<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Küçük Kara Balık &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/kucuk-kara-balik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Jul 2017 14:18:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Jan 2017 08:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6871</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sana nasıl merhaba demeyi istiyorum biliyor musun? </em></p>
<p><em>Mesela sen evden çıkmışsın sabahın erkence bir saatinde otobüse yetişmek için koştururken durağa, ya da güneşin batışını izlerken dalmış köpüklerin arasına Eminönü vapurunda, öylece birden bire hiç beklemediğin anda oracıkta, çocukken yaptığımız gibi cee deyip çıkıvermek istiyorum karşına… </em></p>
<p><em>Ne diyeceğine aldırmadan, senden hiç korkmadan hatta suratıma atacağın okkalı bir tokattan bile kaçmadan, bütün saflığımla çıkıvermek istiyorum. </em></p>
<p><em>Ağlayacaksın biliyorum, kızacaksın çokça, kollarımı yumruklayacaksın eskiden olduğu gibi, ben hiç sesimi çıkartmayacağım inan ki. Durdurmaya çalışmayacağım seni. Bırak aksın ne kadar biriktiyse öfken, kımıldamayacağım bile, söz veriyorum ne kadar acısa da canım, bundan daha fazla acıyamaz öyle değil mi?</em></p>
<p><em>Dinecek nasılsa kızgınlığın, dayanamazsın daha fazla beni hırpalamaya. Benim gibi değilsin sen, yufkadır yüreğin ne kadar hırçın olsan da, merhamet hamuruyla yoğrulduğundan ağlarsın çokça, sonra sarılırsın boynuma…</em></p>
<p><em>Özür dilemeyi hiç bilemedim hayatım boyunca ve de teşekkür etmeyi hakkınca. Hele ki sevmeyi senin gibi boylu boyunca, bitimsiz vermeyi, bilemedim ben ilk önce kendimi sevmeyi…</em></p>
<p><strong><em>Senin beni sevdiğin gibi kimse sevmedi beni… Benim seni kırdığım gibi kimse kırmadı seni…</em></strong></p>
<p><em>‘ Sen benden daha kırılganmışsın ‘demiştin bir keresinde bana… Haklıydın, ben senden daha yalnızdım… Senden daha korkak, en çok da senden korkarak kaçtım ömrüm oldukça… Şimdi itiraf ediyorum! Seni sevmekten, beni sevdiğin gibi seni sevmekten korktum…</em></p>
<p><em>Senin sevdiğin gibi biri olamamaktan korktum, ben olamamaktan ya sen olursam diye korktum. Öyle sarmıştın ki bir sarmaşık gibi, sevginle beni öyle yüceltmiştin ki düşerim diye korktum gözünden… </em></p>
<p><em>Sen atmadan beni aşağıya, ben attım kendimi senin gözünden uçuruma…</em></p>
<p><em>İntihar ettim, bir taraftan da senin ölümünü seyrettim… Günlerce evden çıkmayışını, perdelerin kapalı, ışıksız oturuşunu hayal ettim. Nefret etmeni bekledim, nefretle tutunuşunu hayata ölesiye istedim…</em></p>
<p><em>Ağlamalarını çağlayanlardan gizledin, kimseyle konuşmadan öylece bekledin. Sorularını cevapsız bıraktın insanların. Dedikoduları duymadın, baskılara aldırmadın. Bir şans vermek için bana gidemedin hemen biliyorum. Dolaştın dilekçen çantanda günler, aylar, yıllarca…</em></p>
<p><em>Bir, iki ve üçüncü senenin sonunda buruşmuş kalmıştı çantanın gizli bölmesinde dilekçen sen çıkardın verdin ve gittin Artvin’den…</em></p>
<p><em>İzini sürdüm bir köpek gibi kokladım her gittiğin yeri, sevmedim asla başka birini. Sen olmayınca elimi sürmedim ne sevgiye, ne de sevgiliye…</em></p>
<p><em>‘Büyüyeceksin ‘ demiştin senden onca yaşlı olmama bakmadan…‘ İşte o zaman seveceksin, barışacaksın içindeki çocukla ve beni ancak o zaman anlayacaksın ‘ demiştin… İçimdeki çocuğu sevmeyi bana sen öğretmiştin…</em></p>
<p><em>‘Büyüdüm’ demeye utanıyorum şimdi… Karşına çıkmaya utandığım gibi…</em></p>
<p><em>Ağaran saçlarıma bakmadan, suçlu bir çocuk gibi senden af diliyorum… Beni bağışlamasan da son bir kez gözlerinde kaybolup gitmeyi, sevginle ölüme yürümeyi istiyorum… </em></p>
<p><em>Seni çok seviyorum…</em></p>
<p>Elinde yıllar önce kaybettiği hazinesiyle sahaflardan yürüyüp çıktı, düşünmekte zorluk çekiyordu… Biraz soluk almak için Çınar altında bulduğu ilk masaya oturdu. Babasının doğum gününde hediye ettiği kitap dönüp dolaşıp ona geri gelmişti… Elindeydi ona dokunuyordu işte. Yazısı biraz eskimişti ama olsundu…</p>
<p>“<strong>Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” yazıyordu… Kaybettiğini sandığı çocukluğu kokuyordu…</strong></p>
<p>Sevinmeliydi, beklediğinden daha fazlasıydı bu hayattan. Kitabın diğer sayfalarına bakmaktan korkuyordu sanki… Bir ipucu çıkacak, sırlanmış bir şeyler ortaya saçılacaktı…</p>
<p>Çaycı masasına çay bırakmaya geldiğinde, fikrini değiştirmişti, oturamayacaktı burada daha fazla. Birden ayağa fırladı, elinde <strong>Küçük Kara Balık</strong>…</p>
<p>Kitabın arasından sıyrılan zarfı fark etmedi… Kendisine yazılı mektubu masanın üstünde öylece bırakıp ayrıldı… Yürüdü üniversiteye doğru…</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var &#8211; 8</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6871</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Nov 2016 17:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Devlet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5847</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Kütüphanemizden yararlanmak istiyorsanız bu bilgi kâğıtlarını doldurmak zorundasınız. Bilgi kataloglarımız mevcuttur. Yazar adlarına göre, kitap adlarına göre ve konuya göre olmak üzere üç çeşittir. En fazla beş kitap veriyoruz. Dilersiniz kitapları teslim ettikten sonra tekrar bir beş kitap daha alabiliyorsunuz. Katalogları nasıl inceleyeceğiniz ve bilgi formlarını nasıl dolduracağınız, duvardaki afişte gösterilmiş durumda. Sormak istediğiniz başka bir şey var mı?</li>
</ul>
<p>Defalarca aynı cümleleri tekrarlayan bir robot gibi konuşmuştu, araya girip başka bir şey sormak ne mümkündü…</p>
<ul>
<li>Teşekkür ederim çok yardımcı oldunuz. Diyebildim. Arkamı dönüp gülüşümü gizledim. Hoşuma gitmişti işini bu kadar ciddiye alışı. Elime beş form alıp, yazar adları kataloğunun önünde durdum. Ahşap kokan çekmecelerden S harfini seçtim. Kartoteksler alfabetik dizilmişti, sıralamada öndeydi <strong>Samed Behrengi</strong>… İşte aradığım kitapları; Küçük Kara Balık, Bir Şeftali Bin Şeftali, Sevgi Masalı; Ulduz ile Konuşan Bebek; Ulduz ile Kargalar.</li>
</ul>
<p>Katalog çekmecesini dışarı çıkardım, az ötemdeki genç adamın yaptığı gibi çekmeceleri koymak için her harf kataloğunun altında bulunan, ahşaptan, sürgülü tablayı çekip üzerine yerleştirdim. Sırayla yazdım kitap bilgilerini, kendi bilgilerimi, ayrı ayrı özenle doldurdum formları. Çekmeceyi yerine yerleştirip, tablayı sürgüledim gerisin geri.</p>
<figure id="attachment_5850" aria-describedby="caption-attachment-5850" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5850 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=450%2C338" alt="Katalog Çekmeceleri" width="450" height="338" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Katalog-Çekmeceleri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5850" class="wp-caption-text">Katalog Çekmeceleri</figcaption></figure>
<p>Genç kütüphanecinin bankosuna vardım. Kısa gülümsemelerle cevap veriyordu her soruma, gözlerini aniden yere indiriyordu sonra. Pek konuşkan olmadığı her halinden belliydi. Benden başka iki ziyaretçi daha vardı sabahın bu erken mesai saatinde. Mis gibi yeni demlenmiş çay kokuyordu kütüphanenin içi. Açılığımı yüzüme vuruyordu sanki.</p>
<ul>
<li>Çayı siz mi demliyordunuz? diye sordum.</li>
<li>Arka bahçede kantin var, oturacak yer de, taze simitleri de güzeldir. Dedi. Acıkmış olduğumu fark ederek. Kısa gülümseyişiyle,</li>
<li>Alayım elinizdekileri deyip,  formlara göz gezdirdi.</li>
<li>Öğretmen? Ne öğretmenisiniz?</li>
<li>Edebiyat.</li>
<li>Çocuk edebiyatına meraklısınız sanırım.</li>
<li>Ha… Evet evet, yani edebiyatın her türlüsüne aslında. Bu gün <em>Samed Behrengi</em>’yi seçtim.</li>
<li>Ben de çok severim <strong>Samed Behrengi</strong>’yi. Özellikle <strong>Küçük Kara Balık</strong>’ı. 11 yaşında okumuştum. Sonra hayatım değişti. Dedi, yüzünden bir duman geçti. Kısa gülümsemesini atamadan buğulu gözlerini yere indirdi.</li>
<li>Öyle mi merak ettim, on bir yaşında bir çocuğun hayatı nasıl değişir bir çocuk kitabından?</li>
<li>Değişir, dedi. Ondan beklenmeyecek bir sertlikte.</li>
<li>Yaşadığınız yerden çıkıp başka hayatları merak edersiniz, küçük çevrenizden kopup kendinizi büyük bir okyanusun içine atıverirsiniz. Cesaret gösterirsiniz, aynı denizde yüzmek, aynı denizde ölmek istemezsiniz. Pelikanlardan habersiz, başka başka canlıları tanırsınız, hatta seversiniz onları. Bir gün, bir pelikanın kursağında yem olacağınızı bildiğiniz halde&#8230;</li>
</ul>
<p>Öyle içten döküldü ki kelimeler ağzından, daha fazla soramadım, öyküsünün gerisini araştıramadım.</p>
<ul>
<li>Haklısınız, sanırım. Diyebildim yalnızca. Onu kırmış olmaktan bu sefer ben utanmıştım.</li>
<li>İmzanızı atmamışsınız. Dedi, formları uzatarak.  Her birine ayrı ayrı lütfen&#8230;</li>
</ul>
<p>Elinden formları aldım, sıkıntım daha da artmıştı. Sürgün bir öğretmen olarak gerçek imzamı atmak fikri beni terletmişti. Hemen uydurma bir imza attım. Kolay bir şey olsun diye soyadımın baş harfini karalayıp verdim, her bir form için ayrı ayrı… Dikkat etmedi attığım imzalara. Rahatladım. Uzun zamandır devlet müesseselerinden uzak durmanın verdiği acemilik vardı üzerimde, belli etmek istemedim.</p>
<ul>
<li>Kitaplarınız depodan çıkarılacak biraz beklemeniz gerek, dilerseniz kantinde çay içebilirsiniz,  dedi.</li>
<li>Çok teşekkür ederim, dedim. Unutmayın, her pelikanı öldürecek bir kılıç bulunur aranırsa&#8230;</li>
<li>Kılçıktan bile mi olsa? dedi&#8230;</li>
</ul>
<p>Başımı sallayarak evetledim. Gözlerini bir anlığına gözlerime değdirerek, beni anladığını hissettirdi, gülümsemesi bu sefer içtendi.</p>
<p>Taze çay fikrine bayılmıştım, zaten açlığım da dayanılmaz bir hal almıştı. Gösterdiği taraftan bahçeye çıktım. Küçük bir nefes alma yeriydi. Bir avluydu burası. Dört bir tarafı duvarla kaplı, iki ağaçlık bir bahçecik… Hercai menekşeleri çiçek açmıştı, mor, beyaz, sarı… Ayaklıklı kül tablalarından burada sigara içilebildiğini anladım. Kantinci yaşlıca bir bayandı, hafif kamburu çıkmış… Başörtülü, yüzü sıcak, kırışık, içten, güler yüzlü… Buyur etti beni, uzun kantin taburelerinden birine oturdum. Taze çay kokusundan midemin gurultusu duyuldu. Ben söylemeden bir tabağa sıcak simit ve karper peyniri koymuştu, su bardağı dolusu çayla geldi yanıma.</p>
<ul>
<li>Utangaç bir ifadeyle,  Sormadım ama dedi.  Var mı bir eksiğim?</li>
<li>Estağfurullah, ne eksiği fazlası var, dedim. Hafifçe omzuna dokunarak… Mavi gözlerinin içi güldü.</li>
<li>Ellerinize sağlık, dedim. Çok acıkmışım.</li>
<li>Öyle olur, dedi, Buraya gelenler hep çok açtır. Mideleri doyurmak benim işim, yürekleri doyurmak ise kütüphanecilerin. Göz kırpıp ayrıldı yanımdan.</li>
</ul>
<p>Uzun zaman olmuştu insanlarla yakın ilişkiler kurmayalı. Yaban hayatından çıkmış gibiydim. Kendi ürkekliğimden kendim çekindim. İnsanlara değil güvenmek, onlarla aynı havayı solumaya bile tahammülüm yoktu. Yüreğim kırgınlıklar ve kızgınlıklarla doluydu. İnsanoğlunun acımasızlığından, merhametsizliğinden yılmıştım. Güzel olan ne varsa üzerine basıp geçiyorlardı. Kendilerinden olmayanı yok edici silahlarıyla dışlıyorlar ya da sürgüne yolluyorlardı. Öğretmenlik hayatımın son on senesini sürgünde geçirmiştim. Kimsenin gitmeyeceği kasabalarda yüzlerce öğrencim olmuştu. Okutulması yasak ne kadar eser varsa o ücra köşelerde bilgiye susamış gençlere taşıyan bir ırmak olmuştum. Bu yüzden belki de <strong>Samed Behrengi</strong> gibi bir görev üstlenmiştim kendi kendimce.</p>
<ul>
<li>Bir bardak daha vereyim mi?</li>
<li>Teşekkür ederim almayayım, çok güzel olmuştu demi, kokusu yerindeydi. Kitaplarım gelmiştir, ben şimdilik müsade isteyeyim. Ama öğle yemeğinde bir tostunuzu yerim.</li>
<li>Beklerim, dedi&#8230; Kaşarım taze, sucuğum Kayseridendir ona göre&#8230;</li>
<li>Öyle ise öğleye görüşmek üzere&#8230;</li>
</ul>
<p>Borcumu ödeyip kantinden çıktım genç kütüphanecinin tarafına yöneldim. Sıcak demli çay, taze çıtır simit ve en önemlisi iyilik dolu bir çift göz bana iyi gelmişti.Tam düşündüğüm gibi kitaplarım da gelmişti. Eski baskılı, köşelerindeki etiketlerde İstanbul Devlet Kütüphanesi damgalı, numaralı kitaplar… Bir an da onların da hapishanesi burası diye geçirdim içimden. Arşiv odalarının tozlu raflarında yıllarca gün ışığından yoksun bekliyorlardı. Bir okuyucu gelip onları seçtiğinde ancak açık görüşe çıkabiliyorlardı.Tıpkı bir mahpus gibiydiler. Bilgiyi, sanatı koca koca odalara hapsediyorduk aslında. Çok eski bir kütüphaneydi burası. Yüzyılı aşmıştı, devlet eliyle kurulan ilk kütüphaneydi. Devlet kitapları ziyaretçilerine açmıştı. Kütüphanedeki kitapların hapishane ziyaretçisi mi oluyordu yani okurlar?</p>
<p>Kitaplarımı ve masa numaramı aldım, artık okuma salonuna geçiyorum… Görüşme odasına bir anlamda. Eski, yüksek kapısından içeri giriyorum. Öyle karanlık ki ortalık, gözlerimin alışması zaman alıyor. Her yer ahşap, eski mekân, masalar, sandalyeler, zemin gıcırdıyor yürürken… Yeşil meşin kaplı sandalyeler… Masa numaramı bulup oturuyorum. Sandalyemin süngerleri yırtık ama aldırmıyorum. Burada her şey numaralı bütün eşyalar, her şey etiketlenmiş durumda. Ben bile diyorum içimden. 15 numaralı masam, sandalyem ve masa lambam… 15 numarayım ben… Işığı açıyorum, çıt sesi yankılanıyor sessizliğin içinde… Derin bir yalnızlık ve huzur hissediyorum, banker masa lambamın loş ışığı aydınlatıyor ortalığı. Rahatsız sandalyemde rahatı buluyorum, hiç kimse yok benden başka… Kubbelere bakıyorum her şey o kadar eski ki, ben içinde yenileniyorum… Sanki yıllardır bu mekânı arıyordum, evime gelmiş gibiyim, ait olduğum meskenimi bulmuşçasına rahatlıyorum.</p>
<figure id="attachment_5849" aria-describedby="caption-attachment-5849" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5849 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Küçük Kara Balık" width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/ilk-kitabim-kara-balik.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5849" class="wp-caption-text">Küçük Kara Balık</figcaption></figure>
<p>İlk kitabım Küçük Kara Balık. Yüreğim sızlıyor, kenarları ciltlenmiş ama ilk baskısı olduğunu biliyorum kapağından tanıyorum.</p>
<p><strong>Masamın ışığında güzel bir yüzün hayaliyle aydınlanıyorum. </strong></p>
<p>“Kış ortasında bir akşam vaktiydi. Denizin en derin yerinde, yaşlı mı yaşlı bir balık nine sayıları on iki bini bulan çocuklarıyla torunlarını çevresine toplamış, onlara bir masal anlatıyordu.”</p>
<p>“Bir varmış bir yokmuş, bir Küçük Kara Balık varmış; bu Küçük Kara Balık annesiyle birlikte bir derede yaşarmış… Her gün, sabahtan akşama kadar, Küçük Kara Balık, annesinin peşine takılır, oraya buraya yüzermiş…</p>
<p>Küçük Kara Balık, günlerdir düşünüp duruyormuş. Orada burada dolaşırken çoğu kez annesinin arkasında kalıyormuş, annesi de onun biraz hasta olduğunu, yakında yeniden sağlığına kavuşacağını sanıyormuş…”</p>
<p>Evet, hastaydım. Yıllardır çektiğim böbrek hastalığım nedeniyle gitmiştim doktora. İri kahverengi gözlerini dikmiş öylece bilge laflar ediyordu karşımda yaşına, başına bakmadan.</p>
<ul>
<li>Bizden olmayanı ayrık otu gibi koparıp atarız, rahatımız düzenimiz bozulmasın isteriz. Oysa ayrık otu o kadar şifalı bir bitkidir ki, grip, soğuk algılığı, öksürük ve nezlenin bir numaralı tedavi edicisidir. İdrar söktürür, böbrek taşlarına, iltihaba iyi gelir. Kanı temizler, böbrek hastalarına ben hep bu otu tavsiye ederim.</li>
</ul>
<p>O konuşuyordu boyuna insan muhabbetine hasret ben, onun ince, yumuşak ama bir o kadar da kararlı ve hükmedici sesini dinliyordum. Kaç yaşında acaba diye geçiriyordum içimden. Doktor olduğuna göre o kadar da küçük olmamalıydı yaşı. Bir sevdiği var mıdır acaba? Ardında bıraktığı bir nişanlısı…</p>
<p><em>Yüreğim sıkışıyor, nasıl unutacağım ben seni. Hasretine alıştım, beklemiyorum artık gül yüzünü görmeyi. Aldığım en son haber İstanbul’a döndüğüne dairdi. Bak çıkıp geldim işte peşinden. İzini süren bir av köpeği gibi… </em></p>
<p>Not defterimi çıkarıp aklıma gelenleri kâğıda geçirdim.</p>
<p><em>Çok özlemişim seni. Muhabbetini, neşeni, her soruna bulduğun çözümlerini… Hiçbir şeyi dert etmezdin. Bir ömür yaşayabilirdim seninle, hayatımın gülümseyen yüzüydün. Ben ise? Pişman mıyım yaptıklarıma?  Nasıl da yıktım bir öfke anında, ellerimizle ilmek ilmek ördüğümüz sevgimizi…</em></p>
<p>“<strong>Samed Behrengi</strong> gibisin” demiştin bana. “Ama sonun öyle olmasın sakın. Allah’tan 29 yaşını çoktan geçmişsin. Senin bir yerlerde ölü bulunduğun haberini almayacağım şükür.”</p>
<p><em>Yaşıyor muyum gerçekten? Ah! Küçük Kara Balık, evinden yuvandan ayrılıp bu kadar uzağa gelmeye cesaret ettiğin için sağ olasın. Yoksa nerden bulurdum ben seni.  Sana bunu hiç söylememiştim. Söylese miydim?  Ben senin kadar cesur değildim. Elimde kamam, balıkçıl kuşlarını öldüreyim. Sessizliğimle kendimi öldürdüm yalnızca, sen bir ceylan gibi dolanırken etrafımda, beni yeniden taşırken hayata, ben bir avcı gibi vurdum seni! Bu hayatta en çok sevdiğimi… </em></p>
<p><em>Sen doğum günümde hediye etmiştin bana en kıymetlini&#8230; ‘Sana verebilecek başka hediye bulamadım Artvin’de ‘ demiştin. Ah! Küçük Kara Balık ben onu öfkeme salıp, sandal yaptım, denizlere bıraktım… Senin sevgini, güvenini hiçe saydım, gururuma yenik düştüm… Ah! Şimdi nerelerdesin Küçük Kara Balık?</em></p>
<p><strong>Nerelerdesin sevdiğim?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri -5 / Samed Behrengi’nin Işığı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5847</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Oct 2016 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Sahaflar Çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5623</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı… Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken. Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir telaşla çıktı merdivenlerden, sanki yetişmesi gereken bir yer varmış gibi. Zaten hiçbir zaman yavaş yürüyemezdi ki! Yavaş konuşamaz, yavaş düşünemez, yavaş yaşayamazdı hiç bir şeyi… Daha da hızlandı: kalabalığın içinde aradığını bulmanın heyecanı başka, kaybetme korkusu başkaydı…</p>
<ul>
<li>Sizin için arayacağım demişti, yaşlı sahaf tozlu gözlüklerinin üzerinden kendisini süzerken.</li>
<li>Minnet duyarım demişti. Ağzından ilk defa dökülen bu sözcüğe şaşırarak… Yaşlı sahaf sigara sarısı bıyıklarının altından gülümseyip, bir kez daha ama bu defa gözlerini kısarak daha derin süzmüştü onu. Yanaklarının al al oluşundan utanmış, gözlerini yere indirmişti.</li>
<li>Mutlaka geleceğim demişti.</li>
<li>Siz bu kitabı bulun yeter.</li>
</ul>
<p>Başını sallamıştı sahaf.</p>
<ul>
<li>Bulunmayan bir kitap değil ki, siz eski baskısını istediğiniz için bir iki gün müsaade istedim, tereddüt buyurmayın. Çayına uzanan parmaklarıyla konuşmayı uzatmayı seçmişti yaşlı sahaf. Bu garip genç okuru biraz daha tanımak istiyordu. Yılların tecrübesiyle:</li>
<li>Yeni baskısı her yerde var. Hemen vereyim bir tane isterseniz. demişti sıcak çayından bir yudum alarak. Tebessümle bir kere daha dikmişti gözlerini…</li>
<li>Yok yok hayır! Ben mümkünse ilk baskısını istiyorum. demişti yine telaşla.</li>
<li>İki gün mühlet verin o vakit, uğrarsınız sonra oldu mu?</li>
</ul>
<p><em>Teşekkür edip ayrılmıştı sahaflar çarşısından. Başka bir dükkâna bakma gereği bile duymamıştı. Sanki öyküsünü kimselerin bilmesini istemeyen, gizemli bir süper kahramandı. Öylesine emin çıkmıştı bu yolculuğa. Artvin’den dönüşü çok zor olmuştu. Mecburi hizmetini bitirdiğinde dönecekti oysa doğup büyüdüğü bu kente, ama olmamıştı işte… Bir çift mavi göze kapılıp kalmıştı onca sene… Yüksek dağlarla çevrili, insanları gibi yürekli ama sert mizaçlı Artvin’de senelerce kalmıştı. Çetrefil doğasına alışmıştı alışmasına. Soğuğuna, karına, buzuna yazları çağıl çağıl akan o güzelim Irmaklı yaylalarına, oksijen fazlalığına, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarına… Bir tek alışmadığı sertliğiydi coğrafyasından ziyade insanlarının… İstanbul’da doğup büyümüştü, narin ve ince yapılıydı. Aşk’a âşık çocuk yürekli, ceylan bakışlıydı, hep güleç, hep sevecen… Hastanedeki hastaları arasında onu sevmeyen yok gibiydi… Diğer doktorların aksine her bir hastasının yüzüne bakarak dertlerini dinler, onlarla konuşur, muayene etmeden de hiç birini geri göndermezdi. Bu yüzden hastalar hep ona gelirdi. Ama uzun süren muayeneler yüzünden, odasının önündeki kuyruk uzayıp giderdi. Diğer hekimler anlamazlardı bir türlü bu durumu.</em></p>
<figure id="attachment_5625" aria-describedby="caption-attachment-5625" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5625 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=350%2C630" alt="Sahaflar Çarşısı" width="350" height="630" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sahaflar-carsisi.jpg?resize=167%2C300&amp;ssl=1 167w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5625" class="wp-caption-text">Sahaflar Çarşısı</figcaption></figure>
<p>Sonunda, yüreği küçük bir serçe misali ağzında, kapısına geldi yaşlı sahafın. İki günü zor etmişti zaten. Ya bulamadıysa aradığı kitabı?</p>
<p>Dükkâna girdiğinde eski minderli yırtık koltuğunda bulamadı sahafı. Oysa koltuktan yıllardır hiç kalkmamış gibiydi önceki gelişinde yaşlı sahaf. Sanki orda doğmuş, orda büyümüş, hep o koltukta yaşamış gibi… Seslenmek istedi ama seslenecek başka bir mekân yoktu. Küçük bir dükkândı. Her yer tavana kadar kitapla kaplı. Bir tek eski masaya gidecek dar bir koridor vardı. Doğru düzgün ışık almayan hatta hava bile almayan, tek bir insanın sığacağı kadar daracık bir mekân… Nasıl geçer bir ömür burada diye düşündü. Kapıdan içeri yaşlı sahaf süzüldü…</p>
<ul>
<li>Buyurun ne istemiştiniz?</li>
</ul>
<p>Hiç ummadığı bir cevap, bir karşılamaydı bu. Şaşkınlık rüzgârı içinde, “Beni hatırlamadı.” Dedi kendi kendine. Aklına gelen bütün ihtimalleri unutmak istercesine kafasını salladı. Sesi gittikçe kısılarak,</p>
<ul>
<li>Ben iki gün önce gelmiştim hani, beni hatırladınız mı? Şey için&#8230;</li>
</ul>
<p>Sesinin acıyla titrediğini ilk önce yaşlı sahaf fark etti.</p>
<ul>
<li>Ha? Hatırladım. dedi. Bu sefer kurnazca gülümseyerek… Elinde tuttuğu eski birkaç kitapla birlikte dar koridordan geçerek saltanatına oturdu.</li>
<li>Buyurun oturun azıcık. Dedi küçük tabureyi göstererek. Bu bir emir miydi bir rica mı bilemeden oturdu tabureye, gözlerini saltanat koltuğundaki padişahın iki dudağı arasına dikti…</li>
<li>Çay içer misiniz? Ben bir tane alacağım sizde de söyleyeyim.</li>
<li>Yok çok teşekkür ederim.</li>
</ul>
<p>Uzmanlık sınavına girsem böyle heyecanlanmazdım, diye geçirdi içinden. Avuç içleri terledi, sıkıldığını belli edercesine sadede gelmek istedi.</p>
<ul>
<li>Niye bu kadar çok istiyorsunuz bu kitabı? diye damdan düşercesine sormuştu yaşlı sahaf, elinde tuttuğu kitabı göstererek. Sonra ısrarla dikti gözlerini, genç kadının gözlerine…</li>
<li>Ne diyeceğimi bilemiyorum? Yani nerden başlayacağımı…dedi kekeleyerek.</li>
<li>Siz anlatın vaktimiz var.dedi yaşlı sahaf.</li>
<li>Ben doktorum.” diye söze başladı. Uzun yılların ardından yeni geldim İstanbul’a. Ailem burada değil artık ne yazık ki. O elinizde tuttuğunuz kitabın bir benzerini babam on yaşımdayken bana hediye etmişti.</li>
</ul>
<p>Gözleri dolu dolu olduğu halde konuşmaya devam etti:</p>
<ul>
<li>Sonra ben ilk sayfasında babamın el yazısıyla  ‘Biricik kızıma en derin sevgilerimle…’ diye yazdığı o kitabı bir başkasına hediye ettim.</li>
<li>Anladım. dedi yaşlı sahaf. Sözü aniden keserek: O başkası ise size vefasızlık etti değil mi?</li>
</ul>
<p>Başını çevirdi, gözyaşlarının görünmesini istemiyordu. İçten içe haykırarak ağlamak istiyordu. Bütün yaşadıklarının hesabını sormak, babasına bir daha sarılmak ve onun omzunda doyasıya ağlayarak kurtulmak istiyordu bütün kalp kırıklarından, ayrılıklarından, acılarından…</p>
<p>Elinde tuttuğu kitaptan bir bölüm okumaya başladı yaşlı sahaf. Hafif kaldırarak gün ışığına tuttu.</p>
<ul>
<li>Küçük Kara Balık annesine, ‘Bu derenin ucunun nereye çıktığını gidip görmek istiyorum.’ demiş. ‘Bak anneciğim, tam bir aydır bu derenin ucunun nerede olduğunu düşünüp duruyorum. Bunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Dün gece sabaha kadar gözlerimi kırpmadım, hep düşünüp durdum. Sonunda gidip ne olduğunu kendi gözlerimle görmeye karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini gerçekten bilmek istiyorum.</li>
</ul>
<p>Kitabı kapattı ve genç kadına döndü yüzünü bilge sahaf.</p>
<ul>
<li>Siz Küçük Kara Balık&#8230; Siz! Derenin ucunu bulabildiniz mi peki?</li>
<li>Sanırım buldum efendim. dedi katıla katıla ağlıyordu artık.</li>
<li>Öyleyse buyurun kitabınız sizindir. dedi uzattı elindekini…</li>
</ul>
<p>Elleri titreyerek dokundu kitaba, yıllanmış bir dostuyla buluşmanın heyecanıyla…</p>
<ul>
<li>Borcum ne kadar? diyebildi.</li>
<li>Borcunuz yok. dedi, yaşlı sahaf. O borç yıllar önce ödendi…</li>
</ul>
<p>Başını hızla kaldırıp yaşlı sahafı süzdü genç kadın, sonra elindeki kitabın ilk sayfasını açtı.</p>
<p><strong>“Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazıyordu&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 4/ Dostum Küçük Kara Balık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5623</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
