere gitti hatta bunu yapalım deyip kendine pay isteyen birçok insan vardı ben hepsine rest çektim. Koydum kenarda duruyor ben yapabilirsem yaparım yapamazsam Allah elbet birisine yazdırmıştır ona yaptırır. O yüzden duruyor kenarda onu yapmayı çok istiyorum. Ben Osmanlıyı çok seviyorum ama çok fazla Osmanlı çalıştık biz şu an da bir miktar Anadolu Selçuklu, herkeste bir dönüş var herkeste dönüş olduğu için bende de dönüş olsun istemiyorum ama 5-6 senedir yapmak istediğim bir şeyler vardı onların ufak ufak çizimlerini yapmaya başladım. Bir sergi açmak istiyorum tamamen Anadolu Selçuklu eserlerinin benim tasarımlarımla birleşmiş hali. Öğrencilerimi Sivas’a götürüp oradaki eserleri güncelleyip mayıs nisan gibi projemiz var inşallah. Orayı bir gezip tozup dolanıp oradaki bütün bilgileri alıp masaya yatırıp özgün bir pano tasarlamak ama o panoya bakıldığında evet Sivas, Anadolu Selçuklu diye böyle bir proje Sivas’tan başlayarak önce onu bitirip çünkü orada hem kaynaklar hem hocalar hem tanıdıklar hem Sivaslı olmanın getirdiği bir şey daha kolay. Sonra Konya da bir projemiz var Ali hocam kendisi nlp uzmanıdır. O kabul etmiyor ama biz onu öyle tanıdık. İki tane yabancı üniversitenin rektörlüğünü yapıyor aynı zamanda “Selçuklu torunuyum Mevlevi torunuyum” der “onun istediği yapalım Kifayet” dediği bir proje var “ben varım sen yeter ki öğrencime istihdam sağla hocam” dedim. Çünkü bu çocuklar evlenecekler ev geçindirecekler, üniversiteden mezuniyet yallah…  Bu şey gibi doğur bırak. Biz orada tamamen bir doğumhaneyiz ve çocukları doğurup mezun edip dışarı atıyoruz. Kim sahip çıkacak bunlara? Sonra elalem sahip çıkıyor dağa çıkıyor terörist oluyor. Hayır o çocuklara bizim sahip çıkmamız lazım. Açığı kim kapatırsa gençlik oraya yöneliyor. O açığı da bizim kapatmamız lazım. O yüzden benim yapmış olduğum çoğu projede ana temam gençliktir. Onların genel kültür olarak geçmişini öğrenip bunu kendi önlerine serip, bizim o gördüğünüz büyük pano tasarımları bile ben oturup kendi başıma çizmedim ben fikri attım çocuklarla istişare yaptık onlar söylediler not aldım onların söyledikleriyle evde bir tasarım yaptım watsapptan attım herkes bir fikrini söyledi en son çizdim önlerine koydum bu mudur budur hocam. Sonra oturduk onları beraber yaptık. Şimdi yine ilime yolculuk diye bir tasarım yapıyor çocuklar eli çok iyi olanlara verdim İstanbul’un bütün sokaklarından giriyorsunuz istanbul’un o bütün bilim yuvası olan atıyorum Mevlevihane olsun,  Askeri Müze, Askeri kışla olsun hepsini koyduk hepsi var. Oraların hepsinden geçiyor ve ortaya geliyor ortada neresi Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde gitmiş olduğu üniversite; İstanbul üniversitesi ve kenarlarda doktora salonundan alınmış üç tane deseni birleştirerek bir desen yaptım onu kullandık. İstanbul üniversitesi deyince herkes kapı kapı kapı… hayır değil! Fatih Sultan Mehmet’in tuğrası Abdülhamit’in tuğrası ve kule; bunlarda İstanbul üniversitesi. Birazcık kafalarını çalıştırsın insanlar diye böyle şifre şeyler koyduk. Şu an onun oluşumu var onda bile kızlarla bunlar abla biraz büyükler onlarla istişare ederek yaptık. Şimdi Anadolu projesinde de öyle çocuklarla gidip gezip tozup gelmeden ne yapalım ? herkes fikrini söylesin sonra onu burada öğrencilerle beraber onu bir projeye geçirmek sonra onu bir metroya asmak ve bunun açılışını sempozyumla açmak istiyoruz. Sonra bu çocuklar bunu gördüklerinde atölye kurabilirler proje oluşturabilecek merkezlerde çalışabilirler devam edip yüksek yapıp üniversitelere gidebilirler çok ihtiyaç var. Cumhuriyet üniversitesinin güzel sanatlar fakültesinde sanat tarihi bölümü yok, seramik bölümü yok, çini bölümü yok o yüzden bu bölümler bu çocuklar okudukça açılabilir ve bunlar oraya öğretim görevlisi alınabilir. Her şeyden önce hedef gençlik ben otuz yaşın üstüne yatırım yapamam. Alacağını almış zaten. Otuz yaşın altı benim hedefim.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-12977" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?resize=640%2C480" alt="" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?w=4160&amp;ssl=1 4160w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>Bu güzel sohbete kayıt cihazını kapatıp sıcak çaylarımız eşliğinde devam ediyoruz. Öyle müthiş bir insan ki sohbetine doyum olmuyor o hayatla mücadelesi tüm kızlarımıza kadınlarımıza örnek olmalı diye düşünüyorum. O hayatın çetin koşullarında bile varlığını sürdürmüş bir kardelen çiçeği misali hayatta var olmasını bilmiş başarılı kadınlarımızdan…Mücadele, maneviyat, kararlılık, şefkat, onur, tevekkül, güç…Kıvılcım saçan simsiyah gözlerinde benim gördüklerim bunlar…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/">Kifayet Emel Özkul ile Seramik ve Sanat Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12955</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Jan 2018 05:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Atatürk; bizim için yer yüzünde her şeyiyle mükemmel bulduğumuz, gözlerinin denizinde; vatanseverleri ve onun ilkeleriyle yürüyenleri yüceltip vatan hainlerini boğduğu masmavi derinlikleri, ülkemizin rüzgarlarında dalgalanan saçları, hep ileri bakan bakışları, her gün okullarımızın sırasına oturduğumuzda bizden ülkesini seven bireyler olmamızı bekleyen gözleri&#8230; Ben onu kadar yakışıklı, onun kadar güzel bakan bir adam daha görmedim. Onun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/">Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk; bizim için yer yüzünde her şeyiyle mükemmel bulduğumuz, gözlerinin denizinde; vatanseverleri ve onun ilkeleriyle yürüyenleri yüceltip vatan hainlerini boğduğu masmavi derinlikleri, ülkemizin rüzgarlarında dalgalanan saçları, hep ileri bakan bakışları, her gün okullarımızın sırasına oturduğumuzda bizden ülkesini seven bireyler olmamızı bekleyen gözleri&#8230;</p>
<p>Ben onu kadar yakışıklı, onun kadar güzel bakan bir adam daha görmedim. Onun ilkeleriyle ilerlemenin ve vatanımıza sahip çıkmamızın ne denli önemli olduğunu biliyorum. Bunlar bana çocuk yaşta ailem ve değerli okullarım sayesinde öğretildi. Yüreğimi yırtarcasına okurdum ona yazılan şiirleri; Arif Nihat Asya&#8217;dan, hele hele Nazım&#8217; dan;</p>
<p>Dağlarda tek tek ışıklar yanıyordu.</p>
<p>Ve yıldızlar öyle ışıltılı,</p>
<p>öyle ferahtılar ki</p>
<p>şayak kalpaklı adam</p>
<p>nasıl ve</p>
<p>ne zaman</p>
<p>geleceğini bilmeden</p>
<p>güzel, rahat günlere</p>
<p>inanıyordu</p>
<p>ve gülen bıyıklarıyla</p>
<p>duruyordu ki</p>
<p>mavzerinin yanında,</p>
<p>birdenbire beş adım sağında</p>
<p>O&#8217;nu gördü</p>
<p>Paşalar onun arkasındaydılar</p>
<p>O, saati sordu. Paşalar: &#8220;Üç&#8221; dediler.</p>
<p>Sarışın bir kurda benziyordu.</p>
<p>Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.</p>
<p>Yürüdü uçurumun başına</p>
<p>kadar,</p>
<p>eğildi durdu.</p>
<p>Bıraksalar</p>
<p>İnce uzun bacakları üstünde</p>
<p>yaylanarak</p>
<p>ve karanlıkta akan</p>
<p>bir yıldız gibi kayarak</p>
<p>Kocatepe&#8217;den Afyon ovasına</p>
<p>atlayacaktı.</p>
<p>Nazım HİKMET</p>
<p>Büyük şair Nazım ve de Atam hayatımda en önemli yapı taşım benim. Çünkü onlar benim için hem kahraman hem idol hem &#8230;her şey. Bir gün yine elimle kolumla bu şiirlerden okurken o yaşlarda taa içimde hissedip hüngür hüngür ağlamıştım. Bize Atatürk sevgisini damarlarımızdan enjekte etti okullarımız, ailelerimiz ve idealist öğretmenlerimiz&#8230; İşte bu okullardan Küçükyalı 50.Yıl Lisesi &#8216;nden aynı Atatürk aşkıyla yetiştiğimiz arkadaşım bestekar, şair, Tiyatrocu, müzisyen; ŞEREF İZGÜ&#8230; o da bir koltukta birkaç karpuz taşıyanlardan. Sağlam zemine iyi bir bina kurmuş ve iyi bir eğitimin üzerine birçok donanım eklemiştir. Aynı zamanda çok iyi bir öğretmendir ve bestelediği marşları öğrencilerinin nasıl icra ettiğini dinlemiş, hayran olmuştum. O&#8217; nun da Atatürk gibi bakan engin denizler gibi gözleri, ülkesine aşık bir kalbi var. Bana Atatürk&#8217;ü anımsatması o yüzden. Kendisi ile Yerleştiği İzmir&#8217;den bir proje için İstanbul&#8217;a geldiğinde görüşüp sorularımızı yönelttik. O’da sağ olsun bizi kırmayıp içtenlikle cevap verdi…</p>
<p><figure id="attachment_12530" aria-describedby="caption-attachment-12530" style="width: 306px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg"><img class=" wp-image-12530" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?resize=306%2C306" alt="" width="306" height="306" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?w=386&amp;ssl=1 386w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 306px) 100vw, 306px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12530" class="wp-caption-text">Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><strong> Biz sizi bestelerinizle, Atatürkçü kişiliğinizle ve Tiyatro alanındaki çalışmalarınızla tanıyoruz ama sizin ağzınızdan da sizi dinleyebilir miyiz? Şeref İzgü kimdir?</strong></li>
<li> Atatürk, sadece milletimize değil dünyaya armağan olarak gönderilmiş büyük bir deha, büyük bir lider ve gerçek bir yurtseverdir. Ben de O’nun gösterdiği yolda yürüyen bir öğretmen, oyuncu, yönetmen, yazar, besteci, müzisyen kısaca en yalın haliyle bir eğitimci ve sanatçıyım diyebilirim.</li>
<li><strong>Şeref Bey sizinle aynı lisede okuduk, hatırladığım aynı hocayı resim hocamızı çok sevmemizdir. Benim hayatımda rolü büyüktür ama sizin de yanınızda yer almış o zamanlar. İki aşkınızdan biri olan Tiyatro’ya aşkınız o yaşlarda başlamış. Bakıyorum Tiyatro çalışmaları hala sürüyor, biraz bahseder misiniz?</strong></li>
<li>Hayatı bana, beni de hayata kazandıran Özgül öğretmenim benim nikah şahidimdi. Çok çalışarak ülkeme (özellikle de çocuklarımıza) ve yaşama hizmet ederek kendisine ve elbette emeği geçen tüm öğretmenlerime ve büyüklerime layık olmaya çalışıyorum. Özgül öğretmenimin sanatçılık ve eğitimcilik felsefesini, dünya görüşünü, insanlığa karşı inanışını yaşatmaya ve artırmaya gayret ediyorum.Çocuklar ve yetişkinler bir arada tiyatro yapsınlar diye AYNA adlı oyun kitabımı yayınladım. Çocuklar yararına tek kişilik BİRGÜN adlı oyunumu oynadım. Yayınlanmayı bekleyen yazılarım ve bir sürü projem var.</li>
<li><strong>Sizin hayat hikayenizi okuduğumda beni en çok etkileyen eğitiminize Müzik alanında başlıyor ve Yüksek Lisansınızı onca bestelerinizin yanında; çok duyarlı bir davranışla “İşitme Engelli Çocukların İlköğretim Programlarında Müzik” konulu tezinizin bulunması. Neden işitme engelli çocuklar, bu projeden söz eder misiniz bizlere, tedavi edici yönü var mı?</strong></li>
<li> Ses eğitimi üzerine uzmanlaşmaya çalıştığım 1990 yılında yüksek lisans tez çalışmamı gelişi güzel, şişirmece yapmak istemedim. Değerli hocam Prof.Dr.Suna Çevik danışmanlığında özel eğitim alanında çalışmalar yaptım. İşitme engeline sahip çocuklarımızın müfredat programları işitebilen çocuklarımızla aynıydı. Böyle olmamasını ve nasıl olması gerektiğini ortaya koydum. Çalışmalarımın tedavi edici özelliği fazlasıyla var. Bu alanda çalıştığım özel bir eğitim kurumunda çok verimli sonuçlar aldım. İleride “İşitme Engelli Çocuklar Sanat Merkezi” açmayı ve çocuklarımıza yararlı olabilmeyi çok arzuluyorum.</li>
<li><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg"><img class="wp-image-12536 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg?resize=369%2C203" alt="" width="369" height="203" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 369px) 100vw, 369px" data-recalc-dims="1" /></a>L.W.Beethoven duymuyordu ama besteleri var bu beni çok etkiliyor. Duyduğu sesler ruhunun sesleri midir? Tezinizi oluştururken kaynaklarınız içinde böyle kişiler var mıydı?</strong></li>
<li> Elbette ruh çok önemli. Beethoven yazmış olduğu son eserlerini çok büyük zorluk ve işitme kaybı ve acılar içinde yazdı. İşitme ve buna bağlı olarak konuşma sorunu yaşayan ve adını “Fuda” olarak söyleyebilen öğrencime tezime dayalı müziksel çalışmalarla “Funda” dedirttiğim an dünyanın en mutlu insanıymış gibi hissettim kendimi. Bu ve benzeri sayısız olumlu değişim örneği verebilirim.</li>
<li> <strong>Size sorularımı hazırlarken şunu düşündüm. Yıllarca İstanbul’da doğmuş, büyümüş, yaşamış biri neden İzmir’e yerleşir. Aslında bir çok sanatçı İstanbul’dan uzaklaşmış durumda, sizi İzmir’e götüren rüzgar neydi?</strong></li>
<li> İstanbul’um, gözümün önünde eriyordu ve çok üzülüyordum. Sanırım şu anki durumunu görüyordum. 2005 yılında İzmir’e geldiğimde İstanbul’a göre daha küçük bir şehirde birçok şey yapabilmeyi düşünüyordum. Ne yazık ki düşündüğüm gibi olmadı. İzmir son derece keyfine düşkün ve huzurlu bir yer ve ben bu şehri sanatsal anlamda huzursuz etmeyi başaramadım.</li>
<li><strong>Albümünüz “Hüzün Entarisi.” İlginç bir isim yaratılış sürecinden ve şuan ki durumundan söz eder misiniz?</strong></li>
<li>Şair ve eğitimci Şahan Çoker ile birlikte Yerel bir İzmir TV. Kanalında 20 programlık şiir-müzik programı gerçekleştirdim. Şiirlerine arabesk fon müzikleri eşliği ekleyen Şahan Çoker’in şiirlerine kendi tarzımda mevcut şiirlerin ruhuna uygun besteler yaptım. Tüm bu çalışmalar sonucunda Cezmi Ersöz’ün müzik albümlü şiir kitabından sonra Türkiye’de ikinci olarak HÜZÜN ENTARİSİ adlı ürün ortaya çıktı. Albümdeki şarkıların ve fon müziklerinin tamamı bana ait. “Hüzün Entarisi” mevcut şiirlerden birinin adıydı ve albümün adı oldu.</li>
<li><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg"><img class="wp-image-12539 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg?resize=297%2C427" alt="" width="297" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg?w=471&amp;ssl=1 471w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg?resize=209%2C300&amp;ssl=1 209w" sizes="(max-width: 297px) 100vw, 297px" data-recalc-dims="1" /></a>Biraz da okul yıllarından söz edelim. Sanatla ilgili insanlarda biraz daha sıra dışı biraz daha çılgın olması beklenir. Lise yıllarında ben içten içten biraz deli olduğumu hatırlıyorum, siz de öyle miydiniz? Sizi müziğe ve tiyatroya yaklaştıran unsurlar nelerdi?</strong></li>
<li> İlkokulda korodaydım. Orta okul’ da basketbol takımındaydım. Lise’ de tiyatro çalışmalarında yer aldım. Ben her yerde şarkı söyler, komiklikler yapar ve her daim çok konuşurdum çocukluk ve gençlik yıllarımda. Liseden mezun olduktan sonra Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Deneme Sahnesi tiyatro çalışmalarına katıldım. Bu sıra da Özgül öğretmenim ortaokuldaki çocuklarla buluşmamı sağladı ve çocuklarla tiyatro eğitimi çalışmalarına başladım. O sırada arkadaşım Levent Tülek ‘de lise tiyatrosunda “Ne Oldum Delisi” adlı oyunu çalıştırıyordu. Oyunda kullanılan kemanı alıp melodiler çalmaya başlayınca, Özgül öğretmenim beni Marmara Üniversitesi Müzik Bölümü’ne yönlendirdi. Ve o günden bugüne zor ve hala devam eden bir yolculuk başladı.</li>
<li><strong>Şeref Bey siz o güzel besteler ve marşların yanı sıra öğrencilerinize eğitim de veriyorsunuz, sizi öğrencilerinize sorsak ne anlatırlar, kendilerine yakın mı mesafeli bir duruşunuz mu var?</strong></li>
<li>Ben bu soruyu öğrencilerime sordum. Onlar beni ben de onları yani birbirimizi çok seviyoruz. Ben her gün onlarca çocuğumun başını okşar, onlarla ders içi-dışı muhakkak konuşurum. Okulda “sevgiyle” dokunmadığım çocuk yoktur. Bunlarla birlikte genel ortalamayla öğrencilerim benim adaletli olduğumu söylerler.</li>
<li><strong>Sizce Türkiye’de müzik ne durumda, istenilen yere geldi mi sizce, neler yapılmalı daha iyiye ulaşabilmek adına?</strong></li>
<li>Tarihin her döneminde toplumsal yaşam ile sanat hep paralel gitmiştir ve toplumu bir adım öne taşıyan unsur her seferinde sanat olmuştur. Ülkemizde gelinen son noktada sanata verilmeyen değer ve toplumumuzun durumu ortada. Ne kadar çok sanat o kadar iyi bir toplum.</li>
<li><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg"><img class="wp-image-12538 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg?resize=405%2C284" alt="" width="405" height="284" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg?w=604&amp;ssl=1 604w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg?resize=300%2C211&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 405px) 100vw, 405px" data-recalc-dims="1" /></a>Tiyatro mu Müzik mi desem hangisi daha ağır basar?</strong></li>
<li>Ne tiyatro, ne müzik. Ben de her ikisi de baskın bir şekilde var. Beste yapmayı, şarkı söylemeyi, piyano-gitar çalmayı çok seviyorum. Böyle de olsa sahnenin büyüsü, heyecanı bambaşka.</li>
<li><strong>Tiyatro ile Müziğin birlikteliğinden doğan “Müzikaller” hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz. Özgün eserler verilebiliyor mu sizce? Türkiye’de böyle bir yaratıcılık mevcut mu sizce?</strong></li>
<li> Kafamda müthiş müzikaller var. Bütün bunlar için şu anki süreçte zemin yok maalesef.</li>
<li><strong>Sizinle sohbet ederken sormadan edemeyeceğim bir konu var. Okuyucularımızın da bunu merak ettiğinden eminim. Çocukların sevgilisi, onların yaratıcı dünyasındaki Muzaffer Dedeleri; Muzaffer İzgü ile akraba mısınız diye soruyorlar, sizin açıklamanız beni çok etkiledi; geçtiğimiz günlerde kaybettik kendisini bildiğiniz gibi…Kendisi hakkında söylemek istediklerinizi duymak isteriz buradan.</strong></li>
<li>Bu soru bana da hep sorulur ve ben hep seferinde sanatsal ve düşünsel bağımız dışında bir akrabalığımız yok, derim. Ben Muzaffer İzgü’ye hep Muzaffer abi diye hitap ettim. AYNA’yı kendisine verdiğimden üç gün sonra beni telefonla aradı ve genç bir yazar olarak beni yüreklendirici sözler söyledi. Ne yazık ki; onu kaybettiğimiz günlerde ondan daha çok otel odasında öldürülen ünlü konuşuluyordu bolca. Muzaffer abi önce çok iyi bir insan ve gerçek bir yurtsever ve müthiş yaratıcı bir akıl ve büyük bir yürek ve sevgiydi.</li>
</ul>
<p><strong>Şeref İzgü gece başını yastığa koyduğunda neler düşünür? Günü planlar mısınız?</strong></p>
<ul>
<li>Neler düşünmez ki? Benim yatmalarım ve kalktıktan sonra güne başlamalarım çok zor oluyor. Yatağa uzandıktan sonra en az bir saat debelenip dururum. Uyuyamadığım zaman kalkar sabahlarım. Kalkmam da en az yatmam gibi olur. Katlıktan yarım saat yada bir saat sonra günün başladığının farkına varırım. Günlük, haftalık, aylık ve hatta yıllık planlamalar yaparak hayata nasıl katmadeğer oluşturabilirim, diye kafa yorarım. Ve bu böyle sürüp gider.</li>
<li><strong>Yeni projeleriniz; yapmak istedikleriniz nelerdir?</strong></li>
<li> Kendimle kavga etmeyi bırakmaya çalışsam da bu çoğu zaman mümkün olmuyor. Zihinsel yorgunluğum bedenimi de çok etkiliyor.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg"><img class="wp-image-12537 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg?resize=400%2C300" alt="" width="400" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg?w=604&amp;ssl=1 604w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Az öncede belirttiğim gibi yayınlanmayı bekleyen yazılarım var. Kitap dünyası (bazı örnekler hariç) popüler kültürün içinde kalıyor ve siz bu durumda isteseniz de çok fazla bir şey yapamıyorsunuz. Böyle de olsa, bestelediğim çocuk şarkıları var. Türkiye, Atatürk, cumhuriyet, Çanakkale, dostluk, sevgi, okul sevgisi vb. konularda yepyeni şarkılar yazdım. Kitap konusunda olduğu gibi bu konuda da kar getirmediği için yapımcılar cd.-albüm basmaya yanaşmıyor. Çocuklarımızın dillerinde ve yüreklerinde ulusal duygularımızı yaşatabilmek adına bütçesi çok fazla olmayan bu proje için sponsorlara derginiz aracılığı ile buradan da çağrı yapmış olayım. (Not: Bu proje için hiçbir şekilde telif hakkı vb. bir isteğim ve beklentim, maddi talebim bulunmamaktadır.)</li>
<li>30 yılı aşkın bir süredir arkadaşım olan Kemal Aydın’la birlikte “POZİTİF SOUND” adında bir müzik grubu kurduk. Yerli ve yabancı şarkılardan oluşan geniş bir repertuar ile doğru, güzel ve nitelikli müzik çalışmaları yaparak müzisyenlik ruhumuzu sahne üzerinde de yaşatmaya ve bu haliyle yaşamın olumsuzluklarından uzak durmaya çalışıyoruz. POZİTİF SOUND, dinlendirici bir çalışma olmakla birlikte yaşamda diri kalmamı da sağlıyor.</li>
<li><strong>Bu röportajı yaparken tüm sanatçılarımızla, Yelpaze Dergisi adına bir rutinimiz var. Ben bir sözcük soracağım siz de düşünmeden karşılığını size düşündürdüğünü söyleyeceksiniz, hazır mısınız?</strong></li>
</ul>
<p>VATAN: Kalbimiz.</p>
<p>ATATÜRK: Büyük önder, aydınlık, umut, sonsuzluk.</p>
<p>AŞK: Bir demet çiçek.</p>
<p>ÜLKE: Ayırımsız, hepbirlikte, el ele yaşadığımız büyük bir aile.</p>
<p>KADIN: Güzellik ve eşsiz bir ruh.</p>
<p>MÜZİK: Susmaların ve seslenişlerin en mükemmel ifade yolu.</p>
<p>TİYATRO: Gerçek bir ikinci hayat.</p>
<p>ÇOCUK: Hayatın en güzel anlamı.</p>
<p>OKUL: Cıvıl cıvıl çocuklar.</p>
<p>HAYAT: Gelip geçtiğimiz misafirhane.</p>
<p>İZMİR: Huzurlu bir liman.</p>
<p>Bu güzel söyleşi için başta sana ve tüm Yelpaze Dergisi ekibine çok teşekkür eder yayın hayatınızda başarılar dilerim; sağlık ve sevgiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/">Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Resim Sanatının Aşık Veysel’i Ressam Bayram Gümüş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Jan 2018 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12497</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öğretmenlik mesleğine yeni başladığım yıllardı. Bir öğrencim ansiklopedi boyutlarında bir katalog getirip; katalogdaki ressamın yakını olduğunu söyledi. Kataloğu açtığımda gözlerime inanamadım. Minyatür sanatının özelliklerini ilgilenen bilir, perspektif yoktur, uzaklık yakınlık tek boyuttur. Ellerimin üzerindeki kitabın sayfalarını çevirdikçe gözlerimin önünde alabildiğine uzanan, minyatür sanatından çok daha özel bir sanatla naif sanatın öncüsü bir sanatla tanışıyorum. Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/">Resim Sanatının Aşık Veysel’i Ressam Bayram Gümüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öğretmenlik mesleğine yeni başladığım yıllardı. Bir öğrencim ansiklopedi boyutlarında bir katalog getirip; katalogdaki ressamın yakını olduğunu söyledi. Kataloğu açtığımda gözlerime inanamadım. Minyatür sanatının özelliklerini ilgilenen bilir, perspektif yoktur, uzaklık yakınlık tek boyuttur. Ellerimin üzerindeki kitabın sayfalarını çevirdikçe gözlerimin önünde alabildiğine uzanan, minyatür sanatından çok daha özel bir sanatla naif sanatın öncüsü bir sanatla tanışıyorum. Bu eserlerin sahibinde perspektifin, birçok ekolün, sanatın hem modern hem klasik sanatların, sentezine ulaştığını ve çok iyi bir eğitimin izlerini görmek mümkün. Şimdiye kadar gördüklerime benzemiyor çizilenler; öncelikle ulvi bir sabrı gözlemliyorum. Picasso’yu, Rembrand’ı, Ingress’i, Klee’yi diğerlerinden ayıran neyse onu görüyorum. Sanatta ekol olmayı başarmış Sayın Gümüş…Yeryüzünde iyiliği kötülüğü, güzeli çirkini nasıl ayırabiliyorsak, baktığımızı gördüğümüzden, analizlerlerimizden derlediklerimizle ulaştığımız sentez kadar iyi bir bakış açısına ve iyi bir eğitime ait gördüklerim. Eğitim derken öz olarak kendini eğitmesinden söz ediyorum. Çocuk yaşta başladığı resim yolculuğuna Kasım Koçak atölyesinde ama gerçek ibresinden hiç şaşmadan yani tarzını değiştirmeden devam edip her gün yeniden güzellikler yaratmış.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg"><img class="wp-image-12510 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?resize=406%2C304" alt="" width="406" height="304" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 406px) 100vw, 406px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>On beş yıl önce resimlerini gördüğümde, özellikle Kadiköy meydanını resmettiği tablosunun katalogdaki bir örneğini gördüğümde uzun süre gözlerimi alamadım. Şöyle anlatayım; meydanda binlerce insan, otobüslerdeki binlerce insan, minübüsler, vapular, vapur iskelesi, duraklar, koşuşturanlar… Ve bunlar bir kaos içinde olmasına rağmen inanılmaz bir ahenkte, inanılmaz bir dinginlikte…Bu binlerce insanın yüzlerinde ki ifadelerin her biri ayrı ayrı. Dudaklarımdan sadece inanılmaz… nasıl ya… kelimeleri dökülüyor. Kataloğa el koymayı düşündüm ama maalesef öğrencim geri almakta kararlı çıktı. O zaman dedim ki bir gün mutlaka Ressam Bayram Gümüş ile tanışacağım. Böyle mesleğinde üstad olmuş kişilerin ellerinde hayatı yeşerttiklerinden midir bilinmez hep Tanrısal bir güç olduğunu düşünmüşümdür. Michelangelo’nun “Creation of Adam” tablosundaki gibi el vermiş midir böyle özel insanlara…</p>
<p><figure id="attachment_12513" aria-describedby="caption-attachment-12513" style="width: 195px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg"><img class="wp-image-12513 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg?resize=195%2C195" alt="Bayram Gümüş" width="195" height="195" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg?w=195&amp;ssl=1 195w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 195px) 100vw, 195px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12513" class="wp-caption-text">Bayram Gümüş</figcaption></figure></p>
<p>Ve kısmet bugüneymiş. Sevgili Bayram Gümüş ile Moda’da ki atölyesinde buluşuyoruz. Şiir okumaya çok elverişli bir ses tonu var. Çok mütevazi ve sakin bir insan. Moda gibi bir ortak paydalarından dolayı daha önce kendisine Edip Akbayram’ın büyük hayranı olduğumu, Üniversite yıllarımda o civarda okuduğumdan dolayı Edip Beyi Moda Çay Bahçesinde sık sık gördüğümü ve tanışmayı çok istediğimi söylediğimde kendisinin kadim dostu olduğunu öğrendim. Atölyede biraz sohbet ettikten sonra Edip Bey’in ve değerli eşinin bizi beklediği kafeye gittiğimizde kendisinden Kitap fuarında gerçekleştirmek üzere röportaj sözü aldım. Edip bey o kadar tatlı bir insan ki; hani çok yakınınız gibi hissedersiniz bir anda. Kendisine “Hasretinle yandı gönlüm adlı eseri bir tek sizden dinleyince ağlıyorum” dedim. Kasım ayında ki röportaj sözünü aldıktan sonra Sevgili Edip Akbayram’dan ayrılarak atölyeye döndük ve söyleşimizi gerçekleştirdik:</p>
<ul>
<li><strong>S.Ö: Okurlarımız sizin bu mesleğe nasıl başladığınızı merak ederler.</strong></li>
<li><strong> </strong>5 yaşında başladım. Yaşım büyük olduğu için ilkokula gittim. İlkokulda dersler ilgimi çekmedi resim çekti. Şu anda yaptığım resimlerin temelleri o çizgide devam etti. Resim benim için bütün her şeyi ifade ettiğim keyif alarak yaptığım bir şeydi. 66 senesinde istanbul’a taşındık. Lise bire kadar devam ettim ve hayatım hep resim oldu. Derslerimin hepsinde sürekli resim yapıyorum. Kitaplarımın boş yerlerine defterlerime arkadaşlarıma resimler yapıyordum. Lise 1’den sonra piyasada çok değişik işlerde çalıştım ama bütün amacım şeydi akademiye gidip ressam olmaktı. Öyle bir şey olmadı. Hayat hızlı geçti sonra askere gittim. Askerde boş zamanlarım oldu Kıbrıs’ta askerlik yapıyordum. Günde 2-3 saat boş vaktimizde kartonlar üzerine arkadaşlara resimler yaptım. En çok sevdiğim araba resimleriydi. Adam mesela kamyonunu söylüyordu ben aynısını çiziyordum. Evini tarif ediyordu bir takım köşk resimleri yaptım. Eski bir köşkte oturmuştuk İçerenköy’de 70li yıllarda onun daha büyüklerini yaptım. 82 de askerden geldim. Para kazanmak için birtakım işler yapmak gerekiyordu. Kendi kamyonetimiz vardı onla şoförlük yapıyordum. Ama ehliyet almak o zaman şimdikinden daha zordu. Sürekli rüşvet geçiyordu zaten. Halis Toprak’ın bahçesinde amelelik yaptım orada çalışan arkadaşlarımız vardı onların yanına gittik onlarla beraber çalıştık. Günlük yevmiye o zamanın parasıyla bin liraydı. Yani bugünün yüz lirası. Ben o zaman otuz bin lira vererek ehliyet aldım. Ağır vasıta ehliyeti aldım. Belirli bir dönem orada çalışırken de resimler yapıyordum. Sonra bir tesadüf sonrası <strong>Ressam Kasım Koçak</strong>’la tanıştım. Yaptığım resimleri gösterdim. Ressam olabileceğimi söyledi. 83 senesinin 13 mayısında tanıştık Kasım Koçak’la. Kendisinin resimlerini çok beğenirdim. Dedim ki; “Çok iyi resimler yapıyorsunuz, bende sizin gibi ressam olmak istiyorum sizin gibi yapmak istiyorum.”  “Senin tarzın başka çocukluktan beri çalışmışsın kendine bir çizgi oluşturmuşsun senin bu çizgide devam etmen lazım.” Dedi ki; “Buna naif resim diyorlar dünyada” Bu tarzla ilgili herşeyi anlattı. Ben naif resim sanatı nedir hiçbir şey bilmiyordum. Ama tek amacım oturup resim yapmaktı. Belirli bir süre Kasım Abinin atölyesinde çalıştım. 84 yılının ekim ayında atölye açtım. O dönemde de Maltepede de Eğitim fakültesinden, Akademiden okulunu bitirmiş arkadaşlar gelip atölye açtılar ve <strong>Maltepe ressamlar gurubu</strong> oluştu. Aralarında tek eğitimsiz ben vardım. Yaptığımız resimlere Kasım Abinin çevresinden onun resim alıcıları gelip alıyordu. Kısa sürede orası basında televizyonda bayağı yayıldı benim ismimde yayıldı. İlk kişisel sergimi 85’te Ankara’da Turkuaz sanat galerisinde açtık. 30-35 resmimiz vardı 29 tanesi satıldı. Fiyatları uygun fiyatlardı tabi o zaman yaşamak için resim tabi resimle yaşamayı biz bütün hep Kasım Koçak’tan öğrendik. Profesyonelliğin ne demek olduğunu ben ondan öğrendim. Ressam kılavuzumdur benim Kasım Koçak. Sonra normal bir esnaf nasıl dükkanının açıp işine  devam ediyorsa bizde resim atölyelerimizi öyle işletiyorduk. Kendi alıcılarımız olmaya başladı. 87 senesinde ben yarışmalara katıldım 4 tane ödül aldım. Ödüller yurtiçiydi tabiki. Yani resim yaşamım böyle başladı bir yaşam biçimi oldu. Şuan işte 34 senedir bütün yaşamım sadece resimdi. Hiçbir yerden gelirim olmadan resimle yaşıyorum yani bunun kolay olmadığını çok iyi biliyorum. Ama siz sevdiğiniz bir şeyi yapıyorsunuz. Nasıl İnsanlar sevdiği şeylerde fedakârlık yapıyorsa bende yapabileceğim fedakarlığı yaparak bunun adına profesyonelce ressamca yaşama deniyor. Bedeli neyse ödedik. 34 sendir ayaktayız. Açık net bütün Ne ararsak kendimizde aradık. Beklentilerimiz bir başka şeylerden değildi sadece resimlerimiz beğenip bize ödemelerini yapıp dost arkadaş olan insanlar. Bana resimde en büyük destekçilerimiz onlardı. Hepsiyle çok iyi arkadaşlar olduk. Onların çevrelerine resim satarak atölyemize gelip beğendikleri resimleri alarak resim yaşamımız devam etti. Yani bunu mesela isterdik ki bunun ticaretini yapan galerilerde olsun. Ama bunun olması pek mümkün değil çünkü her şeye bayan galericileri ayırt ederek özellikle çoğu erkek galericiler işe siz sanatçı olarak duygusal bakıyorsunuz onlar sadece para çerçevesinden bakarak değerlendiriyorlar. Benim çok fazla galerilerle öyle çalışmalarım olmuyor. Kendi özel alıcılarımla, çünkü bizde hiçbir şey tam yerine oturmadığı için sağlıklı değil. Başka gelişmiş bu işi daha iyi yapan ülkelerde sanatına sanatçısına saygı duyan ülkülerde bir karşılığı olan bir ederi olan sanatçılarla çalışma başka bizde başka. Bizde ki daha hiçbir şekilde galerici mi, resim alıp satıcısı mı, al satçı mı, tedarikçi mi? tam ne olduğu oturmadı ama herkes hakketmediği bir yaftayı yapıştırıyor kendisine bilmem yok Art Dealer (Sanat Simsarı) yok Küratör (Sergi Düzenleyicisi)  yok bilmem şu bu. Bu işi birilerine güvenerek yapmak mümkün değil. Devletten beklemek yerel yönetimden beklemek öyle bir şey yok. Tamamıyla kendinize güvenerek kendi yaptıklarınızı çevrenize resimlerinize ilgi duyan insanlara iyi anlatarak oluşturduğunuz çevreyle ayakta duruyorsunuz. Resim yapmak diğer işlerdeki gibi köşeyi döneyim çok zengin olayım bir resmi insanlar görüyor fuarlarda müzayedelerde “Şu fiyat aa bundan 4 tane yapsam şu kadar” öyle bir şey yok.</li>
<li><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg"><img class=" wp-image-12514 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg?resize=462%2C317" alt="" width="462" height="317" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg?w=570&amp;ssl=1 570w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Peki bu sergiler olduğunda bu eserler sizin çocuğunuz gibi oluyor. Bunlar satıldığında nasıl bir duygu içinde olursunuz. </strong></li>
<li><strong> </strong>ki şey yaşıyorsunuz birincisi resminizin satılıp ekonomiye dönüşmesi ve onunla tekrar yaşama devam etmenin verdiği bir şey oluyor. Yani bir resme çalışırken her birine belirli bir zaman harcıyorsunuz. Zaman içinde bütün hepsi sizin belleğinize yerleşiyor ne yaşadıklarınız. Siz bir arkadaşınızlada çok güzel vakit geçirip bir sürü şey yaşarsınız bir yere gidersiniz orada anılarınız olur. Bizim çalışırkende öyle yani bir saatte felan iki satte üç günde beş günde bitmiyor. 10 sene uğraştığım resim var. Şişli teraki lisesinde asılı bir İstanbul resmi var o resme 10 yıl çalıştım ben. Yani bir fiil 10 yıl çalışmıyorsunuz aralıklı çalışıyorsunuz. Onunla bir yaşamı bir zamanı tüketiyorsunuz. O  resim devam ederken yaşadığınız o kadar çok şey var ki onların hepsi sizin için değişik bir anılar oluyor. Bunlardan kopmak ayrılmak, ama şöyle bir şeyde var çoğuda büyük ebat hepsini sizin mekanınız yok korumak için bir yeriniz yok. Size onun karşılığını ödeyerek alan insanlar ona sizden daha iyi bakıyorlar. İyi bir yere asılıyor. Onlarca insan seyrediyor. O açıdan iyi tabiki. Bir de şu var bizim ülkemizde hala akademilerden mezun olupta ben resimle yaşayacağım demek kolay değil. Paraya çevirilmesi gerek. Ekonomiye çevrilip bunu malzeme atölyesine harcayarak daha iyi bir resim yapması çok önemli. Bizim de zaten buna benzer şeyler olmasa öyle tüp boyalar var ki 35-40 ml 300 lira. Çok kaliteli boyalar alıp kullanmak istiyorsunuz. Bunların hepsi ekonomiyle ilgili. Ama şöyle düşünün açık net söylüyorum çok varlıklı ekonomisi çok yerinde ailelerin çocuklarının bu şekilde sanat yapacaklarını zannetmiyorum. Bunun sosyal konumla yapıyla ekonomiyle çok büyük ilişkisi var. Yani ben ekonomik durum resimden olduğu için bütün hayatımı adayarak bunların istediğim şekilde iyi bitmesini istiyorum. Buna göre çalışıyorum. Zamanımın çoğunu ona harcıyorum. Ve onu bir gün ekonomiye çeviriyorsunuz tekrar bir ikincisini üçüncüsünü tekrar onları satarak öyle bir sirkülasyon var. Bir kenarda epey paranız olsaydı böyle çalışmazdınız. Benim ailem ekonomisi iyi varlıklı bir aile olsaydı hiçbir zaman bu resimler çıkmazdı. Zamanın saliselerini bile hesaplayarak bir iş yapıyorsunuz ayakta durabilmek için. Ekonomik durumunuz iyi olsa dersiniz ki sonra yaparım, sonra yaparsın ve ertelenir ama şimdi benim öyle ki bir de bu bütün yaşam şekliniz olmuş. Şu an ekonomik durumum daha iyi olsa bundan daha fazla çalışırım. Daha rahat çalışırım. Ve mesela satış olayını durdururum. Resim satmadan çünkü 50 yaşını geçtik önümüzde öyle çok sağlıklı epey bir zaman yok. Başladığımız zaman 11- 12 saat resim çalışıyoruz. Vücudunuzun sağlıklı olması sağlam olması lazım. Ve öyle 5 yılda 10 yılda 20 yılda öyle hemen bir anda siz ressam olup usta olmak öyle kolay bir şey değil. Ben 34 sene sonra ressamlığa yeni adım atmış olarak kabul ediyorum kendimi. Ustalığa yeni adım atmış kabul ediyorum. Sonsuz renk skalası aklınızda hayalinizde çok değişik biçimler bunları bir arada tutmak bir arada ortaya çıkartmak bunlar öyle beş dakikada on dakikada bir yılda üç yılda olacak iş değil. Yaptığınız işi geliştirerek ortaya koymak ayrı ekonomik durumu ayrı. Ama bütün zamanınızı buna ayırıp bitirdiğinizde ekonomiye dönüşmesi size iş ortaya çıkartıyor resmi ortaya çıkartıyor. Ekonomik durumunuz iyi olmuş olsa çıkmaz bu resimler. İyi ki benim ailem köyden İstanbul’a gelmiş. İyi ki böyle bir sosyal yapım var. Bu resimlerin çıkması için benim böyle bir sosyal yapının adamı olmam gerek. Ekonomik durumu çok iyi varlıklı bir ailenin çocuğu olsaydım bu resimler çıkmaz başka şeyler çıkardı. Bu kadar zaman ayırmazsınız zaten ve 7/24 ayakta resim yapıyorum. Ve bu işler öyle çıkıyor.</li>
<li><strong>S.Ö.: Hayatta olmazsa olmazlarınız nelerdir?</strong>
<p><figure id="attachment_12515" aria-describedby="caption-attachment-12515" style="width: 312px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg"><img class="wp-image-12515" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?resize=312%2C470" alt="Bayram Gümüş" width="312" height="470" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?w=2848&amp;ssl=1 2848w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?resize=680%2C1024&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 312px) 100vw, 312px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12515" class="wp-caption-text">Bayram Gümüş</figcaption></figure></li>
<li>Bunu başka yaşlarda sorsanız başka şeyler olabilirdi ama şu an baktığımda yaşamımda resim olmadığı zaman olmaz. Ve onun yerini alabilecekte başka bir şey yok. Bu benim için bir ruhsal tedavi rehabilitasyon. Bunu yaptığım zaman kendimi daha değişik başkalarının tadamayacağı keyifler alıyorum. Bunula içimde beynimde olan şeyleri insanlara söyleyebilme ihtiyacım var. Renk skalalarıyla oynuyorsunuz bunu böyle sürekli devam ettikçe başka bir şeyler buluyorsunuz hayatın içinden alamadığınız başka tatlar alıyorsunuz. Ve bu sizi besliyor. Sonra bu resme geri dönüş yapıyor. Doğaya bakıyorsunuz doğada bir sürü bitkiler var rengarenkler siz onları alıp başka bir atmosferde yapabiliyorsunuz. Onun verdiği başka bir keyif var. Onun ötesine geçme kaygılarınız düşünceleriniz oluyor Doğayı tabiatı aşma buna benzer kendinizin yaptığınız resimde birtakım sorgulamalarınız var. Geçmek istediğiniz birtakım şeyler var. Mesela her gün gökyüzü mavi, mavinin tonları grinin tonları ben bir dünya yaratmış olsaydım haftanın yedi günü çok değişik renklerde gökyüzü yapardım. Ben aslında bütün yaşamımı <strong>Nihat Behramoğlu’</strong>na anlattım. O benimle ilgili bir kitap yaptı orada da çocukken dünyaya bakıyorsunuz dört mevsim vardı ben diyordum ki ben bir dünya yapsam 5 mevsim yapardım altı mevsim yapardım ne var yani nasıl yapardım ama nasıl olurdu onu çözemiyorsunuz iste. <strong>5. Mevsim </strong>nasıl olurdu? Ama resim yapmaya başlayınca 5. Mevsim adı altında acayip doğa resimleri yaptım var olan doğaya bakarak onu geçmeye çalışıyorsunuz daha farklı bir atmosfer içerisinde onların verdiği keyiften oluyor tabi ve onu geliştirerek devam etmek istiyorsunuz.</li>
<li><strong>S.Ö.:Peki çocukken bu noktaya geleceğinizi düşünür müydünüz?</strong></li>
<li>Hayır. Hiç kimsenin öyle bir kapasitesi olamaz. Sadece oturup bir şeyler çizerken ressam olsam acaba işte şu olur mu bu olur mu filan. Bir de bilmiyorsunuz sanat nedir? Ressam nedir? Bugün size birisi dese ki; bir tane ortaokuldan liseden terk birisi resim yapıyor ve resmin sanatsal nitelikleri içinde kendisini geliştirerek götürüyor demiş olsalar bana “zannetmiyorum.” Derim. Çünkü bunu hiç eğitim almadan yapılan işe baktığın zaman amatörce akademik resimlere öykünerek gri renk yapacaksa siyahla beyazla yapan öyle biri düşünürsünüz. Bu işin eğitimini almadan kendi kendinize yaptıklarınızın sizin bir kere o bilgilere sahip olmadan değerlendiremezsiniz. Değerlendirmeden de bu nereye varır. Ben ressam sanat bu bilgileri bilmeden kendi kendime bir şeyler yapıyordum benim için önümde bilinmeyen bir sürü şey vardı. Ama bildiğim tek şey şu vardı benim kendi yeteneğim o günkü bilgim doğrultusunda resim malzemeleri vardı. Onlarla neler yapabileceğimi buldum. İçerenköy’de Osmanlı mahallesi ahşap evler o ortamı görüp bana göre resimsel bir şey diye oturup onların resimlerini yaptım. Gecekondularda patates soğan sattım oturdum gecekondu resimleri yaptım. Renklendirdik işte onları fırçalarla boyalarla çizimleriyle bütün o tanıdığım bildiğim yaşamına tanık olduğum sosyal yaşamı resmetmeye çalıştım. Oradan bir söyledikleri her şeyi biriktirdim ben. Çünkü onların hepsi resmi bilen insanlardı. Söylediklerini dikkatle dinliyordum. Çok ilginç başarılı buluyorlardı devam etmemi söylüyorlardı. Ama onun dışında ilk atölyemizi açtığımızda bütün hepsi akademisyendi arkadaşlarımızın. Hep resim konuşuluyordu sanat konuşuluyordu kısa sürede de benim içinde eğitim oldu. Orada dünya sanatı nedir ülkemizin sanatı nedir resmi nedir heykeli nedir hepsinin konuşması oluyordu. Benim için <strong>Maltepe Ressamlar Gurubu</strong> müthiş bir akademiydi. Bu röportajda da bunu kullanmanızı isterim çünkü oranın oluşumunu kasım koçak sağladı. Ve Türkiye’de de böyle bir yer ilkti ve Maltepe’den gelip geçen çok sayıda ressam var. Maltepe benim için bir eğitim merkeziydi. Oradaki çok çeşitli arkadaşların hepsinin resim bilgilerini ortaya koydukları zaman ortak olarak bende onlardan dinledim. Onlardan öğrendim hepsinin atölyesinde haşır neşir ne var ne yok yaptıklarını ve hepsinin de benim resimlerime nasıl baktıklarını yaptıklarımı neler söylediklerini hepsini çok iyi biliyorum. Benim için büyük bir eğitimdi orası sonra sonra sanat resim heykel bugün dünyada yapılan birtakım şeyler ne dir ne değildir öğrenmeye çalıştık. Ama açık net bugün ressam olarak ülkede dünyada neredesiniz derseniz dünyanın değişik yerlerinde resimlerimiz var. Özel yerlere de gitti iki metreye dört metre bir resmim Almanya’da çağdaş bir müzede sergilendi. <strong>Marta Herfort Müzesi</strong>’nde sergilendi <strong>Küretor Max Borka</strong> resmimi götürdü Türkiye’de ki çağdaş tasarımcılarla birlikte. Onunla ilgili bir yazı yazdı mesela röportajda bana şey dedi “Siz bütün dünyadaki akımları çok iyi özümseyip ortaya kendinize göre bir şey çıkartmışsınız çağdaş bir bizde çağdaşlık kavramında o kadar farklı ki çağdaş olsan bile çağdaş olmaya korkuyorsun. Hepimiz bu çağda bu çağa tanıklık yapıyoruz. Birilerinin resim sanatı da benim için yapılacak diye küresel sermayenin emrettiği bir iş yapmıyorum ben. Ama küresel sermayenin kölesi olmuş birtakım kavramlara göre eğitimler verilip onlara göre vitrinler düzenlenip sürekli kontemperari kontemperari  (Çağdaş)…insanlara bir sürü şey yaptırıyorlar. Yapan insanın yaptığıyla kendisinin birbirleri kültür olarak o kadar farklı ki bugün dünyada bu geçerli diye bu yapılmaz. Ben Anadolu’nun ortasında doğmuş büyümüş yetişmiş bir insan olarak yaşama tanıklık yapıyorum ona şahit oluyorum ve farklı bir kültürden gelirken dünyadaki bir takım egemen güçler sanat bize göre olacak al sana kuram kavram al sana sanat kavramı buna göre yapın. Bu günde güncel sanat çıkardılar. Ve benim hiç alakam yok. Hiçbiriside umrumda değil. Yok çağdaş müzeler yok şu çağdaş yok bu modern resme başladık 83te modern resim sonra ensterasyon çıktı, video art çıktı. Sonra soyut işler çıktı. 34 sene içerisinde o kadar çok ortaya kavramlar çıkıyor ki birden bir bakıyorsunuz yeni bir şey çıkmış&#8230; bunu kim çıkartıyor? Ben kimim neyim? Yaşamı hayatı nasıl algılıyorum? Bu bana göre mi? Yani Neşet Ertaş’a arya mı söylettireceğiz? Neşet Ertaş’a M.C Hamelın gibi rap müzik mi söyleteceğiz? Pop müzik mi söyleteceğiz? Neşet Ertaş Türkiye’nin en büyük devidir Aşık Veysel en büyük devidir. Ve bu coğrafyanın bu bölgenin sanatçısıdır. Çağdaştır, yereldir. Bizim gerçek sanatımız onlardır. Fecri Ebcioğlu’nun Fransa’ya gidip te Fransa’da 70li yıllardaki aranjmanları getirip burada söyletmesiyle burada hafif müzik filan oluşmaz. Bizim bir şeylerin farkına varmamız gerek. Kendimizi iyi tanımamız gerekiyor. Bana göre ev olacak bana göre araba olacak diyen belirli bir egemen sosyal sınıfları egemen olmuş dünyanın yönetimini eline geçirmeye çalışan üstün ırk kabul edip ben kralım siz köle diyen insanların söyledikleri gibi sanat manat yapılmaz. Yapanlar zaten sanat tarihinde olmayacak yerleri. Siparişle yapılmaz bu. İnsanın kendisini tanımasıyla bulunduğu yeri bölgesini tanımasıyla yaşama tanık olmasıyla bunlarla oluşur bu işler. İstanbul’da fuar düzenleniyor yeni sanat eğitimi alan insanlar oraya gittiği zaman o vitrine özeniyor o insanların giyimine o kapıda duran arabalar öyle bir ambiyans var ki ; benimde burada olmam lazım diyor arkadaş resim sanat eğitimi alan. İçeride ne yapılırsa onun gibi yapmalıyım sanıyor. Sen Artvinlisin sen Sivaslısın, Vanlısın senin yaptıklarında o bölgenin  o yaşadığın iklimin ortamın köklerinden gelen bilgi kültür bir sürü şeyi harmanlayıp öyle yapman lazım. Ben bu ülkede demin anlattıklarımızla <strong>Maks Borka</strong> diye bir kuvatör benim resimlerime “Bütün her şeyi özümsemiş çağdaş bir iş çıkartmışsın” dediği zaman dedim ki; “Bakın yanlış tanımlama yapmayalım bana naif resim diyorlar. Ben resim eğitimi almadım.” Neşet Ertaş’a soruyorlar, “Notaya göre mi çalıyorsunuz?”  “Ben diyor; nota bilmem <strong>göğnüm nereyi isterse o perdeye basıyorum</strong>. Benimde gönlüm ne isterse onu yapıyorum. İstediğim boyalarla isteğim renklerle… Burada müthiş özgürüm zaten. Hiç kimseye eyvallahımda yok. Onların bilgilerine de ihtiyacım yok. Ben bunu yapıyorum bununla anlatıyorum. Bundan üç sene önce Türk resim tarihiyle ilgili resim yaptım 480 tane Türk resmine mal olmuş ne kadar ressam varsa geçmişten bu zamana ne kadar heykeltraşımız varsa hepsinin bütün eserlerini büyük bir tuvalde toplayarak 2 metreye 4 metreye bir resim yaptım onun içinde topladım. Benimde Bayram Gümüş olarak Türk resim heykel tarihini böyle anlatıyorum.  Resim diliyle anlatıyorum. Şimdide Türk edebiyatçılarımızın 2 metreye 4 metre bir resmini yaparak işte Bayram Gümüş edebiyat tarihini böyle anlatıyor. Ben özgürüm bu dünyaya bu bedende bu akılla bir seferde geldim. Kimsenin bana şunu yap bunu yap şöyle yap böyle yap ben benim. Bir ben var bende onu dinleyerek aklımla beynimle yüreğimle ortaya koyduğum ne varsa özgürce yapıyorum. Bugüne kadar da ne istediysem onu yaptım kimin ne dediği hiç umurumda değil. İster ressam desinler ister sanatçı desinler ister demesinler bu benim işim ekmeğimi bundan yiyorum hayatımı bundan kazanıyorum bunundan iyi malzemeler alarak 7/24 resim yapma ortamını bundan sağlıyorum. Bu yaptıklarım bana ait.</li>
<li><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-12516" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?resize=640%2C316" alt="" width="640" height="316" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?w=2425&amp;ssl=1 2425w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?resize=300%2C148&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?resize=1024%2C505&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Türkiye’de sizin yolunuzdan gelen, tarzınızı uygulayan ressamlar var mı ?</strong></li>
<li>Yaptığımız işleri tabi teknik olarak üslup olarak baktığımız zaman çok sayıda insanlar var. Benim bu çerçeve içerisinde naif resim çocuksu duyarlı resimler çerçevesinde değerlendirirsek çok büyük önemli insanlardır; Cihat Burak, Fahir Aksoy, Fatma Eğe, Yalçın Gökçebağ… Bu saydığım isimler ülkemizin sanat tarihinde derin çizgilerle yazılarak yer edecek insanlar. Bunların üsluplarına yakın ersimler yapan benim tarzıma yakında resimler yapan çok insan var. İbrahim balaban çok önemlidir. Resim yapmak isteyen çok sayıda insan olunca bunu ekonomiyle de düşününce bazıları da kim çok satıyor diyerek mesela bu tür çocuksu duyarlı naif tarza yakın insanların resimlerine öykünüp resim yapan çok insan var. Ben kimse şunu yapsın beni çok ilgilendirmiyor. Çünkü zaman çok az kendi işimiz zaten başımızdan aşkın. Bir de şöyle bir şey söyleyeyim bilirsiniz böyle her alana fikir yetiştiren bir sürü insan var otur kendi işini yap. Şimdi ben her zaman söylerim benim tek dersim şu kendi yaptığım işimin daha iyilerini yapmak. Bu dünya çok güzel yaşamımın karşılığını ödemeyi düşünüyorum çok iyi resimler yaparak. Bunlardan daha iyilerini yapmayı düşünüyorum. Öyle olunca da zaman yetmiyor. Enerjimi başka gereksiz şeylere harcamanın hiç anlamı yok. Ve ben çok değerli gördüğüm çok sayıda insan var ressam yazar çizer ama bütün herkesin çok rahatlıkla beni anlayabilmesi için ben bir cümle söyleyeceğim sadece Aşık Veysel’in Neşet Ertaş’ın paralelinde bu ülkede onlar müzik ozan çok önemli insanlar ressam olarak onların paralelinde yer alabilirsem ne mutlu bana. Tek istediğim o.</li>
<li><strong>S.Ö.: Çok değerli bir eşiniz iki çocuğunuz var size destek oluyorlar mı? Ve çocuklarınızda da böyle bir yetenek var mı?</strong></li>
<li><strong> </strong>Tabi ki destek oluyorlar. Ve evet onlarda da istek var. Ben lise terk olduğum için biraz ikisi de okulu sevmiyor herhalde ikisi de baba bizde okumayıp senin gibi olmak istiyoruz diyorlar.</li>
<li><strong>S.Ö.: Çok şansılar bence.</strong></li>
<li><strong> </strong>Ben de çok şanslıyım öyle çocuklarım olduğu için. İkisi de resme çok yetenekli her şeye çok yetenekliler. Bu dünyaya yararlı insan olabilmeleri için elimizden geleni yapıyoruz onlar için.</li>
<li><strong>S.Ö.: Önünüzde ki projeler neler?</strong></li>
<li><strong> </strong>Her yıl insanlara yaptıklarımızı göstermek için fuar yapıyoruz. Kitap fuarıyla birlikte oluyor kasımda açılacak. Geçen sen 650 bin kişi gezdi kitap fuarını oraya gelenlerin bazıları da resme geliyorlar resim bölümü de bayağı sayısı çok yüksek izleyenlerin biz tabi yaptıklarımızı insanlara göstermek istiyoruz. Her kesimden insanlar geliyor hiç kimse ayırt etmeden size ve resimlerinize bakıp sorular soruyorlar cevaplıyoruz, onlarla bildiğimiz her şeyi paylaşıyoruz. Fuarlara her yıl devam etmek istiyorum. Zamanımız bedenimiz yettikçe. Onun dışında değişik dönemlerde ben Amerika’ya gittim Amerika’da yaşadım. Orayla ilgili resimler yaptım. Başladığım büyük ebatlarda Amerika’yla ilgili New York’la ilgili resimler var, eğer onları bir gün tamamlarsak şu an sözü aldığımız üç eyalette sergi projemiz var ama resimlerin bitmesiyle ilgili. Önümdeki zamanı doğaçlama böyle aklıma estiği gibi yaşamayı isteyen planlayan biriyim. Uzun vadede tabi birtakım hayaller kuruyoruz. Şöyle yaparız böyle yaparız diye. Bu Amerika’da yapacağımız böyle bir sergilerimiz var resimlerimiz bittiği zaman süre belli değil ama bu sene geçince 2018’in mayıs ayında bir aksilik olmazsa Ankara’da bir sergi düşünüyoruz Serdar Kaya Beyle <strong>Valör</strong> sanat galerisinin sahibiyle. Elimizde büyük 2 m. X 4 m. aşağı  yukarı 15 e yakın resimlerimiz var. Onlarla Ankara’da büyük bir sergi planı var. Şimdilik gerçekleşme ihtimali büyük olanlar bunlar var. Bunların dışında yine kendimize göre resimlere başlıyoruz. Sürekli atölyemize gelen eş dost arkadaşlarımız resim alan insanlar onlarla zaten devinim sürekli devam ediyor. Yeni insanlarla tanışıyoruz. Atölyemize gelip gece 1 de, 2 de 3’te İstanbul’un trafiğinden dolayı biz çoğunlukla geceyi kullanıyoruz. Misafirlerimiz geliyor onlarla sürekli irtibattayız. Böyle keyifli bir ortamımız var.</li>
<li><strong>S.Ö.: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></li>
<li><strong> </strong>Yok(gülüyor). Çalışmak lazım. Bizim bi takım değimlerimiz var “Can havliyle çalışmak”, “Canı acıyan eşşek attan hızlı gider”, “Denize düşen yılana sarılır bunların altlarında çok önemli şeyler yatıyor”. Bence birtakım yerlere bizi de çağırıp konuşturmak istiyorlar ya da tanıdığımız birtakım ortamlarda bulunduğumuzda söylediğimiz şeyler&#8230; hiç unutmam lisede bir biyoloji hocamız vardı “çocuklar zaman çok önemli zamanı iyi değerlendirin” derdi. Gerçekten öyleymiş. İlkokul ortaokul lise çağlarındaki çocuklara şey diyorum şimdi hep büyümek istiyorsunuz acele bir şeylere sahip olmak istiyorsunuz 25 ile 50 yaş çabuk bitiyor aradaki o 25 sene çok hızlı akıyor. 50’sinde bir şeyleri kotardınız kotardınız hayatta 50’sinden sonra ya daha dik yokuş ya yokuş aşağı olur hayatınız zorlaşır o zaman ona göre davranın çok çalışın hayatın size keyif verecek şeylerine fazla dalmayın. Bizede hep derlerdi hep çalışın çalışın gözümüz hep sokakta oyundaydı bitmeyen bir şeydi tabi. Tabi enerjiniz onu kendinizi tanıyorsunuz yaptığınız oradaki oyunlarda spor bilmem şu bu felan ama hayat kısa ortaya çıkan şeylerin çok kısa sürede çıkmadığını öğrendik. Bir şeyler yaparak kendinizi ifade etmek istediğiniz resimde sanatın hangi dalında olursa olsun üslup oluşturmak tarz oluşturmak kolay değil. Bunu çok çalışarak kullandığınız malzemeleri çok iyi tanıyarak, zamanın kısa olduğunu buradan geriye baktığınız zaman 20li yaşlarda 40-50 gelir mi derken yaş oldu 56. Bir kere ruhsal dengeniz bir de bir şey yapıyorsunuz yaptığınız şeyin bir süreci var. Siz dünyada herkesten çok farklı olağan üstü bir yaratık değilsiniz herkesin 30 senede oluşturduğunu siz 3 günde oluşturacak öyle bir kapasite yok. Siz elinize bir tane saz alın ilk defa alın sazı elinize bir tele vurun kaydedin perdeleri gezerek çok değişik sesler bulun hepsini kaydedin 10 yıl çalışın. 10 yıl sonra tekrar kaydedin 20 yıl çalışın 20 yıl sonra tekrar kaydedin bakın ne farklı sesler duyacaksınız.  İlk sürdüğünüz renkle 10 sene 20 sene 30 sene sürdüğünüz renk birbirlerinden farklı. Ruhunuzdan içinizdeki enerjinizden üflüyorsunuz oraya. Bu tele ses verirken ruhunuzdan bir şeyler veriyorsunuz. Ruh içinizdeki enerjiden candan. Ağaçtan bir yaprağı kopardığınız zaman can geride kalıyor. Sizde bir can var oradan verirseniz bir şeyleri. Öyle bir iki dakikada renge can veremiyorsunuz sese can veremiyorsunuz.</li>
<li><strong>S.Ö.: Nihat Behram’ın sizin için bir kitap yazmıştı, ne der büyük şair?</strong></li>
<li>Onu da fuara geldiğinizde Nihat Abi ile konuşalım mı? Onun anlatması daha iyi olur?</li>
</ul>
<p>Teşekkür ederek ayrılıyorum o sanat eserlerinin yaratıldığı atölyeden. Modanın deniz kokusu, yaşanmışlıklarla dolu sokakları, birbirine sadakatle yaslanan kocamış binalar…Moda aşk demek, sanat demek, ruhla bedenin birleştiği mekan, caddeler, sokaklar… Şehrin bu bölümü dinlenmeye çekilmiş yaşlı bir bilge gibi, dizine oturup yıllarca masallar dinleyebilirim. Moda’yı anlatan kelimeyi arıyorum, dilimin ucunda, neydi, ne…”Naif” kelime bu… Tıpkı sevgili Ressamımız; BAYRAM GÜMÜŞ’ün resimlerinde gördüğüm şey; BÜYÜK BİR KALABALIĞIN İÇİNDEKİ SESSİZ VAROLUŞ, KONUŞAN DİNGİNLİK, RESMİN YÜREĞİNİN YAŞAYAN BİR CANLI GİBİ GÜZEL BİR AHENKLE ATMAYA DEVAM EDİŞ…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/">Resim Sanatının Aşık Veysel’i Ressam Bayram Gümüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12497</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fark Yaratan Bir Erkek Melek: Psikiyatr Doktor Basri Köylü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 11:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11783</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır. Hayatlarında odak notası kendileridir. Kendileri mutlu ise, diğerlerinin mutlu ve refahıyla o kadar da alakadar değildir. Mesela yolda, çarşıda, taşıtta hasta birini görsek kaçımız ilgilenir. Ya da psikolojik sorunu olan biriyle karşılaştığımızda ya görmezden gelip yok sayar veya içinden gülmeyen kaç kişi var aramızda? Yok saymak, görmezden gelmek hayatımızın bir parçası gibi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/">Fark Yaratan Bir Erkek Melek: Psikiyatr Doktor Basri Köylü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır. Hayatlarında odak notası kendileridir. Kendileri mutlu ise, diğerlerinin mutlu ve refahıyla o kadar da alakadar değildir. Mesela yolda, çarşıda, taşıtta hasta birini görsek kaçımız ilgilenir. Ya da psikolojik sorunu olan biriyle karşılaştığımızda ya görmezden gelip yok sayar veya içinden gülmeyen kaç kişi var aramızda?</p>
<p>Yok saymak, görmezden gelmek hayatımızın bir parçası gibi. Zaten atasözleri de bunu desteklemiyor mu?  “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın…” vs.</p>
<p>Ama biri var ki; alışılagelmiş insan davranışları gibi dönüp arkasını gitmedi. Tam tersi elini uzatıp onların elini tuttu. Onlara “sen de varsın” dedi, bu zihinsel anlamda hastalanıp ömrü ilaç-hastane- tedavi üçgeni içinde kimi zaman çizdikleri fasit daire içinde kayboluşlarını izleriz ve unuturuz. Böylesi daha kolaydır çünkü deli deriz geçer gider…ama o kayboldukları karanlıklardan onları tek tek hem de bireysel olarak ilgilenip çekip çıkardı.</p>
<p>Ama neden ki duyarlılık başka insanların hayatında bu kadar önemli mi? ilacını yazsın, reçeteyi uzatsın, onu geçip yüzüne bakmadan devam etsin rutinine. Ama o bunu yapmadı; elini uzatıp karanlıktan çıkartmaktan başka hayata da dahil etti, “ben de varım” tiyatrosunu kurup, her birine ayrı ayrı rol ve değer verip zaten kendisi de bir tiyatro olan hayatın sahnesine dahil etti. En önemlisi bu insanlar aileleri tarafından sokaklara terk edildiğinde artabilecek olan suç oranını da engellemiş durumda…Uğraştı bu güzel insan hala uğraşıyor; deniz yıldızlarını tek tek denize kavuşturmaya hiç yorulmadan gayret ediyor; yapamazsın diyenlerin inadına…</p>
<p><figure id="attachment_11791" aria-describedby="caption-attachment-11791" style="width: 359px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg"><img class=" wp-image-11791" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?resize=359%2C359" alt="Psikiyatr Doktor Basri Köylü" width="359" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?w=593&amp;ssl=1 593w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11791" class="wp-caption-text">Psikiyatr Doktor Basri Köylü</figcaption></figure></p>
<p>O meleğin adı; <strong>Psikiyatr Doktor Basri Köylü</strong>…mükemmel bir eğitimi, inançları, insanlara yardım için kendisine bahşedilmiş güzel bir yüreği, herkesi kucaklayan dev kolları var. Aslında çok bilinen birisi. Aksaray’da yaşıyor, Tedx konuşmacısı, değerini anlayan birçok TV kendisine programında yer vermiştir. Sıcak bir İstanbul günü bir kafede buluşup projelerini konuştuk;</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Sizi uzun zamandır yaptığınız güzel çalışmalarla izlemekteyiz. Toplum adına yaptığınız fark yaratanlar başlığı altındaki çalışmalarınız sizin farkınızı ortaya koymaktadır. Dergimiz adına sizi okuyucularımızla buluşturmak istedik. Biz biliyoruz ama ilgi alanına girmemiş okuyucularımız için kendinizden, eğitiminizden bahseder misiniz?</p>
<p><strong>B.K: </strong>Öncelikle uzun zamandır bizi ilgiyle takip ettiğiniz için duyarlılığınıza çok teşekkür ediyorum. Ben psikiyatrist doktorum. Adana da doğup büyüdüm. Yüksek öğrenimimi Hacettepe Üniversitesinde tamamladım. 3 yıldır Aksaray da görev yapıyorum. Sanata ve sosyal bilimlere de her ilgim vardı.  Ruhsal hastalıkların tedavisinde de çok etkili olduğuna inandığım için bu branşı seçtim. Sanatın çoğu dalında özellikle sahne sanatlarında tiyatro üzerine çok önemli kişilerden eğitimler aldım. Bu süreçte sanatın ne kadar iyileştirici olduğunu yaşayarak tecrübe ettim. Bu deneyimi hastalarımla paylaşmak istedim.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Çalışmalarınızı bize anlatır mısınız, tam olarak neyi hedefliyorsunuz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Şizofreni ve diğer ağır ruhsal bozukluğu olan hastaları tiyatroyu insani değerler ile yoğurarak deneyimlediğim terapi ile topluma kazandırmak seslerini duyurmak tedavilerine katkıda bulunmak ön yargıları yıkmak hedefim. Kendime özgü sıra dışı bir terapi modeli olduğu için <strong>Sabancı Vakfı tarafından 2015’te fark yaratan seçildim.</strong> Tiyatroyu ve sanatı onların gereksinimine göre yeniden uyarladım. Enerji ve tempoyu yüksek tuttum. Sanattan öte olan bu çalışmada esas etkili olanın sevgi ilgi şefkat özveri doğallık samimiyet dokunmak gibi manevi değerler olduğuna inandım. Gerçek hayat gibi tüm çalışmaları doğaçlama yaptık. Rol karmaşası yaşayan bu insanlar rolden role girerek farkındalık kazandılar. Tüm etiketlerimi atarak hastaların arasına karışıp onlardan biri oldum ve her çalışmayı birlikte yaptık. Böylece onların güvenini kazanıp aramızdaki duvarları yıkmak anlamaya çalışmak bütünleşmek istedim. Şimdiye kadar yaptığımız yaklaşık 30 gösteride izleyicilerin önyargılarının kırıldığını ve bu insanlar ile toplumun yeniden barıştığını gözlemledim.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Eğitiminizden söz edecek olursak, okul yıllarınızda böyle bir çalışma yapmayı düşünmüş müydünüz, ya da size bu çalışmaları yapmaya iten ne oldu?</p>
<p><strong> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg"><img class=" wp-image-11793 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?resize=321%2C321" alt="" width="321" height="321" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?w=509&amp;ssl=1 509w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" data-recalc-dims="1" /></a>B.K:</strong> Kendimi bildim bileli hap farklı bir şeyler yapmak insanlığa bir şeyler katmak iz bırakmak istiyor hep düşünüyordum. Sürekli zihnimde farklı fikirler uçuşuyordu. Hayatın koşturmacası içinde hep uygun zamanı bekledim. Çocukların dünyası beni çok büyülerdi onlarla vakit geçirmeyi çok severdim. Önceki yıllarda hep çocuklar üzerine sosyal sorumluluk yapmayı planlarken psikiyatrist olunca şizofreni hastalarının o masum çocuksu dünyası ile tanışınca işte çalışacağım grubu buldum dedim.</p>
<p>Çünkü bu insanlar toplum tarafından dışlanıyor hayatın dışında yaşıyordu. Önemli oranda engelleri vardı ve bu engelleri dışarıdan bakarak değil onlarla vakit geçirince anlaşılıyordu. Kendilerini çaresiz hissediyor insanlar tarafından tedavisi çaresiz görülüyor görmezden geliniyordu. İlaç tedavisi ancak bir noktaya kadar etkili olabiliyordu. Bu insanları daha fazla hayatın içine dahil edecek bir şeyler yapmak gerekiyordu. Sahne sanatları ve tiyatronun bu yönde çok işe yarayacağını düşünüyordum. Son yıllarda dünyada ve Türkiye’ de de toplum içinde tedavi edecek sosyal çalışmalar üzerine kafa yoruluyor ve politikalar üretilmeye çalışıyordu. Ben de çok inandığım için bu yönde kafa yormak istedim. Tüm tıbbi ve sanat birikimimi karşılıksız plansız hesapsız olarak paylaştım.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Siz dahil olduğunuz projede şizofreni hastalarınızı toplum dışına itmek yerine hayata dahil ediyor, sanatsal faaliyetlerde bulunmalarını, tiyatro da görev almalarını sağlıyorsunuz. Bunda da çok başarılı olduğunuzu düşünüyoruz. İlaç yazıp hastanede yıllarca tutmak yerine zor ve meşakkatli olanı seçme sebebiniz nedir?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Öncelikle zor bir hayattan geliyorum. Zorluğa mücadeleye çok alışığım. Hayatımı daha anlamlı kılıyor bunlar. Çünkü hayat serüveni o kadar basit olmamalı. İlaçların etkisinin belli blokta takıldığını bu hastaları hayata dahil edecek bir şeyler yapmam gerektiğine inandım. Bu insanlar da zor bir hayattan geliyor. Mücadele etmeyi öğrenmeliydiler ki güçlü kalabilmeyi başarsınlar. Bu mücadeleyi omuz omuza verdik ve çok güçlendiler. Önemli oranda iyileşme gösterdiler.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Ailenizde şizofreni hastası var mı, eğer yoksa duyarlılığınızı artıran unsurları öğrenebilir miyiz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Ailemde şizofreni hastası olan kimse yok. Çok zor bir hayattan geliyorum. Yoksulluk ve yoklukla geçen çocukluk gençlik ve okul yıllarımda sesimi duyurmakta çok zorlandım. Çok çaresiz ve ötekileşmiş hissederdim. Ama mücadeleyi de hiç bırakmadım. Bugünler geçecek ve benim gibi çaresizlik ve ötekilik hissini yaşayan insanların elini tutacağım derdim. Sevgi ile yendiğimiz o travma tik geçmişim ile sevginin en güçlü ilaç olduğunu anladım.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg"><img class=" wp-image-11794 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?resize=347%2C347" alt="" width="347" height="347" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?w=789&amp;ssl=1 789w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 347px) 100vw, 347px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Şizofreniden bize söz eder misiniz, genetiksek mi, çevre faktörlerinin önemi var mı? Daha önemlisi kalıcı mı?</p>
<p><strong>B.K: </strong>Şizofreni psikiyatrinin en ağır hastalığı. Beyinde oluşan kalıcı hasar nedeniyle önemli oranda engellilik yaratır. Genetik yönü vardır ancak doğuştan değildir ve dünyanın her yerinde %1 oranında görülür. Bunun anlamı Türkiye de yaklaşık 1 milyona yakın hasta demektir. Öncesinde stresli yaşam… Olaylarının yarattığı ciddi ruhsal travmalar ile ortaya çıkması tetiklenir. Kalıcıdır çoğu zihinsel işlev kalıcı olarak bozulur ve bir ömür boyu tedavi gerektirir. Başlangıcı yavaş ve sinsidir. Hasta gerçeklikten ve çevreden kopmaya yeni bir gerçeklik yaratmaya gerçeği değerlendirme yetisi bozulmaya kendisinin ve insanların kimliğini farklı hissetmeye kendisini tehdit eden hakaret eden sesler duymaya insanların kendisini takip ettiğine zarar vereceğine inanmaya ve korkmaya içe kapanmaya konuşmamaya iletişim kurmamaya duygularını ifade edememeye beden dili jest ve mimiklerini kullanamamaya göz teması kuramamaya çevreye ve dünyaya olan bitene ilgisini kaybetmeye enerjisi ve motivasyonu azalmaya yaşamaktan zevk alamamaya kendine ve insanlara güvenini kaybetmeye başlar. Sosyal akademik mesleki yaşam kalitesi çok bozulur. Kendi bakımını yapmakta kendi başına iş yapmakta çok zorlanır. Bakıma muhtaç ve iş güç yapamaz hale gelebilir. Toplumdan dışlanabilen bu insanların tehlikeli ve saldırgan oldukları doğru değildir. Etkili ilaç tedavileri bulunmaktadır. Hayatın dışında yaşayan bu insanları tekrar hayata dahil edecek terapi yöntemlerine gereksinim vardır. Son yıllarda dünyada bu insanların toplumun içinde tedavi edilmesine ve sosyal etkinliklerin daha fazla kullanılmasına yönelik politikalar yürütülmektedir.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Fark yaratanlar yolunda olmak hayatınızda hep yer aldı mı, kendinizi farklı hissettiniz mi zaman zaman?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Evet. Genellikle yer aldı.  Kendimi hep bu yolda hissettim. Hayata hep farklı bakıyor farklı düşünüyordum. Bir gün bu farkın görüleceğini biliyordum. Klasik bir hayat sürmeyi hiç istemedim. Yaşam felsefem hayat boyu eğitim. Bitmek bilmeyen bir öğrenme arzusu var. Sadece eğitim ile değil doğrudan hayatın içine girerek keşfediyorum. Bu yaratıcılığımı çok geliştiriyor ve beni yeni bir şeyler üretmeye itiyor. Benim serüvenim hep devam edecek.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö:</strong> Sizinle bir sohbetimizde Türkiye’nin en iyi okullarınızdan Hacettepe üniversitesinde aldığınız eğitimin yanında bu proje dahilinde tiyatro eğitimi aldığınızı da biliyoruz. Hem de çok doğru kişilerden sayın Ayla Algan ve sayın şahika Tekand gibi isimlerden bize biraz bu eğitimden söz eder misiniz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Öncelikle sanat benim için bir tutku. Çünkü beni çok iyi hissettiriyor. Bu yüzden tedavi edici etkisinin çok güçlü olduğuna ancak tıpta yeterince kullanılmadığına inandım. Üstelik yan etkisi yok maliyeti düşük. Çok sevdiğim bir şeyin peşinden koşmaya en iyi şekilde en doğru adreslerde öğrenmeye uğraşırım. Araştırmalarım sonucu Ayla Algan, Şahika Tekand gibi hocalarımızın çok doğru adresler olduğunu gördüm. Bu hocalarımızın çalışmaları dünyaya hayata bakışları çok farklı ve etkileyici. Dünyayı takip ediyorlar kendilerini yeniliyorlar. Deneysel çalışmalar yapıyorlar. En çok bu çalışmalardan etkilendim çünkü çok terapistlikti. Çok fazla psikolojik ögeler vardı. İnsan psikolojisinin derinlerine giriliyordu çözümlemeler yolculuklar keşifler yapılıyordu. Bu çalışmalarda müthiş bir katarsız (rahatlama) hissediliyordu. Kendimizi ve dünyayı daha iyi tanımaya başlıyorduk. Tiyatro zaten hayatın kendisi. Sahnede hayat izlersiniz. Her şey gerçek doğal samimi olmalı. Yaşarsınız hissedersiniz. O kişi o karakter o hayat “olursunuz. Bu insanlarımızın da gereksinimi bu hayata yeniden dahil olmak ise onlarla “hayatı yanı Tiyatro’yu çalışmanın önemli olacağına inandım.</p>
<p><strong>S.Ö: </strong>Duygusal mısınız?<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg"><img class="wp-image-11789 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg?resize=370%2C208" alt="" width="370" height="208" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>B.K:</strong> Duygusal olmasam bu kadar duygu dolu ve bolca duygunun kullanıldığı bir çalışma yapamazdım. Empati kurabilmem bu insanları anlayabilmem onlara dokunabilmem hissettirebilmem bütünleşebilmem de çok zor olurdu. Ama duygularımı gerekince kontrol edebilmeyi bilirim. Hayatımı duygu odaklı yaşamam. Benim için mantık öndedir. Bu arada aslan burcuyum.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Kendinizle baş başa kaldığınızda neler düşünürsünüz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Kalabalıklar beni beslediği için çok sevsem de zaman zaman yalnızlığı da severim. Çünkü bana hayal kurmak ve düşünmek fırsatı veriyor. Birçok yaratıcı fikir aklıma o sırada geliyor. O sırada hayata dair güzellikler çirkinlikler her şey aklımdan geçer ve sorgularım. Ve ne yapılabilir? ne yapabilirim? diye sonsuz hayallere dalarım. Bu fantastik yolculukta bir şeyleri kurar bazen de yıkarım. Hayal kurmayı her zaman çok sevdim. Çünkü orada çok özgürüm. Yaratıcı olmak kalıpları yıkmak için bu çok önemli.</p>
<p><strong>S: Ö:</strong> Bundan sonra farklı projeleriniz var mı?</p>
<p><strong>B.K: </strong>Bu çalışmaya Türkiye olarak insanlık olarak yeterince sahip çıkılmasını dünyaya duyurulması yayılması konusunda hep birlikte yol haritası çizilmesini ümit ediyorum. Bu süreçte yoruldum ve yıprandım. Ama ben enerjiyi seven bir insanım. Bundan sonrası için de kişisel ya da toplumsal farklı projeler aklımdan geçiyor. Çünkü sürekli fikir üretmeye devam ediyorum.</p>
<p><figure id="attachment_11796" aria-describedby="caption-attachment-11796" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg"><img class="wp-image-11796 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg?resize=280%2C395" alt="Ben De Varım Tiyatrosu Niğde'de" width="280" height="395" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11796" class="wp-caption-text">Ben De Varım Tiyatrosu Niğde&#8217;de</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö</strong>: Fark yaratanlar projenizde birlikte çalıştığınız hastalarınızla sahnelediğiniz tiyatro turnelerde yer alacak mı?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Şimdiye kadar çeşitli üniversitelerde tıp kongrelerinde uluslararası sanat festivallerinde kültür merkezlerinde yaklaşık 30 gösteri seminer, panel gibi etkinlikler yaptık. Halen etkinlik davetleri devam ediyor. 16-19 Kasım tarihlerinde Kocaeli Ünversitesi’nde yapılacak olan sosyal psikiyatri kongresi ve ruhsal iyileştirim kongresinde hastalarımla birlikte gösteri yapacağız ve ayrıca olasılıkla ben bir panel sunacağım.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong>  Sizi hayatınızda en heyecanlandıran olay nedir?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Hastalarıma kısa bir sürede verdiğim eğitim sonrası onlarla halka açık yaptığımız ilk gösterimiz. İnsanların beklentisi yüksek değildi. Bir yandan merak ediliyordu. Hastalarım çok iyi bir performans gösterdiler ve çok çok iyi tepkiler aldık.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Bu dünyaya bir daha gelirseniz kim ya da nerede olmak isterdiniz? ben bu dünyanın güvensiz acımasız bir yer olduğunu erken yaşlarda fark ettim. Bu insanı çok güçlendiren bir şey olsa da çok da acı veren bir şey. Bu acıya tekrar katlanmak istemeyeceğim için bu dünyaya tekrar gelmek istemezdim. Ancak biz küçükken bazen çizgi filmlerde bazen masallarda anlattıkları o dünya gerçekten var ise fikrim değişebilir ve güzellik varsa mutluluk varsa kim olarak ya da nerede doğduğum da çok önemli değil.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Okuyucularımızdan bu hastalıkla yolları kesişmiş olan yakınları için önerileriniz neler olacaktır?</p>
<p><figure id="attachment_11797" aria-describedby="caption-attachment-11797" style="width: 316px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg"><img class="wp-image-11797" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?resize=316%2C562" alt="Ben De Varım Tiyatrosu" width="316" height="562" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?resize=576%2C1024&amp;ssl=1 576w" sizes="(max-width: 316px) 100vw, 316px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11797" class="wp-caption-text">Ben De Varım Tiyatrosu</figcaption></figure></p>
<p><strong>B.K:</strong> Hem hastalar hem de aileleri için gerçekten zor bir hastalık. İmkânsız diye bir şey yok. Umudunuzu kaybetmeyin pes etmeyin kendinizi bırakmayın siz de çok engel aşabilir çok şey başarabilirsiniz diyorum. Benim çalıştığım hastalar nasıl o engelleri bir bir aştılar ve başardılar ise! bizi sosyal medyada da benim kişisel sayfalarımdan ve <strong>“ben de varım tiyatrosu”</strong> sayfasından izleyebilirler.</p>
<p><strong>S.Ö: </strong>Yelpaze dergisi adına bir rutinimiz var. Tek kelime söyleyeceğim sizde hiç düşünmeden tek kelimeyle cevap vereceksiniz…</p>
<p><strong> B.K:</strong></p>
<p>HAYAT…. ÖZGÜRLÜK</p>
<p>ÖLÜM… BAŞLANGIÇ</p>
<p>VAROLUŞ… HİÇLİK</p>
<p>FARKLILIK&#8230; YARATICILIK</p>
<p>AŞK… SANAT</p>
<p>YALAN&#8230; DÜNYA</p>
<p>TİYATRO&#8230; HAYAT</p>
<p>SANAT&#8230; TUTKU</p>
<p>KADIN&#8230; GÜÇ</p>
<p>AİLE&#8230; HAYAT</p>
<p>Hayatın farkındalıklarını tüm insanların fark etmeleri dileklerimizle bu harika doktorumuza çalışmalarından bize zaman ayırdığı için teşekkür ederek veda ediyoruz…Ve yol boyunca düşünüyorum bu hastalığın sadece seçilmiş kişilerin sorunu değil hepimizin başına gelebilecek olduğunu…</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg"><img class=" wp-image-11798 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=523%2C428" alt="" width="523" height="428" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?w=1464&amp;ssl=1 1464w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=300%2C246&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=1024%2C839&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 523px) 100vw, 523px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/">Fark Yaratan Bir Erkek Melek: Psikiyatr Doktor Basri Köylü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11783</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Değerli Modacımız Özlem Süer’le Modada Dev Adımlar…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10952</guid>
				<description><![CDATA[<p>Özlem Süer Türkiye değil sadece dünyanın da yakından tanıdığı modacımız. Benim de sınıf arkadaşım. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde beraberdik. Daha o zamandan belliydi ilerde bu kadar başarılı olacağı. O’nu hep düzenli ve başarılı hatırlıyorum. Yıllar sonra 2000 ‘li yılların başıydı sanırım ben ikiz çocuklarımı kucağımda hoplatıp dururken televizyonda Duesseldorf’ta Özlem’in defilesini gördüm. O kadar gurur duydum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/">Değerli Modacımız Özlem Süer’le Modada Dev Adımlar…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Özlem Süer Türkiye değil sadece dünyanın da yakından tanıdığı modacımız. Benim de sınıf arkadaşım. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde beraberdik. Daha o zamandan belliydi ilerde bu kadar başarılı olacağı. O’nu hep düzenli ve başarılı hatırlıyorum. Yıllar sonra 2000 ‘li yılların başıydı sanırım ben ikiz çocuklarımı kucağımda hoplatıp dururken televizyonda Duesseldorf’ta Özlem’in defilesini gördüm. O kadar gurur duydum ki anlatamam. Zaten o dönemlerde söylediği büyük tekstil fabrikalarıyla ilgili “büyük yerin küçük adamı alacağıma küçük yerin büyük adamı olurum” sözü her zaman kulağıma küpe olmuştur. Fakat o büyük bir oluşumun ki her anında alın terinin olduğu her anında emeği olduğu kendi ismini temsil eden bir kurumun bir kurumun temsil eden bir kurumun her şeyi olmuştur. Özlem Süer House ilk çocuğudur. Özlem bebeğini doğurup, büyütüp bu duruma getirmiştir. Kendisi sadece biz arkadaşlarının değil, ona yaptığı işte klavuz olan hocalarının da gurur kaynağı olmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_10962" aria-describedby="caption-attachment-10962" style="width: 266px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg"><img class="wp-image-10962" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?resize=266%2C395" alt="ISTANBUL, TURKEY - MARCH 20: Tulin SahinÊwalks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week (Photo by Gareth Cattermole/Getty Images for IMG)" width="266" height="395" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?w=2019&amp;ssl=1 2019w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?resize=689%2C1024&amp;ssl=1 689w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 266px) 100vw, 266px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10962" class="wp-caption-text">ISTANBUL, TURKEY &#8211; MARCH 20: Tulin SahinÊwalks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week (Photo by Gareth Cattermole/Getty Images for IMG)</figcaption></figure></p>
<p>Özlem Süer, Zühal Yorgancıoğlu’nun Fadik bebeği benim Halime bebeğim gibi o da İlk tasarımlarını, annesinin dikiş odasındaki artık kumaşlardan, bebekleri için yapmıştır. Beş yaşından itibaren babasının ertesi gün hangi takım elbiseyi giyip hangi kravatı takacağına o karar verirdi. Marmara Üniversitesi Tekstil bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı ve akademik kadroya katıldı. 1991’de araştırma görevlisi, 2000’lerde yardımcı doçent oldu.</p>
<p>&#8221; Akademik hayat onun için çok değerlidir ama gelecek karşısında savunmasız kalmamak için, stopaj kavramını bile bilmeden, bir gecede şirket kurmaya karar verir. Ofisi yoktur. O dönemde, &#8220;Sanatsal Özü Bakımından Giysinin Dili&#8221; konulu doktora tezini hazırlamaktadır. Tezinin sonuna, örnek eklemek ister. 40 parçalık bir koleksiyon hazırlar. Masrafını karşılayıp bir kısmını diker, bir kısmını diktirir. 300 davetiye bastırıp, dağıtır. Tophane-i Amire’de konuklarını beklemeye koyulur. Doktorasını oylayacak jüri de oradadır. O gece sektörden, üniversiteden, basından yaklaşık bin kişi gelir. O günkü şaşkınlığını hiç unutamaz: &#8220;Akademik hayattan tanınıyordum ama o gece o kadar kişi nasıl bunu duyup geldi bugün bile anlayabilmiş değilim.&#8221; Defilenin sonunda sahneye çıkmak istemez. Zorla itildiğinde, sahne kenarında onu alkışlayan ailesi ve öğrencilerini görür. Gözüne giren podyum ışıklarının bir daha hiç çıkmayacağını o an anlar. Defilenin ertesi günü giysileri ne yapacağını hiç düşünmemiştir. Koyacak yeri yoktur. Tam üç gün küçücük otomobilinde elbise yığınıyla gezer. Sonunda bir atölye kiralar. Aynı zamanda evi ve ofisi buradadır artık. Kronik bir konsantrasyonla geceli gündüzlü çalışır. Tasarımın yüzde 50 sanat, yüzde 50 endüstri olduğuna inanmaktadır. İşin felsefesiyle ilgilendiği için, kendi kimliğini hissetme ve hissettirmeye yönelik tasarımlar yapar.( www.msxlabs.org)”</p>
<p>2002’de Duesseldorf’taki bir fuarda, Anadolu’daki şifacıları anlatan bir enstalasyonla ilk kişisel defilesini yaptı. Bahar Korçan, Hakan Yıldırım, Arzu Kaprol, Hatice Gökçe, Ümit Ünal ve İdil Tarzi ile birlikte Moda Tasarımcıları Derneği’ni kurdu. Tasarımları Londra, Moskova, Milano, Paris başta olmak üzere pek çok ülkede ve 60 butikte satılan Süer, aynı zamanda International Colour Commission (Uluslararası Renk Komitesi) Türkiye temsilcisidir. Halen Mimar Sinan Üniversitesi’nde kendisi gibi güzel ve başarılı öğrenciler yetiştirmek üzere çalışmaktadır. Kendisine sorularımızı bir de kendi ağzından dinlemek için yöneltiyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_10967" aria-describedby="caption-attachment-10967" style="width: 364px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg"><img class="wp-image-10967" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?resize=364%2C546" alt="Değerli Modacımız Özlem Süer" width="364" height="546" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10967" class="wp-caption-text">Değerli Modacımız Özlem Süer</figcaption></figure></p>
<p><strong>Özlem Süer kimdir bize kendinizi anlatır mısınız? </strong></p>
<p>1989 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü’nde lisans eğitimi gördüm, 1991-2000 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümünde Yüksek Lisans ve Doktora programlarını tamamladım. Halen aynı fakültenin Giysi Ana Sanat Dalında yardımcı doçent olarak ‘Giysi Teknikleri, Giysi Tasarımı ve Drapaj Teknikleri” konularında eğitim vermekteyim.</p>
<p><strong>Moda tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Çizgileriniz Feminen mi, romantik mi, sofistike mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Tasarımlarım dünya moda otoritelerince Avant- Garde , Neo-Romantik , Deneysel       , Kavramsal ve disiplinler arası olarak tanımlanıyor…</p>
<p><strong>Modada markasınız kendinizi gerçekleştirmek size neler hissettiriyor?</strong></p>
<p><strong> </strong>Büyük bir sorumluluk…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><figure id="attachment_10964" aria-describedby="caption-attachment-10964" style="width: 532px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg"><img class="wp-image-10964" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=532%2C354" alt="" width="532" height="354" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?w=5260&amp;ssl=1 5260w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10964" class="wp-caption-text">ISTANBUL, TURKEY &#8211; MARCH 20: Models walk the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week March 2017 Phillips/Getty Images for IMG)</figcaption></figure></p>
<p><strong>Ailenizde sanatçılar var mı, ailenizde örnek aldığınız kimse var mı?</strong></p>
<p>Babamdan çok etkilendiğimi söyleyebilirim.. Ailemizde de sanat algısının somutlaşması ilk benimle tezahür etti.</p>
<p><strong>Bulunduğunuz yeri üniversite sıralarında hayal eder miydiniz?</strong></p>
<p>Her zaman moda sektörünün içindeydim, akademik kariyerime de devam ederken sektör için üniversiteyle birlikte birçok proje gerçekleştirdim. Yurt içindeki ve yurtdışındaki performanslarım oldukça beğeni topladıktan sonra, sipariş vermek isteyen birçok kişiyle benimle iletişime geçti. Dolayısıyla sonunda bir şirket kurmaya karar verdik.</p>
<p><strong> </strong><strong>İlhamı nereden alırsınız, doğadan, tarihsel dönem veya karakterler mi?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabı aslında “her şey”. Bir tasarımcı olarak okuduğum kitaplardan tutun, dinlediğim şarkılara, gezdiğim yerlerden yediğim yemeklere kadar her şey bana ilham veriyor. Ekibimizdeki herkesin hayattan aldığı ilhamları birleştirdiğimizde ise ortaya çok renkli ve çok kültürlü koleksiyonlar çıkıyor. En çok da seyahat ettiğim yerlerden ilham alıyorum. Bir ülkeye gittiğimde mutlaka uğradığım iki durak var: antika pazarları ve jazz club’lar. Aldığım ilhamı ise ekibimle paylaşıyorum. O ilhamı birlikte büyütüyoruz. Araştırmalar yapıyoruz, ekibin bir bölümü bu anlamda bir görsel ve ilham taraması yapıyor, diğer taraftan da formların, renklerin, desenlerin seçimlerine geçiliyor. Sonrasında da ilk prototipler ortaya çıkmaya başlıyor.</p>
<p><figure id="attachment_10963" aria-describedby="caption-attachment-10963" style="width: 268px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg"><img class="wp-image-10963" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?resize=268%2C402" alt="ISTANBUL, TURKEY - MARCH 20: A model walks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week " width="268" height="402" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?w=3323&amp;ssl=1 3323w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 268px) 100vw, 268px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10963" class="wp-caption-text">ISTANBUL, TURKEY &#8211; MARCH 20: A model walks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week</figcaption></figure></p>
<p><strong>İlk defileniz size neler hissettirdi?</strong><br />
Hayattaki en büyük lükslerden birinin anlaşılmak ve fark edilmek olduğunu düşünüyorum. O ilk anda yanımızda olan, bir haz duygusu inşa ederken bizi, tasarımlarımızı anlayan herkes bizim için çok kıymetli.</p>
<p><strong>Siz hem çok başarılı iyi bir modacı hem de çok değerli hocalarımızdansınız, ikisine de ayrı ayrı zaman ayırmanız gerekiyor, gününüzü nasıl programlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Çok teşekkür ederim. Öncelikle harika bir ekibimiz var, her insan çok özel yeteneklere sahip. Onlarla birlikte keyifli işler yapmak, projelere imza atmak bizi çok memnun ediyor. Benim günüm ikiye bölünüyor. Sabahtan mutlaka atölyede olup, tasarım ve üretim ekibiyle birlikte çalışıyorum. Öğleden sonra Özlem Süer House’a geçerek özel konuklarımızı, seçkin servisimizle ağırlıyoruz.</p>
<p><strong>Başarı listesine evliliği ve dünyalar güzeli kızınızı da eklediniz. Kızınızla verimli zaman geçirebiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Hafta içleri iş dönüşü akşam 6-9 arası kızımlayım…Pazar günü de tamamen ona ait.. Sokakları keşfetmeyi çok seviyoruz… Bazen hafta içleri akşamları da mahallemizde keşifler yapmaya bayılıyoruz.</p>
<p><strong>Markanız yurt dışında hangi ülkelerde yer almaktadır?</strong></p>
<p><figure id="attachment_10965" aria-describedby="caption-attachment-10965" style="width: 326px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg"><img class=" wp-image-10965" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?resize=326%2C490" alt="" width="326" height="490" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?w=3373&amp;ssl=1 3373w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 326px) 100vw, 326px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10965" class="wp-caption-text">Ozlem Suer &#8211; Runway &#8211; Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul &#8211; March 2017</figcaption></figure></p>
<p>Yurt dışında yaklaşık 150 niş ve konsept butiklerde Özlem Süer tasarımları yer almakta. Bu başarıyı da yıllardır yurtdışında sergilediğimiz performanslara ve koleksiyon prevülerine borçluyuz.  Bir yıl boyunca neredeyse her ay en az bir kez özel davet, etkinlik ve gösterimler vesilesiyle ekibimizle birlikte yurtdışına çıkıyoruz. Örneğin en son “Gare de L’est”  ‘A/W 17-18” koleksiyonumuzun en ihtişamlı örnekleri, Paris Fashion Week’te Hotel Scribe’de sergilendi. Yine bu yıl da önümüzdeki ay koleksiyonlarımızı ve yüksel el işçiliklerimizi Milano ve Londra gibi modanın merkezi sayılan birçok ülke üzerinden, dünyadaki önemli buyerlarla buluşturacağız.</p>
<p><strong>Bundan sonra yapmak istediğiniz projeler nelerdir?</strong></p>
<p>30 yıllık moda ve tasarım serüvenimizde, her sezon farklı öykülerden esinlenerek yarattığımız eşsiz koleksiyonların yanı sıra, farklı disiplinleri kavramsal bakış açısı ile sentezlediğimiz sanat enstalasyonları ile de dünya genelinde solo veya karma performanslar gerçekleştireceğiz…</p>
<p>Özlem Süer’e çok teşekkür ediyorum zaman ayırdığı için. Hem kendi güzel hem yüreği güzel insan. Tüm öğrencilere O’nun hayatını örnek alması gerektiğini düşünüyorum. Kendisine yaşamı boyunca ailesiyle güzel, mutlu hayat ve başarılarının devamını diliyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/">Değerli Modacımız Özlem Süer’le Modada Dev Adımlar…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10952</post-id>	</item>
		<item>
		<title>EMİN GÜMÜŞKAYA İLE RÖPORTAJ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Aug 2017 21:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Maide Kasapoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10517</guid>
				<description><![CDATA[<p>1948 tarihinde İstanbul’da doğan Emin Gümüşkaya, Devlet Konservatuarları bölümünden mezun olduktan sonra Tiyatroya ilk olarak, 1964 yılında Bursa Halkevi’nin oda tiyatrosunda başladı. Devlet tiyatrosuna geçişi ise 1972 yılında oldu. Bay Alkolü Takdimimdir dizisiyle,1985 yılında dizi sektörüne geçiş yaptı.1996 – 1998 ve 1999 – 2001 tarihleri arasında Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu müdürü olarak görev yaptı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/">EMİN GÜMÜŞKAYA İLE RÖPORTAJ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1948 tarihinde İstanbul’da doğan Emin Gümüşkaya, Devlet Konservatuarları bölümünden mezun olduktan sonra Tiyatroya ilk olarak, 1964 yılında Bursa Halkevi’nin oda tiyatrosunda başladı. Devlet tiyatrosuna geçişi ise 1972 yılında oldu. Bay Alkolü Takdimimdir dizisiyle,1985 yılında dizi sektörüne geçiş yaptı.1996 – 1998 ve 1999 – 2001 tarihleri arasında Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu müdürü olarak görev yaptı. 1964 ten bu yana birçok projede yer almıştır. Oyuncunun başlıca projeleri arasında; Büyük Yalan, Azap Yolu, Çocuklar Duymasın, Seksenler, Arka Sıradakiler, En Son Babalar Duyar, Gece 11. 45, Kolay Para, Tatlı Hayat, Büyük Buluşma, Koçum Benim gibi yapımlar yer alır.</p>
<p>Öncelikle röportaj teklifimi kırmayıp geldiğiniz için teşekkür ederim.</p>
<ol>
<li><strong>Bunlar haricinde eklemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></li>
</ol>
<p>Eklemek istediğim şeyleri zaten söylemişsin şuan bunlara ekleyebileceğim başka bir şey yok.</p>
<ol start="2">
<li><strong>Tiyatroya ilginiz nasıl başladı?</strong></li>
</ol>
<p>Tiyatroya ilk ilgim ilkokulda Bediha hocamla başladı.  Beni çok severdi. Sen tiyatrocu olacaksın dedi.  O zaman hiç anlamamıştım hocam bana niye böyle bir şey söyledi diye.  Beni müsamerelere koymaya başladı. Hocamdan bana sanki bir elektrik geçti. Böyle başladı sonra halk evine başladım. Bursa halk evi orda Alpay İzer, Gökhan Mete, Nevzat Şenoğlu gibi çok değerli arkadaşlarım vardı. Böylece tiyatro hayatımız başlamış oldu.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Tiyatrodan televizyona geçme kararını nasıl aldınız?</strong></li>
</ol>
<p>Karar almadım, devlet tiyatrolarında o zamanlar yasak vardı bir türlü gidemiyorduk. TRT bize bir takım çekimler yapıyorlardı, oyunları çekiyorlardı ama TRT o zamanlar pek yaygın bir kitleye hitap etmiyordu. Özel kanallar çıkınca TRT biraz geride kaldı. Biz izlenilmemiş olduk o zamanlar. Karar vermemizin sebebi yasaklar kalktı. Devlet tiyatroları genel müdürlüğü böyle bir karar almıştı. O zamanlar buzdolabı reklamları vardı. Diziler de vardı. Ondan sonra rahmetli Savaş abi vardı Komiser Colombo’yu seslendirirdi. Oyuna çıkıyor “aa Komiser Colombo’nın sesi diyorlardı. Oyunların esas özü gitmeye başladı. Ana konu eridi gitti, haklı olarak bunu iptal ettiler ve iptal ettiklerinden sonra çok enteresan bir anım var. Komiser Colombo’yu Peter Hawk oynardı, bir gözü de kördü ve beyaz bir pardösüsü vardı. Bunlar yasaklandıktan sonra rahmetli Savaş abi Ankara Kızılay’da pardösü ile dolaşmaya başladı. Kendini Colombo zannetmeye başladı. Sonra bu zaman içerisinde eridi gitti. Zaman içinde bize müsaade etmeye başladılar, sinema ve dizi sektörüne girmemize izin verdiler. Daha önce devlet denetimde TRT ye yapıyorduk. Yasaktı sözleşmede böyle bir madde vardı.</p>
<ol start="4">
<li><strong>Devlet tiyatrosunda ve özel sektörde oyunculuk yaptınız, bu iki farklı sektörün işleyişleri nasıl oluyor? Benzer veya birbirlerini besleyen yanları var mı? </strong></li>
</ol>
<p>Ödenekli tiyatrolar yani devlet tiyatroları, oyuncu için çok rahat çünkü dekorcu, kostümcü hepsi emrinizde dekorlar kurulur, giydiriciler makyaj kostüm falan bunlar hep devlet memuru olduğu için sizin emrinizde. Ama özel tiyatrolara değil, orada maddi zorluklar olduğu için, dekorcuyla dekor taşırsınız. İsterseniz Türkiye’nin en büyük şöhreti olabilirsiniz ama taşımak zorundasınız. Ödenekli tiyatrolarda kostümü bir kenara atarlar, gelir kostümcüler toparlar eder, rahattır yani oyuncuya biraz tembellik yaratır. Ayrıca oynasanız da oynamasanız da devlet size iyi para verir. Özel tiyatroda oynadığınız sürece para alırsınız. Dizilerin çoğunluğundan özel tiyatrolar harap vaziyete geçti. Devlet yardım ediyor ama ne kadar ediyor bilmiyorum.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Genel olarak, Türk izleyicilerin tiyatroya olan ilgisi ve televizyon dizilerine olan ilgisi arasında maalesef büyük bir fark var. Bu ilgi farklılığın nedenini neye bağlıyorsunuz? </strong></li>
</ol>
<p>Kültüre. Türkiye’nin %70 i aziz nesinin dediği gibi biraz geride oluyor maalesef. Okumuyorlar, gazete bile okuyan yok. Bunun karşılığında karşı yan kuruluşlar gibi haklılıkları da var. Bütün okullar paralı. Evine ekmek götüremeyen milyon insan var doğuda. Ben Türkiye’nin her tarafını 5 defa dolaştım, Avrupa’yı da dolaştım. Gözümle gördüm. Amerikalıların bir lafı vardır maide “en iyi Kızılderili, ölü Kızılderili” derler. Şimdi bizde de en iyi vatandaş cahil vatandaş mı? Yani kimseyi kastetmeden söylüyorum ama bir şey diyemiyorum. Ben bursa devlet tiyatrosu müdürüyken, arkadaşlarla çalışıyoruz, soruyorlar; ne iş yaparsın? Diyorlar devlet tiyatrosu sanatçısıyım diyorum iyi başka ne iş yapıyorsun diyorlar. Devlet tiyatrosunun ne olduğunu bilmiyor. Bu devlet tiyatrosu bende yetenek var deyip öyle hemen girebileceğin bir yer değil. Belirli aşamaların olacak Konservatuarı bitireceksin, üniversite eğitimidir bu. 86 da YÖK bağlandığı için böyle oldu. Halk, tiyatrocuyu eskiden beri darülbedayi den beri gördüğü şey sanıyor. İstanbullu bun çok iyi biliyor ama Anadolulu bunu hiç bilmiyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong>Son dönemlerde Türkiye’deki dizi ve film sektöründe yapılan yenilikler nelerdir?</strong></li>
</ol>
<p>Teknik olarak çok değişti. Kameralar değişti eski kameralar düğün kamerası oldu. Çok teknolojik boyutta mesela muhteşem yüzyılı seyrediyoruz fonda saray var. Nasıl yaptın bunu kameraya plastik yani silikondan sahneler yapıyorlar. Avatar bir milyar dolarlık iş yaptı. Oyunculuklar mekanik hale geldi. Duygusal oyunculuklar yok. Eskiden siz gözyaşlarınızla seyirciyi bağlayabiliyordunuz. Şimdi millet silikon oyunculuklar istiyor. Artık bu tür şeyleri kabul etmeye başladık.  Bu teknoloji sinema ve tiyatroya çok büyük katkılar getirdi fakat biraz sanki duygusallığı götürdü.</p>
<ol start="7">
<li><strong>Yeni kuşak oyuncular hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?</strong></li>
</ol>
<p>Konservatuar bir tane vardı,  o da Ankara’da vardı. Sonra İstanbul’da Mimar Sinan açıldı, ondan sonra da bir sürü paralı okul açıldı. Paraya dayandığı için kekemeleri de alıyorlar tiyatrocuların düzgün konuşması lazım. Bazen şaşıları da alıyorlar. Her yıl yirmi okul onar kişi mezun etse senelerce yüz bin iki yüz bin kişi oyuncu oluyor. Senarist yetişmediği için olmadığı için eski yazarların oyunlarını oynuyoruz.  Ben en son 2001 de Ankara’da Şinasi Sahnesi’nde Orhan Asena’nın Yıldız Yargılamasını koydum.  Devlet tiyatrosunda 17 tane oyun koydum, yönetmen olarak. Şimdi bunların arasında çok iyi oyuncular var. Yetenek insanda önce olmalı insanda. Oyuncuda pratik daha önemlidir. Sormazlar sana tiyatro tarihini, oynarken. Oyunculuk önemli önce, bir de şeye inanırım oyuncu doğuştan yetenekli olmalı. Sen yaparsın beş günde yetenekli biri beş dakikada yapar.</p>
<ol start="8">
<li><strong>Hem tiyatro hem dizi film oyuncusu olarak sizce kariyerinizin dönüm noktası olduğunu düşündüğünüz oyun hangisiydi?</strong></li>
</ol>
<p>Ben tiyatro tarafındanım, tiyatroyu çok severim. Ahmet Kutsi Tecer’in Köşe Başı oyunu çok güzel titretir. Orda bakkalı oynamıştım. Klasiktir zaten. Tiyatroda doyuma ulaşırsınız da, sinema da bir şey söyleyemem çünkü bir sahneyi birkaç kere çekiyorsun. Bir bakıyorsun sahnen sabahın beşinde gelmiş. Uykun gelmiş sahnede canlı bir sahne çek bakalım nasıl çekeceksin.</p>
<ol start="9">
<li><strong>Oyunculuğun en zor kısmı size göre nedir?</strong></li>
</ol>
<p>İyi oyuncu zorlanmaz. İyi oyuncu düşünmekten yorulur. Oyunculuk doğum yapmak gibidir derler. Yani rol sahneye çıktığı an doğum yapılmış olur. O oyun sizin çocuğunuzdur artık. Bizde çok güzel oyuncular var, Zihni Göktay süper oyuncu kendisini çok severim. Allah’ın verdiği kabiliyeti var üstüne gereken her şeyi eklemiş. Oyunculuğun dereceleri vardır. Bir, iki, üç gibi. Güzel sesi olan bir insan fazla zorlanmaz. Mesela Zabite Turgülerman diye bir sanatçı vardı, altı oktav ses operacıda yok. Şarkıları sanki leblebi gibi söyler. Öldü gitti ama tanınmadı. Onun yerine Müzeyyen Senar tanındı. Oyuncu yedi koldan müteşekkildir. Bu kollardan iyi olanlar zorlamaz kendilerini. Ben hiç zorlamadım kendimi. Çünkü ne olduğumu biliyorum. Muhsin hocamız derdi ki, fazla tevazükar olmayın derdi yoksa sizi öyle sanırlar. İnsan olarak çok tevazükarım da meslek olarak hiç öyle değilim çünkü ben oralara gelene kadar göbeğim çatladı. Genelleyecek olursak yetenekli insana hiçbir şey zor değildir.</p>
<ol start="10">
<li><strong>Uzun süren oyunculuk kariyeriniz boyunca başınıza gelen en komik olay neydi?</strong></li>
</ol>
<p>Devlet tiyatrosunda oyun oynuyoruz oğlum Uğur aşağı yukarı dört yaşında. Rahmetli haşmet Zeybek’in düğün ya da davul oyununu oynuyoruz. Orta oyunu tarzında oynanan bir oyundu. Annesine Uğur’u getirme yaramazlık yapar dedim, kimseye bırakamamış getirmiş. Yahu durmaz, geldi sahnenin önüne pat pat vuruyor. Bir de bağırmaya başladı “emin, emin naber ya ” diye.  Yahu alsana çocuğu. Taak taaaak tak vuruyor sahnenin önündeki tahtaya. Ben ona baba dedirttirmiyordum bana oradan “eminn, eminnn baksana” diye bağırıyor. Arkadaşlarda gülüyor. Oyun gitti. Seyircide anladı başladılar alkışlamaya.</p>
<ol start="11">
<li><strong>Daha önce canlandırmak isteyip de canlandıramadığınız bir rol var mı?</strong></li>
</ol>
<p>Çok var maide çok var. Biz sanatçılar çok kıskancız. Fakat iyi oyuncular çok önemsemez bunu çünkü kıskanan değil kıskanılan kişidir. Seksen oyun oynadın yetmiş dört tanesi başroldü. Rejisör olarak emekli oldum ama rejisörlüğü fazla sevmiyordum. Belki imkanla elli tane yapardım da on yedi tane yaptım. Şimdi hatırlayamadığım öyle çok rol oldu ki. Şimdi muhteşem bir dizi var Vatanım Sensin, orda oynamak isterdim. Halit Ergenç çok muhteşem bir aktör. Keza Engin Altan Düzyatan da çok iyi bir oyuncu. İnsan böyle iyi oyuncularla oynadığı zaman tat alıyor. Oyunculukta biz kavak ağacı deriz bir halta benzemez, bazıları da çam ağacıdır seni şekillendirir. Çok gönlümün içimin kaldığı oyunlar oldu diyemem.</p>
<ol start="12">
<li><strong>Türkiye de ve yurtdışında çalışmalarını takip ettiğiniz oyuncular kimlerdir?</strong></li>
</ol>
<p>Yurt dışında takip ettiğim oyuncu olmaz zaten mesleğin gereği fazla seyretme imkanın olmuyor ama mesela ben kendi jenerasyonumdan Burt Lancester, Stewe Mcqueen, Dustin Hoffman’ı çok severdim bunlar çok güzel aktörlerdi. Bunlardan sonra gelenler pek hoşuma gitmiyor. Bizde de öyle mesela Ayhan Işık, Turan Seyitoğlu bunlar sinemada çok muhteşemdi. Haluk Bilginer harika bir oyuncu. Öyle güzel oyuncular var ki. Ahmet Uğurlu var. Bülent İnal’ı seyretmeye doyamıyorum. Vaktim olmasa bile bir şekilde seyrediyorum çünkü bunlar oynuyor, rol kesmiyorlar. Şimdikiler rol kesiyorlar. Seyirciyi kandırmaya bizim haddimiz olmamalı. Ödemiş Birgi de, köy oyunu çektim, bir kız vardı köylü kızını oynuyordu, kaşları alınmış, dudakları boyanmış. Köylü kızı bilir mi bunları? Bilmez tabi. Şimdi seyrediyorum, son model rujlar tene uygun, makyaj var gözlerde. Böyle saçma sapan senaryonun ne olduğunu bilmeden çekim yapan rejisörler var.</p>
<ol start="13">
<li><strong>Şuanda devam etmekte olan projelerinizden bahseder misiniz?</strong></li>
</ol>
<p>Atçalı Kel Mehmet diye, padişaha karşı gelmiş, hiç yapılmamış bir çektik. Ben orda egemenden tüccarım. Atçalı öbür efeler gibi milleti kesip atmaz, halka çok yardım eder onun için solcular çok sever onu. Padişah, Atçalıyı parça parça getirin diyor. Sonra Atçalı Aydın Efesi. Bu tarafın efesi de Çakırcalı Mehmet Efe, Fikret Hakan çekmişti. Ondan sonra da o türüyor. Atatürk de bunları, padişahın kovulmasında katkıları olduğu için orduya dahil etti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/">EMİN GÜMÜŞKAYA İLE RÖPORTAJ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10517</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ataol Behramoğlu İle Şiirsel Bir Dünyanın Kapısını Aralamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Aug 2017 21:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10612</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun bir yaşamın sonuna geldiğinde insanoğlu’nun kendisiyle savaşı başlar. Mutlu olmuş mudur, hayatı, Tanrının bahşettiği ömrü doyasıyla yaşamış mıdır? Yoksa her şey gibi tüketip sonuna gelince mi aklı başına gelir? Hayatın sonbaharı gelip te kışı beklerken nelere dolar gözleri? Dolu dizgin sevmiş midir, her şeyi göze alıp yanmış kavrulmuş mudur yârin hasretiyle. Ne bülbüller yarattı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/">Ataol Behramoğlu İle Şiirsel Bir Dünyanın Kapısını Aralamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir yaşamın sonuna geldiğinde insanoğlu’nun kendisiyle savaşı başlar. Mutlu olmuş mudur, hayatı, Tanrının bahşettiği ömrü doyasıyla yaşamış mıdır? Yoksa her şey gibi tüketip sonuna gelince mi aklı başına gelir? Hayatın sonbaharı gelip te kışı beklerken nelere dolar gözleri? Dolu dizgin sevmiş midir, her şeyi göze alıp yanmış kavrulmuş mudur yârin hasretiyle. Ne bülbüller yarattı o eski sevdaların gülleri. Belki de üstadın dediği gibi “Lale Devri Çocukları’dık biz? Neydi eski sevdaları değerli kılan aşkın ateşi daha mı yakıcıydı, neydi şiir yazdıran duygular, Uğruna ölünen aşklar… Hani ince hastalığa yakalanan aşıklar, şimdiki gibi yüzeysel değildi sevgiler. Leyla ile Mecnun’u, Kerem ile Aslı’yı yarattı bu topraklar. Vuslat bilmeyen aşklar, her şey dokunmanın sihrinde mi, dokunulmazlığın asaletinde mi?</p>
<p><figure id="attachment_10628" aria-describedby="caption-attachment-10628" style="width: 293px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg"><img class=" wp-image-10628" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?resize=293%2C391" alt="Ataol Behramoğlu" width="293" height="391" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?w=2448&amp;ssl=1 2448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10628" class="wp-caption-text">Ataol Behramoğlu</figcaption></figure></p>
<p>Ataol Behramoğlu ile beraberiz. Onunla cevap arayacağız bilinmez sorulara. Benim açımdan onu tanımak onur verici. Yaşamım boyunca adını sayısız kere duydum ailemden. O da sol yanı daha hassas olanlardan. Kendisi, bunca tanınıp bilinmesinin yanında bir de Aydın Üniversitesi’nde kürsüsü olan ve Rus Dili Edebiyatı Bölümünde Profesör. O kadar dolu o kadar mükemmel bir insan ki! Bu kadar güzel özelliklerinin yanında hümanist ve son derece mütevazı bir insan. Çook güzel onlarca şiirinin yanında benim en çok sevdiğim şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum;</p>
<p style="text-align: left;">Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi<br />
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten<br />
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği</p>
<p style="text-align: left;">İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne<br />
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa<br />
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır<br />
Kopmaz kökler salmaktır oraya</p>
<p style="text-align: left;">Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını<br />
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin<br />
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara<br />
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin</p>
<p style="text-align: left;">İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine<br />
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına</p>
<p style="text-align: left;">İnsan balıklama dalmalı içine hayatın<br />
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına</p>
<p style="text-align: left;">Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar<br />
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın<br />
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu<br />
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın</p>
<p style="text-align: left;">Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle<br />
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı<br />
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına<br />
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı</p>
<p style="text-align: left;">Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına<br />
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır<br />
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana</p>
<p><figure id="attachment_10620" aria-describedby="caption-attachment-10620" style="width: 363px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg"><img class=" wp-image-10620 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg?resize=363%2C380" alt="Ataol Behramoglu" width="363" height="380" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg?w=622&amp;ssl=1 622w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg?resize=286%2C300&amp;ssl=1 286w" sizes="(max-width: 363px) 100vw, 363px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10620" class="wp-caption-text">Ataol Behramoglu</figcaption></figure></p>
<p>İşte bu kadar güzel anlatılırdı bir ömrün değeri. Hayatın anlamı. Yaşam karşısın da ki duruşumuz.</p>
<p>Biraz kendisinden söz etmek istiyorum. Kendisine sorularımız olacak ama kısaca yaşamına bir pencere açalım diyorum;</p>
<p>13 Nisan 1942&#8217;de İstanbul Çatalca&#8217;da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırı&#8217;da yaptı. 1966&#8217;de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi <a href="https://www.turkedebiyati.org/rus_edebiyati.html">Rus Dili ve Edebiyatı</a> bölümünü bitirdi. 1962&#8217;de Türkiye İşçi Partisi&#8217;ne girerek ilk örgütlenme çalışmalarına katıldı. &#8220;Fikir Kulüpleri Federasyonu&#8221;nun (FKF) kurucuları arasında yer aldı. &#8220;Dönüşüm&#8221; dergisininin kuruluş çalışmalarına katıldı, sahipliğini üstlendi. 1970&#8217;te <a href="https://www.turkedebiyati.org/sairler/ismet_ozel.html">İsmet Özel</a>&#8216;le birlikte &#8220;Halkın Dostları&#8221; dergisini çıkardı. 1972&#8217;de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#8217;nde Sovyet edebiyatı üzerine inceleme yaptı. 1974&#8217;te Türkiye&#8217;ye döndü. İstanbul Şehir Tiyatroları&#8217;nda dramaturg olarak çalıştı. 1975&#8217;te kardeşi <a href="https://www.turkedebiyati.org/sairler/nihat_behram.html">Nihat Behram</a>&#8216;la birlikte &#8220;Militan&#8221; dergisini kurdu. &#8220;Sanat Emeği&#8221; dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 1979&#8217;da Türkiye Yazarlar Sendikası&#8217;nın genel sekreteri oldu. Yayınevlerinde çalıştı. 12 Eylül harekatından sonra 1982&#8217;de Barış Derneği Davası nedeniyle 10 ay tutuklu kaldı. 1984&#8217;te Fransa&#8217;da Sorbonne <a href="https://www.turkedebiyati.org/genel/universiteler.html">Üniversite</a>si&#8217;ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı.</p>
<p>Bazı insanları Allah insanlara özellikle gönderiyor diye düşünüyorum. Hayat klavuzumuz olsunlar, bizim göremediğimiz güzellikleri masal anlatıcılar gibi bize anlatsınlar. Yaşamın her rengini bilmemizi sağlasınlar diye. Sevgili Ataol Behramoğlu’ da o güzel insanlardan biri kendisine sorularımızı yöneltiyoruz;</p>
<ul>
<li> <strong>Bizler sizi tanıyor, Edebiyatımıza katkılarınızı biliyoruz. Fakat sizin ağzınızdan sizi dinlemek isteriz.</strong></li>
<li>En çok adalet ve onur duygularına değer veren; çocukları, hayvanları, bütün canlıları ve özellikle de bebeklerini çok seven; en çok kabalıktan, inceliksizlikten, kibirden, kendini beğenmişlikten nefret eden; kadınların (doğada da genel olarak dişilerin) erkeklere üstünlüğüne içtenlikle ve bilimsel verilerin sonucu olarak inanan; sanata ve bilime ayrım gözetmeksin bağlı ve kendini yazardan çok okur sayan biri.</li>
<li><strong>Şiire gönül vermişsiniz, ne zaman başladı bu aşk, şiire karşı ilginizi yitirdiğiniz oldu mu?</strong></li>
<li>Çocukken başladı ve yitirmek bir yana hep artarak ve daha da bilinçlenerek sürdü, sürmekte. Benim bulduğum bir deyimle varoluşumuzun adresi anadilimizse, anadilin adresi de öncelikle o dildeki şiirdir.</li>
<li><strong> Nelerden ilham alırsınız ve sizi ne motive eder?</strong></li>
<li>Bir şiirimin adıyla söylersem, “Her Şey Şiirdir” Bakmasını bilene.</li>
<li><strong> “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var” isimli şiirinizi 1977 yılında kaleme aldınız. O zamandan bugüne hayatınıza kattıklarınız, bunu da öğrendim dediğiniz neler var?</strong></li>
<li>Şairliğimin yanı sıra akademisyen kimliğim, Cumhuriyet gibi bir gazetede çeyrek yüzyıldır gazete yazarlığım, yaklaşık olarak aynı sürede ülkemizi şiirlerimi okuyarak denebilir ki karış karış dolaşmış ve dolaşmakta olmam; 1979’da baba, geçen yıl da dede oluşum…</li>
<li><strong> Şimdiye kadar birçok ödül aldınız, bunlardan biri de 1982’ de Barış Derneği Kurucusu olmanızdan dolayı Maltepe cezaevinde ki tutukluluğunuz döneminde aldığınız Asya-Afrika Yazarlar Birliği 1981 Lotus ödülüdür.. Ödüller konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></li>
<li>Sonrasında da sonuncusu geçen yıl verilen Avrupa Homeros Edebiyat Madalyası olmak üzere ödüller aldım. Ödül konusunu fazla önemsemek gerektiği kanısındayım. Şairin kendi kendine verdiği ödülden ve okurun sevgisinden daha değerli hiçbir ödül yoktur.</li>
<li><strong>Siz yaşamınız boyunca siyasetin içinde oldunuz. Aktif olarak politikanın içinde olsaydınız neleri değiştirirdiniz?</strong></li>
<li>Neleri değiştirirdim bilmem ama, ister istemez kendim herhalde değişirdim. Kendime bugünkü saygım belki de olmazdı. Yine de insanlarımıza hakikati anlatma olanakları sağlayacağı için siyasetin inde aktif olarak bulunma isteğini zaman zaman duymuşumdur.</li>
<li><strong> Bugüne gelene kadar hayatınızda yer alan köşe taşları nelerdir?</strong></li>
<li>Herhalde pek çok. Kardeşim Nihat Behram’la, kardeş kadar yakın olduğumuz Metin Demirtaş’la, İsmet Özel’le mektuplaşmalarımız yayınlandı. Şu günlerde de genç akademisyen adayı Figen Yılmaz’ın “Dünyayla Söyleşen Şair-Ataol Behramoğlu” adlı mongrafisi yayınandı ya da yayınlamak üzere. Sorunuza kapsamlı bir yanıt için bunların okunması gerekiyor.</li>
<li><strong> Ülkemizde insanlar, en güzel ve verimli çağlarında düşünce suçlusu olarak yıllarca cezaevlerinde susmaya zorlanıyorlar. Böylece hem şairi, sanatçıyı ya da edebiyatçıyı, hem de hayranları cezalandırılıyor. Sizin de yok edilmiş yıllarınız var bu üretkenliğinizi nasıl etkiledi?</strong></li>
<li>İnsan her koşuda bir şeyler yapabiliyor. Fakat aslolan özgürlük, özgür koşullarda çalışıp üretebilmektir.</li>
<li><strong> Günümüz yazarlarını nasıl buluyorsunuz?</strong></li>
<li>Sevdiğim, ilgiyle izlediğim şairler, yazarlar her zaman olduğu gibi şimdi de kuşkusuz ki var.</li>
<li><strong>Tüketim dünyasının her alanda etkilerini görmekteyiz. Neden böyle bir toplum olduk? Teknoloji çağının gerekliliğimi bunlar?</strong></li>
<li>Sadece biz değil bütün topumlar az çok böyle oldu</li>
<li><strong> Yapamadığınız ve içinizde ukde kalan neler var?</strong></li>
<li>Türkiye’yi geçmişiyle, bugünüyle anlatan büyük bir destan yazmak isterdim.</li>
<li><strong>Kimdir size bu şiirleri yazdıran kadın?</strong></li>
<li>Tek bir kişi değil ki.</li>
<li><strong> Aynı zamanda Aydın Üniversitesi’nde Rus Dili Edebiyatı dersi veriyorsunuz. Değerli bir hocamızsınız. Şimdiki nesli nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></li>
<li>Hepsi iyi çocuklar. Fakat çalışmayı, öğrenmeyi sevmiyorlar.</li>
<li><strong> Şiir yoğunlaşmış duyguların dışa vurumu ise üretkenliğinizin arttığı durumlar mutluluk, acı çekmek vs. sizi en çok hangi durum verimli kılar?</strong></li>
<li>Şimdilerde en çok huzuru önemsiyorum.</li>
<li><strong> Tiyatro ile ilgili sizin yazdığınız eserler hakkındaki sözleriniz?</strong></li>
<li>Bu alanda sadece “Lozan” adında bir belgeselim var. Bir de şiirlerimden yapılmış sahne çalışmaları. İyi hatırlattınız, oyunlar yazmak içimde kalmış bir ukdedir. Bu ukdeyi Çehov’dan oyun çevirileriyle biraz da olsa hafiflettim…
<p><figure id="attachment_10631" aria-describedby="caption-attachment-10631" style="width: 618px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg"><img class="wp-image-10631 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg?resize=618%2C360" alt="Beşiktaş'taki Heykel" width="618" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg?w=618&amp;ssl=1 618w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10631" class="wp-caption-text">Beşiktaş&#8217;taki Heykel</figcaption></figure></li>
<li><strong> Bugün Doğum Gününüz kutlu olsun.  (13 Nisan) Nice güzel yaş almalar diliyorum. Geçen doğum gününüzde Beşiktaş Belediye Başkanımız sizin heykelinizin açılışını yaptı. Bu durum size neler hissettirdi.</strong></li>
<li>Doğum günleri artık özel bir şey hissettirmiyor. Çok uzun zamandır her yeni günü, her gün başlangıcını doğum günü sayarım. Bunu içtenlikle söylediğime lütfen inanın. Yaşamın değerini bilen insan son nokta konuluncaya kadar her gün başlangıcını doğum günü olarak karşılayabilen biridir. Sanırım ben o kişilerdenim….</li>
<li><strong> Son olarak eklemek istediğiniz şeyler nelerdir?</strong></li>
<li>Zaten hemen her şeyi sordunuz…</li>
<li><strong>* Yelpaze Dergisi adına bir rutinimiz var, ben birkaç kelime söyleyeceğim siz de sizin için anlamını tek kelime ile cevaplar mısınız?</strong></li>
</ul>
<p><strong>VATAN</strong>…… sonsuz anne kucağı</p>
<p><strong>ŞİİR</strong>………… sayısız kum tanesi arasından inci olarak çıkan</p>
<p><strong>İSTANBUL</strong>. Mahvettiğimiz ve mahvetmeye devam ettiğimiz.</p>
<p><strong>KADIN</strong>…… onsuz hiçbir şeyin hiçbir anlamı olmazdı.</p>
<p><strong>AŞK</strong>………. Zor ulaşıp kolay yitirdiğimiz</p>
<p><strong>HUZUR</strong>….. Gittikçe daha çok özlemi duyulan</p>
<p><strong>SANAT</strong>….. Bilim ve felsefeyle birlikte kendinde derinleşmenin yollarından biri</p>
<p><strong>POLİTİKA</strong>.. Kökü sanırım Latinceye uzanan “polite”(nazik, kibar, görgülü…vb) anlamındaki sözcükten türetilmiş. Bugün en kötülerinden biri bizde olmak üzere, pek çok ülkede tam tersi örneklenmekte.</p>
<p>Sayın Ataol Behramoğlu ile birlikte harika bir zaman geçiriyoruz. Yelpaze İstanbul Dergisi ve özellikle kendi adıma bize zaman ayırdığı için binlerce teşekkür ediyorum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/">Ataol Behramoğlu İle Şiirsel Bir Dünyanın Kapısını Aralamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10612</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zerafetin Simgesi, Zerrin Arbaş İle Rüya Gibi Bir Öğleden Sonra</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 05:39:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10105</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zerrin ARBAŞ, rüya gibi kadın. Harika bir insan güçlü, dirayetli, iyi eğitimli. Görmüş geçirmiş bir kadın. Ayrıca Türkiye güzellerimizden kendisi. Güzelliği tescilli yani. Ailede sanatçılar var. Babası, ilk eşi, kızı… Zerrin Arbaş Hanımefendi’nin babası ünlü Türk ressamı Avni ARBAŞ. Zerrin Hanım’la ilk görüşme talebimi olumlu karşılıyor, bir iki ertelemeden sonra nihayet görüşüyoruz. Kemerburgaz’da Göktürk Mahallesi’nde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/">Zerafetin Simgesi, Zerrin Arbaş İle Rüya Gibi Bir Öğleden Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zerrin ARBAŞ, rüya gibi kadın. Harika bir insan güçlü, dirayetli, iyi eğitimli. Görmüş geçirmiş bir kadın. Ayrıca Türkiye güzellerimizden kendisi. Güzelliği tescilli yani. Ailede sanatçılar var. Babası, ilk eşi, kızı… Zerrin Arbaş Hanımefendi’nin babası ünlü Türk ressamı Avni ARBAŞ.</p>
<p>Zerrin Hanım’la ilk görüşme talebimi olumlu karşılıyor, bir iki ertelemeden sonra nihayet görüşüyoruz. Kemerburgaz’da Göktürk Mahallesi’nde oturuyor. Gerçekten Lüks evlerle dolu bir yer burası. Komşularından biri Fatih Altaylı, bir diğeri Sadettin Saran, yakınlarda bir yerde Küçük Emrah ikamet ediyor.</p>
<p>Yoğun bir trafikten sonra ulaşıyoruz Kemerburgaz’a. Kapıda görevliler isim soruyorlar ve Zerrin Hanım’ı arıyorlar. Ahhh ahhhhh işte Bahçeşehir-Esenkent’te böyleydi bir zamanlar. Girişte adınız kime geldiğiniz sorulur o kişiyle görüşüp sizi içeri öyle alırlardı. Kendi içinde izole seçkin bir yer burası. Geçiş izni alınca içeri giriyoruz. Zerrin Hanım’ın evini görevliler gösteriyor. Oğlum arabayı park ederken şahane, pembe bir villa mı desem, konak mı desem bilemedim. En uygunu Köşk sanırım, kapı açılıyor ve incecik zarif bir genç kız kapıyı açıyor. Vallahi televizyon insanları kilolu gösteriyor. Zerrin Hanım çok zarif incecik…Ve yaşı olmayan kadınlardan.</p>
<p>Deniz gibi gözleri enginliği anlatıyor. Bale eğitimi aldığı için çok zarif…Güzellik kelimesi az kalıyor Zerrin Hanım söz konusu olunca. Sabah dersten çıkıp gittiğimden saçım başım dağılmış, oysa ki karşımda şık, incecik, zarif bir hanım var.</p>
<p>Zerrin Arbaş ile beraberiz Türk sinemasının önde gelen isimlerinden. Çok samimi karşılanıyorum ve salona alıyor beni. Hava çok güzeldi, yeşillikler içinde bahçede oturmaya karar verdik. Elleriyle yaptığı kurabiyelerle birlikte, kahvelerimiz de masada yerini aldı. Sorularımızı yöneltiyoruz kendisine;</p>
<p><strong>S.Ö: Biraz sizi tanıyalım sanat hayatınıza başladıktan günümüze kadar neler yaptınız? Sanat hayatınızda hangi noktadasınız?</strong></p>
<p>Z.A.: Evet ben Paris’te doğdum İstanbul’da büyüdüm 18 yaşındayken de Los Angeles’a gittim. İstanbul’dayken Saint George Avusturya Lisesinde öğrenciydim aynı zamanda İstanbul konservatuarında bale bölümünde öğrenciydim 15 yaşındayken baleden mezun oldum ondan sonra tiyatro bölümüne girdim. 18 yaşında kadar konservatuarın tiyatro bölümündeydim. Ondan sonra bir tesadüf eseri güzellik kraliçeliği derken 18 yaşında L.A da kendimi buldum. Sonraki 30 senem L.A. da geçti. 67 senesinde evlendim. 1968 de Derya doğdu. Bu arada da 1973’den 1978’ e kadar da İstanbul’da bir film hayatım oldu. Yine bir tesadüf eseri seyahat için İstanbul’a gelmiştim.1973’te o sırada Memduh Ün yeni bir filme başlıyordu çok sevgili dostum Turgut Demirağ o da o zamanın büyük yapımcılarından “aman dedi sen buraya gelmişken Memduh’la tanıştırayım belki hemen bir filmde çevirirsin” dedi. Derken ben “Toprak Ana” diye Fatma Girik, Tamer Yiğit ve ben film çektik. Onun akabinde başka bir şirket bana teklifte bulundu. Ertesi hafta Burgazada da Tarık Akan Hülya Koçyiğit ve ben “Yeryüzünde Bir Melek” filmini çektik. Derken hemen bir üçüncü film teklifi geldi. Bu da “Gazi Kadın” filmiydi. Bu filmde de Türkan Şoray, Kadir İnanır ve ben. Tabi L.A. gitmem baya uzadı. Sonradan döndüm tabi L.A da hayatım devam ediyor. Ertesi yaz Memduh Ün’ün şirketi bir “Battal Gazi” filmi yapıyordu Cüneyt Arkın ile. “Battal Gazi” filminde Cüneyt Arkına eş olarak beni seçti. “Battal Gazinin Oğlu” filmi bitti. Arkasından da yine Cüneyt Arkınla “Deli Yusuf” diye bir film başladı. Yani birdenbire benim İstanbul’da bir sinema hayatım başlamış oldu.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Babanız Avni Arbaş’tır. Sizin de resim yeteneğiniz var mı? </strong></p>
<p>Z.A.: Yok maalesef.</p>
<p><strong>S.Ö.: Birçok dizi film ve sinema filmi yaptınız. Sizi en çok heyecanlandıran hangisiydi. Sizi en çok mutlu eden beni yansıtıyor dediğiniz? </strong></p>
<p>Z.A.: Bizim “Kara Melek” diye bir dizimiz vardı. O dizide ki Lamia Saylan rolü. O bana çok uygun bir roldü. Nuran Devres senaryoyu yazmıştı. Zaten senaryoyu yazarken benimle tanıştı. “Bir rol yazdım dizi olarak çekilecek çok isterdim siz oynayın” Dedi. Böylece biraz da onun sayesinde ben bu role angaje edildim. Bu dizi çok başarılı bir diziydi. 1997’den 2000 senesine kadar devam etti. 3 sene 110 bölüm çekildi. O zamanın en çok seyredilen dizisiydi. Çarşamba akşamları millet işini gücünü bırakıp “Kara Melek” seyrediyordu.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sonra Aşk-ı Memnu var. </strong></p>
<p>Z.A.: Aşk-ı Memnu çok sonra tabi. Dizinin son 6 ayında idi benim rolüm. Şimdi hala Aşk-ı Memnu seyrediyorum sabah 9 da kanal d de tekrar gösterilmeye başladı. Bende her sabah seyrediyorum zevkle. Aşk-ı memnu Türk dizi piyasasında yapılan en mükemmel en kusursuz dizi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Eskiden çekilen ile kıyaslarsak?</strong></p>
<p>Z.A.: O da iyiydi. Eski çekilen o zamana göre fevkalade başarılıydı. İnsan gerçekten bıkmadan izliyor. Ve kusur yok. Diyaloglarda çekimlerde mekân ne kadar güzel kullanılmış. Oyuncular ne kadar güzel oynuyorlar. Her şey orada mükemmel. Bir yönetmenin bu kadar titiz çekim yaptığını ben başka dizide görmedim.</p>
<p><strong>S.Ö.: Şu an takip ettiğiniz diziler var mı?</strong></p>
<p>Z.A.: Var. “Hayat Şarkısı” bayılıyorum. Beni çok mutlu ediyor. O kadar bayıla bayıla izliyorum ki. Oyuncular da süper. O şeker kız Burcu Biricik Grace Kelly gibi bir şey. Ne tatlı ne güzel oynuyor. Birkan Sokullu, Bayram Cevher! Bayram’a bayılıyoruz tabi. Ahmet Mümtaz Taylan. Orada ki Süheyla Hanım, Seray Gözler oynuyor onu da. Hala başarılı bütün aile oynayan her kişi olağan üstü.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama eskilerin daha eğitimli daha iyi işler çıkarttığını düşünüyorum. </strong></p>
<p>Z.A.: hayır hayır eskiler bilakis eğitimsizdi. Şimdikiler eğitimli. Yeni yıldızların geçmişlerine bakıyorum hepsi üniversitenin tiyatro sinema bölümünden mezun. Üniversitenin tiyatro sinema bölümünde olmayan da Müjdat gezen vs&#8230; Gibi insanların okullarında eğitim görmüş hepsi çok eğitimli insanlar.  Ve de şimdi mesela eski tiyatro artistleri var onlarda hakiki tiyatrocular mesela Selçuk Yöntem, Çetin Tekindor… Onlar eski zamanda hep dublaj yapıyorlardı. Tiyatrocuların %99 u sadece dublajda kullanılıyordu. Onlar seslendiriyordu sinema yıldızlarını. Sinema yıldızlarının tiyatro kökeni yoktu. Çok azı konservatuardan geçmiştir. Çoğu güzel diye keşfedilmiş “aaa ne kadar yakışıklısın gel seni oynatayım.” Demiştir yönetmen. O kişide büyük yıldız haline gelmiştir. Ama şimdi ne kadar güzelsin diye alınmıyor ciddi eğitimden geçmiş insanlar. Mesela mankenlikten gelenler bile eğitim aldılar. Hiç kimse has bel kader bir yere gelmedi.  Şimdi daha zor sesle olduğu için bu insanların hepsi ezberleyip kendi sesleri ile oynuyorlar. Eskiden dublaj diye bir şey vardı yani. Yeşilçam hep dublajdı. Durumlar iyi ama bizim diziler dünya çapında izleniyor. Duyduğuma göre Amerika’dan sonra en çok dizileri satılan millet Türkiye’ imiş. Türk dizileri dünya pazarında yer etmiş durumda.</p>
<p><figure id="attachment_10119" aria-describedby="caption-attachment-10119" style="width: 333px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg"><img class="size-full wp-image-10119" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg?resize=333%2C500" alt="Zerrin Arbaş" width="333" height="500" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10119" class="wp-caption-text">Zerrin Arbaş</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Zorlandığınız bir rol oldu mu? bu beni yansıtmıyor dediğiniz keşke oynamasaydım dediğiniz.??</strong></p>
<p>Z.A.: yok öyle bir şey pek hatırlamıyorum. Benim ilk oynadığım film “Toprak Ana” o mesela köyde geçen bir filmdi oradaki köylü kızı rolü bana uygun bir rol değildi. (Avrupai bir görüntüsü var Zerrin Hanım’ın)</p>
<p><strong>S.Ö.: Çok zarifsiniz çok güzelsiniz. Bunu sürdürmek için neler yapıyorsunuz bir diyet, güzellik programınız var mı? </strong></p>
<p>Z.A.: Yediğime içtiğime çok dikkat ediyorum. İki üç kilo aldığımı fark edince hemen bir diyete giriyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Kandırmaz mı sizi tatlılar?</strong></p>
<p>Z.A.: Yok benim yemekle çok aram yok. Ben yemek seven bir insan değilim. Ben peynir ekmek ve çay ile çok mutlu olabilen bir insanım. Bir simit beni daha mutlu ediyor. Bir de cookie gibi bisküvi gibi kurabiyeleri çok seviyorum ama ağır tatlıları baklava börek hiçbir zaman sevemediğim için o konuda biraz şansım var gibi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Güzelliğiniz için gittiğiniz devam ettiğiniz bir salon var mı? </strong></p>
<p>Z.A.: Yok hiçbir şey yapmıyorum fazla jimnastikle de aram yok benim fakat çok hareketliyim evin içinde in çık in çık çok yapıyorum çok yürüyorum. Zaten çok hareketli olduğum için ayrıca bir spor salonuna gitmiyorum.  Oturduğum yerden çok memnunum çünkü yürüme alanları çok çıkınca sokağa. Bir şeye ihtiyacın olduğunda Göktürk’e yürümek gerekiyor. Göktürk’e kadar 1-2 km yürüyorsun. Zaten doktorlar ne diyor mümkün olduğu kadar yürüyün. Sophia Loren’in bir röportajını dinlemiştim. Sophia Loren dedi ki; “yürüyebildiğim her yere yürüyerek gidiyorum.”</p>
<p><strong>S.Ö.: Bizler arabaya çok alıştık her yere arabayla gidiyoruz. </strong></p>
<p>Z.A.: Çok çok yanlış ama maalesef öyle şimdi ben L.A. da oturduğum zaman, tabi biliyorum herkes her yere araba ile gidiyordu. Ama L.A. zaten yürümeye müsait bir yer değildi. Çünkü mesafeler çok uzak birbirinden. Öyle bir şehir ki sen araba kullanmazsan kötürüm gibi oluyorsun. Ama İstanbul’da öyle değil her yer birbirine yakın. Biraz yürüsen nereye gideceksen gidebiliyorsun. Daha yürümeye müsait bir şehir. Ben mesela eczaneye ya da markete gideceksem arabayla gitmem çok saçma.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama işte sosyal hayatın getirdiği bizim yanlışlarımız bunlar aman geç kalacağız filan…</strong></p>
<p><strong> </strong>Z.A.: O başka tabi devamlı işi olan bir insan için mecbursunuz. Sizin durumunuzda biri için mesela bir yerden bir yere gitmekte araba ihtiyaç.</p>
<p><strong>S.Ö.: Zerrin Hanım sizi ne motive eder? Sizi harekete sevk eden nedir? Kendi içiniz de mi bu enerjiyi buluyorsunuz? </strong></p>
<p>Z.A.: İnsanlar. Ben çok insan seven bir insanım. O yüzden insanlar beni hayata bağlıyor. Dostluk çok önemli. Ben tabi çok iyi niyetli optimist yani iyimser mizaçtayım bunu yay burcu olmaya bağlıyorum. Hoş görülü hiçbir şeyi fazla dert etmeyen problem çözen ve hayatta hep a-b-c planlarım olduğu için bir plan olmazsa ikincisi hazır. Her derde deva kafa yapım var. Çok optimistim bildiğiniz gibi değil.</p>
<p><strong>S.Ö.: Biraz babanızdan söz edelim mi? 22 yaşında tanıdınız kendisini. Çok başarılı bir insan. </strong></p>
<p>Z.A.: Evet  evet  babacığım öyle oldu. Çok büyük bir ressam gerçekten hakiki bir ressam. Babam 30 sene Paris’teydi. Onun için ben maalesef bütün çocukluğumu burada büyük annem büyük babam ile geçirdim. Çünkü vefat etmişti doğumda. Ben 6 aylıkken babam beni İstanbul’a yollamış. Bende büyükannem büyükbabam ile yetiştim. Amerika’ya gittikten sonra eşim dedi ki; “artık babanı görme zamanın geldi senin” beni Paris’e yolladı. Böylece bende 22 yaşındayken ki o zaman Derya’ da doğmuştu o da altı aylık filandı o sıralarda. O şekilde ben babamın karşısına çıktım. Ona bir sürpriz yaptım. Ertesi sene babam L.A.’a geldi.  New York’ta bir resim sergisi vardı. O vesile ile Amerika’ ya gelince bizi ziyaret etti. Sonra da artık ayrılmadık. Ben bu filmleri yaparken İstanbul’da 1976 senesinde babam temelli olarak memlekete döndü. Paris’ten İstanbul’a dönüş yaptı. Artık hep beraberdik. 2003’te vefat etti 84 yaşındaydı.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki sizi yönlendirdi mi?</strong></p>
<p>Z.A.: Hayır. Sadece ben bir sanatla ilgilendiğim için çok memnun kaldı. Beni çok teşvik etti çok sevindi. O sırada benim tam film yaptığım sırada çok gülüyordu babam diyordu ki eskiden sen “Avni Arbaş ‘ın kızıydın ama şimdi diyorlar ki Avni Arbaş Zerrin Arbaş ‘ın babası.” Bu çok komik bir şey oldu. Medyatik olunca öyle oldu tabi. Babam tabi olağan üstü bir ressam.</p>
<p><strong>S.Ö.:  Zerrin Hanım sizi buralara getiren hayatınızdaki köşe taşlarından söz edelim. Sizin için en önemli köşe taşları? </strong></p>
<p>Z.A.: Ben daha 11-12 yaşındayken en büyük hayalim Amerika ya gitmekti. Hollywood’u görmek filan. Ama bu bende ulaşılması zor bir hayaldi. Bu arada tabi Paris’e gidebilirdim okulu bitirdikten sonra çünkü babam Paris’te. Ama Amerika’da da tanıdığımız yakınımız bir ahbabımız yok. İşte 1965’te benim kendimi birdenbire Amerika’da bulmam hayatımın dönüm noktası odur. Ondan sonra Dehl Berti ile tanışmam iki sene sonra 1967 de. Dehl Berti olağan üstü bir insandı. Bunlar hep önemli. Mucizelere hep inandım. Bir de insan kafasından çok geçirirse oluyor. Düşünme gücü; SECRET’ta çok inanıyorum. Ne düşündüysem oldu. Çok enteresan. Ne düşündüysem ne aklıma geldiyse bütün hayatım bu yünde gelişti. Bir ara Aşk-ı memnu oynuyordu. Yazmışım bir yere “inşallah bana da aşk-ı memnuda bir rol gelir.”</p>
<p><strong>S.Ö.: Diyorlar ya “evrene yanlış mesaj yollama.” Demek ki bu doğru bir şey. </strong></p>
<p><strong> </strong>Z.A.: Evet evet. Sonra 1.bucuk sene geçti aşk-ı memnu başlayalı bir gün 2009 un sonuydu Aralık 2009. Aşk-ı memnu haziranda bitecek sadece 6 ayı kalmış. Ay yapımdan aradılar beni dediler ki “Nebahat hanımın bir arkadaşı vardı o da Gülizar Irmak Ankara Devlet Tiyatrosundan bir hanım onun tiyatrosu olduğu için rolüne devam edemeyecek onun için biz oraya başka bir arkadaş ama aynı rol değil başka bir arkadaş rolü yazdık bu da size çok uygun olabilir biz öyle düşündük lütfen siz bu rolü oynar mısınız?” “Gayet tabi memnuniyetle.” Dedim. Orada bulunmak benim için bir şeref. Ama bakın nerden nereye değil mi?</p>
<p><strong>S.Ö.: Yaşam insanın karşısına öyle şeyler çıkartıyor ki diyorsunuz ki; Allah Allah gerçek mi bu? </strong></p>
<p>Z.A.: Aynen öyle mesela fazla istememişsinizdir o olmaz. Yeterince istemezseniz olmaz. Baya yoğunlaşacaksın o istediğin şeye.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki reenkarnasyona inanıyor musunuz?</strong></p>
<p>Z.A.: Onu tam olarak bilmiyorum. O insan başka bir insan olarak geldikten sonra önemi yok ki, ne manası var? Sizin aynı hayatınız devam etmeyecek ki. Başka bir hayatta zaten hatırlamayacaksınız. Ben falancaydım da filanca yerde yaşadım da diyemeyeceksiniz ki.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ruhu iyileştirme, tekâmüle ulaşmak diyorlar. Daha iyiye daha iyiye ulaşmak.</strong></p>
<p>Z.A.: Çok güzel olursa olur ama şu an bize bir faydası yok(gülüyor).</p>
<p><strong>S.Ö.: İlk eşiniz Kızılderili kendisi değil mi? Onun kültürüyle bizim kültürümüzün benzeştiği yönler var değil mi?</strong></p>
<p>Z.A.: Evet Apaçi o. Tabi ki çok benzermiş. Benzediğini söylüyordu. Kilimlerdeki desenlerden çok belli oluyor. Çünkü söylendiğine göre Türkler Orta Asya’dan gelmişler. Kızılderili’ler de Orta Asya’dan geliyorlar. Onlar Bering Boğazı’nı aşıp Amerika’ya geçiyorlar. Onun için aynı köklerden gelebiliriz.</p>
<p><strong>S.Ö.: Benim bir arkadaşım var Akdeniz Ün. Mehmet Ali Hoca o da doçent orada bunu inceliyor. Kızılderili desenleriyle Türk desenleri arasında ki bağdaşan noktaları. Çok benzeşen yönler buldu. </strong></p>
<p>Z.A.: Doğrudur kilim desenleri acayip birbirine benziyor. Olabilir yani mantıken de olur. Onlar Asya’dan Amerika kıtasına geçtiler bizimkilerde buraya geldiler.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sizin çok güçlü bir insan olduğunuzu görüyorum. Babanızı kaybettiniz. Hatırlatmak istemiyorum. Beş gün arayla kızınızı kaybettiniz. Peki herhangi bir yardım aldınız mı? Ne uyguladınız? </strong></p>
<p>Z.A.: Ben mantıklı bir insanım her gün dünyada binlerce insan ölüyor. Madem ki dünyaya geliyoruz; dünyaya gelen insan maalesef ama erken ama geç dünyayı da terk etmek zorunda. Kimse dünyada sonsuza kadar yaşamıyor. Öyle bir şansımız yok. Benim annem 26 yaşında vefat etti ben doğarken çok gençti. (Ona doğumda ölen annesinin ismini vermişler.) Beni anneannem yetiştirdi. O zaman 50 yaşındaydı anneannemde. Yani kızını kaybetmiş bir kadının kızı olarak büyüdüm. Anneannem hiç oturup ta ağıt yakıp ağlamadı. Demek ki o da güçlü kadındı. Ve ben öyle bir kadının kızıydım. Kızıydım diyorum çünkü anneannemi anne olarak benimsedim. Anneanneciğim rahmetli öyle bir acı yaşamış hayat öyle ki aynı şekilde bana da yaşattı bunu maalesef. O zaman ben bunu tevekkülle karşıladım. Bir an da bir kan pıhtısı beyne gidip tıkayabiliyor. Ondan sonrası yok.</p>
<p>Sevgili Zerrin Arbaş ile kahvemizi ve elleriyle yaptığı güzel kurabiyeleri atıştırırken yan taraftaki köşkte birtakım tadilatlar yapılıyor ama gürültüler Zerrin Hanım’ın canını sıkmıyor o bunları olumlu karşılıyor, o kadar iyi niyetli ki. O kadar tatlı bir insan ki. Evinde zaman geçirmeyi çok seviyor. Göktürk Mahallesi diğer adıyla Kemer Cauntry iş adamı Esat Edin tarafından inşa edilmişti, böyle bir yeri yaptığı için Esat Edin’e dua ediyor. Eşinin ölümünün ardından Esat Edin’in   3 çocuğunu alıp Kaz Dağları’nda çadır kurduklarını, o gece barajın kapağının açıldığını ve böylece boğulduklarını anlatıyor üzüntüyle. “Burada mezarlıkta yatıyorlar ufacık mezarları diyor. Böyle ölümlere çok üzüldüğünü belirtiyor. Özellikle Barış Akarsu için “o’na çok üzüldüm, çocuğun yapacağı çok sey vardı” diyor.</p>
<p>Eskiden Tarabya’da oturduğunu orada emlakçılık üzerine iş kurmuş fakat “her yer alınıp satıldı yer kalmadı Tarabya’da” diyor. Sonraki süreçte buraya yerleşmiş. Sonra sevgili Zerrin Hanım ban diyor ki; şimdi sen söyle bakalım kaç yaşındasın, evli misin, çocuk var mı? Yaşımı duyunca gözlerine bir hüzün çöküyor, “Derya’mla aynı yaştasın” diyor. Evli olduğumu söyleyince “Kocan iyi birimi mutlu musun” diye soruyor. Olumlu yanıt alınca yüzüne yeniden ona çok yakışan gülümsemesi yerleşiyor. Çocuklarımın ikiz olduğunu duyunca adlarını soruyor. Her şey için teşekkür edip müsaade istiyorum. “Ama yine gel” diyor. Ece’ye ve Efe’ye selam söyle öp benim için diyor. Mutlu oluyorum.</p>
<p>Zerrin Arbaş; eğitimiyle, zarafetiyle, her şeyiyle harika bir kadın. Çağdaş Türk Kadını. Örnek bir sanatçı olduğunu düşünüyorum, meslek olarak oyuncu olmak isteyen gençlerimiz Zerrin Hanım’ı örnek alması çok yerinde olur düşüncesindeyim. Bana bu fırsatı verdiği için kendisine sonsuz teşekkürler ediyorum.</p>
<p><figure id="attachment_10125" aria-describedby="caption-attachment-10125" style="width: 254px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg"><img class=" wp-image-10125" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?resize=254%2C338" alt="Zerrin Arbaş'la röportaj" width="254" height="338" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?w=1942&amp;ssl=1 1942w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10125" class="wp-caption-text">Zerrin Arbaş&#8217;la röportaj</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/">Zerafetin Simgesi, Zerrin Arbaş İle Rüya Gibi Bir Öğleden Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 08:48:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9404</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır; sizi gözlerindeki ışıltı ve bakışlarındaki zeka pırıltılarıyla etkiler, sevgiyle süslediği sözleriyle vazgeçilmeziniz olurlar. Bakmaz onlar, şiir yazarlar gözleriyle. Hani hayatınızın bir parçası olsun istersiniz. O insan hayatınızda olursa tüm problemleri çözer gibi gelir. Olağanüstü donanımlarla bezemiştir yaratıcı onları, bülbül gibi dilleri, kütüphane gibi bilgileri, çok ileri eğitimleri vardır. Hayatları boyunca kültürün eğitimin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/">Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır; sizi gözlerindeki ışıltı ve bakışlarındaki zeka pırıltılarıyla etkiler, sevgiyle süslediği sözleriyle vazgeçilmeziniz olurlar. Bakmaz onlar, şiir yazarlar gözleriyle. Hani hayatınızın bir parçası olsun istersiniz. O insan hayatınızda olursa tüm problemleri çözer gibi gelir. Olağanüstü donanımlarla bezemiştir yaratıcı onları, bülbül gibi dilleri, kütüphane gibi bilgileri, çok ileri eğitimleri vardır. Hayatları boyunca kültürün eğitimin güzelliğin zarafetin sentezi gibidirler. Yürümez onlar sizin gözünüzde; görünmez kanatları vardır, elleri şefkat, sevgi, ilham verir dokununca ellerinize. Kötülük, kıskançlık onlardan uzak duygulardır ve hayatlarında asla yer alamaz. Gözleri pırıl pırıl akan nehirler gibidir, kimi zaman coşkun akan, kimi zaman engin sakin ve ılıman. Diyorum ya Yüzüklerin efendisi’ nde gördüğümüz “elf’ ler” gibidir. Tanrı’nın tüm güzelliği bahşettiği melek gibi insanlar. İşte onlardan biri Ayla ALGAN’ dır.</p>
<p>Bildiğiniz gibi mesleğinde başarılı olmuş sanatçılarımızla bir söyleşi gerçekleştiriyorum.</p>
<p>Aklıma ilk gelen isimlerden biridir “Ayla ALGAN” … Bilmiyorum neden isminin her anıldığı yerde içim sıcacık olur, belki de çocukluğumdan beri bildiğim için şarkılarını. “Hamsi Paluğu, Koca Öküz” isimli şarkılarını çok severdim. Ne zaman duysam eşlik ederdim. Yıllar sonra izlediğim “Ali’ye” isimli dizide ki ailesinin üzerine titreyen “Refüj anneanne”. Kurtlar Vadisinde ki “Prof. Anadolu” ve daha nice ömür defterinde yer verdiği nice beyaz sayfalar. Ve bu sayfaları renklendiren karakterleri bu kadar güzel yansıtması… Taktire şayan olmasındandır ki hayatına bunca ödülü bunca başarıyı, mükemmel bir eğitimi sığdırmıştır. O’nun karnesi hep çok iyi lerle doludur. Çok iyi bir oyuncu, çok iyi bir sanatçı, çok iyi bir vatandaş, çok iyi bir eş, çok iyi bir anne ve çok iyi bir büyükanne onun hayatında vasatlığa yer olmayacaktır. O isim sevgili Ayla ALGAN Hanımefendidir.</p>
<p>Harbiye’de ki evini Sevgili Özel Asistanı ve Eğitim Koordinatörü; Sevinç Hanım sayesinde kolayca buluyorum. Kalbim küt küt zili çalıyorum. Kapıyı Sevinç Hanım açıyor. Sıcak bir neskafe eşliğinde biraz sohbet ediyoruz. Derken kapıdan o tatlı yüzü ve ifadesiyle Ayla Hanım beliriyor. Sarılıyoruz, beni röportajlarını yaptığı masaya alıyor. Ve söyleşimize başlıyoruz.</p>
<p><strong> S.Ö:   Güzel gözlerinizde ve teninizde göçmenliğin daha doğrusu Avrupai ligin etkisini görüyoruz. Soy ağacınız nerelere dayanıyor. Sanattaki bu verimliliğinizi bu senteze bağlayabilir miyiz?</strong></p>
<p>A.A:  Benim annem de babamda Giritli ama annem bura Giritli yani büyükbabam daha çocukluğunda göç etmişler. Babamın tarafı da son mübadelede geldi. Dolayısıyla annem bura Giritlisi İstanbul’da doğdu.  Bende burada doğdum Osman Bey’de.  Babamda 18 yaşında filan ancak Venizelos’un oğlu onlara izin verdi çiftliklerinizi satın parasını da alın gidin diye. Öbürleri hep kaçak geldi. Cebinde paralar öyle geldiler.</p>
<p><strong>S.Ö: Anne tarafından sanatın bir başka dalı “Resim” ile ilgilenildiğini, annenizin ressam olduğunu biliyoruz. Siz sanatın her dalında büyük başarılar göstermişsiniz, resimde de yeteneğiniz var mı?</strong></p>
<p>A.A: O dönemde annemde resim okuyordu Mimar Sinan’da İbrahim Çallı’ydı hocası müzik severdi şarkı söylemeyi severdi. Benim çocukluğum için diyorlar ki; “bu daha yürümeyi bilmeden samba yapıyordu duvara tutunup.” Dolayısıyla galeriler yoktu hiç ressamlar için onun için portre yapıp satıyorlardı. Annemde portre yapınca kız arkadaşından para mı alacak deyince stilist oldu. Yani model çiziyordu. Senede iki kere Paris’e gidiyordu. Cristian Dior, Jack Fath (Modacı Jacques  Fath) onlarla çalışıyordu. Onlara bizim renklerimizi götürdü. Mor ile cam göbeği mesela şaşırıyorlardı “nasıl bu bununla beraber olur.” Bütün o kök boyalar, kilimlerde ki kök boyalar onu da okumuştu çünkü akademide. Stilize ediyordu laleleri, karanfilleri. Ve mecburen öyle yaptı sonra babamın parası gelince Girit’ten babam, ha bir ara telgrafhanede çalıştı eski yunanca biliyordu çünkü. Girit’te ilkokul Türkçe idi sonra ortaokulu ya izin veriyorlardı ya izin vermiyorlardı Rumcaya döküyorlardı. Anlattığı babamın,” Dağlardan kadınlar iniyordu” diyordu babam 12 yaşındaydım tüfek elimizde köşkün üstündeki balkonda “Svaskesti” isimleri kadınların. Korkutuyorlardı tabi onları öyle bir devre yaşadılar. Buraya gelince iyi oldu telgrafhaneyi bıraktı iş açtı kendine Galata’da. Sonra paramız oldu yani. Ama o dönemlerde ben daha doğmamıştım o zaman annem epey zorlanmış. Onlara Türk renkleri, şalvar kısa şalvar yapıyordu. Bizim kültürümüzü Fransa’ya götüren annemdir. Sonra burada gelip patron çıkarıyordu onları satıyordu. Terzilik değildi tam stilist şimdiki gibi. O zaman terzi vardı ve “Houte Couture” kutur vardı. Tekti elbise. Konfeksiyon yoktu. Ben Amerika ya gittim o dönemde de konfeksiyon yoktu burada. Bir Printems vardı Paris’te ben çünkü Paris’te okudum. Ortayı Dame de Sion’ dan bitirince Paris’te liseyi okudum. 15 yaşında gittim. Fransızcam çok iyiydi hatta edebiyat hocam hep şey diyordu “size öğrettikleri Fransızca hakiki Fransızca” çünkü kelimelerin dil etnolojisine giriyorlardı kelimelerin akrabalıkları fİlan …. Ve öyle ben hiç İngilizce almadan ders Amerika’da Fransızcayı tercüme ediyordum.  O sırada tiyatroda aktör stüdyo oluyor, kocam da vardı; Baklan’da. Diksiyon öğretiyorlar “Conversision” Fransızca “Conversation.” İngilizce aynı kelime kök kelimeleri de bildiğim için hiç okula gitmedim sadece diksiyon dersi aldım İngilizce. Ve diyorlardı ki ne güzel İngilizcen var. Ben diyordum Fransızcadan uyduruyorum. (Gülüyor). Sonradan şarkı faslına girdim. O da turizm bakanlığının Mukadder Sezgin Bey o zamanlar en iyi şarkıcılar Ajda Pekkan’dı filan ama adam dedi ki; Fransızcası çok iyiydi. Müsteşardı. Kültür bakanlığı yoktu o zaman. Sadece turizm bakanlığı vardı. Yani ben hep dışişlerine çalıştım. Rusya, Afrika, Amerika hep ve Yunus Emre nin adını tanıtmak için oralarda da her dilde de dizelerini şarkılı okuyordum. Poisşantik şarkılı şiir gibi. Ve çok sevdiler bazıları diyordu ki: “yok ya Türk olamaz Anadolu’ lu olamaz bu Yunus Emre.”  Çünkü onlarda 13. Asır tam orta çağ karanlık çağ. Fransızlarda bir Villion (François Villon) diye biri var. O aynı Yunus Emre gibi konuşuyordu. O zaman telefon vardı o kadar nasıl haberdar oldular? Onunda felsefesi benzer yunus Emre’ye ama tabi Yunus Emre’nin tasavvuf felsefesi Hegel gibi… yani ben hep batıda eğitildiğim için kendi kültürüme hep batıda nereden almış, Batı nasıl almış derken sonunda dedim ki; bizimki daha iyi. Çünkü bizim tasavvuftaki oruçlar hep doğa içinde kalmak kendini çekmek her şey felsefecinin işidir tabi de yani sosyal hayattan dışarı çıkmak doğacı olmak doğa içinde temizlik için… En sonunda tasavvuf felsefe; “düşünüyorum dolasıyla varım.” Descartes’le bitiriyor. (<strong>Cogito, ergo sum</strong>: <strong><em>Düşünüyorum, öyleyse varım</em></strong>). Gogito ergo decartın düşü…</p>
<p>Hegelden iyi… Hegel “gogito ergoy’la” bitirmiyor. Daha psikolojik daha 20. Asır felsefesini konuşuyoruz şimdi bizimki daha eski. Ve o dizeleri söyledikten sonra birden şarkıcı buldum kendimi. Zeki Müren Bey 5 bin kişilik gazinoda çıkıyor Çakıl diye bir gazino vardı Aksaray’da hala var mı bilmiyorum. Belki yıkılmıştır gökdelen yapmışlardır. “Zeki Bey dedim Yunus Emre kim dinler gazinoda içkili gazinoda.” O da “bak dinlerler göreceksin.” dedi. Sonra tabi birkaç Fransızca Şanson (Kıt’a adı verilen şarkı gibi söylenen mısra.) ekledim. Bir de kadın özgürlüğünü anlatan “Hamsi Paluğu” va “Koca Öküz” var. O “Koca Öküz” bir tuttu herkes eğlenceli zannediyor ama laflar o kadar sosyal içerikli ki o kadının; öküz öldüğü için kuma almak istiyor adam yani çalışsın diye…  Geçen Frankfurt’a gidiyorum orada 15-20 yıllık bir tiyatro var Türkçe oynuyorlar. İşte oraya gittiğim zaman beni çok seviyorlar tabi dizilerden de tabi tanıyorlar. Büyük mağazanın birinde bir kadın “Aman Ayla Hanım bu, seni çok seviyor” dedi. 4 yaşında ki çocuğu gösteriyor. “Bu nereden bilir beni ayol” dedim. Ayla diyor Ayla Algan diyor çocuk bakıyor sonra “Koca Öküz” deyince çocuk “ach so” dedi. Meğerse Koca Öküzü biliyor beni nereden tanıyacak 4 yaşında çocuk. Annesi tanıyor ve büyükannesi belki…</p>
<p><strong>S.Ö: Sayısız ödül adınız. Başarı sizin diğer adınız gibi. En çok heyecan duyduğunuz ödülünüz hangisidir?</strong></p>
<p>A.A:  Şarkı olunca bu sefer batı müziğine geçtim.  Ergüder Yoldaş ile çalıştım. Onunla ikincilik ki birinciliğimi yediler Rus’a verdiler Bulgaristan’da Türkleri hiç sevmiyorlardı çünkü.  Ama halk sürekli “bir daha söyle” diyor. Birinciye gelene kar üçüncü ikinci birinci en son söyleyecek. Sıra birinciye gelmesin diye halk “bir daha söyle” diyordu. Sonra kızdım tabi sinir oldum. Kocamda diyor ki “niye gidiyorsun?”. Polonya’dakine gittim bu sefer Sopot’a. Orada birinciliğimi aldım. Orada Kızılderililer üzerine bir şarkı yaptım. Yarısı kızılderili, yarısı Fransızca, yarısı İngilizce; Porto Rikolulara bağladım. “As no time for us” diye “no plays for us” diye bak onu da neden anlatıyorum hep bizi küçültmek istiyorlar Avrupa’da hıncımı alayım diye yaptım. Çünkü tam Kızılderililere ne yaptılarsa anlatıyor şarkı. “Bizim diyor babamın o kırlarda at koşturduğu yerde Times Squere yaptılar diyor. Lipsitik ile petrol kokuyor diyor orası.” Onu sansüre koydular. Dünya çapında bir şeye Times Squere diyemezsiniz dediler tamam dedim. E iki hece cehennem dedim, cehennem yaptılar o bölümü o macerada öyle. (Okuyucularımız You Tube’de bulabilir. Ayla Algan’ın Sopot’u deyim yerindeyse fethedişini. O nasıl bir yorum, o sahnede devleşme, susmadı alkışlar susmadı ta ki tekrar çıkıp şarkısını tekrar söyleyene kadar. Efsaneydi, Şahaneydi) …</p>
<p>Sonra müzikallerde oynadım. Yıldız Kenter, Müşfik Kentler ’le üç kuruşluk operada oynadım. Ama daha politik şarkılar söylemeyi seviyordum; layloylom değil. Ama sonra tabi plağa girince mecbursun. Ama yine de “Koca Öküz”, “Hamsi Paluğu’nu” Karadeniz’i gezerken ben hep yaşlılardan masal ninni şarkı söylüyorsa onları hep toparlardım. Bir kadına rastladım çay büküyordu kocasına söyleniyor; başımdaki yazmanın ben verdim parasını denizdeki takanın ben aldım yarısını…(gülüyoruz) Engin evladım hemen müzik yaptı. Ajda’nın bir söz yazarı var hemen o da Türkçelerini yaptı bir çıktı bir tuttu o da koca öküz kadar.  8 Mart şarkılarım diyorum onlara kadın özgürlüğü şarkılarım. Tabancasız tüfeksiz hakkımı alacağım hamsi balığı gibi hop hop oynatacağım diyor. Şarkıları böyle toparladım. Muhsin hoca bölge tiyatroları böyle çıkınca hiç istememişti o. Zaten bölge tiyatroları Köy Enstitüleri kapandıktan sonra bir Marshall yardım verdi Amerika ki en azını bize verdi en geri kalmış memleketlere çok daha fazla para gitti. Ve enstitüleri de Rus eğitimidir diye kapattı. Yerine bölge tiyatrolarını kurarsak dedi. Köy enstitüleri, bölge tiyatroları, halk evleri üçgeni içinde tiyatroyla doğru Türkçe öğretecek müzik yapacak mesela kaval çalan çoban gelip flüt çalacak cumhur reisinin orkestrasında düşüncesi vardı. Öyle bir yaptılar ki yine burada konservatuarlar ya da nerdeyse oradan çıkan çocuğu oraya yolluyor. O zamanda dedim ki bari benim yaptığım gibi masalları ninnileri eski Anadolu yaşlı kadınlara gidin konuşun fotoğraf çekin oradan oyun çıkarın bari dedim.  Kalkıp bilmem ne kasabasına Shekspir yine iyi benziyor bari onları yapın dedim. O kızlar heba oluyordu şehirde okumuş konservatuarı bekliyor ki şehirde oynayacak kendi şehrinde İzmir, Mersin bilmem ne köy bucak yolluyorlar.</p>
<p><strong>S.Ö: Yeterlimi sizce konservatuarlarda ki eğitim?</strong></p>
<p>Ben artık yollamıyorum. Hocada kalmadı artık. Çok idealistler gidiyor iki ders veriyor sonra öbürü geçiyor yani bir bütün yok. Hocalar bir araya gelip çünkü diksiyon almaya mecbursun dekor kostüm yapan mecbur şarkı söyleyen mecbur bir klik kuramadılar. Klan gibi yaşamak lazım tiyatroda yani ontik bir sanat dekor kostüme benzemez kostüm müziğe benzemez ışık yazara benzemez onun için İsmail Tunalı’ nın ontolojisini okuyun diyorum. Ontolojiyi bu zamanda çocukların bilmesi lazım. Çünkü sadece bir yönü aldıkları için mesela Sosyoloji okuyor Sosyal Psikolojiden hiç haberi yok. Hep aynı fenomeni aldıklarının farkında değiller. O zaman forum tiyatrosuna girmek lazım. Bu fenomen psikolojik karı koca kavgası bilmem ne benle ilgili bir de sosyal benim var süje oluyor o zaman ben oluyor. Toplumsal benim var onunla onu o kadar karıştırıyor ki hele piyeslerde öyle olmadığı için aynı şeyi söylüyorlar psikolojik toplum içinde de ağlıyor. Toplum içinde dirençli gözükmesi lazım. Hero’nun başrol oynayan. Onun için bu laboratuvarı kurduk, şehir tiyatrosunda kurduk şimdi 25 sene oldu. Gelen kapatıyor sonra biz emekli olduk Erol Keskin’de vardı bizimle Macit Koper, Taner Barlas, onlarda LCC’den (Language and Culture Center) öğrencilerimiz Beklan’ ın benim Haldun Taner’in öğrencileri. Oraya başa gelen biri ne lüzumu var demiş buna.  Verdiği de 300 lira yol parası yani laborantları araştırma yapan…kadroya da almıyorlardı. Böyle idealistler yetişti. Bende dernek kurdum. En mühimi kimse kapatamıyor.</p>
<p><strong>S.Ö:  Eğitim önemli; gençleri eğiterek buna olan inancınızı kanıtlıyorsunuz. Peki alaylı oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz, eksiklikleri eğitim dışında nedir? Bundan oyuncu olmaz dediğiniz sizi şaşırtan bir oyuncumuz var mı?</strong></p>
<p><strong> </strong>A.A: Ben yaratıcı Drama’yla başladım ders vermeye dışarıya sonra baktım ki tiyatrocular sinemada iyi olmuyorlar. Bende aynı şeyi geçirdim mesela ah güzel İstanbul sadri alışıkla bana diyordu ki göğüs planda kamera yakındayken tiyatrocu gibi oynama gözünle oyna, gözünle ara gözünle düşün diyordu öğrendim. Öyle güzel öğrendim ki kamera önü derslere başladım. Şimdi 15 20 senedir sade kamera önü dersleri veriyorum tiyatro değil. Tabi karaktere girmek var sıcak sandalye dediğimiz Psikolojik Psikoteknik, Moreno tiyatrosu var orda kendini araştırmayı öğrensin diye oyuncu bütün bunlar var. İki aylıktı şimdi üç aylığa geçirdim.</p>
<p>Bir sürü de starlarım var eksik olmasınlar. Beni utandırmayan Bergüzar(Korel) var mesela harika oynuyor Vatanım Sensin’de.  Barış’ta(Arduç) öyle, mankenlikten gelen Tolgahan Sayışman’da öyle benim öğrencilerim çok iyi çıktı. Çünkü ben diksiyon dersini diyafram ses ile veriyorum. Meridith Monk’ın tekniği. Yoga mantralarına kadın sesi çıkarttırıyor. Ve sen kendi bedenin sesini buluyorsun. Sonra merkezler değişiyor tipe girdiğin zaman. Mesela ben bir kurtlar vadisinde kendi sesimi kullandım. O kadın o kadar benziyor ki bana zaten böyle giysilerimle gidiyordum. Zaten söylediklerinde “aaa benim işim ne kurtlar vadisinde” dedim.  Yok dedi bir Profesör kadının hayatını hani fizikçiler vardı ya uçaklarını düşürdüler bor yüzünden. Bor sadece Türkiye’de var. Toryum’u bulmuşlardı bunlar. Şimdi işlendiği zaman doğalgaz yapabiliyorsun elektrik yapabiliyorsun ve bor sadece Türkiye’de.  Onu duyunca ben bunları da söyleyecek miyim dedim evet deyince kayınpederimin hıncını çıkartıcam dedim. Bir günde boru devletleştirdiler bu adam bize de açık vermiyor Allahtan Kromları da vardı ve işçiye çok yakındı adam en temizi onlarındı. En az kaza yapabilecekleri şekildeydi. Aldılar Etibank’a verdiler. Etibank’ tanda Amerikalısı İngiliz’i aldı. Öyle satıldık. Dolayısıyla çok hoş neler anlattılar ben bilmediklerimi de orada öğrendim oynarken. Bir tohumlar varmış mesela bizde öyle profesörler geliyormuş o tohumu bulunca fidesini kendi ismini koyuyormuş bunu da Erhan diye biri var güya beni koruyor herkesten ben güya binmemişim uçağa yaşıyorum. Ve Toroslarda yaşamışım işte orada da araştırmalarımı işçi olarak çıkarmışım.  Ve diyor ki “nasıl kısır” biz diyorum şimdi Hollanda’dan marul alıyoruz ve kısır nasıl kısır olur ya biz diyor “karpuzun çekirdeğini saklayıp ekiyorduk dimi abla” diyor bana. Evet diyorum yavrum Türk bayrağı olan topraklarda bunlar başka profesörlerin araştırması yazılıyor ve bizde domatesi bile İsrail’den alıyoruz. Ben Çanakkale’de domates yiyorum bahçede o çekirdeği ile bile çıkmış. Ama artık o eski koku yok. Ben Amerika’ya gittikten sonra domates yememeye başladım.</p>
<p><strong>S.Ö: Sinema mı tiyatro mu? Desem… </strong></p>
<p><strong> </strong>A.A: Sinema diyorum neden çocukları yetiştirirken, şimdi tiyatrolarda şöyle bir şey oldu kuramsal eskiden konservatuar bitiren genç mecburdu şehir tiyatroları devlet tiyatroları bunları almaya tabi seçerek alıyordu ama zaten konservatuarda seçerek alıyor. 300 kişi giriyor 3 kişi alıyor Mimar Sinan…</p>
<p>Çevreye göz gezdiriyorum, girişte küçük yaşlarda ders aldığı Piyanosu, içerde küçük Botanik bahçesi, ortada çok değerli bir antika özelliği olan sini (Muhsin Ertuğrul’un hediyesi) üzerinde kendisini anlatan dergiler, oturduğumuz masanın karşısında resimler…</p>
<p>Yan tarafta Muhsin Ertuğrul’un büstü, iki tane birini annesinin yaptığı iki büst ve resimler. Sevgili eşi 2010 yılında kaybettiğimiz ünlü sanatçımız Beklan Algan’ın resmine bakıyoruz ikimizde “Ne kadar yakışıklıymış diyorum. Gözlerinden hüzün geçiyor “öyleydi” diyor. Küçük yaşlarda Bedia Muvahhit’in eşi Avusturyalı müzisyen Friedrich von Statzer’ den ders almış Ayla Algan aile dostları olan küçük Garo Mafyan ile. Bedia Muafit öyle kıskançmış ki dersin ortasında kapıyı pat diye açar girermiş. Eşi kime ders veriyor diye. İki çocuğu görünce içi rahat günün her saatinde giyindiği uçuşan saten sabahlığı sürüyerek ponponlu terlikleriyle çekermiş kapıyı. İler ki yıllarda Bedia Muvahhit Ayla Hanım’a “kocanı gönderme bir yere kıskanmıyor musun dediğinde Ayla Hanım gülerek “ben onu hamile bıraktım gidemez bir yere dermiş” ve kahkahalarla gülerlermiş bu sözün üzerine. Sonra diyor ki; “Kalp krizi geçirmişti tedavisi yapıldı. Hiçbir sorun kalmamıştı birden bu kanser çıktı ve kısa sürede…” diyor gözleri dolu. Konuyu değiştirmek için soruyorum.</p>
<p><strong>S.Ö: Actor’s stüdyo ya eşinizle birlikte gitmiştiniz, kimler vardı o dönemde?</strong></p>
<p>A.A: Joshua Logan, Elia Kazan bir de Lee Strasberg hocalarımızdı. Marlon Brando başta olmak üzere Montgomery Clift, Julie Harris, Eli Wallach, Karl Malden, Patricia Neal, Mildred Dunnock, James Whitmore ve Maureen Stapleton gibi aktörler de burada eğitim almıştı. Marlon Brando ve Marilyn Monreo bizden önce eğitim almışlardı ama zaman zaman gelir, bir tipten bir tipe geçmek, alt benlerini temizlemek için çalışırlardı. Actor’s Studio vakıf gibi bir yerdi.</p>
<p><strong>S.Ö: Siz bir vatanseversiniz. İlkeleriniz var. Size hitap etmeyen ruhunuzu ele geçiremeyen hiçbir projede gelecek vaad etse de var olmamışsınız. Bu konuda kendinizin dışında söz verdiğiniz biri var mı?</strong></p>
<p>A.A: Komedyen Fannie Brice’in hayatını anlatan Funny Girl filmi için Brice rolü Barbara Streisand’dan önce size teklif edilmişti ama, kabul etmedim. Colombia Pictures, Funny Girl filmi için 8 senelik kontrat imzalatmak istiyordu. Marlon Brando bana: “Colombia Pictures’dan hala kendimi satın alamadım” dedi. 8 senelik kontratı imzalattı mı, ne istiyorsa oynatıyor, porno bile! Bu nedenle kabul etmedim. Bir de Belmondo’ yla oynayacağım bir film teklifi geldi. Rolüm çok iyiydi; esrar içen kadınları koruyan, onları vazgeçiren bir karakterdi. Ama Türkiye’yi nasıl gösteriyor biliyor musun? Ülkemizi uyuşturucu bakımından çok kötü gösteriyordu. O zamanın Başbakanı Bülent Ecevit;” Biz sadece farmakolojik esrar kullanıyoruz” diyordu. O zamanlar şimdiki gibi mafyalar, uyuşturucu kaçakçıları filan bu kadar yoktu. Bu yüzden ülkemi karalayan o filmde oynayamazdım. Vatan haini olarak görülebilirdim.</p>
<p><strong>S: Ö: Bu hayata tekrar gelseniz kim olup nerede yaşamak isterdiniz?</strong></p>
<p>A.A: Tabi ki kendim olmak isterdim. Buraya gelene kadar o kadar uğraştım ki sadece kendim olmak isterim.</p>
<p>Biraz daha sohbet ediyoruz siyah rengi tercih etmememi öneriyor, gözlerinin renginden kıyafet seç diyor. Çocukların renk skalasından da koyu renklerin çıkarılması gerektiğini söylüyor…</p>
<p>Bir insan bu kadar mı doğal ve içten olur. Bizler Sanatçılarımızın gerçek hayatlarında farklı, ekranda farklı olduğunu düşünürüz. Sevgili Ayla Algan öyle içten ki bir anda o güzel aurası insanı çekiyor. Tüm dış güzellikler bir yana dersek ya iç güzelliği o yumuşacık kalbi, torunu evde diye o özeni, kapıya gelen balıkçıdan balığı özenle seçiyor kızı Sevi Hanım’ın yavrusu için. Ne kadar dolu bir insan kitap gibi o güzel başının içinde bir kütüphane var. Hep severdim şimdi aşığım ona. Hep hayatımda olsun isterdim.</p>
<p>İzin isteyip kalkıyorum. Sevgili Ayla Algan’a, Sevgili Asistanı beni Ayla Hanım’a ulaştıran güzel gözlü melek yüzlü Sevinç Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Ayla Hanım kendisine her zaman ulaşabilmem için Telefon numarasını veriyor. Kendisine sarılıp öpüyor ve ayrılıyorum. Merdivenlerden inerken ben böyle güzel bir insanla sohbetimden mutlu ve sıcacık kalbim…</p>
<p><em><strong>BASIN BİLDİRİSİ:</strong></em></p>
<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları ve Tiyatro Frankfurt iş birliğiyle 4’üncü kez düzenlenen Frankfurt Türk Tiyatro Festivali, 5-15 Mayıs arasında yapıldı. Türk tiyatrosunu tanıtmayı amaçlayan festivalin İstanbul’daki tanıtım toplantısına katılan Tiyatro Frankfurt Genel Sanat Yönetmeni ve Frankfurt Türk Tiyatro Festivali Başkanı Kamil Kellecioğlu, bu yılki sloganın ‘Sanata Evet’ olduğunu söyledi.</strong></p>
<p>KAMİL Kellecioğlu, festival boyunca 25 etkinlik gerçekleştirileceğini kaydederek, “Güzel bir şey yapmak istedik. Bana kalırsa güzellik göreceli değil bulaşıcıdır. Tiyatro bizim en insan yanımız. Gelin hep birlikte bu güzelliği dünyaya bulaştıralım. Gelin bütün çirkinlikleri güzelliklere ulaştıralım” dedi.<br />
Festivalin kültürlerarası bir köprü işlevi gördüğünü dile getiren Kellecioğlu, “Türk tiyatrosunun gelişimini uluslararası platforma taşımak ve yabancı sanatseverleri oyunlarımızla buluşturmak, ülkemizin zengin kültürel geçmişini ve Türk tiyatrosunun bugünkü yansımalarını tanıtmak amacıyla çıktığımız bu yolda, Frankfurt Türk Tiyatro Festivali büyük önem taşımaktadır. Frankfurt’ta Türkçe konuşan tiyatro kültürlerarası diyalog için bir köprü oluşturmak idealindedir” diye konuştu.</p>
<p><strong>ÇOCUKLAR DA UNUTULMADI</strong></p>
<p>Festival programı hakkında da bilgi veren Kellecioğlu, şöyle dedi: “Beş tane büyük prodüksiyonlu oyunumuz var. Adana Devlet Tiyatrosu, Pangar Tiyatrosu, Talimhane Tiyatrosu, Entropi Sahne ve Seyir Tiyatrosu’nun çocuk oyunuyla, birbirinden değerli oyunlar ve oyuncularımız bizimle birlikte olacak. Atölye, söyleşi ve panellerin yanı sıra çocuklarımız için yapılacak yaratıcı drama ve çocuk tiyatro atölyeleriyle çocuklarımızı da unutmamış olacağız.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_9395" aria-describedby="caption-attachment-9395" style="width: 333px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg"><img class="wp-image-9395 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg?resize=333%2C250" alt="Sevgili Ayla Algan'la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları..." width="333" height="250" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9395" class="wp-caption-text">Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/">Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9404</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nihal Saklıca: Rakiplerimizle Değil, Zamanla Yarışıyoruz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nihal-saklica-rakiplerimizle-degil-zamanla-yarisiyoruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nihal-saklica-rakiplerimizle-degil-zamanla-yarisiyoruz/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 May 2017 09:32:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9232</guid>
				<description><![CDATA[<p>Teknolojinin hızlı ilerleyişi tüm sektörlerde olduğu gibi ticaret alanında da önemli değişimleri beraberinde getiriyor. İnternetin hızla yaygınlaşması, e-ticaret alanına yönelik ilgileri arttırmakta. Her geçen yıl hızla büyüyen pazar, sektöre yeni oyuncuların girişini de beraberinde getiriyor. 2016 yılında faaliyete başlayan ve sadece 1 yıl içinde yazı araç ve gereçleri alanında öncü markalardan biri haline gelen Kalemlik.com [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nihal-saklica-rakiplerimizle-degil-zamanla-yarisiyoruz/">Nihal Saklıca: Rakiplerimizle Değil, Zamanla Yarışıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojinin hızlı ilerleyişi tüm sektörlerde olduğu gibi ticaret alanında da önemli değişimleri beraberinde getiriyor. İnternetin hızla yaygınlaşması, e-ticaret alanına yönelik ilgileri arttırmakta. Her geçen yıl hızla büyüyen pazar, sektöre yeni oyuncuların girişini de beraberinde getiriyor. 2016 yılında faaliyete başlayan ve sadece 1 yıl içinde yazı araç ve gereçleri alanında öncü markalardan biri haline gelen <a href="http://www.kalemlik.com/"><strong>Kalemlik.com</strong></a> sitesinin kategori yöneticisi <strong>Nihal Saklıca </strong>ile e-ticarette kategori yönetimi üzerine keyifli bir söyleşi yaptık. <strong>Sanat Duvarı</strong> sitesi olarak, bu keyifli söyleşi için kendilerine teşekkür eder, tüm <strong>Kalemlik.com</strong> ekibine çalışmalarında başarılar dileriz&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><strong>Merhabalar, öncelikle bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Kalemlik.com&#8217;a ve kategori yönetimi konusuna geçmeden önce sizi biraz tanıyabilir miyiz? </strong></p>
<p>1986 yılında İstanbul&#8217;da doğdum. 2006 yılında Kocaeli Üniversitesi Gıda Teknolojisi bölümünden mezun oldum ve e-ticaret sektöründe çalışmaya başladım. 2 yıl süren bu deneyimimin ardından, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ziraat Mühendisliği bölümünde eğitime başladım ve 2012 yılında bölüm birinciliğiyle mezun oldum. İş hayatımı tarım sektöründe arazi toplulaştırma çalışmalarında proje şefi olarak sürdürdüm. 2015 yılında evlilik nedeniyle İstanbul&#8217;a yerleştim. <strong>Kalemlik.com</strong> projesini öğrendikten sonra, e-ticaret sektörüne geri döndüm ve bu sitede kategori yöneticisi olarak 1 yıldır görev yapmaktayım.</p>
<p><figure id="attachment_9237" aria-describedby="caption-attachment-9237" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="http://www.kalemlik.com"><img class="wp-image-9237 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com_.jpg?resize=300%2C250" alt="Kalemlik.com" width="300" height="250" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9237" class="wp-caption-text">Kalemlik.com</figcaption></figure></p>
<p><strong>E-ticaret, Türkiye&#8217;de henüz yeni gelişen bir sektör. Bize biraz e-ticaretten ve siteniz Kalemlik.com&#8217;dan bahsedebilir misiniz? </strong></p>
<p>Memnuniyetle. Öncelikle evet, Türkiye&#8217;de e-ticaret henüz emekleme döneminde diyebiliriz. İnternetin hızla yaygınlaştığı ve zaman yönetiminin önem kazandığı bir dönemde <strong>Kalemlik.com</strong> sitesi, yazı araç ve gereçlerine yönelik ihtiyaçları en hızlı şekilde ve en uygun fiyatla karşılamayı amaçlayan bir e-ticaret sitesi. Binlerce çeşit ürünü kapsayan bu alanda duyulan ihtiyaçları dükkan dükkan dolaşarak gidermek yerine internet üzerinden basit birkaç işlemle gidermek isteyen tüketicilere sunduğumuz yüksek hizmet kalitesi, sektörde bizi kısa sürede öne çıkarttı. Hatta diyebilirim ki rakiplerimizle değil, zamanla yarışıyoruz ve siparişleri hep daha kısa sürede tüketicilere ulaştırmak için hemen hergün beyin fırtınaları yapıyoruz. Perakende sektörüyle ilgili yapılan çalışmalara göre, markalaşma süreci ortalama 10 yılı bulmakta; e-ticarette ise bu sürecin ortalama 2 yıla indiğini görüyoruz. <strong>Kalemlik.com</strong> sitesini henüz ilk yılında bir marka haline getirmenin ötesinde, hem tüketiciler, hem de rakipleri tarafından ilgiyle takip edilen bir marka haline getirmenin haklı gururunu tüm ekibimizle paylaşıyoruz.</p>
<p><strong>Bu konuyu biraz daha açar mısınız? E-ticarette zamanla yarışmak ne demek? Kalemlik.com&#8217;un 1 yıllık performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>E-ticaret alanında evet, rakiplerimizle değil, zamanla yarışıyoruz. Diyebilirim ki, e-ticaretin 1 günü 1 aya bedel. Geleneksel perakendeciliği sürdüren işletmelerin 1 ayda (belki de birkaç ayda) eriştiği ziyaretçi sayısını biz 1 günde yakalayabiliyoruz. Üstelik bu ziyaretçiler, e-ticarete hiç de yabancı olmayan ve bir ürünü almadan önce internet üzerinden gerekli araştırmaları yapan bir kitle. Sunduğumuz fiyat aralıkları ve ürünlerin yanında verdiğimiz promosyonlar, düzenlediğimiz <a href="http://www.kalemlik.com/sayfa/kampanyalar"><strong>kampanyalar</strong></a>, vb. bu kitle tarafından hemen hergün takip ediliyor. Hal böyle olunca, e-ticarette kategori yönetiminin ürün yönetiminin yanı sıra kampanya yönetimi ve marka yönetimiyle organik ilişkilerini güçlendirmek ve bunları sürekli yenilemek gerekiyor. Bu süreçler hakkında diyebilirim ki, <strong>Kalemlik.com</strong> ekibinin güçlü kadrosunun sürdürdüğü beyin fırtınaları, bu 1 yıllık süre zarfında birbirinden güzel ve yaratıcı projelerle hem satışları, hem de marka değerimizi yükseltmemizi sağladı.</p>
<p><figure id="attachment_9236" aria-describedby="caption-attachment-9236" style="width: 700px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://www.kalemlik.com"><img class="size-full wp-image-9236" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-Kampanyaları.jpg?resize=640%2C228" alt="Kalemlik.com Kampanyaları" width="640" height="228" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-Kampanyaları.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-Kampanyaları.jpg?resize=300%2C107&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9236" class="wp-caption-text">Kalemlik.com Kampanyaları</figcaption></figure></p>
<p><strong>Kalemlik.com&#8217;da kategori yöneticisisiniz. Bize biraz yaptığınız işten bahsedebilir misiniz? Kategori yönetiminde en önemli konular nelerdir?</strong></p>
<p>E-ticaret sektörünün bazı temel dinamikleri var. Bunları kısaca satın alma, operasyon, finans ve pazarlama başlıkları altında ifade edebiliriz. Kategori yönetimi de bu başlıklardan biri aslında ve bence, tüketicilerde kurulan ilişkilerin niteliğini belirleyen en önemli başlık. Tüketiciler sitenize giriş yaptığında alışveriş için ilk olarak kategorileri ziyaret etmekte. Sitenizle kuracakları tüm ilişkiler, bu kategorilerin niteliğine bağlı olarak şekilleniyor. Planlı bir şekilde oluşturulmayan kategoriler, tüketicilerin zaman kaybına yol açar ve bu da sitenizin ticari başarısını olumsuz yönde etkiler. Aradıkları ürünü doğru başlık altında ve kolayca bulabilmeleri, müşteri memnuniyeti için çok önemli. Tercihlere en uygun arama optimizasyonları, zamandan olduğu kadar paradan da tasarruf sağlıyor. Tüketiciler ayrıca, bu sitelere yalnızca alışveriş için gelmiyor, ihtiyaç duydukları ürünler hakkında bilgi sahibi olmak, benzer ürünler arasında fiyat ve nitelik bakımından karşılaştırmalar yapmak için de sitenizi ziyaret edebiliyor. Dolayısıyla, e-ticarette kategori yönetiminde en önemli konunun ürünlerin doğru şekilde sınıflandırılmış olması ve ürün sayfalarında gerekli bilgilerin kısa ve net bir şekilde verilmiş olmasıdır diyebilirim.</p>
<p><figure id="attachment_9234" aria-describedby="caption-attachment-9234" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://www.kalemlik.com"><img class="size-full wp-image-9234" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-e-Ticaret-Sitesi.jpg?resize=500%2C277" alt="Kalemlik.com e-Ticaret Sitesi" width="500" height="277" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-e-Ticaret-Sitesi.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-e-Ticaret-Sitesi.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9234" class="wp-caption-text">Kalemlik.com e-Ticaret Sitesi</figcaption></figure></p>
<p><strong>Kategori yönetiminde müşteri odaklı bir yaklaşımınız var diyebiliriz o zaman. Peki ürün içerikleriyle ilgili olarak hangi konulara dikkat ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Kesinlikle, kategori yönetiminde müşteri odaklı bir yaklaşımımız var ve ürün içeriklerinde de aynı yaklaşımımızı sergiliyoruz. Ürün bilgilerinin büyük bir bölümü bize tedarikçilerden XML aracılığıyla gelmekte, kalanlarını da siteye kendimiz açıyoruz. XML&#8217;den gelen ürünler hakkında bazen yeterli bilgi olmadığını görebiliyoruz. Bu gibi durumlarda ürünlerle ilgili tanıtıcı bilgileri profesyonel ekibimiz hazırlıyor. Keza, ürün görsellerinde bizi mutlu etmeyen durumlarla karşılaştığımızda, bu görselleri de yine profesyonel ekibimiz hazırlıyor. Ayrıca, ürünlerle ilgili sosyal medya içerikleri oluşturmaya ve sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanmaya da büyük özen gösteriyoruz.</p>
<p><strong>Buradan o zaman sosyal medyaya konuyu getirelim. Kalemlik.com&#8217;u sosyal medyada gündemin hep üst sıralarında görüyoruz. Sizin için sosyal medyanın önemi nedir? </strong></p>
<p>Sosyal medya da teknolojinin ve internetin hızla yaygınlaşmasının bir diğer sonucu ve bizim için çok önemli bir konu. Sosyal medya, üretilen özel içeriklerin hedef kitleye ulaşmasında ana akım medyadan çok daha hızlı ve ekonomik çözümler sunmakta. Üstelik her türlü etkileşime açık. Yaptığımız hemen her paylaşım, site trafiğimizin artmasına büyük katkı sağladığı gibi, aynı zamanda da ticari bir sonuç doğurmakta. Daha önce de belirttiğim gibi, <strong>Kalemlik.com</strong> sitesini henüz ilk yılı içinde sektöründe öncü markalardan biri haline getirdik. Bu başarıda sosyal meydanın payı çok büyük. Tüketicilerle kurduğumuz karşılıklı etkileşimler, ticari sonuçların yanı sıra marka değerimizi de yükselten ilişkiler. Tüketiciler, hızlı etkileşimde bulunabildikleri e-ticaret kanallarını daha fazla kullanma eğiliminde. Özel olarak hazırladığımız <strong>Youtube</strong> videoları, <strong>Instagram</strong> görselleri ve blog yazılarıyla hem sosyal medyada bir hareketlilik sağlıyoruz, hem de <strong>Kalemlik.com</strong> sitesini kendi sektöründe lider konuma taşıyoruz. Ürettiğimiz içerikler, sosyal medyada oldukça ses getiriyor, çok güzel geri dönüşler alıyoruz. <strong>Sanat Duvarı</strong> sitesinin değerli okurları, bizleri <strong>Instagram&#8217;</strong>da <a href="http://www.instagram.com/kalemlikcom"><strong>www.instagram.com/kalemlikcom</strong></a> adresi üzerinden takip edebilirler.</p>
<p><figure id="attachment_9235" aria-describedby="caption-attachment-9235" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://www.kalemlik.com"><img class="size-full wp-image-9235" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-Instagram-Hesabı.jpg?resize=500%2C420" alt="Kalemlik.com Instagram Hesabı" width="500" height="420" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-Instagram-Hesabı.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Kalemlik.com-Instagram-Hesabı.jpg?resize=300%2C252&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9235" class="wp-caption-text">Kalemlik.com Instagram Hesabı</figcaption></figure></p>
<p><strong>Peki, e-ticarete ilgi duyan ve kategori yönetimi konusunda deneyimlerinizden yararlanmak isteyecek takipçilerimiz için neler söylemek istersiniz? </strong></p>
<p>Doğru bir kategori düzenine sahip e-ticaret siteleri, hem ticari sonuçlar bakımından, hem de marka değerlerini yükseltmek bakımından pek çok fırsata sahiptir. Kategori düzenini oluştururken tüketici odaklı olmak, arama motoru optimizasyonlarında sizi hep bir adım öne çıkartacaktır. İnteraktif içerikler ürettikçe bu başarıları daha da yükseklere taşıyabileceğinizi söyleyebilirim. Kategori düzeninde, tüketicilerin sitenizde rahatlıkla alışveriş yapmalarının yanı sıra arama motorlarıyla kurulacak etkileşime de dikkat etmelisiniz. Kategori düzeninizi baştan sağlam yapmaya ve bu düzeni hep korumaya büyük özen göstermelisiniz. Kategori düzeninizde ortaya çıkacak bir değişim, arama motoru optimizasyonlarında hem zaman, hem de sıralama açısından büyük kayıplara yol açacaktır. Ayrıca, anahtar kelimelere de dikkat etmelisiniz. Organik aramalarda anahtar kelimeler, site trafiği ve cironun artışında çok önemli. Kategori düzeninin bu anahtar kelimeleri öncelemesine büyük özen göstermelisiniz. Ve tabii, kategorilerde kullanacağınız görsellerin seçimine de dikkat etmelisiniz. Kullanacağınız görsellerin, kategorinin bütününü yansıtması gerektiği gibi, internet kullanıcılarında bu ürünlere karşı doğal bir istek uyandırması gerekir. Unutmayın ki, her internet kullanıcısı potansiyel bir e-ticaret müşterisidir ve hem kategori düzeni, hem anahtar kelimeler, hem de görsellerle ne kadar geniş kitlelere ulaşırsanız o kadar yüksek başarılar elde edebilirsiniz.</p>
<p><figure id="attachment_9233" aria-describedby="caption-attachment-9233" style="width: 336px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://www.kalemlik.com"><img class="size-full wp-image-9233" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Sanatçı-Dostu-Kalemlik.com_.jpg?resize=336%2C280" alt="Sanatçı Dostu Kalemlik.com" width="336" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Sanatçı-Dostu-Kalemlik.com_.jpg?w=336&amp;ssl=1 336w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Sanatçı-Dostu-Kalemlik.com_.jpg?resize=300%2C250&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9233" class="wp-caption-text">Sanatçı Dostu Kalemlik.com</figcaption></figure></p>
<p><strong>Bu keyifli söyleşi ve verdiğiniz bu önemli bilgiler için çok teşekkür ederiz&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> </strong></p>
<p>Ben teşekkür ederim. Sevgiyle&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nihal-saklica-rakiplerimizle-degil-zamanla-yarisiyoruz/">Nihal Saklıca: Rakiplerimizle Değil, Zamanla Yarışıyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nihal-saklica-rakiplerimizle-degil-zamanla-yarisiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9232</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Muammer Ketenci; Bir Moda Virtüözünün Armonisini Duymak…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 08:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9011</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yıl 2010…Anahtarı çevirip içeri girdim. Ceketimi vestiyere asıp, salona geçtim. Ne yorucu bir gündü. Biraz kendimi dinledim, birden bomboş geldi ev. Tabi ki benim ikizler henüz gelmemişti. Gelir gelmez ilk yaptığım şey, elimi yüzümü yıkar, üzerimi değiştirir, doğru çay yapmaya. Ocağa çayı koyup salona döndüm. Bu rahat durum beni rahatsız etmeye başladı. “Açmayacağım” dedim televizyona [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/">Muammer Ketenci; Bir Moda Virtüözünün Armonisini Duymak…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 2010…Anahtarı çevirip içeri girdim. Ceketimi vestiyere asıp, salona geçtim. Ne yorucu bir gündü. Biraz kendimi dinledim, birden bomboş geldi ev. Tabi ki benim ikizler henüz gelmemişti. Gelir gelmez ilk yaptığım şey, elimi yüzümü yıkar, üzerimi değiştirir, doğru çay yapmaya. Ocağa çayı koyup salona döndüm. Bu rahat durum beni rahatsız etmeye başladı. “Açmayacağım” dedim televizyona bakarak. “senin yüzünden verimli bir zaman geçiremiyorum a-ç-m-a-y-a-c-a-ğ-ı-m. Bir kaç kez kaçamak bakıştık, bir kaç kere gözlerimizi kaçırdıysak da dudağını kıvırıp, acı acı bakmasına dayanamadım. “tamam ya tamam” dedim. Akşamları ele geçiremediğim kumandayı kaptım. Bir o kanala bir bu kanala zaplarken, bir yemek programında kaldı görüntü.</p>
<p><figure id="attachment_9015" aria-describedby="caption-attachment-9015" style="width: 299px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg"><img class="size-full wp-image-9015" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg?resize=299%2C531" alt="Muammer Ketenci; Erovizyon’da Hadise’nin, Beyonce’nin kıyafetini tasarlayan Türk modacı." width="299" height="531" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9015" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci; Erovizyon’da Hadise’nin, Beyonce’nin kıyafetini tasarlayan Türk modacı.</figcaption></figure></p>
<p>Biraz sonra iğnelemeler başlar dedim. Biri dikkatimi çekti. Öyle zarifti ki siyahlar içinde sahne ışığı diye tabir edilir ya bu adam ışıklar saçıyordu. Elleri; o zarif çizgiler, bakımlı, manikürlü. Allah Allah dedim; bir erkekte böyle bakımlı tırnaklar, French manikürün karizmatik görünüşüyle tezat oluşturduğu düşünülse de öyle değildi. Aksine bu güzellik her şeyiyle bir bütün oluşturmaktaydı. Büyülenmiş gibi ekrana bakıyordum. Elleri, uzun ince sanatçı parmakları; herkesin duyamayacağı, gaipten gelen bir enstrümanın ezgilerini yönetir gibi boşlukta hareket ettikçe girdiğim transtan kapı sesiyle kendime geldim. Çocuklar gelmişti. İzlediğim kanala bakıp Ece “a Yemekteyiz mi izliyorsun” dedi gülerek. “Kim; sen tanıyor musun” dedim. Siyahlı Adam’ı işaret ederek. Kızım “ e nasıl modacısın sen, <strong>Muammer  Ketenci</strong>’yi tanımıyor musun. <strong>Erovizyon’da Hadise’nin, Beyonce’nin kıyafetini yapmıştı.</strong>”  dedi. “Vaay” dedim. O sırada gençler tabi ki medyatik dünya ile daha ilgili, öğrenmenin yaşı yok diye düşündüm.</p>
<p>O sırada bir okulda Moda tasarımı dersi kulüp çalışması öğretmeni olarak çalışıyorum. Yani girdiğim derslerden biri de bu. Kendi kendime “ ben Muammer Beyi okuluma defile için davet etsem nasıl olur, gelir mi acaba” diye düşünürken Ece “ oooley” deyince sesli düşündüğümü anladım. Evet bu düşüncemi yarından itibaren harekete geçirmeliydim.  İç sesim negatif bir edayla  “ Gelmeeeez” dedi. “ Böyle yoğun çalışan kişilerin programı doludur.” Pozitif tavırlı iç  sesim  ikna edersiin  sen  yaparsın baksana ne  kadar da mütevazi”  diyordu.</p>
<p>Görev yaptığım okul beni o ay “Ayın Öğretmeni”  seçmişti. Bende ödüllendirilince motive olan biriyim. Bir rapor hazırlayıp gerekli görüşmeleri yaptım. Sene sonu defilesinde Sn. Ketenci okula davet edilecekti. Araç, kokteyl gibi tüm lojistik unsurlar karşılanacaktı. Havalara uçtum sevinçten de&#8230; Kendi kendime mi gelin güvey olmuştum. İlerleyen günlerde Halkla İlişkiler bölümünden haber geldi.  KABUL ETMİŞ.  Sanatçılar duygularını yoğun yaşar. Bıraksalar ben de okulun içinde “ oooooleeey” diye bağırabilirdim. Çok sevinmiştim ayaklarım yere basmıyordu. Ama henüz zaferimin bir kısmı gerçekleşmiş, büyük kısmı beni bekliyordu. Öğrencilerimi iyi hazırlamalıydım.</p>
<p><figure id="attachment_9019" aria-describedby="caption-attachment-9019" style="width: 504px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg"><img class="size-full wp-image-9019" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg?resize=504%2C746" alt="Muammer Ketenci'nin lise ziyareti." width="504" height="746" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg?w=504&amp;ssl=1 504w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9019" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci&#8217;nin lise ziyareti.</figcaption></figure></p>
<p>Veeee beklenen gün geldi. Sevgili Ketenci okulumuza geliyordu. Tüm hazırlıklar tamamdı. Kendisini alması için araç da tahsis edildiyse de kendisi aracıyla geleceğini iletti.</p>
<p>Kalbim küt küt atıyor. Birazdan kendisiyle şahsen de tanışacağım. Bir yandan defilede neredeyse lisenin üç de ikisi görevliydi. Bir kısım öğrenci tasarımcı olarak,  bir kısmı manken, bir kısmı da kulis de yardımcı olmak için projeye dahildi. Ve gerçekten de çook çalıştı hepsi de. Defile de çıkacak kıyafetlerin sırası ve bir hikayesi vardı. Metinleri ben yazmıştım. Sn. Ketenci’nin de ilgisini çekmiş olmalı ki; metinleri kim yazdı  diye sormuştu defileyi  izlerken.</p>
<p><figure id="attachment_9018" aria-describedby="caption-attachment-9018" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg"><img class="size-full wp-image-9018" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?resize=640%2C425" alt="Muammer Ketenci ile şahsen tanışma" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9018" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci ile şahsen tanışma</figcaption></figure></p>
<p><strong>Muammer Ketenci</strong> okula geldi denildi. Herkes yerini aldı. Ekranda göründüğünden daha ince ve uzun boylu idi. Hemen Yanına gidip kendimi tanıttım. Çok sıcak bir insan dediğim gibi ışıklar saçıyor. Yine favori rengi siyahı gümüş aksesuarla bütünlemişti. Kendisine bir grup öğrenci ve öğretmen ve idareci arkadaşlarımla önde ben olmak suretiyle konferans salonuna kadar refakat ettik. Şahane bir defile oldu. Muammer Bey,  sahneye bir konuşma yapması için davet edildi. Dizinde sorun olduğu halde hiç belli etmedi sevgiyle ve aşkla işini yapanlardan biri olduğunu biliyorum.</p>
<p>Güzel bir organizasyon oldu. Çok değerli bir insanla <strong>Muammer Ketenci</strong>’yle şahsen tanıştım. Çok değerli bir Moda sanatçısını ağırladık. O günden beri her zaman benim için telefonun ucundaki o güzel sestir. İlk önce ellerine sonra karakterine, kişiliğine ve çalışkanlığına hayran olduğum insan&#8230; Yurt içinde ve dışında eğitimini tamamlamış, aynı zamanda çok başarılı bir İç Mimar, dolu dolu bir insan…</p>
<p><figure id="attachment_9016" aria-describedby="caption-attachment-9016" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg"><img class="size-full wp-image-9016" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg?resize=448%2C797" alt="Ünlü Modacı Muammer Ketenci ile Röportaj" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9016" class="wp-caption-text">Ünlü Modacı Muammer Ketenci ile Röportaj</figcaption></figure></p>
<p>Yıl 2016… Soğuk bir kış günü. Sayın Ketenci’nin daveti üzerine Nişantaşı’da ki modaevine gidiyorum. Aklımda Sevgili GÜLSE BİRSEL’ in yazdığı o müthiş dizi Avrupa Yakası; Burhan’ın sözleri geliyor aklıma: “Bende Nişantaşı çocuğuyum.” Dışardaki soğuk hava “eneeeeeem” dedirtiyor. İnsanların aklındaki tek şey bir an önce gidecekleri yere ulaşmak.</p>
<p>Nihayet ulaştım burada hayat akıyor hem de hızla. Modaevini hemen buluyorum. Kapıyı Sevgili Ketenci’nin yakışıklı asistanı açıyor. Güzel bir karşılama ve çayım geliyor çok üşümüşüm. Dikkatimi kediler çekiyor. Çok tatlılar tam üç tane biri minicik gümüş sevmelere doyamıyorum. Çevreye göz atıyorum her yer göz alıcı kıyafet ve gelinlikler le süslü.</p>
<p>Birazdan kapı açılacak ve o karizmatik yakışıklı adam içeri girecek. Bereketli yurdumun toprakları gibi kıpır kıpır zarif elleri ile büyüleyecek beni. Kapıda göründüğünde yine siyahlara ve doğanın ona bahşettiği ışıkla bana doğru yürüdüğünde kaldım öyle.  Biraz imaj değişikliği yapmış. “sen kilo mu aldın” dediği anda kendime geldim. “ama… fakat… diye gevelerken “ama gözler yerinde, saçlar yerinde” diyerek de gönlümü aldı. Gelip yanıma oturdu. Samimi bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><figure id="attachment_9014" aria-describedby="caption-attachment-9014" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg"><img class="size-full wp-image-9014" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg?resize=448%2C797" alt="Muammer Ketenci Tasarımları" width="448" height="797" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9014" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci Tasarımları</figcaption></figure></p>
<p><strong>Sizinle uzun bir aradan sonra yine bir araya geldik. Geçen zaman zarfında sizinle irtibatımızı hiç kopartmadık. Sizin çok farklı yaptığınıza inanıyorum işinizi. Paylaşımcısınız, üretkensiniz. Sizi tanımaktan onur duyuyorum. Bunu iltifat etmek için söylemiyorum. Ben belki sizin hayatınıza dokunup geçen sıradan bir insanım ama siz benim için gerçekten hayatımda olan güzel bir anıdan ötesiniz.</strong></p>
<p>İnan bana seninle her konuştuğumuzda, pozitif enerji alıyorum. Seninle konuşmak beni mutlu edip motivasyon sağlıyor. Ben bunları burada olduğun için söylemiyorum. Zaten öylesine konuşan bir insan olmadım hiç. Her zaman gerçek düşüncelerimdir söylediklerim.</p>
<p><strong>Size hep “Hocam” diye hitap ederim. Çünkü bir çok modacının, üniversitelerde moda okuyan öğrencilerin sizden öğreneceği çok şey var. MK AKADEMİ  Moda okulunu açarak da bunu perçinlediniz. Nasıl ilerliyor çalışmalar?</strong></p>
<p>Her şey yolunda, Kayıtlarımız çok iyi gidiyor. Okulu daha iyi bir yere taşıyoruz şimdi. Eğitim verecek kişileri özenle seçtik. Her şeye çok özen gösteriyoruz. Biz burada öğrencilerimizi dört dörtlük yetiştiriyoruz. Karşılamaktan, tavra, modelistlikten stilistliğe yani tam bir modacı olarak yetiştirmek misyonumuz. Ben burada gelen konuklarıma yeri geliyor kahve de yapıyorum. “aa siz mi yapıyorsunuz” diye şaşırıyorlar. Neden olmasın o kahveyi en zarif şekilde ben ikram ederim. Her şeyi bir sunuş şekli vardır. Bir paketi öyle güzel sözlerle sunarsın ki karşındaki açmak ister.</p>
<p><figure id="attachment_9013" aria-describedby="caption-attachment-9013" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg"><img class="size-full wp-image-9013" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg?resize=448%2C797" alt="Muammer Ketenci bilindiği gibi Hadise’nin EUROVİZYON, Dünyaca ünlü star BEYONCE’ nin sahne kostümünü tasarlamıştır. Yani büyük başarılara imza atmış yurt içinde ve yurt dışında ödülleri Medeniyetler Defilesi…" width="448" height="797" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9013" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci bilindiği gibi Hadise’nin EUROVİZYON, Dünyaca ünlü star BEYONCE’ nin sahne kostümünü tasarlamıştır. Yani büyük başarılara imza atmış yurt içinde ve yurt dışında ödülleri Medeniyetler Defilesi…</figcaption></figure></p>
<p>Biraz evvel masanın üzerine bıraktığım ve “sizin için” diye parmağımla gösterdiğim çikolataya ilişti gözüm. Butik çikolatalar yapan bir yerde kendisi için özel yaptırsam da sunumu becerememiştim ama. Bu ince dokundurmanın sonucunda giderken bir kez daha sunum yapayım Sevgili MK’ ma layık şekilde diye düşündüm.</p>
<p><strong>Hocam yok böyle bir okul değil mi? Yani bir Moda sanatçısının açtığı moda alanında eğitim veren bir okul.</strong></p>
<p>Maalesef yok. Biz bu konuda ilkiz. Zaten genellikle birçok ilke imza attım. Örneğin benim formatımdır o moda programları ben orada olsam o Nurellalar (Nur YERLİTAŞ’ tan söz ediyor.) filan olmazdı. Ben yıllardır zaten öğrenci yetiştiriyorum. Üniversitelerden staj için gelirler, çoğu üniversite alt yapı bakımından çok eksik. Geliyorlar buraya makas ona bakar o makasa. Ama meslek liseleri öyle değil. Harika bir alt çapı üniversitede gibi eğitim onlarla hiç yorulmuyorum. Ve bizim okulumuzda her anlamda mükemmel düşünüldü. MK AKADEMİ bu bağlamda tam bir tamamlanmış eğitim sunuyor.</p>
<p><strong>Muammer Ketenci</strong> bilindiği gibi Hadise’nin EUROVİZYON, Dünyaca ünlü star BEYONCE’ nin sahne kostümünü tasarlamıştır. Yani büyük başarılara imza atmış yurt içinde ve yurt dışında ödülleri Medeniyetler Defilesi… Neler hisseder insan böyle başarılıysa…</p>
<p><strong>Peki, Muammer Ketenci birçok açıdan başarısını kanıtlamıştır. Gece başını yastığa koyduğunda ne düşünür.</strong></p>
<p>Yatağıma uzandığımda o kıyafetin şurasına şu yapılacak. Bu kostüm böyle olacak diyerek öyle uyur giderim bu yıllardır böyle. Aklımda projelerle…</p>
<p>Konuşma sırasında tezimden de söz ettim. Konuşmanın başında tüm insanları sevdiğini Çerkez’miş, Kürt’müş Laz’mış ayırımı yapmadığını sadece iyiliğe değer verdiğinin altını çizmişti. Etnik gelinliklerden söz ettik.</p>
<p>“Ben olsam etnik gelinliklerin üzerindeki desenleri, işlemeleri, kordonetleri vs  kullanır, bembeyaz bir gelinlik yapıp daha modern bir yapıya büründürürdüm.” Dedi</p>
<p>Bundan sonraki projelerini sordum, yurt içinde ve yurt dışında yapacağı defile ve organizasyonlardan söz etti. Bu konuşma uzaaar  giderdi. Ama o kadar dolu bir yaşamı var ki “her şeyin yeri ayrı çalışmanın da lay lay lomunda” dediği gibi, zamanının büyük bölümünü çalışmaya ayırıyor. Derken gelinlik provasına gelen gelinler sırayla kapıdan girmeye başlayınca yaşamını adadığı işiyle kendisini baş başa bırakıp izin istedim, vedalaştık, ayrıldım… Sindirilla’ nın cam papucunu merdivenlerde bıraktığı gibi bende ruhumu orada bırakarak kapıdan çıktım. Dışarda hava soğuktu bedenim üşüse de kalbim sıcacıktı…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong><em>Yelpaze  Dergisi –İstanbul  Nisan 2017- Selda Önder</em></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/">Muammer Ketenci; Bir Moda Virtüözünün Armonisini Duymak…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9011</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tayfun Talipoğlu’nun Son Röportajı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 07:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8861</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün Tayfun Talipoğlu ile görüşmem var. Gerçi öğleden sonra görüşmemiz ama ben erkenden kalkıyorum. Sabahın ve yeni bir güne başlamanın duş kahvaltı gibi rutinlerinden sonra yola çıkıyorum. Amman dışarda ki hava dondurucu, kar başlamış, sorun mu bunlar hayatımda en değer verdiğim kişiyle şahsen görüşeceğim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/">Tayfun Talipoğlu’nun Son Röportajı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün <strong>Tayfun Talipoğlu</strong> ile görüşmem var. Gerçi öğleden sonra görüşmemiz ama ben erkenden kalkıyorum. Sabahın ve yeni bir güne başlamanın duş kahvaltı gibi rutinlerinden sonra yola çıkıyorum. Amman dışarda ki hava dondurucu, kar başlamış, sorun mu bunlar hayatımda en değer verdiğim kişiyle şahsen görüşeceğim. Şahsen çünkü hakkında sadık bir hayranı olarak her şeyi biliyorum. Sorular yazdığım defterim, referans olarak göstereceğim YELPAZE dergim, kayıt cihazım, telefonum her şey tamam, hazırım idolümle görüşmeye…</p>
<p>1990 yılının sonlarına doğrudur, bizim evde ismini sık sık duymam. Kardeşim aynı Sayın <strong>Tayfun Talipoğlu</strong> gibi Siyasal Bilgiler Kamu Yönetimi Mezunudur. O da tıpkı <em>Tayfun Talipoğlu</em> gibi devrin acımasız çarkında Kaymakam olamayan nicelerinden biridir. Kardeşim de kendisi gibi o dönemi kargoculuk gibi işlerle geçirmiştir. İnsanın iyi ki de kaymakam olmamışlar diyesi geliyor. Kardeşim kimseden hiçbir yardım görmeden ilerlemiş, şu an Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde Dekan Yardımcısıdır. <strong>Tayfun Talipoğlu</strong> ise asla sıradan bir haberci olmamış, bu mesleğin duayenlerinden biri hem de en iyisi olmuştur. Politikanın kirli yüzüne uzak vatandaşının milletin yanında, çok yakınında olmuştur. Öyle ki politikacıların giremediği ülkenin her toprağına girmiş, oradaki tüm gönülleri fethetmiştir. Mecliste milletin vekilleri birbirini ısıra dursun, Sayın Talipoğlu onurlu yürüyüşüne devam etmiştir. Ondandır politikanın içinde ama siyasi rezilliklerden uzak oluşu. İkisinin ortak bir başka noktası sol yanının daha hassas ve naif oluşu; haksızlıklar karşısında susmayışlarıdır.</p>
<p><figure id="attachment_8862" aria-describedby="caption-attachment-8862" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg"><img class="size-full wp-image-8862" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg?resize=620%2C310" alt="Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün Tayfun Talipoğlu ile görüşmem var." width="620" height="310" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8862" class="wp-caption-text">Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün Tayfun Talipoğlu ile görüşmem var.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Tayfun Talipoğlu</strong> ile Taksim’de buluşuyoruz. Soğuk havadan ikimizde mustaribiz. O kadar samimi bir insan ki kırk yıldır tanışıyor gibi sarılıyoruz. Çevrede ilgi büyük kendisine…Herkes birbirine gösteriyor, yanımıza bir hanım geliyor kısa bir sohbet gerçekleşiyor. Oğlumla tanıştırıyorum ve stüdyosuna geçiyoruz. Montumu çıkarırken “bir duayenle röportaj gerçekten çok cesursun” diye mırıldanıyorum. Kırmızı koltuklara karşılıklı oturuyoruz. Yan tarafta müzisyen arkadaşı ses kayıt yapıyor. Protest bir müziğin ezgileri…</p>
<p>Güzel günlerin geleceğini söylüyor inşallah diyorum içimden. Çantamdan “Yelpaze” dergimi çıkarıyorum. Kendisine incelemesi için uzatıyorum. Bir magazin dergisi olmadığına ikna ettiğim için gerçekleşti bu görüşme. Kapağına içeriğine bakıyor beğeniyor. Kapaktaki yeşil çimenlerle süslenmiş evlere bakıyor, “yeşillik kaldı mı Bahçeşehir’ de her yer beton yığını” diyerek düşüncelerini dile getiriyor.</p>
<p>Veee… Sorularımı yazdığım kara kaplı defterimi açıyorum, başlayalım mı? dedikten sonra. Fakat o kadar yoğun ki telefonu hiç susmuyor. Biraz politika biraz sanat konuşuyoruz;</p>
<p><figure id="attachment_8863" aria-describedby="caption-attachment-8863" style="width: 478px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg"><img class="size-full wp-image-8863" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?resize=478%2C322" alt="Tayfun Talipoğlu" width="478" height="322" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?w=478&amp;ssl=1 478w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8863" class="wp-caption-text">Tayfun Talipoğlu</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Bir röportajınızda beni babam yetiştirdi diyorsunuz. Politika konuşulur muydu evde?</strong></p>
<p>T.T.:  Evet beni babam yetiştirdi, edebi yapım babamdan gelir. Daha dört yaşında şiir okurdum ben. Tabi ki politika da konuşulurdu. Eskiden aileler aynı masada buluşup yemek yer sohbet ederdi. Şimdi bunlar azaldı.</p>
<p>S.Ö.:  <strong>1990 yıllarında adınızı ailemden çok fazla duydum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler okudunuz ama Kaymakam olamadınız, benim kardeşim de aynı şeyleri yaşadı, sizden sonra sizin yolunuzdan geçmiş.</strong></p>
<p>T.T.:1983 yıllarında bizim bir yerde toplantıya katılmamızı istersek kolayca kaymakamlık sınavını geçeceğimiz söylendi. Ben o toplantıya katılmadım. İyi ki de katılmamışım. Aslında o dönemlerde başlamıştı bugün yaşanılan her şeyin temelleri. Söylemiştik ama dinletemedik. Tehlikeyi o zamandan görmüştük. Otuz yıldır söylüyorum. Sonra baktım ki ben iyi şikâyet ediyorum. Bunları anlatmaya başladım.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki tüm o olumsuzluklar olmasaydı ve siz kaymakam olsaydınız neler yapardınız?</strong></p>
<p>T.T.: Aslında Bamteli Programı’nda yaptıklarımla zaten gerçekleştirdim düşüncelerimi. Ben kendimin kaymakamıyım zaten.</p>
<p><figure id="attachment_8864" aria-describedby="caption-attachment-8864" style="width: 747px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg"><img class="size-full wp-image-8864" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?resize=640%2C640" alt="Tayfun Talipoğlu ile Röportaj" width="640" height="640" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?w=747&amp;ssl=1 747w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8864" class="wp-caption-text">Tayfun Talipoğlu ile Röportaj</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Evet çok seveniniz var ama sevmeyenleriniz de var bu sizi nasıl etkiliyor. Mesela ben kimin hayatına sahip olmak istersiniz diye sorsalar, sizi söylerim. Vatandaşın nabzını tutan programlar yapıyor, tüm Türkiye’yi dolaşıyorsunuz…</strong></p>
<p>T.T.: Doğru sağ olsunlar sevenlerimiz fazla. Sevmeyenler, ara da laf söyleyen var. Ben doğru olanı yaptığıma göre çok etkilemiyor bunlar. Internet sosyal medyada yazılan gereksiz şeyler insanları etkiliyor. Türkiye bölündü. Yalnız Türk- Kürt, Alevi-Sünni diye bölünmedi. İktidar nimetlerinden yararlananlar ya da yararlanmayanlar olarak bölündü. Yani bölünmenin ideolojik tarafı yok menfaat tarafı vardır. Bu bölünmelerde toprak ayırmaya gitmez.</p>
<p>İktidar değişince bunlar kalmaz</p>
<p><strong>S.Ö.: Değişir mi sizce, güneşin zaptı yakın mı?</strong></p>
<p><strong>T.T.: </strong>Değişir değişir. Hiçbir iktidar sonsuz değildir. Kalsa Sultan Süleyman’a kalırdı o na bile kalmadı. Onlar hiç gitmeyeceklerini düşünüyorlar. Birde şunu düşünüyorlar: eskiden dünya malı dünyada kalır denirdi, onlar herhalde orada da götürecek bir yer buldular. Bize söylemiyorlar. Bir lojistik durum söz konusu galiba. (Gülüyor&#8230;)</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki… Şunu merak ediyorum, Aydın ilinden Milletvekilliğine adaylığınızı koymuştunuz. Siyasetin içindesiniz ama milletvekili olarak görmek isteyenler var. Politikacı olarak da görecek miyiz?</strong></p>
<p>T.T.: Ben aslında boşluktan koymuştum adaylığımı. Orada bir deve güreşi belgeseli çekiyordum ondan dolayı. Politikadan çok hazzettiğimi söyleyemem. Yani insanlar birbirinin yüzüne bakamayacağı şeyler söyleyip ertesi gün kol kola gezebiliyorlar ve bunun adına da siyaset diyebiliyorlarsa ben yokum orada. Ne kimseyi kırar dökerim ne kimseyle kol kola girerim yani politikanın bu kısmını sevmiyorum.</p>
<p><figure id="attachment_8865" aria-describedby="caption-attachment-8865" style="width: 446px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg"><img class="size-full wp-image-8865" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg?resize=446%2C500" alt="Tayfun Talipoğlu - Röportaj" width="446" height="500" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg?w=446&amp;ssl=1 446w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg?resize=268%2C300&amp;ssl=1 268w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8865" class="wp-caption-text">Tayfun Talipoğlu &#8211; Röportaj</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Bamteli programı ya da Yol Hikayeleri yapma fikri nasıl oluştu?</strong></p>
<p>T.T.:  Bamteli ‘nin formatı bana ait. Başka bir programın içinde yer alıyorduk.ve köy köy geziyorduk. Baktım ki bu işi yapıyorum, Zamanla süre yetmemeye başladı. Biz de o zaman bunu kendi başına bir program haline getirdik. Ben 57 gün evde kalmışım senede toplam hep gezmişim.</p>
<p><strong>S.Ö.: Gitmediğiniz yer, girmediğiniz toprak kaldı mı?</strong></p>
<p>T.T.: Gerçekten bir cip bir kamera ile Türkiye’nin her yerini dolaştık.</p>
<p><strong>S.Ö: Ben de sizin gibi özgür ruhluyum her yeri gezmek isterim. Belki de çoğu insan benim gibi düşünüyor. Bu kadar özenilmek nasıl bir duygu?</strong></p>
<p>T.T.: Ben herkese şunu söylüyorum, arkadaşlar yola çıkmak için yarını beklemeyin. Şu toplumsal baskılardan kurtulun çıkın gidin. Televizyon programlarında her kes bana şunu söyler; abi başımı alıp gitmek istiyorum. İstiyorsan git, yaşam kısa.</p>
<p><strong>S.Ö.: Biraz sanat konuşalım. Şiir ve sanatın içindesiniz; gayet güzel şiirleriniz var.</strong></p>
<p>T.T.: Aslında yaşama biçimin seni oraya getiriyor. Şöyle deyim şiir yaşamın şifrelenmesidir zaten. Kısa imgelerle yaşamı anlatır hep bir şiir. Şifre koyuyorsun oraya sen. Tabi bu şifreyi herkesin çözebilmesi… Gönüle giden bir şifredir bu. Bu gönüle giden şifreyi çözmek için de karşıdaki insanların aynı duyguyu yakalaması gerekiyor. Bunun içinde okuması gerekiyor. Bizim zorluğumuz bundan kaynaklanıyor zaten.  Yoksa ben bu ses tonuyla lokanta menüsünü de okusam şiir gibi geliyor. Ama şunu düşünmek gerekiyor; yani burada ne tema var? nedir? Ben Halk TV de şunu söylüyorum; bazen 82 saat konuş istersen ama bir Pir Sultan Abdal türküsü dinlediğinde her şeyi söylüyor adam ama hiçbir şey değişmiyor yıllardır.</p>
<p><strong>S.Ö.: Yasak Sevdamın Gözaltı Tarafı diyorsunuz…?</strong></p>
<p>T.T.: Yasak Sevdamın Gözaltı Tarafı evet.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_8867" aria-describedby="caption-attachment-8867" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg"><img class="size-full wp-image-8867" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg?resize=448%2C797" alt="Bu röportajdan sonra Tayfun Talipoğlu'nu sonsuzluğa uğurladık." width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8867" class="wp-caption-text">Bu röportajdan sonra Tayfun Talipoğlu&#8217;nu sonsuzluğa uğurladık.</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.:  Şiirlerinize bakılınca hem vatan sevgisini hem sevgiliyi; ikisi de a anlatıyor gibi değil mi?</strong></p>
<p>T.T.: Bir insan eğer aşk yoksa eğer âşık olamamışsa hiçbir sevgisi tam değildir. Yani insan yapısı gereği önce bir aşkı yaşamalı belki bizim problemimiz oydu…. (Telefon arası)</p>
<p>…. Telefonu kapattıktan sonra “Grup Yorum için imza topluyoruz” diyor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Evet şiirden söz ediyorduk, şiirin hayat biçiminiz olduğunu söylüyordunuz.</strong></p>
<p>T.T.: Tabi ki yaşamı şifrelemek dedim çünkü şu var eskiden bu ülkede sohbetler vardı; aile sohbetleri vardı. İnsanlar birbirlerinin evlerine gidiyorlardı. Ve o ev gezmelerinde mesela bizim yukarıda ki komşumuz   Tahsin Amca ben 6 yaşındayken okuduğu şiiri ben albüme aldım. Sevgi denizi oradandır.  Tahsin Amcaya okuyorum millet Atilla İlhan mı diyor. Hayır abi üst komşu Tahsin Amca yani. Bu kadar basit. Ve buradan şunu da söylüyorum çevremizde çok iyi yazarlar ve şairler var. Ama   siz hala popüler kültürün sunduğu adamı istiyorsunuz. Çünkü komşuyu beğenmezsiniz. Komşunun yazdığı şiiri ben yazdım desem iyi olur. Böyledir bu iş.</p>
<p><strong>S.Ö.:  Şu ara bir çizgi film dublajı yapıyorsunuz. Şu an vizyonda sanırım. Değişik bir çalışma mıydı sizin için?</strong></p>
<p>T.T.: Evet çok oldu biz o seslendirmeyi yapalı sonra filmi yeni çıktı ortaya öyle işte… Yani güzel yürüdü. Daha sen seyretmedin mi filmi? (Gülüyor) ben kem küm ederken; ben de gidemedim diyor.  Galaya da gelemedim. Ben gala diye Ankara’dan kalktım geldim 3’ünde değil 1’ indeymiş ben yanlış hatırlamışım.</p>
<p><strong>S.Ö.: Günü programlar mısınız?</strong></p>
<p>T.T.: Hayır hiç öyle bir programım yok çünkü benim ilkelerim şudur 1- hiçbir şey göründüğü gibi değildir. 2 -hiçbir şey planlandığı gibi olmaya bilir.  Yaşamda bunun ikisine de hazırlıklı olmak zorundasın bunlara. Yani gazeteciğin en önemli ilkesi hiçbir şey göründüğü gibi değil çünkü bazı şeylere insanları mahkûm edersin insanları linç edersin ama sonra vicdan azabı çekersin çok emin olmadıkça hiçbir şeye inanmam yaşamımda ben. Mesela sana bir örnek vereyim bununla ilgili. Şimdi son dönem bir şey vardı kız çocuklarıyla özellikle ilgili biliyorsunuz çocukların hayal güçleri çok fazladır. Ve bu taciz tecavüz davalarında müthiş bir artma meydana geldi ve insanlar mahkemelerde diyor yok ya bu adam öyle değildir böyle bir şey yapmaz ama dizilerle bilmem neyle çocuklar o hayal güçlerini daha da geliştirerek olmamış şeyleri anlatabiliyorlar. Ben bunu anlattığımda bir polis arkadaş şunu anlattı bana “hayatımda ki en büyük vicdan azabıdır.” Dedi bana. Kız çocuğu diyor ki beni taciz etti, şuraya götürdü, şunu yaptı ee adam son derece efendi bir adam. (Polis anlatıyor.) “Adama bir baba olarak dayanamadım işkence falan değil dövdüm. Adam 6 ay hapis yattı.” Sonra psikolog geliyor diyor ki bu çocuk yalan söylüyor. Ve bunlar yine emin olmak için o vicdanını rahatlatmak için belki ne o sokak var ne ev var ne o evde köpek var diyor öyle bir evde yok öyle bir olayda yok. Ama o insanı toplumda linç ettiler sosyal medyada linç ettiler. İşte o gazeteci arkadaşlara da sosyal medya kullanan insanlara da hiçbir şey göründüğü gibi değil. Bir kimseyi direkt mahkûm etmeyin. Burası çok farklı bir şehir hepimizin başına her şey gelebilir. Yani o insanı bir anda linç ediyorsunuz sonra beraat etse bile izi kalıyor. Böyle bir rezalet var ortada.  İkincisi hiçbir şey planladığınız gibi olmayabilir. Burası Türkiye. Yani beş dakika sonra vatan haini iki dakika sonra vatan sever olabilirsiniz bu ülkede. Yani her an her şey olabilir. Aynı borsa gibidir bizde (bak bu güzel oldu. (Gülüyor.) Vatan severlik ve vatan hainliği borsa gibidir bizde ne olacağı belli olmuyor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki ailenize vakit ayıra biliyor musunuz? Ailenizle nasıl zaman geçiriyorsunuz. </strong></p>
<p>T.T.: Bir baktım oğlan 22 yaşına gelmiş. Şimdi 28 yaşında.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sizi örnek alıyor mu? Politikayla ilgili mi kendisi de? </strong></p>
<p>T.T.: Tabi ki yani ama yok o kadar politik değil bazı şeylere onu biraz daha uzak tuttum. Şöyle bir şey var; ona şunu öğrettim bir şey söylendiği zaman yerinde söylenmeli. Yerinde söylemediğin bir sürü söz seni birilerinin nezdinde mahkûm yapar bunun hiçbir anlamı da olmaz. Önce donanımlı olacak donanımlı olmadan laf söyleme, bilmediğin konularda laf söyleme. Bazen Türkiye’de haddini bilmek kötü bir şeydir. Haddinizi bildiğiniz için çok kitap yazamazsınız, çok şiir yazamazsınız, ben şairim diyemezsiniz. Ben şair falan değilim diyorum niye? Orda Ahmet Telli var, orda Nazım Hikmet var, orda Ahmet Arif var, orda Hasan Hüseyin var yani bunları düşününce öyle bir şey diyemiyorsun sadece günü tespit ediyorsun. İşte oğluma da böyle anlatıyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Yatağa yattığınızda ne düşünürsünüz? </strong></p>
<p>T.T.: Valla yatağa uzandığımda ben can sağlığı düşünüyorum. Çünkü şuna inanıyorum sağlığın yerinde olduğu sürece senin ve çocuklarının yaşamda her şey olabilir her şeye hazırlıklıyım benim Türkiye de hiçbir şey şaşırtmıyor. Her şey değişebilir anında en iyi bildiğiniz adam en kötü de olabilir, hiç beklemediğiniz yerden zarar görebilirsiniz. Ama bütün bunlar için dik durmak zorundasınız hem sağlık olarak hem düşünce olarak.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki engeller sizi yıldırır mı? </strong></p>
<p>T.T.: Eskiden daha çok yıldırıyordu tecrübe ve bilgi sahibi oldukça engeller karşısında daha tutarlı davranış geliştire biliyorsunuz. İnsanları tanımakla başlıyor tabi ki.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki önünüzde başka planlarınız gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz neler? </strong></p>
<p>T.T.: Şu anda bir albüm çıkartıyorum biliyorsun. Albümün ismi “Onca Yoldan Sonra Tayfun Talipoğlu   Şarkılar Söylüyor” biraz Anadolu rock tarzında bir albüm. Şiir dışında ilk defa bir albüm çıkartıyoruz. Ve ben çok tutacağına da inanıyorum.  Seyyah müzikten çıkıyor. Yaşar yaptı (yan odada kayıt yapan genç adamdan söz ediyor) düzenlemeleri.</p>
<p><strong>S.Ö.: Korkularınız var mı daha doğrusu sizin bam teliniz nedir? </strong></p>
<p>T.T.:  Anlamsız yere yalan söyleyen insanlardan korkuyorum. Yani hiç nedeni yoktur adamın sana o yalandan bir şeyde çıkmaz ama size bir yalan söyler sen o yalana dair o adam hakkında iyi fikir edinirsin ama bambaşka bir adam çıkar. Bu konuda çok kazıklandım çünkü. Elemanlarım beni kandırdılar. Kartlarımı aldılar şunu yaptılar bunu yaptılar… Beni o korkutuyor. Yalan söylenmez değil söylenir ama bu yalan …, beyaz yalan diye bir şey var mı diyeceksin evet var. Yani birisi kalkıp eğer birisine kötülük edecekse böyle bir şey var mı dediğinde yok öyle bir şey derim yani. Mühim olan yaşanması insanların küsmemesi yani körük yapmam hiçbir zaman kırgınlıklara. Ben hiç yumruk yumruğa kavga etmedim 54 yaşındayım. Hiç öyle bir kavgam yok. Ve sonuna kadar beklerim çünkü özür dilemek zorunda kalmayayım diye. Bazen parladığımda da çok üzülürüm zaten.</p>
<p><strong>S.Ö.: TRT de yaptığınız konuşmayı hayranlıkla izledim kızmıştınız ama sükunetle ve öyle net ifade ettiniz ki bunu.</strong></p>
<p>T.T.: Deniz Baykal meselesiydi…Ya da TRT de program yapmamdır. İnsanlar seni yargılıyorlar. Kardeşim nerede çalıştığınız önemli değil ne söylediğin önemli ne yazdığın önemli o zaman şu anda ATV, NTV, CNN TÜRK, KANAL D, bu arkadaşlarımızın hepsini hain mi ilan edeceğiz? Basının ilkelerine ters mi? Patrona öyle davranılabilir ama insanlar emekçi orada. Bir gün birisi bana “TRT de çalışıyorsun seni dinlemiyorum.” Dedi. “Sen ne iş yapıyorsun?” dedim.” “Doktorum.” Dedi. “Nerede?” dedim. “Sağlık Bakanlığında.” “Hemen istifa et.” dedim. “Niye?” dedi. “Sağlık Bakanı AK Partili.” dedim. “Nasıl yani.” “Ee aynı şey dedim. O zaman öğretmenler istifa etsin. Metroya binmeyin, belediye otobüsüne binmeyin. Böyle bir şey olmaz. Aynı şu gösterdiğin tepkiyi keşke senin sorunlarına sahip çıkmıyor diye oy olarak göstersen.”</p>
<p><strong>S.Ö.: SOHBETHANE nasıl gidiyor? </strong></p>
<p>T.T.: Şimdilik iyi gidiyor. Bir de şunu söyleyebilirim insanların sevgiye ihtiyaçları var. Özellikle birbirimizi sevmeye ihtiyacımız var. Seferberlik ilan edeceğimize sağda solda bu seferberlik sevgi üzerine olmalı. Çok birbirimize düşman olmaya başladık. Bütün bu da tabi televizyonlardaki; okumayan insanları televizyon çok etkiliyor. Yanlış etkiliyor.</p>
<p><strong>S.Ö. : Son olarak ben size birkaç kelime söyleyeceğim sizde tek kelime ile cevap verir misiniz? </strong></p>
<p>T.T.: (Vatan): Uğruna ölünecek toprak parçası.</p>
<p>(Nazım): Diğer yarım.</p>
<p>(Politika): Bu ülkede sevmem.</p>
<p>(Bam teli): Bam teli bence doğrunun zirve yaptığı yer.</p>
<p>(Kadın): Sevmeyi öğreten….</p>
<p>Sevgili Tayfun Talipoğlu’na bu sıcacık sohbeti için teşekkür ederek ayrılıyorum stüdyodan. Yolda düşünüyorum Ey Kaymakamlık konseyi işte böyle… Güçlü bir adamı kızdırmak o nu daha da güçlü işinde bir numara yapıyor. Kaymakam olsaydı da sıradan olamazdı. Ama o zaman bir ilçe ile var olacaktı. Şimdi ise her köyün her kasabanın her ilçenin ve her ilin kaymakamı gönüllerin kaymakamı.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Maalesef bu röportajdan kısa bir süre sonra kaybettik kendisini. Son olarak dergiyi göndermek için adresini istemiştim. Ankara’da ki evinin adresini vermişti ben göndermeden vefat etti. Şairin dediği gibi  “o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler”…</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bu röportaj ilk kez Yelpaze İstanbul dergisinde yayınlanmıştır. &#8220;<strong>YELPAZE İSTANBUL 148. SAYI MART 2017</strong>&#8221;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/">Tayfun Talipoğlu’nun Son Röportajı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8861</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalemlik.com 1 Yaşında!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalemlik-com-1-yasinda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalemlik-com-1-yasinda/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 12:14:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8830</guid>
				<description><![CDATA[<p>2016 yılında kurulan Kalemlik.com sitesi, geçtiğimiz günlerde 1. yaşını doldurdu. Yazı araç ve gereçleri alanında kısa sürede öncü markalardan biri haline gelen ve düzenlediği kampanyalarla sosyal medyada gündemin hep üst sıralarında yer alan Kalemlik.com’un bu başarısını, marka yöneticisi Gökhan Avcı’yla konuştuk. Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan ve deneyimlerini bizlerle paylaşan Gökhan Avcı&#8217;ya Sanat Duvarı sitesi olarak teşekkür [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalemlik-com-1-yasinda/">Kalemlik.com 1 Yaşında!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2016 yılında kurulan <strong>Kalemlik.com</strong> sitesi, geçtiğimiz günlerde 1. yaşını doldurdu. Yazı araç ve gereçleri alanında kısa sürede öncü markalardan biri haline gelen ve düzenlediği kampanyalarla sosyal medyada gündemin hep üst sıralarında yer alan <strong>Kalemlik.com</strong>’un bu başarısını, marka yöneticisi <strong>Gökhan Avcı</strong>’yla konuştuk. Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan ve deneyimlerini bizlerle paylaşan <strong>Gökhan Avcı&#8217;</strong>ya <strong>Sanat Duvarı</strong> sitesi olarak teşekkür eder, tüm <strong>Kalemlik.com</strong> ekibine çalışmalarında başarılar dileriz. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><strong>Merhaba Gökhan bey, öncelikle bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Kalemlik.com’a geçmeden önce, sizi biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>Her şeyden önce bir mimar olduğumu paylaşmak isterim. İş hayatımın ilk yıllarında farklı şirketlerde mimar olarak görev yaptım. 2011 yılında <strong>Ofix.com</strong> projesinin gündeme gelmesiyle mimarlık kariyerime son vererek dijital pazarlama dünyasına girdim. 5 yıl boyunca tüm enerjimi <strong>Ofix.com</strong> markasının hak ettiği noktaya gelmesi için harcadım. 2016 yılından beri <strong>Kalemlik.com’</strong>da genel müdürlük görevimi sürdürmekteyim.</p>
<p><figure id="attachment_8833" aria-describedby="caption-attachment-8833" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.com_.jpg"><img class="size-full wp-image-8833" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.com_.jpg?resize=300%2C250" alt="Kalemlik.com" width="300" height="250" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8833" class="wp-caption-text">Kalemlik.com</figcaption></figure></p>
<p><strong>Sitenizin 1. yaşı hayırlı olsun. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Kalemlik.com isminde bir site kurma düşüncesi ilk olarak nasıl doğdu? Bize biraz sitenizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Teşekkür ederim. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Elbette. <strong>Kalemlik.com</strong> sitesi, yazmaktan ve okumaktan keyif alan, yeni bir <a href="https://goo.gl/URcs1P">defter </a>ya da kitap aldığında kalbi heyecanla çarpan, okuduğu kitaplarda beğendiği cümlelerin altını özenle çizen, bu cümleleri not defterine kaydeden <a href="https://goo.gl/src5BJ">kalem</a> ve kitap tutkunlarına hizmet veren bir e-ticaret sitesi. Perakendecilik sektörü, ilerleyen teknolojiyle birlikte hızla değişiyor. Bu değişime ayak uydurabilirseniz, güzel işler çıkartabilirsiniz. Teknoloji hızla ilerlediği gibi, teknolojiyle gelen fırsatlar da hızla ilerliyor. Türkiye, 10 yıl öncesinin Türkiye&#8217;si değil. 10 yıl öncesine göre e-ticarete daha güvenle bakan ve en büyüğünden en küçük ihtiyacına kadar hemen her şeyini internet üzerinden karşılama yoluna giden insanlar hızla artıyor. Böyle bir site kurarken, çok geniş bir ürün yelpazesine sahip yazı araç ve gereçleriyle kurulan ilişkiyi en kolay ve en ekonomik hale nasıl getirebileceğimiz sorusuyla hareket ettik ve ortaya böyle bir site çıktı.</p>
<p><strong>Peki, henüz çok yeni bir site olduğunuz halde, sektörde öne çıkmayı nasıl başardınız? Bu başarının formülünü sorsak, bize kısaca neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Bence başarı, esas olarak üç şeye bağlıdır; çalışmak, daha çok çalışmak ve çok daha fazla çalışmak&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Gerçekten de çok iyi bir ekibim var ve her biri kendi alanında uzman olan ekip arkadaşlarımla çok yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Bu durum <strong>Kalemlik.com</strong>&#8216;un performansını olumlu yönde geliştirdiği gibi, müşteri memnuniyetini arttırmamızda bizi hep daha fazla motive ediyor. Ayrıca, her bütçeye hitap eden fiyat aralıklarında ürün bandımızı genişletmeye büyük önem veriyoruz ve müşteri portföyümüzü genişletmek için en doğru stratejileri ekip arkadaşlarımla yoğun bir beyin fırtınası içinde geliştiriyoruz. Sektörde kısa sürede öne çıkmamız, biraz bunlarla ilgili. Site üzerinden yapılan alışverişleri günlük, haftalık ve aylık olarak inceleyip değerlendiriyoruz ve bu veriler ışığında yeni projeleri hazırlayıp başarıyla uyguluyoruz. Müşteri portföyümüzü çok iyi tanımak ve ihtiyaç duyabilecekleri ürünleri onlar henüz talep etmeden stoğumuzda hazır bulundurmak, siparişlerin en kısa sürede müşteriye ulaşmasını sağlamak, hizmet kalitemizi hep en üst düzeylere taşıyor.</p>
<p><figure id="attachment_8835" aria-describedby="caption-attachment-8835" style="width: 590px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kırtasiye-bağımlılarının-sitesi-Kalemlik.com_.jpg"><img class="size-full wp-image-8835" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kırtasiye-bağımlılarının-sitesi-Kalemlik.com_.jpg?resize=590%2C235" alt="Kırtasiye bağımlılarının sitesi Kalemlik.com" width="590" height="235" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kırtasiye-bağımlılarının-sitesi-Kalemlik.com_.jpg?w=590&amp;ssl=1 590w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kırtasiye-bağımlılarının-sitesi-Kalemlik.com_.jpg?resize=300%2C119&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8835" class="wp-caption-text">Kırtasiye bağımlılarının sitesi Kalemlik.com</figcaption></figure></p>
<p><strong>Çıtayı bu kadar yükselttiğinize göre, müşteri ilişkileri yönetiminde de doğru stratejiler geliştirmişsiniz demektir. Bize biraz bundan bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Elbette. Bizim önceliğimiz her zaman müşteri memnuniyeti olmuştur. E-ticaret, Türkiye&#8217;de henüz çok yeni. E-ticaret siteleri ve pazar yerleri, perakendecilik sektöründe çağın gereklerini en iyi şekilde hayata geçirirken müşteri ilişkileri yönetimine büyük özen göstermek zorunda. Kısaca CRM (Customer Relationship Management) olarak anılan bu konu, e-ticaretin olmazsa olmazlarından biri. Çünkü, teknik imkanlardan ne kadar yararlanırsanız yararlanın, müşteri memnuniyetini sağlayamazsanız sektörde öne çıkmanız ve kalıcı olmanız mümkün değildir. Özellikle de kargosunun son durumunu soran sabırsız müşteriler başta olmak üzere, kampanyalarımız hakkında okuduklarını telefonda teyit etmek isteyen, aldığı ürünün rengini beğenmeyip değiştirmek isteyen ve bu gibi konularda çeşitli soru ve sorunları olan müşterilerimizle doğru iletişim şekilleri kurmaya büyük özen gösteriyoruz. Müşterilerimizden aldığımız dönüşlerin hep olumlu yönde olması ve pazar yerlerinde mağaza puanlarımızın hep yükseklerde seyretmesi bize gurur veriyor. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><figure id="attachment_8834" aria-describedby="caption-attachment-8834" style="width: 270px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.jpg"><img class="size-full wp-image-8834" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.jpg?resize=270%2C264" alt="Kalemlik" width="270" height="264" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8834" class="wp-caption-text">Kalemlik</figcaption></figure></p>
<p><strong>Peki, müşteri profillerinizle ilgili ne gibi gözlemleriniz var? Mesela, kadın ve erkek müşteriler arasında bugüne kadar ne gibi farklı davranış özellikleri tespit ettiğinizi öğrenebilir miyiz?</strong></p>
<p>Elbette. Kadın ve erkek müşterilerimiz arasında bazı noktalarda önemli birtakım farklı davranış şekilleri tespit ediyoruz. Örneğin, üzerine isim yazılan ürünlerde erkek müşterilerin talepleri, kadın müşterilerimize oranla daha yüksek. Yani erkekler, isme özel hediye vermeyi daha fazla tercih etmekte. Kadın müşterilerimiz ise sitede yer alan ürün açıklamalarını telefonla ya da maille teyit etme ihtiyacını daha fazla hissediyor. Sosyal medya görsellerinin ürünü gerçekten yansıtıp yansıtmadığını teyit ihtiyacı konusunda da yine kadın müşterileri daha ön sırada görüyoruz.</p>
<p><strong>Kalemlik.com sitesini, düzenlediği kampanya ve promosyonlarla sosyal medyada da sıkça görmekteyiz. Sosyal medyaya büyük önem verdiğiniz anlaşılıyor. Bize biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?<br />
</strong><br />
Haklısınız, sosyal medya bizim için çok önemli. Teknolojinin hızla ilerlediğinden az önce bahsetmiştim. Bu ilerlemenin bir sonucu da sosyal medyanın hayatımızda giderek daha fazla yer işgal etmesidir. Sosyal medya, kampanya ve promosyonlarımızı daha geniş kitlelere ulaştırmamızı sağlıyor ve hem markamızın tanınırlığını arttırıyor, hem de satışlarımıza güzel bir katkı sağlıyor. Düzenlediğimiz kampanyaların kısa sürede rakip siteler tarafından tekrarlandığını gördüğümüzde, yaptığımız işin doğru ve güzel olduğuna emin oluyoruz. Ve bu bizi, yeni kampanya ve promosyonlar için daha da cesaretlendiriyor. Ayrıca, sitemizin Blog sayfasını yazı araç ve gereçleri alanında bir başvuru kaynağı olmanın yanı sıra, bir kültür-sanat platformu haline getirmeyi amaçlıyoruz. Yaptığımız paylaşımların büyük ilgi görmesi, yeni paylaşımlar için bizi daha da cesaretlendiriyor ve üzerimizdeki sorumlulukları daha da arttırıyor.</p>
<p><figure id="attachment_8832" aria-describedby="caption-attachment-8832" style="width: 675px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.com-Kampanyaları.jpg"><img class="size-full wp-image-8832" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.com-Kampanyaları.jpg?resize=640%2C228" alt="Kalemlik.com Kampanyaları" width="640" height="228" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.com-Kampanyaları.jpg?w=675&amp;ssl=1 675w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Kalemlik.com-Kampanyaları.jpg?resize=300%2C107&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8832" class="wp-caption-text">Kalemlik.com Kampanyaları</figcaption></figure></p>
<p><strong>Okurlarımıza buradan duyurusunu yapabileceğimiz en yeni kampanyanızın ne olduğunu öğrenebilir miyiz?</strong></p>
<p>Elbette. 12 Nisan itibariyle bir ay geçerli olacak <strong>Vodafone Red Businesslılara</strong>; yani kurumsal hattı olan <strong>Vodafonlulara</strong> yönelik bir kampanyamız olacak. Bu kampanyada, 50 TL ve üzeri alışverişlerde 20 TL indirim vereceğiz.</p>
<p><strong>Peki, sitenizin en&#8217;lerini sorsak, bizimle neler paylaşmak istersiniz?</strong></p>
<p><strong>Kalemlik.com&#8217;</strong>da en çok ziyaret edilen ürünler sıralamasında <strong>Stabilo permanent kalemleri</strong> birinci sırada. Listenin devamında <strong>Rotring 800 iki fonksiyonlu kalemler</strong> geliyor. Ayrıca <strong>Faber Castell</strong>, <strong>Pilot</strong>, <strong>Edding</strong> ve <strong>Kikkerland</strong> ürünlerine yüksek bir talep olduğunu söyleyebilirim. En çok sipariş alan ürünler arasında <strong>Sharpie permanent kalemleri </strong>birinci sırada. Listenin devamında <strong>Edding renkli tahta kalemleri</strong>, <strong>Faber Castell tükenmez kalemleri</strong> geliyor. En çok aranan kelimeler ise <strong>kalem</strong>in yanı sıra <strong>defter</strong>, <strong>sırt çantası</strong> ve <strong>mürekkep</strong> kelimeleri. En çok aranan markalar ise <strong>Lamy</strong>, <strong>Rotring</strong>, <strong>Faber</strong> <strong>Castell</strong>, <strong>Stabilo</strong> ve <strong>Scrikss</strong>.</p>
<p><strong>E-ticaret siteleriyle ilgili olarak merak edilen bir başka konu da ödeme şekillerinin dağılımı konusu. Bu konuda bizimle neler paylaşmak istersiniz?</strong></p>
<p>Evet, son zamanlarda bu tür araştırmaların sayısı çoğaldı. Esasen, e-ticarete artan ilginin bir yansıması olarak değerlendirebiliriz bu durumu; ilgi arttıkça merak da artıyor. Sitemizden yapılan alışverişlerde ödemelerin yüzde 83’ü kredi kartıyla, yüzde 10’u havaleyle, yüzde 7’si de kapıda nakit ödemeyle yapılmakta. Bu verilere göre, sitemizdeki alışverişlerde ödeme şekli olarak kredi kartını tercih edenlerin oranı daha yüksek.</p>
<p><figure id="attachment_8836" aria-describedby="caption-attachment-8836" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Sanatçı-dostu-Kalemlik.com_.jpg"><img class="size-full wp-image-8836" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/Sanatçı-dostu-Kalemlik.com_.jpg?resize=300%2C250" alt="Sanatçı dostu Kalemlik.com" width="300" height="250" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8836" class="wp-caption-text">Sanatçı dostu Kalemlik.com</figcaption></figure></p>
<p><strong>Önümüzdeki süreçte, Kalemlik.com sitesinde ne gibi yenilikler göreceğiz? Markanızı ilerilere taşımak için ne gibi projeleriniz olduğunu öğrenebilir miyiz?</strong></p>
<p>2017&#8217;ye hızlı başladığımızı söyleyebilirim. <strong>Sanat Duvarı</strong> takipçilerine buradan verebileceğim en büyük müjde, sitemizde çok yakında <strong>Sanatsal Ürünler</strong> diye yeni bir kategori açacağımız ve başta el becerileri olmak üzere sanatsal yetenekleri geliştirmeye katkı sağlayan ürünleri yine en uygun fiyatla müşterilerimizle buluşturacağımızdır. Tabii, 2017&#8217;nin en büyük projesi, sitemizde kitap satışlarına da başlayacak olmamızdır. Yazı araç ve gereçleri alanında faaliyet gösteren sitemizde niçin kitap satışı olmadığı sorusuyla sıkça karşılaşmaktayım. Toplum olarak çok yazan, ama az okuyan bir toplumuz. Her gün bin 700 kitabın yayın dünyasına adım attığı ülkemizde kişi başına düşen yıllık kitap sayısının iki haneli rakamlara zor ulaşması çok üzücü. <strong>Kalemlik.com</strong> sitesi olarak müşterilerimizin diledikleri kitaplara en uygun fiyata ulaşmalarına da katkı sağlayacağız.</p>
<p><strong>Umarız her şey gönlünüzce gelişir. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederiz. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></strong></p>
<p>Ben teşekkür ederim. Sevgiler&#8230; <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalemlik-com-1-yasinda/">Kalemlik.com 1 Yaşında!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalemlik-com-1-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8830</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zühal Yorgancıoğlu (Madam  Z) ile Modanın Zarif Adımları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Mar 2017 18:40:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8646</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yüksek Lisans konumu, Etnik tarzda gelinlikler olarak belirlemiştim. Bu konuda bir alan çalışması yapmam gerekiyordu. Bu demekti ki Türkiye’yi en azından bir kısmını dolaşacaktım. Üniversiteden beri hayalimdir. Özellikle bu kişilerle röportaj yapabilmek. Araştırmam gereken etnik gruplardan biri Yörük ve Türkmenlerdi. Öyleyse eski Türklerde giyim kuşam ile başlamalıydım. Kim yapıyordu bu tarzda kreasyon? Bir çok isimle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Zühal Yorgancıoğlu (Madam  Z) ile Modanın Zarif Adımları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek Lisans konumu, Etnik tarzda gelinlikler olarak belirlemiştim. Bu konuda bir alan çalışması yapmam gerekiyordu. Bu demekti ki Türkiye’yi en azından bir kısmını dolaşacaktım. Üniversiteden beri hayalimdir. Özellikle bu kişilerle röportaj yapabilmek. Araştırmam gereken etnik gruplardan biri Yörük ve Türkmenlerdi. Öyleyse eski Türklerde giyim kuşam ile başlamalıydım. Kim yapıyordu bu tarzda kreasyon? Bir çok isimle karşılaştım internet araştırması yaparken. Fakat öyle birisi vardı ki çocukluğumdan beri sanatına, kişiliğine  hayran olduğum dünya tatlısı bir insan <strong>Zühal Yorgancıoğlu</strong>.</p>
<p>Ben küçükken Halime isminde bir bebeğim vardı. Ona giysiler diker aksama kadar ne hayaller kurardım. Annem sürekli  <em>Zühal Yorgancıoğlu</em>’ndan söz ederdi. Kadıköy’e Gençlik Kitapevine giderdik. Hiç unutmam üst kata çıkıp “Burda” dergilerinden giysi kalıbı çıkartır sonrasında yine Kadıköy’de olan YKM mağazasına gider annemle kumaş kestirirdik. Bu benim için inanılmaz bir ritüeldi. Gözlerimi ayırmadan izlerdim. Bir rutinimiz daha vardı o bölgeye yakın Beyaz Fırın’da oturup poğaça ile ayran içmemiz. Artık hiçbir yerde o tadı bulamıyorum.</p>
<p><figure id="attachment_8650" aria-describedby="caption-attachment-8650" style="width: 491px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg"><img class="size-full wp-image-8650" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg?resize=491%2C874" alt="Zühal Yorgancıoğlu'nın Misafir Karşılamadaki İnceliği" width="491" height="874" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg?w=491&amp;ssl=1 491w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8650" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu&#8217;nın Misafir Karşılamadaki İnceliği</figcaption></figure></p>
<h2>Zühal Yorgancıoğlu</h2>
<p><strong>Zühal Yorgancıoğlu</strong> ismini tüm sosyal medyada aradım. İletişim adresi yok. Evin içinde volta atıyorum. Ne yapabilirim ne yapabilirim? Sonra bir röportajında gazetecinin isim soyadını aldım. Elbette evine kadar gittiğine göre telefonu mevcuttur Zühal Hanım’ın. Röportaj yapan kişiye ulaşmam zor olmadı ama uzun uzun konuştuktan sonra kendisini ancak ikna ettim telefon numarasını vermeye. Heyecan içinde telefonu çaldırdım. Karşı taraftan otoriter bir ses, “alo” dediğinde bunun Zühal Hanım olduğunu anladım. Heyecandan ölecektim sanırım. Sesim titreyerek moda ile ilgili bir tez hazırladığımı kendisiyle görüşmek istediğimi  söyledim. “Tamam gelin beklerim İzmir’e” dedi. Bunun benim için anlamı büyüktür. Çocukluğumdan beri bildiğim, kahramanlarımdan biriydi. Evet hemen biletimi aldım. Sabah erkenden  İzmir’e uçacak, akşamda geri dönecektim. Kendisine geleceğim tarihi söylediğimde “Siz gelin evimi bulamazsınız,  şoförümü  göndereceğim  aldırırım sizi” dedi. Ne kadar zarif bir  insan diye düşündüm. O gece heyecandan uyuyamadım. Zühal Hanım İdolümdür benim. Çok güzel çalışmalara imza atmış, ülkesini yurt içinde ve dışında tanıtmıştır. Bir zamanlar tanıdığımız Dallas’ın Sue Ellen’ina, Dalida ya, birçok prensese gelinlik, ülkemizden ise sanatçıların tamamına  kıyafet hazırlamıştır.</p>
<p><figure id="attachment_8653" aria-describedby="caption-attachment-8653" style="width: 379px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg"><img class="size-full wp-image-8653" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg?resize=379%2C673" alt="Zuhal Yorgancıoğlu'nun röportaja tüm evraklarla düzenli bir şekilde hazırlanması." width="379" height="673" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg?w=379&amp;ssl=1 379w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 379px) 100vw, 379px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8653" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu&#8217;nun röportaja tüm evraklarla düzenli bir şekilde hazırlanması.</figcaption></figure></p>
<p>Havaalanında beni bekleyecek aracın plakasını ve şoförünü tarif etmişti. Zühal Hanım’ın şoförü  sevgili Mehmet Bey beni hemen tanıdı. Bunda sanırım Zühal Hanım’ın elinize kırmızı bir fular alın demesi gerçekten büyük rol oynamıştı. Arabaya bindiğimde tonton,  asker emeklisi, Mehmet Bey ile sohbet ettik. Zühal Hanım bana bir gül bir de çikolata göndermişti. Yolculuğum tatlı ve  güzel geçsin diye. Aslında tüm ziyaretçilerini  böyle karşılıyormuş. Ne zerafet diye düşündüm. Sürekli arayıp neredesiniz diye soracak kadar ilgili ve misafirperver bir insan.</p>
<p><figure id="attachment_8649" aria-describedby="caption-attachment-8649" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg"><img class="size-full wp-image-8649" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg?resize=400%2C707" alt="Zühal Yorgancıoğlu Röportajı" width="400" height="707" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg?resize=170%2C300&amp;ssl=1 170w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8649" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu Röportajı</figcaption></figure></p>
<h2>Zühal Yorgancıoğlu Röportajı</h2>
<p>İzmir çok güzel bir yer, daha sonra tekrar gittim ve tüm turistik yerlerini ve müzelerini gezdim. Onu da başka bir anıda paylaşırım. Zühal Hanım kışlarını merkezde kendisine ait büyük bir apartmanın üst katında devasa bir evde ikamet ediyor. Yazlarını ise Urla’da köyüm dediği yerde geçirmekte. Yukarı çıktım. Kapıyı yardımcısı açtı, beni her yanı hatıralarla süslü salona aldı. Biraz sonra eşlik ettiği dünyalar güzeli, uzun boylu, inanılmaz ama 90 yaşında bir genç kız karşıladı. Maalesef misafirlerini geçirmek için aşağıya inmiş, sendeleyip, kalçasını kırsa da yine de acısını belli etmeden tatlı bir gülümsemeyle karşıladı beni. O yaşta o kadar üretken ki bir kaç yardımcısı var ama çoğu işini kendi yapıyor. Hayatı dolu dolu yaşamış, eşine çocuklarına tapan birisi. Güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Bana kendi yazdığı bir kitabını imzalayarak hediye etti. Yeni bir kitap hazırlığında olduğunu anlattı. Uzun uzun sohbet ettik, çok güzel anılar paylaştık. Kendi ağzından kitabında da yer alan satırları dinlerken gözlerinin hala ışıl ışıl olduğunu fark ettim:</p>
<p><figure id="attachment_8651" aria-describedby="caption-attachment-8651" style="width: 473px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg"><img class="size-full wp-image-8651" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg?resize=473%2C893" alt="Zühal Yorgancıoğlu'nun yemek masası" width="473" height="893" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg?w=473&amp;ssl=1 473w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg?resize=159%2C300&amp;ssl=1 159w" sizes="(max-width: 473px) 100vw, 473px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8651" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu&#8217;nun yemek masası</figcaption></figure></p>
<p>“Bugün bir İzmirli hem de fanatik bir İzmirli olmaktan gurur duyuyorum. İzmir’de doğdum. İzmir’de  büyüdüm, İzmir’ de çalıştım ve İzmir’in sesini  yine İzmir’ den hem de Hisarönü gibi muhafazakar bir semtten tüm dünyaya duyurdum. Annem babam yedi kuşak İzmirli;  İzmir’in  işgalini ve kurtuluşunu yaşamış kişiler. Çocukluğum vatan  millet, zafer hikayelerini dinlemekle geçti. Ailemden aldığım milli hisler okulumda en somut halini aldı. En büyük  şansımda ATATÜRK çocuğu olmamdır.</p>
<p><figure id="attachment_8658" aria-describedby="caption-attachment-8658" style="width: 394px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg"><img class="size-full wp-image-8658" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg?resize=394%2C701" alt="Zühal Yorgancıoğlu Gümüş maske Ödülüne Layık Görüldü" width="394" height="701" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg?w=394&amp;ssl=1 394w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 394px) 100vw, 394px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8658" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu Gümüş maske Ödülüne Layık Görüldü</figcaption></figure></p>
<p>Ben VİCTOR HUGO’nun  prensesinin  nedimelerinden  biri  olan  BAYRAKLI’da  doğdum. (1926)  4 Kardeştik Celal, Cemal,  Nihal,  Zühal.</p>
<p><figure id="attachment_8657" aria-describedby="caption-attachment-8657" style="width: 412px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg"><img class="size-full wp-image-8657" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg?resize=412%2C731" alt="Zuhal Yorgancioglu: Moda Tasarımı ve Desen Çalışmaları" width="412" height="731" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg?w=412&amp;ssl=1 412w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 412px) 100vw, 412px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8657" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancioglu: Moda Tasarımı ve Desen Çalışmaları</figcaption></figure></p>
<p>Bayraklı’yı pek az hayal ediyorum. Henüz 4  yaşındayken babamın memuriyeti dolayısıyla  Anadolu’ ya  göç  ettik. Anadolu’nun tertemiz  hiç  bozulmamış yörelerinde yaşamak,  sofralarına  oturmak, bayramlarda  düğünlerde  beraber  olmak.  Genç  kızların  mahalli  Türk  motiflerini  gergef de  işlerken  görmek, cihazlarını  incelemek&#8230; Sanki  benim bugünkü  başarımın  atılmış  ilk tohumları idi.</p>
<p><figure id="attachment_8648" aria-describedby="caption-attachment-8648" style="width: 365px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi.jpg"><img class="wp-image-8648 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi-e1490725846314.jpg?resize=365%2C650" alt="Zuhal Yorgancıoğlu'nun Sevgili Kedisi" width="365" height="650" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi-e1490725846314.jpg?w=365&amp;ssl=1 365w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi-e1490725846314.jpg?resize=168%2C300&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 365px) 100vw, 365px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8648" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu&#8217;nun Sevgili Kedisi</figcaption></figure></p>
<p>Tam 18 tane bebeğim  vardı.  Ama hiç biri  Avrupa  bebeği  değildi. Hepsi  pamuktan  pazenden yapılmış  BEZDEN  bebeklerdi. Onlara  SATI,  BACI,  DÖNDÜ,  DUDU (benim Halime’m gibi) şeklinde  isimler  vermiştim. Onlar  sanki  benim  o  günkü  mankenimdi. Tıpkı bugün ÇAĞLA (ŞİKEL),  ARZUM (ONAN), SEVİM, AYLİN, MİNE&#8230; gibi.  SATI  sonradan Cemil İPEKÇİ’NİN oldu.</p>
<p><figure id="attachment_8647" aria-describedby="caption-attachment-8647" style="width: 354px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi.jpg"><img class="wp-image-8647 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi-e1490725917611.jpg?resize=354%2C651" alt="Madam Z'nin şarkıcı Dalida'ya yaptığı elbise" width="354" height="651" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi-e1490725917611.jpg?w=354&amp;ssl=1 354w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi-e1490725917611.jpg?resize=163%2C300&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 354px) 100vw, 354px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8647" class="wp-caption-text">Madam Z&#8217;nin şarkıcı Dalida&#8217;ya yaptığı elbise</figcaption></figure></p>
<p>İlkokula  Çumra’ da  başladım. Sokakları  meyve  ağaçlarıyla  donanmış,  Almanların  yaptıkları  büyük  baraj  ve  etrafında  çiçek  bahçeleri  içinde  Bavyera  evleri. Sanki  benim  cennetimdi  burası. Tren  evimizin  yanından  geçerdi. Adana  postasının  tiz sesini duyduğum an nerede  olursam  olayım, Satı  bebeğime  sarılıp dışarı  koşardım. Evimizle  tren  yolu  arasında  bulunan dikenli tel, çitlerden  acele ile  atlarken  terliğimin  tekini,  eteğimin  bir  parçasını  tellere  takar  kollarım  ve  bacaklarımın kan  içinde  kalmasına  aldırmadan  çimenlere yatar,  tren’ in  penceresinden sarkan  insanlara  hayretle  bakardım.  Demek ki  Çumra’dan  başka  yerlerde   var.  Eğer  varsa, bizde  oraya  gideceğiz  diye  Satı’ma söz verdim. Yıl  1934.</p>
<p><figure id="attachment_8660" aria-describedby="caption-attachment-8660" style="width: 401px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg"><img class="size-full wp-image-8660" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg?resize=401%2C714" alt="Prensese ait fotoğraf, üzerindeki de Z. Yorgancıoğlu tasarımı." width="401" height="714" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg?w=401&amp;ssl=1 401w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg?resize=168%2C300&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 401px) 100vw, 401px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8660" class="wp-caption-text">Prensese ait fotoğraf, üzerindeki de Z. Yorgancıoğlu tasarımı.</figcaption></figure></p>
<p>Yıl  1978&#8230;  Atölyemde  çalışırken  bir gün üzerinde İtalyan  basın  eleştiri  komitesinin mührü  olan  büyük  bir  zarf  aldım. İtalya’ da  sanat   ve  sanatçıları  teşvik  etmek  amacıyla  her  yıl  bir  sanatçıyı  seçmek,  aynı  zamanda   Amerika’nın  OSCAR’ ına  eşit  MASCHERA D’ARGENTO  moda  tasarım  ödülü  TÜRK  modacısı  <strong>İZMİRLİ  ZÜHAL  YORGANCIOĞLU</strong>’na  layık  görülmüştü. Ödülümü  almak  için  Roma’ya  davet  ediliyorduk. Kızımla  beraber  Roma’ya  uçakla  gitmiş, merasimin  yapılacağı  yer olan   CHAMPİYONE D’ İTALYA’  ya  trenle  geçmiştik. İşte  trenin  penceresinden  İtalya’ nın  yemyeşil  tarlalarını  seyrederken, treni  hayretle  seyreden  köylü  çocuklarını gördüm. İşte  o çocukların  arasında  Satı’ sına  sarılmış  küçücük   elleri  ile  kaküllerini  aralayarak,  şaşkınlıkla  trene  bakan  küçük Zühal’i  gördüm. “Evet Satı’m  dedim  şimdilik  Çumra’ dan  Roma’ya”  diye  mırıldandım. İşte  çalışmanın  bıkmadan,  usanmadan,  yorulmadan  çalışmanın  neticesi. Daha  sonra Paris,  Londra,  Washington,  Chicago,  Taiwan’ a  kadar  olan  memleketler.”</p>
<p><figure id="attachment_8654" aria-describedby="caption-attachment-8654" style="width: 408px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg"><img class="size-full wp-image-8654" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg?resize=408%2C837" alt="Zuhal Yorgancıoğlu çok sayıda ödül aldı." width="408" height="837" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg?w=408&amp;ssl=1 408w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg?resize=146%2C300&amp;ssl=1 146w" sizes="(max-width: 408px) 100vw, 408px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8654" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu çok sayıda ödül aldı.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Zühal  Yorgancıoğlu</strong> bunları anlatırken  ben mest  olmuş  bir  şekilde  hatıralarla  dolu duvarları, yüzlerce  ödülü inceliyordum. Derken yardımcılarından  biri  yemeğin hazır  olduğunu  haber  verdi. Yemekler  hazırlanmış mis  gibi  kokular  gelmeye  başlamıştı.  Tüm  zarafetiyle  servisi  kendisi  üstlendi. Yaşına rağmen çok dinçti. Yemekte eşine olan  aşkını anlattı,  çocuklarına  düşkünlüğünü. Eşini  kaybettikten sonra  çok kilo kaybettiğini. Şöyle bir inceleme fırsatım oldu. Hala ne güzel bir kadındı.</p>
<p><figure id="attachment_8661" aria-describedby="caption-attachment-8661" style="width: 825px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg"><img class="size-full wp-image-8661" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg?resize=640%2C355" alt="Köyündeki kendi tasarımı at arabası." width="640" height="355" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg?w=825&amp;ssl=1 825w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8661" class="wp-caption-text">Köyündeki kendi tasarımı at arabası.</figcaption></figure></p>
<p>Yemekten sonra kendisine sorular sormak için ses alıcımı  ayarladım. Çaylarımız  gelmişti, içinden geldiği gibi anlatmıştı  birbirinden  güzel  anılarını. İstemediği  yerler özel sohbetimizdir. Ve başladık  söyleşimize; 2010  yılında  kendisiyle söyleşi  yapan Sayın Cenap  Tezer ile bilmeden aynı soruları  sormuşuz&#8230;</p>
<ul>
<li><strong>Çalışmalarınızda ilham kaynağınız hem Anadolu’nun derinlikleri, hem de Osmanlı’nın ihtişamı olduğu çok net görülüyor. Sizi bu yönde bir moda çalışmasına yönlendiren nedir?</strong></li>
</ul>
<p>Eğitimimi Ankara Yüksek Kız Teknik Öğretmen Okulu’nda Moda- Resim bölümünde aldım. Geniş çapta Türk Motifleri ve işlemeleri üzerinde  çalıştık.  Ancak,  zamanla  bu  sanatın  artık  icra  edilmediğini  ve yozlaşarak  ölmekte  olduğunu  fark ettim. Yurt  dışında ki  çalışmalarım sırasında bu  sanatın ve motiflerimizin  tanınmadığını ve hatta  başka  milletlere  mal  edildiklerini  gördükçe  içim sızladı. Benim için moda, Türk  işleme sanatını  ve  motiflerini  sınırlarımızın  ötesine  götürmek  için  bir  vasıta  ve  kendi  sanatsal  yorumlarımı özgürce  ifade  edebilmek  için  platform  oldu.</p>
<ul>
<li><strong>Tasarım çalışmalarınızda ve çizgilerinizde, esinlenmiş olduğunuz kaynakların bilinen  etnik  kalıplarının ve stillerinin sizin elinizde  çok  farklı ve küresel  bir  zevke hitap eder hale geldiğini görüyorum. Resim ve Sanat ile de doğrudan ilgili  olan bu yaratıcı süreçten en çok nereden ve kimlerden etkilendiniz?</strong></li>
</ul>
<p><figure id="attachment_8662" aria-describedby="caption-attachment-8662" style="width: 423px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg"><img class="size-full wp-image-8662" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg?resize=423%2C743" alt="Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir elbise" width="423" height="743" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg?w=423&amp;ssl=1 423w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg?resize=171%2C300&amp;ssl=1 171w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8662" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir elbise</figcaption></figure></p>
<p>Beni daha  genç  yaşta  etkileyen  ve  bilhassa  motive  eden  kişiler  önce  annem  ve  sonra  Cumhuriyet Kız Enstitü’ den  hocam Saniye Tunçalp  oldu. Çalışmalarımın  gelişme  süreci  içinde,  İtalyan  asıllı  illüstratör  René  Gruau’n  akıcı  çizgileri  beni  çok  etkilemişti;  kendi  özgür  çizgilerimiz  görmüştüm onun  çalışmalarında. Gittim, Fransa’nın  güneyindeki  atölyesinde  buldum, ziyaret  ettim. Bir de Amerika’da oğullarım  Faruk ve Haluk ( ikisi de ödüllü mimar) vasıtasıyla  tanıştığım ve  90 yaşında  hala çalışıyor  olan  New York’ lu  illüstratör  Jeremiah  Goodman.</p>
<ul>
<li><strong>Bugün üniversitelerde verilen eğitim sizce yeterlimi?</strong></li>
</ul>
<p><figure id="attachment_8663" aria-describedby="caption-attachment-8663" style="width: 420px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg"><img class="size-full wp-image-8663" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg?resize=420%2C770" alt="Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir kaftan" width="420" height="770" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg?w=420&amp;ssl=1 420w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg?resize=164%2C300&amp;ssl=1 164w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8663" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir kaftan</figcaption></figure></p>
<p>Biz  1944- 47  yılları  arası  Fransa’da  Belçika’da  moda  tasarımı  eğitimi  almış  hocalardan  eğitim  aldık. En  önemli  dersimiz  anatomiydi. Bugünün  mekanik  bilgisayar   çizimleri  heyecanlandırmıyor insanı. Ve, biz  okulumuzda  Milli Eğitim  aldık.  Yani  kendi  kültür ve sanat  eğitimimiz.  Fakat,  bugün  okullarda  Milli  Eğitim  yok,  sadece eğitim  var. Moda  tasarımı  öğrencileri Avrupa modacıların; Versace’ lerin,  Ungaro’ ların  etkisinde.</p>
<p><figure id="attachment_8664" aria-describedby="caption-attachment-8664" style="width: 465px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg"><img class="size-full wp-image-8664" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg?resize=465%2C791" alt="Zuhal Yorgancıoğlu tasarımıları" width="465" height="791" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg?w=465&amp;ssl=1 465w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg?resize=176%2C300&amp;ssl=1 176w" sizes="(max-width: 465px) 100vw, 465px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8664" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu tasarımıları</figcaption></figure></p>
<p>Sevgili Madam Z. (yurt dışında  kendisi  bu isimle anılıyor.)  İle zaman  ne  çabuk  geçiyordu. Mesleğiyle  ilgili  daha pek  çok  soruya  sabırla  cevap verdi. “Kal”  dedi. Beni Urla’ da ki Mimar Ağa Han ödülü almış yazlığına  davet  etme inceliğini gösterdi.. Ama  iki  saat sonra kalkacak olan bir uçağa yetişmem  söz konusuydu. Saat sabahın onundan  akşamın 7 sine kadar sohbet  etmiştik. Rüya  gibi bir gün geçirmiştim. Kendisine  teşekkür edip  o değerli ellerini öptüm. Uçağımı  beklerken müthiş  zeki, donanımlı, yetenekli, çalışkan Türk kadını  <u>Zühal Yorgancıoğlu</u> ile tekrar görüşmeyi dileyerek  harika bir insan diye mırıldandım…</p>
<p><figure id="attachment_8659" aria-describedby="caption-attachment-8659" style="width: 445px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg"><img class="size-full wp-image-8659" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg?resize=445%2C791" alt="Zuhal Yorgancıoğlu portresi" width="445" height="791" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg?w=445&amp;ssl=1 445w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 445px) 100vw, 445px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8659" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu portresi</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_8652" aria-describedby="caption-attachment-8652" style="width: 465px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg"><img class="size-full wp-image-8652" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg?resize=465%2C729" alt="Madam Z tasarımı elbise" width="465" height="729" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg?w=465&amp;ssl=1 465w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg?resize=191%2C300&amp;ssl=1 191w" sizes="(max-width: 465px) 100vw, 465px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8652" class="wp-caption-text">Madam Z tasarımı elbise</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_8655" aria-describedby="caption-attachment-8655" style="width: 474px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg"><img class="size-full wp-image-8655" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg?resize=474%2C701" alt="Madam Z olarak tanınan ünlü modacı Zühal Yorgancıoğlu" width="474" height="701" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg?w=474&amp;ssl=1 474w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 474px) 100vw, 474px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8655" class="wp-caption-text">Madam Z olarak tanınan ünlü modacı Zühal Yorgancıoğlu</figcaption></figure></p>
<p>NOT: Bu yazı ilk olarak Yelpaze İstanbul dergisinde yayınlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:block"
     data-ad-format="autorelaxed"
     data-ad-client="ca-pub-1385937189085107"
     data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Zühal Yorgancıoğlu (Madam  Z) ile Modanın Zarif Adımları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8646</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Androidler ve Gelecekteki Robotlar Üzerine Röportajımız Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Jan 2017 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6598</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mr. Brown: Tekrar merhaba röportajın son bölümüne hoş geldiniz. Şimdi ilk sorum şu: Temel duyguları anladık. Evimizde robotlar olacak ve bunlardan sevgili bile olacak dediniz. Ancak bir sevgiliden sadece cinsellik beklenmez değil mi? Mr. Black: Bu konuda haklısınız ama robotlardan arkadaşlık etmelerini bekleyebilirsiniz. Belleklerinde neredeyse sınırsız olarak bilgi yüklü olduğu için sizinle her konuda konuşabilecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/">Androidler ve Gelecekteki Robotlar Üzerine Röportajımız Devam Ediyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mr. Brown: Tekrar merhaba röportajın son bölümüne hoş geldiniz. Şimdi ilk sorum şu: Temel duyguları anladık. Evimizde robotlar olacak ve bunlardan sevgili bile olacak dediniz. Ancak bir sevgiliden sadece cinsellik beklenmez değil mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu konuda haklısınız ama robotlardan arkadaşlık etmelerini bekleyebilirsiniz. Belleklerinde neredeyse sınırsız olarak bilgi yüklü olduğu için sizinle her konuda konuşabilecek ve tartışabilecekler. Onları tartışma konusunda alt etmeniz mümkün değil ancak egonuzu yenebilmeniz için ayarlanabilir olacak ve bu sıkıntıyı aşabileceksiniz. Kitap okumaya gerek kalmayacak mesela. Sen otur robotun anlatsın. Kitaplar için kütüphane ihtiyacınız olmayacak. Ne gerek var okurken hem kitap kokusunu almanın. Sonra hiç başınıza gelmedi mi okurken dalgınlıkla kâğıdın parmağınızı kestiği?  Spor yapmak isterseniz rahatlıkla eşlik edeceklerdir ama merak etmeyin siz yorulduğunuzda kendisi de yorulma numarası yapabilecek ve gerekirse terleyecek bile. Üstelik spor yaparken vücut ritminiz kontrol edecek,  krizi önceden belirleyebilecek ve gerekirse ilk yardım uygulayacak. Düşünsenize her an yanınızda dünyanın en iyi doktorlarının olduğunu. Ne hoş değil mi?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Hızınızı almışken devam edin lütfen.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Onlarla yemeğe çıkabileceksiniz, sinemaya veya dansa gidebileceksiniz. Sinema salonları da olmayacak ama neyse. Etrafta onlarca oldukları için kimse dönüp sizi rahatsız etmez. En fazla sizinki hangi model diye soru sormak olabilir ama buna da gerek kalmayacak çünkü sizin robotunuza sormanız yeterli olacaktır. Kendisi diğer robotla size duyurmadan iletişime geçecek ve öğrenmenizi sağlayacak. Sizinle ağlayıp sizinle gülecekler. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Unutacaksınız alışacaksınız gibi laflar ediyorsunuz anlatmak istediğiniz ne?</strong></p>
<p>Mr. Black: 2016 da yaşı yirminin üstünde olan insanlar2040 a geldiğimizde şu veya bu şekilde çarkın dişlileri arasına sıkışıp kalacaklar. Geriden gelen nesil birçok duyudan habersiz yetişecekleri için işler daha kolay olacak. Sizler için canımız isterse geliştirilecek olan robotlar vintage etkileri verebilir ama yeni nesil için bu kadar karmaşaya gerek olmayacak. Yeni nesil hamburgerlerle beslendiği için tat hafızaları oldukça sınırlı bununla beraber kokuda öyle. Duygu tanımlamaları emojilerle süregelen bir çalışmanın içinde zaten. İnsanoğlu için belli başlı duyular ve duygular yeterli olacaktır. Mutlu, mutsuz bir ve sıfır gibi. Rahat, rahatsız, hasta, sağlıklı hepsi bir ve sıfır. Zaman içinde duygularını tanılamaktan zaten vazgeçecekler bir gülümseme mutlu, sağlıklı ve rahat olduğunu top yekûn ifade edecek. Sizin nesliniz bittiğinde yeni nesil tamamen on, bilemediniz on iki duygu tanımı ile işleri götürecek. Keza tatlar ve kokularda öyle.</p>
<p><strong>Mr. Brown: Bu anlatacaklarınıza ben karşı çıkıyorum ve eminim benim gibi milyarlarca insan var.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İkna etmek çok kolay bu geçiş için.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Nasıl?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İnternetin ilk dönemleri baktık ki işin ucu kaçıyor bir denetleme yapısı gerekiyor hemen araştırma yaptık.  Mahşerin dört atlısı gibi internetin dört atlısını yarattık. Terör, kumar, çocuk pornosu ve dolandırıcılık. Bu kavramlarla insanları yeterince ürküttük. Normal olarak toplumun genelinde kabul görünce denetleme, izleme, kontrol etme ve ayıklama işleri için yasal düzenlemeler yaptık. Öyle bir gelişti ki toplumun milyonda birinde bile olmayan internetin dört atlısı yaratılan algı nedeniyle sanki herkes terörist veya dolandırıcı gibi bir etki yarattı. Dolayısıyla herkes izleniyor, takip ediliyor sınıflandırılıyor ama ses çıkaran yok.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bunu bilen biliyor. Ama hala anlamadım.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Robotların bize kaybettireceklerini değil kazandıracaklarını altın tepside sunacağız. Mesela taşıma ve seyahat işinde kazalar olmayacağını söyleyeceğiniz zaman insanlar bunu kabul edeceklerdir. Otomobil sürmeyi kendileri için bir zevk sayan insanlar için bile vazgeçilebilir olacak. Çevre kirliği olmayacak daha temiz enerji kullanılacak dendiğinde doğa için yine kabul edecekler. Güvenli seks için prezervatifler çıkınca kimse itiraz etti mi? Güvenli seksin yanı sıra mesela tecavüz olaylarının son bulacağını sapkın insanların bu şekilde tedavi edileceğini, edilemez olanlar için devlet tarafından robotlar verileceğini söylesek kim hayır diyecek? Sağlık hizmeti alırken sıfır hatayla ve önceden belirlenebilecek hastalıklara karşı erken uyarı sistemi getiriyor desek kim yok diyecek? Toplumsal olaylara müdahale için ayarlanmış şiddet içermeyen kolluk kuvvetleri ile çözülecek desek ne düşüneceksiniz? Şiddet meraklısı bireylere robotlarıyla her türlü şiddet eğilimlerini giderebileceklerini ve böylelikle ne kadına ne çocuğa ne de başka bireylere şiddet olmayacak dersek kararınız ne olacak? Çöpünüz zamanında alınacak, park sorunu yaşanmayacak, savaşlar olmayacak desek nasıl kabul etmezsiniz?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Aa şey! Yani nasıl desem…</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Alacağınız robotlar size sadece sevgili veya arkadaş olmayacaklar. Aynı zamanda doktorunuz, korumanız, işçiniz olacak. Kimselere ihtiyaç duymayacaksınız. Bir kadın robotunu dilediği gibi şekillendirecek, olabilecek en anlayışı en kibar, görüntüsü en güzel robotlara hangi kadın hayır der. Veya erkekler kafasının etini yemeyecek bir android bile olsa istemem diyebilir mi?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsanlar insanlara ihtiyaç duymayacak öyle mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Evet. Evlilikler sonra erecek kimse çocuk yapmayacak zamanla. Ve doğum olayı sonlanacak. Nüfus hızla düşecek.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsansız olmaz ama.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Olur hiç meraklanmayın. Zaten insanlar yeterince alışık durumdalar. Her yerde insanlar ellerinde akıllı telefonlarıyla fazlasıyla zaman geçiriyorlar. Biz bu durumu destekliyoruz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Röportajın ilk bölümünde estetik kaygısı kavramını konuştuk.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Duyularından ve duygularından ödün veren insan zamanla birçok kavramı unuttuğu için estetik gibi neredeyse sayısallaştırılması imkansız olan bu kavramı tanımayacak ve anlamayacaklar.  Rembrandt’ ı insanlara tanıtmazsanız eserlerini bilmezler. Bunun gibi düşünün sayısallaştırılması imkânsız olan yani sıfır ve birlerler ile tanımlanamayan duygular ve duygulara sebep olacak nesneler ve durumları ortadan kaldırmak sorunu kökten çözecektir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Sonra ne olacak peki?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İhtimaller arasında insanların bu duruma bir süre dayanacağı sonra bunalıma girerek intiharı tercih edeceği yönünde. Ama edemeyecekler çünkü robotlar buna engel olacak. Tek çareleri çıldırmak olacak. Çıldırmanın önüne geçmek için nöro bilim çok çalışacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bunun çözümü din olabilir mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Çok sanmıyorum. Robotlarımız sayesinde bütün dinleri bilen robotlar sizlere eşlik edecek. Mesela ibadet etmek için robotunuzu gönderebileceksiniz. O nedenle din algısı yerle bir olabilir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Sonra?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Dünya nüfusu neredeyse yüz milyon civarına düşünce dış uzayda araştırmalar yapılacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ne tür bir araştırma?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Başka gezegenlerde hayat var mı? Dahası kaybettiğimiz insanlığı başka yerde bulabilecek miyiz diye. Bulursak başka medeniyetleri,  bu işleri bırakıp sıfırdan başlayacağız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Siz manyak mısınız?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır yapay zekâ denen kavramlarla çok uğraşınca insanlıktan çıkıyorsunuz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Son olarak tarih 2040 dediniz ve biz 2017 yılındayız artık kalan yirmi üç yıl var. Ne öneriyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Sizi bilmem ben kalan ömrümü insanca yaşayacağım. Metal öpmeyecek kanlı canlı dudak öpeceğim. O tarçın var ya gidip, malum kış ayı adam gibi bol tarçınlı salep veya boza içeceğim. Yemeklerden tadabileceğim bütün tatları deneyeceğim. Arkadaşlarımla felsefe tartışıp avazım çıkıncaya kadar tezlerimi savunacağım. Şehir dışında keyfimce otomobilime binip seyahat edeceğim. Değil Rembrandt, anlamasam bile bütün sanatçıların eserlerini araştıracağım. İnadına gidip kütüphanemde yer olmamasına rağmen kitap alacağım ve kasıtlı olarak parmağımı keseceğim.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bekle sana eşlik edeyim ileride hoş bir kitapçı var.</strong></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Bu röportaj size kurgu olarak yazılmış olsa da gerçekleşme ihtimali hayli yüksektir. Ruhunuzu şeytana satmak gibi bir düşünceniz varsa benim gibi düşünen insanların yanında olmanız gerekiyor. Bizler teknoloji konusunda ne kadar uzak durursak arz talep bağlamında işleri değiştirme gücüne erişiriz. Şahsen benimle konuşan bir çamaşır makinasını istemiyorum. Siz istiyorsanız o çamaşır makinasıyla yemeğe bile çıkabilirsiniz karar sizin.</p>
<p>Dijitalleşmemeniz dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/">Androidler ve Gelecekteki Robotlar Üzerine Röportajımız Devam Ediyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6598</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6595</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mr. Brown: Bize 2040 dediniz neler bekliyor olacak? Mr. Black: Öncelikle şunu belirtmek isterim robotlar evlerimize girmiş olacak. Hayatın her alanında üstelik. Mr. Brown: Örnekler verecek olursak? Mr. Black: Her bir yetişkin için birer robot düşünün. Cinsiyeti olan robotlar üstelik. Mr. Brown: Cinsiyeti olan derken? Mr. Black: Kadınlar için erkek, erkekler için kadın robotlar ayrıca [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mr. Brown: Bize 2040 dediniz neler bekliyor olacak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Öncelikle şunu belirtmek isterim robotlar evlerimize girmiş olacak. Hayatın her alanında üstelik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Örnekler verecek olursak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Her bir yetişkin için birer robot düşünün. Cinsiyeti olan robotlar üstelik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Cinsiyeti olan derken?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Kadınlar için erkek, erkekler için kadın robotlar ayrıca diğer tercihler için de elbette olacak. Bu konuda çalışmalar hızla yürütülüyor. Zaten ilk geliştiren dünyanın lideri olacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ne tür çalışmalardan bahsediyoruz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Robotları oluşturmak çok zor değil. Asıl zor olan verecekleri hizmette insanların bunu yadırgamamasını sağlamak. Robotların metal iskeletlerinin üzerine canlı organizma yerleştirebilmek oldukça uzun zaman alacak. Ama silikon ve türevleri  bazı işlemlerde çok sık olarak kullanılacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Demek istediğiniz insanlar robotlarla seks ihtiyaçlarını karşılayacak öyle mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Cinsellik bu işin en kolay çözülebilir yönlerinden biri. İnsanlar evlerine birer robot alacaklar ve her türlü özelini bu androidlerle yaşayabilecekler.  Üstelik gelişen teknolojilerle bir robot istendiği durumlarda başka formlara girebilecek.  Saçlarını uzun yapabilecek veya kısa bununla beraber sarışın, esmer, kumral gibi formları da olacak. Aklınıza gelebilecek her türlü form elinizin altında olacak. Ekran görüntüsünü değiştirir gibi.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Cinsellik kolay çözülebilir dediniz, zor olan ne?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Zor olan temel duyguları çözebilmek.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Anlıyorum sanırım kastettiğiniz dokunma, koku ve tat gibi değil mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Evet tamamen onlar üzerinde çalışıyoruz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: O halde başlayalım hemen dokunma üzerinde çalışmalarınız ne durumda nasıl olacak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu detaya girmeden şunu belirtmek gerekir diye düşünüyorum. Duyuların tamamı insan beynine nöronlarla ve sinir sitemi aracılığıyla iletilir. Beyin denen yapıya bu uyarılar birer sinyal olarak giderler. Ve bu işlem çok hızlı gerçekleşir. Parmağınıza değen bir nesne nöronlarla beynin ilgili kısmına ulaşarak tepki vermenizi sağlar. Dikkat edin sinyal diyorum ve sinir sistemi de bir çeşit ağdır zaten.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsanların içine kablolar döşemekten bahsetmiyorsunuzdur umarım.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır. Yapmanız gereken beyni bu konuda kandırabilmekte. Suni sinyaller yaratıp beynin ilgili bölümüne iletebilmek temel amaçtır. Bu testleri başlangıçta vücudunuzun ilgili bölümlerine ekg çekerken takılan kablolar gibi aparatlarla denedik. Oldukça başarılı sonuçlar elde ettik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Düpedüz beyni kandırmaktan bahsediyorsunuz. Dokunma duyusu nasıl olacak mesela?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bakın Japonlar cep telefonlarına takılabilen bir silikon türevlerinden bir maddeyle öpüşme işine girdiler. Üzerindeki sensörlerle uzaktan öpüşmenizi sağlıyorlar. Muhtemelen ve mantık gereği sevgiliniz önce ya kendi veya sizin telefonunuzda olan bu kısmı sizi öper gibi öpecek ve bilgisayar nerelere ne kadar bası uygulandığını ölçecek. Sonra bu bilgiler sayesinde siz uzaktayken onu öpmek istediğinizde ekrana yaklaşıp öperken aynı baskıyı hissedeceksiniz. Böylece beynininiz biraz aldanacak ve siz de beyninizi kandırmak için hayal edeceksiniz. Böylelikle gereken etki yaratılmış olacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ne yani bir cep telefonuyla öpüşüyor mu olacağım?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Ne var bunda alışacaksınız buna zaten. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsanlar komik duruma düşmezler mi? </strong></p>
<p><em>Mr. Black: Herkes yapacağı için komik olmayacak. Üstelik Fransız öpücüğü bile deneyebileceksiniz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yok artık.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Korkmayın bu geleceğin kendisi. Şimdilik silikon ile idare ediyoruz ama meraklanmayın bluetooth ve wifi denen yapılar var. İleri de çok daha iyi hissedeceksiniz. Üstelik sadece dudaklara dokunmayı düşünmeyin. Sınırlarınızı zorlayın lütfen.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Dokunmayı anladık bir şekilde. İyi de sormadan duramayacağım ama öperken metal tadı veya silikon tadı almayacak mıyım?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu sorunuz tat alma duyusuyla ilgili. Bilgisayarlar her kavramı bir ve sıfır olarak niteler. İleride zaten herkes sevgili olarak android sevgili satın alınca metal veya başka bir tat beyin tarafında yadırganmayacak. Bu tamamen alışkanlıkla alakalı.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Anlamaya çalışıyorum ama yemeklerin tadı nasıl olacak peki? Başka tatları bu işin dışında tutacaksınız sanırım.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bütün duyular aktarılacak. Tatları da sınıflandırıp bilgisayarlara yükleyeceğiz. Böylelikle ekranda gördüğünüz bir yemeğin tadını bir tuşa basarak hissetmenizi sağlayacağız. Elbette bu da gerçek değil suni olacak. Yoksa evde pişen bir yemeğin tadını iletmek mümkün değil. Bu işlem için bilgisayar veri tabanlarına tatların insan üzerinde yarattığı etkileri beyinde oluşan yansımayı nöro bilim sayesinde öğreniyoruz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bütün tatları sınıflandırmak zaman almayacak mı?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bütün tatlardan söz eden kim? Temel tatlarla yetineceğiz tatlı, ekşi, acı, tuzlu gibi temel tatlar kullanılacak. Birde bunların yüzde olarak karışımları. Karışımlarda bilgisayarlar oldukça iyi olacaklar çünkü hepsi sayısal veridir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Saçmalık değil mi bu? Diğer tatları almak isteyen ne yapacak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Elbette temel tatlar öne çıkan kavramlar ancak çok karmaşık tatları veri tabanına işlemeyerek zamanla bu tatları sizlere unutturacağız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Demek unutturacaksınız nasıl olacak bu unutturma. Anlamış gibi yapıyorum umarım seyircilerimiz benden daha çok anlamışlardır. Temel duyular dedik ses için sorun yok o kolay onu zaten kullanıyoruz.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır henüz kullanmıyoruz. Yani androidlerde sesi çıkarmak dahası insan sesine tamamen eşleştirmek mümkün değil. Zira insanın ses telleri var robotlar ise bu sesi hoparlör aracılığıyla iletiyorlar. Robotlar her yazıyı okuyabilir her kelimeyi söyleyebilirler ama nihayetinde dijital bir ses olarak karşımıza çıkarlar. Sizin aldanmanız henüz robotlarla konuşmadığınız için. Bu farkı görmezden geliyorsunuz. Ancak evlerde yaşayan robotlar sayesinde dijital sesi yadırgamayacak ve zamanla alışacaksınız. Ayrıca robotlar uyumadıkları için neredeyse imkânsız olan uykulu insanın ses rengini iletmek gibi bir sorunla karşılaşmayacağız. Çok ileride zaten insan sesi olarak sadece kendi sesinizi duyacaksınız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Koku ?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Koku kavramı da aynı tat gibi veri tabanlarında olacak. Ama yine kısıtlamalara gidilecek. Her koku olmayacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ya nasıl olmayacak? Kahve kokusu almak istesem?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Kahve kokusunu alabileceksiniz çünkü temel kokulardan biridir. Ancak mesela bir tarçın kokusu olmayabilir. Bu sorun zamanla çözülecek. Hiç tarçın kokusunu bilmeyen biri tarçın kokusunu bilemez değil mi? İnsanların tarçından uzak durmasını sağlayarak veya hiç tanışmamasını sağlayarak bu sorunu kolayca çözebilirsiniz. Düşünsenize sevgiliniz aradı ve ekranda bornozuyla duruyor kokusunu almak istediniz ve bilgisayar veri tabanı sevgilinizi tanıdığı için size vanilya kokusunu iletti ve siz de kalkıp “hayatım vanilya kokan tenini seviyorum.” Dediniz. Ancak sevgiliniz size dönüp “şampuanım bitmişti seninkini kullandım okyanus kokusu” derse bir karışıklık yaşamaz mısınız?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yaşar mıyım?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu tür aksaklıklara engel olmak adına ya şampuan şişesine yerleştirilen sensörler sayesinde hangi şampuanı kullandığını bilgisayar bilecek veya herkese farklı koku olmayacak. Bir koku standardı getirmek daha kolay.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Siz öyle diyorsanız. Görme için sorun yoktur herhalde?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Büyük ölçüde zaten çözülmüş durumda en fazla üç boyutlu olarak görme ihtiyacı olacak ki zaten sanal gerçeklik gözlükleri bu işi daha ileriye götüreceklerdir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown</strong>: Bir reklam arası vermeden son bir soru sormak istiyorum. Örnekleri daha ziyade cinsellik üzerine verdiniz bunu bilerek mi yapıyorsunuz?</p>
<p><em>Mr. Black: Temel ihtiyaçlardan en önde gelenlerden biri olduğu ve dahası insanları en kolay kandırabilecek yol olduğu için.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown</strong>: Reklamlardan sonra bu defa konuğumu çok ciddi sıkıştıracağımı garanti ederim. Her soruya cevabı olan birinin bu defa ne açıklamaları olacak merak ediyorum.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Üçüncü bölüm yapay zekanın neleri nasıl götüreceği konusunda olacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Jan 2017 11:30:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6590</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu röportaj kurgusal olarak yazılmış ve gerçekleri görebilmeniz adına AI (Artifical intelligence) yapay zekâ üzerinedir. Röportajda soruları soran Charlie Brown ve cevaplayan Volkona Black Jr. Karakterlerden ikisi de hayal ürünü olmasına karşın bir beyin fırtınası örneğidir. Charlie Brown dünyanın önde gelen kanallarından ve yine önde gelen bir programcısıdır. Volcano Black Jr. İse yine yapay zekâ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportaj kurgusal olarak yazılmış ve gerçekleri görebilmeniz adına AI (Artifical intelligence) yapay zekâ üzerinedir. Röportajda soruları soran Charlie Brown ve cevaplayan Volkona Black Jr. Karakterlerden ikisi de hayal ürünü olmasına karşın bir beyin fırtınası örneğidir. Charlie Brown dünyanın önde gelen kanallarından ve yine önde gelen bir programcısıdır. Volcano Black Jr. İse yine yapay zekâ denen robot ve bilgisayar dünyasının önde gelen kurucularından ve yetkili ağzıdır.</p>
<p>Zevkle ve ilgiyle okumanız dileğiyle.</p>
<p><strong>Mr. Brown: Sizi tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Teknoloji ve AI (Artifical intelligence) konusunda dünyanın ileri gelen bir kurumunda yöneticiyim. Ancak bugün burada anarşist yönümü ortaya koyarak sizi şaşırtmak istiyorum.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Pekâlâ! İlk sorumu soruyorum yapay zekâ nedir?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu sizin uydurmanız ve size öğrettiğimiz bir dil. Yapay olduğu doğru ancak bu bir zekâ değil.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Nasıl yani? Zekâ yok mu?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Size bu kavramı biz verdik ve sizde inandınız. Hoşunuza bile gitti. Zekâ dediğimiz durum bizlerin bilgisayarlara yüklediğimiz yönergelerden ibarettir. Bir çeşit algoritma. Biz bilgisayara ne verirsek ancak verdiklerimizden dönüş alabiliriz. Muhakeme yapamaz. Verdiklerimiz içinden o an durum değerlendirilmesine göre en yakın iletiyi veya davranışı size sunar. Su içer misin? Sorusunun yanıtı evet veya hayırdır. Ve her iki durumda da teşekkür edilir. Bilgisayar bu soru karşısında birini tercih eder ve teşekkür eder. Evet demesi susadığı veya su içebileceği anlamına gelmez. Bu cevaba istinaden siz “ne kadar kibar” diyebilirsiniz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yani ne kadar çok bilgi aktarabilirseniz o kadar çeşitlilik gösterir.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Tamamen öyle.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yapay zekâ ile süper zekâ arasındaki fark nedir?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Yapay zekâ sizi kandırdığımız bilgisayarların algoritmalarıdır. Süper zekâ ise sizi aldatan bizlerin zekâsıdır.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bu işi veya bu olmayan zekâyı ki ben yine de yapay zeka olarak diyeceğim müsaadeniz olursa. Kimler geliştiriyor.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu iş için bir çeşit avcılık yapıyoruz. Yaşları 10 ile 15 arasında olan çocuklardan faydalanıyoruz. Kod yazmayı bilen kendini geliştiren çocukları kullanıyoruz. Gelecek onların elinde.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Neden çocuklar? Yani neden 10 ve 15 yaş? Hayal dünyaları geniş olduğu için mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Alakası yok. Nedeni oldukça basit. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjileri var. Ve biz bu enerjiyi kullanıyoruz. Ayrıca çocukları kullanmak bir ayrıcalık.  Yüksek ücret ödüyoruz onlara ve ailelerine. Çocuklarda muhakeme yeteneği yetişkinlere göre daha düşük olduğu için sorgulamıyorlar. Çocuklar geliştirecekleri uygulamaların ileride ne gibi bir sonuca yol açacağını bilemiyor. Onlar üretiyor biz bu uygulamaları farklı amaçlar için kullanıyoruz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bir dakika ne dediğinizi farkında mısınız?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Elbette farkındayım bunu insanlardan hep gizledik ama baktık ki insanlar zaten umursamıyorlar. Onların derdi android dünyasında olan yenilikler.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocuk hakları peki?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Çocuklar zaten bu işi bir oyun olarak görüyorlar. Verin önlerine hamburger ve içeceklerini bilgisayarlar ile uğraşmak onlar için bir oyun. Ayrıca çocuklar sigara içmezler. Kahve ve çay da. Üstelik yetişkinler gibi farklı duygusal ihtiyaçları yoktur. Geliştiriciler yetişkinler olsaydı muhtemelen daha çok para, sex, müzik ve sosyal ortam gibi zaman kaybettirecek kavramları isterlerdi. O nedenle taze beyinleri kullanmak çok daha ucuz ve verimli. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocukları seçmenizin altında yatan başka gerçekler var mı?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Elbette var. Yetişkinler duygu durumları anlamında çocuklara göre daha çok çeşitlilik arz ederler. Şu anda orta yaşını geçmiş olan bireyler zaten dördüncü sanayi devrini bilmiyorlar. Android denen kavram onlar için fazla. Bugün hizmet verdiğimiz bireyleri yavaş yavaş daha sade ve basit duygu durumlarına alıştırıyoruz. Çocuklar bu duygu durumlarını çok iyi bilemedikleri için işimize daha çok yarıyorlar. Geliştirdikleri uygulamalar çok karmaşık olsa bile duygulara yönelik en sade özellikler taşıyor.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Duygu durumlarını neden bu kadar önemsiyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bunu röportajın diğer bölümünde alalım olmaz mı?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Unutmayalım o halde.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Asla zaten varmak istediğimiz nokta o.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocuklarınız peki onlar bu alanda çalışıyorlar mı?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Evet kızım on yaşında ilk kodunu yazdı. Kızımın da hayatını mahvediyorum.  Çocukluğunu yaşamasına engel olarak ona kod yazmasını söyledim. Ve bu sayede duygu algılamalarını, adlandırmalarını kısıtlayarak basitleştirdim. Şimdi kendisi de bu yüklenen pardon öğretilen bilgilerle sizin gelecekteki çocuklarınız için aynı şeyi yapacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocuklar konusu midemi bulandırdı biraz.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Aileler sorun etmiyorlar aldıkları ücretler önemli.</em></p>
<p><figure id="attachment_6592" aria-describedby="caption-attachment-6592" style="width: 512px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6592 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg?resize=512%2C720" width="512" height="720" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg?w=512&amp;ssl=1 512w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6592" class="wp-caption-text">Bir süre sonra insanlar estetiği yitirecekler ve bu sayede robotların inşa ettiği mimarilerden tutun ortaya konacak dahası üç boyutlu yazıcılardan çıkacak olan eserleri evlerine alıp koyacaklar.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Mr. Brown: Tamam geçtim orayı. Bu yapay zekâ nerelerde kullanılacak? Ev işlerinde olacaklar mı mesela?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır. O zaman kaybı olur. Bırakın insanlar kendi elbiselerini katlasınlar. Bu onlara insan oldukları izlenimini verecek. İleride kaybedecekleri kavramları örtbas edip sizler insansınız bakın elbiselerinizi siz katlıyorsunuz dememiz gerekecek. İstense bu işi yapacak robotlar yapılabilir ama insanlığınızı kaybetmemeniz adına yapmıyoruz diyeceğiz. Biz robotları daha ziyade sanat kavramında kullanacağız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Neden sanat? Ve sanat derken?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Sanat eserleri ortaya çıkaracaklar. Toplumlarda zaten sanatta estetik kaygıları olan az sayıda insan var. Bu işimizi kolaylaştırıyor. Bir süre sonra insanlar estetiği yitirecekler ve bu sayede robotların inşa ettiği mimarilerden tutun ortaya konacak dahası üç boyutlu yazıcılardan çıkacak olan eserleri evlerine alıp koyacaklar. Daha sonra evleride olmayacak ama şimdilik geçelim. Öncelikle üzerinde durduğumuz konu en azından ileride asıl aşmamız gereken kavram estetik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Anlamadım ama sanırım ilerleyen bölümde daha açık olacaksınız. Peki, bu alanda ilerlemeler yani yapay zekâ işsizlik yaratacak mı? Yaratacaksa hangi sektörleri vuracak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bir bakıma yaratacak bu doğru. Her sanayi devriminde birçok kişi işsiz kaldı. Ama bu bizim sorunumuz değil insanlar kendilerini bu sona hazırlamalılar veya zekâlarını kullanmalılar. Sektörlere gelince neredeyse bütün sektörleri şu veya bu şekilde ama en nihayetinde büyük bir dalga yaratarak etkileyecek. Öncelikle tıp alanında doktorlara daha az iş düşecek. Yapılacak kan ve diğer testlerde androidler testlere göre değerlendirmeleri hızlıca yaparak hangi ilaçlara ihtiyaç olduğunu kolayca belirleyebilecekler. Doktorlukta cerrahi alanlara da girecekler. Üstelik sıfır hatayla. Veya hukuk konusunda bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr">avukat</a>tan daha iyi bir savuma hazırlayabilecek çünkü hafızasında kanunların tüm maddeleri, yönergeleri, atıfları ve dahası emsal kararlar olacağı için daha etkili olacaklar. Ama bunlar biraz zaman alacak 2040 uygun bir tarih. Taşımacılık, seyahat işlerinde daha önceki bir tarihi ön görüyoruz. Yollarda insansız taşıma araçları olacak daha güvenli üstelik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bilimkurgu gibisiniz.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İltifat olarak kabul ediyorum.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yapay zekâ askeri amaçlı olarak kullanılıyor mu?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Geçtiğimiz on yıldır zaten kullanılıyor ancak sürekli kendini geliştirerek. Yapay zekâ silah teknolojisinde de yerini elbette alacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Terör guruplarının eline geçme ihtimali yok mu?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Normalde olmaması gerekir. İleri teknoloji ve sınırlı sayıda üretimleri gerçekleşir.  Her kod yazan birey kalkıp savaş teknolojisi için bir algoritma yazabilir ama bu sadece bir yazılım olur. Bu yazılımı kullanacağınız ileri teknoloji bileşenlerini gidip marketten veya amazondan alamazsınız. Büyük devletler bu savaş ekipmanlarını terör örgütlerine aktarırlarsa bu onların kararı olur. Bu çeşit bir çalışma yapan devletler var mı? Şüphesiz var.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Savaş veya silah alanında kullanılacak olması veya kullanılıyor olması ne sağlar?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bilgisayarlar düşünmez. Düşünmediği için muharebe esnasında kimin öleceği ile ilgilenmez. Hesap yapar ve karar verir. Ne kadar çok ölüm ve zayiat o kadar iyi bir çalışma demektir. Ayrıca savaşın yıkıcılığını insanlara göstermemiz için yapay zeka iyi bir enstrüman. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yeniden yapay zekâya odaklanalım lütfen. Bu çalışmalar bir sır olarak mı yürütülüyor?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Normalde sır olarak yürütülmesi gerekirdi ama bu teknoloji ve geliştirdiğiniz uygulamayı bir önce kullanıma sunmazsanız başka bir geliştirici sizden önce benzer bir uygulamayı sunabilir. Bu durumda verdiğiniz emek dahası çocukların emeği boşa gidebilir. Bunu yaşamamak için acele ederiz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Acele etmek?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Testlere bir an önce alırız ve laboratuvar ortamında test edilir. Ama yeteri kadar yapılamıyor zira zaman çok önemli. Oluşacak sorunlar kullanıcılar tarafından dönüşlerle tespit edilir nasılsa. Olası kazalar için bir bahane bulunur ve güncellemesi yapılır.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Neden bu işi yapıyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Can sıkıntımı nasıl atabilirim diye düşünüp durunca bu yola girmiş oldum. İnsanların can sıkıntısını da bu şekilde bertaraf edebileceğimi düşündüm.</em></p>
<p><strong><em>Şimdi bir reklam arasına gidelim dönüşte şu duygu durumları, estetik ve geleceğin robotları konusuna gireceğiz.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Bu kurgu röportajın ikinci kısmı ve üçüncü kısmı da gelecek. Siz okuyuculara sınır ötesi gibi geldiyse sorulan soruların neredeyse tamamının sorulduğunu ve cevaplarında bir kısmının aynen yukarıda olduğu gibi söylendiği ama satır aralarında nelerin saklı olduğunu göstermek amacıyla eklemeler yapılarak ortaya konduğunu söylemek isterim.</p>
<p>Yukarıdaki röportaj  kısmen gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Programın sunucu Charlie Rose ve konuğu ise Andrew W. Moore’dur.  Ve Andrew W. Moore The School of Computer Science at Carnegie Mellon üniversitesinin dekanıdır. Bulunduğu konum tamamen yapay zekanın geliştirilmesi ve kodlanması yönünde çalışmalar üzerinedir. İngilizcesi olanlar için aşağıda linki vardır. Ve sorular ile cevapların yukarıdaki kurgu röportajla ne kadar örtüştüğünü izleyebilirsiniz. Ayrıca sorulara cevap verirken bir insandan ziyade bir bilgisayar gibi düşündüğünü üstüne üstlük bundan keyif aldığını yüzündeki ifade ve sesinin tonundan çok net anlayabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://charlierose.com/episodes/29644">https://charlierose.com/episodes/Mr. Black9644</a></p>
<p>Röportajın ikinci bölümü ise kurgusal olmakla beraber bazen gizli bazen alenen yapılan bir takım araştırmaların odağında olacak. Bu tür çalışmalar henüz geliştirilme aşamasında olduğu için haber değeri görmemektedir.</p>
<p>İkinci bölümde görüşmek üzere.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6590</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dilan Bozdağ ile Röportaj (Drama ile İngilizce Eğitimi)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Nov 2016 11:33:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Dilan Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[drama]]></category>
		<category><![CDATA[dramaturji]]></category>
		<category><![CDATA[Elit Gençler Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[İletişimde Engel Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce drama]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Mask-Ra]]></category>
		<category><![CDATA[Semiha Berksoy Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalı tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı drama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5923</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türkiye’de İngilizce öğrenimi almış insanlarda “Biliyorum ama konuşamıyorum” sorununa hemen hemen her yerde rastlarız. Bunun temelinde aslında pratik eksikliği veya eğitim sistemindeki yetersizlikler bulunmaktadır. Ancak bunların dışında bir şeyin daha olabileceğini çoğu zaman unuturuz. Özgüven ve iletişim becerileri eksikliği&#8230; Dilan Bozdağ hakkında 11 yıllık İngilizce öğretmeni Dilan Bozdağ; 9 yıldır Elit Gençler Koleji’nde öğretmenlik yapıyor.11 [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/">Dilan Bozdağ ile Röportaj (Drama ile İngilizce Eğitimi)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’de İngilizce öğrenimi almış insanlarda “Biliyorum ama konuşamıyorum” sorununa hemen hemen her yerde rastlarız. Bunun temelinde aslında pratik eksikliği veya eğitim sistemindeki yetersizlikler bulunmaktadır. Ancak bunların dışında bir şeyin daha olabileceğini çoğu zaman unuturuz. Özgüven ve iletişim becerileri eksikliği&#8230; </em></p>
<h2>Dilan Bozdağ hakkında</h2>
<p>11 yıllık İngilizce öğretmeni <strong>Dilan Bozdağ</strong>; 9 yıldır Elit Gençler Koleji’nde öğretmenlik yapıyor.11 yıllık eğitim hayatı boyunca her yıl çocuklarla İngilizce eğitimini harmanladığı tiyatro gösterileri yaptı ve son 4 yıldır ise profesyonel drama eğitimi veriyor. Mesleki bilgi ve ilgi alanlarıyla  iç içe geçirdiği faaliyetlerini aynı zamanda çeşitli sosyal projelere de kaydırarak  sıradan bir İngilizce öğretmeninin çok ötesinde işlere imza atıyor.</p>
<p><u>Dilan Bozdağ</u> eğitimcilik hayatının daha ilk yıllarında yıl sonu müsamerelerini İngilizce eğitimini harmanlamak için bir fırsat olarak görüyor ve bir süre sonra kontrolü tamamen ele alarak çalışmaları ilerletiyor. Kariyerinin en başından itibaren İngilizce eğitimini götürdüğü her yere dramayı da beraberinde götüren Bozdağ; nihayet kendi profesyonel drama kulübünü açıyor. Sonrasında bununla da yetinmeyip Mask-Ra adlı kendi tiyatro topluluğunu kurarak çocuklar için İngilizce oyun hazırlıyor, yazıyor, yönetiyor ve oynuyor.</p>
<p>Çocuklar kadar velilerin de beğenisini kazanan genç öğretmen zamanının çoğunu tüm bu işler için harcıyor.Her zaman yaptığı işin hakkını vermek inancıyla hareket ettiğini söyleyen Bozdağ; drama ve  temel oyunculuk eğitimleri aldı ve mesleki alanda çalışmalarına devam ediyor. Dramaturjisini kendisinin yaptığı İngilizce oyunları sahnelemeden önce mutlaka pedagoga danışarak uygunluğunu onay alıyor.</p>
<p>Kendisiyle <strong>Semiha Berksoy Akademisi</strong> tiyatro okulunda tanışıyoruz. Çoğumuzun sadece hobi için gittiği bu yere kendisi; kişisel merakının yanı sıra, yaptığı işe katkıda bulunması adına oyunculuk eğitimi almak istediği için geldiğini söylüyor.</p>
<p>İşte karşınızda çok renkli öğretmen <strong>Dilan Bozdağ</strong> ile röportajımız:</p>
<p><figure id="attachment_5925" aria-describedby="caption-attachment-5925" style="width: 898px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5925 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?resize=640%2C522" alt="Dilan Bozdağ" width="640" height="522" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?w=898&amp;ssl=1 898w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?resize=300%2C245&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5925" class="wp-caption-text">Dilan Bozdağ</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><strong>Bize kendinden bahseder misin Dilan?</strong></li>
</ul>
<p>Adım <em>Dilan Bozdağ</em>, 33 yaşındayım. Haliç Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. 11 yıldır İngilizce öğretmeniyim. Bunun yanında 9 yıldır <strong>drama eğitmenliği  </strong>yapıyorum<em>. </em>Başlangıçta okul müsamereleri için iki kişi hazırladığımız 20 dk’lık gösteriler yapıyorduk. Sonrasında kişisel olarak tiyatroya olan ilgim ve çocuklardan aldığım enerji ile kontrolü daha fazla elime almaya karar verdim. Bir Drama Kulübü kurduk, her sene giderek katılım arttı ve drama kulüplerim küçük bir tiyatro okulu haline geldi,kadrolu oyuncularım oldu.Burada hem tiyatro oyunları hazırlıyor hem de çeşitli drama oyunları oynuyoruz.</p>
<ul>
<li><strong>Bu gelişim nasıl oldu; kendini ve çocukları geliştirme sürecini bize anlatır mısın?</strong></li>
</ul>
<p>Her şey öncelikle çocuklar için başladı; çocuklara İngilizce eğitimi verirken; onların sanat anlayışı ve iletişim becerileri de aynı anda gelişsin istedim. Dil eğitimi söz konusu olduğunda öncelikle iletişim kabiliyetine odaklanmak ve kağıt-kalem-sınav odaklı eğitimin ötesine geçebilmek gerekiyor. Türkiye’de bu bilinç yeni gelişiyor. Drama tiyatronun çeşitli tekniklerinden faydalanan bir alandır ve oyunlar bütünüdür. Çocuk drama ile bedensel olarak harekete geçebilmeyi, aktif  katılımcılığı ve kendini ifade etmeyi öğreniyor.</p>
<p>Öğrenciliği bitmeyen bir öğretmen olarak çocuklara drama eğitimi vereceksem öncelikle bu konuda kendimi yetiştirmeliydim. Bu amaçla, British Side’da çeşitli İngilizce Drama eğitimleri aldım. Anadolu Üniversitesi Drama Sertifikası programını bitirdim. Drama alanında özellikle David Farmer, Julie Megan kitaplarını inceledim. Semiha Berksoy Akademi’de Temel Oyunculuk eğitimi aldım ve tavsiyeler üzerine başvurduğum Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde halen <em>“Uygulamalı Tiyatro”</em>  eğitimi almaya devam ediyorum.</p>
<ul>
<li><strong>Bu eğitimleri alırken boş durmadın, kendi tiyatro grubun Mask-Ra’yı kurdun; bu grup nasıl oluştu?</strong></li>
</ul>
<p>Oyunculuk eğitimi aldığım dönemde herkes gibi benim de en büyük hayallerimden biri bunu sahneye taşımaktı. Bu dönemde zaten Zeliha Berksoy ve Can Yılmaz gibi kıymetli hocalarımızın  yönetmenliğinde Shakespeare’in “On İkinci Gece” oyununda <em>Viola</em> karakterini çok keyif alarak oynadım. Bu süreçte çevremde bu alanda eğitim almış yada ilgi duyan birkaç kişiyle iletişime geçerek mesleğimle ilişkili olarak İngilizce çocuk oyunları oynamak üzere kendi tiyatro topluluğumuz <strong>Mask-Ra</strong>’yı kurduk.</p>
<p><figure id="attachment_5929" aria-describedby="caption-attachment-5929" style="width: 892px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5929 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?resize=640%2C426" alt="Mask-Ra ile Sosyal Projeler" width="640" height="426" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?w=892&amp;ssl=1 892w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5929" class="wp-caption-text">Mask-Ra ile Sosyal Projeler</figcaption></figure></p>
<h2>Mask-Ra ile Sosyal Projeler</h2>
<ul>
<li><strong>Bir de sosyal projelerin var, bunlardan bahseder misin?</strong></li>
</ul>
<p>2014 yılında Mask-Ra olarak; ilk sahnemizde bir sosyal sorumluluk projesinde yer almak istedik. Bu amaçla Suriye Forumu derneği ile işbirliği içerisinde bir etkinlik düzenledik. Suriyeli çocuklara Three R’s adlı, geri dönüşüm konulu İngilizce oyunumuzu sergiledik. Anne-babalarıyla gelen Suriyeli çocuklar  İngilizce bilse de bilmese de oyunu sonuna kadar pür dikkat izlediler ve çok güzel tepkiler verdiler. Seyirciler arasında Türk çocuklar da vardı.Oyunun sonunda sahnede interaktif  bir oyun düzenledik.Amaç, hem Türk ve Suriyeli çocukların birlikte oynamasını sağlamak hem de geri dönüşüm konusunda bir bilinç kazandırmak idi. Çocuk hangi dilde konuşuyor olursa olsun onun dili oyun dilidir dedik ve yanılmadık.</p>
<p>O gün Suriyeli çocukların ve ailelerinin gözlerindeki sevinci gördüm. Bize teşekkürlerini öyle içten sundular ki başardığımı hissettim.</p>
<p>Sonrasında; yine <u>Mask-Ra</u> olarak oyunumuzu çeşitli okullarda oynamaya devam ettik.</p>
<h3>İletişimde Engel Yoktur</h3>
<ul>
<li><strong>Bir de işitme engelli çocuklara yönelik “İletişimde Engel Yoktur” adlı projen var. Bu süreç nasıl gelişti?</strong></li>
</ul>
<p>2015-2016 eğitim öğretim yılında Elit Gençler Koleji ve Mimar Sinan İşitme Engelliler Okulu ile işbirliği içinde “<em>İletişimde Engel Yoktur</em>” başlığı altında bir proje hazırladık. İşaret dili zaten ilgi duyduğum bir alandı. Bir dil öğretmeni olarak amaç aynı: iletişim.</p>
<p>Bu süreç de şöyle gelişti:</p>
<p>Bir gün internette işaret diliyle söylenen Pizza Song isimli şarkıyı buldum ve bunu çocuklara uluslararası işaret diliyle öğretmeye karar verdim ve öğrettikten sonra bu şarkıyı işitme engelli çocukların da işitmesini istedim. Bu amaçla Mimar Sinan İşitme Engelliler Okulu ile aklımdaki bir proje için iletişime geçtim. Öğrendim ki onların zaten şarkılar söyleyen “Fısıltı” adlı bir ritim grubu varmış. Teflerle, zillerle müzik öğretmenleri eşliğinde harika iş çıkarıyorlar. Biz de okulumuzda, entegre bir şekilde özel eğitim verdiğimiz, çocuklarla birlikte “Sihirli Eller” ritim grubunu kurmaya karar verdik. Geriye bir tek onları sahneye çıkarmak kalıyordu.</p>
<p><figure id="attachment_5926" aria-describedby="caption-attachment-5926" style="width: 833px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5926 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg?resize=640%2C513" alt="Çocukların drama ile eğitimi." width="640" height="513" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg?w=833&amp;ssl=1 833w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg?resize=300%2C241&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5926" class="wp-caption-text">Çocukların drama ile eğitimi.</figcaption></figure></p>
<p>5 Mayıs 2016 günü sergilediğimiz organizasyonda işitme engelli çocuklar;çeşitli tiyatro oyunları oynadılar, ritm şovlar yaptılar ve harika bir konser verdiler. Çocuklar yaklaşık 2.5 saat sahnede kaldılar ve olağanüstü bir performans sergilediler ve oyunun sonunda tüm veliler tarafından işaret diliyle alkışlandılar. Etkinliğin sonunda öğretmenler olarak yaşadığımız gurur ve mutluluk tarif edilemezdi. Proje aynı zamanda Bahçelievler’in yerel gazetesi Gazete 365’te yer aldı.</p>
<ul>
<li><strong>Son olarak drama ile çocuklara vermek istediğin temel mesaj nedir?</strong></li>
</ul>
<p>Her şeyden önce sanatla gelişen bir toplumda iyi bireyler yetişir. Drama, yurtdışında çok kullanılan bir eğitim tekniği. Günümüzde çocuklar eskiden olduğu kadar bedensel olarak aktif ve özgür değil. Drama derslerinde çocuklar özgürlüğünü yaşıyor. Erken yaşta sosyal becerilerini keşfediyor ve kendini ifade etmeyi öğreniyorlar. Bu sayede aslında pek çok probleminin de üstesinden gelebiliyorlar.</p>
<p>İngilizce öğrenimi söz konusu olduğunda durum farklı değil. İngilizceyi ders olarak görmekten öte bir iletişim aracı ve günlük yaşamın bir parçası olduğu bilincini çocuğa vermek gerekir. Ben bunun drama tekniğiyle en etkin biçimde sağlanabildiğine inanıyorum. Böylece dersle arasına giren mesafe ortadan kalkmış oluyor. Her şeyden önce çocuk mutlu, değerli ve başarılı hissediyor. Bu ülkenin geleceğinin emanetçileri olarak tüm çocuklar değerlidir ve her çocuk bu özgüvenin kendisine aşılanmasını hakeder.</p>
<p><figure id="attachment_5928" aria-describedby="caption-attachment-5928" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5928 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg?resize=640%2C360" alt="Drama ile İngilizce Eğitimi " width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5928" class="wp-caption-text">Drama ile İngilizce Eğitimi</figcaption></figure></p>
<p>Sizler de benzer projelerinizle iletişime geçmek için <strong>dilan_83_db@hotmail.com</strong> adresine e-posta gönderebilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/">Dilan Bozdağ ile Röportaj (Drama ile İngilizce Eğitimi)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5923</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
