<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Mizah &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat/mizah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Sep 2019 16:24:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Dişimdeki Sancı, Düşümdeki Yabancı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 27 Sep 2019 04:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18532</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dayanılması imkânsız bir sancıyla uyandım. Uyanır uyanmaz da, “keşke uyanmasaydım” diye mırıldandım.&#160; Bu ağrı, dayanılmaz hale gelen bu sancı, uyanıkken baş edilecek gibi değildi. 20’lik diş diyorlar ama yaşım kaç diye hiç sormuyorlar. Artık unutmaya yüz tuttuğum o güzelim yılları, dişimdeki sancıyla bir kez daha bana hatırlatıyorlar; ama kim veya kimler? Dişimdekiler kim, o mikropların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/">Dişimdeki Sancı, Düşümdeki Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dayanılması imkânsız bir
sancıyla uyandım. Uyanır uyanmaz da, “<strong>keşke
uyanmasaydım</strong>” diye mırıldandım.&nbsp; Bu
ağrı, dayanılmaz hale gelen bu sancı, uyanıkken baş edilecek gibi değildi.
20’lik diş diyorlar ama yaşım kaç diye hiç sormuyorlar. Artık unutmaya yüz
tuttuğum o güzelim yılları, dişimdeki sancıyla bir kez daha bana
hatırlatıyorlar; ama kim veya kimler? Dişimdekiler kim, o mikropların orada ne
işi var, neler oluyor bana, niye bana oluyor, sana neden olmuyor kardeşim, sana
neden olmuyor?</p>



<p>“<strong>Tuz koy geçer</strong>” demişti bir zamanlar bir dostum. Şimdi o dostum mu,
onu da bilmiyorum ama tavsiyesi halen hafızamda kaldığına göre kalkıp bunu
uygulamak gerek. Hem kolay hem ucuz ve hem de zahmetsiz. Bir çentik tuzu
bastım, ağrıyan dişime veya ağrıdığını sandığım dişime. İnsanın dişi ağrırken
hangi dişinin ağrıdığını karıştırması pekâlâ mümkünmüş. Bir dişçi dişime
vurarak, “<strong>bu ağrıyor mu?</strong>” diye
sormuştu, ben de “<strong>Sadece o değil, hepsi
ağrıyor hepsi</strong>” diye ağrının şiddetinin derecesini anlatmaya çalışmıştım.
Neredeyse bütün çene, bütün bir baş, yüzüm, gözüm, kulağım, dilim, damağım,
hatta elim, ayağım, dalağım, böbreğim…</p>



<p>Uyumak güzeldir ama dişin
ağrırken uyumak, aynı zamanda bir nimettir, şifadır, ilaçtır, çaredir. Uyumak
istiyorum ama sancı uyutmuyor, bir defa uyusam bir daha uyanmayacağımı
düşünüyorum. Bunun iyi bir şey olup olmadığını tartışacak zamanım da yok ama
ağrının zamanı çok.</p>



<p>“<strong>Al şu hapı, sancın diner</strong>” diye beyaz, yuvarlak ve oldukça büyük bir
hap uzattı hiç tanımadığım bir adam. Elimi dişime tutmuştum ama dışarıdan
bakınca “<strong>bu adamın dişi ağrıyor</strong>”
intibaını verecek bir durumum da yoktu ama yabancı acımı hissetmişti. Kendisini
bana yakın hissetmişti ya da öylesine iyiliksever bir adamdı. Yoksa kadın
mıydı, “<strong>diş insanı</strong>” desem olur muydu
ya da en iyisi bir anda karşıma çıktığı için ben ona “<strong>düş insanı</strong>” diyeyim.</p>



<p>“<strong>Aslında ağrıyan diş değil</strong>” dedi düş insanı olarak bildiğim yabancı.
Nasıl değildi, basbayağı dişim ağrıyordu, harbiden dişim ağrıyordu, gerçekten
dişim ağrıyordu. İnanmazsa yemin bile edebilirdim, hem de benim gibi boş yere
yemin etmeyi sevmeyen birisi.</p>



<p>“<strong>Diş ağrımaz</strong>” diye devam etti, yabancı adam. Dişin içindekileri
acıtan mikroplar olurmuş, diş ağrıtan bu mikroplar, girdiği her yeri
ağrıtırmış. Onların bir değer yargısı yokmuş, dişin sahibine acıma gibi bir
kaygıları da yokmuş. Bu diş bu hale gelene kadar nasıl baktığın, nasıl
büyüttüğünün de önemi yokmuş. Dişin gibi baktığın zaten belliymiş ama bazı insanlar,
düşmanın yapmadığını yaparmış dişine, başına, kalbine, ayağına, eline…</p>



<p>“<strong>Senin bir suçun yok</strong>” diye devam ederek, içimi ferahlattı yabancı
adam ya da düş insanı. Dişimin ağrısı, benim ihmalim nedeniyle değilmiş. Ben bu
konuda çok iyi bir örnekmişim. Her gün dişimi fırçalarmışım, hatta üç öğün,
yetmezse ara öğünlerde de fırçalarmışım. Peki bu yabancı adam veya kadın beni
nasıl bu kadar iyi tanıyordu, bu iş insanı mı, düş insanı mı olduğu belli
olmayacak kadar yabancı olan adam, banyoma kadar girip, fırçaladığım dişlerin
çetelesini mi tutuyordu, ne yapıyordu?</p>



<p>“<strong>Çetelesini tutmuyorum</strong>” dedi yabancı adam, içimden geçenleri okur
gibi. Yüzüme baktığında anlıyormuş. Öyle böyle değil, yüzüme baktığında hangi
organıma nasıl baktığımı, onlara nasıl davrandığımı görebilecek bir yeteneğe
sahipmiş. Karaciğerim, akciğerim, dalağım, böbreğim ve kalp gibi en hayati
organlarım da, hiç önemsemediğim veya aklıma gelmeyen organlarım konusunda da
nerede yanlış yaptığımı, nasıl doğru yaptığımı bilecek kadar bilgi ve birikime
sahipmiş.</p>



<p>Şaşırmadığımı söylesem
okurlarım şaşıracak iyi biliyorum. Ben de sizi daha fazla şaşkınlığa uğratmamak
için şaşırdığımı söyleyerek işin içinden çıkacaktım ki, “<strong>şaşırma</strong>!” diye gür bir ses duyuldu, deminden beri sakin sakin
konuşan yabancıdan.</p>



<p>“<strong>Çünkü</strong>” diye devam etti düş insanı, “<strong>İnsan vücudu bir saat gibidir. Hiçbir sorun yokken tıkır tıkır işler.
Sorun olmaya başladığında ise bu tıkır tıkır, patır kütüre kadar dönebilir</strong>”
dedi. Benzetmesi hoşuma gitti, gülümsedim. “<strong>Bak</strong>” dedi yabancı adam, “<strong>nerede
ve neden güleceğini bilecek bir mekanizmaya sahipsin</strong>” </p>



<p>Bu övgü müydü, vücudumuzun
doğal tepkilerini ortaya koymak mıydı bilmiyorum. “<strong>Övgü sana değil</strong>” dedi, yine içimden geçeni okuyan yabancı adam ve
devam etti; “<strong>İnsan vücudu, yaratanın bir
eseridir. Kusursuz bir sanat harikasıdır. Ancak sizler o sanat harikasına
karşı, sanat düşmanı gibi davranıyorsunuz</strong>.” </p>



<p>Yabancı adam veya yabancı kadın
ya da yabancı insan, sizli bizli konuşmaya başladığına göre, kendisi bu
kategoriye girmediğini belirtmeye çalışıyordur.</p>



<p>Dişi yabana atmıyordum, halen
de atmıyorum ama o sancının içinde yüklendiğimde yerinden çıkacağını bilsem
bütün dişlerimi sökerdim. <strong>Bana acı veren
organ, benim organ olamazdı. Vücudumun bir parçası olan, öyle bildiğim, aslında
öyle de duran bir organ, bütün diğer organların huzurunu kaçıramazdı. Kendinin
de ait olduğu bedene zarar veremezdi. Kendi bedenine ihanet eden organ, organ
bile sayılmazdı. Sökeceksin kökünden, atacaksın uzaklara. Öyle bir uzağa
atacaksın ki, yolu bilip geri dönmeyecek. </strong></p>



<p>“<strong>Atma</strong>” diye bağırdı yabancı adam ya da yabancı kadın belki de
yabancı insan, hani neyse ne işte o. Sonra devam etti; “<strong>Sana ait olan, senden bir parça olan organı hemen çekip atma, belki
tedavi olur, belki hatasını kabullenir, belki hastalığının farkına varır.</strong>”</p>



<p>“<strong>Yine olmazsa</strong>” diyecektim ki, düşüncelerimi okuyan yabancı, dilime
gelmeden cümleyi yakaladı, soru şeklinde döndürdü ve cevabı yapıştırdı; “<strong>İşte o zaman acımayacaksın, kökünden söküp
atacaksın. Canın yansa da, daha çok acı çeksen de, senden olanın seni harap etmesine
izin vermeyeceksin.”</strong></p>



<p>Konuşmak hoş ama benim dişim
ağrıyor, dişimle birlikte düşüm de ağrıyor, her yerim, bütün hafızam, varsa
zekâm, bulunuyorsa aklım, değer yargılarım, bilgim, birikimim, kültürüm. Hâsılı
bana ait olan veya bana ait bildiğim her şey ağrıyor, zonkluyor, beni sarsıyor,
bitap düşürüyordu. Düşümdeki yabancı ise diş ağrımı unutacağıma inandığı
konuşmalarla beni meşgul ediyordu. </p>



<p>“<strong>Sirke koy</strong>” demişti bir başka dostum. Ne zaman dostumdu, neden şimdi
dost görünmüyor onu bilmiyorum, doğrusu adını da hatırlamıyorum, simasını da.
Sirke dediğini iyi biliyorum. Mutfağa yöneldim, sirke şişesini bularak kapağını
açtım, azıcık kapağına doldurup ağzıma koydum, çalkaladım. Ağrı devam ediyordu,
zaten hemen nüfus etmesi beklenemezdi. Birazdan ağrı diner umuduyla beklemeye
başladım. Düşümdeki yabancı “<strong>Bekle</strong>..”
dedi, sonra devam etti, “.<strong>.bekle ama çok
da umutlanma. İlaç diye yuttuğunuz neler size zehir oldu, onu hatırla.</strong> <strong>Size ilaç diye sunulanı sorgulamadan
aldığınız müddetçe daha çok beklersin, bekle</strong>”</p>



<p>Bu yabancı asabımı bozmaya
çalışıyordu, zaten sağlam bir asabımın olduğu da söylenemezdi. Ne kadar varsa
dişimin ağrısı bozmuştu, asap masap, kasap kalmamıştı.</p>



<p>Devam etti düşümdeki yabancı, “<strong>Siz şımartıyorsunuz, yüz veriyorsunuz, sonra da ‘niye tepeme bindi’ diye şikâyet ediyorsunuz</strong>” diye neyi neden söylediğini anlamadığım bir şeyler söyledi. Biz kimi şımartıyorduk ki, tepemize çıkan kimdi, neden tepemizden inmiyordu&#8230; Sorular&#8230; Sorular dişimi daha çok ağrıtan sorular…</p>



<p>Düşümdeki yabancı sorularıma
cevap vermeden buhar olup uçtu, duman olup dağıldı, bir anda kaçtı, kaçtığını
da gören olmadı.</p>



<p>Dişimdeki sancı sürüyor,
düşümdeki yabancıdan haber yok. </p>



<p>Siz gördünüz mü?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/">Dişimdeki Sancı, Düşümdeki Yabancı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/disimdeki-sanci-dusumdeki-yabanci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18532</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Aug 2019 04:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18337</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen, “insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”. Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanların insanlıktan uzaklaştığı bir çağın izini
sürüyoruz. Genetik olarak evrimleşme sürecimiz devam ederken, ruhsal olarak
insan olmaktan da bir o kadar uzaklaşıyoruz. Kimse bana şunu demesin lütfen,
“insan her çağda canavardı, vahşet hep vardı, öldürmek içgüdüseldir falan”.
Bunları duymak istemiyorum çünkü biz cahiliye döneminde değil 21. Yüzyılın
bilim çağında yaşıyoruz. Yani artık biraz insani davranışları görmek ve
beklemek hakkına sahibiz. İnsanlık ilkel köleci toplumdan çok uzakta, artık duygularını,
şehvetini, egosunu dolayısıyla buna bağlı her türlü şiddet ve öfke duygusunu
kontrol altında tutabilme becerisine sahip… Yani olmalı, olabilmeli, toplum
olarak bunu beklemeliyiz. </p>



<p>Eğitim şart, eğitim ailede başlar falan gibi laflar da çok
boş ve gereksiz. İnsan kendi kemalatını tamamlamak için geldi bu dünyaya… İnsan
olmak için geldi, ihtiyacı olan ne varsa kendinde var onu bulmaya, devranını
tamamlamaya geldi. Akıl ve vicdan haznesinden geçirdiği her duygu ve düşünce
onu saf bilince götürecektir. İnsan bu bilince ulaşmamak için direnç gösterdiği
sürece insan olmaktan uzakta kalmakta, nâdan olmaktadır. Kendi özünden çıkan
ilim ve irfanı okul sıralarında öğrenme şansı zaten yoktur. </p>



<p>Yeni Zelanda yerlileri, Aborjinler bilgeliği ders
kitaplarından mı öğrendiler? Kızılderililer, Mayalar, İnkalar, kutuplarda
yaşayan Eskimolar?</p>



<p>Doğal olandan, doğadan, seni sen yapan değerlerden,
topraktan, taştan, kayadan, sudan, ağaçtan, börtü böcekten ne kadar koparsan o
kadar hayvanlaştığının farkına varmalı insan oğlu çok geç olmadan…</p>



<p>&nbsp;Umut kesmek insan
olana yakışmaz bilirim, ama belki de bir katkısı olur diye insan kalmamıza, bu
ay ki yazımda aragonitten bahsetmek istedim…</p>



<p>“Aragonit güvenilir bir toprak şifacısı ve topraklama
taşıdır. Bu taş jeopatik stresi dönüştürür ve engellenmiş ley hatlarını uzaktan
bile temizleyebilir. Odaklama ve fiziksel enerjileri topraklama yeteneğiyle
stresli zamanlarda yararlıdır.” (1) </p>



<p>Hani olur ya bir gün trafikte araba kullanırken size yol vermeyen birinin arabasının üstüne çıkıp, hamile eşinin yanında hayvani bir şiddet göstermek isterseniz yanınızda bu taşı taşıyarak kurtulabilesiniz diye… Dikkat, sol elinize taşı alıp, gözlerinizi kapatıp, derin derin nefes alacaksınız… Hiçbir şeyciğiniz kalmayacak&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/images.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18377" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Psikolojik olarak Aragonit sabrı ve kabullenmeyi öğretir.
Aşırı duyarlılıkla mücadele eder. Kendilerini çok yıpratan insanlar için boş
vermeyi kolaylaştırır.” (2)</p>



<p>Sizi terk eden sevgilinizin suratına bir tokat patlatmadan
önce hemen elinize alacaksınız aragoniti, ya da çok çabuk sinirlenen biri
iseniz boynunuzda kolye olarak da taşıyabilirsiniz.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18378" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/indir-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>kolye şeklinde Aragonit</figcaption></figure></div>



<p>“Zihinsel olarak meselelere bir an önce konsantre olmaya,
zihne esneklik ve hoşgörü getirmeye yardımcıdır. Sorunların ve durumların
nedenlerine inmeyi sağlar. Duygusal olarak öfke ve duygusal stresle mücadele
eder. Kuvvet ve destek sağlar.” (3) </p>



<p>Çevrenizde
gördüğünüz ya da bizzat kendi hayatınızda tanık olduğunuz haksızlıklar
karşısında, boynunuzda taktığınız aragonit kolyenizi sol elinizle sıvazlamanız,
duyduğunuz öfke ile başa çıkmanıza yardımcı olacaktır. </p>



<p>“Fiziksel olarak sizi rahatlatan ve kendi bedeniniz içinde
iyi hissettiren bir taştır. Rahatsızlıklarla özellikle de iç
huzursuzluklarından kaynaklanan sinirsel tikler ve spazmlarla mücadele eder.
Bedenin içinde odaklanan topraklama yapan dengeleyici bir taştır.” (4)</p>



<p>Görüyorsunuz ya, bir insanın boğazına yapışmadan önce
yapılması gereken başka şeyler de varmış. Bir insanın diğer bir insanın yaşama
hakkını elinden almadan önce, içinde uyanan o hayvani öfke duygusunu bastırmak
için küçük bir aragonit taş bile işe yarıyormuş. </p>



<p>Elbette yarayan başka şeyler de var. Düşünmek bunlardan biri
mesela, vicdan sahibi olmak, merhamet beslemek, nefsin şeytani boyutuyla başa
çıkmanın ilk ön şartları… Hani o dinden imandan bolca bahseden ama yanından
bile geçmeyen insanımsılar var ya, insanları birbirine düşman eden dilleri
yüzünden onların ölmesine bile gerek yok, cehennem onların içinde, ha bire
yanıp dururlar farkında olmasalar da…</p>



<p>Aragonit taşı onlara şifa olur mu bilmem ama, bu yazıyı
okuyanlara belki bir faydası olur…</p>



<p>Not: 1,2,3,4 alıntılar Değerli Taşlar Kitabı; Judy Hall</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/">Sessiz Dostların Sesi-5- Aragonit (Şifa Taşı)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-dostlarin-sesi-5-aragonit-sifa-tasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18337</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biz Kurum Olarak Kuş Pohunu Çok Önemsiyoruz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Aug 2019 04:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18250</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir- Sandviçinden bir ısırık alan müdür Lami bey toplantıyı açmak için bir iki kez öksürdü. Ancak şube müdürleri bu öksürüğün sandviçten mi kaynaklandığını, “ehem, öhem” diyerek toplantıyı mı açmaya çalıştığını anlayamadı. Müdür Lami bey, şube müdürlerinin bu merakını çabuk giderdi, “Sevgili arkadaşlar, bugünkü toplantımızın hayırlara vesile olmasını dileyerek açıyorum” dedi ama sandviç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/">Biz Kurum Olarak Kuş Pohunu Çok Önemsiyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><em>-Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir-</em></p>



<p>Sandviçinden bir ısırık alan
müdür Lami bey toplantıyı açmak için bir iki kez öksürdü. Ancak şube müdürleri
bu öksürüğün sandviçten mi kaynaklandığını, “<strong>ehem, öhem</strong>” diyerek toplantıyı mı açmaya çalıştığını anlayamadı.
Müdür Lami bey, şube müdürlerinin bu merakını çabuk giderdi, “<strong>Sevgili arkadaşlar, bugünkü toplantımızın
hayırlara vesile olmasını dileyerek açıyorum</strong>” dedi ama sandviç yine
boğazına takıldı, öksürmeye başladı. Sırtını işaret ederek yardımcısına döndü,
yardımcısı da hıncını alırcasına müdür Lami beyin sırtına bir iki yumruk vurdu.</p>



<p>Kahvaltısını toplantı masasında
bitiren Lami müdür, toplantıya geçti. Müdür Lami beyin bir dakika boş zamanı
yoktu. Her yere yetişmeye çalışıyordu. Kolay değildi koskoca kurumun koskoca
müdürüydü.</p>



<p>Müdür Lami bey 30 yıldır
müdürlük yapıyordu.&nbsp; Artık emekliliği
yaklaşmıştı. Son zamanlarında kurumu yenileyip gitmek istiyordu. 70 yıllık
kurumun bütün binaları neredeyse dökülüyordu. Lavabolarını, ofislerini ne kadar
yenilerse yenilesin minare çökmüştü bir kere, mihrap bir başına işe
yaramıyordu. Geçen yıl lavaboları yenilemişti, bu yıl iyi bir boya badana
yaptırmıştı ama aslında ondan önce mantolama şarttı. Onu da çatıyla birlikte
yaptırmayı düşünüyordu.</p>



<p>Teknik müdüre döndü Lami bey, “<strong>Müdürüm, kurumu komple yenilememiz
gerekiyor. Ödeneğimiz var. Ben derim ki önce çatıyı bir aktaralım</strong>”</p>



<p>-Olur müdürüm, bunun için bir
fizibilite çalışması yapmıştım. Müsaade ederseniz sizlere onu sunayım. Ehem,
kem, küm, şey efendim çatı için önce çatının altını temizlememiz lazım. Her
taraf pislik içinde. Kuşlar 70 senedir orayı yuva yapmış, her taraf pohtan
geçilmiyor.</p>



<p>-O kolay müdürüm, sen çatının
maliyetini söyle.</p>



<p>-Öyle değil müdür bey, kuş pohunu
temizlemek, çatı yapmaktan daha pahalı. Müsaade ederseniz teknik arkadaşların
hazırladığı rapordaki rakamları okuyayım. Çatı için 5 bin lira lazım, kuş pohu
ve çatının altındaki diğer pislikleri temizlemek için de 6 bin lira.</p>



<p>-Neden böyle pahalı?</p>



<p>-Efendim çatı dediğin kiremit. Kiremidi
yerleştirdiğimiz tahtalardan değişmesi gerekeni değişeceğiz. Ama çatının altına
70 yıldır el atılmamış. O nedenle temizlemek çok zor. Kazınacak, taşınacak.
Yani hem temizleme var hem de nakliye.</p>



<p>-Tamam, neyse demek ki çatıyı
aktarmak bize 11-12 bine mal olacak, önemli değil, hemen ihaleye çıkalım.</p>



<p>-Baş üstüne, dedi teknik müdür.
Diğer müdürlerin pek işi yoktu. Toplantıyı burada bitiren Lami müdür
sekreterini arayarak “<strong>bekleyen</strong>” olup
olmadığını sordu. Vardı, buyursun gelsindi o zaman.</p>



<p>Kapı çalındı, “<strong>gel</strong>” dedi Lami bey. Kapı açıldı içeriye
40 yaşlarında uzun boylu birisi girdi. İsminin Ahmet olduğunu söyledi. Beş
dakikası varsa bir konu hakkında görüşmek istediğini belirtti, Lami bey de yer
gösterdi, çay söyledi, muhabbete başladılar. </p>



<p>Lami beyin bir özelliği de
yerel halkla çok iç içe olmasıydı. Muhabbeti pek severdi. Ahmet beyin ilk
girişteki çekingenliği kısa sürede dağılmış, beş dakikalık görüşme talebi bir
saati aşmıştı.</p>



<p>Memleketin sorunlarından söz
ettiler, sahipsizliğinden yakındılar, emanetin ehline verilememesinden dem
vurdular, kaynakların doğru kullanılmadığından bahsettiler. Spordan
bahsettiler, sanattan laf açtılar, siyasetin etrafında döndü durdular. Ne de
olsa burası bir kurumdu, kurumda da siyaset yapmak caiz değildi. Sonra iş döndü
dolaştı yemeğe geldi. Mahalli yemekleri tek tek saydı, hangisinin daha iyi
yapıldığı yerlerden bahsedildi. Hatta daha da ileriye giderek yarın akşama
yöresel bir yemekte buluşmak üzere anlaştılar bile. Çok çabuk kaynaşmışlardı.
Dışarıdan gören iki eski dostun geçmişi yad ettiğini sanırdı.</p>



<p>Lami bey bir an durdu, “<strong>İlahi</strong> <strong>Ahmet bey lafa daldık ben unuttum, sen de söylemedin. Sebebi
ziyaretinizi öğrenemedik. Hayırlı bir iş değildir umarım</strong>” diyerek bir
kahkaha patlattı.</p>



<p>Ahmet bey de güldü, hatta
katıla katıla güldü. “<strong>Hayırlı bir iş mi</strong>”,
çok esprili bir adamdı Lami müdür.</p>



<p>Ahmet bey tam fırsatı olduğunu
düşünerek konuya girdi; “<strong>Efendim</strong>”
dedi, “<strong>Ben çatı temizliğiyle uğraşıyorum</strong>”</p>



<p>&#8211;<strong>Çok iyi ya</strong>, dedi Lami bey, <strong>az
önce müdürlerimle toplantı yaptık, tam da biz bu konuyu görüşüyorduk. İhaleye
girersiniz o zaman</strong>.</p>



<p>-Öyle değil efendim, ben
ihalesiz yapıyorum.</p>



<p>-İhalesiz olmaz! Bak dostluk
başka, alışveriş başka. Sonra biz bu makamı boşuna doldurmuyoruz. Yetimlerin
hakkı var, devletin bekçisiyiz burada. Kaynakları doğru ve yerinde
kullanmalıyız.</p>



<p>-Beni yanlış anladınız müdürüm,
ben sizden usulsüz bir şey istemiyorum. Sizin çatıyı temizlemek istiyorum,
üstelik bedavaya. Bedava olduğu için ihaleye gerek yok dedim.</p>



<p>-Nasıl yani, sen aklını peynir
ekmekle mi yedin Ahmet bey, ne diye bedavaya temizleyeceksin ki?</p>



<p>-Efendim ben kuş pohlarını
satıyorum. Kuş pohları karşılığında çatıları bedava temizliyorum. Böylece hem
kurumun işi görülmüş oluyor hem de ben kazanıyorum.</p>



<p>Lami bey böyle bir şey
beklemiyordu. Şaşırdı, ne olduğunu anlayamadı. Yanlış bir şey yapmak da
istemiyordu, Ahmet beye saygısızlık etmek de olmazdı. Ne güzel muhabbet
etmişlerdi, şimdi bu iş nereden çıkmıştı. Pohtan işlerde kendisini bulurdu. Tamam
bedava yapacaktı, 6 bin liradan kurumu kurtaracaktı, devlet 6 bin lira kazanmış
olacaktı ama ya bu adam daha fazla kazanırsa…</p>



<p>Lami bey bir elini çenesine
koydu, bir eliyle başını kaşıdı. İçinden düşünmeye devam etti; kazanırsa
kazansın canım, önemli olan devlete maliyetinin sıfır olmasıydı. Adamın ne
kazandığı kimin umurundaydı. Umurundaydı belki de…</p>



<p>Bu işte bir iş var diye düşündü
Lami müdür, Ahmet beyi kırmadan, üzmeden bir cevap vermek gerekiyordu.</p>



<p>-Ahmet bey, demin de söyledim
ya, az önce müdürlerimle bu konuda toplantı yaptık. Biz kurum olarak kuş
pohlarını çok önemsiyoruz. Bu konuda bir fizibilite çalışması yaptırdım.
Projelendirilecek, detaylara göre de artı ve eksileri değerlendireceğiz. Kurum
olarak kuş pohları konusunda çok önemli çalışmamız olacak. Kusura kalmayın olur
mu?</p>



<p>Kusura bakmazdı Ahmet bey, öyle
dedi…</p>



<p>***</p>



<p>Üç ay sonra kurum ihaleye
çıktı. Kuş pohlarının temizlenmesi için 6 bin, çatının aktarılması için de 5
bin liralık ihale sonuçlandı. 3 ay sonra da iş bitti.</p>



<p>Lami bey hayli memnundu. “<strong>Emekli olmadan kurumumu yeniledim, çatısını
aktardım, boyasını badanasını da yapmıştım zaten. Gerçi mantolama yapmaya
fırsat kalmadı ama olsun, pırıl pırıl bir kurum bırakıyorum. Gönül rahatlığıyla
emekliye ayrılabilirim</strong>” diye düşünerek dilekçesini verdi…</p>



<p>***</p>



<p>Ahmet bey yerel gazetede Lami
müdürün kurumunun ihale ilanını görünce çok üzüldü. Keşke “<strong>100 bin liraya yapıyorum</strong>” deseydim de ortaya bir para atsaydım.
Bedava deyince demek ki Lami müdür pek işkillenmiş, öküzün altında buzağı da
aramış olabilir.</p>



<p>Ahmet bey ihaleye girse mi diye
bayağı bir tereddüt geçirdi. Bedavaya yapacağı işi 6 bin liraya yapmak kârlı
bir işti ama ona göre değildi. O satarken zaten kazanıyordu, bir de pohu
toplamak için devletten para mı alacaktı, ne kadar ayıptı, kendisine hiç
yakışır mıydı, yakışmazdı. O da ihaleye girmedi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/">Biz Kurum Olarak Kuş Pohunu Çok Önemsiyoruz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biz-kurum-olarak-kus-pohunu-cok-onemsiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18250</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aykut Ertuğrul Öyküsünde Mizah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 04:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dilara Pınar Arıç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyattan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18150</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mizah güldürmece işini ifade eder. Hayatın içinde bir kavramdır. Öykü, hayatın gerçekleşmesi muhtemel kesitleri bize sunmakta, yaşamın insana bakan yönünü yansıtmaktadır. Kısacası öykü, hayatı okumaktır. Aykut Ertuğrul günümüzün önemli yazarlarından biridir. Onun öyküsü Kafka, Borges, Marquez’le doğu İslam eserlerini harmanlayarak yenilikçi ve deneyci tutum sergileyen bir öyküdür. Mizahi unsurları da eserlerinde yerli yerinde ve etkili [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/">Aykut Ertuğrul Öyküsünde Mizah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Mizah
güldürmece işini ifade eder. Hayatın içinde bir kavramdır. Öykü, hayatın
gerçekleşmesi muhtemel kesitleri bize sunmakta, yaşamın insana bakan yönünü
yansıtmaktadır. Kısacası öykü, hayatı okumaktır. Aykut Ertuğrul günümüzün
önemli yazarlarından biridir. Onun öyküsü Kafka, Borges, Marquez’le doğu İslam
eserlerini harmanlayarak yenilikçi ve deneyci tutum sergileyen bir öyküdür.
Mizahi unsurları da eserlerinde yerli yerinde ve etkili bir biçimde kullanır.
Çalışmamızda Mümkün Öykülerin En İyisi isimli öykü kitabını mizahi ve ironik
unsurlar açısından araştıracağız.</p>



<p>Mümkün
Öykülerin En İyisi kitabının Kuyudakiler öyküsünde trafik ışıklarını görerek
şöyle demektedir: “<em>Issız adaya düşersem
yanıma alacağım üç şey: Kırmızı, sarı, yeşil. Kırmızı… Sarı… Yeşil…</em>”</p>



<p>Kabil adlı
karakter kadının önüne geçerek <em>“Bi liran
yok mu abla?” </em>demektedir.</p>



<p>Kabil, ana oğul
uzaklaştıktan sonra elindeki pet şişeyi göstererek ‘Kafalar güzel mi abi? Sen
içer miydin ya?” demektedir. Güvenlikçi, Çağrı’nın koluna giriyor ‘Gene mi sen
lan?! Gelme bi’daha buraya demedik mi oğlum?” Çağrı sinirlenmiştir: <em>“Hep sarhoşum lan! Hep sarhoşum lan!”</em></p>



<p>Yusuf dedesiyle
çocukluğundaki bir diyaloğu hatırlamıştır. </p>



<p><em>“Tırnağın niye böyle dede?”</em></p>



<p><em>“At ezdi evlat.”</em></p>



<p><em>“Nee, at mı?</em></p>



<p>“Kardeşim
Çağrı” diye intihar mektupları olan Çağrı bir anısını hatırlamıştır:</p>



<p><em>“Abi bizi niye alıyorsun? Biz ne yaptık, kendi halimizdeyiz biz ,
kendi halimizdeyiz.”</em></p>



<p><em>“Yürü lan yürü, karakolda anlatırsın.”</em></p>



<p><em>“Abi gelemem karakola, bırak beni, bıraksana lan!”</em></p>



<p><em>“Lanlı lunlu konuşma şerefsiz… Ah!”</em></p>



<p><em>“Yusuf kaç olum kaç!”</em></p>



<p>Güneş
Yaralarımızı Yakıyor’da bir cümle dikkati çekmektedir: <em>“Sineklerden bir oldu ölülerimizin üzerine salınmış.”</em></p>



<p>Nefes
Kontrolü’nde komutan şöyle söylemektedir. <em>“Tut
nefesini, dilini damağına yapıştır.” </em>Daha sonra <em>“Tut nefesini örtüye bürün.”</em></p>



<p>Kimse selam
vermeyince yine <em>“Tut nefesini, ya sabır”</em>
diyor. Oda hepsine yine <em>“Tut nefesini
secde et.” </em>diyor. Mahkum elbisesi giyip seccadesini alınca yine <em>“Tut nefesini, Elhamdülillah.” </em>diyor.
Emekli olunca yine <em>“Tut nefesini, tut
nefesini, tut nefesini, tut, tut, tut…”</em> demektedir. </p>



<p>Yaşasın
Ritim’de yazar kısa, tombul, afili, Pelikan marka mürekkep şişesinden beş
liralık dolma kalemime mürekkep çekmeye çalışmakla meşguldür. Önünde peçeteler,
müsvedde bir kağıt, hepsinin altına iki kat serilmiş eski tarihli bir gazete <em>“Tam bir ritüeldir.” </em>Yazar, kalem
yazıyor mu diye kontrol eder. Sorun yoktur. Halifesiz Günler’den rastgele bir
sayfa açıp okumuştur. “Yaşasın ritim!” yazmaya koyulur öykünün ilk paragrafını
yazar.</p>



<p>Kahraman’ın
Sonsuz Yolculuğu’nda derkenarda Teşekkürler Google, Teşekkürler Vonnegut,
Kahrol Amerika!” denmektedir. Yer sarsıntısı yaşanmaktadır. Kahraman <em>“buna ne oluyor” </em>demekte, Yeryüzü
ağırlıklarını atmaktadır. ‘Panik dalgası’na odaklanmakta ama bir şey
görememektedir. Bunun nedenlerinden biri, merkezden uzaklaşan insanlar kaçmakla
bitmemektedir, diğeri, Merkezin çevresinde Münch’ün ünlü tablosundan fırlamış
en az iki saf insan vardır. Unutanlar ve bilmeyenler için tabloyu gösterir.
Üçüncü neden “yaklaşmaya cesareti yok”tur. Absürt bir macera yaşamaktan
korkarak kıyafetlerini, uzuvlarını, akbilini kontrol eder. Eli yüzü düzgün
birini durdurur: Hangi yıldayız diye sorar. Üçüncü sebebi düşünmemiş gibi
yapmalıdır: <em>“Cesaret, cesaret, cesaret.”</em>
Zihinsel gelişimi boyunca yüzlerce aksiyon filminin eşlik ettiği kendisiyle
ilgili olarak <em>“alem buysa, kahraman
benimdir.”</em> der. Son sözlerini düşünür. <em>“Astalavista
bebek”,</em> <em>“geri döneceğiz”</em>, <em>“freedom”</em>, <em>“Işık, biraz daha ışık.” </em>Elinden kurtulan figürandan daha uzun
yaşamak için son sözlerini düşünmeyi bırakıp kahramanlık kabul etmelidir. <em>“Etmeliyim, etmeliyim… Et-tim!”</em></p>



<p>Üzerindeki
siyah mont ve kotla kendini Jason Statham’a benzetir. Sonra Jason Statham’ın
resmini verir. Kendini Jason Statham’la karşılaştırır. Ancak yazarda <em>“bir maceranın tam ortasında olma bilinci”</em>
vardır. Kendisini günde en az iki kere 500T’den sağ çıkmış adam olarak niteler.
<em>“Orta boş beyler, ortaya ilerleyelim”</em>
edasıyla yoluna devam etmiştir. Otobüsü tasvir eder: <em>“Hamile kadınlar, bir ayağı çukurda ihtiyarlar, el ele tutuşmuş genç
sevgililer, militan kılıklı kirli sakallı gençler, iki gözü iki çeşme anne
babasını arayan minik çocuklar, kaçarken bile birilerine SMS atan, Facebook
duvarına ileti giren liseliler</em>” görmüştür. Korkmuş bir buzdolabı tasvir
edemeyeceğini belirtir. <em>“Bu konuda size
Google bile yardım edemez”</em> der. Trafik açılıyor. Yani, kalabalık azalıyor.
Gonder Vekilharcı’nın oğlu Boramir’in boru sesini andıran yaslı uğultuyla
uğraşmak zorunda kalır. Boyundamarlarını şişirerek 23 Nisan şiiri okuyan bir
öğrencinin velisi olmak gibidir.</p>



<p>İsrafil’e
seslenir: <em>“İsrafil Aleyhisselamcığım
buradaysan sakın bir işaret verme. Lütfen.</em>”</p>



<p>Uğultu
Yozgat’ta geçen çocukluğunu, sünnet oluşunu pilli robot, siyah önlük, ilkokul
aşkları”nı hatırlatır. <em>“Ortaokul, teklif
etmek, eşek şakaları, matematikçi bana taktı, anne ev hanımı, baba memur…” </em>Modern
olanlar lisede aşık olmaktadır: <em>“Sarımsak
umurlarında değil. Halbuki sarımsağın vitamini…</em>” Gerçeklik duygusunu
kaybetmemeye çalışır. İnsanlara dokunmadan geçmeye çalışır. Bunu yarasalar
ürküp vücutlara çarparak hep birden ileri atılmasına benzetir. Dairenin
merkezine on adım’da askerlik günlerini hatırlar. Dairenin merkezine yedi adım’da
savaş kapıdadır. Dairenin merkezine üç adım dağıtım izni, Dairenin merkezine
iki adım’da Üçüncü Dünya Savaşı, Dairenin merkezi’nde ölü insanlar görmektedir.
Tablodan kaçmak, figüranların arasına katılmak ister. Ejderha ölülerin üzerine
kükremekte, tepinmektedir. Öykünün sonunda ejderhayı tasvir eder. Tabloda bir
grup ölü vardır.</p>



<p>Büyük Dünya
Atlası’nda Atlas’ın kulağına fısıldar, adam oralı olmaz. <em>“Hep o artistik, sonsuz, sinir bozucu pozlar.”</em> Öfkesine hakim olup
Atlas’ın olanından uzay boşluğuna doğru düşen ter damlasını eliyle havada
yakalamıştır. Bir kara deliği daha engellemiş olmanın verdiği iç huzuruyla
‘Batsın bu dünya Atlas, bırak batsın!’ diye tekrar etmiştir. Atlas’ı kızdırmaya
çalışmıştır: <em>“Tek Tanrılı sisteme geçildi
ve bil bakalım o Tanrı kim değil?”</em> Atlas’ın tek başı havaya kalkar<em>. “Senin emeklerini umursamıyorlar, sana
değil, yerçekimi kuvvetine, Newton isimli bir fasülye ve daha onlarca bilimsel,
sıkıcı şeye inanıyorlar sana değil.”</em>Atlas düşmektedir. <em>“Tanrı’nın yıkılışını izlerken ‘Biliyordum’ dedim sırıtarak.” </em>“Bir
kere tereddüt edersen bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz.” Cebinden düdük
çıkarıp üfler. Atlas bayılır. Küre elleri arasından düşmüştür. Pos bıyıklı <em>“Tanrı öldü; onu biz öldürdük”</em> diye
ikisini işaret etmiştir. Cam küre paramparça olmuştur. Kıyamet kopmuştur, Atlas
bir daha görünmez.</p>



<p>Atiye’nin
Ölüleri’nde kahramanın uyanmasıyla ilgili olarak <em>“Hayır sevgili okur, kahramanın uyanmasıyla başlayan hikayelerden
sıkıldığını biliyorum.” </em>Kahraman henüz uyumamıştır. <em>“En yakın uykuyla aramda nereden baksan on iki saat vardı, ileriye ve
geriye doğru…”</em></p>



<p>Kapı
açılmamıştır. Üzerine doğru yürüyen bir canavar, adam, kuş, martı, sevgili,
başka bir hikayeye ait bir karakter de yoktur. Ne de buzdolabı, <em>“Okura bu hikayeden bahsederek şunu
söylemiştir:” </em>Bir oyunun peşinde hiç değilim Hayır, biliyorum bunlara
karnın tok. Öyküde Şehrazat, Raskolnikov, Drogo, Adem Selamsız’a değinmektedir.
Tek tek Atiye, annesi, Veznedar Nuri, Beyaz Eşyacı Selim, Halı Yıkamacı
Süleyman, Doktor Sedat, Tansel Yüzbaşı, Kenan Hoca, garson Münir, İsmail
Çevik’in ne yaptığını söylemektedir.</p>



<p>Urdn Medeniyeti
Hakkında Birkaç Mühim Belge’de hayali Urdn ülkesinin dilinden bahsetmekte, Sözlükten
silinen kelimeyi zihninden geçirmek bile yasak olduğu belirtilmektedir. Aynı
öyküde Yüzler Bayramı’ndan bahsedilmektedir. İsimler kurulu tarafından yüz
kelime seçilir. Devlet başkanı ve doksan dokuz kişilik kurul üyeleri çelik
tanrının başına geçer. Her biri Ndru’nun veri tabanından bir kelimeyi siler.
Ndru, tüm konuşulanları harfiyen duyan dev kulağın adıdır. Bilim adamı Kemal
Kalender’in yorumu yer almaktadır. Z.’nin nasıl öldüğü belli değildir.</p>



<p>Yok Kimse Yok’da kahraman The Marmara’ya girmekte,&nbsp; seyrettiği filmler 16000xff’yle güzünün önünden geçmektedir. Bir kestane tezgahından bir kestane alıyor. Hala sıcaktır. <em>“Fazla uzaklaşmış olamazlar.”</em> der. Kabukları sayarken rüya görüp görmediği aklından geçer. <em>“Rüyasında kestane gören bir adam mıyım ben? Rüyasında ‘kestane gören bir adam’ gören bir kestane mi?”</em> Ölü mü diri mi olduğu aklından geçer. Bilgisayarın başına geçer. Haber sitelerini dolaşır. Dayanamaz Google’a sorar: İnsanlar nereye kayboldu. Çıkan sonuçlar işine yaramaz. Online bir oyun sitesi, Adnan Oktar videosu, kedi canını hepsiburada.com’da bulur. Cebinden cep telefonunu çıkarır. Rüzgar bir kağıt parası getirir. Kağıttakiler İlahi Komedya’da cehennemin kapısında yazmaktadır. <em>“Bu nasıl bir hafıza lan, bu nasıl şiir, n’oluyo, n’oluyo, N’OLUYO!”</em> der. Önüne bir kağıt düşer. Kafasına çarpıp Felak, Nas, Ayetel Kürsi, üç İhlas ve bir Fatiha okur. Göğe bakar: Pamuk tarlası. Truman Show da yazabilirdi der. Rüyada pamuk görmeğe değinir. Mefisto’ya girer. Alarm yankılanır. Etrafına baka, kimse yoktur. Ses, sirene dönüşür. Bir kağıt daha, bir kağıt daha düşer, bilgisayar çıktısıdır. Ona bir kadın yaklaşır. Aklına birçok şey gelir. Adı Havva’dır. Avucunun içine bir kağıt koyar.  Kırmızı Pazartesi’de 6.30 vapurunda kalorifer yanı koltuk kapma yarışı vardır. <em>“Ben olsam kesin kapardım bir koltuk” </em>diye söylenerek ahşam sıranın ucuna oturmuştur. İskeledeki büfelerin camlarından dışarı uzanan kollar insanı ritimsiz,
çılgın halay izlenimi veriyordur. <em>“Para
içeri gazete dışarı, para içeri paket paket sigara dışarı, para içeri çikolata
dışarı, para içeri su dışarı, para içeri para dışarı…”</em></p>



<p>Son Anahtar ve
Başka İhtimaller öyküsünde dipnot sistemini kullanmıştır. Dipnot başlığı Son
Anahtar ve Başka İhtimaller İçin Okuma Önerileri’dir. Öyküdeki dipnotta yazarın
oyuna dahil olmayı seven oyunbaz olur için kurgulandığı belirtilmektedir. <em>“Düzgün düşünmemeye yol açabilir. Yan
etkilere rastlarsanız selam söyleyin.” </em>diye okurlarını uyarmaktadır. Söz
konusu öykü ironik üslubuyla önemli öykülerdendir. İhtimaller Serisinin Sonraki
Öyküsü için Notlar’da Anket öykü tabiri kullanılmaktadır. Final dört şıklıdır.
Yazarın tabiriyle okur bu test sayesinde nasıl kitaplardan hoşlandığını
anlayacaktır.</p>



<p>Mahir Ressam ya
da Babamı Nasıl Öldürdüm’le oyun başlamaktadır. Kahraman öykünün kötü kişisi
olduğunu belirtmekle beraber Kumarbaz’daki hilebaz ihtiyar kadar kumar
bildiğini, çok badireler atlattığını ancak Gregor Samsa gibi böcekleşmediğini
belirtmektedir. Olric olarak karşımıza çıkmaktadır. <em>“Kim olmak isterseniz.”</em></p>



<p><em>“Metinlerarasılığın sırası değil atayını da al git. Başüstüne…”</em> Kahraman
doğuştan kötü değildir. <em>“Anlayacağınız
Erol Taş kahkahasıyla değil…”</em> Okur, ihtimalle apartmanını hala terk
etmediyse bir üst kata çıkmak için yanıp tutuşmaktadır. Öyküde bir tüfek
patladıysa ceset oralarda bir yerdedir<em>
“Fazla uzaklaşmış olamaz! Namlu hala sıcak.”</em> Tutunamayanlar’a gönderme
yapmaktadır. <em>“Ah be Bruce artık kimse
kimseyi sonuna kadar dövmüyor dedi Özkan. Atayistler bunu açıklayabilir mi
bakalım.”</em> Olric’e yazar <em>“Zevzek. Bana
mı dediniz efendimiz?” </em>demektedir. Öyküde Fikret’in karnesi aşağıdaki
gibidir:</p>



<p><em>“Hayal gücü:5</em></p>



<p><em>Dayağa dayanma gücü: 5</em></p>



<p><em>Kızlarla konuşabilme: 0</em></p>



<p><em>Berk’e yumruk: 0</em></p>



<p><em>Kendini savunma: 0</em></p>



<p><em>Hamdi’yi öldürme: 0</em></p>



<p><em>Beceriksizlik: 5</em></p>



<p><em>Yazıya olan inanç: 0</em></p>



<p>Fikret, sevdiği
kızı başkasına kaptırdıktan sonra <em>“Ferhat
efendimiz sonunda meyhane köşelerinde o Sadri Alışık sonunda canına kı… O
üçüncü sayfa sonunda en yakın cepheye I Want You! Bazı şeyler yalnız Amerika’da
olur efendimiz…”</em> Aynı öyküde, Mesnevi’de geçen Rum ve Çin halkının daha
mahir ressam olduğuna dair hikayeye yer verilmektedir. <em>“Çaldıksa miri malı çaldık efendimiz.” </em>Olric diyaloglarıyla sona
ermektedir. <em>“Oysa biz daha yeni
başlıyoruz. Oyun bitti.”</em></p>



<p>Sonuç olarak,
diyebiliriz ki, Aykut Ertuğrul öyküsünde mizah ve ironi büyük bir önem arz
etmektedir. Kapsamlı olarak çalışmalar yapmak bizi yeni sonuçlara
ulaştıracaktır. </p>



<p>KAYNAKÇA</p>



<p>-ERTUĞRUL,
Aykut (2014), Mümkün Öykülerin En İyisi, Dedalus Yayınları, İstanbul.</p>



<p>-TOSUN, Necip
(2015) Günümüz Öyküsü, Dedalus Yayınları, İstanbul.</p>



<p>-ZARİÇ Mahfuz
(2012) Cahit Sıtkı Tarancı’nın Öykülerinde Mizah ve İmge Şahıslar, <a href="http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mahfuz_zaric_cahit_sitki_taranci_oyku_mizah.pdf">http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mahfuz_zaric_cahit_sitki_taranci_oyku_mizah.pdf</a></p>



<p>-APAYDIN,
Mustafa (2015), Türkiye Türkolojisinde Yapılan Mizah-Hiciv Çalışmaları Hakkında
Bazı Değerlendirmeler, <a href="http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mustafa_apaydin_mizah_hiciv_calismalari.pdf">http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mustafa_apaydin_mizah_hiciv_calismalari.pdf</a></p>



<p>-YUM,
Sebahattin (2013), Memduh Şevket Esendal’ın “Ayaşlı ve Kiracıları” Adlı
Romanında Mizah,</p>



<p> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/">Aykut Ertuğrul Öyküsünde Mizah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aykut-ertugrul-oykusunde-mizah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18150</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Feb 2019 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17010</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dükkânın elektronik darabası tam kapanmak üzereydi ki, hızla ve oldukça telaşlı bir adam yaklaşarak, “ne olur iki dakika müsaade edin, evliliğim tehlikede” dedi. Dükkân sahibi yanaşmadıysa da, genç kız “Tamam amca, bak, tekrar açıyorum” deyip kumandaya yeniden basarak darabayı açtı, içeriye geçtiler. 40 yaşlarında olan adamın bir elinde çanta, bir elinde pardösüsü vardı. Takım elbiseli, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/">Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Dükkânın elektronik darabası
tam kapanmak üzereydi ki, hızla ve oldukça telaşlı bir adam yaklaşarak, “<strong>ne olur iki dakika müsaade edin, evliliğim
tehlikede</strong>” dedi. Dükkân sahibi yanaşmadıysa da, genç kız “<strong>Tamam amca, bak, tekrar açıyorum</strong>” deyip
kumandaya yeniden basarak darabayı açtı, içeriye geçtiler.</p>



<p>40 yaşlarında olan adamın bir
elinde çanta, bir elinde pardösüsü vardı. Takım elbiseli, şık giyimli bir
beydi. Ancak panik atağı varmışçasına telaşlıydı, yerinde duramıyor, bir sağ
ayağını, bir sol ayağını oynatıyor, “<strong>uygun
adım marş</strong>” desen şehrin öte yakasına gidecek gibi bir haldeydi. &nbsp;</p>



<p>Dükkân sahibi ışığı yakıp tezgâhın
arkasına, kız ise kasaya geçti. Adamın soluklanması için yer gösterdi. Kış günü
olmasına rağmen adam sırılsıklam terlemişti, su isteyip istemediğini sordu, bir
bardak sularını alacağını söyleyen adama suyu uzattı.</p>



<p>Adam suyu içerken oturmuştu,
genç kız merakla sordu; “<strong>Amca hayırdır,
bu ne telaş, evliliğim tehlikede dedin de, yanlış yere gelmedin mi?</strong>” </p>



<p>Adam bardağı masaya indirip,
teşekkür etti. Yanlış yere gelmediğini söyledi. Evliliği tehlikedeymiş, “<strong>Bugün 14 Şubat, birkaç saat sonra bitecek.
Yarın 15 Şubat olacak. Ben şimdi eve hediyesiz gidersem olur mu?</strong>” diye
sordu genç kıza. Sonra devam etti; “<strong>Bütün
aksilikler beni buluyor. Geçen eşimin doğum günüydü. Eşimin adı Hülya bu arada.
İşyerinde çok yoğun çalışıyordum, bizim Nemrut patronun bütün nemrutluğu o gün
üstündeydi. Sürekli iş verdi, sürekli rapor hazırlattı. Benim aklım da eşimin
doğum gününde. Akşama pasta alacaktım ama daha hediye almamıştım. Hani şu
köşede bir çiçekçi var ya..” </strong>Bunu derken dişini yumruğuyla beraber sıktı,
başını salladı ve devam etti; “<strong>Ben de
oraya çok yakın oturuyorum. Çiçekçiye telefon ettim, dükkândaki en güzel çiçeği
eşime yollamasını söyledim…”</strong></p>



<p>Adam eliyle, koluyla, hatta
bütün vücuduyla birlikte konuşuyor, dükkân sahibi sabırsızlansa da, genç kızın
dikkatle dinlemesine ses etmiyordu. Adam son cümlede güldü, elini havada
salladı ve devam etti;</p>



<p>-Göndermiş de, hatta ‘üzerine
ne not yazayım’ demişti, ben nota ne gerek var, ben söyleyeceğimi eşimin yüzüne
zaten söylerim’ demiştim. Yani bu arada kendimi övmek gibi olmasın şiir bile
okurum.</p>



<p>“<strong>Ne güzel</strong>” dedi genç kız, adam devam etti;</p>



<p>-Çiçekçi dediğin biraz kibar
olur, romantik olur, az şair ruhlu olur, doğayı sever, insanı sever diye
biliyordum ama bizimki tam bir kalas çıktı, odun ya odun. Öküzün önde gideni
de, ardına bakmayanı.</p>



<p>-Ne oldu ki amca?</p>



<p>-Daha ne olsun, eşime göndere
göndere kocaman bir kaktüs göndermiş. O doğum günü bize zehir oldu. Eve geldim
eşim annesine gitmiş, yalvar yakar zor ikna ettim. Sadece bu olsa iyi…</p>



<p>-Daha başka ne var?</p>



<p>-Geçen evlilik yıldönümünde de
aksilik yaşadım. Paraya kıyıp çok güzel bir abiye aldım. Hani şu markalılardan,
sürekli televizyonda reklamı çıkıyor.</p>



<p>Kız bir marka söyledi, adam “<strong>hah işte o</strong>” dedi ve devam etti;</p>



<p>-Mağazaya gittim, modeli
beğendim, tezgâhtar hanım kıza paketlemesi için verdim. Bedeni sordu, en önemli
ayrıntıyı atladığımı o zaman fark ettim ve gayri ihtiyari ‘eşim de sizin gibi’
dedim. O da abiyeleri eliyle yoklayıp, birini aldı, kasaya götürdü. Neredeyse
bir maaşım gitti. Ama evde bir ton fırça yedim. Ne bileyim tezgâhtar hanım kız
36 bedenmiş, bizim hanım 46 beden. ‘Sen bunu kime aldın’ diye köpürdü, yoksa
bir sevgilim mi varmış, ona kilolu mu demek istiyormuşum, şişko demenin farklı
bir yolunu mu bulmuşum da.. daha neler neler…</p>



<p>-Ama eşinizin bedenini bilmeniz
lazım.</p>



<p>-Haklısın o kadar parayı çöpe
attıktan sonra bilmem gerektiği anladım. Ama hep beden değil ki, geçen doğum
gününde çok sevimli bir ayıcık sipariş etmiştim, gele gele kocaman somurtkan
bir ayı geldi. Eşim ‘sen bana ne demek istiyorsun’ diye sabaha kadar kafamın
etini yedi…</p>



<p>Dükkân sahibinin sabrı taşmak
üzereydi, ama genç kızın adama yardımcı olma niyeti, dükkân sahibini
dizginliyordu.</p>



<p>“<strong>Şimdi</strong>”, diye devam etti adam; “<strong>Bu
defa bütün şansızlıkları bir yana bırakıyorum ve sizin bana yardımcı olmanızı
umuyorum, eşime uygun bir tavsiye edin ki aramızdaki bu soğukluk bitsin. Ben
onu çok seviyorum</strong>” dedi ama “<strong>seviyorum</strong>”
kısmını telaşlı değil, öylesine değil, içten ve çok duygusal bir şekilde söylemişti,
genç kızın gözleri doldu.</p>



<p>“<strong>Tamam amca</strong>” dedi, “<strong>nasıl bir
hediye düşünüyorsunuz?</strong>” diye sordu genç kız. Adam cevap verdi; “<strong>Onu siz söyleyeceksiniz.</strong>”</p>



<p>Genç kız görmüş geçirmiş bir
kız edasıyla konuşmaya başladı; “<strong>Amca
hediyenin büyüğü küçüğü olmaz, pahalısı ucuzu da olmaz. Önemli olan düşünmek ve
hediyeyi sunma şeklidir. Yani bir güleryüz, hediyenin içeriğini değil, senin
samimiyetini ortaya koyar. O nedenle önemli olan hediye değildir.</strong>”</p>



<p>“<strong>Doğru diyorsun</strong>” dedi adam “<strong>ama
ben de az odun değilim. Elimden bir şey gelmez. Sürekli iş düşünürüm. Geçen
mutfakta eşime yardım edeyim dedim, maksat bir şeyler paylaşalım. En azından
salata yaparım diye düşünüyordum ki, önce bıçak elime gelmedi. Beni yadırgadı, ‘sen
de mi?’ der gibiydi. Sonra elime domatesi aldım, ‘beni öldürme’ diye bağırır
gibi elimden kaydı gitti. Salatalık öyle, maydanoz öyle, biber öyle, soğan
öyle. Sebzelerin bünyesine uygun değilim herhalde. Ya da eşimin gönlünü
alacağım her şey beni kabullenemiyor.”</strong></p>



<p>Adam şansızlığına küsmüş
gibiydi, devam etti; “Aslında bu özel günlerdeki hediyeleşmeye karşıyım.
Kapitalist sistemin bize dayatmasıdır. Maksat alışveriş çılgınlığı olsun”</p>



<p>“<strong>Belki öyle</strong>” dedi genç kız, “<strong>Ama
herkes eşine hediye almışken, sizin eşiniz, ‘benim eşim beni çok sever, çok
düşünür ama kapitalist sistemin dayatması olduğundan hediye almıyor’ mu
diyecek?”</strong></p>



<p>-Demeyecek…</p>



<p>Kız gülümsedi, adam devam etti;</p>



<p>-Eşimi mutlu edecek ne
düşünürsem o elimde kalıyor. Hani romantik olayım diyorum, bir çuval inciri
berbat ediyorum. Çünkü ruhumda yok. Ben bürokrat adamım, ciddi birisiyim, bana
sanki laubalilik gibi geliyor…</p>



<p>-Olur mu, insan en sevdiğinin
yanında çocuklaşırmış. Onunla gülersin, onunla oynarsın, onunla bir türkü
tutturursun, hatta onula ağlarsın. İnsan sevmediğinin yanında ciddi olur&#8230; Güldü
genç Kız, “<strong>Yani sevmediğinin yanında
bürokrat ol, eşinin yanında değil</strong>”</p>



<p>“<strong>Ama</strong>” diye devam etti adam, “<strong>Ben
eşimi çok severim. Sadece bunu kelimeye dökemiyorum, tavrımla, davranışımla,
mimiklerimle yansıtamıyorum, onu seviyorum ama sevdiğimi belli edemiyorum.
Gülmeyin, bütün odun erkekler gibiyim işte</strong>”</p>



<p>-Kız önce tebessüm etmişti ama
sonra gülmeye başladı; “<strong>Erkekler sanıyor
ki, kadınlar pahalı şeylerden hoşlanır. Her insan güzel giyinmek, gezmek, yemek
ister ama sevdiğini söylemek parayla değil, bedavadır. Bedava diye önemsenmiyor
ama evliliği ayakta tutan bedavalardır. Yani gülüşündür, sıcak yaklaşımındır,
içten söylediğin sevgi sözcükleridir, onla geçirdiğin saatlerdir, ona ayırdığın
zamandır. Pahalı hediyeleri, zengin olunca alırsın, amca sen iyisi mi gönül
almaya bak, hediye almayı boş ver. Demem o ki, onu önemsediğini hissettir, ona
değer verdiğini göster, hediye teferruattır, asıl konu değil</strong>.”</p>



<p>“<strong>Tamam</strong>” dedi adam “<strong>Beni
nihayet anladın. Şimdi eşimin gönlünü alacak bir hediye ver.</strong>”</p>



<p>Genç kız “<strong>Ben mi</strong>”, diye şaşkınlıkla sordu adama. Deminden beri adam ve genç
kızın konuşmasını sabırla bekleyen dükkân sahibi patladı; “<strong>Kardeşim burası kasap dükkânı, sana uygun ne hediye verelim?</strong> <strong>Anlaşılan</strong> s<strong>en bitişik hediyelik eşyacıya gelmişsin ama o kapatalı çok oldu,
şansına küs!”</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/">Sevgiliye Hediye Almanın İnce Taktiği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgiliye-hediye-almanin-ince-taktigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Trene Binmek, Vapurdan İnmek!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Jan 2019 05:02:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16605</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yıllar önce küçük bir çocuğa sormuştum, “büyünce ne olacaksın” diye. &#160;“Öğretmen olacağını” söylemişti. Beş sınıfı bir arada okuyan ve bir tek öğretmeni bulunan bir köy okulunda okuyordu. Daha doğrusu okumaya çalışıyordu. Neden öğretmen olmak istediğini sorma gereği duymadım ama peki daha başka bir meslek sahibi olsaydı ne olurdu? Merak ettiğim bu soruyu da sordum henüz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/">Trene Binmek, Vapurdan İnmek!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yıllar önce küçük bir çocuğa
sormuştum, “<strong>büyünce ne olacaksın</strong>”
diye. &nbsp;“<strong>Öğretmen olacağını</strong>” söylemişti. Beş sınıfı bir arada okuyan ve bir
tek öğretmeni bulunan bir köy okulunda okuyordu. Daha doğrusu okumaya
çalışıyordu. Neden öğretmen olmak istediğini sorma gereği duymadım ama peki
daha başka bir meslek sahibi olsaydı ne olurdu?</p>



<p>Merak ettiğim bu soruyu da
sordum henüz 13 yaşında olan Taha’ya. Mesela dedim, belediye başkanı
olabilirsin, vali olabilirsin, milletvekili olabilirsin. Hayalin de, özlemlerin
de sonu yok. Tek şart, ona kavuşmak için çalışmak ve gerisi de kısmet…</p>



<p>“<strong>Belediye başkanı olursam..</strong>” dedi, durdu, düşündü ama bu süre çok
uzun olmadı. “<strong>Köyümüze tuvalet
yaptırırım</strong>” dedi…</p>



<p>Köyde kısa süre kalmıştım ama o
sürede köyde tuvalet olmadığını, okulun tek tuvaletinin de okulun dışında, uzak
bir köşede, derme çatma bir tuvalet olduğunu görmüştüm.</p>



<p>Taha, o yaşında “<strong>köyün en büyük eksiğini</strong>” tespit etmiş,
bir belediye başkanının ancak buna gücünün yeteceğine inanmıştı ki, “<strong>belediye başkanı</strong>” olmayı
düşleyebiliyordu.</p>



<p>Belki de insanları yaşatan
özlemidir. </p>



<p>Belki de özlemini gerçekleştirmeye
dönük çabalarıdır. </p>



<p>Zaten bu ikisi arasında geçene
hayat diyoruz. </p>



<p>Son nefese kadar süren özlemler
ve son nefese kadar devam eden çabalar. </p>



<p>Bunu biliriz, buna inanırız ama
buna rağmen bazen pes ederiz, bazen yelkenleri indiririz, bazen küseriz, bir
köşeye sineriz ama hepsinde de bir sihirli değnek bekleriz; ettiğimiz dualar
karşılıksız kalmayacaktır. Yine bir özlem ve yine özlemin gerçeğe dönüşmesine
neden olacak çaba…</p>



<p>Memleketteyken arkadaşlara
takılırdım, “<strong>beni belediye başkanı
yaparsanız size tramvay getiririm</strong>” diye. Güzergâhını da çizmiştim,
duraklarını da belirlemiştim…</p>



<p>Hiç kimsenin beni belediye
başkanı yapmaya niyeti yoktu, iyi biliyordum. </p>



<p>Çok şükür ki benim de öyle bir
özlemim, beklentim yoktu ki, o yönde bir çaba harcayıp, hayal kırıklığını
büyüteyim.</p>



<p>Ama tramvay gerçekti…</p>



<p>Belediye başkanı olmama gerek
yoktu; öyle bir yetkim olsa, öyle bir yetkiliye ulaşacak gücüm olsa, ilk işim o
olurdu…</p>



<p>Bunun elbette Taha gibi bir
sebebi vardı…</p>



<p>Taha, köyündeki tuvalet
eksikliğini tespit etmişti. Bunu tespit etmek için elbette kâşif olmaya gerek
yoktu. Köyde tuvalet yoktu ve bunu herkes biliyordu. Ama Taha’nın farkı, “<strong>tuvalet ihtiyacını tuvalette gidermesi
gerektiğini</strong>” bilecek bir kafa yapısına sahip olmasıydı. Yani eksikliği
görmekle, eksikliği gidermeye niyetlenmek çok farklıdır. Taha’nın farkı buydu
ve Taha bir de “<strong>derme çatma</strong>” değil,
güzel bir tuvalet yaptırmayı hayal ediyordu…</p>



<p>Çocukluğumda tren özlemim
vardı. Kara trene binme hayaliyle bir ömür geçirdim.&nbsp; 55 yaşına girmeme sayılı günler kala “<strong>metro-tramvay-marmaray</strong>” üçlüsünün
dışında “<strong>tren</strong>” denilebilecek hiçbir
şeye binmek kısmet olmadı.</p>



<p>Doğal olarak da bu özlemim, her
geçen gün arttıkça arttı. Şimdi bunu Doğu Ekspresiyle gidermenin hayaline
dönüştürdüm. Birkaç hafta izin alacağım, hayalini kurduğum yolculuğa çıkacağım…</p>



<p>Kim bilir ne zaman?</p>



<p>Ama zaten hayat dediğimiz şey,
özlem ve onu gerçekleştirmeye dönük süre arasında geçen zaman dilimi değil
miydi?</p>



<p>Öyleydi sanırım…</p>



<p>Kadıköy’de vapurdan indiğimde
bunları düşünüyordum. Moda’ya kadar nostaljik tramvayla seyahat ederken de…</p>



<p>55 yaşına adım atmaya sayılı
günler kale “<strong>bir tren hayalini bile
gerçekleştiremeyen</strong> <strong>adam”</strong>
olmaktan utanmıyordum; beni ayakta tutanların bu özlemlerin toplamı olduğunu çok
iyi bilecek kadar yaşayıp görmüştüm…</p>



<p>Bir diğer özlemimse “<strong>vapurla uzun bir yolculuk</strong>”tu…</p>



<p>Şehir hatları vapuru, boğaz
turu, Adalara kadar gidip gelmekle bu özlem yerini bulmuyor. Kıbrıs’a “<strong>hızlı</strong>” feribotla gitmek de bu özlemin
giderilmesine neden olmuyor. Trenle de, vapurla da yapılacak yolculuk en az bir
hafta sürmeli.</p>



<p>Bir hafta boyunca yol arkadaşınla
birlikte sadece bir kompartımanı veya kamarayı paylaşmaktan öte, sessizliği
paylaşmak, ıssızlığı paylaşmak, güzellikleri paylaşmak, doğayı paylaşmak ve
bilinmezlere doğru yolculuk etmek…</p>



<p>Tren ve vapur yolculuğu,
yolculukların içerisinde en güzelidir. Belki de ben öyle biliyorum. Yıllarca
hayalini kurduğum için gide gide büyüyen bir özlemin de ötesinde, bir hikâyesi,
bir kurgusu, bir senaryosu olan hayale dönüşmüştür.</p>



<p>Nereden bineceğim, nerede
ineceğim, kimlerle yolculuk edeceğim, hangi güzergahta, hangi insanlarla
karşılaşacağım.. bütün bunların hepsi senaryonun en önemli parçaları gibi
hafızama kazınmış da olabilir, bilmiyorum.</p>



<p>Bildiğim bir şey ise bir
özleminiz varsa, yaşamak için sebepleriniz de vardır. Ne kadar çok özlem, o
kadar çok yaşama sebebi.</p>



<p>Daha iyi bir dünya için
kurduğunuz her hayal, gerçeğe dönüşmeye aday bir çabanın ürünü olacaktır, buna
hiç kuşku duymuyorum…</p>



<p>Trene binip, vapurdan inmek,
bir köye tuvalet yaptırmak kadar “<strong>basit</strong>”
bir hayaldir ama o basitlikler olmazsa, hayatımızı kolaylaştıran hiçbir şey de
olmayacaktır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/">Trene Binmek, Vapurdan İnmek!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/trene-binmek-vapurdan-inmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16605</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Simli Kartpostallardan Geride Kalan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 06:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[kartpostal]]></category>
		<category><![CDATA[tebrikkartı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16526</guid>
				<description><![CDATA[<p>Telaşla cep telefonlarımıza gelen mesajları yanıtlamaya çalışırken, bir taraftan da elimizde kumandayla televizyonda izleyecek bir şeyler aramaya çabalamanın adı oldu artık yıl başları. Geleneksel yeni yıl yemeğinin şişkinliği ile, olmazsa olmaz kuru yemişlere daldırırken parmakları, eğlenmek zorunlu diye &#8211; nasıl girilirse yeni yıla öyle geçecek ya bütün bir sene- batıl inançların peşi sıra adımlayarak klasik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/">Simli Kartpostallardan Geride Kalan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Telaşla cep telefonlarımıza gelen mesajları yanıtlamaya çalışırken, bir taraftan da elimizde kumandayla televizyonda izleyecek bir şeyler aramaya çabalamanın adı oldu artık yıl başları. Geleneksel yeni yıl yemeğinin şişkinliği ile, olmazsa olmaz kuru yemişlere daldırırken parmakları, eğlenmek zorunlu diye &#8211; nasıl girilirse yeni yıla öyle geçecek ya bütün bir sene- batıl inançların peşi sıra adımlayarak klasik olanı, pijama, terlik ve televizyonu &#8211; PTT- esprisiyle girilecek 2019 &#8216;a&#8230;</p>



<p><em>Ben her yeni yılda yağacak kar umuduyla pencereye dalarım, gecenin sessizliği içinde gelecek yeni yılı, gökyüzünün karanlık koynunda ararım.</em></p>



<p>Küçük bir kız çocuğu iken, okulumuzun yolu üzerindeki kırtasiye dükkanında, telli döner kartpostal tezgahında, simli kartpostlallarla başlardı yeni yıl heyecanı. En az bir hafta öncesinden özenle seçilen bu tebrik kartlarına, dolma kalemle ve el yazısıyla yazılan iyi dileklere, bir de küçük maniler eklerdik çocukça&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/simli.gif?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16579" data-recalc-dims="1"/><figcaption>Sepet sepet yumurta,  Sakın beni unutma, Unutursan küserim, Gözlerinden öperim</figcaption></figure></div>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/f9bee05bdb4fbe42b9024b478fe7457e-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16531" data-recalc-dims="1"/></figure>



<p>Her kart için farklı zarf almaya dikkat ederdik. Renk renk zarflar vardı, gönderilecek kimsenin zevkine uygun olmasına özen gösterirdik seçilecek kartı ve dahi zarfı&#8230; İnceliklerin inceliklere karıştığı sevgilere boğulmuş cümleler kurulurdu. Küçük bir edebiyatçı çıkardı içimizden. Yazmaya ilk olarak ben, bu simli kartpostallarla başlamıştım&#8230; İnsanın, insan olduğu günlerden -kalmalıklığım- bu kartlara dayanır. Sevincin bol olduğu bu yeni yıl günlerine. Dilekler ve beklenenler sıralanırdı, mutlu, huzurlu ve sağlık dolu günler ardı ardına, varsa kişiye özel istekler dile getirilirdi. &#8216; Doğacak yavrunuz selametle dünyaya gelsin &#8216; gibi&#8230; Neredeyse bir dua edasıyla kutsanırdı adeta yeni yıl, yeni umutlar demekti&#8230; </p>



<p>Umut etmek yasaklanmamıştı daha, büyük &#8211; küçük, zengin-fakir, okumuş-cahil, öğrenci-öğretmen, yöneten- yönetilen ayrımları yoktu henüz. Bir mahallede herkes kapı komşumuz olabiliyordu. Beton bloklara sığınmış sitezedeler yoktu, &#8216;kim o&#8217; diyerek açtığımız kapılardan sıcak gülümsemesiyle, elinde porselen tabakla gelen komşu teyze olurdu en çok&#8230;</p>



<p>İşte bu yüzden uzak ahbap, tanıdık, akraba kim varsa dumanı tüten bir kahvenin hatırına bu tebrik kartlarıyla ulaşılırdı. İnsan sıcaklığı, dolma kalemlerin ucundan, postacının çantasından, evlere saçılırdı.</p>



<p>Hele birde uzaktan yaşanan aşklar var ise, işte o vakit yazılanlarla şiir kitabı çıkarılırdı&#8230; Edebiyat, bu kartpostllarda saklıydı&#8230;</p>



<p> 2019&#8217;a ramak kala, dolma kalemle olamasa da, klavyemin ucundan bulabildiğim bu simli kartlara yazıyorum ben de bu sene, bütün iyi dileklerimi, tarafınızdan kabul oluna&#8230;</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16581" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?w=564&amp;ssl=1 564w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?resize=217%2C300&amp;ssl=1 217w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/yılbas.jpg?resize=304%2C420&amp;ssl=1 304w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Sağlık ve umutla geçecek keyfinizin daim olduğu bir yıl olsun. Faturaların el yakmadığı, ceplerimizden paraların eriyip akmadığı, insanların birbirinin sırtına basmadığı, ezip suyunu çıkarmadan sevgilerin gözlerden gözlere sıçradığı, muhabbetin kağıt üzerinde kalmayıp gönüllere yazıldığı, empati ve diğergamlığın bütün insanlığa yayıldığı, egoların buz kalıplarında donduğu bir yıl olsun 2019&#8230;</figcaption></figure>



<p>Sağlıcakla ve muhabbetle kalın&#8230;</p>



<p></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/">Simli Kartpostallardan Geride Kalan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/simli-kartpostallardan-geride-kalan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16526</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Deliyle Söyleşi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 26 Oct 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15806</guid>
				<description><![CDATA[<p>Akşamın ışıkları denize vurmaya başlamış, rengarenk ve o doyumsuz yansımaları seyre dalmıştım. Parkta, bir bankta oturup denizi seyretmek vazgeçilmez tutkularımdandır, hele bir de gökyüzünün mavisiyle, denizin mavisinin bir birine nispet yaptığı zamanlarda.. tadından yenmez. Ama ben ne yapıyorum? Hiç işim yokmuş gibi, akşamın bir vakti, bir deliyle Bebek’te, bir parkta ve parkın içerisinde bir bankta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/">Bir Deliyle Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Akşamın ışıkları denize vurmaya başlamış, rengarenk ve o doyumsuz yansımaları seyre dalmıştım. Parkta, bir bankta oturup denizi seyretmek vazgeçilmez tutkularımdandır, hele bir de gökyüzünün mavisiyle, denizin mavisinin bir birine nispet yaptığı zamanlarda.. tadından yenmez.</p>
<p>Ama ben ne yapıyorum?</p>
<p>Hiç işim yokmuş gibi, akşamın bir vakti, bir deliyle Bebek’te, bir parkta ve parkın içerisinde bir bankta oturmuş denize bakarak muhabbet ediyorum. Yanlış duymadınız ya da yanlış okumadınız. Bildiğiniz bir deliyle, yani her an sağımızda solumuzda olan, mahallemizde bulunan, çoğunlukla sevimli, akıl fukarası gariban birisiyle muhabbet ediyorum.</p>
<p><strong>Sanat Duvarı</strong>’nın sevgili yönetimi “Bu sayı için bir deliyle söyleşi yapar mısın” diye rica etselerdi, “yok canım, siz beni deli mi sandınız. Hiç deliyle söyleşi yapılır mı?” derdim…</p>
<p>Şimdi diyemem, artık bundan böyle diyemem.</p>
<p>Çünkü hemen yanımda bir deli var ve ben bir saattir onunla söyleşi yapıyor, muhabbet ediyor, hayata dair müthiş fikirler ediniyorum. Yani hayata bakışım şu son bir saatte değişti desem bana inanın. Hani çok da inanmayın ama bir şeyler oldu, nasıl olduysa oldu.</p>
<p>Aracımı Bebek’te bulabildiğim bir köşeye park edip, denize doğru yürümeye başlamıştım ki, “Abi!” diye bir ses geldi, ardından da “20 lira versene” diye gözümün önüne bir el uzandı. Elin sahibine bakacaktım, önce o eli gözümün önünden itmek gerekiyordu, nazikçe yaptım bunu. Sesin sahibi bir deliydi. Hani alnında deli yazmıyor, <strong>akıl gözükmediği gibi delilik de gözükmüyor ama yine de deliliğin yansımaları insanın üzerinde farklı duruyor. </strong>Bazılarına da biçilmiş kaftan gibi cuk oturuyor!</p>
<p>Hani benim bildiğim deliler 50 kuruş ister, bir lira ister ama iki lira istemezdi, 20 lira hiç istemezdi. Demek ki Bebek’in delileri bile zengin! Kim bilir belki de İstanbul’un taşı toprağı altın sözü, burası için söylenmiş bir sözdür. Fırsatın nereden, nasıl geleceği belli mi olur, değil mi ama…</p>
<p>“Tamam.. dedim, sana 20 lira vereceğim, ama benle şurada, bankta bir çay içeceksin, muhabbet edeceğiz” dedim. Deli deli baktı bana, hani aklı olsaydı belki de akıllı akıllı bakacaktı. Ya da ne bileyim “Aaa deli mi ne” der gibi bakmıştır ya da “şu akıllının zoruna bak” demiştir. Neyse de ne, adam teklifimi kabul etti. Bunun için de “Emrin olur abi” dedi. Estağfurullah’ı içimden dedim, muhabbeti hayat felsefesini öğrenmeye saklamalıydım.</p>
<p>Sahile en yakın banka oturduk. Bebek Parkı (Türkan Saylan Parkı) o akşam biraz tenhaydı. Denizi seyrederek bir çay içmek iyi olurdu ama burada çay 6 lira, iki çay eder 12 lira. Birer çay, ikişer çay bizi kesmez, yüz lira gitti. Deliye de 20 lira sözümüz var. Bu söyleşi bana pahalıya patlar. Neyse ki, dergi yönetimi bu fedakarlığımı görüyor, duyuyor, hatta ihtimal dahilindedir ki şu an okuyor ve ona göre muhasebeye bir talimat yolluyor!</p>
<p>Delinin adı Nevzat’mış, çaylar da 6 lira değil, 10 liraymış. Amerika’nın dolar silahıyla başlattığı savaş buradaki çayı da vurmuş. Sitenin desteği aklıma gelince sorgusuz sualsiz iki çay kapıp geldim ama fiyatının 10 lira olduğunu öğrenince içim burkuldu, bir hoş oldum, cebim de aynı oranda bir boş oldu.</p>
<p>Deliyle muhabbeti sürdürdüm. Nereli olduğunu sordum, dünyalıymış. Annesinin babasının adını bilmiyor. Yaşayıp yaşamadıkları konusunda bir fikre de sahip değilmiş. Akıllı olsaymış belki bu sorulara cevap verebilirmiş.</p>
<p>Neden 20 lira istediğini sordum, hani bizim memlekette bir Deli Mehmet vardı, rahmetli oldu. O, 10 kuruş isterdi. “Yahu Mehmet 10 kuruş tedavülden kalktı sana bir lira verelim, beş lira verelim, 10 lira verelim” desek de kabul etmezdi. İlla da on kuruş.</p>
<p>“Hayat pahalı “ dedi Deli Nevzat. “Bebek’te yaşıyoruz, her şey ateş pahası.”</p>
<p>Yok yok asıl mesele o değil gibi geliyor, hele şunun aslını astarını bir söylesen, dedim.</p>
<ul>
<li>Abi seni anlamıyorum, hayatın pahalı olduğunu zaten biliyorsun, neden inanmıyorsun?</li>
<li>Hayatın pahalı olduğunu sadece bilmiyorum Nevzatcığım, iliklerime kadar da yaşıyorum. Ama senin 20 lira istemenin hayat pahalılığıyla alakası yok. Çünkü senin bir şeye para harcadığın yok.</li>
<li>Hımmm dedi deli deli.</li>
</ul>
<p>Sonra devam etti, “Sen benden de delisin be, sevdim seni. Abi çaktırma burası Bebek, ben bir lira istesem kimsenin cebinde bir lira bulunmaz, hepsi değilse de büyük çoğunluğu çok zengin. Öyle böyle değil, çok çok zengin. Zenginlerde bir lira ne arasın. Bir lira istesem, cebini yoklayacak, eli boş kalacak, ben de yolsuz kalacağım. 20 lira istiyorum ki, hem farkımız ortaya çıksın hem de istediğim kişinin cebinde o miktar olsun.”</p>
<ul>
<li>Nasıl yani senin farkın ne?</li>
<li>Eee biz Bebek’in delisiyiz, Bağcılar’ın delisi değiliz ki bir lira isteyelim.</li>
<li>Aradaki fark ne, halen anlayamadım.</li>
<li>Statü farkı var, burada birinci sınıf deli oluyoruz.</li>
<li>Yahu biz insanlar arasında statü farkı olmasın istiyoruz, akıllılar anlamıyor, deliler de mi anlamıyor, anlamıyorum. Yahu ben ne diyorum?</li>
<li>Bizim sınıfa hoş geldin (gülüyor). Ama meseleyi bilmiyorsun, senin dünyadan haberin yok. Hiç Bebek’te yaşayan, bir gecede birkaç asgari ücreti masada bırakıp gidenle Bağcılar’da, ya da ne bileyim Anadolu’nun kuytu bir yerinde geçinmek için canını dişine takan ama asgari ücreti bile kazanamayanlar aynı olur mu, bir mi bütün bu insanlar, eşit mi, değil..</li>
<li>Bir dakika ya sen bu kadar cümleyi hiç takılmadan nasıl söyledin, eee ama sen delisin?</li>
<li>Bak abi seni sevdim, senin kanında da sanki bizim kanımız var gibi. Para isteyen deli, deli değildir. Yani bildiğiniz manada deli değildir. Deliliğin yüzlerce çeşidi var. Biliyorsun abi akıl gözükmez ama herkes o görünmez aklıyla övünür ve onun varlığından çok emindir. Hatta herkes kendi aklını dünyadaki bütün akıllardan daha iyi bilir.</li>
<li>Vayy neler de bilirmiş. Peki sen hangi sınıf delisin, zır deli değilsin, zır zır deli de değilsin, zincirli deli de değilsin..</li>
<li>Ben kendi halinde bir deliyim. Yolumu böyle buluyorum. Bak abi siz yaşadığınızı sanıyorsunuz, ben yaşıyorum.</li>
<li>O nasıl oluyor?</li>
<li>Siz yaşamak için her şeyinizi feda ediyorsunuz. Sabahtan akşama kadar çalışıyorsunuz. Sevdiklerinizi ihmal ediyorsunuz. Hatta sevdiğiniz birçok şeyden vazgeçiyorsunuz. İşe yaramaz ıvır zıvırlar için hayatınız boyunca borç ödüyorsunuz, bazılarınız ölürken bile borçlu gidiyor. Dönüp ardınıza baktığınızda, emeğinizi, zamanınızı ve hayatınızı neler için feda ettiğinizi görüyor ama feryat edecek zamanınız bile kalmıyor ama ben öyle miyim, 20 lira isterim senden, sen vermezsen verecek çok kişi var. Ben bir köşede kıvrılır yatarım, sen illa ev istersin, mobilya istersin, tatil istersin, istersin de istersin. Sen istemezsen eşin ister, o istemezse çocuğun ister. İnsanın isteğinin bir sınırı yok. Hayatımızın sonunda sen eşya için yaşadığını anlarsın, ben ise kendim için yaşadığımı bilir, Azrail’e de güler geçer, giderim.</li>
<li>Çok doğru laflar ediyorsun, sana deli diyen delidir.</li>
<li>Abi bak unutma <strong>her yerde sadece iki kişi doğruyu söyler. Bunlardan birisi onuncu köye yollanır, diğeri de deli olarak bilinir</strong>. Sen hele söyle, sen hangisisin?</li>
</ul>
<p>Aklımda tarttım mı bilmiyorum, hangi cevabın bana uyacağı konusunda fikir yürüttüm mü onu da bilmiyorum ama dilimden bir şeyler döküldü, belki de sadece mırıldandım;</p>
<ul>
<li>Onuncu köye yollanandan!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/">Bir Deliyle Söyleşi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-deliyle-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15806</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sana Patronun Kim Olduğunu Göstereceğim!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 02 Aug 2018 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15447</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul’da çok fena yağmur yağıyordu. Vıcık vıcık olan yollar, sular seller gibi dolup dolup taşan caddeler, kafamıza kafamıza çarpan ceviz büyüklüğündeki dolular.. Yani İstanbul, felaket tellallarının haber sunması kadar kötü bir durumdaydı. Kendimi zorla bir vapura attım, karşıya gidecek veya karşıdan gelecek bir durumda değildim ama göğün yarılıp, bütün rahmetini tepemize gark ettiği bir anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/">Sana Patronun Kim Olduğunu Göstereceğim!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da çok fena yağmur yağıyordu. Vıcık vıcık olan yollar, sular seller gibi dolup dolup taşan caddeler, kafamıza kafamıza çarpan ceviz büyüklüğündeki dolular.. Yani İstanbul, felaket tellallarının haber sunması kadar kötü bir durumdaydı.</p>
<p>Kendimi zorla bir vapura attım, karşıya gidecek veya karşıdan gelecek bir durumda değildim ama göğün yarılıp, bütün rahmetini tepemize gark ettiği bir anda el açıp, “<strong>Allah’ım, görüyorsun bu garip kulunu, bize de rahmet ihsan eyle</strong>” demenin zamanı değildi. Hele yağmur rahmeti bir dursun, yine rahmet isteriz, bereket isteriz, kısmet isteriz. Veren makam, her halükarda verir.</p>
<p>İstanbul kartımdaki son kuruşu da vapura veren ben, bu gidişin bir dönüşünün olacağını hesaplamamış olmamı, ekonomiden anlamayanın maliyeden sorumlu olmasına benzetebilirsiniz ama ben o hesabı yapacak durumda değildim, gök yarılmıştı, önüme de vapur düşmüştü!</p>
<p>Vapurda bir köşeye sindim, yani yer vardı da biz mi oturmadık? Her taraf tıka basa doluydu, ben de sırılsıklam olmuş halimle bir köşeye sindim. Rahmetin yazın yağmış olması, tir tir titriyor olmamı engellemiş, serinlik iyi bile gelmişti. Şimdi tek sorunum eve nasıl dönecektim, nasıl dönecektim, bilen var mı?</p>
<p>Yok tabii, milletin de işi gücü yok, benim hesapsız “<strong>dıt dıt</strong>” ederek bastığım İstanbul karttaki “<strong>Bakiye yetersiz</strong>” lafına mı takılacak? Hem <strong>Sultanüş&#8217;şuâra</strong>ya, Divan Edebiyatının en önemli şairine, <strong>Mahmud Abdulbaki</strong>’ye, yani bildiğimiz <strong>Baki</strong>’ye yetersiz diyen ahmak kim? Adam o kadar yeterliydi ki, her bir kelamı bugün bile edilebilmiş değil.</p>
<p>“<strong>Biraz kenara kayar mısın</strong>?” diye tok bir ses duydum. Emredici, hükmedici bu ses, ister istemez beni kendime getirdi ve azıcık değil, çokucuk kenara kaydım. Zaten her yer ıslak, “<strong>kayılacak.. kay!</strong>” diye komut gelmesine bile gerek olmadan insanlar denizin bir o yana, bir bu yana salınışına ayak uyduran vapur da kayıp duruyordu. Biliyor musunuz çok kaypak oldu bu dünya, insanlar da dünyaya ayak uydurup kayıp kayıp duruyor. İnsanlar mı kaypak, dünya mı bilinmez, hangisi hangisine uydu, o hiç bilinmez. Bilinen, vapur kaygan bir zemine sahip, milletin sırılsıklam vapura doluşması da bu kayganlığı arttırmış. Üstüne bir de sürekli gök gürlemesi var, iliklerimize kadar ıslandığımız yetmiyor gibi, iliklerimize kadar titrememizi sağlayan bir gürültü kopup duruyor.</p>
<p>&#8211;<strong>Patronun kim olduğunu öğretiyor</strong>, dedi demin emredici sesiyle beni kenara kaydıran adam.</p>
<p>O ana kadar adamın yüzüne bakmamıştım, emredici ve hükmedici sesi kâfi gelmişti. Ama şimdi patronun başkası olduğunu öğreniyorum, “<strong>şu aciz kula bir bakayım</strong>” tavrına bürünmüş olmalıyım ki, adamın yüzüne baktım.</p>
<p>70 yaşlarında var/yoktu. Başında kalan bir tutam saçı omuzlarına kadar indirmişti. Sakalının aylardır jilet yüzü görmediğine eminim. Üstünde eski püskü bir kıyafet vardı, hatta yer yer yırtıktı ama bu moda olsun diye yırtılan kotlara benzemiyor, sefillikten yırtılan pantolona benziyordu. Yaz sıcağına rağmen sırtında kalın bir ceket, içinde ise göğsüne kadar açık kirli bir gömlek vardı. Ceket de öyle temiz sayılmazdı. Yüzü kırış kırıştı ama yaşıyla bağlantılı değil, daha çok çektiği acıların izinin yüze vurmuş hali gibiydi. Tabii ben nereden bilirdim ki adamın ne acılar çektiğini, siz nereden bilirdiniz ki benim neler çektiğimi, ben nereden bilebilirdim ki, bu yazıyı okuyan her karinin neler çektiğini…</p>
<p>Adam devam ediyordu…</p>
<p>-Yağmur ve gök gürültüsü diyorum, yüce Mevla’m “<strong>patron benim</strong>” demek istiyor. Ara sıra biz aciz kullarına bunu hatırlatıyor…</p>
<p>En ufak makama kurulanın kendisini patron ilan ettiği şu dünyada, esas patronun ara sıra biz aciz kullarını yoklaması, kulak ardı edilecek bir durum değildi ama sanırım bunu “<strong>patron</strong>” olanlar değil, biz aciz kullar biliyordu, ya da biz öyle biliyorduk.</p>
<p>Emredici ses tonuyla beni bir kenara iten adamın bilgeliği beni kendisine çekti. Az önce itici bulduğum adamı çekici bile bulmaya başlamıştım.</p>
<p>Bak, dedi, diyelim cebinde beş para yok, (demeye gerek yoktu, zaten beş para yoktu), bu vapura binemezsin, binsen inemezsin, insen bir parça ekmek yiyemezsin, yesen bir liralık tuvalete gidemezsin. Hani insan Eşref-i mahlûktu, ee ne oldu? Çünkü her yer, birilerinin hükümranlığı altında ve oraya senin muhtaç olduğun oranda patronluk yapabilir. Sen para vereceksin, o patron olacak ve sana ve çalışanlara ve gücü yeten, sözü geçen her yere, herkese hükmedecek.</p>
<p>Adam yanıma çömeldi. Şimdi emreden, hükmeden bir konumda değil, benimle aynı hizadaydı. Şefkatle bana baktı, “<strong>sevdim seni be</strong>” deyip sırtıma okkalı bir tokat indirdi. Öyle bir sendeledim ki, zaten kaygan olan yer, beni kendine doğru çekti, son anda adam gömleğimin yakasından tutarak beni tekrar aynı yere bıraktı.</p>
<p>Ufak tefek bir adam değildim, hatta göbeğimi de hesaba kattığınızda iriyarı ve göbekli bile sayılabilirim ama adam sanki iki parmağıyla gömleğimin yakasını tuttu ve beni çekti. Yani şöyle eliyle bir kavrasaydı, sanırım vapurdan aşağıya bile uçurabilirdi.</p>
<p>Eskiden patrondum dedi adam…</p>
<p>“<strong>Belli</strong>” diyecektim, sohbeti sulandırmak istemedim.</p>
<p>Ama hiç kimseye patronun kim olduğunu hatırlatma ihtiyacı duymazdım. –Haşa- biz yaradan mıyız ki, iki de bir kendimizi hatırlatalım. Hepimiz aciz kullarız ve hepimiz dünyadaki görevimizi “<strong>insanca</strong>” ifa ediyoruz/etmeliyiz. Bunun için bir birimizi ezmeye, kırmaya gerek yok, dedi.</p>
<p>-Peki sen biliyor musun insanlar neden hükmetmek ister?</p>
<p>Bilmiyordum, ya da en azından ne diyeceğini öğrenmek için bilmiyormuş gibi yaptım. Belki de gerçekten bilmiyordum. Herkesin neden hükmetme hastalığına yakalandığını ben nereden bilirdim?</p>
<p>Bilirdim aslında…</p>
<p>Öyle dedi adam.</p>
<p>Hükmetme isteğinin esas amacı, insanların içinde var olan ama kendilerinin bile bilmediği Nemrutluk, Firavunlukmuş…</p>
<p>Öyle dedi adam…</p>
<p><strong>Haddini bildirmekle</strong> başlarmış her şey; kendisinin diğer insanlardan veya en azından muhatabından <strong>daha üstün olduğunu göstermenin bir yolu</strong>ymuş. Nereye sahipsen oraya hükmedermişsin, ne kadar büyük alana hükmedersen o kadar Firavunlaşırmışsın.</p>
<p>Hükmetme isteğinin esas amacı “<strong>patronun kim olduğunu</strong>” öğretmektir, dedi adam ve devam etti;</p>
<p>-Ama bilmezler ki, hayat bir köprüden ibarettir, köprüyü geçene kadar farklı dayılar edinmek, yolcu olan herkesin aklına ilk gelendir!</p>
<p>Vapurda bir köşeye sinişim geldi aklıma. Gerçekten de biz köprüyü geçene kadar ne ayılara dayı diyoruz ve o ayılar kendilerini nasıl da dayı sanıyor.</p>
<p>Düşüncemi okumuş gibi adam devam etti;</p>
<p>Peki sence o ayılar mı kötü olan, ona dayı diyenler mi?</p>
<p>Bak bunu hiç düşünmemiştim, cevabını alacak durum da kalmamıştı. Vapur limana yanaşmış, yolcuların itiş kalkışlarıyla ikimiz de yer değişmiştik.</p>
<p>Vapurdan iniyordum ki, adamın sesi geldi, kendisini göremiyordum, görmek için çabaladım mı onu da bilmiyorum ama bu defa sesi derindendi; Patron olanlara da şunu de, <strong>düşmana karşı patron, dosta karşı dost</strong> olmak yeterli. Böbürlenmeye gerek yok, hepimiz aciz birer kuluz!</p>
<p>Öyleyiz de…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/">Sana Patronun Kim Olduğunu Göstereceğim!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sana-patronun-kim-oldugunu-gosterecegim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Osman Amcanın Eşeği Ve İlham!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 06 May 2018 07:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14417</guid>
				<description><![CDATA[<p>Cüneyt Arkın beni görse kesinlikle kıskanırdı, belki de hasedinden çatır çatır çatlardı. Zira öyle bir ata.. pardon eşeğe binişim vardı ki, dörtnala dıgıdık dıgıdık gidiyordum. Henüz 9-10 yaşlarındaydım. Okulun tatil olduğu bir gün olmalı ki, sokakta haylazlık ediyorduk. Nereden aklıma geldiyse geldi, aile dostumuz olan Osman amcanın eşeğine binmek aklıma geldi. Osman amcalar evimize yakın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/">Osman Amcanın Eşeği Ve İlham!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Cüneyt Arkın beni görse kesinlikle kıskanırdı, belki de hasedinden çatır çatır çatlardı. Zira öyle bir ata.. pardon eşeğe binişim vardı ki, dörtnala dıgıdık dıgıdık gidiyordum.</p>
<p>Henüz 9-10 yaşlarındaydım. Okulun tatil olduğu bir gün olmalı ki, sokakta haylazlık ediyorduk. Nereden aklıma geldiyse geldi, aile dostumuz olan Osman amcanın eşeğine binmek aklıma geldi. Osman amcalar evimize yakın bir yerde otururlardı. Evlerinin hemen önündeki tarlada bostan yaparak geçinirlerdi.</p>
<p>Osman amcanın eşeğiyle gezme fikri güzeldi ama bunun için Osman amcayı ikna etmek gerekiyordu, bu da çok kolay değildi. Kolay tarafı Osman amcanın beni sevdiğiydi. Ee sevgiyi sömüren ilk kişi ben değilim ya…</p>
<p>Osman amcanın evine gittim. Bahçede kasalara domates, salatalık, patlıcan gibi sebzeleri diziyor, eşi Halide abla da kendisine yardım ediyordu. “Osman amca…” dedim. Başındaki kasketi hafifçe kaldırarak bana baktı ve “Buyur Naif’im” dedi en babacan haliyle. Allah rahmet eylesin kendisi de eşi de çok iyi insanlardı.</p>
<p>“Babam eşeğinizi istedi” dedim.</p>
<p>Benimki beyaz bir yalan değildi, kapkara bir yalandı, dümdük bir yalandı işte. Üstelik babamın eşekle işi olmaz, asla Osman amcanın eşeğini istemezdi: Bunun bir örneğine de hiç rastlanmamıştı. Adam bir memurdu ve haftanın beş günü daireye gider, iki günü de evde dinlenirdi. Ne bağı vardı, ne bostanı, ne de eşekle çekecek yükü. Ama Osman amca yalan mı, doğru mu diye hiç araştırmadı, sormadı, soruşturmadı.  Gözüyle eşeğin yerini gösterdi, alabileceğimi belirtti ve babama selam söylememi tembihledi. Halide ablanın selamı da annemeydi.</p>
<p>Çok kolay olmuştu, ben hiç böyle düşünmemiştim. Bunda bir aksiyon yoktu, heyecan yaşamamıştım ama olsun, eşeğin üstünde dıgıdık dıgıdık giderken acayip bir heyecan yaşayacaktım. Öyle de oldu.</p>
<p>Bir at, pardon bir eşek sürüşüm vardı ki, gören sanki Fatih’in Fedaisi Kara Murat şehre inmiş sanırdı. İyi ki o halimi Cüneyt Arkın görmedi, iyi ki görmedi!</p>
<p>Benim gibi bir çocuğun eşekle ne işinin olacağı bir yana, eşekle nereye gideceğim daha büyük bir sorundu. Bahçeden çıktım, bizim evin aksine doğru eşeği sürdüm. Annem, babam veya kardeşlerim beni eşeğin üstünde görsün istemiyordum. Hem ne cevap verecektim, yalanım ortaya çıkacaktı. Tabi hiç düşünmediğim şey, bir gün Osman amcayla babamın yan yana geldiğinde eşek mevzusunun açılacak olmasıydı. Ee o yaşta o kadar senaryoyu yazmak kolay mıydı, hem ben yazar mıydım senarist miydim, alt tarafı ilkokula giden bir çocuktum.</p>
<p>Eşeği şehir merkezine doğru sürmeye devam ettim, Atatürk Bulvarı, Gölbaşı Caddesi, Ulu Cami, Kap Cami, Bahçelievler derken bir de baktım Meram Sinemasının önündeyim. İster misin şimdi sinemada Fatih’in Fedaisi Kara Murat oynasın. Tıpkı benim gibi eşeğin, pardon atın üstünde zaferden zafere koşsun…</p>
<p>Sinemanın önünde eşeğin yularını çekerek durdurdum, bir çalımla indim, bir çalımla da yuları elektrik direğine bağladım ki görmek lazım. Aynı çalımla sinemaya girdim. İlginç olan sinemanın kapısı açıktı ve bilet soran da yoktu. İnsanlar içeriye giriyor, çıkıyor. Cüneyt Arkın’ın bir filminin oynamadığı aşikârdı da, bu serbestlik neyin nesiydi?</p>
<p>İçeriye girdim, herkes pür dikkat sahneye bakıyordu. Sahnenin ışığı yanıyor, diğer her taraf karanlık. Tıpkı sinema izler gibi ama sahnede sinema yoktu.</p>
<p>Bir adam sinema perdesinin önünde bir sağa gidiyor, bir sola. Bazen elini cebine koyuyor, bazen başını kaşıyor, bazen çenesine elini atıyor, bazen alnını ovuşturuyor. Sahnede bir de masa var. Masanın üzerinde küçük bir daktilo ve onun hemen yanında da samanlı kâğıtlar…</p>
<p>Yerde de çok sayıda buruşturulup atılmış kâğıtlar vardı. Ne kadar ayıp, insan yerde dağınık halde duran kâğıtları toplar bari. Burası çöplük mü, çöp kutusu yok mu, belediyemiz nerede, nerede bu devlet, nerede bu millet! Bu sinemacı da sinemasına hiç bakmıyor.</p>
<p>Sahnedeki adam gezmekten yorulmuş olmalı ki, masanın hemen önünde duran sandalyeye oturdu, masayı kendisine doğru çekti ve daktiloya yeni bir kâğıt taktı. Tık sesi geldi, sonra bir tık daha, sonra bir tık daha. Sadece üç harf yazdı, üç karakteri samanlı kâğıda geçirmiş oldu ve ardından kâğıdı sert bir hareketle daktilodan çekip aldı, buruşturup yere attı. Hımm, demek ki yerdeki buruşuk kâğıtların sebebi buydu. Ben de boş yere sinemacının günahını almıştım.</p>
<p>Adama bir koltuk bile vermemişler, şimdi biz şehrimizin misafirperverliğini nasıl anlatacağız. Koca şehirde bir koltuk yok mu ki, bu kuru sandalyeyi koca sanatçıya vermişler. Ne kadar ayıp ki, ne kadar ayıp.</p>
<p>Adam bir kez daha sahnede dolaşmaya başladı. Hiç konuşmuyor. Elini cebine atıyor, arkasında bağlıyor, başını kaşıyor, çenesini okşuyor, alnını ovalıyor ama hiç konuşmuyor. Herkes de pür dikkat bu adamı izliyor.</p>
<p>Eşek aklıma geldi, şimdi ne yapıyor, beni özledi mi? Eyvah, hiç düşünmemiştim ya birisi eşeği çalarsa.. ben Osman amcaya ne derim, babam bana neler der?</p>
<p>Sahnede aksiyon yok ama içimde aksiyonun en korkunç halleri kıpraşmaya başladı, birazdan kalbim heyecandan patlayacak. O korkuyla hemen sinemanın önüne çıktım, göz ucuyla eşeğime baktım, bağladığım yerde duruyor, şaşkın şaşkın sağa sola bakıyordu bizim eşek.</p>
<p>Neyse yeniden içeriye girdim ve sahnedeki adamı izlemeyi sürdürdüm. Çıt çıkmıyor, zaten adamın çıtı da çıkmıyor, izleyenlerin çıtı da çıkmıyor. O ara bir bağırtı geldi; Boyamın balına gel gardaş!</p>
<p>Bizim şerbetçi kalabalığı görünce coşmuş, meyan şerbeti satılsın diye elindeki zili çalıyor ve bir yandan da bağırıyordu. Sonra simitçinin bağırtısı geldi; küncülü kahke var! Sahnedeki adam hiç istifini bozmuyor, sesten etkilenmiyor gibiydi ama sanki içinden “sus be adam, sus” der gibiydi.</p>
<p>Adam yine sandalyeyi çekti, oturdu, masayı da kendine doğru çekti.</p>
<p>Bu hareketi birkaç kez daha yapsa gidecek yeri kalmayacak. Yine daktiloya bir samanlı kâğıt taktı, yine daktilonun tuşlarına çat çut diye vurdu, yine sert bir hareketle çekip aldı, buruşturup attı.</p>
<p>Oyunu anlamaya başlamıştım. Adam bir yazardı ve bir eser yazmaya çalışıyor ama ilham gelmiyordu. Tam geliyor, yüzünü yarım gösterip ‘ciii’ ediyor ama yazmaya başlayınca uçup gidiyordu. Hain ilham, neredesin, geldinse birkaç kere vur!</p>
<p>Tabii sonra öğrendim şehrimize bir tiyatro gelmiş, tiyatro da sahnede oynanan oyunmuş. Gelen Abdullah Kars’mış ve oyunun adı da ‘Yazılamayan Eser’miş…</p>
<p>Ve bu benim hayatımda izlediğim ilk oyun, ilk tiyatro ve ilk sanatçıydı…</p>
<p>Oyunu Abdullah Kars, bir Hac parasına Hekimoğlu İsmail’e yazdırmış, sonra da hikâyeyi tiyatroya uyarlamıştı. O parayı bana verseydi, ben Osman amcanın eşeğinin hikâyesini yazardım hem ilham gelir, aksiyonu bol olduğu için izleyenlerin heyecanı da doruğa çıkardı.</p>
<p>O gün karar verdim, ben ilhamımı hep yanımda taşıyacaktım. İlhamın keyfini bekleyecek değildim. Ne o şımartmışlar ilhamı, neredeyse başlarına çıkacak. Geleceksen gel kardeşim, ne nazlanıp duruyorsun?</p>
<p>Oyundan pek bir şey anlamamıştım. Çünkü oyunun tümünü izleme şansı bulamamıştım. Ama izlediğim kadarıyla oyun bana iyi bir ders vermiş, ufkumu açmıştı.</p>
<p>Bir gün yazar olacaktım ve o gün ben ilhamın keyfini beklemeyecektim. Yanımdan ayırmayacak ve çok güzel hikâyeler yazacaktım ama asla bir daha Osman amcanın eşeğini bir yalanla alıp, şehri turlamayacaktım. Bana olan sevgiyi sömürmeyecektim!</p>
<p>İşte bunu bir daha yapmayacaktım, çok ayıptı…</p>
<p>Dediklerimin çoğunu yaptım. İyi hikâyeler yazma kısmını halen devam ediyorum. Bir gün iyi bir hikâye yazarsam, siz de iyi bir hikâye okumuş olacaksınız ama o gün ya ben olmayacağım ya siz!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/">Osman Amcanın Eşeği Ve İlham!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/osman-amcanin-esegi-ve-ilham/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14417</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonunda Korku Kanseri Oldum!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Mar 2018 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13679</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sürekli başı yerde geziyor. Sürekli düşünceli. Rengi soluk, gözleri mahmur, sanki yataktan yeni kalkmış, henüz uyanmamış, üzüntülü, kırgın, küskün ya da belki de acı çekiyor, derinlerde bir yerde… Belki de daha kahvaltı etmemiş, güzel bir kahveyle güne başlamamış ya da ne bileyim, belki de çay içmemiş, kazınan midesine bir parça ekmek, bir dilim peynir, birkaç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/">Sonunda Korku Kanseri Oldum!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli başı yerde geziyor. Sürekli düşünceli. Rengi soluk, gözleri mahmur, sanki yataktan yeni kalkmış, henüz uyanmamış, üzüntülü, kırgın, küskün ya da belki de acı çekiyor, derinlerde bir yerde…</p>
<p>Belki de daha kahvaltı etmemiş, güzel bir kahveyle güne başlamamış ya da ne bileyim, belki de çay içmemiş, kazınan midesine bir parça ekmek, bir dilim peynir, birkaç zeytin gibi şeyler girmemiş.</p>
<p>Güzel bir haber almamış, günaydın diyeni bulunmamış. Her gün bize bahşedilen iki mucizeden birisiyle bile karşılaşmamış gibi. <em>(Hani bilirsiniz, her gün bize iki mucize verilir. Bunun birisi yeni bir güne uyanmamızdır, ikincisi ise o yeni güne sevdiğimizle birlikte uyanmamızdır.)</em></p>
<p>Uzun yıllar önce Ferdi’yle birlikte çalışıyorduk. İşe ilk başladığımda Ferdi’nin hastalık hastası olduğu söylediler ama ben “<strong>abartıyorlar</strong>” diye düşünmüştüm.</p>
<p>Bir gün geldi “<strong>hastaneye gideceğim</strong>” diyerek izin istedi. Ama izin isterken, “<strong>Bu son iznim müdürüm, ha öldüm ha öleceğim</strong>” der gibiydi. Yolun sonunu görmüş, bütün ümitlerini tüketmiş, demirlediği limandan gemisini almak üzereydi…<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png"><img class="wp-image-13694 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png?resize=283%2C174" alt="" width="283" height="174" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png?w=652&amp;ssl=1 652w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis_c7cd5.png?resize=300%2C184&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 283px) 100vw, 283px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Birkaç gün sonra tahlil için sıra aldığını söyledi, bir gün sonra tahlil sonucunu alacağını söyledi. İlerleyen günlerde MR çektireceğini, doktorun tomografi istediğini, renkli film için sıra aldığını, ultrasona gireceğini, endoskopi olacağını, bugün kolonoskopi için gün aldığını, yarına birkaç kültür tahlili yaptıracağını, bir gün karşıya geçeceğini oradaki bir hastanenin çok iyi olduğunu duyduğunu söyledi.</p>
<p>Hepsinde de izin verdim ama muayene ve tahlil için o kadar çok izin alıyor o kadar çok hastane yolu arşınlıyordu ki, gerçekten de söyledikleri gibi hastalık hastası olma ihtimali vardı ama kınamaya gerek yok. Belki de gerçekten hastaydı. Sonuçta hem doktor değiliz hem de muayene edip, sağlığı hakkında bir fikre varan değiliz.</p>
<p>Bu tedavilerinin bazısını devlet hastanesinde bazısı ise özel hastanelerde yapıyor. Aldığı maaşın çoğunu muayeneye, tahlile veriyor. Çok şükür ki, her tahlilin neticesini aldığında “<strong>o konuda bir sıkıntı</strong>” olmadığı, “<strong>turp gibi</strong>” olduğu anlaşılıyor ama bir sonraki “<strong>evham</strong>”a kadar.</p>
<p>Dikkat ettim de muhabbeti hep sağlık üzerine. İşi dışında internette hep sağlık haberlerini takip ediyor. Birisi “<strong>şuramda bir sızı var</strong>” dese hemen arama motoruna yazıyor ve o hastalığın nasıl bir hastalık olduğunu buluyor. Doktorlar boşuna o kadar okul okuyor, boşuna o kadar dirsek çürütüyor, koca koca kitapları sular seller gibi okuyup bitiriyorlar. Bizim Ferdi, her hastalığı şıp diye teşhis etmekle kalmıyor, dünyada henüz duyulmamış hastalıkları da keşfediyor. Yani Ferdi’nin bir de keşif yönü var, icat bile yapıyordur da henüz görmedim!<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg"><img class="size-full wp-image-13731 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg?resize=275%2C183" alt="" width="275" height="183" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" data-recalc-dims="1" /></a>Bir gün geldi, “<strong>sanırım ben nöbet geçiriyorum</strong>” dedi. “<strong>Neden</strong>” dedim, “<strong>bu gece üç defa uyandım”</strong>, diye başladı anlatmaya.</p>
<ul>
<li>Sen nöbetçi memurluğuyla nöbet geçirmeyi karıştırıyor olmayasın.</li>
<li>Yok müdürüm, bu gece üç defa uyandım, saat 1&#8217;de, 3.5’ta ve 5’te. Hepsinde de terlemiştim. Kalktım, atletimi değiştirdim, oturdum, odada dolaştım, yattım ama uyuyamıyorum. Kesin ben nöbet geçiriyorum. İzin verirseniz bugün doktora gideceğim.</li>
</ul>
<p>İzin verirdim vermesine de artık hastalık hastası olduğuna ben de inanmıştım. Her hastalığın başının stres olduğunu anlatmaya çalıştım. Stres yapmamasını, kafaya takmamasını, hele hele internetten şikâyetlerine derman aramamasını söyledim. Bir şikâyeti olduğunda doktora gitmesini ama doktorun dediğinin dışında da bir şey yapmamasını söyledim.</p>
<ul>
<li>Haklısın müdürüm, ben çok kafaya takıyorum ama dilimin altında iki tane sivilce çıkmış, şimdi ben bunu nasıl kafaya takmayayım, Salı günü doktora gideceğim, kesin ağız kanseri oldum, demez mi?</li>
</ul>
<p>Salı gününe daha çok olduğunu, belki de o güne kadar geçeceğini söyledim. Kendimden örnek verdim.</p>
<ul>
<li>Kolum çok kaşınırdı..</li>
<li>Mantar mı olmuş</li>
<li>Yok, güneş alerjisi var diye doktora gittim.</li>
<li>Kesin egzamadır.</li>
<li>Muayene sıramı beklerken sürekli kaşınıyorum. Sıra bana geldi, içeriye girdim…</li>
<li>Vah vah vah, cilt kanseri mi olmuşsun..</li>
<li>Yok ya, hiçbir şeyim yokmuş, stres kaynaklıymış.</li>
<li>Stresten niye kolun kaşınsın, sen kesin kanser oldun.</li>
<li>Değilim, bak turp gibiyim.</li>
<li>Ne zaman oldu bu?</li>
<li>10 yılı geçti.</li>
<li>O zaman benim hastalığım da stres.</li>
<li>Evet, onu anlatmaya çalışıyorum. Mutlaka şikâyetinde haklısın ama kalıcı olması, sürekli takıntı haline getirmen çok da iyi değil. Böylelikle var olan bir hastalığı azdırıyorsun, kangren hale getiriyorsun, tedavin olumlu sonuçlanmıyor.</li>
<li>Müdürüm stres kanser yapar mı, sanki ben stresten kanser oldum. Hatta geçen gün gözlerim seğiriyordu, kesin göz kanseri oldum. Bugünlerde bir halsizliğim var, iştahım yok, hiçbir şey yapasım gelmiyor. Patron görse beni kovacak biliyorum ama iş yapasım bile yok. Her tarafım hasta, hiçbir organım çalışmıyor. Ben komple kanser olmuşum da hiç kimse bana inanmıyor.</li>
</ul>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg"><img class="wp-image-13695 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?resize=399%2C266" alt="" width="399" height="266" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/physician-website-patients-relationship-1_480.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 399px) 100vw, 399px" data-recalc-dims="1" /></a>Böyle olmayacaktı, biraz sohbet etmek, evhamlarını, streslerini, kaygılarını, korkularını anlatmak ve bunu yenmesini sağlamak gerekiyordu. Aslında bir psikologla görüşmesi gerekiyordu ama şimdi “<strong>Psikoloji kanseri oldum</strong>” diye feryat figan ederdi.</p>
<p>Ferdi’yi hastalık hastası deyip yabana atmayın. Bütün sağlık programlarını izler, Canan Karatay’ın konuştuğu her kelimeyi bilir. Programa katılan veya soru soran her izleyicinin teşhisini anında koyar da, stüdyodaki doktorun “<strong>Ferdi bey bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong>” demediğine şaşar durur. Doktorlar dizisini kaç defa döndürüp döndürüp izlediğini kendisi bile unutmuş.</p>
<p>Az da olsa konuşayım dedim. Herkesin sorunları olduğunu, herkesin maddi sıkıntısı olabileceğini, eşiyle, çocuğuyla farklı farklı sorunlar yaşandığını, herkesin işyerinde sorunu olabileceğini, kendisinin tek olmadığını, bütün yükün onun omuzuna yüklenmediğini, herkesin farklı farklı derdi, sıkıntısı olduğunu, önemli olanın bunu kendimize ve başkalarına zarar vermeden aşmak olduğunu falan filan anlattım.</p>
<p>Sabahları ve akşamları yürümesini öğütledim. Koşmasını, spor yapmasını ya da bir el sanatıyla uğraşmasının çok iyi olacağını söyledim. Hafta sonu sahile gitmesini, uzun süre oturup denizi seyretmesini, dolaşmasını öğütledim.</p>
<ul>
<li>Evet ya deniz kenarına gidince bana çok iyi geliyor, üç ay önce gitmiştim, çok iyi gelmişti.</li>
<li>Ee üç aydır niye gitmiyorsun ya, deniz dediğin şuracıkta.</li>
<li>Hastaneye gitmekten fırsatım kalmıyor. Hele ne kanseri olduğumu bir bulayım gideceğim.</li>
<li>Bence senin hiçbir şeyin yok, takıntın var.</li>
<li>Ben biliyorum aslında kanserim ama nereden kanserim o belli değil.</li>
<li>Yahu ne kanseri..</li>
<li>İşte ben de ne kanseri olduğumu bulmaya çalışıyorum, ben kesin öleceğim.</li>
<li>Hepimiz öleceğiz.</li>
</ul>
<p>Dikkat ettim de, Ferdi’nin eli ayağı titriyor, elleriyle değişik değişik hareketler yapıyor. Gözlerini açıp açıp kapatıyor, kapatıp kapatıp açıyor. Ağzı kuruyor, diliyle dudaklarını ıslatıyor. Dönüp kapıya bakıyor, sonra bir daha aynı hareketleri yapıyor ama bir gözü hep dış kapıda…</p>
<ul>
<li>Ama ben çok çabuk öleceğim. Şimdi bir de korkmaya başladım. Olur olmaz her şeyde korkuyorum. Gece uyanıyorum korkuyorum, işe gelirken korkuyorum, eve giderken korkuyorum. Patron çağırıyor korkuyorum, iş geliyor korkuyorum, işi teslim ederken bir şey derler diye korkuyorum. Yok yok ben kesin korku kanserine yakalandım.</li>
<li>Korku kanseri yok ama hastalık korkusu var ve o senin bütün benliğini sarmış, hastalık seni öldürmez ama bu kesin seni öldürür, der demez ağlamaya başladı.</li>
<li>Bak sen de artık bana inandın. Ben çok hastayım, kanser olmuşum ama doktorlar her seferinde bir şeyin yok diyorlar. Ben de her seferinde başka bir şeyden gidiyorum. Sonunda bulacağım ne kanseri olduğumu ama bence korku kanseri olmuşum ama en kötüsü internete bakıyorum, hiç kimse korku kanseri hakkında bir şey yazmamış, belki de gizli korku kanseri olmuşum da kimsenin haberi yok!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/">Sonunda Korku Kanseri Oldum!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonunda-korku-kanseri-oldum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13679</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şubat’ın 29’u</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 06:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13595</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dört yılda bir rastladığımız ele avuca gelmez bir gündür. Tutabilene aşk olsun. Öyle yaramaz öyle hareketlidir ki… Mesela en son 2016 yılındaki Şubat takvimde gülümsemiştir bize, bir daha 2020’ye aradıysan bul Şubat’ın 29’zunu… Çocukluğumda 29 Şubat’ta doğan bir arkadaşım vardı. ‘Artık yılda’ doğduğu için alay edenler olurdu onunla. Ben üzülürdüm gizliden gizliye ama bir şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/">Şubat’ın 29’u</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dört yılda bir rastladığımız ele avuca gelmez bir gündür. Tutabilene aşk olsun. Öyle yaramaz öyle hareketlidir ki… Mesela en son 2016 yılındaki Şubat takvimde gülümsemiştir bize, bir daha 2020’ye aradıysan bul Şubat’ın 29’zunu…</p>
<p>Çocukluğumda 29 Şubat’ta doğan bir arkadaşım vardı. ‘Artık yılda’ doğduğu için alay edenler olurdu onunla. Ben üzülürdüm gizliden gizliye ama bir şey demezdim kimseye. Kim onun yerinde olmak ister ki, nerden bilsin başına gelecekleri, bilseydi bir gün sonra ya da bir gün önce doğardı herhalde değil mi? Bir gün, safça merak edip sormuştum “ Sen doğum günlerini 4 yılda bir mi kutluyorsun diye.” Çocukluk işte, sanki 4 yılda bir yaşlanıyormuş gibi geliyordu bana, hoşuma gidiyordu böyle oluşu. Bir keresinde hesap etmiştim, 29 Şubat&#8217;ta doğan biri 90 yıl yaşasa, sadece 22,5 yıl esas doğum gününde kutlayabilecekti doğum gününü. Bu bana çok zavallı bir durum gibi görünmüştü. ‘Keşke yaş alması da 4 yılda bir olsa doğum günleri’ diye geçirmiştim içimden. Düşünsenize 4 yılda bir 1 yaş alıyorsunuz. Yani 90 yaşınıza geldiğinizde aslında 22,5 yaşında oluyorsunuz. Bedeniniz de buna eşlik ettiğinde ömrünüz 4 kat uzamış oluyor. 360 yıllık bir ömür… Nasıl olurdu hayal etmek bile güç.</p>
<p>Tabi bir de 29 Şubat’ta evlenenlerin durumu var. Evlilik yıl dönümlerini 4 yılda bir kutlamak isteyen beyler için kaçırılmaz enfes bir gün bence. Böylece ‘evlilik yıl dönümünü’ unutma bahanesi de ortadan kalkacağına göre, bu avantajı yakalamak isteyenler evlenmek için 2020’i beklemek zorunda kalacaklar ne yazık ki… Eminim nikâh günleri 29 Şubat 2020 tarihinde şimdiden dolmuştur bile. Birazda işin olumlu tarafından bakalım.  Birbirlerini büyük bir aşkla sevenler, 30 yıllık evli kalmak yerine daha tazece 7,5 yıl evli kalmış gibi zannedebilirler böylece kendilerini… Nasıl iyi bir düşünce değil mi?</p>
<p>Hayatın doğum ve evlilik dışında başka bir gerçeği daha var. Hatta belki de tek gerçeği, o da ismini anmak istemesek de ölüm elbette.</p>
<p>29 Şubat’ta ölen birini unutmak daha mı kolay olurdu acaba? Sanki gerçekten kaybolup gitmiş gibi…</p>
<p>Facebook gibi bize her sabah, bilmem kaç yıl önce yaptığımız paylaşımları hatırlatan hafızalar olmasa, hepimiz salak olacağız ya, balık hafızalarımıza inat gözümüze sokuluyor ya anılarımızı; 29 Şubat’ta yaptığımız paylaşımlarımızı da 4 yıl sonra hatırlatacak bir düşünsenize… Olimpiyatlar gibi… 4 yıl ortadan kaybolup tekrar ortaya çıkacak…</p>
<p>2020’yi bekliyorum şimdi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/">Şubat’ın 29’u</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/subatin-29u/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13595</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12917-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12917-2/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 14 Feb 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililergünü]]></category>
		<category><![CDATA[yıldıztilbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12917</guid>
				<description><![CDATA[<p>St.Valentine&#8217;s day ne zaman bizim ülkemizde &#8216;sevgililer günü&#8217; olarak anılmaya ve kutlanmaya başladı? Bileniniz varsa  bana tam tarihi bildirsin lütfen. Hafızam beni yanılmıyorsa eğer, 1990&#8217;lı yıllarda  tezgahlardaki yerini almaya başladı.Tezgahlarda diyorum, çünkü 60&#8217;lı yıllarda doğan kuşak olan bizler, gençliğimizin tam orta noktasında haberdar olduk böyle bir günün varlığından. Şatafatlı kutlamalardan, seni seviyorum yazan pandalardan (ayı demek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12917-2/">Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg"><img class="wp-image-12928 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?resize=392%2C294" alt="" width="392" height="294" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?w=728&amp;ssl=1 728w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/st-valentines-day-3-728-1.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" data-recalc-dims="1" /></a>St.Valentine&#8217;s day ne zaman bizim ülkemizde &#8216;sevgililer günü&#8217; olarak anılmaya ve kutlanmaya başladı? Bileniniz varsa  bana tam tarihi bildirsin <strong>lütfen</strong>. Hafızam beni yanılmıyorsa eğer, 1990&#8217;lı yıllarda  tezgahlardaki yerini almaya başladı.Tezgahlarda diyorum, çünkü 60&#8217;lı yıllarda doğan kuşak olan bizler, gençliğimizin tam orta noktasında haberdar olduk böyle bir günün varlığından. Şatafatlı kutlamalardan, seni seviyorum yazan pandalardan (ayı demek istemedim), kırmızı kalpli pastalardan, lüks otellerde ayrılan odalardan, ünlü &#8216;restaurantların special&#8217; menülerinden&#8230;</p>
<p>O güne kadar bihaber yaşayıp gidiyorduk ne güzel&#8230; &#8220;Aşkın o sihirli elini&#8221; şarkılarda hissediyorduk, yeşilçam filmleri yetiyordu bize, yetmezse damardan biraz arabesk alıp idare ediyorduk. Sevdiğimizi ispat etmek için daha fazlasına ihtiyaç duymuyorduk, kafamız bozuksa eğer iki tek alıp cesaretimizi topluyorduk o kadar. Yeteneği olanlar şiir yazardı renkli kağıtlara, sesi güzel olan türkü söylerdi olsa olsa en fazla. Kimsenin bir beklentisi yoktu. Sevmekten başka&#8230;</p>
<p>Şubat ayı ise 28 çekmesiyle ünlüydü, 29 Şubatta doğanların 4 yılda bir doğum günü kutlamak zorunda olmasıyla eğlenirdik. Sömestr tatilleri dışında başkaca bir anlamı yoktu Şubatın. Oysa şimdi öyle mi ya? Daha Şubat ayının başında insanların başkaca hiç bir işi gücü yokmuş gibi,  başlıyor hazırlıklar tezgahlarda. Konuşmalar renk değiştiriyor&#8221; Canım siz  Sevgililer günününde nerede olacaksınız?&#8221; la başlıyor mesela&#8230; &#8221; Biz filanca otelde yerimizi ayırttık bile, akşam yemeğini orada yiyip, terasında içkilerimizi yudumlayacağız. Aaa&#8230; siz daha yerinizi ayırtmadınız mı? Vallahi yer bulunmuyor şekerim çok geç kalmışsınız. Açıkta kalırsınız&#8230; Bak söylemedi deme sonra &#8221;</p>
<p>Ya da başka bir konuşma, &#8221; Sevgilimmmmmm  nasıl bir sürpriz yapacaksın bana 14 Şubatta?  Biliyor musun, falancanın kocası bir gerdanlık siparişi vermiş şu mücevver mağazasına&#8230;&#8221; Böylece sürprizin adresi verilmiş oluyor ilgili makama&#8230;</p>
<p>Bütün çiçekçiler aralarında anlaşmışlar gibi bir adet gülün fiyatını üç basamaklı rakamlarla belirleyip, bir yıllık gelirlerini bir günde elde etmenin yolunu 14 Şubat&#8217;ta buluyor. Yılın geri kalanı ver istersen ucuza&#8230;</p>
<p>Bir telaştır sarıyor ortalığı, geçen yıllarda alınan hediyeler anımsanıyor. Öyle ya, tekrara düşmemek lazım. Ya da yakın arkadaşlarla pişti olmamalı değil mi ama? Her şey de öyle pahallı ki, neyse canım yılda bir defa ne de olsa&#8230; Kim daha gösterişli bir hediye alırsa, o kadar çok seviyor ya sevdiğini &#8230;</p>
<p>Bütçesine göre kutlayanlar da yok değil elbette sevgililer gününü&#8230; Ayağını yorganına göre uzatmak isteyenler için de seçenekler mevcut. Pek tabii kıdem önemli bir belirleyici olmalı seçilecek hediyede&#8230; Daha bir kaç haftalık sevgiliyseniz eğer ufak tefek armağanlarla kurtarabilirsiniz bu yılı, seneye uzarsa ilişkiniz misliyle karşılık vermek şartıyla&#8230; Ama yıllanmış ilişkilerde hediye de büyür, fiyatı da yükselir işte bu durumlar için aşağıya bakınız&#8230;. Veeeee</p>
<p style="text-align: center;">%50 Sevgililer Günü İndirimini Kaçırmayınız&#8230;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png"><br />
<img class="wp-image-13095 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?resize=477%2C224" alt="" width="477" height="224" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?w=958&amp;ssl=1 958w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-günü-indirimi.png?resize=300%2C141&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 477px) 100vw, 477px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Küçük hediye demişken yaratıcı olanları da yok değil hani&#8230; Çeşit çeşit ne ararsanız var piyasa geniş&#8230; Sektör öyle gelişmiş ki size yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Her birimiz adeta bir reklamcı edasıyla sıvıyoruz kolları hem işi ucuza getirmek hem de eldeki sevgiliden olmamak için itina ile çalışıyoruz. Malum hediye beğenilmezse eğer bir yıl boyunca bunun dırdırını çekmek de var serde&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg"><img class="wp-image-13097 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=269%2C179" alt="" width="269" height="179" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?w=1160&amp;ssl=1 1160w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=1024%2C682&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-dekorlari.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 269px) 100vw, 269px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<h6> Eli kağıt kalem tutanlar, biraz beceriyle kurtarırlar belki de&#8230; Ya tutamayanlar için müracaat işin ehline&#8230;<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg"><img class="alignnone wp-image-13099" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=256%2C256" alt="" width="256" height="256" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/askimiza-ozel-sevgililer-gunu-duvar-saati.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" data-recalc-dims="1" /></a></h6>
<h6 style="text-align: center;"> Hiç bir şey yapamıyorsanız eğer tutun elinden sevdiğinizi götürün çekin fotoğrafını bitsin bu işkence&#8230;</h6>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg"><img class="wp-image-13101 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?resize=378%2C283" alt="" width="378" height="283" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/20170213-2-21820352-18848160-webBTE88-gCyUaKSduxRzw43g.jpg?resize=300%2C224&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 378px) 100vw, 378px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg"><img class="wp-image-13103 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=321%2C321" alt="" width="321" height="321" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sevgililer-gunu-hediyesi-love-queen.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" data-recalc-dims="1" /></a>Hele bir de unutup atladıysanız bu günü vay halinize, nasıl alacaksınız gönlünü sevdiğinizin? Elbette tatlı dille veeeeee kocaman bir tatlı sepetiyle&#8230;Çikolata seviyorsa biraz pahallıya mal olsa da kurtardınız yine de aman dikkat seneye, sakın ola ki unutmayasınız !</p>
<p>Sevgililer günü, sevgili olmak için çok önemlidir. Bugünü bunalıma girmeden sevgilisiz geçirenler olabildiği gibi , sırf hediye masrafından kurtulmak için, 14 Şubattan önce ayrılanlar bile çıkabilmektedir.</p>
<p>Altı üstü bir gün demeyin, sevgililer günü bugün&#8230; Ya olmasaydı kutlanmasaydı ne yapardık o zaman? Ekonominin hızlanması, iç talebin artırılması bir yana</p>
<p><em><strong>&#8220;Aşkın o sihirli elini &#8221; nasıl hissederdik ruhlarımızda?</strong> </em></p>
<p>Turizm nasıl canlanırdı? Yurt dışı seyahatlerle nasıl turlar kazanırdı? Duygularımızı nasıl dile getirirdik? En pahallı, gösterişli armağanı almazsak nasıl kanıtlardık sevdiğimizi karşımızdakine değil mi ama?</p>
<p style="text-align: center;"><strong>İyi ki var sevgililer günü&#8230;</strong></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png"><img class="wp-image-13105 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?resize=555%2C200" alt="" width="555" height="200" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/bnr_3.png?resize=300%2C108&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 555px) 100vw, 555px" data-recalc-dims="1" /></a><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg"><img class="size-full wp-image-13106 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=400%2C242" alt="" width="400" height="242" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=400%2C242&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/genc-asiklara-ozel-romantik-sevgililer-gunu-hediyeleri-4-400x242.jpg?resize=300%2C182&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Ha&#8230; unutmadan Yıldız Tilbe&#8217;den gelsin günün şarkısı&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/UCjTddie6jo?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4></h4>
<h4></h4>
<h4></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12917-2/">Aşkın O Sihirli Elini Hissetmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12917-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12917</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yani Delirmiş Diyorsun!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Jan 2018 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12684</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kargalar henüz kahvaltıya başlamamıştı ama ben işyerine gitmek için önce bir tramvay yaptım, sonra metro… Kolay olmadı tabi. Bu devirde alet edevat olmadan koca bir tramvayı yapmak ancak bana yakışır. Neyse tramvaydan sonra hadi bir de metro yapayım dedim. Birkaç dolmuş, birkaç otobüs de yapıp İstanbul Büyükşehir Belediyesinin araç filosunu genişletecektim ama şimdilik İstanbul Kart [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/">Yani Delirmiş Diyorsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kargalar henüz kahvaltıya başlamamıştı ama ben işyerine gitmek için önce bir tramvay yaptım, sonra metro…</p>
<p>Kolay olmadı tabi. Bu devirde alet edevat olmadan koca bir tramvayı yapmak ancak bana yakışır. Neyse tramvaydan sonra hadi bir de metro yapayım dedim. Birkaç dolmuş, birkaç otobüs de yapıp İstanbul Büyükşehir Belediyesinin araç filosunu genişletecektim ama şimdilik İstanbul Kart basarak da gelirlerini arttırabilirim diye düşündüm. Bu arada ben çok iyi düşünürüm!</p>
<p>Tıkış tıkış olduğumuz metroda üç hanım kızımız geniş geniş muhabbet ediyordu. Hani muhabbet deyince siz de dedikodu yaptıklarını, sevgililerini çekiştirdiklerini falan sanmayın. Bu hanım kızlarımız dersten bahsediyordu.</p>
<p>Gece saat bir de yatmıştı birisi, sabah beşte kalkmış, arkadaşıyla ders çalışmışlardı.</p>
<p>4 saatlik uyku sonrası çalışmayı anladım da, o vakitte çalışacak arkadaşı nereden buldu onu anlamadım.</p>
<p>Neyse ne canım, bize ne…</p>
<p>Bugün sınav varmış, “<strong>ben çalışamadım</strong>” dedi. Çantasından bir deste küçücük not kâğıtları çıkarttı, inci gibi yazılıydı. Bazısı kırmızı kalemle, bazısı mavi kalemle, bazısı da siyah kalemle yazılmıştı. Önce bunun bir renk şifresi olduğunu düşündüm ama sonra kalemin bitmiş olma ihtimali üzerinde derin bir analiz yaptım, kararım kalemin bitmiş olmasıydı ve bu karar, kesin kararımdı.</p>
<p>Hikâyemizin ikinci kahramanı notları birinci kahramanımıza yani sabahın beşinde uyanıp, arkadaşıyla ders çalışan hanım kızımıza uzattı. O da barkod okuyucu gibi nota bakar bakmaz o konuyla ilgili en az bir dakika yorum yaptı. Düşünün… düşündünüz mü, öyleyse o kadar not kağıdı için, ne kadar yorum dinlediğimi de anladınız.</p>
<p>Tabi hemen yanı başımda geçen bu konuşmayı dinlememek gibi bir şansım yoktu ama iyi oldu, bu arada birkaç tıp fakültesi bitirdim, artık ameliyata bile başlayabilirim.</p>
<p>Hanım kızlarımızın dersi duygu durumla ilgiliydi, daha başka da vardı ama siz de tıp fakültesinden mezun olup, hastaneleri doldurmayasınız diye doktorluğu kendime saklayayım.</p>
<p>Birinci hanım kızımız notlara bakarak ikinci hanım kızımıza tıp dersini verdi, hem de sular seller gibi.</p>
<p><strong>Bak</strong> <strong>kızım</strong> dedi, kızı oluyormuş demek ki…</p>
<p><strong>Şimdi korkuyorsun ya</strong>, korkmuyordu.</p>
<p>Yani temsil bir olay oluyor korkuyorsun, eee, sonra kalbin küt küt atıyor. Belki kızın kalbi tak tak atıyordur sana ne?</p>
<p>Neyse ne, bunun iki türlü duygu durumu varmış. Birincisinde bir saniyelik bir fark varmış, önce korkarmışsın, sonra kalbin küt küt atarmış, diğerinde hem kalbin hem de korkun aynı anda gelirmiş. Topu topu bir saniyelik fark için iki farklı duygu durumu birkaç dakika anlattı. Sadece bu değil, bunun için iki farklı konu varmış, toplam 8 çeşit durum oluyormuş ve bunlar da şöyle oluyormuş, böyle oluyormuş deyip geçiştirmek olmaz. Hepsinin üzerinde durmak gerekir.</p>
<p>Mesela diyelim bir soygun oldu, mesela dedik ya hemen niye korkuyorsunuz, temsil yani, örnek babından.</p>
<p>Soygun ani oldu, ne yaparsınız, irkilirsiniz, korkarsınız. Göz kapaklarınız açılır, sonra kapanır, açılır, sonra kapanır…</p>
<p>Başınız öne eğilir, omuzlarınız kasılır, vücudunuz öne eğilir, karın düzleşir, dizlerinizin bağı çözülür.</p>
<p>Betiniz benziniz sararır, burnunuz bembeyaz olur. Sonra yüzünüz de kireç gibi beyazlaşır.</p>
<p>Sonra ter bezleriniz çalışır ve soğuk soğuk ter dökersiniz, mübarek sanki İSKİ bedava su dağıtmaya başlamış da, siz de bir koşu gidip bütün suyu almaya çalışmışsınız gibi bir hale bürünürsünüz.</p>
<p>Birinci hanım kızımız, elindeki notlarla nutuk atmayı sürdürüyor, ben de onun anlatımından kişinin bürüneceği ruh hali ve dışa yansıyan görünümünü tahayyül etmeye, bu tahayyülümü de sizlere aktarmaya çalışıyorum.</p>
<p>Meğer sadece sizlere değil, üç hanım kızımıza da aktarmışım, “<strong>Yani delirmiş diyorsun..</strong>” sözünü sesli söylemişim. Üç hanım kızımız önce sözümü duydu, sonra bu sözü söyleyene doğru bir bakış attılar, şaşırdı, gerildi, sonra bir gevşeyip, bastılar kahkahayı.</p>
<p>Neden kahkaha attılar anlamadım; benim analizime mi, yoksa delirdiğimi düşündüklerinden mi, yoksa üçü birden delirdiğinden mi…</p>
<p>Neyse de ne, ben tıp tahsilimi insan davranışları üzerine tamamlamayı sürdürüyorum. Belki yakında psikolog olurum, belki de psikiyatrist, ya da psikopat, ne fark eder ki, hepsinde de pisi pisi bir şeyler var.</p>
<p>Birinci hanım kızımız elindeki notlardan ikinci hanım kızımıza ders anlatmayı sürdürdü, hem de öyle böyle değil, sabah sabah birkaç yumurta içmiş, birkaç litre de zeytin yağıyı üstüne boca etmiş gibi gür bir sesle. Garibim üçüncü hanım kızımız da benim gibi sessiz sedasız durup, yine benim gibi garip garip onlara bakıyordu.</p>
<p>Şansa bak ki onların ineceği durak geldi ve indiler, yoksa ben şimdiye tıp fakültesi diplomasını cebe indirmiştim bile!</p>
<p>Acaba peşlerinden mi gitsem, bu diplomayı almam lazım, şunun şurasında ne kaldı ki…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/">Yani Delirmiş Diyorsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yani-delirmis-diyorsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12684</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Araştırmacı Beyinlere Çizgi Ve Mizah Kitapları İdeal Olabilir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Jan 2018 08:34:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12767</guid>
				<description><![CDATA[<p>Araştırmacı kişiliğe sahip olan kişiler her diam yeni kitap arayışları içerisinde olurlar. Tarih, edebiyat, sosyoloji bu alanda en çok satan kitaplar arasında olarak bilinir. Geçmişimizin ne olduğunu ve ceddimizin ne türlü mücadeleler verdiğini öğrenmek için özellikle araştırma kitaplarına ihtiyaç duyarız. Aslında bunu sadece araştırmayı seven kişilerin yapması gereken bir konu olarak algılamamak gerekir. Dünya tarihi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/">Araştırmacı Beyinlere Çizgi Ve Mizah Kitapları İdeal Olabilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı kişiliğe sahip olan kişiler her diam yeni kitap arayışları içerisinde olurlar. Tarih, edebiyat, sosyoloji bu alanda en çok satan kitaplar arasında olarak bilinir. Geçmişimizin ne olduğunu ve ceddimizin ne türlü mücadeleler verdiğini öğrenmek için özellikle araştırma kitaplarına ihtiyaç duyarız. Aslında bunu sadece araştırmayı seven kişilerin yapması gereken bir konu olarak algılamamak gerekir. Dünya tarihi üzerinde yaşayan herkesin bu durumlardan haberdar olması gerekiyor. Bu anlamda birçok kitap evleri yetersiz kalıyor. Ya stok azlığından ya da başka sebeplerden ötürü her türlü kitabı ve baskılarını bünyelerinde barındıramayabiliyorlar ve özellikle çizgi ve mizah kitapları çoğu zaman yetersiz kalabiliyor.</p>
<p><strong>Araştırma Kitapları İçin Farklı Adreslere Bakılabilir</strong></p>
<p>Genel olarak kişiler <a href="https://kidega.com/kitap/cizgi-roman-mizah/tur"><strong>çizgi ve mizah kitapları</strong></a> almak istediğinde ilk olarak baktığı kitap mağazaları oluyor. Kendi şehirleri içerisindeki tüm mağazaları teker &#8211; teker gezerek bir araştırma içerisine giriliyor. Fakat bazen bu durum yetersiz kalabilir. Çünkü stoklarında bulunmayan arşivlerinde illaki eksik olan birçok araştırma kitabı olabilir. Bu anlamda yeni ve başka arayışlar içerisine girmek gerekebilir. Bunun için genellikle yine kitap sahaflarından yardım istenir. Onların anlaşmalı olduğu yerlerden kitapların getirtilmesi talebinde bulunulur. Bu süreçte bayağı bir uzun zamana yayılmaya çalışılır. Hem beden yorgunluğuna hem de zaman kaybına yol açan bu durumu engellemek için aslında internetten araştırma kitapları satışı yapan sitelerden yardım istenebilir. Fakat burada da dikkatli olunması gerekiyor. Özellikle internette yer alan her site gerçek hizmeti veren ve kaliteli kitap satışı yapan site olmadığı için detaylı araştırma yaparak güvenilir adresleri tercih etmek gerekir.</p>
<p><strong>İnternetten Araştırma Kitabı Sipariş Etmek İçin</strong></p>
<p>Eğer ki beğendiğiniz ve uzun zamandır aradığınız çizgi ve mizah kitapları varsa ve bunun için de internet sitelerinde bulmuşsanız o zaman dikkatli olunması gereken birkaç hususu bulunuyor. Özellikle internetten sipariş verirken gerçek bir site olmasında önem vermelisiniz. Ayrıca sitenin kaliteli hizmet vermesi ve kısa sürede teslim etmesi de yine önem teşkil eden durumlar arasındadır. Bu anlamda hem istediğiniz kitabı bulabileceğiniz hem de güvenirliğini kanıtlamış bir yer arıyor iseniz size önerebileceğimiz <a href="https://kidega.com/kitap/cizgi-roman-mizah/tur">https://kidega.com/</a>  sitesine bir göz atmanız olacaktır. Site içerisinde birçok araştırma kitabını kolaylıkla bulabileceğiniz gibi güvenli alışverişte yapabileceksiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/">Araştırmacı Beyinlere Çizgi Ve Mizah Kitapları İdeal Olabilir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/arastirmaci-beyinlere-cizgi-mizah-kitaplari-ideal-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12767</post-id>	</item>
		<item>
		<title>R’lerle İmtihanım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 05:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Naif Karabatak]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12155</guid>
				<description><![CDATA[<p>Buradan açık ve seçik olarak ilan ediyorum ki, iktidarı elime geçirirsem, kesinlikle ilk yapacağım iş, alfabeye bir ayar vermek olacak. Ne o 29 harf, biraz kısalım. Hem alfabe dediğin 28 harften oluşmalı ve içinde asla R diye bir harf olmamalı. Şimdi bazı muhalifler “R harfini söyleyemiyor, öcünü alfabeden alacak” diye aleyhime konuşabilirler, asla onlara inanmayın. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/">R’lerle İmtihanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Buradan açık ve seçik olarak ilan ediyorum ki, iktidarı elime geçirirsem, kesinlikle ilk yapacağım iş, alfabeye bir ayar vermek olacak. Ne o 29 harf, biraz kısalım. Hem alfabe dediğin 28 harften oluşmalı ve içinde asla R diye bir harf olmamalı.</p>
<p>Şimdi bazı muhalifler “R harfini söyleyemiyor, öcünü alfabeden alacak” diye aleyhime konuşabilirler, asla onlara inanmayın. Yok öyle bir şey. Hani R’leri söyleyemediğim doğrudur. Gıcık olduğum bazı bilim insanları var, o da doğrudur. R’leri söyleyemeyenlere, yani küçücük de olsa, mini minnacık da olsa konuşma bozukluğuna “Rotasizm” demelerini nasıl iyi niyetle bağdaştıracağız ki…<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg"><img class=" wp-image-12158 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg?resize=175%2C201" alt="" width="175" height="201" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg?w=388&amp;ssl=1 388w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/r-harfi-.jpg?resize=262%2C300&amp;ssl=1 262w" sizes="(max-width: 175px) 100vw, 175px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Kardeşim dalga mı geçiyorsunuz, adam  mı seçiyorsunuz. Şuna “Yotasizm” deseniz olmaz mı, ne o denizde yol mu buluyorsunuz…</p>
<p>O değil de, çocukluğumda akranlarım da dâhil olmak üzere, bana R’yi söyletmeyi kendisine en kutsal vazife bilmiş kızlar vardı, erkekler vardı, ağabeyler vardı, amcalar vardı, hatta dedeler vardı, nineler vardı, ama hepsinin cümlesi ortaktı; R de bakim…</p>
<p>Bunu söylerken de dillerini ağızlarının içinde acayip şekilde çevirir, midemi bulandırırlardı. Dili dönmüyor derlerdi, fır dönüyordu benim dilim ama R’nin yerine uğradığı yoktu, hepsi bu.</p>
<p>Biraz büyümeye başlayınca Fransızca’yı sevdim ama tek sorun onlar R yerine Ğ diyorlardı, oysa ben Y diyordu.</p>
<p>Mustafa diye bir arkadaşım vardı, o Fransızca konusunda hiç zorlanmazdı, R yerine Ğ deyip, işin içinde sıyrılırdı. Tabii ki Türkçe de aynı sorun devam edip gidiyordu, Ğ’ırlaya Ğ’ırlaya…</p>
<p>Fransızca bana uygun değildi, çünkü herhalde, galiba, sanırsam R yerine Y demeyi kendi özgür irademle seçmiş olmalıyım. Hani bebeklikte o özgür iradeyi nereden buldum, nasıl dilime yerleştirdim bilmiyorum ama olmalıydı.</p>
<p>Çocukluğumda birkaç şarkıcıyı, türkücüyü hiç sevmezdim. Bunlar da genellikle R’leri bastırarak söyleyenlerdi. Yahu o kadar bastıracağınıza birazını bana verin. Bunların içinde Nurhan Damcıoğlu ve Belkıs Akkale gelir. Nerden buluyorsunuz o kadar R harfini, stok mu yaptınız, karaborsasını mı kurdunuz, bilmiyorum ki…</p>
<p>Çocukluğumda dilimden dolayı popüler olduğumu biliyordum; herkes beni çok şirin bulurdu. Ne yani bütün şirinliğim R yerine Y demem miydi; şirindim işte, niye bir harfe takılıp kalıyorsunuz?</p>
<p>Büyüdüğümde şirinliğin yerini R korkusu aldı.</p>
<p>Y’yi bastırarak söylemek, R’nin çıkmasını sağlamaya yetmiyordu ama Rize yerine Yize demek de, derdini anlatmaya yetmiyordu.</p>
<p>Başka iş yokmuş gibi gittim yazar oldum…</p>
<p>Önce R yerine Y demeyi yazarken de arada kaçırdığımı fark ettim. Mesela Bayram kelimesi beni çok zorlardı, saray kelimesi de. Önceki R miydi, Y miydi, hani R olan Y miydi, Y olan Y miydi?</p>
<p>Peki diğeri R olan Y miydi, Y olan R miydi?</p>
<p>İşin en kötüsü doğup büyüdüğüm mahallenin adı Eskisaray’dı ama hep Eskisayay olur, yaylanıp dururdum…</p>
<p>R ile Y’yi doğru yere koyup hatasız yazmak için parmaklarımla saydığım çok olurdu. Bunun için bazen de word’ün kelime düzeltmesini kullanırdım. Tabi bütün bunları aştım, sadece R yerine Y demeyi kendi özgür iradesiyle seçen birisiyim. Kim ne karışır, hangi harfi, ne şekilde telaffuz ettiğime, değil mi ama…</p>
<p>Özdemir Asaf da benim gibi R’leri Y diye telaffuz ediyordu.</p>
<p>Bir gün Karaköy’e gidecek, taksiye biner, taksici “Buyuyun, neyeye?” diye sorunca, onun da kendisi gibi R’leri söyleyemediğini görüp, “Kayaköy” deyince şoförün kendisiyle dalga geçtiğini sanmasını istemez ve Eminönü deyip, Karaköy’e yürür.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg"><img class=" wp-image-12161 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg?resize=212%2C266" alt="" width="212" height="266" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/R-.jpg?resize=238%2C300&amp;ssl=1 238w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a>Aynısı İstanbul’da başıma geldi, ama o zaman Özdemir Asaf’ın dildaşım olduğunu bilmiyordum.</p>
<p>Ortaköy’de bir taksiye bindim, Karaköy’e gideceğim. Özdemir Asaf’ın taksicisi ölmemiş, beni mi beklemiş anlamadım ama “Neyeye” deyince, ben de istemsizce Eminönü dedim, Karaköy’e yürüdüm…</p>
<p>Çağrı merkezlerini de bu açıdan sevmem, hele bir de kodlar mısınız demez mi, ben şimdi R harfini Yozgat’la mı kodlayayım, Yizeyle mi?</p>
<p>Belki de bu yüzden yazar olduğum halde televizyona çıkmayı sevmem,bradyoya çıkmayı sevmem, herhangi bir toplantıda konuşmayı sevmem. Televizyon ve radyoda program da yaptım, konuk da oldum ama bir türlü sevmedim/sevemedim. Çünkü ne kadar anlaşılmadığımı bilmiyordum…</p>
<p>Ama Allah var, Beyazıt Öztürk’ü severim, inadına Y’lerin üzerine bastıra bastıra söylediği için. Bastır be Beyaz, Allah Y’ne kuvvet versin…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/">R’lerle İmtihanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/rlerle-imtihanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12155</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 08:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Erdal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8290</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir robot gitar çalarsa bu canlı müzik midir? Robot bir aşçının yemeğini yedikten sonra “eline sağlık” demek gerekir mi? Hakemler robot olursa “hakem şansı yanında olsun” demek doğru olur mu? Tiyatro oyunu sergileyen bir robotu perde kapanırken alkışlamak gerekir mi? Female bir androide yolda yürürken “taş gibi” demek ayıp olur mu? Andorid imam abdest almalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/">Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir robot gitar çalarsa bu canlı müzik midir?</p>
<p>Robot bir aşçının yemeğini yedikten sonra “eline sağlık” demek gerekir mi?</p>
<p>Hakemler robot olursa “hakem şansı yanında olsun” demek doğru olur mu?</p>
<p>Tiyatro oyunu sergileyen bir robotu perde kapanırken alkışlamak gerekir mi?</p>
<p><figure id="attachment_8294" aria-describedby="caption-attachment-8294" style="width: 562px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg"><img class="size-full wp-image-8294" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=562%2C370" alt="Aşçı Robotlar" width="562" height="370" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?w=562&amp;ssl=1 562w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/robot-isci.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 562px) 100vw, 562px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8294" class="wp-caption-text">Aşçı Robotlar</figcaption></figure></p>
<p>Female bir androide yolda yürürken “taş gibi” demek ayıp olur mu?</p>
<p>Andorid imam abdest almalı mıdır?</p>
<p>Andorid papaza günah çıkartsak kabul olur mu?</p>
<p>Uşak androidi alışverişe göndersek arkasından: “Allah’ emanet ol” denmeli midir?</p>
<p><figure id="attachment_8292" aria-describedby="caption-attachment-8292" style="width: 476px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg"><img class="size-full wp-image-8292" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?resize=476%2C359" alt="Robot Partnerler" width="476" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?w=476&amp;ssl=1 476w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/android-partner.jpg?resize=300%2C226&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 476px) 100vw, 476px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8292" class="wp-caption-text">Robot Partnerler</figcaption></figure></p>
<p>Android partnerinize: “akşam eve gecikme” diyebilir miyiz?</p>
<p>Seks sonrası androide: “hayatım performansını beğendim” demek ne kazandırır?</p>
<p>Android sürücüye: “yavaşlasana kaza yapacaksın” denebilir mi?</p>
<p>Bir andriode aşık olunabilir mi? Olunursa normal bir davranış olur mu?</p>
<p>Bir androidi terk edersek depresyona girer mi? Girerse ne kadar sürede atlatır?</p>
<p><figure id="attachment_8291" aria-describedby="caption-attachment-8291" style="width: 487px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg"><img class="size-full wp-image-8291" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?resize=487%2C526" alt="Robot ile ilişki mümkün mü?" width="487" height="526" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?w=487&amp;ssl=1 487w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/andoid-sevgili.jpg?resize=278%2C300&amp;ssl=1 278w" sizes="(max-width: 487px) 100vw, 487px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8291" class="wp-caption-text">Robot ile ilişki mümkün mü?</figcaption></figure></p>
<p>Köpeği android yürüyüşe çıkarırsa sizi unutup androide bağlılık gösterir mi?</p>
<p>Female androidler kıskançlık ederler mi?</p>
<p>Yatağı ısıtmak için önceden yatağa giren android bir sevgili midir? Yoksa elektrikli battaniye mi?</p>
<p>Başkasına ait bir android bizi çıplak görürse utanmalı mıyız?</p>
<p>Androidler öğretmenlik yaparsa yılın öğretmeni nasıl seçilecek?</p>
<p>Android olur da bir insanın ölümüne sebep olursa ceza alır mı?</p>
<p>Biz mavi derken android #3665d0 diyorsa aynı renkten mi bahsediyor oluruz?</p>
<p>Ölürseniz androidiniz üzülür mü?</p>
<p>İnsanlıktan çıkılabiliyorsa androdilikten çıkılabilinir mi?</p>
<p><figure id="attachment_8295" aria-describedby="caption-attachment-8295" style="width: 468px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg"><img class="size-full wp-image-8295" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?resize=468%2C321" alt="Robotlarla yaşamak" width="468" height="321" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?w=468&amp;ssl=1 468w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tobotlarin-gelecegi.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 468px) 100vw, 468px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8295" class="wp-caption-text">Robotlarla yaşamak</figcaption></figure></p>
<p>Nikah şahidi olarak android seçilebilir mi?</p>
<p>Android sevgilimin arkasından yaklaşıp “bööö” diye bağırsam korkar mı? Korkarsa ne yapacağız?</p>
<p>Androidler için kutsal kitap yazmak gerekir mi?</p>
<p>Renk körü bir kadın, androidine yeşil mantomu ver derse ne olur?</p>
<p>Androidle saklambaç oynasanız kazanma şansınız nedir?</p>
<p>Android partnerize “bana sürpriz yap” demek ne kadar cesaret ister?</p>
<p>Hoşça kalmanız, androidsiz kalmanız dileğiyle.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/">Bir Robot Gitar Çalarsa Bu Canlı Müzik Midir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-robot-gitar-calarsa-canli-muzik-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8290</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nurettin İle Çok Konulu Mizahi sohbet – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 16:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6525</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzaylılar tarafından kaçırılsan ne yaparsın diye soran iş arkadaşıma tip tip baktım önce. BU kadar insan arasında beni kaçırdıkları için teşekkür ederim tabi. Hemen bir iş bulup üssün kirasına ortak olurum. Yıllarca gül gibi yaşarız üssümüzde. İş yerindeki bekâr arkadaşlarım sürekli toplanıp dışarı çıkıyor. Her günde yaptıklarını gelip anlatıyorlar. Artık yeter. Ya siz de benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi sohbet – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaylılar tarafından kaçırılsan ne yaparsın diye soran iş arkadaşıma tip tip baktım önce. BU kadar insan arasında beni kaçırdıkları için teşekkür ederim tabi. Hemen bir iş bulup üssün kirasına ortak olurum. Yıllarca gül gibi yaşarız üssümüzde.</p>
<p>İş yerindeki bekâr arkadaşlarım sürekli toplanıp dışarı çıkıyor. Her günde yaptıklarını gelip anlatıyorlar. Artık yeter. Ya siz de benim gibi ev hapsi cezasını alın ya da anlatmayın kardeşim. Anlamıyor musunuz ben evliyim.</p>
<p>Gece yarısı yolda giderken önüne gitar kutusu koyup gitar çalan kişileri gördüm. İşleri bitmiş toplanıyorlardı. Bir baktım ki kutunun içinde bir servet var. Her gün böyle kazanıyorlarsa bunlar benden zengin. Bende her geçtiğimde acıyıp para veriyordum bunlara. Artık yok.</p>
<p>2016 yılı içerisinde ülkeciğimin yaşadığı tek olumlu olay ne diye merak ettim. Aleyna Tilki’nin Edebiyattan 100 alması çıktı. Çok moralim bozuk çok.</p>
<p>Geçen hafta banka hesabından 300 TL çeken arkadaşım endişe ile sordu: Ya benim yüzümden koca banka iflas ederse? Biraz daha az mı çekeyim acaba?</p>
<p>Uyurken modemlerin kapalı olması gerektiğini söylemiş bilim insanları. Peki, uyandığımızda internete girmek için kaybedeceğimiz dakikaları geri verebilecekler mi bize? Öyle, işkembeden sallamak ile olmuyor. Uyanır uyanmaz lazım bize o internet beyler.</p>
<p>Düğünümde beni ve eşimi her fırsatta eleştiren yaşlı teyzelere sesleniyorum. Nikâh şekerlerimizi avuçlayarak alıp çantalara doldurduğunuz kamera kaydı elimde. Artık intikam vakti teyzem.</p>
<p>Otobüste varlığını hissettirmek için çukurlara giren otobüs şoförüne sesleniyorum: Duraklarda açmayı unuttuğun kapı sayesinde fark edilmeye çalışma.</p>
<p>İşe geç kalınca tehditler savuran müdürüme sesleniyorum: Otobüste havada durarak geliyorum her gün. Lütfen. Biraz saygı.</p>
<p>Yılbaşı kutlamalarını protesto etmek için başta çekirdek olmak üzere kuruyemiş satmayan bakkalımı alkışlıyorum. Sayesinde hala 2016 yazıyor takvimde.</p>
<p>Marketlerde çok kalabalık olan kasaları görüp bir tane daha açtıran müdüre selam olsun. Sayende bu çile erken bitecek başkan.</p>
<p>Sinema için ekrandan koltuk seçmemizi bekleyen çalışana sesleniyorum. Bu zor kararı bize bırakmayın.</p>
<p>Evlilik de aradığı bulamayan kişilerin başka biriyle evlenmesi garip değil mi? Belki olmuyor işte. Ne diye zorluyorsun?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi sohbet – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6525</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nurettin İle Çok Konulu Mizahi Sohbet &#8211; 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 08:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Murat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6484</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlara buradan sesleniyorum. Ben Nurettin. Zengin insanların mutsuz olduklarına dair söylenen bütün cümleler, evet hepsi, züğürt tesellisidir arkadaşlar. Bizde istemez misin kahvaltıda olan portakal suyundan bir yudum alıp evden çıkmak. Üstü açık spor arabayla İstanbul trafiğinde zaman geçirmek ya da villamızın tapusunun çıkması için birçok yola başvurmayı bizde isteriz. Üç yaşımdaki oğluma bakıp da aynı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi Sohbet &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlara buradan sesleniyorum. <strong>Ben Nurettin.</strong> Zengin insanların mutsuz olduklarına dair söylenen bütün cümleler, evet hepsi, züğürt tesellisidir arkadaşlar. Bizde istemez misin kahvaltıda olan portakal suyundan bir yudum alıp evden çıkmak. Üstü açık spor arabayla İstanbul trafiğinde zaman geçirmek ya da villamızın tapusunun çıkması için birçok yola başvurmayı bizde isteriz.</p>
<p>Üç yaşımdaki oğluma bakıp da <strong>aynı babası</strong> diyerek gülümsenmesinden de nefret ediyorum. Ne demek aynı babası? Ya kime benzeyecekti? Karımla aramı bozmaya mı çalışıyorsunuz koca elli insanlar.</p>
<p>Alkollüyken telefon kullanımın yasaklandığı haberini alsak çok mutlu olurduk herhalde. Düşünsenize o şekilde yazdıklarınızı.</p>
<p>Evlenmeden önce yüz defa düşünseydim çok daha iyi olacaktı sanırım. Belki kararım değişmezdi ama en azından daha geç evlenirdim.</p>
<p>Eğer ailenizle sinemaya gitmek isterseniz bir daha düşünün. En azından benim için. Kararınız değişmez ise o zaman sakın erken gitmeyin. Filmin başlamasına 2 dakika kala girmeniz çok daha uygun olacaktır. Sinema gişelerinin yanında olup çok şirin gözüken yerlerde satılan ürünlerin fiyatlarını bilmek dahi istemezsiniz. Emin olun!</p>
<p>LYS sınavında bazı sorular açık uçlu olacakmış. Bu haberi duyar duymaz. Üç yaşımdaki oğluma baktım. Daha çok küçük diye bağırmak geldi içimden. Neden yapıyorlar bunu bize? Neden?</p>
<p>Bir arkadaşım Beylikdüzü’ne taşındı geçen ay. Neden diye sorduğumda hanım ile aramız kötü dedi. Eşinin yüzünü görmemek için bu yolu tercih etmiş. İşten eve gidene kadar çoktan uyuyormuş eşi.</p>
<p>Özellikle yaz aylarında şirket tarafından gönderildiğim tatiller bazı kişileri kıskandırmış anlaşılan. Herkes İngilizce kursuna başladı şirkette. Yaza kadar bizde öğreneceğiz diyorlar. Çok azimliler bu konuda.</p>
<p>Komşunun evden kaçan kızı bulundu nihayet. Metrobüste uyuyakaldığı için Avcılar denilen bir yere kadar gitmiş. Sora sora anca bulmuş evini. Günler sonra kızlarına kavuşan komşumda kestiği adaktan bize de getirdi. Çok lezzetliymiş keçi eti.</p>
<p>Uzun süren kırmızı ışıklarda aracından inerek büfeden su almaya giden otobüs şoförlerine sesleniyorum: Bize de iki tane çay.</p>
<p>Metrobüste yüksek ses ile müzik dinleyen kıza da sesleniyorum: Artık istek şarkı almaya başlasan diyoruz. Yabancı müzikten bıktık anlasana.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/">Nurettin İle Çok Konulu Mizahi Sohbet &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nurettin-ile-cok-konulu-mizahi-sohbet-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6484</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurgu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurgu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurgu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Oct 2016 07:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aylin Kuzu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[İnception]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5304</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerçek hayatla bağım koparken uykularımda, yer çekiminden de kopmuşum, zifiri akşamlarda damdan dama kanatsız süzülmüşüm kime ne? Neyse ki henüz uçuş izni soran olmadı ama &#8220;Gece vakti kız kısmının dışarıda işi ne?&#8221;, sloganıyla tanınan &#8220;elalem&#8221; adlı sivil örgüt rüyalar alemine de sızmayı başarmış. Olur ya sizde rastlarsınız kendilerine küçümsediğimiz potansiyellerini bilin istedim. (Nükleer patlama olsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgu/">Kurgu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Gerçek hayatla bağım koparken uykularımda, yer çekiminden de kopmuşum, zifiri akşamlarda damdan dama kanatsız süzülmüşüm kime ne? Neyse ki henüz uçuş izni soran olmadı ama &#8220;Gece vakti kız kısmının dışarıda işi ne?&#8221;, sloganıyla tanınan &#8220;elalem&#8221; adlı sivil örgüt rüyalar alemine de sızmayı başarmış.</p>
<p style="text-align: center;">Olur ya sizde rastlarsınız kendilerine küçümsediğimiz potansiyellerini bilin istedim. (Nükleer patlama olsa hayatta kalacak türlerden biri hamam böcekleri, diğeri kafadan bacaklı Elalem)</p>
<p style="text-align: center;">Sağda solda uçma hevesim Batman serisine kaptırmışken kendimi koltukta sızmanın yan etkisi olabilir.</p>
<p style="text-align: center;">Sabah uyanıp parçaları hatırlayınca önce aklından şüphe ediyorsun, sonra bir gülümseme geliyor.</p>
<p style="text-align: center;">Anladığım kadarıyla bilinçaltım benim aksine fantastik senaryolara pek düşkün. Sağ olsun haftada bir iki bölüm yayını için oyuncu kadrosundan, dekora, mekana kadar hızlı ve kusursuz bir süreç söz konusu.</p>
<p style="text-align: center;">Rüyamda bir sabah kahvaltımızı Seda Sayan hazırladı, kendisi tepeden topuzu ve sivri topuklularıyla salınıyordu bizim evin mutfağında. Gerçekten de yurdum insanıymış ki evlere kadar gelip elleriyle ikramda bulunuyor.</p>
<p style="text-align: center;">Demlediği çayı acı bulup, pek olmamış bacım diye surat yapmışlığım var. Nasıl olduysa elini beline koyup, &#8220;Kimsin sen, haddini bil!&#8221; diye ağzıma pabucuyla yapıştırmadı. Sanırım bilinçaltım RTÜK kapsamında olup, şiddet yanlısı yayın yaptırmıyor. Bu yayın politikasını pek takdir ediyordum ki, gösterdiği hassasiyet fazla uzun sürmedi.</p>
<p style="text-align: center;">Yine bir rüyadır işe gitmek için otobüse biniyorum. Şoför koltuğunda sarışın, minyon, tahminimce yabancı uyruklu bir kadın. Yüzü bir yerden tanıdık geliyor, &#8220;Kimdi, kimdi yahu?&#8221; Otobüs hareket ediyor, oturmadan yol ücretini uzatayım diyorum. Ücreti alırken şoför beni baştan aşağı süzüp aniden aracı durduruyor. Önce arkadaki yolcu kitlesine bakıyor, sonra bana bakıp parmağını sallayarak;</p>
<p style="text-align: center;">&#8211; Kaç kere diyeceğim o ayakkabılarla Opakkk Çurap olmalı diye!</p>
<p style="text-align: center;">Bizimleeaa Deiilsınnnn diye suratıma haykırıyor tüm yolcular. Bir güzel de dolmuştan indiriveriyorlar beni. Eee yol ücretini geri verseydin be Ivana. Opak Çorap alırdım bari.</p>
<p style="text-align: center;">Otobüste halk şiddetine maruz kaldıktan sonra izninizle azıcık başrol kaprisi yapacağım.</p>
<p style="text-align: center;">O senariste söyleyin bir dahaki sahnede Bentley marka araç olmazsa oynamam.</p>
<p style="text-align: center;">Olmadı o rüyalara koşturacak yeni başrol bulsun!</p>
<p style="text-align: center;">Ivana Sert&#8217;in konuk oyuncu olarak beni rencide ettiği rüyamı bir arkadaşıma anlattım. Bu kadarıyla kurtulduğuna şükret. Mazallah bir gün Esra Erol&#8217;a yarışmacı olarak katılmak da var dedi! Olur ya öyle bir kurgunun içine düşer de, uyandığımda bunu hatırlarsam belleğimi benzinle yakarım.</p>
<h2 style="text-align: center;">Inception (Başlangıç)</h2>
<p style="text-align: center;">Ne zaman şu <strong>Inception (Başlangıç)</strong> denen filmi üst üste izleyip, &#8220;Acaba bilinçaltına sızıp rüyaları şekillendirmek mümkün mü?&#8221; diye sormaya başladım, belleğimdeki fantastik görüntüler hız kesmez oldu.</p>
<p style="text-align: center;">Söz konusu filmde başrolümüz kaçak durumdaki bir hırsız olup, rüyalara sızarak insanların zihinlerinden sırlarını çalmakla nam salmış.</p>
<p style="text-align: center;">Kaçak durumdan kurtulması için bir iş teklif ediliyor hırsıza. Bir iş adamının bilinçaltına sızıp, zihnine bir fikir yerleştirilmesi isteniyor. Eee, tabi ki işi kabul edip bir ekip kuruyor. Sonra uyku modun da gelsin rüya içinde rüyalar alemi&#8230; Rüyalardaki mekanları ekibe dahil olan bir mimarın yardımıyla şekillendirerek bir nevi zamanda yolculuk yapıyorlar. Başrol oyuncusunun sevdiği kadının bu süreçte gerçekliği kaybedip hayatına son verişi de anlatılıyor. Bazı sahnelerde rüya mı gerçek mi seçimi yapmak biz izleyicilere kalıyor.</p>
<p style="text-align: center;">Bu filmi izledikten bir süre sonra bazı deneylerle ilgili haberlere denk geldim. Amerikalı bilim adamları yaşanmamış sahte bir anıyı rüya gibi bilinç altına yerleştirmeyi başarmış. Bazı gazeteler bu deneylerden <em>Inception filmi</em> gerçek oldu diye bahsetmiş. Bu sayede travmatik olaylar yaşayan insanları sahte anılarla tedavi etmek gelecekte mümkün olacakmış.</p>
<p style="text-align: center;">Bunca bilimsel gelişme olmuşken, birileri insan belleğini kurcalayıp dururken; kendimi zihnimin kurgularına kaptırmamı, göreceklerime dair olasılıklarda bulunmamı çok da yadırgamayın.</p>
<p style="text-align: center;">Zihnimdeki sahte görüntüler serisi bile olsa biliyorum birgün meşhur Samba Karnavalı gelecek mahallemize. Vuvuzellanın neşeli sesleriyle uyanacağız.  Tüm mahalleli günlerce senkronize şekilde gerdan kırıp, bedene kuvvet kalça sallayacağız. Sallamayanları kınayacağız.</p>
<p style="text-align: center;">Birgün hükümeti devirip hiyerarşileri yıkan sarışın devrimci kadınlar olarak ana haber bültenlerine damga vuracağız.</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;.ve yeri gelecek Simpsonların şehri Springfield&#8217;e gidip tek hobisi kötülük olan fabrikatör Mr. Burns&#8217;un suratına çifte tüküreceğim.</p>
<p style="text-align: center;">Rüyamda bile göremeyeceklerimi henüz ben de bilmediğimden sizlerle paylaşamıyorum.</p>
<p style="text-align: center;">Uykusunda uçuşa yeni başlayanlar; yasal hız sınırına uyalım, uymayanları uyaralım.</p>
<p style="text-align: center;">Belli mi olur bir gün rüyalar aleminin yollarında rastlaşıp aynı kurgunun başrolleri oluruz.</p>
<p style="text-align: center;">Yazan: Hava trafik memuresi <strong>Aylin</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgu/">Kurgu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5304</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 6</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Sep 2016 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5093</guid>
				<description><![CDATA[<p>Olympos Olympos bir yere kadar dedim ve aşağılara indim bugün, yani insanların arasına. Zaten son kullanma tarihi geçmiş yoğurt gibi hissediyorum kendimi, yani gayet ekşi…sebebi mi? Gece gördüğüm rüya. Ama rüya demek biraz yersiz olabilir, daha çok uzun metrajlı ve sıkıcı bir sanat filmi desek? Çok zor bitti, o kadar sıkıldım ki rüya içerisinde bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/">Zeus’un Günlüğü – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Olympos Olympos bir yere kadar dedim ve aşağılara indim bugün, yani insanların arasına. Zaten son kullanma tarihi geçmiş yoğurt gibi hissediyorum kendimi, yani gayet ekşi…sebebi mi? Gece gördüğüm rüya. Ama rüya demek biraz yersiz olabilir, daha çok uzun metrajlı ve sıkıcı bir sanat filmi desek? Çok zor bitti, o kadar sıkıldım ki rüya içerisinde bir tuvalet molası bile verdim!</p>
<p>Lafı uzatmadan rüyayı anlatayım. Rüyamda insanların arasına iniyorum, meydanda gezinirken bir gurup üzerime geliyor ve “ anca Olympos da otur başka ne işe yararsın!” gibi garip şeyler söylüyorlar. Bende sinirlenip “Ne diyorsunuz siz ! Yıldırım tanrısıyım ben hepinizi yıldırmadan defolun karşımdan !” diye kükrüyorum. Sonra arkamdan Eros, Prometheus ve Hestia geliyor… Eros onları işaret ederek ve gülerek “ Görüyorsun işte Zeus ! Hasan değil basan alır” diyor ve yine kayboluyor ! Adeta os.rup kaçıyor !.  Sonra birden Poseidon ortaya çıkıyor ve “uzak durun kardeşimden, o olmasa siz bir hiçsiniz” diyor. Bende Poseidon’a “Sen beni sevmezdin hayrola Poseidon” diyorum. O da sinirlenip “ Seni savunanda kabahat! Senin baban da bir garipti zaten tıpkı senin gibi !” diyor, bende “senin baban kim peki? diyorum ve bana “Osiris ! ” diyor. İşte böyle Pandora’nın sandığından çıkma bir rüya ile başladım güne ve rüyanın verdiği ruh hali ile kendimi halkın arasına attım. Esnaf ile muhabbet ettim, insanları dinledim ve gördüm ki herkes mutlu, içim çok rahatladı. Bu rahatlama birazda çok sıkıştığın bir anda altıma bırakacağım korkusu ile bulduğum ilk umumi tuvalete cebimdeki yol parasının haricindeki para ile girmeye benziyor.</p>
<p>Rüya bana bir korku verdi ya çıkarsa diye. Ama çıksa ne olur! Kendine gel Zeus!</p>
<p>Bir başka Olympos gününde görüşmek üzere….</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/">Zeus’un Günlüğü – 6</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5093</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 5</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 11:30:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4596</guid>
				<description><![CDATA[<p>Terk edildim…Evet Hera beni terk etti! Çok tartıştık bugün. Bana “Beklentilerimi karşılayamadın” deyip durdu. Hangi soruyu sorsam bu cevabı aldım! Konuştuğumuz dili bilmiyormuş da sadece bu cümleyi öğrenmiş gibi. Bunca zaman ben bir testin deneği miydim yani?! Bunu bana nasıl yaparsın? Sanırım Zeus olduğumu unuttun, bir anlık gaflete düştün. Burada güzel güzel yaşıyorsan bu benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/">Zeus’un Günlüğü – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Terk edildim…Evet Hera beni terk etti! Çok tartıştık bugün. Bana “Beklentilerimi karşılayamadın” deyip durdu. Hangi soruyu sorsam bu cevabı aldım! Konuştuğumuz dili bilmiyormuş da sadece bu cümleyi öğrenmiş gibi. Bunca zaman ben bir testin deneği miydim yani?! Bunu bana nasıl yaparsın? Sanırım Zeus olduğumu unuttun, bir anlık gaflete düştün. Burada güzel güzel yaşıyorsan bu benim sayemde, bunu da unuttun galiba.</p>
<p>Beklenti… En başta Zeus’um ben! Normal olarak bütün beklentileri karşılamış olmam gerekir ki zaten öyle! Bir kere benim sadece ismim yeter kızım! Bana Tanrıça! Hadi oradan! İstesem şuan yerine otuz kırk tane senden daha Herasını bulurum! Böyle durduğuma, durgunluğuma, bıkkınlığıma sakın aldanma demek isterdim ama yoksun ki. Bende normal olarak bütün sinirimi günlüğe s.çıyorum.</p>
<p>Aptalsın Hera! Unutma Zeus bir markadır!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/">Zeus’un Günlüğü – 5</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4596</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 4</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Jun 2016 08:04:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4154</guid>
				<description><![CDATA[<p>Olympos’ta bugün rutin can verdi! En sonunda farklı bir şeyler oldu, inanılır gibi değil! Şuan  yazarken elim titriyor.. Bu günün değişikliğinin verdiği değişiklik demek ki halen üzerimde. Düşünsenize Zeus’un eli titriyor&#8230; Eğer düşündüyseniz komik gelmiş olabilir. Bugün Thetis ile Peleus’un düğünü vardı ve haliyle organizasyon baba Tanrıya düştü yani bana. Bütün tanrıları, tanrıçaları davet ettim [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/">Zeus’un Günlüğü – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Olympos’ta bugün rutin can verdi! En sonunda farklı bir şeyler oldu, inanılır gibi değil! Şuan  yazarken elim titriyor.. Bu günün değişikliğinin verdiği değişiklik demek ki halen üzerimde. Düşünsenize <strong>Zeus</strong>’un eli titriyor&#8230; Eğer düşündüyseniz komik gelmiş olabilir.</p>
<p>Bugün Thetis ile Peleus’un düğünü vardı ve haliyle organizasyon baba Tanrıya düştü yani bana. Bütün tanrıları, tanrıçaları davet ettim düğüne ama sadece Eris’i davet etmedim çünkü kavga tanrıçası! Ne gereği var diye düşündüm böyle mutlu bir günde. Ayrıca kavga tanrıçası da nedir ?! Ivır zıvır her duruma, her şeye tanrı atamışız, bunu gözden geçirmem gerekiyor, Olympos cidden tanrı çöplüğüne döndü.</p>
<p>Neyse konumuza geri dönelim.. Eris’i davet etmedim onun yerine tabak-çanak tanrısı Fedon’u davet ettim, çok severim kendisini. Sırf kırsın diye 26 takım porselen tabak getirttim, düğüne ayrı bir renk kattı. Ah Fedon canım dostum… Ne özlemişim o pancar suratını. Düğünden sonra da bayağı sohbet ettik desem düpedüz yalan olur. Fazla kalmadı gitmesi gerekiyormuş  “başka düğünler ve kırılacak tabaklar beni bekler” dedi ve bende anlayışla karşıladım. Ah benim yerinde duramayan hınzır dostum Fedon, sırf senin için buralara tabak imalat yeri kurduracağım.</p>
<p>Düğünün ardından Fedon da gittikten sonra saraylarımıza dağıldık. Hoş bir gündü ama enteresan bir olay olmuştu, bunu da yazmak istiyorum. Eris’i davet etmediğim halde gelmişti ve dışarıdan salona altın bir elma atmıştı, bende elmayı kaş ile göz arasında cebime koydum, lazım olur! Evet, çok enteresan olmayabilir sonuçta altın bulmuşum ama elma şeklinde, olacak şey değil (burada bana asıl enteresan gelen şeyde bu oldu). Niye elma ve nasıl altın oluyor gerçekten çok garip… Bu işte Midas’ın parmağı olabilir.</p>
<p>Bir başka <em>Olympos günü</em>nde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/">Zeus’un Günlüğü – 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4154</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 3</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Jun 2016 05:50:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3852</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günlerden Pazar… Sabah Marduk’u yolcu ettim. Bayağı ısındık birbirimize  “Bir gün Babil’e beklerim” dedi ben de  “bekle” dedim. Çok mutlu olmuş beni tanıdığı için, bütün Babil’e anlatacakmış. Ama uyardım, her şeyi anlatma diye. Sansasyonel erotik hikâyelerim, kaçamaklarım sıkıntı, babacan Zeus olarak anılsam kâfi. Neyse Marduk girdi yola, bende günlük “Olympos’un Sesi” gazetemi alıp sarayıma çıktım, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/">Zeus’un Günlüğü – 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerden Pazar… Sabah Marduk’u yolcu ettim. Bayağı ısındık birbirimize  “Bir gün Babil’e beklerim” dedi ben de  “bekle” dedim. Çok mutlu olmuş beni tanıdığı için, bütün Babil’e anlatacakmış. Ama uyardım, her şeyi anlatma diye. Sansasyonel erotik hikâyelerim, kaçamaklarım sıkıntı, babacan Zeus olarak anılsam kâfi.</p>
<p>Neyse Marduk girdi yola, bende günlük “<strong>Olympos’un Sesi</strong>” gazetemi alıp sarayıma çıktım, yanıma da bir bardak dolusu Ambrossia alıp tahtıma yayıldım. Fakat öyle böyle bir yayılmak değil, biri görse Zeus olduğumu bir şekilde ispatlamam gerekir.</p>
<p>Gazetemi okumaya başladım; yurttan haberler, spor bölümlerinden sonra magazin kısmına geldim. Gece hayatları vs. derken bir de ne göreyim!</p>
<p>“Hera’dan sexi pozlar” diye bir başlık ve resimler! Bir hışım ile Hera’nın yanına gittim daha doğrusu yanında bittim hani Zeus’um ya yapabiliyorum böyle şeyler. Hemen sorgulamaya başladım “sen benim karımsın böyle bir şey nasıl yaparsın? Bu ne? Ne bu? Ne bu, bu ne? (Böylece “Ne?” sorusunun bütün varyasyonlarını da sormuş oldum ve bu kısım aradan çıkmıştı. O da anlamıştı soruyu) “Bizi bütün <em>Olympos</em>’a rezil mi edeceksin?” dedim. O da bana “sende Hestia’yı süzüp gözden geçiriyordun bu ne peki?” dedi. Bende “Hestia’ya o gözle bakmadım, sadece kendi kendime ne güzel kız sevdiğine bağışlansın dedim, işte bu gözle baktım Hera! Üstelik Hestia, Prometheus ile birlikte” dedim. Hera sordu “Onu zincire vurmamış mıydın?” diye “Kurtulmuş bende bir daha uğraşmak istemedim” dedim. Neyse ki bu senaryo ile Hera’nın gönlünü aldım, evet galiba aldım. Tabi bu günlüğüm eline geçerse… İşte o zaman ne olur bende bilmiyorum. Gerçi Olympos’ta bu tarz sansasyonel olaylar sıradan şeyler, ufak bir tartışma ile her şey düzelir. Burası Olympos! Burada her şey mübah !</p>
<p>Bir başka <strong>Olympos günü</strong>nde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/">Zeus’un Günlüğü – 3</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3852</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus’un Günlüğü – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 11 May 2016 09:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3603</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün yine vanilyalı dondurma tadında sade bir günü daha eritmek ile meşguldüm. İnsanlarda mutlu olduğundan, herhangi bir sorun olmadığından meşgul olduğum tek şey hiçbir şey ile meşgul olmamaktı! Evet, bu da bir eylem. Kendimi içten içe emekli gibi hissetmeye başladım. Emekli Zeus mu olur demeyin, ilki ben olabilirim. Bu günün bir kısmını Eros’ un nasihatini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/">Zeus’un Günlüğü – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün yine vanilyalı dondurma tadında sade bir günü daha eritmek ile meşguldüm. İnsanlarda mutlu olduğundan, herhangi bir sorun olmadığından meşgul olduğum tek şey hiçbir şey ile meşgul olmamaktı! Evet, bu da bir eylem. Kendimi içten içe emekli gibi hissetmeye başladım. Emekli <strong>Zeus</strong> mu olur demeyin, ilki ben olabilirim.</p>
<p>Bu günün bir kısmını Eros’ un nasihatini düşünmek ile geçirdim. “Hasan almaz basan alır” ne demek? Bir kere hasan diye bir ismi ilk kez duyuyorum, hatta Hades’i yanıma çağırdım ve sordum “Yer altında Hasan isminde bir ölüye hiç denk geldin mi?” dedim. Hemen yer altına dönüp kayıtlara baktı ve öyle bir isim yok dedi. Hadi ismi geçtim “basan alır” derken neyi kastetti? Ne basması? Nereye basmak? Yoksa Hasan ben, basan Prometheus mu? Galiba böyle bir şey sanki çözdüm. Ben öylece bakıyorum yani Hasan, Prometheus benden önce davranıp Hestia’yı tavlamaya çalıştı yani basan! Bunu ilk başta, Eros söylediği anda anlasaydım ne değişecekti? Tabii ki hiçbir şey. Prometheus zaten ben öylece bakarken yaptı yapacağını. Beni görmediği belli, görmüş olsa yapamazdı belki de. Çünkü tekrar zincire vurulmayı istemezdi galiba. Şuan ortalarda ciğeri delik deşik dolaşıyor; ilk cezasının, zincire vuruluşunun izleri o delikler ve deşikler.</p>
<p>Prometheus’u Olympos’a aramıza davet ederek hata mı yaptım? “Titandır bir işe yarar” dedim ve kabul ettim. Yaramıyor da değil. Bütün pis ve ağır işleri ona yaptırıyorum. Titan değil mi yapsın!</p>
<p>Neyse şimdilik sakin olayım, eğer bir daha böyle orta yerden basma girişimleri olursa şimşeklerimi ağzına saplarım! Evet, bunu yaparım Zeus’um ben!  Sonra da yine Eros’u beklerim bana nasihat vermesi için. Güzel nasihat verdi Eros, aklıma kazındı desem yeridir. Bir tecrübe edindim, Hasan’ın değil basanın aldığını öğrendim. Olympos’un kralıyım ama böyle nasihati babam bile vermemişti bana!</p>
<p>Babam demişken adı Kronos. Pek sevmem kendisini. Sebebini belki bir gün yazarım.</p>
<p>Bu günün diğer kısmına geleyim…</p>
<p>Bir tütün yaktım sarayımdan dışarı doğru bakınıyordum, az ilerde Olympos’a doğru yaklaşan dört gözlü dört kulaklı bir varlık gördüm! En başta ürktüm ardından neden ürktüm diye kendimden ürktüm! “Kendine gel! <em>Zeus</em>’sun sen “ dedim kendime. Sonra diğer Olympos sakinlerine seslendim ve gelen şeyi gösterdim. Poseidon bana “ Bu Babil’den Marduk… Neden bu kadar panik yaptın” dedi. “Marduk mu? O da kim?” dedim. Poseidon “Babil tanrısı” dedi. Ben Marduk’u gezegen zannediyordum ama meslektaş çıktık. Neyse davet ettik Olympos’a, aşağıdan yukarıya bütün tanrıları ziyaret etti ve sıra geldi bana, e bende hiç tanımıyorum. Tanıştık “ben Zeus” dedim o da haliyle “ben Marduk” dedi..”memnun oldum” dedim o da aynı şeyi söyledi ve sonra bir sessizlik oldu, bu silsilenin böyle gideceğini sandım bir an. Sonra Marduk  “adını çok duydum; magazinel yanların, erotik hikâyelerin. Renkli bir kişiliksin, seninle tanışmak istedim o yüzden geldim” dedi. Tanıştık, Tanrılaştık, bir muhabbet bir kaynaşma derken bu gün de böyle geçti. Kim derdi ki Babil’den Marduk kalkacak buralara gelecek.</p>
<p>Bir başka Olympos gününde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/">Zeus’un Günlüğü – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3603</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zeus&#8217;un Günlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Apr 2016 13:45:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Oğuzhan Sivri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3326</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Olympos dağının eteklerinde yapılan kazı çalışmalarında Zeus’a ait olduğu anlaşılan günlükler, bir sandığın içinde kil tabletlere yazılı şekilde bulundu. Buluntular arasında sakalı, sönmüş olan şimşeği ve kartalının gagası da vardı. Günlükleri kendisi mi oraya gömdü yoksa aşağı mı düşürdü; bu, net bilinmemektedir.” Zeus&#8217;un Günlüğü &#8211; 1 Evet, Olympos’ta her şey dışarıdan göründüğü gibi cafcaflı değil. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/">Zeus&#8217;un Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Olympos dağının eteklerinde yapılan kazı çalışmalarında Zeus’a ait olduğu anlaşılan günlükler, bir sandığın içinde kil tabletlere yazılı şekilde bulundu. Buluntular arasında sakalı, sönmüş olan şimşeği ve kartalının gagası da vardı. Günlükleri kendisi mi oraya gömdü yoksa aşağı mı düşürdü; bu, net bilinmemektedir.”</p>
<h2>Zeus&#8217;un Günlüğü &#8211; 1</h2>
<p>Evet, Olympos’ta her şey dışarıdan göründüğü gibi cafcaflı değil. Zeus tahtında oturuyor sağa sola yıldırım atıyor, orayı burayı patlatıyor, istediğini yıldırıyor, zevk içinde hükmediyor gibi zannediliyor ama zannetmeyin! Benimde duygularım var! Bende… Neyse</p>
<p>Zaten kime bir şey anlatmaya kalksan anlamaz, sonra bir gün eline yazdıkların geçer o seni anlamayan veya anlamayanların… Ondan sonra hüzünlenirler, kendi kendilerine kızarlar neden anlamaya çalışmadım diye.</p>
<p>Bugün, palamut balığı yediği esnada boğazına takılan büyük kılçığı “kuru ekmek mi yoksa haşlanmış patates ile mi oradan kurtarabilirim” düşüncesinde bunalımlar yaşayan bir kişinin ruh halindeyim.</p>
<p>Canım çok sıkkın… Yılgınım, acayibim. Bu gün Ambrosia da içmedim, onun yerine ne olduğunu bilmiyorum ama Jack Daniels içiyorum. Dionysos tavsiye etti, rahatlarsın dedi. Birde üzerine fazla içme kafayı bulursun dedi, güldü ve gitti… Şakaydı sanırım ya da değildi, anlayamadım hangi kafayı bulurum? Aman be Dionysos sende ne dediğini bilmiyorsun!</p>
<p>Bugün Olympos’ta alabildiğine sıradan bir gün; dümdüz, zifiri sıradan bir gün!</p>
<p>Öylece otururken gözlerim Hestia ile kucaklaştı!  “Bu ne güzellik! Bu güne kadar seni nasıl fark edemedi bu gözlerim” dedim kendi kendime. Tam bu sırada Prometheus geldi Hestia’nın yanına; elini öptü, bir gül verip etrafına bakarak uzaklaştı yanından. Hestia’nın hoşuna gitti tabii ve ben buna çok içerledim, sinirlendim! Tam kafamda iğrenç, berbat, deli saçması, kudurmuş, astronomik tezgâhlar kurarken yanımda Eros belirdi… Haliyle ayaküstü bir sohbet başladı  “nerelerdesin?” “yoksun bayağıdır aşkı meşki unuttuk” filan. Sonra Eros durumumu gördü, e tabii bende olayı anlattım haliyle. Sonra yanaştı ve “Sana bir nasihat vereyim Zeus !” dedi. Bende “ver” dedim. “Unutma Zeus. Hasan almaz basan alır !” dedi. Bende “Hasan kim? Neyi alamaz? Nasıl basıcam? ”  derken o da kanatlanıp yok oldu yanımdan. ( eros ‘un her zaman yaptığı şey! Bir kere de bir şey söyledikten sonra beklediği görülmemiştir, en azından ben görmedim.)  Olympos’ta bir gün daha bu şekilde havaya karışmış oldu.</p>
<p>Bir başka Olympos gününde görüşmek üzere…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/">Zeus&#8217;un Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zeusun-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3326</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
