<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Öznur Kanarya &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/oznurkanarya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 May 2018 07:18:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 May 2018 04:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14462</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR KENDİ GİBİ ZALİMİ SEVMİŞ, YANIYORMUŞ…” “Zehra “ dendiğinde, küçük, ürkek bir kız hatırlarım yıllar öncesinden. Benim ortaokul yıllarımın sonu, sen ve senden bir ya da iki yaş küçük kardeşin için ise  ilkokul yıllarınızın başlangıcı olmalı. Sana ve kız kardeşine geç kavuşan anneniz, her gün -hiç şikayet etmeden-  ikinizi  evimizin karşısındaki okula getirip götürürdü. Üstelik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“BİR KENDİ GİBİ ZALİMİ SEVMİŞ, YANIYORMUŞ…”</strong></p>
<p>“Zehra “ dendiğinde, küçük, ürkek bir kız hatırlarım yıllar öncesinden. Benim ortaokul yıllarımın sonu, sen ve senden bir ya da iki yaş küçük kardeşin için ise  ilkokul yıllarınızın başlangıcı olmalı. Sana ve kız kardeşine geç kavuşan anneniz, her gün -hiç şikayet etmeden-  ikinizi  evimizin karşısındaki okula getirip götürürdü. Üstelik sınıflarınıza kadar çıkar, paltolarınızı da size bırakmaz, yanında taşırdı. Bu önlem sanırım ders aralarında oynamaya çıkıp üşütmeyesiniz diyeydi. Kafesteki serçelere benzeyen, saz benizli, az sesi çıkan, belki de hiç çıkmayan, saçları bir örnek ve kısa kahküllü kesilerek birbirine çok benzetilmiş, annelerinin kuzusu iki küçük kız. Aramızdaki yaş farkından olmalı, sana dair başka bir anım yok. Kardeşimle yakındı yaşın. O da seni ne kadar hatırlar, bilemem.  Günlük yaşamın olası tehlikelerinden yalıtılmış camdan sarayınıza dönerdiniz okul çıkışında. Annenizin iki eli  ikinizin ellerini kavramış, geldiğiniz gibi giderdiniz, uysal ve tepkisiz.</p>
<p>Çok uzun zaman geçti ve ben  seni ve kardeşini  uzak çocukluk anılarımın bir köşesinde unuttum. Sonra  günlerden bir gün, öykünün kalanını anlattı eski bir komşu. Ekonomi üzerine eğitim almış ve bankacı olmuşsun. Annenin ve babanın övüncü olmuşsundur mutlaka. İş yerinden bir genci sevip nişanlanmışsın. Buraya kadar güzel bir öykü. Fakat öykünün bundan sonrasını hiç sevmedim ben. Evlenme arifesinde  kansere yakalanmışsın. Sen çok acı çekerken, en sancılı süreçte nişanlın beyefendi pes etmiş ve “ayrılmak istiyorum” demiş.Öylece bırakarak seni, bir başına, sevgisiz, ölünceye dek ısınmamacasına üşümeye terk ederek, büyük olasılıkla erkenden öldürerek ve buna aldırmayarak  çekip gitmiş. Ölümcül hasta olmasaydın, sen bu” sözde insanla” bir yaşam paylaşacaktın Zehra. Muhtemelen, bu merhametten uzak, bencil yüzünü hiçbir zaman görmeyecektin. Kim bilir,  belki de başka kötücül huyları ile sınanacaktı ortak yaşamınız. Sevgi, yaşamın içindeki darbelerle  sınanarak güçlenir oysa. Zorluklara katlanıp dağları delen Ferhat’lardan değilmiş senin Romeo’n. Nasıl da pamuk ipliğine bağlı, örümcek ağı güçsüzlüğünde bir sevmeme hali. Seni düşündüm, neler geçti içinden?  Öfke, hayal kırıklığı, şaşkınlık, inanamama, sonra bezginlik, aldatılmışlık, yalnızlık, bir kenara atılıverme? Sağlam insanların başa çıkamadığı, onca sağlıksız duyguyla, sen o halinle nasıl başa çıkabildin?</p>
<p>Kalkamaz olduğun yatağında kıvrılıp, yorganı başına çekip, hep sana öğretildiği gibi usul usul, tam bir hanım kız gibi “ahını, hicranını, saklayıp  gizli mi tuttun?” Yaşarken  erkenden ölmüşsündür diye düşünüyorum. Ya, o hayırsız sevgili, senin kalbini parçalayıp gittikten sonra, arkasına bakmadan, sana ne yaptığını hiç düşünmeden, nasıl devam edebilmiştir hayatına? Bana kalırsa, başka ve içi boş bir sevda yaratmıştır kendine. Çoktan evlenip çoluk çocuğa karışmıştır. Ama, içinde hala bir parça duygu kırıntısı kalmışsa, ölümünü geciktirecek sevgiyi esirgeyerek, ölümüne dek yanında kalmaya sabredemeyip terk ettiği, o genç kızın saf sevgisinin izlerini, bugünkü yaşamında aradığını düşünmek istiyorum. Sevgisiz, tek düze, heyecandan yoksun yaşamının içinde, sana ne yaptığının ancak ayırdına varmıştır belki de. Çok geç, sen yoksun artık. Genç ölümüne çok üzüldüm, başka bir mektupta da yazmıştım bu cümleyi: “ Genç ölümler  hep acıtır içimi”.Ama en çok ihtiyacın olduğunda sevgisiz bırakılarak ölüme terk edilişine yandı içim…Sevdiğin diğer herkesin, koşulsuz ve sınırsız sevgisi avutamamıştır seni, terk edilişin ve onun sevgisinin sahteliği ne kadar dokunmuştur sana. Ah Zehra, ah güzel kız, sana anlatmak ne kadar güç, bazı insanların aslında sevmeyi hiç bilmediğini ve sadece sevilmeyi sevdiğini.</p>
<p>Gittiğin yerde, mutlu olduğunu düşünmek iyi geliyor  bana. Dilerim,  o bencil, sevgisiz eski nişanlın senin olduğun tarafa gittiğinde, hiç karşılaşmazsınız. Ama olur da karşına çıkma cesaretini bulursa, sakın bağışlama onu.Sevgi yoksunu, hep almaya alışmış, koşulsuz sevmeye alışkın olmayan sözde insanların,  öteki dünyada da bağışlanmayı dilemeye hakları olmamalı.</p>
<p>Hoşça kal, huzurla uyu sevgili Zehra…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Ahımı, Hicranımı Sakladım Gizli Tuttum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ahimi-hicranimi-sakladim-gizli-tuttum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14462</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Mar 2018 05:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13770</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR GÖÇMEN KUŞTU O” “UÇAN KUŞLARA MALUM OLSUN, BEN EVİMİ ÖZLEDİM…” “ Sizi, aslında hiç görmediğim o fotoğraftaki gibi hatırlayacağımı biliyorum artık Hatice hanım veya Lady Josephine. Gerçekte adınızın hangisi olduğunun ne önemi var ki? Güzel yürekli dostumun bana anlattığı gibi kalacaksınız belleğimde. Beyaz başörtünüz, uzun pazen elbiseniz üzerinizde, yıpranmış elleriniz dizlerinizde, çocuklarınız, artık birer [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“BİR GÖÇMEN KUŞTU O”</strong></em><br />
<em><strong> “UÇAN KUŞLARA MALUM OLSUN, BEN EVİMİ ÖZLEDİM…”</strong></em></p>
<p>“ Sizi, aslında hiç görmediğim o fotoğraftaki gibi hatırlayacağımı biliyorum artık Hatice hanım veya Lady Josephine. Gerçekte adınızın hangisi olduğunun ne önemi var ki? Güzel yürekli dostumun bana anlattığı gibi kalacaksınız belleğimde. Beyaz başörtünüz, uzun pazen elbiseniz üzerinizde, yıpranmış elleriniz dizlerinizde, çocuklarınız, artık birer yetişkin olmuş torunlarınız, hatta belki torunlarınızın bebek-çocukları, hep birlikte yanı başınızda ayakta. Zamanın çizgilerle işlendiği yüzünüz büyüyor o fotoğrafta. Sessiz, uysal ama hüzün dolu, yalnız, derin bir bakış. O kalabalıkta, kalbini uzaklara göndermiş, oralarda bıraktıkları ile içinden, kısa, küskün ve sessiz sözcüklerle konuşan-büyük olasılıkla konuşamamanın acısını hep yüreğinde taşımış- mahzun bir kadın bakışı. Öykünüz bana anlatıldığı anda gördüm o fotoğraftaki sizi. Şaşıracaksınız belki, ama sadece sizi gördüm ve az önce belirttiğim gibi, hiç unutmayacağım. Beni bekleyin, yakında size aslında hiç bir zaman ulaşmayacak bir mektup yazacağım. Yazdıklarımdan, kendi yaşadıklarınızı alıp kabul edersiniz umarım. Dediğim gibi, bekleyin beni… ”<br />
diye yazmıştım kısa bir notta. Bugün o mektubu yazmak istedim.</p>
<p>Kadim dostlarımdan biri anlattı öykünüzü. Çok sevdiği bir komşu- teyzenin anneannesi imişsiniz. Şaşkındı: “ Onca yıllık komşumuzdur. Anneannesine dair böyle bir öyküsü varmış, hiç konuşulmamıştı o güne kadar. İçime dokundu yaşam öyküsü. Sana anlatmalıyım “ dedi ve anlattı:</p>
<p>On yedi yaşında tanışmışsınız eşinizle. Tahminen 1930’lu yılların başında, Türkiye’den Amerika’ya çalışmaya gitmiş ve sizin ailenin köşkünde bahçıvan olarak iş bulmuş. Asalet ünvanı taşıyan bir aileye üye olduğunuz söylendi. Büyük olasılıkla, aileniz siz doğmadan göç etmiş başka bir ülkeden oraya. Orasını bilmiyorum. Ama, Kayseri’li genç bahçıvan ile zengin ve asil genç kız vurulmuşlar birbirlerine. Sonrası, klasik bir Türk filmindekine benzer bir ara sahne gibi. Ailenizin karşı çıkışına rağmen gerçekleşen evliliğiniz sonrası, Türkiye’ye gitmeye karar vermişsiniz. Gemi ile tam iki ayda ulaşmışsınız İstanbul’a. Ama anne- babanızın sizi reddedişinden çok, kardeşlerinizin sizi uğurlamaya gelmeyişi dokunmuş yüreğinize. İskelede, geminin kalkışına dek gözleriniz onları aramış. Gelmemişler. İstanbul’da, rıhtımda çekilmiş ilk fotoğraf : Esmer, kaytan bıyıklı bir Türk erkeği ve yanındaki ince yapılı, solgun yüzlü, uzun paltolu, şapkalı bir genç kadın…Bu fotoğrafı da diğeri gibi görmedim Hatice Josephine hanım. Öykünüzü dinlerken gözümde canlandırdım sadece.</p>
<p>Kayseri’li olmuşsunuz sonra. Ölünceye dek bir daha da ayrılmamışsınız oradan.Gidişinizin ilk yılında, kardeşleriniz içinde para olan bir zarf göndermişler size. Ama siz, Amerika’dan ayrılırken, rıhtımda yalnız bırakılmanın yarattığı hayal kırıklığının acısını hala içinizde taşıdığınız için, zarfı içindekilerle birlikte, hiçbir açıklama eklemeden geri göndermişsiniz. Aileniz bundan, sizin öldüğünüz ve bu nedenle zarfın geri döndüğü anlamını çıkarmış.. Böylece gerçekten bir başınıza kalmışsınız artık.</p>
<p>Adınız Hatice olmuş. Dininiz değişmiş. Önce anne, sonra anneanne ve babaanne olmuşsunuz. Sonraki yıllardaki yaşamınıza dair, öykünüzü bize taşıyan torununuz Hafize hanımdan öğrendiklerimiz var sadece. Dağa bakan o odaya çekilirmişsiniz ara sıra. Sandığınızdaki çeyizleri çıkarır, onlara dokunurmuşsunuz tek tek. Gözleriniz karşı dağlara takılır, susarmışsınız uzun uzun. Sorarlarmış size. “Anneanne, ne düşünüyorsun, daldın yine bir yerlere?” İç geçirirmişsiniz: “ A benim evladım, gökten inmedim ya ben? Benim de başka bir ailem vardı bir zamanlar. “</p>
<p>Torunlarınız, yıllardan sonra ailenizin izini sürmüşler elçilik aracılığı ile. Anne-babanız ölmüşler elbette. Kardeşlerinizden bazıları yaşıyormuş. Doğup büyüdüğünüz köşkün satıldığını öğrenince çok ağlamışsınız. Gidemeseniz de orada çocukluğunuzu, ilk gençlik yıllarınızı içinde saklayan o bina, Josephine’nin (Ya da adınız gerçekte ne ise) artık yaşamadığını hatırlatmış olmalı size. En çok bunun için gözyaşlarınızı durduramadığınıza inandım.</p>
<p>Sizi Amerika’ya kardeşlerinize, kalan akrabalarınıza götürmek istemişler. “Yok “ demişsiniz. ” İstemem. Gidersem dönemem.Oralarda ölmek istemiyorum. Mezarım burada olmalı.” Bu reddedişi belirleyen de, kardeşlerinizi bağışlamamanız olmuş bence.</p>
<p>Yaşamınızın son yıllarında, öldüğünüzde torununuzun din adamı olan eşinin cenaze namazınızı kıldırmasını vasiyet etmişsiniz. Öyle de olmuş. Cami avlusundan yolcu edilirken, “Bu mevta, kimsesizdir aslında. Gerçek yuvasından, ailesinden ayrı düşmüş garip bir yolcudur. Onun için çok dua edin. İçinizden gelen dualarla, hak ettiği gibi sevgiyle uğurlayın“ demiş hafız damadınız. Cemaatin gözyaşları sel olmuş.</p>
<figure id="attachment_13882" aria-describedby="caption-attachment-13882" style="width: 345px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg"><img class="wp-image-13882" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?resize=345%2C212" alt="" width="345" height="212" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?w=520&amp;ssl=1 520w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus.jpg?resize=300%2C185&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13882" class="wp-caption-text">Göçmen Kuş</figcaption></figure>
<p>Göçmen bir kuşmuşsunuz siz Hatice Josephine hanım. Hep gurbet acısı yaşamışsınız. Başka bir ülkede, dininiz, adınız, alışkanlıklarınız değişmiş. Sizden geriye kalanların üzerine, ilk on yedi yılınızda yaşadıklarınızın çok dışında yeni bir yaşam kurmuşsunuz. Farklı bir ülkeden gelen yabancı gelinin, yeni bir yaşama ne kadar çabuk uyum sağladığına şaşırarak, sizden övgüyle söz etmişlerdir büyük olasılıkla. Her şeyi değiştirmek zorunda olmasaydınız keşke. İnancınız ve adınız size kalmalıydı. Onlar gerçekte sizin parlak renkli kanatlarınızdı. Bilememişler.</p>
<p>O son fotoğraftaki acı dolu, mahzun bakışınız, neleri gizliyordu Josephine hanım? Bir sevdanın peşine düşüp, inancınızı, adınızı, alışkanlıklarınızı tümüyle değiştirmekten yana pişman olduğunuzun mu resmiydi yoksa? O zamanlar o kadar genç olmasaydınız, yine o denli cesur olabilir miydiniz? Göçmen bir kuşmuşsunuz, evet. Ama bir kez uçup başka bir diyara konmuşsunuz. Sonra hiç uçamamış ve uçmayı unutmuşsunuz.Belki de bu duyguydu yüzünüzden bana ulaşan.</p>
<p>Dediğim gibi, fotoğraftaki sizi gördüm Hatice Josephine hanım. O günden beri, sizi ve öykünüzü andıkça, içimde sılaya özgü türküler çalıyor. En çok, son yıllarda kına gecelerinde söylene söylene sıradanlaştırılan o güzel türkü:</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg"><img class="size-full wp-image-13883 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?resize=225%2C225" alt="" width="225" height="225" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/gocmenkus2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a>“Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim.<br />
Hem annemi, hem babamı, ben evimi özledim.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Bir Göçmen Kuştu O”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-bir-gocmen-kustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13770</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Mar 2018 08:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13768</guid>
				<description><![CDATA[<p>“SEVGİMİZİN, AŞKIMIZIN ÜSTÜNDEN, HAYAT GEÇTİ, ÖMÜR GEÇTİ, YAŞ GEÇTİ…” “BU  YORGUN, KIRIK DÖKÜK MEKTUPTA ADIN BENDE SAKLI…” Çiçeğim, Böyle seslenirdim sana, adını taşıdığın o narin çiçeğin adını kısaltarak. Birlikte yollarda yürüdüğümüz o kaygısız zamanlarda, her sabah sokağınızın başında beklerdim seni. Kırmızı palton ve siyah atkın olurdu üzerinde mevsim kışsa. Çoğu kişi sevmez kışı, ben çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“SEVGİMİZİN, AŞKIMIZIN ÜSTÜNDEN, HAYAT GEÇTİ, ÖMÜR GEÇTİ, YAŞ GEÇTİ…”</strong></em><br />
<em><strong> “BU  YORGUN, KIRIK DÖKÜK MEKTUPTA ADIN BENDE SAKLI…”</strong></em></p>
<p>Çiçeğim,</p>
<p>Böyle seslenirdim sana, adını taşıdığın o narin çiçeğin adını kısaltarak. Birlikte yollarda yürüdüğümüz o kaygısız zamanlarda, her sabah sokağınızın başında beklerdim seni. Kırmızı palton ve siyah atkın olurdu üzerinde mevsim kışsa. Çoğu kişi sevmez kışı, ben çok severdim o zamanlar.</p>
<p>Senin bir kış gününe ait  fotoğrafın gözümün önündedir. O gün karlı bir sabaha uyanmıştık. Evinden çıkıp seni beklediğim köşeye ulaşıncaya kadar,  güzel siyah saçlarını beyaza çevirmişti kar. Gözlerinle gülerdin hep. Yine güldün ve ışıldadı gözlerin. İşte o halin, bir fotoğrafa dönüştü içimde. Hiçbir ressamın çizemeyeceği, hiçbir usta fotoğrafçının kaydedemeyeceği o kısacık an, hep yüreğimde taşıyacağımı o zamanlar bilemediğim, yaşı olmayan bir resme dönüştü. Çok sonraları, ne zaman seni çok özlesem, ne zaman kendimi yalnız hissetsem, hep o resmi çıkardım yüreğimden, gözlerimin önüne astım. Dediğim gibi, o karlı sabahta bunu bilmiyordum henüz.</p>
<p>Çok gençtik. Sözcüklerin ağızdan çıktığında, yürekten çıkmış sayıldığı dik başlı yaşlardaydık. Ve ikimiz için de kurşun ağırlığındaki sözcüklerin geri alınamayacağı inatçı bir mevsim yaşandı. Yaz ayındaydık aslında ama kışa döndü sen gidince. Dönmedin, bir daha hiç yaz gelmedi benim için. Mevsimin kışa döndüğü o yaz, evlendiğini ve başka bir kente taşındığını öğrendim Ben de terk ettim mahalleyi. Yaz gelmeyecekti bir daha nasıl olsa.</p>
<p>Aradan uzun yıllar, başka kentler ve başka yaşamlar geçti. İsteseydim bulabilirdim izini. İstemedim. Ama unutmadım. İnsanların dilinin en çabuk çözülüverdiği, yüreğinde yer edeni döküp saçtığı anlarda bile seni kimseye anlatmadım. Sustum. İçimden, hiçbir zaman gönderilmeyecek sayfalar dolusu mektuplar yazdım ve hepsini yüreğimde, çok derinlerde bir yerlere sakladım. Bir kez daha okumadım hiç birini. Yazdım ve sustum. Giderek sana dair daha az cümleyi geçirdim aklımdan.</p>
<p>Onca yıl sonra, dün o kasabada gördüm seni. Bir çay bahçesinde, yanı başımdaki masada oturuyordunuz ikiniz. Yorgun ve bıkmış görünüyordun. Sanki yaşam akıp giderken, bir yerlere takılmış kalmış gibi, kısa cümlelerle susuyordun. Gözlerin yine çok güzeldi ama parlamıyordu artık. Üzerinde siyahı parlaklığını yitirmiş bir manto vardı. Giysiler de sahibinin ruh halini yansıtıyor sanırım. Eskirken giyenin ruhu ile birlikte yıpranıyorlar sanki. Bir çay içimi oturdum o bahçede. Sonra, seni yine başka ve bilmediğim bir yaşamın içinde bırakarak ayrıldım oradan. Yıllardır içimde sakladığım tüm yazısız mektupları savurdum gökyüzüne. Sessiz sözcüklerim bu kez sahipsiz olarak bulutlara doğru yola çıktı. Orada bir araya gelerek bu kez yeni ve umut dolu cümleler kurarlar belki. Sonra, yağmurlara karışırlar ve başka sevdaların üzerine yağarlar. Belki de tanıdık bir sözcük, gelir seni bulur, kim bilir?<br />
Hoşça kal çiçeğim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /&#8221; Sevgimizin Aşkımızın Üstünden&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sevgimizin-askimizin-ustunden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bizimkiler, Cafer ve Ercan Yazgan&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bizimkiler-cafer-ercan-yazgan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bizimkiler-cafer-ercan-yazgan/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Mar 2018 07:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13747</guid>
				<description><![CDATA[<p>Pazar akşamlarımızın gönül şenliğiydi Bizimkiler dizisi. Her bir karakter, nasıl da gerçekten biz gibiydi. Kapıcı Cafer, hem Anadolu&#8217;dan gelmiş insanın temiz halini, en çok ta, sinekten çıkaracağı yağın kazancını hesaplayan iş bilir günümüz insanını sergilerdi bize.Hepsini de çok severek izlerdik o apartmanın sakinlerinin bizimkilere benzer yaşamlarını. Her birine usta oyuncular yaşam verirdi. Hepimiz o binada [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizimkiler-cafer-ercan-yazgan/">Bizimkiler, Cafer ve Ercan Yazgan&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_13751" aria-describedby="caption-attachment-13751" style="width: 365px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/5aa23d007af508290884b3d0.jpg"><img class="wp-image-13751" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/5aa23d007af508290884b3d0.jpg?resize=365%2C206" alt="" width="365" height="206" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/5aa23d007af508290884b3d0.jpg?w=590&amp;ssl=1 590w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/5aa23d007af508290884b3d0.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 365px) 100vw, 365px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13751" class="wp-caption-text">Bizimkiler</figcaption></figure>
<p>Pazar akşamlarımızın gönül şenliğiydi Bizimkiler dizisi. Her bir karakter, nasıl da gerçekten biz gibiydi. Kapıcı Cafer, hem Anadolu&#8217;dan gelmiş insanın temiz halini, en çok ta, sinekten çıkaracağı yağın kazancını hesaplayan iş bilir günümüz insanını sergilerdi bize.Hepsini de çok severek izlerdik o apartmanın sakinlerinin bizimkilere benzer yaşamlarını. Her birine usta oyuncular yaşam verirdi. Hepimiz o binada yaşıyorduk sanki. Ercan Yazgan<span class="text_exposed_show">, Cafer&#8217;den önce ve sonra, pek çok oyunda yer almıştır kuşkusuz. Ama bugün hep Cafer kimliği ile duyurulmakta gidişi. Yitirdiğimizi öğrendiğimde, Bizimkiler&#8217;in jenerik müziği çalmaya başladı içimde ve her bölüm sonunda arka planda, müziğe eşlik eden Ali&#8217;nin (Atılay Uluışık) bölümün mesajını veren sesini duyar gibi oldum.</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<figure id="attachment_13755" aria-describedby="caption-attachment-13755" style="width: 317px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/59b10c5661361f0b90531b85.jpg"><img class="wp-image-13755" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/59b10c5661361f0b90531b85.jpg?resize=317%2C241" alt="" width="317" height="241" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/59b10c5661361f0b90531b85.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/59b10c5661361f0b90531b85.jpg?resize=300%2C228&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 317px) 100vw, 317px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13755" class="wp-caption-text">Güzin Özipek, Orhan Çağman,</figcaption></figure>
<p>Müziği mırıldandım hafifçe. &#8220;İnsanın bedeninde bir radyo- pikap ve fotoğraf makinesi barındırması acı veriyor bazen&#8221; diye düşündüm.Çünkü, yaşadıklarımızı ve boşluklarını hatırlamanın yarattığı sızı, ne çok ve hızla eksildiğimizi, sevinçlerimizi ne kadar uzaklarda bıraktığımızı da haber veriyor. Üşüyoruz hep birlikte.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimkiler-jenerik.jpg"><img class=" wp-image-13756 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimkiler-jenerik.jpg?resize=285%2C285" alt="" width="285" height="285" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimkiler-jenerik.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimkiler-jenerik.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimkiler-jenerik.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 285px) 100vw, 285px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güzel mevsimlerin güzel pazar akşamlarının neşesini borçluyduk sizlere sevgili Güzin Özipek, Orhan Çağman, Yaman Okay, Yavuzer Çetinkaya, Savaş Yurttaş, Savaş Dinçel, Ayton Sert, Halit Akçatepe, Oktay Sözbir, Aykut Oray, Selçuk Uluergüven, Latife Saruhan, Mehmet Akan ve Ercan Yazgan&#8230;Hepiniz, gökyüzünde yıldızsınız şimdi&#8230;</p>
<p>Teşekkür ederim sizlere; hatırlattığınız iyi duygular için&#8230;.</p>
<figure id="attachment_13761" aria-describedby="caption-attachment-13761" style="width: 487px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/maxresdefault.jpg"><img class="wp-image-13761" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/maxresdefault.jpg?resize=487%2C274" alt="" width="487" height="274" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/maxresdefault.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/maxresdefault.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/maxresdefault.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 487px) 100vw, 487px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13761" class="wp-caption-text">Ercan Yazgan</figcaption></figure>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bizimkiler-cafer-ercan-yazgan/">Bizimkiler, Cafer ve Ercan Yazgan&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bizimkiler-cafer-ercan-yazgan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13747</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 18 Feb 2018 08:02:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13215</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;ÜZGÜN VE KIRILMIŞ GİBİ KALBİM EN İNCE YERİNDEN…” Eminönü’nün her köşesinde  gün boyu farklı bir film çekilir sanki. Sürekli devinim halindedir. İsimler, yüzler, renkler, aklınıza gelen gelmeyen bin türlü eşya… Çok renkli, çok çekici, tarih dolu sokaklar, caddeler… Mısır çarşısı, Kapalıçarşı, Tahtakale, Mercan, Sultanhamam… İş yaşamımın altı yılı Eminönü’nde geçti. Semtin de, ticaret erbabının da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;ÜZGÜN VE KIRILMIŞ GİBİ KALBİM EN İNCE YERİNDEN…”</p>
<p>Eminönü’nün her köşesinde  gün boyu farklı bir film çekilir sanki. Sürekli devinim halindedir. İsimler, yüzler, renkler, aklınıza gelen gelmeyen bin türlü eşya… Çok renkli, çok çekici, tarih dolu sokaklar, caddeler… Mısır çarşısı, Kapalıçarşı, Tahtakale, Mercan, Sultanhamam… İş yaşamımın altı yılı Eminönü’nde geçti. Semtin de, ticaret erbabının da yeri başkadır bende. Esnafı, tüccarı sözlerinin eridirler. Aralarında, dürüst olmayanları barındırmazlar. Müesseseleri, genellikle babadan oğla geçer, ticarette devamlılık esastır. Gayrimüslim ticarethane sahipleri ise, ticaretten gerçekten de çok iyi anlar, son derece prensip sahibidirler ve her konuda pazarlık etmeyi severler.</p>
<p>Şimdi artık anılarda kalmış ve kuruluştaki elemanları arasında olduğum  o banka şubesinin açılış gününde, kapı komşumuz olan “İzmir Saat Pazarının” jest mahiyetinde yatırdığı, o zamana göre yüklüce dövizi vezneye teslim ederken tanımıştım seni. Geçmiş yıllarda, o civardaki büyük bir banka şubesinin müdürlüğünü yapmış yakın akrabamın ricası ile gelmiştiniz açılışa, baban ve kardeşin ile birlikte… Babanız Cahit Bey, annenizin yakın tarihlerdeki vefatı sonrasında, dükkanınızda duayen konumunda birkaç saat geçirir, yılın büyük bölümünde yurt dışında olurdu. Yönetim, seninle birlikte kardeşin Güçlü ‘deydi. Her ikiniz de, iyi eğitim almış, birkaç yabancı dil bilen, görgülü gençlerdiniz. Güçlü, her zaman ağırbaşlı, sakin ve mesafeliydi genellikle. Ama sen, Bahadır, sen hep kıpır kıpırdın. İsminin çağrıştırdığı boylu- boslu, pehlivan tipinde biri değildin, kuşkusuz. Orta boyda, tombul bir beden, sarı kıvırcık saçlar, sürekli gülmeye hazır bir yüz, mavi- yeşil arası, içinde kıvılcımlar çakan pırıl pırıl gözler. Hepimiz çok sevimli bulurduk seni. Bir gün, elinde gümüş bir yüzük ile çıkageldin. Üzerine bereket duası kazınmış, çok güzel, gümüş bir yüzük… Bana armağan ettin.Bu kadar değerli bir takıyı nereden bulduğunu sordum, güldün ve “orası bana kalsın “ dedin. Bugüne dek, sevgi ile taktım o yüzüğü. Kaybetmek istemediğim takılardandır. Seni de hep sevgi ile anarım.</p>
<p>Onca zaman sonra, nereden aklıma düştü Eminönü’nü ziyaret etmek? Kaç yıl oldu, görüşmeyeli? Birkaç yıl önce uğramıştım dükkana.Sen yoktun, Güçlü vardı.Babanız Cahit Beyin ölümünü öğrenmiştim üzülerek. Selam söylemiştim sana.</p>
<p>O gün, Eminönü’ne gitmek düştü aklıma. Bereket dualı yüzüğümü takarken, içimden size uğramak geçti.”Bahadır’ı görürsem, yüzüğü gösterir, onca zaman sonra, bir kez daha teşekkür ederim” diye düşündüm. Zaten, oralara uzun aralıklarla her gidişimde, görmekten keyif aldığım birkaç eski dosttan biriydin  sen… Birini yitireli çok uzun zaman oldu.  Mustafa Baba, Sultanahmet’in üniversite eğitimli, babadan devraldığı müessesini, oğluna devretmeye hazırlanan tanınmış mefruşatçılarındandı. Ben onu çok sevdim, o da beni sevdi ve çocuklarından bile çok güvendi. İmzasını attığı boş dekontu, saklamam için bana emanet etmişti. “Bana bir hal olursa, lütfen paramı bu dekontu kullanarak çekiniz.Sonra ne yapacağınızı da söyleyeceğim size. Ama bu sır aramızda kalsın “. Oğlu, işini bilen, duygusallıktan uzak bir ticaret adamıydı ve baba ile meşrepleri hiç uyuşmazdı. Bir gün:  “ Babam sana güveniyor, ama bana hiç güvenmiyor “ diye yakınmıştı, sözlerinde hafif bir kıskançlık vardı sanki. Sonra ben, o piyasadan ayrıldım. Aralıklarla da olsa, Mustafa Baba ve eşini telefon ile aramayı sürdürdüm. Kızım iki yaşındaydı, bir gün evlerinde ziyaret ettim babayı ve eşi Ayşe Hanımı. “Çok fenayız efendim, çok fena. İyice elden ayaktan olduk. Sizden vefalı kimsemiz de kalmadı. Siz bizi unutmadınız” dedi. Sonra araya aylar girdi, bir gün yine ansızın aklıma düştü aramak. Ama nedense, evi arayamadım, korkarak oğlunun telefonunu çevirdim. Mustafa babayı sordum. Telefonunu diğer ucunda kocaman bir sessizlik oldu, “ Babamı dün gece kaybettik” dedi. “ Senin içine mi doğdu? O seni çok severdi. Yarın şişli camiinden uğurlayacağız.” Ertesi gün, eşimle birlikte katıldık törene. Gönlümden geçirdiğim gibi veda ettim babaya. Her Eminönü gezimde, aklıma gelir, sevgi ve rahmetle anarım onu.</p>
<p>Eminönü ziyaretimin ilk durağı sizin dükkan oldu o gün. Güçlü ve tanımadığım bir eleman vardı, sen yoktun. Hal –hatır sorma faslı sonrası, Güçlü’ye “ Bahadır nasıl? Neler yapıyor? “ dedim. Yüzü değişti “ Bahadır’ı geçtiğimiz ağustos ayında kaybettik” dedi! . Kalakaldım, öylece, şaşkın, inanmaz, aklı almaz bir halde, öylece durdum.”Kanser mi? “ dedim anlamsızca.İçimde her nedense  birdenbire ölüverdiğine ilişkin bir düşünce oluştu. Omzunu silkti hafifçe “böbrek yetmezliği “dedi kısaca.” 47 yaşındaydı ve bugün onun doğum günü” . Yılların ardından, tam da o gün, Eminönü’ne beni getiren bu muydu Bahadır? Kardeşinin yapayalnız geçirdiği, ölümünden sonraki ilk doğum gününde, beni oraya getiren neydi? Bilmiyorum. Bildiğim ve içimi çok acıtan, bir daha hiçbir doğum gününü kutlayamayacak olman… Dükkan üzerime çökmüş gibi, Güçlü ile vedalaşıp ayrıldım oradan. Köşeyi dönünceye dek te arkama bakmadım. Baksam, zor tuttuğum gözyaşlarım akardı belki. O gün, her uğradığım dükkana girmeden önce, tanıdığım, sevdiğim insanların hala yaşıyor olmaları için dua ettim içimden. Ama inan ki, dolaştığım her köşede senin zamansız gidişin acıttı içimi. Bu kadar güzel bakarken dünyaya, bu kadar çabuk ölünmez ki. Seni de, Mustafa Babam gibi, sevgili ölmüşlerim arasına koydum zorunlu olarak.</p>
<p>Her ölüm erkendir Bahadır, ama ölüm bu yaştaki sana hiç yakışmadı, bilesin…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Geçtim Yine Dün, Eski Hazan Bahçelerinden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13215</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Feb 2018 06:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13185</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;SEVMİYORUM SİZİ ARTIK, GÖZLERİMİ GERİ VERİN…“ Size bir mektup yazmak, düne dek aklımın ucundan bile geçmezdi. Ancak, son günlerde süreklilik kazanmaya başlayan olumsuz davranış biçiminiz, birlikte uyumlu çalışma umudumu bir kez daha ve ne yazık ki onarılmaz bir umutsuzluğa dönüştürünce, daha önce anlatmayı bir kez denediğim (anlaşılan odur ki, hiçbir işe yaramamış) size hiçbir zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;SEVMİYORUM SİZİ ARTIK, GÖZLERİMİ GERİ VERİN…“</strong></p>
<p>Size bir mektup yazmak, düne dek aklımın ucundan bile geçmezdi. Ancak, son günlerde süreklilik kazanmaya başlayan olumsuz davranış biçiminiz, birlikte uyumlu çalışma umudumu bir kez daha ve ne yazık ki onarılmaz bir umutsuzluğa dönüştürünce, daha önce anlatmayı bir kez denediğim (anlaşılan odur ki, hiçbir işe yaramamış) size hiçbir zaman söyleyemeyeceklerimi de mektuba dökmeye gerek duydum. Biliyorum, bu ilk ve aynı zamanda son mektup ve sizin bana ve uzlaşmaya kapalı yapınız nedeniyle size ulaşması mümkün değil.</p>
<p>O konuşmaya,” Sizi çok mu yoruyorum?” cümlesi ile başlamıştım. Şaşırmıştınız. Cılız bir “Yoo” sözcüğü çıktı sizden. “ O zaman, neden bana söylenecek cümlelerinizi başkalarına ve ulu orta söylediniz?”<br />
Ve devam etmiştim.” Yapılarımız çok farklı. Ancak ben sizi, kendi yapınızın dürüst bir örneği olduğunuz için seviyorum ve saygı duyuyorum. Hayır, sizden karşılık beklemiyorum. Çünkü bu sizden sevgi talep etmek anlamına gelir ki, bugüne değin kimseden bu yönde bir talepte bulunmadım. Sevgiler hep kendiliğinden geldi bana. Farklı yapılardayız ama iş gereği uzlaşabilir ve uyumlu çalışabiliriz. Beni anladığınızdan emin olmak istiyorum” diye bitirmiştim. Ama anlamadığınızı ve anlamak istemediğinizi içten içe biliyordum.</p>
<p>Beni en çok kızdıran şeyi yapıyorsunuz sürekli olarak: Niyet okuma. Düşüncemi sormadan, “Ben ne demek istediğini biliyorum” tavrı. Benim gibi genelde sakin kalabilen birini çileden çıkaracak tek şey bu…<br />
Sakınarak, çalışma düzeninizi bozmamak ve sizin hoşlanmadığınızı çok belli ettiğiniz varlığımla rahatsız olmanızı minimum düzeye indirmek için, hep uygun zamanı bulmaya çalışarak, adete bir hayalet gibi süzüldüm yanı başınıza.” Uygun olduğunuzda, birlikte bakabileceğimiz zamanda çalışalım” cümleleri ile bıraktım masanıza ortak dosyalarımızı. Uygun zamanınız hiç olmadı.</p>
<p>Ve dün ben de dayanamadım, sizin ses tonunuza yakın bir tonda isyan ettim yüksek sesle : ” Ama yeter artık, empati kurmaya çalışmaktan çok yoruldum. “ Cevabınız;  “Hep siz haklısınız zaten. Herkes hep haklı, ben hep haksızım “ oldu. Olağan koşullarda benden beklenecek davranış, kısa bir ara sonrasında sizinle konuşmayı denemek olurdu. Ama bu kez, içimden gelmedi . Hiç bir yararı olmayacaktı, aksine kuracağınız cümlelerle aramızdaki kriz , istenmeyen boyutlar kazanabilecek, büyük olasılıkla ben içime dönecektim.</p>
<p>Tartışma sonrası, kalbime bir ağrı düştü ve uzun süre geçmedi. Elbette psikosomatik ağrılardı. Zavallı kolumu dolmuşta bir yerlere çarpınca duyduğum acı ile kesildi o ağrı. Ağrı, acı görünürde geçer zaten.<br />
Ama tortusu kalır yürekte. O her şeyden acı.</p>
<p>Sonra, zorunlu bir ziyaret yaptım. Karşımdaki kişi,” Siz, … okuru musunuz” dedi. Bir sözcüğümden çıkarmış bunu. “Okurum ve çok severim” dedim. “Hatta, onun bir kitabının çağrıştırdıkları üzerine, uzun bir mektup yazmışlığım da vardı. O dönem çalıştığı gazeteye, emin ellere, ona ulaştırılmak üzere teslim etmiştim. Ancak geri dönüşü olmadı” . “Ama o çok naif biridir. Ona uygun bir davranış değil bu”. “Hatta, onun senaryosunu yazdığı bir film vardır. Bir bölümüne, sevdiğim başka bir yazarın bir öyküsü yerleşmiştir” . “A, bilirim o filmi” dedi. “Evet güzeldir”. Sonra, yazarın denemelerinden bir cümleyi  ezberden okudum. “Ben yakından tanırım yazarı. Hatta, gelecek hafta görüşeceğiz. Sizden  bahsedeceğim  ona.” Güldüm ve “ Bugün yaşadığım umutsuzluğun üzerine, sizinle söyleşmek çok iyi geldi. Yazara selamımı söyleyin. Bana, 2001 yılından kalma bir cevap borcu var” .</p>
<p>Dönüş yolunda, aklıma takıldı o şiirin o dizesi:<br />
“Olmayacak şey bir insanın, bir insanı anlaması.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Olmayacak Şey, Bir İnsanın Bir İnsanı Anlaması&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-olmayacak-sey-bir-insanin-bir-insani-anlamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Jan 2018 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12558</guid>
				<description><![CDATA[<p>“HALA YAŞIYORSUN, ONUN KALBİNİN EN GİZLİ YERİNDE” Çok uzun yıllar geçmişti görüşmeyeli. Ortak dostumuzdan alıyordum haberlerini. Görüşemiyorduk ama , neler yaşadığını  biliyordum.  Eşin için katlanmak zorunda kaldıklarını,  örneğin. Şişli’deki o pasajda açtığınız (açtığın) o dükkana da bir kez uğramıştım. Hasan, hep aynı, tepkisiz, durgun.Sen o güzel sesinle , “her şey iyi olacak” diye cıvıldıyordun. Çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“HALA YAŞIYORSUN, ONUN KALBİNİN EN GİZLİ YERİNDE”</p>
<p>Çok uzun yıllar geçmişti görüşmeyeli. Ortak dostumuzdan alıyordum haberlerini. Görüşemiyorduk ama , neler yaşadığını  biliyordum.  Eşin için katlanmak zorunda kaldıklarını,  örneğin. Şişli’deki o pasajda açtığınız (açtığın) o dükkana da bir kez uğramıştım. Hasan, hep aynı, tepkisiz, durgun.Sen o güzel sesinle , “her şey iyi olacak” diye cıvıldıyordun. Çok sonra, işlerin hiçte iyi gitmediğini, Hasan’ın kumar ve içkiye dalarak bolca sendelediğini, senin ise, en başından beri birlikteliğini onaylamayan gayet varlıklı ve çok bilmiş ablaların baskın olduğu ailenin de desteğinden yoksun, bir başına çabaladığını, eşinin  terapi seanslarını yarım bıraktığını, birkaç kez de canına kıymayı denediğini, ama bunu da beceremeyerek giderek daha da derinlere savrulduğunu  ve sonunda bir gün, evinizin banyosunda, senin kollarında can vermeyi başardığını, seni de nasıl derin bir mutsuzluğa gömdüğünü öğrenecektim. Geride kalan maddi enkazın yanı sıra, yaşadığın acılarla başa çıkma çabaların yıllar boyu sürdü ve en sonunda, Moda’daki küçük eve sahip olabildiğini duyduğumda  “ nihayet “diye düşünmüştüm. Ortak dostumuzla,  çıktığınız yolculuklardan nasıl keyif aldığını biliyordum. Doğum gününde arardım seni, sesinle sevinirdin.</p>
<p>O yaz, Datça’da dostumuz ve sen, birden çıkıverdiniz karşımıza. Çok dingin, sohbet ve mutluluk dolu birkaç günü paylaştık hep birlikte. Kahve falları baktık birbirimize. “ Fal dediğin, insanı mutlu etmek için birkaç cümle kurabilmektir “ demiştin, biraz hüzünle. Datça günlerinin sonuna yaklaşmıştık.Kaldığınız pansiyonun önünden geçiyorduk o akşamüzeri.Balkonda sigaranı tüttürüyordun, gözlerin dalgındı,sanki ruhunu başka bir yere göndermişsin, dönmesini de beklemiyor gibiydin. Bende kalan resmin işte bu. Seninle vedalaşmışız o yaz sonu, bunu o zaman bilmiyordum elbette.</p>
<p>İki ay sonra bir gün, dostumuz aradı ve senin komaya girdiğini, yoğun bakımda olduğunu bildirdi. Yüksek tansiyondan çok çekmene karşın, ısrarla oruç tutmaya kalkışmıştın ve beynin kanamıştı işte. On gün kadar  yoğun bakımda, hiç kendine gelemeden uyudun. Hepimiz  kalman için çok dua ettik. Duygusal bağlantıları farklı ve kuvvetli bir arkadaş, haber gönderdi bir akşam : “Sizler  gitme diye yalvardığınız için  gidemiyor.Lütfen onun için en iyisinin gerçekleşmesine dair dua edin, özgür bırakın ”. O andan sonra  hepimiz öyle dua ettik senin için ve ertesi gün, sen bizi bırakıp gittin.</p>
<p>Dostumuz aradı , ağlıyordu “ gitti “dedi, “artık bitti”. Aile bireylerin, son nefesini verir vermez, seni orada bırakıp çıkmışlardı hastaneden. Dostumuz kalmıştı ama. Gecenin karanlığında, öylece kıpırdamadan oturuyordu bir bankta. Sessizce ağlıyordu. Sarıldım ona, gözyaşları aktı, rahat bıraktım. Sarıldım sadece. İşte tam o anda, kapkara bir kedicik belirdi yanımızda. Doğruca, dostumuzun kucağına zıpladı, sonra çok yavaşca, başını kalbine yasladı, sevmesini bekledi. Bilirsin, onun kedi-köpeklerle arası yoktur.Bir kediye dokunmuşluğu hiç yokken, önce şaşkınlıkla, sonra çekingence  onu okşamaya başladı, okşadıkça sakinleşti, hıçkırıkları hafifledi ve durdu. “Bu kediyi sana o yolladı belki de “ dedim.  “Ya da  kendisidir , daha fazla üzülme diye gelmiştir “ “Belki de “dedi hüzünle.</p>
<p>Nice yaz geçti, Datça’ya her gidişimde, seni son kez gördüğüm o balkona takılır gözlerim ve içimden sessiz bir selam gönderirim o güzel ruhuna. Dostumuz, senden sonra hep yalnız çıktı yaz yolculuklarına,.Ara sıra birileri eşlik ediyor ona  ama o hep,  seninle gittiği uzak –yakın yollardaki varlığını özlemekte ve çok yalnız. Biliyorsun, değil mi?</p>
<p>Huzurla uyu sevgili insan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Hani, O Bırakıp Giderken Bizi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hani-birakip-giderken-bizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12558</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12553</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ŞARKILAR BİZİ SÖYLER” Yaşamımız boyunca  çoğu kez,  farkına varmadan, belleğimize aktardıklarımız tanımlar duygusal zenginliğimizi. Sesler, örneğin. Çocukluğunuzun sokaklarını getirin aklınıza. Bir zamanlar, ne çok satıcı geçerdi, farklı zaman dilimlerinde üstelik. “Eskiciii!, eskiler alıyom, şişelere mandal veriyom.eskiiicii!”  Eskiciler, sadece şişeleri değil, ev halkının eskimiş, küçülmüş giysilerini de değiştirirlerdi  mandallarla, naylon sepet, leğen, porselen veya çinko tabaklarla. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“ŞARKILAR BİZİ SÖYLER”</p>
<p>Yaşamımız boyunca  çoğu kez,  farkına varmadan, belleğimize aktardıklarımız tanımlar duygusal zenginliğimizi. Sesler, örneğin. Çocukluğunuzun sokaklarını getirin aklınıza. Bir zamanlar, ne çok satıcı geçerdi, farklı zaman dilimlerinde üstelik. “Eskiciii!, eskiler alıyom, şişelere mandal veriyom.eskiiicii!”  Eskiciler, sadece şişeleri değil, ev halkının eskimiş, küçülmüş giysilerini de değiştirirlerdi  mandallarla, naylon sepet, leğen, porselen veya çinko tabaklarla. Kollarındaki kocaman sepetti taşıma araçları, sonraları çek çek arabaları ile gezer oldular ve bir gün birdenbire kayboldular ortadan. “Yoğurtçuuu!!!, Silivri yoğurduuu!!” yoğurtçular, omuzlarında terazilenmiş , iki taraftan sarkan yuvarlak tepsilerde taşırlardı yoğurdu. Ellerinden birinde, kısa aralıklarla salladıkları, gelişlerini duyuran çıngırakları olurdu. Evin hanımının verdiği kap  teraziye konur  ve  yoğurtçu, küçük bir malayı andıran kepçe ile doldururdu içini. ”Lahmacuunn, sıcacuuukkk!!!”  her sokaktan geçerdi  lahmacuncular. Çoğu beyaz önlük giyer, kollarındaki beyaz, oval kutularda satarlardı lahmacunlarını. Oduncular vardı sonra. Sonbaharın kışa dönmek üzere olduğu aylarında ortaya çıkarlar, omuzlarındaki baltalarla, bahçelere yığılmış odunları ya da kütükleri parçalarlar, hem odunları, hem de alınmış ise, kömürleri odunluklara taşırlardı. Lağımcılar bile vardı. Tıkanmış lağımlarla ya da bir zamanların küçük Anadolu şehirlerinde yaygın olan bulaşık çukurları ile ilgili sorunları, şıp diye çözerlerdi. ”Dondurmaccııı!” biz çocukların yolunu dört gözle beklediği satıcılardı dondurmacılar. Küçücük, iki tekerlekli, çoğunlukla mavi arabaları olurdu. Kornet külahların henüz üretilmediği dönemlerde, genellikle akşam üzerleri geçerlerdi kapıların önünden. Macuncu, başının üzerine yerleştirdiği bez halkanın üzerinde taşırdı tepsisini, portatif iki ayaklı bir sehpacığı koluna geçirir, renk renk macunları, hiç acelesiz, uzatarak dolardı saza benzer kısa çubuklara. Pamuk helvacıları izlemek en zevkli olandı. Çalışan basit düzeneğin ortasındaki yuvarlağa dökülen toz şeker ve bir parça pembe boya, hızla döner, izleyemediğimiz bir hızla, örümcek ağına benzer incecik bir kıvamda, uzatılan çubuğa bulut gibi dolanırdı. Yerken burnumuza yapışırdı ve sinir bozardı, o da başka sorun. Simitçi, her an geçebilirdi. Uçan baloncu, rengarenk uçan balonları ve karton ayakları yere basan, koca kulaklı tavşan balonları ile geçerdi sokağımızdan. Alınan uçan balonlar, odamızın tavanına yapışır,ipi yere uzanır, ama ertesi sabah uyandığımızda, üzülerek yerde bulurduk onları. “Bileyci, bileyci, bileyyy!!” Bıçaklar ve makasları keskinleştirenlerdi onlar. Kalaycılar gelirdi sonra, kap- kacak, şimdiki gibi çelik, teflon, emaye , vb değildi, Bakır kaplar, belli aralıklarla kalaylanmak, parlatılmak isterdi.Kalayı gitmiş kaplarda pişirilen yemeklerle zehirlenmekten korkulurdu. Cam damacanalarla satılan sular, evlerdeki küplere boşaltılırdı, ağızlarına gerilen beyaz tülbentlerden süzülürek .Balıkçılar geçerdi, hallaçlar geçerdi. Yastık ve yorganlar, yün veya pamuktandı, zaman zaman dikişleri sökülerek bahçelerde güneşlendirilir, kabartılır ve sonra yıkanarak kurutulan kılıflarına geçirilerek dikilirdi. Kış akşamlarının sesi “Booozaaa!!” olurdu.Bizim mahalleye , sadece cumartesi akşamları saat 18.00 civarında gelen asık yüzlü, suskun bozacı getirirdi bize bozayı. Bir rivayet, o hafta almamak için kapıyı açmayanların payını kapılarına dökermiş ama Allahtan, biz hiç görmedik.Gazeteler, yeni yetme gençler ya da çocuklar tarafından, bağıra çağıra satılırdı. “Yazıyooor, yaazıyorrr!!” merak uyandıracak haberleri ezbere seslendirirdi gazete satıcıları.Bütün bu seslerin her biri, yaşadığımız döneme tanıklık ederlerdi. O sesler, çizgiye, resimlere dönüşerek anı belleklerimize yerleştirirlerdi. Satılanların kokuları, renkleri, biçimleri , bizde uyandırdıkları keyif yer bulurdu içimizde. Satıcılarla kurulan kısacık, hatta anlık iletişimler, yaşamlarımızın belki de ilk ilkel alıp vermeleriydi. Satıcının, sattığı ile kurduğu bağı izlerdik, bize sunuşunu, bizim ondan aldığımız andaki hallerimizi izleyişini, zaman zaman anlattığı kısa bir fıkrayı, bize yaptığı küçük şakaları, keyifli zamanlarda sorulan bilmeceleri önemserdik. Onlar, sokağımızın sesleriydi ve hep oraya ait olmalıydılar sanki. O yaştaki bizler için, alıştıklarımızın her zaman alıştığımız yerde ve biçimde, hatta anda olmasının yarattığı ferah olma hali, güven duygusu… Zaman  zaman, satıcıların öyküleri de merek edilirdi, anlatılan ya da anlatılmamakla birlikte kulaklara değen ayrıntılar, aslında farklı yaşamların da olabildiğini öğretirdi çocuklara, ister istemez…</p>
<p>Her mahallenin sokakları, güvende olunan ortamlardı ve gönül rahatlığı ile oynardı çocuklar. Kavgalar olur, itişilir, bağrışılır ama bir şekilde, zorunlu olarak uzlaşılırdı. Bilgisayar çağına girilmesine daha çok uzun yıllar vardı ve ilkel sayılabilecek malzemelerle, olağan dışı oyun gereçleri yaratılırdı . Mısır püskülü saçlı, gövdesi pamuk dolu patiskadan, kolları bacakları dallardan bebek yapılırdı örneğin. Çam iğnelerini iç içe geçirerek kolye ve bilezikler üretirdik. İçi su dolu bir bitkiyi patlatır, kıvırarak kulaklara küpe yapardık, Gazoz kapaklarına, su ile karıştırılmış toprak sıkıştırarak sözde pasta pişirirdik, üzerlerine, tavuk yemleri dizerdik süs olarak. Kiremit parçalarını şekillendirir, yerlere resimler çizerdik. Lastik parçasını düğümler, bacaklara geçirirdik, arkadaşlarımız üzerinden atlardı. Lastik diye küçümsemeyin lütfen, çok keyif alırdık. Tahta üzerine çiviler çakılırdı, genellikle erkekler, fiske atarak para sektirirlerdi. Şimdi pek çok çocuğa sıkıcı gelebilecek bu etkinliklerden hiç bıkmazdık . Oyunların çoğunu, rahatlıkla bulunabilecek malzemelerle biz yaratırdık çünkü, emek verirdik ve severdik. Kendi sokağımızda olan, güven verici ve rahatlatıcıydı. Bildiğimiz evler, teklifsizce oynanacak bahçeler, bizi kendi çocuklarından ayırmayan komşu teyzelere sahiptik. Bahçelerden yemek kokuları taşardı evlere ve komşuda pişen, bize de düşerdi. Paylaşmak, gün içinde duvardan duvara ses olmak, öğleden sonraları bahçelerde paylaşılan söyleşmeler, hep bize ulaşan kısa, yalın yaşam dersleriydi.</p>
<p>Şimdi hep birlikte ve bir başına, güvensiz, meraksız, dört duvar arasında, kimsenin yaşamına değmeden, en ufak bir alan ihlalinde kızmaya , küsmeye hazır yaşanıyor sokaklarda. Satıcılar, eski çeşitlilikte değil. Karpuz-kavun satıcıları. Bozuk bilgisayarları çek-çeklerine atmış eskiciler var en çok. Şansınız varsa, balığın bol olduğu zamanlarda, seyyar balıkçı görebilirsiniz en fazla…</p>
<p>Ve şarkılar… Bizim şarkılarımız da vardı. Oynamaya ara verir, bir kenara oturur, avaz avaz şarkılar söylerdik, seslerin başka başka tonuna aldırmadan, bazen hep bir ağızdan, bazen de tek tek, şarkılar söylerdik. Çocuk şarkıları ya da büyüklerin şarkıları, söylerdik ve mutlu olurduk. Televizyonlar yaşamlarımıza henüz dahil olmamışken, radyolar hep açık olurdu ve her telden çalan müziğe çok alışkındı kulaklarımız. Ondandır, türküleri, şarkıları ve klasik müziği yadırgamadan severek dinlememiz, nota bilmesek te, aynı makamdan olan şarkıları eşleştirebilmemiz, sözleri ve müziği bir arada düşünebilmemiz. Geçmişin resimlerini çizer ve anılarımıza eşlik eder müzik.</p>
<p>Uzak geçmişinizden bir anı seçin şimdi ve içinizde çalmaya başlayan kendi şarkınıza kulak verin. Sahi, sizin şarkınız hangisi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Sesler, Yüzler, Renkler, Evler, Sokaklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-sesler-yuzler-renkler-evler-sokaklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12553</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 21 Dec 2017 05:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12071</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun yıllar oldu, yolum Firuzağa yakınlarına düşmedi hiç Bay Lee. Dolayısıyla, plak dükkanınızdan haberdar değildim ve adınızı da düne dek hiç duymamıstım. Gazetedeki o resimde,dizlerinizin üzerine çökmüştünüz, başınız öne eğik, ağlıyordunuz.Resminize baktım dakikalarca ve &#8220;bizi&#8221; gördüm Bay Lee.&#8221;Bizim&#8221; gibi olmayanlardan,bizim gibi düşünüp, bizim gibi davranmayanlardan , &#8220;biz&#8221; hiç hoşlanmayız.Bizimle aynı düşünce ve davranış kalıplarında olmayanları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllar oldu, yolum Firuzağa yakınlarına düşmedi hiç Bay Lee. Dolayısıyla, plak dükkanınızdan haberdar değildim ve adınızı da düne dek hiç duymamıstım. Gazetedeki o resimde,dizlerinizin üzerine çökmüştünüz, başınız öne eğik, ağlıyordunuz.Resminize baktım dakikalarca ve &#8220;bizi&#8221; gördüm Bay Lee.&#8221;Bizim&#8221; gibi olmayanlardan,bizim gibi düşünüp, bizim gibi davranmayanlardan , &#8220;biz&#8221; hiç hoşlanmayız.Bizimle aynı düşünce ve davranış kalıplarında olmayanları dışlamakla kalmayız, dövebiliriz, hatta ölmekten bile beter edebiliriz.Dünyanın en hoşgörülü dinine mensubuz ama, &#8220;olmazsa olmazlarımıza&#8221; denk geldiğinde,Allah yaratmış&#8221; demeyiz,ona göre!! .Ama bir de diğer -ve hala çoğunlukta olduklarına dair umutların saklı tutulduğu- bir &#8221; biz&#8221; daha var,bizden içeri.İste o &#8220;biz&#8221;, herkesin kendisi olma ,başka yaşamlara ve başka inançlara saygı duyarak yaşama ilkesine yürekten bağlı olanlarca oluşturulmaktadır.&#8221;Bizce&#8221;, herkes kendinden sorumludur.Hiç  kimsenin inandıkları, seçimleri ve tercihleri nedeni ile dışlanıp şiddet görmesi, kabul edilemez. Bir baskasının  davranışından rahatsız olsa da  can acıtmayı,incitmeyi aklından bile geçirmez.O &#8220;bize göre&#8221; ; yaşam hakkı ve inançlar kutsaldır. Dayatma,diretme,şiddetle kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmak,  akıldan bile geçirilmez. Dükkanınızda dün akşam,yabancı bir topluluğun konseri internet ortamında dinlenirken ve dinleyicilerin çoğu yabancı iken yaşanmış o saldırı. Şiddet ve kaba güçten uzak bir kültüre mensupmuşsunuz Bay Lee. İnanın &#8220;bizler de&#8221;, kaba kuvvetten hiç hoşlanmıyoruz, hatta coğu kez  ürküyoruz ve korkuyoruz.&#8221;Biz hala, insanların konuşarak anlasabileceğine, şiddetin yerini,sakince konuşarak uzlaşmanın alabileceğine,&#8221;düşüncenize katılmıyorum,ancak farklı görüşünüzü ifade edebilme özgürlüğünüzü sonuna dek savunurum&#8221; cümlesine inananların çoğunluğu oluşturduğuna inanmak istiyoruz. Dükkanınızı tümüyle kapatmadığınızı umuyorum.Dilerim, dükkanınıza zarar veren &#8221; öteki biz&#8221; yüzünden, ülkenize dönmeyi düşünmezsiniz. &#8220;O bizi &#8221; bağıslamayın, bağışlamanız, &#8221; bizi&#8221; o tür davranışlardan vazgeçiremez çünkü. Ama, resimdeki gözyaşlarınızın üzüntüsünü, yürekten hisseden, aslında olayla hiç ilgisi olmayan, bugüne değin,hic bir canlıya el kaldırmayı aklından bile geçirmemiş &#8220;bizlerin&#8221;, içten özürlerini kabul edin, &#8220;görün akan gözyaşlarımızı ve bizi affedin&#8221; Bay Lee&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar  &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-resimdeki-gozyaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12071</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 06 Dec 2017 05:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12032</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ÜMİDİNİ BİR ÇİFT SÖZE BAĞLADI KALBİM” “BİR SES, BİR BAKIŞ, BAZEN…” “Size bir paket geldi” dediğinde arkadaşım, her zamanki yazışmalardan biri sandım önce. Sonrasında, meçhul paketin  sadece  kağıt  içermediğini anladım dokununca. Poşetin içinden bir torba, onun içinden de iki küçük kese çıktı. Keselerden birinde, renkli boncuklardan bir kolye ve metal görüntüsünde ama yine boncuklardan oluşturulmuş bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“ÜMİDİNİ BİR ÇİFT SÖZE BAĞLADI KALBİM”<br />
“BİR SES, BİR BAKIŞ, BAZEN…”</p>
<p>“Size bir paket geldi” dediğinde arkadaşım, her zamanki yazışmalardan biri sandım önce. Sonrasında, meçhul paketin  sadece  kağıt  içermediğini anladım dokununca. Poşetin içinden bir torba, onun içinden de iki küçük kese çıktı. Keselerden birinde, renkli boncuklardan bir kolye ve metal görüntüsünde ama yine boncuklardan oluşturulmuş bir bilezik vardı, yanı sıra küçük bir kağıda yazılmış mektubunuz:</p>
<p>“…Size her şey için teşekkür etmek istedim. Bir girdaba kapıldığınızda, çıkamıyorsunuz. Ama bazen bir ses, çok uzaktan, tanımadığınız bir sesteki tını, size hayatı yeniden hatırlatıyor. Anlayışınız ve yardımlarınız için sonsuz teşekkürler. Umarım, hiçbir değerinizi ve değer verdiklerinizi kaybetmezsiniz. Küçücük, çok ufak anılar yollamak istedim size. Çok gecikti teşekkürüm. Hep aklımda ve dualarımdasınız. Aslında çok değerli şeylere layıksınız. Ama elimden gelen bu. Size şans getirmeleri dileği ile. Sağlıkla ve sevdiklerinizle kalın…”</p>
<p>Mektubunuzu, heyecanla ve çok duygulanarak okudum. Göz nuru armağanlarınızı elimde tuttum bir süre. İki arkadaşım ile paylaşmak istedim. “Güzelmiş” dediler ilgisizce. Gerçek bir paylaşım için akşamı beklemek zorunda kaldım. Ayrılmaz parçalarıma, önce kısaca sizi ve öykünüzü anlattım, duygulanarak dinlediler yazdıklarınızı. Kızımı, ilerleyen saatlerde, mektubunuzu tekrar okurken gördüm.</p>
<p>İki ay kadar önce, yaşlı bir hanım aradı ve sizin adınıza gelen ödeme emrine konu borcu, diğer komşularınızla birlikte üstlenmek istediklerini belirtti. Sizi sorduğumda, “ hiç birimiz nerede olduğunu bilmiyoruz” dedi. “Bir rivayete göre, bakımevinde imiş”. Sonraki süreçte bir başka seveniniz, dostlarınızdan birinin isteği ile gönüllü olarak avukatlığınızı üstlenen bir başka hanım ve son olarak siz aradınız. Yıllar önceki sancılı ticaret yaşamınızdan geriye günümüze dek süren borçların sıkıntısı kalmış. Ortağınız kolaylıkla sıyrılıvermiş işin içinden. “Hapse girdim, dayak yedim, tehdit edildim şimdi de saklanarak yaşamak zorundayım. Korumak zorunda olduğum bir çocuğum var.&#8221;  Anlatırken ağladınız ve beni üzdüğünüz için durmadan özür dilediniz. Konuyu birlikte sonuçlandırdık sonra. Yine ağladınız, bu kez” sevinçten “ dediniz. “ Çok ümitsizim, çok yorgunum, gücüm tükendi”.</p>
<p>“Ümit hep vardır, bazen tükendiğimizi sandığımız noktada, bir yerlerden bir ses, bir bakış, yeniden başlama gücü verir bize, hem de beklemediğimiz bir anda. Elbette sizin için de talihinizin döneceği bir kırılma noktası vardır. Lütfen ümit etmekten ve daha iyi günleri beklemekten vazgeçmeyin” dedim. Sesinizle sevindiniz, duydum.</p>
<p>Armağanlarınız ve mektubunuza  teşekkür etmek için aradım sizi. Sesiniz ışıdı sanki. Bu kez ağlamadınız, ne güzel. Yazdıklarınızı yinelediniz ve “ Son konuşmamız bana öyle iyi geldi ki. Duymak istediklerimmiş söyledikleriniz. Sesinizde, yüreğime ulaşan,  içimdekileri yumuşatan bir şeyler vardı. Kendime gelmemi sağladınız. Çok teşekkür ederim” .</p>
<p>“Ben de size teşekkür ederim. Günlük yaşamın kuru gürültüsü arasında, yanı başımdaki pek çok kişiye aktaramadıklarımı anladığınız, aldığınız ve kabul ettiğiniz için. Beni düşünerek dizdiğiniz o kolye ve bileklik için, çok teşekkür ederim. Benim de ihtiyacım vardı, hiç karşılaşmadığım birinden gelecek umuda. Asıl ben size teşekkür ederim” diyemedim, içimde kaldı. Ben de size hiç göndermeyeceğim bu mektubu yazdım, gecenin geç saatinde… Yüreğiniz, umuda dönük olsun, daha iyisini istemekten vazgeçmeyin, ve bir gün, hiç beklemediğim bir anda, gelin, görüntü olun. Kısa, keyifli, gözyaşlarından uzak bir çay sohbetinde buluşalım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Ben Küskünüm Feleğe”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-ben-kuskunum-felege/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12032</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 06:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11979</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;BİZİM OYUNCAKLARIMIZ VARDI&#8230;&#8221; &#8220;DÜŞ DÜKKANI SAKİNİ&#8230;&#8221; Bir sürü çocuktuk, elimize geçen her cisim oyuncağımız olabilirdi.Küçük bir sopayı kırar, artı şekline getirip iple sabitler, sonra beyaz bir kumaşı pamukla doldurarak oluşturduğumuz küçük yuvarlağa kalemle kaş,göz,burun ve dudak çizerek baş yapar, tam tepeye bir avuç mısır püskülü veya pamuk yapıştırarak saçları oluştururduk.Ve kumaş parçalarından dikilen elbiselerle bebeğimize kavuşurduk. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;BİZİM OYUNCAKLARIMIZ VARDI&#8230;&#8221;<br />
&#8220;DÜŞ DÜKKANI SAKİNİ&#8230;&#8221;</p>
<p>Bir sürü çocuktuk, elimize geçen her cisim oyuncağımız olabilirdi.Küçük bir sopayı kırar, artı şekline getirip iple sabitler, sonra beyaz bir kumaşı pamukla doldurarak oluşturduğumuz küçük yuvarlağa kalemle kaş,göz,burun ve dudak çizerek baş yapar, tam tepeye bir avuç mısır püskülü veya pamuk yapıştırarak saçları oluştururduk.Ve kumaş parçalarından dikilen elbiselerle bebeğimize kavuşurduk. Oyuncak bebekler plastiktendi çoğunlukla. Yumuşak bebekler hem az bulunurdu,hem de diğerlerine görece pahalıydı.Sıkıştırılmış samanlardan yapılma, gözleri ve kirpikleri oynayan saçları siyah bir bebeğim vardı, o benim en kıymetlimdi, ama artık o kadar yıpranmıştı ki, dökülen samanlarından usanan annem tarafından ortadan kaldırıldı bir gün. Ardından çok ağladım.ve bir daha hiç o kadar güzel bir bebeğim olmadı.Tahta ve plastik legolarım vardı, severdim evler inşa etmeyi. Plastik oyun hamurlarımla, bir sürü nesne yapardım kendimce. Minyatür tencere -tavalarım, annemin çocukluk arkadaşı rahmetli Aysel teyzenin Almanya&#8217;dan getirdiği sarı üzerine kırmızı benekli cay takımım vardı.Sonra, eğimli bir tahtanın üzerinden yokuş aşağı giden Hasbi Tembeler ve üzerine bastırdığınızda yumurtlayan tavuğumuz, pompaladıgımızda  plastik borunun ucunda zıpzıp zıplayan kurbağalarımız, timsahlarımız, irili ufaklı toplarımız vardı. Şifon eşarpları bin bir türlü şekilde bağlayarak sözde gece elbiseleri, hatta sahte saçlar yapar, bahçede gazoz kapaklarına doldurduğumuz toprağı, tavukların yemleri ile süslediğimiz çamur pastaları, düzgün taşlardan çattığımız masalara yerleştirerek birbirimize sunardık. Erkek çocukların ise, çoğu plastikten mamul kamyonları, türlü çeşitli arabaları, çelik çemberleri ve özendiğim cam bilyeleri olurdu.Bir biçimde uzlaşır, mevcut oyuncakları paylaşarak ,bazen değişerek, senaryoları anında yazarak oyunlar oynardık birlikte. Masallardan tanıdığımız,kurşun askerler, üzeri balerinli müzik kutuları vardı hayatlarımızda .Bolca hayal gücüne,çokça yaratmaya ve paylaşmaya dayalı mutlu zamanların,az paralı ama hemen mutlu olmaya hazır, şahane düş gücüne sahip çocuklarıydık.Belki de bizim kuşak, tam da bu nedenle çocuk kalmayı seçti, hiç büyümek istemedi.</p>
<p>Sizin &#8220;Kanaryam Japon Oyuncak&#8221; adlı dükkanınızı, 1970&#8217;li yılların ikinci yarısından beri biliyorum sanırım. O yıllardaki sizi hatırlamıyorum ama.Size dair fotoğraf, 90&#8217;lı yıllara ait. Üst caddede, köşedeki dükkanda, az ilerideki şimdiki yerinize taşınmıştınız. Hiç girmediğim ilk dükkanın dış cephesindeki duvarda, kocaman Speedy gonzales, kırpık Joe ve şimdi hatırlayamadığım çizgi roman kahramanları çizilmişti.Bu çizgilerin size ait olduğunu ve sizin bir ressam olduğunuzu bugün öğrendim.</p>
<p>Değişen zamanla, Kanaryam Oyuncak, oyuncakların yanı sıra bolca hediyelik biblo, fener, küçük heykelcikler de satar oldu.Sık alışveriş yaptığım söylenemezdi ama, ne zaman küçük bir çocuğu sevindirmem gerekse ya da acilen sevimli bir obje almak istesem, orada olduğunuzu bilirdim.Bazı akşamlar, istem dışı olarak sadece vitrininize göz atmak için duraklardım orada. Dükkanınızın alt katında yaşadığınızı duymuştum. Az konuşan,saygılı biriydiniz.Ve tüm yalnızlar gibi suskundunuz.</p>
<p>Bugün öğrendim sonsuzluğa gidişinizi.Mahallemizin başka bir sevilen esnafı paylaşmış sayfasında kaybınızı: &#8220;Daha gecen hafta konuşmuştuk..Nereden bilirdim son olduğunu Erdem ağabey?&#8221;</p>
<p>Duyurunun altına bizim semtin eski çocukları bir çok yorum yazmış. Ne çok çocuğun hayatına değmişsiniz meğer. Hepsi de ani gidişinize inanamamış.Hemen hepsi, size ve çocukluğuna ait anılar aktarmış. Hatta, çocuk kalmakla yetinmeyerek o güzel oyuncak müzesini kuran Sunay Akın da sizi yazmış.Meğer o da çocukken bir süre bizim semtte yaşamış. Sizin dükkanda görüp sevdiği, ama almaya o an için parasının yetmediği oyuncak kamyonu, parasını biriktirinceye dek kimseye satmamanızı istemiş sizden. Siz,&#8221; kamyonu alıp götürebileceğini, parası olunca ödemesini&#8221; önermişsiniz. O bedelsiz almak istemeyince, vitrinden çekmeceye kaldırıp o satın alıncaya dek onun için saklamışsınız. &#8220;Az önce bir haber aldım,Erdem Savaş ağabey ölmüş.Kim inanır bu yalana?!&#8221; diye yazmış.Gittiğiniz yerde, burada yıllar boyu çocukluk hayallerinin resmi olduğunuz,düşlerine dokunduğunuz küçük ve büyük çocuklar karşılamıştır sizi. Hiç yabancılık çekmediğinize inanıyorum Erdem Bey.Bize gelince, semtimizin en eski ve en özel dükkanının ışıklı vitrininden yoksun kalacağız.Artık bir düş satanımız olmayacak. Sizinle, bu semtin çocukları ve şimdiki zamanın çocuklarının değişen oyuncak tercihleri üzerine bir sohbeti hiç yapamayacağız. Tüm çocuk kalanlar adına teşekkür ederim size. Huzur içinde, nur içinde uyuyun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-oyuncaklarimiz-vardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11979</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 22 Oct 2017 21:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11229</guid>
				<description><![CDATA[<p>“YARIM KALAN SAADET&#8221; Çocukluğumun sadece her yıl, bir yaz ayına sığan ve doyamadığım İstanbul anılarının önemli insanlarındandınız siz. Annemin anneannesi, bizlerin &#8220;haminnesi&#8221; idiniz. O günlere ait belleğimdeki size dair resim, siyah başörtünüzü gevşekçe bağlayışınız, genellikle kederli yüzünüz, özellikle efkarlandığınızda fazlaca tüttürdüğünüz ” Gelincik” sigaralarınız… Agah Paşa çıkmazındaki, kızınız ve damadınız ile yaşadığınız (Torunlarınız çoktan yuvadan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“YARIM KALAN SAADET&#8221;</p>
<p>Çocukluğumun sadece her yıl, bir yaz ayına sığan ve doyamadığım İstanbul anılarının önemli insanlarındandınız siz. Annemin anneannesi, bizlerin &#8220;haminnesi&#8221; idiniz. O günlere ait belleğimdeki size dair resim, siyah başörtünüzü gevşekçe bağlayışınız, genellikle kederli yüzünüz, özellikle efkarlandığınızda fazlaca tüttürdüğünüz ” Gelincik” sigaralarınız… Agah Paşa çıkmazındaki, kızınız ve damadınız ile yaşadığınız (Torunlarınız çoktan yuvadan uçmuştu, o tarihlerde) iki katlı, küçücük ahşap evi her ziyaretimizde, peynirli sigara börekleri kızartırdınız. O böreklere tat veren, sizin eliniz miydi, yoksa çocukluğun bazı tatları özel kılışı mıydı? bugün bile bilmiyorum. Bildiğim, bu börekleri şimdi eskisi kadar keyifle yiyemediğim&#8230;</p>
<p>Çok kısa bir süre evli kalabildiğiniz, doyamadığınız ilk eşiniz zabit Sabri Bey, Yemen cephesinde şehit olup, sizi minik kızınızla  yalnız bıraktığında, seçme şansınız olmadığı için rahmetlinin ailesi ile yaşamak zorunda kalışınız, “kaim validenizin”, benzerleri arasındaki bilinen en kötü örneğe bile nerede ise rahmet okutacak kadar insafsız oluşu&#8230; Bugünkü, ev işlerini kolaylaştırıcı teknolojik nimetlerin çoğunun adının bile bilinmediği o dönemlerde, kayın valide, kayın peder, kayın biraderler, eltiler ve çocuklarından oluşan o büyük ailenin, sadece çamaşırlarını yıkamanın bile başlı başına eziyet olduğu, can acıtıcı, bitmek bilmeyen zamanlar… Bahçede kurulan kazanlar ve leğenlerin başında, diğer gelinlerle birlikte canınız çıkarken, ensenizde boza pişirme görevini üstlenmiş,” kaim validenin” azarları: “O ne o, öne? (Öyle) Hala bitiremediniz, şuncacık çamaşırı. Ne surat ediyorsunuz? Çamaşırların hepsi de size ait. Şu gömlekler bey babanızın, şu içlikler benim, şu pantolonlar ağabeylerinizin…” Siz, o zamanlar da sakinmişsiniz. Tıpkı, hatırladığım gibi.</p>
<p>Bir gün, bulabildiğiniz tüm cesaretinizi toplayıp, yanınıza sadece, minik kızınızı ve rahmetli eşinizden size kalan tek anı olan o fildişi tarağı alıp, baba evine gitmek istemişsiniz. Ne yazık ki çok kısa sürede, geri dönmek zorunda kalmışsınız. Öyle ya, o dönemlerde (ve yine, ne yazık ki, günümüzde de çoğu evde geçerli olduğu gibi) “kadın kısmının evden çıktıktan sonra yerinin, artık eşinin evi olduğu” kabul edilirmiş.</p>
<p>Bir kaç yıl sonra, daha on yedi yaşında iken, üçüncü çocuğunu doğuramadan Hakkın rahmetine kavuşan, ardından çok ağladığınız rahmetli komşunuz Emine Şerife Hanımın dul eşi, iki çocuk babası &#8211; ki, o çocuklardan biri anneannemdir- Şehir Hatları Vapurunun çarkçıbaşısı Rasim Bey ile evlenmeniz aşamasında, ilk eşiniz Sabri Beyin ailesi, hep birlikte üzerinize gelerek, biricik kızınızı sizden kopardıkları için, onunla çocukluğu boyunca ara sıra kaçamak buluşmalarla görüşmeleriniz yüzünden, o yılların eksikliğini ve soğukluğunu, ikiniz de hiç bir zaman gideremeyecektiniz. Kızınız yetişkin olup, yuva kurup anne olduğunda, aynı evde birlikte yaşayacak ve sanki, aslında sizin suçunuz olmayan, çocukluğunun soğuk gecelerinin özürünü dilercesine, kalan ömrünüzü, üç torununuza ve tüm evin işlerine verecektiniz. Kızınız, belki de bilinçaltındakilerin yönlendirimi ile  tüm sorumluluğu size bırakarak, o yılların acısını çıkaracaktı istem dışı olarak.</p>
<p>Yıllarca, anneannemin oturma odasının duvarında asılı duran, o fotoğraftan ve anlatılanlardan anladığım kadarı ile, benzerleri gibi duygularını dışarıya hiç yansıtmayan, sevgisini mavi gözlerinin ardında gizleyen, aslında ailesi ve çocuklarını (kızınız da dahil) ayırmadan çok seven Rasim Bey, sizi de hoş tutmuş. Eski ortamınızdan sonra, inanamamışsınız bu mutluluğa. Evliliğinizin ilk günlerinde, üst kattan size “neredesiniz Zübeyde Hanım?!” diye seslenen Rasim Dedeye cevabınız; “ Buradayım bey, tel dolabımıza ve yemeklerimize bakıyorum” olmuş. Kızınıza duyduğunuz özlemi, geceleri, anneannemin küçük kardeşi, kızınız ile yakın yaştaki Fehmi dayı ile, aynı yatakta uyuyarak ve ona sarılıp, sıkça ağlayarak dindirmeye çalışmanız, o fildişi tarakla sevdiğinizin anısına tutunarak güç almaya gayretiniz ve “yemekleri seyrederek” sevgi dolu bir yere ait olma isteğiniz, buna duyduğunuz ihtiyaç, hep çok işlemiştir içime. Haminnem, gerçekten de istediğiniz, düşlediğiniz bir hayat mıydı yaşadığınız? Siz gittiğinizde, bu soru henüz oluşmamıştı içimde, daha çok gençtim, şimdiki ben olma yolunda bile değildim. Ama, Sabri Beyi, hep kalbinizde sakladığınızı biliyorum. Anneannem, bir dertleşme anında size sormuş: “Anne, öbür dünyada, sana seç deseler, kimin yanında olmak istersin, babamın mı, Sabri Beyin mi?” Gülüşünüz yüzünüzü aydınlatmış ve gözünüzü kırparak cevaplamışsınız: “ Ötekinin (yani Sabri Beyin) “. Yaşanamayan ve yarım kalan ya da isteğimiz dışında öylece, aniden bitiveren aşklar ve mutluluklar için, hep “yarım kalan saadet” şarkısı çalar içimizde.</p>
<p>Yazmaya başlarken, niyetim belliydi: Hiç bir zaman ulaşmayacak bir mektupla sizi anmak. Ama çok isterdim Haminneciğim, siz gitmeden sizinle daha derin bir bağ kurabilecek yaşta ve duygusal yakınlıkta olabilmeyi, inanın çok isterdim…</p>
<p>Bunu size hiç söyleyemedim ama bilin istedim: Sizi seviyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK MEKTUPLAR / &#8220;Fildişi Bir Tarak, Aşkımızın Tek Hatırası&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-fildisi-bir-tarak-askimizin-tek-hatirasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11229</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11192</guid>
				<description><![CDATA[<p>“NE DEMİŞTİN, NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN?” Uzak zamanlara ait anılar, bazen hiç beklemediğimiz zamanlarda çıkagelir aklımıza. Sanki, zamanın bir yerinde asılı kalmışlardır, öylece dururlar ve birgün  hiç düşünmediğimiz bir anda çıkıverirler ortaya. İkinize dair yaşanmışlıklar da öyle düştü aklıma ansızın…Seninle karşılaşmayalı, çok uzun zaman oldu.Oysa bir dönem, ayda birkaç kez  bir araya gelirdik ortak arkadaşlarımızla. Sana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“NE DEMİŞTİN, NİÇİN CAYDIN SÖZÜNDEN?”</p>
<p>Uzak zamanlara ait anılar, bazen hiç beklemediğimiz zamanlarda çıkagelir aklımıza. Sanki, zamanın bir yerinde asılı kalmışlardır, öylece dururlar ve birgün  hiç düşünmediğimiz bir anda çıkıverirler ortaya. İkinize dair yaşanmışlıklar da öyle düştü aklıma ansızın…Seninle karşılaşmayalı, çok uzun zaman oldu.Oysa bir dönem, ayda birkaç kez  bir araya gelirdik ortak arkadaşlarımızla. Sana dair belleğimde yer alan fotoğraf,  çok nazik ve  sevecen birine ait… Anne ve baba tarafından farklı ülkelere üyeydin. Düzgündü Türkçen evet, ama ara sıra sürçerdi dilin ve hafif kırık bir aksana dönüşürdü. Öykünün diğer tarafında yer alan kişi ise, çocukluk arkadaşımdı, çok özeldi benim için. Ortak geçmişe sahip olduğumuz kimi insanlar, zamana ve mekana bağlı olmaksızın hep bizimle kalırlar, o da öyledir. Bir akşam, aynı masada buluştunuz ve bir süre birbirinizin çekim alanında kaldınız. Ondan etkilenmen çok doğaldı bence. Senin, genellikle kontrollü, sakin yapın, onun  şen kahkahalarla süslenen, dizginlemediği taşkın neşesi ve tanıdığı herkese çabucak yöneltebildiği uçsuz bucaksız  sevgisi tarafından sarıp sarmalanıverdi kısa zamanda. Sevdiğim iki insanın birlikteliğine ben de çok sevinmiştim açıkçası. Şimdi tam olarak hatırlayamamakla birlikte, bir yıla yakın sürdüğünü sanıyorum beraberliğinizin. Bir akşam vakti, aradı beni sevdiğin. Ağlıyordu telefonda.  Kolay  kolay ağlamazdı oysa, her acıya anında  hafifletici bir panzehir bulan, iflah olmaz iyimserlerdendi. “Bitti” dedi. “ Az önce aradı ve ayrılalım dedi”. Annesinin hastanede olduğu günlerdeydi o ve sen de, doktorun hastalığın çok kritik bir döneme girdiğini söylediği akşam, kötü bir zamanlama ile aramış ve pat diye “ayrılalım “ demiştin. “Bekliyordum” dedi.” Biliyordum bitireceğini ama bu akşam değil. Kendimi sokaklara vurdum, hem ağlıyorum, hem de bilmediğim sokaklara dalıp çıkıyorum. O aşamadı, direnemedi, ama  izin verseydi, ben onunla sonuna kadar yürürdüm, onun istediği yollarda”. Onu dinledim sadece ve seni anlamaya çalıştım. Ait olduğun ve senin dışında, sen doğmadan çok önce çizilmiş çembere dair koşulları aşabilecek, dışlanmaya direnebilecek gücün yoktu, bunu o da biliyordu, ama dediği gibi, eğer isteseydin, o kendini senin çemberinin içine hapsedebilirdi. Elbette senin açından sonuç değişmezdi: Büyük yalnızlık…Başlarda , yaşadığınız büyük sevgiyi geleceğe taşımaktan yana ettiğin sözlere karşın,  yaşamını sonsuza dek değiştirecek o kararı veremediğin için kızmadım sana.  Ama, zamanlaman çok  kötüydü. Sonu geciktirmeme adına, kendinde yeterince güç bulabildiğin o anı seçmiştin ayrılık için belki de…Kötü zamanlaman, onu başka bir aşka yönlendirdi. Verdiğin acının tesellisi için hep yanında olan çok yakın bir dostu, yeni ve sürekli aşkı oldu zamanla. Geçen zaman içinde, senden tek bir kez söz etti. O evlendikten uzun zaman sonra, bir doğum gününde arayarak:</p>
<p>” Senin hep hayalindi, İstanbul’u kuşbakışı izlemek. İzin verirsen, özel bir uçakla sana İstanbul’u gökyüzünden izletmek istiyorum.” demişsin. Onun cevabı ise:” Eşim, bu hayalimi yıllar önce gerçekleştirmişti zaten “ olmuş. Sana yalan söylememiş,  helikopterle  dolaşmış İstanbul semalarında, şimdiki sevdiği ile birlikte.</p>
<p>Sizin birlikteliğiniz, bizim de arkadaşlığımız bitti o dönemden hemen sonra. Nedendir bilinmez, ortak arkadaşlarımızla da bağlar kopuverdi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, bir gün sesini duydum telefonun diğer ucunda. Aynı sevecen, sıcak sesle, yaşamını özetledin kısacık. Ticaret yapıyormuşsun, hayli iyi konumdaymışsın, aynı semtte oturuyormuşsun ve hiç evlenmemişsin. Onu unutmadığın, onun sevgisinin yerine başka bir sevgi koymak istemediğin için mi, yoksa  zamanında kıramadığın çemberlerin, dayatmaların karşı çıkışı olmak üzere mi başka birini sürekli olarak dahil etmedin yaşamına? Sormadım elbette, bu soruları  içimden  geçirdim sadece.</p>
<p>Sen de onu sormadın bana. Sorsaydın kısaca,  “İyi “ derdim. Söylemeyeceklerim  çoktu ama : “ Uzun yıllar boyunca, farklı alanlarda çok sıkıntı çekti. Ama sevgi dolu kalbi, içten kahkahaları, insan sıcaklığı, dostluğu, vefakarlığı hiç değişmedi” demeyecektim, örneğin. Canım onun bugününe  dair, senin bilmediklerini anlatmayı hiç istemedi, açıkçası. Karşılaşsaydınız, diğer canlılardan esirgemediği yakınlığı sana da gösterirdi  büyük olasılıkla. Bilirsin, o kimseye düşmanlık beslemez. Yıllar önce verilmiş, ama tutulamamış  sözlerin hesabını  da sormaz.</p>
<p>Telefon görüşmemiz,” Özledim, en kısa zamanda görüşelim” iyi dileği ile sonlandı ve biz bir daha hiç konuşmadık. Büyük olasılıkla da böyle bir görüşme hiç gerçekleşmeyecek.</p>
<p>Başka kentlerde yaşamamıza karşın, onunla iletişimimiz hiç kopmadı oysa. Benim aramayı ihmal ettiğim zamanlarda, o ses olur genellikle. Hep aynı güzel, dost sesle çıkar karşıma. Bu yaz, uzun bir aradan sonra kucakladım onu. Gözleri hep aynı, sevgi ve neşe dolu.Hani, yaşamımızdaki yeri hiç değişmeyen insanlarımız vardır,  yıllarca görüşemezsiniz, ama görüştüğünüzde, aradan geçen onca zamanı da , sevgileri, umutları, neşeleri, hüzünleri, kısacası tüm yaşanmışlıkları da kucaklamış gibi olusunuz ya, işte ona sarılmak ta tam olarak böyle bir şeydi.</p>
<p>Bu mektubu ne sen, ne de o okuyabilecek.  Seninle -büyük olasılıkla-bir daha karşılaşmayacağız. Bunun nedeni sevgisizlik değil kesinlikle, bundan eminim. “Nereden biliyorsun?” deme, biliyorum işte… O da okumayacak, çünkü  sana dair ortak bir cümle kurmayalı çok uzun zaman oldu.</p>
<p>Sonuç olarak; Aranızda  uzun yıllar, bir dolu yaşanmışlıklar ve hatta yaşanmamışlıklar var, hem de dayatmaların, aşılamayan çemberlerin ve belki de hüzünlerin aşılamaz engelleri…</p>
<p>Her nerede isen, iyi ve mutlu ol, eski dost…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/">SAHİBİNE ULAŞMAYACAK  MEKTUPLAR / “Şimdi Çok Uzak Bir Hatıra Gibi…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-simdi-cok-uzak-bir-hatira-gibi-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11192</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Sep 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10897</guid>
				<description><![CDATA[<p>“DOLAŞIRDI HER AKŞAM OLANCA YALNIZLIĞIYLA MASALARIN ARASINDA, KURTULUŞLU MADAM DESPİNA…” “GARSON MASA İYİ, MANZARAYI DEĞİŞTİR. SIRASI MI MEHTABIN, YILDIZ YAĞMURUNUN?” Belleğimiz ne tuhaf madam, neyi ve kimi ne zaman hatırlayacağımızı hiç bilemiyoruz. Dün çok sevdiğim iki dostla öğle yemeğinde iken ve sözün ucu ciğer tavaya uzanmışken, sizin mekan geldi aklıma elbette. “Yediğim en güzel yaprak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“DOLAŞIRDI HER AKŞAM OLANCA YALNIZLIĞIYLA MASALARIN ARASINDA, KURTULUŞLU MADAM DESPİNA…”</p>
<p>“GARSON MASA İYİ, MANZARAYI DEĞİŞTİR. SIRASI MI MEHTABIN, YILDIZ YAĞMURUNUN?”</p>
<p>Belleğimiz ne tuhaf madam, neyi ve kimi ne zaman hatırlayacağımızı hiç bilemiyoruz. Dün çok sevdiğim iki dostla öğle yemeğinde iken ve sözün ucu ciğer tavaya uzanmışken, sizin mekan geldi aklıma elbette. “Yediğim en güzel yaprak ciğer, Kurtuluş’taki Despina’nın yerindeydi” dedim onlara. Sonra yıllar öncesine uzanarak uzun yıllar ötesinden hatırınızı sordum adeta…</p>
<p>80’li yılların sonuna doğruydu, yeni yıla ramak kalmıştı ve biz birlikteliğimizin başlangıcındaydık. Kurtuluş son duraktaki mekanınıza varamadan ansızın bastıran sağanak, iyice ıslatmıştı ikimizi de . İçeri girdik ve salonun ortasında kurulmuş, harıl harıl yanan sobanın başına geçtik kurumak için. Garsonlardan biri, elimize birer beyaz havlu tutuşturdu, biz oracıkta ısınıp buharlaştık.</p>
<p>Eski, tek katlı bir binadaydı yeriniz. Büyük bir salon ve yanlış hatırlamıyorsam, iki odadan oluşuyordu. Bahçe de vardı  ama nedense, hep kış aylarına rastladı arası uzun ziyaretlerimiz. Hiç bahçede oturmak kısmet olmadı. Sizi, önü pul ve boncuklarla işlenmiş triko bluzlarınızla , omuzlarınıza değen, ölgün sarı renge boyalı saçlarınızla hatırlıyorum. Yüzünüz gülüyordu genellikle ama yalnız gibiydiniz sanki. Nitekim, orayı uzun yıllar boyunca bir başınıza çekip çevirdiğinizi öğrenecektim aradan epey zaman geçtikten sonra. Sezen Aksu, bugüne dek duymadığım bir şarkısında sizin mekanı anlatmış:  “Masalardaki kirli beyaz muşambalar…”. Sahiden de öyleydi masalardaki muşambalar, kirli beyaz renkli ve sanki kuruluşundan beri oradalarmış gibi eskiydiler. Yok, Sezen Aksu hayranı değilim ben. “Yaşanmamış yıllar” ve “Serseri Mayınlar “filminin finalindeki “kutlama “şarkısı kadar sevdim ben onu.</p>
<p>Mekanınız sahiciydi. Oysa meyhanelerin çoğu düş satar, düş kiralar. Kiminin düşleri hep yüreğindedir, kimilerininki de oracıkta bir şarkıyla tetiklenerek kendini gösterir, içmek bahanedir. Bana kalırsa, meyhaneye gidip içmek şart değildir. Bazen cızırdayan taş plakların bandı döner durur, meyhanede olmanın hakkını kadehlerce içerek verebildiğini sananların çoğu, hangi şarkının hangi sözlerle havada asılı kaldığını umursamaz bile. Ama masadaki güzel zeytinyağlılara asıl eşlikçi, birlikte olduklarımızın yanı sıra, insanın kendi yüreği ve anılarıdır ve bir kadeh şarap ya da su katılmamış bir başka kadehteki içki ile çok ta ilgisi yoktur. En azından benim için öyle. Aksine, orada olmanın tetiklediği pek çok imge birbirine eklenir bazen ve içmeden hatırlamaktan yana mutlu olur insan. Önündeki güzelim meze, kadehin eşliği olmadan da damağa şenlik oluverir. Kulağa ilişen bir şarkıya bambaşka sözler yazmak isteyebilir insan. Ve yazar da. Masadakilerle paylaşmadan, bu kez başka sözlerle ve yepyeni bir anlamda yürekte dinler o şarkıyı. Şarkıların bir ömrü yoktur madam. Ve belli sahipleri de. Kim, hangi anda dinleyip severse, dinlemekten usanana dek onundur.</p>
<p>Aradan uzun zaman geçti madam. Geçtiğimiz yıllarda bir gazetede okudum mekanı devrettiğinizi.<br />
Yeni işletmeciler vefalı çıkmış neyse ki , orada ağırlamışlar sizi gidene dek.Ve gittiğinizde onlar uğurlamış sizi sonsuzluğa, ne güzel.</p>
<p>Dostlarıma sizi anlattıktan, onlar da masal gibi öykünüzü dinledikten birkaç saat sonra ,eve dönüş yolunda sevdiğimin paylaşımını gördüm sosyal medyada. Sizi anlatan bir yazı. Onca zaman sonra, öğle yemeğinde sizi andığımdan habersizken paylaşmış o yazıyı. Onun da yüreğine düşmüşsünüz demek ki. Yazıdan; işinize ömrünüzü adadığınızı , hatta çocuğunuzmuş gibi titizlendiğinizi anladım  ben. Mekanın salaş halinin korunmasını vasiyet etmişsiniz, öyle de olmuş. Rezerve edilen masalara boş şarap şişesi konuyormuş hala, bu da çok güzel.<br />
Günümüzde tercihler, işletmecilerinin ve mekanın çok bilinirliğine göre önemseniyor madam Despina. Medyada ne kadar çok parlatılırlarsa o kadar talep görüyorlar. Tuz da koktu bu aralar madam, hatta çok fena koktu. Öyle bir savruluyor ki insanlar, neyi hangi duygularla yediğini önemsemeden, parlatılmış mekanların kapısında bekleyenlerin yanı sıra, akşam eve ekmek götürmenin derdi ile çökmüş yılgın insanlar var. Sizin mekanın ruhunu sevmiştik biz. Öyle kendi halinde, şarkıların gelip yanı başımıza konduğu, muşamba örtülü masamızdaki güzel mezelere eşlik ettiği, hatırlamayı unutmaya yeğlediğimiz Despina’nın Yeri’ni çok sevmiştik.Değişmemiş mekanınız, buna çok sevindim. Bozularak akan, insanların çoğunun belleğini unutuluşa terk ettiği şu dünyada, değişmeyen ve ateş böceği gibi kendiliğinden ışıldayan bir yerlerin hala var olduğunu öğrenmek ne güzel bir umudun tazelenme halidir, bir bilseniz…</p>
<p>Huzur içinde uyuyun Madam Despina. Işıklar içinde uyuyun…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / MADAM DESPİNA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-madam-despina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10897</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8221; Yine Bu Yıl Ada Sensiz, İçime Hiç Sinmedi..</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yine-yil-ada-sensiz-icime-hic-sinmedi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yine-yil-ada-sensiz-icime-hic-sinmedi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 21:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10890</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;ADALARIN ISSIZ , TENHA YOLLARI…&#8221; Defalarca izledim sizi beyaz perdede, henüz küçük bir çocuktum. Büyük, siyah ve sürmeli gözleriniz, derinden, rüyada gibi bakardı. Dalardınız, bir filmde oynamaktan öte, başka bir zamana giderdiniz sanki. Saçlarınız, hep kısa kesimli, o dönemin modası gereğince &#8220;krape&#8221; yapılarak kabartılmış, bazen  bir eşarpla hareketlendirilmiş. Dönem itibari ile renklerini hatırlayamadığım için hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yine-yil-ada-sensiz-icime-hic-sinmedi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8221; Yine Bu Yıl Ada Sensiz, İçime Hiç Sinmedi..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;ADALARIN ISSIZ , TENHA YOLLARI…&#8221;</p>
<p>Defalarca izledim sizi beyaz perdede, henüz küçük bir çocuktum. Büyük, siyah ve sürmeli gözleriniz, derinden, rüyada gibi bakardı. Dalardınız, bir filmde oynamaktan öte, başka bir zamana giderdiniz sanki. Saçlarınız, hep kısa kesimli, o dönemin modası gereğince &#8220;krape&#8221; yapılarak kabartılmış, bazen  bir eşarpla hareketlendirilmiş. Dönem itibari ile renklerini hatırlayamadığım için hep siyah-beyaz filmlerde oynadığınızı düşündüren elbiseleriniz, &#8220;japone &#8221; kollu. Uçuşan, küçük desenli.  Belinizi saran bir kemerle tamamlanmış. Oysa, hep hafif kilolu olduğunuzu hatırlıyorum. Yüzünüzdeki o küçük ben, sizi daha da kırılgan gösterirdi. Filmlerdeki sesiniz, hep bir başkasıydı, çoğunlukla Adalet Cimcoz.  Şarkılarınızı da gerçekte siz söylemezdiniz. &#8220;Mış &#8221; gibi yapmak&#8230; Belki de buydu size ağır gelen, ta o zamanlardan. Başrolü paylaştığınız &#8220;jönlerden&#8221; , en çok, &#8220;Ayhan Işık kalmış aklımda. Fakat  siz,</p>
<figure id="attachment_10893" aria-describedby="caption-attachment-10893" style="width: 442px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/kucuk-hanımefendi.jpg"><img class=" wp-image-10893" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/kucuk-hanımefendi.jpg?resize=442%2C670" alt="Küçük Hanımefendi" width="442" height="670" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/kucuk-hanımefendi.jpg?w=942&amp;ssl=1 942w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/kucuk-hanımefendi.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/kucuk-hanımefendi.jpg?resize=675%2C1024&amp;ssl=1 675w" sizes="(max-width: 442px) 100vw, 442px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10893" class="wp-caption-text">Küçük Hanımefendi</figcaption></figure>
<p>&#8220;Küçük Hanımefendi&#8221; olarak kaldınız belleğimde, Belgin Hanım. Daha o zamanlar, sizden bana geçen duygu, gerçek yaşamınızda da mutsuz olduğunuzdu. Oynadığınız filmlerin bazı sahneleri adalarda geçerdi mutlaka. &#8220;Sözde şöförünüz, aslında, kimliğini gizleyerek aşkınızı sınayan varlıklı genç ile, adadaki ağaçlar arasında koşar mıydınız?  ya da, bir yamaçtan denizi mi seyrederdiniz? Belki de, faytonla  Burgazada’da Kalpazankaya&#8217;ya giderdiniz, mevsimlerden yaz, sıcak bir gün veya ilkbahar, tam da eriklerin yenme kıvamına eriştiği güzel, yeşil bir gün&#8230;Sahilde  büyükçe bir kayanın üzerindesiniz, saçlarınız rüzgarla uçuşuyor.Kkıyıda , bir kaç martı, midye kabukları ile oynuyor, sizin gözleriniz her zaman yaşlı&#8230;</p>
<p>1970&#8217;li yılların sonlarındaydık sanırım, sizi sinema perdesinde izleyemez olduk. Sonra, 80&#8217;li yılların başında, çok şişman ve çok yalnız olduğunuzu okudum bir yerlerde. Aldığınız zayıflama haplarının içerdiği o madde, sizi çok kötü etkilemiş. Maddi ve manevi yalnızlıklar, gelip geçen aşklar, iki ayrı eşten iki çocuk, hepsi hep birlikte sizden uzak, siz bir başınıza onlardan&#8230; 1990&#8217;lı yılların başında, insanlardan köşe bucak kaçarken ve kimselerle görüşmezken, en büyük hayranlarınızdan olan Selim İleri&#8217;nin söyleşi talebini kabul etmiştiniz. Onun kalemi sayesinde, sizden haber alabildik. Yaşlanmıştınız, şişmandınız ve çok yalnızdınız, insanlardan ürker olmuştunuz, kırılmaktan çok yorulmuştunuz. Selim Bey, sizi, benim en çok sevdiğim çiçeklere &#8220;kır menekşelerine&#8221; benzetmişti. Kır menekşeleri, çok mütevazidir, bir o kadar da güzeldir. Güneşli ama soğuk günlerin çiçeğidir, öyle havalarda , o baygın kokusunu ele verir. Şimdilerde, kır menekşelerini hatırlayan o kadar az insan kaldı ki. Biri de benim işte, yıllardır, balkonumuzdaki uzun saksıda, bizim için açmakta güzelim, alçakgönüllü, narin ve eşsiz kır menekşeleri&#8230;</p>
<p>Sonra, 1995 yılı idi sanırım, yapayalnız ve mutsuz, gittiğinizi yazdı gazeteler. &#8220;Bir dönemin ünlü yıldızı, küçük hanımefendi de yok artık&#8230;&#8221; Oysa, siz bizim için, çok daha fazlasıydınız Belgin Hanım. Kırılgan, alçakgönüllü, nazik ve ne yazık ki kendini hızla kirleten dünyaya ayak uyduramadığı için, ölmek isteyecek kadar mutsuz, algıladığımız başarılı ve renkli dünyanın çok ötesinde, kendi bedeni ve ruhu ile barışamayan, hep güzel olduğunun da farkına varamamış küçük hanımefendimiz.<br />
Hafta sonunda, o rüzgarlı ve soğuk ada sabahında, sizi bana hatırlatan neydi Belgin Hanım? Ada&#8217;lı şarkılar mıydı, martıların sesi mi, dalgalar mı? Belki de, adaların ıssız ve tek başına hallerinin, en çok bu mevsimde ortaya çıkmasıdır. Hiç bilmiyorum.<br />
Bildiğim, bu akşam, o şarkıyı ve sizi, birlikte düşünerek  birdenbire size yazma isteği duyduğum&#8230;</p>
<p>&#8220;Yine bu yıl, ada sensiz, içime hiç sinmedi .Dil&#8217;de yalnız, dolaştım hep, gözyaşlarım<br />
dinmedi, ben de şaştım nasıl oldu, yüreğime inmedi&#8230;&#8221;</p>
<p>Sinemaya olan sevgime, değerli katkınız için, en derin minnet duygularımı kabul ediniz  lütfen. Huzur içinde uyuyun&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yine-yil-ada-sensiz-icime-hic-sinmedi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8221; Yine Bu Yıl Ada Sensiz, İçime Hiç Sinmedi..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yine-yil-ada-sensiz-icime-hic-sinmedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10890</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 21:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10730</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;BENİ KÖR KUYULARDA, MERDİVENSİZ BIRAKTIN&#8221; Akraba değildik, biliyorum. &#8221; Çok eski ahbaplarımız&#8221; derdi, anneannem sizin için. Akrabadan da öte, içli- dışlı görüşülen insanlar vardır ya, sizin ailenizle işte öyle görüşürlermiş bizimkiler. Çocukluğumun hatırlayabildiğim en eski anılarında, hem siz hem de kızınız, hep vardınız. Sıcak yaz öğleden sonralarında, zorla uykuya yatırırlardı biz çocukları. İstemeye istemeye, uyumaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;BENİ KÖR KUYULARDA, MERDİVENSİZ BIRAKTIN&#8221;</p>
<p>Akraba değildik, biliyorum. &#8221; Çok eski ahbaplarımız&#8221; derdi, anneannem sizin için. Akrabadan da öte, içli- dışlı görüşülen insanlar vardır ya, sizin ailenizle işte öyle görüşürlermiş bizimkiler. Çocukluğumun hatırlayabildiğim en eski anılarında, hem siz hem de kızınız, hep vardınız. Sıcak yaz öğleden sonralarında, zorla uykuya yatırırlardı biz çocukları. İstemeye istemeye, uyumaya çalışırdım, aklım  yandaki oturma odasından gelen seslerde iken. Bazen de, ikinizin sesi ile uyanırdım. Gelişiniz, şen gülüşlerinizle açığa çıkardı.  Eğlenceli iki büyük. Siz ve kızınız, hep bakımlı ve olabildiğince, dönemin modasına uygun giyimli olurdunuz. Kızınız size &#8220;abla &#8221; derdi. Öykünüzü, çok sonra öğrenecektim. İstanbul&#8217;un varlıklı ailelerinden birine mensuptunuz. Tanınmış bir marka altında, yıllarca üretilen temizlik maddesi  ile ilgili patent hakkı, o çok güvendiğiniz, düzenbez, uzak akraba enişteniz tarafından elinizden alınmış, dolayısı ile, babadan kalma fabrika ve tüm varlığınız da yok olmuş. Elinizde kala kala, babanızın sınırlı emekli maaşı kalmış. Kızınız ile birlikte, Moda civarındaki, kiralık evlerde yaşadınız yıllarca. Evinizin en geniş odası, radyo-sinema dergileri, sinema afişleri, ünlü mizah dergileri ve ünlü ses, sinema ve sahne sanatçılarının imzalı resimleri, posterleri ile doluydu. Ah, benim için ne hazineydi ama! &#8220;Eve dönüş zamanı gelmese&#8221; diye dua ederdim içimden.</p>
<p>O zamanın koşullarına göre, dışarıdan bakıldığında (büyüklerin gözü ile elbette), başına buyruk, kural tanımaz, bu anlamda-yine o dönemin davranış tarzı olarak fazla alafranga hanımlar için, hafif bir küçümseme ve iğneleme barındıran deyişi ile- &#8221; çarliston’dunuz&#8221;. Kimseye ihtiyaç duymadan, istediğiniz yerde olabilmenize bayılırdım küçük aklımla. Yazlık sinemalara da yalnız giderdiniz. Bir maceranız vardı aklımda kalan: Bir akşam, yazlık sinemada filmi izlerken, sizi yalnız görüp, dizlerini, sizin iskemlenizin arkasına dayayarak, aklınca tacize kalkışan bıçkının, her iki dizine de, hep çantanızda taşıdığınız yorgan iğnesini saplamışsınız, adam, feryat figan,&#8221; ablam, ben ettim, sen etme &#8221; yakarışları ile aman dilemek zorunda kalmış sizden.Yalnız bir hayatı yaşamak zorunda olmanın, bazen kendiliğinden gelişen korunma biçimleri…</p>
<p>Tasasız, kendine yetebilen yaşam görüntünüzün altında yatan, ne büyük bir dram olduğunu sonradan öğrendim,başta da belirttiğim gibi. 1930&#8217;lu yılların başında, bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">avukat</a>a sevdalanmışsınız. O zamanın koşullarına göre, olmaması gereken olmuş ve kızınıza hamile kalmışsınız!&#8230; İşin acı tarafı, sevdiğiniz, ama anlaşılan sizi sevmeyen adam, sizi ortada bırakıvermiş. Aileniz, size kol-kanat germiş, bebek İstanbul dışında doğmuş, İstanbul&#8217;a, anne-babanızın küçük kızı, sizin de &#8220;kardeşiniz &#8221; olarak dönmüş. Bundan dolayı, kızınız size hep &#8220;abla&#8221; demek zorunda kalmış. Öykünüzü öğrendiğimde, önce o adama çok kızdım, sonra da ailenizi yürekten alkışladım. Kızınız, güzel sayılabilecek, sözü sohbeti yerinde biri olmasına rağmen, tıpkı sizin gibi, hiç evlenmedi. Bunda sizin, bencilce &#8221; o evlenirse ben yalnız kalırım &#8221; endişeniz ve engellemelerinizin çok büyük payı olduğunu da biliyorum.</p>
<p>Yıllar önce, yine bir yaz öğleden sonrası, Moda&#8217;daki kiralık evlerden birindeyiz. Felçlisiniz aylardır. Yatağa bağımlısınız. Konuşma yetiniz gitmiş. Ama kızınıza, kırmızı rujunuzu ve ojelerinizi sürdürüyordunuz yine. İyice ufalmış bedeniniz. Yanı başınızdaki sehpadan aldığınız, eski günlerdeki size dair resmi bana gösterek, bir şeyler anlatma gayretindesiniz. &#8220;Bakma şu halime, bak ben ne güzeldim &#8221; demek istediğinizi anladım ben.</p>
<p>Siz gittikten sonra, kızınız, sizsiz, maaşsız, evsiz, işsiz öylece kalakaldı. Dikiş-nakış işleri yapmaya çalıştı, olmadı, bir işe girip çalışmak için fazla yaşlı ve ne yazık ki gerekli hiç bir donanıma sahip değildi. Siz, anısı çok eskilerde kalmış bir sevgiye ve kızınıza sahiptiniz, onun için ise, sadece siz vardınız, siz gittiğinizde &#8221; Onu, kör kuyularda merdivensiz bıraktınız&#8221;.</p>
<p>Günün birinde, eski aile dostlarınızdan birinin, varlıklı bir yakını, kızınızı, yaşlı annesine can yoldaşı olsun diye evine aldı. O evin annesi öldükten sonra da, evin torunlarına teyzelik yaptı, Hala da o evde yaşıyor. Bedeni iyice ufalmış, yine de uzun yürüyüşler yaparak, ara sıra, bizleri ziyaret eder, doğum günlerimizi hatırlar, &#8220;şekerim&#8221; der&#8221; doğum günlerine çağrılmayı beklemez insan, kalkar, gelir&#8221;.</p>
<p>Uzak geçmişin güzel anısısınız siz, kızınız için ise, ne güzel ki, hala şimdiki zaman kipini kullanabiliyorum.</p>
<p>Gittiğiniz yerde, sizi yapayalnız bırakıp gidenle karşılaştınız mı ve bağışladınız mı acaba? &#8220;Sen gittin, bir sevdaya yasladın belki de kendini, ama ben kaldım ve yalnızlıkla karşıladım her şeyi&#8221; dediniz mi? Ya o, sizden af diledi mi? daha doğmadan terk ettiği, hiç merak etmediği kızınızı size sordu mu? Bir kadını terk etmek çok kolay, ama ya küçük bir çocuğu babasız bırakmak? ne insafsızlık&#8230;</p>
<p>Umarım, ruhunuz huzurludur artık&#8230; Nur içinde yatın.</p>
<p>İMZA: Arşiv odanızdaki meraklı küçük kız.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ &#8220;Unutulmuş Ne Varsa Sevgiden Geri Kalan&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-unutulmus-ne-varsa-sevgiden-geri-kalan-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Aug 2017 03:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10654</guid>
				<description><![CDATA[<p>“HAYAL DERYASINA BEN BAZI BAZI… DALSAM BİR TÜRLÜ, DALMASAM…” Sevgili Ferhunde Hanım, Avustralya’lı dostuma ve kızlarından birine armağan olacak takıları seçmeye çalışırken gözüm ilişti kolyenize. Gümüşten yapılma, bir kafesin dışında, bedenleri birbirine dönük iki kumru… Hani, bazı gümüşçülerin, eski gümüşleri sakladığı, ancak meraklısının fark edebileceği kuytu köşeleri vardır ya, işte öyle bir köşede duruyordu o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“HAYAL DERYASINA BEN BAZI BAZI… DALSAM BİR TÜRLÜ, DALMASAM…”</p>
<p>Sevgili Ferhunde Hanım,</p>
<p>Avustralya’lı dostuma ve kızlarından birine armağan olacak takıları seçmeye çalışırken gözüm ilişti kolyenize. Gümüşten yapılma, bir kafesin dışında, bedenleri birbirine dönük iki kumru… Hani, bazı gümüşçülerin, eski gümüşleri sakladığı, ancak meraklısının fark edebileceği kuytu köşeleri vardır ya, işte öyle bir köşede duruyordu o da. Satıcıya sorduğumda “ Çalıştığımız bir ermeni kuyumcu ustası var, yetmiş yaşını aşkın, onun babasının dükkanından kalma” diye açıkladı. O gün değil ama, ertesi akşam satın aldım kolyenizi. Yaka iğnesi olarak yapıldığı, sonradan kolyeye dönüştürüldüğü anlaşılıyordu arkasındaki küçük izden. Özel tüm takılar gibi, bu kolyenin de mutlaka bir öyküsü olmalıydı. Çünkü, kolay kolay elden çıkarılacak gibi değildi. Öykünüzü düşündüm</p>
<p>Ferhunde Hanım:<br />
Cumhuriyetin ilk yıllarında , İstanbul’da Kumkapı’da, orta halli bir ailenin üç kızından ortancası olarak doğmuştunuz. O yıllarda, genellikle adet olduğu üzere, ilkokuldan sonra okumamıştınız. İlk bakışta dikkatleri üzerinize toplayacak kadar güzel sayılmazdınız ama, alımlıydınız, evet. Dönemin genel geçerli kurallarına karşı çıkmayı aklınıza getirmemiştiniz bir kez bile, ta ki o yaşamınıza girinceye dek. Ermeni komşunuz Mari Hanımın yeğeniydi Karapet. Siz ne kadar sesinizi kendinize saklıyorduysanız, o da o kadar dışa dönük ve konuşkandı. İlk görüşmede, onun o sevimli gevezeliğinden sıkıldınız önce. Sonra, daldan dala atlayarak, durmadan anlattıklarında, hiç bilmediğiniz dünyaların izini sürerken buldunuz kendinizi. “Güneş ışığının efendisi” anlamına gelen adının hakkını verircesine, bulunduğu ortamı aydınlatan o genç adam, ne zaman vazgeçilmez oldu sizin için? Aklınızı, ruhunuzun her köşesini hangi ara işgal etti varlığı? Bu da bilinmezleriniz arasında. O dönemlerde, gizli-saklı buluşmalar, hoş görülmezdi ve siz de bir sevda uğruna, dışlanmayı göze alabilecek yapıda değildiniz. Karabet ise, belki sizi zor durumda bırakmamak için, belki de sizin ince ruhunuz gibi bir yapıyı incitmemek adına, tek kelime etmedi sevdadan yana. “Gel gidelim “ dese , kalkıp gider miydiniz? O kadar cesur olabileceğinizi hiç sanmıyorum. Bir gün Mari Hanım, sizin eve konuk geldiğinde, elinize sıkıştırıverdi, kafesin önündeki bir çift kumru motifli güzelim incecik kolyeyi. “Varujan Ustanın el emeğidir, güzel kızım “ diye mırıldandı, duyulur duyulmaz sesi ile. Aldınız, ama boynunuza takmadınız. Odanızda, başucunuzdaki komedinin üzerindeki beyaz örtüde öylece durdu kuşlu kolye. Sonra, Mari Hanımın ziyaretinin sonunda, onu uğurlarken, kolyeyi, tıpkı onun yaptığı gibi, gizlice avucunun içine sıkıştırdınız. “Alamam” dediniz, “kabul edemem”. Sanki o kolyeyi alsanız, boynunuza taksanız, geri dönülmez bir yola girme sözünü de vermiş olacaktınız kendinize, Kumrular, kafesin dışındaydı ve sizi de bilemediğiniz bir başka dünyaya uçmaya çağırıyorlardı sanki.Sizin kafesinizin kapısı aralanmıştı belki de ama yapamadınız … Yaz bitiminde, Karabet te gitti, tıpkı güneş ışığının yakıcı etkisinin azalması gibi, ışığını da götürdü yanı sıra, o zamana dek, hiç o kadar üşümemiştiniz. Bir daha karşılaşmadınız,Mari Hanımın ziyaretinden sonra. Ama kolyeyi bir kez daha, satın alan tarafından geri verildiği Varujan Ustanın küçük vitrininde görecektiniz. Yaşanmamışlığın belirsizliği kötüdür, Ferhunde Hanım. Yaşansaydı nasıl olurdu? Hayal edildiği kadar ısıtır mıydı yüreğinizi? Yoksa birden soğur muydu duygular? Bu bilinmezlik, zaman zaman pişmanlıkla karışarak aşındırdı hayallerinizi. Orada, o köşecikte, o bir çift gümüş kumru ile andığınız o dönemde yüreğinizde uyanan duyguları bir daha hiç hissetmeden yaşayıp bitirdiniz, beyaz patiskalı ve dantelli ömrünüzü. Kumrulu kolyeniz, yıllar sonra bu kez, size hiç benzemeyen başka birinin, benim boynumda…</p>
<figure id="attachment_10656" aria-describedby="caption-attachment-10656" style="width: 280px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/kış-olup.jpg"><img class="size-full wp-image-10656" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/kış-olup.jpg?resize=280%2C157" alt="Kuş Olup Uçsam" width="280" height="157" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10656" class="wp-caption-text">Kuş Olup Uçsam</figcaption></figure>
<p>Siz hiç var olmadınız Ferhunde Hanım. Belki de vardınız, ancak adınız Ferhunde değildi. Hiç sevdalanmadan yaşlanıp tükendi ömrünüz bilinmez bir köşecikte belki de. Kolyenin gerçek öyküsü de bu değil şüphesiz. Ama, ben böyle bir öykü kurguladım ve içimden, bu kolye için bir mektup yazmak geçti ve yazdım. Kolyemi her boynuma takışımda, bu kurmaca öyküyü değil, özgür ve neşeli ruhları düşüneceğim ve meçhul ustaya “emeğine sağlık, ruhuna rahmet, nur içinde uyu” diyeceğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /“ Kuş Olup Uçsam Sevgilinin Diyarına…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-metuplar-kus-olup-ucsam-sevgilinin-diyarina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10654</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Aug 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10431</guid>
				<description><![CDATA[<p>“BİR DOLU ÇOCUKLARDIK, HER YERDE RASTLANABİLECEK…” Okul öncesi yıllara ait anılarımda, o kente dair olanlar hala aynı canlılıktadır.  Yeşilırmak kıyısına, dağların arasına kurulmuş, kaya mezarları ile ünlü o taşra kentinde  her ilkbaharda bazen birkaç kez taşardı Yeşilırmak ve bu taşkınlar, çukurda yaşayan küçük kent için felakete yakın sonuçlara yol açardı. O zamanlar, “çukur doldur, çukur boşalt [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“BİR DOLU ÇOCUKLARDIK, HER YERDE RASTLANABİLECEK…”</p>
<p>Okul öncesi yıllara ait anılarımda, o kente dair olanlar hala aynı canlılıktadır.  Yeşilırmak kıyısına, dağların arasına kurulmuş, kaya mezarları ile ünlü o taşra kentinde  her ilkbaharda bazen birkaç kez taşardı Yeşilırmak ve bu taşkınlar, çukurda yaşayan küçük kent için felakete yakın sonuçlara yol açardı. O zamanlar, “çukur doldur, çukur boşalt “ya da “ kaldırımları her yıl baştan başa yenilemeye dayalı” belediyecilik anlayışı henüz başlamadığından, eğri taşlarla dolu daracık sokaklar ve bugünkülere göre sokak genişliğinde sayılabilecek caddeler, nehrin taşması sonrasında   günlerce çamur içinde kalırdı. Biz küçüktük ama kenti dört bir taraftan kuşatan dağları aşıp bulutları görmek için başımızı hep gökyüzüne çevirmemiz gerekirdi. Sanırım, tutsak olma duygusu ile ilk kez orada tanıştım. Dağların yeşil olabileceğini de henüz öğrenmemiştim  çünkü bizim dağlarımız, kahverengi idi. Babam, dağlardaki, mitolojik çağlara ait kaya mezarların öyküsünü ve Osmanlı döneminden gelen söylenceleri anlatırdı bana…Anlatılanları hayalimde canlandırırdım, kralları, prensesleri ve şehzadeleri, gözümde ete- kemiğe büründürürdüm. İki yıla yakın sürdü o kentteki serüvenimiz. O yıllarda zavallı babam, farklı düşünmenin ödenmesi gereken bedellerini- bir çırpıda değil, memur olmanın usulüne uygun olarak- taksit  taksit ödemekte, her yıl- ya da şansı varsa &#8211; bir kaç yılda bir, yurdun birbirinden farklı köşelerine tayin edilmekteydi. O kent , emeklilik öncesi atandığı , son dört kentten biriydi. Babalarımız, aynı okulda yöneticiydi, annelerimiz ve biz de arkadaştık doğal olarak.  İlk kez nasıl tanıştık, bak bunu hiç hatırlamıyorum. Sizin ev, hep çok kalabalıktı ve bu nedenle çok şenlikliydi  bizim çekirdek ailemize göre. Bir abla ve bir ağabeye sahiptin. Biz seninle aynı yaştaydık, ablan ve ağabeyin de bizden, dört veya beş yaş büyüktü sanırım. Bir gün, amcanın oğlu Fevzi  ağabey çıkageldi evinize. Uzunca bir süre sizlerle kaldı. Hep aynı, el örgüsü, yeşil kolsuz süveterini giyen, omuzları düşük bir şekilde gezen, çabuk çabuk konuşan Fevzi  ağabeyin çekingenliği, türkü söylemeye başladığında birden kaybolurdu. En çok ta, o türküyü söylemeyi çok severdi : “Fırat kenarında yüzen kayıklar…” “Kenaaarındaa “ diye uzatırdı ve biz çocuklar değil, büyükler çok gülerdi bu söyleyişine. Gözlerini kapatır, omuzlarından biri havada, gövdesi geride, tüm nefesi ile seslendirirdi türküsünü. Ben, o türküyü öyle içten öyle yanık söylemesini, memleketini ve annesini çok özlemesine bağlardım küçük kalbimle. Hemen hemen her gün, ya siz bizim evde olurdunuz, ya da biz annemle sizin evdeydik. Size gelmişsek, dönüş zamanı geldiğinde, ablan, ağabeyin, sen ve Fevzi  ağabey, hep bir ağızdan anneme yalvarırdınız : “n’olurr, akşam yemeğe kalınnn!!” . Böyle anlarda, annem, “tek bir şartla kalırız, Fevzi, Fırat kenarında yüzen kayıkları söylerse” derdi ve o da bu isteği hemen yerine getirir, böyle zamanlarda ,türküyü her zamankinden de acıklı okurdu. Fevzi  ağabey, nerededir , ne yapmaktadır? O türküyü hala söylemekte midir? Bilmeyi çok isterdim.</p>
<p>Küçük kentte, farklı dinlere mensup, çok sayıda insanın varlığı ile renklenmiş bir yaşam, sakince akmaktaydı.”Alevi” dedikleri aileler vardı örneğin. “Alevi olmak ne demek?” diye sormuştum bizimkilere ve “farklı bir dini inanç şekli olduğunu, yadırgatıcı bir tarafının olmadığı” yanıtını alarak rahatlamıştım. Sizin gibi, ailece görüştüğümüz alevi aileler çoktu. Onların bazılarında, her toplantıda ustalıkla saz çalan kişiler vardı, onları saz çalarken izlemeyi çok severdim. Ender abla vardı örneğin, uzun sarı saçları iki yana örgülü, lise çağlarındaydı, annesinin her gün toplantısında, saz çalardı sessizce. Görev gibi kabul ederek çaldığı, aslında o anda çalmak istemediği duygusuna kapılırdım her seferinde. Ermeni ustalar vardı çarşıda, babamla her çarşıya gidişimizde uğradığımız. Azeri kitapçı Hazar amcayı severdim en çok. Babamla çay içip söyleşirlerken, beş yaşında roman okuma faslında olan bana, kitaplarını rahatlıkla emanet eder, raflardaki çeşitli kitapları dilediğimce karıştırmama izin verirdi. İçlerinden birini seçerdim ve eve o kitapla ve muzlu rulo pasta ile dönerdim, güzel anılarımdandır.<br />
Senin kitaplarla henüz bağın yoktu, okumak için okula gitmeyi bekliyordun. Konuşmalarımız nelere ilişkindi, burası da net değil, hatırlayamıyorum. Bahçelerde koşardık çılgın gibi, sık sık dizlerimiz kanardı, düşerdik, bir koşu eve gidip kanayan dize tendürdiyot sürdürür, sonra koşmaya devam ederdik. Bir keresinde, bir yerlere vurduğum alnımın kocaman şiştiğini, şişkinliğe, çiğnenmiş ekmek yapıştırıldığını da hatırlıyorum. Sonuç vermiş miydi? bu da meçhul…</p>
<p>Siz erkeklerin bilye (o zamanlar mile de derdiniz) oynaması, biz kızların o oyuna katılamaması çok sinirlendirirdi beni. Hala, çevirdikçe ışıldayan cam bilyeleri çok severim. Çelik – çomak oynardınız ve çember çevirirdiniz, tel yuvarlaklarla, ben buna da çok özenirdim. Oynarken zaman zaman hırçınlaşır, beni tartaklardın sen. Hiç tepki vermezdim itip kakmalarına. Bir akşam, annem babama , senden dayak yediğimi ve tepki vermediğimi anlattı. Babam “ neden ?”dedi,” neden sen de ona vurmuyorsun?” “ Eee” dedim.” siz dediniz ya , kimse ile kavga etme ve kimsenin canını yakma diye. Ben ona nasıl vurayım?” Babam , o zaman iki numaralı ve ilki ile hafifçe çelişen yaşam dersini verdi : “ Dedim ama, eğer senin canını yakıyorsa, bunu sürekli ve nedensizce yapıyorsa, sen de yapıştır bir tane “. Bunu aklımda tuttum ve senin ilk beni tartaklayışında, yanağına okkalı bir şaplak indirdim, orantısız şiddet sayılabilirdi. Onca zamandır senden dayak yememe karşın, yine de içimi rahatlatmadı yanacığında şaklayan o tokat. Sen, öylece kalakaldın, canın yandığı için mi, yoksa bir kızdan ilk tokatını yediğin için mi , orasını sen bileceksin artık, ağlamaya başladın. “ Ağlamasana” dedim. “sen beni hep dövüyodun” .” ama dedin “ Öznuy (r leri söyleyemezdin sen. Hala öyle mi?) ben sana hep şaka yapıyodum” . Bir daha bana hiç vurmadın, ben de kimseye el kaldırmadım.</p>
<p>Kent küçüktü ama, turneye gelen tiyatrolarla ve konserlerle renklenirdi sık sık.Kenter’leri iki kez izledim örneğin: “Nalınlar ve Pembe Kadın”. Nezahat Bayram, Seha Okuş, Yıldız Tezcan, Nevzat ve Müzehher Güyer ve Muzaffer Akgün…Sahnede, üzerinde bej renkli pardesü, beliden kuşaklı, elleri cebinde, yerde mizansen gereği serpilmiş kuru yapraklar üzerinde yürüyor, sağ eli cebinden çıkıyor , elinde mikrofon var ve türkü söylüyor : “Kışlalar doldu bugün,doldu boşaldı bugün…”</p>
<p>Evimizin bahçesinin bitimindeki bahçe sinemasından, tahta balkonumuza ulaşan sesleri dinler ve ezberlerdim her akşam: “babamız evleniyor, babamız bu sinemada evleniyor”. Vahi Öz, pek tabii ki eşlikçisi Mualla Sürer, gencecik Ajda Pekkan , Fatma Girik ve Öztürk Serengil. Jön, Tamer Yiğit olabilir mi? . Ne yazık ki, perde bahçemize ters yönde kurulmuştu, sesleri dinlemekle yetinmek zorundaydım.</p>
<p>Bahçede , kömürlü semaverlerde demlenen çayın , kıtlama şekerle içilişine şahit oldum. Kelimelerin, her yerde farklı biçimlerde söylenebileceğini öğrendim. Buzdolabının, sıcak yaz günlerde nasıl önemli bir eşya olarak itibar gördüğünü fark ettim. Siz bizden buz istemeye gelirdiniz ağabeyinle, elinizde bir kap. Bazen seninle beraber komşu evlerin kapısını çalardık :” teyze, bir maniniz yoksa, annemler akşama size gelecek” “ Buyursunlar “ olurdu yanıt çoğu kez. Sorumuzun, daha sonra o yıllara dair yazılacak bir kitaba başlık olacağını ikimiz de bilmiyorduk.<br />
Sonra, sonbahar başlangıcında, okullar açıldığında, bir yıldır okuma yazma bilmeme karşın, “daha küçüksün “ gerekçesi ile beni okula almadıklarında, okulların açıldığı gün, merdivenleri tırmandım ve küçük tabureme oturarak, yakındaki okula giden ve okuma yazma bilmeyen yaşıtlarımı izledim içim giderek. Haksızlığa uğramış olma duygusunu da o gün tatmış oldum.</p>
<p>İlkbahar geldiğinde, babamın taksitlerinden biri daha dayatıldı ailemize, yine tayin oldu ve annem, binbir güçlükle sandıkları, denkleri hazırladı, Yeşilırmak’ın yine taştığı bir gün, o kente de veda ettik. İlk bilinçli geride bırakma duygumdu…</p>
<p>Şimdi geriye baktığımda ve yazarken, o küçük kentte duyguca ne çok kazanımım olduğunu fark ediyorum. Seninle bunca yıl sonra karşılaşmayı çok isterdim. Ben kendimi ve gözlemlerimi anlattım sana. Yüz yüze gelebilseydik, senin o dönemde neler hissettiğini sormak isterdim. 1960 ‘lı yılların ilk yarısında çocuk olmak, senin açından nasıldı, sen de bana anlatırdın belki, kim bilir?</p>
<p>Bizim oyun arkadaşlığımız, geçen yüzyılda kaldı, 21. Yüzyıla taşan ilişkilerin izleri, “sosyal paylaşım siteleri aracılığı ile sürülüyor. İtiraf ediyorum , ben de aynı yolu izledim, hala da ara sıra deniyorum, izine rastlarım belki bir gün. O güne dek hoşça kal, sevgili çocukluk arkadaşım …</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-firat-kenarinda-yuzen-kayiklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10431</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10237</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fotoğraflara değer vermeyi senden öğrendim. Nasıl da kızardın bize, arkalarına tarihleri not düşmeyi unutuyoruz diye. O zamanlar, umursamazdık fakat şimdi fotoğraflara bakıyorum, anları biliyorum ama zamanları tam olarak çıkaramıyorum. Pişmanım, vakti zamanında tarihleri önemsemediğim için… Fotoğraflar, toplumsal ve çokça da kişisel tarihlerimizin tanıklarıdır. Değişen ve bana sorarsan, gerileyen zamanlara uyarak, sessizce yok oldu fotoğraf kültürü&#8230; Çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğraflara değer vermeyi senden öğrendim. Nasıl da kızardın bize, arkalarına tarihleri not düşmeyi unutuyoruz diye. O zamanlar, umursamazdık fakat şimdi fotoğraflara bakıyorum, anları biliyorum ama zamanları tam olarak çıkaramıyorum. Pişmanım, vakti zamanında tarihleri önemsemediğim için…</p>
<p>Fotoğraflar, toplumsal ve çokça da kişisel tarihlerimizin tanıklarıdır. Değişen ve bana sorarsan, gerileyen zamanlara uyarak, sessizce yok oldu fotoğraf kültürü&#8230; Çok gelişmiş makineler var artık…Onların çektiği, fotoğrafın öznesinin, teknolojik dokunuşlarla adeta yeniden yaratıldığı çalışmalar, banyo edilmiyor, filmler halinde saklanmıyor, küçücük nesnelerde veya bilgisayarlarda arşivleniyor. Zaman zaman, azizliğe uğrayıp silinebiliyorlar ya da hırsızlığa kurban olan diz üstü bilgisayarlarla, anılar da bir anda yok olabiliyorlar, o da ayrı konu.<br />
Eski fotoğrafları çok severim ben. Her biri, yaşamımızın farklı dönemlerine dokunurlar. Özellikle, siyah-beyaz resimlere hayranım. Alçak gönüllüdürler çünkü. Dikkatle bakın onlara, yansıttıkları dönemin satır aralarını en güzel onlarda okuyabilirsiniz. İnsanların, duruşları bile bugünkülerden ne kadar da farklıdır. O karelerdeki kişilerin çoğu, poz vermekten kaçınmıştır, doğallık asıldır. Bir de günümüzün digital çağ fotolarına bakın, yaratılmış, yapay davranış harikaları!</p>
<p>Annem ve sen, genceciksiniz o fotoğrafta…Siyah-beyaz elbette.Arkasına, en sevdiğin, İnce Memed’den alıntı  dizeleri işlemişsin ve tarih düşmüşsün el yazınla: “Duvarın üstünde resmim aldılar, ak kağıt üstünde tanıyın beni…” O resim, karşımda şimdi.</p>
<p>Sonra, çocukluğumuzdan günümüze dek sürebildiğimiz izler…Doğduğumuz gün, artık bizimle olmayan aile büyüklerimizle görüldüğümüz resimler. Kızların, saçlarında kocaman beyaz kurdeleli, oğlanların kısa pantalonlu, şen, tasasız günlerine özel fotoğrafları. Sonra, sevdiklerimizin doğum günü, evlilik, nişan, sünnet anıları. Zaman zaman, belleğimizden sildiğimiz kişilerin yüzleri de çıkabilir karşımıza. “Kimdi?” diye düşünürüz, ya da, çağrıştırdığı zaman dilimi üzerine tartışabiliriz sevdiklerimizle. “Hayır canım, o zaman o yoktu.” “ Sahi, bu o değil mi?” “Bu o mu? ne kadar değişmiş, hayret” …</p>
<p>Yıllar önce, üzerinde, genellikle manzara resmi bulunan karton kapaklı albümlerin içinde olurdu, kenarı tırtıklı siyah-beyaz, arkalarına yer ve tarih düşülmüş fotoğraflar&#8230;Öndeki iskemlelerde, aile büyükleri pür ciddiyet, çocukların küçük olanları kucakta, az kabacalar önde ya da yanda, saçlar taranmış,büyük olasılıkla en yeni elbiseler giyilmiş. Albümün sayfaları, ince pelür kağıtlarla ayrılmış, fotoğraflar küçük külakçıklarla sayfalara tutturulmuş…Fotoğrafların bazıları, iyiden iyiye sararmış,hatta sineklerce küçük kara noktalarla damgalanmış&#8230;.Çocuk resimlerinin bazılarının arkasında, büyüklere ithaf olunmuş yazılar: &#8221; Dedeciğim,anneanneciğim, ellerinizden öpmeye geldim.&#8221;</p>
<p>Konuk gidilen evlerde küçük çocuk yoksa, konuk çocuğun önüne bir sürü fotoğraf albümü konurdu, oyalanması için…</p>
<p>Dediğim gibi, şimdi artık, digital çerçeveler var, ve de geniş hafizalı fotoğraf makinaları. Albümlere gerek yok. Fotoğraflar tek bir ana tanıklık ta etmiyor zaten&#8230;Dilediğinizce oynayıp her ayrıntıyı değiştirebiliyorsunuz. Anılarınız bile belirsizleşebiliyor.</p>
<p>Hatta, sahaflarda ya da eskicilerde, üç otuz paraya satılıyor, o siyah-beyaz anılar&#8230;Hiç mi içi acımaz insanların, anılarını ya da büyüklerinin geçmişini onları hiç tanımayan başka yaşamlara açarken?<br />
Her şeyi satmak ve unutmak mümkün mü, gerçekten?</p>
<p>Ben, unutmak istemiyorum baba…Seni de, geçmişe dair biriktirdiğim güzel anları ve anıları, hatırlamaktan vazgeçmek istemiyorum. Çocukluğumun, beni ben yapan her ayrıntısını özenle saklıyorum. Anları da, sevgileri de…Bana bunu da sen öğrettin, bilmem biliyor musun?<br />
Her çocuk benim gibi midir? Ben, çocukluğuma özel bazı anları, fotoğraflar halinde, belleğimde tutuyorum. Her piknikte, söğüt ağacı dalından, çakınla düdük yaparken, ıslıkla çaldığın, o türküleri senden dinlerken ya da sana acemice eşlik etmeye çalışırken, birlikte hiç fotoğrafımız yok, örneğin. Ama o anların bendeki izi öylesine canlı, öylesine bugüne ait gibi…” Söğüdün yaprağı dal arasında…” “Pencere açıldı, Bilal Oğlan” “Yarim, İstanbul’u mesken mi tuttun…”</p>
<p>Dostlara sormak istiyorum, Şimdi:</p>
<p>“SAHİ, ALBÜMDEKİ RESİMLERE -HİÇ OLMAZSA ARA SIRA- BAKTIĞINIZ OLUYOR MU?”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  &#8220;Albümdeki Resimlere, Baktığınız Oluyor Mu?&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-albumdeki-resimlere-baktiginiz-oluyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10237</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Jul 2017 21:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10232</guid>
				<description><![CDATA[<p>“incecikti gül dalıydı dokunsam kırılacaktı dokunmadım kurudu “(*) Size bir mektup yazmak geçmiyordu aklımdan. Gelin görün ki, başka bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığınızı öğrendiğim andan beri  yüreğim sizinle dolu. Adınız gibi güzel ve ince yüzünüz, gözümün önünden gitmiyor. Yaşanırken sonsuza dek süreceği sanılan her duygunun çabucak yön değiştirebildiği, çoğu güzelliğin acımasızca unutuluşa terk edildiği şu dünyada, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“incecikti<br />
gül dalıydı<br />
dokunsam kırılacaktı<br />
dokunmadım<br />
kurudu “(*)</p>
<p>Size bir mektup yazmak geçmiyordu aklımdan. Gelin görün ki, başka bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığınızı öğrendiğim andan beri  yüreğim sizinle dolu. Adınız gibi güzel ve ince yüzünüz, gözümün önünden gitmiyor.<br />
Yaşanırken sonsuza dek süreceği sanılan her duygunun çabucak yön değiştirebildiği, çoğu güzelliğin acımasızca unutuluşa terk edildiği şu dünyada, uzun yıllar öncesindeki sizin ve sevdiğinizin, yirmili yaşlarınızı sürdüğünüz zamana ait  fotoğraflardaki gibi hatırlıyorum sizi. Gencecik, neşeli, güzel yüzlü ve güzel yürekliydiniz ikiniz de. Ben ve dönem arkadaşlarım, henüz yirmili yaşlara varmamıştık. Aradan yıllar geçti, sanal dünyada gördüm sizi ilk kez, bu kez orta yaşı aşmıştık hep birlikte ama siz, hala çok güzeldiniz. Çok hasta olduğunuz söylendi ama, hiç yakıştıramadım fotoğraflardaki o güzel kadına.</p>
<p>Onca yıldır koca bir ömrü bölüştüğünüz -ki bizlerin de çok sevdiği- sevdiğinizi aradım bugün, yormaktan, üzmekten çekinerek  çünkü ben de geçmişteki ikinizin, uzak zamanlarına değinecektim bir biçimde. Bugünü bu şekilde yaşamak, yeterince zordu, her ikiniz için de… Sesi ile sevindi, neyi, nasıl diyeceğimi bilemedim. “Üzgünüm “ dedim. “Zor bir hayattı benimki, ama onunla çok mutlu bir kırk yılı paylaştık. Ölmek de yaşamak kadar gerçek ve doğal . Gideceğini biliyorum ve kabul ettim” dedi sakince&#8230; Çok sevdiği sizi anlatıyordu ve yüreğindeki sizi, hep orada, hep sevgiyle taşımak üzere hazırlık yapan, sevdiğinizin sesiydi duyduğum. Geride bıraktığımız o naif zamanları hatırladık birlikte.Televizyonun siyah-beyaz olduğu, evlerimizde televizyon olmadığı, ortak bir noktada bir araya gelerek, ekranda “televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız” yazana dek gözlerimizi ayırmadan ekranı izlediğimiz, uzay yolunu seyrederken, 2000’ li yılların teknolojisini hayal bile edemediğimiz, bugünleri çok uzak sandığımız, neşeli zamanlardan konuştuk biraz. Sizin sevdiğiniz, hepimizin değerli büyüğünün  güzel sesi ile şarkılar söylediği o zamanlardan. Sonraları, güzel birlikteliğiniz ile nasıl sevinmiştik, hiç unutmadım. “Babanı babam gibi severdim “ dedi. “O da sizleri” diyebildim. Doğru, çok severdi ikinizi de. “ Bizler hiç doğruluktan ayrılmadık, sizleri de hep sevdik “ dedi. “Biz de “ dedim “biz de ikinizi” .</p>
<p>“O yıllardaki seni de hatırlıyorum, tombik ve çok akıllı bir kızdın” dedi. “ Yok, akıllı sayılmazdım pek, kendimce disiplinliydim belki, ama kendimle tanışmamıştım henüz. Okuduğum kitaplardaki kadar biliyordum dünyayı.Ve bu kadar kırılgan değildim o yıllarda. Şimdilerde yüreğim pek çok ağırlığı kaldırmıyor,eski güzel günleri çok özlüyor, çabuk yaralanıyor” diyemedim. “Eh benim de yaşım elliyi geçti” diyebildim sadece.</p>
<p>“Ailene selamlarımı, sevgilerimi ilet, onları severdim “ dedi veda ederken. “ Sizi ziyaret etmeyi çok isterim “ dedim.” O gittikten sonra, bu şehirde kalacağımı sanmıyorum , başka ve sakin bir köşede olacağım, artık ne kadar ömrüm kaldı ise. Gelirsen, önceden ara ki burada olayım.”</p>
<p>Kıymetliniz kadar sakin kalamadım, görüşme sonrasında. sizi bu kadar derinden severken, sabırla ve cesurca cisminizin yokluğunu şimdiden kabullenişi dokundu içime.</p>
<p>O dönemden –ne güzel ki- bugünümde de olmayı sürdüren, başka bir değerli büyüğümü aradım, sizden konuştuk ve ben onun sesine tutundum umutsuzca<br />
Sonra yine sizi düşündüm, mucizelere her zamankinden daha fazla inanan bir çocuk olmayı diledim.<br />
Ve o şiir düştü aklıma:</p>
<p>“incecikti,<br />
gül dalıydı<br />
dokunsam kırılacaktı<br />
dokunmadım<br />
kurudu<br />
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.<br />
ağaçlar bükmesinler n&#8217;olursun boyunlarını,<br />
neden akşam oluyorum, tren kalkınca?<br />
Kırlangıçlar, birdenbire çekip gidince,<br />
mendiller sallanınca, neden tıkanıyorum?<br />
öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki,<br />
az önceki çiçekler, nasıl da diken diken.<br />
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.<br />
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti<br />
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti<br />
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz.<br />
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı.<br />
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı.<br />
kavaklara oklu yürek çizip duran, o çakı.<br />
nerde şimdi. nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu.<br />
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç…</p>
<p>(*)Hasan HÜSEYİN</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar /  “Benim Bütün Dualarım Sizinle…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-benim-butun-dualarim-sizinle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10232</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Mazi, Kalbimde Bir Yaradır…&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-mazi-kalbimde-bir-yaradir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-mazi-kalbimde-bir-yaradir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 23 Jul 2017 05:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10166</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;ARTIK, YEŞERECEK BİR DALIM YOK&#8221; “İnsan belleği, unutma özürlüdür” diye çok bilinen bir söz vardır, aslı böyle değildir elbette, ben Türkçesini yazdım. Neyi , ne zaman hatırlayacağımız hiç belli olmuyor. Sizi de  ansızın hatırladım işte. Etine dolgun yarı çıplak bedeniniz  dizlerinizin üzerinde, kahkülleriniz alnınıza düşmüş, büyük olasılıkla boyalı, belinize dek uzun saçlarınız, kollarınız başınızın arkasında, yüzünüzde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-mazi-kalbimde-bir-yaradir/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Mazi, Kalbimde Bir Yaradır…&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;ARTIK, YEŞERECEK BİR DALIM YOK&#8221;</p>
<p>“İnsan belleği, unutma özürlüdür” diye çok bilinen bir söz vardır, aslı böyle değildir elbette, ben Türkçesini yazdım. Neyi , ne zaman hatırlayacağımız hiç belli olmuyor. Sizi de  ansızın hatırladım işte. Etine dolgun yarı çıplak bedeniniz  dizlerinizin üzerinde, kahkülleriniz alnınıza düşmüş, büyük olasılıkla boyalı, belinize dek uzun saçlarınız, kollarınız başınızın arkasında, yüzünüzde zoraki bir gülümseme ile, o resimdeki sizsiniz Seher Hanım. Türk sinemasının, zengin kız-fakir delikanlının, iyi niyetli yoksul aşçı- dadı destekli naif aşklarından, bol yanlış anlaşılmalı, entrikalara yenik düşen sevdalılardan kör olanın, yanı başında başka kimlikle yaşayan sevdiğini, gözleri mucizevi bir operasyonla açıldığı ana değin, bırakın kokusundan, sesinden bile tanıyamadığı, o zamanlar için bize saçma gelen, ama şimdi yaşadığımız köşelerden bakıldığında, yüzlerimizde gülümseme yaratan filmlerinden sonra gelen, tiyatro ve komedi oyuncularının, gencecik kadın oyuncuların bolca açık-saçık görüntü verdiği, adları bile tuhaf, sözde erotik film furyasının yaşandığı dönemlerdi. Hep, ikincisi ya da üçüncüsü olduğunuz, ama bir türlü birinci seçilemediğiniz güzellİk yarışmalarından sonra, çeşitli filmlerde , özellikle “baştan çıkaran, kötü ve entrikacı kadın” rollerinde göründünüz bir dönem. Tarkan serisi filmlerinden birindeki,” yılanlı ve kamçılı büyücü kadını” hatırlıyorum. Sonra, sanırım 1970 ‘li yılların başında, “oryantal yıldızlar” arasına yazdırmıştınız adınızı. Daha da sonra, Amerika’da ünlü Playboy dergisine poz veren ilk Türk yıldız olduğunuzu, hatta gece kulüplerinde “giysilerden arınma gösterilerinizle” tanındığınızı okuduğumu da hatırlıyorum, hayal meyal.<br />
Çöküşünüz, seksenli yılların ilk yarısında, çok sevdiğiniz ama bitmeye mahkum bir sevda ile tetiklenmiş ve bol ilaç alarak ilk kez ölme girişiminde bulunmuşsunuz, ama kurtulmuşsunuz.1992 yılında bir gün, lüks semtlerden birinde yaşarken, kapı komşunuza, “Yurt dışına, uzun bir yolculuğa çıkacağınızı, ağabeyinize verilmesini “ bildirerek dairenizin anahtarını bırakmışsınız. Yüzlerce hap ve iki şişe içki ile, ölmeye yatmışsınız kırk dört yaşınızda Seher Hanım. Bu kez başarmışsınız ne yazık ki. Günler sonra, çürümeye yüz tutmuşken bulmuş ağabeyiniz bedeninizi. Ardınızda, ağabeyinize hitaben yazdığınız bir mektup bırakmışsınız:</p>
<p>“…………………&#8230;..daha 15 yaşındayken anlamıştım bu dünyadaki insanların ne mal olduğunu.Nihayet bu iğrenç dünyadan gitmeyi başardım. Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyleselerdi, alay ederdim.. Ben fahişe olmak için yaratılmamışım, hassas ve duygusalım. Öldüğümü kimse bilmesin. Peruklarımı yakıp, küllerini savurun. Müslüman geleneklerine göre gömülmek istemiyorum. Beni beyaz bir bornoza sarıp her yerimi kapatın o kadar&#8221;.</p>
<figure id="attachment_10171" aria-describedby="caption-attachment-10171" style="width: 327px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/seher-seniz.jpg"><img class=" wp-image-10171" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/seher-seniz.jpg?resize=327%2C270" alt="Seher Şeniz" width="327" height="270" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/seher-seniz.jpg?w=623&amp;ssl=1 623w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/seher-seniz.jpg?resize=300%2C248&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 327px) 100vw, 327px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10171" class="wp-caption-text">Seher Şeniz</figcaption></figure>
<p>Son dileğiniz yerine getirilmemiş ama. Yıllarca, bedeninizi  gözleri ile didikleyen, ancak ruhunuza bakmayarak sizi görmeyen bakışlardan kurtulmak içindi belki de beyaz bornozla örtünmek isteğiniz.<br />
Kalsaydınız, nasıl bir yaşlı olurdunuz acaba Seher Hanım? Aynı dönemde, benzer yollarda olduğunuz bazı dönem arkadaşlarınız gibi, “tövbekar” olacaktınız belki. Belki de, sandığınız gibi yalnız yaşlanmayacaktınız, kim bilebilir ki? Sonuçta, hep kırk dört yaşınızda kalmayı ve hiçliği seçtiniz.</p>
<p>Mektubumun başında da belirttiğim gibi, sizi bana hatırlatan ne oldu, inanın bilmiyorum. Nedeni her ne ise, birdenbire düştünüz aklıma. Yıllar önce, hiç yüz yüze gelmediğim, ama iyi bir amaç için sanal alemde yollarımızın kesiştiği bir dost, “siz sanki bir şeyleri, unutulmasın diye bize hatırlatmak için varsınız” demişti. İşin doğrusu, bazı insanları ya da anları unutmamayı seviyorum ben. Sizi de unutmadığıma sevindim. Gitmeyi seçtiğiniz için pişmanlık duymadığınızı ve beyaz ışıklı bir yolda yürüdüğünüzü hayal ediyorum.<br />
Mektubumu sonlandırıyorum ve bu şiiri size sunuyorum.Işıklar içinde, dilediğinizce huzur içinde uyuyun, Seher Hanım…</p>
<p>İNTİHAR<br />
Kimse duymadan ölmeliyim<br />
ağzımın kenarında<br />
bir parça kan bulunmalı.<br />
Beni tanımayanlar<br />
&#8220;Mutlak birini seviyordu&#8221; demeliler.<br />
Tanıyanlarsa, &#8220;Zavallı, demeli,<br />
Çok sefalet çekti&#8230;&#8221;<br />
Fakat hakiki sebep</p>
<p>Bunlardan hiçbiri olmamalı.<br />
(Orhan Veli)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-mazi-kalbimde-bir-yaradir/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / &#8220;Mazi, Kalbimde Bir Yaradır…&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-mazi-kalbimde-bir-yaradir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10166</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 08 Jul 2017 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9949</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hava, mevsim normallerine uygun yağmakta ve henüz sokaklar kalabalıklaşmamışken, yola çıkıyorum, neredeyse seher vaktinde…Her gün dinlemeyi alışkanlık edindiğim radyo programının başlangıcında, ilk kez duyduğum bir şarkı çalıyor. Sözleri, uzak geçmişin kırılgan zamanlarına uzanıyor  : “Bir zamanlar ben de çocuktum, Cebimde misketlerim,  topacım vardı. Komşu teyze, ekmeğe salça sürer, Annem de arada camdan bakardı…” Sokaklarımız vardı,  [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/">Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hava, mevsim normallerine uygun yağmakta ve henüz sokaklar kalabalıklaşmamışken, yola çıkıyorum, neredeyse seher vaktinde…Her gün dinlemeyi alışkanlık edindiğim radyo programının başlangıcında, ilk kez duyduğum bir şarkı çalıyor. Sözleri, uzak geçmişin kırılgan zamanlarına uzanıyor  :</p>
<p>“Bir zamanlar ben de çocuktum,<br />
Cebimde misketlerim,  topacım vardı.<br />
Komşu teyze, ekmeğe salça sürer,<br />
Annem de arada camdan bakardı…”</p>
<p>Sokaklarımız vardı,  hep birlikte  icat ettiğimiz oyunlar oynadığımız arkadaşlarımız  ve  komşu teyzelerimiz vardı, anne yarımız gibi  bizi de kendi çocuklarından ayırmayan, akşam üzerleri hepimize kurabiye, kek, bisküvi,  üzerine salça veya şekerli margarin sürülmüş ekmek dilimleri dağıtan…Annelerimiz, camdan  sarkardı arada evet, seslerinin ulaşabileceği uzaklıkta olup olmadığımızı anlamak için bize seslenirlerdi. Akşam olduğunda, sokakları, pişen yemeklerin kokusu sarardı. O kokular, gizli bir sevinçle doldururdu içimizi ve  bir yere ait olmanın ferahlığını duyardık. Mevsimlerden kış ise, sokağa az çıkılırdı ama yine de hava almak için  güneşin cılız ısısını yaydığı saatlerde, bahçede  dolaşmaya iznimiz vardı. Ayvalara ve narlara dokunurdum ben. Dallardan sarkan, çatlamış narların üzerinde dolaşan  karıncaları izlerdim. Ayva ağacının dibinde kır menekşeleri vardı, yapraklarının arasında saklanırlardı, ancak güneş üzerlerine vurdukça  güzel kokularını duyardım, hafif bir esintide . Ben onları mütevazi insanlara benzetirdim o günlerde de, ne kadar güzel ve eşsiz olduklarının farkında olmayan insanlara…Çiğdemler  vardı bahçede, artık ne menekşelere,  ne de çiğdemlere rastlamıyorum  çiçekçi tezgahlarında…</p>
<p>İlkbaharda, yan bahçedeki erik ağacının dalları önce yeşerir, sonra çiçek açardı.Erikler kendini gösterdiğinde,  duvarın üzerine çıkar, bizim tarafa sarkan dallardaki eriklerden göz kiramı (!)  alırdım  büyük keyifle.</p>
<p>Yaz ayında, bahçemizde babamı ve pişirdiği pabuç köfteleri izlerdik mangal başında bekleyen kediler gibi. Bazen rahmetli ciciannemin köftelerinin kimyon kokusu sarardı bahçeyi. Komşuda pişen  bize, bizde pişen komşuya da düşerdi hep. Gelen tabaklar, asla boş gönderilmezdi bir kez olsun. Evinde yemek yemeye mızmızlanan çocuklar, komşu teyzelerin pişirdiği en basit yemeği bile ziyafetteymiş gibi aşkla yerdi. Yemekler de aşkla pişerdi  biz çocukken. Malzemeler daha doğaldı elbette, ama sevgi daha  fazla  hissedilirdi sanki ve asıl tadı veren de oydu.</p>
<p>Yaz aylarının akşamüstü oyunları, annelerin eve çağıran sesi ile sonlanırdı ve yemek sonrası bahçe sinemasında iki film izlenirdi haftada bir kez. O zamanlar, o filmleri birer külah çekirdekle, alaska –frigo yiyerek eğlenerek izlerdik. Ama şimdi, aynı filmlere televizyon kanallarında gezinirken rastladığımda, takılıp kalıyorum ve  aslında  basit, görece temiz ve saf zamanların yadigarları olduğunu düşünüp hüzünleniyorum.</p>
<p>“Bir zamanlar ben de çocuktum.<br />
Sonra birden büyüdüm, başım göğe erdi.<br />
Bugün aşk var,  yarın düş,  öbür gün iş derken,<br />
Cebimde birikti dünyanın derdi…”<br />
Yeni yetme zamanlarımıza rastlar, Yurdumuzun henüz hazır olmadığı teknolojik nimetlerin fırtınasına tutuluşu…</p>
<p>Müzik dağarcığımızın yanı sıra, seslerin görüntülerinin bizdeki iz düşümlerini   bize çizdirerek hayal gücümüzü geliştiren radyolarımızı terk ederek televizyon günlerine geçtik önce. Siyah –beyaz görüntüleri ile  konuk odalarında, dantel örtülerin altına saklandı önce televizyonlar.</p>
<p>Sonra, renkli televizyon dönemine geçtik. Ne olduysa, çok kanallı dönemlere geçtikten sonra oldu. Hızlı tüketim döneminin ilk işaretidir  bu dönüşüm…</p>
<p>Ev telefonunun, uzun konuşmalarla gereksiz yere meşgul edilmesine kızıldığı zamanlardan, cep telefonlarının  değişen modellerinin hızla izlendiği, modellerin yanı sıra, telefon numaralarının da  değiştirildiği zamanlara eriştik.</p>
<p>Temel tarım ürünlerinin bile ithal edilir olduğu günlerin geleceği, o zamanlar söylenseydi , hiç birimiz inanmazdık. Oldu oysa, muz bahçeleri söküldü,  yerli muzun yerini ithal muz aldı, pirinç hatta patates bile dışarıdan alınır oldu. Dalında meyve görmenin neredeyse mucizeye eş  olduğu zamanların insanı olduk.</p>
<p>Ev yapımı yemekler “moda “ oldu. Annelerin güzelim hamur işleri, tencere yemekleri  dışarıda yenen yemekler arasında yerini aldı. Beslenme alışkanlıkları değişti. Yiyecekler hazır üretilir oldu. Ispanak bile, pek çok sebze gibi  vakumlu poşetlerde tüketime sunuldu.</p>
<p>Sobalar ve kuzineler, önce kömürlü, sonra  petrol türevli, en sonunda doğal gazlı  ısıtma sistemleri ile değişti. Sobaların üzerinde pişen yemekleri,  koku veren portakal, elma kabuklarını  unuttu insanlar…Bir zamanlar, bahçeli bağımsız evlerde yaşarken, toplu yaşam alanlarında, bahçesiz, komşusuz  yeni yaşam biçimlerine geçiş yaptık.</p>
<p>Kitaplar, içeriklerine  ve edebi diline göre değil, “çok satanlar listesinde olup olmamasına göre “ tercih edilirken, yazarlar da, dilimizi güzel kullanmalarına göre değil,  ilahların  parlatmalarının sonucu” büyük “ sıfatını alır oldu, “büyük ödüllerin sahibi olarak…”</p>
<p>Edebiyatımızdaki başarı ölçütlerinin değişmesi ile birlikte, giderek az okuyan, hatta hiç okumayan,   güzelim Türkçemizi, uydurma  ve kısa sözcüklerle değiştirerek kendi aralarında  anlaşan, yaşamı göz ucu ile izleyen, irdelemeyen,  dünya görüşü belli  temellere dayanmadan,  gözü kapalı  otoriteye uyan, bir başka anlamda güce tapan, sadece gördüğüne bile değil, görebildiğine inanan, ak ve kara dışındaki grinin varlığını aklına bile getirmeyen, dolayısı ile  uzlaşmayan, anlaşmayan, yargılayan, hep anlaşılmayı bekleyen ama anlamaktan kaçınan, giderek insafsızlaşan   insanlar çoğaldı yaşamlarımızda. İşin kötüsü,  kendilerinin dışındaki yaşamları da kendi dar dünyalarında var olmak zorunda bıraktılar. Ve bütün bunlar birden bire olmadı.</p>
<p>“Artık kafam tıklım tıklım kalabalık<br />
Masamdaki kül tablası kadar<br />
Yani efkar</p>
<p>Ah bu akşam İstanbul gibiyim halim yok ölmeye<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim doyamam sevmeye<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim gelemem bekleme<br />
Ah bu akşam İstanbul gibiyim dönemem geçmişe…”</p>
<p>Şimdi  bizim dışımızda şekillenen, bizi içine çekmeye çalışan dar dünyaların dışında, olağan-olağandışı olanlara dair bildiklerimizi  sorgulamak zorunda kaldığımız çemberlerin dışında kalmaya çalışarak, geçmişten gelen birikimlerimize  sarılıyoruz ve onları da hızlıca tüketiyoruz. Ve bazen, tıpkı bu şarkıyı dinlediğim şu anda olduğu gibi, bugüne ait bir ses  bizi uzak geçmişin temiz,saf  anılarına gönderebiliyor. Üstelik, tam da günlük sıradan yaşama başlamak üzereyken… Özlem, hüzün, öfke ve her şeye karşın, inatla unutmamaya, vazgeçmemeye  bir kez daha karar vererek, benim gibi düşünenlerin hiç te az sayıda olmadığına ve bu mektubun sahiplerine ulaşabileceğine yürekten inanarak, şarkıyı internet aracılığı ile bulup tekrar dinliyorum, hem de birkaç kez…</p>
<p>“Ah bu akşam İstanbul gibiyim dönemem geçmişe…”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/">Sahibine Ulaşabilecek Mektuplar / “Ah, Bu Akşam İstanbul Gibiyim…”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasabilecek-mektuplar-ah-aksam-istanbul-gibiyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9949</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Jul 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9943</guid>
				<description><![CDATA[<p>“YALNIZLIK SENFONİSİ” “ONLAR YANLIŞ BİLİYOR” “GEÇTİ, GEÇTİ YILLAR… GÖNÜLLERDE KALAN, HATIRALARLA ŞARKILAR…” Dostlarla buluşma öncesinde, zaman geçirmek için girdiğim  müzik dükkanında rastladım size. Sevinçli değil, aksine huzursuz bir telaş içindeydiniz. Sesiniz çok tedirgin, elleriniz beceriksiz, büyük kutudaki cd ya da kasetleri yerleştirmeye çalışan dükkan sahibine yardım etmeye çabalıyordunuz. Sonunda pes eden satıcı;” Sakin olun lütfen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“YALNIZLIK SENFONİSİ”<br />
“ONLAR YANLIŞ BİLİYOR”<br />
“GEÇTİ, GEÇTİ YILLAR… GÖNÜLLERDE KALAN, HATIRALARLA ŞARKILAR…”</p>
<p>Dostlarla buluşma öncesinde, zaman geçirmek için girdiğim  müzik dükkanında rastladım size. Sevinçli değil, aksine huzursuz bir telaş içindeydiniz. Sesiniz çok tedirgin, elleriniz beceriksiz, büyük kutudaki cd ya da kasetleri yerleştirmeye çalışan dükkan sahibine yardım etmeye çabalıyordunuz. Sonunda pes eden satıcı;” Sakin olun lütfen “ dedi” bırakın ben yapayım” . Sesinizdeki tedirgin hava, bedeninizden yayılan telaş, beni yüzünüze bakmaktan alıkoydu. Sizi fark etmemiş gibi yapıp, 45’lik plak çekmecelerinin içinde kaybolmayı yeğledim. Uzunçalarların bulunduğu dar koridorda, tam orta yerde bırakılmış, büyük pazar arabasının içine konan kutu ile çıktığınız dükkana, on dakika sonra geri döndünüz. Satıcıya tutuk, kısa sözcüklerle: “O-ootuz beş li-lira demiştiniz, değil mi e-efendim?” dediniz. “Ben kutudakileri s-ssiize sat-satmaya karar verdim.” O zaman anladım, kutuda her ne varsa biraz daha fazla bir bedele satmak için, pasajdaki diğer müzik satıcılarına da gösterip fiyat alarak geri döndüğünüzü. Otuz beş liranızı kasadan çıkaran satıcıya : ” B-beş lirası bo-zuk olabilirse, minnettar olurum efendim” dediniz. Siz paranızı cüzdanınıza yerleştirirken, satıcı : “Uzun zamandır görmüyordum sizi” dedi. “A-aanneciğim vefat edeli beş yıl oldu. Eskisi kadar çıkmıyorum dışarıya.” Sonra birden, “Be-e-nim h-hiçç kimsem yokk” dediniz “Kardeşim yok, akrabam yok, hiç arkadaşım yok. Hi-içç evlenmedim de. Bu işler kı-ısmet işi. Evlen-ebill-seydimm iyiydi, ha-ala da kurtuluşum olur diye düşünüyorum. A-ama dediğim gibi, k-kısmet” dediniz. Kırgın, yalnız sesinizdeki belli belirsiz ümit, havada asılı kaldı, duydum. Satıcı: “ Evlenmek istiyorsanız, evden dışarı çıkmalısınız” dedi.” Evde oturursanız, kısmet gelip sizi bulmaz ki. Çıkın dışarı, sosyalleşin .” İçimden; “dışarı çıkmak, her şeyden önce para ister. Yalnızlığa bile alışamamış insan için, insanların arasına karışmak ta cesaret gerektirir “ diye geçirdim. Dışlanma olasılığınız büyük gibi göründü gözüme, sizin adınıza ürktüm bu düşünceden.</p>
<p>“yalnızlığın kadarsın<br />
yalnızlığın mis kokmalı<br />
yalnızlık dediğin büyük bir zindan<br />
dünyanın en kalabalık zindanı<br />
dinden imandan çıkarır<br />
ama öyle bir adam eder ki insanı.“</p>
<p>demiş Bedri Rahmi, ama sizin yalnızlığınız, sanki imdat çığlığıydı ve hiç te mis gibi kokmuyordu. O şarkıdaki gibi, “onlar yanlış biliyordu” işte. Yalnızlığı kaldırabilmek, bir başınalığı severek, iç dünyanın renklerini gökkuşağına dönüştürebilmek, ruha göre değişir.Kimi insan, yalnız olmayı seçer, canı istediğinde bir eşlikçiyi kabul eder. Bu bir başka yalnız ruh olabilir veya sanattır eşlikçisi ya da şarkıdaki gibi” sarıldığı kadehlerdir.” . Bazen, olduğu gibi var olmayı, veya yok olmayı da seçebilir. Sizin yalnızlığınızda, az da olsa ümit vardı . O ümit, “Uçan kuşlara, martılara eşlik edebilir miydi, veya yeşil tatlı bir baharda, gülen bir sevdalı girebilir miydi yaşamınıza?” Kim bilir…<br />
Plak çekmecelerinden başımı kaldırmadım siz konuşurken. Ama sesleri dikkatle dinledim. Özellikle ,satıcının sesini. Size, kısmetinizin çıkması için sosyalleşmenizi öğütlediği ses tonunda en küçük bir alay sezseydim, çekmeceyi itip dükkandan çıkmaya hazırdım. Ama ses çok ciddiydi neyse ki. “Yine size getireceğim bunlardan” dediniz.” Çok var daha elimde” Satıcı, siz çıkarken kapıyı açtı ve kapattı ardınızdan. Görünmez olmayı seçtiğim köşeden başımı kaldırdım, özellikle baktım satıcının gözlerine. Hayır, yine en küçük bir hafifseme yoktu. Aksine, belli belirsiz bir acı geçti, gördüm..” Dediğinden de yalnız olmalı” dedim.” En özel çözümünü, belki de özlemini sizinle paylaşabildiğine göre.” Satıcı başını salladı:” Annesini de, bu hanımı da uzun yıllar öncesinden tanırım “ dedi. “ Birlikte gelirlerdi buraya.”</p>
<p>Size benzer bir anne –kız tanımıştım ben çocukluğumda. Ben küçüktüm, onlar kocamandı. Dedemlerin eski komşuları oldukları ve eskiden çok varlıklı bir aileye üye oldukları anlatılmıştı. Yaşı geçkin kız, diğerine “abla “ derdi. Çok sonradan, kızın sonu hüzün ve yalnızlıkla biten bir aşkın, evlilik dışı ürünü olduğunu öğrenecektim. Anne, kızının genç ve güzelken evlenmesine karşı çıkmıştı : “Sen evlenirsen, bana yaşlanınca kim bakar?” Bunu açıkça dile getirmekten de hiç çekinmemişti. O, sözde şen şakrak, özde çileli ömrünü tamamladı çoktan. Ama kızı, şimdilerinde seksen beşine varmış olmalı. Son yirmi yılda tanıdığı bir ailenin emektarı. Sizin öykünüzdeki anne, belki de aynı düşüncede olmamıştır.Belki de biricik prensesine talip olacak “doktorların, mühendislerin” gelip kapınızı çalmasını beklerken geçmiştir yıllar. “Gönüllerde kalan, hatıralarla şarkılar “ size. Nitekim, belki de o yılların, ümitlerinizin tanığı şarkıları satıyorsunuz şimdi.<br />
Üç plak seçtim, bedelini ödedim ve çıktım “gölgesi ağırlaşan dükkandan” .</p>
<p>Aklıma O şiir takıldı, babamın sevgili arkadaşı –nur içinde uyusun-Ahmet Necdet amcadan :<br />
En sevdiğim şiirlerden. Yalnız yaşamış, kendini ifade edememiş, sevgilere çiçekler açtırabilecekken, köşeciğinde, sadece kedisinin sıcaklığı ile avunarak ölmüş, tanıdığımız, tanıyamadığımız bütün &#8220;Zekavet&#8217;ler&#8221; için&#8230;</p>
<p>ZEKAVET HANIMA GAZEL</p>
<p>Kimdi / neyin nesiydi / geriye nesi kaldı?<br />
Hiçkimse&#8217;nin gülüydü / ki hiçkimse&#8217;si kaldı.<br />
Geçen yazla birlikte uçup gitmişti kuşlar,<br />
Sonbahara dökülen o yorgun sesi kaldı.<br />
Sevmiş miydi / umulur / ama hiç sevilmedi.<br />
Yüzünde bir kırgın&#8217;ın acı gamzesi kaldı.<br />
Kediler taht kurmuştu eprimiş yüreğine,<br />
Balkonda sardunyası ve mor lâlesi kaldı.<br />
Şimdi morgdan sarkıyor O&#8217;nun sevecen eli.<br />
Hepsinin üzerinde, sıcak nefesi kaldı.(Ahmet Necdet)</p>
<p>Gerçek adınızı bilmiyorum, Ümit olsun, Neşe olsun ama sakın Zekavet olmasın. O cılız gibi görünen ümide tutunun lütfen. Sizi o bağlayacaksa yaşama, belki de hiç rastlamayacağınız beyaz atlı kısmetinizi düşleyin. Düşlemekten vazgeçmeyin. İnsandan önce hayalleri ölür çünkü. Sakın vazgeçmeyin. Sakın…<br />
“Anladım, sonu yok yalnızlığın.<br />
Her gün çoğalacak.<br />
Her zaman böyle miydi? Bilmiyorum&#8230;<br />
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak.<br />
Alışır her insan alışır zamanla,<br />
Kırılıp incinmeye.<br />
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp,<br />
Yeniden ayağa kalkmak…”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Yalnızlık Senfonisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-yalnizlik-senfonisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9943</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Al Sazını Sevdiceğim Şen Hevesinle</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-al-sazini-sevdicegim-sen-hevesinle/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-al-sazini-sevdicegim-sen-hevesinle/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Jun 2017 07:23:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kanarya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Müzikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9799</guid>
				<description><![CDATA[<p>“AL SAZINI SEVDİCEĞİM, ŞEN HEVESİNLE, ÇAL, SÖYLE O ŞARKIYI, SEVDALI SESİNLE…” Sizi çok uzak zamanlardan bu yana tanıyorum Sadri Bey. Sanıyorum, bende kalan ilk görüntüleriniz, Turist Ömer filmlerinize ilişkin. Üzerinizde, genellikle desenli, yakası -bağrı açık gömlek, açık renk pantolon ve başınızda, kenarı eğri, hatta size küçük gelen bir şapka, yüzünüzde, incecik bıyığınızın altına yapışmış o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-al-sazini-sevdicegim-sen-hevesinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Al Sazını Sevdiceğim Şen Hevesinle</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“AL SAZINI SEVDİCEĞİM, ŞEN HEVESİNLE, ÇAL, SÖYLE O ŞARKIYI, SEVDALI SESİNLE…”</p>
<p>Sizi çok uzak zamanlardan bu yana tanıyorum Sadri Bey. Sanıyorum, bende kalan ilk görüntüleriniz, Turist Ömer filmlerinize ilişkin. Üzerinizde, genellikle desenli, yakası -bağrı açık gömlek, açık renk pantolon ve başınızda, kenarı eğri, hatta size küçük gelen bir şapka, yüzünüzde, incecik bıyığınızın altına yapışmış o gülümsemeniz. Eliniz, yüzünüzün ortasında, şapkanızın ucuna dikey, meşhur selamınız.</p>
<p>Kıyıda köşede kalmış, görüntüde hep kaybetmeye mahkum olanların, ama sonunda, hep ummadıkları kadar mutlu olmaları kaçınılmaz sıradan insanların, bilinen öykülerinin alçak gönüllü kahramanıydınız. Benzer bir kaybedeni, asfalt Osman’ı canlandırdığınız,” Serseriler Kralı” filminde, iki ayrı mahalle takımının maçında, hakem bulunmaması nedeni ile, golünüz, karşı takımın itirazı ile sayılmayınca, hemen sonrasında attığınız golün kabul edilmesi için, kendinizi paralarcasına dillendirdiğiniz, “bu da mı gol değil, ha, bu da mı gol değil?” repliğini bugün bile hatırlarız.</p>
<p>Bazı filmlerinizde, şarkıcı olurdunuz, sesinize çok yakışan, genellikle dert yüklü şarkılar söylerdiniz: Sevdiğiniz, ama sevilmediğiniz, hatta, kaderin acıklı bir cilvesi ile, en yakın arkadaşınızı seven esas kızı düşünürken, kendinizi sokaklara vurduğunuzdaki şarkı, “ Şarkılar seni söyler” veya, yıllar önce sizi aldattığını sanarak, nefret ettiğiniz, fakat, ama, heyhat, aslında sizi hiç aldatmamış eski eşinizi anarken söylediğiniz, “Ben seni unutmak için sevmedim…”</p>
<figure id="attachment_9803" aria-describedby="caption-attachment-9803" style="width: 443px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/ahgüzelistanbul.jpg"><img class=" wp-image-9803" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/ahgüzelistanbul.jpg?resize=443%2C289" alt="Ah Güzel İstanbul" width="443" height="289" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/ahgüzelistanbul.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/ahgüzelistanbul.jpg?resize=300%2C196&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/ahgüzelistanbul.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/ahgüzelistanbul.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 443px) 100vw, 443px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9803" class="wp-caption-text">Ah Güzel İstanbul</figcaption></figure>
<p>Ama benim için en unutulmaz filminiz, “Ah Güzel İstanbul” ve o filmle özdeşleşmiş şarkı:” Al sazını sevdiceğim, şen hevesinle…” o filmde, orta yaşı aşmaya yüz tutmuş, ailesi eskiden zengin, şimdi yoksul, çalışmaktan hoşlanmayan,görmüş geçirmiş İstanbul beyefendisi Haşmet İbriktaroğlu’ydunuz. Ünlü olmanın hevesi ile, köyünden gelip, İstanbul’da şaşkınca kal kalmış, saf kıza kol kanat gererken, beklenmedik bir sevdaya tutuluyordunuz. Bir tarafta, hayal ettiği yaşama doğru gitmeye can atarken, Haşmet’in ilgisini ve derinliğini fark etmekten çok uzak Ayşe , bir tarafta, geçmişte sahip olduğu, hızla ellerinden kayıp gitmiş maddi-manevi değerlerini özleyen, karamsar, yılgın Haşmet, bir tepeden, İstanbul manzarasını izlerler. Uzaklardan bir vapur geçer sessizce, sanki Haşmet’in tüm değerleri ve özlediklerini de yüklenmiştir o vapur ve fonda o şarkı çalar, “ Al sazını sevdiceğim…” Ne güzeldir o sahne…</p>
<p>İyi bir tiyatro oyuncusu olduğunuzu ve edebiyatla, özellikle şiirle iç içe olduğunuzu biliyordum, eşinize hep tutkun olduğunuzu da. Yıllar sonra, bir romana, ailece konu olacağınızı ise, hiç kimse bilmiyordu. Sizinle bir romanda karşılaşmak güzeldi Sadri Bey. Sanırım, kitabın yazarı da yazarken keyif almıştır. belki de sizi yakından tanıyarak gözlemleme, hatta derin akşam sohbetleri paylaşma fırsatı da bulmuştur, kim bilir?</p>
<p>Sinema, tiyatro, edebiyat, bir ihtimal resim, fotoğraf ne çok, ne renkli ilgi alanlarından beslenmişsiniz. Canlandırdığınız karakterlerin bu kadar sahici gibi durması, insanların sizi hep, o karakterler gibi, alçak gönüllü, içten, iyi ve renkli biri olarak benimsemesi , hep birikimlerinizden kaynaklanmaktaydı.<br />
Şimdilerde, insanların ünlü olması, an meselesi Sadri Bey. Andy Warhol’un dediği gibi, herkes, on beş dakikalığına meşhur olabiliyor günümüzde. Öyle ki, hiç tanımadığımız birinin adının önüne,” ünlü” kelimesi konduruluveriyor ve hangi yeteneği ile ünlü olarak kabul edildiğini merak bile etmiyoruz. Sizin zamanınızdaki gibi, yeteneğin, birikimle desteklendiği, bir kabul edilme durumu yok ortada maalesef.<br />
Benim gibilere de, size ve temsilcisi olduğunuz değerlere dair, giderilmesi zor- hatta giderek olanaksız- özlemler duymak düşüyor.</p>
<p>Ama emin olun, bu gol, Sadri Bey. En güzelinden hem de…</p>
<p>Işıklar içinde yatın.</p>
<p>İMZA:Eski ve iflah olmayacak hayranlarınızdan, Öznur Eren Kanarya.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-al-sazini-sevdicegim-sen-hevesinle/">Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar/ Al Sazını Sevdiceğim Şen Hevesinle</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sahibine-ulasmayacak-mektuplar-al-sazini-sevdicegim-sen-hevesinle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9799</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
