<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Mevlana Celaleddin Rumi &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/mevlana-celaleddin-rumi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 22:15:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 13 Jul 2018 05:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Cavit Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Safi]]></category>
		<category><![CDATA[dinlen bir nefes al koynumda]]></category>
		<category><![CDATA[Divan-ı Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Jehan Barbur]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Hece Aşk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15179</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8221; Ben âşık doğdum, Biraz da sarhoş&#8230; Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim. Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım. Ruhumda bir çılgınlık vardı. Özgürlük vardı. Hataları yargılamadım. Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm. Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221; Cavit ÇAĞ  “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8221; Ben âşık doğdum,<br />
Biraz da sarhoş&#8230;<br />
Hiç bir zaman az sevmeyi bilmedim.<br />
Hiçbir zaman da düzenli kontrollü olamadım.<br />
Ruhumda bir çılgınlık vardı.<br />
Özgürlük vardı.<br />
Hataları yargılamadım.<br />
Çünkü her an bende aynı hatayı yapabilirim diye düşündüm.<br />
Ben sevmeye aşığım sevdikçe çoğalıyorum&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Cavit ÇAĞ</em></strong></p>
<p><em> “ Beni sevmeyin, beni yaratan Allah’ı sevin “demiştiniz. “ Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür yalnızca.”</em></p>
<p><em>Hiç beklenmedik bir anda, birdenbire, öylesine doğal dilinizden dökülüveren bu kelimelerle, gözlerimi dikip gözlerinize, nasıl bir anlam vereceğimi bilemeden, yapışmıştım oturduğum sandalyeye…</em></p>
<p><em>Bir insanın benliğinden bu derece vazgeçişine duyduğum şaşkınlıkla, hayran bakakalmıştım karşınızda… Suspus olmuş, durulmuş, kurulu bir saat gibi uymuştum sizin gizemli, dingin dünyanıza, bir parçanız olmuştum adeta, bundan böyle yaşanacak olan bütün anılarımızla sağ yanınızda… </em></p>
<p><em>Doğum günümdü o gün, bilmiyordunuz. Muzip bir şekilde fısıldamıştım size. “ Bugün benim doğum günüm biliyor musunuz?“ </em></p>
<p><em>Yüzünüzde zeki bir gülümseme ile aniden ayağa kalkmıştınız. &#8220;En sevdiğim şiirlerden biridir” diyerek ivedilikle bana bir kağıt uzatmıştınız. </em><em>“Duymuş muydunuz?” diye de eklemiştiniz.</em></p>
<p><em>Hayır, duymamıştım ne şiiri, ne de şairin ismini. ‘Tek Hece’ idi adı şiirin… Cemal Safi’nin bilmecesiydi… Bilenlere sözü yoktu şairin ama bilmeyenlerin hali baştan başa haraptı, öyle anlatıyordu aşkı, ondan sonrası ab-ı hayattı…</em></p>
<p><em>Doğum günü hediyesi almayacaktım bir daha sizden, ilk ve son olacaktı bu… Sonu ta öncesinden bilinen…</em></p>
<p>Soluk benizli çocuklar gibi açlıktan ölüyordum sizi tanıdığımda. Sevgisizlik denizinin orta yerinde, ejderhaların önündeki yem kutusunun içinde, bir kurt kapanında sıkışıp kalmıştım. Kıyıya çıkma umudumu yitirmeden, hiç durmadan yüzüyordum nereye gittiğimi bilmeden. Özümü gören olmamıştı, yüreğimi bilen çıkmamıştı. Varlığımın siluetine tırmananlar duymamıştı iç sesimi. Perdelerin kıvrımlarında saklıyordum içimdekileri. Kelimelerin gücüne dayanamadan daha, sessiz köşe başlarında, yitirdiklerimin ardından yaktığım ağıtlarla, topukluyordum kaldırımları&#8230; En çok da erişemediğim kendim için sızlanıp duruyordum bir kenarda. Çocuk yüreğime vurulan ketlere, ezilen sevincime, hayatın acımasızlığı karşısındaki çaresizliğime ağlamaklı gözlerle bakıyordum&#8230; Yüzüme vuruyordu çıplak gerçeklerini hayat, indiriyordu en ağır darbelerini hiç durmadan. Kendimden kaçamadan, yakalıyordu bir çırpıda beni. Yüklüyordu cılız omuzlarıma taşıyamadığım yüklerini…  Acz ile altında kalıyordum, hamalıydım kendi günahlarımın… Acıyordum kendime, öğrenilmiş çaresizliğimle kapıp koy vermiştim işte, ne olacaksa olsundu bir an önce…</p>
<p>Oysa sevmek için gelmiştim dünyaya, daha yolun en başında… Her şeyin çok güzel olacağına duyduğum o güçlü inançla geçmiştim bütün yolları. “Bir insanı sevmekle başlayacaktı her şey” . Yaşama sevincimi katık edip ekmeğime,  sol yanımdaki sevgi dolu heybem ile, umutla atıyordum adımlarımı&#8230; Kalemim ve kitaplarımla, kulağımda çınlayan adlarını bilmediğim notalarımla, hiç de yalnız değildim bu yolda. Bolluk ve bereket yüklüydü heybem, isteyene vermeden geçmezdim gülümsememi, diz boyu hırçın sularda ara sıra kaybolsam da, hüznümün tınısıyla çıkardı sadrımdan neşem&#8230;</p>
<p>Ama artık yorgundum, şu koca, şu yalan dünya kadar pisliğin içinde boğulmuştum. İçi boşalmış ceviz tanesi gibi onu yiyen kurduna âşık, kurumuş bir kabuktum…</p>
<p>Hiç umudumun kalmadığı bir anda;</p>
<p><em> “ Sevmek mi daha güzel yoksa sevilmek mi?” demiştiniz olanca çocuksu coşkunuzla bana… Yılların sevgi açlığıyla bir çırpıda cevap vermiştim. “ sevilmek güzel” . Siz ise bütün nezaketinizle düzeltmiştiniz beni“ Sevilmek güzel elbet” gözlerinizi dikip gözlerime “ Ama sevmek daha güzel&#8221; demiştiniz…</em></p>
<p><em>“ <strong>Bir insanı sevmekle başlayacak mıydı her şey?”</strong></em></p>
<p><em>“Cennet burası gibi bir yer olmalı” demiştiniz başka bir gün. Ve eklemiştiniz “ İnsanın sevdikleri nerede ise cennet de orası olmalı…”</em></p>
<p>Cennet ve ben, mümkün müydü gerçekten? Korkmuştum hem de çok, cennetinizdeymişim gibi hissetmekten. İşte o anda anlamıştım gerçek cennetin bu olmadığını. Kulağıma fısıldamıştı biri; cennet bu dünyada bulacağımız bir yer değildi ki&#8230; Hele de bu kadar kolay elde edilecek bir şey hiç değildi. Biliyorum kursağımda kalacaktı sevincim. Ömrümce beklediğim vaha karşımdaydı, susuzluktan öleceğimi bilsem de uzatamazdım elimi&#8230; Bu sahranın ortasındaki bir seraptı, gözlerimi açtığımda kaybolacaktı…</p>
<p>Sevginizin yumuşaklığında acılarım dinlenmiş, tuz bastığım yaralarım iyileşmişti. Korunmasız çocuk ruhum, tomurcuk vermeye meyilli dallarımla, sizden aldığım gün ışığıyla, dikildiğim toprağımı çok sevmişti. Gençtim artık, hiç olmadığım kadar. Bir fidandım ikinci bir hayatı hak eden.  Sulanmaya muhtaç sürgünlerim, gözlerinizden damla damla köklerime inen sevginizle büyüyorlardı…  Değil yedi veren ormanlarını, bütün kâinatı aşkla kucaklıyorlardı…</p>
<p><strong>Aşkın ateşi, mavisinde saklıydı. İlk kıvılcım anının masumiyetine gizlenmiş, itiraf edilemez bir sırdı o. Dile geldiğinde sönen, yerin yedi kat dibinden yükselen, yarin yangın yeri gönlüne sığmayacak bir volkandı. Aşıka şerefle sunulmuş alevden bir toptu, avucunda tuttuğun müddetçe senindi. Seninle başlayıp, seninle bitendi&#8230;</strong></p>
<p><em>Leyla’ya sormuşlar, “Sen mi daha çok sevdin yoksa Mecnun mu?” diye. Hiç tereddütsüz cevap vermiş Leyla, “ Tabi ki ben “demiş. “ Ama nasıl olur?” demişler , “ Mecnun senin için adından, aklından vazgeçti, benliğini bırakıp çöllere düştü, varlığından oldu ” </em></p>
<p><em>Leyla, mütebessim bir hal ile cevap vermiş onlara “ Olsun!&#8221; demiş.&#8221; O aşkımızı ifşa etti, kurda, kuşa, taşa, toprağa, suya, çöle söyledi… Ben ise sır olarak gönlümde sakladım. Bu yüzden ben daha çok sevdim.” </em></p>
<p><em>Bir gün, bu hikayeyi anlattığımda, her zaman yaptığınız gibi başınızı önünüze eğip suskun kalmıştınız. Ne demek istediğimi çok iyi anlamıştınız.</em></p>
<figure id="attachment_15318" aria-describedby="caption-attachment-15318" style="width: 575px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg"><img class="wp-image-15318 " src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=575%2C383" alt="Aşka aşık kardelen" width="575" height="383" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?w=900&amp;ssl=1 900w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/tumblr_mxj6d6QytD1s0nbuqo1_1280.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 575px) 100vw, 575px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15318" class="wp-caption-text">Aşka aşık kardelen</figcaption></figure>
<p><strong>Aşka aşık kardelen</strong></p>
<p><em>Güneşe aşık bir kardelen varmış. Kışın soğuğunda, toprağın altında, hep içinden dua edermiş, hiç görmediği ama aşık olduğu gün ışığını bir kez olsun görebilmek için. Melekler dayanamamışlar kardelenin yalvarmasına ve anlatmışlar isteğini tanrısına. Tanrı kabul etmiş kardelenin duasını. Baharın ilk günü için izin vermiş kardelenin topraktan çıkmasına. Melekler haber vermişler müjdeyi kardelene. Sabırla bekleyen kardelen, karlar erimeye başladığında topraktan uzatmış mavi bakışlarını. Güneşi gördüğü ilk anda kör olmuş nazik yaprakları, solmuş maşuğunun ışığında, vermiş son nefesini gün ışığının altında&#8230;</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Aşık, yok <span style="font-size: 14px;">olunca aşk yolunda aşkı uğruna, başlarmış yaşamaya maşuk&#8217;unda&#8230;</span></strong></p>
<figure id="attachment_15286" aria-describedby="caption-attachment-15286" style="width: 588px" class="wp-caption aligncenter"><a style="font-size: 14px;" href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg"><img class="wp-image-15286" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=588%2C259" alt="" width="588" height="259" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=300%2C132&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/b30e3825b8a986f97b8178b9f0920933.jpeg?resize=1024%2C451&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 588px) 100vw, 588px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15286" class="wp-caption-text">Mavidir Ateşi Aşkın</figcaption></figure>
<p><strong>Mavi Lavların Sırrıdır Aşk&#8230;</strong></p>
<p>Yeryüzündeki volkanik dağlar gizli aşıklardır. Kimse bilmez bu gerçeği. Ses etmezler, yüzlerce yıldır susarlar, kendi ateşlerinde boyuna yanar dururlar.  Yer üstünde yaşayanlar bastıkları toprağın altındaki olan biteni umursamazlar. Tırmanırlar üzerine, seyre dalarlar manzaranın güzelliğine ama ne çektiğini bilmezler dağların. Taş zannederler  onları,  toprağın altındaki canları, göremez vicdanları&#8230;</p>
<p>Oysa ki dağlar, Ferhat&#8217;ın deldiği aşk ile çağlar. Bağrından akan pırıl pırıl sular, aşkın safiyetindendir&#8230; Duyduğunuz yankılar aşkın türküsüdür, yediğiniz yemişler aşıkın kanıyla sulanmıştır, işte bu yüzden çok tatlıdır. İçtiğiniz billur su, durudur, arıdır, diridir, ölüyü diriltir&#8230;</p>
<p>&#8220;Aşk yoluna düşenlerin diri olmaları gerek. Ölü aşık olabilir mi? Diri olan kimdir biliyor musun? Aşktan doğan kişi. Aşıklar ölmez.&#8221; (1) demiştir Aşkın Piri&#8230;</p>
<p>Volkan patladığında ateş kusar ağzından, suskunluğunu bozar, püskürttükçe lavları boşaltır içindekileri&#8230; Yakar önüne geleni, yeryüzü olur mahşer yeri&#8230; Sonra diner öfkesi, bakar etrafına kalmamış tek bir canlı izi&#8230; Yalnızlığında döner onun da çilesi&#8230;</p>
<p><em>Artık mavi lavlarından geriye kalan, kararmış bir volkanın iniltilerinde son bulmuş simsiyah bir sahildir. Mavi okyanus boylu boyunca uzanmış yanında onu seyretmektedir. Sevdiceğine uzaktan bakanların aşkı ile kumları dalgalarıyla dövmektedir&#8230;</em></p>
<p><em>Basıyorum artık o siyah kumlara, üzerinde yürüyorum çıplak ayaklarımla… Öyle ürkütücü, öyle ıssız ki serinliği bile kalmamış avuçlarımda. Simsiyah kumlarından yaptığım kumdan kalemde yaşıyorum, Rapunzel gibi uzun saçlarımı sarkıtıyorum, bir masal kahramanını oynuyorum kendi hayal dünyamda. Biliyorum ki kimse giremeyecek bir daha, sırça camdan yapılmış gönlümün sırlarına&#8230; Çeviriyorum gözlerimi masmavi okyanusa&#8230;</em></p>
<p><strong>Bağışlamak, bize bağışlanan hayatın can damarıdır. Kusur,  kusuru görenlerin gözlerinden nazar ederek senin baktığındır.  Günahlar, utandığın kendini af ettiğinde özgürce uçup gittiğin kendi kanatlarındır…</strong></p>
<p>(1) &#8220;Mevlana Celaletin-i Rumi / Divan-ı Kebir</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/nTGdwyumGJs?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/">http://www.sanatduvari.com/yelkenli-sevgili/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-1-suretteki-siret/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/">http://www.sanatduvari.com/maviruyaoykulerizamansizzamandanelaman/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-2-mavi-yagmurdan-kalan/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-4-mavi-sumbul-pembe-lale/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-5-yasamak-sakaya-gelmez-mi-nazim-usta/</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/">http://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-6-bir-kahvenin-hatirina/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/">Mavi Rüya Öyküleri -7- Mavidir Alevi Aşkın</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mavi-ruya-oykuleri-7-askin-mavi-alevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15179</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 21:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10591</guid>
				<description><![CDATA[<p>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“ Öfke rüzgâr gibidir bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bir kere” Mevlana</em></strong></p>
<ul>
<li>Saati soruyorsun öyle mi? Ne hakla beni eleştiriyorsun ki? Ben mi dedim sana söylesene, ben mi söyledim sana o kadar harareti? Gecenin bir yarısı sokağa atan sen değil misin beni? Sus konuşma! Dönmeyeceğim bir daha. Kendi kibrinde boğul, kahrol emi. Bağırtma beni sokağın ortasında. Beni bir kedi yavrusu gibi atmadan önce düşünecektin sokağa. Sana ne nerede kalacağımdan. Kapatıyorum telefonu, bir daha da arama beni. Ne o namusun mu zedelendi? Çok daha önce yapmalıydım bunu. Çok daha önce terk etmeliydim seni. Kapatıyorum telefonu.</li>
</ul>
<p>Bir de soruyor ‘geceyi nerede geçireceksin diye?’ Sanki beni çok umursuyor. Varsa yoksa derdi el âleme ne diyeceğinde… Nasıl dayanmışım onca sene. Ne kadar da körmüşüm. Görememişim bir türlü senin iç yüzünü. Sözde bana âşıksın, çok sevdiğin için kıskanıyorsun öyle mi? Hepsi palavra. Senin kendine hayrın yok bir kere bana nasıl olsun ki…</p>
<p>Aşağılık adam. Ama kabahat ben de. Ne kadar aptalmışım. Beni gerçekten sevdiğine nasıl da kendimi inandırmışım. Meğerse egonu tatmin etmek için tutuyormuşsun beni yanında. Seni övecek, seni başına taç edecek birine ihtiyacın varmış. Tapılmak istiyormuşsun adeta. Kendini vazgeçilmez sanıyormuşsun. Kimse hayır dememiş tabi şimdiye kadar sana. Şımarık bir çocuk gibi, elde etmişsin her istediğini. Ben senin kendini seyrettiğin bir aynaymışım sadece. Bende kendini dev aynasında görmeğe alışmışsın. Yüceltmişsin kendini habire. Ne zaman ki hatalarını görüp, gerçekleri yüzüne söyleyince, benden kötü kimse olmuyormuş meğerse.</p>
<p>Bir de utanmadan “seni seviyorum” diyor hala. İnsan sevdiğine el kaldırır mı? Bu neyin öfkesi? Ona “defol git, bir daha da gelme buraya” der mi? Gecenin bir yarısıymış. Bu lafları etmeden önce düşünecektin. Hele o tokatı atmadan evvel kendine gelecektin. Sinirlerine hâkim olamayan bir adam, adam değildir bence. Sana muhtaç olduğumu zannediyorsun değil mi? Ne yaparsan yap ses çıkarmayacağımı, sensiz yaşayamayacağımı sanıyorsun. Hani dalga geçmiştin benimle, “ hiç yaşamamışın sen bu güne kadar diye” Sanki benim hayatım senle başlayıp senle bitiyormuş gibi. Sen olmazsan intihar ederim öyle mi? Öyle demiştin bir gün ben unutmadım. Kim kime muhtaçmış şimdi gör bakalım.</p>
<p>Yine arıyor, açmayacağım telefonu. Bana ulaşamayacaksın bundan sonra. İşte kapattım büsbütün. Çıldır bakalım biraz daha. Evdeki eşyaları kırarsın, belki içkiye vurursun kendini. Umurumda bile değil. Ben de kızgınım ama kendime, seni sevdiğimi zannedişime. Kendi yanılgıma kızgınım. Seni adam yerine koyuşuma, senin için yaptıklarıma, beni değiştirmeğe kalkışına hiç ses çıkarmayışıma kızgınım.</p>
<p>Vahşi bir ata benzetmiştin beni. Suratıma sırıtarak bir de, “seni besili bir kısrak yapacağım, ehlileştireceğim” demiştin. Ben de gülmüştüm, senin bayağı esprilerinden biridir diye aldırış etmemiştim. Sen kendine köle arıyormuşsun meğerse. İmparatorluğuna bir kraliçe… Diğer kızlar gibi olduğumu düşündün herhalde. Zenginsin, yakışıklısın diye. Böyle şeyler Türk Filmlerinde olur bir kere. Ne sen jönsün ne de ben aktrist. Gerçekler acıdır, tat bakalım, uyan kurduğun hayallerden, çık o küçük dünyanın esaretinden.</p>
<p>Neyse sakinleştim biraz. Bu kadar hızlı adımlarla nereye kadar gidebilirim ki&#8230; Şimdi asıl bir plan yapmam gerek. Bütün kız arkadaşlarımı tanıyor. Çoktan onları aramaya başlamıştır bile. Beni bulamayacağı neresi var onu düşünmeliyim. Ama önce güvenli bir taksiye binmeliyim. Başıma bir iş gelmeden bu geceyi sakin ve rahat geçirmeliyim. Öyle otele falan gidemem. Tanıdığım hiçbir eve de gidemem. Bir taksi geliyor. Şoförü bir görmem gerek, öyle her taksiye de binemem. El ettim bir kere hadi rast gele.</p>
<ul>
<li>İyi geceler. Otogar lütfen.</li>
</ul>
<p>Nasıl da aklıma geldi birden. Evet ya. Bu saatte ancak seyahat edilir. Elimde valiz falan yok ama. Olsun acil durum pek ala olabilir.</p>
<ul>
<li>Yolculuk nereye? Şoför beni sorguya çekmeye başladı bile. Kendimden emin olmalıyım.</li>
<li>Güneye, ailemin yanına, uçak bulamadım, babamı acil hastaneye kaldırmışlar da.</li>
<li>O çok geçmiş olsun. Ben de o zaman sizi yetiştireyim bir an önce varacağınız yere.</li>
<li>Çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Bu iş iyi tuttu. Otogara vardık çarçabuk. Aynı hikâyeyi otogarda da anlattım. Kimse bir şey soramadı bir daha. Üzüntülü, endişeli yalnız bir bayana sırnaşmak geçmedi hiç birinin aklından. Bacı oluverdim birden, kapı komşularının kızıymışım gibi davrandılar bana. Ailelerinden oluverdim. Kendi bacıları düştü yüreklerine. Ne yapalım, yalnız kadınların  bir savunma hattına ihtiyaçları olabilir pek tabi ki de…</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarıyla sağ salim küçük, güzel bir güney kasabasındayım şimdi…</p>
<p>İşte böyle başladı benim de sensiz yaşanacak, özgür günlerim…</p>
<p>Elveda ‘rüzgâr eken fırtına biçen’ öfkeli sevgilim…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/">SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE / Kırık Dal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sari-cizginin-otesinde-kirik-dal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10591</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanat Seni At!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümran Yalçın Gökboğa]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Akpınar]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[William Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Alasya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6700</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanat öyle bir gizemli bir sihirdir ki kim hakikaten ciddi anlamda sanat ile ilgilenirse onun dönüşümü kaçınılmazdır. Sanat ile tüm kapris ve bencilliklerimiz sona erecektir. Toplumsal açıdan da başka toplumlara karşı daha farklı bakış açıları geliştirebileceğiz. Her toplumun kendine has bir sanat görüşü vardır. Bir toplumu da bu yönü muhakkak farklı ve değerli kılar. Ancak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/">Sanat Seni At!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sanat</strong> öyle bir gizemli bir sihirdir ki kim hakikaten ciddi anlamda sanat ile ilgilenirse onun dönüşümü kaçınılmazdır. Sanat ile tüm kapris ve bencilliklerimiz sona erecektir. Toplumsal açıdan da başka toplumlara karşı daha farklı bakış açıları geliştirebileceğiz.</p>
<p>Her toplumun kendine has bir <strong>sanat görüşü</strong> vardır. Bir toplumu da bu yönü muhakkak farklı ve değerli kılar. Ancak toplumlar birbirinden yine de sanatın ışığıyla beslenip zenginleşirler. Globalleşme yani koca dünyanın küçük bir kasabaya dönüşümü de yine sanatın evrenselliğiyle yakından ilgilidir. Sadece bizim yerel sanatımız değerlidir, üst başlığı ile yapılan tüm yorumlar bir müddet bizi idare etse de kısa zamanda kısır döngü yaşarız. Bakınız ne diyor <strong>Celaleddin Rumi</strong>: “Bir ayağınız kendi değerlerinizde diğer ayağınız başka kültürlerde olsun. Pergel misali olup tüm toplumları kucaklayınız…” Gönül insanı ne güzel özetlemiş. Aslında gönül insanları gibi tarihte yaşanan her bir vakıa bizim için bir eğitmendir. Mesela biliyor muydunuz, İngiltere’yi güçlü bir krallık haline getiren 1. Elizabeth, sanata sanatçıya çok değer vermiştir.  Kendisini çok hiciv eden <strong>Wilheam Shakespeare</strong>‘i  alkışlamıştır. 16.yy.dan günümüze aktarılan bu tarihi bilgi ışığında bir de günümüzün liderlerine bakalım. En ufak bir karikatürden dolayı mahkemeye başvurup sanatsal hoşgörüye sahip olunmaması… Büyük devletlerin hep ufukları geniş olmuş sanatın her çeşidini desteklemişlerdir.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının en önemli nedenlerinden biri de pergel misali olmayıp çağını takip edemeyerek ilim ve sanattan kopmasıdır. Fikir dünyasını farklılıklara kapatması çağını takip edememesi koskoca bir devletin yıkılıp tarihten silinmesini hızlandırmıştır.  Artık yabancı oyunlar ülkemizde oynanmayacak haberini okuduğum zamandan beri farklı bir endişe içindeyim. İlk paragrafta da belirtmeye çalıştığım gibi bir milletin elbette ki kendine has sanatsal dünya görüşü vardır ve olmalıdır. Ne var ki hayatımızın kendimizin toplumsal yönümüzün zenginleşmesi için başka kültürlerin de oyunlarını izlemeliyiz.  Sanat içimizdeki bencilliği atan evrensel bir sevgiye kapı aralayan sihirli bir güçtür. <strong>Metin Akpınar</strong> ile rahmetli <strong>Zeki Alasya</strong>’nın , ‘<em>Yasaklar</em>’ adlı tiyatro oyununu hepimiz izleyelim. Yıllar önce oynanan oyun aslında yıllar öncesinde kalmamış ve günümüze de ışık tutmuş. Duygularıma adeta tercüman olmuş gibi, nasıl mı? Dini inançlar sanatsal eserler siyasetin penceresinden ne kadar uzak olursa sanat bizim daha da kişilikli dindar özgür bireyler olmamıza vesile olacaktır.</p>
<p>Sanattan kopmamak sanatın evrensel sevgisine ortak olabilmek dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/">Sanat Seni At!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanat-seni-at/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6700</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Aug 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Rahmi Eyüpoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah - Hatıram Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4839</guid>
				<description><![CDATA[<p>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun! Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun!</h2>
<p>Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum desen de, tek bir anda duyduğun tek bir şarkıyla geri geliverir unuttum dediğin ne varsa ne yoksa…</p>
<p>Vuslatı olmayan aşklar yakıcıdır. Kara sevdadır, dermanı yoktur… Yerine başka hiçbir şeyi koyamazsın dünyalık… Allah aşkından başka… Böyle der tasavvuf ilmi… Anlarsın Kays’ın neden adını bile yitirip Mecnun olduğunu… Çöllerin derdine deva olamayışını, onu bir çöl rüzgârına katıp oradan oraya sürükleyip duruşunu… Tarifi yoktur aşkın, ondan daha güçlü bir duygu var mıdır? Sanmam. Olmayan ne bilsin, ama aşkı hayatında bir kez olsun adam akıllı yaşamış bir kimse için, başkaca ne var diye sorsanız HİÇ diyecektir size… Sadece HİÇ!</p>
<p>Hiç olmak sevginin okyanusunda bir damla olmak demektir. Sevgi tek bir maddi varlığa yüklenen mana olamaz, olmamıştır da zaten doğası gereği… Maşuk aşığının derdiyle dertlenir, aşkının nefesiyle nefeslenir kanı canı aşk kokar… Öyle bir hal gelir oturur ki önünden ekmeğini alsanız ses çıkarmaz, sevdiğinin adını anan biri olsa yanında, sarılıp boynuna öpesi gelir…</p>
<p><strong>Mevlana</strong>’ya bir gün bir adam gelir ve Şems’den haber getirdim der… Mevlana üstünde başında ne varsa çıkarıp adama verir.</p>
<p>Derler ki adam doğru haber getirmedi size, yalan söylüyordu…</p>
<p>Mevlana, evet der biliyorum, zaten haber doğru olaydı canımı verirdim…</p>
<p>Doğu mistisizmi aşkı DNA’larına kodlanmış şifreleriyle yaşar… Bir tek sözcükle anlatamadığı için hissettiklerini, aşk der adına, sevgi der yetmez, sevda der, hatta o da yetmez kara sevda diye vurgulamaya çalışır anlaşılmak adına… Halk sanatının her alanına bir simge koyar… Türkülerine, folkloruna işler oya gibi sevdasını…</p>
<p>Batı kültüründe ise aşkın derin duygularına kendini kaptırıp koy vermeye pek sıcak bakılmaz… Yanmak, yakılmak, aşkından verem olmak, çöllere düşmek kabul gören bir durum değildir… Romeo ve Juliet tipi aşklara içten içe bir hayranlık duyulsa da, pek inandırıcı gelmez batı insanına… Ama böylesi aşkları yaşamak için de zemin arar bir anlamda…</p>
<p>Bertolt Brecht Sevgi Üstüne adlı yazısında şöyle der; “Sevenler tarihsel bir şeyler katarlar bu sevgiye, sanki bir gün tarihi yazılacakmış gibi. Onlar için kusursuzlukla tek bir kusur arasındaki fark korkunçtur. Oysa dünya bu farkı rahatça göz ardı edebilir. Sevgilerini olağandışı bir şey kılarlarsa, bunu yalnızca kendilerine borçlu olurlar; başaramazlarsa kendilerini sevdiklerinin kusurlarıyla pek de mazur gösteremezler, tıpkı halk önderlerinin kendilerini halkın kusurlarıyla mazur gösteremeyecekleri gibi&#8230;”</p>
<p>Epik tiyatronun kurucusu büyük usta bile sevgi adına yazmadan duramamıştır. Sevginin doğasına dokunmayıp yabancılaştırma efektini siyasi platforma taşımıştır… İki insan arasındaki ilişkiyi bir üretim haline dönüştürüp, sevginin bireyleşmesini fabrika dişlilerine katarak toplumsal bir olgu haline getirmeye çabalamıştır.</p>
<p>Son sözü bir başka ustaya bırakalım öyleyse;</p>
<p>“Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır<br />
Kitaplara göre insan<br />
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş<br />
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır<br />
Aptaldır, hastadır, kahramandır<br />
Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.<br />
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler<br />
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar<br />
Bir tek meyve veren dalı keserler<br />
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı<br />
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli<br />
Bir tek meyve veren dalı kesmeli<br />
İnsan dediğin derya misali<br />
Üstünde milyonlarca dalga<br />
İçinde kıyametler kopmalı<br />
İnsan dediğin derya misali</p>
<p>Uçsuz bucaksız olmalı. “</p>
<p><strong>Bedri Rahmi Eyüpoğlu</strong></p>
<p>Kim haklı karar vermeden önce bir de <strong>Coşkun Sabah</strong>’a kulak verin… Bakalım yüreğiniz hangisine eğilim gösterecek…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/C4CDxKK1ucM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Feb 2016 16:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ekol]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevilik]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[tekke edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2438</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, yeraltı şehirlerinde, dehlizlerde, mağaralarda  varlığını sürdürdü. Ta ki Roma İmparatoru I. Theodosius 391 yılında Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul edene dek. Dile kolay, 400 yıla yakın bir süre, Hıristiyanlık gizlenerek, takiyye yaparak ve katliam tehlikelerden kaçarak bugünlere gelebildi. Bugün dünya turizminin gözbebeklerinden olan Ürgüp, Göreme, Kapadokya gibi merkezler, Roma zulmünden kaçanların yarattığı yerlerdi çoğunlukla. Herneyse…</p>
<p>Hıristiyanlığın bu misyonuna benzer bir misyon Doğu –ya da İslam coğrafyasında- da sıklıkla denendi, uygulandı. Yaygın sünnî ekole muhalif olan, kendi dünya görüşleri ve inançları çerçevesinde bir hayatı tasavvur eden ve bu ideayla yaşamak isteyen günümüzün ‘’illegal partileri’’ diyebileceğimiz tarikatler, damgalanmış mezhepler, kendi kabuklarına çekildiler bu dönemde. Bu çekilme, silik bir çekilme değildi. Yer yer İsmaililer (Hasan Sabbah örneğinde olduğu gibi üzere) gibi kök söktüren, kimi yerlerde Bektaşiler gibi ta Balkanlara kadar yayılan, Baba İshak, Kalender Şah gibi isyana kalkışan biçimlerinde kendini gösterdi. Anadolu’daki tarikatların ezici çoğunluğu saltanat kavgasına girmeden, obur devletlere yeri geldikçe tavrını göstermekle birlikte, temelde insanı eksene alan bir niyet güdüyordu. Kendilerine bir yol belirlemişlerdi. O yoldan kendi menzillerine gitmenin derdindeydiler. Zaten tarikat de ‘’yol’’ demekti.</p>
<p>Fakat bu temel hat, Mevlânâ ve Mevlevilik özelinde pek uygulanmadı. Mevlevilik hiçbir zaman derdi olanların, yoksulların, zulümden kaçanların sığındığı bir liman olmadı. Çünkü Mevlânâ en baştan beri Selçuklu’nun desturunu alarak girişti ilim-irfan sevdasına. Özet mahiyetinde kısa bir bilgi verecek olursak; Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in Harzemşahlar hükümdarıyla girdiği anlaşmazlık sonucu Anadolu’ya gelirler. Erzincan ve Karaman’a bir süre yaşarlar. Sonrasında Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın davetiyle Konya’ya yerleşirler. Kendilerine medreseler tahsis edilir. En üst mertebelerden ilgi-alaka görürler.</p>
<p>Esas itibariyle aristokrat bir aileden gelen Mevlânâ Selçuklu’nun bu davetinde bir abes görmez. Kurduğu Mevlevilik tarikatının kendisi de tarihi seyri içinde bugüne dek sönük de olsa gelmesini buna borçludur. Mevlevilik, önce Selçuklu’nun, ardından Osmanlı’nın himayesiyle kendine yer bulmuş, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından neredeyse tüm tekke, zaviye, dergâhlar yasaklanırken Mevlevilik’e pek dokunulmamıştır. Bu, Mevleviliğin bireyci yapısından ileri olsa gerek.</p>
<p>Yine de bir hususa dikkat çekmekte fayda var: Mevlânâ, yukarıda değindiğimiz ekollere, anlayışlara pek de yabancı biri değildir. O, babasından sonraki en büyük hocası olarak bilinen Melameti Şeyhi Seyyid Burhaneddin Muhakkak’tan dersler alır. Seyyid Burhaneddin ki ezoterik Batınî anlayışını benimsemiş, ihtimal ki Mevlânâ’yı da bu yönde eğitmiştir. Batınî fikriyatı, dünyanın temeline insanı alan, insanı yücelten bir fikriyattı. Her şeyin zahiri (açık) yanlarının dışında bir de batınî (gizli/içrek) yanlarının olduğunu düşünüyorlardı. Mühim olan batındı, zahir sadece kabuktu onların nazarında. Mevlânâ’nın  bunlardan da beslendiğini, fakat bunu temel şiar edinmek yerine, dönemin tüccar, esnaf, aristokrat kesimin rağbet ettiği bir ekole girişmesinin sebebini nerede aramak gerek?</p>
<p>Mevlânâ’dan sonra gelen ediplerin nazire niyetiyle söyledikleri ‘’Peygamber değil ama kitabı var’’ sözüne konu olan Mesnevi’ye bakalım biraz. Mesnevi, Mevlânâ’nın ne denli bireysel kaygılar güttüğünün, zamanının sorunlarına eğilmediğinin, davasının insan değil, aşk (ilahî aşk) olduğunun ispatı bir eser. Öyle ki Mevlânâ’ya isnat edilen ‘’Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok nice elbiseler gördüm içinde insan yok’’ sözünün de ona ait olmadığı bugün artık bazı çevreler tarafından tartışılıyor. Aynı yabancılık Mevlânâ’nın can dostu ,Şems’in Makâlât’ında da sezilir. İki eser birbirlerini tamamlarlar böylece. Bu iki dostun temel mevzusu edebî, dinî tartışmalardır. Halka çevirdikleri bir kulak yoktur. Schiller’in ‘’ Dünyanın çarkını döndüren aşk ve açlıktır.’’ Şeklinde hoş bir sözü vardır. Mevlânâ açlığa yabancıdır. O, aşkı arar. Kendinden önce gelen Yunus Emre’de olduğu gibi sistemleşmiş dine, Baba İshak gibi zulme karşı isyancılığa, kendinden sonra gelen Şeyh Bedreddin gibi yoksulları merkeze alan bir yaşam kurma kaygısı yoktur. Dünyanın ne hâli varsa görsün, dercesine aşkı konuşur. Ki o dönem Anadolu diken üstündedir bir yandan. Moğol saldırıları iyice artmıştır. Halk bu mezalimden düçar olmuştur. Fakat Mevlânâ genel olarak dert etmez bu kaygıları. Ama şunu der Mevlânâ Mesnevi’de ‘’Padişahların hırsı yüzbinlerce şehri viran etmiştir.’’ Bu yüzdem olsa gerek elini eteğini çekmiş bu davalardan, etliye sütlüye karışmamıştır. Bunun içindir ki ölümünden sonra Mevlevilik, iyice aristokrat kesimin müdavimi olduğu bir ‘’clup’’ olmuş, sema gösterileri de bu cluplerde içi boşaltılmış dans hâlini almıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2438</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 08:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Duran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hallac-ı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Şeb-i Arus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2268</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…” En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır Mevlana… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…”</em></p>
<p>En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır <strong>Mevlana</strong>… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur…</p>
<p>Son zamanlarında söylediği bir gazalinde:</p>
<p>‘’Öldüğüm gün, tabutumu omuzlar üzerinde gördüğün zaman, bende bu cihanın derdi var sanma… Bana ağlama, yazık yazık, vah vah deme. Şeytanın tuzağına düşersen vah vah’ın sırası o zamandır, yazık yazık o zaman denir… Cenazemi gördüğün zaman ayrılık ayrılık deme, benim buluşmam, görüşmem o zamandır. Beni mezara koydukları zaman elveda  elveda deme… Mezar cennet kapısının perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneş ile aya batmaktan ne ziyan gelir. Sana batma görünür ama, o aslında doğmaya hazırlıktır, yeniden doğmadır. Mezar ise hapishane gibi görünür ama, aslında can’ın hapisten kurtuluşudur. Yere hangi tohum atıldı da bitmedi. Neden insan tohumuna gelince bitmeyecek zannına düşüyorsun. Hangi kova kuyuya salındı da dolu olarak çıkmadı. Can Yusuf’u kuyuya düşünce niye ağlasın. Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç… Çünkü artık hayhuydan uzak, mekansızlık alemindesin‘’ diyordu.</p>
<p>Bu ‘’vuslat’’ zevki içinde Mevlana, ölüm gününü bir gam, bir üzüntü günü olarak değil, bir zevk ve neşe günü olarak kabul ediyordu.</p>
<p><strong>Şeb-i Arus, Mevlânâ</strong>’nın böyle gördüğü ve yaşadığı ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabirdir. Ayrılık değil bir kavuşmadır Şeb-i Arus… Özlem duyulan sevgiliye giden yoldur… Fedakârlıkla başlayıp, ölüm boyunca devam eden, öbür âleme kavuşmakla tamamlanan bir yoldur…</p>
<p>Ölüme başka bir bakış açısı getirmiştir Mevlana. Korkulacak bir şey olarak görmez aksine Kur’an-ı Kerim’de geçen “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” ayetindeki  ‘’döndürülme’’ müjdesi ile bekler ölümü…</p>
<p>Hak âşıklarının hayatı ölümdedir.  Mevlana  “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir bizim mezarımız. Burada ölüm olarak tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der. Bir başka hak aşığı Hallac-ı Mansur’da aynı farkındalıkla seslenir kendisini idam etmek üzere olanlara:  “Ey fedakar dostlar beni öldürün, çünkü benim hayatım ölümümdedir, Benim ölümüm yaşamaktır, hayatım ölmek’’…</p>
<p>Mevlana vasiyetinde: Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır demiştir. Sevgiliye vuslatının 740. Yılında Mevlana duyduğu aşk ve yaşadığı özlemle yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Aynı aşkın bizi hamlıktan kurtararak yakıp pişirmesi dileği ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2268</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
