<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Shakespeare &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/shakespeare/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 23:47:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Hamlet Tiyatro Oyunu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hamlet-tiyatro-oyunu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hamlet-tiyatro-oyunu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 26 Apr 2017 06:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Moda Sahnesi]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9024</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar, Bu sene Moda Sahnesi ile tanışmak benim açımdan çok iyi oldu çünkü kadrosuna, oyunlarına baktığınız zaman kaliteli, eğlenceli, güzel. Kesinlikle programına bir göz atmanızı tavsiye ediyorum. Tiyatronun yanında sinema seansları, seminerleri de var. Hamlet Gelelim oyunumuza; Hamlet. Hamlet, Shakespeare&#8216;in en bilinen tiyatro oyunlarından biridir. &#8221;Olmak Ya da Olmamak İşte Bütün Mesele Bu&#8221; desem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hamlet-tiyatro-oyunu/">Hamlet Tiyatro Oyunu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhabalar,</p>
<p>Bu sene <strong>Moda Sahnesi</strong> ile tanışmak benim açımdan çok iyi oldu çünkü kadrosuna, oyunlarına baktığınız zaman kaliteli, eğlenceli, güzel. Kesinlikle programına bir göz atmanızı tavsiye ediyorum. Tiyatronun yanında sinema seansları, seminerleri de var.</p>
<h2>Hamlet</h2>
<p>Gelelim oyunumuza; <strong>Hamlet</strong>. Hamlet, <em>Shakespeare</em>&#8216;in en bilinen tiyatro oyunlarından biridir. &#8221;Olmak Ya da Olmamak İşte Bütün Mesele Bu&#8221; desem hatırlasanız heralde. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Moda Sahnesi bu ünlü, ağır oyunu çok farklı bir şekilde seyirci karşınıza sunmuş.</p>
<figure id="attachment_9026" aria-describedby="caption-attachment-9026" style="width: 230px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/hamlet-oyunu-afis.jpg"><img class="size-full wp-image-9026" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/hamlet-oyunu-afis.jpg?resize=230%2C328" alt="Hamlet, Moda Sahnesinde tiyatro severlerle buluşuyor." width="230" height="328" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/hamlet-oyunu-afis.jpg?w=230&amp;ssl=1 230w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/hamlet-oyunu-afis.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w" sizes="(max-width: 230px) 100vw, 230px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9026" class="wp-caption-text">Hamlet, Moda Sahnesinde tiyatro severlerle buluşuyor.</figcaption></figure>
<p>Oyunu izlediğim zaman karşımda bir <strong>Hamlet</strong> izleyeceğimi düşündüm veya kendime &#8221;Ne kadar değiştirebilirler ki?&#8221; dedim fakat gerçekten bambaşka olmuş. Ana konuya sadık kalarak biraz ağır biraz komik bir tiyatro oyunu oluşmuş. İzlerken pür dikkat izlemeye, anlamaya çalıştım fakat yerde koptum. Belki de o gün ki ruh halimden dolayıdır bilemiyorum ama fazla beğenemedim. Buna rağmen arkadaşım ve dışarı çıktığım zaman izleyenlerden duyduğum kadarı ile oyun baya beğenilmiş.</p>
<p>Emeğe her zaman saygım vardır. Hatta bu tarz değişimler klasik oyunlara iyi geliyor, seyirci kalıp bir tiyatro metni izlemiyor. Ne olursa olsun zevk meselesi. Sadece o gün benim gibi modunuz düşükse veya kendinizi veremeyecek gibiyseniz hiç gitmeyin onun yerine Kadıköy&#8217;ün güzel caddelerinde gezin ama Moda Sahnesi&#8217;ne uğrayıp programlarına bir göz gezinmeyi unutmayın. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<h2>Hamlet Oyunu Hakkında</h2>
<p>Detaylı bilgi için; <a href="http://www.modasahnesi.com/hamlet">http://www.modasahnesi.com/hamlet</a></p>
<ul>
<li>Yazan: William Shakespeare</li>
<li>Çeviren : Onur Ünsal – Emre Adıyaman</li>
<li>Yöneten : Kemal Aydoğan</li>
<li>Sahne Tasarımı : Bengi Günay</li>
<li>Işık Tasarımı : İrfan Varlı</li>
<li>Afiş Tasarımı: Cem Dinlenmiş</li>
</ul>
<h3>Hamlet Oyuncuları</h3>
<ul>
<li>Hamlet : Onur Ünsal</li>
<li>Gertrude : Esra Kızıldoğan</li>
<li>Ophelia : Kübra Kip</li>
<li>Claudius : Murat Tüzün</li>
<li>Polonius, Osric : Timur Acar</li>
<li>Laertes, Guildenstern : İnan Ulaş Torun</li>
<li>Horatio, Rosencrantz : Çağlar Yalçınkaya</li>
<li>Hayalet, Oyuncu Kral : Mert Şişmanlar</li>
<li>Oyuncu Kraliçe, Mezarcı : Alper Baytekin</li>
<li>Süre: 2 perde 120&#8242;</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hamlet-tiyatro-oyunu/">Hamlet Tiyatro Oyunu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hamlet-tiyatro-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9024</post-id>	</item>
		<item>
		<title>12. Gece Tiyatro Oyunu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/12-gece-tiyatro-oyunu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/12-gece-tiyatro-oyunu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 19 Mar 2017 07:30:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Baran Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8559</guid>
				<description><![CDATA[<p>Herkese merhabalar, Tiyatro bileti alacağım zaman genellikle şehir veya devlet tiyatrolarını tercih ediyorum. Fakat bu sene hiç devlet tiyatrosuna gitmedim. En kısa zamanda gitmek istiyorum fakat şu aralar şehir tiyatrolarını tercih ediyorum. Her ay yeni oyunlar geliyor, özellikle müzikal. Yani en sevdiğim tür. Her birini ayrı ayrı incelemenizi öneririm. Mutlaka sevebileceğiniz bir oyun çıkacaktır. Yazım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-gece-tiyatro-oyunu/">12. Gece Tiyatro Oyunu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhabalar,</p>
<p>Tiyatro bileti alacağım zaman genellikle şehir veya devlet tiyatrolarını tercih ediyorum. Fakat bu sene hiç devlet tiyatrosuna gitmedim. En kısa zamanda gitmek istiyorum fakat şu aralar şehir tiyatrolarını tercih ediyorum. Her ay yeni oyunlar geliyor, özellikle müzikal. Yani en sevdiğim tür. Her birini ayrı ayrı incelemenizi öneririm. Mutlaka sevebileceğiniz bir oyun çıkacaktır.</p>
<p>Yazım en son gittiğim <strong>12. Gece</strong> adlı oyun ile ilgili.</p>
<h2>12. Gece</h2>
<p><strong>12. Gece</strong>, <em>Shakespeare</em>&#8216;nin güzel bir komedi oyunu. İkiz kardeşler Viola ve Sebastian bir gemi kazasında geçirdikten sonra birbirlerinin öldüğünü sanırlar. Viola, kardeşinin kılığına girerek işe girer. Patronu onu sevdiği kadına -Olivia- giderek kur yapmakla görevlendirir fakat Viola patronuna, Olivia ise Viola&#8217;ya -erkek sandığı- aşık olacak ve işler iyice karışacaktır.</p>
<p><strong>12. Gece</strong> bütün kalıpları yıkan, her türlü teknolojinin, değişikliğin kullanıldığı bir tiyatro oyunu. Farklı farklı şeyler denenmiş. Kamera çekimi, sahneler arası geçişi sağlayan aynalar, değişik bir hava kazandıran müzikler, yan kulisin olmamasından dolayı oyuncuların giriş – çıkışların izlenilmesi, çekilen vidyolar, canlı orkestra, ışık kullanımlarının büyüsü, büyük büyük dekorlar&#8230;Çok değişikti gerçekten. Hatta bazen oyundan koparak dekoru, kullanılan teknikleri izlemeye, nasıl yapıldıklarını düşünmeye başladım.</p>
<figure id="attachment_8560" aria-describedby="caption-attachment-8560" style="width: 439px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/12-gece.jpg"><img class="size-full wp-image-8560" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/12-gece.jpg?resize=439%2C612" alt="12. Gece" width="439" height="612" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/12-gece.jpg?w=439&amp;ssl=1 439w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/12-gece.jpg?resize=215%2C300&amp;ssl=1 215w" sizes="(max-width: 439px) 100vw, 439px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8560" class="wp-caption-text">12. Gece</figcaption></figure>
<p>Oyunun sonunda kafamda bazı sorular belirmeye başladı. Herkes benim gibi sevmiş midir acaba? Metni bildiğim için anladım fakat izleyenlerin kaçırdığı yerler olmuş mudur? Bence olmuş olabilir Çünkü kalıpların dışına çıkan bir oyun. O kadar farklı bir tarzda ki oyunun konusunu kaçırabilmeniz muhtemel. Durum böyle olunca bana göre herkesin sevebileceği tarzda bir oyun değil bence. Ne şekilde beklenti ile gittiğinize bağlı biraz sevip sevemeyeceğiniz. Normal, sakin, bilinen kurguya sahip, sade ve klasik bir oyuna gitmek istiyorsanız listenizin sonlarında yer almalı 12. Gece çünkü bahsettiğim gibi farklı bir tiyatro oyunu.</p>
<p>Sonuç olarak; sevedebilirsiniz sevmeyedebilirsiniz. Ama sevmemeniz nedeni kalıpların dışına çıktığı için olacaktır yoksa oyunculuklardan tutunda müzik, dekora kadar her şey çok güzeldi ve belli ki büyük emek harcanmıştı.</p>
<p>Oyunumuzun bilgilerine gelince;</p>
<ul>
<li>Yazan: WILLIAM SHAKESPEARE</li>
<li>Çeviren: ZEYNEP AVCI</li>
<li>Yöneten: SERDAR BİLİŞ</li>
<li>Sahne Tasarımı: GAMZE KUŞ</li>
<li>Kostüm Tasarımı: GAMZE KUŞ</li>
<li>Işık Tasarımı: CEM YILMAZER</li>
<li>Müzik: ÇIĞDEM ERKEN</li>
<li>Koreografi: CANDAŞ BAŞ</li>
<li>Efekt: GÖKÇE SELİM</li>
<li>Yönetmen Yardımcısı: BERK SAMUR, DOĞAN ŞİRİN, DOLUNAY PİRCİOĞLU</li>
<li>Süre: 110 DAKİKA/TEK PERDE</li>
</ul>
<p>Oyuncular: Bennu Yıldırımlar, Berk Samur, Doğan Şirin, Erkan Sever, Ersin Umulu, Eylül Soğukçay, İsmet Şahin, Kubilay Penbeklioğlu, Levent Öktem, Mana Alkoy, Özge Özder, Pınar Aygün, Seda Fettahoğlu, Senan Kara, Tolga Yeter</p>
<p>İyi Seyirler.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/12-gece-tiyatro-oyunu/">12. Gece Tiyatro Oyunu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/12-gece-tiyatro-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8559</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatın Gücü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 Feb 2017 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Dede Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT Nağme Radyosu]]></category>
		<category><![CDATA[Vivaldi]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7205</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vivaldi’nin dört mevsim konçertosu ya da Dede Efendi fasılları beni benden alıp götürdü; ta ki uzaklara bir yere bıraktı. 16.yüzyılda geziniyorum, adeta… 1533 -1603 yıllarında İngiltere Britanya Krallığında söz sahibi olan I. Elizabeth sanata sanatçıya çok büyük hürmet göstermiş kendisini hicvedip eleştirenlere karşı son derece tahammül göstermiş onlara hoşgörüyle davranmıştır. Bu sanatkarların başında da William [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/">Sanatın Gücü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vivaldi</strong>’nin dört mevsim konçertosu ya da <em>Dede Efendi</em> fasılları beni benden alıp götürdü; ta ki uzaklara bir yere bıraktı. 16.yüzyılda geziniyorum, adeta… 1533 -1603 yıllarında İngiltere Britanya Krallığında söz sahibi olan I. Elizabeth sanata sanatçıya çok büyük hürmet göstermiş kendisini hicvedip eleştirenlere karşı son derece tahammül göstermiş onlara hoşgörüyle davranmıştır. Bu sanatkarların başında da William Shakespear gelir. Döneminde olduğu kadar kendisinden sonraki dönemleri de etkisi altına alabilen tiyatro üstadı Shakespear de kraliçe hakkında yeri geldiğinde eleştirinin dozunu kaçırmıştır. Böyle olmasına rağmen kraliçe bizzat oyunlarını izlemeye gelir, yapılan eleştiriler karşısında sanatçının elbette bir farklılığı olacak,farklı düşünce tarzına sahip olmasını destekliyorum, şeklinde yorumlar yaparmış. Bu hoşgörüye sanata duyulan hürmet denilir. Sanatın gücü bir kraliçenin gücünün üstüne geçebiliyorsa o ülkede düşünce özgürlüğü var demektir. Sanat, yalnızlıkla kalabalığın arasında sıkışmışken en bunaldığımız zamanda bizi alıp dünyanın ötesine götürür. Sonlu yaşamda sonsuzluğu sanat ile elde ederiz. Bir resim bir yazı bir şiir gibi nice el emeği göz nuru zanaat çalışmaları bizi olduğumuzdan çok daha güçlü kılar, bizi var olan her negatif düşünceden arındırır.</p>
<p>Geçenlerde <strong>TRT Nağme Radyosu</strong>’nda Rüya Gibi programını dinliyordum. Belgin Gök Murat Kadir Gök Ankara Radyo sanatçılarının hazırladığı sanat müziği ruhen de iyi geliyor. Aynı fikirlerde bir dinleyici Belgin Hanım’a ,’ sizi dinlerken panik atak hastalığımdan kurtuldum’, demiş. Hakikaten sanat böylesine bir güçlü iksirdir ki zaman içerisinde değiştiğimizi kendimiz de fark ederiz.</p>
<p>Yukarıda bahsetmiş olduğumuz kraliçenin de sanat ve sanatçıya duyduğu ilgi ve onlara gösterdiği anlayış da sanırım biraz önce bahsetmiş olduğum iksir ile ilgilidir. Ülkesine hükmeden bir kraliçenin gücünü sanattan alıyor olması şaşırtıcı gelmiyor. Sanat ile terapi sanat ile şifacılık insanlık tarihi kadar eskidir. İbn-i Sina çoğu tedavisinde musikinin kullanılmasını önermiştir. Bir su sesi bir kuş sesi de kendi içinde bir müziği barındırır. Kelimelerin tınısı tılsımı notaların dansı bize iyi gelir,çünkü çok daha iyi sağlıklı ve güçlü olabiliriz.Sanat bu kadar değerliyken bizim kendi ülkemizde hakkettiği değeri bulamıyor oluşu hem üzücü hem de endişe vericidir. Sanat siyaset dilini yumuşatabilir sanatın sesi siyasetin sesinden daha çok çıktığı zaman işte o zaman o ülkede sanatın gücünden bahsedilir, tıpkı I. Elizabeth dönemi gibi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/">Sanatın Gücü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatin-gucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7205</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Seni At!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Akpınar]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Alasya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6700</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat öyle bir gizemli bir sihirdir ki kim hakikaten ciddi anlamda sanat ile ilgilenirse onun dönüşümü kaçınılmazdır. Sanat ile tüm kapris ve bencilliklerimiz sona erecektir. Toplumsal açıdan da başka toplumlara karşı daha farklı bakış açıları geliştirebileceğiz. Her toplumun kendine has bir sanat görüşü vardır. Bir toplumu da bu yönü muhakkak farklı ve değerli kılar. Ancak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/">Sanat Seni At!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sanat</strong> öyle bir gizemli bir sihirdir ki kim hakikaten ciddi anlamda sanat ile ilgilenirse onun dönüşümü kaçınılmazdır. Sanat ile tüm kapris ve bencilliklerimiz sona erecektir. Toplumsal açıdan da başka toplumlara karşı daha farklı bakış açıları geliştirebileceğiz.</p>
<p>Her toplumun kendine has bir <strong>sanat görüşü</strong> vardır. Bir toplumu da bu yönü muhakkak farklı ve değerli kılar. Ancak toplumlar birbirinden yine de sanatın ışığıyla beslenip zenginleşirler. Globalleşme yani koca dünyanın küçük bir kasabaya dönüşümü de yine sanatın evrenselliğiyle yakından ilgilidir. Sadece bizim yerel sanatımız değerlidir, üst başlığı ile yapılan tüm yorumlar bir müddet bizi idare etse de kısa zamanda kısır döngü yaşarız. Bakınız ne diyor <strong>Celaleddin Rumi</strong>: “Bir ayağınız kendi değerlerinizde diğer ayağınız başka kültürlerde olsun. Pergel misali olup tüm toplumları kucaklayınız…” Gönül insanı ne güzel özetlemiş. Aslında gönül insanları gibi tarihte yaşanan her bir vakıa bizim için bir eğitmendir. Mesela biliyor muydunuz, İngiltere’yi güçlü bir krallık haline getiren 1. Elizabeth, sanata sanatçıya çok değer vermiştir.  Kendisini çok hiciv eden <strong>Wilheam Shakespeare</strong>‘i  alkışlamıştır. 16.yy.dan günümüze aktarılan bu tarihi bilgi ışığında bir de günümüzün liderlerine bakalım. En ufak bir karikatürden dolayı mahkemeye başvurup sanatsal hoşgörüye sahip olunmaması… Büyük devletlerin hep ufukları geniş olmuş sanatın her çeşidini desteklemişlerdir.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının en önemli nedenlerinden biri de pergel misali olmayıp çağını takip edemeyerek ilim ve sanattan kopmasıdır. Fikir dünyasını farklılıklara kapatması çağını takip edememesi koskoca bir devletin yıkılıp tarihten silinmesini hızlandırmıştır.  Artık yabancı oyunlar ülkemizde oynanmayacak haberini okuduğum zamandan beri farklı bir endişe içindeyim. İlk paragrafta da belirtmeye çalıştığım gibi bir milletin elbette ki kendine has sanatsal dünya görüşü vardır ve olmalıdır. Ne var ki hayatımızın kendimizin toplumsal yönümüzün zenginleşmesi için başka kültürlerin de oyunlarını izlemeliyiz.  Sanat içimizdeki bencilliği atan evrensel bir sevgiye kapı aralayan sihirli bir güçtür. <strong>Metin Akpınar</strong> ile rahmetli <strong>Zeki Alasya</strong>’nın , ‘<em>Yasaklar</em>’ adlı tiyatro oyununu hepimiz izleyelim. Yıllar önce oynanan oyun aslında yıllar öncesinde kalmamış ve günümüze de ışık tutmuş. Duygularıma adeta tercüman olmuş gibi, nasıl mı? Dini inançlar sanatsal eserler siyasetin penceresinden ne kadar uzak olursa sanat bizim daha da kişilikli dindar özgür bireyler olmamıza vesile olacaktır.</p>
<p>Sanattan kopmamak sanatın evrensel sevgisine ortak olabilmek dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/">Sanat Seni At!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6700</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Selam Sana Shakespeare</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/selam-sana-shakespeare/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/selam-sana-shakespeare/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 08:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[BGST tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Akyunak]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Dalyanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[İlker Yasin Keskin]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Eren]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6673</guid>
				<description><![CDATA[<p>William Shakespeare… Şair, oyun yazarı, oyuncu, tiyatro girişimcisi… Dört asır önce yaşamış bir sanatçı. Tek perde olarak oynanan ve 75 dakika süren Selam Sana Shakespeare 28 Ocak saat 20.30’da Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde sahnelenecek. Selam Sana Shakespeare / bgst tiyatro Ne var ki bu Stratford’un kasaba delikanlısı koca asırların arasından rahatlıkla uzanıp omzunuza hafifçe [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selam-sana-shakespeare/">Selam Sana Shakespeare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>William Shakespeare</strong>… Şair, oyun yazarı, oyuncu, tiyatro girişimcisi… Dört asır önce yaşamış bir sanatçı. Tek perde olarak oynanan ve 75 dakika süren <strong>Selam Sana Shakespeare</strong> 28 Ocak saat 20.30’da Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.</p>
<h2>Selam Sana Shakespeare / bgst tiyatro</h2>
<p>Ne var ki bu Stratford’un kasaba delikanlısı koca asırların arasından rahatlıkla uzanıp omzunuza hafifçe dokunabilir. Ardınıza şöyle bir baktınız diyelim, üstadın hemen yanınızda kulağınıza fısıldadığını fark edersiniz. Çizmeleri, şapkası, beyaz yakalığı eski, Rönesans’tan kalma olabilir. Ama oyunları, şiirleri her an soluk alıp verir; her an yaşamaya devam eder. Sanatıyla dört asır öncesinden bizleri uyarır, eleştirir, eğlendirir. İşte bu anlamda, Shakespeare kesinlikle çağdaşımızdır.</p>
<figure id="attachment_6676" aria-describedby="caption-attachment-6676" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-oyunu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6676 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-oyunu.jpg?resize=640%2C425" alt="William Shakespeare Tiyatro Oyunu" width="640" height="425" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-oyunu.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-oyunu.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-oyunu.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6676" class="wp-caption-text">William Shakespeare Tiyatro Oyunu</figcaption></figure>
<p>Peki, bu tiyatrocuyu tüm zamanların insanı yapan neydi? Neden dünyanın her yerinde sevilip sayılıyor, neden oyunlarının modası hiç geçmiyor? Sanatının bazı sırları olmalı ki üstat oyunlarıyla bize hala dokunabiliyor olsun.</p>
<p>İşte oyunda bu sorulara cevap arıyor; sanatının en önemli yönlerini bir başka deyişle sanatının sırlarını anlatmaya, açıklamaya çalışıyoruz. Özellikle genç izleyiciler için Shakespeare’le tanışma imkanı sunacak bu oyunda, Bahar Noktası, Romeo ve Juliet, Hamlet, IV. Henry ve II. Richard gibi oyunlarından da sahneler yer alıyor.</p>
<figure id="attachment_6675" aria-describedby="caption-attachment-6675" style="width: 106px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-afis.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6675 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-afis-106x300.jpg?resize=106%2C300" alt="Selam Sana Shakespeare / bgst tiyatro" width="106" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-afis.jpg?resize=106%2C300&amp;ssl=1 106w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-afis.jpg?w=306&amp;ssl=1 306w" sizes="(max-width: 106px) 100vw, 106px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6675" class="wp-caption-text">Selam Sana Shakespeare / bgst tiyatro</figcaption></figure>
<h2>Selam Sana Shakespeare hakkında</h2>
<ul>
<li><strong>Oynayanlar:</strong> Burak Akyunak, Duygu Dalyanoğlu, Elif Karaman, İlker Yasin Keskin, Özgür Eren</li>
<li><strong>Reji, Kurgu ve Metin Yazımı:</strong> Aysel Yıldırım, İlker Yasin Keskin, Özgür Eren</li>
<li><strong>Proje Danışmanı:</strong> Uluç Esen</li>
<li><strong>Müzik:</strong> Tolgahan Çoğulu, Tufan Kurdoğlu, Mesut Gökdai</li>
<li><strong>Dekor:</strong> Uluç Esen</li>
<li><strong>Kostüm:</strong> Nilgün Ilgıcıoğlu, Özlem Pehlivaner, Sezin Gündoğan</li>
<li><strong>Işık ve Efekt:</strong> Zilan Kaki</li>
<li><strong>Afiş Tasarım:</strong> Aydan Çelik</li>
</ul>
<h3>Selam Sana Shakespeare &nbsp;Ocak 2017&nbsp; Programı</h3>
<ul>
<li>28 Ocak Cumartesi, 20:30</li>
<li>Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi</li>
<li>Rezervasyon: 0216 418 16 46 &#8211; 0216 418 95 49</li>
<li>Bilet fiyatları: Ögrenci 20, Tam 30 TL.</li>
</ul>
<figure id="attachment_6677" aria-describedby="caption-attachment-6677" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-tiyatro.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6677 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-tiyatro.jpg?resize=640%2C425" alt="genç izleyiciler için Shakespeare’le tanışma imkanı sunan oyun &quot;Selam Sana Shekespeare&quot;" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-tiyatro.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-tiyatro.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/selam-sana-shekaspeare-tiyatro.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6677" class="wp-caption-text">genç izleyiciler için Shakespeare’le tanışma imkanı sunan oyun &#8220;Selam Sana Shekespeare&#8221;</figcaption></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/selam-sana-shakespeare/">Selam Sana Shakespeare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/selam-sana-shakespeare/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6673</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Nov 2016 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Eugene İonesco]]></category>
		<category><![CDATA[Macbeth]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6020</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni uyandırmak ne kadar zordu hatırlar mısın? Ben size geldiğimde öğleyi geçmiş olurdu. Sen başına kadar çektiğin yorganının altına daha bir saklanırdın, uyuyor numarası yapardın. Ben de inanırdım sözde, sana ileri geri söylenir dururdum.  Yorganı üzerinden çekmemi beklerdin, hep aynı seremoni işleyip dururdu. Soğuk kış günlerinde soba daha yeni yanmış olurdu. Tüterdi odunlar iyi çekmezdi baca. Böyle zamanlarda camları açardı haminnen. Zaten buz gibi olan odada paltolarla otururduk. Zorla kalkardın yataktan. Bıraksalar akşamdan sabaha, sabahtan akşama yatakta yaşardın. Elinden hiç düşmeyen sigaranla yatağı yorganı yakardın. Kızardı haminnen sana…</p>
<p>“ Bir gün evi de yakacak bu.”  Diye söylenirdi. Sen bıyık altından güler, o kalın sesinle “ Ne güzel işte hep birlikte üşümekten kurtuluruz “ Derdin. Kadıncağızı iyice deli ederdin.</p>
<p>“ Ben kaçarım sen ne yaparsan yap.” Demiştim bir gün sana.</p>
<p>“ Ben kaçmam” demiştin.” Ne güzel ısınırım, öyle çok üşüdüm ki ben bu hayatta. Hem ızgara olurum, kedi köpeğe ziyafet fena mı? Etim pek lezzetli olmasa da.”</p>
<p>Hayat bir oyundan ibaretti senin için. Shakespeare’ nin</p>
<p>‘<em>Bütün dünya bir sahnedir&#8230;<br />
Ve bütün erkekler ve kadınlar<br />
sadece birer oyuncu&#8230;<br />
Girerler ve çıkarlar.<br />
Bir kişi birçok rolü birden oynar…</em></p>
<p>Tiradına başlardın hemen her köşeye sıkıştığında<em>. &#8216;Nasıl Hoşunuza Giderse</em>’ oyunundan,’ İnsanın yedi çağı ‘şiirini ezberden okumaya başlardın. Oysa hiç oynamamıştın bu oyunu. Macbeth’ti o günlerdeki sorunun…</p>
<p><em>‘ Yapmakla olup bitseydi bu iş, </em></p>
<p><em>Hemen yapardın, olur biterdi. </em></p>
<p><em>Döktüğün kanla akıp gitse her şey, </em></p>
<p><em>Bir vuruşla sonuna varsan işin. </em></p>
<p><em>Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen. </em></p>
<p><em>Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı…</em></p>
<p><em> Öbür dünyayı gözden çıkardın. </em></p>
<p><em>Ama bu işlerin daha burda görülüyor hesabı. </em></p>
<p><em>Verdiğimiz kanlı dersi alan, gelip bize veriyor aldığı dersi. </em></p>
<p><em>Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor, içine zehir döktüğümüz kadehi.’ </em></p>
<p><em> </em><em>Bu ünlü tradı diline dolamıştın. Öyle birden bire ortalık yerde okumaya başlardın, Macbeth rolünü </em>oynamadığın halde… Oyunun nerdeyse bütün repliklerini ezbere söylerdin.</p>
<p>“Kostüm sorumlusuyum” demiştin bir keresinde bana. “Ne zaman seyrediyoruz oyunu?” diye sana sorduğum da.</p>
<p>“ Nasıl yani demiştim? Senin gibi bir oyuncuyu oynatmıyor mu yönetmen? “</p>
<p>Bam telinden vurmak değildi niyetim. Çok bozulmuştun.  Neden oynayamadığını en az benim kadar sen de iyi biliyordun. Ama bozuntuya vermemiştin, hatırla! Sesini daha da kalınlaştırarak,</p>
<p>“Yo oynuyorum. Demiştin Ben kral Duncan’ım”,  gururla.</p>
<p>“İyi de oyunun başında kral’ı öldürmüyor mu Macbeth ?” diyememiştim. Susup, her zaman yaptığım gibi anlamamazlıktan gelmiştim.</p>
<p>Ama sen, suskunluğumdan anlamıştın ne demek istediğimi. Açıklamak zorunda kalmıştın, en vefalı seyircini kaybetmek işine gelmemişti ne de olsa.</p>
<p>“Akakiy Akakiyeviç’i oynadım bir önceki oyunda, hep başrol oynayacak değilim ya”. Demiştin.</p>
<p>İçinden geçeni biliyordum oysa. Macbeth’i oynamayı nasıl istediğini. Fakat daha fazla üstüne gitmemeliydim. Seni sinirlendirmemeliydim. Küsüyordun yoksa küçük bir çocuk gibi&#8230;</p>
<p>“ Çok iyi oyundu Palto” deyip konuyu değiştirmiştim. “ Hele kostümler harikaydı.” Biliyordum tasarımın sana ait olduğunu.</p>
<p>“ Sen hele şimdi gör, neler çizdim bir bilsen. Herkes çok beğenecek, tabi tam istediğim gibi diktirebilirsek.”</p>
<p>Tam istediğin gibi diktiremeyecektiniz. Zaten hayatta hiçbir şey, senin tam istediğin gibi dikilmeyecekti. Kader kumaşını dokuyan terzi, üzerlerimize giydiğimiz benlik giysilerini de kendi elleriyle diktiğinden, bize sadece çokluktan seçmek düşecekti. Sen pasif direnişçi bir elbise seçmiştin kendine. İçindeki hiç durmak bilmeyen küçük inatçı keçiyi, ‘umut fakirin ekmeği ‘diyerek avutacaktın, doğan her yeni günde umudunu katık edecektin düşlerine. Bir gün kendini öldürmeyi düşünecek ama asla buna cesaret edemeyecek, bir diğer gün baharda öten seher kuşları gibi cıvıl cıvıl şakıyacaktın. Hayatının med -cezir’inde bir o yana bir bu yana savrulup duracaktın. İçindeki çocuğu gizlemediğini haykıracaktın çoğu zaman.</p>
<p>“Haleti ruhiye bu “diyecektin. “ Kim beni nasıl görmek istiyorsa öyle görsün.”</p>
<p>“ Çıplağım işte!” diye bağıracaktın, “Kimseden saklayacak bir şeyim yok!”</p>
<p><strong><em>Koca bir yalandı bu, kendin bile inanmıyordun hatırla! Ben, inanmış gibi yapıyordum sana! Sen kendine yalan söylüyordun; ben ise sana…</em></strong></p>
<p>Kabuğuna sıkışıp kalmış bir salyangoz kadar korkaktın. Yağmurlu havaları çok severdin bu yüzden. Gizlenmek daha kolay olurdu. Toprakta yürürken dönüp arkana bakardın bıraktığın izlerine hayran hayran, ama daha ihtişamına bile doyamadan biri gelip basıverirdi kabuğunun üstüne… Benlik çıtırtısını ilk ben duyardım, yaşadığın hayal kırıklıklarını sayardım… Böyle zamanlarda günlerce kaybolurdun ortalıktan. İnzivaya çekilirdin. Hiç kimseyle konuşmadan, somurtup bir köşede otururken bulurdum seni. Tekrar dönünceye kadar hayata aradan günler geçerdi.</p>
<p>“Köpeklerden nefret ediyorum, sadık dost falan değiller. İlk buldukları fırsatta hart diye ısırıverirler insanı en kaba etinden.” Demiştin bir keresinde. Katıla katıla gülmüştüm.</p>
<p>Yolda yürürken karşına köpek çıksa kalıverirdin ortalıkda. Hele bir de kimse yoksa yanında, bir çocuk gibi ağlamaklı olurdun… İnanamamıştım koskoca adamın köpeklerden bu kadar korkmasına.</p>
<p>“ Ne var ki hoşt der geçersin, o senden korksun.” Demiştim sana.</p>
<p>Korktuğun köpekler değildi, kendindi aslında. Korktuğun sendin. Sadakat istiyordun ölesiye başkalarından, ama sen sadık olamıyordun asla. Öyle söylediğin gibi çıplak falan da değildin. Üstüne giydiğin kat kat maskelerinin altında, kendi kendini boğuyordun her geçen gün biraz daha fazla. Bunu fark etmem imkânsızdı o yıllarda, o kadar gençtim ki. Ne zaman ki üstünden uzun seneler geçti, senin gibi köpeklerden çok korkan başka biri ile karşılaştığımda yarım kalan resim bir anda bütünleniverdi… İşte o zaman anladım olup biteni, gerçek tablo gibi karşımda şimdi…</p>
<p>Sen kendine acımak dışında başka bir şey yapmıyordun aslında. Herkesi küçümsüyordun, zor beğenmenin arkasına saklanmıştın sözde. Doğruların olduğunu söylerdin hep. Ama ilk sen vazgeçerdin ilkelerinden, savunduğun doğrularından, zora gelince ilk sen sıvışırdın kavgadan, bırakıp kaçardın savaş meydanını. Arkanda sana destek olanları bırakıverirdin ortada bir başlarına. Bilirdin aslında asla lider olamayacağını. Bu yüzden sevmezdin yalnızlığı. Masanda hep birileri olurdu. Tanıdığın tanımadığın her kesimden birçok insanla konuşurdun, hiç durmadan anlatıp dururdun. Engin bilgi birikimine hayran bırakırdın insanları. Oysa senin masana birkaç kez takılanlar anlarlardı aslında hep aynı şeyleri değiştirip değiştirip anlattığını… Böylece ele verirdin sende olmayanı, hiç kimse için sır değildin. Bunu da en iyi sen bilirdin.</p>
<p>Hatırla o günü! Seni çınarın dibinde öylece bir başına otururken bulduğum günü, iyi hatırla!</p>
<p>Öncesinde size uğraşmıştım hani, gözükmemiştin yine ortalarda uzun bir süre.</p>
<p>Kapıyı haminnen açmıştı zincirin arkasından, “ Yok gitti “demişti seni sorduğumda.“ Nereye?” demiştim şaşkın şaşkın.</p>
<p>“Arkadaşlarıyla buluşmaya bir ağacın dibine gidecekmiş…” Demişti.</p>
<p>Çok gülmüştüm, sanki cehennemin dibine gitmişsin gibi söylemişti, öyle kızgındı ki… Anlaşılan yine kavga etmiştiniz.</p>
<p>“ Sen biliyor musun orayı ?”diye sormuştu bana çıkışırcasına “ Biliyorum “demiştim gülmem daha geçmemişti.</p>
<p>“ Dur o zaman” deyip kapıyı yüzüme kapatmıştı. Kapalı kapının önünde öylece beklemiştim, neden beklediğimi bilmeden. Sonra açılmıştı kapı aniden. Bir süveter uzatmıştı. Sesi yumuşamış ağlamaklıydı,</p>
<p>“ Hava soğuk, ciğerleri hasta onun, bunu giysin içine. Götürüver tamam mı?” Demişti.</p>
<p>“Tamam” demiştim. Kapı aralığından uzatılan süveteri alıp, çantama atmıştım.</p>
<p>“ Merak etmeyin götürürüm.” İçim sızlamıştı yaşlı kadının haline. Seni hayatta en çok seven bu kadına yaptıkların için sana daha çok kızmıştım.</p>
<p>Arkamdan bağırmıştı. “ Yine gel tamam mı?”</p>
<p>Tamamdı. Yine gelecektim birkaç kez daha… Sonra!</p>
<p>Sonra Beyazıt’a kadar yürümüştüm. Sevmek buydu işte diye düşünmüştüm. Ne kadar kızarsan kız, kavga edersen et. Onu düşünmektir sevmek. Aklın dediğini değil, yüreğinin dediğini yapmaktır…</p>
<p><strong><em>“ İnsan hayatta en çok, en sevdiğine kızar.”</em></strong> Daha bu cümleyi işitmeme çok zaman vardı. Ne anlama geldiğini öğrenmeme ise sanki yüzyıllar…</p>
<p>Çınar altına geldiğimde akşamüstü olmuştu. Sonbaharın serin rüzgârları bir yazın daha geçtiğini, hüzün ve hazan mevsimin bizleri daha da yalnızlaştıracağını fısıldıyordu kulağıma. Seni bulmak hiç zor değildi aslında, bu sefer bulamıyordum ama. Masalarda aramıştım yoktun. Göremeyince seni, elini kaldırıp buldurmuştun bana kendini. Yaşlı çınarın dibindeydin gerçekten de… Toprağa oturmuştun. Kitaplar, kâğıtlar hep toprağın üstündeydi… Kendimi tutamayıp bir kahkaha atmıştım.</p>
<p>“Hiç gülme” demiştin, biraz çıkışırcasına. “Yer mi bulamadın” demiştim gülmeye devam ederek.</p>
<p>“Hayır! Buldum, fakat çaya zam yapmışlar. Bundan sonra burada oturacağım, protesto ediyorum bunları. Otursana!”</p>
<p>Toprağı göstermiştin oturmam için. Elbise vardı üzerimde, toprağa oturmayı göze alamazdım, zaten çalıştığın zamanlarda yanında kimseyi istemezdin. ”Yok oturmayayım sen çalışıyorsun” demiştim. Bir kitap duruyordu yanı başında. “ Kel Şarkıcı; Eugene İonesco.”</p>
<p>“ Hayrola absurd tiyatroya mı merak saldın?” diye çıkışmıştım aniden.</p>
<p>Bu çıkışıma sinirlenen sen, “ Fakülte tiyatro kulübünü çalıştıracağım.” Demiştin “ Başka neyi oynamamızı bekliyordun ki? Kafkas Tepeşir Dairesini mi?”</p>
<p>Seninle tartışmak istememiştim. Hep yaptığın gibi korkak güreşiyordun. Polemiğe girmeyi göze alamazdım. Zaten sana laf yetiştirmem de imkânsızdı.</p>
<p>Çantamdan süveteri çıkarıp sertçe sana uzattım.</p>
<p>“ Bunu gönderdi haminnen, yine kızdırmışsın kadını. Hava soğuk içine giysin” dedi.</p>
<p>Başını kaldırıp bana baktın. Öylece, hiçbir şey demeden, baktın sadece. Baktım sadece. Ne demek istediğini anladım. Anladın ne demek istediğimi. Süveter elimde kalakaldı. Kızgındım sana, sen daha çok kızgındın bana. Kalsam kavga edecektik. Kalmasam… Bıraktım toprağın üstüne süveteri…</p>
<p>“Hadi sana kolay gelsin.” Deyip ayrıldım yanından. Yürüdüm yavaşça…</p>
<p>Rüzgâr esiyordu. Çınar yaprakları uçuşuyordu sahaflara doğru. Kurumuş yaprakların altına saklanan salyangozlar dışarı çıkmak için yağmurun yağmasını bekliyordu.</p>
<p><strong><em>Ama yağmur yağmıyordu bir türlü…Ve hiç yağmayacaktı bir daha&#8230;</em></strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 6 / Salyangoz’un İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6020</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Felsefe ile Sanatı Buluşturan Filozof: F. W. J. Schelling ve Sanat Felsefesi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 09 Jan 2016 09:34:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Alman felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alman İdealizmi]]></category>
		<category><![CDATA[Cervantes]]></category>
		<category><![CDATA[Dante]]></category>
		<category><![CDATA[doğa felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[dogma]]></category>
		<category><![CDATA[dogmatizm]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[felsefenin ilkeleri]]></category>
		<category><![CDATA[felsefenin ilkesi]]></category>
		<category><![CDATA[felsefeye giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Fichte]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Wilhelm Joseph Schelling]]></category>
		<category><![CDATA[idea]]></category>
		<category><![CDATA[idealist felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[idealizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Mutlak Ben]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Naci Soykan]]></category>
		<category><![CDATA[Plotinos]]></category>
		<category><![CDATA[romantizm]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Schelling]]></category>
		<category><![CDATA[Schiller]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Spinoza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1643</guid>
				<description><![CDATA[<p>Alman İdealizmi içinde Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, romantizme yakınlığıyla bilinir ve ozan ruhlu bir filozof olarak anılır. Özellikle de öğrencilik yıllarında, Fichte’den çok etkilenmiştir; öyle ki “Schelling’in felsefesi, Fichte’nin düşüncelerinin erken evrelerini (&#8230;) gerektiriyordu.” [1] Ancak, Felsefe’nin İlkesi Olarak Ben Üzerine ya da İnsan Bilgisindeki Koşulsuz Olan Şey Üzerine’de (1795) ortaya koyduklarına bakılırsa doğa, Fichte’nin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/">Felsefe ile Sanatı Buluşturan Filozof: F. W. J. Schelling ve Sanat Felsefesi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Alman İdealizmi içinde Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, romantizme yakınlığıyla bilinir ve <em>ozan ruhlu bir filozof</em> olarak anılır. Özellikle de öğrencilik yıllarında, Fichte’den çok etkilenmiştir; öyle ki “Schelling’in felsefesi, Fichte’nin düşüncelerinin erken evrelerini (&#8230;) gerektiriyordu.” [1] Ancak, <em>Felsefe’nin İlkesi Olarak Ben Üzerine ya da İnsan Bilgisindeki Koşulsuz Olan Şey Üzerine’</em>de (1795) ortaya koyduklarına bakılırsa doğa, Fichte’nin savunduğunun aksine, Ben’in koşulsuz bilgiye ulaşması ve ödevini gerçekleştirmesi için araç değildir. Koşulsuz bilgi ise başka bir bilgi aracılığıyla ulaşılamayan ve onun sayesinde diğer bilgilerimizin olanaklı olduğu bilgidir. [2] Diğer bilgilerimiz, koşullu bilgidir ve bu bilgiler arasında belirli bir nedensellik ilişkisi vardır. Koşulsuz olan ise Mutlak Ben’dir ve Ben’in koşulu da Mutlak Ben’dir. Ben ve Mutlak Ben arasında, Fichte’nin de daha sonra savunacağı gibi, özce hiçbir fark yoktur. Schelling, en sarsılmaz bilgimiz olan “Ben, Ben’im” önermesinde Ben’in, kendi üzerine çıktığına inanır ve koşulun, koşullu olanı gerektirmediğini; Ben’in koşulsuz hale geldiğini savunur; yani Ben, Mutlak Ben’dir de. Burada Ben, artık herhangi bir kavram değildir; kavram olsaydı, koşullu olan olacaktı. Ben’i, kavramlar aracılığıyla bilemeyiz; bu tür bir bilme edimi, koşullu olanlar arasında kurulan bir zincirden ibarettir. [3]</p>
<p>Schelling’e göre Mutlak Ben, sonsuz özgürlüktür de. Bu özgürlük, kavramsal düşüncenin sınırlarını aşar; Ben, başka şeylerin bilgisine bağlı olmayan, başka her şeyin onun bilgisine ihtiyaç duyduğu Mutlak Ben’dir de. Bir nesne olmayan Ben’i nesne edinmek de mümkün değildir. Mutlak Ben hakkında yapılabilecek tek şey, Kendi’sine kulak vermektir. Bu ses eşliğinde Schelling, önermeler sistemini “Ben, Ben’im”le başlatır. “Transendental filozofun kesin olarak ifade ettiği şey, ‘Ben’im’ ya da ‘Ben Varım’dır. Ona göre yalnız öznel olan, asli gerçekliğe sahiptir. Transendental bilgi, salt öznel olması bakımından bilginin bilgisidir.” [4] Ben’in koyulması ise Ben-Olmayan’ı da belirler; Ben ve Ben-Olmayan, karşılıklı olarak birbirini koşullandırır. Bu koşullandırmada, özne olmadan nesne; nesne olmadan da özne olmaz ve bu ikisini birbirine bağlayan aracı bir etmen de olmak zorundadır ki, bu da tasarımdır. Bilginin, üç temel unsuru vardır; özne, nesne ve tasarım. Transendental bilginin kesinliği, nesnenin tasarımla birliğinden gelir; mutlaklık da bunun bilgisidir. [5] Bilim sisteminin temeli de Ben’dir; bilimin görevi, Ben ve Ben-Olmayan arasındaki karşıtlıkların aşılmasıyla mutlak ayrımlaşmamışlığın kurulmasına katkı sağlamaktır. [6] Mutlak Ben, kendi özdeşliğinin mutlak formunu verir ve başka her şey, kendi özdeşliğini bu özdeşliğe borçludur. Ben’in bilgisindeki doğruluk, Mutlak Ben’de içerilmiştir. Ben’e ve bilimsel bilgiye ilişkin herhangi bir yanlışa sahip oluyorsa kişi, bunun nedeni aslında, empirik araştırmalarda kullanılan yöntemlerdir. Bilimsel bilginin doğruluğu mutlaktır, yanlışlar ise araştırıcıdan ve kullandığı yöntemlerden kaynaklanır. Mutlak Ben, koşulsuz olmak bakımından sonsuz özgürlüktür; Ben ve Mutlak Ben’in özdeşliğinden dolayı Ben’in özü de sonsuz özgürlüktür. [7]</p>
<figure id="attachment_1645" aria-describedby="caption-attachment-1645" style="width: 186px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003.png" rel="attachment wp-att-1645"><img class=" td-modal-image wp-image-1645 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003-186x300.png?resize=186%2C300" alt="Friedrich Wilhelm Joseph Schelling" width="186" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003.png?resize=186%2C300&amp;ssl=1 186w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image003.png?w=304&amp;ssl=1 304w" sizes="(max-width: 186px) 100vw, 186px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1645" class="wp-caption-text">Friedrich Wilhelm Joseph Schelling</figcaption></figure>
<p>Bununla birlikte Ben’in, belirli bir “kişilik”i de vardır; Mutlak Ben’in ise yoktur ve Ben-Olmayan’la mutlak senteze doğru ilerleyen Ben, kişiliğini eritmek durumundadır. Bunu başardığında, Tanrı haline gelir; burada artık sonlu ve sonsuz, koşullu ve koşulsuz, zorunluluk ve özgürlük, vb. mutlak senteze varır. [8] Tanrı için, ahlak yasası ve doğa yasası arasında hiçbir fark yoktur; ancak bu Tanrı, Yahudi-Hıristiyan geleneğinin tanrısı değildir, sonsuz olana doğru ilerleyerek onu gerçekleştirmeye çalışacağımız bir şeydir. Bu yolla Schelling,<em> Felsefe’nin İlkesi Olarak Ben Üzerine ya da İnsan Bilgisindeki Koşulsuz Olan Şey Üzerine’</em>de hem bilimin ilkesini, hem de koşulsuz bilgiyi ortaya koyarak insan özgürlüğünün nasıl olanaklı olduğunu incelemiş olur. [9] Özgür eylem, bu tür bir Tanrı olan insanın eylemidir; diğerleri içinse kendi kişiliklerinden kaynaklanan zorunlu eylemler vardır. 1795’te yayınladığı <em>Dogmatizm ve Kritisizm Üzerine Felsefi Mektuplar</em> isimli çalışmasında da Schelling, kesin bilim olarak Felsefe’nin temelde, “dünyanın varoluşu sorunu”nu çözme çabasında olduğunu savunur. Felsefe araştırmalarının en yüksek amacı, bu sorunu çözmektir. Diğer bütün sorunlar, olanaklı çözüm yollarını burada bulur. Temelde bu amaca yönelmiş olsalar da bilimler, bunu asla başaramaz; gerek kullandıkları empirik yöntemler nedeniyle, gerekse de inceleme alanlarının sınırlı olması bakımından yetersiz kalırlar. Bu yöntemler, yanıltıcı ve yanlışa sürükleyicidir; bunlar aracılığıyla kesin bilgiye ulaşmak mümkün değildir. İnceleme alanlarının sınırlı olması nedeniyle, belirli birtakım ayrımlar yaparlar ve sorunları, bütünlüklü bir biçimde ortaya koyup değerlendiremezler. Dünyanın varoluşu sorununu çözmek ve aynı zamanda da kesin bilim olarak Felsefe’yi olanaklı kılmak ise belirli türden bir bütünsellik içinde ve empirik olmayan yöntemlerle olanaklıdır. Bu olanak, Ben’in koyulmasında Mutlak Ben’le olan dolayımsız ilişkide gerçekleşir. Felsefe, sonlu ve sonsuz ilişkisini kurmada kuramsal birtakım çıkmazlarla karşılaşır ve bunları, a posteriori tanıtlama yollarıyla aşamaz.</p>
<p>Felsefe’de diğer bütün sorunlar, kökensel karşılığını dünyanın varoluşu sorununda bulmakta; olanaklı çözüm yolları da bu yolla aydınlatılmaktadır. Şimdiye kadar Ben, Ben-Olmayan ve Mutlak Ben arasındaki bu özdeşlik, doğru bir biçimde kurulamamış ve Felsefe, kesin bilim olarak kendi olanağını ortadan kaldırmıştır. Felsefe’de Ben, Kant’ın kritisizmiyle; Ben-Olmayan ise Spinoza’nın dogmatizmiyle temsil edilmiş ve her ikisi de bu özdeşliği kuramamıştır. Hem Spinoza, Ben’i mutlak nesneye dönüştürmüş; Fichte ise mutlak özneye indirgemiştir. Spinoza nesneyi, Fichte ise özneyi mutlaklaştırmış ve her ikisi de karşıtlıkların Mutlak içinde “yutulması”na yol açmıştır. Bu özdeşlik kurulmak istendiğinde ya nesneden, ya da özneden hareket edilecektir ki bunlardan ilki, doğa felsefesinin; ikincisi ise transendental felsefenin konusudur. Ben’in Ben olarak kendisini koymasının dolayımında ise Ben-Olmayan ve Mutlak Ben’le olan özdeşliği sağlanmaya çalışılacaktır. Bu iki felsefenin özdeşliğinin kurulmasında Felsefe, kendi başına yetersiz kalır ve bu karşıtlıkları aşmada daha farklı türden bir “organon”a ihtiyaç vardır; hiçbir akılyürütme ve mantıksal işlem, bu özdeşliği kuramaz. Sanat ise tüm karşıtlıkların içinde eridiği birliktir ve Schelling, sanat (felsefesi) aracılığıyla bu karşıtlıkları belirli birtakım özdeşliklere dönüştürerek sistemini tamamlamak; mutlak bilgiyi dile getirmek ister. [10]</p>
<figure id="attachment_1646" aria-describedby="caption-attachment-1646" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005.png" rel="attachment wp-att-1646"><img class=" td-modal-image wp-image-1646 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005-200x300.png?resize=200%2C300" alt="Doğa Bilimini Araştırmaya Giriş Olarak Bir Doğa Felsefesi Üzerine Düşünceler" width="200" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005.png?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image005.png?w=329&amp;ssl=1 329w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1646" class="wp-caption-text">Doğa Bilimini Araştırmaya Giriş Olarak Bir Doğa Felsefesi Üzerine Düşünceler</figcaption></figure>
<p><em>Dogmatizm ve Kritisizm Üzerine Felsefi Mektuplar’</em>dan sonra Schelling’in ilgisi, doğa (felsefesi) alanına kaymış; 1797’de yayınladığı <em>Doğa Bilimini Araştırmaya Giriş Olarak Bir Doğa Felsefesi Üzerine Düşünceler</em> isimli çalışmasında, dünyanın varoluşu sorununu çözmek için bu alanda yoğunlaşmayı kaçınılmaz görmüştür. “Gerçi doğa felsefesine, der Takiyettin Mengüşoğlu; “doğa hakkında ortaya atılan felsefe görüşlerine, her filozofun felsefesinde rastlanır. <em>Doğa Felsefesi</em> ismiyle yazılan ilk felsefe kitabı ise Schelling tarafından yazılmıştır. Bu çalışma, yalnız ismi bakımından bir doğa felsefesidir; içi bakımından ise kurgusal bir doğa metafiziğidir. Doğa ve tin arasında yapı birliği vardır; doğada ve bizde, aynı tin egemendir.” [11] Schelling’e göre doğa, belirli bir ereksel yapıdır ve Kendi’sini gerçekleştirmek isteyen bir varlığın ürünüdür. Bu varlık, birtakım basamaklardan geçerek gelişir; son aşamada ise bilinç sahibi insana ulaşır. Sürekli yaratan, üreten ve organik bir bütün olan doğa, kavranılamaz bir yaratma ediminin basit bir ürünü değil, yaratma ediminin bütünüdür; belirli bir organizasyon içinde açığa çıkan sonsuzdur. En alt basamaktan en üst basamağa kadar ereksel bir yapı olan doğa, bir tür “basamaklar ülkesi”dir ve bu ülke, ancak bu organizasyonla olanaklıdır; böyle bir organizasyon olmadan doğanın varolabilmesi veya anlaşılabilmesi mümkün değildir. [12]</p>
<p>Bu bakımdan “doğa, diye anlatır Ömer Naci Soykan; “Spinoza’da olduğu gibi bir taraftan yaratan, üreten doğa (natura naturans), bir taraftan da ürün olarak doğa; yaratılmış doğa (natura naturata)’dır. Natura naturans olarak doğa, tamamlanmış bir şey değildir, sürekli üretme ve yaratmadır. Burada, ürün ve üreticiliğin özdeşliğine varılır. (&#8230;) Doğadaki canlı ve cansız olan, birbirinden özce ayrı değildir ve aralarında, yalnızca bir derece ayrımı vardır. Canlı nasıl cansıza dönüşüyorsa, cansızdan da canlı çıkar; çünkü doğa, bütününde organik bir birliktir ve bu birliğin yaratma gücü, tüm doğada baştan sona etkindir.” [13] İmdi doğa, görülebilir tindir; tin ise görülemeyen doğadır ve “içimizdeki tin”in “dışımızdaki doğa”dan özce hiçbir farkı yoktur. “Doğadaki yaratıcı etkinlik”, sanatçının yaratmasına benzer ve doğa, yalnızca bir organizma değil, aynı zamanda da bir sanat eseridir; “yaratıcı tinin bilinçsiz bir şiiri”dir. Sanat eseri ise “evrenin küçük bir kopyası”dır; doğayı yaratan Mutlak’ın hem kendi Kendi’sini olumlaması, hem de bu olumlamanın ürünüdür ve doğanın ilkeleri, metafizik ilkelerle özdeştir; birini öğrendiğimiz zaman, diğerini anlamamız da mümkündür. [14] Mevcut bilimsel araştırmalar, doğa yasaları ve metafizik ilkeleri dağınık bir biçimde ele almış, bu organizasyonu ortaya koyamamış ve özgürlüğün gerçekleştirilmesine katkı sağlayamamıştır. Bu nedenle, doğa biliminin doğa felsefesi haline getirilmesi; yasa ve ilkelerin belirli bir düzene sokulması gerekir. [15] Doğanın erekselliği ise Fichte’nin ereksellik düşüncesine uygun değildir. Doğa, ödevin aracı olmak yerine bir etkinliktir. Kant’ın savunduğunun aksine, anlama yetisinin kategorileri ve ilkeleriyle kurulan sıkı bir determinizmle işleyen bir yapı da değildir. [16]</p>
<p>İki yıl sonra kaleme aldığı <em>Doğa Felsefesinin Bir Sisteminin Tasarısına Giriş’</em>te Schelling, önemli bir ayrım yapar; teorik fizik ve deneysel fiziği birbirinden ayırır. “Schelling’in doğa felsefesi, teorik fiziktir ve bunun karşısında, deneysel fizik bulunur. Bu fizik yalnızca, doğadaki hareketleri mekanik ve matematiksel olarak ifade etmekle yetinir; ‘ölü doğa’yla ilgilenir. Teorik fizik ise oluş halindeki ‘yaratıcı doğa’ ve onun dinamik görünüşleriyle uğraşır. İlki doğanın yüzeyine, ikincisi ise genellikle içsel hareket ettirici mekanizmaya yönelir.” [17] Deneysel fiziği bilim olarak görmeyen Schelling, teorik fiziğin ise bilim olduğuna inanır; teorik fizikçi ise doğa filozofundan başkası değildir. Doğa filozofu, doğanın ne olduğunu sorar, doğadaki oluşumun dayandığı yasa ve ilkeleri inceler ve doğayı, bir sanat eseri gibi değerlendirir. Özü itibariyle bir şiir olan doğayı herkesin anlaması mümkün değildir; ancak filozoflar, bu şiirin dilini çözebilir. Doğa söz konusu olduğunda yaratma edimi ve yaratılan ürün, bir ve aynıdır; neden ve etki özdeştir. Düşünülebilir bir doğa kavramında da ideal olanın reel olanla birliği içerilmiştir; bu kavram, doğrudan doğruya ürüne işler. [18] Doğada, “öznel olan ve nesnel olan arasında öncelik ve sonralık, söz konusu değildir. Bu özdeşlik açıklanmak istendiğinde ise zorunlu olarak onlardan biri diğerine öncelenecektir. Bu durumda, ortada iki yol vardır; ya nesnel olan ilk olan yapılacak, ya da öznel olan. Birinci durum, doğa felsefesinin ödevidir; ikincisi ise transendental felsefenin.” [19] 1779’a kadar yayınladığı çalışmalarda Schelling, nesnelden öznele doğru ilerler; 1800’de yayınladığı <em>Transendental İdealizm Sistemi’</em>nde ise öznelden nesnele doğru ilerler ve Ben’in nesneleştirme sürecini serimleyerek kendi sistemini tamamlamak ister. [20]</p>
<figure id="attachment_1647" aria-describedby="caption-attachment-1647" style="width: 195px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007.png" rel="attachment wp-att-1647"><img class=" td-modal-image wp-image-1647 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007-195x300.png?resize=195%2C300" alt="Doğa Felsefesinin Bir Sisteminin Tasarısına Giriş" width="195" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007.png?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image007.png?w=316&amp;ssl=1 316w" sizes="(max-width: 195px) 100vw, 195px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1647" class="wp-caption-text">Doğa Felsefesinin Bir Sisteminin Tasarısına Giriş</figcaption></figure>
<p>Schelling’e göre, doğa ve tin özdeştir; içimizde aynı doğa, dışımızda aynı tin etkinlik gösterir. İnorganik varlıkların organik varlıklardan farkı yoktur; onlar da canlıdır. Doğanın bilmecesi, içinden yaşamın nasıl çıktığı değil, yaşamın görünüşte cansız sayılan birtakım basamaklardan geçerek bitki ve hayvanda nasıl görünür hale geldiğidir. Tinin bilmecesi de doğayı geride bırakarak insanda nasıl bilincine vardığıdır; doğadaki tin, bilinçten yoksundur ve yaratması sırasında düşünmez. En yüksek bilgi ise sanat felsefesidir ve güzellik, bilginin üzerinde yükselir. Sanat felsefesi, Felsefe’nin ya da transendental idealizmin en yüksek basamağıdır; transendental idealizm ise bir “bilinç tarihi”dir. [21] Bu tarihin evreleri, Ben tarafından “üretilmeli”; belirli bir sistem içinde serimlenmelidir ki bu serimleme, bir tür “yaratma” veya “hatırlama”dır. Ben burada, ideaları görür ve Kendi’sini, ideal düzlemde inşa eder. Filozofun amaçladığı idealar, sanat yoluyla görülür; filozofun eksik bıraktığını tamamlayan sanat, Felsefe’nin farklı bir tür “organon”udur ve bilinç edimlerinin en yüksek aşamasında mutlak ayrımlaşmamışlığı kurar. [22] Schelling için “tüm sistem biri <em>zihinsel</em>, diğeri <em>estetik</em> <em>görü</em>yle nitelenen iki aşırı uç arasına rastlar. Filozof için zihinsel görü olan şey, onun nesnesi için estetik görüdür. Birincisi, tinin yalnızca felsefe yapmada aldığı özel yönü amacıyla zorunlu olduğu için, genellikle ortak bilinçte ortaya çıkmaz. Diğeri ise genel veya nesnel olarak oluşmuş yönden başka bir şey olmadığı için, en azından her bilinçte ortaya çıkabilir. (&#8230;) Kendinde mutlak nesnellik verilmiş olan yön sanattır.” [23] Evren içinde küçük bir toz zerresi olsa da insan, aslında organizmanın tacıdır ve öteki aşamalar, onunla anlam kazanır ki, daha sonraki çalışmalarında Schelling, birlikten çokluğun nasıl çıktığını açıklamaya çalışır. Çokluk, birliğin bölünmesinin sonucudur ve bu bölünme, evreni şekillendiren ilkedir. Doğa, karşıt güçlerin ikiliğini yansıtır; doğada olup biten her şey, iki zıt kutbun belirli bir dengeye varmasıyla oluşur ki, bu da diyalektiğin yasasıdır. Doğadaki tüm varlıklar, daha aşağıdaki varlıkların senteziyle açığa çıkar. [24]</p>
<figure id="attachment_1648" aria-describedby="caption-attachment-1648" style="width: 194px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009.png" rel="attachment wp-att-1648"><img class=" td-modal-image wp-image-1648 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009-194x300.png?resize=194%2C300" alt="Akademik Araştırma Yöntemi Üzerine Dersler" width="194" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009.png?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image009.png?w=255&amp;ssl=1 255w" sizes="(max-width: 194px) 100vw, 194px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1648" class="wp-caption-text">Akademik Araştırma Yöntemi Üzerine Dersler</figcaption></figure>
<p>Schelling’in sanat felsefesi görüşlerini, <em>Transendental İdealizm Sistemi’</em>nin altıncı ana bölümünde, <em>Akademik Araştırma Yöntemi Üzerine Dersler’</em>in on dördüncü kısmında, <em>Plastik Sanatların Doğayla Bağıntısı Üzerine’</em>de ve <em>Sanat Felsefesi’</em>nde buluruz. Özellikle de <em>Sanat Felsefesi’</em>nde Schelling, transendental idealizmin temel ilkeleri bakımından sanat felsefesi üzerinde yoğunlaşır ve sanatı, olgusallığın doğası hakkında konuşmak için “büyülü ve sembolik ayna” olarak görür. Nitekim transendental idealizm, özne ve nesneyi özdeş olarak kapsayan mutlak bilinç edimiyle başlar; en yüksek basamağa ise sanatsal yaratımla ulaşılır; özgürlük, böyle bir yaratma edimiyle açığa çıkar. “Tüm yaratma coşkusu, der Soykan; “ürünün tamamlanmasıyla dingin durur, tüm çelişkiler ortadan kalkar, tüm bilmeceler çözülür. (&#8230;) Sanat eseri, bilinçli etkinliğin bilinçsiz etkinlikle birliğini yansıtır. Bu ikisinin zıtlığı, sonsuz bir zıtlıktır ve özgürlüğün tam katkısı olmaksızın ortadan kaldırılır. Sanat eserinin temel niteliği, bir bilinçsiz sonsuzluktur; doğa ve özgürlüğün sentezidir. Her sanatsal yaratma, sonsuz bir çelişki duygusundan başlar ki, sanat eserine eşlik eden duygunun böyle bir doyum duygusu olması ve bu duygunun esere geçmesi gerekir. Sanat eserinin dışsal ifadesi, dinginliğin ve sessiz büyüklüğün ifadesidir; bunda acı veya sevincin en yüksek gerilimi de ortaya konmuş olmalıdır.” [25]</p>
<p>Felsefe’de idealar soyut, kavranılması güç biçimde serimlenir ve salt varlıkla ilişkisi içinde ideal zeminde kalır. Bunların anlaşılabilmesi içinse reel olanda nasıl açığa çıktıklarının gösterilmesi gerekir ve filozof, bunu asla yapamaz. Hakikat, ancak sistem içinde serimlenebilir ve bu serimlemenin tamamlanabilmesi için, reel olanın ideal olanla birliğini göstermek gerekir. Felsefe’de sanata (ve sanat felsefesine) duyulan gereksinimin temel nedenlerinden biri, hakikatin ortaya konulmasında filozofun başarısız olduğu yerde araya girmesidir. Schelling Felsefe’yi, üçlü bir etkinlik olarak görür; teorik felsefede bilgi, pratik felsefede ise eylem incelenir. Sanat felsefesi ise teorik ve pratik felsefeyi birleştirir. Sanat(çı) ideaları, somut olanda ve belirli bir form içinde tasvir ederek onların anlaşılmalarını sağlar. Bu yönüyle, sanat eserinde güzellik, sonlu olandan sonsuz olana geçiş biçiminde belirmez, bu ikisinin birliğinde açığa çıkar. İdeaların reel olanda ortaya konulması, sanat(çın)ın “dünyayı kurması” demektir ve sanat(çı), Felsefe’nin (ya da filozofun) eksik bıraktığını tamamlar. Felsefe’nin hakikati tek başına ortaya koymasındaki yetersizliğinin bir diğer nedeni de Felsefe’de kullanılan tanıtlama ve akılyürütme yöntemleridir. Hakikat, mutlak ayrımlaşmamışlık içindeki Mutlak’ın bilgisi olmak bakımından, olanaklı en yüksek özdeşlik formu içinde dile getirildiği yerde durur. [26]</p>
<figure id="attachment_1649" aria-describedby="caption-attachment-1649" style="width: 213px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011.png" rel="attachment wp-att-1649"><img class=" td-modal-image wp-image-1649 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011-213x300.png?resize=213%2C300" alt="Sanat Psikolojisi" width="213" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011.png?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image011.png?w=352&amp;ssl=1 352w" sizes="(max-width: 213px) 100vw, 213px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1649" class="wp-caption-text">Sanat Psikolojisi</figcaption></figure>
<p>Felsefe’de kullanılan tanıtlama ve akılyürütme yöntemleri ise bu özdeşliği sağlayamaz; bu yöntemler sınırlandırmacı, şekle sokucu bir özelliğe sahiptir ve bilgiyi, olanaklı birtakım karşıtlık ilişkileri içinde dile getirir, bunların nasıl aşılacağını gösteremez. Estetik imgelemle belirli türden bir “doğrudan görme”nin olanağını sunan sanatta karşıtlıklar, herhangi bir şekle sokulmaya çalışılmadan; oldukları gibi görülür. Sanatın yöntemsel bakımdan Felsefe’ye üstünlüğü budur; başka hiçbir şey, hakikatin sistem aracılığıyla dile gelmesinde sanat kadar yardımcı olamaz. Sanat aracılığıyla idealar, sistem içinde ortaya konur ve bunların doğru anlaşılabilmesi için de öncelikle, ait olduğu bütünün doğru anlaşılması gerekir. [27] Başka deyişle sanatın, sanat felsefesi aracılığıyla yapılandırılması gerekir. Felsefe’de, ideaların bilgisiyle iş görülür; fakat bu, salt ideal düzlemde yapıldığı için reel olana müdahale edilemez. Sanat felsefesi ise sanatın yapılandırılmasıyla, olanaklı en yüksek özdeşlik formu içinde reel ve ideal birliğini sağladığı için bu özdeşliği kurar. Filozofun ihtiyaç duyduğu bir tür “büyülü ve sembolik ayna” olan sanat felsefesi aracılığıyla sanatın yapılandırılması, dünyanın birliğinin kurulmasına, bu birliğin içindeki gizem ve büyünün ortaya konulmasına hizmet eder. Dünya, bir sanat eseridir. “Yaratılanlar” eğer Tanrı’nın ideasından değil de başka bir şeyden çıkmış olsaydı bu şey, “yaratıcı Tanrı”yı belirler ve sınırlandırırdı. [28]</p>
<p>“Yaratılanlar”, Tanrı’nın kendi Kendi’sini olumlaması sonucu ortaya çıkar; Tanrı, Kendi’sini “doğrudan” olumlar ve “yaratma”, bu olumlamadan başka bir şey değildir. Olumlayan da olumlanan da sonsuz olduğuna göre, “yaratma edimi”nin ya da bu “olumlama”nın; “Tanrı’nın kendi Kendi’sini açığa çıkartması”nın sınırı yoktur. Herhangi bir kavramla sınırlandırılmış ve koşula bağlanmış da değildir. “Yaratılan” ne varsa, Tanrı’nın kendi Kendi’sini olumlamasının ürünüdür. Hem olumlayanın, hem de olumlananın sonsuz olması ise “yaratan” ya da “olumlayan” ve “yaratılan”ın ya da “olumlanan”ın da özce bir olmasıdır; sonsuzun iki farklı yolla kavranılmasıdır bu. [29] Tek tek ele alındığında olumlananlar, bütünün birer parçasıdır ve bu parçalar, sonsuzun olumlanması sonucu ortaya çıkar. Reel olanda, sonsuz açığa çıkar; sonsuzda ise reel olan olumlanır. Olumlama ya da “yaratma”, reel olanda sonsuzun; sonsuz olanda da reel olanın olumlanmasıdır. Reel olan da sonsuz olan da Tanrı’dır; Tanrı’nın kendi Kendi’sini olumlamasıdır ve Tanrı’nın tanrısallığı, bu özdeşliğin açığa çıkmasıdır. Bilinçli olan ve bilinçsiz olanın, özgür olan ve zorunlu olanın birliği olan Tanrı, bu birliğin de olumlanmasıdır. Reel olan ve sonsuz, tinde yetkin bir biçimde olumlanır; bu yönüyle tin, bütünün içindeki Tanrı’nın bir kopyasıdır. İdeal olan ve reel olanın birliği, sanat (felsefesi) aracılığıyla görülür. [30]</p>
<p>Böylelikle sanat (felsefesi), hem dünyayı kuran bir etkinlik, hem de bunun bilgisi haline gelir ve Ben, sanat aracılığıyla üç tür gizilliğe ulaşır ki, bunların her birine ayrı bir idea karşılık gelir. Bu gizilliklerden ilki hakikattir ve kendini, “doğruluk ya da uygunluk ideası”nda ortaya koyar. İkincisi ise iyiliktir ve kendini, “ahlaki ya da özgür eylemin ideası”nda ortaya koyar. Üçüncüsü de güzelliktir ve bu da kendini, “mutlak güzellik ideası”nda ortaya koyar. Mutlak güzellik, doğruluk ya da hakikat ve iyiliğin de mutlak sentezidir; hakikat zorunluluğa, iyilik de özgürlüğe karşılık geldiği için mutlak güzellik, zorunluluk ve özgürlüğün birliğini; ahlaki ya da özgür eylemin zorunluluğunu gösterir. [31] Sanat eserinde “güzel olmayan hakikat” ya da “güzel olmayan iyilik” yoktur. “Zorunlu olmayan bir özgürlük” ya da “özgürlükten kaynaklanmayan bir zorunluluk”, sanat eserinde karşılaşabileceğimiz bir şey değildir. Sanat felsefesi aracılığıyla sanatın yapılandırılması, bu sentezi gözetmek zorundadır; bu yapılandırma, Mutlak’ın mutlak tasviridir ki sanat felsefesi, bu gizillikleri Mutlak’ta nasıl iseler öyle ortaya koyacaktır. “Genel bir sanat ideası”, aynı zamanda da “mutlak güzellik ideası”nı sunacaktır. Sanat ideal olana ilişkin nesnel bir etkinlik olduğu için, güzellik de nesneldir; ona bu özellikleri Tanrı kazandırır. “Mutlak güzellik ideası”, “Tanrı’nın tasviri”nden başka bir şey değildir ve bu idea, “genel bir sanat ideası”nın dolayımında ortaya çıkar. [32]</p>
<figure id="attachment_1650" aria-describedby="caption-attachment-1650" style="width: 189px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013.png" rel="attachment wp-att-1650"><img class=" td-modal-image wp-image-1650 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013-189x300.png?resize=189%2C300" alt="Felsefe ve Din" width="189" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013.png?resize=189%2C300&amp;ssl=1 189w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image013.png?w=312&amp;ssl=1 312w" sizes="(max-width: 189px) 100vw, 189px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1650" class="wp-caption-text">Felsefe ve Din</figcaption></figure>
<p>Gerek form, gerekse de içerik bakımından hiçbir çelişki barındırmayan sanatta, tüm karşıtlıklar arasında birlik sağlanır. Bu birliği olanaklı kılan ise Tanrı’daki “sonsuz kavramı veya ideası”dır. Tanrı, bu kavram veya idea aracılığıyla insanın bilincine yerleşir ve burada varlığını sonsuzlaştırır ki sanat eseri, bu sonsuzluğu “resmeder”. Sanatçı, bu resmi ortaya koyar ve bu da onun tanrısallığını; “tanrısal yaratım”ı anlatır. Sanat eserlerindeki tüm özel formlar, Mutlak’ta önceden içerilmiştir; bu formları taşıyan bir töz olmak bakımından Mutlak olmasaydı, bu formlar da olmazdı. Kendi aralarında ne kadar farklı olurlarsa olsunlar bu formlar, özü bakımından bir ve aynıdır; ayrımlar ise şeylerin belirlenimlerinde açığa çıkar. [33] Form, sanatçıya ait değildir ve yeni bir form üretmede sanatçının herhangi bir özgün buluşu yoktur. Sanatçının özgün bir form ortaya koyması demek, Tanrı’ya biçim vermek demektir ki, bu da mümkün değildir. [34] Seçtiği malzeme ne olursa olsun sanatçı, kullandığı her sonlu olanda sonsuzu, her reel olanda ideali; gerek form, gerekse de içerik bakımından Tanrı’yı olumlar. Sanatçı için doğa ve bilinç ya da zorunluluk ve özgürlük arasında herhangi bir ayrım yoktur. Bilinçli çalışma ve bilinçsiz davranışın diyalektik sentezini yapan sanatçı, ideaları simgesel bir ortam içinde algılamaz; herhangi bir aracıya da ihtiyaç duymaz. [35]</p>
<p>Schelling’e göre, sanat konusunda belirli bir görüye sahip olmayan kimselerin, sanatın ne olduğu hakkında konuşması doğru değildir. Örneğin, sanatın etkilerinin doğal etkiler olduğuna inanan bir kimse, sanat eserinde yalnızca tek tek “güzel olanlar”la ilgilenir; “bütünün ideası”na ya da mutlak ayrımlaşmamışlığa yükselmeye çalışmaz. “Doğadan kopma” için araç olan sanatta, her türlü belirlenimden uzak salt varlık kavranır ve aktarılır ki, sanatın uyandırdığı etkilerin kaynağında bunlar vardır. Sanat eserlerinde beliren güzelliğin olanaklı duygulanımları, herhangi bir güzel olan karşısında hissettiğimiz “empirik kaynaklı” bir his değildir, salt varlığın hakikatine ilişkin bir farkındalıktır. [36] İmdi sanatın neliği, güzellik ideası, salt varlık, vb. empirik bir araştırmanın konusu olmadığı/olamayacağı gibi, Mutlak’ın olumlanması da böyle bir yöntemle açıklanamaz. Sanat tarihi ise mutlak ayrımlaşmamışlık içindeki Mutlak’ın betimlenmesidir; farklı sanatsal formlar içinde beliren kendi özdeşliğinin ortaya konulmasıdır. Sanat eserleri, aynı Mutlak’ın belirli bir tarihsel süreçte farklı formlarla ortaya koyduğu kendi şiirleridir ve bu şiirler, herkesin anlayabileceği türden değildir. Hatta, sanatçı bile çoğu zaman, kendi eserini anlayamaz. Sanat tarihçisinin de özel bir “perspektif”i olmalıdır; dünya, bu şiirden ibarettir ve sanat tarihçisi de bir yerde, onu yeniden kurar. [37]</p>
<figure id="attachment_1651" aria-describedby="caption-attachment-1651" style="width: 191px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015.png" rel="attachment wp-att-1651"><img class=" td-modal-image wp-image-1651 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015-191x300.png?resize=191%2C300" alt="İnsan Özgürlüğünün Özüne Felsefi Araştırmalar" width="191" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015.png?resize=191%2C300&amp;ssl=1 191w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image015.png?w=313&amp;ssl=1 313w" sizes="(max-width: 191px) 100vw, 191px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1651" class="wp-caption-text">İnsan Özgürlüğünün Özüne Felsefi Araştırmalar</figcaption></figure>
<p>“Sanat eleştirisi” yaparken eseri, sanatçının “özel yaşantısı”yla, içinde yetiştiği toplumsal yapıyla, vb. ilişkilendirmek ise bu şiiri hiç okuyamamak demeye gelecektir. Sanat, devlet ya da toplum içinde belirli türden bir “eğitim aracı”; kişileri “eğitmek” veya birtakım rolleri ve ilişki biçimlerini kabule sürüklemek için bir araç da değildir. “Şimdiye kadar olmuş olanlar”la iş görmez ve yeni kuşaklara “geleneksel olan”ı aktarmaya aracılık edemez. Şu ya da bu gereksinime hizmet eden, sanata bu tür bir işlevsellik yükleyen bir “sanatçı”, gerçek bir sanatçı değildir. Gerçek sanatçı, belirli türden bir dehadır; dehalık ise özel bir yetinin gerçekleşmesidir. [38] Dehalar, kendi özerkliklerine sahip, kendi üzerlerinde hiçbir otorite kabul etmeyen kimselerdir; onları “ulaşılmaz”, “tanrısal” kılan da bu özellikleridir. Hakikat, bütününde Mutlak’ın kendi Kendi’sini olumlamasıdır; mutlak ayrımlaşmamışlık içinde mutlak güzellik olarak açığa çıkması ve bunun bilgisidir. Mutlak hakikat, mutlak güzelliktir de. Bu güzelliğin ortaya konulmasını sağlayacak sanat eseri, mutlak hakikatin bilgisini sunacaktır ki, sanatın ve hakikatin kaynağının aynı Mutlak olması, sanatçıya da özerklik yükleyecektir. Onu harekete geçiren Mutlak, kendi hakikatini sanat eserinde mutlak ayrımlaşmamışlık içinde açığa çıkartır. [39]</p>
<p>Sanatçı kavramıyla Schelling aslında, özel bir tür sanatçıdan bahseder ve bu sanatçıları, birer “deha” olarak görür; örneğin Shakespeare, Cervantes veya Dante birer dehadır. Özel bir yetinin kendini gerçekleştirmesi olan dehalığın kaynağı da yine Mutlak’tır ve bu yeti, sonradan kazandırılabilir ya da geliştirilebilir bir yeti değildir. Dışsal belirlenimlerin her türlüsünden, çeşitli zevk ve ihtiraslardan, şan şöhret tutkusundan, vb. arınmış olan dehalar, yalnızca Mutlak’la ilişki içinde eserlerini ortaya koyarlar. “Sanat, yalnızca <em>coşkunluk</em> diye adlandırdığımız en iç ruh ve tin güçlerinin canlı hareketinden meydana gelir. (&#8230;) Tinsel iş yapan herkes gibi sanatçı, Mutlak’ın ve doğanın kalbe yazmış olduğu yasaya uyar, başka hiçbirine değil. Ona, hiç kimse yardım edemez; o, kendi kendisine yardım etmelidir. Onun kendi adına meydana getiremeyeceği şey derhal geçersiz olacağı için, ona dışarıdan bir fayda dokunamaz; bu nedenle, hiç kimse de ona tavsiyede bulunamaz veya yürümesi gereken yolu buyuramaz” [40] ki, bu görüşleriyle Schelling, Kant’ın deha görüşüne yaklaşır. Nitekim, Kant’a göre dehalık, sanata kuralını veren doğal bir yetidir; sanatın kuralları ise belirli birtakım koşullara bağlıdır ve bu kurallara dayanmayan bir eser, güzel olamayacağı gibi, sanat eseri olarak değerlendirilmeye de uygun değildir. Güzelliğin evrensel olarak geçerli olmasını olanaklı kılan temel unsur da yine bu kurallardır ve dehaların eserlerinin evrensel güzelliği, bu kurallardan gelir. [41] Ne var ki, Kant’a göre dehanın sanata kural katması, doğanın ona bir hediyesidir ve sanat eserinin nesnel birliği, doğanın düzenli işleyişinden gelir. Schelling’e göre ise doğanın gerisinde Mutlak vardır ki, bu görüşüyle Schelling, Kant’ın bir adım ilerisine geçer ve konuyu, doğanın da temelinde bulunan Mutlak’ın kendi Kendi’sini olumlaması bağlamında ele alır. [42] Dehanın eseri ve eserini bu şekilde ortaya koyması, aslında onun kaderidir ve deha kendi içinde, onu sürükleyen bir güç taşır. Her insanda böyle bir güç yoktur ve bu güç öğretilemez. Sanatçı bile, bu gücü tam olarak kavrayamaz. [43]</p>
<p>Schelling’in sanat ve sanatçı hakkındaki görüşleri, romantiklerden önemli bazı noktalarda ayrılır. Romantiklere göre sanat, sanatçının kişisel heyecanlarını, iç çelişkilerini, duygu ve düşüncelerini yansıtır ve başka herhangi bir şeye aracılık etmez. Sanatın doğayla ilişkisi ve doğal güzellik hakkında da romantikler, olumsuzlamacı bir tutum içindedirler ve asıl vurguyu, insan emeği olan sanat eserlerine yaparlar. Sanatçının temel duygusu olan yaratma coşkusu, iç dünyasındaki sonsuz bir yaratma heyecanıdır ve bu duygu, insan emeği olan sanat eserleriyle imgeleme yansır. Doğal güzellikte, böyle bir imgelem yoktur; doğanın işleyişindeki düzen, imgelemin sonsuzla bağ kurmasını olanaksızlaştırır. [44] Romantiklere göre sanat eseri, “olan”ı olduğu şekilde değil, “başka türlü olan”ı başka olabilirlikler içinde gösterir ve doğa, bir sanat eseri değildir. Schelling’e göre ise bir sanat eseridir ve sanatçıya dehalık yetisini bağışlayan Mutlak, doğada kendi Kendi’sini olumlayarak doğal güzelliği açığa çıkartır ki, bu da doğayı, estetik imgelemle belirli bir ilişkiye sokmak anlamına gelir. Doğal güzellik sanatçının, sonlunun sonsuzla birliğini görmesini sağlar ve sanatçıyı, Mutlak’a bir adım daha yaklaştırır; mutlak ayrımlaşmamışlığın nasıl olanaklı olduğunu sanatçı, doğa karşısında hissettiği olanaklı duygulanımlarla kavrar. [45]</p>
<figure id="attachment_1652" aria-describedby="caption-attachment-1652" style="width: 194px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image017.png" rel="attachment wp-att-1652"><img class=" td-modal-image wp-image-1652 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/image017.png?resize=194%2C255" alt="Schelling, romantiklerden farklı olarak Plotinosçu kurama yaklaşır." width="194" height="255" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1652" class="wp-caption-text">Schelling, romantiklerden farklı olarak Plotinosçu kurama yaklaşır.</figcaption></figure>
<p>Doğal güzellik ve sanatsal güzelliği birbirinden ayıran romantiklere karşı Schelling, bu ikisini birleştirir. Sanatçının temel duygusu olarak yaratma coşkusunun iç dünyasındaki sonsuz bir yaratma heyecanına bağlanmasına karşı da tüm vurguyu, Mutlak üzerine yapar ve sanatçının “hakikat sevgisi” üzerinde durur. Sanat felsefesi, doğal olanın bir tarafa bırakılmasıyla tinsel olana ulaşmayı değil, doğal olanın tinsel olanla birliğini amaçlar. Sanatsal güzelliğin doğal güzellikten üstün olması ise doğal güzelliğin değerini azaltmaz. Hem “doğa, der Soykan; “Mutlak’ın Kendi’sini doğrudan doğruya açması olduğundan, bir çelişkiden çıkmamıştır; çelişki, bu açınımdan sonra ortaya çıkmıştır ve insanda bilince ulaşmıştır. İnsan da bu çelişkiyi, yeniden aslına uygun bir biçimde mutlak ayrımlaşmamışlıkta ‘görünüş’ olarak sanat eserinde ortadan kaldırmıştır” [46] ki, bu görüşleriyle Schelling, romantiklerden farklı olarak Plotinosçu kurama yaklaşır. Bu kurama göre “sanat eseri, der Cassirer; “evrensel olanla genelde bağlantılı bir iç formun bireysel ve özel alanda gözler önüne çıkan bir görünüşü ve gösterilişidir. Sanat eserinin kuruluşu ve düzeni, doğrudan doğruya bütün olarak evrenin bireysel ve özel olanda görülebilen ifadesidir. Varlığa hükmeden yasa, onun bir kesiti içinde görünüşe çıkmış olur. Sanat eseri, en yüksek ve en mükemmel örneğini evrende önümüzde gördüğümüz bireysel/tikel şeylerin sürekli bağlılığını gösterir. Empirik gözlemde nesneleri, uzam ve zaman içinde yan yana görürüz; (&#8230;) evren, bir tikel parçalar çokluğuna bölünmüş halde karşımızdadır. Estetik imgelem ise güzelin olduğu kadar, yaşamın da olanağına dayalı olduğu içkin kurucu (inşa edici ve form verici) güçleri görür. Çünkü, güzellik de yaşam gibi, form verme temelinde kavranılmıştır.” [47]</p>
<p>Plotinos’un da etkisiyle sanatı bu şekilde ele alırken Schelling, çağdaşlarıyla birtakım görüş ayrılıklarına düşer ki, bunlardan önde geleni, kuşkusuz Friedrich Schiller’dir. Sanatın amacının “haz” olduğuna inanan Schiller’e göre sanat, hiçbir şeye aracılık etmez; iyi, yüce, en yüksek amaç, vb. kavramlar, estetik imgelemle kavranılamaz. [48] Sanat eseri söz konusu olduğunda buna ilişkin olanaklı tek duygulanım beğenmedir ve bu da güzellik olarak yansır ki estetik imgelem, yalnızca güzelliği kavrayabilir, bunun “arkasındakiler”i değil. Sanat eserinde karşılaşılan güzelliğin duyuları aşan bir yönü olmadığına inanan Schiller’e göre sanatçı da eserini, yalnızca kendi beğenisiyle ortaya koyar ve eserinden yüksek bir haz alır; sanatın kaynağı, “hakikat sevgisi” değil, bu hazdır. Schelling’e göre ise sanatın kaynağı, bu tür bir haz değil, Mutlak’tır ve sanat eseri, mutlak ayrımlaşmamışlığın kurulmasını sağlar. Sanatı empirik bir haz konusu haline getiren Schiller’e karşı Schelling, sanatın kaynağına sonlu bir şeyin yerleştirilmesini doğru bulmaz ve sonsuzun sonluda tam imgelemini arar. [49] Kendi özerkliğiyle sanatçı, ideaları görür ve eserine taşır ki, sanat eserinde güzellik, sonlu olandan sonsuz olana geçiş biçiminde belirmez, bu ikisinin birliğinde açığa çıkar. Her şeyin ilkesi, ölçüsü, düzeni, temeli ve ilk kaynağı olan ideaların ortaya konulması, aynı zamanda da sanat(çın)ın dünyayı kurması demektir; haliyle sanatçı, kişisel birtakım çıkar ve beklentilerle, hırs ve arzularla, vb. hareket etmez/edemez. Kaldı ki, eserini ortaya koymaya başladığı anda eser, ona ait olmaktan çıkar; yaratma sürecine kendisi bile müdahale edemez ve sanat(çı), Felsefe’nin (ya da filozofun) eksik bıraktığını tamamlar. [50]</p>
<p>Sanat, reel ve nesneldir; Felsefe ise ideal ve öznel olduğu için sanat felsefesi, hem reel ve ideali, hem de nesnel ve özneli birlik halinde gösterir ve bu ayrımları ortadan kaldırır; onu “büyülü ve sembolik ayna” haline getiren de budur. Bu birliğin dolayımında ise mutlak ayrımlaşmamışlığın gizemini ve büyüsünü yansıtır. [51] Schelling, “hem reel dünyayı, hem ideal dünyayı, hem de bu ikisinin birliği olarak dünyanın bütününü, der Soykan; “belirli bir plana göre yaratılmış bir dünya olarak gördüğü için bunu, ‘yapılandırılmış’ bir dünya olarak kavrar. Ama bu, donmuş bir yapılandırma değil, dinamik bir süreç olarak anlaşılmalıdır; onun yapılandırılmış olması, bir yasalılık ifade eder. Bu yasalılık, reel olanda mekanizm ve organizm; ideal olanda ise zorunluluk ve özgürlük biçiminde kendini gösterir. ‘Yapılandırma’, bu dinamik sürecin çatısıdır. (&#8230;) Bir şeyin yapılandırılması, o şeyin biçiminin ortaya konulması demektir. Bir şeyin meydana gelişinde böyle bir yapılandırma olduğuna göre, onun bilinmesi de bu yapılandırmanın bilgi düzleminde yeniden kurulması demektir. (&#8230;) Dünya böyle bir ‘eser’ olarak görülünce, bu eseri açıklamak için onu yeniden ‘kurmak’ gerekecektir. Schelling felsefesinde yapılandırma kavramı, özellikle sanat alanında kullanılır.” [52]</p>
<p><strong>Notlar: </strong></p>
<p><strong>[1]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 15</p>
<p><strong>[2]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 55</p>
<p><strong>[3]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 114</p>
<p><strong>[4]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 17</p>
<p><strong>[5]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 112</p>
<p><strong>[6]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 57</p>
<p><strong>[7]</strong> A.g.e. syf: 62</p>
<p><strong>[8]</strong> A.g.e. syf: 60</p>
<p><strong>[9]</strong> A.g.e. syf: 63</p>
<p><strong>[10]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 113-5</p>
<p><strong>[11]</strong> Felsefeye Giriş; Takiyettin Mengüşoğlu, Remzi Kitabevi, İstanbul 2000, syf: 151-2</p>
<p><strong>[12]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 96</p>
<p><strong>[13]</strong> A.g.e. syf: 16</p>
<p><strong>[14]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 134</p>
<p><strong>[15]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 72</p>
<p><strong>[16]</strong> A.g.e. syf: 89</p>
<p><strong>[17]</strong> A.g.e. syf: 15</p>
<p><strong>[18]</strong> A.g.e. syf: 107</p>
<p><strong>[19]</strong> A.g.e. syf: 17</p>
<p><strong>[20]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 108</p>
<p><strong>[21]</strong> Estetik; İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2007, syf: 150</p>
<p><strong>[22]</strong> Alman İdealizmi; Frederick Copleston, İdea Yayınevi, İstanbul 1996, syf: 131-3</p>
<p><strong>[23]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 141</p>
<p><strong>[24]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 382-3</p>
<p><strong>[25]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 138-9</p>
<p><strong>[26]</strong> The Philosophy of Art; Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, University of Minnesota Press, Minnesota 1989, syf: 8</p>
<p><strong>[27]</strong> A.g.e. syf: 7-9</p>
<p><strong>[28]</strong> A.g.e. syf: 9-12</p>
<p><strong>[29]</strong> A.g.e. syf: 24</p>
<p><strong>[30]</strong> A.g.e. syf: 26</p>
<p><strong>[31]</strong> A.g.e. syf: 28</p>
<p><strong>[32]</strong> A.g.e. syf: 31</p>
<p><strong>[33]</strong> A.g.e. syf: 90</p>
<p><strong>[34]</strong> A.g.e. syf: 33-4</p>
<p><strong>[35]</strong> A.g.e. syf: 34-5</p>
<p><strong>[36]</strong> A.g.e. syf: 4-7</p>
<p><strong>[37]</strong> A.g.e. syf: 13-6</p>
<p><strong>[38]</strong> A.g.e. syf: 12-4</p>
<p><strong>[39]</strong> A.g.e. syf: 13-5</p>
<p><strong>[40]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 206</p>
<p><strong>[41]</strong> Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi; Ernst Cassirer, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1996, syf: 344-7</p>
<p><strong>[42] </strong>A.g.e. syf: 347-9</p>
<p><strong>[43]</strong> Felsefe Tarihi; Macit Gökberk, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999, syf: 384</p>
<p><strong>[44]</strong> Estetik; İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2007, syf: 200-1</p>
<p><strong>[45]</strong> The Philosophy of Art; Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, University of Minnesota Press, Minnesota 1989, syf: 86-9</p>
<p><strong>[46]</strong> Schelling’de Varlık ve Sanat Formları Sorunu; Ömer Naci Soykan, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1984, syf: 201</p>
<p><strong>[47]</strong> Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi; Ernst Cassirer, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1996, syf: 297-8</p>
<p><strong>[48]</strong> The Philosophy of Art; Friedrich Wilhelm Joseph Schelling, University of Minnesota Press, Minnesota 1989, syf: 86-9</p>
<p><strong>[49]</strong> A.g.e. syf: 89-91</p>
<p><strong>[50]</strong> A.g.e. syf: 7-9</p>
<p><strong>[51]</strong> A.g.e. syf: 11-2</p>
<p><strong>[52]</strong> Schelling: Yaşamı, Felsefesi, Yapıtları; Ömer Naci Soykan, MVT Yayıncılık, İstanbul 2006, syf: 111</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/">Felsefe ile Sanatı Buluşturan Filozof: F. W. J. Schelling ve Sanat Felsefesi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/felsefe-ile-sanati-bulusturan-filozof-f-w-j-schelling-ve-sanat-felsefesi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1643</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Antik Yunan ve Roma Dramaları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/antik-yunan-ve-roma-dramalari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/antik-yunan-ve-roma-dramalari/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Dec 2015 13:09:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ada Şeyma Karaman]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan dramaları]]></category>
		<category><![CDATA[Aristo]]></category>
		<category><![CDATA[Aristoteles]]></category>
		<category><![CDATA[Dionysus]]></category>
		<category><![CDATA[Dithrambus]]></category>
		<category><![CDATA[drama]]></category>
		<category><![CDATA[Elizabeth dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik Dönem]]></category>
		<category><![CDATA[komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Oedipus]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[paganizm]]></category>
		<category><![CDATA[poetika]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Roma dramaları]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Senekan Trajedisi]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Sophocles]]></category>
		<category><![CDATA[trajedi]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1272</guid>
				<description><![CDATA[<p>Drama, tiyatronun M.Ö. 5 yüzyılda Antik Yunan&#8217;la doğmuş bir dalıdır. Tiyatro donanımsa drama onun bir parçası olan yazılımıdır. Antik Yunan&#8217;da altın çağını yaşamış olan bu tür, o dönemde öyle bir başarıya sahip oldu ki hiçbir dönemde onların üstünlüğüne erişilemedi&#8230; Elizabeth döneminde İngiltere&#8217;de dramanın çığ gibi yükselmesi, toplum tarafından büyük bir heyecanla karşılanması bile aslında Antik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/antik-yunan-ve-roma-dramalari/">Antik Yunan ve Roma Dramaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Drama, tiyatronun M.Ö. 5 yüzyılda Antik Yunan&#8217;la doğmuş bir dalıdır. Tiyatro donanımsa drama onun bir parçası olan yazılımıdır. Antik Yunan&#8217;da altın çağını yaşamış olan bu tür, o dönemde öyle bir başarıya sahip oldu ki hiçbir dönemde onların üstünlüğüne erişilemedi&#8230; Elizabeth döneminde İngiltere&#8217;de dramanın çığ gibi yükselmesi, toplum tarafından büyük bir heyecanla karşılanması bile aslında Antik dönemin taklitleriydi. Ancak bahsedilen Elizabeth dönemi Rönesans&#8217;a hitap eder. Rönesans İtalya&#8217;da doğmuş bir dönem olmakla beraber, Antik dönemin çevirisi olarak da anılır.</p>
<p>İngiltere&#8217;de doğan drama Roma dönemini baz alır. Dönemin en önemli yazarlarından biri William Shakespeare, özellikle Senekan Trajedisinin prensiplerini trajedilerine uyarlamıştır. Bu prensiplerden bahsetmeden evvel Antik Yunan dramasını biraz açıklamakta fayda var, çünkü Roma İmparatorluğu genişleyerek Yunanlılarla bağlantı kurarak, onların tiyatrodaki gelişmelerinden yola çıktılar.</p>
<p>Antik Yunan dönemi Klasik dönem olarak da adlandırılır. Bu dönemdeki eserler Dithrambus adlı verilen, şarap tanrısı Dionysus&#8217;u onurlandırmak adına yazılan eserlerdi. Dini festivallerden doğmuşlardı. Çok tanrılı (paganist) bir inanç sistemleri vardı ve de inandıkları tanrılar insanvari bir yapıya sahipti. Bundan dolayı eserleri yazarken bir kısıtlamanın altında olmaksızın yazdılar. Bu da onları dramanın en başarılı yazarları yaptı. Antik Yunan&#8217;daki trajedilerde, eserden tek bir kısım bile silinemezdi. Eserler son derece bütünlüklüydü, karakterler hybris (kibir) sebebiyle bir düşüş yaşardı ve böylelikle seyirciye eğitici, ahlaki bir ders verilirdi. Seyircinin aldığı bu derse kadar ki kısımda, acıma ve korkma duyguları hat safhada olurdu ve Aristoteles&#8217;in poetikasında bu duyguların refaha kavuşması &#8220;catharsis&#8221; (katarsis, arınma) adlı bir terimle karşılanırdı. Hatta Aristo&#8217;ya göre bu arınma olmazsa o eser trajediden sayılmazdı.</p>
<p>Trajedilerden sonra Antik dönemde komedi türü de önemli bir yere sahipti ve Eski Komedi (Old Comedy) / Yeni Komedi (New Comedy) olarak ikiye ayrılırdı. Eski formunda politik, toplumsal altyapı üzerinde eleştiri, göndermeler barınırdı, yeni komedi ise aşk konuları, ailesel problemler gibi günümüz komedilerine yakın konular işlenirdi. Trajediden farkı, iç tutarlılık o kadar da önemli bir yere sahip değildi ve birinde baş karakter olayın farkına vardığında kabusvari bir sona ulaşıyor diğerinde farkına vardığında sevinç ve kutlama meydana geliyor. Trajedi örneği olarak, günümüzde halen daha önemli bir yere sahip olan Sophocles&#8217;in Kral Oedipus&#8217;unu ele alırsak; Kral babasını öldürüp annesiyle evlendiğini öğrenince kendisine işkence ediyor, sürülmek istiyor. Fakat bu işkencenin hiçbir kısmı sahnede yapılmaz, sahnede şiddet gösterilmez.</p>
<p>İşte bu noktada Antik Roma dönemi farklılık göstererek Senekan ilkeleriyle farklılık göstermiştir. Şiddet sahnede gösterilir. Trajedi kahramanı kibirinden değil, kendisinden öte ya da kendisiyle eş bir güce meydan okuduğu için düşüş yaşar. Aynı zamanda Yunan oyunlarının prensiplerinde doğaüstü faktörler asla barındırılmazken, Roma&#8217;da bu sıkça kullanılır. Ancak Roma&#8217;lılar, Yunanlılara nazaran daha çok pratik sanatlarla yöneldiğinden bu dönemde drama ve trajedi yerine, komedi ve fars (basit komedi) üstünlük kazanmıştır.</p>
<p>Bu iki çağda da dini inancın çok tanrılı olmasından dolayı, tek tanrılı inancın yaygınlaşmasından sonra Avrupa tiyatrolarında düşüş yaşanmıştır. Fakat kilise bunu yasaklamasına rağmen litürjik (ayinsel) ibadetlerinde ironik bir şekilde tiyatro gösterilerine ev sahipliği yaparak yeniden doğuşuna yol açmıştır. Ortaçağ&#8217;da alegorik karakterlerle dini mesaj verip halkı eğitmede kullanılan drama, Rönesans&#8217;ta halk tarafından büyük bir ilgiye talep edildiğinden tekrar yükselişe geçmiştir. Rönesans&#8217;ı doğuran İtalya, tiyatro konusunda Yunanlıların yapıtlarını esas alıp onların izinden giderken, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri Roma döneminin ilkelerini takip etmiştir.</p>
<p><strong>Özetlersek;</strong></p>
<p>Günümüzde halen daha çok büyük bir sanatsal dilime sahip olan tiyatronun ortaya çıkışı ele alınmıştır. Doğuşundan sonra gelişiminin nasıl olduğu, bu gelişimi sağlayan faktörler nelerdi, gelişimin oluştuğu kültürler hakkında kısa bir inceleme yazısıdır. Antik Yunan dönemiyle toplumda ivme kazanıp bunu Roma kültüründe de devam ettiren drama, trajedi türlerinin yanı sıra komedi türünün ortaya doğuşu, içeriği ve de altyapısı ele alınmıştır. Dönemlerde tiyatroda ne gibi faktörler ön plandaydı, hangi işlevde tiyatro oyunları topluma sunuluyordu ve düşünürlerin yaptığı yorumlar yazı da açıklanmıştır. Bunların yanı sıra yazar-eser örneklerine de yer verilmiştir. Ayrıca, Antik Yunan&#8217;da doğup diğer kültürlere uzanan drama tarihinin, farklı kültürlerde gösterdiği değişiklikler de ele alınmıştır. Bu dönemlerin, özellikle Roma İmparatorluğu&#8217;nda farklılık gösteren prensiplerin yanında, oyun türünde de farklı türlere kapılar aralanmıştır. Oyunlarda işlenen olay ve karakterlerin temel özellikleri ve trajediyi trajedi yapan önemli faktörler (terimler) açıklanmış ve bu karakterlerin türden türe ne gibi farklılıklar gösterdiği incelenmiştir. Antik dönemden alınan gelenekler yeniden doğuş dönemi olan Rönesans&#8217;ta hangi ülkede, ne gibi düzenle sunulduğu hakkında ufak bir bilgiyle yazı tamamlanmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/antik-yunan-ve-roma-dramalari/">Antik Yunan ve Roma Dramaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/antik-yunan-ve-roma-dramalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1272</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
