<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Beyza Dut &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/beyzadut/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Nov 2020 18:13:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Bir Film ve Sosyal Dayanışma Örneği: Kefernahum – II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 09:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19690</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerçek yaşamda, Suriyeli bir mülteci olan Zain El Rafeea (12), 4.5 milyon nüfusa sahip olan Lübnan’da yaşamaya çalışan 1.5 milyon mülteciden biri. Filmin başında Zain kaderine razı gibi görünüyordu. Her ne kadar karakterinin isyankâr ve duyarlı yönünü gösteren işaretlere rastlasak da okula gitme isteğinden vazgeçip ailesi için çalışmaya razı oluşunun ardından ablası Seher’in evlendirileceğini öğrendiğinde, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-ii/">Bir Film ve Sosyal Dayanışma Örneği: Kefernahum – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gerçek yaşamda,
Suriyeli bir mülteci olan Zain El Rafeea (12), 4.5 milyon nüfusa sahip olan
Lübnan’da yaşamaya çalışan 1.5 milyon mülteciden biri.<em> </em></p>



<p>Filmin başında Zain
kaderine razı gibi görünüyordu. Her ne kadar karakterinin isyankâr ve duyarlı
yönünü gösteren işaretlere rastlasak da okula gitme isteğinden vazgeçip ailesi
için çalışmaya razı oluşunun ardından ablası Seher’in evlendirileceğini
öğrendiğinde, kendi kabullenişlerinin de bir kırmızı çizgisi olduğunu
anlıyoruz. </p>



<p>Seher’in filmde birkaç
sebepten öldüğünü söyleyebiliriz. O da diğer karakterler gibi görünmez bir
çocuktu, belgeleri yoktu. Çocuk yaşta, 30’larındaki bir adam ile ailesine gelir
sağlaması için evlendiriliyor ve bedeni bunu kaldıramıyor. Belgeleri
olmadığından kabul görmediği hastanenin kapısında ölüyor. Evlilik kararı
alındığında Zain artık o küçücük yatakta yatmaya, çalıştırılmaya ve o evde
kalmaya razı değildi; böylece kardeşi için hazırladığı kadere, o otobüse
atlayıp kendisi gider. Yine de bu kararlılığının karşısında hala bir çocuk oluşu,
ne yapacağını bilmezlik içinde gezindiği Lunapark sahneleri ile hatırlatılıyor.</p>



<p>Yönetmen,
Zain’in yolculuğu ile birlikte Lübnan’ın demografik yapısını anlatan bir göçmen
çeşitlemesi de yapıyor.&nbsp; Önce otobüste
hamamböceği kostümlü örümcek adam karakterinde bir Ermeni ile karşılaşıyoruz,
ardından lunaparkta Etiyopya’dan gelen Rahil’le karşılaşıyoruz.&nbsp; Bebek Yonas&#8217;ın annesi rolünü oynayan
Etiyopyalı Yordanos Shiferaw (Rahil), gerçek yaşamda 20 yaşında Lübnan&#8217;a gidiyor
ve bir süre sonra burada izin verilmediği halde hamile kalıyor, 2016 yılında
oyuncu direktörü tarafından keşfediliyor.</p>



<p>Build Series’e röportajında Labaki, Lübnan’daki
durumu şöyle açıklıyor:</p>



<p><em>“</em><em>Lübnan;
Etiyopya, Kenya, Nijerya veya Filipinler’den gelen büyük bir göçmen topluluğuna
sahip ve maalesef sistemin bir başka başarısızlığı, bu göçmenlerin kendi
özgürlüklerine sahip olmalarına izin vermeyen bir sponsorluk sisteminde yaşamak
durumunda olmaları. Tıpkı kölelik gibi.”</em></p>



<p>Rahil’in
tenekelerden yapılma barakasının yer aldığı mahalle ile çeşit çeşit göçmen
yaşamları da resmediliyor. Gerçek
yaşam hikayesinin aynısı filme aktarılan Rahil, çekimlerden iki gün sonra
filmde olduğu gibi tutuklandı ve Beyrut’tan sürüldü. Labaki diğer oyuncular
gibi Yordanos’un da bu süreçteki akıbetinin takip edildiğini belirtiyor.&nbsp; </p>



<p>Hapishane sahnelerinin, çekimlerde en zorlandığı
kısımlar olduğunu söyleyen Rahil yaşadıklarını şöyle anlatıyor:</p>



<p>“<em>Nadine&#8217;e
teşekkür etmek istiyorum çünkü bu karakterle kendi hikayemi anlatabildim;
karakterim filmde ağladığında, gerçekten ağlıyordum. Tutuklandığım sahneyi
çektikten üç gün sonra gerçekten tutuklandım ve tamamen aynı şeyi yaşadım.”</em></p>



<p>Yonas,
<em>adı Hazine anlamına gelen bebek oyuncu</em>, için Labaki gerçekten de
filmdeki hazineleri olduğunu söylüyor. Onunla tanıştıklarında Beyrut
sokaklarında bir bebek arabasında annesiyle birlikteydi. Röportaj sırasında
annesi ile beraber ülkede yasadışı olarak yaşadıkları öğreniliyor. &nbsp;1.5 yaşındaki bebekten bile oscarlık
performans çıkarabilmeyi başaran yönetmen, çocuk oyuncularla çalışmanın zorluklarına da değiniyor. Çocuklarla
çalışmanın farklı bir disiplin ve sabır gerektirdiğini vurgulayan Labaki, Zain
ile Yonas’ın sahnelerinde onların kendi aralarında bir ilişki kurabilmeleri ve
kendi ritimlerini bulabilmeleri için yeterince zaman vermeleri gerektiğini
söylüyor. Yonas’ın da ülkesine döndüğünde yerleştirildiğinden ve okula gitmesi
için gerekli evraklara sahip olduğundan emin olana kadar takibi
bırakmıyorlar.&nbsp; </p>



<p>Kevser, tıpkı filmde
olduğu gibi gerçek yaşamda da, çocuklarını beslemek için onlara şeker ve su
veren bir anneydi. Mahkemede kızını evlendirmesi konusunda suçlamaya maruz
kalan Kevser, “<em>Beni yargılayamazsınız</em>”
diye bağırabildi hakimin ve tüm toplumun önünde: </p>



<p>“<em>Benim yaşadıklarımı asla yaşamayacaksınız, kabuslarınızda bile.</em>”</p>



<p>Labaki bu sahnede,
Kevser’in içindeki tüm öfkeyi gözlerinin içine bakarak dışavurmasını istediğini
ifade ediyor. Kevser’e yaşamı boyunca maruz kaldığı tüm o yargılayıcı bakışlara
ve dışlanmalara karşı bir şekilde kendini ifade etme alanı sağlamak istediğini
ve bu nedenle sahnenin yazılı bir metni dahi olmadığını belirtiyor: “<em>Bize kim olduğunu neler hissetiğini
anlatmasını ve bir anne olarak yüzüme karşı tüm hislerini kusmasını istedim, bu
senaryoda yazılı bir sahne değildi.</em>” </p>



<p>Böylesi bir yapımın
zorlukları göz önünde bulundurularak filmin döküm süreci sorulduğunda Labaki
söyle açıklıyor: </p>



<p><em>“Elbette
yazılı bir senaryo vardı, çünkü bir yere gittiğimizden emin olmamız gerekiyordu
ve hikayenin mantıklı olması gerekiyordu
ancak sahnelerde kendimize çok fazla özgürlük tanıdık ve gerçek yaşamın bizi
şaşırtmasına izin verdik. Aynı zamanda aktör olmayan oyuncular da bizi sahip
oldukları şeylerle şaşırtıyorlardı, sadece ezberlemek üzere yazılmış bir
senaryoya bağlı değildik.” </em>diyor ve
ekliyor:</p>



<p><em>“Bu süreç kurgu ve gerçeklik arasındaki bir dans
gibiydi.”&nbsp; </em></p>



<p>Kevser’in içinde
bulunduğu duruma karşı en acımasız eleştirmenlerin başında gelen Zain’in de
benzer koşullardan geçerek deneyimledikleri nihayet benzer davranışlar
sergilemesine sebep oluyor. Rahil tutuklandıktan sonra hayatta kalmanın ve onun
bebeğine bakmanın yollarını tek başına bulması gereken Zain, cadde kenarında
para kazanmaya çalışırken titizlikle baktığı ve kendi kardeşi yerine koyduğu
Küçük Yonas’ın ayaklarını bağlamak zorunda kalıyor. Filmin başında öz
kardeşinin ayaklarını çözerken, bir noktada aynısını yapmak zorunda kalış
süreci o kadar doğal işleniyor ki, hiçbir duygusal zorlamaya gerek kalmaksızın
Zain’in bu karmaya maruz kalışını izlemek film boyunca karnımızın ortasına
sessizce indirilen yumruklardan biri oluyor. Caddelerde para kazanmaya çalışan tüm
o çocukları gördüğümüzde başlangıçta ebeveynlere yönlendirilen öfkenin, sonunda
şehrin çeperlerine savrulmuş bu yaşamlara karşı uygulanan sisteme
yönlendirilmesi gereği bir kez daha öne çıkıyor.</p>



<p>Suat karakteri, tipik
bir yenilmiş erkeğin mevcut başarısızlığı karşısında daha da derine gömülmeyi,
suyun üzerine kalmaya yeğ tutuşunu sıklıkla gözlemlediğimiz baba figürü. İsveç’e
gitmek için gerekli belgelerini aramak üzere evine dönen Zain’e <em>“Ne belgesi”</em>
diye bağırdığı sırada, önemli bir gerçekliğe doğal bir vurgu yapıyor: “<em>Devlet ne seni ne de beni umursuyor. Biz
hiçiz, biz parazitiz, bizim devletin gözünde hiçbir değerimiz yok.”</em></p>



<p>Tüm bu yaşadıklarının sonucunda annesiyle babasına
kendisini hayata getirdikleri için dava açan Zain’in bu tutumunu Labaki şöyle
açıklıyor:</p>



<p><em>“Çocuklar
siyaset hakkında kendi sözleriyle konuşuyorlar, kendilerini nasıl ifade
edeceklerini bilmiyorlar, çocuk sözlerini kullanıyorlar ama aslında bunlarla
tüm dünyaya dava açıyorlar.”</em></p>



<p>Film boyunca bir kere bile gülüşüne rastlamadığımız
Zain’in ailesine dava açmasının ardından dikkatleri üzerine çekmesiyle nihayet
İsveç’e gitmek için gerekli belgelere kavuşurken; pasaport fotoğrafı çekimi
sırasında kameraya gülümsemek zorunda kaldığını görüyoruz.&nbsp; Tam da bu sahnede aklıma gelen bir başka
çocuk konulu <em>“93 Yazı”</em> adlı filmde dünyanın en<em> ifadeli</em>
yüzlerinden birine sahip olan Frida’nın film boyunca ailesini kaybetme acısını
içine atıp da nihayet filmin son sahnesinde hıçkıra hıçkıra ağlayışı aklıma geliyor.
Zain’in iki buçuk saatlik filmin sonunda sırf kameraya poz vermek için de olsa yüzündeki
o sahte gülüşü keşfetmek benzer derecede ağır bir his uyandırıyor. </p>



<p>“<em>Mülteci sorunu küreseldir</em>” diyor Labaki, “<em>Ya yardım edersiniz ya da bir duvar inşa edersiniz</em>”. </p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/iki.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19691" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/iki.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/iki.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/iki.jpg?resize=768%2C512&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/iki.jpg?resize=696%2C464&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/iki.jpg?resize=630%2C420&amp;ssl=1 630w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p>Zain gerçek hayatta
ailesiyle birlikte Norveç’e yerleştirildi ve artık okula gidiyor.</p>



<p>Sinema, insan olmaya
dair birbirinden farklı oluşumlara görünür bir yüz getirerek, yaşamın dönüm
noktalarını onurlandırarak, farklı varoluş biçimlerine değer ve anlam katarak,
bazen bireysel bazen de toplumsal değişmelere yön verebiliyor. Bizlere böyle
bir film aracılığıyla her gün görmezden geldiğimiz yaşamlara yaklaşıp,
gözlerinin içine bakma şansı veren bu özel filmi, tüm zorluklarına rağmen
çekmeyi başaran ve tüm bu amatör oyuncuların hayatlarına dokunan Labaki’yi
yönetmenlikten süper kahramanlığa taşımakta bir sorun görmüyorum.</p>



<p>Benzer girişimlere ilham olması umuduyla&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-ii/">Bir Film ve Sosyal Dayanışma Örneği: Kefernahum – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19690</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Film ve Sosyal Dayanışma Örneği: Kefernahum &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-i/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 18:04:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19685</guid>
				<description><![CDATA[<p>Karantina döneminde evlerde en çok yapılan faaliyetler ertelediğimiz filmleri, etkinlikleri ya da kitapları yakalamak oldu. İzlediklerimden beni en çok etkileyen, kalemime ve aklıma takılan, yine dünya tarihinin doğal bir akışı olmakla, bir insanlık krizi olmak arasında süregelen göç sorununu konu alan film oldu. Nadine Labaki yönetmenliğinde 2018 yapımı bir film olan Kefernahum, belgesel disiplininde çekilmiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-i/">Bir Film ve Sosyal Dayanışma Örneği: Kefernahum &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Karantina döneminde evlerde en çok yapılan faaliyetler ertelediğimiz
filmleri, etkinlikleri ya da kitapları yakalamak oldu. İzlediklerimden beni en
çok etkileyen, kalemime ve aklıma takılan, yine dünya tarihinin doğal bir akışı
olmakla, bir insanlık krizi olmak arasında süregelen göç sorununu konu alan film
oldu.</em></p>



<p><em>Nadine Labaki yönetmenliğinde 2018 yapımı bir film olan Kefernahum,
belgesel disiplininde çekilmiş bir sinema filmi olarak son derece aktivist bir
tutum sergiliyor. Bizi içinde yaşadığımız çağın ve parçası olduğumuz mevcut
sistemin farklı formlarda sürekli yenilenen sorunları hakkında düşünmeye ve
dahası harekete geçmeye davet ediyor. </em></p>



<p>İnsana hizmet etmeyen,
insanlığa ışık tutmayan sanat anlamını ve değerini daha yüce amaçlara
taşıyabilir mi? </p>



<p>Sanat, gerçekliğin
illüzyona dönüştürülmüş ve yeniden yazılmış hali olarak algılarımızı
dönüştürmeye hizmet ediyor.&nbsp; Bununla
birlikte salt gerçekliğe ışık tutarak da bize rehberlik ediyor.Siyasal, bilimsel ve teknolojik
gelişmelerin çemberinde sürekli evrim geçiren<em> gerçeklik</em> ile ilişki kurma
biçimimizi etkilemek üzere; eski ile yeninin, içeri ile dışarının sarmalındaki
bu eklektik yaratı sürecinin kendisi yeterince kanlı ve terli bir yapboz oyunu.
</p>



<p>Bu süreç içerisinde; bir
fikri projeye dönüştürmenin, üretimin, ona hayat vermenin sancılarını çekerken,
insan olmaya dair temel gereksinimleri bir tür ayağına dolanma biçimi olarak
algılamak yerine; yaratı sürecinin bir parçası haline getirebilmek mümkün
kılındığında, sanat yalnızca <em>“yeni varoluş”</em> biçimleri bulmamıza değil, var
olan oluş biçimleri arasında <em>“yeni bir sanat yapma biçimi”</em> keşfetmemize
de yol açabilmektedir. </p>



<p>“Karamel (2007)” ve
“Peki Şimdi Nereye? (2011)” gibi kadın toplum ilişkisini konu alan filmleriyle
tanıdığımız Lübnanlı oyuncu, senarist ve yönetmen Nadine Labaki, 2018 yapımı son
filmi “Kefernahum” ile yeni bir sanat yapma biçimi konusunda başarılı bir
girişime imza atmıştır. Bu yazıda belki de birçoğunuzun çoktan izlediği, Cannes
festivalinde jüri özel ödülü kazanmış bu filmin araştırma ve yapım sürecinden
itibaren onu özel kılan mutfağına değinmek istedim. </p>



<p>Kefernahum yalnızca bir
film değil, aynı zamanda gerçekliğin ta kendisi. Göçe dair, çocuk istismarı ve
evliliklerine dair, sokakların ortasında ama bir o kadar da şehrin dışına
itilmiş insanların değişmeyen kaderine dair&#8230; Hem yoksulluğun hem yurtsuzluğun
tüm yönlerine odaklanan Labaki, iki buçuk saat boyunca bir tane bile gereksiz
ya da fazlalık diyebileceğimiz sahneye yer vermeksizin güçlü bir yönetmenlik ve
senaryo örneği ortaya koyuyor. Yaşadığımız son birkaç yılı, her gün
yürüdüğümüz sokakları, yanlarından sürekli geçtiğimiz ama çoğunlukla gözlerinin
içine bakamadığımız insanları yakın çekime alan kamerası ile birlikte onların
evlerine girmiş gibi hissediyorsunuz. Sinematografik ya da sanatsal hiçbir
sahne göze çarpmaksızın pür bir gerçeklik izliyorsunuz.</p>



<p><strong>&nbsp;“<em>Gerçekler acıtır. Irkçılığın göçmenlere
verdiği tahribatı gördüm.”</em></strong></p>



<p>Kefernahum kelimesi,
İncil’de lanetlenmiş köy olarak bilinen Celile Denizi kıyısındaki antik bir
kentte geçen hikayeden yola çıkılarak zaman içinde <em>kaos’u</em> ifade etmek
için kullanılır olmuştu. Beyrut’un dünyanın pek çok yerinden göç almış kaotik ortamının,
içinde yaşam savaşı veren çocuk oyuncu Zain’in gözünden anlatıldığı bu film
için çok uygun bir isim.</p>



<p>Filmi özel kılan
öncelikle profesyonel olmayan oyuncular ile onların gerçek yaşam
deneyimlerinden çok da farklı olmayan bir hikaye işleniyor olması. Gerçekliğin görünenin
ötesindeki çok katmanlı yönüne vurgu yapmak üzere bireysel ve toplumsal
düzlemde yakın çekime alınan yaşamlar aracılığıyla bu yaşamlara bakışımızın anlık
resimlerden ve ön yargılardan öteye gidilerek tarihi ve sistemsel bir kısır
döngü olarak anlaşılması sağlanıyor.</p>



<p>Bu hikayede yer alan
karakterler için nereden ilham aldığı sorulduğunda Labaki şöyle yanıtlıyor:</p>



<p>“<em>Köşeyi dönen o çocuğa neler olduğunu merak ettim; nereye gidiyor, nasıl
bir hayat yaşıyor, yaşadığı için mutlu mu?” “Çünkü” </em>diyor Labaki<em>:</em></p>



<p><em> “Ne yazık ki bu çocukları insanlıktan çıkarmaya meyilliyiz.</em>”</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/kefernahum-2.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-19687" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/kefernahum-2.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/kefernahum-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/kefernahum-2.jpg?resize=696%2C464&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2020/11/kefernahum-2.jpg?resize=630%2C420&amp;ssl=1 630w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p>Filmin araştırma
sürecinde, çoğunlukla göçmenlerin yaşadığı mahallelerde sivil toplum
kuruluşları ile birlikte hareket eden Labaki, mevcut sistemin birçok yönden
başarısız olduğuna tanık oluyor. İnsanların evlerine kadar girerek basitçe
onlara nasıl yaşadıklarını ve neye ihtiyaçları olduklarını sorduğunda bu
insanların birçoğunun temel ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli belgelere ve
tanınırlığa sahip olmadığını öğreniyor. Mevcut sistem, belli başlı yardım
kuruluşlarının geçici çözümleri dışında uzun vadeli bir gelecek sunmuyor. Dahası
bu insanlar biraz iş bulma ve barınma sorunlarını çözseler, bu sefer “<em>bizim
haklarımızı alıyorlar</em>” şeklinde bir tepkiyle karşılaşıyorlar. Bu bakımdan
ele alındığında göç krizinin, yoksulluk çeken ve dışlanan insanlardan daha
fazlası olduğu, uluslararası sistemlerin daha güçlü ve daha başarılı bir
şekilde bu tür kriz vakalarına hizmet edebilmesi gerekliliği de vurgulanıyor.</p>



<p>Sistemin işleyişine
dair sorunları daha yakından anlamak adına mahkemelerde gözlemci olarak
saatlerini geçiriyor Labaki. Dört yıl süren bu sürecin ardından, sosyal hizmet
uzmanları ve tanıştığı ailelerle yaptığı röportajların sonunda, fikrini hayata
nasıl geçireceğinin ve ne anlatması gerektiğinin rotası belirlenmiş oldu. </p>



<p>Geriye, tüm bu
gördüklerini, tanık olduklarını ifade edebilecek oyuncular seçmek kalıyordu ki
Labaki bunun ancak bir mucize olabileceğini düşündüğünü ifade ediyor. Tam da
böyle düşünürken o mucize gerçekleşiyor ve Beyrut sokaklarında gezinen ekip
Zain ile karşılaşıyor. &nbsp;</p>



<p>Oyuncu seçiminin zorlu bir süreç olduğuna değinen Labaki, Lübnan’ın her bölgesinden farklı yetişkinlerle ve çocuklarla mülakatlar yaptıklarını ve Zain’in de sokakta oynarken keşfedilen bu çocuklardan biri olduğunu söylüyor: “<em>Filmde yer alacak kişinin o olduğunu anlamak gerçekten sadece iki dakikamı aldı. Gözleri ve diğer her şeyiyle, yazdığım karakterin aynısıydı</em>.”</p>



<p><em><strong>Part I sonu. </strong></em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-i/">Bir Film ve Sosyal Dayanışma Örneği: Kefernahum &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-film-ve-sosyal-dayanisma-ornegi-kefernahum-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19685</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşam Ağacı &#8211; II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasam-agaci-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasam-agaci-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 04:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gravity, Bridman ve The Revant fimleriyle arka arkaya oskar kazanan sinematograf Emmanuel Lubezki ve yönetmen Terrenca Malick’in yapımcıları olduğu ve Brad Pitt, Sean Penn gibi ünlü isimlere rastladığımız; teknik açıdan deneyselliğin öne çıktığı bir diğer Malick filmi. Malick’in anlatısız filmlerinin ve Lubezki’nin modern sinematografisinin birleşimi olan “The Tree of Life” da ikisi birlikte yönetmenliğin sözünü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasam-agaci-ii/">Yaşam Ağacı &#8211; II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gravity, Bridman ve The
Revant fimleriyle arka arkaya oskar kazanan sinematograf Emmanuel Lubezki ve yönetmen
Terrenca Malick’in yapımcıları olduğu ve Brad Pitt, Sean Penn gibi ünlü
isimlere rastladığımız; teknik açıdan deneyselliğin öne çıktığı bir diğer
Malick filmi. Malick’in anlatısız filmlerinin ve Lubezki’nin modern
sinematografisinin birleşimi olan “The Tree of Life” da ikisi birlikte yönetmenliğin
sözünü üst düzey konuşturmuşlardır</p>



<p>Kupa Şövelyesi’nde
olduğu gibi bu filmde de yönetmenin rolü benzer. Yorumlamak ve
subjektifleştirmek yerine deneyimleri; doğaya daha yakınlaşan kameranın
olanaklarını ve kendi iç görü yetisinin sunduklarını birleştirerek hem bir üst-diyalog
hem de görsel şölen yaratıyor. Bununla beraber arka planda yaşadığı her şeyin
kişiselliğinde boğulmaya devam eden sesinin ne kadar kısık olduğundan habersiz
insan sesi, kişisel anlatısına ve öznel yorumlarına devam ediyor. </p>



<p>Evreni yaratan kozmik
patlamalardan, sudaki ilk organizmalara, dinozorların ve modern zamanların
varlığına kadar, Malick’in ilkel yolculuğu boyunca hiçbir şey söylemeden,
söyleyecek çok şeyi var gibidir. Diyaloglar alanına direkt girilmeksizin,
kişisel tepkilerin üzerinde bir sanatçı arayışıyla gezinen kamera gerçekliğin
izinde gezinir.</p>



<p>Diyalektik düşünceye
göre doğa, durağan ve değişmez değil, sürekli hareket ve değişim halindedir.
Oysa ki, diyalektik düşünceden yoksun biri; bireysel yaşantısını, toplumsal
süreçlerle ilgi kurarak algılamaz. Doğanın karşısındaki tutumu da benzerdir
aslında; büyü çağında yaşarmışçasına mistik, nesnel olarak açıklanamaz ve
tamamen sübjektif bir olgu olarak ele alır çevresini.</p>



<p>Fischer’in sanatçının
rolünü ilkel toplumlardaki büyücünün konumuna ve işlevine benzetmesini akla
getirir:</p>



<p>&nbsp;“<em>İlkel toplumda
büyücü, topluluğun gerçek anlamda bir temsilcisi, bir görevlisiydi. Topluluğun
kendisinden beklediği şeyleri büyü gücüyle gerçekleştiremezse öldürülme
tehlikesi bile vardı. Yeni sınıflı topluma geçildiğinde; büyücünü görevini;
sanatçılar, rahipler, hekimler, bilgin ve düşünürler aldı.”</em></p>



<p>Toplumun sözcüsü konumuna geçen sanatçının da tıpkı ilkel çağdaki büyücüden beklenildiği gibi; kendi özel sorunları ya da kişiliği ile halkı tedirgin etmek yerine; içinde yaşadığı çağının ve toplumunun ortak yaşantılarını, önemli olay ve düşüncelerini yansıtması ve anlaşılır kılması ölçüsünde değer görürdü. Bunu yapabilmek için doğanın tüm elementlerini kullanması gerekirdi.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci1.jpg?resize=285%2C214&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18272" width="285" height="214" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci1.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci1.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci1.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci1.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 285px) 100vw, 285px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Duyguların ön planda
alındığı Kupa Şövalyesi ile aralarında bir farkı yokmuş gibi görünse de bu
sefer; duygulardan da daha derinde olan bir şeyin; sezgilerin peşine düşülür.
Nesneyi, onda gelen özü sezebilmek, araştıran öznenin de kendini doğru bir
sezgi uygulayabilecek duruma getirmesinden geçer ki bu da ancak kişinin kendi
uğraşıyla varabileceği kavrayış ve çözümlemelerle elde edilir. </p>



<p>Üst bilinç, aşkın
gerçeklik arayışı, uzay görüntüleri, güneşte oluşan patlamalarda adeta kamera
güneşin içindedir… Her iki filmde de kamerayı peşine sürükleyen parlak güneş
ışıklarının kaynağına ve gerçekliğine varırız… Denize düşen bir meteorun
gözüyle ineriz bu kez dünyaya ve tıpkı bir önceki görüntüdeki ateş topuna
benzer hareketlerle yarattığı yönsüz kendiliğinden devinimi seyrederiz.
Fokurdayan lavlar, taşan denizler, çığ düşmeleri, meteor, uzay, dağ, bulut görünümleri…
</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci2-1.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18282" data-recalc-dims="1"/></figure></div>



<p>Yatay hareketler, dikey hareketler, ileri-geri hareketler aynı anda olur; ateş ve su iki element iç içe geçerken bir yenisi, hava, yukarı doğru yükselir ve birbirinden ayrılan kimi paralel kimi dik görünümlü kaya parçalarının biçimleri içinde ya da toprağın üzerinde geziniriz. Su altına, çöllere, deniz kenarlarına, egzotik canlı türlerinin mücadelelerine… Ve doğum anı, bitkilerin polen tüpü ile spermlerin yumurtalarla buluşması ve gökyüzünde bulutların çarpışmasının aynı anda verilişi ile evrendeki her şeyin kendiliğindenliği vurgulanır.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci3.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18277" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci3.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/yasamagaci3.jpg?resize=300%2C153&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<figure class="wp-block-image"><img alt=""/></figure>



<p>Oğlunun ölümü üzerine
annesi tarafından Tanrı’ya iletilen sitemli sesin bir nevi uzaydaki ve doğadaki
yansıması hissedilir… Sese yanıt olarak durmadan hareket eden doğanın değişimi
verilir… </p>



<p>Görseller böylece
doğanın kendiliğindenliğini anlatırken, tüm evren keşfedilmeyi beklemeksizin
var olmayı sürdüren bir “cevap” gibi hareket ediyor. </p>



<p>Bu yaklaşım için Knight
of Cups’da işlenen türden gizemciliğin ters yüz edilişi de denilebilir. Sezgisel
deneyimler gizemin ötesine geçer. Gizem, perdesi kaldırılarak değil de sadece
gizem olmaktan çıkarılarak çözülmüştür. Cevaplara ve anlama yönelmektense;
dikkati, insanlar tarafından üzerine anlamlar yüklenen doğa olaylarına ve
evrene salt olduğu gibi görmek ve algılamak adına çevirerek…</p>



<p>Baba-oğul ilişkisini
konu alan Hamlet’in dünyaca ünlü Shakespeare Globe tiyatro grubunun yorumuyla
2016’da İstanbul’da sergilenen son sahnede tüm ölülerin diriliş anı bir tür
spiritüel dansa benzetilmişti. Malick’in benzer bir fikirle getirdiği filmin
sonunda herkes, boş bir alanda yön ve amaç duygusu olmaksızın çıplak ayaklarla
doğayla bütünleşmiş bir halde huzur içinde yürüyüşleri bu sahneyi hatırlattı.
Her iki sahnede, ölümün getirdiği dönüşüm sayesinde şeylerin gerçek yüzünü
görebileceğimizi anlatır gibidir. Herkes birbirlerine sarılıp, kucaklaştıktan
sonra -Malick’in kamerasında özel bir yeri olduğunu anladığımız- Güneş’e
yönelir, yol ve adımlar belirginleşir. Güneş zamansızdır, şimdidir, an’dır. Ve
“çocuk” da öyledir.&nbsp; </p>



<p>Evladını ölüme ve ışığa
doğru teslim eden anne:&nbsp; “<em>Onu sana veriyorum</em>” der. Günebakan
çiçeklerini, güneşin her yerde yansımalarını görürüz; yeraltı, sualtı, köprü
altı ve gökdelenler…</p>



<p>Doğanın
derinliklerinden modern yaşama, güneşin her yere sızması kaçınılmaz görünür.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasam-agaci-ii/">Yaşam Ağacı &#8211; II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasam-agaci-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kupa Şövalyesi – II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 04:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18266</guid>
				<description><![CDATA[<p>Su elementinin sembolü olan Kupa setinin başlangıç aşamasını temsil eden kart Kupa Prensi’dir. Kupa Prensi, henüz olgunlaşmamış genç bir prensin elinde sunduğu yarı su dolu bir kupanın ucunda görünen balık ile resmedilir. Gölgeli bir tarafı bulunabilecek ya da bir illüzyon bardındırabilecek beklenmedik bir haberi ya da teklifi simgeleyen bu kartın ters görünümü; romantizmin ve hayallerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-ii/">Kupa Şövalyesi – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Su elementinin sembolü olan Kupa setinin
başlangıç aşamasını temsil eden kart <em>Kupa
Prensi’dir.</em> Kupa Prensi, henüz olgunlaşmamış genç bir prensin elinde
sunduğu yarı su dolu bir kupanın ucunda görünen balık ile resmedilir. Gölgeli
bir tarafı bulunabilecek ya da bir illüzyon bardındırabilecek beklenmedik bir
haberi ya da teklifi simgeleyen bu kartın ters görünümü; romantizmin ve
hayallerin olumsuz yönü ile ilişkilendirilir.</p>



<p>Hayatında daha büyük şeylere hazır olmasına rağmen Rick’in aşık olma duygusu ve kapıldığı sürekli arayış hali; yaratıcılığın ve girişimciliğin önünde duran bir engelle karşılaşma mesajını doğrular. Ve kralın Kupa Prensi’ne şövalyelik yolculuğunda hikayesini tamamlamak üzere gönderdiği mesajları temsil eden diğer kartlar Rick’in hayatındaki değişimlerle birlikte ekrana gelir. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft is-resized"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa-3.jpg?resize=216%2C363&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18267" width="216" height="363" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa-3.jpg?w=364&amp;ssl=1 364w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa-3.jpg?resize=179%2C300&amp;ssl=1 179w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa-3.jpg?resize=250%2C420&amp;ssl=1 250w" sizes="(max-width: 216px) 100vw, 216px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p><em>&nbsp;“Ay”</em>
kartı bilinçaltını, kişinin harekete geçmesine engel olan korkularını ve bazen
de yanılgı ya da bir yalanı temsil eder. Bu aşamada korkuların ve zorlukların
aşılması bilinçaltı ile temasa geçmeye ve gerçeğin kendisiyle yüzleşmeye
bağlıdır. Rick’in genç, güzel Della (Imogen Poots) ile olan ilişkisi; iç içe
geçmiş karmaşık gerçekliğe doğru yapılacak yolculuğa atılan ilk adımdır. Kart
ile ilintili rolünü sürdüren Della, Rick’in aradığı aşkı bulmakla ilgili
sorununa doğru şekilde işaret ediyor:</p>



<p>&nbsp;“<em>Sevmek istemiyorsun. Bir aşk deneyimi
istiyorsun</em>. ”</p>



<p><em>&nbsp;“Asılan Adam”</em> kartı, bir bekleyiş ve sürüncemede kalma
halini, pasifliği ve kurban zihniyetini temsil eder; bununla beraber bu sürecin
değerlendirilirse doğru zamanda hareket geçmek adına kullanılabileceğini
sezebilmeyi gerektirir. Rick’in yoksulluk ve uyuşturucuyla mücadele eden; erkek
kardeşi ve Alzheimer’a karşı savaşan babası ile karmaşık ilişkisi, erkek
kardeşinin ölümüyle gün yüzüne çıkar. Kartın mesajına göre ilişkilere tahrip
edici yaklaşımlarda bulunmak suretiyle harekete geçmek yerine kendisini
bağlayan geçmiş düğümleri anlaması gerekiyor. </p>



<p><em>“Münzevi”</em> kartı ise daha bilinçli bir içe dönüş,
sorgulama ve çıkış arama dönemidir. Hermit, Rick’in babasına seslenmesi ile
örtüşüyor, onu olası bir keşiş olarak görmek kolay olacak ve belki de bu
örtüşme bu okumaya izin vermek içindir. Bununla birlikte, bu bölümün odak
noktası, Tonio (Antonio Banderas) tarafından verilen bir ev partisi. Tonio,
duygusal bir keşiş, gerçek bir bağlanmadan uzak, kalabalığın anonimliğinde
ortaya çıkan gelişigüzel dalgalanmaların peşinde. Rick’e sevmenin farklı
yolları olduğunu ve kadınların nasıl tatlar gibi değiştirilebileceğini
anlatırken Rick’in olası geleceğini temsil eder görünümdedir. Rick’in
anılarından yola çıktığı duygusal savunmasında kendisi de bir kadın avıcısı
olan babasını kurban edişi görülür. </p>



<p>“<em>Kendimi
dünyanın yabanına bıraktığımda özellikle bir sığınağın olduğu yere ulaşmaya
çalışırım ve orada uykuya dalarım. Ve uyur uyumaz bir rüya hayal ederim.
Üzerine paçavralar giymiş kendi evinin belli bir bölgesinde dikilen elinde bir
kitap ve omuzlarında büyük bir yük taşıyan adam görürüm</em>.”</p>



<p><em>&nbsp;“Mahkeme”</em>
kartı ölülerin tabutlarından çıkıp göğe uzanmasıyla resmedilir, yeniden doğuma
uyanışı ve yargı anını temsil eder. Bu bölümün Rick’in karısı Nancy (Cate
Blanchett) sonunda kararını verir ve boşanırlar.</p>



<p>Rick Nancy&#8217;ye birlikte geçirdikleri zaman
boyunca çocuk sahibi olmak konusundaki tereddütünün daha pahalıya geldiği
yönündeki endişelerini dile getirdi. Film boyunca; çocukları ve bebekleri
belirgin bir nezaketle ve dikkatle gözlemlerken, kendi baba oğul ilişkisine
dair hüsnü zanlara kapılır ve kendinin dışındaki bir varlığa adanmanın kurtuluş
olduğunu düşünür. Rick’in tereddütü; ona bir çocukla hissedebileceği bir
bağlantıya ve tekrar tekrar aşık olma arayışıyla geçen zamana mal olur. </p>



<p>&nbsp;“<em>Kule</em>” kartı üzerine inşa ettiklerimizin
yıkılışını ve kaosu simgeler. İnsan yapımı bir nesneyi temsil eden tek kart,
kişisel idollerin imha edilmesini anlamına gelir. Kulenin bir yanılgı ya da
bizi içine hapseden idealler olması halinde, yıkım olumlu bir gelişme olarak
görülür. Rick’in Tonio&#8217;nun partisinde tanıştığı Helen (Freida Pinto) adlı
modelle ilişkisi hiçbir zaman fiziksel bir ifade bulamayan bir birliktelik
olur. Helen, Rick&#8217;e “<em>artık erkeklerin
hayatlarında yıkıcı bir top olmak istemediğini</em>” söyleyerek eski karısıyla
yaşadığı deneyimin ışığına, ebedi bir bütünlüğün ve samimiyetin tabiatına
yeniden uyanma ajanı olur.</p>



<p>“<em>Onca
yıl boyunca başka birinin hayatını yaşamak</em>” diyor Rick. “<em>Farkında bile değildim</em>.” </p>



<p><em>“Yüksek
Rahibe”</em> kartı, dinginlik içindeki ezoterik
bilgi arayışını temsil eder. Feminen bir güce, gizemliliğe bürünme ve gizli bir
sırra hakim olma halidir. Rick&#8217;in L.A.&#8217;da tanıştığı ve sonra Las Vegas&#8217;a
gittiği Karen adlı bir striptizci ile zamanını içerir. Karen, bir zamanlar
uyuşturucu kullandığı için dünyayı farklı gördüğünü iddia ediyor. Karen’ın
hikayedeki yeri, Rick’e bir çeşit tatmin sunma amaçlıydı, ancak gerçekten takip
ettiği türden bir şey değil. Tonio&#8217;nun önerdiği şekilde hayattan zevk almasını
sağlar, ancak Helen&#8217;i gördükten sonra izlediği şekilde değil. Karen, Rick&#8217;in
duygusal yolculuğu sırasında hizmet ettiği amacı bildirir.</p>



<p>&nbsp;“<em>Ölüm</em>” kartı ise kaçınılmaz dönüşümü
temsil eder. İnkar, tereddüt ya da kaçışa yer vermeksizin genellikle büyük bir
şok hali yaratarak ve mevcut gidişatı sonlandırarak gelir. Rick’in, evli bir
kadın olan Elizabeth&nbsp; (Natalie Portman) ile
yeniden alevlendiğini gördüğümüz eski aşkları görünüşte hem fiziksel olarak
tutkulu hem de ruhsal olarak anlamlıdır. Sonunda, her zaman varmak istediği
mutluluğu ve yaşamı bulmak için ihtiyaç duyduğu her şeyin doruk noktasında &nbsp;gibi hissediyor. Ancak bu kaygısız büyü,
Elizabeth&#8217;in Rick&#8217;e düşük yaptığını anlatması ve çocuğun onun olabileceğini
söylemesi sonucu bozulur. Yine; üreme kavramı kendini kabul ettirir ve
Elizabeth&#8217;in hissettiği yıkım yoluyla Rick, insan deneyiminin gerçekliğine,
sevmenin yoğunluğuyla aynı yüksekliğe ulaşan acı yoğunluğuna uyanır.</p>



<p>“<em>Oğlum!
Hatırla. Başla!”</em></p>



<p>Kupaların (duyguların) şövalyesi olan biri
için tüm mesajların aşk’larla gelmesi kaçınılmazdır, Rick’in öğrenme yolu
budur.&nbsp; Elbette Rick&#8217;in şimdi de
etkilendiği yeni bir eterik kadın (Isabel Lucas) var ve onun kişiliğinde “<em>özgürlük</em>” duygusunun nasıl
okunabileceğinin anlamı açığa çıkar.</p>



<p>Filmin bu son bölümü “<em>Özgürlük</em>” olarak adlandırılır ve “Özgürlük” fikrini iletmek için
kullanılabilecek kartlar serilir. Bu kartlar; Malick&#8217;in izleyiciye Rick’in
henüz seçim için bir sona varmadığını aktaran sesi gibi görünüyor. Rick&#8217;in
deneyimleri göz önüne alındığında, bu okumaların uyarlanması öykünün bütününü
oluştururken; son kartlar, Malick’in niyetinin tam içeriğini göstermek için tüm
deneyimlerin tepesinde bir diyalog hissi veriyor. İlk kart; özgür iradeden tam
anlamıyla yararlanarak seçim özgürlüğünü temsil eden “<em>Şeytan</em>”dır. Öte yandan, diğer kart mücadeleden dayanıklılığa doğru çekişmeyle
gelen özgürlüğü temsil eden “<em>Denge</em>”. </p>



<p>&nbsp;“<em>Şeytan</em>” kartı, “Ay”ın konuşmasını
ertelemek için “Asılan Adam” ve “Münzevi” tarafından desteklenecek ve “<em>Denge</em>” kartı ise en güçlü şekilde “Kule”
ve “Yargı” tarafından desteklenecektir. </p>



<p>Hangi kartın gerçek özgürlüğü temsil edip
etmediğine bakılmaksızın, fikir aynı kalır: Kendi duygusal yaratım sisteminin
bir kölesi olan ve daha büyük bir manevi çekimin kaprislerine kapılan Rick;
şimdi eski yolundan kurtulmuş durumda.Bununla
birlikte seçimlerini tanımlamak; hayatın deneyimleri ne kadar çok ve
çeşitliyse, o kadar zorlu olacaktır. Öyleyse asıl soru şu: <em>Tüm olası seçenekler göz önüne alındığında, doyum bulabilmeniz için
sabır ve dayanıklılık gerektiren çekişmeli bir yaşamı mı seçersiniz, yoksa
doğrudan memnuniyete eriştirecek en az direnç yolunu mu seçersiniz</em>? </p>



<p>Bu evrensel bir sorudur &#8211; başarı, şöhret, aşk
gibi yaşam algılarımızın kalbine yerleşen bir soru.</p>



<p>Rick, çocukluğuyla bağını ve anılarını yeniden
hatırlar. Doğaya yaklaşır. Suya yaklaşır. Toprakta, taşta gezinir, ağaca
dokunur; güneşin yansımalarını takip eder, sonsuzluğa uzanan havayı solur ve
suya girer. </p>



<p>&nbsp;“<em>Seyyahın seyahati bu dünyadan bir diğerine,
bir rüya gerçekliğinde iletilir. Burada keşfedilen şey, tehlikeli yolculuğunda,
amaçladığı diyara güvenle ulaşmasında ortaya koyduğu tutumlardır</em>.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-ii/">Kupa Şövalyesi – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18266</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kupa Şövalyesi – I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-i/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Aug 2019 04:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sinema dünyasının şairi olarak tanınan Terrence Malick;&#160; kendi kontrolünü ve bakış açısını filmlerine yansıtan film yapımcısı veya yönetmen. “Kupa Şövalyesi”, “Hayat Ağacı”, “Aşkın İzleri” gibi fimleri arasında görülen pek çok ortak nokta yönetmen kimliğinin belirli çizgileri hakkında ipucu verirken, tarzının genel hatlarını oluşturduğu avangart sinema kültürünün de eğilimlerini açığa vuruyor. 2015 yapımı “Knight of Cups” [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-i/">Kupa Şövalyesi – I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sinema dünyasının şairi olarak tanınan
Terrence Malick;&nbsp; kendi kontrolünü ve
bakış açısını filmlerine yansıtan film yapımcısı veya yönetmen. “<em>Kupa Şövalyesi</em>”, “<em>Hayat Ağacı</em>”, “<em>Aşkın İzleri</em>”
gibi fimleri arasında görülen pek çok ortak nokta yönetmen kimliğinin belirli
çizgileri hakkında ipucu verirken, tarzının genel hatlarını oluşturduğu avangart
sinema kültürünün de eğilimlerini açığa vuruyor.</p>



<p>2015 yapımı “Knight of Cups” (Kupa Şövalyesi),
romantik ve modern bir seyyahın dönüşüm macerasını konu alıyor. Montaj; müzik ile
örtüşen diyalog ve seslendirme sayesinde film, insan ruhunun ötesinde
anlaşılması gereken ve geniş bilgi gerektirmeyen, duygusal rezonanslı bir
deneyim duygusu yaratıyor.</p>



<p>Sinemada modern teknikler ile Beat etkisinin artalanlarının birleşiminden oluşan çalışmalara imza atan Malick filmlerinde (deneysel) sinema tarzının öncüsü olan Stan Brakhage etkisi görülür. Soyut ekspresyonizm, Beat edebiyatı ya da diğer savaş sonrası hareketlerinin etkileri Brakhage’in modern avangart sinemasının temelini oluşturur. Titreşme efektleri, aydınlık ve karanlık karelerin değişimi ve görünebilir kare ile birleşme yerlerinin yarattığı fizyolojik stres izleyiciye saldırır/hissettirilir. Hem bireysel hem evrensel, temsili ve soyut, yüzleşmeci, kaçınmacı bir anti-savaş beyanı…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa1.png?resize=506%2C379&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-18264" width="506" height="379" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa1.png?w=667&amp;ssl=1 667w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa1.png?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa1.png?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa1.png?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/08/kupa1.png?resize=560%2C420&amp;ssl=1 560w" sizes="(max-width: 506px) 100vw, 506px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Avangart sinema; lineer değildir ve dilden
bağımsızdır. Yatay yapılardan kaçınarak dairesel ya da dikey yapılara meyleden
deneysel sinemacılar, bilimsel rasyonalitenin, organizasyonel entegrasyonun ve
teknik ustalığın teknokratik yapılarını savuşturarak büyük bir sanatsal,
bireysel ve ekonomik özgürlükle ödüllendirilmiştir. </p>



<p>Tesadüfi kompozisyonun önceden belirlenmiş
formdan üstünlüğünü vurgulayan Brakhage’in stilindeki Beat etkisi doğaçlama
unsurlarını, bilinç akışı tarzı ve avangard şiirlerinin uçuşkan havasını
çağrıştırırken; Malick’in fiminde yine dört mevsim içinde çekilen, farklı
uzunluk ve hareket hızına sahip ağaçların ve göğün dikey panları; doğanın
içinden geçilen kamera hareketleri görülür. Bu kamera hareketleri sıklıkla o
kadar hızlıdır ki konuyu bulanıklaştırıp soyutlaştırır.</p>



<p>Filmin düzensiz ritmini; gösterilen ve
gösterilmeyen bilgiler arasındaki geçişler oluşturur. Gerçekliğin kendisi
direkt filmde yer almaz ve Brakhage gibi, Malick de bu eksikliği telafi
etmez.&nbsp; Direkt, görsel bir yüzleşmeden
ziyade, kişisel ve psikolojik tepkiler işlenir, gerçeklik bunun üzerinden
çıkarılmaya çalışılır. Seyirci olarak olan bitene oyuncu Christian Bale tarafından
canlandırılan genç bir Hollywood yazarı olan Rick’in gözünden bakmakla
yetiniyoruz; ama geri planda gerçekten neler oluyor; mesela karşılaştığı tüm
diğer kadınların gerçek yüzleri ve hikayeleri ne bilmiyoruz. </p>



<p>Hikayenin ilerleyişi adına, filmin serilmesi;
anti-kahramanımızın yaşam gücünün giderek eksilişini ve yeniden arayışa
yönelişini temsil eden; her biri tarot destesinden bir karttan esinlenerek
tematik bölümlere ayrılarak sunulur. Filmin tarot kartları kullanımıyla ilgili
yorumunu da yine yenilikçi fikirleriyle Beat kuşağı döneminin ilgi ve merak
alanlarında aramak gerekir. Beat hareketinin öne çıkardığı <em>Zen, Dharma, Budizm, Mistisizm (Gizemcilik)</em> öğretilerini keşfeden
gençler dünyayı artık, siyasetin ekonominin ya da akademi kuramlarının
ötesindeki bilgilerle açıklamaya çalışıyorlardı. Bu anlayış; şiirden, müziğe,
resim ve sinemaya, sanatın ve düşünce dünyasının her alanına sızıyordu.</p>



<p>Tarot; insanlık tarihinde üç bin yıl geriye
uzanan, insanlığın ilk bilgeliğe daha yakın olduğu dönemlerden kalan kadim
bilgelikti. Seksen sekiz kartlık tarot destesi, yaşam yolculuğumuzda yer alacak
başlıca değişimlerin yer aldığı bir hikaye barındırır. Astrolojide temsil
edilen elementlerle yapılandırılan tarotta; her bir elementin sembolleri
vardır; <em>hava</em>; keskin zeka ve
entelektüel düşünceyi, <em>toprak</em>;
üretimi ve maddeye getirmeyi,<em> ateş</em>,
sezgileri ve içgüdüleri,<em> su</em> elementi
ise duyguları temsil eder.</p>



<p>Genç, yakışıklı, başarılı bir yazar olarak pek
çok şeye erişebilme imkanı olmasına rağmen Rick, şu anda hayatının en iyi
versiyonuna sahip olmak için gerekli tüm araçlara sahip olan, ancak “kendisinin”
ve “diğerlerinin” duygularının ve arzularının üzerinde bir atalet hissi
yaratmasına izin veren bir adamdır. <em>Kupa
Şövalyesi</em>, Rick’in haz peşinde koşan, doyumsuz ve cansız haldeki sanatsal
ruhunun içinde bulunduğu mücadeleyi, yolculuğunda ait olduğu ve varmak istediği
aşamayı temsil eder.</p>



<p>Çocukluğunda Rick’in babasının kendisine
anlattığı bir hikaye ile başlar film.</p>



<p>“<em>Genç
bir prens, doğunun kralı babası tarafından Batı’ya, Mısır’a bir inciyi bulması
için gönderilir. Denizin derinliklerinde olan inciyi&#8230; Ama prens oraya
vardığında halk, ona bir bardak doldurup verdi ve hafızasını kaybetti. Prens
kralın oğlu olduğunu ve inciyi unuttu. Ve derin bir uykuya daldı ama kral
oğlunu unutmadı. Haberler, elçiler, rehberle göndermeye devam etti.”</em></p>



<p><strong>Part –I Sonu
</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-i/">Kupa Şövalyesi – I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kupa-sovalyesi-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 03 May 2019 04:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17808</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kor; bir döngünün yansıması olarak doğum; bir çaba, yaşam sıcaklığına tekrar kavuşma çabasıdır. Şiirlerde kadın ve erkeğin ilkel güdüleri öne çıkar. Doğal bir olay olan çocuğun doğumu, doğanın içinden çıkan mucizevi ve sanatsal bir başlangıç olarak işlenir. Bu yaklaşım Fransız şair Baudelaire’in doğa’sından farklıdır. Doğa’yı nedensiz ve bilinçsiz çokluğu yüzünden tekilliğine bir tehdit olarak gören [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Kor;
bir döngünün yansıması olarak doğum; bir çaba, yaşam sıcaklığına tekrar kavuşma
çabasıdır. Şiirlerde kadın ve erkeğin ilkel güdüleri öne çıkar. Doğal bir olay
olan çocuğun doğumu, doğanın içinden çıkan mucizevi ve sanatsal bir başlangıç
olarak işlenir. Bu yaklaşım Fransız şair <em>Baudelaire’in</em>
doğa’sından farklıdır. Doğa’yı nedensiz ve bilinçsiz çokluğu yüzünden
tekilliğine bir tehdit olarak gören Baudelaire’a göre&nbsp; “<em>eylem
adamı erekler değil araçlar konusunda kendisini sorgulayan kişidir</em>” ve
Baudelaire yararlı olanı ve eylemi hor görür. Ömer’in şiirlerinde ise erek
zaten uluortadır, tek bir doğrultudadır. Yükselen bir lav gibi, yukarı ve daha
yukarı çıkmak isteyen, durgunluğa karşı hareketi talep eden bir kahraman
yaratır. Araçlar bin bir çeşit olabilir ve olmalıdır da. Çokluk kıymettir.</p>



<p><em>&nbsp;“Güzellik zamanı aşar kendine kavuşur karşına
düşer. İşte saatlerden biriydi, karşıma kendini santimetrelerce ifade
koyuverdi. Tablo desem değildi, canı vardı ama benim cinsime de uzak değildi.
Ölümün ahengi, durumun söz edişi biricikliğiyle, somuta serzenişi… Tutacaklığı
yoktu ve toprağa düşüverişi… Güzel nedir dedim yere kavuşma anında, o dirinin
bitime ve yeni yetmelik saatine kavuşabilmesine hitap edecektim.”</em></p>



<p>Estetik
konusunda Hegel’in taklit ilkesi tamamen biçimsel olduğu için, bu ilke sanatın
amacı kılındığı zaman, nesnel güzelliğin kendisi ortadan kalkar. Hegel’e göre
sanat güzelliği tinden doğmuş ve yeniden doğmuş güzelliktir; “<em>tin ve ürünleri, doğa ve fenomenlerinden ne
kadar yüksekse, sanat güzelliği de doğa güzelliğinden o kadar yüksektir”</em> der Hegel. </p>



<p>Ömer’e
göre ise güzellik doğumda ve yeni olanda. Yaratı akışkandır, kandır hayattır.
Ömer’in güzel’i yaratıda bulması Hegel’in tinsel ve doğal ayrımından yola
çıkacakmış gibi görünse de doğayı takdir etmekten vazgeçemez. Üretken bir
varlık olarak kadını öne çıkardığı şiirlerde
<em>“kadın”</em>
ve <em>“çocuk”</em> yaratı ve doğum üzerine
sembolik birer ifade olmakla birlikte üretimin her türlüsü bir doğum Ömer’e
göre:</p>



<p><em>“sen</em></p>



<p><em>Senin
uğruna bu bereket</em></p>



<p><em>Yeni</em></p>



<p><em>Doğdun
işte</em></p>



<p><em>İşteler
rütbesiz</em></p>



<p><em>Güzelsin
sen.”</em></p>



<p>Baudelaire’ye
göre ise güzellik hep tikeldir, bireysel olanla ebedi olanın belirli bir oranda
karıştırılmasıdır, bu karışımda ise ebedi olan bireysel olanın ardında gösterir
kendini. Güzel der Baudelaire “<em>Niceliği güçlükle belirlenebilen ebedi, değişmez bir öge ile deyim
yerindeyse, sırasıyla ya da tümü de aynı andan çağ, moda, ahlak, tutku olan
göreli koşullara bağlı bir ögeden kuruludur.”</em></p>



<p>Bu
bağlamda Ömer’in doğa, estetik, tin ve güzellik anlayışı Baudelaire’inkinin
ters yüz edilmiş biçimi olarak anlaşılabilir. Tam bir şehir insanı olan
Baudelaire’e göre doğa dizginlenemez, bayağı ve verici akışkanlıkta olmasıyla
küçümsenirken, yine bir şehir insanı olan Ömer, doğanın düzeni içindeki Kor’un yakıcılığını
ve mutlak yeniden doğuma hazırlayan güneşin besleyiciliğini güzellik olarak
tanımlamakta ve güzeli doğanın sürekli yeniden doğuma elvermesinde bulmaktadır.
Baudelaire’e göre doğuştan yetenek ve sürekli üretim gibi kavramlar tiksinti
verici bir durumken, Ömer hem doğumu, hem doğuştan getirilenleri hayranlıkla
karşılamakta ve kendi çalışmalarında da üretimin sürekliliğine önem
vermektedir. Bununla birlikte yine de üretimin ancak yüce bir adanmışlık hali
gerektirdiği konusunda görüşlerinin birleştiğinden söz edilebilir. </p>



<p><em>&nbsp;“Baudelaire’in dandizmi kendinden
korkmasındandır”</em>
der Sartre. “<em>Kiniklerin ve stoacıların
askesidir bu. Çünkü bunu fazla sınırsız bir özgürlük olarak görür ve iradeyi
güçlendirip ruhu disipline sokmaktan yanadır.” </em></p>



<p>Ömer
ise ruhun ve doğanın taşkınlığından yanadır. Bu yaklaşımında Cahit
Zarifoğlu’nun etkisinden söz eder.&nbsp; <em>“
‘Menziller’</em> <em>kitabı saf haliyle
bir şiirdir; farklı biçim denemeleri, metaforların güçlü sadeliği ve kadın,
doğum, cinsellik, aşırılık ve yoğunluk hislerinin en fazla hissedildiği
eserlerden biridir. </em><em>Onun
şiirlerinde her ne kadar takipçi çevrelerinde fazla söz edilmese de nirvana;
katarsis anlamında cinselliğin, ansızlığın anıdır</em>.”</p>



<p>Serinin
son kitabı Kut; tanrılara ve bugüne kadar süregelmiş tanımlara yönelir. Kut,
kelime kökeni olarak Kutsal’dan gelir. Şiirlerinde, tragedya sahnelerindeki
tanrılar savaşlarına atıflar vardır ve bu çatışmalar her daim yeni adına
yapılmaktadır. Ömer’e göre; <em>“Amaç,
her zaman hakikatin peşinde olmak, daima bir değişim içinde olan gerçekliği
aşıp hakikate ulaşma arzusunda olmaktır.</em><em>”
</em>Joseph
Campbell, <em>Kahramanın Sonsuz Yolculuğu</em>’nda
bütün kültürlerin kahraman mitlerinde ortak tek bir kalıp bulunduğunu ortaya
koymuştur. Kahraman tanrıları savaşıp yenen, yeni kahraman, bu gizemli
maceradan her daim benzerleri üzerinde üstünlük sağlayan bir güç ile geri
döner. O artık Kut’ları yıkmıştır ama bu kez kendisi bir Kut olmuştur. </p>



<p>“<em>Bizler özneyiz” </em>diyor Ömer. “<em>En kapsamlı haliyle nesnel algıya varamayacağımızı biliyoruz ve bu nesnel ve kapsamlı bütünlüğün adı hakikat; ona ulaşmak mümkün olmasa da bu çaba bizi var ediyor. Çabanın yöntemi ise dilin genişlemesi, diyebiliriz. Dil insanidir ve algımızın sınırıdır ama kapasitesini arttırabilir. Kısacası Hakikate öznel varlıklar olarak bizim dil çabasına girerek algımızı niteliksel genişleme çabamız ile ulaşabiliyoruz. Kutlar; bizim kemikleşmiş, engelleyen ama aynı zamanda bize onur veren omurgamız olan geçmişin idolleri; ve ancak bir yıkım sayesinde yeni ve tazenin üretilmesiyle yeni ve “daha kullanışlı” kutlara varabiliriz. Ama hakikatin kendisi bu zamani döngünün dışında, öznel algının üstüne. Onun sadece daha büyük bir parçasına erişebilme olasılığı bile kıymetli.”</em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/05/öa.jpg?resize=508%2C337&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17810" width="508" height="337" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Ömer Alkan</figcaption></figure></div>



<p>Tragedya,
iki kutbun karşılıklı ve şiddetli anlaşmazlığın ertelemesi olanaksız,
üstesinden gelinmez ikiliğinin, bizim içinse kaynağın itkisiyle başlayan
macera. Tragedyaları yazanlar her zaman şairler olduğuna göre aslında modern bir
şairin yine de şairlik kanında doğal olarak bulunan (destansı anlatıma) antik
bir geleneğe başvurmasına şaşmamak gerekir. </p>



<p>Şairler,
insanlığın ötesinde göğün ayrı bir katında yaşamaları ve insanlık durumunu
yansıtacak bir ayna yerine geçmeleri beklenen varlıklar olsa da; kendi
tikelliğine <em>“kısmen”</em> sarılan bir şair
olduğunu söyleyen Ömer çalışmaya ve üretmeye aklın, tarihin ve bilincin
sınırlarında gezinerek devam ediyor. </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan – II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 02 May 2019 04:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17803</guid>
				<description><![CDATA[<p>11. yy bilginlerinden Nişaburlu şair Hayyam bir hem yazar hem astronom hem de filozoftu. Bir matematikçi olarak çalışmalar yapar, gökyüzünü inceler ve araştırmalarla ilgilenirdi. 21.yüzyıl İstanbul’unda ise ilgi alanı teorik fizikten antropoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar geniş bir şair olan Ömer Alkan var karşımızda. İkisi de kutsallara saldırıyor, derinleri kazıp kökleşmiş olana meydan okuyor, bizlere [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>11.
yy bilginlerinden Nişaburlu şair Hayyam bir hem yazar hem astronom hem de
filozoftu. Bir matematikçi olarak çalışmalar yapar, gökyüzünü inceler ve
araştırmalarla ilgilenirdi. 21.yüzyıl İstanbul’unda ise ilgi alanı teorik
fizikten antropoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar geniş bir şair olan Ömer
Alkan var karşımızda. İkisi de kutsallara saldırıyor, derinleri kazıp kökleşmiş
olana meydan okuyor, bizlere onur veren ancak bir yandan da sıkıştıran
sınırlandıran kurumsallığa ve yüceliğe şiirin kılıcıyla yürüyor. Şiirin salt
duygu yüklü dizelerinden taşıp felsefeye, doğaya, modern yaşama ve metafiziğe
yer veriyor. </p>



<p>Ömer,
şiiri zanaatten ayırmıyor ve üretim sürecinin kıymetli olduğunu vurguluyor. Bir
yandan görsel efekt şirketinde grafik animasyon alanında çalışırken diğer
yandan kendi müziklerini besteliyor. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji mezunu
olan Ömer, yeni neslin tüm özelliklerini taşımakla beraber ilk çağlara uzanan
konularda şiirler yazıyor ve aynı zamanda bir fikir adamı. Şiirlerinde,
varoluşçuluğa, dil felsefesine, mitolojiye ve özellikle tragedyalara bol
referanslarda buluyor. Bunların yanında bilime inanmak ve önem vermekle de
kendisini tanımlayan Ömer <em>“Hayyam da sonunda nihilist bir
damara geçiyor. Nihilistlikten bilgi için yürüme var şiirlerinde” </em>diye
ekliyor.</p>



<p>Fihrist
dergisinin hem yazar hem kurucularından Ömer;
“<em>Tarih boyunca biz sadece kendini
gösterebilenleri biliyoruz. Tarih her zaman en iyileri, en güzelleri bulur
ortaya çıkarır diye bir şey yok. Bu çok naif bir düşünce olurdu. Çok fazla
güzel şey tarihin içine gömüldü. Ancak gösterebilirsek sahnede olabiliyoruz
ancak o tarafa fazla yönelirsem yani kim ne der diye dert edinirsem
kaybedeceğimi de biliyorum. Kitapları belli bir fikir doğrultusunda silsileye
koyup kendi yayıncılığımla basayım dedim. Böylece başkalarına tabi olmamak,
özgürlük alanı bulmak mümkün oldu</em>.”</p>



<p><em>&nbsp;<strong>“Bir
dilin edeceğinden edebileceğinden fazlasını koydum hah şu orta yere.”</strong></em><strong><em> </em></strong></p>



<p><em>“</em><em>Üretim alanında dil
ile baş başa kaldığımızda Türkçe’ye iş düşüyor</em><em>”</em>
diyen Ömer anadile aşırı saygı duyuyor. Kan, Kın, Kor ve Kut kelimeleri de
zaten Türkçe’nin öz kökenlerini çağrıştırıyor. Bu dili seven, özen göstermek ve
genişletme çabası içinde olan bir yazar olduğunu belirten Ömer’in gerçekten de
kitaplarında yazar ve şair olarak dilde açılımlar meydana getirme eğilimi
fazlasıyla hissediliyor. Dil felsefesine kafa yoran Ömer için kelime üretmek, doğrudan
toplumun kolektif bilincinde açılım yapmak yazar ve şairlerin görevi olmalı. </p>



<p><strong><em>“Hep geleceğe baktığımdan, geçmiş
esansı kalan buğulu bir birikim gibi geliyor.”</em></strong></p>



<p>Gündelik
yaşamda ne bir anısını düzgünce anlatabilme ne de bir şeyi ezber tipi aklında
tutabilme yeteneği olmadığını itiraf eden Alkan: “<em>Hep geleceğe
baktığımdan geçmiş sadece esansı kalan, buğulu bir birikim gibi geliyor, ben
hep topladıklarımla gidiyorum. Bende hep toplamlar var. Bir fikir, bir çıkarım,
teori ile ilerleme var. Ama anıların kendisi değil, yani şiirde özel anılarım
yok</em>” diyor. </p>



<p>Yazarken
bilinç akışı yöntemi olduğu kadar, monolog üslubuna da hakim; düşünce tarafının
yoğunluğuna odaklanmış ve aklın keskinliğinin ucuna takılmış bir şiir anlayışı
var. &nbsp;Şiirlerinde güncel verilerden beslenmeye
yanaşmıyor. Dante’nin İlahi Komedya’sındaki zamansızlık, Cennet-Cehennem ve
Araf arasındaki o atmosferi yazma çabası ile sonsuzluk hissini veriyor. </p>



<p><strong><em>“Müziğin zarafetinden başkasını
bilmem kardeş yemin ederim.”</em></strong></p>



<p><em>Müzik hayatımın en ciddiye aldığım parçası</em>
diyen Ömer’in müzikle ilişkisi takıntı boyutunda. <em>Müzikle yazıyorum</em>, diyor. Bu nedenle yazıları müzikle bestelemeyi
seçmiş, şiirleri için <em>kafiye üzerinden
müziği hissettirme çabası diyor.</em></p>



<p>Mitolojiden
ve insanın varlık mücadelesinden besleniyor şiirleri. Bin yıllık aşk var dediği
dizelerde, bugün hafife alınıp geçiştirilen duygulara yer veriyor. Walter
Benjamin’in “<em>Okur
her an yazara dönüşmeye hazırdır</em>” ifadesinden yola çıkan Ömer, şiirlerinin düşünsel altyapısını
oluştururken, sosyolojideki yapısalcılıktan özellikle etkilendiğini belirtiyor: “<em>20.yy zaten felsefenin dile bağlanması; dil felsefesi çağı ve sosyal
bilimlerin dil odağında ilerlediği bir dönem.”</em></p>



<p><em>Söylem, Kan, Kın, Kor</em>
ve<em> Kut</em> adlı kitaplarında mitolojinin,
ilk çağların kapılarını aralarken insanlık mirasının dünden bugüne inşa
ettiklerini ve her yeni inşa için yeniden yıktıklarını ele alıyor. Söylem
kitabı düzyazı türünde olup, yine kalemini şiire kaçmaya bir kala tutmaya
çalışan bir yazarın kendine söylevlerini; kısaca şiirlerine temel oluşturan
notlarını görüyoruz. </p>



<p>Çocukluk
devri, büyümeye hazırlık, düşünsel bunalımlar ve yeniyetme bir savaşçının
nidalarını duyduğumuz “Kan” adlı serinin ilk kitabında, yaşamın ve doğanın
yenilik getiren canlılığına vurgu yapıyor. Kan; yaratıdır, hayattır akışkandır.
</p>



<p><strong><em>“Sen zanneder misin ki ben kan
kokusuna bayılırım, belki bolca içerim ama kurudukça ondan kaçarım. Ben hayata
taparım ya da hayat beni tapınak kılar, benimle yücelir ve bileğimin vehmini
azdırır.” </em></strong></p>



<p>Kan,
aynı zamanda yeniyetme bir savaşçının kolaycı tavrında bulunan taze enerjiyi ve
yoğunluğu sembolize eder. Savaşçının bu yaklaşımı ise macerasına atılır atılmaz
hızlıca ölüme teslim olmasına neden olur. Ancak bu ölüm gerçek savaşa
hazırlıktır. </p>



<p>Kın
kitabı ise direkt ölümde karşılıyor okuyucuyu. Savaşı ve mücadeleyi
anlatan&nbsp; <em>“Ölümü Bir Geçe”</em> ve <em>“Mezarbaşı
Ayetleri”</em> şiirleri özellikle yoğun bir depresyon döneminde yazıldı. Mezar savaşçının
kılıcını kınına kapatması ile temsil edilir ve kın tabutun ya da toprak altının
soğuk yoğunluğunu barındırır. Ölüme eşdeğer olan bu aşamada tüm çaba ölümü
yenmek için hazırlık yapmak üzerine kuruludur. Şiirler başlangıçta ölüme giden
tüm yolları tasvir eder, sonraki şiirler ise toprak altı saatlerin acısına
teslim olmuştur:</p>



<p><em>“İnerse
hazırım el verin</em></p>



<p><em>Vuralım
ve bir iki</em></p>



<p><em>Üç
işte vur puştu</em></p>



<p><em>Vur
iyice sindirsin yarayı</em></p>



<p><em>Aksın
kanı buğusuyla öfkem aksın ardına </em></p>



<p><em>Ölsün
işte geberen bana dönsün sureti</em></p>



<p><em>Yükseğe
dikmişse gözünü bir nida, tiz </em></p>



<p><em>Perdeye
çıkmışsa düşecektir </em></p>



<p><em>Ve
bilsin düştüğünde vurulacaktır.”</em></p>



<p>Dizelerinde
kişinin ölümle yaşam arasındaki o geçişe direnişi, bu mücadeleyi kaybedişi ve
kaybediş anını daha da keskinleştiren toprak soğuğunun keskin ve acımasız
darbesi ile artık umudu kesin bir biçimde yıkmak gerektiği gerçeği ile karşılaşıyoruz.
Nietzsche’yi çok fazla anımsatan bu yaklaşımı Ömer’e sorduğumuzda, Ömer tam
olarak böyle olmadığını belirtiyor. Nietzsche umudu bir yıkımmış gibi öldürürken,
Ömer umudu ölümde buluyor. Umudu tam da yeniden doğurmak için öldürüyor. Çünkü <em>“Kaderin Kordon Bağı” </em>nda umut, gökyüzü
ve denizle geri döner. Kendi gökyüzüne koşmaktan söz eder bu sefer:</p>



<p>&nbsp;<em>“Bil ki
toprakaltı nesline bakıyorum akşam sekiz sabah beş ve gündüze kuruyorum saati.
Gündüze bakıyor ayağım! Diyorum ki, gün, güneşinde ısınacağım, hah!” </em></p>



<p>Tam da bu sebeple seriyi Kor kitabı takip ediyor.</p>



<p>*İkinci bölüm yarın yayınlanacaktır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/">Yeni Nesil Bir Şair: Ömer Alkan &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-nesil-bir-sair-omer-alkan-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17803</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amy Sherman Palladino ve Kadınları – III</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-iii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-iii/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Feb 2019 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17150</guid>
				<description><![CDATA[<p>Amy’nin yoğun referanslarla zenginleştirdiği diyalogları sayesinde keşfedebildiğimiz zengin alt yapısına değinecek olursak; Rus edebiyatına olan ilgisini her iki dizide de karakterler üzerinden okumak mümkün. Kitap kurdu olan Rory sık sık Çehov, Dostoyevski, Gogol gibi yazarlar üzerine okumalarından bahsederken; Midge Maisel ailesinin daha pratik bir dalda eğitim almasına dair uyarılara karşın Rus Dili ve Edebiyatı bölümünden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-iii/">Amy Sherman Palladino ve Kadınları – III</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Amy’nin
yoğun referanslarla zenginleştirdiği diyalogları sayesinde keşfedebildiğimiz
zengin alt yapısına değinecek olursak; Rus edebiyatına olan ilgisini her iki
dizide de karakterler üzerinden
okumak mümkün. Kitap kurdu olan Rory sık sık Çehov, Dostoyevski, Gogol gibi
yazarlar üzerine
okumalarından bahsederken; Midge Maisel ailesinin daha pratik bir dalda eğitim
almasına dair uyarılara karşın Rus Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olur. </p>



<p>Oyuncunun
eline uzun ve sonu gelmez cümlelerle
dolu text&#8217;ler vermesiyle ünlü Amy&#8217;nin, yazma üslubunu da bu etki üzerinden izlemek yanlış olmaz.
İdealist, toplumcu ve soyut ögelerin
ağırlıklı olduğu Rus edebiyatı, daha çok
durum ve karakterler üzerinden
ilerlerken psikanalitik açıklamalar
ve uzun diyaloglar öne
çıkar.
Gerçekçi ve bireyci Amerikan edebiyatı ise
somut ve sinemavari olay akışının ön
planda olduğu açıklayıcı
ve kısa diyaloglarla bilinir. Amy&#8217;nin hangi akıma yakın hissettiğini kestirmek
zor değil. </p>



<p>Amy&#8217;nin
her iki dizide de müzisyenler,
yazarlar ve gazetecilerle dolu referansları daha ileri boyutlara taşıyıp yer
yer onları bölümlere konuk ettiği de olur.
Rory&#8217;nin bir çok
kere örnek
aldığını belirttiği meşhur yarı-İranlı gazeteci Christiane Amanpour
mezuniyetinde Rory ile buluşur ve yine The Marvelious Mrs Maisel&#8217;in ilk bölümünde Midge ile dönemin rutin olarak tutuklanan sivri
dilli meşhur komedyeni Lenny Bruce&nbsp; polis
arabasında tanışırlar. Diğer bir bölümünde yine 1950&#8217;lerin öncü aktivistlerinden Jane Jacobs&#8217;un
&#8220;<em>park alanlarından yol ge</em><em>ç</em><em>irme projesine karşı
kadınların sesini </em><em>ç</em><em>ağıran</em>&#8221;
sokak konuşmasının canlandırmasını da izleriz.&nbsp;
</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/kadınlar2.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17151" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/kadınlar2.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/kadınlar2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Jane Jacobs – Gazeteci,Yazar,Aktivist</figcaption></figure></div>



<p>Bunların
yanında yazarın Fransız kültürüne ilgisi açıktır. Gilmore Girls&#8217;de; Rory&#8217;nin
odasını Fransız stilinde döşemek
istemesi, Luke&#8217;un kasabaya gelen hippi kardeşi Rönesans temalı bir düğün yapması ya da büyükanne Emily torununa Paris&#8217;i gezisi
yaptırması ve Christopher ile Lorelai&#8217;nin Paris&#8217;te gizlice evlenmeleri
sahnelerinde olduğu gibi Amy her zaman yaratmak istediği atmosferi çoğunlukla diyaloglar ve stüdyo üzerinden işlerken; The Marvelious
Mrs Maisel&#8217;da yönetmen
koltuğuna oturduğunda, Midge’in annesi Rose’u kendi ülkesine yani Fransa’ya
göndererek, 2.sezonu Amazon&#8217;un sağladığı bütçe sayesinde bu şehire yönelik
çelişkili düşüncelerini izleyiciye sunmanın fırsatını yakalayarak açıyor.
Harika sanat etkinlikleri ve fakat bir bayan için tehlikeli olabilecek pastane
ürünleri vardır. Fransa sokaklarında dizi çekerek sanıyorum Amy GG&#8217;de hep
yapmak istediği şeyi sonunda başarmış oldu. </p>



<p>Pek
çok
komedi yapımcısına göre,
bir tür
olarak &#8211;<em>bilhassa g</em><em>ü</em><em>n</em><em>ü</em><em>m</em><em>ü</em><em>k teknik gelişmeleri g</em><em>öz önüne </em><em>alındığında</em>&#8211;&nbsp; komedi çekiminde göz kamaştırıcı ve etkileyici görsellerden uzak durmak mümkün değildir.&nbsp; Komedyen bir babanın (Don Sherman) ve dansçı bir annenin kızı olarak mizahi ve
sanatsal bir bakışa sahip olan Amy&#8217;nin yönetmenliğini üstlendiği bölümlerde bağlantılı sahneler arası
hızlı geçişlerin
fazla iğreti hareketlere maruz kalmadan, akışkan bir biçimde&nbsp; ve görsellerle
beslenerek sunulması yazarlığının yanında kamerayla olan ilişkisinde de
başarısını kanıtlamaktadır. </p>



<p>Amy
bir mizah yazarı olarak hayatın tüm
yönlerini
içeren
insani bir komedi ile
sanatsal bir üslup yaratma yeteneğini birleştirerek ortaya alışık olduğumuz mizah anlayışından çok daha
zengin ve özgün işler çıkarıyor. Bilhassa ülkemizde komedi yapımı içinde
nedense hep bir yergi unsuru barındırıyorken- kendi kendini yergi olsa bile-
bundan daha fazlasının var olabileceğini gösteren işler mutlu ediyor. Sonuçta
komedi insanı güldürür, ama gülmek de kendi içinde çeşitli kollara ayrılıyor
gibi; alay ettiğiniz için gülmek, zekanız tetiklendiği için gülmek, mutlu
olduğunuz için gülmek, sevinçten gülmek, sinirden gülmek ya da memnuniyetten
gülümsemek gibi. Yani aslında insanları güldürmenin türlü türlü yolu var.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/kadınlar3.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17152" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/kadınlar3.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/kadınlar3.jpg?resize=250%2C300&amp;ssl=1 250w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/kadınlar3.jpg?resize=350%2C420&amp;ssl=1 350w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Amy Sherman Palladino</figcaption></figure></div>



<p>Amy&#8217;nin
komedi anlayışına hakim olan humor daha insani ve hakkını verecek kadar da dram
içerikli.
Tüm
karakterler hayatın sorunlarıyla mizahi bir şekilde baş ediyor dahası
sorunların kendisi mizahi bir havada işleniyor ve günlük hayatın detaylarına dair gerçeklikler arka planda kaçınılmazmışçasına doğallıkta bir doku
oluşturuyor.&nbsp; </p>



<p>Özellikle olay akışı tahmin
edilebilir bir ritimle ilerlemek yerine beklenmedik bir twist ile kesilip daha
gerçekçi bir noktaya çekilerek izleyiciyi normal hayatın
dinamiklerine çağırıyor.
Üstelik
bilindik matematiği bozmasına rağmen büyük başarı elde edebilmesi dikkate
değer görünüyor. Özgün mizahi eğilimi ile ani
bir kahkaha attıracak türden
değil ama mutluluk ya da hoşnutluktan gülümseten ya da düşüncelerinizin gıdıklanmasıyla
zekanızı tetikleyen türden
komedi mekanizmalarını birleştiriyor.</p>



<p>Mrs.
Maisel&#8217;in de bir gösterisinde
söylediği
gibi: &#8220;<em>Komedi aşağılanma ve hayal kırıklığından beslenir. Peki bunlar
kadınlardan daha iyi neyi tanımlıyor olabilir</em>.&#8221; Gerçekten de insani yönü ağır basan trajikomediye dair her
türlü malzemeyi birbirinden farklı kadınların deneyimleri aracılığıyla
keşfetmesi evrensel bir gerçekliğe başarıyla değinmesini sağlıyor. Ayrıca
dizilerinde kadının toplumsal kimliğine yönelik kemikleşmiş algıları kırmaya
meydan verecek bir evren yaratması, kendisine sadece eleştiren değil yaptığı iş
ile değer katan bir komedi yazarı olma kimliğini kazanıyor. </p>



<p>Tüm
bunları bir durum komedisi tadında işlemeyi başarabilmesi ise hem başarılı
yazarlığını hem de sektörü olduğu kadar insanları da çok iyi tanıyor olmasını
kanıtlıyor. Gilmore Girls Revival oturumlarından birinde izleyicilerden :
&#8220;<em>Nasıl oluyor da dizide pek fazla
şey olmazken yine de bir sonraki b</em><em>ö</em><em>l</em><em>ü</em><em>mde karakterlere ne olacağına dair
merak uyandırmayı başarıyorsunuz?</em>&#8220;sorusu
geldiğinde Amy şöyle
yanıtlamıştı:</p>



<p>&nbsp;&#8220;<em>Çü</em><em>nk</em><em>ü</em><em> hayat b</em><em>ö</em><em>yledir. B</em><em>ü</em><em>y</em><em>ü</em><em>k ve kimi zaman da ortalama g</em><em>ü</em><em>ndelik şeyler: &#8216;Aman Tanrım
caddeden bir dinazor geliyor&#8217; dan daha etkilidir. Buna meyilliyiz. Bu konuda
Roseanne inanılmaz bir eğitim alanıydı, model &#8220;k</em><em>üçü</em><em>ğ</em><em>ü</em><em> b</em><em>ü</em><em>y</em><em>ü</em><em>lt, b</em><em>ü</em><em>y</em><em>ü</em><em>ğ</em><em>ü</em><em> k</em><em>üçü</em><em>lt&#8221; idi ve genellikle diğer
işlerimde de bu modele bağlı kaldım. </em><em>Çü</em><em>nk</em><em>ü</em><em> ger</em><em>ç</em><em>ekten de en iyi hikaye anlatımının
bu olduğunu d</em><em>ü</em><em>ş</em><em>ü</em><em>n</em><em>ü</em><em>yorum. Hayatı değiştiren o k</em><em>üçü</em><em>k anlardır aslında ve b</em><em>ü</em><em>y</em><em>ü</em><em>k dev meseleler orada o k</em><em>üçü</em><em>k anlara hizmet etmek i</em><em>ç</em><em>in vardır. Benim kişisel anlayışım
bu</em>.&#8221;</p>



<p><strong>Part 3-Son.</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-iii/">Amy Sherman Palladino ve Kadınları – III</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17150</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amy Sherman Palladino ve Kadınları &#8211; Gilmore Girls II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-gilmore-girls-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-gilmore-girls-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Feb 2019 05:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17132</guid>
				<description><![CDATA[<p>Amy&#8217;nin diğer kadınlarına gelecek olursak; Lorelai&#8217;nin kızı Rory karakteri ise komedinin içinde yer yer trajediye daha yakın olan konumda. Utangaç, kitap kurdu ve daha beş yaşında gazeteci olmak istediğine karar verebilecek kadar ayakları yere basan Rory&#8217;i özel kılan, dönemin gençlik dizilerinde türlü çılgınlıklar peşinde koşan ergen tiplemelerinden tamamen farklı olmasına karşın oldukça sevilen ve imrenilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-gilmore-girls-ii/">Amy Sherman Palladino ve Kadınları &#8211; Gilmore Girls II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Amy&#8217;nin
diğer kadınlarına gelecek olursak; Lorelai&#8217;nin kızı Rory karakteri ise
komedinin içinde
yer yer trajediye daha yakın olan konumda. Utangaç, kitap kurdu ve daha beş yaşında gazeteci olmak
istediğine karar verebilecek kadar ayakları yere basan Rory&#8217;i özel kılan, dönemin gençlik dizilerinde türlü çılgınlıklar peşinde koşan ergen
tiplemelerinden tamamen farklı olmasına karşın oldukça sevilen ve imrenilen bir karakter
olarak öne
çıkmasıdır.
Sürekli
olarak; büyükannesiyle annesi, babasıyla annesi
arasında kalan Rory yetişkinlerin çocukluklarıyla
ve karmaşık dünyasıyla
baş etme sorumluluğunu kendi başına üstlenmesi
gerektiğini hisseder ve kontrolden çıkmasına
izin verilemeyecek kişi olarak kendisini seçer. Sonuç olarak tüm yönleriyle
Rory alışılmış ergen tiplemelerinden farklıdır. </p>



<p>Lorelai
ile kendilerine has aktiviteleri sessiz Alman sinemasından, Astrid Lindgren&#8217;in
Pippi serisine uzanan ve izlerken durmadan konuştukları geniş bir yelpazeden
oluşan film zevkleri ve yeni albümleri
çıktığında
markete koşturdukları alternatif müzik
düşkünlükleri yalnızca ilişkilerine değil
hayatlarındaki farklılıklara ve aile içi
gerilimlere de bir kimlik kazandırmalarına yardımcı olur. Sanat ve edebiyat her
zaman yaşamın içinde
yeniden ve yeni yaşam formları bulmanın bir yolu olmuştur zaten ve bu yaklaşımı
sayesinde Amy karakterlerini ilginç
kılmak için
onları süper
kahramana dönüştürmeye ya da sıradışı olaylara
ihtiyaç duymuyor.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore2.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17135" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore2.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore2.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore2.jpg?resize=768%2C432&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore2.jpg?resize=696%2C392&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore2.jpg?resize=747%2C420&amp;ssl=1 747w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Lorelai&#038;Rory</figcaption></figure>



<p>Giderek
ilginçleşen
kadın karakterlerden biri de Rory&#8217;nin en yakın arkadaşı olan Asya&#8217;lı tutucu bir
ailenin kızı Lane&#8217;dir. Rock&#8217;n Roll tutkunu Lane ile son derece dindar annesi
Bayan Kim arasındaki ilişki, Rory&#8217;nin anne-kız ilişkisinin tam tersidir.
Odasında bir klasik Rock tarihi koleksiyonu bulunduran ve akşamları gizlice
Carole King’e rastladığımız müzik
dükkanında
bateri çalmaya
başlayan Lane nihayet kendi müzik
grubunu kurup bir gitarist ile evlenmeye karar verdiğinde annesinin bu sürece uyum sağlama çabasını izlemek
keyiflidir. Lane; Lorelai ve Midge&#8217;den farklı olarak, kendi kimliğini yaşamakla
annesinin beklentilerini karşılamak arasındaki çelişkiyi idare etmeyi içselleştirmiş adeta bir yaşam tarzı
haline getirmiştir. Bu arada her Lane ve Rory diyaloglarında kalem kağıdı hazır
tutup yeni bir rock grubu keşfetmeye hazır olmak isteyebilirsiniz tabi
kelimelerinin hızına yetişebilirseniz</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore3.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17136" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore3.jpg?w=818&amp;ssl=1 818w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore3.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore3.jpg?resize=768%2C511&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore3.jpg?resize=696%2C463&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore3.jpg?resize=632%2C420&amp;ssl=1 632w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Emily Gilmore, Lorelai Gilmore,Rory Gilmore</figcaption></figure>



<p>Büyükanne Emily, Midge&#8217;in annesi Abe ve
Lane&#8217;in annesi Bayan Kim yetiştirilme biçimlerine göre topluma uyum sağlamaya çalışan ve fakat kendi evlatlarınca
bir şekilde değişime zorlanan kadınlardır.&nbsp;
Gerçekten
de bir noktadan sonra kendi evlatlarını bile şaşırtacak derecede dönüşüm geçirdiklerini de görürüz ki olay örgüsüyle ön plana çıkmayan bu dizilerde büyük dram anları bu seçkin ve dominant kadınlarca
belirlenir.</p>



<p>GG&#8217;de
kasabanın tek ve kadın araba tamircisi olan diğer bir ilginç kadın karakter Gypsy ise hiç de öyle göze sokulmaz, kimse için tuhaf ya da nadir bir durum
olarak ima edilmez ve doğal bir biçimde
diğer karakterlerin arasında gezinir, kasaba toplantılarına katılır ve kendine
has tepkilerini ortaya koyar. Amy; yine göze batanı sıradanlaştırıp, sıradan
olanı trajikleştirme becerisini böylesi
bir karakterle çaktırmadan keskinleştirmiş olur.&nbsp; </p>



<p>Bir
dans öğretmeni
olan Miss Patty ise, hayata bağlı ve son derece hevesli bir kadın olarak ileri
yaşlara meydan okuyan kasabanın uçarı
duayeni. Kendisi de dansçılıktan
gelen Amy&#8217;nin belki de kendinden en çok
bir şeyler kattığı karakterlerden biri olan Miss Patty, diziyi en çekici kılan
şeylerden biri olan kasabanın eğlence ve dans aktivitelerinden sorumludur. The
Marvelious Mrs Maisel&#8217;da 50&#8217;li yıllara has dans gecesi etkinliklerine
rastladığımız gibi; Gilmore Girls Revival bölümlerinde de ilk defa bu denli
uzunca yer verilmiş müzikal
gösterileri izlemiştik.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore4.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17138" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore4.jpg?w=970&amp;ssl=1 970w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore4.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore4.jpg?resize=768%2C432&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore4.jpg?resize=696%2C392&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/gilmore4.jpg?resize=746%2C420&amp;ssl=1 746w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Lorelai&#038;Rory</figcaption></figure>



<p>Lorelai&#8217;nin
kahve sağlayıcısı ve ruh eşi Luke karakteri ile Midge&#8217;in kocasından ayrıldığı
gece komedi yeteneğini keşfetmesini sağlayan Susie karakteri arasında da müthiş benzerlikler mevcuttur. İkisi
de her daim aklı selim kalabilen ve neredeyse hiç mantık dışı davranmamalarıyla öne çıkan her iki karakterin de kendine
has şapkaları ve homurdanma biçimleri
mevcut. Bununla beraber Luke Lorelai ilişkisi arkadaşlıktan aşk ilişkisine geçerken zıtlıklarıyla ön plana çıkan
naif komedyen Midge ve sert menejeri Susie ikilisi kadın dayanışmasına ve
farklılıkların buluşmasına vurgu yapar. </p>



<p>Kasabanın
sarışın anneleri tarafından dışlanan Lorelai&#8217;nin en yakın arkadaşı aşçı Sookie
ile aralarındaki dostluk bağı ise kadın dayanışmasının ötesindedir. Her
ikisinin de sürekli tekrar eden hatalarına karşın birbirlerini kollamaktan
bıkmayan bu iki yakın arkadaşın arasındaki gerilimli ve bir o kadar
destekleyici ilişki gerçek dostluk bağları konusunda hayali varsayımlardan ve
gerekliliklerden uzak bir perspektif sunar. </p>



<p><strong>Part II Sonu.</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-gilmore-girls-ii/">Amy Sherman Palladino ve Kadınları &#8211; Gilmore Girls II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-gilmore-girls-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17132</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amy Sherman Palladino ve Kadınları: The Marvelious Maisel &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-the-marvelious-maisel-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-the-marvelious-maisel-i/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Feb 2019 05:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17120</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8211;Seviyor musun? -Neyi? -Stand up&#8217;ı. Seviyor musun? -Şöyle açıklayayım. Dünyada stand up dışında para kazandırabilecek bir iş bulsam kesinlikle o işi yapardım. Ne olursa. Buna Ku Klux Klan&#8217;ın kuru temizlemecisi, sakat bir çocuğun portrecisi ya da mezbaha görevlisi olmak dahil. Biri gelse; Leonard ya adamın kafasını yiyeceksin ya da&#160; Capa&#8217;da haftada iki kez sahne alacaksın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-the-marvelious-maisel-i/">Amy Sherman Palladino ve Kadınları: The Marvelious Maisel &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8211;<em>Seviyor
musun?</em></p>



<p><em>-Neyi?</em></p>



<p><em>-Stand
up&#8217;ı. Seviyor musun?</em></p>



<p><em>-Şöyle açıklayayım. Dünyada stand up dışında para kazandırabilecek bir iş bulsam kesinlikle o işi yapardım. Ne olursa. Buna Ku Klux Klan&#8217;ın kuru temizlemecisi, sakat bir çocuğun portrecisi ya da mezbaha görevlisi olmak dahil. Biri gelse; Leonard ya adamın kafasını yiyeceksin ya da&nbsp; Capa&#8217;da haftada iki kez sahne alacaksın dese, tuzu uzatmasını söylerim. Bu berbat bir iş. Böyle bir şey hiç var olmamalı. Tıpkı kanser gibi ya da Tanrı gibi.&#8221;</em></p>



<p><em>-Ama
seviyor musun?</em></p>



<p><em>-(Adam
ellerini &#8220;Ne diyebilirim ki&#8221; dercesine kaldırır)</em></p>



<p><em>&#8211;
(Kadın d</em><em>ü</em><em>ş</em><em>ü</em><em>n</em><em>ü</em><em>r) Evet. Seviyor.</em></p>



<p>Primetime Emmy Ödülleri&#8217;nde 4 ayrı dalda ödül toplayan ve farklı ödül törenlerinde yer aldığı kategorilerde
toplam 14 ödül sahibi olan 2018 yapımı komedi
dizisi The Marvelious Mrs Maisel, Amy Sherman Palladino&#8217;ya hem &#8220;komedi
yazarlığı&#8221; hem de &#8220;komedi yönetmenliği&#8221;
ödülünü aynı anda kazandırırken diğer
yandan Emmys&#8217;in 70 yıllık televizyon tarihinde bir ilk gerçekleştirerek 2004 yapımı
&#8220;Arrested Development&#8221; dizisinden bu yana özel kategorilerde ödülleri arka arkaya toplayan ilk
komedi dizisi oldu. Dizinin bu başarıyı, karşısında &#8220;Game of Thrones&#8221;
gibi sıkı bir rekabete rağmen elde ettiğini de unutmamak gerek.</p>



<p>1988
yapımı bir hit komedi dizisi olan Roseanne &#8216;nin 3.sezonundan itibaren senaryo
yazarı olarak kariyerine ilk adımı attıktan sonra, 2000-2008 yılları arasında
oynamış olan ve 2016 yılında Revival bölümleriyle tekrar seyircisiyle
buluşan &#8220;Gilmore Girls&#8221; ile aile ve dram türünde başarısını kanıtlayan Amy
Sherman Palladino, mizah yeteneğini öne çıkardığı The Marvelious Mrs
Maisel&#8217;da da yine kendi imzası olduğunu belli eden çizgiler barındırıyor.</p>



<p>Hem
senaristliğini hem de pek çok
bölümde yönetmenliğini üstlendiği 2017 yapımı dizi The
Marvelious Mrs Maisel, 1950&#8217;lerin New York&#8217;unda, Yukarı Batı Yakası bölgesinde geçen bir tür Amerikan Avangardı ile Amerikan Rüyasının çatışması komedisi. Amy, ortaya
yalnızca bir dizi senaryosu koymakla yetinmeyerek hem görsel detaylar hem de nitelikli
referanslarla; 1950 sonlarında Amerika&#8217;da hakim olan yeni tür sosyalleşmenin ve gelişmekte yeni
alt-kültürün özelliklerine, beat kuşağına,
avangart cazına ve etki altına almaya başladığı yeni nesile dair izlenimlerini
absürd
ve çatışmacı
bir yaklaşımla seyirciye sunuyor.&nbsp; </p>



<p>Dönemin, Batı Yakası ve şehir
merkezine dair farklılıklar ve günlük yaşamlarına dair&nbsp; ilginç ve çarpıcı detayları gerçekçi bir şekilde işliyor; bunun
yanında tüm
Amy tarzı işlerin anahtarı olan sınırsız referanslar bu dizide komedi alanında
yoğunlaşıyor ve dönemin
ünlü kadın komedyenlerinden Joan
Rivers, Pyliss Diller ve Sarah Silverman gibi isimlere yönelik atıflar ya da esinlenmelere
bolca rastlanıyor. </p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious2.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17123" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious2.jpg?w=788&amp;ssl=1 788w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious2.jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious2.jpg?resize=768%2C487&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious2.jpg?resize=696%2C442&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious2.jpg?resize=662%2C420&amp;ssl=1 662w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>Miriam Midge Maisel </figcaption></figure>



<p>Fotoğraf
I: Miriam Midge Maisel </p>



<p>Dönemin meşhur Amerikan Rüyasına karşı çıkmaya başlayan gençlerinin yaşadığı çatışmayı, kusursuz bir evliliğe
sahip olan Midge ve Joel çiftinin
sorunları üzerinden
izliyoruz. Harika bir evlilik yürütmekte olan mükemmel kadın Midge ve kusursuz koca
Joel ilişkisinde şimdi herşey böyle
mükemmel
mi gidecek dedirten tüm
o varlıklı aile, gösterişli
mekanlar ve kıyafetlerle tanıştığımız uzun girişten sonra bir anda her şeyin
dağıldığı noktaya hızlı bir geçiş
olur. Gündüzleri aile şirketinde çalışmaya mecbur olan Joel akşamları
stand-up gösterileri
yapmaktadır ve eşinin olağanüstü sayılabilecek yardımlarıyla içten içe ünlü bir komedyenliğin hayalini
kurmaktadır. Gaslight&#8217;ta sahne aldığı bir gece, eşinin önerisiyle doğaçlamaya başvurmasının ardından gelen
sahne krizi onu herşeyi itiraf etmeye sevk eder.&nbsp; Bu olaylar zinciri ile Midge için kendi doğal komedi yeteneğini
keşfetmenin yolu açılır.
Miriam Midge, evlilikten komediye geçmeye
karar veren &#8220;aykırı kadın&#8221; olarak yeni kimliğine geçiş yapar.</p>



<p>Dizinin
akışı içerisinde,
olayların bir kartopu gibi etraftaki herşeyi toparlayarak ve içine katarak ilerlediğini görüyoruz. Beklentilerin tam belli bir
yönde
gidecek derken başka bir yöne
çekilmesi
ilginç
gelişmeler doğuruyor. Normalde senaryolarda twist denilen bu taktiğin daha çok aksiyon yapımlarında olaya
heyecan katmak için
yapıldığını görsek
de bu tür
durum akışı ağırlıklı bir dizide rastlamak karakterleri oldukça ilgi çekici
kılan şey olabilir. Çünkü hiçbir zaman beklenileni yapmıyorlar.&nbsp; </p>



<p>Başlangıçta Midge&#8217;in bir noktada süper kahramana dönüşeceğini filan sandığımız The
Marvelious Mrs Maisel tıpkı Gilmore Girls dizisi gibi aile hayatı, ikili
ilişkiler, evlilik ve kariyer hayatı gibi konular üzerine kurulur. Hayatına
kendisinden beklenilenin dışında bir yön
çizen
Midge&#8217;in komedi yeteneğini kovalama çabası
sürecinde aile içinde yarattığı gerilim ve çatışmaları izleriz. 16 yaşında
hamile kalan Lorelai da bu olaydan sonra baskısına dayanamadığı ailesinin
kontrolünde
yaşayamayacağına çok
erken yaşta karar vermiş ve kendi hayatını kuracağı Stars Hollow adlı kasabaya
yerleşmişti. Midge ise bağımsızlığına olan ihtiyacını ilk defa kocası onu terk
ettiği zaman fark eder. İlk spotane gösteri
gecesinde tutuklandığı arabada tanıştığı; dönemin rutin olarak tutuklanan ünlü komedyeni Lenny Bruce, hem Midge&#8217;e
bu komedi dünyasının
zorluklarını gösteriyor
hem de bu işin kendisi için
nasıl da vazgeçilmez
olduğunu ifade ediyor. Yukarıda alıntı yaptığım bu sohbet, Midge&#8217;in yeni
kariyeri için
neleri göze
alıp almayacağı hakkında fikir sahibi olmasını sağlıyor</p>



<p>Amy
tarafından; egosu yüzünden kendi kafasına büyük bir darbe indirdi şeklinde
tanımlanan Joel karakteri ise her şeye rağmen,&nbsp;
dizide kötü adam ya da düşman olarak işlenmiyor. Aksine müthiş bir hata yapan ve epik bir biçimde bunun bedelini ödeyecek olduğundan söz eder ki; karakterin bu şekilde
aslında diziye daha fazla hizmet ettiğini söyler. Bu da Midge ile devam eden
ilişkilerine biraz trajedi biraz da acı tatlı bir özellik katar. Öyle ki ikinci
sezonda her yıl aynı ailelerin yaz tatillerini geçirdikleri klasikleşmiş bir
yer olan Catskills’deki eğlence gecesinde Joel’un Midge’e “<em>Hadi herkesin kafasını karıştıralım mı</em>” deyip dansa kaldırdığı
bölümde onu sevebilirsiniz bile. Aynı durumu Gilmore Girls’deki biraz sorumsuz
ve uçarı ama yine de sevilen ve tamamen dışlanmayan baba figürü olan
Christopher karakteri için söylemek mümkün. </p>



<p>Gilmore
Girls; sekiz yıl boyunca herhangi bir Emmy ödülü almamakla beraber, Amy&#8217;e esas
tanınırlığını getiren ve dünya
çapında
kendi fan ailesini oluşturan bir dizi olarak; konu ve karakterleri bakımından pek
çok açıdan The Marvelious Mrs Maisel&#8217;in geleceğinin habercisi sayılabilir.&nbsp; </p>



<p>Bunun
nedenini anlamak için
öncelikle
Gilmore Girls&#8217;ün
1.sezonunda &#8220;<em>Donna Reed Show&#8221; </em>adlı bölüme gitmek yeterli. Donna Reed,
Gilmore Girls&#8217;ün
mizah kraliçesi
Lorelai&#8217;nin tanımıyla; “<em>1950&#8217;li yılların y</em><em>ü</em><em>z</em><em>ü</em><em>nde muhteşem g</em><em>ü</em><em>l</em><em>ü</em><em>msemesi, ayağında y</em><em>ü</em><em>ksek topukluları eksik
olmayan ve sa</em><em>ç</em><em>ları
</em><em>ç</em><em>eki</em><em>ç</em><em>le vurana kadar bozulmayacak
gibi duran m</em><em>ü</em><em>kemmel
annesi…” </em>Gilmore Girls&#8217;de anne-kızın eğlenerek izlediği bir
TV gösterisi
olmakla beraber Amy&#8217;nin bir zamanlar kendi babasının da (Don Sherman) komedyen
olduğu bu döneme
ait izlenimlerini yansıtması için
mükemmel
fırsat. Her ne kadar başlangıçta
Donna Reed, Gilmore kızlarının hicivlerine maruz kalsa da Rory&#8217;nin sevgilisine
süpriz
yapmak için
onun gibi giyindiği son sahnedeki diyaloglar ile Donna Reed&#8217;in aslında tarihte
&#8220;ilk kendi TV programını yapan kadın&#8221; olma ünvanına sahip olduğunu ve hatta
kurabiye süt
ikilisini de icat eden kadın olduğunu öğreniriz.
Bu kısım şüpheli
görünse de izleyiciye önce belli bir düşünce zemininden yaklaşıp sonra onun
tamamen aksi bir yöne
de gidilebileceğini göstermesi
bakımından hoştur.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious3.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-17125" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious3.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious3.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious3.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/02/themarvilious3.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /><figcaption>The Donna Reed Show </figcaption></figure></div>



<p>Gilmore
Girls&#8217;ün
hemen her bölümünde sanat, tarih, sinema ve özellikle müzisyenler açısından bolca referanslardan oluşan
uzun satır aralarında kendi birikim ve bakış açısını okuyabileceğiniz Amy, belli
bir konuyu işlerken küçüğü büyültmenin, tersi düz etmenin, önyargıların ötesine gidebilmenin altını belli
belirsiz çizmektedir.
Kadınların eklektik karakterlerini ve dönüşümlerini ele almak bu türden mesajlar verebilmek adında en
belirleyici tema olmuş gibi görünüyor. </p>



<p>Lorelai
ve Midge karakterlerinin ilk bakışta göze
çarpan
ortak yönleri
her ikisinin de hızlı konuşması, hazır cevap olması ve espri yapmadan
duramamaları. Her ne kadar burada komedyen Midge olsa da benim için esas nüktedanlık kraliçesi hep Lorelai olarak kalacaktır. </p>



<p>Her
ne kadar 50&#8217;lerin Amerika&#8217;sında bir grup insan, devlete ve toplumun kontrolcü kesimine karşı &#8220;<em>beni rahat
bırak</em>&#8221; demeye başlamış olsa da kadın söz konusu olduğunda bu tavır hep
daha dramatik ve daha yüksek
sesli bir olaylar silsilesine dönüşür ki bu durum günümüz için de hala geçerli. Her iki dizide de kadının
bireyselleşme süreci,
ailesini ve yakın çevresini
de içine
dahil olmaya zorlayan daha büyük bir değişime yol açıyor.&nbsp;&nbsp; &#8220;<em>Bu komedi işinin y</em><em>ü</em><em>r</em><em>ü</em><em>mesi gerek, </em><em>çü</em><em>nk</em><em>ü</em><em> ortaya </em><em>ç</em><em>ıktığında yalnızca beni
değil t</em><em>ü</em><em>m
ailemi etkileyecek&#8221;&nbsp; </em>diyor
Midge yeni menejeri Susie&#8217;ye. Aynı şekilde Lorelai da hamile kalıp evden
ayrıldığında tüm
cemiyete rezil olan ailesinin geri kalan yaşamını kökten değiştirmişti.</p>



<p><strong><em>Part
I Sonu. </em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-the-marvelious-maisel-i/">Amy Sherman Palladino ve Kadınları: The Marvelious Maisel &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/amy-sherman-palladino-ve-kadinlari-the-marvelious-maisel-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17120</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; Part II</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 06:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15856</guid>
				<description><![CDATA[<p>Omar&#8217;la Nasıl Tanıştınız? Tam artık çizimlerimle var olmaktan değilse de onlarla hayatımı geçindirmeye çalışmaktan vazgeçmek üzereydim, yani kendi kendime çizerim ne yapayım diyordum. O sıralarda epey rağbet gören ücretli öğretmenliğe başvurmayı düşünüyordum. Bu arada Facebook&#8217;ta açtığım sayfamda ve birkaç dergide çizimlerimi yayınlıyordum. Yakın çevrem bir şekilde çizim yaptığımı biliyordu. Fransız bir arkadaşım Charlotte bir gün, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; Part II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Omar&#8217;la Nasıl Tanıştınız?</p>
<p>Tam artık çizimlerimle var olmaktan değilse de onlarla hayatımı geçindirmeye çalışmaktan vazgeçmek üzereydim, yani kendi kendime çizerim ne yapayım diyordum. O sıralarda epey rağbet gören ücretli öğretmenliğe başvurmayı düşünüyordum.</p>
<p>Bu arada Facebook&#8217;ta açtığım sayfamda ve birkaç dergide çizimlerimi yayınlıyordum. Yakın çevrem bir şekilde çizim yaptığımı biliyordu. Fransız bir arkadaşım Charlotte bir gün, bana Kadıköy&#8217;de Suriyeli sanatçılar tarafından açılan bir mekandan bahsetti. &#8220;Omar Berakdar diye bir adam var, deneysel bir çalışma yapıyor, Türkiye&#8217;den de sanatçı birine ihtiyacı var&#8221; diye anlatıyor. Aklıma sen geldin dedi. Ben tabi daha kendimi sanatçı filan görmüyorum; ben çizerim diyorum, hala da öyleyim. Bir yandan eyvallah dedim ama bir yandan kendime hiç güvenim yok. Hiç çizimlerimle böyle bir iş görüşmesi yapmadım.</p>
<p>Omar&#8217;la tanışmaya geldik ve İngilizce konuşacağız; tamam biliyorum ama konunun işle ilgili olması beni kastı. Omar&#8217;ın Fransız olmasından ötürü yanımda eski sevgilimle (Fransızdı) girdim oraya. Tabi defterimi de aldım geldim, çizimlerimi gösterdim; benim için o an hayal gibi. Daha henüz masa filan yok her şey kurulum aşamasında bomboş bir yerdi burası ve Omar az çok anlatmaya çalıştı: İşte <em>&#8220;B</em><em>iz bir grup sanatçı olarak deneysel bir iş yapacağız</em><em>.</em><em> Suriyeli sanatçılar için bir mekan açıyoruz</em><em>.</em> <em>Bir de kafemiz var,</em><em> finansal olarak sanatçılara destek olsun diye kullanacağız; </em><em>bir yandan </em><em>kafede çalışılacak bir yandan burada üretebileceğiz ve işlerimizi sergileyebilece</em><em>ğiz </em><em>vesarie&#8230; </em><em>&#8221;&nbsp; </em>Aaa! Benim için hayal. Hayalini kurduğum şey. Çünkü zaten artık ancak bilek gücüyle bir şey yapabileceğime inanıyordum; kafede çalışayım eyvallah ve ben bir de burada çizebileceğim öyle mi?! Önce beni direkt etkiledi ama karşımdakini tanımıyorum ve aklımda bir sürü detaylar&#8230; Nasıl anlaşabileceğiz tedirginliği var. Bu arada aklım hala ücretli öğretmenlik kısmına takılıyor.</p>
<p><em>&#8220;Bir sanatçının da disiplinize edilmeye ihtiyacı var. En çok da cüret etmeye&#8230;&#8221; </em></p>
<p><strong>Makul bir çelişki. Karar vermende etkili olan ne oldu?</strong></p>
<p>Annemlerle konuştum nasıl olacak güvenebiliyor musun vesaire&#8230;Yakın arkadaşımla konuşuyordum; o da dedi: &#8220;Öykü tamam öğretmenlik iyi ama gene istediğini yapamayacaksın ki buraya bir şans tanı istersen.&#8221;</p>
<p>Ancak kararımda asıl etkili olan o an oldu: İkinci görüşmemizdi, Omar&#8217;a anlatmıştım az buçuk derdimi ve karasız kaldığımı ama o çizimlerimi çok beğendiğini ve yine kararın kendimde olduğunu söylemişti. Tam kapıdan çıkarken bana şöyle dedi: &#8220;Hayallerinin peşini bırakma.&#8221; Tam karşılığı bu muydu onu bile net hatırlamıyorum ama o ifade çok net aklımda ve şöyle bir kaldığımı biliyorum.</p>
<p>Bir de karşımda yaş olarak büyük, tecrübesine güvendiğim ve iyi şeyler sezinlediğim biri var. Acayip şeyler anlatıyor. O zaman fark ettim ki bir sanatçının da disiplinize edilmeye ihtiyacı var. En çok da cüret etmeye&#8230;&#8221;Doğru diyor ya!&#8221; dedim içimden. Tamam dedim.</p>
<p><strong>Burada yaptığın iş ve her şey farklı. Hem aile ve dostlar a</strong><strong>ç</strong><strong>ısından; hem de sanat camiası a</strong><strong>ç</strong><strong>ısından </strong><strong>ç</strong><strong>evrenden nasıl tepkiler alıyordun?</strong></p>
<p>Artık bu işe girmiş bulunmuşum ve üzerinden de epey vakit geçmesine rağmen; ailem ve çok yakınlarım hala bu duruma pek güvenli gözle bakmıyor. &nbsp;&#8220;Hayatta ne yapacaksın?&#8221; sorusunun cevabını bulamadığımı sanıyorlar. Cevap belliydi: &#8220;<em>Çizeceğim. Ben bunu yapıyorum. Ben bu hayatta çizebiliyorum</em>.&#8221;</p>
<p>İşte ilk gün geldik buraya. Ne yapacağım bilmiyorum. Daha önceden içinde bulunmadığım bir konsept. Zolfakar (Zülfikar) ve ben varız. Aralık 14&#8217;te açılışı yapacağız, sene 2014. Duvarları dolduracağız ya, Omar benim defterimi kesmeye başladı; maket bıçağıyla kesiyor. Tamam, bunu da, bunu da ve bunu da asacağız&#8230; Ben bir yandan ağlıyorum. Benim için çünkü onlar ne bileyim &#8220;benim&#8221; işte&#8230;</p>
<p>Açılış günü hayatımda ilk defa duvarda işlerim var, her şey çok acayip geliyor. Bir sürü insan durup bakıyor. Ben iş satmaya başladım, ilk işimi sattığım anı hatırlıyorum; yeni evli bir çift, üç işimi birden istediler. Ben şok içindeyim. Resimlerimi gönderdim, &nbsp;yine arkalarından gözlerim doluyor. Çünkü bir yandan seviniyorum; diğer yandan onlar benim &#8220;günlüklerim&#8221;&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_15861" aria-describedby="caption-attachment-15861" style="width: 383px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15861" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?resize=383%2C509&#038;ssl=1" alt="" width="383" height="509" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VII-Nenem-Tanrıça-Olsaydı-.jpg?resize=226%2C300&amp;ssl=1 226w" sizes="(max-width: 383px) 100vw, 383px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15861" class="wp-caption-text">Resim VII- Nenem Tanrıça Olsaydı (Savaşlar Olmaz Mıydı Acaba?)</figcaption></figure></p>
<p><strong>Toplum i</strong><strong>ç</strong><strong>inde Suriyelilerle karşılaşmalara dair genellikle y</strong><strong>ü</strong><strong>zeysel ve olumsuz deneyimlere rastlıyoruz malum. </strong><strong>Arthere</strong><strong> ve Suriyelilerle beraber </strong><strong>ç</strong><strong>alışma s</strong><strong>ü</strong><strong>recinde senin </strong><strong>ilk gözlemlerin ve deneyimlerin nelerdi?</strong></p>
<p>İlk başlarda burada her şey benim için çok bencilce geçiyordu, kendim için ilerlemeye çalışıyordum. Ama zaman geçtikçe Suriyelilerle tanışmaya başladım. Kendi hikayelerini duymaya başladım ve dayanıklılıkları, güven duyguları, her şeyleri bana acayip ilginç geliyordu. O kadar bi fikrim yokmuş ki Suriye&#8217;ye dair, Suriyelilere dair.. Bir yandan utanç içindeyim, bir yandan merak…</p>
<p>Aralık 2014&#8217;de açmıştık. Noel için Fransa&#8217;ya gidiyor Omar ve burayı büsbütün bana ve Zozo&#8217;ya (Zolfaqar) bıraktı, üç hafta yok. Omar&#8217;a inanamıyorum. Nasıl güvenebiliyorsun? Omar zaten bana hep bunu öğretti. Güvenmezsen hayatta kalamazsın. Aa! &nbsp;Bize hep tam tersi öğretilmemiş miydi? &#8220;<em>Tamam, arkamı döndüğümde kötü bir şey de olabilir. Ama korkuyla hareket edemem. Ben insanlara güvenmeyi tercih ediyorum.&#8221;</em> Ben ise her zaman en ufak konularda bile tedirginlik içerisinde olan biri oldum. Omar&#8217;ın elinde yetiştiğim konulardan biri de bu oldu.</p>
<p>Zülfikar, ressamlardan biri, bizim burada yukarıda kalıyordu bir dönem. Evi yoktu o sıra ve bazen on iki saat boyunca anca birbirimizin suratına bakıyorduk. Gelen giden yok, hava da soğuk, ne günler&#8230; Suriyelilerin her zaman kendi aralarında vakit geçirdikleri pek dışına çıkmadıkları dar bir çevreleri var burada. Bir keresinde çıkarken onu da çağırdım &#8220;Gel seni arkadaşlarımla tanıştırayım.&#8221; O kadar mutlu olmuştu ki&#8230; Yani aslında bir an şaşırmıştım. Olması gereken aslında bu değil miydi zaten? Neden dışarıda da aynı ortamları paylaşmayalım.</p>
<p>İlk sene hep duyduğum hikayalerin travmasıyla geçti. Mesela diyelim ailevi sorunlarım oluyor ya da ilişkim kötüye gidiyor hemen kendi kendime durup şöyle demek durumunda kalıyorum: &#8220;<em>Bu insanlar savaştan</em><em>,</em><em> karanlıktan çıktı geldi, hala insanlara ve hayata inanıyor</em><em>;</em><em>&nbsp; bana ne oluyor. Ne hakla karamsarlığa kapılıyorum.&#8221; </em></p>
<p><strong>Peki biraz da </strong><strong>ç</strong><strong>izim </strong><strong>tekniğinden konuşalım. </strong></p>
<p>Mürekkepli kalemle siyah-beyaz illüstrasyon yapıyorum ama çoğu insan bu alanda bilgisayarda çizim yapmayı tercih ediyor. Ben ise canlı, elle tutulur olanı özlüyorum; bir şeye verilen emeği görmek hoşuma gidiyor. Resimlerimin içine küçük notlar yazıyorum özellikle, insanlar gerçekten bakmayı hatırlasın, sadece bakmasınlar görsünler diye. Kendime de bir hatırlatma aslında o notlar, unutmayayım diye; uçup gidecekler yoksa, hafıza zayıf. Ben hep sosyal medyanın, kısa anlık işlerine karşıydım. Yaptığım bu delilik işi mi bilmiyorum; detaylar, detaylar&#8230; Öyleyse de mutluyum valla!</p>
<p><figure id="attachment_15863" aria-describedby="caption-attachment-15863" style="width: 343px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15863" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?resize=343%2C458&#038;ssl=1" alt="" width="343" height="458" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-VIII-Sultan-ve-Gorgona.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 343px) 100vw, 343px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15863" class="wp-caption-text">Resim VIII- Sultan ve Gorgona</figcaption></figure></p>
<p><strong>Çizimlerine &#8220;küçük canavarlarım&#8221; dediğini biliyoruz. Kadın figürü daha ön planda sanki</strong><strong> ve bir de</strong> <strong>estetik bir fig</strong><strong>ü</strong><strong>r olmaktan ziyade herhangi</strong><strong> bir organizma</strong><strong>yı andırıyorlar</strong><strong>. Bu</strong><strong> tavrın</strong><strong> özel bir nedeni var mı? Bu kadınlar ne anlatmak istiyor? </strong></p>
<p>Öncelikle ben kadın olduğum için ve kendimi bırakabildiğim bir yer olarak görmeye başladığım için kadın ön planda sanırım…Ayrıca kadınlar arasında bi çocukluk geçirdim; annemin çılgın kadın arkadaşları, kendi çocuk yaşına bakmadan beni sinemalara götüren ablacım, anneannem, babaannem… Hal böyle olunca tabi ki kadınlar dans edecek kağıdımın üstünde.</p>
<p>Çizimlerimde kendi hayatımda olamadığım kadar özgür olabiliyorum. Cinselliği, aşkı, sevgiyi, arzuyu kağıda döküyorum… Mesela göbekli kadınları, yuvarlak formları çok seviyorum. Bize dış dünyada dayatılan bir güzel kadın algısına karşı bir duruş diyelim ve ille de kadını estetize eden çizimlere, fotoğraflara her şeye meydan okuma var. İçimizdeki canavarın ya da içimizdeki estetik olmayan şeylerin de pekala kabul görmesini isterdim.</p>
<p>Tabi bu arada erkekler de var resimlerimde. Çoğunlukla aşık olduğum erkekler; bazen onlara duyulan öfke, bazen özlem&#8230; Erkekler de bazen kadının, kadınlığını tanımlayan, belirleyen hatta kuşatan figürler olabiliyor. Mesela şu laf vardır ya: <em>&#8220;</em>Anne olmayan kadın, tam kadın değildir.&#8221; Kim demiş, nereden çıkıyor. Bunu özellikle sevip saydığım kadınlardan bile duydum. Tamam biyolojik olarak kadınlığın bir fonksiyonu bu olabilir ama bunu çalıştırmamak kadınlığımdan ya da insanlığımdan bir şey eksiltmiyor. Herkes anne olmak zorunda değil bu dünyada. Benim gerçekten kendi bebeklerim resimlerim. Bir işim vardı mesela &#8220;Kutsal Anne Adına&#8221; diye. Orada da annelikle tanımlanmış kadınlar meselesi var. Teyze anne yarısıdır derler mesela,; anne olmamış teyze çeyrek anne midir yani ne bileyim, niye kadınlığa dair herkesin bir fikri var?</p>
<p><strong>Bu çelişki sence modern kadının mı sorunu?</strong></p>
<p>Bence bu gibi sorunlar her kültürden kadınların ve hatta erkeklerin bile kendine itiraf edemedikleri şeyler. Bu her şeyden önce &#8220;Başka bir hayat mümkün mü?&#8221; diye soran insanın sorunu.</p>
<p>Erkeklerin üzerindeki baskı da farklı. Kadınlık, erkeklik, toplumsal cinsiyet tanımıyla da derdim ayrı zaten&#8230; Bir çok modern kadının aslında anne olmak istediğini söylemekten kaçınır hale gelmesi de ayrı bir sorun. Çünkü anne olmak istemekte de sıkıntı yok. İlişkinin formu modernse anne olmak istediğini söyleyemezsin; gelenekselse anne olmaya karşı duramazsın vesaire&#8230; Bir arkadaşım, seneler boyunca itiraf edemedi kendine anne olmak istediğini ve sonunda bunu kabul ettiğinde resmen rahatlamıştı.</p>
<p><figure id="attachment_15864" aria-describedby="caption-attachment-15864" style="width: 327px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15864" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?resize=327%2C460&#038;ssl=1" alt="" width="327" height="460" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IX-My-Edgar-Allan-Poe.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 327px) 100vw, 327px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15864" class="wp-caption-text">Resim IX- My Edgar Allan Poe</figcaption></figure></p>
<p><strong>Peki </strong><strong>ç</strong><strong>izimlerinde nelerden/kimlerden ilham alıyorsun?</strong></p>
<p>Edebiyattan ve kedilerden çok besleniyorum. Bir süre Emile Zola&#8217; nın karakterleri üstüne çizimler yapmıştım, mesala, en son çok sevdiğim Oğuz Atay&#8217;ın &#8220;Tehlikeli Oyunlar&#8221;ından esinlenerek de iki iş yaptım…ah o Hikmet&#8217;ler… Müzik, sinema, tiyatro sanatın her dalı birbirini besliyor, şahane değil mi? Tabi bir de her ay Varlık Dergisi&#8217;ne çiziyorum, çok kıymetli benim için oraya iş yapıyor olmak. Bunların hepsi çorbayı karıştırmama yarıyor.</p>
<p><em>&#8220;Gençler zaman ayırsın istiyorum.&#8221;</em></p>
<p><strong>Yeni başlayan gençlere ne tavsiyeler vermek istersin? </strong></p>
<p>Her zaman geldiğimiz yerin bir ötesi daha var. Onu yapamadan nefes alamadığınızı düşündüğünüz bir şeye sahipseniz, kimse tutamayacak sizi merak etmeyin! Bir de düşmeyi öğrenmeli herkes bence. Korkmamak ve sabır gerek. Ayrıca herhangi bir konuda başkalarından iyi olmak üstünlük taslamayı gerektirmiyor. Camiada burnu havadalık çok fazla mevcut maalesef; o kadar hazırız ki hemen yarışmaya, en birinci olmaya&#8230; Gerçi bakma böyle söylediğime normalde en küçük oyunlarda bile pisleşirim, az rekabetçi değilim. Ama iş ciddiye aldığın bir meseleye gelmişse ayağını kendin için denk almalı. Sanatla uğraşan kimselerin biraz küçük dağları ben yarattım halleri var, Allahım inşallah öyle olmam ben de! Şu hayatta en çok ne isterdin diye sorsan, bir gün gerçek anlamıyla samimi olabilmeyi başarmak istiyorum, derim. Hala pişiyorum!</p>
<p>Bir de, gençler zaman ayırsın istiyorum. Şu dönemde kahvaltından öğle yemeğine gündem değişiyor. Çizimlerimde kağıdın o çok küçük, dip köşe yerlerine dalarak ya da tersten yazılar yazarak o sabırsızlığı da kırabileceğimi umuyorum.</p>
<p><figure id="attachment_15865" aria-describedby="caption-attachment-15865" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15865" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?resize=500%2C281&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="281" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Fotoğraf-II-Omar-Berakdar-ve-Öykü-Doğan.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15865" class="wp-caption-text">Fotoğraf II- Omar Berakdar ve Öykü Doğan</figcaption></figure></p>
<p><em>K</em><em>e</em><em>ş</em><em>ke bu savaşı beklemeseydim tanışmak icin </em><em>S</em><em>uriye</em><em>&#8216;</em><em>nin insanlarıyl</em><em>a.&#8221;</em></p>
<p><strong>Son olarak </strong><strong>Arthere yaşamında neleri değiştirdi?</strong></p>
<p>Arthere&#8217;da kendimi yaşamaya başladım, beni olduğum gibi kabul eden insanlarla bir arada olmanın sevincini her an hissettim. Ne garip degil mi bazen kendi memleketimden insanların yanında bu kadar özgür hissedemezken! Suriyeli sanatçılara bir sans olsun diye açılan bu yer en büyük şansım oldu&#8230; Ama bazen düşünüyorum keşke bu savaşı beklemeseydim tanışmak icin Suriye&#8217;nin insanlarıyla…</p>
<p>İlk zamanlar aramızda pek çok çatışmalar da oluyordu. Ama bu birbirimizi anlamayı ve öğrenmeyi ciddiye almaktan kaynaklanıyordu, bu işi beraber yapacaksak hiç bir şeyi geçiştiremezdik. Zamanla birbirimizi artık çok iyi tanımaya başladık karşılıklı sınırlarımızı öğrendik ve bir yandan Arthere 2. ev olmaya başladı diğer yandan üretime geçmem için muazzam bir&nbsp; ortam oluştu.</p>
<p>Omar bana meydan sık sık meydan okur. Böylece cüret etmediğim şeylere el atmama sebep oldu, benim her ne kadar çoğu zaman ilk tepkim hayır olsa da ve bir yanım hep geri çekilmek istese de Omar beni ileriye doğru tetikleyen ilk adımı atmam için cesaret veren güç oldu.</p>
<p>Mesela son olarak Omar ile ilgili bir başka az bilinen özellik daha anlatayım: Omar ne zaman kötü bir haber alsa; ya bir çiçek eker ya da bir kedi için özel bir yer yapmaya başlar. Ne bileyim tahtalarla, malzemelerle, sesini çıkarmadan iş başında görüyorsam anlarım&#8230; Bir yok oluşa karşılık bir var ediş! Omar&#8217;a en çok bunun için saygı duyuyorum sanırım, bir bakıma hayat ustam diyebilirim onun için!</p>
<p><em>20-23 Eyl</em><em>ül 2018</em><em> tarihleri arasında Contemporary İstanbul&#8217;da </em><em>ç</em><em>alışmalarını sergileyen Arthere İstanbul sanat</em><em>ç</em><em>ılarının ve </em><em>Ö</em><em>yk</em><em>ü</em><em> Doğan&#8217;ın işlerini g</em><em>ö</em><em>rmek, mekanı ziyaret etmek ve kendileriyle tanışmak isteyenler 24 Eyl</em><em>ü</em><em>l &#8211; 24 Ekim tarihleri boyunca Kadık</em><em>ö</em><em>y Yeldeğirmeni&#8217;de bu sanat kafeye ziyarette bulunabilirler.&nbsp; </em></p>
<p>Öykü Doğan&#8217;ın tüm çalışmalarını incelemek için:</p>
<p><strong><a href="www.behance.net/avradinova">www.behance.net/avradinova</a></strong></p>
<p><strong><a href="www.instagram.com/goykudogan/">www.instagram.com/goykudogan/</a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; Part II</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-part-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15856</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; I</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Oct 2018 06:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15841</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suriyeli bir fotoğrafçı ve yarı-Fransız olan Omar Berakdar tarafından kurulan Arthere hakkında son bir kaç yılda online ve basılı medyada pek çok haberlere ve röportajlara yer verildi. Mekanın en önemli işlevi savaş nedeniyle Suriye&#8217;den İstanbul&#8217;a göç eden sanatçıların; kendilerini ifade edebilecekleri, üretim yapabilecekleri, kısacası nefes alabilecekleri bir yer olması. Resim sergilerinden, mini-konserlere, alternatif tiyatro gösterilerinden, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suriyeli bir fotoğrafçı ve yarı-Fransız olan Omar Berakdar tarafından kurulan Arthere hakkında son bir kaç yılda online ve basılı medyada pek çok haberlere ve röportajlara yer verildi. Mekanın en önemli işlevi savaş nedeniyle Suriye&#8217;den İstanbul&#8217;a göç eden sanatçıların; kendilerini ifade edebilecekleri, üretim yapabilecekleri, kısacası nefes alabilecekleri bir yer olması. Resim sergilerinden, mini-konserlere, alternatif tiyatro gösterilerinden, çeşitli atölye etkinliklerine kadar pek çok farklı aktiviteye ev sahipliği yapan bu mekan yalnızca Suriyelilere oksijen getirmiyor. Hem İstanbul&#8217;da yaşayan hem de pek çok ülkelerden buralara yolu düşen pek çok sanatçıya  alışılmışın dışında fırsatlar sunuyor ve farklı kültürlerle buluşma imkanı tanıyor.</p>
<p>Örneğin, Arthere kafenin kurulumundan, tüm büyüme ve gelişim aşamalarına kadar her anına dahil olan; her bir noktasına eli değen, güzelleştiren ve aynı zamanda kendi gelişimini de bu sürecin bir parçası olarak gören ve &#8220;onlarla büyüdüm&#8221; diyen Türkiye&#8217;den de bir çizer var içeride: Öykü.</p>
<p>Öykü&#8217;yü, Arthere&#8217;in sürekli ziyaretçileri çok yakından bilir. Bir anda aniden patlattığı kahkahalarıyla; başka bir anda, masalardan birinde kucağına ya da yanıbaşına oturan bir kediyle aynı sessizlikle işine gömülmüş, önündeki kağıda incecik ufacık çizgiler atması esnasında onu fark etmemek mümkün değil. Aslında herkes onun varlığına çok aşina. Arthere&#8217;in duvarda asılı resimleri, renkleri ya da kedileri kadar oraya ait. Adeta bu mekanın ayrılmaz bir parçası gibi görülen bu kadınla sohbet etmeye başladığınızda ise kendi özgün parçalarıyla karşılaşıyorsunuz. Ve tüm o parçaların mükemmel bir dengede birleşip, uyumlanmış hale gelene kadarki serüvenini merak ediyorsunuz. Çünkü bu mekanın ev sahipleri arasında tek Türk sanatçı olan Öykü Doğan; yaşamının bir aşamasında Arthere ile yolunun kesişmesini büyük bir şans olarak tanımlıyor.</p>
<p>Çocukluğundan beri resim yapan ve üniversitede İktisat okuyan Öykü; mezun olduktan sonra her Türk gencinin yaşadıklarına benzer sorunlar yaşıyor; hayatın gerçekleri yüzüne vururken &#8220;ben ne istiyordum&#8221; sorgulaması için biraz geç kaldığını hissediyor. Ancak zaman geçtikçe bu durumla yüzleşmesi gerektiğini fark ediyor. Öykü şimdi topladığı tüm parçalardan memnun.</p>
<p><em>&#8220;</em><em>Öykü&#8217;yü resim derslerine sokmayın, </em><em>ç</em><em>ocuğun hayal g</em><em>ü</em><em>c</em><em>ü</em><em> gidecek.&#8221;</em></p>
<p><figure id="attachment_15847" aria-describedby="caption-attachment-15847" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15847 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?resize=500%2C295&#038;ssl=1" alt="Resim I- La mort d'albine" width="500" height="295" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-I-La-mort-dalbine.jpg?resize=300%2C177&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15847" class="wp-caption-text">Resim I- La mort d&#8217;albine</figcaption></figure></p>
<p><strong>İlk resim yapma isteğini ne zaman fark ettin?</strong></p>
<p>Şinasi abi! Hacettepe Üniversitesi&#8217;nde öğretim görevlisi bir heykeltraş ve aynı zamanda aile dostumuz. Onun hayatı beni hep büyülüyordu. İlk Hacettepe Üniversitesi&#8217;ne gittiğimde 3-4 yaşlarımdaydım sanırım ve bana okulu gezdirmişti. Çok heyecanlandığımı hatırlıyorum; o gün bana kara baskı filan yaptırmıştı, resim ve heykel atölyelerini göstermişti. Her şey gözüme kocaman, dev gibi görünmüştü. Şimdi bile anlatırken o heyecanı hissediyorum. Bende iz bırakan o imgeler, zamanla çizgilere dönüşmüş. İlk okula başladığımda Şinasi abi anneme şöyle demiş: &#8220;Öykü&#8217;yü resim derslerine sokmayın, çocuğun hayal gücü gidecek.&#8221;</p>
<p>Hakikaten de öngörüsü tuttu; mesela bir keresinde derste mor çatılar çiziyordum ve öğretmenim yanıma gelip çatı mor olmaz kiremit rengi olur demişti.</p>
<p><figure id="attachment_15849" aria-describedby="caption-attachment-15849" style="width: 382px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-15849" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?resize=382%2C355&#038;ssl=1" alt="" width="382" height="355" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-II-Kalbimi-Emanetçiye-Verdim-Canım-Çok-Sıkkın.jpg?resize=300%2C279&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15849" class="wp-caption-text">Resim II &#8211; Kalbimi Emanetçiye Verdim Canım Çok Sıkkın</figcaption></figure></p>
<p><strong>Nasıl bir çocukluktu seninki?</strong></p>
<p>Bugün resim yapıyor olmam ne yazık ki çocukluğumun resimle geçtiği anlamına gelmiyor. Matematik öğretmeni olan üvey babam Aziz Amca, zeka geliştirmeye çok önem verirdi, aptallığa tahammülü yoktu. Akıl oyunları, zeka testleri, satranç gibi şeyler elimizin altından eksik olmazdı. Öyle ki ben de kendi kendime okuldan gelip satranç oynadığımı bilirim.</p>
<p>Lisedeyken Güzel Sanatlar&#8217;a girmek istemiştim ancak ben de her klasik ailenin vereceği tepkilerle karşılaştım ve o fikir çok çabuk söndü. Aziz amca “<em>S</em><em>onuçta </em><em>V</em><em>an Gogh olamayacaksın </em><em>Ö</em><em>yk</em><em>ü</em><em>, ayrıca büyük sanatçılarda hep bir delilik vardır, sen deli misin? Sanmıyorum</em><em>.</em>” demişti. Kolu kanadı kırılmıştı 18 yaşındaki Öykü&#8217;nün, deli değildi herhalde ve Van Gogh olamayacaktı…</p>
<p>36 yaşındaki ben tabi ki biliyorum Van Gogh olamayacagimi ama o tekti  ve ben de Öykü&#8217;yüm, ayrıca tekniklerimiz de farklı&#8230; Delilik konusunda bi yorum yapmayayım, arkadaşlarım konuşsun.</p>
<p><strong>İlk profesyonel derslerini ne zaman aldın?</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de galiba yurt dışına göre geç olgunlaşıyorsun, ne istediğine emin olamıyorsun. Çünkü sana zaten öyle bir süre tanınmıyor. 17-18 yaşındasın ve sınavdan başka hiç bir şey konuşulmuyor. Kendini tanımak ve dinlemeye vakit kalmıyor.</p>
<p>Lise sonda üniversite sınavını kazanamadım, Güzel Sanatlar hayalim de bir ay içinde suya düştü. İkinci sene Eskisehir Anadolu Üniversitesi&#8217;ni kazanınca bu sefer ailem sırf Ankara&#8217;da kalayım diye yetenek sınavlarına girmemi teklif etti. Sınavlara bir ay kala desen dersi almaya başladım, yine Şinasi abiden tabi. O süreçte bir kaç teknik keşfettim fakat bir aylık çalışma yeterli değildi ve bana Eskişehir yolu göründü.</p>
<p><strong>Peki İktisat mezunu olduğunu biliyoruz. </strong><strong>R</strong><strong>esim tutkusuyla</strong><strong> beraber</strong><strong> üniversite sürecini nasıl geçirdin? </strong></p>
<p>Eskişehir&#8217;e ilk gittiğimde İktisat&#8217;ın ne olduğunu bile bilmiyordum; bir sene okur Güzel Sanatlar&#8217;a geçerim demiştim ama sonra o öğrencilik rehavetine kapıldım. Özgürlük tatlı geldi. Yüksek eğitimin heyecanı, her şey yeni ve farklı&#8230; Okuduklarım ilgimi çekiyordu ve anlamaya çalışıyordum. Gittikçe üniversite hayatının içine çekiliyordum.</p>
<p>Bir de Anadolu Üniversitesi&#8217;nin kampüs hayatı gerçekten çok iyiydi; sinema salonları, öğrenci klüpleri, açık etkinlikler&#8230; O kadar açtım ki her şeyi görmek, duymak; her şeye dokunmak istiyordum. Konservatuar öğrencilerinin derslerine girebiliyordum mesela ya da okulun kütüphanesinde vakit geçirmeyi çok seviyordum. Sonra şehir capcanlı! İlk caz konserimi hatırlıyorum. Önder Focan&#8217;ı izledikten sonra resmen çıldırmıştım; etkisini üzerimden uzun bir süre üzerimden atamadım. Aslında karşıma çıkan her yeni şeye karşı bir heveslenme oluyor bende ama sonradan anlıyorum tabi asıl istediğimin ne olduğunu.</p>
<p>Kısacası bu süreçte, ailemin bana hep söylediği şu, &#8220;maymun iştahlılığım&#8221; yaşamıma çok şey kattı.  Şimdi düşünüyorum da Güzel Sanatlar Okulu&#8217;na gitmiş olsaydım belki de bugün bunları üretemeyecektim. Camiaya küsenler mi dersin; çizmeyi, üretmeyi bırakanlar, hayatın koşturmacasına kapılanlar mı dersin&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_15850" aria-describedby="caption-attachment-15850" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15850" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?resize=500%2C601&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="601" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-III-Yolcular-İçimden-Geçen.png?resize=250%2C300&amp;ssl=1 250w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15850" class="wp-caption-text">Resim III &#8211; Yolcular İçimden Geçen</figcaption></figure></p>
<p><strong>H</strong><strong>er ne kadar birbirinden alakasız </strong><strong>şeyler</strong><strong> gibi görünse de bu </strong><strong>omnivorluk s</strong><strong>ü</strong><strong>recinin </strong><strong>sanatına bir katkısı olduğunu düşünüyorsun</strong><strong> o halde.</strong></p>
<p>Birbirini besleyen şeyler olduğunu düşünüyorum. En azından bir noktaya kadar bu sürece ihtiyacımız var. Üstelik bir daha hayatında bunları yapma fırsatın olmayacak. 20 yaşındasın ve önünde koca bir derya deniz, seni bekliyor keşfedilmek üzere&#8230; Örneğin üniversite birinci sınıfta katıldığım tiyatro klubünde yaşadığım deneyimler, oradaki kolektif çalışma ve coşkuyu paylaşmak benim için unutulmazdı. Vücudu işin içine katarak bir şeyler yapmayı sevdim; dans olur, başka bir şey olur. Sesini, suratını bir enstrüman gibi kullanabilmek bir çizerin pek deneyimleyemeceği şeyler.</p>
<p>Mahmut ile Yezida&#8217;yı oynadığımızda son provaları hatırlıyorum oyun çıkana kadar duyguya bir türlü girememiştim, son provada Mahmut&#8217;un ölme sahnesinde ben baya ağlamaya başladım öyle bir duygu patlaması yaşadım ki ben bile kendime inanamadım. O otuz kişilik oyunu çıkarabildiğimize hala inanamıyorum; çaylak cesareti resmen. Hiç de profesyonel değildik. Ama o coşkuyu unutamam. Perde kapanmadan arkadaşımın kucağına atladım filan&#8230; Ben zaten böyleyim, genel olarak hayata karşı amatörizmi benimseyenlerdenim.</p>
<p><figure id="attachment_15852" aria-describedby="caption-attachment-15852" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15852" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?resize=500%2C353&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="353" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-IV-Stockholmda-Özlemek.jpg?resize=300%2C212&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15852" class="wp-caption-text">Resim IV-Stockholm&#8217;da Özlemek</figcaption></figure></p>
<p><strong>Yani profesyonellik umurumda değil mi diyorsun?</strong></p>
<p>Profesyonellik bana bir yaştan sonra seçim meselesi gibi geliyor; mecbur bırakılıyorsun bir kere seçim yapmaya&#8230;  Belki de biraz da karakter meselesidir; kimisi başından itibaren profesyonel yaklaşıyor hayata, kimisi sonradan öğreniyor, ben pek ögrenemiyorum sanki.</p>
<p>Aslında profesyonellik de umurumda ama bir yanım bu çaylak yönünü unutma diye beni uyarıyor. Ben her şeye atladığım için hiç bir zaman pişman olmadım. Gitar da çaldım, tiyatro da yaptım, resim de, modern dans da…</p>
<p>Hepsinden de büyük keyif aldım, bu bile yetmez mi? Bir yerde okumuştum: &#8220;Hayat ciddiye almak için fazla ciddi.&#8221; Kendime sürekli şakacı olmayı hatırlatmaya çalışıyorum. Bilhassa başarı anlarımda. Büyüklerin dünyasından hep biraz korktum. İnsanları gülümsetmeyi seviyorum, hem yaşarken, hem çizimlerimle. O kadar ciddiyiz ki bazen…</p>
<p><em> </em><em>&#8220;Eğer sanat ile uğraşıyor olmasaydım muhtemelen hastanede olurdum.&#8221;</em></p>
<p><strong>Büyüklerin dünyasını nasıl tanımlıyorsun? </strong></p>
<p>Birikim yapmak, evlenmek, geleceğe yatırım yapmak toplum içinde bir kimliğe sahip olmak gibi şeyler sanırım bunlarla tanımlıyorum ve bunların yaşamın benim için ilginç bir deneyim olmaya devam etmeyi durdurması düşüncesinden hoşlanmıyorum.</p>
<p>Ama galiba bunlardan da öte bir şeyler daha var. Hani şu korunaklılık hali&#8230; Mutsuzluktan kaçma hali. İnsanlar ölesiye korkuyor mutsuz olmaktan ama şunu unutuyoruz: Mutluluk sürekli olmayacak. Hiç bir şey sürekli değil. Biten şeyler bunlar. Ben sık sık depresyona giren biriyim. Eğer sanat ile uğraşıyor olmasaydım muhtemelen hastanede olurdum. Bir müddet kendi varlığımla var oluş biçimimle çok kavga ettim bu konuda. Sonraları artık mutsuzluğu &#8220;<em>bundan çıkmam lazım</em>&#8221; gibi bir şey olarak görmemeye başlayınca kendini kabul etmeye başlıyorsun. Mesela mutlu olduğumda da aşırı mutlu, havalarda; mutsuzken, yerlerde, sinirliyken patlayacak gibi yaşarım. Ortası yok bende. Tamam nasılsa batacaksın ama şimdi tadını çıkar! Bazen yine de keşke bir denge olsa diyorum ama&#8230; Ben galiba &#8220;Başka bir dünya mümkün&#8221;ü zorlamaya çalışıyorum. Çünkü bir yandan tamam korunaklı olmak lazım ama yaşamı da görmezden gelmemek lazım gibi geliyor. Ben görmezden gelemeyenlerdenim.</p>
<p><strong>Peki sen çizmek peşindesin ama İktisat mezunu bir gençsin.  Hayata atıldığında neler yaşadın? </strong></p>
<p>Ankara&#8217;ya döndüm, çalışmam lazım, grafiker olmayı denemek istedim; onun eğitimini alayım derken böylece photoshop derslerine başladım. Bu bir nevi Aziz amcanın günah çıkartmasıydı aslında, o ayarladı dersleri önce. O dönemde yine renkler beni içine çekti ve bildiğin mouse&#8217;la bilgisayarda çizmeye başladım. Bir müddet dershanelerde öğrenciler için hazırlanan bir dergiye çizimler yaptım.</p>
<p>Yine bu dönemde, Masaüstü Yayıncılık dersleri aldım. İçeriğinde; grafik eğitimi, resim, desen, bilgisayar, grafik, logo tasarımı gibi kurumsal kimlik tarafı ağır basan içerikler vardı. Ancak ben grafiği hiç bir zaman tamamen benimseyemedim. Ellerimle çalışmayı seviyordum. Üç yıllık bir kurs dönemim geçti böylece. Yaşam geçiyor, part time çalışıyorum, işim yok. Çizimler ve iş saatleri dışında kanepede geçen bir hayat, depresyonun alası…</p>
<p>Ankara&#8217;da bu sektörde iş imkanları da sınırlı. Sonunda annemin çevresi aracılığıyla İstanbul&#8217;a, bir post prodüksiyon şirketinde görsel efekt asistanı olarak çalışmaya geldim. Perşembe telefon geldi, Pazar İstanbul&#8217;daydım. Kanepeden İstanbul&#8217;a hızlı bi geçiş oldu. İki ay boyunca anacığımın yolladığı 500 lira ile Levent gibi bir yerde, bir sandviçi, yarısı sabah yarısı akşam yiyerek geçindim. Deneme süresindeydim ödeme yoktu, 2 ay sonunda cüzi bir maaşla İstanbul macerası resmi olarak başlamış oldu.</p>
<p><figure id="attachment_15853" aria-describedby="caption-attachment-15853" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15853" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?resize=500%2C375&#038;ssl=1" alt="" width="500" height="375" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/Resim-V-Selfişko.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15853" class="wp-caption-text">Resim V-Selfişko</figcaption></figure></p>
<p><em>&#8220;Ben sana kendini sevme demiyorum, yine sev ama hobi olarak sev.&#8221;</em></p>
<p><strong>Nasıl buldun bu sektörü? </strong><strong>İş d</strong><strong>eneyimlerini paylaşır mısın?</strong></p>
<p>Bir kere insan enerjisinden beklenti çok yüksek. Gece gündüz çalışıyorsun, sabahlıyorsun ve şirkettekiler seni mutsuz görünce ayıplıyor mesela; nasıl yani zil takip oynayayım mı sabahladım diye?</p>
<p>Ayrıca çağımız insanının ortak sorununa bariz bir şekilde gözlemleyebiliyorsun; herkes mutluymuş gibi davranıyor. Mutsuz ya da zayıf olmak kimsenin tahammül edemediği bir durum. Selfişko diye bir çizimim var, <em>&#8220;Ben sana kendini sevme demiyorum, yine sev ama hobi olarak sev</em>&#8221; yazılı; o günlerden aklımda kalmış bir şeydi. Günümüzde belki biraz da sosyal medyanın dayatmasıyla her daim kendinle barışık olmak zorundasın. Oysa ki kendimizle çatışmamızdan da besleniyoruz. Ama maalesef zayıflıklarımızı göstermeye izin yok.</p>
<p>Bu şirketteki son dönemlerimde bir çizgi film projesine destek vermek üzere, animasyon departmanına sızdım sinsi gibi. Baktım bambaşka bir atmosfer, bende bir heyecan&#8230; Tabi o sıralarda yine modelleme üstüne ders alıyordum çok sevdiğim bir arkadaşımdan. Kendim için faydalı, fakat şirket icin tam bir faydasızdım açıkçası; sonra toplu çıkarmalar sırasında kovuldum. Başıma gelen en iyi şeylerden biriydi&#8230; O zaman ki supervizorum sakin olmamı ve ne istediğime karar vermem icin kendime müsade etmemi söyledi&#8230; Yine onun aracılığıyla Trt&#8217;de gösterilen bir çizgi filmde serbest olarak çalışmaya başladım. Çizimlere after-efect ile hareket veriliyordu ve bu dönem benim kendi çizimlerim adına bir meydan okuma oldu. Vücut, teknik yöntemler, anatomi, gölge gibi çizim detaylarıyla daha fazla ilgilenmeme sebep oldu ve tablette çizmeye başladım.</p>
<p>Sonunda çizgi film işi de hüsranla bitti ve yeniden iş arayışları başlamıştı; bu sefer de yolum bir kitapçıya düştü. Hafta içi kitapçıda, hafta sonları bir barda çalışıyordum. Ancak bu da umduğum gibi gitmedi. Para kazanmak için 7/24 çalışmak ve asıl işim olarak gördüğüm ve yapmak istediğim şeyi yapabilmek için  vakit bulmaya çalışmak mümkün olmuyordu.</p>
<p>Devamı için &#8212; Part II</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/">Arthere&#8217;in Öykü&#8217;sü &#8211; I</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/artherein-oykusu-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15841</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaparsa Travis Yapardı: Dağlar Dağlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yaparsa-travis-yapardi-daglar-daglar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yaparsa-travis-yapardi-daglar-daglar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Jun 2018 07:55:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15057</guid>
				<description><![CDATA[<p>8 Haziran 2018 tarihinde Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında Zorlu Center’da sahne alan brit-rock grubuTravis konseri öncesinde, grubun hiç bir İstanbul konserini kaçırmamaya çalışan biri olarak özellikle eski albümlerini çalacakları için bir parça hayal krıklığı vardı.  Çünkü konserlerde yeni şarkılar keşfetmeyi ya da sürpriz cover’larla ve farklı melodilerle şaşırmayı seviyorum; böylece bir dahaki sefer yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaparsa-travis-yapardi-daglar-daglar/">Yaparsa Travis Yapardı: Dağlar Dağlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>8 Haziran 2018 tarihinde Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında Zorlu Center’da sahne alan brit-rock grubuTravis konseri öncesinde, grubun hiç bir İstanbul konserini kaçırmamaya çalışan biri olarak özellikle eski albümlerini çalacakları için bir parça hayal krıklığı vardı.  Çünkü konserlerde yeni şarkılar keşfetmeyi ya da sürpriz cover’larla ve farklı melodilerle şaşırmayı seviyorum; böylece bir dahaki sefer yeni albümlerini çalacakları umuduyla beklentiyi düşürmüştüm, ancak Travis konserde öyle bir cover yaptı ki sürpriz olmak bir yana işte bu ancak Travis’ten beklenirdi dedirtti.</p>
<p>Öncelikle grubun solisti Fran Healy’nin sahneye İskoç kilti ile çıkmasına bayıldım. Bir yandan süslü püslü sahne hazırlıklarına tam bir meydan okuma gibi görünürken diğer yandan grubun İskoç kökenlerini de vurgulayan bir tavırdı. Zaten Travis’e dair hemen her şey kimliklerimizin özüne yönelik bir hatırlatma hissi uyandırıyor.</p>
<p>Özümüze yönelmekten kasıt, sadece doğup büyüdüğümüz topraklarla ilgili bir mesele de değil aslında; aramızda bağ bulunan ve öz benliğimizi oluşturan her şey buna dahil olabiliyor. Kısaca insani olan ve tüm insanlarda ortak bulunan bir öz’den, yalnızca ama yalnızca kendin gibi olabilme şartını taşıyan bir öz’den bahsediyorum. Ama her nasılsa ait olduğumuz bağlarımızdan ve öz’ümüzden uzaklaşmak mevzusu günümüz şartlarında çok kaygan bir tabakanın üzerinde direniyor ve bizler maalesef çok unutkanız. Bilhassa medyanın dayattığı keskinlik; neyi, ne zaman, nasıl ve nerede kısacası “hangi uygunlukta” yapacağımızın önceden belirlenmiş sınırlarını çizerken ve bu sanal ortamda bir can’ı olanın “gerçek varlığı” hiçe sayılıyorken, birileri çıkıp “hala gerçek bir şeyler mümkün” diyebildiği zaman o sese doğru koşmaktan başka çaremiz kalmıyor. Biz onların işaret ettiği gerçeği çoktan ölü sanıyorken, bir de bakıyoruz ki o hala hayatta ve onu yaşatmak mümkün. Seviniyoruz. Unuttuğumuza üzülerek…</p>
<p>Hayranlarıyla konuştuğum zaman anlıyorum ki bunlar hemen herkes için Travis’in ifade ettiği şeyler. Hiç beklenmedik bir anda İstanbul’a hediye olarak Türkçe bir şarkı performansı sergileyen bu grubun seçtiği türkünün “dağlar dağlar” olması da başlı başına özümüze davet değil mi?</p>
<p>Fran’in solo performansının ardından:<em>&#8220;Bu şarkıyı ilk duyduğumda tüylerim diken diken oldu ve ona tarif edemediğim bir şekilde bağlandım. Artık dünyada</em><em> böyle şarkılar duyamıyorsunuz”</em> sözleriyle göstermiş olduğu, incelik, anlayış, kavrayış ve müziğe yaklaşımı çok etkileyiciyidi. Hele ki solistin, Türkçe bir şarkıyı olası bir Teoman cover’ından daha da az İngiliz aksanıyla söylemesi üzerine yapılan yorumlar oldukça eğlenceliydi, grup üyeleri bu kısmı pek anlamadı tabi sadece biz güldük.  <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/travis.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-15060" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/travis.jpg?resize=620%2C258" alt="" width="620" height="258" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/travis.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/travis.jpg?resize=300%2C125&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Çoğumuzun çocukluk ya da ilk gençlik yıllarının tatlı anılarından olan “The Man Who” albümünün tamamını çaldığı bu özel konser için; kimisi 30 yaş hediyem demiş, kimisi ise yılın en anlamlı günü…Bana göre ise Travis ve benzeri müzisyenler ve sanatçılar &#8211; <em>tıpkı değerli Barış Manço’nun da bir zamanlar yaptığı gibi</em>&#8211; robot düzenin içindeki can’larımıza ve öz’ümüze ayar çekmeye geliyorlar. Başkasının kullandığı sözcüklere, varoluş tarzına, kişisel anlayışına değil de kendimizinkine yakından bakmayı yeniden ve yeniden öğretmeye… Ve başarıyorlar da… Çünkü zaten başka seçeneğimiz yok ve zaten tam da bu yüzden kayboluyoruz. Gidecek başka bir yerimiz yok. Travis bize ait olduğumuz yeri ne güzel hatırlatıyor. Konserlerine gitsem de gidemesem de; kendilerinden gelen en ufak bir video, audio, haber ve hatta görünümlerinden aldığım ilham bana her zaman inandığımız şeylerden vazgeçmemiz için hiçbir neden olmadığını; her birimizin önce “kendimize ait olduğunu” ve dünyaya “olduğumuz gibi” etki edebileceğimizi hatırlatıyor.</p>
<p>Her zaman konserlerinde az tanınırlıklarından bahseden Healy’nin bu sefer de kendilerinden pek haz etmemiş olan bir gazeteciden söz etmesine gülerken, yakında haklarında bir belgesel yapılacağını bildirmesi ise dolaylı olarak bize “herkesi memnun etmek zorunda olmayıp” yine de birilerini gerçekten <em>etkileyebileceğimizi</em> ve bunun çok şey ifade edebileceğini hatırlatmanın bir başka yoluydu.</p>
<p>Bugün müzik 70’lerde olduğu gibi dünyayı değiştiremiyor gibi görünebilir ve bu durum medyanın çoklu araçları arasında ses’in ya da performans’ın kaybolmasından kaynaklanıyor olabilir; çok daha fazla görsellik ve stilde çeşitlilik arasında müziğin ya sesi çok kısık çıkıyor ya da boğuluyor gibi görünmekte. Oysa ki grubun bas gitarı Dougie Payne’nin daha önce de söylediği gibi “dünyayı değiştiren müzik değil insanlardır”. Müziğin değdiği yerde ve ruhlarda bir etki olmamasından söz edilemez. Travis konserine katılanların, konser sonrasında aldıkları etkiyi çevrelerine saçmaya devam etmesi bu zincirin halkasına bir katkı değil midir?</p>
<p>Keşke böyle insanlar hep daha fazla üretseler, hep daha fazla var olmaya ve ilham olmaya devam etseler…</p>
<p>Çok teşekkürler Travis!</p>
<p>İyi ki varsınız…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/dn9Ol4ndHC0?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yaparsa-travis-yapardi-daglar-daglar/">Yaparsa Travis Yapardı: Dağlar Dağlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yaparsa-travis-yapardi-daglar-daglar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15057</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Olmak Ya da Yapmak?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Dec 2017 05:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12143</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son yıllarda gelişen sosyal medya mecralarının yalnızca çeşitlilikleri artmakla kalmayıp aynı zamanda kullanımına ve içeriğine yönelik de farklı yaklaşımlar gelişmekte. Kimisi bunu tamamen aile ve dostlar arasında kullanımla sınırlandırırken, kimisi de ticari amaçlı paylaşım mecrasına dönüştürdü, ürünlerini satmaya başladı ve hatta tanınmış kişi  ve bloger ünvanlarıyla ve akabinde  gelen reklam verme uygulamaları ile birlikte başlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/">Olmak Ya da Yapmak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda gelişen sosyal medya mecralarının yalnızca çeşitlilikleri artmakla kalmayıp aynı zamanda kullanımına ve içeriğine yönelik de farklı yaklaşımlar gelişmekte.</p>
<p>Kimisi bunu tamamen aile ve dostlar arasında kullanımla sınırlandırırken, kimisi de ticari amaçlı paylaşım mecrasına dönüştürdü, ürünlerini satmaya başladı ve hatta tanınmış kişi  ve bloger ünvanlarıyla ve akabinde  gelen reklam verme uygulamaları ile birlikte başlı başına bir iş sektörü haline geldi. Herhalde hangi alanda çalışıyor olursak olursak olalım sosyal medyada yer almak mutlaka bir avantaj olarak karşımıza çıkacaktır. Kurumlar, bu konularda halkla ilişkiler danışmanlıklarına başvuruyor ve hatta “Sosyal Medyada Kurumsal İtibar Yönetimi” gibi kitaplarla bu konuda titizlikli çabalara yönlendiriyoruz. Bireyler bazında da durum giderek farksız bir hal alıyor. Artık sosyal medya aynı zamanda bir kimlik ve tanımlanma meselesi. Bu durum bir zamanlar ebeynlerimiz, akrabalarımız tarafından yapılan, kızım-oğlum doktor, öğretmen, mühendis, ol toplum içinde mesleğin itibarın olsun gibi baskılardan ibaret de değil, biraz daha karmaşık bir mesele.</p>
<p>Sosyal mecralarda sahip olduğun kimlik artık orada varoluş biçimini de belirleyecek türden; günlük hayatta kimse bir doktordan her an mavi ya da beyaz görünümlü kıyafetler giymesini, dosyalar taşımasını ya da her an dünyayı mesleki terimlerle tanımlayıp ya da çevresindeki olayları böylesi bir açıdan yakalamaya çalışmasını beklemez. Oysa ki  sosyal medyada bir kimlik hesabı ile var olmak artık paylaşım yapacağın haberlerin türünden tut, ekleyeceğin arkadaş listene kadar her konuda alanınla ilgili seçici olacak olmanı da gerektirmekte. Bu durum, zihinlerdeki bu kimlik algısını biraz fazla abartılı hale getirmekte ve farkında olmadan bizleri yeni bir stres alanıyla baş başa bırakmakta.</p>
<p>Önceden gözümüze hoş gelen bir görüntüyü ya da gündem haberini profilimizde paylaşmamız ya da yorumumuzu belirtmemiz yetiyordu; bunların kurumsal kimliğimizi içerip içermemesine yönelik bu denli bir ilgi yoktu. Bu yeni kimlikli hesaplarla birlikte artık biz sadece  “kafamıza göre” paylaşmıyoruz; ama “kendimize göre” paylaşıyoruz.</p>
<p>Bir zamanlar sadece “yalnızlaşma” sorunu olarak ele alınan internet kullanımına yönelik eleştirileri, “aşırı ve anlamsız sosyalleşme bunalımları” konusu takip etti şimdi ise bu durum yerini “aşırı bireyleşme” ve “bireyselleştirmeye” bıraktı.  Bu tek taraflı bir etkinin olmadığı etki eden ile edilgen olanın sürekli birbirini yeniden tanımladığı ve dünyayı her bir bireyin kendi gözünden, renginden, mesleğinden, ideolojisinden, cinsinden türünden bir marka haline dönüştürdüğü yeni bir kurumsal globale çevirdi.</p>
<p>Bütün bunlar gerçekleşirken bir yandan kimliğimizin sınırları dikkatlice çiziyor iken acaba neleri kaçırıyor olabiliriz? Değişime, dönüşüme, yeni şeyler öğrenmeye hevesimizi ve dünyadaki diğer gerçekliklere ilgimizi yöneltmeye dair tüm becerilerimizi kesip atıyor, beynimizi yalnızca kurumsal kimliğimize katkıda bulunan kısaca her bireyin kendince göreceli “işe yarayan” larının ötesine kapatıyoruz. Acaba bu gerçekten avantaj mıdır, dezavantaj mıdır?</p>
<p><figure id="attachment_12144" aria-describedby="caption-attachment-12144" style="width: 607px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg"><img class="size-full wp-image-12144" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg?resize=607%2C304" alt="Olmak Ya Da Yapmak" width="607" height="304" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg?w=607&amp;ssl=1 607w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/olmak-ya-da-yapmak2.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 607px) 100vw, 607px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12144" class="wp-caption-text">Olmak Ya Da Yapmak</figcaption></figure></p>
<p>Günümüzde modern çalışma hayatının neden sıkıcı ve monoton bir hale geldiğine dair pek çok geniş ölçekli araştırmalar mevcut.  Adam Smith “Ulusların Zenginliği” adlı kitabında bu durumun köklerinin, toplumsal büyümenin ihtiyaçlarından kaynaklandığını ve her bir bireyi belli bir konuda uzman hale getirmenin işleri hızlandırıp kolaylaştıracak olmasının keşfedilmesiyle başladığını belirtiyor.</p>
<p>Çocukken, sadece bir Cumartesi gününü nasıl geçireceğimize karar vermemiz gerektiğinde sabahtan akşama kadar önce bir oyuncak ayının hayatını kurtarırken, sonra aşçı olup duyulmamış yemekler pişiriyor, acil durumlara koşan güçlü itfaiyeci, bebeğini doyuran anne, baba, uçağı dikkatlice inişe geçiren bir pilot ya da renkli lego oyuncaklarımızla birer mimar olabiliyorduk. Ancak yetişkinliğe geçtikçe bizden beklenen hayatımızın sıradaki 50 yılını tekrar tekrar aynı şeyleri yaparak geçireceğimiz bir mesleği belirlemek ve onun uzmanı olmaktı.</p>
<p>Elbette bir konuyu öğrenmenin ve üzerinde uzmanlaşmanın yolu tekrardan ve odaklanmaktan geçmektedir. Ancak beyin yapımızın sahip olduğu ağsı oluşumlarla aktif hale gelen bütüncül örüntü, bize yaratılışımız gereği bundan çok daha fazlasına sahip olduğumuzu gösteriyor. Her birimiz aslında kendimizin pek çok ilginç, heyecan verici ve değerli farklı versiyonlarına sahibiz.</p>
<p>Toplum içinde kurumsal bir kimlik olarak  var “olmak” eylemine odaklanırken; beynimizin farklı alanlarını özgürce aktif hale getirebileceğimiz türden farklı eylemler “yapmak” kapasitemizi ne kadar düşürdüğümüzü fark edemiyoruz bile.</p>
<p>Hayatı sürekli tekrar eden bir kimlik altında geçirmek, elbette ki yapmaktan sürekli zevk aldığımız bir şey söz konusu olduğunda gözümüze son derece yararlı görünecektir; ancak unutmamak gerekir ki hayatta tek yapmak istediğimiz o şey için bile bazen dış dünyadan ve farklı deneyimlerden besleniriz. Hatta çoğunlukla büyük buluşlar ve yaratıcı fikirler kutunun dışında düşünebilmemize müsade veren farklı yaşam deneyimi anlarında ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Oysa ki bugün çevremizi saran sosyal kimlik takıntısı bizi her an her yerde ve her davranışımızda yalnızca olduğumuz kişiye ve meşguliyetimiz alanına hapsediyor.  Yeni şeyler deneyimlemek ve yapmak bizi pek ilgilendirmiyor ve zaman kaybı gibi görünüyor.</p>
<p>Gerçekten de sadece “olmak” konumuna odaklanmak yerine “yapmak” eylemine de açık olmak ve hayatın bir deneyimler bütününden ibaret olduğunu, bu dünyaya belli kalıpların içerisine sokulmak için değil değişmek ve dönüşmek mucizesinin bir parçası olabilmek için geldiğimizi anlamamız gerekmez mi? Sosyal medyadaki görünümlerimiz buna izin vermemekten yana olsa bile…</p>
<p>Şimdi siz yeniden karar verin, to be or not to be?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/">Olmak Ya da Yapmak?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/olmak-ya-da-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12143</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Martıların Bitmemiş Filmi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/martilarin-bitmemis-filmi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/martilarin-bitmemis-filmi/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Dec 2017 08:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12264</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suriyelilerin yaşamları çeşitli yönleriyle bugüne kadar pek çok belgesel filmlerine konu oldu ve olmaya devam ediyor. Yaşamlarını hiç tanımadıkları kişilere dürüstçe açan Suriyeliler ile başlangıçta onların yaşamlarına sadece “tanık” olurken giderek daha fazla dahil olmaya başlayan belgeselcinin arasında ilginç ve yepyeni ilişkiler doğar. 22 Aralık’ta Önder Babat Kültür Merkezi’nde sergilenecek olan “Martıların Bitmemiş Filmi” adlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/martilarin-bitmemis-filmi/">Martıların Bitmemiş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Suriyelilerin yaşamları çeşitli yönleriyle bugüne kadar pek çok belgesel filmlerine konu oldu ve olmaya devam ediyor. Yaşamlarını hiç tanımadıkları kişilere dürüstçe açan Suriyeliler ile başlangıçta onların yaşamlarına sadece “tanık” olurken giderek daha fazla dahil olmaya başlayan belgeselcinin arasında ilginç ve yepyeni ilişkiler doğar. 22 Aralık’ta Önder Babat Kültür Merkezi’nde sergilenecek olan “<em>Martıların Bitmemiş Filmi</em>” adlı tiyatro oyunu işte bu süreç boyunca yaşanan karşılıklı etkileşim sürecini sahneye taşıyor.</p>
<p><em>Brezilyalı</em> yönetmen ve oyun yazarı Augusto Boal tarafından ilk kez uygulamaya geçirilen İnteraktif Tiyatro yönteminin benimsendiği projenin yaratıcısı İstanbul’da yaşayan Suriyeli Dramaturg Waseem Al Sharqi olup; yazarın girişimi <em>Arap Kültür ve Sanat Fonu (The Arab Fund for Arts and Culture-AFAC)</em> kurumunca fonlanmaktadır. <em>Arthere İstanbul</em> ekibi tarafından da desteklenen projede, ilgili kurumlar ve kişilerce gösterilen uluslararası dayanışma ve çalışma son derece sevindirici bir kolektif tablo çiziyor.</p>
<p>İnteraktif Tiyatro Projesi tüm ekip için aynı zamanda bir eğitim niteliği taşıyor. Her bireyin, projenin başlangıcından itibaren yazarlıktan, yönetmenliğe, dramaturjiden, sahne düzenine dair tüm detaylara dahil olduğu bu süreç içerisinde Suriyeli oyuncuların İstanbul’daki gerçek deneyimlerinden yola çıkılarak oyunun metni oluşturuluyor.</p>
<p>Alternatif tiyatroların geliştirdiği yeni yöntemlerle, multimedya destekli deneysel çalışmaların bolca uygulandığı gösterinin Türkçe, İngilizce ve Arapça altyazılarla izlenebilecek olması ve aynı zamanda çeşitli görsel ve işitsel efektlerle renklendirilmesi öne çıkan unsurlardan.</p>
<p><strong><em>Oyunun Konusu:</em></strong></p>
<p>Kariyerinin zorlu bir dönemecinde olan sanata meraklı, genç gazeteci Aslı ile İstanbul’da yaşamlarını tekstil fabrikasında çalışarak sürdürmeye çalışan ve bir yandan akşamları kalan vakitlerinde tiyatro çalışmalarını sürdüren Suriyeli gençlerin yolları kesişmektedir. Sanatın iyileştiriciliğini, mücadele etmenin ve hayallerinden vazgeçmemenin yaşamlarımızda yaratacağı farkı öne çıkaran oyun aynı zamanda İstanbul’da çalışma hayatının zorluklarına dair Türk ve Suriyeli gençlerin yüzleştiği ortak sorunlara değinmektedir.</p>
<p><strong><em>Oyunun tarihleri şöyledir:</em></strong></p>
<p><strong>22 Aralık Cuma       20:30- 21:30 </strong></p>
<p><strong>24 Aralık Pazar       20:30-21:30</strong></p>
<p><strong>25 Aralık Pazartesi 20:30-21:30 </strong></p>
<p>Önder Babat Kültür Merkezi<br />
Adres: Asmalı Mescit Mahallesi, Nil Pasajı No:16 34430 Beyoğlu-İstanbul</p>
<p><strong><br />
Bilgi ve Rezervasyon için: 05056924788</strong></p>
<p><a href="https://www.facebook.com/events/551432138543495/">https://www.facebook.com/events/551432138543495/</a></p>
<p><strong>Oyuncular:</strong><br />
Beyza Dut<br />
Taj Sher<br />
Abdulrazak Halloum<br />
Moemena Arnous<br />
Hala Saiasneh</p>
<p>Video: Hussein Al Kel<br />
Resim: Ali Omar<br />
Grafik Tasarım: Salina Abaza<br />
Çeviri: Jian Ibrahim, Beyza Dut<br />
Asistan: Burhan Al Khatib</p>
<p>Seslendirme: Fatma Çakır, Yılmaz Karaman ve Burak Yücel</p>
<p>Yönetmen ve Dramaturg: Wasem Al Sharqi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/martilarin-bitmemis-filmi/">Martıların Bitmemiş Filmi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/martilarin-bitmemis-filmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12264</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Thor 3’ü İzlerken</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/thor-3u-izlerken/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/thor-3u-izlerken/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 07:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11938</guid>
				<description><![CDATA[<p>(Spoiler İçerir) Sinemada hiç bu aralar olduğu kadar yoğunluk yaşandığına bizzat tanık olmamıştım. Bugünlerde vizyonda aynı anda farklı yaş gruplarından ve zevklerden herkesi cezbeden birden farklı film seçenekleri mevcut. Hele bir de bunlar ; Ayla, Yol Ayrımı, Sen Kiminle Dans Ediyorsun, Mutluluk Zamanı, Yol Arkadaşım gibi aynı anda vizyona giren başarılı Türk filmleri olunca ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/thor-3u-izlerken/">Thor 3’ü İzlerken</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>(Spoiler İçerir)</em></p>
<p>Sinemada hiç bu aralar olduğu kadar yoğunluk yaşandığına bizzat tanık olmamıştım. Bugünlerde vizyonda aynı anda farklı yaş gruplarından ve zevklerden herkesi cezbeden birden farklı film seçenekleri mevcut. Hele bir de bunlar ; Ayla, Yol Ayrımı, Sen Kiminle Dans Ediyorsun, Mutluluk Zamanı, Yol Arkadaşım gibi aynı anda vizyona giren başarılı Türk filmleri olunca ve bir de fantastik macera tutkunlarını ve takipçilerini de kararsızlığa sürükleyen Adalet Birliği, Thor 3 gibi filmlerin öne çıkması bu coşkulu kalabalığa yol açmış olsa gerek.</p>
<p>Tabi biz de Pazar sinemacıları olarak bunca seçenek arasında bir kaç farklı görüşle yola çıktık; birisi Ayla dedi, diğeri Adalet Birliği, öteki Mutluluk Zamanı, birimiz de daha kısık bir sesle “Thor da çok iyi film aslında” dedi ama kimse bu filmi daha önce seyretmemişti. Böylece ayrı salonlara dağılacağımıza karar vermiş halde sinemaya geldiğimizde izlemeyi düşündüğümüz tüm filmlerin salonlarının çoktan dolduğu süpriziyle karşılaştık. İleri saatlerdeki seanslarsa hepimizin evlerine ulaşmasında sorun çıkaracaktı. Bizim kararlaştırdğımız saatte bir tek film kalmıştı o da Thor 3: Ragnarok.</p>
<p>İçimizde Marvel çizgi roman serileri takipçisi biri yoktu. Thor bakireleri olarak bildiğimiz tek tük şeyler atınca geri gelen bir çekiç olayı, bir de keçilerini filan yiyen bir adama dair Antik Yunan efsanesi.</p>
<p>Böylece küçük grubumuzun yalnızca bir kişi hariç tüm diğer üyelerinden çıkan  “Thor de fena olmaz aslında”, “Marvel filmi ne de olsa”, “Ben de hiç izlememiştim görmek iyi olur” sesler eşliğinde  Thor 3 salonuna bu sefer ‘hep birlikte’  geçtik.</p>
<p>Sinemanın en küçük salonuydu burası. Yine de malum, esas kalabalık öteki filmlere kaydığından, pek dolu değildi. Film başladıktan sonra dahi açık olan kapısından içeriye bir ciddiyetsizlik akıyordu. Biz de içecekler ve atıştırmalıklarla doldurup ellerimizi aynı gürültücü kayıtsızlıkla koltuklara yerleşmelerimizi tamamladıktan sonra sohbetimizi son ana kadar sürdürdük ve nihayet beklentisizlik içinde seslerimizi kestik.  Ve film başladı.</p>
<p>Filmin başlangıcında  beni yakalayan ilk şey kısa bir özet sahnesinden sonra gelen yüksek voltajlı müzik oldu, sanırım arkadaşlarım için de böyleydi. Çünkü arada birbirimize bakış atıp tuhaf dans hareketleri yaparak ciddiyetsiz iletişimimize devam ediyorduk. Ancak esas olarak film tarafından yakalandığım an  Thor’un gerçek olmayan hikayesinin sahnelendiği Antik Yunan Tiyatrosu gösterimi oldu. Bu sahnenin gelişiyle aniden ilgiyle izleme başladım. Müzemsi dekor görseli, anlatıcı oyunculuk tarzı ve arka plan korosuyla Antik Yunan tiyatrosunun tüm detaylarını hızlıca takip etmeye çalışırken buldum kendimi bir an. Ancak bundan sonra filmde herşey oldukça hızla değişmeye başlamıştı ve ben benzer şeyler bulur muyum diye çoktan perdeye konsantre olmuştum.</p>
<p>Evet zamanlar ve evrenler arası geçişler çok hızlıydı ki bunu diğer serileri bilsem belki de süprizle karşılamayacaktım. Öte yandan film içerisinde hem karakterin ait olduğu ilk mekana bağlı kalması; hem de bir nevi uzay çağına uzanması ve arada kahramanların günümüz dünyasına çakılmaları filan oldukça akıllıca işlenmiş geçişlerdi. Normalde böylesi film türlerinin yapay dünyası sıkıcı gelebiliyor ama bu geçişler ve tabi ki karakterlerin samimi, yer yer komedi filmine mi geldik dedirten diyalogları filmi zamansız ve doğal bir havaya sokmuş. Bu sahneler toplu halde eğlenme fikrini çoktan bir kenara atmış ve ayrı salonlara dağılma planıyla gelmiş olan bizleri hem şaşırttı hem de oldukça keyiflendirdi doğrusu. Sonlara doğru filmin enerjisi gittikçe yükseliyor ve küçük salonun içinde film boyunca süren sesli konuşmalar, yorumlar, tahminler ve dalga geçmelerle yoğunlaşan atmosfer de ayrı bir keyif veriyordu. Tanımadığımız ve çıkışta doğru dürüst yüzlerini bile seçemediğimiz insanlarla aynı anda bu küçük salonda oturup ortak bir sohbet havasında film izliyor gibiydik. İçlerinden hiç kimse de homurdanan, şikayetlenen bir tip çıkmadı.  Ya da içimizdeki o kişi bir geceliğine salonun atmosferine kapıldı.</p>
<p>Filmin bir noktada yavaşlayıp ki buna yavaşlamak denmesi tam doğru olmaz ancak insani bir çizgiye geçiş yapan bölümü; Thor’un bir tür kaybedenler gezegeni diye adlandırılabilecek olan ve geldiğin yerde “hiç kimse” iken burada “herşey” olmaktan bahseden bir dinleti eşliğinde bu tuhaf evrene girdiği sahne idi.  Tessa Thomson’un sevimli ve etkili girişiyle başlayan ve türlü garipliklerle devam eden bu süreç içerisinde Thor’un kendisine yeni bir takım oluşturma çabası; farklı deneyimlere yol almanın ve tuhaf olmanın  güzelliklerini çağrıştıran keyifli ve eğlencenin en yüksek dozda olduğu sahnelerdi.  Aynı zamanda Hulk ile yapılan diyalogların içerisinde kontrol edemediğimiz gücün bizi yalnızlaştıran yönüne incelikle değinildi.</p>
<p><figure id="attachment_11943" aria-describedby="caption-attachment-11943" style="width: 1024px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/1.png"><img class="size-full wp-image-11943" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/1.png?resize=640%2C329" alt="" width="640" height="329" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/1.png?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/1.png?resize=300%2C154&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11943" class="wp-caption-text">Thor 3’ü İzlerken</figcaption></figure></p>
<p>Kardeş Loki ise benim için filmin başından itibaren en etkileyici kişilikti; tabi ki burada da serinin önceki filmlerini izlememiş olmaktan gelen nötr bir bakış açısı etkili olabilir. Tom Hiddleston’un zayıf ve ince yapısına Loki karakterinin zekası ve az zahmetiyle işleri halletme özelliği tam oturuyor. Geriye kalan zahmetli ve kaba kısımları ise Thor’un üstlenmesiyle beraber bu ikili  tüm seri boyunca her ne kadar belirgin bir çatışma içerisinde gözükseler de iki kardeşin farklı güçlerinin birbirini tamamlamasıyla filmin sona ermesi oldukça sevindirici ve inandırıcı bir bütünleşmeydi.  Bu karakterin en etkin yönü; “iyi” ve “kötü” gibi tanımların gülünçlüğünü yüzümüze yeniden çarpmak oldu. Belki de bunların yerine sadece “beraberlik ve yalnızlık” vardır.</p>
<p>Nihayet filmin en etkileyici mesajını aldığımız sonuna gelirken, Yıldırım Tanrısı Thor’un  babasıyla yeniden yüzleştiği sahnede “Asgaard bir yer değil, halkımızdır” ifadesi aklıma kazınacak tek şey oldu. Ragnarok&#8217;u, yani kendi uygarlıklarının temeli olan tanrıların ölümü ve Asgard&#8217;ın çöküşü anlamına gelen kehaneti durdurmak için çıktığı bu yolda Thor halkını kurtarmak amacıyla bu kehaneti kendi elleriyle gerçekleştirir.</p>
<p>Tüm mücadelelere rağmen hırslı ve yenilmez olan ablası Hela’nın elinden kurtaramadığı kenti tamamen yakarak, kardeşi Loki’nin kaybedenler gezegeninden çaldığı gemiye halkın yüklenmesi sahnesi bana aniden Suriye savaşını, botlara binerek ülkesini terk etmek zorunda kalan mültecileri ve bugün iç savaşta gelinen son durumu anımsattı. Filmdekine benzer bir biçimde gücünü yok edicilikten alan süper güçlerin zaferleri gibi; &#8211;<em>yıkıcılık zaferse, kan dökmek zaferse ve ülkeye hayat veren halkı kaybetmek zaferse</em>&#8211; …</p>
<p>Oysa ki dünya; her şeye rağmen hala yeniden “var etmek”, “yapmak” ve “yaratmak” için çok büyük.</p>
<p>Kim bilir, belki de bir çok kişinin aklından aynı şey geçmişti.</p>
<p><figure id="attachment_11944" aria-describedby="caption-attachment-11944" style="width: 1200px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/3-2.jpg"><img class="size-full wp-image-11944" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/3-2.jpg?resize=640%2C268" alt="Thor 3’ü İzlerken" width="640" height="268" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/3-2.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/3-2.jpg?resize=300%2C126&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/11/3-2.jpg?resize=1024%2C429&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11944" class="wp-caption-text">Thor 3’ü İzlerken</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/thor-3u-izlerken/">Thor 3’ü İzlerken</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/thor-3u-izlerken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11938</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sister Rosetta Tharpe</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sister-rosetta-tharpe/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sister-rosetta-tharpe/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Sep 2017 21:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10805</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Rock’n Roll’un Anası” olarak adlandırılan ve gitarın siyah azizesi olarak bilinen bu kadın, kendisinden sonraki Amerikalı siyahi müzisyenleri derinden etkileyerek blues müziğinde öncü bir role sahip olmuştur. Ne Chuck Beryy, ne Scotty Moore, James Burton ne de Keith Richards, bu kadın kadar vahşi ve de yenilikçi bir çalış tarzına sahip değildi. Parlak sarışın bir peruk, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sister-rosetta-tharpe/">Sister Rosetta Tharpe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Rock’n Roll’un Anası” olarak adlandırılan ve gitarın siyah azizesi olarak bilinen bu kadın, kendisinden sonraki Amerikalı siyahi müzisyenleri derinden etkileyerek blues müziğinde öncü bir role sahip olmuştur. Ne Chuck Beryy, ne Scotty Moore, James Burton ne de Keith Richards, bu kadın kadar vahşi ve de yenilikçi bir çalış tarzına sahip değildi. Parlak sarışın bir peruk, parlak küpeler ve gerdanında yapay elmaslarla süslediği beyaz elbisesinin üzerinde taşıdığı elektronik gitarı ile dönemin öne çıkan kadın sanatçıları olan Bessie Smith ya da Aretha Franklin’le karşılaştırılması mümkün olamayacak kadar eşsiz ve büyüleyici bir yoğunlukta şarkılarını söylerdi.</p>
<p>Asıl ismi Rosetta Nubin olup 1915 yılında bir pamuk tarlasında doğmuştur; bir şarkıcı olan babası ve mandolin çalan annesi Kettie Bell Nublin’i dinleyerek büyümüştür ve böylece kendisi de henüz 4 yaşında iken boyunca gitarı çalabilmeyi öğrenmiştir. Aynı zamanda vaftizci bir psikopos olan ve ritmik müzikal ifadeyi, dansı ve kadınların kilisede vaaz vermesini teşvik eden annesinin çok fazla etkisinde kalmıştır.</p>
<p><figure id="attachment_10808" aria-describedby="caption-attachment-10808" style="width: 354px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb01.jpg"><img class="size-full wp-image-10808" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb01.jpg?resize=354%2C512" alt="Sister Rosetta Tharpe " width="354" height="512" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb01.jpg?w=354&amp;ssl=1 354w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb01.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w" sizes="(max-width: 354px) 100vw, 354px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10808" class="wp-caption-text">Sister Rosetta Tharpe</figcaption></figure></p>
<p>Bilindiği üzere kölelik dönemlerinde Afrikalılar, yaşadıkları stres ve baskıdan bir nebze olsun rahatlayabildikleri tek yer olarak gördükleri beyazların kiliselerine katılma eğilimindeydiler. Bu katılımlar süresinde Hristyan ilahilerini Afrika geleneklerine göre kendi tarzlarında söylemeye başladılar. Aynı zamanda bu durum erken Blues müziğinin beyazlar tarafından ilk duyulduğu ve dikkat çekmeye başladığı döneme işaret eder.  Ancak Sister Rosetta’ya kadar bu müzik hiç bu denli dikkat çekip kaydedilmeye başlanmamıştı.</p>
<p>Altı yaşına geldiğinde Tharpe, düzenli olarak seyahat eden bir evanjelik grubunda sanatçılık yapan annesine katılmıştı. Ünü Güney Amerika’nın ötesine henüz geçmeden önce “Şarkı söyleyen ve gitar çalan bir mucize” olarak tanımlanmaya başlayan Rosetta annesinin bir kısmı vaaz, bir kısmı gospel konseri olan performanslarına eşlik etmeye başladı.</p>
<p>Zamanla gospel müziğinin ilk büyük kayıtlı yıldızı haline gelmeye başladı. Gospel müzisyenleri arasında “rytham and blues” ve “rock’n roll” dinleyicilerine de hitap edebilen ilk şarkıcıydı. 1930 ve 40’lı yıllarda gospel müziği seküler izleyiciler arasında da popüler hale getirdi. Böylece Nina Simone ve diğerleri onun peşi sıra sahneyi almaya başladılar.</p>
<p><figure id="attachment_10810" aria-describedby="caption-attachment-10810" style="width: 539px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb02.jpg"><img class=" wp-image-10810" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb02.jpg?resize=539%2C673" alt="Sister Rosetta Tharpe " width="539" height="673" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb02.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb02.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb02.jpg?resize=820%2C1024&amp;ssl=1 820w" sizes="(max-width: 539px) 100vw, 539px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10810" class="wp-caption-text">Sister Rosetta Tharpe</figcaption></figure></p>
<p>1920’lerin ortasında, Tharpe ve annesi Chicago’da Illinois’e yerleştiler ve burada 40. caddedeki meşhur COGIC kilisesinde dini konserler vermeye başladılar; arasıra kilise toplantılarında sahne almak üzere ülkenin farklı bölgelerine de yolculuk ediyorlardı. Tharpe, siyah kadın gitaristlerin nadiren ortaya çıktığı bir dönemde önde gelen bir müzik dehası olarak ün yaptı. “Didn’t it rain” şarkısında olduğu gibi, performanslarına çok fazla ruhsallık katan şarkıcı, ilk kez bir  tren istasyonunda duyulduğu düşünülen blues müziğini bundan daha fazla hissederek dinleyemeceğiniz tek yer olan bir istasyonda çalarak müthiş bir ilham kaynağı oldu</p>
<p>31 Ekim 1938’de 23 yaşındaki Tharpe, Luck Millinder’in caz orkestrasının desteğiyle Decca Records için ilk kez dört taraflı  kayıt yaptı. Bu yıllarda 23 Aralık’ta, klasik müziğin olduğu kadar Blues müziği tarihinde de önemli bir yeri olan Carnegie Hall’da “Spirituals to Swing” (<em>İlahilerden Swing’e)</em> adlı konserinin ardından yüksek ses getirmekle birlikte kötü şöhret kazandı, çünkü izleyiciler için etkileyiciliğinin yanısıra şok edici olan performansları birçok açıdan devrimci olduğu kadar tartışmalıydı. Seküler gece klübü izleyicileri için blues ve caz müzisyenleri ve dansçılarının yanında gospel müziği yapmak; alışılmadık ve olağandışıydı ve muhafazakar dini çevreler de böyle bir ortamda gitar çalan bir kadın için kaşlarını çattı. Bu nedenlerden dolayı, Tharpe, gospel topluluğunun kesimlerince gözden düştü.   İnanılmaz canlı tempoda düzenlemelerle gospel temalarını birleştiren “This Train” ve “Rock Me” kayıtları 1930’ların sonlarında daha önce gospel müziğine fazla tanık olmamış dinleyiciler arasında hit oldu. Gece klübü performanslarında, yarı giyinik şov kızlarının arasında gospel şarkıları söylemesi, onun gospel toplulukları tarafından daha da dışlanmasına yol açtı.</p>
<p>Aynı zamanda, bu dönemde gitar becerileri ile erkekliğin doğrudan bağlantılı olduğu da belirtilmelidir. Tharpe bu toplumsal cinsiyet yapısına da meydan okudu  bu nedenle gitarı böylesine benzersiz ve cüretkarca çalışından övgüyle söz edilmek yerine medya ve izleyiciler tarafından ortaya atılan övgüler adeta “bir erkek gibi çalabiliyor” şeklini almaya başladı; oysa ki bu gitar yarışında kendisi pek çok erkekten daha iyi çalabilmesiyle ilham alınacak konuma çoktan gelmişti. O bir devrimciydi ve blues’un en parlak döneminde hem müziğin türünü hem de cinsiyetini alt üst etti.</p>
<p>1940’ların başında Tharpe, dini gospel müziğinin, daha seküler seslerle arasında köprü kurmaya devam ederek müzik türleri arasında kolayca yapılan sınıflandırmalara meydan okudu.  Luck Milliender’ın orkestrası eşliğinde “Shout Sister Shout”, “That’s All”  ve “I Want a Tall Skinny Papa” gibi seküler hitleri kaydetti. Tharpe’nin elektro gitarı çaldığı ilk albüm olan “That’s All” kendisinden sonra gelen Chuck Berry ve Elvis Presley gibi gitaristler üzerinde etkili oldu.</p>
<p><figure id="attachment_10811" aria-describedby="caption-attachment-10811" style="width: 700px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb04.jpg.png.jpg"><img class="size-full wp-image-10811" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb04.jpg.png.jpg?resize=640%2C384" alt="Sister Rosetta Tharpe " width="640" height="384" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb04.jpg.png.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/fotosb04.jpg.png.jpg?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10811" class="wp-caption-text">Sister Rosetta Tharpe</figcaption></figure></p>
<p>1961 yılında Frémeaux &amp; Associés adlı Fransız plak şirketi tarafından, sanatçıya ait eserlerin tamamı yedi adet çift CD seti olarak çıkarıldı.</p>
<p>En son olarak 2016 yılında şarkıcı Mary Chapin tarafından “The Things That We Are Made Of” albümünde Tharpe adına “Oh Rosetta” adlı şarkıyı yazdı ve kaydetti. Albümün yayınlanmasından sonraki bir turne sırasında Mary Chapin bu şarkıda “Sister Rosetta” ile sohbet etmeyi hayal ettiğini açıkladı.</p>
<p>Kim istemez ki?</p>
<p><strong>Video:</strong></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=SR2gR6SZC2M">https://www.youtube.com/watch?v=SR2gR6SZC2M</a></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="http://www.biography.com/people/sister-rosetta-tharpe-17172332">http://www.biography.com/people/sister-rosetta-tharpe-17172332</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Sister_Rosetta_Tharpe">https://en.wikipedia.org/wiki/Sister_Rosetta_Tharpe</a></p>
<p><a href="https://www.theguardian.com/music/2015/mar/18/sister-rosetta-tharpe-gospel-singer-100th-birthday-tribute">https://www.theguardian.com/music/2015/mar/18/sister-rosetta-tharpe-gospel-singer-100th-birthday-tribute</a></p>
<p><a href="http://www.allmusic.com/subgenre/blues-gospel-ma0000011814">http://www.allmusic.com/subgenre/blues-gospel-ma0000011814</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sister-rosetta-tharpe/">Sister Rosetta Tharpe</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sister-rosetta-tharpe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10805</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Biz İstanbul’u Ne Yapacağız?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/biz-istanbulu-ne-yapacagiz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/biz-istanbulu-ne-yapacagiz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 31 Aug 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10791</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Şöyle bir dağ eteğinde olur gideceğimiz yer, benim kızım. Herkes İstanbul’da kalalım dermiş. Hepsini sordum bilenlere, öğrendim iyicene. Hükümet tabii seni alır. Biz İstanbul’u ne yapacağız? Bize bir ev, kışın kömürlüğümüzde odun-kömür gerek. Bir de mutfağımız olur, değil mi?” Füruzan-Parasız Yatılı, 1970 Göç olgusunun bir kavram olarak mülteci temasının ötesine çoktan geçmeye başladığı şu yıllarda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-istanbulu-ne-yapacagiz/">Biz İstanbul’u Ne Yapacağız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_10792" aria-describedby="caption-attachment-10792" style="width: 334px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Biz-İstanbulu-Ne-Yapacağız.jpg"><img class=" wp-image-10792" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Biz-İstanbulu-Ne-Yapacağız.jpg?resize=334%2C473" alt="Biz İstanbul'u Ne Yapacağız?" width="334" height="473" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Biz-İstanbulu-Ne-Yapacağız.jpg?w=565&amp;ssl=1 565w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/Biz-İstanbulu-Ne-Yapacağız.jpg?resize=212%2C300&amp;ssl=1 212w" sizes="(max-width: 334px) 100vw, 334px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10792" class="wp-caption-text">Biz İstanbul&#8217;u Ne Yapacağız?</figcaption></figure></p>
<p>“Şöyle bir dağ eteğinde olur gideceğimiz yer, benim kızım. Herkes İstanbul’da kalalım dermiş. Hepsini sordum bilenlere, öğrendim iyicene. Hükümet tabii seni alır. Biz İstanbul’u ne yapacağız? Bize bir ev, kışın kömürlüğümüzde odun-kömür gerek. Bir de mutfağımız olur, değil mi?”</p>
<p>Füruzan-Parasız Yatılı, 1970<br />
Göç olgusunun bir kavram olarak mülteci temasının ötesine çoktan geçmeye başladığı şu yıllarda İstanbul her zamankinden daha yoğun bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bilhassa son beş yılda aniden gelişen Suriye savaşının yansıması olan göç İstanbul’u yeniden bir değişim sürecinin içinde olmaya zorladı. Her ne kadar toplumun bir kesimi için hala gerçek bir temas sağlanamamış olsa da Suriyeli ve Türk toplumu arasında çoktan belli değerler etrafında toplanma ve hatta üretim ortaklığı oluşmaya dahi başladı.</p>
<p>Böylesi ortaklıklara ve hatta daha fazlasına imkan tanıyarak uluslararası niteliğiyle öne çıkan Arthere Café 2014 yılında Suriyeli bir fotoğrafçı olan Omar Berakdar tarafından kuruldu.  İstanbul’daki en yoğun Arap topluluk olan Suriyelilerin dışında farklı Arap ülkelerinden, Avrupa hatta Amerika’dan geçici bir süreliğine İstanbul’a gelenlerin olduğu kadar Türklerin de yoğunlukla uğradığı bu mekan sanatın ve insanlığun; milletlerin, ülkelerin ve sınırların çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Yarı Fransız yarı Suriyeli olan Omar Berakdar İstanbul’da özellikle Türkler ve Suriyeliler arasında daha fazla kültürel entegrasyon olması gerektiğine inanıyor ve destek veriyor.</p>
<p>İşte bu destek aracılığıyla  Türk ve Suriyeli arkadaşlarla Arthere Café’nin sunduğu imkanlar dahilinde bir okuma tiyatrosu projesi için masaya oturuldu.</p>
<p><figure id="attachment_10795" aria-describedby="caption-attachment-10795" style="width: 412px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto2.jpg.png"><img class="size-full wp-image-10795" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto2.jpg.png?resize=412%2C456" alt="Biz İstanbul'u Ne Yapacağız?" width="412" height="456" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto2.jpg.png?w=412&amp;ssl=1 412w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto2.jpg.png?resize=271%2C300&amp;ssl=1 271w" sizes="(max-width: 412px) 100vw, 412px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10795" class="wp-caption-text">Biz İstanbul&#8217;u Ne Yapacağız?</figcaption></figure></p>
<p>Başta göç konusu işleme fikrinden yola çıkıldıysa da akabinde bundan cayılarak, Suriyeli göçüyle İstanbullu’nun yerleşik yaşamının ortak teması olan “Gitmek mi, kalmak mı?” sorusunun altını çizmeye karar verildi. Bunun yanısıra evrensel bir diğer ortak tema olan şehir yaşamındaki kadının mücadele etmek zorunda kaldığı güçlüklere dikkat çekildi. Füruzan’ın Parasız Yatılı adlı öyküsünde, kocasını genç yaşta kaybetmiş ve kız çocuğuyla tek başına kalmış dul bir kadının maddi ve manevi yükünün duygu yüklü ağırlığı seslendirilirirken, diğer yandan Bernard Koltes’in dünyaca ünlü oyunu olan Roberto Zucco’dan aynı adlı karakterinin yanında sönük kalan kadınlar öne çıkarılmıştır. Abla ve kız kardeş diyaloğu seslendirilmeleriyle yıllarca sakınılıp, ablanın tabiriyle bir kumru gibi pırıl pırıl tutularak korunulmuş, kız kardeşin tecavüze uğramasıyla nasıl baş edeceğini bilemez haldeki abla ile bu durumu geçmişteki yaşamına yeğ tutacağa benzeyen kız kardeşin çatışması öne çıkarılıyor.</p>
<p><figure id="attachment_10799" aria-describedby="caption-attachment-10799" style="width: 368px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto3.jpg.png"><img class=" wp-image-10799" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto3.jpg.png?resize=368%2C402" alt="Biz İstanbul'u Ne Yapacağız?" width="368" height="402" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto3.jpg.png?w=417&amp;ssl=1 417w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/foto3.jpg.png?resize=275%2C300&amp;ssl=1 275w" sizes="(max-width: 368px) 100vw, 368px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10799" class="wp-caption-text">Biz İstanbul&#8217;u Ne Yapacağız?</figcaption></figure></p>
<p>Diğer bir kadın karakter ise adanmışlığın diğer yüzünü temsil ediyor; yaşamını ailesini memnun etmek adına görünmez biri olup çıkarak geçirmekte olan orta yaşlı bir kadının; bir gün parkta Zucco tarafından oğlunun öldürülmesiyle beraber kendi benliğinin kanıtı olan tek varlığı kaybettikten sonra artık yaşamının da bir anlamı kalmadığını fark ederek oğlununun katilinin peşinden gitmek istemesi işleniyor.</p>
<p>Şam Dramatik Sanatlar Yüksek Enstitüsü mezunu Waseem Al Sharqy’ nin yönetmenliğinde sergilenen oyun Arthere aracılığıyla tüm takipçilerine ve sanatseverlere duyuruldu, ayrıca yalnızca Türk ve Suriyelilerden değil farklı uluslardan da katılanlar dili anlamasalar dahi gösteriden etkilendiklerini belirttiler. Arka planda Şam ve İstanbul görselleri ve oyuna dair ilgili materyallerin bir sunumunu içeren video gösterisi ile de katılımcılara farklı bir atmosfere geçiş olanağı sağlandı</p>
<p>Füruzan’ın “Parasız Yatılı” öyküsündeki anne ve kız çocuğunu seslendiren; Hala Sayasne,Şam Üniversitesi tiyatro mezunu, tiyatro ve sinema oyuncusu ve seslendirme sanatçısı. Roberto Zucco’yu seslendiren Yılmaz Karaman, Deney Atölyesi tiyatro oyuncusu, opera sanatçısı ve müzisyen. Abla, kızkardeş ve bayan karakterlerini seslendiren; Beyza Dut, Deney Atölyesi oyuncusu ve araştırmacı.</p>
<p>Arthere Café ve İstanbul’da böylesi etkinliklere olanak veren pek çok sanat ve sosyal etkileşim mecralarındaki benzer etkinliklerden haberdar olmak için takipte kalın!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/biz-istanbulu-ne-yapacagiz/">Biz İstanbul’u Ne Yapacağız?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/biz-istanbulu-ne-yapacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10791</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KADIN ve ŞEHİR TEMALI OKUMA TİYATROSU</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadin-sehir-temali-okuma-tiyatrosu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadin-sehir-temali-okuma-tiyatrosu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10634</guid>
				<description><![CDATA[<p>Arthere İstanbul’da 22 Ağustos’tan 25 Ağustos’a kadar her akşam saat 8’de Türk ve Suriyeli gönüllü oyuncularının bir araya gelerek oluşturduğu ortak bir “Okuma Tiyatrosu” etkinliği gerçekleşecektir.  Yönetmenliğini Şam Dramatik Sanatlar Yüksek Enstitüsü mezunu ve 2015’te yayımlanan AlHajb (Kapıcı) adlı romanın yazarı Waseem Al Sharqy’nin üstlendiği etkinlik; Füruzan, Parasız Yatılı ve Bernard Marie Koltez’den Roberto Zucco [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin-sehir-temali-okuma-tiyatrosu/">KADIN ve ŞEHİR TEMALI OKUMA TİYATROSU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Arthere İstanbul’da 22 Ağustos’tan 25 Ağustos’a kadar her akşam saat 8’de Türk ve Suriyeli gönüllü oyuncularının bir araya gelerek oluşturduğu ortak bir “Okuma Tiyatrosu” etkinliği gerçekleşecektir.  Yönetmenliğini Şam Dramatik Sanatlar Yüksek Enstitüsü mezunu ve 2015’te yayımlanan AlHajb (Kapıcı) adlı romanın yazarı Waseem Al Sharqy’nin üstlendiği etkinlik; Füruzan, Parasız Yatılı ve Bernard Marie Koltez’den Roberto Zucco adlı eserlerinden  bir kolaj niteliğinde. Kadın ve şehir teması altında birleşen etkinlik aynı zamanda İstanbul ve Şam’a dair görsellerin video halinde sunumunu da izleyicilerle paylaşıyor.  Etkinlik hem Türkçe hem de Arapça dilinde olacaktır (altyazı ile birlikte). Etkinliğin süresi 45 dakikadır</p>
<p>2014 yılında Kadıköy Rasımpaşa&#8217;da yarı Fransız yarı Suriyeli, kimyager ve fotoğrafçı olan Omar Berakdar  tarafından  kurulan  Arthere Cafe;  İstanbul&#8217;da yaşayan uluslararası sanatçılara yönelik atölye olanakları sunarak hem üretmelerine hem de ürettiklerini paylaşmalarına imkan veren aynı zamanda cafe ve sergi salonu niteliğinde bir mekan.</p>
<p>Oyuncular<br />
Beyza Dut<br />
Hala Sayasna<br />
Yılmaz Karaman</p>
<p>Video<br />
Dana Bakdunes</p>
<p>Yönetmen<br />
Waseem Al Sharqy</p>
<p>Etkinliğe katılım ücretsizdir fakat koltuk sayısı sınırlı olduğundan etkinliğe katılım için rezervasyon yapılması zorunludur. Rezervasyon için: 0542 510 11 26</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadin-sehir-temali-okuma-tiyatrosu/">KADIN ve ŞEHİR TEMALI OKUMA TİYATROSU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadin-sehir-temali-okuma-tiyatrosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10634</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sibella</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sibella/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sibella/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Feb 2017 11:30:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan dramaları]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[doğa.]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[venüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama bağlılık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama tutkusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8273</guid>
				<description><![CDATA[<p>Onun adı Sibel. Ancak, güzelliği ve zerafeti özellikle de bakımlılığı nedeniyle çevresindekiler ona Sibella adını vermişlerdi. Bakımlılık derken; onu uzaktan tanıyanların  düştüğü yanılgı misali öyle basit, sıradan bir bakımlı kadın imajı canlanmasın gözünüzde. Onunki bir yaşam tarzı. O Antik Yunan’lıların varlıklarına inandığı efsanevi Sibyl’ların günümüze uyarlaması&#8230; Ya da gezegeni Venüs olan bir genç kızın sahip [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sibella/">Sibella</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Onun adı Sibel.</p>
<p>Ancak, güzelliği ve zerafeti özellikle de bakımlılığı nedeniyle çevresindekiler ona Sibella adını vermişlerdi. Bakımlılık derken; onu uzaktan tanıyanların  düştüğü yanılgı misali öyle basit, sıradan bir bakımlı kadın imajı canlanmasın gözünüzde.</p>
<p>Onunki bir yaşam tarzı.</p>
<p>O <em>Antik Yunan</em>’lıların varlıklarına inandığı <strong>efsanevi Sibyl</strong>’ların günümüze uyarlaması&#8230; Ya da gezegeni Venüs olan bir genç kızın sahip olabileceğinin tam ve gerçek karşılığı&#8230; Hatta belki de biraz fazlası. O yalnızca kendine olan özeniyle değil aynı zamanda bulunduğu ortama, çevresine ve arkadaşlarına dokunuşlarıyla kattığı güzelliklerle de adeta Tanrıça’nın ta kendisi. Tek farkı, o tüm güzelliği ve varlığıyla gerçek. <u>Sibel</u>’i sadece güzellikle sınırlandırmak yanlışına düşmeyin sakın. Onu Sibella yapan asıl şey sevgisini, ilgisini herkese ve her şeye uzatabilme gücü&#8230;</p>
<p>Eğitim için gittiği küçük kasabada hiçbir daireyi beğenmeyip sonunda  kışın soğuğuna rağmen kiraladığı o alengirli teras katındaki içiçe mutfak ve odayı öyle güzel döşemişti ki nihayet onu kendini çevreleyen güzelliklerin ısıttığı anlaşılıyordu. Sibella tüm gücünü değerlerinden alıyor. Öylesi bir güç ki onunki her sabah uyandığında kendini yeniden inşa ediyor. Geceleri yatağa da öyle alelade bir şekilde girdiği sanılmasın. Çünkü o;  günü ne kadar zorlu ya da kötü geçerse geçsin asla kendini salıvermiyor. Özenle sildiği makyajı, uyku için hazırladığı saçı ve süpriz bir dolaptan açılan arka tahtası süslemelerle ve peluşlarla renklendirilmiş yatağına da adeta bir prenses gibi giriyor. Ve ertesi gün yine hayatına kaldığı yerden aynı ihtişamıyla uyanıyor.</p>
<p>Onun için kendi gezegeninde yaşıyor diyebiliriz. Evet dışarıda herkesle uyumlu olan güçlü bir sosyal yaşamı, aşkları, dertleri, başarıları ve problemleri var ancak bunların hiçbiri onun kendine inşa ettiği asıl değerlere uzanabilecek güçte değil. Dolayısıyla onun dışarıdan yara alabilmesi mümkün değil. Buradan da asla yaralanmadığı anlaşılmamalı. Ancak bizler çoğu zaman zayıf düştüğümüzde çarçabuk yaşamımızın iplerini elden bırakır ve üstümüze başımıza özen göstermeyi bırakır- sanki bunu sadece erkekler ya da dışarıdakiler için yapıyormuşuz  gibi- yetmezmiş gibi bir de arkamızı toplayan yoksa evi yerle yeksan eder ya hiç çıkmayız ya da dışarıda yarı ölü bir kılıkta gezeriz. Güneş artık bize doğmaz olur. Sibel’de ise bunların hiçbirini görmeniz mümkün değil, yaşamı boyunca da mümkün olmayacak gibi&#8230; Kendini şöyle bırakıp salıvermeyi bırakın;  güneş hiç doğmayacak olsa bile o yine de tavanın köşesine herhangi bir nesneyi güneş objesi ihtişamıyla dikebilmenin bir yolunu bulacak ama asla oturup beklemeyecektir.</p>
<p>O sıradan bir t-shirt ile en şık yerlere layık bulduğumuz bir eteği kombine edebilir. Boyfriend jean’lar henüz moda değilken dahi erkek kotlarını ve gömleklerini üzerine geçirip en kadınsı elbiselerin yapabileceğinden çok daha iyi bir görünüm yakalayabilirdi. Kafasına sıradan bir bandı en farklı şekilde bağlayıp derse gelebilir ya da piknik yapmaya giderken rengarenk eteği ile bembeyaz bluzünü giyer yine de incelikli hareketlerle sofrayı kurup kaldırma sorumluluğunu tek başına üstlenirken üzerini tek bir leke etmeden eve dönebilirdi. Bir sabah evden çıkarken, her gün uğradığı manavda çalışan yaşlı tezgahtar ona: “Kızım, bu seninki insanın yaşadığı yerle, parayla pulla olacak şey değil. Bu insanın içinden gelecek” demiş.</p>
<p>Yine buradan da tüm bunları dışarıya gösteriş için yaptığı anlamı çıkarılamaz. Onun iç dünyasını da buna programlanmış halde bulmanız pek tesadüf olmayacak gibi. İçine düştüğü en zorlu, karmaşık ve hatta tehlikeli durumda dahi rimellerinin daha da bir güzelleştirdiğinin pekala farkında olduğu ışıklı gözlerini kısar ve daima bir plan düşünür. Onun zihni hareket etmek üzere çalışır: “Peki bununla n’apacağım?” Aklındaki soru daima bu. Eline geçen her şeyi büyük bir yaratıcılık ve incelikle estetik bir objeye dönütürmesine yol açan da bu değil mi? Kalemini, defterini, eski bir örtüyü ya da sıradan bir kahvaltı sofrasını&#8230;  Bunları kendi yaratıcı kimliğini öne çıkarmak için de yapmıyor üstelik; o yüzdendir ki onunkisi duru bir gerçek. O kadar gerçek ki artık görünen şey Sibel’in kendisi değil adeta bir altından dağılan ve kimseye ait olmayan tozlar&#8230; Her yere ve her şeye sızan&#8230; Bir kişiye ya da varlığa atfedilemeyecek derecede yayılan&#8230;Onun istediği de tam olarak bu. Görünen şeyin bizzat kendisi olmasını dert etmiyor.  Onun takdir edilmesini beklediği şey, güzelliğin kendi ihtişamı. Bunu sağlamalı ki herkes ona kapılabilsin ve bu altın tozlarından nasibini alabilsin. Gerçekten de onun çevresinde toplanan ve görünüm olarak umutsuz durumda olan kızların ve erkeklerin dahi, zamanla kendileriyle en uyumlu olan imaja büründüğü ve içlerinde gizli olan güzellik potansiyellerinin şaşırılacak derecede dışarıya yansıdığı gözlemlenir. Tüm payı kendine saklayan birinin çevresinde bunlara rastladınız mı hiç?</p>
<p>Onun tüm bunları ellerinin hünerlerinden üfürürcesine çıkardığını en iyi yakın arkadaşları bilir ve her zaman etrafında olmak için can atar. Aynı şey kendisi için de geçerli. O da başkalarıyla beraber olmaya her an isteklidir. Onun çevresi, sürekli genişlemekte olan bir evren misali her daim katlanarak çoğalır. Hemen hemen her yere girip çıkabilir ve bunun için ille de aidiyet duyduğu bir topluluğu yanına katması gerekmez. Bir bakarsınız, tek başına yaşlı bir kadının evinden çıkıyor, bir bakarsınız pazardan ellerinde yeni tanıştığı dostlarına yardım için dolu poşetlerle dönüyor, bir bakarsınız erkeklerle beraber oyun salonunda diğer kızların anlamadığı konularda skorlar yapıyor ve bir de bakarsınız saçını tepeden toplamış basket potasına zıplıyor. Bunları yaparken o kimseye ihtiyaç duymuyor; fakat ondan gelen yaşam enerjisine ihtiyaç duyanlar bitmez tükenmez bir hevesle çevresinde toplanıyor.Bu yüzden de hiçbir zaman <em>Sibel</em>’i yalnız görmek mümkün olmuyor.</p>
<p>Falcı bir kadın bir keresinde ona kesinlikle kendisini koruyan bir şeyin olduğunu söylemiş. Bana öyle gelir ki bu güç çevresini saran kalabalıktan başkası değil.</p>
<p><strong>Sibel</strong>’in yaşamına bir kere dahil olanlar başta onun güzelliğiyle büyülenir hatta biraz çekinir de bundan; ancak zamanla enerjisine hayran kalır ve nihayet ondaki gerçekliğin ve altında yatan temel güdünün farkına varırlar. Bunun adı çok basit: sorumluluk. Yaşamı ciddiye alma ve an’a dair her ne varsa ona değer katma sorumluluğu&#8230; Tüm bunları büyük bir gerçeklikle ve samimiyetle yapabilmenin katalizörü ise: sevgi.</p>
<p>İşte estetiğin içini bunlarla doldurabilmeyi başarmış ve güzelliğin şifrelerini değiştirerek ismini Sibella yapabilmiş bir genç kızın yaşamına hakim olan asil değerler…</p>
<p><b>Sibel&#8217;e sevgilerimle&#8230;</b></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sibella/">Sibella</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sibella/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8273</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dilan Bozdağ ile Röportaj (Drama ile İngilizce Eğitimi)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Nov 2016 11:33:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Dilan Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[drama]]></category>
		<category><![CDATA[dramaturji]]></category>
		<category><![CDATA[Elit Gençler Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[İletişimde Engel Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce drama]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Mask-Ra]]></category>
		<category><![CDATA[Semiha Berksoy Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalı tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı drama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5923</guid>
				<description><![CDATA[<p>Türkiye’de İngilizce öğrenimi almış insanlarda “Biliyorum ama konuşamıyorum” sorununa hemen hemen her yerde rastlarız. Bunun temelinde aslında pratik eksikliği veya eğitim sistemindeki yetersizlikler bulunmaktadır. Ancak bunların dışında bir şeyin daha olabileceğini çoğu zaman unuturuz. Özgüven ve iletişim becerileri eksikliği&#8230; Dilan Bozdağ hakkında 11 yıllık İngilizce öğretmeni Dilan Bozdağ; 9 yıldır Elit Gençler Koleji’nde öğretmenlik yapıyor.11 [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/">Dilan Bozdağ ile Röportaj (Drama ile İngilizce Eğitimi)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’de İngilizce öğrenimi almış insanlarda “Biliyorum ama konuşamıyorum” sorununa hemen hemen her yerde rastlarız. Bunun temelinde aslında pratik eksikliği veya eğitim sistemindeki yetersizlikler bulunmaktadır. Ancak bunların dışında bir şeyin daha olabileceğini çoğu zaman unuturuz. Özgüven ve iletişim becerileri eksikliği&#8230; </em></p>
<h2>Dilan Bozdağ hakkında</h2>
<p>11 yıllık İngilizce öğretmeni <strong>Dilan Bozdağ</strong>; 9 yıldır Elit Gençler Koleji’nde öğretmenlik yapıyor.11 yıllık eğitim hayatı boyunca her yıl çocuklarla İngilizce eğitimini harmanladığı tiyatro gösterileri yaptı ve son 4 yıldır ise profesyonel drama eğitimi veriyor. Mesleki bilgi ve ilgi alanlarıyla  iç içe geçirdiği faaliyetlerini aynı zamanda çeşitli sosyal projelere de kaydırarak  sıradan bir İngilizce öğretmeninin çok ötesinde işlere imza atıyor.</p>
<p><u>Dilan Bozdağ</u> eğitimcilik hayatının daha ilk yıllarında yıl sonu müsamerelerini İngilizce eğitimini harmanlamak için bir fırsat olarak görüyor ve bir süre sonra kontrolü tamamen ele alarak çalışmaları ilerletiyor. Kariyerinin en başından itibaren İngilizce eğitimini götürdüğü her yere dramayı da beraberinde götüren Bozdağ; nihayet kendi profesyonel drama kulübünü açıyor. Sonrasında bununla da yetinmeyip Mask-Ra adlı kendi tiyatro topluluğunu kurarak çocuklar için İngilizce oyun hazırlıyor, yazıyor, yönetiyor ve oynuyor.</p>
<p>Çocuklar kadar velilerin de beğenisini kazanan genç öğretmen zamanının çoğunu tüm bu işler için harcıyor.Her zaman yaptığı işin hakkını vermek inancıyla hareket ettiğini söyleyen Bozdağ; drama ve  temel oyunculuk eğitimleri aldı ve mesleki alanda çalışmalarına devam ediyor. Dramaturjisini kendisinin yaptığı İngilizce oyunları sahnelemeden önce mutlaka pedagoga danışarak uygunluğunu onay alıyor.</p>
<p>Kendisiyle <strong>Semiha Berksoy Akademisi</strong> tiyatro okulunda tanışıyoruz. Çoğumuzun sadece hobi için gittiği bu yere kendisi; kişisel merakının yanı sıra, yaptığı işe katkıda bulunması adına oyunculuk eğitimi almak istediği için geldiğini söylüyor.</p>
<p>İşte karşınızda çok renkli öğretmen <strong>Dilan Bozdağ</strong> ile röportajımız:</p>
<p><figure id="attachment_5925" aria-describedby="caption-attachment-5925" style="width: 898px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5925 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?resize=640%2C522" alt="Dilan Bozdağ" width="640" height="522" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?w=898&amp;ssl=1 898w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?resize=300%2C245&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/dilan-bozdag.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5925" class="wp-caption-text">Dilan Bozdağ</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><strong>Bize kendinden bahseder misin Dilan?</strong></li>
</ul>
<p>Adım <em>Dilan Bozdağ</em>, 33 yaşındayım. Haliç Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. 11 yıldır İngilizce öğretmeniyim. Bunun yanında 9 yıldır <strong>drama eğitmenliği  </strong>yapıyorum<em>. </em>Başlangıçta okul müsamereleri için iki kişi hazırladığımız 20 dk’lık gösteriler yapıyorduk. Sonrasında kişisel olarak tiyatroya olan ilgim ve çocuklardan aldığım enerji ile kontrolü daha fazla elime almaya karar verdim. Bir Drama Kulübü kurduk, her sene giderek katılım arttı ve drama kulüplerim küçük bir tiyatro okulu haline geldi,kadrolu oyuncularım oldu.Burada hem tiyatro oyunları hazırlıyor hem de çeşitli drama oyunları oynuyoruz.</p>
<ul>
<li><strong>Bu gelişim nasıl oldu; kendini ve çocukları geliştirme sürecini bize anlatır mısın?</strong></li>
</ul>
<p>Her şey öncelikle çocuklar için başladı; çocuklara İngilizce eğitimi verirken; onların sanat anlayışı ve iletişim becerileri de aynı anda gelişsin istedim. Dil eğitimi söz konusu olduğunda öncelikle iletişim kabiliyetine odaklanmak ve kağıt-kalem-sınav odaklı eğitimin ötesine geçebilmek gerekiyor. Türkiye’de bu bilinç yeni gelişiyor. Drama tiyatronun çeşitli tekniklerinden faydalanan bir alandır ve oyunlar bütünüdür. Çocuk drama ile bedensel olarak harekete geçebilmeyi, aktif  katılımcılığı ve kendini ifade etmeyi öğreniyor.</p>
<p>Öğrenciliği bitmeyen bir öğretmen olarak çocuklara drama eğitimi vereceksem öncelikle bu konuda kendimi yetiştirmeliydim. Bu amaçla, British Side’da çeşitli İngilizce Drama eğitimleri aldım. Anadolu Üniversitesi Drama Sertifikası programını bitirdim. Drama alanında özellikle David Farmer, Julie Megan kitaplarını inceledim. Semiha Berksoy Akademi’de Temel Oyunculuk eğitimi aldım ve tavsiyeler üzerine başvurduğum Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde halen <em>“Uygulamalı Tiyatro”</em>  eğitimi almaya devam ediyorum.</p>
<ul>
<li><strong>Bu eğitimleri alırken boş durmadın, kendi tiyatro grubun Mask-Ra’yı kurdun; bu grup nasıl oluştu?</strong></li>
</ul>
<p>Oyunculuk eğitimi aldığım dönemde herkes gibi benim de en büyük hayallerimden biri bunu sahneye taşımaktı. Bu dönemde zaten Zeliha Berksoy ve Can Yılmaz gibi kıymetli hocalarımızın  yönetmenliğinde Shakespeare’in “On İkinci Gece” oyununda <em>Viola</em> karakterini çok keyif alarak oynadım. Bu süreçte çevremde bu alanda eğitim almış yada ilgi duyan birkaç kişiyle iletişime geçerek mesleğimle ilişkili olarak İngilizce çocuk oyunları oynamak üzere kendi tiyatro topluluğumuz <strong>Mask-Ra</strong>’yı kurduk.</p>
<p><figure id="attachment_5929" aria-describedby="caption-attachment-5929" style="width: 892px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5929 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?resize=640%2C426" alt="Mask-Ra ile Sosyal Projeler" width="640" height="426" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?w=892&amp;ssl=1 892w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-tiyatrosu.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5929" class="wp-caption-text">Mask-Ra ile Sosyal Projeler</figcaption></figure></p>
<h2>Mask-Ra ile Sosyal Projeler</h2>
<ul>
<li><strong>Bir de sosyal projelerin var, bunlardan bahseder misin?</strong></li>
</ul>
<p>2014 yılında Mask-Ra olarak; ilk sahnemizde bir sosyal sorumluluk projesinde yer almak istedik. Bu amaçla Suriye Forumu derneği ile işbirliği içerisinde bir etkinlik düzenledik. Suriyeli çocuklara Three R’s adlı, geri dönüşüm konulu İngilizce oyunumuzu sergiledik. Anne-babalarıyla gelen Suriyeli çocuklar  İngilizce bilse de bilmese de oyunu sonuna kadar pür dikkat izlediler ve çok güzel tepkiler verdiler. Seyirciler arasında Türk çocuklar da vardı.Oyunun sonunda sahnede interaktif  bir oyun düzenledik.Amaç, hem Türk ve Suriyeli çocukların birlikte oynamasını sağlamak hem de geri dönüşüm konusunda bir bilinç kazandırmak idi. Çocuk hangi dilde konuşuyor olursa olsun onun dili oyun dilidir dedik ve yanılmadık.</p>
<p>O gün Suriyeli çocukların ve ailelerinin gözlerindeki sevinci gördüm. Bize teşekkürlerini öyle içten sundular ki başardığımı hissettim.</p>
<p>Sonrasında; yine <u>Mask-Ra</u> olarak oyunumuzu çeşitli okullarda oynamaya devam ettik.</p>
<h3>İletişimde Engel Yoktur</h3>
<ul>
<li><strong>Bir de işitme engelli çocuklara yönelik “İletişimde Engel Yoktur” adlı projen var. Bu süreç nasıl gelişti?</strong></li>
</ul>
<p>2015-2016 eğitim öğretim yılında Elit Gençler Koleji ve Mimar Sinan İşitme Engelliler Okulu ile işbirliği içinde “<em>İletişimde Engel Yoktur</em>” başlığı altında bir proje hazırladık. İşaret dili zaten ilgi duyduğum bir alandı. Bir dil öğretmeni olarak amaç aynı: iletişim.</p>
<p>Bu süreç de şöyle gelişti:</p>
<p>Bir gün internette işaret diliyle söylenen Pizza Song isimli şarkıyı buldum ve bunu çocuklara uluslararası işaret diliyle öğretmeye karar verdim ve öğrettikten sonra bu şarkıyı işitme engelli çocukların da işitmesini istedim. Bu amaçla Mimar Sinan İşitme Engelliler Okulu ile aklımdaki bir proje için iletişime geçtim. Öğrendim ki onların zaten şarkılar söyleyen “Fısıltı” adlı bir ritim grubu varmış. Teflerle, zillerle müzik öğretmenleri eşliğinde harika iş çıkarıyorlar. Biz de okulumuzda, entegre bir şekilde özel eğitim verdiğimiz, çocuklarla birlikte “Sihirli Eller” ritim grubunu kurmaya karar verdik. Geriye bir tek onları sahneye çıkarmak kalıyordu.</p>
<p><figure id="attachment_5926" aria-describedby="caption-attachment-5926" style="width: 833px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5926 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg?resize=640%2C513" alt="Çocukların drama ile eğitimi." width="640" height="513" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg?w=833&amp;ssl=1 833w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/drama-cocuk-tiyatrosu-egitimi.jpg?resize=300%2C241&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5926" class="wp-caption-text">Çocukların drama ile eğitimi.</figcaption></figure></p>
<p>5 Mayıs 2016 günü sergilediğimiz organizasyonda işitme engelli çocuklar;çeşitli tiyatro oyunları oynadılar, ritm şovlar yaptılar ve harika bir konser verdiler. Çocuklar yaklaşık 2.5 saat sahnede kaldılar ve olağanüstü bir performans sergilediler ve oyunun sonunda tüm veliler tarafından işaret diliyle alkışlandılar. Etkinliğin sonunda öğretmenler olarak yaşadığımız gurur ve mutluluk tarif edilemezdi. Proje aynı zamanda Bahçelievler’in yerel gazetesi Gazete 365’te yer aldı.</p>
<ul>
<li><strong>Son olarak drama ile çocuklara vermek istediğin temel mesaj nedir?</strong></li>
</ul>
<p>Her şeyden önce sanatla gelişen bir toplumda iyi bireyler yetişir. Drama, yurtdışında çok kullanılan bir eğitim tekniği. Günümüzde çocuklar eskiden olduğu kadar bedensel olarak aktif ve özgür değil. Drama derslerinde çocuklar özgürlüğünü yaşıyor. Erken yaşta sosyal becerilerini keşfediyor ve kendini ifade etmeyi öğreniyorlar. Bu sayede aslında pek çok probleminin de üstesinden gelebiliyorlar.</p>
<p>İngilizce öğrenimi söz konusu olduğunda durum farklı değil. İngilizceyi ders olarak görmekten öte bir iletişim aracı ve günlük yaşamın bir parçası olduğu bilincini çocuğa vermek gerekir. Ben bunun drama tekniğiyle en etkin biçimde sağlanabildiğine inanıyorum. Böylece dersle arasına giren mesafe ortadan kalkmış oluyor. Her şeyden önce çocuk mutlu, değerli ve başarılı hissediyor. Bu ülkenin geleceğinin emanetçileri olarak tüm çocuklar değerlidir ve her çocuk bu özgüvenin kendisine aşılanmasını hakeder.</p>
<p><figure id="attachment_5928" aria-describedby="caption-attachment-5928" style="width: 680px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5928 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg?resize=640%2C360" alt="Drama ile İngilizce Eğitimi " width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg?w=680&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/mask-ra-cocuk-tiyatrosu.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5928" class="wp-caption-text">Drama ile İngilizce Eğitimi</figcaption></figure></p>
<p>Sizler de benzer projelerinizle iletişime geçmek için <strong>dilan_83_db@hotmail.com</strong> adresine e-posta gönderebilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/">Dilan Bozdağ ile Röportaj (Drama ile İngilizce Eğitimi)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dilan-bozdag-ile-roportaj-drama-ile-ingilizce-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Savaş, Yıllar ve Çocuklar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Sep 2016 05:10:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5076</guid>
				<description><![CDATA[<p>Suriye’de iç savaşın evrim geçirdiği yıllarda Türkiye’den ve dünyadan gözlenilen tepkiler ancak medyaya yansıyan görünümlerin geçici bir yankısı olmaktan öteye geçememektedir. Yanıbaşımızda yaşanan bu drama ve  açlık, susuzluk gibi temel ihtiyaçların ötesinde hayatlarına gerçek bir yön vermek için sınırlara dayanan göçmenlere yönelik gösterilen duyarlılık ve ihtiyaçlarına gerçek bir anlayış dahilinde sunulan ilgi noktasında son derece [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/">Savaş, Yıllar ve Çocuklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Suriye’de iç savaşın evrim geçirdiği yıllarda Türkiye’den ve dünyadan gözlenilen tepkiler ancak medyaya yansıyan görünümlerin geçici bir yankısı olmaktan öteye geçememektedir. Yanıbaşımızda yaşanan bu drama ve  açlık, susuzluk gibi temel ihtiyaçların ötesinde hayatlarına gerçek bir yön vermek için sınırlara dayanan göçmenlere yönelik gösterilen duyarlılık ve ihtiyaçlarına gerçek bir anlayış dahilinde sunulan ilgi noktasında son derece yetersiz kalınmaktadır.  Öyle ki mücadelelerine yardım eli uzatmak şöyle dursun gerçek bir erdem ve adalet anlayışının  çok gerisinde kalan bir yaklaşım sergileyerek Suriye üzerinden insanlığa karşı doğrudan bir suç işlenmektedir.  </em></strong></p>
<p>Savaşın 5. Yılında artık Suriye karşımıza apaçık bir felaketin resmi olarak ortaya çıkıyor. Bu 5 yıllık süre boyunca Suriye’de verilen mücadelenin; devrimden, iç savaşa ardından uluslararası terör örgütlerinin türeyişi ile çok uluslu bir çatışma alanına ve nihayetinde bir insanlık trajedisine dönüşüne tanıklık ettik. Bir boyutuyla bu savaşı sadece izlerken bir boyutuyla tam içimizde, yanıbaşımızda yaşadık, yaşam mücadeleri veren göçmen komşularımızla bir kısmımız adeta birlikte mücadele verdik… İnsanlığa dair bir takım sorgulamalar getirmemize yol açan bu süreçte kişisel anlamda en birincil gözlemim dünyaya bakarken nasıl da subjektif oluşumuzu fark etmek oldu. Öyle ki insanların birbirlerine ve dış dünyaya yönelik mukabele etmelerinde gözettikleri tek gerçeğin kendi bulundukları noktayı dert edinmek olduğunu fark etmek sanıyorum yalnızca benim için değil hak/adalet arayışı ve mücadelesi veren herkes için şaşırtıcı bir hayal kırıklığı olsa gerek.</p>
<p>Savaşın 5. yılında politik detaylarına çok fazla girmeden, Türkiye halkı olarak bulunduğumuz yerden nasıl göründüğüne şöyle bir bakalım: 2011 yılını ülkemizde caddelerde sokaklarda alışveriş merkezlerinde yavaş yavaş artan ‘’Arap milletinin’’ ilk farkedilişi ve buna yönelik gösterilen sessiz rahatsızlık ve kısmen sabır diye nitelendirecek olursak, 2.yılını ‘’Evet, Suriye’de İç Savaş var’’ ayrımına varış ve buna yönelik şüpheli yaklaşım  ve  ne zaman sonlanacağına dair sorulara geçirirken 3.yılında artık bitmesi beklenen savaşın aksine artan şiddetiyle paralel bir göç akınının ülkeyi içten içe nasıl kaynattığına şahit olduk. Neredeyse her birimiz birey olarak göçmenlerle karşılaştık ve kah yardımlaşarak kah reddederek sessiz bir çoğunluk ise pek çok maddi sömürülerle faydalanarak  bir etkileşim sürecine girdik. Buna rağmen en sık karşılaştığımız soru ‘’Ne zaman gidecekler?’’ oldu. 2014 yılındaysa artık hem politik hem de kişisel anlamda hayatlarımızı etkileyen komşu ülke Suriye’de dünyaya etki eden terör örgütlerinin sahne almasıyla adeta savaşın başlangıç noktası unutularak ezeli bir korkunun temelleri atıldı. Ve nihayet 2015 yılında artık bölgeye uluslararası müdahalelerin başlamasıyla yanı başımızdaki bu ülkenin geleceğine dair söylemler kifayetsiz ve belirsiz kaldı. Şiddetinden hiç bir şey kaybetmeyen bu süreçte 2016’ya gelindiğinde yine Türkiye olarak bakış açımız başlangıç noktasından pek uzaklaşmamış görünüyor olacak şekilde ‘’Herhalde artık gitmeyecekler’’ yönünde şekillenmiş ve buna yönelik halk tabanlı yapılar içeren geç kalınmış girişimlere İl Göç İdaresi’nin kurulması ve geliştirilmesi gibi hamlelerle başlanmış bulunuyor.  Son 2 yılda karşılaştığımız, çoğumuzun unutmaya çalıştığı bu savaşı bize hatırlatan haberler ise; ilkbahar aylarında deniz ısınmaya başlayınca kara sınırlarının güvensizliği nedeniye Akdeniz’e dökülen göçmenlerin kıyı ülkelerin sınırlarına dayanması haberleri ve bu süreçte botları devrilerek boğulan binlerce ölüden biri olan Aylan’ın kıyıya vuran küçük bedeni… Ve son olarak 17 Ağustos hava saldırılarında evi yıkılarak yaralanan 5 yaşındaki Omran’ın Aleppo Media Center muhabiri Mustafa Al Sarouq tarafından alınan görüntülerinin yüksek sesli yankıları oldu. Oysa ki tüm bu medyadaki duyumlar böylesi uzun bir süre boyunca gelişen olayların sadece küçük bir fragmanı gibi kalıyor.</p>
<h2>Erdem Anlayışımıza Dair</h2>
<p>Evet, savaşın son temsilcisi sayılan Omran… 5 yaşında. Demek oluyor ki Suriye iç savaşıyla aynı yaşta. Savaştan başka bildiği bir dünya yok. Şok içinde bakışlarıyla, Telegraph muhabiri Raf Sanchez tarafından ilk kez fotoğrafının sosyal medyada paylaşımıyla dünyayı yeniden sarstı. Savaşın yeni temsilcisi olarak  resmedildi, yazıldı çizildi.  Ülkemizde ise bu yayımlar karşısında insanlardan gelen tepkilerin: ‘’Neyse ki bizim ülkemizde yok’’, ‘’Çok Şükür’’  ‘’Onlar geri kaldı hakediyor’’, ‘’Allah benim oğlumu/kızımı korusun’’, ‘’Umarım senin geleceğin çok iyi olur da bu görüntüleri barış adına kullanırsın kızım/oğlum’’ şeklinde olması çok sarsıcı.  Böyle bir durumla karşılaştığınız zaman kimse sizden kendinize dair aksi yönde bir beklenti içerisinde olmanızı zaten beklemeyecek.  Ne var ki buna verilecek ilk reaksiyonun ya da bir diğer deyişle altı çizilip vurgulanılan noktanın bu düzeyde benci-ben merkezli ve bir o kadar erteleyici nitelikte bir dert taşıması bizim dünya anlayışımızı ve gelişimimizi bu sürecin hiç etkilemediğini gösteriyor.</p>
<p>Bir benzer tepki örneğine Suriyeli kadınların pazarlığının yapıldığı sırada buna tanık olan bir seyircinin yorumuyla karşılaştım: ‘’Neyse ki bizim ülkemizde kadınlar okuyabiliyor. Okudum ayaklarımın üzerinde durdum ki böyle bir durumla karşılaşmıyorum.’’ Öyle ki bu aynı zamanda gözlemlediğimiz meseleye ne kadar uzak kaldığımızı da ispatlıyor. Suriye’deki kadınlar da okuyabiliyor. Ve Türkiye’deki kadınlar da ne yazık ki böylesi kirli emellere alet ediliyor. Burda mesele, kimin daha iyi durumda olduğunu belirlemekten ziyade aklın ve bilincin bizzata orada o anda bulunup daha incelikli ve gerçekçi bir anlayış göstermesini gerektiriyor. Ancak bu kavrayış ve hassasiyeti taşıyabilirsek dış dünyamıza doğru ve etkili yardımlarda bulunabiliriz.</p>
<p>Günlük hayattaki sen mi ben mi iletişimimizden hiçbir farkı kalmayan bu tür tepkilerin bizim en ciddi sorunlar karşısında bile yaklaşımımızda asla objektif olamayışımızın, gerçekliğin bizim dışımızda var olan şekline nasıl da duyarsız kaldığımızın ve sadece biz’e etkisi olan taraflarıyla ilgili olduğumuzun apaçık bir resmiyle daha üzerinden 2 hafta henüz geçmişken unutulan Omran’ın masum yüzü sayesinde yeniden karşılaşmış olduk. Oysa ki cevap çok açık; ne sen, ne de ben: Gerçeklik. Gerçeklik orada ve her yerde; şimdi, şu anda ilgi gösterilmeyi bekliyor; daha iyi bir geleceğin umulması üzere beklemeye alınmayı değil.</p>
<p>Dilerim kişisel ve toplumsal gelişimimize bir başka boyut daha kazandırmak için kendi evlatlarımızın Omran’ın yerinde olmasını bekleyecek kadar geç kalmayalım…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/">Savaş, Yıllar ve Çocuklar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/savas-yillar-ve-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5076</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sade Bir İrlandalı: Damien Rice</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sade-bir-irlandali-damien-rice/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sade-bir-irlandali-damien-rice/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 Aug 2016 05:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Dut]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Gyda Valtysdot]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Zorlu Performans Sanatları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlu Performans Sanatları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlu Performans Sanatları Merkezi Ana Sahne]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4722</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçen yıl Uluslararası Medya eğitim programı derslerinde ‘’Transnational Media’’  (ulusaşırı medya) konusunu işlemiştik. Burada farklı ulusların birbirlerinin yerel kültürlerini desteklemesinden bahsediliyordu. Söz konusu esas kaygının temelde ulus kimliği ve global medya üzerindeki etkilerine yönelik olmaktan öte; yerel ve öze ait olanın korunmasıyla ilgili olabileceğine inanıyorum. Çünkü yöreye özgü/yerel olan bizzat doğanın kendisiyle ilgili bir oluşum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sade-bir-irlandali-damien-rice/">Sade Bir İrlandalı: Damien Rice</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl Uluslararası Medya eğitim programı derslerinde ‘’Transnational Media’’  (ulusaşırı medya) konusunu işlemiştik. Burada farklı ulusların birbirlerinin yerel kültürlerini desteklemesinden bahsediliyordu. Söz konusu esas kaygının temelde ulus kimliği ve global medya üzerindeki etkilerine yönelik olmaktan öte; yerel ve öze ait olanın korunmasıyla ilgili olabileceğine inanıyorum. Çünkü yöreye özgü/yerel olan bizzat doğanın kendisiyle ilgili bir oluşum olup; renk, görüp geçirmişlikler ve toplulukların harmonisi olan saflığın tabiatı bu çağrıyı doğuruyor. Böylesi tatlar bizde aynı zamanda bulunduğumuz yerden ve olduğumuz gibi özgürce dünyaya seslenebileceğimiz  hissine yol açarken yerel ve kendine has olanı desteklemek kaçınılmaz bir hal alıyor.</p>
<p>İstanbul’da 29 Temmuz’da konser veren İrlandalı şarkıcı <strong>Damien Rice</strong>’in Zorlu PSM’nin en büyük salonu olan Ana Tiyatro’da verdiği konser biletlerinin bir ay öncesinden tükenmesi buna en iyi kanıtlardan biri olabilir. Sahneyi kendisinden önce alan İzlandalı vokalist/çellist <em>Gyda Valtysdot (Gyða Valtýsdót)</em> 1 saat boyunca yalın ayak halde çaldığı çellosuyla bizi uzak diyarlara götürürken de hissedilen buydu.</p>
<p><figure id="attachment_4723" aria-describedby="caption-attachment-4723" style="width: 522px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/damien-rice.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4723 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/damien-rice.jpg?resize=522%2C352" alt="İrlandalı şarkıcı Damien Rice’in Zorlu PSM’nin en büyük salonu olan Ana Tiyatro’da verdiği konser biletleri bir ay öncesinden tükendi." width="522" height="352" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/damien-rice.jpg?w=522&amp;ssl=1 522w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/damien-rice.jpg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/damien-rice.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 522px) 100vw, 522px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4723" class="wp-caption-text">İrlandalı şarkıcı Damien Rice’in Zorlu PSM’nin en büyük salonu olan Ana Tiyatro’da verdiği konser biletleri bir ay öncesinden tükendi.</figcaption></figure></p>
<p>Kızılımsı saçları ve şairane şarkı sözleriyle kendini hemen fark ettiren şarkıcı/söz yazarı Damien Rice İrlanda’nın yerel tınısını; bölgenin temel enstrumanlarından kopmayarak kendi özgün müziğine yansıtabilmiştir. Folk temelli şairane ve samimi şarkıların yer aldığı 9 Crimes albümünün ardından, 8 yıl aradan sonra My Favourite Faded Fantasy&#8217;le geri dönen şarkıcının solo kariyeri ve işbirliği geçmişi hakkından tanıyanlar zaten fikir sahibidir ancak tanımayanlar için  el yapımı müzik seviyorsanız bir kulak verin demek yeterli olacaktır.</p>
<p>Zorlu Center normalde şaşaalı gösterilerin düzenlendiği etkinlikler konusunda zirvede olmasına rağmen bu konserde daha çok küçük bir kasabanın tiyatro salonunda gibi hissettik.  Bunu sahnede tek bir gitarla dev bir performans sergilemeyi başaran <strong>Damien Rice</strong>’in sadeliğine borçluyuz. Öyle ki konserin ortasında &#8220;Back to Her Man&#8221; şarkısına vokallik etmesi için seyircileri sahneye alarak hepten interaktif bir ortam yaratmasıyla sahne kendiliğinden herkesin aynı anda ışıklandırdığı görkemli bir şölene dönüştü.</p>
<p>Konser sonunda 15 Temmuz&#8217;da yaşanan darbe girişimi sonrası Türkiye&#8217;ye gelme konusunda önce kararsız kaldığını belirterek, &#8220;Havaalanları kapatıldığında gelip gelmemek arasında kaldık. Sonra gelmemizin ve bu akşamı gerçekleştirmemizin daha iyi olacağına karar verdik’’ diyen Damien Rice bir sonraki İstanbul deneyimi için şimdiden sabırsızlandığını da ekledi. Bir yandan ülkenin sıradışı gündemi, bir yandan sıcak yaz günlerinin telaşına kapılan ve günümüz piyasasının da etkisiyle kendimi dünyanın bilmem neresine atsam diye düşünen bizlere geldiği yerlerden esintilerle şöyle rahat bir soluk aldırdı İrlandalı müzisyen. Umarım konsere katılan arkadaşlar da buna hemfikir olmuşlardır.</p>
<p>Katılamayanlar içinse benzeri pek çok deneyimler için Zorlu Center’in şaşırtıcı derecede süprizlerle dolu etkinlikler rehberini takip etmeleri tavsiye olunur. &#8211; www.zorlupsm.com &#8211;</p>
<p style="text-align: center;">….</p>
<p>Özetlersek; İrlandalı şarkıcı/söz yazarı/müzisyen Damien Rice geçtiğimiz Cuma -29 Temmuz 2016’da- Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde solo performanstan oluşan bir konser düzenledi. Biletleri 1 ay öncesinden tükenen konser 2016 yazına unutulmaz bir anlam kattı. Aynı anda hem duru hem de güçlü, eşsiz sesiyle sahnede tek başına dev bir orkestra hissi yaratan Damien Rice müziğine İrlanda’nın kendine özgü tınılarını da ekleyerek bizleri bir tür yolculuğa çıkarıyor. Konserin ilk saatine eşlik eden İzlandalı müzisyen Gyda Valtysdot ise çellosuyla kulaklarda ve ruhlarda ayrı bir tat bıraktı.</p>
<h2>Damien Rice Konser Videoları</h2>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/O90wJyl41oQ?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/lhw48bk1NDE?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/z45wXTrtJaI?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sade-bir-irlandali-damien-rice/">Sade Bir İrlandalı: Damien Rice</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sade-bir-irlandali-damien-rice/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4722</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
