<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>öykü &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/oyku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Feb 2019 07:40:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Ah! Keşke&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 18 Feb 2019 05:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Gökcük]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eminönü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17114</guid>
				<description><![CDATA[<p>Oldukça soğuk bir Şubat gecesiydi… Arabamı E5 kenarına çekmiş, uzaklardan gelecek bir yakınımı karşılamak üzere bekliyordum. Muhtemelen, yaklaşık yarım saat beklemem gerekecekti ve sağanak halde yağan yağmurun sesine bir de şarkıları ekledim. Zeki Müren’in dertli, Belkıs Özener’in eski zamanları özleten sesiyle dalıp gitmiştim, kendimden pek uzaklara… ‘’Sen uzaklarda değil Damarımda kanımsın Ben sensiz yaşayamam Hayatımsın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-keske/">Ah! Keşke&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Oldukça
soğuk bir Şubat gecesiydi… Arabamı E5 kenarına çekmiş, uzaklardan gelecek bir
yakınımı karşılamak üzere bekliyordum. Muhtemelen, yaklaşık yarım saat beklemem
gerekecekti ve sağanak halde yağan yağmurun sesine bir de şarkıları ekledim.
Zeki Müren’in dertli, Belkıs Özener’in eski zamanları özleten sesiyle dalıp
gitmiştim, kendimden pek uzaklara… </p>



<p><strong><em>‘’Sen
uzaklarda değil</em></strong></p>



<p><strong><em>Damarımda
kanımsın</em></strong></p>



<p><strong><em>Ben
sensiz yaşayamam</em></strong></p>



<p><strong><em>Hayatımsın
canımsın…’’</em></strong></p>



<p>Bu şarkıyı
ne zaman dinlesem, hem çocukluk yıllarım, eski arkadaşlarım, hem de eski Türk
filmleri gelir hep gözlerimin önüne. Masumiyet, saf sevgi ve içtenlik… Yine
öyle oldu. Ben kendi tarihime dalıp gitmişken, arabanın sağ camına bir yüzün
yaklaştığını fark ettim. Camı açtım ve sırılsıklam, siyah saçları hafiften
yüzüne düşmüş, muhtemelen benden beş on yaş küçük esmer bir genç bir şey
soracak gibiydi…<br />
<br />
<em>-Abim iyi akşamlar, ne tarafa gideceksin?</em></p>



<p><em>-Bir yakınımı bekliyorum, evim hemen şu
caddeden beş dakika kadar aşağıda. Hayırdır kardeşim?</em></p>



<p><em>-Abi işten dönüyorum da, sanırım son otobüsü
kaçırdım, yarım saattir bekliyorum.</em></p>



<p><em>-Bak ben yarım saate kadar buradayım, gel
arabada otur. Otobüsün gelirse biner gidersin, gelmezse bir çaresine bakarız.</em></p>



<p><em>-Eyvallah abi, eksik olma</em></p>



<p>…</p>



<p>Ortaokul terk,
gurbetçi bir genç… Florya’da bir restoranda garsonmuş Seyfullah… Ana baba
Van’da, sekiz kardeşi memleketin farklı yerlerinde, sadece bir ağabeyi
İstanbul’da yaşamaktaymış. Beş altı sene hayvan bakıcılığı yapmışlar. Sonra
geçinemeyince, ailenin bütün evlatları kendi yollarını çizmişler gurbet
ellerde&#8230; Büyük şehirlerde, büyük umutlarla… Hadımköy’de bir arkadaşıyla
kalıyormuş. </p>



<p><em>-Eee Seyfullah, anlat bakalım, nasıl gidiyor
İstanbul hayatı?</em></p>



<p>Seyfullah’ın
bir gözü sağdaki aynada, otobüsün gelip gelmediğini kontrol ederek cevapladı.</p>



<p><em>-Zor şehir abi, işimiz de yorucu ama çok
şükür. Elin eline bakmaktan iyidir, geçiniyoruz bir şekilde.</em></p>



<p>Ellerini
ovuşturuyor, arada saçlarını düzeltiyordu. </p>



<p><em>-Ne zamandır buradasın?</em></p>



<p><em>-Yaklaşık iki sene oldu abi.</em></p>



<p><em>-Nasıl, gezebildin mi şehr-i İstanbul’u?</em></p>



<p><em>-Abi benim iki haftada bir gün iznim var. O
da iptal edilmez, mesai yazılmazsa… O günlerde de Eminönü’ne gidiyorum.</em></p>



<p><em>-Hayırdır ne yapıyorsun orada?</em></p>



<p>Önce bir
gülümsedi, anlatımına vücut dilini de dahil etti…</p>



<p><em>-Abi orada çok vapur var ya, bi de kuşlar…
Yan tarafta balıkçılar, köprüde balık tutanlar… Arkada cami, hemen üstte
Galata… Oradaki o koşturmacayı izlemek hoşuma gidiyor. Kuşlara simit atıyorum,
köprüde balık tutanlarla sohbet ediyorum. Bazen vapura binip karşıya geçiyorum,
aynı vapurla geri dönüyorum. Abi orası tam İstanbul!</em></p>



<p><em>-Evet Seyfullah, orası dediğin gibi tam
İstanbul… İstanbul dünyanın kalbi ise, Eminönü’de İstanbul’un kalbi, haklısın…</em></p>



<p>Çok
yoruluyormuş çalışırken, Kolay mı on iki saat garsonluk yapmak, zaten iki saati
de yol da geçiyormuş. Ama olsunmuş, aileye o da katkı sunuyormuş. Babaları
hamalmış, çok emek vermiş, belini sakatlayınca işi bırakmış. Şimdi babanın,
ananın hakkını verme zamanıymış…</p>



<p><em>-Çok şükür be abi… Bizim memlekette
çalışmayan erkeğe başka türlü bakarlar, yani afedersin kimse adam yerine
koymaz, kız da vermez. Çok korktum İstanbul’a gelirken, çok da zor alıştım ama
şimdi git deseler gitmem abi</em></p>



<p><em>-Gitme be Seyfullah, senin gibi güzel
adamlar lazım bu şehre… Ama bak bir tavsiye; artık iki sene olmuş iş yerinde…
Demek ki seni kabullenmiş, benimsemişler. Bir gün otur şefinin karşısına,
güzelce anlat. Biraz daha az çalışırsan, haftada bir gün iznin olursa daha
mutlu olacağını, daha candan çalışacağını söyle. İşini sevdiğini, İstanbul’da
kalıcı olmak istediğini de ilave et. </em></p>



<p><em>-Ah abi ah… Ne güzel dedin. Keşke öyle bir
şey olsa, Eminönü’nü çok özlüyorum on beş günde bir gidince hatta bazen
gidemiyorum da… Ama abi ben öyle söylersem, kabul etseler bile paramı
azaltırlar değil mi?</em></p>



<p><em>-Belki azaltmazlar, hem azaltsalar bile sen
öyle güzel çalışırsın ki, yine arttırırlar. </em></p>



<p><em>-Abi… </em></p>



<p>Bir an, hem
aynadan yolu kontrol etti, hem de heyecandan ne diyeceğini bilemedi…</p>



<p><em>-Abi ben helalimle çalışırsam hakkımı
verirler değil mi… Patronum iyi adam, belki ona açılırım…</em></p>



<p><em>-Sen en üste gitme, önce senden sorumlu olan
şefine git, o uygun yol bulur inşallah.</em></p>



<p><em>-Abi çok teşekkür ederim, fikir verdiğin
için. İnan robot gibi yaşıyorum iki senedir. Hakkını helal et, ben seni
sormadım. Sen neler yapıyorsun abi?</em></p>



<p><em>-Ben kendine fazla, hayata az koşturuyorum
kardeşim… Dinliyorum hayatı, sonra bir şey demem gerekirse yazıyorum, anlayan
anlıyor, anlamayan zaten bir daha gözüme bile bakmıyor.</em></p>



<p><em>-Abi be…&nbsp;
Kusuruma bakma, hiçbir şey anlamadım.</em></p>



<p><em>-Ne kusuru kardeşim, kolay mı kendini anlamaya
çalışan bir adamı anlamak?</em></p>



<p><em>-Abi bazen benim de kafam karışıyor. Ne
yapıyorum, ne için yaşıyorum, bazen kimim ben diye soruyorum… Allah’tan uykuya
dalıyorum yorgunluktan. İnsan cevap aradıkça daha çok kafası karışıyor.</em></p>



<p><em>-Her şey zamanla oturuyor Seyfullah.&nbsp; Hayat afacan, huysuz çocuk, zorlamaya
gelmiyor. Huyuna, suyuna gideceksin, doğru yaşayacaksın, o vakit anlaşma şansın
oluyor.</em></p>



<p><em>-Abi bir gün gelsene bizim restorana, sana
güzel bir yemek ısmarlayayım. Valla çok mutlu olurum. Orada da yine sohbet
ederiz. </em></p>



<p><em>-İnşallah bir gün gelirim ama bak ne
diyeceğim, benim de ne zamandır Eminönü’ne gitmem gerekiyor. Senin izin gününde
müsait olursam, birlikte gideriz belki, ne dersin?</em></p>



<p><em>-Allaaaah! Abi ne diyorsun, süper olur
süper… </em></p>



<p>Onun Eminönü
aşkından gerçekten çok etkilenmiş ve o manzarada o huzurlu halini görmek
istemiştim…</p>



<p>Önce
aynadan, sonra arkasını dönüp camdan dışarı baktı…</p>



<p>&#8211;<em>Abi otobüs geliyor, önümüzdeki hafta Salı
günü, bu durakta sabah 10’da burada olacağım. Çok teşekkürler hayırlı geceler…</em></p>



<p>Elimi sıkıp,
öyle telaşlı ve hızlı konuştu ki, ben hiçbir şey diyemeden çıktı gitti…</p>



<p>…</p>



<p>Salı sabahı
bir şekilde kendimi ayarladım ve sözleştiğimiz saatte o durağa gittim…
Bekledim, çok bekledim… Saat 12 olduğunda artık gelmeyeceğini anladım… Ben onun
için ‘Abi’, o benim için ‘Florya’da bir restoranda çalışan garson Seyfullah’… O
kısa sohbette, ne işyerinin adını öğrenmiştim, ne telefonlarımızı birbirimize
verebilmiştik, beklediği otobüs ansızın gelince…</p>



<p>Ofise geçip
Florya’daki bütün restoranları tek tek aradım… Sanıyorum altı ya da yedincisinde
bulabildim Seyfullah’ın çalıştığı restoranı… </p>



<p><em>-Abim, abim hakkını helal et! Çok özür
dilerim senden abi&#8230; </em></p>



<p>Sanki
telefonumu bekliyor gibi konuşmama, selam vermeme bile fırsat vermeden
anlatıyordu Seyfullah…</p>



<p><em>-Abi anam odun keserken baltayı ayağına
vurmuş, köy hastaneye uzak, çok kan kaybetmiş, yoğun bakımdaymış. Kalktım
gittim memlekete…&nbsp; Üç gün kaldım.
Doktorlar ‘Daha iyi durumda’ deyince geldim… </em></p>



<p>Sesini biraz
daha kısarak devam etti, neredeyse fısıldıyordu…</p>



<p><em>-Abi şimdi işler yoğun, bana izin vermezler
haklı olarak. Sen bana telefonunu ver, ben ne zaman iznim olursa ararım seni.
Vermek istersen tabi…</em></p>



<p><em>-Kardeşim veririm tabi de, çok geçmiş olsun,
üzüldüm… Sağlık sorunları izinlerine etki etmemeli, öyle iş olmaz… Şefinle
konuşabilir miyim? İstersen konuşayım ne dersin.</em></p>



<p><em>-Yok abi aman… Şimdi başka şeyler olur, seni
tanımazlar etmezler… Zaten bütün parayı memlekette bıraktım, kovarlar falan…</em></p>



<p><em>-Tamam kardeşim, anlıyorum seni. Allah
kolaylık versin. Yaz telefonumu ve ne zaman istersen ziyaretime beklerim.</em></p>



<p><em>-Ben de seni beklerim abi. Bizde söz can
pahasına da olsa tutulur ama ben tutamadım sözümü… Hakkını helal et.</em></p>



<p>-Ne demek,
helal olsun… Sağlık her şeyden önemli… Kendine dikkat et, annen için duacıyım,
çok geçmiş olsun… </p>



<p>-Allah razı
olsun abim, selametle…</p>



<p>…</p>



<p><strong><em>Düş
kursa, </em></strong></p>



<p><strong><em>Kursağından
ekmek geçirmezler adamın</em></strong></p>



<p><strong><em>Niyetlense
gülümsemeye, </em></strong></p>



<p><strong><em>Birazcık
gerçek bir mutluluk arasa</em></strong></p>



<p><strong><em>Yüzüne
çamur sıçratırlar…</em></strong></p>



<p><strong><em>Bu
kadar zor mu ki anlamak,</em></strong></p>



<p><strong><em>O
kadar fazla mı, bir yüreğe mutlu olmak?</em></strong></p>



<p><strong><em>Eskitiyoruz
bazı şeyleri hızla</em></strong></p>



<p><strong><em>‘Bazı
şeyler’ hayat demek oysa</em></strong></p>



<p><strong><em>Yani
hayatını eksiltiyoruz bazı yüreklerin</em></strong></p>



<p><strong><em>Bazı
şeyleri es geçerek…</em></strong></p>



<p><strong><em>Oysa
ürkek bir ceylan, kime ne zararı var</em></strong></p>



<p><strong><em>Zarar
ne kelime, </em></strong></p>



<p><strong><em>Böyle
yüreklerin dünyaya</em></strong></p>



<p><strong><em>Herkesten
çok kârı var…</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah
bir anlayabilsek</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah
bir fark edebilsek</em></strong></p>



<p><strong><em>Ah&#8230;!</em></strong></p>



<p><strong><em>Keşke!</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ah-keske/">Ah! Keşke&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ah-keske/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17114</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 08:53:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilmece]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sanat duvarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9519</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya “Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım” “ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane “Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.” “Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.” Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini cetvelle çizerler” Cemal Süreya</strong></p>
<p>“Al elmayı soyarım/ Başucuma koyarım/ Ana ben gurbetteyim/ Sana nasıl doyarım”</p>
<p>“ Ağaçta kestane/ Dökülür tane tane/ Benim bir arkadaşım var/Dünyada bir tane</p>
<p>“Biz biz idik biz idik/Otuz İki Kız İdik./Ezildik Büzüldük,/İki Duvara Dizildik.”</p>
<p>“Bilmece bildirmece dil üstünde kaydırmaca.”</p>
<p>Dilimiz döndükçe mani, dönmedikçe bilmece söyledik birbirimize. Gürültü yapmadan, ortalığı dağıtmadan, ‘usul usul’ oturduğumuz minderlerde ‘el üstünde kimin eli var’ oynadık. Fır döndü ile leblebileri toplayıp, hacıyatmazlarla neşemizi katladık. Yılın son gecesinde tombalayı kim çekecek diye yarışa tutuştuk önce, sonra birinci çinko, ikinci çinko, en sonunda bingo, kaptık ortaya konan ödülü kısmetimize göre… Ödül de ya bir kitap ya bir çoraptı…</p>
<p><figure id="attachment_9526" aria-describedby="caption-attachment-9526" style="width: 189px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg"><img class="wp-image-9526 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/haciyatmaz.jpg?resize=189%2C267" alt="Hacıyatmaz" width="189" height="267" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9526" class="wp-caption-text">Hacıyatmaz</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9527" aria-describedby="caption-attachment-9527" style="width: 100px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png"><img class="wp-image-9527" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/firdondu.jpg.png?resize=100%2C187" alt="Fır döndü" width="100" height="187" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9527" class="wp-caption-text">Fır döndü</figcaption></figure></p>
<p>Sıcak odun ateşinde patlayan kestanelerin kokusuyla girdik evlerimize. Kartopu yemiş yüzlerimize, alı mor renklerimize aldırmadan koştuk sobanın başına. Soğuktan çatlamış ellerimizle açtık kestane kabuklarını. Yanarken parmak uçları, atıverdik ağzımıza bu lezzetli topları…</p>
<p>Ahşap dolgu topuk terliklerle koşarak indik merdivenleri, tıkırtısını dinlettik bütün mahalleye. “Bakkal amca bir leblebi tozu versene…” Nidamızla inlettik semayı…</p>
<p>Evcilik oyunlarımıza almadık erkek çocuklarını, onlar da bizi almadılar. Kovboyculuklarını gizli gizli oynadılar… Kızlı erkekli bir tek yakar top oynadık. Ama her seferinde erkekler tarafından yakılmaktan kurtulamadık. Yakan topla yanan neden hep biz olduk? Bir türlü anlayamadık…</p>
<p>Bilemedik bize bildirileni, çocuktuk göremedik bizde olanı. Hep çocuk kalacak olmamızı kabullenemedik bir türlü. Büyüdük sandık bazı bazı, işte o vakit hepten yanıldık…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik oysa sofralardaki soda şişelerine konulan. Koparılıp toprağımızdan, soluncaya kadar elde tutulan… Sonra! Sonrasında rüzgârın bağrına salıverilip, kurdun kuşun elinde ötelere saçılan…</p>
<p><strong><em>Çocuktuk; sevincin bağrından kopmuştuk. Kır papatyalarının koparılmadığı masallardan, âşık adının mecnun olduğu diyarlardan koşar adım geliyorduk. Kimi kez zümrüt-ü Anka kuşunun kanadında, kimi kez Kaf dağının ardında; ama hiç dinmeyen ‘ateş-i Suzan-ı firkat’ sadrımızda, uzanıp boylu boyunca zamanın akışına, devranı seyrediyorduk. </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Çocuktuk; masal dinleye dinleye bir gün masal olacağımızdan bihaber yaşayıp gidiyorduk. Henüz fısıldamamıştı kulağımıza peri kızları, hep çocuk kalacağımızı. Düşlerimizin üstüne basmamıştı daha karabasan tohumları.</em> <em>Ekmek kavgası nedir bilmez iken, ‘develer tellal, pireler berber ‘olmadan sokak aralarında yedik domates-peyniri ekmek arasında; nimet tadında…</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Başımızın tacıydı Allah aşkı. Kim derse ki ‘Allah aşkına yapma! ‘akan su durur, zehir lokma olsa yutulurdu. Hayatın merdivenlerini tırmanıyorduk şevkle, yüzümüzde gülümseme, ‘dostluğun biz sevgisiyle toplanıyorduk her an’ yüreklerimizde. ‘Bu sevgi bağıyla’ sarılıyorduk birbirimize… Hizmet için milletimize, dağılıyorduk yurdun dört bir köşesine…</em></strong></p>
<p><strong> </strong>Anne- babalarımızın göz bebeğiydik. Sıcak sudan soğuk suya dokunmayan ellerimizle kazandığımız okullardan, zamanı geldiğinde mezun olduk. Bu ellerle tuttuk diplomaları. Kepleri fırlatamadık belki havaya, ama bu ellerde yükseldi istikbalimiz; gururla…</p>
<p>Dostluğu ve doğruluğu şiar edinmiştik. Söz senetti indimizde. Bir kez çıktı mı dilimizden ölsek geri dönmezdik verdiğimiz sözden.</p>
<p>Vefa bir semt adıydı içtiğimiz bozaların tadında; ‘ dönülmez akşamın ufkunda’ isimlerimizin yanına kazılı göbek adımızdı. Satmazdık arkadaşımızı öyle üç beş kuruşa. Hayatın sillesini yesek de, cefasından inlesek de minnet etmezdik ağyara. Hasretinde beklerdik sevdiğimizi, koşmazdık iki paralık yosmaların koynuna…</p>
<p>Birer kır çiçeğiydik kelebeğini bekleyen, ‘aşkın şarabından içen’… Bütün bir baharı, tek bir kelebeğin kanatlarının altında gizleyen… Onun güzelliğinde seyr-i devran eğleyip, rüyasını süsleyen…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9519</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
