<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Selman Çicek &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/selmancicek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Jul 2018 15:56:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Renksiz Rüya: Travmaların Renksizliği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 Jul 2018 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15225</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mehmet Ali Konar’ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, (Hewno Bêreng) 37. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü’yle, 29. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle dönmesinin ardından izleyici ile buluştu. Ödül jürisi ve festival seyircisinden olumlu tepkiler alan film, genel seyirciden de olumlu tepki almayı başardı. 90’lı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/">Renksiz Rüya: Travmaların Renksizliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Ali Konar’ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, (Hewno Bêreng) 37. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü’yle, 29. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle dönmesinin ardından izleyici ile buluştu. Ödül jürisi ve festival seyircisinden olumlu tepkiler alan film, genel seyirciden de olumlu tepki almayı başardı. 90’lı yıllarda yaşanan faili meçhul ve Kürt Sorunu’nu esas alan filmler, birbirini tekrarlasa da bellek oluşturma da önemli bir rol üstleniyor. Diyarbakır’daki gösterimine katılan yönetmen Konar, filmde herkesin bildiği şeyleri anlattığını, farklı bir şey anlatmadığını ancak büyük şeyler yerine küçük şeylere odaklandığına daha doğru sonuçlar alınacağını söyler.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg"><img class="size-full wp-image-15227 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?resize=354%2C142" alt="" width="354" height="142" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?w=354&amp;ssl=1 354w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?resize=300%2C120&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-2.jpg?resize=351%2C142&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 354px) 100vw, 354px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Filmin duygu olarak izleyici yakalaması çocuk karakter Mirza karakterini canlandıran Civan Güven Tunç’un biz olma halini bize hissettirdiği başarılı oyunculuğuna borçlu gibi.  90’lı yılların politik atmosferinde annesini kaybeden Mirza’nın, dönemin politik konjoktörünün de etkisi ile rüyalarla içe kapanır ve ağır bir travma yaşar. Mirza, bu travmadan kaçmayı bölgenin sosyolojik bir gerçeği olan muska (Cevşen)  üzerinden başarmayı çalıştır. Mirzanın travmatik dünyasına yine kardeşinin gerilla saflarına katılması ile polisin takibine takılan ve bundan dolayı bir travma yaşayan ancak bu travmalarla yaşamaya alışkın Mir Ahmed’in girmesi ile farklı bir evrede devam eder. Mir Ahmed, Mirza’nın sessizliğini fark etmesi ile onu sessizlikten çıkarmanın arayışına sürer.</p>
<p>Yavan diyaloglar filmin başarısını gölgeler.</p>
<p>Film senaryosunun temel eksikliklerinden biri bu nokta da başlar. Yıllarca büyük travmalar yaşayan bir halkın, bu travmaları hep kendi aralarında kurduğu ilişki sonucu atlatmış ve bununla yaşamayı birbirine öğretmişlerdir. Filmde böyle bir sınırda gezerken Mirza ve Mir Ahmed arasındaki diyalog ve ilişkiler çok yavan ve basit kaldığı görülüyor. Bu nedenle bu ilişki, bizi çok iyi bir nokta yerine götürmek yerine hikeyeyi kafamızda yarım, eksik olarak kalıyor. Sevgi duvarları bir nevi Kürtlerin öz savunması oldu.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg"><img class="wp-image-15228 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg?resize=341%2C192" alt="" width="341" height="192" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg?w=781&amp;ssl=1 781w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/07/renksiz-rüya-3.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Kürt halkı penceresi dışında bakılan bir nokta da bu ilişki sevme ve sevilme ihtiyacı olarak görülmesi ise yanılgı bir yaklaşımdır. Bölgenin sosyolojik gerçekliğinden uzaktır. Çünkü ne Mirza’nın sevilmeye ne de Mir Ahmedin sevmeye ihtiyacı vardır. Çatışmalı süreç boyunca Kürtler, bu bütünlüğü her daim korudu, sevgi duvarları bir nevi Kürtlerin öz savunması oldu. Filmin asıl sosyolojik derdi ise bu travmaların nasıl birbirini tamamlanarak aşıldığını ancak bunun aşıldığı nokta da ise çatışmaların ve zulmün devam ettiği sürece yeni travmaların doğduğa dikkat çeker.</p>
<p>Travmalar devam ettiği için zaman olgusu yoktur.</p>
<p>İşte bu yüzden hikaye 90’larda geçse de zaman olgusu filmden çıkarılmıştır. Mirza’nın renksiz rüyaları bugün halen yüzlerce çocukta devam etmektedir.  Filmin çekim hikayesi de bunun en büyük temsilidir. Surdaki çatışmalarının hemen ardından çekilen film, güvenlik güçlerinin baskılarından dolayı prova yapılmadan, bir kaç kez çarşıya gitme sözü olmasına rağmen kameraya izin verilmediği için çarşıya çıkılmaması yaşanan travmanın en çıplak halidir.</p>
<p>Evet genel anlamda film bize çok büyük şeyler anlatmıyor ama küçük şeylere odaklandığımızda geleceğe büyük bir bellek bırakıyor. Çünkü, çekilen sokaklar artık yok. 90’lar zamanın bir çocuğun duygusu, travması bugün halen yaşanan bir gerçek. Ve bugün bir çok gönüllü, Mir Ahmet gibi, özellikle son dönemde Sur’da yaşanan çatışmalardan etkilen çocukla müzikle ve sanatla iyileştirme derdindi. Yine, baskıdan ve izin vermeme nedenlerinden ötürü, film sinematografik anlamda istenilen hedefe ulaşmıyor.</p>
<p>Dil, filmin başarısına katkıda bulunuyor</p>
<p>Filmin dili ise hikayeyi gerçekçi kılan önemli noktalardan biridir. Yönetmenin ana dili olan Kürtçenin Kirmançki ve Kurmanci dilini kullanır. Her iki lehçenin bir arada yer alması filmi daha anlamlı ve güzel kılıyor. Dilin doğru kullanımında amatör oyuncuların  kaliteli ve etkili oyunculuğu eklenmesi filmin başarısını artıran bir diğer etken.</p>
<p>Surda yaşananlar olmasaydı.</p>
<p>Filmin duygu anlamda seyirciyi yakalasa da bu konuda bir ikilem de kalmaktayım. Sur’da yaşanan yıkıma ve çatışmalara hepimiz tanık olduk. Ve bu tanıklık hepimiz de bir travma yarattı, bu travmalarla yaşamaya devam ediyoruz. Bu travma ile kendi aynamızı perdede görmek bizi duygu olarak yakalaması gayet normal. Bu da filmin başarısına gölge düşürüyor. Eğer bu travma yeni olmasaydı, izleyici de bu kadar etki edecek miydi. Konar söyleşinde ise bu durumu özetlerken, filmi Sur olaydan bağımsız olarak çektiğini bu nedenle filmde zaman olgusunu çıkardığını söylüyor.</p>
<p><em><strong>Mehmet Ali Konar Kimdir?</strong></em></p>
<p>Bingöl Doğumlu olan Mehmet Ali Konar, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde mezun olduktan sonra 1 yıl İtalya’da sinema eğitim alır.</p>
<p>TRT Kurdî’de yayınlanan Qal û Galgal (Söz ve Sohbet)’ın da senarist ve yapımcılığını üstlenen Mehmet Ali Konar’ın, ilk uzun metrajı Renksiz Rüya, 37. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma Mansiyon Ödülü’yle, 29. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Film de dahil olmak üzere toplamda 6 ödülle döndü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/">Renksiz Rüya: Travmaların Renksizliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/renksiz-ruya-travmalarin-renksizligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15225</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Varoluşun İki Yüzü: Ahlat Ağacı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/varolusun-iki-yuzu-ahlat-agaci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/varolusun-iki-yuzu-ahlat-agaci/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jun 2018 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15038</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı, klasikleşen Ceylan filmlerinin temel konularından biri olan bireyin toplumla çatışmasının bir dışavurumu olarak taşradan çıkma arzusunu dile getirmesidir. Bu arzu aynı zanda varoluşun sorgulanmasının da yansımasıdır. Ceylan’ın bu filminde ise klasikleşen mekanlarından biri olan taşra da bu sefer bir yazar adayının çelişkileriyle birlikte yaşadığı bunalıma tanık oluyoruz. Film, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/varolusun-iki-yuzu-ahlat-agaci/">Varoluşun İki Yüzü: Ahlat Ağacı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı, klasikleşen Ceylan filmlerinin temel konularından biri olan bireyin toplumla çatışmasının bir dışavurumu olarak taşradan çıkma arzusunu dile getirmesidir. Bu arzu aynı zanda varoluşun sorgulanmasının da yansımasıdır. Ceylan’ın bu filminde ise klasikleşen mekanlarından biri olan taşra da bu sefer bir yazar adayının çelişkileriyle birlikte yaşadığı bunalıma tanık oluyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Film, Sinan Karasu’nun (Doğu Demirkol) öğretmenlik eğitimi için gittiği merkez yani Çanakkale’den taşrası olan Çan’a dönmesiyle başlar. Okulun ardından taşraya dönen Sinan bir yandan atanamayan öğretmen sorunu ile yüzleşirken diğer yandan ise yazar olma hayalinin peşinden gider. Sinan’ın üniversite yıllarında yazdığı kitabın ismi ise Ahlat Ağacı’dır.  Aslında bir nevi Sinan bu kitap ile kendi yaşadığı buhranı kaleme alır, varoluşsal sancılarını Ahlat Ağacı’na benzetir. Ahlat Ağacı, Yalnız, kuru, uyumsuz ve inatçı bir ağaç. Sinan da tıpkı Ahlat Ağacı gibi, toplum için de tektir, şekilsiz ve ucube iken bildiğini kendine has özgüveni ile yapmada da inatçıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kopuşun Argümanı Ahlat Ağacı</p>
<figure id="attachment_15039" aria-describedby="caption-attachment-15039" style="width: 275px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-1.jpg"><img class="size-full wp-image-15039" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-1.jpg?resize=275%2C183" alt="" width="275" height="183" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-1.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 275px) 100vw, 275px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15039" class="wp-caption-text">Ahlat Ağacı</figcaption></figure>
<p style="font-weight: 400;">Ceylan, Sinan’ın varoluşsal arayışından yola çıkarak arayışının doğru yerde ve temellerde yapılmamasıyla birlikte meydana gelen olumsuzlukları dile getirmesi ise filmi cazip kılan önemli noktalardan biridir. Varoluşsal arayışlar doğru bir temelde yapılmadığı sürece ya yanlışa ya da bir “hiçliğe” sürükler. Sinan’ın hikayesi de bu sürüklenişe benzemektedir. Sinan, merkezden taşraya döndüğünde taşradan koptuğunu zanneder. Bu kopuşu da afili sözler, toy edebi kavramlar ve alaycı, küçümseyen edasıyla bizlere göstermeye çalışır. Bu kopuşu bizlere anlatmak için de elindeki en büyük argüman elindeki “Ahlat Ağacı” kitabıdır. Eski sevdiği ile, esnafla, bürokratla,  köyün imamı Veysel ile ve bir yazarla çatışmalar yaşayan ve kendisini bu çatışmalar üzerinden gerçekleştirmeye çalışan Sinan’ elindeki en büyük argümanı olan kitabı yayınlama isteği bu kopuşu gerçekleştirdiğini kanıtlamaya uğraşıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arayışın bir diğer yüzü Baba İdris</p>
<figure id="attachment_15041" aria-describedby="caption-attachment-15041" style="width: 736px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-2.jpg"><img class="wp-image-15041 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-2.jpg?resize=640%2C268" alt="Ahlat Ağacı" width="640" height="268" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-2.jpg?w=736&amp;ssl=1 736w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-2.jpg?resize=300%2C126&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15041" class="wp-caption-text">Ahlat Ağacı</figcaption></figure>
<p style="font-weight: 400;">Filmdeki bir diğer önemli karakter ise baba “İdris Karasu”dur. (Murat Cemcir) Emekliliğine az kalmış bir öğretmen olan İdris, at yarışı oynayarak borç altına girmiş, çocuklaşan, sinikleşen ve yalnızlaşan bir baba karakteridir. Tıpkı Ahlat Ağacı gibi. Yalnız, ucube ve şekilsiz…</p>
<p style="font-weight: 400;">Ahlat Ağacının kökleri ve iki karekter</p>
<p style="font-weight: 400;">Ahlat Ağacı’nın bir diğer özelliği ise iki kökü vardır: Kazık ve saçak kök. Kazık kökü kendi halinde kendi doğasında yaşamını idame ederken diğer kökü saçak kök ise etrafında bulanan ağaçların köküne zarar verir. Sinan,saçak kök gibi etrafındaki ve ilişki kurduğu kesimlerden çelişkilerden dolayı uzaklaşırken Baba İdris ise kazık kök gibi kendi özüne doğru büyümeye devam ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Nihilist bir karakter gibi duran İdris, kasaba’da kaybettiği otoriteyi daha küçük bir taşra olan köy’de aramaya başlar. Kuyuda su araması da bu arayışın simgesel dilidir.  İdris’in arayışı oğlu Sinan’ın arayışının aksine taşraya daha öze bir dönüştür. Kasaba’da hiçleşen idris, köyde ise var olma arayışındadır. Kasaba’da ailesi ile bile iletişim kuramayan İdris köyde çakalların sesini bile tanıyacak kadar doğa ile iletişim halindedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tez, Anti-tez ve Sentez</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-4.jpg"><img class="size-full wp-image-15042 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-4.jpg?resize=400%2C572" alt="" width="400" height="572" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-4.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/ahlat-agaci-yeni-yazi-4.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç olarak her iki karakter, Ceylan’ın filminde birbirini çürüten tez ve anti-tez olmuştur. Film’de Sinan’ın taşradan kopuşu bir tez olarak dururken baba İdris’in taşraya dönüşü ise anti-tez olarak duruyor. Birbiriyle en çok iletişim kurması beklenen karakter, filmin başında bir çatışmaya girer. Bu çatışma sonucu bir sentez karşımıza geçer. Bu sentez ise kendilerini kanıtlamaya çalışan iki karakterin yer değişimine tanık oluyoruz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sinan’ın askerden dönmesi ile geçen sürenin ardından sentez süreciyle yüz yüze kalır. Bu sentez süreci, Sinan için büyük bir hayal kırıklığıdır. Sinan puslu bir hava eşliğinde şehre döner. Şehre döndüğünde baba emekli olup kendini kanıtlama mekanı köyüne döner. Babanın kopuşu ile aile mutluluğu maddi değerler de ararken Sinan için ise tam bir hayal kırıklığıdır. Kendisinin anti-tezine benzeşerek çaldığı parayla bastırdığı kitaplar saklı olduğu yerde küflenmiş, anne ve kız kardeşi dahil olmak üzere tek bir okuyucu bile bulmamıştır. Bu hayal kırıklığı aslında Sinan’ın hiçbir zaman özsel olarak taşradan kopmadığının da ilanı olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu hayal kırıklığı onu anti-tezi olan babası ile yer değiştirmeye götürür. Bu andan itibaren “Ahlat Ağacı” Sinan’dır. Şekilsiz, ucube ve yalnız. Sinan’ın yanılgılı sorgulaması onu babasının doğru sorgulamasına iter, babanın kuyudaki arayışı yerini Sinan’ın kuyudaki arayışına bırakır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/varolusun-iki-yuzu-ahlat-agaci/">Varoluşun İki Yüzü: Ahlat Ağacı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/varolusun-iki-yuzu-ahlat-agaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15038</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Görüntü, İnsan ve Mekan&#8221; Projesi Başladı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/goruntu-insan-ve-mekan-projesi-basladi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/goruntu-insan-ve-mekan-projesi-basladi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Jun 2018 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14846</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diyarbakır Sinema Kulübü&#8217;nün organize ettiği &#8220;Görüntü, insan ve mekan&#8221; projesi başladı. Diyarbakır Sinema Kulubü&#8217;nün organize ettiği &#8220;Görüntü, insan ve mekan&#8221; projesi Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Kültür-Sanat Salonu&#8221;nda başladı. Danışmanlığını Genco filminin yönetmeni Ali Kemal Çınar ve Diyarbakır Sinema Kulübü koordinatör, yönetmen Özkan Küçük&#8217;ün yaptığı projeye akademisyen ve sinema yazarı Ahmet Gürata, akademisyen Sevgi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goruntu-insan-ve-mekan-projesi-basladi/">Görüntü, İnsan ve Mekan&#8221; Projesi Başladı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Diyarbakır Sinema Kulübü&#8217;nün organize ettiği &#8220;Görüntü, insan ve mekan&#8221; projesi başladı.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-1.jpg"><img class="wp-image-14854 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-1.jpg?resize=367%2C244" alt="" width="367" height="244" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-1.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-1.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-1.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 367px) 100vw, 367px" data-recalc-dims="1" /></a></div>
<div>Diyarbakır Sinema Kulubü&#8217;nün organize ettiği &#8220;Görüntü, insan ve mekan&#8221; projesi Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Kültür-Sanat Salonu&#8221;nda başladı. Danışmanlığını Genco filminin yönetmeni Ali Kemal Çınar ve Diyarbakır Sinema Kulübü koordinatör, yönetmen Özkan Küçük&#8217;ün yaptığı projeye akademisyen ve sinema yazarı Ahmet Gürata, akademisyen Sevgi Ortaç v ile sanatçı Mehmet Atlı&#8217;da eğitmen olarak katılacak. Proje kapsamında 1-2 ve 3 Haziran&#8217;da Ahmet Gürata&#8221;nın katılımıyla Mekan ve insan bağı, mekan üzerine film okuma ve fikir geliştirme atölyesi, 8, 9 ve 10 Haziran&#8217;da ise projelerin geliştirilmesi ve deneme çekimlerinin planlama atölyesi yapılacaktır.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-2.jpg"><img class="wp-image-14852 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-2.jpg?resize=390%2C260" alt="" width="390" height="260" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-2.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-2.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-2.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/Görüntü-İnsan-ve-Mekan-Projesi-Başladı-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" data-recalc-dims="1" /></a></div>
<div>Ağustos ayında da bireysel ve ikişerli gruplarla deneme çekimleri gerçekleşecektir. Eylül ayında ise deneme çekimlerin kurgulanmasının ardından Ekim ayında proje kapsaminda ortaya çıkan filmin gösterimi yapılacaktır.</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goruntu-insan-ve-mekan-projesi-basladi/">Görüntü, İnsan ve Mekan&#8221; Projesi Başladı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/goruntu-insan-ve-mekan-projesi-basladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14846</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Deli Neden Haykırır?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-deli-neden-haykirir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-deli-neden-haykirir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 May 2018 04:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14402</guid>
				<description><![CDATA[<p>Usta yönetmen Anderi Tarkovsyk’nin 1983 yılında çektiği Nostalgia filmi, varoluş sancısının en net irdelendiği filmlerinden biridir.  Metafiziğe yakın düşünceleri ile bilenen Tarkovsky’nin Nostolgia filmi, bir özlemin en saf anlatış hali iken bu özlem içerisinde iki karekterin toplumsal varoluş hikayelerini de gözlemliyoruz. Filmin daha ilk sekansında özlemi sisler içerisinde belirsizleşen insanların suretleri ile iliklerimize kadar hissediyoruz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deli-neden-haykirir/">Bir Deli Neden Haykırır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1.jpg"><img class="size-full wp-image-14407 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images-1.jpg?resize=179%2C282" alt="" width="179" height="282" data-recalc-dims="1" /></a>Usta yönetmen Anderi Tarkovsyk’nin 1983 yılında çektiği Nostalgia filmi, varoluş sancısının en net irdelendiği filmlerinden biridir.  Metafiziğe yakın düşünceleri ile bilenen Tarkovsky’nin Nostolgia filmi, bir özlemin en saf anlatış hali iken bu özlem içerisinde iki karekterin toplumsal varoluş hikayelerini de gözlemliyoruz. Filmin daha ilk sekansında özlemi sisler içerisinde belirsizleşen insanların suretleri ile iliklerimize kadar hissediyoruz. Tarkovsky, film boyunca belki daha özele inerek kendi özlemini anlatmaya çalışsa da asıl merak konusu da filmin ilk sahnesinde sorduğu can alıcı sorudur: “Birbirimizi nasıl tanıyacağız”</p>
<p>Bu soru aslında varoluşunda temel sorularından biridir. Kendimizi nasıl tanıyacağız. Kendimizden yola çıkarak birbirimizi nasıl tanıyacağız. Bu temelde Tarkovsky’nin varoluşsal yolculuğuna hakikat arayışı ile eşlik eden ise Domenico’dur. İnanç ve çılgınlık arasında bir yerde duran Domenico’nun film sonunda bize haykırışı adeta Tarkovsky sinemasının bir manifestosu gibidir.</p>
<p><strong>Ganchorav görünen ise Domenico da suretidir</strong></p>
<p>Aslında hikaye Tarkovsky’nin kendi hikayesidir. Ganchorav bir şairdi. Tıpkı Tarkovsky’nin babası Arseni Tarkovsky gibi. Ganchorav’un vatansızlık sancısı onu Domenico’nunn varoluş sancısı ile buluşturuyordu. Ganchorov, ne aradığını bilmeyeni ailesini terk edip İtalya’ya gelen bir şair iken Domenico’da Ganchorav’un ta kendisiydi. Bu yüzden Domenico’yu anlamak Tarkovsky’i anlamaktı. Tarkovsky sineması bize öğretti ki; her zaman görünen önemli olan suretidir, imgesidir. Ve o bize gerçeği verir. Bu yüzden Ganchorav görünen ise Domenico da suretidir.</p>
<p><strong>İnsanlık 4 bin yıllık yaşamında hiçbir şey öğrenmedi</strong></p>
<p>Domenico’nun varoluş sancısı ile başlayan Domenico, hurdaya çıkmış bisikletin üstünde pedal çeviren sahnesi varoluşsal sancı için başlangıç için iyi bir ipucu niteliğindedir. Domenico, Bisikletin gitmeyeceğini bile bile pedalı çevirdiğini görürüz. Çünkü hiçbir şeyin değişmeyeceğinin inancında ve bunun için harcanın çabanın da boşa olduğunu bize anlatmaya çalışır. Tıpkı Takovsky’nin bir söyleşinde söylediği gibi; “İnsanlık 4 bin yıllık yaşamında hiçbir şey öğrenmedi. Sanatla da öğrenmeyecek”<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir-1.jpg"><img class="size-full wp-image-14406 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir-1.jpg?resize=284%2C177" alt="" width="284" height="177" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir-1.jpg?w=284&amp;ssl=1 284w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir-1.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>“1+1=1”</strong></p>
<p>Domenico aynı zamanda pozitivist ve rasyonel akla da bir eleştiridir. Pozitivist zihniyetin varlığı mutlak ve maddi değerlerle açıklaması dünyayı felakete sürüklerken Donemico, kalın puntolarla duvara yazdığı “1+1=1” ile pozitivizme ve rasyonalist akla en büyük haykırıştı. Varlığın, metafizik boyutu hesaplamadan varılan sonuç bizim neden var olduğumuza götürmez iken sade ve sadece rasyonel aklın esiri haline getiriyor. Rasyonel akıl bize mutlak değerlerle gerçeği bize anlatmaya dursun Domenico’nun gözünden birbirine eklenmenin her zaman daha gerçeğe yakın durduğunu görüyoruz.</p>
<p><strong>Uygarlığın beşinden insanlığa haykırış</strong></p>
<p>Domenico’nun kendisini feda ederek haykırdığı meydan ise insanlığın bir özeti gibiydi. Uygarlığın simgesi olan Agora’nın (Meydan) seçilmesi de tesadüf değil, bilinçli bir tercihtir. Uygarlığın doğuşu ile birlikte birbirini tanıyan insanların beşiği olan kamünal toplumun da yıkılışının başlangıcıdır. Uygarlığın inşası ile tıpkı Domenico’nun intiharının gerçekleştiği meydanda insanları birbirinden habersiz varlıklar kıldı. Bu yüzden uygarlığın simgesi Agora’da neden birbirimizi tanımamız gerektiğini haykırıyor.</p>
<p>Domenico’nun çıktığı heykelde bana her zaman Napolyonu anımsatır. Napolyon, ulus devletin simgesidir ve kendisini ulus-devlet olarak tanrının yeryüzüne inmiş hali olarak lanse eder. Uygarlığın doğuşunun ardından insanlığın en büyük ikinci felaketi ise ulus-devletler olmuştur. Ulus devletlerin, pozitivist ve rasyonel aklı, milliyetçi politikaları ile adeta insanlık bir yıkımdan geçmiştir. Bu neden Domenico, böyle bir heykeli tercih etmiştir, one göre tüm bu felaketlerin sebebi bu simgeler ve bu simgeler yıkılmalı yerini arı vızıltılarına bırakmalıdır.</p>
<p><strong>Ahlakın ve anlamın yitirildiği bir dünyada bize bir deli olarak haykırıyor<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir-1-1.jpg"><img class="size-full wp-image-14408 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/indir-1-1.jpg?resize=269%2C187" alt="" width="269" height="187" data-recalc-dims="1" /></a></strong></p>
<p>Domenico, ahlakın ve anlamın yitirildiği bir dünyada bize bir deli olarak haykırıyorsa gerçekten insanlığın utanılacak noktasındayız. İnsanlığın utanç noktası olan dünyada,insanlığın varoluş nedenleri ortadan kalkarken toplum adeta parçalanarak minimalize edilmiştir. Parçalanan toplum kafası kesilen toplum gibidir. Nedensiz acıyla sağa sola savrulur ve yavaş yavaş ölüme yol alır. İnsanlığın durumu da böyledir. Anlamından kopan minimalize edilen toplum değerleriyle birlikte insanlık yok oluşa sürüklenmektedir. İşte bu yüzden Domenico, utanılacak noktadan bize toplum parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli” diyor.</p>
<p>Kurtuluş kendi varlığına yani özüne, temellerine yani doğasına dönmedir.</p>
<p>Bu yıkıntıdan kurtuluş reçetesini de haykırıyor yüzümüze Domenico. Ona göre, bundan kurtuluş kendi varlığına, özüne, temellerine yani doğasına dönmelidir.  Uygarlığın ve ulus devletin paramparça ettiği, rasyonel aklın bir makine gibi işlediği doğaya dönmek kurtuluşun reçetesidir Domenico’ya göre.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images.jpg"><img class="size-full wp-image-14405 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/images.jpg?resize=300%2C168" alt="" width="300" height="168" data-recalc-dims="1" /></a>Karanlığa bir aydınlıktır Domenico</strong></p>
<p>Sanatın bile artık fayda etmediği bir çağda yeniden piramitlerin yapılabileceğine inanmamız gerektiğini belirten Domenico, bilinmezliğe yolculuğun insanlığı hakikate ulaştıracağına inanmıştır. İşte bu inançla elindeki çakmağı ateşleyerek karanlığa bir aydınlık olmaya çalışmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-deli-neden-haykirir/">Bir Deli Neden Haykırır?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-deli-neden-haykirir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14402</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İki Yıl Aradan Sonra Yılmaz Güney Film Festivali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iki-yil-aradan-sonra-yilmaz-guney-film-festivali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iki-yil-aradan-sonra-yilmaz-guney-film-festivali/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 16 Apr 2018 04:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik Rehberi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14109</guid>
				<description><![CDATA[<p>Batman Belediyesinde iki yıl aradan sonra  Yılmaz Güney Sinema Salonu&#8217;nun bulunduğu kentte 7. Yılmaz Güney film festivali gerçekleştirilecek. Film Festivali, 27-29 Nisan tarihlerinde &#8220;Umut&#8217;la Yol&#8217;dayız, Duvar&#8217;ları aşıyoruz&#8221; sloganıyla yedinci kez sinemaseverlerle buluşacak. 2001 yılında, sinema salonu olmayan Batman&#8217;da, belediye tarafından Yılmaz Güney Sinema Salonu yaptırılıp hizmete açıldı. Kentteki sosyal, sanatsal ve kültürel etkinliklere ev sahipliği de yapan salon, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-yil-aradan-sonra-yilmaz-guney-film-festivali/">İki Yıl Aradan Sonra Yılmaz Güney Film Festivali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Batman Belediyesinde iki yıl aradan sonra  Yılmaz Güney Sinema Salonu&#8217;nun bulunduğu kentte 7. Yılmaz Güney film festivali gerçekleştirilecek. Film Festivali, 27-29 Nisan tarihlerinde &#8220;Umut&#8217;la Yol&#8217;dayız, Duvar&#8217;ları aşıyoruz&#8221; sloganıyla yedinci kez sinemaseverlerle buluşacak.</p>
<div dir="auto">2001 yılında, sinema salonu olmayan Batman&#8217;da, belediye tarafından Yılmaz Güney Sinema Salonu yaptırılıp hizmete açıldı. Kentteki sosyal, sanatsal ve kültürel etkinliklere ev sahipliği de yapan salon, kentin AVM&#8217;lerdeki cep sinemaları dışındaki tek sineması ve bağımsız filmlerin yer alabildiği sinema olarak hizmet verdi. Bu süreçte binlerce filme ev sahipliğini yapan sinema salonu aynı zamanda Yılmaz Güney Film Festivaline ev sahipliği yaptı. Kentin gelişiminde büyük bir öneme sahip olan sinema salonu 30 Ocak 2017 yılında tadilat esnasında çıkan yangın nedeniyle kullanılamaz haline geldi. Belediye başkanının görevden alınması sonrası Eylül 2016&#8217;da kayyum olarak atanan Vali Yardımcısı Şevket Ertuğ Aksoy, Yılmaz Güney Sineması&#8217;nın yeniden imar edileceğini internet sitesi üzerinden duyursa da kayyum tarafından yapılan en son açıklama da ise salon yerine cami ya da park yapılacağı açıklandı. Kentlinin isteği sinema salonu olduğu halde yurttaşların park ve cami arasında bir tercihe zorlanması işin trajik yanıdır.</div>
<div dir="auto">Alternatif sinema salonu olmadığı için iki yıldır yapılamayan Yılmaz Güney Film Festivali, bu yıl Ortadoğu Sinema Akademisi tarafından yapılacak. 2 yıl aradan sonra yeniden düzenlenecek olan 7. Yılmaz Güney Film Festivali, 27-29 Nisan tarihleri arasında Batman&#8217;da gerçekleştirilecek festivalin sloganı ise “Umut’la Yol’dayız, Duvar’ları aşıyoruz.”</div>
<div dir="auto">GÖSTERİM MEKANLARI</div>
<div dir="auto">Festival bu yıl kentte sinema salonu olmadığı için Batman Barosu Sinema Salonu ile Petrol İş Sendikası Sinema Salonu&#8217;nda gerçekleşecek.</div>
<div dir="auto"> <span style="font-size: 14px;">Gösterim Mekanları</span></div>
<div dir="auto">
<ul>
<li>BatmanBarosu Sinema Salonu<br />
<a href="https://maps.google.com/?q=G%C3%BCltepe+Mahallesi+Demokrasi+Bulvar%C4%B1+No:339&amp;entry=gmail&amp;source=g">Gültepe Mahallesi Demokrasi Bulvarı No:339</a></li>
<li>Petrol İş Sendikası Batman-Sinema Salonu<br />
<a href="https://maps.google.com/?q=Aky%C3%BCrek+Mahallesi,+218.+Sk.+No:1,+72040+Batman+Merkez/Batman+%C2%A0+Ortado%C4%9Fu&amp;entry=gmail&amp;source=g">Akyürek Mahallesi, 218. Sk. No:1, 72040 Batman Merkez/Batman</a></li>
</ul>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iki-yil-aradan-sonra-yilmaz-guney-film-festivali/">İki Yıl Aradan Sonra Yılmaz Güney Film Festivali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iki-yil-aradan-sonra-yilmaz-guney-film-festivali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14109</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Siz Bizim Uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 Apr 2018 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13991</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sektörde büyük kazanımları olan Hollywood ve Bolywood sineması, kısır bir döngüde iken dizi sektörü ise tam tersi büyük bir çıkış göstermektedir. Dünya&#8217;da her yıl  yüzlerce dizi piyasaya sürülerek dizi severlere bilimkurgudan tarihe, dramdan komediye kadar geniş yelpazede bir seçki sunulmaktadır. Dünya&#8217;da dizi sektörü her yıl büyümesine devam ederken ülkemizde ise bir kısır döngü durumu mevcut. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/">Siz Bizim Uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sektörde büyük kazanımları olan Hollywood ve Bolywood sineması, kısır bir döngüde iken dizi sektörü ise tam tersi büyük bir çıkış göstermektedir. Dünya&#8217;da her yıl  yüzlerce dizi piyasaya sürülerek dizi severlere bilimkurgudan tarihe, dramdan komediye kadar geniş yelpazede bir seçki sunulmaktadır.</p>
<p>Dünya&#8217;da dizi sektörü her yıl büyümesine devam ederken ülkemizde ise bir kısır döngü durumu mevcut. Her yıl milyonlarca para harcanan diziler on bölümü bile göremeden hızlı bir finalle yok oluyor. Senaryo konusunda üretemeyen dizi sektörümüz, son yıllarda yönünü yabancı dizilerin uyarlamalarına merak uyandırdı.</p>
<p>Uyarlama hevesi sansürle kursakta kaldı.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg"><img class="wp-image-13992 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg?resize=372%2C328" alt="" width="372" height="328" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg?w=474&amp;ssl=1 474w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/1887858_0496b19f0e2e9eb22868cd05ecdd4684.jpg?resize=300%2C265&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 372px) 100vw, 372px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Ama gel gör ki uyarlanan diziler, ülkenin siyasal ikliminden oldukça etkilendikleri ve bu etkilenmeye boyun eğdikleri için büyük bir fiyasko haline geldi. Toplumsal hassasiyet kılıfı altında yapımcıların uyguladığı sansüre boyun eğen senaristler, sadece dizilerin orjinal hali ile uyarlamayı bir yana bırakarak yepyeni bir hikaye yazıyorlar.</p>
<p>Lezbiyeni anlatacağına onu işten çıkar çünkü ‘toplum hassasiyeti’</p>
<p>Limon Film imzası taşıyan ilk olarak Avusturalya televizyonlarında gösterime giren Prisoner isimli diziden uyarlama olduğu iddia edilen ve yer yer Orange is the New Black dizisini andıran Avlu dizisi de bu fiyaskoya gebe.</p>
<p>Dizi daha yayınlanmamışken dizide rol alan oyuncu Nil Makaracı, dizinin kadrosundan &#8220;lezbiyen&#8221; olduğu için çıkarıldı. Makaracı yaptığı açıklamada,“Merhaba, ben Nil Makaracı. Çok büyük heyecan ve istek duyarak dahil olduğum Avlu dizisi kadrosundan 21 Mart tarihinde, yönetmen yardımcısı Merve Çolak tarafından çıkartıldım! Daha öncesinde kendi ajansımın bile bana, ‘LGBT bireylerin de yer alacağı bir dizi başlıyor’ diyerek anlattığı Avlu’dan, LGBT yüzünden ve lezbiyen olmam gerekçesiyle, homofobik tavırlarla resmen kovuldum!” ifadesini kullandı.</p>
<p>Makaraı&#8217;nın yaşadığı olay uyarlamaları neden &#8220;siz bizim uyarlayamadıklarımızdan mısınız?&#8221; pozisyonuna geçtiğinin bir manifestosu gibi. Ülkenin siyasal ve baskıcı havasından etkilenen senaristler, uyarladıkları dizilerdeki eşcinsel sahneleri, ‘toplumsal hassasiyet’ kılıfı altında yok ediyorlar.</p>
<p>Gerçekten bizim hikayemiz.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg"><img class="wp-image-13994 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg?resize=429%2C252" alt="" width="429" height="252" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg?w=605&amp;ssl=1 605w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/bizim-hikaye-dizisi-ilk-bolume-saatler-kaldi-9866665.jpeg?resize=300%2C176&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 429px) 100vw, 429px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Hassasiyet altında uyarlayamadıkları dizilere sansür uygulayan senaristler, &#8220;Shalemeles&#8217;i&#8221; değil de aslında bambaşka bir hikaye olan &#8220;Bizim Hikaye&#8221;yi çekebiliyorlar. Baskıcı ve otoriter sisteme boyun eğmenin getirdiği  sonuç bizde sansürle ifadesini buluyor. Bu yüzden Fiona Gallagher&#8217;ın yaşam ve cinsellik arasında sıkışan sancılı hayatından Filiz&#8217;in &#8220;Fakiriz ama gururluyuz&#8221; edebiyatına dönüşüyor. Ve bu edebiyat orjinal bir uyarlamadan çok maalesef bizim bize dayatılan hikayemiz oluyor.</p>
<p>Bari o dili yakalayın</p>
<p>Tabi ki beklentimiz, uyarlanan dizideki cesur sahneler değil. Derdimiz; &#8220;bari o dili yakalayın.&#8221; O dili yakalamak bile büyük bir başarı iken bunun kıyısına bile yaklaşamıyoruz. Uyarlanan dizilerdeki başarılı dil, hiciv ve eleştiriler yerini tanıdık hiç eskimeyen sözcüklere bırakıyor. Bu dili yakalamadığımız için asıl derdimiz olan bir meseleye odaklanmak yerine bize dayatılan yaşamı yazıyoruz.</p>
<p>Bizde uyarlanınca deve kuşu oluyoruz</p>
<p>Nil&#8217;in yaşadıkları da senaristlerin ve yapımcıların uyguladıkları sansürün bir sonucudur. Uyarladıkları diziler, Nil&#8217;in yaşadığı sorunlara ve ötekileşmeye dikkat çekerek bir dil kullanarak Nil&#8217;in hikayesi olurken biz de uyarlanırken kafasını kuma gömen deve kuşu misali gerçeklikten kopan aslında sahte olan Bizim hikayemiz oluyor.</p>
<p>Bu yüzden siz bizim uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/">Siz Bizim Uyarlayamadıklarımızdansınız&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/siz-bizim-uyarlayamadiklarimizdansiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13991</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un Erk&#8217;ini Gömecektir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 08:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13331</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son dönemde Amerika, Uzakdoğu, Hindistan ve Avrupa menşeli diziler, sektörde büyük bir kazanım haline geldi. Her yıl yayınlanan onlarca dizi, büyük kitlelere ulaşırken aynı zamanda kendi fan kitlesini de oluşturmaktadır. Dizilerin uzunluğu 60 dakikayı ve sezonu ise 12 bölümü aşmamasından dolayı senaryoyu da zenginleştirmektedir. Konu bakımından bir tıkanma yaşamayan dünya dizileri, her yıl bizlere tarih, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/">Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un Erk&#8217;ini Gömecektir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde Amerika, Uzakdoğu, Hindistan ve Avrupa menşeli diziler, sektörde büyük bir kazanım haline geldi. Her yıl yayınlanan onlarca dizi, büyük kitlelere ulaşırken aynı zamanda kendi fan kitlesini de oluşturmaktadır. Dizilerin uzunluğu 60 dakikayı ve sezonu ise 12 bölümü aşmamasından dolayı senaryoyu da zenginleştirmektedir. Konu bakımından bir tıkanma yaşamayan dünya dizileri, her yıl bizlere tarih, bilim-kurgu, distopya, drama, komedi gibi başlıca alanlarda önemli alternatifler sunuyor.</p>
<p><em><strong>Dizilerimiz kendi kısır döngülerinde boğulmaktadır</strong></em></p>
<p>Ne yazık ki bu durum ülkemizde tam tersi. Ülke pazarında büyük bir paya sahip olan dizilerimiz, 3. Dünya ülkeleri olarak kabul edilen ülkelere ancak pazarlanmaktadır. Dizilerimiz, yıllardır kendi kısır döngüsünde tıkılıp kalmaktadır. Bu kısır döngüde ortaya çıkan projeler ise birbirlerini tekrar etmekten öteye gidememektedir. Burun kıvırdığımız Hint dizileri ile dizilerimizi sollar duruma geldiği bir dönemi yaşıyoruz.</p>
<p><em><strong>İstanbul ve erkek metaforunda ezilen dizilerimiz</strong></em></p>
<p>Dizilerin uzunluğu, sektörde bir sömürü haline gelirken senaryo açısında da her geçen gün biraz daha fakirleşiyoruz. İstanbul ve erkek metaforu altında ezilen dizilerimiz, bu iki olguyu aşamadığı için yeni bir şey izlemek de mümkün olmuyor. Her çıkan yeni dizi İstanbul güzellemesi ile başlayıp devamında da erkeğin otoritesini sağlama peşine düşer. İstanbul merkezli dizilerde erkek ön planda iken erkeğin gücü, toparlayıcılğı gösterilmeye çalışılır.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg"><img class="wp-image-13335 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg?resize=466%2C262" alt="" width="466" height="262" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/261220170023482776094_2-41.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><em><strong>Ismarlama senaryolar ortak yaşama ülküsünü</strong></em></p>
<p>Yine sanatsal bir amaç gütmeyen dizilerimiz, son dönemlerde iyice ideolojik aygıt haline geldi. Ülkenin politik durumundan faydalanan yapımcılar, peş peşe yayınladıkları bir birine tıpa tıp benzeyen “savaş, kahramanlık” diziler sunmaya başladı. Bir halkın milliyetçi duyguları istismar eden yapımcılar, tamamen ticari kazanç elde etmenin peşinde iken ısmarlama senaryoları ise gelecek açısından birlikte ortak yaşama ülküsünü de her geçen gün zayıflatmaktadır.</p>
<p><em><strong>Çukur&#8217;da aile erkektir</strong></em></p>
<p>İstanbul ve “Erk” metoforuna en yakın örnek ise klasik bir erkek dizi diyebileceğimiz &#8220;Çukur&#8221; dur. Ay Yapım&#8217;ın dizisinde sık sık erkek, iktidar nidaları ile karşılaşıyoruz. Baba İdris Kocavalı (Ercan Kesal) etrafında şekillenen dizi de sıklıkla &#8220;aile her şeydir&#8221; vurgusu yapılmaktadır. Ancak her şey olan aileyi yine erkekler ayakta tutuyor, kadınlar ise yine pasif, ezilen, itaat eden bir pozisyondadır. Güya başkaldıran karakter olarak gösterilen Sena (Dilan Deniz Çiçek) dizi de erkeklere karşı değil kadınlara karşı bir iktidar mücadelesindedir, Yine dizi de &#8220;İdris babamız Çukur evimiz&#8221; sloganı ile de erkeğin gücü adeta haykırılmakta erkeklerin iktidar maceraları bol raconla sunulmaktadır.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg"><img class="wp-image-13336 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=366%2C232" alt="" width="366" height="232" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=1024%2C649&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/5a046d9efbead36f0c13404d.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 366px) 100vw, 366px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><em><strong>Senaryo zayıf ise ver müziği</strong></em></p>
<p>Senaryo bakımında oldukça zayıf olan dizi, son dönemde dizilerin sıkça başvurduğu müziği olabildiğince kullanmaktadır. Adeta dizinin 120 dakikalık bölümünün 30 dakikası müzik ile doldurulmaya çalışılıyor. Bu yöntem iki açıdan kullanılmaktadır; Birincisi, 120 dakikalık bir senaryo zenginleştirilmediği için ortaya çıkan senaryo zayıflıkları müzik ile kapatılıyor. İkincisi ise yine senaryodaki zayıflıklar ve boşluklar, müziğin evrensel gücüyle insanın hislerine dokunularak kapatılıyor.</p>
<p><em><strong>Sosyal Medya umut olmaya başladı</strong></em></p>
<p>Son dönem de sosyal medyanın gelişimi ile ortaya çıkan bazı alternatif diziler ise, gelecek açısından umut vermeye başladı. Türkiye’nin ilk dijital platformlarından olan Blu TV ve Puhu TV&#8217;de yayınlanan diziler, İstanbul algısı ve erkek olgularını ne yazık ki aşamamıştır. Puhu TV&#8217;de yayınlanan “Çi ve Pi” dizileri, mevcut dizilerimizin ötesine geçemez iken  Blu TV&#8217;de yayınlanan diziler ise gelecek için biraz daha umut vaad etmektedir. Masum dizisi, başarılı bir çalışma olsa da konusu bakımından dizi sektörüne bir yenilik getirememektedir. 7 Yüz ise, diziden çok yedi başarılı orta metrajlı film olarak çıktı izleyicinin karşısına.</p>
<p>Burada bir dipnot açalım; hükümetin sosyal platformları RTÜK kapsamına almak istemesi bu alanın yeşermeden kuruyacağı anlamına geliyor.</p>
<p><em><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg"><img class=" wp-image-13337 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg?resize=501%2C278" alt="" width="501" height="278" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/sifir-bir-artik-blu-tv-de-380461-5.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" data-recalc-dims="1" /></a>Geleceğe en yakın duran dizi: Sıfır Bir</strong></em></p>
<p>Yine son dönem de Youtube&#8217;dan yayınlanan Bir zamanlar Adana: Sıfır Bir dizi ise, geleceğe en yakın duran dizi diyebilirim. Amatör bir grup tarafından kolektif bir ruhla kotarılan dizi, izleyiciye daha samimi gelmektedir. Ve bu nedenle az imkanlarla büyük başarılara imza atmıştır. Peki Sıfır Bir&#8217;in başarısı nedir?</p>
<p><em><strong>Kollektif bir düşüncenin ve çalışmanın ürünü</strong></em></p>
<p>Dizilerimizdeki tıkanıklık ve kısır döngüden yola çıkarsak eğer bu başarının tesadüfi olmadığını göreceğiz. Birincisi, Sıfır Bir; dizi sektörünü kendi ideolojisine göre dizayn eden ve tamamen ticari düşünen yapım şirketlerinin bir ürünü olmak yerine kollektif bir düşüncenin ve çalışmanın ürünüdür. Kolektif bir biçimde kotarılan bir dizi, ticari amaçtan çok kendi derdini anlatmaya odaklanmıştır. Senaryosundan çekimine hatta oyunculuğuna kadar ortak üretimin esas aldığı görülmektedir.</p>
<p><em><strong>İstanbul mekan ve zamanından sıyrılmak</strong></em></p>
<p>İkincisi: Sıfır Bir, İstanbul merkezli ya da Anadolu’da başlayan yine İstanbul ile biten diziler yerine, Anadolu&#8217;nun kendine münhasır Adana’da çekilmesi. Mekan açısından İstanbul dizilerine göre daha gerçeğe yakındır. Mahalle, sokak kavramı daha samimidir. Yine karakterler, İstanbul merkezli gibi hayal ürününe yakın tiyatrovari değil de mahalleye inip her an karşımıza çıkan karakterler gibidir.</p>
<p><em><strong>Baba, aile ve mahalle paradoksu</strong></em></p>
<p>Üçüncüsü ise, erk, erkek olgusudur. Bu olgu her ne kadar Sıfır Bir dizisinde aşılamamışsa yine de farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmıştır. Çukur&#8217;da İdris baba ve oğulları ‘her şey’  ve mahallenin koruyucusu iken Sıfır Bir dizisinde ise mahalledeki herkes ve her şey onu koruyandır. Çukur&#8217;da İdris Baba ve oğullarına bir halel gelirse mahalle dağılırken Sıfır Bir de ise, mahalledeki herhangi bir birey için bu geçerlidir. Bu geçerlilik erkekler üzerinden anlatılması her ne kadar bir eksiklik olsa da kollektife daha yakın durması Sıfır Bir&#8217;i daha başarılı kılmaktadır.</p>
<p>Dizilerimizin kısır döngüsü diziseverler için bir karamsarlık tablosu iken Sıfır Bir gibi alternatif dizilerin sektörde yer edinmesi de bir o kadar gelecek için umut verici bir durum. Bu nedenle Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un erk&#8217;ini gömecektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/">Sıfır Bir&#8217;in Kollektivizmi Çukur&#8217;un Erk&#8217;ini Gömecektir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sifir-birin-kollektivizmi-cukurun-erkini-gomecektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13331</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Tamamlanma Hikayesi: Ruh ve Beden</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 03 Feb 2018 07:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13139</guid>
				<description><![CDATA[<p>Macar yönetmen Ildikó Enyedi’nin 67. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü alan filmi Testről és Lélekről (Beden ve Ruh / On Body and Soul, 2017) fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir beden ile özgürlüğünden yoksun bir ruh arasındaki çelişkinin üzerine kurulu.Film, özellikle günümüzün hegomanyası olan kapitalist modernitenin bireyler üzerinde yarattığı bölünmeyi dert ederek bu bölünmeyi bir aşk hikayesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/">Bir Tamamlanma Hikayesi: Ruh ve Beden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Macar yönetmen Ildikó Enyedi’nin 67. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü alan filmi <em>Testről és Lélekről</em> (Beden ve Ruh / On Body and Soul, 2017) fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir beden ile özgürlüğünden yoksun bir ruh arasındaki çelişkinin üzerine kurulu.Film, özellikle günümüzün hegomanyası olan kapitalist modernitenin bireyler üzerinde yarattığı bölünmeyi dert ederek bu bölünmeyi bir aşk hikayesi üzerinden tamamlamaya çalışmaktadır.</p>
<p>Hastalıklı derecede asosyal olan Maria ile kendi gibi sessiz, içine kapanık ve bir kolu felçli olan mezbahane müdürü Endre,  geceleri aynı rüyaları gördüklerini fark etmeleriyle başlayan hikaye günümüz insanların bölünmüşlüğünü tamamlama peşine gidiyor. Bunu yaparken de felsefenin temel konusu olan beden ve ruh tartışması ve Carl Gustovo Jung&#8217;un rüya analistleri ışığında irdelediğini gözlemliyoruz..<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg"><img class="size-full wp-image-13145 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg?resize=305%2C168" alt="" width="305" height="168" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg?w=305&amp;ssl=1 305w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/filmfest17_85.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 305px) 100vw, 305px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Filmin hikayesine geçmeden modern insanın kendi içerisindeki bölünmüşlüğüne değinmek gerekiyor. Keza bu değinmeyi yapmadan filmi konuşmak bize bir şeyler sunmayacaktır. Çünkü film senaryo açısından oldukça başarılı olsa da sinematografik açıdan vermek istediği mesajı yeteri derecede yansıtamamaktır.</p>
<p><strong>Kapitalist Modernite&#8217;de Düalizmden Kopmak</strong></p>
<p>Yaşam düalist bir yapıya sahiptir. Tıpkı madde enerji, aydınlık karanlık,  iyilik kötülük, anlam ve hakikat gibi.Bu dualistlik kurulmadığı takdirde ne yaşam var olmakta ne de yaşamın hakikati&#8230; Ancak günümüz tüketim zihniyeti kendisindeki düalistliği adeta parçalamaktadır. Günümüz hegomanyası kapitalist modernitesinde birey adeta ruhunu yitirmiş bir beden gibidir.</p>
<p>Modern birey özündeki anlamı yıkarak, yitirerek rüzgarda savrulan bir virüs gibi yaşamını sürdürmektedir. Ne için yaşadığını bilmeyen sorgulamayan ruhunu yitirmiş bir beden gibi yaşıyoruz. Bir et parçası olmaktan öteye gitmeyerek kendi varlığımızı reddederek hiççiliğin boyunduruğunda sadece nefes alıp vererek yaşıyoruz. Ve böyle bir yaşam ne iyilik ne sevgi ne de hakikati ile yaşanıyor. Her şey nedensiz,  anlamsız ve ruhsuzca&#8230;</p>
<p>Ya her şeyi bir beden üzerinden ya da ruhsal,  sezgisel bir bakışla yorumluyor. Kapitalist modernitede yaşam adeta birbirini reddederek ve yok ederek örülüyor. Düalizmden kopuş nedensiz bir ruh,  ruhsuz bir beden insanlığı her daim telafisi olmayan felaketlere sürüklemiştir.</p>
<p><strong>Boşlukta Sallanan Ruhlar…</strong></p>
<p>Ruh ve beden filminde ise ruhu  Maria  bedeni ise Endre temsil ediyor. Maria,  bedenle buluşmamış bir ruh gibi boşlukta sallanırken Endre ise ruhuyla bütünleşmemiş ‘mış’ gibi yaşayan eksik bir insan. Ve bu iki insanda temsil edilen ruh ve beden rüyalarda bir araya geliyor. Bu da bize ünlü analitik psikolojinin temsilcisi Jung&#8217;un düşüncelerini hatırlatıyor.</p>
<p><strong>Hakikat Bütündür Parçalanamaz</strong></p>
<p>Bir tesadüf sonucu rüyalarının aynı olduğunun fark etmelerinin ardından Maria ve Endre,  bunu gerçeğe taşıma peşine düşüyorlar. Rüyalar,  bilinçalltının dışavurduğu parçalar ise her ikisi de kendi eksikliğinin farkındalığıyla bütünü tamamlama peşine düşer. Yani hakikatin peşine düşerler. Hakikat,  bir bütündür ve parçalanamaz. Tıpkı diyalektik gibi..</p>
<p>Ve filmde diyalektiği her sahne de görebiliyoruz. Rüya hakikat iken kendi yaşadıkları mekan olan mezbaha ise gerçekti. Hakikat olan rüyada yaşam kar beyazlığında eşsiz bir doğa iken gerçek mekan mezbahanede ise duygulardan kopuk bireylerin hikayeleriyle adeta bir beden doğranmakta. Gerçekte kimseyle bakışmayan temas kurmayan Maria,  hakikatte bakışır,  temasta bulunur.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg"><img class="size-full wp-image-13143 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg?resize=525%2C280" alt="" width="525" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg?w=525&amp;ssl=1 525w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/85_1.jpg?resize=300%2C160&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>Bedenin Ruha,  Ruhun Bedene Kavuşması</strong></p>
<p>Ve her iki karakter de hakikatin bir bütün ve parçalanamaz olduğu düsturu ile hareket ederek bir tamamlanma arayışına düşüyor. Tıpkı hakikat ve gerçek gibi ruh ve bedenleri birleşmezse eksik kalacaklarının farkındadırlar.</p>
<p>Bu noktada Maria, bir ruh olarak bedene ulaşmak için hissetmenin, sanatla anlamın peşine düşerken bir beden olarak Endre ise ruha kavuşmak için bir sorgulamanın peşine düşer. Her ikisinin dünyasında da bir diyalektik görmek mümkün. Endre,  ruhsuz bir bedene uyan bir karanlıkta, kirli,  pasaklı ve anlamsızlık içerisinde iken; saf bir ruh olan Maria ise,  aydınlığın içerisinde temiz,  titiz bir anlamlılık içerisindedir.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg"><img class="wp-image-13146 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?resize=408%2C612" alt="" width="408" height="612" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?w=2000&amp;ssl=1 2000w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/jRyPiHEa8IlsfSDjXYlEKjpHsMf.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 408px) 100vw, 408px" data-recalc-dims="1" /></a>Ruh ve Beden Birlikteliğinde Hakikatin Peşinde Olmak</strong></p>
<p>Filmin finali ise bu tamamlanmışlığın mutluluğu ile biter. Bu mutluluğa ulaşmanın ardından rüyalar son bulur. Gerçek hakikatle, ruh bedenle tamamlanır&#8230; Bu tamamlanmışlık hikayesi bize belki hakikatin kapılarını açmayacaktır. Ancak hakikaten ışık tutacaktır. Yoksa bizler,  yaşamın zenginliği olan dualizmden koptuktan sonra ruhunu yitiren, cüzzamlı bir beden olmanın ötesine geçemeyeceğiz.</p>
<p>Ya ruhunu yitiren bir beden olarak boşlukta savrulan bireyler olacağız ya da düalizmi yakalayan ruh ve bedenin birlikteliğinde hakikatin peşinde olacağız.</p>
<p><strong>DİPNOT</strong></p>
<p>Ildikó Enyedi&#8217;nin yazıp yönettiği filmin başrollerinde Morcsányi Géza, Alexandra Borbély ve Zoltán Schneider yer alıyor. Film, 67. Berlin Film Festivali&#8217;nde Altın Ayı büyük ödülünü kazandı. Aynı zamanda bu yılki en iyi yabancı film dalında da Oscar&#8217;a aday</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/">Bir Tamamlanma Hikayesi: Ruh ve Beden</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-tamamlanma-hikayesi-ruh-beden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13139</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fark Eder Hem De Bal Gibi ‘FARK’ Eder</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fark-eder-hem-de-bal-gibi-fark-eder/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fark-eder-hem-de-bal-gibi-fark-eder/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 06:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12719</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yıllar sonra Zeki Demirkubuz&#8217;un Albert Camus&#8217;un Yabancı kitabından esinlenerek yazdığı ve yönettiği Yazgı&#8217;yı izlediğimde nihilizm karşıtı olan ben, yaratılan karakterin benzerlerine gerçek hayatta ne çok rastladığımızı düşündüm. Maalesef günümüz hegemonyası olan kapitalist modernite, bilinçsiz bir nihilizm geliştirdi. Filmin başkarakteri Musa (Serdar Orçin),  tüm ahlak normlarını yıkarak seyircide nefret uyandıran bir birey olarak çıkıyor karşımıza.  Annesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-eder-hem-de-bal-gibi-fark-eder/">Fark Eder Hem De Bal Gibi ‘FARK’ Eder</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar sonra Zeki Demirkubuz&#8217;un Albert Camus&#8217;un Yabancı kitabından esinlenerek yazdığı ve yönettiği Yazgı&#8217;yı izlediğimde nihilizm karşıtı olan ben, yaratılan karakterin benzerlerine gerçek hayatta ne çok rastladığımızı düşündüm. Maalesef günümüz hegemonyası olan kapitalist modernite, bilinçsiz bir nihilizm geliştirdi.</p>
<figure id="attachment_12729" aria-describedby="caption-attachment-12729" style="width: 280px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/101f39e63da15137498d34ab16d3470e.jpg"><img class="wp-image-12729 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/101f39e63da15137498d34ab16d3470e.jpg?resize=280%2C400" alt="Yazgı" width="280" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/101f39e63da15137498d34ab16d3470e.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/101f39e63da15137498d34ab16d3470e.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12729" class="wp-caption-text">Yazgı</figcaption></figure>
<p>Filmin başkarakteri Musa (Serdar Orçin),  tüm ahlak normlarını yıkarak seyircide nefret uyandıran bir birey olarak çıkıyor karşımıza.  Annesi ölüyor umursamıyor. Hakkında hiçbir şey bilmediği bir kadın olan iş arkadaşı Sinem’le (Zeynep Tokuş) evleniyor, ama soranlara eşini tanımadığını söylüyor. Onun için ailenin, evliliğin hiç bir anlamı yok. Bir aileyi katletme suçundan idam cezası alıyor fakat umursamıyor. Çünkü en başından beri yaşamı da ölümü de anlamsız görüyor. Onun için yaşam da ölüm de &#8220;fark etmez&#8221;. Mahkemede kendisini savunmuyor bile, çünkü onun için her şey hiçbir şey, her şey &#8220;fark etmez&#8221;&#8230; Musa’ya göre yaptıklarının bir nedeni yok, sadece yapıyor.</p>
<p><strong>Anlamını Yitiren Birey Sosyolojik Olarak Ölümün Eşiğindedir</strong></p>
<p>Musa,  karakteri asla anlayacağım bir karakter değil. Bunu söylerken asla toplumsal kuralları baz alarak söylemiyorum.  Çünkü anlamını yitirmiş bir birey,  sorgulamayan bir karekter felaketin, yabancılaşmanın ve hatta sosyolojik olarak ölümün kendisidir. Asla yaşam “fark etmez” noktasında bakılacak kadar hafif değildir. Fark eder hem de bal gibi fark eder.</p>
<p>Ama gelin görün ki günümüz toplumunda binlerce Musa oluşmaya başladı. Günümüz hegomanyası kapitalist modernitenin ahlak yıkıcılığı, anlam yok ediciliği binlerce Musa&#8217;nın, Meursault&#8217;ın doğuşuna neden oldu. Musa ve Meursault karakterlerini bir de Baudraillard’ın Simülasyon penceresinden analiz etmeye çalışalım.</p>
<p><strong>Simülasyon: ‘Miş gibi’ yaşamak</strong></p>
<p>Yirmi birinci yüzyılın önemli düşünürlerinden biri olan Jean Baudraillard,ortaya attığı kavramlardan en önemlisi de &#8220;Similasyon&#8221;dur. Simülasyonu &#8220;Gerçeğe ait tüm göstergeleri ele geçirmiş ve gerçeğin yerine geçmiş sahte&#8221; olarak belirtirken Simülasyon nasıl ve ne zaman olduğu bilinmeyen bir şekilde  gerçeği yok ederek yerine geçen sahte bir gerçekliktir. Düşüncesinin özeti ise &#8220;miş gibi yaşamaktır&#8221;</p>
<figure id="attachment_12725" aria-describedby="caption-attachment-12725" style="width: 458px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Jean-Baudraillard.jpeg"><img class=" wp-image-12725" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Jean-Baudraillard.jpeg?resize=458%2C275" alt="" width="458" height="275" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Jean-Baudraillard.jpeg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Jean-Baudraillard.jpeg?resize=300%2C180&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 458px) 100vw, 458px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12725" class="wp-caption-text">Jean Baudraillard</figcaption></figure>
<p>Baudraillard, batılı sistem diye dikkat çektiği kapitalist modernitenin son iki yüz yıldır yaydığı evrensel ilkeleriyle, aşıladığı gelişme ve ilerleme moduyla tüm dünyaya örnek model oluşturan Batı sisteminin bugün varılan sonuçları itibariyle iflas ettiğini, çöktüğünü ve kendisiyle birlikte tüm insanlığı da peşinden belirsiz bir sona doğru sürüklediğini iddia etmektedir.</p>
<p><strong>Duygu Eşittir Beğeni Midir?</strong></p>
<p>Yabancı&#8217;daki Meursault&#8217;ın da Yazgı&#8217;daki Musa&#8217;nında yaşadığı aslında &#8220;miş gibi yaşamaktır&#8221;. Çünkü onlarda gerçek anlamını yitirmiş her şey kendilerinin biçtiği anlam oranında vardır. Bu yabancılaşmanın temelinde ise kapitalist modernitenin sahte yaşamıdır.</p>
<p>Özellikle bilişim çağının gelişmesi ile zamanla gerçek yaşam yok edilmiş sahte bir yaşam ortaya çıkartılmıştır. Bu simülasyonda duygular yok edilerek yerini &#8220;Beğeni&#8221;ye bırakmıştır. Sevilmenin ölçütü en çok beğeni ile ölçülmeye başlandı.  Çok beğeni alıyorsan seviliyor ve yahut popülersin az beğeni alıyorsan de bilinmiyorsundur. Bu yaşama göre gerçek sevgi olsa da olur olmasa da olur. Çünkü sevginin artık bir anlamı yoktur.</p>
<p><strong>Zaman ve Mekansızlık Kıskacında İletişim</strong></p>
<p>Duygularla beraber iletişim yok olurken iletişim daha çok zaman ve mekanın yok edildiği fotoğraflardan ve kısa videolardan sağlanıyor.</p>
<p>Bir fotoğraf veyahut video, bize asla gerçeği söylemez. Çünkü zaman ve mekandan kopuktur.  Gerçek değildir. Sadece o andır. Ve o an üzerinden kısa bir an geçtiğinde yeni bir gerçekliğe kavuşmuştur. Zamansızlık ve mekansızlık ilişkisiyle kurulan iletişim ise yine miş gibi yaşamanın ötesine geçmemektedir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Şiddet ve Ölüm Karşısında Record Düğmesinde Basılı Kalmak</strong></p>
<p>Yazgı&#8217;daki Musa&#8217;da gördüğümüz gibi hepimizi bir &#8220;fark etmez&#8221; sarmalı sarmakta. Yanı başımızda bir kadın şiddete uğradığında bir çoğumuzun yaptığı şey,  bu şiddete doğru tavrı ve tepki göstermek yerine o anı kayda (record) alıyoruz. Herkesin elindeki simülasyonun en büyük icadı sözde akıllı telefonlarla &#8220;kaydederek&#8221; ve daha sonra simüle ettiğimiz yaşamlarda paylaşarak şiddeti adeta meşrulaştırarak sevimli bir eğlence haline getiriyoruz. Bize dayatılan ve çoğunlukta kabul edilen yaşamda orada yaşanan bir şiddetin hiç bir anlamı yoktur. Orada bir kadın ölse de olur ölmese de olur anlayışı hakim iken record düğmesinde eli basılı olan her birey için yaşanan her şey &#8220;fark etmez&#8221; sarmalındadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Social_media_fear.jpg"><img class="alignleft wp-image-12724" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Social_media_fear.jpg?resize=424%2C250" alt="" width="424" height="250" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Social_media_fear.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Social_media_fear.jpg?resize=300%2C177&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 424px) 100vw, 424px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>140 Karakterle Bilginin Canına Okumak</strong></p>
<p>Bilgi, 140 harfe sığdırılarak adeta gerçekliğin canına okunurken sorgulanmayan bireyler halinde önümüze konulana inanıyoruz. Bilgi, doğru olsa da olur olmasa da olur. Önemli olan ne kadar etki yarattığıdır. Yani anlayacağınız bir deli kuyuya bir taş atıyor,  hepimiz paylaşımlarla peşinden koşup gidiyoruz.</p>
<p><strong>Kendini Bilmek Gerçekliğin İlk Adımıdır</strong></p>
<p>Düşüncenin gelişiminden beri sorgulanmayan hayatın gerçek hayat olmadığı söylenir. Kendini bilmek, gerçekliğin ilk adımıdır. Ancak gel gör ki kapitalist modernitenin anlam yıkıcılık üzerine kurduğu yaşam ile sorgulamıyor,  var olanı tüketiyoruz. Kendimizi bilmek yerine aslında biz olmayan bir kopyamızı yaşıyoruz. Fark etmez anlayışıyla bizlere simüle edilen yaşamlarda adeta boğuluyoruz. Birer Musa birer Meursault haline geliyoruz,  gelmeye de devam ediyoruz.</p>
<p>Oysaki &#8220;Fark eder hem de bal gibi fark eder. Yaşadığımız her şeyin bir gerçekliği vardır. Gerçeklik,  anlam asla kaybolmaz. Önemli olan ona ulaşmak zaman ve mekanın ruhunu yakalamaktır. Bizler bunu yakaladıkça bu hegomanya parçalanacak bizlere sunulan simültane yaşamların hükmü de son bulacaktır…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-eder-hem-de-bal-gibi-fark-eder/">Fark Eder Hem De Bal Gibi ‘FARK’ Eder</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fark-eder-hem-de-bal-gibi-fark-eder/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12719</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Hakikat Arayışcısı: ANDREİ TARKOVSKY</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-hakikat-arayiscisi-andrei-tarkovsky/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-hakikat-arayiscisi-andrei-tarkovsky/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 07 Jan 2018 08:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selman Çicek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12565</guid>
				<description><![CDATA[<p>Andrei Tarkovsky,  o sadece bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar film üreten bir yönetmenden öte filmlerinde hakikatin peşinden giden bir düşünce insanıydı. Kendine özgü sinema diliyle dünya sinemasında yeni bir çığır açan Tarkovsky&#8217;i anlamak ise hiçte kolay değildi.  Ve ölümünün 31&#8217;inci yılında da onu anlamak bunca bilimsel, düşünsel gelişmeye rağmen kolay olmadı. Yıllarca sineması tartışıladurdu ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hakikat-arayiscisi-andrei-tarkovsky/">Bir Hakikat Arayışcısı: ANDREİ TARKOVSKY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Andrei Tarkovsky,  o sadece bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar film üreten bir yönetmenden öte filmlerinde hakikatin peşinden giden bir düşünce insanıydı. Kendine özgü sinema diliyle dünya sinemasında yeni bir çığır açan Tarkovsky&#8217;i anlamak ise hiçte kolay değildi.  Ve ölümünün 31&#8217;inci yılında da onu anlamak bunca bilimsel, düşünsel gelişmeye rağmen kolay olmadı.</p>
<div dir="auto">Yıllarca sineması tartışıladurdu ve sineması tanımlama anlama çabasına girildi. &#8220;Sinemanın büyük şaiiri ve ya büyük ustası&#8221; denildi ama belki de çok az insan onun düşünce dünyasında çizdiği hakikat yolculuğuna çıkabildi.</div>
<div dir="auto">
<figure id="attachment_12572" aria-describedby="caption-attachment-12572" style="width: 414px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-4.jpg"><img class="wp-image-12572 " src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-4.jpg?resize=414%2C233" alt="Tarkovsky'nin Ölüm Yıldönümü 29.12.1986" width="414" height="233" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-4.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-4.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-4.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 414px) 100vw, 414px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12572" class="wp-caption-text">Tarkovsky&#8217;nin Ölüm Yıldönümü 29.12.1986</figcaption></figure>
<p><b>Tarkovsky anlamak düşüncesini anlamaktı</b></p>
</div>
<div dir="auto">Tarkovsky&#8217;i anlamak için sadece sineması hiçbir zaman yeterli bir veri olmadı. Tarkovsky anlamak aslında düşüncesini anlamaktı.</div>
<div dir="auto">Tarkovsky bir hakikat arayışcısıydı ve bunu her eserinde iliklerine kadar hissettiriyordu. İnsanın ruhsal bir varlık olduğuna inanan Tarkovsky, bu ruhsallığı anlatmak için adeta kendini sinemaya adayarak imgelerle ruhsallığa dikkat çeker. &#8220;Mühürlenmiş Zamanlar&#8221; adlı kitabında bu yüzden &#8220;imge hakikatin suretidir&#8221; der. Kimilerine göre Tarkovsky, filmlerinde tanrının varlığını betimleme gayretinde olduğunu söylese de Tarkovsky daha çok insanın ruhsallığına dikkat çekerek bir hakikatın peşinden girmiştir.</div>
<div dir="auto">
<figure id="attachment_12573" aria-describedby="caption-attachment-12573" style="width: 291px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-5-1.jpg"><img class="size-full wp-image-12573" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-5-1.jpg?resize=291%2C173" alt="" width="291" height="173" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12573" class="wp-caption-text">Tarkovsky&#8217;nin Ölüm Yıldönümü 29.12.1986</figcaption></figure>
<p><b>Sanat bir yakarıştır</b></p>
</div>
<div dir="auto">&#8220;Sanat bir yakarıştır&#8221; diyen Tarkovsky, insanın sanat aracılığı ile hakikati dile getirebileceğini söylemiştir. Tarkovsky, duygudan, hakikatten kopuk hiç bir şeyin sanat ile bağdaşmayacağını ifade ederek bir yönetmenin uğraşısının da yararatma eylemi olduğuna dikkat çeker. Bu yaratma eylemi de Tarkovsky,  filmlerinde hem görünür olanı sunar hem de mağara allegorisine benzer gerçeğin suretlerini sunar. Tarkovsky&#8217;nin asıl derdi de bu olmuştur,  çünkü anlatmak istediğini bu imgelerle ifade eder. Bu ikisinin bileşkesiyle de bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk ise hakikate yolculuktur.</div>
<div dir="auto">Bu yolculuk kimilerine göre sonuçsuz iken kimilerine göre ise bir kurtuluş reçetesidir.</div>
<div dir="auto">Bu yolculuk her zaman gerçeği temsil eder. Bu yüzden filmleri siyah-beyazla başlar. Ona göre,  siyah-beyaz sinema daha gerçekçi renkli sinema ise bu gerçekliğe ulaşmamıştır. Filmlerindeki bu dualistlik ise asıl derdinin görünen ve görünebileni anlamlamdırmak olduğunu görüyoruz.</div>
<div dir="auto">
<figure id="attachment_12574" aria-describedby="caption-attachment-12574" style="width: 372px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-3.jpg"><img class=" wp-image-12574" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-3.jpg?resize=372%2C464" alt="" width="372" height="464" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-3.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-3.jpg?resize=241%2C300&amp;ssl=1 241w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-3.jpg?resize=821%2C1024&amp;ssl=1 821w" sizes="(max-width: 372px) 100vw, 372px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12574" class="wp-caption-text">Tarkovsky&#8217;nin Ölüm Yıldönümü 29.12.1986</figcaption></figure>
<p><b>İlk yolculuk</b></p>
</div>
<div dir="auto"> 1962 yılında yayınladığı ilk uzun metrajlı filminde kendisini nasıl ifade edeceğini bilmeyen, kendi dilini hala bulamamış bir çocuğum yolculuğu ile başlar. Tarkovsky&#8217;nin hakikat peşindeki ilk yolculuğudur bu. Ve bir söyleşinde bu ilk yolculuğu zayıf bulduğunu söyler.</div>
<div dir="auto"><b>Ruhsallığın somut ifadesi sanat</b></div>
<div dir="auto">1969 yılında yayınladığı Andrei Rublev filminde ise daha mücedeleci bir karekter ile karşılaşıyoruz. Rublev&#8217;in ruhsallığıyla, teolojisiyle verdiği mücadelesi sonucu hakikati sanatında bulduğuna tanık oluyoruz. Yine idealizm ve meteryalizm düalizmi ile karşı karşıyayız.</div>
<div dir="auto"><b>Kurtuluş kendi utancımızda</b></div>
<div dir="auto">1972 yılındaki bilim kurgu filmi Solaris ile duygusal krizlere yenik düşen başarısızlıkla sonuçlanan bir uzak deneyimini ele alır. &#8220;Bilimin ahlakı olmalı mı&#8221; tartışmalarına da ışık tutacak nitelikte olan Solaris filmi, insanlığın kurtuluşuna da dikkat çeker. Ve bu kurtuluşun kendi utancımızda olduğunu söyler. Solaris&#8217;e gönderilen psikolog Kriz Kelvin,  özündr hakikatin çözmenin peşindedir. Ve bu hakikat ise &#8220;gerçek ? Gözle görünen mi? Yoksa düşünülen mi? sorusudur.</div>
<div dir="auto"><b>En büyük mücadele insanın kendisi ile olan mücadelesidir</b></div>
<div dir="auto">Şiirsel sinema dilinin doruk noktası olarak kabul edilen 1975 yapımı Ayna (Zerkalo) da hakikat arayışınım en belirgin olduğu filmlerden biri. Aslında film,  Tarkovsky&#8217;nin kendi kişisel arayışına ayna tutarak o aynaya yansıttığı &#8220;görüntülerin, anların&#8221; şiirsel anlatımıdır. Belki de en büyük hakikat Tarkovsky&#8217;nin dediği gibi &#8220;En büyük mücadele insanın kendisi ile olan mücadelesidir.&#8221;</div>
<div dir="auto">
<figure id="attachment_12575" aria-describedby="caption-attachment-12575" style="width: 407px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-2.jpg"><img class=" wp-image-12575" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-2.jpg?resize=407%2C313" alt="" width="407" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-2.jpg?w=910&amp;ssl=1 910w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-2.jpg?resize=300%2C231&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-2.jpg?resize=600%2C460&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 407px) 100vw, 407px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12575" class="wp-caption-text">Tarkovsky&#8217;nin Ölüm Yıldönümü 29.12.1986</figcaption></figure>
<p><b>Hakikatin veciheleri</b></p>
</div>
<div dir="auto">1976 yılında yayınlanan Stalker (iz sürücü) de tarif edilen bölge ise hakikatin kendisiydi. Bölge, arzuların tatmin edileceği yerleri temsil ederken insanın hakikat arayışını dışavurur. Ve hakikati 3 farklı insanda görünür kılar. Akıl, iman ve sanat&#8230;</div>
<div dir="auto">
<p>Nostalji(1983), Kurban(1986) filmlerinde de bu yolculuk devam eder. Ve bu yolculuk hiç bir zaman da gitmeyecektir. Çünkü hakikatten kopuş, akıldan kopuştur, imandan ve sanattan kopuştur. Bu kopuş ise ölümdür&#8230;</p>
<figure id="attachment_12576" aria-describedby="caption-attachment-12576" style="width: 526px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-1.jpg"><img class=" wp-image-12576" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-1.jpg?resize=526%2C296" alt="" width="526" height="296" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-1.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-1.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/tarkovsky-olum-yıldonumu-29-12-1986-1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 526px) 100vw, 526px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12576" class="wp-caption-text">Tarkovsky&#8217;nin Ölüm Yıldönümü 29.12.1986</figcaption></figure>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hakikat-arayiscisi-andrei-tarkovsky/">Bir Hakikat Arayışcısı: ANDREİ TARKOVSKY</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-hakikat-arayiscisi-andrei-tarkovsky/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12565</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
