<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Volkan Erdal &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/vlknrdl/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Mar 2018 06:43:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Depresif AŞK</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Mar 2018 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13653</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yolum Üsküdar’a neden düşmüştü bilmiyorum. Hayat her an size seçimler sunar en az iki.  Demek bu tarafa gelmem gerekiyormuş. Bazen düşünürüm bir yerde bulunuyorsanız, başka bir yerde olup başınıza bir iş gelmemesi içindir diye. Veya yeni biriyle karşılaşıyorsanız başka yeni biriyle karşılaşıp başınızı belaya sokmayın diye. O nedenle yaşadığınız bir yenilikte olağanüstü bir gelişme olmuyorsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/">Depresif AŞK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yolum Üsküdar’a neden düşmüştü bilmiyorum. Hayat her an size seçimler sunar en az iki.  Demek bu tarafa gelmem gerekiyormuş. Bazen düşünürüm bir yerde bulunuyorsanız, başka bir yerde olup başınıza bir iş gelmemesi içindir diye. Veya yeni biriyle karşılaşıyorsanız başka yeni biriyle karşılaşıp başınızı belaya sokmayın diye. O nedenle yaşadığınız bir yenilikte olağanüstü bir gelişme olmuyorsa bilin ki orada olmanız başka yerde olmanızdan iyidir. Her seçimin olağanüstü masallar doğurmayacağı kanısına varalı yıllar olmuştu.</p>
<p>Demek Üsküdar beni beladan uzak tutmak için veya olağanüstü bir masal yaşamamak içindi. İstesem uzaklaşabilirdim oradan. Belaya sürmüştüm belamı. Beylerbeyi’ne doğru yürüdüğümde akşam olmuştu. İçsem mi içemesem mi?</p>
<p>Biraz ileride bir meyhane gözüme ilişmişti. Bela göz kırpıyordu da ben anlamaza vuruyordum. İnsanın kafası geçmişe gider normaldir de o geçmişte bir kadına giderse ayıkla pirincin taşını. Hani aşkı sıksan efkâr çıkar misali. Efkâr en çok aşka yakışıyor sanki.</p>
<p>Kapıya doğru yaklaştığımda bir kadın, o da meyhaneye gireyim mi kararsızlığını yaşıyordu. Ben saatime bakarken o da saatine bakmaya başladı. Yüzüne bakmaya çalıştım o beni fark etmeden. Kumral, uzun saçlı, şık ve bakımlı bir kadındı. Omuzunda asılı duran çantaya sımsıkı tutunmuştu.</p>
<p>Tek başıma içmeyi severim efkârlıysam. Ve efkâr basmıştı. Efkârlıysan ve aşkı tanıyorsan muhabbet bozar insanı. Seçim yapacaktım, ya içeri davet edecek ya da tek girecektim içeri. Yanından geçerek meyhanenin kapısına doğru yürüdüm. Fikrimi değiştim, döndüm yüzüne baktım o da bana. Muhabbeti bozar mıydı? Aşk nedir bilir miydi? Efkâr ona göre miydi?</p>
<p>Bir erkek ve bir kadın meyhanenin önünde durmuştuk. Meyhaneye arkam dönük, muhabbet etmeye hiç ihtiyacım yok, canım efkâr çekmiş. Sağ elimin başparmağıyla meyhaneyi işaret ettim “ girelim mi” der gibi.  Dudakları büzüşüp sola kıvrıldı “ bilmem” der gibiydi. İki elimin avuçları yukarı bakarak alt dudağım yukarı doğru itiverdi üst dudağımı “sen bilirsin” der gibi. Kendi bilirdi.</p>
<p>İçeri geçtim tek başıma. Garson gelip “hoş geldiniz” dedi de oralı olmadım. Masaları gösterirken pencere kenarında güzel bir masa gördüm. Parmağımla işaret ettim orası diye.</p>
<p>Masaya kurulacakken kapıda karşılaştığım hani o çok konuştuğum kadın gelip çantasını masaya koydu.  Bekledim önce o otursun diye. Üstündekini çıkarıp yanda duran sandalyeye bırakacaktı ki garson yetişip elinden aldı. Oturduk karşılıklı. Garson hemen servis tabaklarını açmaya başladı önümüze ve</p>
<p>Garson: İki kişi misiniz?</p>
<p>O an bir seçim daha yapmam gerekiyordu. Bende bir efkâr var zaten. Bir ben, bir efkâr, bir de kadın ederiz üç.  Kadın anlarsa anlar anlamazsa kalkar gider dedim içimden. Konuşmaya niyetim yok zaten. İşaret parmağımla kendimi işaret ettim kadına ve iki sayısını gösterdim. Sonra kadına bakıp üç müyüz diye sormak istedim. Parmaklarımı gösterip üç işareti yaptım. O da eliyle dört işareti yaptı. Şaşırdım.</p>
<p>Garson ile muhabbet erkeğe düşecekti. Döndüm ve garsona dört parmağımı gösterdim. Anlamadı. Yan tarafımıza da servis açtı. Açsın, sanki umurumda.</p>
<p>Garson: Ne içersiniz?</p>
<p>Kadına bakarak büyük mü küçük mü istiyoruz demeye getirdim. Elim küçük işaretinde kalmıştı hani iki elinle aradaki mesafeyi genişletip daraltırsın ya o hesap. Kafasıyla onayladı daralttığım esnada. Döndüm garsona ona da küçük demeye getirdim. Çabucak anladı garson “Hemen geliyor” diye uzaklaştı. Baş başa kalmıştık işte.</p>
<p>Efkâr ne, biliyor gibi duruyordu. Ya aşk? Elimi uzattım kadına tanışmak için. Nihayetinde konuşmak gerekiyordu.</p>
<p>“Elif” dedim.</p>
<p>Benim efkârın adı Elif di. O da uzattı elini.</p>
<p>“Turgut” dedi.</p>
<p>Eyvallah der gibi kafamı salladım. Demek aşk ne biliyordu da ne kadar biliyordu?</p>
<p>Kadehler gelince mezeler de gelmişti. Bir o işaret etti bir ben.  Ajvar gördüm mezelerin arasında ve efkâr yeniden yükseliverdi. Ben ajvarı gösterdim. Garson masaya koyacakken yan tarafa koymasını işaret ettim. O da favayı gösterdi ve yan tarafı işaret etti. Elif, ajvar var mı? diye mutlaka sorardı. Garson kadehleri dolduracaktı ki karışma ben yaparım der gibi elimle “bırak sen” demeye getirdim ama kibarca.</p>
<p>Kadehleri kaldırdık ve yudumlamaya başladık.  Ağır gidiyorduk içerken. Arada bir favaya bakıp dalıyordu. Tadına bakmak istedim ama yan tarafındı, dokunmadım. Arada şarkılar çalıp duruyordu, biz sessiz. Bir şarkı çalmaya başladığında derin bir soluk aldı ve kadehinden fazladan bir yudum aldı. Şanslı gecesiydi benim şarkım çalmamıştı.  Sormaya gerek duymadım. Vardır nasılsa bir anısı. Çok sigara içtik. Bir ara dalmışım dışarıyı izlerken, hiç karışmamıştı bana.</p>
<p>İçkimiz bitmişti ve garson gelip” yeniden ister misiniz?” diye sordu. Gözlerine baktım kadının evet diyordu. Garsona cevap vermedim bu defa. Masamızdan ayrılmıyor gençten olan garson. Zor bela dönüp yüzüne baktım ve</p>
<p>“Getirme dedik mi?” diye sordum.</p>
<p>Sanki getir demişim de! Geldi yenisi ve yine demlenmeye başladık. Gözüm ajvara takılınca o ‘da bakmaya başladı. Eli çenesinde, dirseği masada duruyordu. Yeniden bir soluk alıp geriye yaslandı. Arada bir kafasını belli belirsiz minik bir salınım yapıyordu. Ne kadara incindiğini görebiliyordum, ben de az incinmemiştim.</p>
<p>Son kadehi içip kalktık. Dışarıda bekleyen taksiye yöneldim kapısını açtım binmesi için. Binmeden önce yüzüme baktı. Çantasından kalem çıkarıp elimi çekti ve numarasını yazdı. Yine “Eyvallah” der gibi kafamı salladım. Binmeden hemen önce durdu ve</p>
<p>“Muhabbetin güzeldi” dedi.</p>
<p>“Senin de” dedim.</p>
<p>Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarında ve</p>
<p>“Ara beni” dedi.</p>
<p>Cevap vermedim ama anladı arayacağımı. O giderken mesaj yazdım “ben Elif” diye. Numarasını da Turgut diye kayıt ettim rehbere.</p>
<p>Bugün mesaj yazdı</p>
<p>“Akşam içelim mi? Yeni bir meyhane var. Ajvar da yapıyorlar.”</p>
<p>Fava da olduğuna emindim o nedenle sormadım. Mesajına karşılık verdim.</p>
<p>“Saat kaçta?”</p>
<p>Sekiz haftadır buluşuyoruz. Çok muhabbet bir kadın. Benim de muhabbetimi sevmiş.</p>
<p>Muhabbet ediyoruz işte, bir Elif’ten bir Turgut’tan.</p>
<p>Gerçek adı ne mi? Bilmiyorum muhabbet henüz oraya gelmedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/">Depresif AŞK</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/depresif-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13653</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hangi Rötar?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Jan 2018 05:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12365</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçimden bir his uçağın sisten ötürü kalkmayacağı yönündeydi diyerek saçmalamanın anlamı yok. Göz var nizam var. Otelden çıkış yaparken taksiyle bile zor geldim. Bu sisli havada uçak nasıl kalksındı?  Ekranlarda iptaller ve tahmini gecikmeler yazıyordu. Böylesi zamanlarda havalimanlarındaki kafeler dolup taşardı. Çaresiz gidip biniş kartımı aldım ve kapıdan geçtim. Hiç olmazsa iptal değildi. Yanıma okunacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/">Hangi Rötar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçimden bir his uçağın sisten ötürü kalkmayacağı yönündeydi diyerek saçmalamanın anlamı yok. Göz var nizam var. Otelden çıkış yaparken taksiyle bile zor geldim. Bu sisli havada uçak nasıl kalksındı?  Ekranlarda iptaller ve tahmini gecikmeler yazıyordu. Böylesi zamanlarda havalimanlarındaki kafeler dolup taşardı. Çaresiz gidip biniş kartımı aldım ve kapıdan geçtim. Hiç olmazsa iptal değildi.</p>
<p>Yanıma okunacak kitap almıştım ve oturup kahve içerken okumayı düşünüyordum. Kafelere sırayla bakınıyordum, doluydular. Başka ne bekliyordum ki? Bekleme koltuklarına geçip kitabımı okumaya başlamıştım. Şimdi kalk ve kâğıt bardaktan içilecek bir kahve al! Uzun bir kuyruk oluşmuştu, gözüm kesmedi beklemeyi. Okumak daha çok keyif verecekti. Yanıma gelip oturup sonra kalkıp giden kaç kişi oldu saymamıştım. Ben sabit ama yanımdaki koltuk sürekli değişken. Dikkat ettiniz mi bilemiyorum ama kötü hava koşullarında havalimanlarında anonslar da azalıyor. Arkada çocuk sesi, yanımda telefonla konuşuyor mu kavga mı ediyor diye emin olamadığım emo kızın anlamsız gelen sözcükleri.</p>
<p>“ Ya bebeğim uçak gecikme be, ya benim kafa manyak. Ben off yani. İner inmez biralama. İnstaya atıyorum bak aç hemen. Gülücüklü öpücük. Bayyy.”</p>
<p>Yok, arkadaş ben ne bundan ne de görüştüğü erkekten umutlu değilim. Benim kafa off yanee. Ne yöne yürüsem diye düşünmeye başladığım anda ayağa kalktım.</p>
<p>Tekerlekli valizini eğerek değil dik tutarak gezinen onu gördüm. Benim gibi o da bir yer arıyor gibi geldi.</p>
<p>Beni fark etmedi ama ben fark etmiştim. Aniden bir sağanak başlar ya hani! O misal. Bütün duygularım bir sağanak gibi her tarafımı sarıp sarmaladı. Eski demek gerekiyordu ve evet eski sevgilimi görmüştüm.</p>
<p>Âşıktık birbirimize.</p>
<p>Bana doğru geliyordu kafası öne eğik. Sürekli öyle yürüyemezsiniz. Kafasını kaldırdığı anda göz göze geldik. Saniyelik bir bakış sonrası hemen arkasını döndü. Ya aynısını yapacaktım… Ani bir kararla koşar adım önüne geçip durdum ve:</p>
<ul>
<li><strong>Merhaba!</strong></li>
</ul>
<p>Öyle bir bakışı vardı ki anlatamam. Elinin tersiyle önümden çekil der gibi bir hareket yaptı ama çekilmedim.</p>
<ul>
<li><em>Ne istiyorsun be?</em></li>
</ul>
<p>Çok sinirlenmişti. Tekrar arkasını döndüğü anda yeninden önüne geçtim.</p>
<ul>
<li><strong>Nasılsın?</strong></li>
</ul>
<p>Gözlerini kapadı, kafası önce soluna sonra bana dönerek kaşları çatık halde gözlerini açtı ve elini gergin bir halde tehditkâr olarak açtı.</p>
<ul>
<li><em>Seni görene kadar gayet iyiydim.</em></li>
<li><strong>Nasılsın dedim.</strong></li>
</ul>
<p>Diye yeniden sordum, ama bu kez dişlerini sıkarak ve yine sağ eli tehdit edercesine gerildi.</p>
<ul>
<li><em>Sana ne bundan?</em></li>
</ul>
<p>Diye soru mu sordu yoksa cümle miydi kendisi de bilmiyordu bence. Kafasında duran beresini çekip eline aldı. Başımla solumda duran kafeyi işaret ederek sordum.</p>
<ul>
<li><strong>Kahve içelim mi?</strong></li>
</ul>
<p>Yine kaşlarını çattı olabildiğince.</p>
<ul>
<li><em>Hasta mısın sen? Biz ayrılalı çok oldu farkındaysan. Çekilir misin önümden?</em></li>
</ul>
<p>Çekilir misin derken misin demişti ama adeta lan yürü git edalarındaydı. Çekilmedim. Bu defa soru değil emir gibi konuştum.</p>
<ul>
<li><strong>Kahve içelim.</strong></li>
</ul>
<p>Lütfen demeyi ihmal etmedim. Kurtulamayacağını anladı bence. Yalnız olduğuna emin olmak istedim.</p>
<ul>
<li><strong>Tek misin?</strong></li>
<li><em>Evet, tekim ve çok mutluyum.</em></li>
</ul>
<p>Alaycı bir tavırlaydı. Oturması için ısrar ettim.  Garson olsa ortada duran boş, son masayı ayır derdim de havalimanlarında her mekân self servisti. Elinden valizini alarak masaya doğru yürüdüm. Hışımla gelip oturdu. Kaçmasın diye kendi çantamı bırakıp onun valiziyle yürüyerek kahveleri almaya gittim. Arada bakıyordum ne yapıyor diye. Oflayıp pufluyordu. Kollarını bağdaş yapmıştı. Öfkesi yüzüne yansıyordu ve saçlarını bir eliyle geriye doğru düzeltti. Bir elimde tepsi diğerinde valiz, kahveler dökülmesin diye dikkatle gelip oturdum. Kahvesini önüne koydum ve:</p>
<ul>
<li><strong>En sertinden.</strong></li>
</ul>
<p>Gözlerini kısarak alaycı tavırlarına devam etti.</p>
<ul>
<li><em>Çok iyi etmişsin!</em></li>
<li><strong>Afiyet olsun.</strong></li>
<li><em>Sana zehir olsun!</em></li>
</ul>
<p>Diye bağırdı. Etrafta oturanlar dönüp bize bakmışlardı. Umursamadım. Uçuş kartına bakmak istediğim anda masadan çekerek cebine koydu.</p>
<ul>
<li><strong>İyi misin?</strong></li>
</ul>
<p>Diye yeniden sordum.</p>
<ul>
<li><em>Alçak bir adamsın sen!</em></li>
</ul>
<p>Sesi daha gür çıkmıştı ve yine etrafta olan insanlar bize dönüp baktı. Konuşmaya devam ederken işaret parmağı beni gösteriyordu.</p>
<ul>
<li><em>Senden sonra çok iyi oldum emin olabilirsin.</em></li>
</ul>
<p>Bu defa bağırmamıştı hiç olmazsa. Gülümsedim. Gülümsemez olsaydım. Kahve bardağını tuttu dökecek gibiydi üstüme ama vazgeçti, yine de lafını esirgemedi.</p>
<ul>
<li><em>Senin yüzünden yaşadığım şehri terk ettim. Yıllar sonra nasıl karşıma geçip gülümseyebiliyorsun sen?</em></li>
</ul>
<p>Kesinlikle hesap soruyordu.</p>
<ul>
<li><strong>Bak ben…</strong></li>
<li><em>Sus konuşma! Kahve içmek istemiyorum. Valizimi alabilir miyim?</em></li>
</ul>
<p>Kafamı iki yana sallayarak olmaz demeye getirdim.</p>
<ul>
<li><em>Sen ne utanmaz bir adamsın be!</em></li>
</ul>
<p>Sesi yankılanmış olmalıydı. Self servis mekânda bir ilk yaşanarak eleman barın arkasından çıkarak yanımıza teşrif etti ve biraz sessiz olabilir misiniz? Diye soru cümlesiyle rica etti. Kimseye değil bana söyledi üstelik. Oysa bağıran ben değildim.</p>
<ul>
<li><strong>Japon olsaydık ve konuşuyor olsaydık-ki onlar bağırarak konuşurlar- buraya kadar gelmezdiniz değil mi?</strong></li>
</ul>
<p>Soru sorar gibi yaparak alay ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Ayrıca burası self servis değil mi? Yerine geçsene.</strong></li>
</ul>
<p>Karşımdakine dönüp onay beklerken dudaklarında gülümsemesini yakaladım. Yakaladığım için kızdı, hemen surat astı ama beceremedi ve:</p>
<ul>
<li><em>Hâlâ ukalasın!</em></li>
</ul>
<p>Aradığım fırsatı yakalamış gibi hissettim o an.</p>
<ul>
<li><strong>Nasıl gidiyor anlatsana.</strong></li>
</ul>
<p>Önce sustu konuşmadı kısa bir süre.</p>
<ul>
<li><em>Ceviz kabuğunu doldurmayacak bir nedenden ötürü bırakıp gittikten sonra mı?</em></li>
</ul>
<p>Saçlarını geriye doğru savurmuştu. Cevap vermeyince ben, o devam etti.</p>
<ul>
<li><em>Çok mutlu olabilirdik.</em></li>
</ul>
<p>Yine sustum.</p>
<ul>
<li><em>Yıkıldım lan ben. Tabii senin umurunda mı? Yıkıldım diyorum ben. Kolumdan tutup zorla ayağa kaldırdılar beni.</em></li>
<li><strong>Ama kalktın.</strong></li>
</ul>
<p>Kızdırmak istemiyordum ama konuşma öyle gelişti. Masaya doğru eğildi.</p>
<ul>
<li><em>Kalkmasaydım daha mutlu olurdun değil mi?</em></li>
</ul>
<p>Bana iğrençmişim gibi bakıyordu.</p>
<ul>
<li><em>Seni unutmak için neler yaptım biliyor musun sen?</em></li>
</ul>
<p>Yine sesi yükselmişti. Gerginliği gelip gelip gidiyordu.</p>
<p>İki elimi yana açarak.</p>
<ul>
<li><strong>Bilmiyorum.</strong></li>
</ul>
<p>Sen misin bilmeyen? Sesi yükselmeden önce bize bakan elemana doğru seslendim.</p>
<ul>
<li><strong>Japon olduğumuzu düşünmeye devam.</strong></li>
<li>Suratına tükürmeyi çok isterdim.</li>
</ul>
<p>Gözlerine baktım, kızgınlığı geçmeyecekti. Bir süre sadece kahvesine baktı. Arada birkaç yudum içti. Yormuştu bu gergin hali onu. Konuşmasını istiyordum.</p>
<ul>
<li><strong>O gün. Yani ayrıldığımız gün…</strong></li>
<li><em>Kafanı kırmalıydım o gün.</em></li>
</ul>
<p>Yüzüm ekşimiş gibi oldu bence.</p>
<ul>
<li><em>İnan bana. İnan bana ağzını burnu kanlar içinde bırakmak istedim.</em></li>
</ul>
<p>Yan masada oturanlar artık eğilmişçesine dinliyorlardı. Konuyu değişmek değil de yumuşatmak için sordum:</p>
<ul>
<li><strong>Hayatında kimse var mı?</strong></li>
</ul>
<p>Bağıracağını düşünüyordum ama tam tersi çok yumuşaktı.</p>
<ul>
<li><em>Senden sonra kimse olmadı.</em></li>
</ul>
<p>Hüzünlü geldi bana hali. Yüzünü yana çevirip koca camlara bakarak sordu:</p>
<ul>
<li><em>Senin var mı?</em></li>
</ul>
<p>Masaya eğildim bir elim alnıma doğru gitmişti.</p>
<ul>
<li><strong>Benim aslında şey…</strong></li>
</ul>
<p>Önce bana döndü sonra bir hışımla kalktı ayağa.</p>
<ul>
<li><em>Ne zaman boş durdun ki? Ne zaman tek kaldın ki?</em></li>
</ul>
<p>Kahve bardağını- iyi ki kâğıt bardaklardı- önüme doğru masaya sertçe fırlatıverdi. Bütün kahve üstüme gelmişti.</p>
<ul>
<li><em>Kalitesiz bir adamsın sen. Ben salak gibi oturmuş kahve yudumluyorum seninle.</em></li>
</ul>
<p>Ayağa kalktım valizini almasına engel olmak için. İşaret parmağını tehdit eder gibi bana uzattı.</p>
<ul>
<li><em>Sakın! Sakın peşimden gelme seni pişman ederim.</em></li>
</ul>
<p>Aynı anda uçuşların anonsu arka arkaya yapılmaya başladı. Hızla uzaklaşmaya başladı, ben üstüme temizlemeye uğraşırken. Barda duran eleman masayı temizlemeye gelmişti elinde bezle.</p>
<ul>
<li>Beyefendi Japonlar bağırarak konuşuyor olabilirler ama bu şiddet?</li>
<li><strong>Arkadaşımın ailesi Samuray geleneğinden geliyor.</strong></li>
</ul>
<p>Üstüm batmıştı. Krem gömlek iğrenç duruyordu ama önemsemedim. Bir süre arayıp durdum alanda onu ama bulamadım. Biniş kapıları yolcuları almaya başlamıştı. Geçip yerime oturdum 7-D. Koridor tarafında oturmayı severim. Çok beklendiğinden olsa gerek herkes biran önce yerine geçmiş ne kadar erken o kadar çabuk kalkış hesabını yapıyordu. Sanırsın ilçe otobüsü. Kule dediğin ne işe yarar? Uçak hazır mı? Kalk gitsin. Yanımda oturan yeni yetme iyi uçuşlar dedi ama keyifsizdim cevap vermedim.</p>
<p>Kalkıştan sonra servis hemen başlamıştı ve ben iyice sıkılmıştım. Biraz önce o konuşmuş dahası azarlamış ben susmuştum. İçecekte almamıştım servisten. Konuşmaya çok ihtiyacım vardı. Ani bir kararla yerimden kalktım. Koridora geçip uçağın gerisine doğru insanlara döndüm yüzümü.</p>
<ul>
<li><strong>Lütfen beni dinler misiniz?</strong></li>
</ul>
<p>Diye yüksek sesle sordum. İnsanların yüzleri haliyle bana döndü, anlık bir panik olmasın diye devam ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Uçak kaçırma falan değil. Psikopatta değilim. Konuşmaya ihtiyacım var ve sizlere anlatmak istiyorum. Adımın önemi yok ben 7-D.</strong></li>
</ul>
<p>Yüzler garip bakıyordu. Servisi yapan hostes bile dönüp neler oluyor diye baktı. Sanırım 12-C telefonunu çıkardı ve:</p>
<ul>
<li>Anne ve baba bu size son videom olacak.</li>
</ul>
<p>12-B elinden telefonu alıp susmasını sağladı.</p>
<ul>
<li><strong>Uçağa binmeden önce eskiden âşık olduğum biriyle karşılaştım ve kısa süreli oturduk.</strong></li>
</ul>
<p>Böyle dediğim için, aslında konu aşk olduğu için olsa gerek ortam anında yumuşadı. Cep telefonları çıktı ortaya kayıt alınacaktı belliydi. 7-D olduğum için business sırtımı görüyordu ve birden bir kadın:</p>
<ul>
<li>Geriye gelebilir misiniz? Yüzünüzü göremiyoruz amaaaa. Bizinıss</li>
</ul>
<p>Ben dönüp bakarken bir erkek sesi yükseldi.</p>
<ul>
<li>Bizinısınızı yemişim. Bizinıss diye alay etme sizinıss olmayasanız? 14 -A</li>
<li>Ay pardon. 1-B diyecektim.</li>
</ul>
<p>Kendimi deli sanıyordum. Yanıldığımı görmek beni mutlu etmişti o an. Uçağın kuyruk kısmında olan hostes pilota bilgi vermiş olmalıydı. Anons yapıldı beklemediğim bir şekilde.</p>
<ul>
<li>Sizi dinliyoruz beyefendi. Hikâyeleri severim. Ama geriye gelirseniz ve cihazdan konuşursanız rahatlıkla duyarız.</li>
<li><strong>Eyvallah.</strong></li>
</ul>
<p>Dedim. Geri gittim tam kapıdan hemen sonraki yerdeydim. Telefonu çıkardım kordon kısaydı ve kabin görevlisine baktım.</p>
<ul>
<li>Evet o. Kabin görevlisi 1</li>
</ul>
<p>Bu defa kayıt alanlar baştan almamı rica ettiler. Girdik bir yola, dediklerini yapacaktım. Yanımda oturana selam vermemiştim ya, işte o genç koridorda yaklaşarak yere oturdu ve telefonunu açtı.</p>
<ul>
<li><strong>Uçağa binmeden önce eskiden âşık olduğum bir kadını gördüm ve…</strong></li>
</ul>
<p>Gerilerden bir kadın seslendi.</p>
<ul>
<li>Adınız ne acaba?</li>
<li><strong>Adım 7-D olsun demiştim Hanımefendi. Duymadınız sanırım.</strong></li>
</ul>
<p>Yanıt verdi o kadın.</p>
<ul>
<li>Ay duymadım gerçekten. Ben 24-E</li>
<li><strong>Eyvallah.</strong></li>
</ul>
<p>Dedim. Sesler yükseliyordu her taraftan.</p>
<ul>
<li>Sessiz olabilir miyiz? Adamım sen konuş.  16-A.</li>
</ul>
<p>Tam konuşacaktım ki, bu defa bir başka kadın:</p>
<ul>
<li>Yaşınız kaç acaba? 21-A.</li>
<li><strong>34.</strong></li>
<li>Daha genç görünüyorsunuz. Yine 21-A</li>
<li><strong>Teşekkür ederim de inanın şişmiştim ama sanıyorum durum daha kötüye gidiyor.</strong></li>
<li>Sayın yolcular lütfen araya girmeyelim. Yardımcı pilot.</li>
</ul>
<p>Derin bir nefes aldım. Hemen konuşmadım bir süre bekledim araya giren olur mu diye. Baktım sessizlik hâkim, devam ettim. Anlatmaya başladım. Derken onun söylediği şu ayrılalı çok oldu cümlesinden sonra genç bir kız:</p>
<ul>
<li>Ne kadar olmuştu siz ayrılalı? 18 F.</li>
<li><strong>Altı yıl önce ayrılmıştık.</strong></li>
<li>Neden ayrılmıştınız? 9-C.</li>
</ul>
<p><strong>Sebebini anlatmak istemedim tek bir cümle ile ayrılmamızın müsebbibini söyledim.</strong></p>
<ul>
<li>Ona ne oluyormuş? 3-F</li>
</ul>
<p>Olanları anlatmak zorunda kaldım, neden ayrıldığımızı. Boğazım kurumuştu anlatırken. Su uzattılar hemen.</p>
<ul>
<li>Su için lütfen. Yine ben bizinıss 1-B</li>
</ul>
<p>Devam ettim.</p>
<ul>
<li><strong>Eski aşkıma</strong> k<strong>ahve içelim dedim. Tek misin diye sordum.</strong></li>
<li>Tek miymiş? 6-D.</li>
<li><strong>Evet tekmiş. Tek ve çok mutluymuş.</strong></li>
<li>Bence yalan söylüyordu. 26-D.</li>
</ul>
<p>Anlatmaya devam ettim. Herkes pür dikkat beni dinliyordu. Konuşmammızı dahası onun konuşmalarını aynen aktarmaya gayret ediyordum.</p>
<ul>
<li><strong>Benim yüzümden şehri terk ettiğini hatırlattı.</strong></li>
</ul>
<p>Gözler açıldı iyice, nefesler tutulmuştu sanki. Adeta herkes ee der gibi bakıyordu. Suratım yerlerdeydi o an, boşluğa baktım koridora doğru. Şişmiştim demiştim daha önce artık patlayacaktım.</p>
<ul>
<li><strong>Terk etmişti bu doğru. Ama bilmiyordu benim de o şehri terk ettiğimi.</strong></li>
<li>Ay! Çok romantik. 11-F</li>
</ul>
<p>Parmaklarını öperek bana öpücük gönderdi. Gençten bir kızdı.</p>
<ul>
<li><strong>Sağol tatlım.</strong></li>
<li>Söyledin mi ona senin de şehri terk ettiğini? 4-B</li>
<li><strong>Söyleyemedim çünkü kızıp duruyordu.</strong></li>
<li>Dır dırları bitmez zaten kadınların. 15-D</li>
</ul>
<p>Neyse konuşmaya devam ettim. Onun söylediklerini tekrarlıyordum.</p>
<ul>
<li><strong>Çok mutlu olabilirdik dedi bir de.</strong></li>
<li>Ay yapma yaaa. Kadın gerçekten âşıkmış ama yaaa. Pardon pardon. 11-F</li>
<li><strong>Yıkılmış sonra. Zorla ayağa kaldırmışlar. Ama diyemedim ona, beni yerden kazımak zorunda kaldılar diye.</strong></li>
</ul>
<p>Yaşlıca bir teyze seslendi.</p>
<ul>
<li>Çocuğum annen ve baban çok güzel çocuk yetiştirmişler bence. Asım bizim numara kaçtı?</li>
<li>8-A</li>
<li>8-A çocuğum.</li>
<li><strong>Teşekkür ederim teyzeciğim. Sizin ve Asım Amcanın ellerinden öpüyorum.</strong></li>
<li>Güzel çocuksun belli. Değil mi Asım? Numara kaçtı Asım?</li>
<li>8-A</li>
<li>8-A çocuğum.</li>
<li><strong>Beni unutmak için çok şey yapmış. Oysa bilmiyor benim onu unutmamak için neler yaptığımı.</strong></li>
</ul>
<p>Güzel bir kadındı araya giren.</p>
<ul>
<li>Unuttunuz mu? Merakımdan soruyorum. 5-D.</li>
<li><strong>Ne zaman aklımdan çıktı ki?</strong></li>
</ul>
<p>Ben bunalıma girmiştim o an. Bizinıss portakal suyuna votka dökmek üzereydi bana bakarak. Kafamı hızlıca aşağı yukarı salladım onaylar gibi. Parmağımla karıştırsam mı der gibi parmağını gösterdi. Sorun değil der gibi kafamı salladım.</p>
<ul>
<li>Ses neden gelmiyor 17-A</li>
</ul>
<p>Kadehi alıp bir yudum içtim. Bizinıss’a başparmağımla ok işareti yaptım.</p>
<ul>
<li>Afiyet olsun bizinıss 1-B</li>
<li><strong>Sonra sordum hayatında biri var mı diye.</strong></li>
<li>Lütfen yok demiş olsun. 11-F</li>
<li><strong>Yokmuş. Benden sonra kimse olmamış.</strong></li>
<li>Ay! kadın da unutmamış. Yazık ya kadına da. 11-F</li>
<li><strong>Bana sordu benim hayatımda biri var mı diye.</strong></li>
<li>Var mı? 11-F</li>
<li><strong>Var diyemedim çünkü bırakmadı. Hayatımda senden başka kim olabilir diyemedim.</strong></li>
<li>Bunu ona mutlaka söylemelisin adamım. 2-C</li>
<li>Gerek yok söylemesine ben videoya alıyorum bunu haberlere veririz mutlaka izler. Youtuber olabilirim sayende. Seni seviyorum adamım. Üstelik yan koltuğunda oturuyorum kesin youtuber diyecekler. 7-E ve adım…</li>
<li>Sen bir susar mısın? 11-F</li>
</ul>
<p>Votkamdan bir yudum daha aldım.</p>
<ul>
<li><strong>Ayrılma konuşmasının olduğu gün kafamı kırmak, ağzımı burnumu kanatmak istermiş. </strong></li>
<li>Hak etmişsin bence adamım. Kusura bakma. 27-D</li>
<li>Güzel miydi? 20-B</li>
<li><strong>Çok güzeldi. Duyguları ondan da güzeldi.</strong></li>
<li>Senin duyguların peki? 22-F</li>
<li>Sence ne anlatıyor şu anda 7-D? 1-B. Bizinıss.</li>
<li><strong>Ve ben bugün onu görünce adeta delirdim. Senin için geberiyorum demek isterdim. Gittiğin günden beri kimsesizim demek isterdim. </strong></li>
<li>Ay! Ölürüm ben size ama yaa. Yine ben 11-F</li>
<li><strong>Bunları anlatmak istedim çünkü duymasını istediğim şeylerdi.</strong></li>
<li>Benim bir arkadaşım var yardımı dokunabilir. 3-A</li>
<li>Çok mu özlediniz? 8-B</li>
<li>Çok.</li>
<li>En çok nesini özlediniz? Yine ben 11-F</li>
</ul>
<p>Anlatmazsam olmazdı.</p>
<ul>
<li>Bazen onu evinden almaya giderdim. Kasıtlı olarak yolun karşısında beklerdim.</li>
<li>Aa neden? 9-C</li>
<li>Yolun karşısında olurdum çünkü bana doğru gelişini izlemeyi çok severdim. Yürürken, o caddeyi kontrol ederdi ben onu. Arada bana bakarak sağa sola bakması hoşuma giderdi. Gülümserdi bana yürürken. Bildiğine eminim onu izlemeyi sevdiğimi. Bir kadının, erkeğine doğru gelişini izlemek ne demek aranızda bilen var mı?</li>
</ul>
<p>Birkaç el kalkmıştı sessizce.</p>
<ul>
<li>Yanıma gelirdi merhaba demeden. Beklettiği için özür dilemezdi çünkü bilirdi onun bana yürüyüşünü izlemek için saatlerce beklemeyi göze alacağımı.</li>
<li>Sonra? 11-F.</li>
<li>Sonra varmış olurdu yanıma ve ben elini tutmaz beline sarılırdım hafifçe. Eğilip yanağını öperken dudaklarım boynuna kayar, öpmek için acele etmezdim.</li>
</ul>
<p>6-A da oturan kadın, istemsiz elini boynuna dokundurdu. Kim bilir kim geçti aklından?</p>
<ul>
<li>Öperken kokusuna çekerdim içime. Ve bana “sokaktayız kendine gel” diyerek gülümserdi.</li>
</ul>
<p>Bir an sessizleştim. Birkaç kişi derin bir iç çekmişti.</p>
<ul>
<li>Adamım bak iner inmez ben haber kanallarına gönderiyorum. Kesin görecek ve duyacak. 7-E.</li>
<li><strong>İnsan bazen çok içerleniyor.</strong></li>
<li>Ne gibi? 4-E</li>
<li><strong>Bugün günlerden Cuma.</strong></li>
<li>Evet Cuma adamım. 7-E</li>
<li>Cuma günleri öğleden sonra…</li>
</ul>
<p>Demek oluyor ki, insan bir yabancının hikâyesini dinlemeyi çok seviyor.</p>
<ul>
<li>Öğleden sonra? Kaptan Pilot.</li>
<li>Öğleden sonra arardı mutlaka ve bana akşam için planın var mı diye sorardı.</li>
</ul>
<p>Votkayı bir dikişte içmeden önce kalan votkayı da doldurması için uzattım. İkinci minik şişenin tamamı boşaldı ve parmağıyla hızlıca karıştırdı. Kafaya diktim.</p>
<ul>
<li>Senden başka planım olamaz derdim. Ne O günden beri Cuma için plan yapmıyorum. Ve bu akşam için yine planım yok.</li>
<li>Pardon! Özür dilerim adı ne acaba? Sakıncası yoksa söyler misiniz? 10-A</li>
<li><strong>Sakıncası yok 6-A.</strong></li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/">Hangi Rötar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hangi-rotar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fütürist Android Sophia’ya Realist bir bakış.</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Nov 2017 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11499</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde düzenlenen “ Gelecek Yatırım Girişimi” tanıtımında Sophia isimli robota vatandaşlık verildi. Satır arası konuşmalarından insansı olmaya çalıştığını, insanlara yardım etmek ve niyetinin çalışmak olduğunu “söylettiler. “(söyledi demek teknik olarak doğru bir ifade değil). İlk tepkiler şeriat kurallarına uyması gerektiğini, ılımlı İslam projesinin ilk ayaklarından olduğunu ve komplolarımı şöyyyleee bir kenara iterek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/">Fütürist Android Sophia’ya Realist bir bakış.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde düzenlenen “ Gelecek Yatırım Girişimi” tanıtımında Sophia isimli robota vatandaşlık verildi. Satır arası konuşmalarından <strong><em>insansı</em></strong> olmaya çalıştığını, <strong><em>insanlara yardım etmek</em></strong> ve <strong><em>niyetinin çalışmak olduğunu</em></strong> “<u>söylettiler.</u> “(söyledi demek teknik olarak doğru bir ifade değil).</p>
<p>İlk tepkiler şeriat kurallarına uyması gerektiğini, ılımlı İslam projesinin ilk ayaklarından olduğunu ve komplolarımı şöyyyleee bir kenara iterek masada büyük resim için yer açalım.</p>
<p><strong>Neden dişi form ve neden isim Sophia?</strong></p>
<p>Erkek formunda olması toplumda ciddi tepkiler doğuracağını düşünmüş olduklarını sanıyorum. Dişi form estetik olarak daha hızlı ve fazlaca kabul görür. İsim Gürcü ismi olarak geçiyor. Dikkatinizi çekmek istediğim konu anlamında yatıyor. Sophia “Bilgelik” anlamına geliyor. Disklerinde bizden daha çok bilgiyi barındıracağı mutlak. Sizce bu nedenle mi ismi Sophia?</p>
<p>Audrey Hepburn model alınarak tasarlanıyor. Ne kadar benzediğini tartışmak bile yersiz. Ancak bu isim verilirken zamanın muhteşem aktrislerinden (ki ikisi arkadaşlardı ve birçok kez bir araya gelmişlerdir) Audrey Hepburn ve Sophia Loren ikilisinden birinin adını alırken diğerinin yüzünü almaya çalışmakla (becerilemediği ortada) ne amaçlanmaktadır?</p>
<p>Kaldı ki dikkat edilirse boğazında yer yer yaşlı görüntü vermesi açısından kırışıklık benzeri tasarımlar olması ve kafasının arka kısmının kapatılmaması gelecek tepkilerin önüne geçilmesi açısından kasıtlı olarak yapılmıştır. Anlatılmak istenen her ne kadar “bu bir insan değil” kavramına vurgu yapılsa da verilen vatandaşlık ile asıl amaç gün yüzüne çıkmıştır.</p>
<figure id="attachment_11503" aria-describedby="caption-attachment-11503" style="width: 226px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg"><img class=" wp-image-11503" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?resize=226%2C160" alt="" width="226" height="160" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?w=763&amp;ssl=1 763w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?resize=300%2C213&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/hepburn.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 226px) 100vw, 226px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11503" class="wp-caption-text">Audrey Hepburn</figcaption></figure>
<figure id="attachment_11504" aria-describedby="caption-attachment-11504" style="width: 235px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg"><img class="wp-image-11504" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg?resize=235%2C161" alt="Sophia" width="235" height="161" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/sophia.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 235px) 100vw, 235px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11504" class="wp-caption-text">Sophia</figcaption></figure>
<figure id="attachment_11505" aria-describedby="caption-attachment-11505" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg"><img class="wp-image-11505" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?resize=150%2C150" alt="Sophia Loren " width="150" height="150" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/loren.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11505" class="wp-caption-text">Sophia Loren</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sophia’nın gelecek versiyonları ne olacak?</strong></p>
<p>Bir sex oyuncağı olarak görücüye çıkacak olması kaçınılmazdır. Madem dişi formunda ve donanımlı olacak, o halde işlevselliği de öne çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Durduk yere bir androidden (Sophia) yola çıkarak neden cinselliğe geldik demeniz son derece doğal. Ancak robotlar uzun yıllardır zaten çeşitli sektörlerde kullanıyordu. Aradaki fark kullanılan bu robotlar makine formundayken şimdi Sophia ile bir dişi (kadın demek doğru bir ifade değil) formunda sunulması fütürist bakış açısı ile nihayetinde cinsellik kavramına geleceği kaçınılmazdır.</p>
<figure id="attachment_11507" aria-describedby="caption-attachment-11507" style="width: 303px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg"><img class=" wp-image-11507" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=303%2C198" alt="Android-1" width="303" height="198" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=702%2C459&amp;ssl=1 702w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 303px) 100vw, 303px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11507" class="wp-caption-text">Android-1</figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><strong>Dünyada sex oyuncaklarının istatistikleri.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="https://www.vouchercloud.com/resources/sex-toy-world-rankings">https://www.vouchercloud.com/resources/sex-toy-world-rankings</a> adresinde konu ile ilgili olarak Google arama kayıtlarında olan istatistiklere göz atmanız, hiç olmazsa bir fikir verebilir. Arama kayıtları diyoruz zira satış rakamlarını bulmak pek mümkün değil.  Sophia isim olarak değilse bile onlarca isimde androidler yakın gelecekte satışa sunulacaktır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png"><img class=" wp-image-11509 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png?resize=380%2C329" alt="" width="380" height="329" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/istatistik.png?resize=300%2C259&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" data-recalc-dims="1" /></a> </strong><strong>İnsan formunda olan robotların gireceği ilk alan sex.</strong></p>
<p style="text-align: left;">İster misiniz ilk zamanlar fiyatının yüksekliğinden internet kafelerin açılması gibi dijital genelevlerin açılmasını? Fiyatları düşünce her eve bir Sophia mı? Belki Türkler Natasha ismini tercih ederler kim bilir?</p>
<figure id="attachment_11510" aria-describedby="caption-attachment-11510" style="width: 228px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg"><img class=" wp-image-11510" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg?resize=228%2C342" alt="Android-2" width="228" height="342" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg?w=440&amp;ssl=1 440w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot2.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 228px) 100vw, 228px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11510" class="wp-caption-text">Android-2</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Yumuşak karnınızdan vurulacaksınız.</strong></p>
<p>Sapkınlar için, şiddet düşkünleri için çözüm olabilir fikirleri uçuşacak ve kabul görecek. Sonra bulaşıcı cinsel hastalıkların önüne geçilecek denecek. Evimde Sophia var ama karımın yeri başka diyenler çıkacak.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Android Sophia’nın hakları neler olacak?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Şiddet görecek Sophia’lar, tecavüze uğrayacak Sophia’lar olmayacak mı? Otomobiliniz arıza yaparsa kızgınlıktan bir tekme attığınızda aracınıza şiddet uygulamış oluyor musunuz? Meclisler çalışacak hakları neler olacak diye. Sophia’nın yüzüne kezzap atılırsa ne yapacağız? Kadın hakları savunucuları Sophia’lar için gösteri yaparlar mı? Çalışan Sophia’ya mobbing uygulanır mı?</p>
<figure id="attachment_11511" aria-describedby="caption-attachment-11511" style="width: 273px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg"><img class=" wp-image-11511" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?resize=273%2C274" alt="Android-3" width="273" height="274" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?w=512&amp;ssl=1 512w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robrot3.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 273px) 100vw, 273px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11511" class="wp-caption-text">Android-3</figcaption></figure>
<p><strong>Kadınlar bu gelişmeler karşısında neden sessizler?</strong></p>
<p>Gerçekçi olmak gerekirse; erkekler söz konusu cinsellik olunca görsel olarak uyarılırlarken kadınlar dokunmayı tercih ederler. Bu bilimsel bir gerçek. Yoksa biz erkeklerin klasik veya spor bir arabaya hayranlıkla bakışımız başka nasıl açıklanabilir? Erkeklerin bu gelişmelere çok sıcak bakabileceklerini kestirmek için ne bilimsel ne de istatistik verilerine ihtiyaç var mı? Zaten erkekler dişi androidleri hizmet sektöründe kullanacaklardır değil mi?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>İstemem yan cebime koy!</strong></p>
<p>Sophia dır dır etmeyecek. Cinsellik için konuşmasa da olur değil mi? Başı da ağrımaz? Bu gece olmaz hiç demeyecek. Olur da başı ağrısa veya bu gece olmaz derse neden satın alıyorsunuz değil mi? İdeal ölçüler kişiye göre değişir Sophia’nın her formu olur merak etmeyin. Kadınlar için de  bir Alain olamaz mı? Olur mutlaka da satış rakamları Sophia’nın çok altında kalır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kadınlar sesinizi çıkarmaya hazırlanın.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Annelik duygusunu zaman içinde yitirecek olmanızı, erkeklerden ilgi göremeyeceğinizi, aşk denen duygunun sıradan ve gereksiz görüleceği geleceğini umursamıyorsanız sessiz kalmaya devam ediniz. Sesinizi yükseltmeniz sizleri ne erkek meraklısı, ne zayıf, ne korkak ve ne de zavallı yapmayacaktır. Aksine insan olmayı, duyguları ve yaşamayı seven insanların sonuna kadar arkanızda olacağınızı bilmeniz gerekir.</p>
<figure id="attachment_11513" aria-describedby="caption-attachment-11513" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg"><img class=" wp-image-11513" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg?resize=220%2C280" alt="Android-4" width="220" height="280" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot4.jpg?resize=236%2C300&amp;ssl=1 236w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11513" class="wp-caption-text">Android-4</figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><strong>İlk hamle Suudi Arabistan’dan geldi, siz uyanık olun.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bir çeşit çamaşır makinesi olan Sophia’nın haklarını savunmak için sahneye çıkacak bir avukatı, ona arkadaşlık teklif edecek erkeği, kızıma ablalık yapsın diyecek aileyi, karımı boşayıp Sophia ile evleneceğim diyecek erkeği, ona iş vermek isteyen işyeri sahibini ve onu yemeğe çıkaracak olan kişiyi daha akıllarından geçmeden engellemek herkesin görevi olmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Son söz erkeklere.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Dır dır diyoruz ama dır dır olmasa (ölçüsünde) hayatın ne tadı kalacak? Kim bizi kızdırıp sonra yumuşatacak? Kime hediye alarak mutlu edeceksiniz? Kim bizleri baba yapacak? Kime o tanımlanamayan bakışı atacağız? Sophia ve türevlerini düşünmeden önce bir deneme yapmanızı öneriyorum. Bu yazıyı okuduktan sonra bu akşam bulaşık makineniz ile yemeğe çıkın. Elektrik süpürgenizi dansa götürün ve gece yatağınızda fırını ağırlayın. Nasıl teklif? Aynı gün içinde üç kadınla olmak güzel geliyorsa Sophia’nızın ilk taksiti benden. Malumunuz beyaz eşyada indirim var.</p>
<figure id="attachment_11512" aria-describedby="caption-attachment-11512" style="width: 221px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg"><img class=" wp-image-11512" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg?resize=221%2C303" alt="Android-5" width="221" height="303" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg?w=463&amp;ssl=1 463w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/robot5.jpg?resize=219%2C300&amp;ssl=1 219w" sizes="(max-width: 221px) 100vw, 221px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11512" class="wp-caption-text">Android-5</figcaption></figure>
<p style="text-align: left;">Bir sonraki yazım androidlerin gireceği sektörler ve yok edeceği meslekler, kazanımlarımız ve kaybedeceklerimiz üzerine olacak.</p>
<p style="text-align: left;">Sevgiyle ve androidsiz kalmamız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/">Fütürist Android Sophia’ya Realist bir bakış.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/futurist-android-sophiaya-realist-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11499</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk Nereye Kadar?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 21:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11291</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kaç saattir bekliyordum? Öğleden sonra son kez konuştuğumuzda-ki ona göre sondu bana göre değil- bittiğini kabul edememiştim. Bir kez daha düşünmesini neredeyse yalvarırcasına istemiştim. Bilmiyorum, belki çok vicdansız değildi veya nasıl olsa görüşmeyeceğine emin olduğu için mi-asla bilemeyeceğim-denerim demişti. Bütün gece evde olacağımı ve bekleyeceğimi söyleyebildim. Akşama kadar ayaklarımın beni nerelere götürdüğünü fark edemedim. En [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/">Aşk Nereye Kadar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kaç saattir bekliyordum? Öğleden sonra son kez konuştuğumuzda-ki ona göre sondu bana göre değil- bittiğini kabul edememiştim. Bir kez daha düşünmesini neredeyse yalvarırcasına istemiştim. Bilmiyorum, belki çok vicdansız değildi veya nasıl olsa görüşmeyeceğine emin olduğu için mi-asla bilemeyeceğim-denerim demişti. Bütün gece evde olacağımı ve bekleyeceğimi söyleyebildim.</p>
<p>Akşama kadar ayaklarımın beni nerelere götürdüğünü fark edemedim. En son evimin sokağında buldum kendimi. Sokağa girmeye cesaret edemedim önce. Olur da biri görür Ayça nasıl? diye sorarsa Ya köşedeki bakkal Suat Amca Ayça kızım nerede? Derse. Ya Elif abla anlamış gibi bakarsa. Nefesim daraldı daha sokağın başındayken. Hava kararmak üzereydi. Biraz daha gezinsem öyle gelsem diye geçirdim içimden. Sokak sakin görünüyordu sanki. Koşsam hiç olmayacak daha çok dikkat çekerdim. Çaresiz kafamı kaldırmadan yürüdüm eve kadar. O sokak ne kadar uzun geldi öyle bana.</p>
<p>Eve girdim. Daha girişte yere çöktüm. Bir sigara yaktım. Kül tablasını gidip alacak derman yoktu bende. Kaç sigara içtim saymadım. Tek bildiğim her taraf kül ve izmarit doluydu. Gelir miydi? Arar mıydı? Vazgeçer miydi? Dolaba yöneldim. Önce bir bira aldım yetmez dedim tekrar kalkıp gelmektense iki tane alarak geçtim içeri. Birini koltukta oturmuş içmişim diğerini pencere önünde. Camdan dışarıyı izliyordum gelirse diye. Bilirdim Ayça’yı, aramaz geleceği varsa gelirdi. Ağzım bira kokarken dilim dualar okuyordu. Ne garip. Ne kadar çaresiz?</p>
<p>Bir yıldan fazlaydı beraberliğimiz. Sevmiştim işte. Onsuz olamam farkındayım. Ellerim yüzümdeydi. Parmaklarımın kokusunu aldım bir an. İğrendim kokusundan ama bir sigara daha yaktım. Pencerenin dibine çöktüm. Küllük yine dolmuştu. Bu kaçıncıydı? Ne kadar çok kül tablam varmış?</p>
<p>Bir ara canımın acıdığını fark ettim. Parmaklarıma baktım. Tırnaklarımı hangi ara bu kadar kanatmıştım? Yara bandı sarmam iyi olurdu en azından şu iki parmağıma. Kim uğraşacak? Yüreğim kanıyor parmağı kim ne yapsın?</p>
<p>Gece yarısını geçmişti. Kaç bira daha içtim sayamıyorum bile. Sızmaktan korktum. Gelirde kapıyı çalarsa ve duymazsam? Dış kapının dibine çöktüm yine. Bekledim dakikalarca. Bütün akşam bekliyordum zaten. Asansörün her sesi bir umut yankısıydı benim için. Ayak sesleri! Ayak sesleri yaklaşınca Ayça olsun diye içimden gökleri inletiyordum. Uzaklaşıyorsa karşı komşuya gidiyor diyordum. Belki? Evet ya belki Ayça’dır o da üzülmüştür ve karşı komşumuz Nazlı ablaya gidiyordur. Önce onunla konuşacak ve bizi o barıştıracaktı. I ıh.</p>
<p>Karnım ağrımaya başladı. Çok açtım. Dolapta vardı elbet karın doyuracağım dünden kalan yemekler. Keşke bir tost olsaydı. Yapabilirdim. Gücüm olsaydı. Beklemek insanı çıldırtabiliyor. Açsam aç, ölecek değilim ya. Zaten ölmüşüm aslında. Gelmeyecek. Vay be. Demek bu kadar kolaydı onun için.</p>
<p>Salona geçtim çaresiz. Neredeyse sürünerek. Bir sigara daha. Sonra bir tane daha. Elimdeki biraya baktım bitmek üzereydi. Diktim kafaya. Dolapta kalmış olması iyiydi. Yarın alırdım nasılsa. Gelip çöktüm koltuğa.</p>
<p>Yarıya kadar içtim. Kahve ne iyi olurdu bunun yerine. Kafamı toplamam gerek. Kahve yapacak gücüm olsa ne olurdu sanki. Sarhoş olmak istiyorum ama olmuyor işte. Sehpaya koydum birayı. Uykum da yok. Gelmeyecek eminim artık. Bitirmiş işte. Beni düşünmeden üstelik. Ne haldeyim merak etmiyordur.</p>
<p>Saat kaç? Yuh 01:00. Süleyman nerede? Ya İsmet? Keyfileri yerindedir eminim. Onlar ayrı değiller sevgililerinden. Oysa ben tek. Kimsesiz gibi. Bu gece, hiç olmazsa bu gece tek olmasaydım. Sabaha daha sakin kafayla, daha doğru ve daha mantıklı hareket ederdim. Böyle zamanlarda kimse tek olmamalı.</p>
<p>Sigaram bitmek üzereydi. Birazdan çıkar alır geri gelirdim. Ben yokken gelirse? Ne gelecek bu saate kadar gelmeyen zaten gelmez. Gece olmuş zaten kimse görmez beni ve Ayça’yı sormaz nasılsa.</p>
<p>Derin bir ah çektim. Kapı çalındı aynı anda. İçimde bir çığlık yükseldi. Koşarak kapıya gittim ve hemen açtım. Gelen Ayça değildi. Yüzüne baktım. O da bana. Zuhal gelmişti. İki yıl kadar önce ayrılmıştık. Baktım öylece ona. Çok şık ve güzel görünüyordu. Kendi halimi düşünemedim o an. Ayça ile ayrıldığımızı duymuştu demek. Arada sırada karşılaşıyorduk. Ben görmezden gelirdim.</p>
<ul>
<li>Girebilir miyim?</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Çekildim kapının önünden. İtiraf ediyorum bu gece değil de dün gelmiş olsa ne işin var diye sorardım. Ayça’nın etkisini atmış olduktan sonra gelse yine aynı şeyi sorardım. Ama şu an ı ıh. Söylemeye dilim varmadı ama içimden “Ne iyi ettin de geldin. Ne kadar güzel geldin.” Dedim.</p>
<p>Elinde kartondan bir çanta vardı. Salona geçmesini işaret ettim. Karton çantayı sehpaya bıraktı. Elini çantanın içine soktu ve daha dumanı tüten koca bir kahve bardağı çıkarıp önüme koydu. Nasıl mutlu olmuştum anlatamam. Şaşırdım. Keşke Ayça’nın gelmesini kahve kadar istemiş olsaydım dedim içimden.</p>
<p>Tekrar karton çantaya uzandı eli. Peçeteye sarılı bir şey çıkarıp önümde duran sehpaya kahvenin hemen yanına koydu. Peçeteyi açtı. İki tost yaptırmıştı. Çift kaşarlı olduğuna emindim. Konuşamadım. Ayça geçmedi içimden bu defa.</p>
<ul>
<li>Sen atıştır bunları.</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Gözlerim dolmuştu. Yüreğim titredi onu izlerken. Karton kutunun dibinden küçük bir rulo çöp poşeti çıkardı. Parmakları arasında yuvarlayarak açtı ve birini kopardı. Bira kutularını ve küllükleri boşaltmaya başladı. Tosttan bir ısırık aldım. İnanılmaz güzel geldi tadı. Bir yudumda kahve içtim üstüne. Kahveye baktım nereden almış diye. Büyük boy almıştı. Çok hoşuma gitmişti. Dudağımda beliren gülümsemeyi görmüştü.</p>
<p>Topladıklarını mutfağa götürmek için odadan çıktı. Niye ayrılmıştık diye düşündüm. Bulamadım. Tek hatırladığım iki yıl önce ona devam etmek istemiyorum dediğim. Gelip karşımda oturdu.</p>
<ul>
<li>Unutuyordum neredeyse.</li>
</ul>
<p>Dedi.</p>
<p>Ben karton çantada ne var başka diye düşünürken. Kendi çantasını açarak bir paket sigara çıkardı ve sehpaya koydu. Elimdeki tosta baktığını sandım. Uzattım ona</p>
<ul>
<li>İster misin?</li>
</ul>
<p>Dedim.</p>
<ul>
<li>I ıh.</li>
</ul>
<p>Dedi kafasını sallayarak.</p>
<p>Çantasından bir şey çıkardı anlamadım. Yanıma gelince yara bandı olduğunu anladım. Tost boğazımda kalmıştı.  Gözlerimi yumdum. Gözlerimdekini görsün istemedim. Usulca kanamış iki parmağımı sardı. Dayanamadım ve sesim titreyerek sordum.</p>
<ul>
<li>Neden geldin?</li>
</ul>
<p>Bakmıyordu bana. Yara bandının ne kadar sıktığını kontrol eder gibiydi.</p>
<ul>
<li>  İki sene sonra o gece kimse gelmedi dememen için.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/">Aşk Nereye Kadar?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ask-nereye-kadar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11291</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kitap -(Satın)- Almak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Apr 2017 12:30:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8921</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kitabı satın almak ifadesi garip gelir bana. Satın aldım demeyi sindiremem kendime. Satın almak kolay mı? O çok fazla eder aslında geyiği değil. Satın alınacak kitap KPSS, İngilizce öğrenme setlerine uyacak bir tabirdir diye düşünürüm. Öyle ya, satın al işini gör sonra ver başkasına işi bitince. Kitap satın alınmamalı sadece alınmalı. Hani işiniz bitmiş olur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/">Bir Kitap -(Satın)- Almak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabı satın almak</strong> ifadesi garip gelir bana. Satın aldım demeyi sindiremem kendime. Satın almak kolay mı? O çok fazla eder aslında geyiği değil. Satın alınacak kitap KPSS, İngilizce öğrenme setlerine uyacak bir tabirdir diye düşünürüm. Öyle ya, satın al işini gör sonra ver başkasına işi bitince. Kitap satın alınmamalı sadece alınmalı.</p>
<p>Hani işiniz bitmiş olur bazen dışarıda gezerken. Yapacağınızı yapmış, alacağınızı almışsınızdır. Saate bakarsınız daha vaktiniz vardır. Dolanmak istersiniz biraz daha.  Bazen ayaklarınız sizi bildiğiniz bir kitapçıya götürür.  Veya çok iyi bilmediğiniz bir yerlerde gezinirken görüverirsiniz bir kitapçıyı. Bir zincir mağaza, sahaf da olabilir, sıradan gibi görünen ama ruhu olan bir kitapçı da.</p>
<p>Dalarsınız içeri hemen sevgiliyi görmüş gibi. İçeride olan insanlara bakmak ilk anda aklınıza gelmez. Raflara ilişir bir süre. Sonra yerlerde yığılı duran kitaplara bakarsınız. Gözleriniz kategorileri ararken en azından yeni çıkanlara veya çok satanlara bakarken bulursunuz kendinizi. Akılınızın bir köşesinde bir yerlerde okuduğunuz listeler gelir. Bir kaçını alır yoklarsınız elinizle. Almaya niyetiniz yoktur. Sonra vazgeçersiniz. Daha okunacak gerekenler vardır aklınızda.</p>
<figure id="attachment_8924" aria-describedby="caption-attachment-8924" style="width: 581px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg"><img class="size-full wp-image-8924" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?resize=581%2C385" alt="Kitabı satın almak ifadesi" width="581" height="385" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?w=581&amp;ssl=1 581w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitap-satin-alma.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 581px) 100vw, 581px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8924" class="wp-caption-text">Kitabı satın almak ifadesi</figcaption></figure>
<p>İçeride birilerine bir yazarın bir kitabını sorarsınız. Uzun süredir almayı ertelediğiniz. O birileri önde siz arkasında bulursunuz kitabı. Çok iyi biliyorsunuzdur kitabı. Açar bakarsınız harflerine, baskı kalitesine. Ön sözü okumanıza gerek yoktur. Henüz okumamış olsanız da okumuş kadar bilgi sahibisinizdir. Arkasını çevirirsiniz yazıları okumak için değil. Fiyatına odaklanırsınız. Bir kez daha erteleyeceksinizdir. Bahane ararsınız o an. Yerine koyarken hemen yanında ön yüzü görünecek şekilde konulmuş bir kitap size, siz de ona bakarsınız. Yazarını tanımazsınız. Hızlıca bir arkasına bir önüne sonra tekrar arkasına bakarsınız. Yazılanı okursunuz. Yazar için Alman denmişse Brecht gelir aklınıza, İngiliz ise belki de Moore gelir. Aa Çek miş? Neruda’ da Çek’ di değil mi? Bu adam da Fransız-mış. Stendhal tamam da, bunu tanımıyorum dersiniz. Birkaç satır daha okursunuz. Bir cümle, kısacık bir cümle sizi çeker. Öyle işte beni anlatıyor türünden değil. Basit, düz ve özlem-siz. Başka kitapları da vardır o yazarın aynı yerde. Gülümsersiniz yerine bırakırken.</p>
<p>Uzaklaşırsınız o raflardan. Daha ileri gidersiniz gezinmek, başka kitapla bulmak umuduyla. Aklınız bir yandan az önce baktığınız ve duymadığınız yazarın kitabındadır. Dolanırsınız ve yine aynı rafa gelirsiniz. Tekrar alıp bakarsınız ve yeniden okursunuz arkasını.  Kalın sayılmaz aslında dersiniz. Alsam mı ki? Minik bir düşünme payı yaratırsınız kendinize. Olmadı oturursunuz oracıkta üstelik yere. Vazgeçer tekrar yerine bırakırsınız.</p>
<figure id="attachment_8923" aria-describedby="caption-attachment-8923" style="width: 717px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg"><img class="size-full wp-image-8923" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg?resize=640%2C477" alt="Mağaza veya dükkândan çıkmadan gözleriniz raflarda gezinir adımlarınız çıkışa doğru ilerliyordur. " width="640" height="477" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg?w=717&amp;ssl=1 717w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/kitabevi.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8923" class="wp-caption-text">Mağaza veya dükkândan çıkmadan gözleriniz raflarda gezinir adımlarınız çıkışa doğru ilerliyordur.</figcaption></figure>
<p>Mağaza veya dükkândan çıkmadan gözleriniz raflarda gezinir adımlarınız çıkışa doğru ilerliyordur. Bahane arar düşünceleriniz. Ne kadardı fiyatı? Bakmamışsınızdır oysa. Hızlı adımlarla aynı kitaba üçüncü kez gidersiniz. Fiyatı da çok değil alsam mı? Ya ne var alayım bence güzel bir kitap. Çeker alırsınız yerinden o kitabı. Kasaya gelirsiniz ve satın alıyorum demezsiniz alıyorum dersiniz ve alırsınız.</p>
<p>Gece zaman yaratıp okumaya başlarsınız. Çektikçe çekmeye başlar sizi. Okurken bile birkaç kez yazarın ve kitabın adına bakarsınız. Bitirebilirseniz o akşam bitirdiniz yoksa bir sonraki güne kalır. Ancak her iki durumda da internetten araştırırsınız yazarı. Diğer kitapları daha çok ilginizi çekmeye başlar.</p>
<p>Birkaç gün sonra en yakın kitapçıya gidersiniz. Elinizde bir listeyle aynı yazarın birkaç kitabını hiç düşünmeden almak için oradasınızdır. Kitapçı sorar hangi yazar? Kimi zaman Zweig olur kimi zaman Hemingway.  KPSS kitabı değil ki satın alasınız. Kitap almaya geldim dersiniz.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/">Bir Kitap -(Satın)- Almak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kitap-satin-almak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8921</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşsel!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dussel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dussel/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 11:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8429</guid>
				<description><![CDATA[<p>Adımlarını hızlandırmış neredeyse koşacak hale gelmişti. Bir yandan insanlara çarpmamak için çabalıyor diğer yandan arkasına bakıp hala geliyor mu diye bakınıyordu. Yağmur yağmıyor olsa iyiydi. Lanet olsun şu gözlüğe! Yağmur damlaları iyiden iyiye görmesini engelliyordu. Kim olabilirdi? Gözlüğünü biraz kaldırıp net görmeye çalıştı. Üzerinde olan yırtık cübbesi üstelik kafasının tamamını kapayan geniş bir kapüşonu vardı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel/">Düşsel!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Adımlarını hızlandırmış neredeyse koşacak hale gelmişti. Bir yandan insanlara çarpmamak için çabalıyor diğer yandan arkasına bakıp hala geliyor mu diye bakınıyordu. Yağmur yağmıyor olsa iyiydi. Lanet olsun şu gözlüğe! Yağmur damlaları iyiden iyiye görmesini engelliyordu. Kim olabilirdi? Gözlüğünü biraz kaldırıp net görmeye çalıştı. Üzerinde olan yırtık cübbesi üstelik kafasının tamamını kapayan geniş bir kapüşonu vardı. Omuzları geniş, uzun boylu ve cüsseli bir adamdı. Bir erkek olmalı diye geçirmişti içinden. Tekrar önüne dönüp adımlarını biraz daha hızlandırdı. İnsanların arasında bir boşluk yakaladı ve koşmaya niyetlendi. Birden iki tarafından bulutsu su kütleleri insanlarla kendisi arasına girerek set çekti. Etrafına bakınıyordu. İki bulutsu kütleyi izledi biraz ileride birleşerek önünü tamamen kapadı. Geri döndü kapüşonlu adam baktı. Bulutsu su kütlerini o kontrol ediyor gibi iki eliyle hareketler yapıyordu.</p>
<p>Kalp atışlarını bile duyacak kadar yüksek atıyordu nabzı. “Kimsin sen?” diye haykırdı. Caddede olan hiç kimse görmüyor muydu? Kapüşonlu adam ellerini geriye doğru uzatıp bulutsu kütleyi kendi arkasında birleştirerek ikisini de içine alan bir ortam yarattı. Caddenin görüntüsü gittikçe kayboluyor hava kararıyordu. Kapüşonun içinde parlayan bir çift göz gördü. Sarı olduğuna emindi. Bir kaplan edasıyla üzerine geliyordu.</p>
<p>&#8220;Sakin ol&#8221; dedi hayvansı bir sesle. Daha çok hırıltı gibiydi. &#8220;Kimse görmüyor bizi&#8221; diye ekledi. Bir ucube diye geçirdi kafasından. Uykuda olabileceğini geçirdi zihninde. Kollarını, yüzünü yokladı.</p>
<p>-Geleceğe gitmek… istiyor musun?</p>
<p>-Şaka mı bu?</p>
<p>Filmlerde olurdu ancak veya romanlarda.</p>
<p>-Kim ben mi? Saçmaladığının farkına vardı. Başka Kime soruyor olabilirdi?</p>
<p>-Bunun için… buradayım istemiyorsan… giderim. Ne kadar… ileriye… ve nereye?</p>
<p>Güldü kendince, cesaret için dalga geçmek işe yarar mıydı? Nasıl bir konuşma şekliydi bu? Duraksayarak! Duraksama değil daha çok bekleyerek.</p>
<p>-Niye vaktin mi yok? İşin mi var?</p>
<p>-Zamanın efendisiyim… zamana ihtiyacım… yok… ama işim… var… bu doğru.</p>
<p>Sesinden kızmış olabileceğini anlamak mümkün değildi</p>
<p>-Tamam, tamam kızma. Evet istiyorum.</p>
<p>Kapüşon sağ tarafına omuzlarına doğru eğildi, gözler de. Tekrar yutkundu. Ucube açıklama bekliyordu.</p>
<p>-Tamam anladım. Yirmi yaşındayım ve kırk yıl sonraya kendimi görmeye. Tabi kendime gidebiliyorsam ve yaşıyorsam? Yani şey, yasayacaksam. Ya anladın iste.</p>
<p>İkisinin arasında başka bir su kütlesinden anafor oluşmaya başladı. Gittikçe derinleşiyor gibiydi. Düşememek için biraz geri durma ihtiyacı duydu. Gözleri anafora bakıyorken ucube konuşunca kafasını kaldırdı.</p>
<p>-Gidebiliyorsun! Ve… evet… yaşıyorsun.</p>
<p>“Dur dur” dedi yüzünü parmaklarıyla yokladı. Uyanmak ister gibi kendi canını yakmaya çalışıyordu.</p>
<p>&#8211; Yirmi dakikalık… bir seyahat… ve orada… geçireceğin bir… saatin olacak. Hazır mısın?</p>
<p>Kafasını onaylar gibi salladığı anda adamın iki eli uzanıp yakasından tuttu ve anaforun içine çekti. Birden boğulacak hissine kapıldı ama nefes alabiliyordu ve bir başka bulutsu su kütlesinin içinden çıkıp adeta başka bir dünyaya gelmişlerdi. Bu bir çeşit Einstein Roosen köprüsü gibi diye düşündü. İyi de bu ucube kimdi dahası neydi? Bir çölü andıran kumların üzerinde yürüyorlardı. İleride yine bir anafor vardı bu kez yerde değil de askıda, havada duruyordu. Tekrar anaforun içine girip kayboldular. Birkaç kez bunu tekrar etmişlerdi.</p>
<p>-Gerçekten kendimle görüşeceğim değil mi?</p>
<p>-İstediğin bu… değil miydi?</p>
<p>Soruya soru ile karşılık verecekse seyahat zor olacaktı.</p>
<p>-Geleceğimi biliyor mu? Yani şey biliyor muyum?</p>
<p>-Sence?</p>
<p>Buyur yine aynı şeyi yaptı diye geçiriyordu içinden.</p>
<p>-Neden ben peki? Yani niye bana geldin?</p>
<p>-Neden olmasın?</p>
<p>-Kimsin nesin sen? Bir açıklama istiyorum.</p>
<p>-Dönünce… anlatırım.</p>
<p>-Ne konuşacağım kendimle?</p>
<p>-Sen istedin… gitmeyi.</p>
<p>-Onu demek istemedim. Yasaklı olan bilgiler olacak mı?</p>
<p>-Elbette. Neleri… soramayacağını zaten… biliyorsun.</p>
<p>-Ne demek biliyorum?</p>
<p>-Dönünce anlattım… sana.</p>
<p>-Dönünce anlattın mı? Daha dönmedik farkındaysan.</p>
<p>-Döndük… Sen biliyorsun…. Orada.</p>
<p>Nihayet kumların olmadığı bir yerden çıkmışlardı. İki katli bir evin yan tarafından ön kapıya doğru yürümeye başladılar. Yağmur burada da yağıyordu. Dönüp ucube diye düşündüğü adama baktı ve evi işaret ederek “içeride miyim?” Diye sordu.</p>
<p>Düşünceleri uçuşuyordu. Başkasının evi olma&#8230; yuhhhh!  Evin hemen önünde duran yeşil klasik otomobili gördü. Şuna bak bu otomobil, üstelik yeşil. Hayalini kurduğumun birebir aynısı. Yüzünde gülümseme belirdi. Otomobile okşar gibi dokundu. Belki ev benim değil ama bu otomobil kesinlikle benim diye düşündü. Ucubeye dönüp</p>
<p>-Bu otomobil var ya…</p>
<p>Ucube kolunu kaldırıp gir der gibi işaret etti. Çok sessizdi ama be! Cümlesi yarım kaldı verandaya biri çıkmıştı.</p>
<p><em>-Çabuk gel bir saatimiz var çocuk! Girin içeri. </em></p>
<p>Biraz hızlanarak bahçeyi geçip verandaya çıktı. Yağmurun, toprağın, etraftaki bütün her şeyin kokusunu alıyordu. Kırk yıl sonraki kendisi, ucubeye sarıldı. İki eski dost gibiydiler. Şaşırarak baktı ikisine. Ne cesaret, nasıl bir ilişki bu der gibi geçirdi içinden. Sarılmanın ardından:</p>
<p>-Merhaba!</p>
<p>&#8211;<em>Merhaba!</em></p>
<p>-Bu gerçek değil mi?</p>
<p><em>-Evet gerçek.</em></p>
<p>-Zamanda seyahat ettim ve bunun gerçek olduğunu söylüyorsun. Geçmişe gitmek ve bir şeyleri değiştirmek kaos yaratır diye biliyordum. Kimse geçmişe gidemez sanıyordum.</p>
<p><em>-Öncelikle haklısın. Ama geçmişe gitmedin aksine geleceğe geldin. Ve doğru, hiçbir insan yani kimse gidemez ne geçmişe ne geleceğe.</em></p>
<p>-Ben nasıl geldim? O halde bu bir düş.</p>
<p><em>-Değil. Düşsel gibi ama değil. Bu seyahati o yapabiliyor sadece. O bu dünyadan değil. Dolayısıyla oluşacak en büyük bir değişiklik bile onu etkilemiyor. Kaldı ki bunları zaten biliyorsun. Dönünce sana anlatacak.</em></p>
<p>Çok anlamamıştı önemli değildi şuan için. Nasıl olsa dönünce anlatacaksa düşünmenin de anlamı yoktu. Evi gösterdi kafasını ileri doğru uzatarak.</p>
<p>-Kimse Var mı?</p>
<p><em>-Olmaması gerekiyordu. Seni, yani benim gençliğimi kim görse bayılırdı herhalde değil mi?</em></p>
<p>Sen bilirsin der gibi dudağını büktü.</p>
<p><em>-Kahve demlenmiştir artık. Geçelim içeriye.</em></p>
<p><em>&#8211;</em>Çay diyecektin herhalde. Demlemek dedin.</p>
<p><em>-Kırk yılda çok şey değişti.</em></p>
<p>-Ne kahvesi peki?</p>
<p><em>-Kolombiya!</em></p>
<p>-Kolombiya’dan kahve mi getirtiyorsun?</p>
<p><em>-Gerek yok. Her yerde her türlüsü var zaten. Ama iyisini alıyorum meraklanma.</em></p>
<p>İçeri girip çalışma odasına yönelmişlerdi. Ucube hemen arkasındaydı. İlk dikkatini çeken duvarların kütüphaneye dönüşmüş hali oldu. Önce gözleriyle sonra kafasını çevirerek bütün duvarlara baktı. Yaklaşıp parmaklarını kitaplarda gezdirdi. Yeşil klasik otomobilden sonra bu kütüphane ve kitaplar keyfini iyiden iyiye yükseltmişti.</p>
<p>-Kütüphanen var. Okudun mu bunların hepsini?</p>
<p><em>-BİZ okuduk.</em></p>
<p>-Hiçbir kitabı atmadım değil mi?</p>
<p><em>-Ödünç verdiğin kitaplar geri gelmedi. Ama meraklanma sonra gidip tekrar satın alıp yerine koydum.</em></p>
<p>Önce yanağını sonra çenesini kaşır gibi yaptı.</p>
<p>-Ne okuyorum şu sıralar biliyor musun? Yani hatırlıyor musun?</p>
<p><em>-Yalom! “ Divan”</em></p>
<p>-Sen, ben misin? Yani ikimiz aynı kişiyiz değil mi? Kırk yıl sonraki ben.</p>
<p><em>-Evet! Dediğin gibi ikimiz, yani sen kırk yıl önceki ben.</em></p>
<p>Küçük ama oldukça farklı görünen masanın arkasındaki rahat görünümlü koltuğa ucube geçip oturdu. Öndeki iki koltuktan birine izin ister gibi bakarak yerleşti. Kırk yıl sonraki kendi kahveleri doldurup diğer koltukta yerini aldı. Olgun adam parmaklarını gezdirdi masanın kenarında.</p>
<p><em>-Korsan gemilerinde kaptanların masası gibi değil mi? Koltuklarda öyle. Çok aradım bulamadım nihayetinde kendim tasarladım. </em></p>
<p>Ucube geriye yaslanmış odada yokmuş gibi oturuyordu. Ucubeyi işaret ederek biraz sessizce</p>
<p>-Bu kim bir fikrin var mı?</p>
<p>-Meraklanma! Siz dönünce anlatacak. Neden kırk yıl sonrasını istedin?</p>
<p>-Aslında kırk yıl sonra demeyecektim. Kırk yaşıma diyecektim ama ödümü koparmıştı. Yanlışlıkla kırk yıl sonra dedim. Ama eğer sen bensen bunu biliyor olman gerekmez mi?</p>
<p>-Hayır, biliyorum elbette ama gerçekten korkudan mı olduğuna emin olmak için soruyorum. Sen biraz önce yaşadın bunu. Bense kırk yıl önce.</p>
<p>Bir müziğin çalındığını fak etti.</p>
<p>-Bu çalan? Hala dinliyoruz. Vay be! Bazı şeyler değişmiyor demek.</p>
<p><em>-Değişmeyenler olabiliyor.</em></p>
<p>-İnanılmaz. Bu ev senin, yani benim, yani bizim neyse işte öylemi?</p>
<p><em>-O dediğinden.</em></p>
<p>Odanın penceresine yaklaştı dışarıda duran klasik otomobile tekrar baktı gülümsedi.</p>
<p>-Aldık mı yani şu fıstığı?</p>
<p>Olgun adam kahkaha attı. Çok eğleniyor gibiydi. Pencereden dönerek odayı süzdü. Kırk yıl sonraki kendine baktı.</p>
<p>-İyi görünüyorum.</p>
<p><em>-Teşekkür ederim. Sende öyle.</em></p>
<p>-Aman Tanrım. Yani aslında her şeyi biliyorsun değil mi?</p>
<p><em>-Noktasına. Virgülüne kadar. Matrixi bilseydin aslında kaşık yok derdim.</em></p>
<p>-Bilirim matriks ve determinant. Yok, teşekkürler şeker kullanmıyorum.</p>
<p>Sadece gülümsedi olgun adam.</p>
<p>-Bak gelirken yolda çok düşündüm. Sana neler sormam gerektiğini falan anlıyor musun?</p>
<p><em>-Bende kırk yıldır düşünüyordum. Ne cevaplar vereceğimi.</em></p>
<p>-Tamam, işte onu diyorum yani ne soracağımı da biliyorsun o halde değil mi? Madem sen bensin bu seyahati veya bu neyse işte onu yaptın değil mi? Ve dolayısıyla soracağım soruları sen zaten sordun ve cevapları aldın.</p>
<p><em>-Bir bakıma haklısın.</em></p>
<p>-O zaman anlat ben sormadan.</p>
<p><em>-Neden? Belki senin sormanı bekliyorum ve inan bu daha heyecan verici olacak.</em></p>
<p>-Zamanımız yok biliyorsun. Sen de yaptıysan bu seyahati ki yaptım diyorsun zaten, değiştirdiğin bir şeyler mutlaka oldu. Ve buna rağmen yine de eksikliğini hissettiğin bilgiler de olmuştur. Demek istediğim her durumda benden daha deneyimlisin.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, masanın çekmecesinde duran zarfı ucubeden istedi. Ve alıp masanın ortasına koydu.</p>
<p><em>-Meraklanma bu zarfta her şeyi yazdım senin için. Yüzlerce kez yeniledim yazdıklarımı. Her önemli notları düştüm. O </em>nedenle endişe etmene gerek yok sen sadece konuş.</p>
<p>-Peki öyle diyorsan… Çok hata yaptık mı?</p>
<p><em>-İnanamayacağın kadar çok.</em></p>
<p>-Düzeltebileceğim hatalardır umarım.</p>
<p><em>-Sana ve becerilerine kalmış.</em></p>
<p>Kahvesinden bir yudum aldı genç adam.</p>
<p>-Pişmanlığımız var mı?</p>
<p><em>-Saymakla bitmeyebilir.</em></p>
<p>-Deli misin sen? Nasıl bir hayat yaşadık böyle? Pişmanlıklar, hatalar diyorsun.</p>
<p>Kızmıştı genç adam yerinden kalktı. Odaya bakınıyordu. Birden duraksadı.</p>
<p>-Canını yakanlar oldu mu? Şu veya bu şekilde yani?</p>
<p><em>-Olmaz mı?</em></p>
<p>&#8211; Hiç merak etme. Gereken neyse yaparım. Gelmem iyi olmuş o halde. Bu kadar çok hata ve pişmanlık varsa not etmişsindir. Demek oluyor ki sen gençken gidip kendini bulduğunda sana yeteri kadar bilgi verilmemiş. Daha ince düşünüp, daha doğru bilgileri hazırladığını duymak istiyorum.</p>
<p><em>-Zarf o nedenle duruyor. Giderken yanına alacaksın.</em></p>
<p>-Karın, karımız çocuklarım falan var mı?</p>
<p><em>-Bunları kendin nasıl olsa göreceksin.</em></p>
<p>-Bak kusura bakma ama bilge tavırlarına girmen hoşuma gitmiyor.</p>
<p><em>-Bilge değilim. Zarfı açtığında yapman gerekeni göreceksin.</em></p>
<p>-Kimseyi yitirdik mi? Ölen oldu mu?</p>
<p><em>-Vaktinden önce ölen olmadı.</em></p>
<p>Ne soracağını bilemedi bir an. Madem zarfta yazılıydı alıp gitmeyi geçirdi kafasından. Ucubeyle karşılaşmadan önce keyifsiz olduğunu hatırladı. Ucubeyi kafasıyla işaret ederek konuştu</p>
<p>-Beni nereden aldı hatırlıyor musun?</p>
<p><em>-Evet elbette. O zaman ki adı Etap Marmara Oteli’ne varmadan hemen önce.</em></p>
<p>-İyi madem hatırlıyorsun neden gezindiğimi de biliyorsundur.</p>
<p><em>-Evet biliyorum. Şu yazın tanıştığın kız. Burnunun kenarında izi olan sevimli kız. Ayrılmak zorunda kaldın ve ne yapacağını bilemez haldesin.</em></p>
<p>-Sevimli mi? Ne sevimlisi? Köpekten bahseder gibisin. Âşıktım ben ona yani sen yani ikimiz işte. Gerçekten incinmiş durumdayım ve üzgün. Hatırladığın bir tek burnunun kenarında olan iz mi?</p>
<p><em>-Ne gariplik var bunda?</em></p>
<p>-Saçmalıyorsun. Sen ben değilsin olamazsın. Ben o kızı unutamam.</p>
<p><em>-Unuttum demedim. Unuttuğum acısıydı.</em></p>
<p>-Acısını mı unuttun? Aşığım diyorum sana daha nasıl anlatabilirim? Demek bitti gerçekten. Kesinlikle yanılıyorsun.</p>
<p><em>-Bunun aşk olduğunu sanıyorsun.</em></p>
<p>-Ne? Ciddi değilim de.</p>
<p><em>-Ciddiyim.</em></p>
<p>Madem kendisiydi o halde o da yaşamıştı ve öyle diyorsa haklı olma ihtimali yüzde yüzdü. Gelecekte neler olmuştu?</p>
<p>-Tamam, ne yapmamı öneriyorsun?</p>
<p><em>-Zarfta her şeyi bulacaksın dedim sana.</em></p>
<p>İşler umduğu gibi gitmiyordu. Cebinden sigara paketini çıkardı. Sigarasını yakmadan önce kırk yıl sonra ki kendine uzattı. Kırk yıl sonraki kendi, başka sigara çıkarıp yaktı.</p>
<p>-Ekonomik durum ne alemde?</p>
<p><em>-Aç veya susuz kalmadık.</em></p>
<p>-Sağlık ile alakalı endişelenmem gerekiyor mu?</p>
<p><em>-Hayat kalitemizi düşüren sorunlarımız yok. Minik denilen hastalıklar herkesin başına geldiği kadar.</em></p>
<p>Sigarasından bir nefes alıp zarfa uzandı.</p>
<p>-Şimdi açmak istiyorum.</p>
<p><em>-Ama açmayacaksın.</em></p>
<p>-Nirvana ayaklarındasın. Hoşlanmadım kendimden. Kendimden değil de tavırlarından. Ben olsam…</p>
<p>&#8211;<em>Evet sen olsan?</em></p>
<p>-Ben olsam herkesi toplar tanıştırır ve anlatırdım.</p>
<p>Sesi kızgın ve şikâyet eder gibi çıkıyordu.</p>
<p><em>-Filmin başında finali görmek gibi mi?</em></p>
<p>-Evet! Aynen öyle. Neleri göreceğimi, neler olacağını anlatırdım sana.</p>
<p><em>-Kırk yıl sonra sen öyle yaparsın o halde.</em></p>
<p>-Yaparım emin ol.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, saatine baktı.</p>
<p><em>-Vakit yok. Çağırırdım ama yetişemezler. Üzgünüm.</em></p>
<p>Odanın içinde dolaşıp detay görebilmeyi umut ediyordu. Gözüne bir dergi ilişti. Eline aldı bakabilir miyim? Sormasına gerek bile kalmadı. Kırk yıl sonraki kendi, kafasını salladı. Sayfaları hızlıca geçiştirdi.</p>
<p>-Sanırım İspanyolca. İngilizceden sonra İspanyolca mı? Öğrendin mi gerçekten?</p>
<p>-Si aprendido.</p>
<p>-Fransızca olsa olmaz mıydı?</p>
<p>-Muy buen espanol.</p>
<p>Gülümsedi önce, sonra içten bir kahkaha attı. Parmaklarını saçlarının içinden geriye doğru gezdirdi. Pencereye yaklaşıp yağmura baktı. Dışarıyı izlerken mırıldandı.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendine yaşadığı anı, düşüncelerini ve duygularını anlattı. Bu muhabbetten ikisi de keyif alıyordu. Zaman gittikçe daralıyordu. Buraya sanki kırk yıl sonraki kendisi onu çağırmış ve konuşturuyor gibiydi. Çok takılmadı bu düşünceye nasıl olsa zarf vardı. Yine de dayanamadı.</p>
<p>-Benim için önemli olan bir konu var. Gerçekten önemli yani yüreğimin bir köşesinde duruyor. Mutlaka gezdim eminim. Bu ülke bile bitmek üzere ama merak ettiğim şey yani nasıl desem. Nereleri gezdiğini sormak değil derdim ama seni en çok etkileyen bir yer oldu mu? Ne kadarını hatırlıyorsun bilmiyorum ama hani belki sonraları etkisini yitirmiş bile olabilir. Yani aslında şuna cevap verebilirsen çok sevinirim. Beklentilerini karşılayan şehir var mı?</p>
<p>-Çok yer gezdim. Ama yine de bir yer dersen sanırım Evet var.</p>
<p>Hayal kırıklığı yaşamıştı. Hemen cevap gelmediğine göre zaman içinde yitirmişti bazı şeyleri. Umutsuzca baktı.</p>
<p>-Neresi söylesene.</p>
<p>Sormasa daha mı iyi olurdu? Hayali ile yaşamak daha iyi olmaz mıydı?</p>
<p>-Neresi söylesene. Bu bir sır değil sanırım. Söylemende sakınca olmasa gerek.</p>
<p>Aptalca bir soru sorduğunu düşündü. Keşke sormasaydı. Şimdi kalkıp saçma sapan bir şehir diyebilirdi. İsmini bile duymadığı bir şehir. Kırk yıl sonraki kendi, önce göz kırptı ve dudaklarını gülmemek için zorlayarak mırıldandı.</p>
<p>-Beyrut!</p>
<p>-Evvvettt! Biliyordum. Biliyordum. Kesinlikle biliyordum. Hey ucube bak bunu çok iyi biliyordum. Aman Tanrım demek boşuna değildi bütün hislerim. Beyrut evet Beyrut.</p>
<p>Yumruklarını sıkmış ne yapacağını bilemez halde dönüp duruyordu.</p>
<p>-Ne zaman gideceğim Beyrut’a? Zarfta bunları da yazdın değil mi?</p>
<p>-Zarfta her şeyi bulacaksın dedim sana değil mi?</p>
<p>-Beyrut! Bir şey söyle Beyrut için hiç olmazsa.</p>
<p>-hmm… “Yaraların sarıldığı yer.”</p>
<p>-O kadar iyi mi?</p>
<p>-Fazlası bile var.</p>
<p>Gidip zarfı tekrar aldı. Eliyle tartıyor gibi yaptı. Oldukça hafif geldi o an.</p>
<p>-Açmak istiyorum. Bu zarf çok hafif hiç hoşuma gitmedi. Nasıl her şey var?</p>
<p>Sigarasını hışımla söndürdü.</p>
<p>-Bak bu zarf boşsa veya bilgece bir tek cümle falan yazıyorsa inan bana seni asla ama asla affetmem.</p>
<p><em>-Zarf boş değil ve senin temin ederim ki tek bir cümleden oluşmuyor. Her şeyi bulacaksın.</em></p>
<p>-O halde neden hafif? Bak bir kez daha düşün. Belki unuttuğun veya atladığın bir şey vardır. Kalem! Kalem ister misin? Bak kâğıt da var.</p>
<p><em>-Hatalar bir birlerini tetikler bilirsin. Bir hatayı ortadan kaldırdığında ona bağlı gelişen bütün hatalar ortadan kalkar. Ben sadece çok çok önemli tavsiyelerde bulundum. Hayati derecede olanları. Bana, diğer anlamda kendine güven lütfen.</em></p>
<p><em>-Evi gezebilir miyim?</em></p>
<p><em>-Hayır gezemezsin. Kurallar böyle. Detaylardan gelecek hakkında bilgi edinmen yasak.</em></p>
<p><em>-Hangi kurallar bu? Kimin kuralları?</em></p>
<p><em>-Sirast’ın</em></p>
<p><em>-Sirast da kim?</em></p>
<p><em>-Senin ucube.</em></p>
<p><em>-Adı Sirast mı? Neden söylemedi?</em></p>
<p><em>-Sormamış olabilir misin?</em></p>
<p>Ucube ayağa kalktı. Bu zaman doldu demek oluyordu. Zarfı cebine koydu. Beraber dışarı çıktılar. Yağmur yağmaya devam ediyordu. Bahçeyi beraber geçtikleri sırada bulutsu anafor biraz ileride tekrar belirdi. Son bir soru için döndü kendine baktı.</p>
<p>-Şu sevimli kız.</p>
<p>Kırk yıl sonraki kendi, iki elini açarak bitti demeye getirmişti.</p>
<p>-Yapma be! Hiç şans yok mu?</p>
<p><em>-Üzgünüm.</em></p>
<p>Canı giderayak sıkışmıştı yeniden. Derin bir nefes aldı.</p>
<p>-Her şey bu zarfın içinde değil mi?</p>
<p><em>-Her şey!</em></p>
<p>-Bütün önemli şeyler?</p>
<p><em>-Bütün önemli şeyler.</em></p>
<p>-Senin hayatını daha iyi yaşamam için her şey?</p>
<p><em>-Hayatımızı daha iyi yaşamamız için her şey.</em></p>
<p>-Sana güveniyorum.</p>
<p><em>-Bende sana.</em></p>
<p><em>&#8211;</em> Söylemek istediğin bir şey var mı?</p>
<p><em>-İstanbul’un ve yağmurun tadını çıkar.</em></p>
<p>-Yağmurun mu?</p>
<p><em>-Yağmurun. İleride çok seveceksin.</em></p>
<p>Sirast ve Kırk yıl sonraki kendisi sımsıkı sarıldılar.</p>
<p><em>-Benim için yaptıklarına ve onu için yapacaklarına minnettarım.</em></p>
<p>Tereddütleri bitmek bilmiyor gibiydi. Kabanını açıp zarfı parmağıyla tekrar gösterdi.</p>
<p><em>&#8211;</em>Her şey?</p>
<p><em>-Her şey.</em></p>
<p>-Eksiksiz her şey?</p>
<p><em>-Her şey. Eksiksiz.</em></p>
<p>-Hoşça kal.</p>
<p><em>-Kırk yıl sonra tekrar görüşürsün. Hoşça kal.</em></p>
<p>Ucubeyle beraber anaforun içine girip geldikleri gibi döndüler. Aynı sokağa çıkmak üzereydiler. Caddenin ortasında etraflarını sarmalayan su kütlesinin içindeydiler. Zarfı cebinden çıkardı.</p>
<p>-Artık açabilir miyim?</p>
<p>-Elbette… açabilirsin gelecekten… üstelik kendinden… geliyor.</p>
<p>Heyecanla ama özenle açıp içinden kâğıdı çekip yavaşça açtı. Göz bebekleri büyüdü. Ucubeye baktı.</p>
<p>-Çabuk beni götür. Lütfen! Geri götürmelisin beni. Bak yalvarırım götür. Sirast bunu esirgeme benden lütfen olur de.</p>
<p>Sesi titriyordu. Bir elinde kâğıt diğerinde zarf ayaklarını yerden yere vuruyordu. Deliye dönmüş gibiydi. “Bana bunu yapma” diye haykırıyordu. “Söz vermiştin önemli her şey burada yazılı olacaktı? Hani her şeyi yazmıştın? Hani her şey bu zarfın içindeydi? Gözleri dolmuştu ucubeye yardım ister gibi bakıyordu. Dizlerinin üstüne yıkıldı.</p>
<p>-Hiç olmazsa kim, nerede, nasıl diye yazsaydın.</p>
<p>Ucube hırıltılı sesiyle yeniden konuştu.</p>
<p>-Tek bir… cümleden… oluşmuyor demişti. Neler… yazmış merak… ettim. Her… şey ne?</p>
<p>-Tek bir cümle değil derken yalan söylememiş.</p>
<p>Ucubeye doğru kafasıyla beraber kâğıdı da kaldırdı.</p>
<p>-Bir cümle bile değil, tek kelime yazmış.</p>
<p>“AŞK”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dussel/">Düşsel!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dussel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8429</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 08:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8290</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir robot gitar çalarsa bu canlı müzik midir? Robot bir aşçının yemeğini yedikten sonra “eline sağlık” demek gerekir mi? Hakemler robot olursa “hakem şansı yanında olsun” demek doğru olur mu? Tiyatro oyunu sergileyen bir robotu perde kapanırken alkışlamak gerekir mi? Female bir androide yolda yürürken “taş gibi” demek ayıp olur mu? Andorid imam abdest almalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/">Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir robot gitar çalarsa bu canlı müzik midir?</p>
<p>Robot bir aşçının yemeğini yedikten sonra “eline sağlık” demek gerekir mi?</p>
<p>Hakemler robot olursa “hakem şansı yanında olsun” demek doğru olur mu?</p>
<p>Tiyatro oyunu sergileyen bir robotu perde kapanırken alkışlamak gerekir mi?</p>
<figure id="attachment_8294" aria-describedby="caption-attachment-8294" style="width: 562px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg"><img class="size-full wp-image-8294" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=562%2C370" alt="Aşçı Robotlar" width="562" height="370" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?w=562&amp;ssl=1 562w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 562px) 100vw, 562px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8294" class="wp-caption-text">Aşçı Robotlar</figcaption></figure>
<p>Female bir androide yolda yürürken “taş gibi” demek ayıp olur mu?</p>
<p>Andorid imam abdest almalı mıdır?</p>
<p>Andorid papaza günah çıkartsak kabul olur mu?</p>
<p>Uşak androidi alışverişe göndersek arkasından: “Allah’ emanet ol” denmeli midir?</p>
<figure id="attachment_8292" aria-describedby="caption-attachment-8292" style="width: 476px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg"><img class="size-full wp-image-8292" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?resize=476%2C359" alt="Robot Partnerler" width="476" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?w=476&amp;ssl=1 476w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?resize=300%2C226&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 476px) 100vw, 476px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8292" class="wp-caption-text">Robot Partnerler</figcaption></figure>
<p>Android partnerinize: “akşam eve gecikme” diyebilir miyiz?</p>
<p>Seks sonrası androide: “hayatım performansını beğendim” demek ne kazandırır?</p>
<p>Android sürücüye: “yavaşlasana kaza yapacaksın” denebilir mi?</p>
<p>Bir andriode aşık olunabilir mi? Olunursa normal bir davranış olur mu?</p>
<p>Bir androidi terk edersek depresyona girer mi? Girerse ne kadar sürede atlatır?</p>
<figure id="attachment_8291" aria-describedby="caption-attachment-8291" style="width: 487px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg"><img class="size-full wp-image-8291" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?resize=487%2C526" alt="Robot ile ilişki mümkün mü?" width="487" height="526" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?w=487&amp;ssl=1 487w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?resize=278%2C300&amp;ssl=1 278w" sizes="(max-width: 487px) 100vw, 487px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8291" class="wp-caption-text">Robot ile ilişki mümkün mü?</figcaption></figure>
<p>Köpeği android yürüyüşe çıkarırsa sizi unutup androide bağlılık gösterir mi?</p>
<p>Female androidler kıskançlık ederler mi?</p>
<p>Yatağı ısıtmak için önceden yatağa giren android bir sevgili midir? Yoksa elektrikli battaniye mi?</p>
<p>Başkasına ait bir android bizi çıplak görürse utanmalı mıyız?</p>
<p>Androidler öğretmenlik yaparsa yılın öğretmeni nasıl seçilecek?</p>
<p>Android olur da bir insanın ölümüne sebep olursa ceza alır mı?</p>
<p>Biz mavi derken android #3665d0 diyorsa aynı renkten mi bahsediyor oluruz?</p>
<p>Ölürseniz androidiniz üzülür mü?</p>
<p>İnsanlıktan çıkılabiliyorsa androdilikten çıkılabilinir mi?</p>
<figure id="attachment_8295" aria-describedby="caption-attachment-8295" style="width: 468px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg"><img class="size-full wp-image-8295" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?resize=468%2C321" alt="Robotlarla yaşamak" width="468" height="321" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?w=468&amp;ssl=1 468w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 468px) 100vw, 468px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8295" class="wp-caption-text">Robotlarla yaşamak</figcaption></figure>
<p>Nikah şahidi olarak android seçilebilir mi?</p>
<p>Android sevgilimin arkasından yaklaşıp “bööö” diye bağırsam korkar mı? Korkarsa ne yapacağız?</p>
<p>Androidler için kutsal kitap yazmak gerekir mi?</p>
<p>Renk körü bir kadın, androidine yeşil mantomu ver derse ne olur?</p>
<p>Androidle saklambaç oynasanız kazanma şansınız nedir?</p>
<p>Android partnerize “bana sürpriz yap” demek ne kadar cesaret ister?</p>
<p>Hoşça kalmanız, androidsiz kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/">Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8290</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Stalk, Stalker ve Stalk’lamak!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Feb 2017 05:33:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8120</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sosyal medyanın nimet olarak görüldüğü internet dünyasında neredeyse her ay yeni bir kavram ortaya çıkıyor ve kullanıcılar uzak kalmamak adına ilgi gösteriyorlar. Ne kadar beceri o kadar stalk. Stalk kelime anlamı olarak “iz sürmek” demek ve Stalker ise “iz sürücü”. Bu kavram sosyal medyada ve becerilerinize göre birileri hakkında olabildiğince bilgi toplamak üzerine gelişen bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/">Stalk, Stalker ve Stalk’lamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyanın nimet olarak görüldüğü internet dünyasında neredeyse her ay yeni bir kavram ortaya çıkıyor ve kullanıcılar uzak kalmamak adına ilgi gösteriyorlar.</p>
<h2>Ne kadar beceri o kadar stalk.</h2>
<p>Stalk kelime anlamı olarak “iz sürmek” demek ve Stalker ise “iz sürücü”. Bu kavram sosyal medyada ve becerilerinize göre birileri hakkında olabildiğince bilgi toplamak üzerine gelişen bir kavram.  Basit kullanıcılar merak ettikleri kişileri kısıtlı yeteneklerine karşılık sosyal medya aracılığıyla iz sürmeye çalışıyorlar. Bu tür bir merak, kişinin varsa facebook, instagram, youtube, scorp, snapchat gibi organlarda gezinerek bulabildikleri her materyali kendince değerlendirerek daha çok tanıma şansına sahip oluyor.</p>
<figure id="attachment_8125" aria-describedby="caption-attachment-8125" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg"><img class="wp-image-8125 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?resize=640%2C426" alt="Stalker" width="640" height="426" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/stalker.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8125" class="wp-caption-text">Stalker</figcaption></figure>
<h2>Kimler ve neden yapıyor?</h2>
<p>Kullanıcıların neredeyse tamamına yakını merak duygusuna yenilerek bazen eski sevgilisinin, iş arkadaşının veya komşusunun izini sürerek araştırma yapıyor. Bunun bir hastalık mı yoksa normal bir davranış mı olduğu psikoloji alanına giriyor. Ama en nihayetinde fazlası hem iz sürücüye hem de izini sürülene zarar verebilecek durumların ortaya çıkmasına sebep olabilir.</p>
<figure id="attachment_8122" aria-describedby="caption-attachment-8122" style="width: 696px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg"><img class="size-full wp-image-8122" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?resize=640%2C427" alt="Sosyal Medyanın İz Sürücüleri" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?w=696&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-iz-surucu.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8122" class="wp-caption-text">Sosyal Medyanın İz Sürücüleri</figcaption></figure>
<h2>Nasıl bir çalışma?</h2>
<p>Kullanıcılar profilini gizlememişse stalker bundan faydalanarak önce kişiye oradan arkadaşlarına ulaşıyor. Zaman ve merak duygusu baskın olduğu durumlarda bir basamak daha ileriye geçerek arkadaşlarının arkadaşlarına kadar ulaşıyor. Bu konuda ünlülerin bir sıkıntısı yok çünkü zaten nerdeyse bütün adımları görsel, yazılı ve sosyal medyada bulunuyor. Profil gizliyse sahte hesaplarla kendini ekletme yoluna gidiyor.</p>
<figure id="attachment_8121" aria-describedby="caption-attachment-8121" style="width: 785px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg"><img class="size-full wp-image-8121" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg?resize=640%2C360" alt="İs sürücüler zaten hep vardı." width="640" height="360" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg?w=785&amp;ssl=1 785w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/iz-surucu.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8121" class="wp-caption-text">İs sürücüler zaten hep vardı.</figcaption></figure>
<h2>Yetenekli eller bu işi zaten yapıyorlardı.</h2>
<p>Bilişim ve bilgisayar konusunda yetenekli insanlar bu tür bir davranışı çok önceleri üstelik daha fazlasını yapabiliyorlardı. Bir hacker bilgisine ve yeteneğine sahip kişiler, kullanıcıların sadece sosyal medyada olan profillerinin dışında hesaplarına kadar girip elde edebileceği bütün bilgileri elde ediyordu.</p>
<h2>Stalk ve istihbarat arasındaki fark.</h2>
<p>İstihbarat zaten kavram olarak bilgi toplama amaçlıdır. Bu bilgiyi toplamak bir istihbaratçı için yeterli gelmez çünkü bilgiyi işlemek ve tutarlı bir değerlendirme yapmak gerekir. Stalker internette dahası sosyal medyada gördüklerini kafasına veya bir kağıda dökerken istihbaratçı bu bilgileri yine bilgisayar tabanlı programlarla sınıflandırır.</p>
<figure id="attachment_8123" aria-describedby="caption-attachment-8123" style="width: 806px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg"><img class="size-full wp-image-8123" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=640%2C419" alt="Bir stalker tehlikeli olursa..." width="640" height="419" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?w=806&amp;ssl=1 806w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=300%2C197&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=702%2C459&amp;ssl=1 702w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/sosyal-medya-takip.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8123" class="wp-caption-text">Bir stalker tehlikeli olursa&#8230;</figcaption></figure>
<h2>Stalker yetenekli ve psikolojik sorunları olan biriyse!</h2>
<p>Söz konusu verilerin işlenmesi ise SPSS (Statistical Package fort he Social Sciences) listenin en üstünde yer alır. Bu programı kullanmayı bilen biri bilgilerinizi işleyerek sizin hakkınızda sizden daha fazla bilgiye sahip olur. Mesela erkek arkadaşınızın bir başka kadınla ilgileniyor olduğunu siz dahi bilemezken o bilebilir. Hatta sizden ayrılacağı tarihi bile basit bir sapmayla dahi söyleyebilir.</p>
<h2>Stalker için çözüm mümkün mü?</h2>
<p>Profilinizi gizliyor olmanız sıradan bir stalker için bile yeterli gelmez. Arkadaşlarınızdan birilerinin profili açıksa ve o arkadaşınızın gönderilerinde etiketlenmiş iseniz veya o arkadaşınızın gönderisine yorum veya beğeni dahi yapsanız stalker tereyağından kıl çeker gibi bilgi elde eder.</p>
<p>Facebook kurucusu Mark Zuckerberg yakın tarihte bir açıklama yaparak: “biz insanlara bir ses verebilmek adına bir sosyal medya organı oluşturduk.” Dedi.  Bu durumda doğru kullanım kendinizi göstermekten ziyade derdinizi anlatabilmek, bir konuya dikkat çekebilmek adına yapılan paylaşımlar bir stalker için sadece dünya görüşü olarak kalır. Bu konuda da siyasetten uzak kalmak olası diğer sorunların da önüne geçmek olur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/">Stalk, Stalker ve Stalk’lamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/stalk-stalker-stalklamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8120</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeitgesit, Sex ve Forklift</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 05:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7104</guid>
				<description><![CDATA[<p>Alman filozof Johann Gottfried Herder tarafından ortaya konulan bir çağın duygu ve düşünce biçimine verilen adlandırmadır. Sonraları zeitgeist kelimesine “zamanın ruhu” anlamı yüklenmiştir. Zeitgesit Belgeseli Yapımcısı tam olarak bilinmeyen bu belgesel serisi ilk olarak 2007 yılında yayınlandı. Din ve para ekseninde dünyayı etkilemek adına çevrilen dolapları anlatmak üzerine bir ilke edindi. İnsanları aldatabilmek adına yapılan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/">Zeitgesit, Sex ve Forklift</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Alman filozof Johann Gottfried Herder tarafından ortaya konulan bir çağın duygu ve düşünce biçimine verilen adlandırmadır. Sonraları zeitgeist kelimesine “zamanın ruhu” anlamı yüklenmiştir.</p>
<h2>Zeitgesit Belgeseli</h2>
<p>Yapımcısı tam olarak bilinmeyen bu belgesel serisi ilk olarak 2007 yılında yayınlandı. Din ve para ekseninde dünyayı etkilemek adına çevrilen dolapları anlatmak üzerine bir ilke edindi. İnsanları aldatabilmek adına yapılan girişimlerden ve komplolardan bahsedildi. Küresel çapta yapılacak ve ciddi ses getirebilecek terör eylemleri dahil bu belgesel serisinde açıklanmaya dahası ispat edilmeye çalışıldı. Zeitgesit seri olarak The Movie, Addendum, Movement (Oriental Presantation) ve Moving Forward olarak izleyiciye sunuldu. Büyük çaplı komploların küresel çapta nasıl oynandığını gözler önüne sererek: olabilir mi? Sorusuna cevap arar niteliğindedir.</p>
<h2>2025 Android yılı olacak</h2>
<p>Bir makineye android işlemci yerleştirerek ve gelişmiş yazılımlarla donatarak onu robot sınıfına koymanız özünde birer makine olduğu gerçeğini değiştirmez. Teorik olarak bir forklift veya robot aynıdır. Bazı bilim adamlarına göre 2025 android robotların adeta ete ve kemiğe bürünmüş haliyle karşımıza çıkacağı yıl olacak.  Bu durumda ürünün hangi işlerde kullanılacağı, pazarlaması ve tanıtımı yapılacak.  Reklam kavramı tüketiciye “ihtiyacın var al” diyebilmenin bir yoludur. Ancak bu ürünün satın alınmasını sağlamak için reklamdan ötesi bir uğraşa ihtiyaç duyacaklar.</p>
<h2>Evlerin içine sokulacak bir robotun maliyeti işleve göre değişir</h2>
<p>Bugün gelinen teknoloji ile evde ütü yapabilecek robotları üretmek veya dağınıklığı toplamak ve temizlik işlerinde kullanılacak robotları yapabilmek zor değil. Böylesi bir robot işlerinizi kolaylaştırabilir ve kendinize zaman ayırmanızı sağlar. Üstelik yapacağı iş açısından yüksek risk barındırmaz. Böylesi bir robotun maliyeti çok yüksek rakamlarla telaffuz edilemez. Böyle bir üretim de onu üretecek firmaya yüksek bir gelir sağlamaz. Bu nedenledir ki bu tür işlevleri yerine getirmek üzere tasarlanmış robotları asla göremeyebiliriz.</p>
<figure id="attachment_7107" aria-describedby="caption-attachment-7107" style="width: 611px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7107 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?resize=611%2C407" alt="Daha karmaşık daha işlevsel robotlar alıcı bulurlar" width="611" height="407" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?w=611&amp;ssl=1 611w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/robotlarla-ask.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7107" class="wp-caption-text">Daha karmaşık daha işlevsel robotlar alıcı bulurlar</figcaption></figure>
<h2>Daha karmaşık daha işlevsel robotlar alıcı bulurlar</h2>
<p>Basit işlerde kullanmak yerine daha karmaşık yapıları olan robotlar tercih edileceği pazarlama açısından önem arz eder. Bu işe ayrıca eğlence kavramını yerleştirmeleri satın alınma cazibesini katlayacaktır. Bu nedenle seks yapabilecek robotlar çok yakın bir gelecekte kullanıma sunulacak.  Ancak bu tür bir işlevi yerine getirecek robot bir hayli ileri teknoloji ve dolayısıyla maliyet getirecektir.</p>
<h2>İhtimallerden en önemlisi insanların kolay kabullenmeyeceği</h2>
<p>Bir insan boyunda ve görünüşü ile insana benzeyen cinsiyeti olan bir robot her ne kadar ilginç gelse de insanların tepkisiyle karşılaşacak. Üstelik bu robotların insana göre tükenmek bilmeyen enerjileri sayesinde teorik ve uygulama aşamasında insanlardan daha iyi bir partner olacağı düşüncesi kısa süreli bir kabullenmeme etkisi yaratacaktır. İşin içine insani duygular girince kıskançlık ve bağımlılık gibi, bir anda ortalık kavram kargaşasına dönecektir.</p>
<figure id="attachment_7105" aria-describedby="caption-attachment-7105" style="width: 336px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7105 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg?resize=336%2C660" alt="İhtimallerden en önemlisi insanların kolay kabullenmeyeceği" width="336" height="660" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg?w=336&amp;ssl=1 336w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/akilli-robotlar.jpg?resize=153%2C300&amp;ssl=1 153w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7105" class="wp-caption-text">İhtimallerden en önemlisi insanların kolay kabullenmeyeceği</figcaption></figure>
<h2>Zeitgesit ve seks</h2>
<p>İnsanların robotlarla seksi kabul edebilmelerinin en etkili yolu, mecbur kalmaları durumunda mümkün olabilir. Eğer 2025 bu robotların üretim yılı olacaksa 2025 yılından önce ortaya bir senaryo konması gerekecektir. Bu iş için en uygun ve tehlikeli yöntem bir salgın olacağı düşünülürse neler olur?</p>
<figure id="attachment_7106" aria-describedby="caption-attachment-7106" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7106 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg?resize=600%2C338" alt="Zeitgesit ve seks" width="600" height="338" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/cinsel-obje-robotlar.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7106" class="wp-caption-text">Zeitgesit ve seks</figcaption></figure>
<h2>AIDS yeterli gelmemiş olabilir mi?</h2>
<p>Laboratuvarlarda üretilecek yeni ve etkili bir virüs insanların insanlarla seks yapmasını engelleyebilir mi? Düşünün öyle bir virüs ortaya çıkmış ve sadece seks ile bulaşıyor olsun. Böyle bir virüsün yaratılabilmesi ne kadar mümkün? Ve yaratılırsa insanların seks hayatı nasıl şekillenir? Böyle bir virüsün geliştirilmesini kim isteyebilir?</p>
<p>Tabi ki seks yapabilen android üreticileri. Reklam yapmaya bile gerek kalmaz. İnsanlar bulaşıcı hastalığa maruz kalıp ölmektense hiç içlerine sindiremese de seks robotlarını alacaklarıdır.</p>
<p>Eğer bu kurgunun gerçekleşme ihtimali varsa şimdilerde virüsün üretilmesine başlanmış olmalıdır. Yakın zamanda dahası robotların piyasaya sürülmesinden yaklaşık altı ay kadar önce küresel bir salgından söz edilirse üstelik bu salgın cinsel hastalık sınıfında değerlendirilirse aklınıza bu kurgu gelmeli. Harcanabilir insanlar harcanır. Haberler bütün dünyanın gündemine oturur. İnsanlar seks yapmayı bırakmak zorunda kalır ve seks açlığı belirgin bir seviyeye geldiğinde piyasaya seks yapabilen robotlar sürülür. Ben almam diyebilecek bireyler bulamazsınız. Maliyeti mi? Ne önemi var? Tanıtım yazısı bile hazır: “hiçbir bakteri veya virüs barındırmazlar. Tamamen güvendesiniz.”</p>
<h3>Kendinize şu soruyu sorun: Bir forklift ile yatağa girmeye hazır mıyım?</h3>
<p><strong>“No android, no cry”</strong></p>
<p>Hoşça, sevgiyle, sanatla ve androidsiz kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/">Zeitgesit, Sex ve Forklift</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeitgesit-sex-ve-forklift/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7104</post-id>	</item>
		<item>
		<title>12 Soruda Troll Hesap ve Trollemek Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 12:16:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[istihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[scorp]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[troll]]></category>
		<category><![CDATA[trollemek]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6996</guid>
				<description><![CDATA[<p>1-Troll hesap ne demektir? İnternette sahte hesaplar anlamına gelen Troll,  kelime anlamı olarak balıkçılıkta kullanılan bir çeşit avlanma tekniğidir. Teknelerden denize indirilen geniş ağlar sayesinde denizin tabanı adeta süpürülerek toplanır. Bu ağa balıklarla beraber çamur ve her türlü atık maddeler de gelebilir. Ancak yapılan işin mantığı balıkçılıkta olduğu gibidir. 2-Trol hesaplar hangi platformlarda olur? Troll [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/">12 Soruda Troll Hesap ve Trollemek Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>1-Troll hesap ne demektir?</h2>
<p>İnternette sahte hesaplar anlamına gelen Troll,  kelime anlamı olarak balıkçılıkta kullanılan bir çeşit avlanma tekniğidir. Teknelerden denize indirilen geniş ağlar sayesinde denizin tabanı adeta süpürülerek toplanır. Bu ağa balıklarla beraber çamur ve her türlü atık maddeler de gelebilir. <u>Ancak yapılan işin mantığı balıkçılıkta olduğu gibidir.</u></p>
<h2>2-Trol hesaplar hangi platformlarda olur?</h2>
<p>Troll hesaplar internette bir kullanıcı adıyla açılabilecek bütün sosyal ağlarda yer alır. Facebook, twitter, instagram, youtube ve diğer sosyal ağlar içinde yer alır. Her zaman bir kullanıcı olarak değil de bir blog bazen bir web sayfası veya bir organizasyon olarak dahi karşımıza çıkabilirler. <u>Troll kavramını sanal ortamda aramak hata olur çünkü bazen bir dergi dahi troll olabilir.</u></p>
<h2>3-Troll hesapları neyi amaçlar?</h2>
<p>Bu hesaplardaki öncelikli hedef kriz ve kaos ortamı yaratabilmektir. Diğer hedef algı yaratma üzerinedir. Belirli periyotlarla aynı kavram üzerine gönderilen içeriklerin zamanla bu etkiyi yaratacağı yönünde görüşler vardır.</p>
<h2>5-Trollemek nedir ve nasıl yapılır?</h2>
<p>Asılsız olarak bir haber veya iddia içeren paylaşım veya içerik üretmektir. İçerik, kolaylıkla ispat edilemeyeceği kavramlara yöneliktir. “Başbakan gizliden hastaneye kaldırıldı” demek buna basit bir örnektir. Sonra içerik, yaratılmak istenen algıya göre şekillendirilir. Bu içeriği besleyecek fotoğraf, video gibi materyallerle daha yüksek etki yaratılır. <u>Bu durumdan fetiş bir zevk alan kullanıcılar bu içeriği paylaşarak çoğalmasını sağlar ve arzu edilen etki yaratılmış olur.</u></p>
<h2>6-Bir hesabın troll olduğu nasıl anlaşılır?</h2>
<p>İsminden anlamak mümkün değildir. Bir hesaptan çıkan bir paylaşım oldukça yüksek oranda etiketleme almışsa muhtemeldir. Hesabın kaynağına gidip daha önceki paylaşımları görülebiliyorsa ve diğer paylaşımları da benzer amaca hizmet ediyorsa hesap troll dür. Ancak bazen aynı troll hesabından tamamen ters fikirleri barındıran ifadeler veya kavramlar yer alabilir. Bu durumda hesap kesinlikle troll dür. Bununla beraber bir tek paylaşım için bile troll hesap açılabilir. Hesabın kaynağına ulaşıp önceki paylaşımları görememeniz durumunda bu hesabın yine bir troll hesap olduğunu anlamanız gerekir.</p>
<h2>7-Bir haber veya içeriğin troll olduğu nasıl anlaşılır?</h2>
<p>Çok ciddi iddialarda bulunan paylaşımlar bir anda haber ajanslarının gündemini oluştururlar. Böyle bir paylaşımın içeriği haber sitelerinde geçmiyorsa haber troll dür. <u>Bu nedenle öncelikle haber sitelerinden aynı içeriğin görülmesi belirleyici olmalıdır.</u></p>
<h2>8-Troll hesaplar tamamen algı yaratmakla sınırlıdır denebilir mi?</h2>
<p>Hayır. Bazen istihbarat örgütleri de troll hesap açarlar. Bu hesaplarla gelen tepkiler arasından kolaylıkla ayıklama yaparak kendilerine göre sınıflandırma yapabilirler. Terör örgütlerini sempatik göstererek bahse konu terör örgütünün sempatizanlarını belirlemeye yönelik olarak da açılmış hesaplar olabilir. Bunun tam tersi de mümkündür. Bir örgütü aşağılayarak destekçilerini yine belirleyebilirsiniz. <u>Unutulmaması gereken bu istihbarat örgütü kendi ulusal teşkilatınız olmayabilir.</u></p>
<h2>9- Troll hesaplar küresel midir yoksa daha çok ülke içi hesaplar mıdır?</h2>
<p>Troll hesaplar her ülke için farklılık gösterir. Küresel troll hesaplar yaygın olan dillerde ve bütün dünyayı etkileyebilecek haberlerde olur. Ancak özellikle dikkat edilmesi gereken kavram bazen bölgesel hatta il bazında olan hesaplar bile troll hesap olabilir. Belirli bir bölgeyi veya ili dahi trollemek isteyenler olabilir. Bu tür bir troll hesabı hedef bölgesi için başlangıçta doğru haberlerle güven kazanmaya çalışır. Bu durumu aylarca devam ettirerek bir tek troll haber için aylarca uğraşı verebilir. Veya yıllarca emek vererek belirli bir hedef kitleye ulaşan bir kullanıcının hesabı bir anda hack edilmek suretiyle troll haber için kullanılır. Olan hesabını kaptıran kullanıcıya olur.</p>
<h2>10- Kazanç sadece kriz midir?</h2>
<p>Hayır. Paylaşımları yüksek sayıda kullanıcıya ulaşıyorsa bunun ekonomik anlamda getirisi de vardır. 99 bin paylaşım sayısal olarak yüksek görünse de son derece yetersizdir. Her 100 bin paylaşım 10 bin TL eder. Ama bu parayı ödeyecek firmalar en az 500 bin etiketleme ister. Bu durumda 500 bin etiket için ödenecek tutar 50 bin TL dir. Bu ödeme reklam için yapılmıştır. <u>Bu durumda ise troll hesapların yalan haberlerin haricinde tüketiciyi etkilemek için de kullanılabileceği anlamına gelir.</u></p>
<h2>11- Troll hesaplar söylendiği kadar etki yaratırlar mı?</h2>
<p>Amerika’nın son seçimlerinde vatandaşı etkilemeye yönelik troll hesapların paylaşımları yüzünden ortalık karıştı. Seçimlerin çok düşük bir farkla kazanıldığı varsayılırsa bu hesapların zararlarının ne kadar büyük olabileceği fark edilebilir.</p>
<h2>12-Troll hesaplara bir çözüm veya engelleme getirmek mümkün olabilir mi?</h2>
<p>Bunun için facebook adeta bir güvenlik ağı oluşturmaya yönelik çalışmalarına hız verdi. Yakın zamanda paylaşımlarda bayrak etiketi eklenerek paylaşımın teyit edilmediğini belirtecek ve bu tür paylaşımların kullanıcılara ulaşması kısıtlanacak. Bu tür çalışmayı bir çeşit denetleme olarak ortaya sunacaklar. Bu uygulama gerçekleşirse diğer platformlarda da benzer uygulama geliştirilecektir. Ancak kesin çözüm bir karalama paylaşımı ne kadar hoşunuza gidiyor olsa da içeriğin paylaşılmaması ve bu içeriğin daha fazla kullanıcıya erişmemesi sağlanmalıdır. <u>Kullanıcılar kendilerini haber muhabiri olarak görmezlerse sorun kendiliğinden çözülecektir.</u></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/">12 Soruda Troll Hesap ve Trollemek Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12-soruda-troll-hesap-ve-trollemek-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6996</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Androidler ve Gelecekteki Robotlar Üzerine Röportajımız Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Jan 2017 05:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6598</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mr. Brown: Tekrar merhaba röportajın son bölümüne hoş geldiniz. Şimdi ilk sorum şu: Temel duyguları anladık. Evimizde robotlar olacak ve bunlardan sevgili bile olacak dediniz. Ancak bir sevgiliden sadece cinsellik beklenmez değil mi? Mr. Black: Bu konuda haklısınız ama robotlardan arkadaşlık etmelerini bekleyebilirsiniz. Belleklerinde neredeyse sınırsız olarak bilgi yüklü olduğu için sizinle her konuda konuşabilecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/">Androidler ve Gelecekteki Robotlar Üzerine Röportajımız Devam Ediyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mr. Brown: Tekrar merhaba röportajın son bölümüne hoş geldiniz. Şimdi ilk sorum şu: Temel duyguları anladık. Evimizde robotlar olacak ve bunlardan sevgili bile olacak dediniz. Ancak bir sevgiliden sadece cinsellik beklenmez değil mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu konuda haklısınız ama robotlardan arkadaşlık etmelerini bekleyebilirsiniz. Belleklerinde neredeyse sınırsız olarak bilgi yüklü olduğu için sizinle her konuda konuşabilecek ve tartışabilecekler. Onları tartışma konusunda alt etmeniz mümkün değil ancak egonuzu yenebilmeniz için ayarlanabilir olacak ve bu sıkıntıyı aşabileceksiniz. Kitap okumaya gerek kalmayacak mesela. Sen otur robotun anlatsın. Kitaplar için kütüphane ihtiyacınız olmayacak. Ne gerek var okurken hem kitap kokusunu almanın. Sonra hiç başınıza gelmedi mi okurken dalgınlıkla kâğıdın parmağınızı kestiği?  Spor yapmak isterseniz rahatlıkla eşlik edeceklerdir ama merak etmeyin siz yorulduğunuzda kendisi de yorulma numarası yapabilecek ve gerekirse terleyecek bile. Üstelik spor yaparken vücut ritminiz kontrol edecek,  krizi önceden belirleyebilecek ve gerekirse ilk yardım uygulayacak. Düşünsenize her an yanınızda dünyanın en iyi doktorlarının olduğunu. Ne hoş değil mi?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Hızınızı almışken devam edin lütfen.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Onlarla yemeğe çıkabileceksiniz, sinemaya veya dansa gidebileceksiniz. Sinema salonları da olmayacak ama neyse. Etrafta onlarca oldukları için kimse dönüp sizi rahatsız etmez. En fazla sizinki hangi model diye soru sormak olabilir ama buna da gerek kalmayacak çünkü sizin robotunuza sormanız yeterli olacaktır. Kendisi diğer robotla size duyurmadan iletişime geçecek ve öğrenmenizi sağlayacak. Sizinle ağlayıp sizinle gülecekler. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Unutacaksınız alışacaksınız gibi laflar ediyorsunuz anlatmak istediğiniz ne?</strong></p>
<p>Mr. Black: 2016 da yaşı yirminin üstünde olan insanlar2040 a geldiğimizde şu veya bu şekilde çarkın dişlileri arasına sıkışıp kalacaklar. Geriden gelen nesil birçok duyudan habersiz yetişecekleri için işler daha kolay olacak. Sizler için canımız isterse geliştirilecek olan robotlar vintage etkileri verebilir ama yeni nesil için bu kadar karmaşaya gerek olmayacak. Yeni nesil hamburgerlerle beslendiği için tat hafızaları oldukça sınırlı bununla beraber kokuda öyle. Duygu tanımlamaları emojilerle süregelen bir çalışmanın içinde zaten. İnsanoğlu için belli başlı duyular ve duygular yeterli olacaktır. Mutlu, mutsuz bir ve sıfır gibi. Rahat, rahatsız, hasta, sağlıklı hepsi bir ve sıfır. Zaman içinde duygularını tanılamaktan zaten vazgeçecekler bir gülümseme mutlu, sağlıklı ve rahat olduğunu top yekûn ifade edecek. Sizin nesliniz bittiğinde yeni nesil tamamen on, bilemediniz on iki duygu tanımı ile işleri götürecek. Keza tatlar ve kokularda öyle.</p>
<p><strong>Mr. Brown: Bu anlatacaklarınıza ben karşı çıkıyorum ve eminim benim gibi milyarlarca insan var.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İkna etmek çok kolay bu geçiş için.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Nasıl?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İnternetin ilk dönemleri baktık ki işin ucu kaçıyor bir denetleme yapısı gerekiyor hemen araştırma yaptık.  Mahşerin dört atlısı gibi internetin dört atlısını yarattık. Terör, kumar, çocuk pornosu ve dolandırıcılık. Bu kavramlarla insanları yeterince ürküttük. Normal olarak toplumun genelinde kabul görünce denetleme, izleme, kontrol etme ve ayıklama işleri için yasal düzenlemeler yaptık. Öyle bir gelişti ki toplumun milyonda birinde bile olmayan internetin dört atlısı yaratılan algı nedeniyle sanki herkes terörist veya dolandırıcı gibi bir etki yarattı. Dolayısıyla herkes izleniyor, takip ediliyor sınıflandırılıyor ama ses çıkaran yok.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bunu bilen biliyor. Ama hala anlamadım.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Robotların bize kaybettireceklerini değil kazandıracaklarını altın tepside sunacağız. Mesela taşıma ve seyahat işinde kazalar olmayacağını söyleyeceğiniz zaman insanlar bunu kabul edeceklerdir. Otomobil sürmeyi kendileri için bir zevk sayan insanlar için bile vazgeçilebilir olacak. Çevre kirliği olmayacak daha temiz enerji kullanılacak dendiğinde doğa için yine kabul edecekler. Güvenli seks için prezervatifler çıkınca kimse itiraz etti mi? Güvenli seksin yanı sıra mesela tecavüz olaylarının son bulacağını sapkın insanların bu şekilde tedavi edileceğini, edilemez olanlar için devlet tarafından robotlar verileceğini söylesek kim hayır diyecek? Sağlık hizmeti alırken sıfır hatayla ve önceden belirlenebilecek hastalıklara karşı erken uyarı sistemi getiriyor desek kim yok diyecek? Toplumsal olaylara müdahale için ayarlanmış şiddet içermeyen kolluk kuvvetleri ile çözülecek desek ne düşüneceksiniz? Şiddet meraklısı bireylere robotlarıyla her türlü şiddet eğilimlerini giderebileceklerini ve böylelikle ne kadına ne çocuğa ne de başka bireylere şiddet olmayacak dersek kararınız ne olacak? Çöpünüz zamanında alınacak, park sorunu yaşanmayacak, savaşlar olmayacak desek nasıl kabul etmezsiniz?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Aa şey! Yani nasıl desem…</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Alacağınız robotlar size sadece sevgili veya arkadaş olmayacaklar. Aynı zamanda doktorunuz, korumanız, işçiniz olacak. Kimselere ihtiyaç duymayacaksınız. Bir kadın robotunu dilediği gibi şekillendirecek, olabilecek en anlayışı en kibar, görüntüsü en güzel robotlara hangi kadın hayır der. Veya erkekler kafasının etini yemeyecek bir android bile olsa istemem diyebilir mi?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsanlar insanlara ihtiyaç duymayacak öyle mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Evet. Evlilikler sonra erecek kimse çocuk yapmayacak zamanla. Ve doğum olayı sonlanacak. Nüfus hızla düşecek.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsansız olmaz ama.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Olur hiç meraklanmayın. Zaten insanlar yeterince alışık durumdalar. Her yerde insanlar ellerinde akıllı telefonlarıyla fazlasıyla zaman geçiriyorlar. Biz bu durumu destekliyoruz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Röportajın ilk bölümünde estetik kaygısı kavramını konuştuk.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Duyularından ve duygularından ödün veren insan zamanla birçok kavramı unuttuğu için estetik gibi neredeyse sayısallaştırılması imkansız olan bu kavramı tanımayacak ve anlamayacaklar.  Rembrandt’ ı insanlara tanıtmazsanız eserlerini bilmezler. Bunun gibi düşünün sayısallaştırılması imkânsız olan yani sıfır ve birlerler ile tanımlanamayan duygular ve duygulara sebep olacak nesneler ve durumları ortadan kaldırmak sorunu kökten çözecektir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Sonra ne olacak peki?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İhtimaller arasında insanların bu duruma bir süre dayanacağı sonra bunalıma girerek intiharı tercih edeceği yönünde. Ama edemeyecekler çünkü robotlar buna engel olacak. Tek çareleri çıldırmak olacak. Çıldırmanın önüne geçmek için nöro bilim çok çalışacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bunun çözümü din olabilir mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Çok sanmıyorum. Robotlarımız sayesinde bütün dinleri bilen robotlar sizlere eşlik edecek. Mesela ibadet etmek için robotunuzu gönderebileceksiniz. O nedenle din algısı yerle bir olabilir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Sonra?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Dünya nüfusu neredeyse yüz milyon civarına düşünce dış uzayda araştırmalar yapılacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ne tür bir araştırma?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Başka gezegenlerde hayat var mı? Dahası kaybettiğimiz insanlığı başka yerde bulabilecek miyiz diye. Bulursak başka medeniyetleri,  bu işleri bırakıp sıfırdan başlayacağız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Siz manyak mısınız?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır yapay zekâ denen kavramlarla çok uğraşınca insanlıktan çıkıyorsunuz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Son olarak tarih 2040 dediniz ve biz 2017 yılındayız artık kalan yirmi üç yıl var. Ne öneriyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Sizi bilmem ben kalan ömrümü insanca yaşayacağım. Metal öpmeyecek kanlı canlı dudak öpeceğim. O tarçın var ya gidip, malum kış ayı adam gibi bol tarçınlı salep veya boza içeceğim. Yemeklerden tadabileceğim bütün tatları deneyeceğim. Arkadaşlarımla felsefe tartışıp avazım çıkıncaya kadar tezlerimi savunacağım. Şehir dışında keyfimce otomobilime binip seyahat edeceğim. Değil Rembrandt, anlamasam bile bütün sanatçıların eserlerini araştıracağım. İnadına gidip kütüphanemde yer olmamasına rağmen kitap alacağım ve kasıtlı olarak parmağımı keseceğim.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bekle sana eşlik edeyim ileride hoş bir kitapçı var.</strong></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Bu röportaj size kurgu olarak yazılmış olsa da gerçekleşme ihtimali hayli yüksektir. Ruhunuzu şeytana satmak gibi bir düşünceniz varsa benim gibi düşünen insanların yanında olmanız gerekiyor. Bizler teknoloji konusunda ne kadar uzak durursak arz talep bağlamında işleri değiştirme gücüne erişiriz. Şahsen benimle konuşan bir çamaşır makinasını istemiyorum. Siz istiyorsanız o çamaşır makinasıyla yemeğe bile çıkabilirsiniz karar sizin.</p>
<p>Dijitalleşmemeniz dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/">Androidler ve Gelecekteki Robotlar Üzerine Röportajımız Devam Ediyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/androidler-ve-gelecekteki-robotlar-uzerine-roportajimiz-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6598</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6595</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mr. Brown: Bize 2040 dediniz neler bekliyor olacak? Mr. Black: Öncelikle şunu belirtmek isterim robotlar evlerimize girmiş olacak. Hayatın her alanında üstelik. Mr. Brown: Örnekler verecek olursak? Mr. Black: Her bir yetişkin için birer robot düşünün. Cinsiyeti olan robotlar üstelik. Mr. Brown: Cinsiyeti olan derken? Mr. Black: Kadınlar için erkek, erkekler için kadın robotlar ayrıca [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mr. Brown: Bize 2040 dediniz neler bekliyor olacak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Öncelikle şunu belirtmek isterim robotlar evlerimize girmiş olacak. Hayatın her alanında üstelik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Örnekler verecek olursak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Her bir yetişkin için birer robot düşünün. Cinsiyeti olan robotlar üstelik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Cinsiyeti olan derken?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Kadınlar için erkek, erkekler için kadın robotlar ayrıca diğer tercihler için de elbette olacak. Bu konuda çalışmalar hızla yürütülüyor. Zaten ilk geliştiren dünyanın lideri olacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ne tür çalışmalardan bahsediyoruz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Robotları oluşturmak çok zor değil. Asıl zor olan verecekleri hizmette insanların bunu yadırgamamasını sağlamak. Robotların metal iskeletlerinin üzerine canlı organizma yerleştirebilmek oldukça uzun zaman alacak. Ama silikon ve türevleri  bazı işlemlerde çok sık olarak kullanılacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Demek istediğiniz insanlar robotlarla seks ihtiyaçlarını karşılayacak öyle mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Cinsellik bu işin en kolay çözülebilir yönlerinden biri. İnsanlar evlerine birer robot alacaklar ve her türlü özelini bu androidlerle yaşayabilecekler.  Üstelik gelişen teknolojilerle bir robot istendiği durumlarda başka formlara girebilecek.  Saçlarını uzun yapabilecek veya kısa bununla beraber sarışın, esmer, kumral gibi formları da olacak. Aklınıza gelebilecek her türlü form elinizin altında olacak. Ekran görüntüsünü değiştirir gibi.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Cinsellik kolay çözülebilir dediniz, zor olan ne?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Zor olan temel duyguları çözebilmek.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Anlıyorum sanırım kastettiğiniz dokunma, koku ve tat gibi değil mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Evet tamamen onlar üzerinde çalışıyoruz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: O halde başlayalım hemen dokunma üzerinde çalışmalarınız ne durumda nasıl olacak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu detaya girmeden şunu belirtmek gerekir diye düşünüyorum. Duyuların tamamı insan beynine nöronlarla ve sinir sitemi aracılığıyla iletilir. Beyin denen yapıya bu uyarılar birer sinyal olarak giderler. Ve bu işlem çok hızlı gerçekleşir. Parmağınıza değen bir nesne nöronlarla beynin ilgili kısmına ulaşarak tepki vermenizi sağlar. Dikkat edin sinyal diyorum ve sinir sistemi de bir çeşit ağdır zaten.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsanların içine kablolar döşemekten bahsetmiyorsunuzdur umarım.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır. Yapmanız gereken beyni bu konuda kandırabilmekte. Suni sinyaller yaratıp beynin ilgili bölümüne iletebilmek temel amaçtır. Bu testleri başlangıçta vücudunuzun ilgili bölümlerine ekg çekerken takılan kablolar gibi aparatlarla denedik. Oldukça başarılı sonuçlar elde ettik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Düpedüz beyni kandırmaktan bahsediyorsunuz. Dokunma duyusu nasıl olacak mesela?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bakın Japonlar cep telefonlarına takılabilen bir silikon türevlerinden bir maddeyle öpüşme işine girdiler. Üzerindeki sensörlerle uzaktan öpüşmenizi sağlıyorlar. Muhtemelen ve mantık gereği sevgiliniz önce ya kendi veya sizin telefonunuzda olan bu kısmı sizi öper gibi öpecek ve bilgisayar nerelere ne kadar bası uygulandığını ölçecek. Sonra bu bilgiler sayesinde siz uzaktayken onu öpmek istediğinizde ekrana yaklaşıp öperken aynı baskıyı hissedeceksiniz. Böylece beynininiz biraz aldanacak ve siz de beyninizi kandırmak için hayal edeceksiniz. Böylelikle gereken etki yaratılmış olacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ne yani bir cep telefonuyla öpüşüyor mu olacağım?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Ne var bunda alışacaksınız buna zaten. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: İnsanlar komik duruma düşmezler mi? </strong></p>
<p><em>Mr. Black: Herkes yapacağı için komik olmayacak. Üstelik Fransız öpücüğü bile deneyebileceksiniz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yok artık.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Korkmayın bu geleceğin kendisi. Şimdilik silikon ile idare ediyoruz ama meraklanmayın bluetooth ve wifi denen yapılar var. İleri de çok daha iyi hissedeceksiniz. Üstelik sadece dudaklara dokunmayı düşünmeyin. Sınırlarınızı zorlayın lütfen.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Dokunmayı anladık bir şekilde. İyi de sormadan duramayacağım ama öperken metal tadı veya silikon tadı almayacak mıyım?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu sorunuz tat alma duyusuyla ilgili. Bilgisayarlar her kavramı bir ve sıfır olarak niteler. İleride zaten herkes sevgili olarak android sevgili satın alınca metal veya başka bir tat beyin tarafında yadırganmayacak. Bu tamamen alışkanlıkla alakalı.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Anlamaya çalışıyorum ama yemeklerin tadı nasıl olacak peki? Başka tatları bu işin dışında tutacaksınız sanırım.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bütün duyular aktarılacak. Tatları da sınıflandırıp bilgisayarlara yükleyeceğiz. Böylelikle ekranda gördüğünüz bir yemeğin tadını bir tuşa basarak hissetmenizi sağlayacağız. Elbette bu da gerçek değil suni olacak. Yoksa evde pişen bir yemeğin tadını iletmek mümkün değil. Bu işlem için bilgisayar veri tabanlarına tatların insan üzerinde yarattığı etkileri beyinde oluşan yansımayı nöro bilim sayesinde öğreniyoruz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bütün tatları sınıflandırmak zaman almayacak mı?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bütün tatlardan söz eden kim? Temel tatlarla yetineceğiz tatlı, ekşi, acı, tuzlu gibi temel tatlar kullanılacak. Birde bunların yüzde olarak karışımları. Karışımlarda bilgisayarlar oldukça iyi olacaklar çünkü hepsi sayısal veridir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Saçmalık değil mi bu? Diğer tatları almak isteyen ne yapacak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Elbette temel tatlar öne çıkan kavramlar ancak çok karmaşık tatları veri tabanına işlemeyerek zamanla bu tatları sizlere unutturacağız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Demek unutturacaksınız nasıl olacak bu unutturma. Anlamış gibi yapıyorum umarım seyircilerimiz benden daha çok anlamışlardır. Temel duyular dedik ses için sorun yok o kolay onu zaten kullanıyoruz.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır henüz kullanmıyoruz. Yani androidlerde sesi çıkarmak dahası insan sesine tamamen eşleştirmek mümkün değil. Zira insanın ses telleri var robotlar ise bu sesi hoparlör aracılığıyla iletiyorlar. Robotlar her yazıyı okuyabilir her kelimeyi söyleyebilirler ama nihayetinde dijital bir ses olarak karşımıza çıkarlar. Sizin aldanmanız henüz robotlarla konuşmadığınız için. Bu farkı görmezden geliyorsunuz. Ancak evlerde yaşayan robotlar sayesinde dijital sesi yadırgamayacak ve zamanla alışacaksınız. Ayrıca robotlar uyumadıkları için neredeyse imkânsız olan uykulu insanın ses rengini iletmek gibi bir sorunla karşılaşmayacağız. Çok ileride zaten insan sesi olarak sadece kendi sesinizi duyacaksınız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Koku ?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Koku kavramı da aynı tat gibi veri tabanlarında olacak. Ama yine kısıtlamalara gidilecek. Her koku olmayacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Ya nasıl olmayacak? Kahve kokusu almak istesem?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Kahve kokusunu alabileceksiniz çünkü temel kokulardan biridir. Ancak mesela bir tarçın kokusu olmayabilir. Bu sorun zamanla çözülecek. Hiç tarçın kokusunu bilmeyen biri tarçın kokusunu bilemez değil mi? İnsanların tarçından uzak durmasını sağlayarak veya hiç tanışmamasını sağlayarak bu sorunu kolayca çözebilirsiniz. Düşünsenize sevgiliniz aradı ve ekranda bornozuyla duruyor kokusunu almak istediniz ve bilgisayar veri tabanı sevgilinizi tanıdığı için size vanilya kokusunu iletti ve siz de kalkıp “hayatım vanilya kokan tenini seviyorum.” Dediniz. Ancak sevgiliniz size dönüp “şampuanım bitmişti seninkini kullandım okyanus kokusu” derse bir karışıklık yaşamaz mısınız?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yaşar mıyım?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu tür aksaklıklara engel olmak adına ya şampuan şişesine yerleştirilen sensörler sayesinde hangi şampuanı kullandığını bilgisayar bilecek veya herkese farklı koku olmayacak. Bir koku standardı getirmek daha kolay.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Siz öyle diyorsanız. Görme için sorun yoktur herhalde?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Büyük ölçüde zaten çözülmüş durumda en fazla üç boyutlu olarak görme ihtiyacı olacak ki zaten sanal gerçeklik gözlükleri bu işi daha ileriye götüreceklerdir.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown</strong>: Bir reklam arası vermeden son bir soru sormak istiyorum. Örnekleri daha ziyade cinsellik üzerine verdiniz bunu bilerek mi yapıyorsunuz?</p>
<p><em>Mr. Black: Temel ihtiyaçlardan en önde gelenlerden biri olduğu ve dahası insanları en kolay kandırabilecek yol olduğu için.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown</strong>: Reklamlardan sonra bu defa konuğumu çok ciddi sıkıştıracağımı garanti ederim. Her soruya cevabı olan birinin bu defa ne açıklamaları olacak merak ediyorum.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Üçüncü bölüm yapay zekanın neleri nasıl götüreceği konusunda olacak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 02 Jan 2017 11:30:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6590</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu röportaj kurgusal olarak yazılmış ve gerçekleri görebilmeniz adına AI (Artifical intelligence) yapay zekâ üzerinedir. Röportajda soruları soran Charlie Brown ve cevaplayan Volkona Black Jr. Karakterlerden ikisi de hayal ürünü olmasına karşın bir beyin fırtınası örneğidir. Charlie Brown dünyanın önde gelen kanallarından ve yine önde gelen bir programcısıdır. Volcano Black Jr. İse yine yapay zekâ [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportaj kurgusal olarak yazılmış ve gerçekleri görebilmeniz adına AI (Artifical intelligence) yapay zekâ üzerinedir. Röportajda soruları soran Charlie Brown ve cevaplayan Volkona Black Jr. Karakterlerden ikisi de hayal ürünü olmasına karşın bir beyin fırtınası örneğidir. Charlie Brown dünyanın önde gelen kanallarından ve yine önde gelen bir programcısıdır. Volcano Black Jr. İse yine yapay zekâ denen robot ve bilgisayar dünyasının önde gelen kurucularından ve yetkili ağzıdır.</p>
<p>Zevkle ve ilgiyle okumanız dileğiyle.</p>
<p><strong>Mr. Brown: Sizi tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Teknoloji ve AI (Artifical intelligence) konusunda dünyanın ileri gelen bir kurumunda yöneticiyim. Ancak bugün burada anarşist yönümü ortaya koyarak sizi şaşırtmak istiyorum.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Pekâlâ! İlk sorumu soruyorum yapay zekâ nedir?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu sizin uydurmanız ve size öğrettiğimiz bir dil. Yapay olduğu doğru ancak bu bir zekâ değil.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Nasıl yani? Zekâ yok mu?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Size bu kavramı biz verdik ve sizde inandınız. Hoşunuza bile gitti. Zekâ dediğimiz durum bizlerin bilgisayarlara yüklediğimiz yönergelerden ibarettir. Bir çeşit algoritma. Biz bilgisayara ne verirsek ancak verdiklerimizden dönüş alabiliriz. Muhakeme yapamaz. Verdiklerimiz içinden o an durum değerlendirilmesine göre en yakın iletiyi veya davranışı size sunar. Su içer misin? Sorusunun yanıtı evet veya hayırdır. Ve her iki durumda da teşekkür edilir. Bilgisayar bu soru karşısında birini tercih eder ve teşekkür eder. Evet demesi susadığı veya su içebileceği anlamına gelmez. Bu cevaba istinaden siz “ne kadar kibar” diyebilirsiniz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yani ne kadar çok bilgi aktarabilirseniz o kadar çeşitlilik gösterir.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Tamamen öyle.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yapay zekâ ile süper zekâ arasındaki fark nedir?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Yapay zekâ sizi kandırdığımız bilgisayarların algoritmalarıdır. Süper zekâ ise sizi aldatan bizlerin zekâsıdır.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bu işi veya bu olmayan zekâyı ki ben yine de yapay zeka olarak diyeceğim müsaadeniz olursa. Kimler geliştiriyor.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bu iş için bir çeşit avcılık yapıyoruz. Yaşları 10 ile 15 arasında olan çocuklardan faydalanıyoruz. Kod yazmayı bilen kendini geliştiren çocukları kullanıyoruz. Gelecek onların elinde.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Neden çocuklar? Yani neden 10 ve 15 yaş? Hayal dünyaları geniş olduğu için mi?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Alakası yok. Nedeni oldukça basit. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjileri var. Ve biz bu enerjiyi kullanıyoruz. Ayrıca çocukları kullanmak bir ayrıcalık.  Yüksek ücret ödüyoruz onlara ve ailelerine. Çocuklarda muhakeme yeteneği yetişkinlere göre daha düşük olduğu için sorgulamıyorlar. Çocuklar geliştirecekleri uygulamaların ileride ne gibi bir sonuca yol açacağını bilemiyor. Onlar üretiyor biz bu uygulamaları farklı amaçlar için kullanıyoruz. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bir dakika ne dediğinizi farkında mısınız?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Elbette farkındayım bunu insanlardan hep gizledik ama baktık ki insanlar zaten umursamıyorlar. Onların derdi android dünyasında olan yenilikler.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocuk hakları peki?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Çocuklar zaten bu işi bir oyun olarak görüyorlar. Verin önlerine hamburger ve içeceklerini bilgisayarlar ile uğraşmak onlar için bir oyun. Ayrıca çocuklar sigara içmezler. Kahve ve çay da. Üstelik yetişkinler gibi farklı duygusal ihtiyaçları yoktur. Geliştiriciler yetişkinler olsaydı muhtemelen daha çok para, sex, müzik ve sosyal ortam gibi zaman kaybettirecek kavramları isterlerdi. O nedenle taze beyinleri kullanmak çok daha ucuz ve verimli. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocukları seçmenizin altında yatan başka gerçekler var mı?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Elbette var. Yetişkinler duygu durumları anlamında çocuklara göre daha çok çeşitlilik arz ederler. Şu anda orta yaşını geçmiş olan bireyler zaten dördüncü sanayi devrini bilmiyorlar. Android denen kavram onlar için fazla. Bugün hizmet verdiğimiz bireyleri yavaş yavaş daha sade ve basit duygu durumlarına alıştırıyoruz. Çocuklar bu duygu durumlarını çok iyi bilemedikleri için işimize daha çok yarıyorlar. Geliştirdikleri uygulamalar çok karmaşık olsa bile duygulara yönelik en sade özellikler taşıyor.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Duygu durumlarını neden bu kadar önemsiyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bunu röportajın diğer bölümünde alalım olmaz mı?</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Unutmayalım o halde.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Asla zaten varmak istediğimiz nokta o.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocuklarınız peki onlar bu alanda çalışıyorlar mı?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Evet kızım on yaşında ilk kodunu yazdı. Kızımın da hayatını mahvediyorum.  Çocukluğunu yaşamasına engel olarak ona kod yazmasını söyledim. Ve bu sayede duygu algılamalarını, adlandırmalarını kısıtlayarak basitleştirdim. Şimdi kendisi de bu yüklenen pardon öğretilen bilgilerle sizin gelecekteki çocuklarınız için aynı şeyi yapacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Çocuklar konusu midemi bulandırdı biraz.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Aileler sorun etmiyorlar aldıkları ücretler önemli.</em></p>
<figure id="attachment_6592" aria-describedby="caption-attachment-6592" style="width: 512px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6592 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg?resize=512%2C720" width="512" height="720" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg?w=512&amp;ssl=1 512w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/yapay-zeka-ve-robotlar.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6592" class="wp-caption-text">Bir süre sonra insanlar estetiği yitirecekler ve bu sayede robotların inşa ettiği mimarilerden tutun ortaya konacak dahası üç boyutlu yazıcılardan çıkacak olan eserleri evlerine alıp koyacaklar.</figcaption></figure>
<p><strong>Mr. Brown: Tamam geçtim orayı. Bu yapay zekâ nerelerde kullanılacak? Ev işlerinde olacaklar mı mesela?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Hayır. O zaman kaybı olur. Bırakın insanlar kendi elbiselerini katlasınlar. Bu onlara insan oldukları izlenimini verecek. İleride kaybedecekleri kavramları örtbas edip sizler insansınız bakın elbiselerinizi siz katlıyorsunuz dememiz gerekecek. İstense bu işi yapacak robotlar yapılabilir ama insanlığınızı kaybetmemeniz adına yapmıyoruz diyeceğiz. Biz robotları daha ziyade sanat kavramında kullanacağız.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Neden sanat? Ve sanat derken?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Sanat eserleri ortaya çıkaracaklar. Toplumlarda zaten sanatta estetik kaygıları olan az sayıda insan var. Bu işimizi kolaylaştırıyor. Bir süre sonra insanlar estetiği yitirecekler ve bu sayede robotların inşa ettiği mimarilerden tutun ortaya konacak dahası üç boyutlu yazıcılardan çıkacak olan eserleri evlerine alıp koyacaklar. Daha sonra evleride olmayacak ama şimdilik geçelim. Öncelikle üzerinde durduğumuz konu en azından ileride asıl aşmamız gereken kavram estetik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Anlamadım ama sanırım ilerleyen bölümde daha açık olacaksınız. Peki, bu alanda ilerlemeler yani yapay zekâ işsizlik yaratacak mı? Yaratacaksa hangi sektörleri vuracak?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bir bakıma yaratacak bu doğru. Her sanayi devriminde birçok kişi işsiz kaldı. Ama bu bizim sorunumuz değil insanlar kendilerini bu sona hazırlamalılar veya zekâlarını kullanmalılar. Sektörlere gelince neredeyse bütün sektörleri şu veya bu şekilde ama en nihayetinde büyük bir dalga yaratarak etkileyecek. Öncelikle tıp alanında doktorlara daha az iş düşecek. Yapılacak kan ve diğer testlerde androidler testlere göre değerlendirmeleri hızlıca yaparak hangi ilaçlara ihtiyaç olduğunu kolayca belirleyebilecekler. Doktorlukta cerrahi alanlara da girecekler. Üstelik sıfır hatayla. Veya hukuk konusunda bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr">avukat</a>tan daha iyi bir savuma hazırlayabilecek çünkü hafızasında kanunların tüm maddeleri, yönergeleri, atıfları ve dahası emsal kararlar olacağı için daha etkili olacaklar. Ama bunlar biraz zaman alacak 2040 uygun bir tarih. Taşımacılık, seyahat işlerinde daha önceki bir tarihi ön görüyoruz. Yollarda insansız taşıma araçları olacak daha güvenli üstelik.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Bilimkurgu gibisiniz.</strong></p>
<p><em>Mr. Black: İltifat olarak kabul ediyorum.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yapay zekâ askeri amaçlı olarak kullanılıyor mu?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Geçtiğimiz on yıldır zaten kullanılıyor ancak sürekli kendini geliştirerek. Yapay zekâ silah teknolojisinde de yerini elbette alacak.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Terör guruplarının eline geçme ihtimali yok mu?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Normalde olmaması gerekir. İleri teknoloji ve sınırlı sayıda üretimleri gerçekleşir.  Her kod yazan birey kalkıp savaş teknolojisi için bir algoritma yazabilir ama bu sadece bir yazılım olur. Bu yazılımı kullanacağınız ileri teknoloji bileşenlerini gidip marketten veya amazondan alamazsınız. Büyük devletler bu savaş ekipmanlarını terör örgütlerine aktarırlarsa bu onların kararı olur. Bu çeşit bir çalışma yapan devletler var mı? Şüphesiz var.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Savaş veya silah alanında kullanılacak olması veya kullanılıyor olması ne sağlar?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Bilgisayarlar düşünmez. Düşünmediği için muharebe esnasında kimin öleceği ile ilgilenmez. Hesap yapar ve karar verir. Ne kadar çok ölüm ve zayiat o kadar iyi bir çalışma demektir. Ayrıca savaşın yıkıcılığını insanlara göstermemiz için yapay zeka iyi bir enstrüman. </em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Yeniden yapay zekâya odaklanalım lütfen. Bu çalışmalar bir sır olarak mı yürütülüyor?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Normalde sır olarak yürütülmesi gerekirdi ama bu teknoloji ve geliştirdiğiniz uygulamayı bir önce kullanıma sunmazsanız başka bir geliştirici sizden önce benzer bir uygulamayı sunabilir. Bu durumda verdiğiniz emek dahası çocukların emeği boşa gidebilir. Bunu yaşamamak için acele ederiz.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Acele etmek?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Testlere bir an önce alırız ve laboratuvar ortamında test edilir. Ama yeteri kadar yapılamıyor zira zaman çok önemli. Oluşacak sorunlar kullanıcılar tarafından dönüşlerle tespit edilir nasılsa. Olası kazalar için bir bahane bulunur ve güncellemesi yapılır.</em></p>
<p><strong>Mr. Brown: Neden bu işi yapıyorsunuz?</strong></p>
<p><em>Mr. Black: Can sıkıntımı nasıl atabilirim diye düşünüp durunca bu yola girmiş oldum. İnsanların can sıkıntısını da bu şekilde bertaraf edebileceğimi düşündüm.</em></p>
<p><strong><em>Şimdi bir reklam arasına gidelim dönüşte şu duygu durumları, estetik ve geleceğin robotları konusuna gireceğiz.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p>Bu kurgu röportajın ikinci kısmı ve üçüncü kısmı da gelecek. Siz okuyuculara sınır ötesi gibi geldiyse sorulan soruların neredeyse tamamının sorulduğunu ve cevaplarında bir kısmının aynen yukarıda olduğu gibi söylendiği ama satır aralarında nelerin saklı olduğunu göstermek amacıyla eklemeler yapılarak ortaya konduğunu söylemek isterim.</p>
<p>Yukarıdaki röportaj  kısmen gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Programın sunucu Charlie Rose ve konuğu ise Andrew W. Moore’dur.  Ve Andrew W. Moore The School of Computer Science at Carnegie Mellon üniversitesinin dekanıdır. Bulunduğu konum tamamen yapay zekanın geliştirilmesi ve kodlanması yönünde çalışmalar üzerinedir. İngilizcesi olanlar için aşağıda linki vardır. Ve sorular ile cevapların yukarıdaki kurgu röportajla ne kadar örtüştüğünü izleyebilirsiniz. Ayrıca sorulara cevap verirken bir insandan ziyade bir bilgisayar gibi düşündüğünü üstüne üstlük bundan keyif aldığını yüzündeki ifade ve sesinin tonundan çok net anlayabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://charlierose.com/episodes/29644">https://charlierose.com/episodes/Mr. Black9644</a></p>
<p>Röportajın ikinci bölümü ise kurgusal olmakla beraber bazen gizli bazen alenen yapılan bir takım araştırmaların odağında olacak. Bu tür çalışmalar henüz geliştirilme aşamasında olduğu için haber değeri görmemektedir.</p>
<p>İkinci bölümde görüşmek üzere.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/">Yapay Zekâ Üzerine Bir Kurgu Röportaj</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yapay-zeka-uzerine-bir-kurgu-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6590</post-id>	</item>
		<item>
		<title>YOLCULUK…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 05:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6422</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uyku tutmamıştı yine. Olanca cesaretimi toplayarak elimi sol göğsüme götürerek dürttüm. -Uyanık mısın? “Ben gündüzleri uyurum. Sen tek başına kaldığını düşündüğün anda gelirim bilmez misin?” Bakışları üzerimdeyken soyundum! Çırılçıplaktım. -Bu gece bitirmeye gidiyoruz. Dedim. Gülümsedi. “Utanmayacak mısın?” Diye sordu. Cevap vermedim kararlıydım. Yerimden kalktım kapıya doğru yürüdüm. “Deli olma! Dışarıda kar var. Ayrıca nereye gidiyoruz?” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolculuk/">YOLCULUK…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku tutmamıştı yine.</p>
<p>Olanca cesaretimi toplayarak elimi sol göğsüme götürerek dürttüm.</p>
<p>-Uyanık mısın?</p>
<p><strong><em>“Ben gündüzleri uyurum. Sen tek başına kaldığını düşündüğün anda gelirim bilmez misin?”</em></strong></p>
<p>Bakışları üzerimdeyken soyundum! Çırılçıplaktım.</p>
<p>-Bu gece bitirmeye gidiyoruz. Dedim.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p><strong><em>“Utanmayacak mısın?”</em></strong> Diye sordu.</p>
<p>Cevap vermedim kararlıydım. Yerimden kalktım kapıya doğru yürüdüm.</p>
<p><strong><em>“Deli olma! Dışarıda kar var. Ayrıca nereye gidiyoruz?”</em></strong> diye sordu.</p>
<p>Bu defa gülümseyen ben oldum.</p>
<p>-Bu gece seni gömeceğiz. Dedim.</p>
<p>Sanırım uzun zamandan beri ilk kez beni bu kadar kararlı ve kendimden emin görüyordu. Sustu. Sokaklardan caddelere, caddelerden geniş yollara çıktım. Aştım yolları. Daldım kuytulara. Patikaları izledim, kasabaları geçtim ve nihayet mezarcının evine geldim. Tam kapıyı tıklatacaktım:</p>
<p><strong><em>“Uyuyordur adam çalmasana kapıyı.”</em></strong> Dedi.</p>
<p>-Alışıktır nasılsa. Dedim.</p>
<p>Dinlemedim kırarcasına vurdum kapıya. Ayak sesleri belirdi. Kapıyı açtığında göz göze geldim. Çıplak olduğumu fark etmiyordu. Soru sormasına fırsat vermeden:</p>
<p>-Gömeceğin biri var. Acelem var ve sabahı bekleyemem. Dedim.</p>
<p>Her şey hazır mı? Diye sordu.</p>
<p>Ne hazırlığı yapacaktım? Hazır olan bendim gerisi önemsizdi. Bir an önce bitsin istiyordum.</p>
<p>-Git yıka öyle getir yoksa gömemem dedi.</p>
<p>Yıkamak nereden çıktı diye düşündüm. Kapıyı yüzüme kapadı. Ayak sesleri uzaklaşıyordu.</p>
<p>-Peki dediğin gibi olsun. Uyuma geleceğim dedim.</p>
<p>Yorulmadan yürüdüm.</p>
<p><strong><em>“Bunu yapmak istediğine emin misin?” </em></strong></p>
<p>Cevap vermedim yine. Konuşmasını dinlesem veya karşılık versem ne yapar eder beni vazgeçirirdi. Gevezeliği tutmuştu.</p>
<p><strong><em>“Hiç olmazsa örtün lütfen. Seni benden başkası çıplak görmesin.”</em></strong></p>
<p>Mezarcı görmemişti oysa. Önemsemedim. Yürüdüm. Bir kiliseye geldim. Öfkeyle kapıyı yumrukladım.</p>
<p>-Papaz efendi kalk çabuk!</p>
<p>Kapının ardından mum ışığı belirdi. Kapı ardına kadar açıldı. Mumu havaya kaldırıp bana baktı.</p>
<p>-Bir mezarcı beni bekliyor. Gömülecek biri var ve ölmeden önce yıkanmasını istiyor. Dedim.</p>
<p>-Yeterince bilge değilim ama görüyorum ki çıplaksın. Senim yıkanmaya ihtiyacın yok. Dedi</p>
<p>Beni çıplak görmesi utandırmamıştı. Dahası çıplak olduğumu fark etmesi hoşuma gitmişti.</p>
<p>-Kutsal su ile yıkaman faydalı olabilir. Dedim.</p>
<p>-Kutsal su bedeni yıkar. Bir erkeğin yüreğindekini değil. Dedi.</p>
<p>Kapıyı yüzüme kapadı. Merdivenlerden çıkarken sesi hala geliyordu.</p>
<p>-Çıplak olman yetmez. Kutsal sudan yüreğini temizlemesini değil yüreğindekini temizlemesini istiyorsun. Böyle bir su yok!</p>
<p>Yürümeye başladım yine. Karanlık gittikçe koyulaşıyordu.</p>
<p><strong><em>“Eve dönelim! Üşümeni istemiyorum. Bu kadar çıplak olma. Gözlerden uzak dur lütfen dönelim.</em>”</strong></p>
<p>Dağları aştım. Bir rahip elinde asası suyun kenarında duruyordu. Beni gördü.</p>
<p>-Bu Ganj’mı? Diye sordum.</p>
<p>Cevap vermedi ama gülümsemesinden evet dediğini anladım. Usulca suya girdim belime kadar.</p>
<p>-Ganj gömülecek birini yıkamaz. Dedi.</p>
<p>Kafamı suya batıracaktım. Nerden anladığını sordum.</p>
<p>-Gecenin bu saatinde, daha gelmeden çıplak olan biri Ganj’dan medet umuyorsa bilge olmaya ne gerek dedi.</p>
<p>Sudan usulca çıktım. Kimseyi rahatsız etmek istemedim. Yürümeye başladım.</p>
<p><strong><em>“Soğuk olması yetmezmiş gibi bir de suya girdin delisin sen. Lütfen eve dönelim.”</em></strong> Dedi.</p>
<p>Dinlemedim. Dağları aştım. Uzakta bir tapınak gördüm. Adımlarım hızlandı. İçeri girdim. Avluda yerde oturmuş rahipler gördüm. Dönüp bana baktılar. Biri yerinden kalkarak elinde bir örtüyle geldi. Çıplak olmamı istemiyorlardı. Örtüyü elinden çekip yere attım. Daha ben derdimi anlatmadan:</p>
<p>-Akbabalara, yemeyecekleri yüreği sunman nafile. Dedi.</p>
<p>Tapınaktan çıktım. Merdivenleri inerken yine konuştu:</p>
<p><strong><em>“Beni incitiyorsun artık. Lütfen eve dönelim.”</em></strong></p>
<p>Sızısını hissettim o an. Ama ona söylemedim. Birazcık canının yanması beni memnun etti. Onca yıl benim çektiğimi anlar diye umdum.</p>
<p>Yürüdüm fersah fersah. Bir cami gördüm. Girdim içeri. İmam beni süzdü. Konuşma der gibi sus işareti yaptı.</p>
<p>-İlacın bende değil meczup.</p>
<p>Dizlerimin üstünde duruyordum. Yorulmuştum ama vazgeçmeye niyetli değildim. Doğruldum huzurdan çekilmek ister gibi.</p>
<p>-Herkes meczup olamaz değerini bil. Dedi.</p>
<p>Geri döndüm. Mezarcıya geldim yine. Yine kırarcasına vurdum kapıya. Kapıyı açtı.</p>
<p>-Merasime gerek yok. Sadece işini yap ve mezarı kaz. Dedim.</p>
<p>Kazmasını, küreğini alıp yürüdü o önde ben arkada.</p>
<p><strong><em>“Daha çıplak olduğunu bile göremiyor nasıl bir adamsın sen?”</em></strong> diye sordu.</p>
<p>Mezarlığa baktım. İzbe bir yer gibi göründü gözüme. Yine de ses çıkarmadım. O kazdı ben izledim. Genişliğini gösterdi daha büyük dedim. Uzunluğuna bakmamı istedi daha uzun dedim. Küreği dik tutup derinliği nasıl der gibi baktı daha derin dedim. Yoruldu.</p>
<p>-Yüreğin el kadarken ne çıkaracaksın ki buraya sığamayacak?</p>
<p>Sen ne anlarsın dedim. Bedelini ödedim. Kazma ve kürek için iki altın ödedim. Zaten mezarlığını beğenmemiştim. Yürüdüm elimde kazma kürekle. Issız bir vadiye geldim. İstediğim kadar karanlık, istediğim kadar sessiz ve istediğim kadar uzaktı. Kazdım kazdım. Bütün vadiyi kazdım. Derinliği arza erişinceye kadar kazdım. Uzattım boyunu bir ucu kuzeye diğer ucu güneye vardı. Genişlettim enini bir tarafı güneşin doğduğu, diğer tarafı güneşin battığı gözeye. Tırnaklarımı geçirdim göğsüme çekmeye başladım dışarı. Uzadıkça uzadı.</p>
<p><strong><em>“Canımızı acıtıyorsun.” </em></strong>Diye haykırdı.</p>
<p>Ben çıkardıkça o büyüdü. Ne yaptıysam sonu gelmedi. Zaten kazdığım mezar bile yetmedi daha sonu gelmeden. O kadar boğuşmama rağmen bir katre çamur bile sıçramamıştı üstüne. Bıraktığım anda tekrar içeri girdi. Canım acıdı yere yığıldım. Ben çamura bulandım. Zorla doğruldum kazdığım mezardan.</p>
<p><strong><em>“İncitiyorsun ikimizi de. Lütfen evimize dönelim.”</em></strong></p>
<p>Eve değil evimize demeye başlamıştı. Ama yenilmeyecektim. Bir nehir bulup çamurlardan temizlendim. Nehirden çıktım çaresizdim. Karanlıktan gelen birini duydum. Bekledim. Bir kadın geldi bana kadar. Kadın’da çıplaktı. Benden utanmadı. Benim o’ndan utanmadığım gibi.</p>
<p>-Benim kadar çıplaksın. Ama yeteri kadar güzel değilsin dedim.</p>
<p>-Aradığın yer şu kayalıkların ardında. Ve evet sende benim kadar çıplaksın ve sende yeteri kadar güzel değilsin. Dedi.</p>
<p>İşaret ettiği yere doğru gittim. Sarp kayalıklara ulaştım. Kayalıklar geçmem izin verdi ama her tarafımı kanatarak. Yürüdüm bir nehir gördüm. Karşıya geçmek için sağa sola baktım. Sislerin içinden bir kayık belirdi. İçinde bir adam vardı. Kıyıya gelince durdu. Yanına gittim karşıya gitmem gerek dedim. Kayığı işaret etti bindim. Yol bana uzun geldi. Karşı kıyıya varınca indim. Yürüdüm. Susmuştu içimdeki.</p>
<p>Bir adam gördüm. Yaşlıydı yüzüne baktım. Kurumuş toprak gibiydi yüzü. Huzur vericiydi hali.</p>
<p>-Hoş geldin. Dedi.</p>
<p>Kafamı salladım yürürken. Takip ettim.</p>
<p>-Boyun ne kadar?  diye sordu.</p>
<p>Gömülecek ben değil diyecektim ki konuşamadım. Mezarları gösterdi. İçlerini görebiliyordum. Her mezarda iki kişi yatıyordu. Yüzleri sade ama dudaklarında gülümseme vardı.</p>
<p>-Neden iki kişiler ve neden birbirlerine bakarak uzanmışlar.</p>
<p>Kafasını bir yana eğerek gülümsedi.</p>
<p>-Üstündeki örtüyü attığın gibi gözündeki perdeyi de atmışsın. Dedi.</p>
<p>Anlamadım!</p>
<p>-İster şimdi girersin buraya, ister zamanı geldiğinde. Hak etmişsen eğer. Dedi.</p>
<p>Yerim istesem o an hazırdı. Ama zamanı geldiğinde eğer hala gömememiş isem hazır olacaktı. Ya benimle ya bensiz gömülecekti. Bensiz gömülecekse bir başka mezarlık vardı. Görmek istedim. O önde ben arkada yürüdüm. Neden konuşmuyor diye sordum. Duraksadı.</p>
<p>-Burada söz hakkı onun değil sadece senin.</p>
<p>Mezarlığa baktım hepsi hazırdı ama içleri boştu.</p>
<p>-Buraya kadar gelip bırakanı görmedim. İlk olmak ister misin?</p>
<p>Etrafa baktım. İçime seslendim. Yanıt vermedi. Etraf soğuk ve tekinsiz göründü gözüme. Korktum. Çığlık atmak istedim.</p>
<p>-O’nu bir başına bırakamam. Üşür, korkar, bensiz ne yapar?</p>
<p>-Kayık orada. Uzun ve yorucu bir yoldan geldin.</p>
<p>Göz yaşlarımı sildim. Kayığa döndüm. Oturdum. Hıçkırmaya başladım.</p>
<p><strong><em>“Buradayım üzme beni.”</em></strong></p>
<p>Nehri geçtim. Dağları, ovaları aştım. Dönerken bir kadınla karşılaştım. O da çıplaktı. Gülümsedim.</p>
<p>-Biliyorum ikimiz de çıplağız. Ve yeterince güzel değilim. Ve aradığın yer kayalıkların ardında. Nehri geçmek için kayıkçıyı bulacaksın. Ve utanma kayıkçıdan, hem kör hem sağırdır. Dilediğin kadar hıçkırıklara boğulabilirsin.</p>
<p>Eve geldim. Koltuğa yerleştim. İçimdeki konuştu:</p>
<p><strong><em>“Bir daha böyle yolculuklara çıkmanı istemiyorum. Ne kendini ne beni sakın üzme. Ne sen, ne de ben terk etmeyeceğiz birbirimizi.”</em></strong></p>
<p>Cevap vermedim. Ama yorulmuştum.</p>
<p><strong><em>“Çabuk örtün. Bir daha kimseler görmesin seni örtüsüz.”</em></strong></p>
<p>-Peki dedim.</p>
<p>Örtüyü aldım tam örtünecekken seslendim:</p>
<p>-Bir başka misafir gelse yüreğime itiraz eder misin?</p>
<p>Kafasını kaldırıp gözlerini bana dikti.</p>
<p><strong><em>“Neden itiraz edeyim?”</em></strong></p>
<p>Umutlandım o an. Örtüyü kapayacakken son bir cümle döküldü ağzından:</p>
<p><strong><em>“Ama içeride yer yok ki!”</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yolculuk/">YOLCULUK…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6422</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnternet’te Olmanın Dayanılmaz Hafifliği!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Dec 2016 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Celeste Barber]]></category>
		<category><![CDATA[Contagius (Bulaşıcı)]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek sanallık]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Jonah Berger]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6336</guid>
				<description><![CDATA[<p>Konu her ne kadar da psikolog ve psikiyatr konusu olsa da herkesin iyi kötü bir düşüncesi vardır. İnternette olmak ve yer edinebilmek adına sosyal ağlar bir cennet. Kendine hesap açan bir anda ünlü veya en azından tanınmış kişi profiline sahip olduğu düşüncesine kapılarak olmayan bir doyum yaşamaya çalışıyor. İşin kötüsü reel anlamda çakılmak gibi bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/">İnternet’te Olmanın Dayanılmaz Hafifliği!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Konu her ne kadar da psikolog ve psikiyatr konusu olsa da herkesin iyi kötü bir düşüncesi vardır. İnternette olmak ve yer edinebilmek adına sosyal ağlar bir cennet. Kendine hesap açan bir anda ünlü veya en azından tanınmış kişi profiline sahip olduğu düşüncesine kapılarak olmayan bir doyum yaşamaya çalışıyor. İşin kötüsü reel anlamda çakılmak gibi bir kavramla karşılaşmadığı için de bu yapay duruma inanıyor.</p>
<h2>Jonah Berger’in Contagius (Bulaşıcı) kitabı.</h2>
<p>Rakamlarla konuşmak gerekirse Jonah Berger’in Contagius (Bulaşıcı) adlı kitabında yer verdiğine göre atılan bir tweet en fazla 100 kişiye ulaşıyor. Ulaşması okunuyor anlamına gelmiyor elbette. Aynı durum facebook ve diğerleri için de geçerli. Hit olmuş bir başlığa atılan tweet sayısı ortalama 20 bin. Yirmi bin tweet dört kelimeden oluşursa eder seksen bin kelime yani ortalama 300 sayfalık bir roman. Şimdi kaç insan vardır bir gecede bir roman bitirebilecek? Yoktur demiyorum elbette vardır. Gelmek istediğim konu attığınız bir tweet ancak o esnada aynı konu için ekranı o anda açan kişi tarafından belki okunuyordur. Ünlü falan değilsiniz kendinize gelin. Çok okunan biri de değilsiniz ayaklarınız yere bassın.</p>
<p>Ancak derdinizi anlatmak istiyorsanız bir blogunuzun veya web sayfanızın olması bir nebze bu işe imkan sağlar.</p>
<h2>Gerçek sanallık!</h2>
<p>İnsanlar sanal gerçeklik kavramını o kadar çok benimsemiş durumdalar ki gerçek olan sanal gelmeye başladı. Fizikçilerin çok fazla üzerinde durdukları paralel evreni, insanlar dijital dünyada kendileri yarattılar. Gittikçe içine kapandığını fark edemeyen bireyler yalnızlaşmaya başladığını göremeyecek kadar kör duruma geliyorlar dijital dünya içinde. İnternetin kesilmesi veya şarjın bitmesi durumunda adeta yoksunluk hissi yaşayan insanlar bunu inkar ederek güçlü görünmeye çalışıyorlar. Dijital dünya bağımlılık olmaktan çıkıp yaşam biçimi haline dönüşmüş durumda.</p>
<h2>İlişki oyunları yükselen bir trend.</h2>
<p>Yalnızlaşan insanlar bireysel ihtiyaçlar adına yine dijital dünyanın kendilerine göre nimetlerinden saydıkları ilişki oyunlarına yöneliyorlar. Bu işin öncüsü olan toplum Asya ülkelerinde. Japonlar’ın ilişkilerde olan başarısızlıkları ve tek kişilik yaşam tarzları bir dönem uyumak için üretilen yastıkların kollarının olmasına sebep olmuştu. Bireyler o kadar kimsesiz haldeydiler ki uyumak için yastığa sarılma ihtiyacı duyuyorlardı. Durum böyleyken bu tür oyunlara öncülük etmeleri şaşılası bir durum değil. Kendilerine sanal sevgili bularak ilişkileri olduğunu varsayan bu insanların ileride bu ilişkilere bağlanılması durumunda sonuçlarının nereye varacaklarını hesap edecek sağduyuya sahip olmadıklarını sanıyorum.</p>
<h2>Celeste Barber gerçeği.</h2>
<p>Avustralyalı Celeste Barber ünlülerin verdiği pozlarla çok ciddiye alındığını belirterek kullanıcılara oldukça etkin bir mesaj veriyor. Ünlülerin verdiği pozların aynısını yapmaya çalışarak iki paylaşımı gözler önüne sunuyor. Takipçi veya aynı poz için aldığı beğeni sayısı orijinal fotoğraftan daha fazla. Verilen mesaj iki türlü ele alınabiliyor. Ya Celeste’nin dediği gibi ciddiye almanın anlamı yok. Veya ne kadar komik duruma düşülebileceğini göstermek üzere.</p>
<p>Kendiniz zaten yeterince özgünsünüz ve birilerine göre mutlaka özelsinizdir.</p>
<p>Hoşça ve dijitalsiz kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/">İnternet’te Olmanın Dayanılmaz Hafifliği!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/internette-olmanin-dayanilmaz-hafifligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6336</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Six Degrees of Separation Teorisi ve İnternette Tanrı’yı Oynamak!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 07:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Eagle]]></category>
		<category><![CDATA[Frigyes Karinthy]]></category>
		<category><![CDATA[Six Degrees of Separation]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Vastech]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6257</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi okuyacağınız bu makale her ne kadar kurgu gibi gelse de aslında gerçeğin ta kendisidir. Çok net söyleyememenin sıkıntılarını geçmişten beri yaşıyorum ancak gün geçtikçe insanların bu batağa daha fazla giriyor olması geri dönülemez noktaya varacağını hesap etmek benim için son derece ürkütücü. En büyük yanılgı beni kim ne yapsın? Sosyal medya ve internette insanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/">Six Degrees of Separation Teorisi ve İnternette Tanrı’yı Oynamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi okuyacağınız bu makale her ne kadar kurgu gibi gelse de aslında gerçeğin ta kendisidir. Çok net söyleyememenin sıkıntılarını geçmişten beri yaşıyorum ancak gün geçtikçe insanların bu batağa daha fazla giriyor olması geri dönülemez noktaya varacağını hesap etmek benim için son derece ürkütücü.</p>
<p><strong>En büyük yanılgı beni kim ne yapsın?</strong></p>
<p>Sosyal medya ve internette insanlar hep aynı yanılgıyla hareket ediyorlar. Ben suç işlemiyorum, ben sıradan biriyim ve kim beni ne yapsın. Bir başka yanılgı ise: denetleniyor veya izleniyor olabilir ama bu güvenlik için alınan bir tedbir ve tehlike veya tehdit oluşturabilecek kişiler için.</p>
<p><strong>Bilim boşuna değil, teorilerde laf olsun diye geliştirilmez.</strong></p>
<h2>Frigyes Karinthy “Six Degrees of Separation”</h2>
<p>Duymuş olabilirsiniz <strong>Six Degrees of Separation</strong> teorisi denen bir teori var. Mantık şu: dünyadaki herhangi iki insan arasında en fazla altı insan var. Erişilemeyecek olarak gördüğünüz her kim olursa olsun o kişiye en fazla altı kişiyle ulaşabiliyorsunuz. Teori 1929 yılında Macar yazar <strong>Frigyes Karinthy</strong> tarafından şekilleniyor. Arkadaşınızın arkadaşı, o’nun arkadaşı diye ardışık altı kişiyle iş bitiyor demek bu.</p>
<p>Böylesi bir insan zincirinin kaçıncı halkası olduğunuzu kestirebilmeniz son derece güç. Öte yandan siz her ne kadar da facebook, instagram ve diğer platformlarda gizlilik ayarlarınızla arkadaşlarınızın görünmesini engelliyor olsanız bile onlardan saklayabileceğinizi düşünmeniz bu işin mantığına ters. Ama bu yazıyı okuyan sizin, mesela Arizona’da yaşayan birine olan uzaklığınızı anında size söyleyebilirler. Altı kişi bile çok fazla gelmiş olabilir.</p>
<p>Güney Afrika’da <u>VASTech</u> firması var ve bu firma bir zamanlar bütün ülkenin telefon trafiğini denetleyen, dinleyen ve depolayan bir sistem satıyordu. O zamanlar böyle bir sistemin maliyeti 10 milyon dolar. Üstelik gsm görüşmelerinin ne zaman, hangi yerde(mümkün olan en yakın nokta baz alınarak) kiminle görüşme yaptığı, görüşmenin kaydı gibi kavramları çok basit şekilde veri deposuna aktarabiliyordu. Bununla da yetinmeyip sonsuza kadar kayıt tutmayı taahhüt ediyordu. Nereden mi biliyorum? Boş verin siz okuyun.</p>
<p>Şaşılacak bir durum yok zira ses dosyaları öyle sandığınız gibi çok yer kaplayan veriler değil. Basit bir örnekle olayın vahametini açıklayalım. Almanya gelişmiş ve sanayi devi bir ülke. Nüfusu yaklaşık 85 milyon. Nüfusun yarısının gsm abonelikleri olsa; eder size 42 milyon. Böylesi bir ülkenin telefon trafiğini takip etmek, yetmezmiş gibi en net şekilde ses kaydı yaparak depolamanın maliyeti bir zamanların fiyatlarına göre 30 milyon doları geçmiyordu. Bugünkü teknoloji ile bu rakam yarı yarıya düşmüştür.</p>
<p>Biraz deşilirse mesela Libya’da Kaddafi’ye satılan <em>Eagle</em> sistemi. E tabi ki söz konusu Libya olursa bu sistemi onlara satacak ülke elbette Fransa olacaktır. Al kullan! senin için her görüşmeyi kayıt ederiz, adamlarını eğitir ve programın nasıl harikalar yarattığını gözler önüne sereriz dediler. Sistem alındı mı? Sormanız bile hata.</p>
<p><strong>Gördüğünüz gibi sistemlerin maliyetleri öyle sanıldığı gibi yüksek değil.</strong></p>
<p>Sizi kim ne yapsın’a gelince: <strong>SixDegrees of Separation</strong> teorisinde kim için kaçıncı halkasınız bilemezsiniz. Size işleri düştüğü anda depolanan verilerden her şeyi alıp inceler, profilinizi ortaya çıkarır, oyunu kurar ve istediklerini elde edebilirler. Unutmadan! bu işlerin bir parçası olduğunuzu hissetmezsiniz bile.  Birileri yakın gelecekte Tanrı’yı oynamaya kalkarsa sakın şaşırmayın. Belki de oynamaya başladılar bile.</p>
<p>Sadece sosyal ağlarda değil bütün internet kavramı söz konusu olunca savunmasız olmak neredeyse her kullanıcının karşı karşıya geleceği bir durum. Yapılabilecek en doğru adım ise kişilerin zaaflarından mümkün olduğu kadar uzak durması olabilir. Sex, kadın, erkek, para, kumar ve benzer kavramlara olan zaaflarınız varsa, bunları internet ağında ne kadar saklayabiliyorsanız o kadar güvendesiniz demektir.</p>
<p>Hoşça Kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/">Six Degrees of Separation Teorisi ve İnternette Tanrı’yı Oynamak!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/six-degrees-of-separation-teorisi-ve-internette-tanriyi-oynamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞK’ın Sahipsizliği&#8230; Monologlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 02 Dec 2016 05:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6209</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat kaç?&#8230; İkiyi yirmi altı geçiyor demek&#8230; Ne ara uyuyakaldım ki? Nasıl geçecek bu ıstırap? … Geçecek mi ki? … Başkalarını teselli ederken kolaydı&#8230; Nasıl kolaydı? Sen hissetmediğin için kolaydı. … Tanrım!  Tırnaklarımı duvara geçirmek istiyorum&#8230; … Kahve&#8230; Evet kahve iyi gelecektir. … Lanet olsun neden bu kadar uzun sürüyor suyun kaynaması. Sakin ol! Her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/">AŞK’ın Sahipsizliği&#8230; Monologlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saat kaç?&#8230;<br />
İkiyi yirmi altı geçiyor demek&#8230;</p>
<p>Ne ara uyuyakaldım ki?<br />
Nasıl geçecek bu ıstırap?</p>
<p>…</p>
<p>Geçecek mi ki?</p>
<p>…<br />
Başkalarını teselli ederken kolaydı&#8230;<br />
Nasıl kolaydı? Sen hissetmediğin için kolaydı.</p>
<p>…<br />
Tanrım!  Tırnaklarımı duvara geçirmek istiyorum&#8230;</p>
<p>…<br />
Kahve&#8230; Evet kahve iyi gelecektir.<br />
…<br />
Lanet olsun neden bu kadar uzun sürüyor suyun kaynaması.</p>
<p>Sakin ol! Her zaman böyle sürerdi.</p>
<p>…</p>
<p>Hani o kadar okumuştun da AŞK-ı tanıyordun.</p>
<p>Hani yazarlar AŞK-ı sana anlatmışlardı.</p>
<p>Şarkılar da söylememiş miydi?</p>
<p>Hani filmlerdeki adamlar bir şekilde atlatıyorlardı.<br />
Kimse, ama hiç kimse benim kadar aşık olamadı mı yoksa?</p>
<p>…</p>
<p>Lanet olsun romanlarda aşk bitince roman da bitmiş oluyordu. Sonrası yok.</p>
<p>Neden yok sence?</p>
<p>Ben nerden bilebilirim ki?</p>
<p>AŞK-ı anlatacak kelime var belki de ama bitişini tasvir edecek yürek yok kimsede.<br />
…</p>
<p>Tanrım! Savruluyorum sanki.</p>
<p>…</p>
<p>Ne zaman geçecek ne kadar sürecek bu&#8230; bu&#8230; bu ?<br />
Ne bu? Öfke mi? Yıkım mı? Kimsesizlik mi?<br />
Git isine be! Daha duygularını bile tanımlayamıyorken ne zaman ve nasıl geçeceğini mi hesap edeceksin?</p>
<p>…</p>
<p>Neden LEYLA ile MECNUN?</p>
<p>Yahut LEYLA,  leyla iken Mecnun neden mecnun?</p>
<p>Mecnun olan her defasında erkekler mi?</p>
<p>…<br />
Bak kahve suyu hazır iste&#8230;</p>
<p>Sigaram nerede?&#8230;</p>
<p>…<br />
Kahve kokusunu alamıyorum o’nun kokusu hala bu.</p>
<p>Her tarafa sinmiş bütün duvarlara, eşyalara sanki.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! Kokusu çıkmıyor tenimden.</p>
<p>…<br />
Sehpada duran kalem o’nun değil mi?</p>
<p>Kırmızı kalem ama siyah yazıyor.</p>
<p>Ne demeliyim şimdi kırmızı kalem mi?</p>
<p>Siyah kalem mi?</p>
<p>Yoksa siyah yazan kırmızı kalem mi?</p>
<p>Veya kırmızı ama siyah yazan kalem mi?</p>
<p>…</p>
<p>Kim demiş AŞK-ın rengi kırmızı diye?</p>
<p>Değil iste değil.</p>
<p>Düpedüz ela.</p>
<p>Emin misin? Kızıl olmasın?</p>
<p>O neredeyse her teline kadar ezbere bildiğim parmaklarımın arasında kayan saçları kızıl değil mi?</p>
<p>…<br />
Tanrım! Nasıl kestirebilmiş o saçlarını?</p>
<p>…</p>
<p>Benim çok sevdiğimi unutmuş muydu?</p>
<p>Yoksa o da dengesiz bir ruh haliyle mi kestirdi?</p>
<p>Bana inat,  dokunduğum saçlarından kurtulmak mı istediği?</p>
<p>Kesen ne anlar o saçların…</p>
<p>Benim için ne kadar değerli olduğunu.</p>
<p>…<br />
Önce ela şimdi kızıl oldu.<br />
…<br />
İkisi de değil&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>…</p>
<p>Değil mi?</p>
<p>AŞK-ın rengini ikimiz de biliyoruz değil mi?</p>
<p>…</p>
<p>Beyaz…</p>
<p>…</p>
<p>Lanet olsun! Evet beyaz. Bağırayım mı?</p>
<p>Beyaz evet beyaz. Oldu mu?</p>
<p>…</p>
<p>Tenini özledim aslında.</p>
<p>Beyaz tenini. O karanlıkta bile seçebildiğim, kıvrımlarını ezbere bildiğim bedenini, tenini.</p>
<p>…<br />
Tanrım! Geberiyorum sanki.</p>
<p>…</p>
<p>AŞK iki kişilikmiş.</p>
<p>Ne iki kişisi düpedüz tek kişilik iste.</p>
<p>Tek kişilik ve olabildiğince bencil.</p>
<p>Dur dur!</p>
<p>…</p>
<p>Tek kişilik çünkü yalnızım ve hala AŞK içimde.</p>
<p>Ama bencil olan sendin ben değil.</p>
<p>Ben vazgeçmedim. Sen…</p>
<p>Sanki neyi değiştirecek?</p>
<p>Sen anca avut kendini.</p>
<p>Bitiren ben değilim de.</p>
<p>…<br />
Tanrım! Duvarlar üzerime üzerime geliyor.</p>
<p>…<br />
AŞK-ın simgesi kalp.</p>
<p>Hı?<br />
Kalbim acımıyor ama, kafamın içinde oluyor olan ne ise.<br />
Sakin ol! Topla kendini. Geçecek biliyorsun.<br />
Zaman her şeyin ilacı.</p>
<p>…</p>
<p>Kes sesini!</p>
<p>Tamam! Zamanla geçecek inanıyorum buna&#8230;</p>
<p>…<br />
Ama zaman geçmek bilmiyor ki.</p>
<p>…</p>
<p>Koca evde tek başımayım.</p>
<p>Kendimle konuşuyorum.</p>
<p>Sınırda olmak bu mu yoksa?</p>
<p>…<br />
Radyoyu açsam mı?</p>
<p>Yok hayır!</p>
<p>Bu saatte ancak AŞK şarkıları çalarlar.</p>
<p>Durumu çok daha zora sokar.</p>
<p>Sese ihtiyacım yok&#8230;</p>
<p>…<br />
Hayır! Var elbette.</p>
<p>…</p>
<p>O’nun sesine ihtiyacım var.</p>
<p>Gülüşüne, seslenişine.<br />
Tanrım! Bütün kapılar,  bütün düşüncellerim o’na mı çıkacak?</p>
<p>Zaten bir çıkmazdayım.</p>
<p>…<br />
Kahve soğumamış iyi.</p>
<p>…</p>
<p>Elim mi titriyor?</p>
<p>Ne zamandan beri titriyor?</p>
<p>Neden fark etmedim?</p>
<p>Kas yıkılmasını anlarım da duyular yıkılır mıymış?</p>
<p>Sana öyle geliyor yıkılan bir şeyler yok.</p>
<p>Sadece düşüncelerin flu.</p>
<p>AŞK flu olmak mi?<br />
…<br />
Çiçekler solmuş&#8230;<br />
Onlar da mı aşık?</p>
<p>Oldu canim sen aşıksın diye her canlı aşık.</p>
<p>Susuz kalmışlar o kadar&#8230;</p>
<p>…<br />
Ben de susuz kaldım&#8230;</p>
<p>…<br />
Gül var bir de.</p>
<p>AŞK-ı güllerle özdeşleştirirler.</p>
<p>Bence değil.</p>
<p>AŞK güle benzemez.</p>
<p>Yok, güzel ama dikeni varmış klişeden öte değil.</p>
<p>Saçma! İllaki bir bitki olacaksa şey olmalı&#8230;<br />
Evet evet olacaksa Peyote olmalı veya Humito.</p>
<p>…<br />
Ask sanrı değil mi?</p>
<p>…<br />
İçmiş veya denemiş gibi konuşma.</p>
<p>Haklısın ama okuduklarım var.<br />
AŞK-ı da okumuştun&#8230;<br />
Tamam! Tamam yeter. Susuyorum.<br />
…<br />
AŞK susmak mı yoksa?</p>
<p>…<br />
Saat kaç?</p>
<p>Ne? İki kırk üç mü?</p>
<p>Kafamın içinde olan sesler bu kadar uzun ve çokken yirmi dakika bile olmamış mı?</p>
<p>…<br />
Tanrım! Zaman benim için duruyor veya yavaşlıyor mu?</p>
<p>…<br />
Simdi kapı çalsa ve gelen o olsa..</p>
<p>…<br />
Çalmadan anlarım ki.</p>
<p>Ayak seslerini bile tanırım ben.</p>
<p>Hadi duymadım diyelim,  kapıyı bile açmadan kokusunu almaz mıyım? &#8230;</p>
<p>…<br />
Hani duyuların yıkılmıştı?<br />
Yıkılan sensin iste duyuların değil.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! Bir enkaza dönüştüm.<br />
…<br />
Peki! sen kaç kadını bu yıkıma uğrattın?<br />
Böyle olacağını bilsen terk eder miydin?</p>
<p>Bencilce değil mi?<br />
Hangi birini düşündün?</p>
<p>Kendi yoluna bakmadın mı?<br />
…</p>
<p>Ama ben&#8230;<br />
Sen ne?</p>
<p>…<br />
Benim duygularım çok farklı.</p>
<p>Onların değil miydi?<br />
…</p>
<p>Ne düşünüyorum?</p>
<p>…</p>
<p>Bilmiyorum.</p>
<p>…</p>
<p>İtiraf et haykır.</p>
<p>Kendime bile itiraf edemeyecek kadar saklıyken mi?</p>
<p>Tamda istediğim bu.</p>
<p>…</p>
<p>Kav..</p>
<p>Duyamadım…</p>
<p>Yanmaktan öte.</p>
<p>Yanmak değil yani?</p>
<p>Değil daha ötesi.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! kavruluyorum.</p>
<p>…</p>
<p>Ne zamana kadar devam edecek?</p>
<p>Bana zamandan bahsetme.</p>
<p>Şu an ihtiyacım olmayan tek şey zaman.</p>
<p>Ama zaman üstesinden gelecektir biliyorsun.</p>
<p>Bana bilmediğim bir şeyden bahset ve içinde zaman olmayan bir cümle olsun.</p>
<p>…</p>
<p>Geri dönme ihtimali var mı?</p>
<p>…</p>
<p>Önemi yok bunun.</p>
<p>Dönse bile eskisi gibi olmayacak.</p>
<p>Unutacaksın yani ve üstesinden geleceksin.</p>
<p>Üstesinden geleceğim de, unutacağımı kim söyledi?</p>
<p>…</p>
<p>O halde hoş bir anı olarak mı kalacak?</p>
<p>Ne zaman normal biri oldum ki?</p>
<p>Anlamadım?</p>
<p>Asla hoş bir anı olarak kalmayacak.</p>
<p>Bilakis içimi acıtan bir zaman dilimi olacak.</p>
<p>..</p>
<p>Tanrım! Gerçekten içim acıyor.</p>
<p>…</p>
<p>Ne zaman düzeleceğini düşünüyorsun?</p>
<p>Saat kaç?</p>
<p>İki elli altı.</p>
<p>Zaman böylesine yavaş akarken mi?</p>
<p>Zaman akmıyor, ben akıyorum.</p>
<p>…</p>
<p>Tanrım! Eriyorum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/">AŞK’ın Sahipsizliği&#8230; Monologlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/askin-sahipsizligi-monologlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6209</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şu Emoji veya Emoticonlar ve Sebep Oldukları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 09:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[emoji]]></category>
		<category><![CDATA[emoticon]]></category>
		<category><![CDATA[The Unicode Consortium]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6176</guid>
				<description><![CDATA[<p>The Unicode Consortium denen yapının amacı:  sözüm ona dünya üzerinde yaşayan toplumlardaki özellikle yüz ifadelerini bilgisayar ortamına taşıyarak emoji denen kavramı ortaya çıkararak yeni bir dil veya mesajlaşma sistemi oluşturmak. Sayfa adresleri Unicode.org uzantısından da anlaşılacağı üzere bir organizasyon. Vizyon ve misyonlarını ele alırsanız tamamen insanların anlaşabilme veya anlaşılabilme üzerine çalışmaları olduğunuzu okursunuz. Tabi ki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/">Şu Emoji veya Emoticonlar ve Sebep Oldukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>The Unicode Consortium denen yapının amacı:  sözüm ona dünya üzerinde yaşayan toplumlardaki özellikle yüz ifadelerini bilgisayar ortamına taşıyarak emoji denen kavramı ortaya çıkararak yeni bir dil veya mesajlaşma sistemi oluşturmak.</p>
<p>Sayfa adresleri Unicode.org uzantısından da anlaşılacağı üzere bir organizasyon. Vizyon ve misyonlarını ele alırsanız tamamen insanların anlaşabilme veya anlaşılabilme üzerine çalışmaları olduğunuzu okursunuz. Tabi ki her zaman olduğu gibi tamamen insanlara faydalı olmak ve de hiçbir çıkar gözetmeksizin olan çalışmalar bunlar.</p>
<p>Tam üyeler, kurumsal üyeler, destekleyen üyeler, yardımcı üyeler ve bireylerden oluşan bir organizasyon. Bunların içinde facebook, Microsoft, Adobe gibi hatırı sayılır kurumlar var.</p>
<p>Her duygu durumunu bir emojiyle anlatmak ne kadar mümkün? Daha kızgınlık ile öfke veya sinirli olma duygularının bile aynı olduğunu düşünen insanlar varken mi? Mutluyum! Ne kadar? Yanına birde yüz üzerinden rakam mı bırakacağız. Hadi bana, “bugün biraz tutarsız gibiyim üstelik emin de değilim” duygu durumunu anlatan bir emoji kurgulasanıza. Olmadı mı uzun olduğu için mi? Peki tek kelime olarak vereyim çizin bakalım. Buhranlardayım! Başa alalım.</p>
<p>Duygu ve his yanı şey mi? Karmaşık gelmesin. Yoğunluğu yüksek olmayan duygusal tepkinin farkındalığı his. Farkındalık bir anlamda. Peki duygu? Bu hislerin bedene ve zihne vereceği genel uyarılma. Hüzün ve üzüntüyü aynı emojiyle anlatmayı mı düşünüyorsunuz? Yoksa size göre ikisi de aynı mı?</p>
<p>Üstelik bunları küresel anlamda bir emojiyle veya dijital deyimle emoticon ile her duygu durumunda seç beğen olarak karşımıza sunacaklar. Sunuyorlar da zaten. Alıcısı olduktan sonra neden sunulmasın?</p>
<p>Pandomim sanatçılarına sorsanıza duygu tanımlamaları tek başına yüz ile mi yapılıyor? Yoksa beden dili olmazsa olmazları mıdır? Parmağa batan bir iğneyi ve sonra acısını nasıl tek bir yüz ifadesiyle anlatabilir? Şimdi dijitalleşen birileri kalkıp gif lafları etmesin.</p>
<p>Senin duygu durumların o kadar basite alınıyor ki farkında bile değilsin. Bir sevgili, bu duygu durumlarını anlamasa olası kavgaya anında davetiye çıkarmaz mı? Kaleminizi elinizden alıyorlar fark edemiyor musunuz? Bir cümle yazmak ne kadar da zor geliyor insanlara. Gülücük gönderdim, ee alay mı ettin, komik mi geldi? Yoksa gülümseme miydi? Gülümseme derken soğuk mu içten mi?</p>
<p>Bu araçlar çok masum gelebilir. Bilgisayarlar henüz duyguları tanımıyor ve anlamıyor. Onlar sayısal değerlere bakar. Emojiler de bilgisayarlar için birer sayısal veridir. Bir paylaşım değerlendirilirken kolaya kaçmanız açısından değil, kategorize edilmeniz açısından son derece akıllıca bir yol. Gönder bir paylaşım beğeni almasını bırak, gelen emojilere göre bilgisayar bu paylaşımı şu kadar kişi komik, bu kadar kişi iğrenç, bu kadar kişi sevinçle karşıladı diye geri dönüşler alır. Sonra otur ayıkla şu paylaşımı sevinçle karşılayanların isim listesini. Saniyeler içinde üstelik. Nasıl olsa kılavuzu göndermişsin ve insanlar emojilerle sana geri dönüşler yapmış.</p>
<p>Bu bir makine ve ancak 0 ve 1’lerden anlar. Aynı paylaşım için faklı bir değerlendirme yapalım. Yaz bakalım o paylaşımın altına bir cümle yorum. Bana göre iğrenç gibi ama tam da emin değilim de. Veya “ay sevinçle karşıladım ayaklarım yerden kesildi.” Sonra otur yerine bak bakalım bilgisayar denen makine bunları ayıklayabiliyor mu? Makineyi insana çeviremezsin ama en azından yapmaya çalıştığı iş için maymuna çevirebilirsin.</p>
<p>Kolaya kaçma, basitleşme biraz emek ver. Kaybedeceğin hiçbir şey yok aksine kazanacağın çok şey var. Düşünsene arkadaşının gönderdiği bir fotoğrafı beğenmekten ziyade, “üzerindeki kazağa bayıldım” demek sana ne kazandırır. Veya: “dostum sen de iyi görünüyorsun arkada ki manzara da. Neresi orası merak ettim”</p>
<p>Bu ve benzeri cümleler,  dahası bilgisayar dilinde yorumlar, konuşmayı ileti-şemeyen insanları yalnızlıktan ve soğuk ifadelerden çekip çıkarmış olmaz mı?</p>
<p>Hiç tanımadığınız bir insanın bir iletisine iltifatta bulunmak ne kaybettirir? Kaleminizi bırakmayın. Şu dijital dünyaya bir başkaldırı istiyorum herkesten. Bu gidişle edebiyat bir tarih olacağa benziyor.</p>
<p>Hoşça-Sanatla ve sevgiyle kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/">Şu Emoji veya Emoticonlar ve Sebep Oldukları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/su-emoji-veya-emoticonlar-ve-sebep-olduklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6176</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dijital Sanat, Sanat Mıdır?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Nov 2016 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Beş Hececiler]]></category>
		<category><![CDATA[dijital müzik]]></category>
		<category><![CDATA[dijital resim sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[İtalyan edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Maviciler]]></category>
		<category><![CDATA[modern sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Turing Eşiği]]></category>
		<category><![CDATA[Vasili Kadinskiy]]></category>
		<category><![CDATA[Yedi Meşaleciler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6098</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yapılan, üretilen ve gerçekleştirilen her işe sanatı bir şekilde işin içine dahil etmek pekala mümkündür. Sanatın içine bir takım kavramları sokmak ne kadar doğru? Kaşığı fincanın içine sokabilirsiniz ancak fincanı kaşığın içine sokmak ne kadar mümkün? Zorlama ile sanat yapılacağını düşünmek bırakın olmayı kıyısından bile geçmemeli. Sanayi devrimi denince artık akla yazılımlar ve dijital dünya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/">Dijital Sanat, Sanat Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan, üretilen ve gerçekleştirilen her işe sanatı bir şekilde işin içine dahil etmek pekala mümkündür. Sanatın içine bir takım kavramları sokmak ne kadar doğru?</p>
<p>Kaşığı fincanın içine sokabilirsiniz ancak fincanı kaşığın içine sokmak ne kadar mümkün? Zorlama ile sanat yapılacağını düşünmek bırakın olmayı kıyısından bile geçmemeli.</p>
<p>Sanayi devrimi denince artık akla yazılımlar ve dijital dünya gelince,  insanlar sanata da uzak kalmaması adına dijital sanat denen bir kavram geliştirdiler.</p>
<p>Görünürde zor bir iş gibi durmuyor. Durmaması çok kolay zira dijital sanatta veya sanatlarda estetik kaygısı hiç yok. Estetik sanıyorum ki bu alanda yanlış anlaşılıyor. Pürüzsüz bir yüzey veya eğrisi olmayan bir çizgi göze hoş gelebilir ama estetik midir? Yaşasaydı ve bu olanları görseydi Vasili Kadinskiy, şu benim onca zamanımı alarak okuduğum Sanatta Zihinsellik Üzerine adlı kitabı yazmayı düşünür müydü? Hadi ben bir sanatçı değilim ancak okuduğumdan elde ettiğim çıkarımlar doğrultusunda sıradan bir bakış açısı sunabilirim. Merak ettim benim düşünceme yakın birileri var mıdır diye. İnternet sayfalarında gezindim arama ifadem “Dijital Sanat, Sanat mıdır? Oldu.  Sonuç tam bir hayal kırıklığı bu konuda yazılmış bir makale bulamadım. Birkaç sanat ve tasarım arasındaki farkı anlatmaya çalışan kişiler haricinde elde edebileceğiniz bilgi yok. Olmadığı gibi dijital tasarımı bir sanat gibi değil düpedüz sanat olarak görenler var. Biri bana sanattan hiç mi hiç anlamadığımı söylesin de hiç olmazsa yanılanın ben olduğumu kabul etmiş olayım. Aynı parametreleri paylaşıyorsak okumaya ce düşünmeye devam.</p>
<p>Sanatta öncelikli vurgu özgün olması ve beraberinde hatasız değil tam aksine hatalı olması değil midir? O fark edilmesi güç olan hatalar zaten ortaya çıkan esere başlı başına bir estetik vermez mi?</p>
<p>Dijital dünyayı sanatın içine bu kadar fütursuzca sokmak sanata ve sanatçıya biçilen değeri düşürmeyecek mi?</p>
<p>Bilgisayar ekranlarında hazırlanan tasarımlar kimlere göre sanat olarak adlandırılıyor? Ortaya çıkan eser bir ekranda boy gösteriyor. İyi bir yazıcın varsa gönder yazıcıya çoğalt çoğaltabildiğin kadar. Üstelik hepsi orijinal. Hangi sanatçı yaptığı bir tablonun tamamen aynısını ikinci kez yapabilir? Cevabınız elbette ki hiç kimse olur. Ama soru zaten sanata uygun değil ki? Hangi sanatçı aynı eseri ikinci kez yapma ihtiyacı duyar? Sanırım ne demek istediğim gayet iyi anlaşılıyordur.</p>
<p>Daha spesifik olmaya çalışalım. Turing Eşiği denen bir kavram var. Basit tanımlaması şu: Bir bilgisayarın dahası bir makinanın sizi insan olduğuna inandırabilme oranı. Bu eşik %30 olarak belirlenmiş. Bilmeyenler veya duymayanlar için söylüyorum bilgisayarın yazdığı bir şiir bu eşiği çoktan aşarak %48’lere ulaştı. Şiir sevmem demiyorum ancak pek anlamam. Şiir severler için çok büyük bir kayıp olduğu düşünülebilir. Bir yapay zeka bir şiir yazıyor ve bunun bir insanın eseri olduğu anlaşılamıyor. Şairler veya şiir severler ne düşünüyor merak ediyorum. Sonra kafamı kurcalayan neden şiir? Sorusu. Düz mantıkla ve estetik kaygısı duymadan yazıyorum tıpkı dijital sanatta bilgisayarların ve yazılımların yaptığı gibi. Deneme şiirle yapıldı çünkü aslında şiir yazdığını sananlar veya şiirden anladığını sananlar aslında ne yazdıklarını veya ne okuduklarını anlamıyorlar. Dijital düşünmeye devam.  Şiir seçildi çünkü kısa olması çok uğraşmaya değmeyeceği için.  Dijital düşünceye son örnek: şiir çünkü kelimeleri bir araya getir imla kuralıda olması gerekmez herkes kendinden bir şeyler buluverir.</p>
<p>Bu yazıyı okuyan şair veya şair ruhlu, şiir sever birileri bana kızabilir. Ne saçmalıyorsun sen diyebilir. Bana değil dijital dünyaya kızın. Hatta bugüne kadar benden başka kızana bile rastlamadım. Ama şairler ve şiir severler naiftir bana kızacaklarını sanmıyorum ama biraz sınırları zorlamaya ve sizi manipüle etmeye ihtiyaç duyduğum için uslu durmak istemiyorum.</p>
<p>Ben roman severim ve iddia ediyorum ki bir bilgisayar kalkıp roman yazsa bitirmeden daha başlarda bunu anlarım. Bu şiir işini bilgisayara yaptırmak isteyen mantık sanıyorum ki şairlerle alay etmek için deneme yapmış. Umarım kızıyorsunuzdur. Kızmanızı da çok istiyorum. Belki birileri yapay zeka denen robotların bazı alanlara girmesini engellemek için bir çaba sarf eder.</p>
<p>Düşünsenize bir teknoloji mağazasına gidiyorsunuz ve robotlar var ve üzerinde etiketler var “Yedi Meşaleciler” tadında. Altı farklı versiyonu var. Yedi Meşaleciler, Beş Hececiler, Maviciler, Fransız Edebiyatı,  İtalyan Edebiyatı ve Klasikler. Şu tuşa basınca seçim yapıyorsunuz hangi tür şiir istiyorsunuz diye. Bakın Aşk, Melankoli, Bahar esintisi. Siz seçin işlemcisi sayesinde istediğiniz şiiri size sıfır ile 30 saniye arasında yazabiliyor. Üstelik bu robotu alana yanında şarjlı el süpürgesi hediye.</p>
<p>Sanat yerlerde sürünecek bu gidişle.</p>
<p>Yazıyı çok uzun tutmamak adına diğer sanat alanlarına girmeden yarım kalmış bir halde bırakıyorum. Yazarsam sadece şair ve şiir severleri ayaklandırmam diğer alanlarda saç baş yoldurabilirim. Saç baş yoldurmak bir deyimdi değil mi? Acaba bir yapay zeka bunu daha estetik nasıl tanımlardı?</p>
<p>Dijital dünyaya karşı olan en azından bu dünyanın girmemesi gereken alanlar olduğunu savunan biriyim. Sanat, bu alanlardan biri. Sanatseverlerin en azından diğer insanlara oranla daha kararlı bir duruşu olduğuna inandığım için sizlerin bu savaşta yerinizi almanızı umuyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/">Dijital Sanat, Sanat Mıdır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dijital-sanat-sanat-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6098</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir İstihbarat Kaynağı Olarak Sosyal Medya!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Nov 2016 09:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6065</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bilgisayar mantığı ekseninde düşünülecek olursa her yazılım aslında bir demodur. Kullanımı yaygınlaştıkça kendini yeniler, geliştirir ve aksaklıkları analiz ederek yeni bir sürümü ortaya çıkarılır. Bu durum yazılımın esnek olmasını sağlar ve kullanıcılara daha kullanışlı bir alan açar.  Sonu gelmiş bir yazılım yoktur sürekli gelişmekte olması sürekliliğini sağlar. Bu minvalde düşünülecek olursa, piyasaya sürülen her yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/">Bir İstihbarat Kaynağı Olarak Sosyal Medya!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bilgisayar mantığı ekseninde düşünülecek olursa her yazılım aslında bir demodur. Kullanımı yaygınlaştıkça kendini yeniler, geliştirir ve aksaklıkları analiz ederek yeni bir sürümü ortaya çıkarılır. Bu durum yazılımın esnek olmasını sağlar ve kullanıcılara daha kullanışlı bir alan açar.  Sonu gelmiş bir yazılım yoktur sürekli gelişmekte olması sürekliliğini sağlar.</p>
<p>Bu minvalde düşünülecek olursa, piyasaya sürülen her yeni yazılım başlangıçta son derece iyi amaçlar için hazırlanır. Bugün dünyanın her yerinde tercih edilen facebook, instagram, twitter gibi platformlar başlangıçta kendi misyonunu kullanıcılara sunmak üzere hazırlanmıştır.</p>
<p>Tamamen kurgusal olarak düşünerek, kendi içinde sürekli olarak genişleyen ve gelişen bu platformlardan yeni çıkarımlar elde edilebileceğini birileri mutlak suretle görmüş olmalıdır.</p>
<p>Kendi hesabınızda olan kişilerin kavramlara veya kişilere karşı tutumlarını veya tavırlarını görmek son derece basittir.  Herhangi bir parti liderini yüceltmek gibi bir içerik üretirseniz bunun alacağı beğeniler size hangi takipçiniz veya arkadaşınızın destekçisi olduğunu anlamanızı sağlar. Beğeni göndermeyen kişiler için iki ihtimal vardır ya görmemiştir ya da tavrı o lidere karşıdır. Birkaç kez benzer içerik ürettiğinizde sonucu almış olursunuz.  İçerikler hazırlanırken en ince detayına kadar düşünülerek hazırlanırsa elde edeceği veri ürkütücü olabilir.</p>
<p>İnsan psikolojisi her ne kadar uzmanlık alanım değilse de davranış psikolojisini iyi kötü herkes bir parça bile olsa anlar. Sevdiğiniz kavramlara bazen karşı koyamayabilirsiniz. Tıpkı çikolatayı seven birinin ikram edilince reddedemeyeceği gibi. İlgisiz kalmak bile başlı başına aynı fikirde olmadığının göstergesidir.</p>
<p>Hızını alamayan veya tuzağa düşen kullanıcı öfkeyle veya zevkle yorum bile yazabilir.</p>
<p>Basit bir içerik üretsek neler elde ederiz?</p>
<p>İçeriğinizde siyah bir fon düşünü ve üzerinde kırmızı yazıyla “En Sevdiğim Renk Kırmızıdır diye bir not düşün. Arkadaş listenizde bin kişi olduğunu varsayalım. Refleksler devreye girer ve aynı gün içinde olmasa bile en fazla ikinci gün sonuçlar gelir. Neler mi gelir? Beğenenler sizinle aynı görüştedir. Beğenmeyenler dayanamaz altına yorum yapar: Hayır mavi, bence Siyah, katılmıyorum Yeşil diye devam eden yorumlar arka arkaya gelmiş olur. Basit bir içerikle üstelik kırmızı rengini seçerek arkadaşlarınızın kaçının hangi rengi sevdiklerini öğrenmek pekâlâ mümkündür. İşin garip tarafı siz onlardan renklerini sormamışsınızdır.</p>
<p>Bir renk ile yola çıkılıp onlarca rengi almak ne kadar ve basit.</p>
<p>Bunu yapmanız size Sosyal Bilimler adına bir veri kazandırmış olabilir. Bu son derece masum bir çalışmadır ve bilgiye yöneliktir. Veya bunu yapmanız bir sosyal deney malzemesi bile olabilir. Bu tamamen sizin hayal dünyanız veya amacınıza yönelik bir çalışma olur.</p>
<p>Masum bir içerik değilse?</p>
<p>Bana göre insanların sosyal medyayı dahası interneti özgür bir ortam olarak sanmaları en büyük handikaplarıdır.</p>
<p>İnsanlara özgür bir alan açtıkları düşünülen platformlarda birileri istediği gibi at koşturuyor ve büyük bir kesim tamamen uykuda.</p>
<p>Bahsettiğim bu kurgu buzdağının görünen yüzü değil,  üzerinden düşen minik bu parçaları olarak algılamanız dileğiyle Hoşça kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/">Bir İstihbarat Kaynağı Olarak Sosyal Medya!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-istihbarat-kaynagi-olarak-sosyal-medya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6065</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
