<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Selda Önder &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/seldaonder/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Dec 2018 18:38:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Manş Denizi Devini Dizginleyen Bir Denizkızı; Nesrin Olgun</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Dec 2018 06:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16519</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başarının hikayesini yazmak istediğimde ilk işim internetten başarılı 100 Türk kadınını araştırırken rastladım ona. Adana’dan şahlanan bir kısrak. Nesrin Olgun Arslan 1957&#8217;de&#160;Adana&#8216;da doğmuş. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen kuş uçuşu 33 kilometre olan bir denizi önüne çıkan tüm engelleri aşıp, 15 saat 47 dakika ‘da, yaklaşık 100.000 kulaç atarak geçmiş; hem Türkiye&#8217;nin hem de tüm kadınların [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/">Manş Denizi Devini Dizginleyen Bir Denizkızı; Nesrin Olgun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Başarının
hikayesini yazmak istediğimde ilk işim internetten başarılı 100 Türk kadınını
araştırırken rastladım ona. Adana’dan şahlanan bir kısrak. Nesrin Olgun Arslan
1957&#8217;de&nbsp;<a href="https://onedio.com/etiket/adana/50272cc3cc161f8ec1342332">Adana</a>&#8216;da doğmuş. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen kuş
uçuşu 33 kilometre olan bir denizi önüne çıkan tüm engelleri aşıp, 15 saat 47 dakika
‘da, yaklaşık 100.000 kulaç atarak geçmiş; hem Türkiye&#8217;nin hem de tüm
kadınların gururu ve idolü olmayı başarmıştır. Kendisiyle ilgili yazıları
okurken ona olan hayranlığım gittikçe arttı.</p>



<p><a href="https://onedio.com/etiket/adana/50272cc3cc161f8ec1342332">Adana</a>&#8216;da, sulama kanalında akıntıya karşı yüzüyormuş. Başarısını
da buna bağlıyor.&nbsp;E kolay değil akıntıya kulaç atmak.</p>



<p>O yıllarda yüzme şimdilerde
olduğu gibi her mevsimde değil yalnızca yaz mevsiminde yapılabildiğinden kış
aylarında da masa tenisi oynuyormuş.</p>



<p>Spor
hep hayatında Nesrin Olgun&#8217;un hem kısa mesafe yüzmede hem de masa tenisinde
birçok ödülü var.&nbsp;Ayrıca Tramplen Atlama ‘da 1976 Türkiye birincisi.</p>



<p>Gazi
Üniversitesi&#8217;nde öğrenci olduğu sırada sigara içtiğini öğrenen Beden Terbiyesi
Bölge Müdürü Tuncay Şenyüz ona kızınca, henüz 22 yaşındayken bu maceraya
atılmış. <strong>“Maşallah! Ne de güzel sigara
içiyorsun! Sen böyle mi yüzücü olacaksın? Yok kızım yok. Sen yüzücü olamazsın.
Tamam. Artık yarın havuza gelme!”</strong></p>



<p>Bir insan bu sözü duyunca hırs
yapıp<strong>&nbsp;“Öyle mi! Ben de Manş’ı geçeceğim</strong>” demiş&nbsp; Nesrin Olgun. Üstelik sözünde de durmuş.</p>



<p>Nesrin Olgun, 1975
yılında Türkiye’nin Manş’ı yüzerek geçen ilk kadın sporcusu. Liseyi bitirdiği
yıl kendisini havuz başında sigara içerken gören Adana Beden Terbiyesi Müdürü
Tuncay Şenyüz’ün sözleri hayatını değiştirmiş. </p>



<p>Soluğu antrenör
Kutsal Özülkü’nün yanında alıyor.&nbsp;<strong>“Ben Manş’ı geçeceğim,
antrenörüm olur musunuz?”&nbsp;</strong>Cevap net <strong>“Yarın gel. 10
kilometre aralıksız yüzebilirsen çalıştırırım seni”.</strong></p>



<p>Ertesi sabah
havuzda açıyor gözlerini. 1,2,3&#8230; 5’inci kilometrede kolları ağrıyor,
ayaklarına kramp giriyor. Antrenmansız. Zorla da olsa tamamlıyor 10
kilometreyi. Tam beş saatte. Kutsal Özülkü’yü hocalığa ikna ediyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no01.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16521" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no01.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no01.jpg?resize=227%2C300&amp;ssl=1 227w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Dört yıl boyunca
çalışıyor. Her gün saatlerce antrenman, binlerce kulaç. Sonunda&nbsp;<strong>“Tamam”</strong>&nbsp;diyorlar,
İngiltere’ye gitmeye karar veriyorlar. Ama para yok. Kendi harçlığı, annesinin
emekli maaşı, Adana Demirspor Başkanı’ndan 500 dolar, Manş’ı geçen Erdal
Acet’ten 100 dolar. 17 ülkeden gelen diğer yüzücülerin aksine otelde
kalamıyorlar. Kendi yemeklerini yapmak zorundalar.</p>



<p><a href="https://onedio.com/etiket/adana/50272cc3cc161f8ec1342332">Adana</a>&#8216;nın
30 derecelik suyuna alışık olan Nesrin Olgun&#8217;un suya girmesiyle çıkması bir
olmuş. Antrenörü durumun böyle olacağını bildiğinden onu kısa süreli
antrenmanlarla yavaş yavaş suya alıştırmış.
Manş’taki ilk antrenmanında ilk şoku yaşıyor genç Nesrin: Su buz gibi&#8230;
Adana’nın sıcağına alışan bir sporcu için feci bir haber bu. 34 kilometre
yüzecek. 27 Ağustos 1979 gecesi macera başlıyor. 10 saat sonra muazzam bir
akıntı başlıyor. Hem de bitime 3-4 mil kalmışken. O mesafe tam altı saat
sürüyor. Toplam 15 saat 47 dakika&#8230; Nesrin başarıyor.<strong>&nbsp;“Kıyıya
çıkıp yaklaşık 10 metre yürüdükten sonra toprağa uzandım. O ıslak, o buz gibi
toprağın bana ne denli sıcak geldiğini anlatamam. Bir devi yenmiştim&#8230;”&nbsp;</strong>Azmiyle
adını Cumhuriyet tarihine yazdıran Nesrin Olgun bugün genç yüzücüler
yetiştirmeye devam ediyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16522" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no02.jpg?resize=289%2C420&amp;ssl=1 289w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>Suya
atlıyor&#8230;&nbsp;<strong>“Karanlıklar içinde dalgalanan Manş’a dalmış
düşünüyorum. Havanın soğukluğundan mı, heyecandan mı iliklerime kadar
ürperiyorum. Sular dalgaların hışırtısı ile kulaklarım zonkluyor. Dalgalar
köpüre köpüre karanlıklara doğru uzayıp gidiyor&#8230;”</strong></p>



<p>Yoğun
antrenmanlardan sonra maraton başlamış. Uzun süre yüzdükten sonra, bir ara
kıyıya bakmış. İnsanları net bir şekilde seçebiliyormuş. Tahminen yarım saat
daha yüzdüğünde kıyıya ulaşmış olacağını düşünüyormuş. Bir süre ara vermeden
yüzmüş. Çıktığında ise kıyının ondan tamamen uzaklaştığını görmüş.</p>



<p>Teknedekilere
bakınca onların da panik halinde olduğunu görmüş. . Medcezir&#8217;in hızı saatte
hemen hemen 4 km iken Nesrin Olgun&#8217;un hızı yaklaşık 3 km imiş. Yani Nesrin
olgun 1 saat uğraşsa da 1 km geriye düşmüş olacakmış.</p>



<p>Bilincini
kaybetmemek için sürekli kulaçlarını saymış. Çünkü soğuk bir süre sonra baş
edilemez hale geliyormuş. Yüzücülerden bir çoğu bu durumu yaşamış. Bir kısmı
kendi etrafında yüzmeye başlamış, bir kısmı geri dönüp kaçmaya çalışmış, bir
kısmı da tamamen bilincini kaybederek ne yaptıklarını sormaya başlamış. Fakat o
bu talihsizliğin sonunda Türkiye&#8217;ye &#8216;Manş Denizi&#8217;ni Yüzerek Geçen İlk Türk
Kadını&#8217; olarak dönmüş. (onedio.com)</p>



<p>Başarısı
beni o kadar etkiledi ki kendisiyle konuşmak istedim. Birçok konuda konuştuk ve
başarıyı hakkıyla kazanan ve ülkemizi ve bir kadının başarısını dünyaya
kanıtlamış olan Nesrin Olgun hanımefendi ile söyleşimiz bizi çok gururlandırdı.</p>



<p><strong>-Biz araştırırken sizin
başarılarınızı, Ülkemizi bir Türk kadını olarak nasıl onurlandırdığınızı
biliyoruz ama okurlarımız için bize kendinizden ve bu büyük başarınızdan söz
eder misiniz?</strong></p>



<p>1957
yılında Adana’ da doğdum. Yüzmeye 7 yaşında başladım ve 17 yaşına kadar havuz
yarışlarında 100 e yakın madalya kazandım. Tramplen atlamada ilk kadın olarak
Türkiye şampiyonu oldum. Masa tenisinde Türkiye 2.Si&nbsp; ve 3. Sü oldum. Maraton yüzmeye, 17 yaşında
Tuncay Şenyüz hocamla tartışınca kendimi savunmak için bende Manş denizini
yüzerek geçerim deyip başladım. 1979 29 Ağustos’ta 15 saat 47 dakika yüzerek
Manş denizini yüzerek geçen ilk Türk Kadını oldum. Türkiye’de yapılan Mersin
Maratonu(5 kez),Çanakkale boğazını ve Kıbrıs ta düzenlenen 15 km lik bir
maratonu yüzdüm. 1979 yılında Beden Eğitimi Öğretmeni olarak çalışma hayatına
başladım. 2018 Nisan ayı itibarı ile emeklilik yaşantıma başlayacağım. Bir
kızım bir oğlum ve iki kız torunum var. 2015 yılında Manş Denizini yüzerek
geçen ilk Türk Kadın takımında yer alarak 58 yaşında tekrar yarışmacı olarak
denizlere döndüm.2016&nbsp; 9 Temmuz’da İtalya
da Capri-Napoli (36 km) maratonunu Yüzen ilk Kadın takımı olduk ve en iyi takım
kupasını aldık. 2017 31 Temmuzda ise Amerika ‘da Catalina Kanalını (36km) Yüzen
ilk Türk takımında yer aldım. Takım 3 Erkek ve 3 Kadından oluşmuştu. 2017 28
Ekimde Dubai’de 3 km lik bir açık deniz yarışına katıldım.&nbsp; 3 yıldır Havuz ve deniz yarışlarında Türkiye
de birçok madalya kazandım.</p>



<p><strong>-Ailenizde
sizden başka başarı hikayeleri olan kişiler var mı?</strong></p>



<p>Babam
Kore gazisiydi.</p>



<p><strong>–Başarı günümüzün en önemli var
olması gereken kişisel özelliklerden biri olarak kabul ediliyor. İnternette en
başarılı kadınlar yazdığımızda sizi adınızı görüyoruz. Bu size neler
hissettiriyor?</strong></p>



<p>Müthiş
bir duygu. İyi ki bu başarılar için çok yorulmuşum, çok üşümüşüm, çok
üzülmüşüm.</p>



<p><strong>– Manş Denizini yüzerek geçtiniz ve
adınızı tarihe başarılı Türk kadını olarak yazdırdınız. Yıl kaçtı ve sizi rol
model olarak alanlar oldu mu?</strong></p>



<p>29
Haziran 1979 yılıydı. Türkiye nin zor günler geçirdiği yıllardı. Elbette oldu
ve kadın olmanın başarmaya engel olamadığını anladılar.</p>



<p><strong>– Hırslı bir yapınız var mı daha
doğrusu şöyle sorayım; sizi başarıya iten duygular nelerdir?</strong></p>



<p>Hırslı
bir yapım yok. Sadece bir hedef koyduğumda mutlaka başaracağıma inanır ve çok
çalışırım.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16523" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?w=1000&amp;ssl=1 1000w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=300%2C251&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=768%2C643&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=696%2C583&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/nesrinongun.jpg?resize=502%2C420&amp;ssl=1 502w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p><strong>– Geri dönmeyi düşündünüz mü,
rekordan önce? Vazgeçmeyi, eğer vazgeçseydiniz şimdiki hayatınız da neler
olmazdı?</strong></p>



<p>Bugüne
kadar hiç bir kararımdan vazgeçmedim. Aklıma bile gelmedi yapamayacağım. Ama
sonrasında düşündüm aynı ben olur muydum diye. Kesinlikle benim kişiliğim bir
tek yarışla ölçülemez ben yine ben olurdum.</p>



<p><strong>–Bu büyük başarı sizi nasıl
etkiledi? Neler kazandırdı?</strong></p>



<p>Tarihe
geçmek çok gurur verici. Her yıl birkaç kez hatırlanıp aranırım. Konuşma daveti
alırım. Bu da harika elbette. Mesleğimde pazarlık şansımı arttırdı ve hep
yüksek maaşla çalıştım.</p>



<p><strong>–Hayatınızda olmazsa olmazlarınız
nelerdir?</strong></p>



<p>Ailem</p>



<p><strong>–Manş denizini geçip toprağa
uzandığınızda aklınızdan neler geçiyordu?</strong></p>



<p>Ağlamayı
çok istedim ama ağlamaya bile gücüm yoktu. Başarmıştım ve bir devi yenmiştim.
En güzeli de o günümün 6 saatini alan ızdırap dolu antrenmanlar sona ermişti.
Daha ne olsun.</p>



<p><strong>–Şu sıralar neler yapıyorsunuz,
öğrencileriniz var, projeleriniz neler?</strong></p>



<p>Son
bir yıldır antrenörlük yapmıyorum. Sadece yıl içinde belirlediğim yarışlar için
antrenman yapıyorum. Eşim de 2017 Temmuz ayında emekli oldu ve çok iyi bir
antrenman arkadaşı oldu bana. Bundan sonra yüzme yarışlarına o da katılacak
benimle ve dünyanın çeşitli yerlerinde yarışlara gideceğiz beraber.</p>



<p><strong>–Nesrin Olgun gece başını yastığa
koyduğunda ne düşünür?</strong></p>



<p>Beynim
hiç durmaz uzun süre . Günü düşünür ve yorumlarım. Çoğunlukla mutlu ve
eğlenceli bir yaşantım olduğu için rahat bir uyku uyurum.</p>



<p><strong>– Bizim bir rutinimiz var dergimiz
adına ben bir kelime söyleyeceğim siz ilk düşündüreni;</strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?w=640&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16524" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=300%2C185&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=356%2C220&amp;ssl=1 356w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=696%2C429&amp;ssl=1 696w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/no5.jpg?resize=682%2C420&amp;ssl=1 682w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></figure>



<p>Vatan………..Atatürk
</p>



<p>Kadın…………İnsan</p>



<p>Başarı………..Çok
Çalışmak</p>



<p>Ün…………….Sevilmek</p>



<p>Aile…………..Mutluluğum</p>



<p>Manş
Denizi……….Bir dev </p>



<p>Evlat……………Canlarım</p>



<p>Aşk…………iyikim,
eşim</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/">Manş Denizi Devini Dizginleyen Bir Denizkızı; Nesrin Olgun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mans-denizi-devini-dizginleyen-bir-denizkizi-nesrin-olgun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16519</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayallerimin Kraliçesi  NEVRA SEREZLİ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Nov 2018 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15979</guid>
				<description><![CDATA[<p>N.S.: Ben Ankara doğumluyum. Ama daha kendimi bilmeden Bebek’e İstanbul’a taşınmışız ailecek. Bebekte gözümü açtım. Tabi bebek ilkokuluna gittim. Arnavutköy Kız Koleji’ni kazandım. Amerikan okuluna başladım. Orada daha birinci sınıfta İngilizcemizi ilerletmek için ufak piyesler yapılırdı. Ben orada bir erkek çocuk rolü ile ilk olarak İngilizce tek tük konuşarak tiyatro (güya) geçmişime başladım sayıyorum kendimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/">Hayallerimin Kraliçesi  NEVRA SEREZLİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><figure id="attachment_16003" aria-describedby="caption-attachment-16003" style="width: 299px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16003" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?resize=299%2C398&#038;ssl=1" alt="" width="299" height="398" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/nevraserezli.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-16003" class="wp-caption-text">Nevra Serezli</figcaption></figure></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ben Ankara doğumluyum. Ama daha kendimi bilmeden Bebek’e İstanbul’a taşınmışız ailecek. Bebekte gözümü açtım. Tabi bebek ilkokuluna gittim. Arnavutköy Kız Koleji’ni kazandım. Amerikan okuluna başladım. Orada daha birinci sınıfta İngilizcemizi ilerletmek için ufak piyesler yapılırdı. Ben orada bir erkek çocuk rolü ile ilk olarak İngilizce tek tük konuşarak tiyatro (güya) geçmişime başladım sayıyorum kendimi ve o gün çıktığım ve söylediğim iki üç cümleyi bile neredeyse hatırlıyorum. Çok heyecanlanmıştım. Fakat bütün sınıf beni seyrediyor ve ben sınıfın ortasında üç cümle ediyorum birden bir aura bir elektrik bir şey bana geçti yani bir tuhaf oldum. Ondan sonra bütün okul piyeslerinde oynamaya başladım. O kadar hayran kalıp o kadar kendimi kaptırdım ki ders bitsin provaya başlayayım ve ezber yapayım ve oyun oynayayım havasına girdim. Lise birde Afs bursunu kazanıp Amerika’ya bir seneliğine gittim. hala kendime şaşarım nasıl gidebilmişim o yılda 62 senesinde. Amerika’ya San Fransısco yakınında Palo Alto diye meşhur bir üniversite şehrine gittim. orada Amerikan okuluna başladım ve çok başarılı bir öğrenci oldum orada da ama tabi herkes İngilizcemin mükemmelliğine şaşırıyordu bir Türk talebesi olarak orada da son yıl piyesinde oynadım. Sonra geldim okul bitti üç sene daha kolejde okuyunca bütün Amerikan Üniversite’lerine tiyatro okumak üzere müracaat ettim. Şöyle dosyalarla hazırlık yapıldı günler sürerdi. Onları doldurmak hocalardan özel mektuplar özel işte iyi çocuktur şöyledir böyledir diye, mektuplarını yazmak onları yollamak  o devirde 14 günde gidiyor 14 günde geri geliyor. Açıyorum zarfı heyecanla tabi notlarım çok yüksek şu şu bölümlere kabul edildiniz ama tiyatro bölümüne hayır geliyor burs istiyorum çünkü param yok babam ben gönderemem seni dedi okutamam bir kardeşin daha var o da kolejde okuyor. Babamda normal bir ticaret adamı. Gelmiyor burs hepsinden kabul geliyor tiyatroya burs yok notlarım 85-86 filan 10 üzerinden mesela diyor ki İngiliz edebiyatı olabilir psikoloji olabilir felsefe olabilir ama tiyatro drama bölümü hayır çünkü drama bölümü oyunculuk ve kabiliyet esası senin notlarının yüksek olması oraya geçerli değil. Bir tek hatam oldu yıllar boyu kendime kızdığım tamam neye veriyorsunuz bursu İngiliz edebiyatı kabullendim. Git oraya yatay geçiş midir ne derler orda kendini göster orada odasına gir drama okumak istiyorum veyahut ta hem onu hem onu okumak istiyorum de iki sene sonra. Bunu ben akıl edemedim. Ve bunu babamda annemde belki gitmemi istemediler babam çok okumuş bir insan 4 lisan bilirdi. Babamda çekimser kaldı sanki kızlarını yollamak istemedi yıllar sonra bunu hissettim. O kadar akıllı bir adamdı ki onu akıl etmez mi Boğaziçi’ni bitirmiş Sorbone’u bitirmiş. Akıl etmez mi bu adam onu? Bence orada pasif kaldılar “aaa vah vah vermedi burs” çok moralim bozuldu. Fakat bütün imtihan devrini kaçırdım. Boğaziçi’ni kaçırdım. Konservatuarı kaçırdım bunları beklemekle. Kaldım mı ortada, bursta alamadım mı LCC nin tiyatro kursları vardı Nişantaşı’nda Abdi İpekçi’de onunda sahibi benim arkadaşımın çok yakın dostuydu o da paralı o da paralı biz ikimiz ona gittik Nevra böyle çok istiyor ama kurs parası filan… “aa dedi beni de çok sevdi sen burada yarım gün gel sekreterlik yap bende seni kursa sokayım.” Allah razı olsun ondan ben yarım gün ders saatine kadar sabahın köründe Bebek’ten Nişantaşı’na gidiyordum resmen masa başı sekreteri gelen telefonlar bilmem neler filan bir buçuktan sonra yıldız hanım geliyor müşfik geliyor şu geliyor bu geliyor Haldun Taner geliyor Haldun Dormen geliyor pıt derse giriyorum dersler bitiyor gene bir saat sekreterlik yapıyorum biniyorum dolmuşa Bebek’e gidiyorum bir sene böyle. Bir senenin sonunda bir gün bir telefon; “Haldun Dormen arıyor” dediler ben çok heyecanlandım artık sene sonu Haldun dedi ki “Nevra’cım seni ben izliyorum hem de kolejde “My Fair Leydi”  diye oynamışsın herkes çok met ediyor dedi ben bir piyese başlayacağım yazın turneye gideceğiz dedi eskiden Ayfer Feray oynamıştı o rolü” dedi. Gül hanım her şeyi unuturum bunu hiç unutmam “Gül hanım rolü için senin oynamanı istiyorum” dedi. Telefonu elimden düşürdüm. Hani filmlerde olur ya böyle. “Ne diyorsunuz Haldun bey” dedim. “Evet evet sana güveniyorum yaparsın sen” dedi. Hemen evde babama söyledim babam dedi ki; “Haldun Dormen’e izin var” dedi. Ben öyle başladım. Yani yukarıdan bir şey indi. Hayal bile edemem o sırada Dormen Tiyatrosu yıkılıyor. Bir Kenterler bir Dormenler. Ve Gül hanım başrol Ayfer Feray oynamış. “Cengizhan’ın Bisikleti” orada başladım arkasından Metin’ciğimle (Değerli eşi Metin Serezli’den söz ediyor) Füsun’un (Erbulak) oynadığı “Çıplak Ayak” diye bir oyun vardı Füsun hamile kaldı Metin’de ciğerlerinden hastalandı. Haldun dedi ki; bütün biletler satıldı ikimiz oynayacağız bu rolü dedi. Bir daha provaya girdik mi… bu sefer Füsun Erbulak’ın rolünü ben oynadım. Metin’in rolünü Haldun oynadı. İki piyesle turneye çıktık. Artık kaç ay sürüyorsa Anadolu eskiden öyleydi. Turnelere otobüse yerleşirsin dekoru da koyarsın artık Antakyalara kadar bilmem nerelere kadar dolana dolana her gün bir oyun oynaya oynaya bir ay bir buçuk ay Anadolu yollarında. Beni  hayatım başladı bunula başladı. Bursa’dan başladık büyün Anadolu. Ondan sonra Ankara sanattan teklif geldi. Durdurun dünyayı inecek var Genco Erkal oyuncu bulamıyordu hatta Ayla Algan’a da teklif etmişlerdi Ayla hanım oynayamamış bir şey olmuş oranın müdürü Haldun’u aramış demiş ki; böyle böyle kabiliyeti olan şarkı söyleyebilen dans edebilen sende Nevra diye bir oyuncu varmış kolejde “My Fair Leydi” yi oynamış bize onu bir sezonluk verir misin? Daha ikinci senem. Haldun çağırdı beni dedi ki; “seni hiç vermek istemiyorum ama bir sezon için Genco (Erkal) çok rica ettiler gider misin? dedi. Ay ben Ankaralara gidemem dedim. Metin o sırada dedi ki; “bak Nevra çok kabiliyetli bir kızsın böyle bir rol hayatında bir yada iki kere gelir insana bence kabul et git” dedi. Ben zorla Ankara’ya gittim. Amerika’ya gidemedim Ankara’ya… bir sükse “Durdurun Dünyayı İnecek Var” Ankara Sanat Tiyatrosu’nda kapılar kırılıyor. Böyle bir şey yok 67 senesi. Genco müthiş sükse, ben milletin ağzı açık kalıyor bu kız kim? Şarkı söylüyorum 5 ayrı kadın tipi oynuyorum çokta gencim çokta güzelim sahnede böyle sonradan bir sürü tiyatrocu arkadaşımdan senin dedikodun Ankara’da çok yapıldı derlerdi. Bir kız gelmiş ki tiyatroya yıkıp geçiyor güzel mi desek vücudu da güzel kendi güzel sesi güzel dans ediyor ne bu ya!!! Böyle bana espri yaparlardı. Tabi çok başarılı geçti. Döndüm tekrar Dormen o sırada Metin’le evlendik. Metin’le piyesler uzun yıllar Dormen’de çalıştım. Sonra Haldun Metin’le Altan kendi tiyatrolarını kurmak istediler oynamak istedikleri oyunlar vardı. Çevre tiyatrosunu kurdular. Tabi onunla çevre tiyatrosuna gittim. 7 sene çevre tiyatrosu Koca Mustafa Paşa da yine kapılar kırıldı. Fakat sonra bu kötü devir 80 dönemi silahların patlaması şuydu buydu orada çevre kötü bir hale geldi Altan Erbulak yapmak istemedi yani biz oyun oynuyorduk silah sesi geliyordu yandan. Mecburen tiyatroyu hiç borçsuz kapatmak zorunda kaldık. Sonra Haldun Kastelli Vakfı’nda müzikal yapmaya başladı ondan sonra “Hisseli Harikalar” sonra 86 da Deve Kuşu Kabere’yle 4 sezon. Sonra tekrar İstanbul tiyatrosu Gencay Gürün’le oyunlar. Sonra tekrar Dormen’in ikinci <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?ssl=1"><img class=" wp-image-16004 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?resize=295%2C394&#038;ssl=1" alt="" width="295" height="394" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns02.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 295px) 100vw, 295px" data-recalc-dims="1" /></a>Kurtuluştaki sahnesi…</p>
<p><strong>S.Ö.: Kaç yılına kadar peki tiyatro?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Hep var tiyatro en son Cihan Ünal&#8217;la 6 haftada 6 dans dersini oynadım herhalde 6 sene falan oldu. En son onunla tiyatro. Ondan sonra 5-6 sene bilemedin 7 sene olmuştur yapamadım çünkü oyun yok. Metin öleli 4 sene oldu ondan önce iki sene 7 sene falan öncedir. Ee tabi özlüyorum ama hala geliyor senaryo tiyatro piyes. O kadar yüksek noktada 4 sezon merdivenlerde insanlar 500 kişi ayakta alkışlandım ki o piyesle onun üstüne geçecek onun kadar iyi olabilecek Cihan Ünal&#8217;la  birlikteydik iki kişilik oyundu. Gezmediğimiz yer kalmadı. İzmir’i 10 kere gittik. Seyirci bitmiyor, talep geliyor, yine gelin dolduralım.. artık böyle yorgunluktan ölüyorduk çünkü hep oyun istendi. Onun üstüne bir şey beğenmek zor oldu bana. Birazda ondan bunca sene.. mesela bu sene yine iki tane oyun yolladılar. Hep ben onunla kıyaslıyorum. Onun başarısı ve onun bana verdiği mutluluğu kıyaslıyorum. Bu rolle o kadar mutlu olamayacağım şu rolle mutlu olamayacağım. Ee şimdi belli bir hayat şeyimde oldu torunlarım var onlarla hayatımı çok tatlı geçiriyorum. Artık Anadolu turnelerine filan yorgunluktan değil artık torunlarımla yaşamımı sürdürmek istiyorum ama boşta oturmaktan hoşlanmıyorum. Bu arada güzel dizi filan da gelmedi yani içimi titretecek hiçbir şey olmuyor. Olmayınca da oturup bekliyorum</p>
<p><strong>S.Ö: Sihirli annemde çocuklar size hayrandı. Çok güzel bir roldü.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Evet o da 5 sene sürdü.</p>
<p><strong>S.Ö: İçinize sindi mi?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ee tabi. Bir tek gün o çekime giderken üzüldüğümü hatırlamıyorum. Çünkü o kadar mutlu oynuyorduk ki, o kadar keyif alıyorduk ki. Ya koskoca kadınlardı Gül Onat, ben, İnci Türkay, Ayşen falan palyaço kılığına giriyorsun ertesi günü geliyorum sete sen bugün kuş olacaksın diyorlar falan zevkten dört köşe. Hadi makyajlar yapılıyor tüyler takılıyor bu gün seni kel yazmış diyor kafalar kazılıyor peruklar geçiriliyor kel oluyorum. Bir gün bilmem ne oluyorum bir gün timsah getiriyorlar timsahla oyna diyorlar. Biz kendimiz çocuk olduk o diziyi çekerken. O yüzden çok mutlu geçti.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-16005 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?resize=319%2C425&#038;ssl=1" alt="" width="319" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns3.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 319px) 100vw, 319px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Yaşamınızda keşke bu rolü oynamasaydım dediğiniz bir rol oldu mu?</strong></p>
<p><strong>N.S:</strong> Hiç. Çok başkasının oynayıp da ay ne güzel rol keşke ben oynasaydım dediğim olmuştur şimdi hatırlamıyorum ama. Sanatçı hep kıskançtır. ama keşke bu rolü oynamasaydım dediğim hiçbir rol yok. Çünkü özel tiyatro olarak çalıştım hep beğenmediysem oynamadım zaten. Beğenip içime sindiği için oynadım. Hepsi tuttu mu tabi ki hepsi tutmadı ama şöyle bir skalasına bakınca oyunlarımın genellikle tutmuş oyunlarım var. Çok böyle flop olup ta üç günde kalkan oyun çok az hatırlıyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki tiyatromu sinemamı TV mi desem? </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Tabi ki bir tiyatrocuya bu soruyu sordun mu tiyatro der kafadan. Bende aynı fikirdeyim. Çünkü bir de bir duyguyu yerleştiriyorsun kendine şimdi sizler bunu çok zor anlarsınız seyirci olarak mesela buradan kalkarsın 5 buçukta yola çıkarsın mesela son oyunumu hatırlayayım şimdi; Profilo’da oynanıyor bir kere o gün hiçbir iş almam hiçbir şey yapmam oyunumun olduğu gece. Hiçbir şey yamam ama bir sporcu gibi yediğim içtiğim o gaz yapmayacak o bağırsağımı bozmayacak falan. 5,5 buçukta belki şimdi olsa 3&#8242; te çıkmam lazım bu trafikte. Ama o zaman 5 buçuk 6 da çıkardık. Tiyatroya girerdim merhaba merhaba odama girerdim çocuklar bir kahve söylesenize bana. Makyaj aynamı makyajlarımı çıkarır keyif içinde makyajımı yapar ki yaşlı oynuyordum güzelleşmeme de gerek yoktu çok rahattı birazcık pudra sürüyordum. Lafları bir böyle kafadan geçirirsin. Cihan (Ünal) gelir “merhaba Nevra iyi misin” iyiyim o zil saati gelene kadar odamda başka bir heyecan ve dünyanın içinde beklersin. Çok uzun zaman oynamışsam bir arkadaşının bir tanıdığının kulise gelmesi ya da o gün oyuna gelmesi sana bir motivasyon verir açıkçası. Mesela yüz ellinci oyunda sizi tanıyorum bugün siz geliyorsunuz pır pır bir yüreğin oynar. Sanki o oyunu o gün sana ithaf ediyormuşum gibi. Ama bu çok oynadığın oyunlarda artık o kadar oynamışsın ki o sana heyecan katar biraz, hoşumuza gider. Hatta ben derim tanıdık biri gelirse haber verin derim. Böyle bir heyecanlanırız. Kaç senelik oyuncu iken bile. Sonra kulise gideriz perdenin arkasına üçüncü zilin çalmasını beklerken ki o bekleyiş bunu kelimelerle anlatamıyorum. Doğuma girdin doğuracaksın kız mı oğlan mı olacak beklemesi vardır ya hani. Seyirci sesi gelir ve perde açılır. Bu gün olsun aynı şekilde heyecanı anlatmam mümkün değil. Ve ona bir girersin ruhunla kafanla duygularınla bir başlarsın ilk cümleye ne evin ne pişecek yemeğin ne kiracın ne torunun ne kocan hiçbir şeyi hatırlamadan  işte o duygu kendini yukarıdan uçuyormuş gibi hissetmek. Yani her şeyle kapatıyorsun kendini sadece rolüne tekste oraya odaklısın. Yani içinden çekiliyorsun sen, sen olarak. O duyguları anlatmak mümkün değil. Bence tutku haline gelmesi tiyatronun bundan. Ben çok film çevirdim çok televizyonda da oynadım öyle durumlar vardır ki senin o sahnede ağlaman gerekir ya da çocuğunu kaybetmişsindir o modasındır. Tam o moda girerken “abla biraz sağa kayar mısın?”, “rujunun rengi koyu geliyormuş rujunu değiştir.”, “oğlum lambayı oradan çek.” Deli olurum. Çünkü ben o konsantrasyona girmek isterim. Veya tam lafa gireceksin “şu yastık görünmüyor.” O kadar zor ki o havaya tekrar girebilmek. Hani hiçbir zaman öyle sessizlik oyuncu kendini bulsun sakın ha etrafta dolaşmayın falan yok. Buranda bi adam görüyorsun mesela yere çömelmiş sana bir spot ışığı tutuyor. Sen o sırada çocuğunu düşünüp kaptırman lazım. Çok yorucu oluyor. Sen ondan kopacaksın adamdan kopacaksın rejiden kopacaksın her şeyden kopup onun içine gireceksin ee bunu tiyatroda yapmak çok kolay oluyor. Ve ya Bir saniye oynuyorsun bir de bunu sağ taraftan çekelim. Tekrar. Düğmeye basıyorsun tekrar o moda giriyorsun. Tabi bu dram oynarken. O moda giriyorsun sonra tekrar bu sefer yeni baştan aynı duyguyla. Göz yaşını da akıttın tamam mı, yemek molası veriyorlar abla diyor bir de yakın planını çekeceğim senin diyor. Sen koptun gittin pilavını kuru fasulyeni yedin gene aynı yere oturuyorsun bu sefer yakın plan çekecek. Yemek öncesi çektiğin sahnenin bütün o atmosferin içine girip devam etmen lazım, yaparım. Onun için ben şeye de inanmıyorum sevişme sahnesi hiç zor olmuyor. Çok zor oluyor ya insan bu kadar şeyin arasında onu oynamak o kadar zor ki ve ya ona bir şey hissedebilmek hakikaten belki adamla tam öpüşürken buradan bir adamda sana beyaz kağıt tutuyor buranda parlama olmasın diye hadi gel orada öpüş aşk sahnesi çek bütün bunları seyirci görmüyor. Çok kolay  zannediyor konsantre tek başına oh onunla öpüş burada ağla. Şuranda bir adam buranda bir kağıt… komedi daha kolay tabi. Çünkü bir tekniktir komediyi oynamak. Ben konsantre olarak oynamayı seven bir oyuncuyum. Çünkü o sırada ben kendim zevk alıyorum konsantre oynamaktan. ben ne istiyorum mesela orada o bölümümü anlatıyorum çocuğumu mu kocamdan ayrılığımı orada ben ona gireyim oynayayım bütünüyle o beni ister yakın çeksin ister bilmem ne ama tekrar geriye dön başa sar şimdi böyle yap onlar beni sinemada ya da televizyonda aslında mutsuz ediyor. Onun için tabi tiyatroyu baştan sona oynadığım için tercih ediyorum. Bunun da bir tekniğini bulmak gerekiyor. Yani şöyle; belki de çok fazla içine girmemek gerekiyor çünkü biliyorsun ki sen burada bu duyguyu verirken beş kere daha seni buradan buradan ve buradan çekecek yani onu biraz daha teknikleştirmek gerekiyor o tip oyunculukta. Veyahut ta hangi saniyede o göz yaşını akıtacaksın? Ona kadar var. Görüyorum bazen mesela öyle güzel yerde o damla geliyor ki çok güzel ayarlamışlar diyorum hani salya sümük değil de bir bakarsın bir laf ederken şuradan akar. Kim bilir orada ne kadar zorlanma olmuştur bunları seyirci o sırada oynarken tabi çok fazla hissetmiyor. Geçen gün bir müzikal gördüm hürce akmanın müzikali müthiş! Sonra onun arka perdesini gördüm mesela ay bir tuhaf oldum çünkü aynen o da adam önde çıkıyor müthiş şarkılar söylüyor iki dakika önce blue jeanleriyle orada prova yapıyor hiç aynı havada değil o orada öyle sonra ben bunu öyle görüyorum yani arkasını ve önünü gördüğün zaman o illüzyon aslında çok yok edici bir şey. Belki de vermemek lazım. Çünkü zaten bu iş hayal ürünü. Ve de yaratmak kafanda da yaratmak. Gerçeğini bildiğin zaman işte mesela şimdi sen ben orada çok duygulu bir sahne oynarken yere çömelmiş bıyıklı bir adamın blue jeanıne uzanmış elinde de bir tane pano tutmuş ışığı yansıtırken ki halini görsen benim o duygulu oyunum seni etkiler mi?</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-16006 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?resize=350%2C467&#038;ssl=1" alt="" width="350" height="467" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns4.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Biz bazen arkadaşlarla konuşurken bazen eşimle de bu konuyu konuşuyoruz işte sevişme sahnesi diyoruz ki ya şimdi bu adam ve kadın bunları yaşayıp da acaba aralarında bir şey geçmiyor mu bir his duymuyorlar mı? </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Sen kendi kocanla yaşadığın hayatı düşün ve ya herkesin mahrem yatak odasını düşün senin kayınvaliden ve komşun senin başucuna dikilmiş sizi seyrettiğini düşün sen kocanla intimit bir şekilde içinde hoşlaşmış sevişmeye çalışıyorsun. Hadi kayınvalideni vazgeçtim yan komşun gelmiş bekliyor orada hadi bakayım onun gibi bir şey. Sonradan o yaklaşmadan bir elektriklenme bir hissiyat olabilir sonrada akşam bir yerde yemek yerken bir şey olabilir her oyuncu arasında o geçebilir ama o anda oynarken hissetmelerini mümkün kılmıyorum yani. Orada da teknik var mesela tam öpüşürken rejisör oradan provada diyor ki çok kapandın suratını göremiyorum hafif dudağını bu tarafa doğru eğ de öpüş diyor. Bütün bu tekniği o sırada kafandan geçirmek zorundasın. Yani öyle dal git Allah diye olmadığı için.</p>
<p><strong>S.Ö: Eğitimle ilgili belki de hani bunun eğitimini aldığınız için.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Eğitimini de alsan o anda ki durum öyle. Yani şöyle hem içine girip hem içine girmemek. Çünkü çok teknik olay oluyor. Kimse sana ben kamerayı dayadım istediğiniz gibi bulun sahneyi ne çıkarsa bahtıma diye bir olay yok. Kızımı kaybettim dediğim sahneyi beş kere ayrı yerden çekiyor. Her seferinde aynı şeyi tutturmak zorundasın. O sırada çünkü kafan ve beynin çalışmak zorunda sırf duyguyla değil. Onu yakalamak zorundasın matematik yapmak zorundasın yani. Aslında sahnede de öyle tiyatroda hem içine giriyorsun rolün ama sahneden düşemezsin demek ki kaç adım gideceğini bilmek zorundasın. Ve ya dekora çarpamazsın yani çok konsantre oldum kendimden geçtim ben bir oynuyorum dünyayı unutuyorum olur mu? bu yastığa çarpma bu masaya çarpma sahneden düşme ışığı al. Bütün bunlarda kafanda  dink dink dink geçecek aynı zamanda.</p>
<p><strong>S.Ö.: Tiyatro tam oyunun en heyecanlı yerindesiniz kal geldiği oluyor mu? oluyorsa orada ne yapıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Olur. Valla orada genellikle diğer oyuncu seni kurtarmaya çalışır. Bunu Cüneyt Gökçer’de yaşamıştır Cihan Ünal bile bilhassa benim önümde bir gün yaşadı bende yaşadım. Altan Erbulak’la bir sahnede beni sahneden çıkarttı sekreteri oynuyordum kızım sen bir git dedi baktım geldim durdum o sırada adın ne deseler Nevra diyemiyorsun. Bir boşalma beyin boşalması geldi derler. Ya tekrar kendini toplayıp bir yerden yakalayıp devam etmeye çalışıyorsun bu çok soğukkanlılık gerektiren bir şey yani trak geldiğini hissedeceksin nasıl kurtarırım diyeceksin bildiğin bir yere atlayacaksın ya da karşındaki zaten hemen anlaşılır boş bakarsın karşındaki sana hatırlatmak için senin cümlenin veya soru şeklinde sorup sana yakalatır ama yakaladın mı yine devam edersin. Çünkü o bir bilgisayar. İki kişilik oyundayız Cihan’a geldi Cihan’ın ezberi herkesten mükemmeldir böyle durdu bende çok paniğimdir sahnede hatırlatmak için “sen şunu mu sormak istiyordun” diye soruyorum bakıyor yine bana fakat seyirci anlayamıyor bu bir saniye filan bize yıllar gibi geliyor. Sonra nasıl oldu bilmiyorum mizansenden mi hatırladı bir şey oldu tekrar düğmeye bastı aynen devam etti çıkınca dedi ki ay çok mu belli oldu, hayır Cihan hiç belli olmadı ama senin yüzünden anladım ben dedim. Gitti dedi yani neredeyim ben bilmiyorum? Nasıl bir şey o ya çok yorgunluktan oluyor ya beyin artık o kadar doluyor ki laflarla işlerle bir yerde bir saniyelik iki saniyelik elektrik kesiliyor. Korkulur bundan hep mesela şarkıda ben hep korkarım şarkı sözünde ama koskoca starlar Ajda Pekkan devamlı unuturmuş. Bilmem kim uydururmuş lafları.</p>
<p><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-16007 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?resize=350%2C467&#038;ssl=1" alt="" width="350" height="467" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns6.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Aileniz çok güzel maşallah iki oğlunuz var. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> İki oğlum var Selim, Murat. Selim müzik piyasasında Üniversal müzikte, Murat mimarlık okudu fakat bu işi yapıyor seviyor şimdide çok başarılı oldu. Ama hep çok okudu çok kitap okudu bütün filmleri seyretti notlar tuttu. O kadar kendini geliştirdi ki neredeyse bana ders verecek hale geldi. Çünkü çok okudu. Amerika’dan kitaplar getirtti. Drekting (Yönetmenlik) üzerine yöneticilik üzerine ve oyun yöneticiliği üzerine kitaplar okudu. Bana bazen bir şeyler anlatıyor mesela aa öyle miymiş ben o kitabı bilmiyorum Murat diyorum. çünkü bizim devrimizde o kadar şeyde yoktu. Piyes bulmak için sahaflara giderdik. Metin’in eskiden kalma tiyatro oyunları böyle kağıtlar erimiş, kültür bakanlığı çıkartırdı. Onları bulup oynardık mesela her istediğin piyesi pıt diye hayatta bulamazdın. Şimdi internet var, o kadar büyük şans var ki çok güzel bir devirde çocuklar. Benim minicik torunlarım bile bir şey olunca nene Google’den bakalım öğrenelim diyor. Bir dinazoru merak ediyor bilmem neyi merak ediyor ve ya bir soru soruyor ben cevap veremiyorum bir dakika diyorum Bestecim bakalım nasılmış diyorum kelebeklerin bilmem nesi bak diyorum böyleymiş diyorum. bilmem ne balığı hangi renkmiş nene ben resmini çizeceğim bilmiyorum. Hadi koş ansiklopedilerimiz doluydu evde de şimdi resmiyle görseliyle çıkıyor karşına. Ve artık bilgi toplamana da gerek kalmıyor çok fazla çünkü Google amca var ona bakıyorsun. Eskiden yaş saklanırdı şimdi kaç yaşındasın kardeşim söylemiyorum tak bakıyorsun bilmem kaç doğumlu. Eskiden ne güzel herkes saklardı. En az beş altı yaş atardı havadan kimsede bulamazdı anca ansiklopedi karıştıracaksın filan. Daha burada ekranda görüyorum yalan atıyor pat bakıyorum doğum tarihine.</p>
<p><strong>S.Ö.: Murat beyin dizisini hep izliyoruz sürekli izlerken ne kadar yakışıyor askerliğe diyoruz. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ruhunda varmış. Metin’e de çok yakışırdı. Metin bir iki tane albay oynadı anormal yakışıklı o 36-40 yaşlarında mesela. Bir piyeste sahneye çıktığı zaman bir Amerikalı pilot üniformasıyla çıkardı lacivert kadınlardan şöyle bir ses gelirdi “Aaaaaa” ve ben kıskanırdım. Ve bakardım sahnede birisi bir gün dedi ki ya ağzının suyu akıyor sahneye bakarken metine biraz topla ağzını dedi. Ben böyle dalmışım aynı oyundayız o böyle kapıdan girip de böyle kendi de farkında tabi kullanıyor onu, ben kaymışım sahnede aval aval Metin’i seyrediyorum. Sonra eve gelirdik mesela eşofmanla dolaşırdı “ya Metin derdim sahnede daha yakışıklı duruyorsun evdeyken de giy o üniformayı.” Kızım manyak mısın üniformayla evde mi dolaşacağım kahvemi içeceğim?  Derdi. Tabi sahne imajı film imajı farklı. Şimdi ki yakışıklılara da bak ekranda büyüyor ekranda bambaşka. Hugh Jackman mesela en son filminin provasını seyrettim. Adamın hafif saçları açılmış peruğunu takmamış üstünde bir eşofman bol terler içinde öyle prova yapıyor ondan sonra o giyiniyor aslanlar gibi kükrüyor bir çıkıyor sahneye çünkü orada ki o imaj onu daha da yüceltiyor. Normal insan her dakika evinde öyle dolanamaz. Jennifer Lopez’de olsan öyle dolanamıyorsun, eşofmanınla dolaşıyorsun makyajsız. Sahne imajı ve ekran korkunç bir şey.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki kızımla konuşurken onlarda radyo televizyon okudular ikisi de ikizlerim var benim. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ay ne güzel bizim de var ikizler. Murat’ın ikizleri var Beste, Bade ikiz.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Evet biliyorum araştırdım. kızım dedi ki </strong><strong>anneciğim dedi eşinden söz ettiğin zaman o kadar üzülüyor ki hemen yüzü düşüyor sakın sorma dedi. Kaybettiğini sorma.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Hayır çok üzülüyorum, şimdi geçen gün yine burada dört sene bitiyor, birisi aşk ve evlilik üzerine birisi birisinden bahsediyor. Çok hüzünlenirdim. Şöyle hüzünlendim çok güzeldi bizim aşkımız fakat Allah vergisi bir iyi niyet şeyim olduğu için mesela Metin’in hastalığını da hep bir imtihan olarak yorumladım. Allah’ın herkese verdiği bir imtihan var millet nelerle uğraşıyor bu da bizim ailemizin imtihanı ben bunu kabul etmek zorundayım ve hayatta Allah&#8217;ıma inancıma isyan etmemek zorundayım diye yorumladım. Ve bunu normal bir olay olarak beynime yerleştirdim. Yani insanlar doğar mutlulukları olur mutsuzlukları olur hastalık olur eşini kaybedebilirsin anneni kaybettin babanı kaybettin bu bir süreçtir herkesin yanından bu geçecektir. senin bir ayrıcalığın yok. O zaman isyan etme kabullen. Bu kafayı yıkadığım için çok kötü gitmedim o süreç zamanında bekledim hep bunu; bu olacak başıma gelecek ve ben bunu kabulleneceğim. Sonradan daha çok koyuyor zaten. Mesela şuanda daha çok koyuyor ilk günlerdekinden. Çünkü neyi kaybettiğini anlıyorsun. Hiç kıskanç bir huyum yoktur aslan burcuyum ama hırslı ve  kıskanç değilim. Metinle hep konuşurduk ya 1000 yaşımıza da geleceğiz yine biz el ele sinema seyredeceğiz değil mi derdi. Mesela o hayal beni yıkıyor. Niye doksanında sekseninde tikrek tikrek yine bir filme gitmişken el ele seyretmeyelimin üzüntüsü. Herkes aşk arıyor biz zaten bulmuşuz niye daha erkenden çünkü hastalanmasaydı 8-9 sene yaşayabilirdi çünkü kalbi sağlamdı vücut sağlamdı canavar gibi kafası çalışıyordu.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ayla hanımda öyle biliyorsunuz eşini bir anda kaybetmiş. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Beklan’ı biliyorum evet. Yani kaybettiğin aşka üzülüyorsun. Sonra yine iyi niyetimle şöyle düşünüyorum o kadar çok aşkı bulamayan insan var ki bu hayatta ben çok şanslı bir insanım 48-50 sene elini arayacağım, şu kapıdan girince yüreğimin pır pır edeceği; bunları söylemek istemiyorum kıskançlık olmasın hoş artık bitmiş gitmiş ama yine de insanların içinde kalabilir, ben gerçekten telefon çaldığında Metin’in sesini duyduğumda heyecanlanırdım; son gün bile. Nevvv!!! Diye açtığı zaman; hani ilk genç kız zamanları sevgilin sana dışarı sokağa çıkma teklif ettiğinde yüreğin pır eder ya öyle hissederdim.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Nasıl korudunuz şimdiki evliliklere bakıyorum; sabun köpüğü gibi bir evleniyorlar bir bakıyorsunuz boşanmışlar. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Hayatım aşksız evlilik yürümez. Aşkta aman aman aşk, sevgi, saygı, onu düşünmek aşk onu düşünmek ama kendini kaybetmemek yani kendi benliğini de yok etmemek. Bir çok kadının yaptığı gibi ben saçımı süpürge ettim kocam için, hayır öyle bir şey olamaz. Ama hakikaten bir yerin pır pır etmesi. Bir de küçük sürprizler yapmak. Onu hoş etmek. Yani sen şimdi kızın için evlatların için ben oğullarım için şimdi de torunlarım için  gece yarısı uyanıp çok sever bir kek yapayım pır pırı hissedebiliyor musun yani benim için murat gece 3 te beni arasa ya anne bir omlet çekti canım dese oğlum uyuyorum şimdi omletin sırası mı der miyim? Hayatta demem. Hatta dese ki Migros’u açtır al oğlumun canı çekmiş derim. Bunu kocana da yapabiliyorsan o evlilik yürür. Şimdi kadın dönüp de yok ya iyi misin sen yapıyorsa ertesi gün o adam gitmekte haklıdır. Ama adamda aynı şeyi karısı için yapmalıdır. Bir gün yoldan giderken bir gül alıp kapıyı çaldığında canım karıcım benim sen bu gün çok yoruldun mu bak deyip bir liralık bir gülü de verebiliyorsa  o zaman yine yürür. Kadın da hoşlanmak ister kadın da poh pohlanmak ister değerinin bilinmesini ister. Bir yerde benim güzel karıcığım denilmesini ister. Her dakika eleştiren eleştiren ayy bu pilavı nasıl pişirdin, yok böyle pilav ya dediğin zaman o kadının küçücük şeyden mutluluk duyduğunu bilmek ister. Ee bunları yapma ondan sonra evlilikler yürümüyor. Kavgaya varım her zaman kavga olsun çocuğunla da kavga et kocanla da kavga et bizim en büyük kuralımız hiçbir zaman kavgalı yatmadık hiçbir zaman yatağa dargın girmedik. Bazen ben cilveden darılmış gibi yapardım ki akşama çiçek getirsin diye ve ya da omuz silkerdim istemiyorum işte bilmem ne derdim o da kahve yapıyım sana derdi hoşuma giderdi yani oynardım tiyatro oynardım yani. Ve hep metin bir şeye bozulduğum zaman şu koltukta otur gel çabuk öp burdan elimide öp özür dile çocuk gibi ben de ne özür dileyeceğim ya sen benden dile. Öpp dile bakayım böyle cilveden bağırırdı. Bunları oynardık, kazık kadar insanlarken. Yani evlilik bir evin içinde mutluluğu paylaşabiliyorsan o evlilik evliliktir. Yoksa sırf çocuk için oturmak para için oturmak sırf statü için oturmak bir kocam var deyip sokaklara çıkmak için değil. Ama herkes o sevgiyi bulabilir mi herkes doğru evlilik yapabilir mi belki onu dışarıda bekleyen bam başka bir kişi var onunla daha mutlu olacak onu bilemeyen ailelerin ayarladığı evlilikler olabilir mecburiyetten evlenenler olabilir. Onlara sürdürün bu evliliği demek çok zor o yüzden ben hep; oğullarım da iki şer kere evlendiler demek ki ilkinde istedikleri olmadı veya kadınların onda istedikleri olmadı çok fazla üzülmedim demek ki yanlışmış dedim bulacak. Nitekim ikinci evliliklerinde Allah&#8217;a bin şükür mutluluğu buldular çocukları buldular. Şimdi geriye dönüp baktıklarında onlar ayrılırken üzüldüğümüz şeylere mesela gülerek geçiyoruz şimdi. Olmuyormuş demek ki. Ne iyi oldu da akıl edip ayrılabildiniz çünkü onlar da sonra evlenip mutlu olabildiler. Demek denk değilmiş. Uymamışlar.</p>
<p><strong>S.Ö.: Belki mesleklerinde uyması lazım. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Hepsi okumuş kızlar hepsi üniversiteliydi. Halada öyleler.</p>
<p><strong>S.Ö.: Demek istediğim siz sanatın içindesiniz hiç sanata yakın olmayan biriyle evlenebilir miydiniz?</strong></p>
<p>N.S.: Benim sanatıma engel olmadıysa evlenebilirdim. Mesela doktor bana hayran ben ona aşık oldum ama derki ben koskoca profesörüm  hastanenin baş hekimiyim sen kalkıp da dizi de fantiri foşfoş oynayamazsın ya da bilmem ne. Belki aşkımdan çünkü aşksız evlilik zaten yapmazdım belki ilk zamanlar para da geliyor evimde rahat oturayım derdim ama sonra kaşınır mıydım izin alır mıydım adam bana hiç izin vermezse ömür boyu tiyatro diye ölmüşüm mutsuz olur muydum hangisi ağır basardı şimdiden ahkam kesmek çok zor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki eşitlikçi misiniz özgürlükçü mü?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Özgürlükçü. Ama Allah&#8217;tan Metin’de öyle biri çıktı karşıma. Hayatında bir kere olsun 50 sene bu rolü oyna bu giyme; çok güzeldim gençliğimde film teklifleri sahne teklifleri, gençlikte hakikaten şimdi bakıyorum eski resimlerime de hakikaten öyleymiş. Ve şimdiki devir olsaydı demek ki bütün diziler filan bana gelirmiş gençliğimde.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.:  Levent Kırca’yla bir filminiz var. </strong></p>
<p><strong> </strong>N.S.: Ne olacak şimdi.</p>
<p>Yani şunu demek istiyorum o gençlik güzellikte bile bir kere Metin o biraz dekolte biraz mini bacakların görünüyor onu giyme Nevra bu ne bikini ya olur mu filan hayatta demedi. Sonra bir gün dedim ki ya hiç mi kıskanmadın beni? O kadar hep aklı başındaydın ki o kadar kendi otokontrolünle abuk olmayan bir şeyle dolaşırdın ki benim itiraz etmeme gerek kalmazdı. Sen kendi kafandan zaten o sansürü yapıyordun. Bana güveniyordu ama sorardım da hep metin şöyle şöyle bir tekst geldi ne olur oku tamam derdi mesela o gece otururdu okurdu bence olur oynayabilirsin istersen derdi.  Benim içime çok sinmemişse çok tartışırdım. Oynamamalı mıyım niye oynamalıyım sence rol nasıl filan böyle uzun zaman tartışırdık. Hatta espri haline gelmişti bir şey teklif ettikleri zaman sor bakalım metin abi ne diyecek? Metin abi izin verecek mi? Ama o da bana sorardı. Bir film teklifi gelirdi ya yine Türkanla aynı rol ya yine mi metin para için yapıyoruz şimdi bunları biz tiyatrodan sanatımızı yapıyoruz para için yap tabi ya ne zararı var? Nitekim ne zararı olmuş ki her dakika gazino patronunu oynattılar Metin’e kötü adam Türkan Şoray’ı tokatlayan adam. Ama evimizi aldık çocuklarımızı büyüttük. Yine o rol diye düşünme derdim dur be haklısın derdi yıllar sonra unutulacak geçilecek zaten derdi. O koltuk hep onun koltuğuydu bende hep böyle akşamları burada hep tartışma şunu mu yapalım bunu mu yapalım sen onu demedin ben bunu dedim o oyun olmaz sen bunu yapmayacaksın bilmem ne. Piyes sahneye koyardı gitmek istedim daha gelme derdi. Şimdi gelirsin hemen kritik edersin daha bir şey çıkmadı ortaya sonra zaman geçerdi nev istersen bir ara uğra bir bak bakalım. Ben arkada karanlıkta otururdum seyrederdim biraz not tutardım. Ne kadar değer verici bir şey ya o kadar değer verirdi ki benim notlarıma o sana o kadar güç veriyor ki yılların rejisörü senden daha büyük tecrübeli bir insan karısını adam yerine koyuyor ona soruyor. Aslan burcu olarak o bana o kadar güç veriyordu ki metin beni dinler o benim laflarıma ve eleştirime okey diyor okey demeye de bilir ama dinliyor. Bir kadın olarak bir oyuncu olarak senin zaten taltif ediyor. Sen kendini değerli hissediyorsun. Ne anlarsın sen ben git işine diyen bir erkek değildi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama egosu yokmuş demek ki.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Onunda yoktu benimde yoktu. Hangimizin ismi üste yazılacak Nevra Serezli mi Metin Serezli ya ne fark eder aynı evin adamıyız yani. Murat&#8217;ta mesela çok fazla dizide oynadı bu dizide bir tek ikinci yazılıyor çok önemli rolü. Bir kere bile gitti yerde ama ben kaçıncı sıradayım demedi. Murat&#8217;a dedim ki soruyor musun? Ne soracağım anne dedi zaten rol çok güzelse seyirci seni birinci sıraya koyuyor. Üçe yazsa ne olur kırka yazsa ne olur. Eskide kalmış onlar assolist üste yazılır diye, sen role bak role derdi. Aynı kafadayız. Bizim aile nasıl biliyor musun ne para konuşurduk hala aynı o da aynı bizim ekol, ne metin ne ben şimdi bana bir televizyon filmi projesi geldi dün okudum fena değil beyaz dizi aşk hikayesi bende orada yaşlı bir kadını oynuyorum, oynarım sıkıldım; en ufak bir fikrim yok kaç para isteyeceğime dair. Hiç de umurumda değil. Başka ilk iş kaç para alacağım diye geliyor mesela. Murat’ta öyle. Oğlum anlaştın mı ya, bir şekilde anlaşırız. Biraz salakça bir şey bu piyasada belki fakat ruhumuz bizim öyle. Metin, adını vermeyeceğim bir tiyatroda oynardı yevmiyeli alacak parasını üç dört ay almazdı para, ne oldu metin? Ay ödemediler ya. Yav git söylesene, ya nasılsa öder. Hâlbuki ki biz de ev geçindiriyoruz. Yani sonradan mühim olaylar haline geliyor o. Bu devrin adamları değiliz tabi bu konuda kafada herkes iddiacı ismim yazılsın en büyük parayı ben alayım filan ama mutlu muyduk mutluyduk hala mutlu muyum mutluyum geçinebiliyor musun Allah&#8217;a bin şükür geçinebiliyorum. Daha fazlasını istemeye hayal etmeye iddia etmeye bir tek hastalık vermesin Allah mecbur kılmasın çocuklarımın bir mecburiyeti olmasın tüm aile bu kafada. Öyle yetişmiş öyle gidiyor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki şunu da sorayım kendiniz için uyguladığınız bir bakım güzellik reçetesi ya da spor yapıyor musunuz? Yediklerinize dikkat eder misiniz? </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Yediklerime mecburen tansiyon ve şekere meyilli olduğum için çok istememe rağmen biraz dikkat ediyorum. Çok rahat kilo veremiyorum yıllardır üstümden atamadığım 5-6 kilom var. Bu hastalıkla iki kilosu gitti. Fakat öyle bir perhiz olamaz normale dönünce de belki de geri de aldım biraz elbiselerden verdiğimi hissediyorum pantolondan filan. Metabolizmam çok ağır çalışıyor. onun için normalde kendimden daha kiloluyum şuanda. yürüyüş iyi havalarda yapmaya çalışıyorum biraz dizlerimde bu sıvıların azalmasından dolayı bir sıkıntı olduğu için çok az yürüyebiliyorum ama beslenmeme hep dikkat ederim öyle kızartma yemem makarna pilav kırk yılda bir içim çeker bir yılbaşı falan normalde sebze, çorba, et ağırlıklı besleniyorum. Hiçbir şey yok botoks dahi yok. Mantıksız buluyorum. İstesem bile korkudan ve de manasız bulduğum için estetiğe şeyim. Bir de çok etrafımda iğneler yaptıranlar dolgular yaptıranları hiç beğenmediğim için normal kendi haliyle yaşlanmış bir suratın çok daha iyi olduğuna inanıyorum. Çünkü artık genç kızı oynamak niyetinde değilim. Kendi yaşımın oyunculuğunu yapmak istiyorum. Ama saçımın boyasına manikürüme pedikürüme dikkat ederim muhakkak nemlendirici ve bakım kremi kullanırım. Yüzümü çok çok iyi temizlerim hiç makyajlı dolaşmam gece yatmam yani hemen temizlerim. Onun haricinde çok maydanoz yerim ona çok inanıyorum bir de chia tohumu ve çörek otu her peynirin üstüne her şeyin üstüne faydalı olduğuna inanıyorum, onu yerim. Hani ne diyorsan chia tohumu çörek otu ve bol maydanoz. Bizim evden maydanoz eksik olmaz. Tüm beyaz peynirin üstüne maydanoz doğrarım. Çok fazla da kendimi sıkıntıya sokmayı da sevmem. Limonlu su çaylı bilmem ne yok green tea onlara da çok fazla inanmıyorum çünkü kalıtımsal olarak bir takım genetik faktörlerin olduğuna inanıyorum. Yani öyleysen öylesin. Seni Allah öyle yaratmış öyle devam edeceksin. Annemde ne gördüysem bende de aynı şeyler oluyor mesela. Aynı yerden çöküyorum aynı yerden kilo alıyorum. Ama annemde Allah&#8217;a bin şükür 86 yaşına kadar kafası gayet yerinde olarak yaşadı sonra da pili bitti öldü. Ne hastalandı ne bir şey oldu. İnşallah onun kadar sıhhatli olurum. Dizi aynı şekilde dizlerinden sorunu oldu gezemedi, tozamadı hep onu derdi ruhum kafam genç şu dizlerim yaşlı derdi. Hep de kafası yerindeydi. Son ana kadar çarkıfelekte gelen konuklardan önce o bulurdu. Bütün dizileri seyrederdi yorumlar yapardı çok kafası yerindeydi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Şu an bir çok tiyatro okulları var. Çeşitli yerlerde açılıyor. Buraları bitirmiş gençlere eğitimin dışında ne yapmalarını önerirsiniz. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Okumak ve seyretmek. Ve kusura bakmayın maalesef yapmıyorlar bütün oyunlara gitmek. Birinde bile görmüyorum kimseyi. Yani bütün oyunlara liste yapacak İstanbul ne oynuyorsa. Çünkü orada gördüğü zaman kedi kafasında ders olarak aldığının tatbikatını da  görmüş oluyor. Dünyanın 5 üniversitesini de bitirsen sen o sahnenin üzerine adımını atmadıktan sonra hiçbir işe yaramazsın. Ve göreceksin tecrübe edeceksin. Çok okuyacaksın şöyle okuyacaksın dış ülkelerde yazılan oyunları Türkiye’de yazılan oyunları hepsini okuyacaksın. Bir de mesela filmlere gitsin. Yapmıyorlar.</p>
<p><strong>S.Ö.: Bunu yapmıyorlar evet kendilerini sadece eğitimle sınırlıyorlar.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Eğitim ne Allah aşkına ben sana burada üç saat konuşsam sende çıkar şurada oynarsın. Ama o oynamanla kalır. Orada kalırsın o rolü oynarsın kalırsın. Murat mesela konservatuara gitmemiş bir çocuk ama bitirmediği  kitap yok. Görmediği film yok. Ve filmlerden not alır eve gelirdi sahneler böyle reji böyle bu bunu böyle oynamış sonra onunla konuşurduk tiyatroya giderdik filme giderdik mesela ben bir sahneyi gösterirdim elimi tutardı sonra konuşalım. Çıkardık anne kimsenin yanında konuşma derdi, diyor da hala. Arabaya binerdik motoru çalıştırır sonra derdi anlat bakalım nereleri nasıldı gelene kadar. Aynı Metin’le yaptığımız gibi. O sahne öyle olmamalıydı onun temposu şöyleydi, evet sence oradaki oyunculukta iyi değildi değil mi ya çok abartıydı. Hep böyle. Yani böyle yaşarsan yani her şeyi eleştirisel göz ve ya beğenerek baktığın olarak ele alırsan sende de aynı hataları yok etme şansın olur. Ama sadece iki saat kursa gir çık işte alışık kursu, gezen kursu o sana ne anlatıyor bir piyes anlatıyor oyunculuğun iyi tarafını anlatıyor işte abartmayın diyor şunu yapmayın bunu yapmayın diyor içsel dünyanızı dışarı vurun filan sende onu dinliyorsun öyle kalıyor. Ama sende bunları aktif olarak görüp yaşamak eleştirmek düşünmek kafandan geçirmek zorundasın. Ne yapıyorlar kursa gidiyorlar ondan sonra da cast ajansına gidiyorlar. Bana bir tane rol bul diyorlar. Çok başarılı olanlar var mı var.</p>
<p><strong>S.Ö.: Aklınızda bir isim var mı peki?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Başta Kıvanç, Gökçe Bahadır. Çok çok meşhur olanların isim vermeyeyim çok iyi oyuncu olduğuna inanmıyorum. Ama mesela bir Gökçe Bahadır’ı çok iyi oyuncu olduğuna inanıyorum. kıvanç kesin oyuncu. Hani sükse olarak şuan bir numara gibi sayılanların çok iyi oyuncu olduğunu pek fazla düşünmüyorum. Biraz dolduruş ve birazda şöhret ve castinglerin onları pohpohlaması. Çünkü normal bir oyunculuk sergiliyorlar ama en büyük paraları alıyorlar. Dizi tuttuğu zaman büyük oyuncu gibi algılanıyor. Ama öyle düşünmüyorum. Mesela Gürkan Uygun’a bayılıyorum. Mustafa Üstündağ’a bayılıyorum. Beren’in (Saat) oyunculuğunu çoğu yerde çok çok beğeniyorum. Ayça Bingöl’ü beğeniyorum zaten tiyatrodan gelme.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Tiyatro kökenliler sanki daha çok başarıyor bu işi?</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Yok öyle bir ayrım yapmayalım çünkü sırf sinema yapıp sinemada başarılı da olunabiliyor. Yani ben şöyle kabulleniyorum rolün içine tam girip bana kendini yaşayan insan olarak kabul ettirirse benim hoşuma gidiyor. En ufak bir sahtelik görürsem o beni itiyor. Biraz abartı beni itiyor. Murat’a bilir misin ki ilk başladığı zamanlar her gün telefonda abartma sakın çok mimik yapma sahnede abartı görünebilir ne olur düz mimiksiz minimal oyunculuğa yönel abartmadın değil mi o sahneyi minimal minimal minimale indir. Her gün telefonda ve şimdi bunları gururla söylüyorum her bölüm oynuyor o Eskişehir’de oluyor (Savaşçı Dizisi) daha gelmemiş oluyor pazarları gece 12 de beni bekliyor nasıldı? Şu sahneni çok beğenmedim, neden anne? Şöyle böyle ama öbürü on numara gözlerim yaşardı ne döktürmüşsün. Önce onun rolünü sonra diğer beğendiğim oyuncuları sonra genelini eleştiririm. Yüzde doksan çok haklısın der. Ki yaş farkımız var bakış açı farkı var benim dönemimle onun. 26 bölüm oldu her gece arar bu çok önemli bir şey. Bir bakışını bir minicik bakışını eleştirdim o kadar üzüldü ki o gece sonra dedi ki anne kaçırmıştır değil mi bir sürü insan bunu dedim ki yüzde doksan dokuzu kaçırmıştır. Nereden bulurum hatayı seyrederken oradaki o gülüşünü ve ya bakışını beğenmedim dediğim zaman gece uyku uyumuyor çocuk neden öyle yaptım diye. Bir keresinde şey dedim mesela bir sahnesi vardı çok ağır bir sahneydi bayağı dramatik çok önemli bir sahneydi kendi odasında yaşadığı bir sahne sonra kapıdan çıkıyor birine rastlıyor onunla da konuşuyor fakat birini dört gün önce çekmişler tabi mekan değişmiş birini dört gün sonra çekmişler o kapıdan çıkıştaki halin sonraki o insanla konuşma ruh halinle örtüşmedi dedim. Aradan zaman geçmiş sen bıraktığın ruh halini unutmuşsun. Ya nasıl daldım çok haklısın dedi. Aceleden olmuştur dedi. Geriye dönüp bunun bir önceki sahnesine ben neydim ağlıyor muydum sızlıyor muydum sarhoş muydum ne kadar önemli. Yüzde doksan dokuz çoğu insan, seyirci fark etmedi bunu. Ama ben hem bir oyuncu olarak nerede bıraktım nereye aldım burada bıraktınsa bunun devamı gibi oynaman lazım. bir kapı açıldı ama arada beş gün var. Onu da aldım dedi ve çok üzüldü bundan sonra çok dikkat edeceğim hep soracağım bir öncesinde, bir sahne öncesinde ben neredeydim? Ağlıyor muydum, bağırmış mıydım, aşık mıydım? Çünkü bir kapı çıkışında fark ediyor. Bu kadar detay konuşuyoruz. Bu kadar detay inceliyoruz.</p>
<p><strong>S.Ö.: Hem anne hem hoca.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Bana diyorlar ki bazen soruyorlar bunca yıl, şimdi herkes dünkü çocuk hocalık yapıyor, size hiç teklif edilmedi mi? Üniversiteden, mesela Doğuştan bile teklif edildi. Ama hayır yapmadım çünkü hoca olmak için başka bir vizyonun olması lazım. Benim kardeşim 25 senelik İngilizce hocası Dame de Sion  kardeşimden çok iyi bilirim. Ben Murat’a Şişli Terakki’de üç cümle İngilizce öğretememiştim. Esra’ya rica ettim bir buçuk günde her şeyi öğretti. Çünkü o hoca ben sadece kolej bitirmiş İngilizce bilen bir anne. Öğretemedim. Yöntemini bilmiyorum. Hocalık ayrı bir şey çünkü öğretme yöntemini biliyor. Ben diyafram nasıl kullanılır biliyorum ama öğret bana dese öğretemem. Ama Cihan Ünal öğretiyor. Nasıl öğretiyor onun bir yöntemi var ona bir Praktis yaptırıyor nefes tutturuyor bilmem ne yaptırıyor sonunda onu sana öğretiyor. Yani her kendi bildiğimizi biz nasıl aşılarız sana çok zor. Ama şimdi diyorum ki ama ben durdum durdum bir talebe yetiştirdim yetti bana. Kimdir? Oğlum. Metinle biz C 51 in 11 . numarasında şu koltukla bu koltuk arasında bu çocuğa eğitimi verdik, onun için ben çok iyi bir öğretmenim diyorum onunla kasılıyorum. Çünkü Murat’ı hep Selanik’te bile oğlunuza bayılıyoruz çok güzel oynuyor filan deyince hakikaten öğretmen gibi talebemi çünkü sadece ders kitabıyla bir takım şeylerin öğretilememesi gibi. İstediğin kadar yemek kitabını al yanındaki annen sana o pilavı kavururken göstermiyorsa sen orada pirinç kavrulur yazısıyla o pilavı yapamazsın. Ben mesela görünce anlayan tiplerdenim. Ben geleyim sen çok güzel poğaça yap alayım tarifi olmuyor abi aynı bir gün sen yaparken ben yanında durayım hıı öyle yapılıyor ben onu pırt alırım. O yüzden çok yemek programı seyrediyorum mesela çünkü arada onların el becerileriyle, mesela Elif Korkmazel  var orada öyle bir hamur yoğuruyor ki ben o yoğururken ki el hareketlerini kapıyorum onda. O zaman mutfağa girdiğim zaman elif gibi yapmaya çalışıyorum. Tamam taklitçilik ama oluyor. Şeyi de yanlış buluyorum mesela oyuncu koçları var; seni bir role çağırıyorlar çok tecrüben yok ben senin karşındayım sana okuyorum okurken de oynuyorum sana şimdi böyle yap diyorum ee bu oyunculuk mu şimdi.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö.: Yaşam koçları çıktı.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Yaşam koçları hadi biraz daha faydalı. Ama oyuncu koçu o rolü nasıl okuyacağını ve nasıl oynayacağını ben sana buradan gösteriyorum sende oynuyorsun sen şimdi oyuncu mu oldun? Çocuklar için olur o. Küçük çocuklar için olur ve nitekim iki koç oluyormuş şimdi çocukları oynatırken birisi oyun veriyormuş biriside tuvalete gitsin yemeğini yesin yani bakıcı gibi, diğeri de oyuncu koçu onu alıyor rolünü ezberletiyor Türkçesini düzeltiyor hadi şimdi çık oyna diyor o oynarken de karşıdan işaret yapıyor böyle yap böyle yap. Bazı çocuğunda içinden gelerek oynuyor ona hiç gerek yok. Bir kız vardı mesela annede oynayan onun ruhunda var oyunculuk, o öyle doğmuş.</p>
<p><strong>S.Ö.: Yetenek doğuştan gelir tabi.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> var yetenek diye bir şey var üzerine bilgi aktarımı var sırf yetenek içi boşsa o da olmaz. Çünkü bir de gençlik zor yaşam tecrübesi kazanman lazım. Bir takım duyguları çıkartabilmek için. 17-18 yaşındaki bir çocukla 50 yaşındaki bir kadının gördüğü geçirdiği olaylar bir takım olaylar karşısında insanların reaksiyonları bunları sen ömür boyu yaşamamışsan böyle bir rol geldiği zaman böyle bir sahnede nasıl bir duygu oluru bilmen çok zor. Bende 18 yaşındakini unuttum. Yani o devirde ben nasıl bir davranış biçimi içerisindeydim bende onu unuttum. Tecrübe görmek çok şey seyretmek bunlar hepsi sana katkı maddesi oyunculuğunun sepetine, al at koy sepete var ya. Ben hep şey diyorum biz istifçiyiz geçen gün doğanın programına da böyle bir durdu oyuncular istifçidir dedim nasıl yani? Çünkü her şeyi atıyoruz kafaya. Senin oturuşun ben seni şimdi resimliyorum bir gün böyle bir rol gelebilir ben senden esinlenirim. Artık öyle hale geliyorsun ki farkında olmadan beyine atıyorsun. Bir de ben çok insanların tiklerine dikkat ederim. Ruhu duymuyordur onu, bir arkadaşım var mesela hiç farkında değil devamlı burnunun ucunu kaşıyor özellikle enteresan bir şey anlatırken yapıyor. Farkında mısın dedim yoo dedi. Belki bir yerde kullanırım ben o tiki. İşe yaramasa da al at ne olacak? Zaten hafif taklitçilikle başlıyor oyunculuk. Çocuklar öyledir ya hep taklit yapar, anneyi taklit eder mesela. Bakıyorum şimdi en küçük torunum Serra 3 yaşında o da aslan burcu zaten onda var mesela. Babasına ağlama taklidi yapıyor istediğini alabilmek için. Ve geçen gün aynada yakalamış. Aynada ağlama taklidini kontrol ediyor. İkizler de tık yok mesela en ufak bir şeyleri yok. Oyun oynarken bile hani ses değiştirip bebekleri konuşturursun ya mesela yok onlarda öyle bir şey olmayacağı belli. Ama dansa var. Bir bakıyorum diyorum bunu nerde gördün annem youtube de bilmem kimi izletti diyor, onun hareketlerini alıyor. Bir gün Hint bir şeysi getirmiş kardeşim sonrada demiş ki Hindistan neresi? Bilmemişler o anlatmış Hindistan’ı anlatmış sonra bakın Hindistan hakkında size bilgi vereyim demiş ipadinden açmış şey çıkmış Bollywood filminin dansları anında kapmış yapmış. Ama belli olmaz biri oyuncu olur biri dansçı olur ama beste var benim çok güvendiğim o analitik zeka aynı Murat tarzı Legoları muntazam yapsın bilgisayara baksın kitap okusun o öyle tip mesela onun ne süsle ne püsle ne dansla ilgisi yok. Öbürü mesela dans eden pul payet, kafayı takardı senin çiçeklerine. Küçücük zarflar kesiyor içine “i love you grandmam” yazıp defterin üzerine tam bana getirirken ay çok güzel oldu ver saklayayım diyorum. bir dakika nene bunu sana böyle veremem bir işim daha var diyor bir yerden mor pul buluyor zarfın üstüne o pulu yapıştırıyor sen mor seversin diyor. O onu yaparken beste benim telefonumdan tık tık tık oyun oynuyor ya bir şey yapıyor o öyle. Lego yapıyor mesela ona yaşının üstünde lego alıyorum çok parçalı masanın üstüne koyuyor satranç oynar gibi yapıyor. Mesela satrançta öğrenmek istiyor. Ama dedim kim öğretecek sana ben bilmiyorum, Murat’ta bilmiyor alalım ama daha erken senin için daha sonra diyorum. Onun hayali öyle  bana boya kalemi al pul al payet al bebek al o öyle değil. Hemen belli ediyor kendini çocuk ya. Kitap al diyor bana ve şimdi birinci sınıf. Hızlandı okuması. Mesela okumuş sonunda şeyi okumaya başlamış çok hoşuma gitti hani bu bilmem ne tarafından yapılmıştır bandrol olarak devletimizin bilmem nesi diye var ya kitabın sonunda onları da okumuş, bandrol üretimi bilmem ne bu ne ya nene dedi ben bundan bir şey anlamadım dedi oraya kadar okumuş yani. Okuyor kenara koyuyor ama işte okudum bitti şimdi yenisi lazım diyor. Kızım her gün sana kitap alamam ki diyorum. Eee bir daha mı baştan okuyayım diyor aynı şeyi öğrendim hikayeyi artık diyor. Valla başa çıkamam seninle dedim bir  de biliyor musun çocuk dergileri bile 12 tl, beş sayfa dergi. Ya 12 lira çocuk dergisi olur mu ya? 3 sayfa var içinde bir tanesi zaten kes yapıştır bir tane hikaye bir de arkada boyama bölümü var ama bayılıyorlar nasıl yalvarıyorlar bu hafta bir dergi bize alabilir misin diye, murat sonunda yasak etti bana anne çok para veriyorsun günah üç saniye sürmüyor bitiriveriyorlar atıyorlar dergiyi dedi.</p>
<p><strong>S.Ö: Benim çocuklarda öyleydi.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Öyle mi kaç yaşındalar?</p>
<p><strong>S.Ö.: Biri kız biri erkek. 23 yaşındalar. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Neee!!!! Ee sen çok gençsin. Valla evli bile değilsin diye düşündüm. Erken yapmışsın sen. ne okuyorlar?</p>
<p>S.Ö.: Onlar radyo televizyon okudular bitti. Şimdi devam etmeye çalışıyorlar.</p>
<p><strong>N.S.:</strong>  Onlar da mı akademisyen olacaklar?</p>
<p><strong>S.Ö.: bakalım. Ama ben onların yerinde olsam alır çantamı giderim yurt dışını dolaşırım.</strong></p>
<p><strong> </strong>N.S.: Benim oğlum öyle Selim. Bak Murat hiç öyle değildir. 18 yaşındaydı sırt çantası 4 arkadaş Üniversiteden biz Avrupa’ya gideceğiz hostellerde kalacağız trenlerle gideceğiz Haydarpaşa’dan geçirmiştik ben hüngür hüngür ağla cep telefonu yok o sırada çep telefonu olsa umurumda değil şimdi Amerika’ya yolla cep telefonu var. Ben çok ağladım çok ısrar ettim Metin dedi ki; “bu yaşta yapılırsa yapılır sonra yapılamaz bırak hayatını yaşasın.” O devrin parasıyla baya yüklü parayı cebine koydum. “Bu senin telefon paran” dedim. “Bak üstüme yemin edeceksin her indiğin şehirde kafe ve ya bir yer bulacaksın bu parayı başka bir yere harcamayacaksın param yoktu arayamadım deme bu zarfın içinde vardık Stockholm’a çok iyiyim merak etme anne diyeceksin” sonra ne istersen yap. Neyse yaptı çocuk her indikleri yerden iki dakika vardık Berlin’deyiz çok mutluyuz hava güzel öptüm.</p>
<p><strong>S.Ö.: Çok yer gördü mü?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Bir buçuk ay. Çokta sıkıntı çekmişler bu arada. yıkanamadıkları yer bulmuşlar o hostellere kolay kolay girememişler parkta yattığı gün olmuş paralarını çaldırmışlar 5 çocuk. Hepsi de zımba gibi ama salak. Ben söyledim o zaman nereden buldum var mıydı yok muydu bir bel çantası bulmuştum onu beline ama gömleğinin içine kazağının içine bağla buranda kanguru gibi dursun ve bütün paranı oraya koyma bazısı cebine bazısı bilmem ne bütün bu taktikleri verdim sen bunu dememişim gibi ama parayı çaldırmamışta fotoğraf makinesini masanın üstüne koymuşlar öbür arkadaşının cüzdanı gitmiş otobüste Küba’da oradan oraya uçakla geçtiler bitek uçakları orayaydı Küba’ya gittiler Küba’dan döndüler geldiler tren tren tren. Bir buçuk ay. Ben size demedim mi dedim anne dedi o kadar bilinçli ve akıllı çocuklar olarak dolaşıyoruz ki ama bizi büyülediler mi ne yaptılar gözümüzün önünde benim fotoğraf makinemi onun cebinden cüzdanını yürüttüler. Neyse pasaport falan başka yerdeymiş Allah&#8217;tan. Ama döndükleri zaman bitkindiler en çok yıkanamamak her zaman çünkü hostellerde her zaman banyo şansı olmuyormuş.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ben biraz ezilsinler istiyorum Nevra hanım. Yani biz anne baba olarak hep çok sevdik hep  pohpohladık ama çocukların yaşam deneyimleri yok. Yani bıraksan ortada ne olacak? Kalırlar çocuklar. Şimdiki gençlerin hepsi öyle. Üniversite de ders veriyorum bakıyorum diyorum ki anne baba olmasa bunlar ne olacak? </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Ne veriyorsunuz? İletişim mi?</p>
<p><strong>S.Ö.: Moda tasarımı benim branşım, çocukta yaratıcılık diye bir ders veriyorum. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Aa ne güzel. Nerede peki?</p>
<p><strong>S.Ö.: Yeni Yüzyıl üniversitesinde. </strong></p>
<p>N.S.: Üniversitede bu ders mi var?</p>
<p><strong>S.Ö.: Var. Çocuk gelişim eğitimi.</strong></p>
<p>N.S.: Aa ne güzel.</p>
<p><strong>S.Ö.: Bir de benim branşım tekstil olduğu için bu dersi de veriyorum. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Moda tasarımdan mı kocanla tanıştın?</p>
<p><strong>S.Ö.: 22 yaşındaydım bir moda evinde çalışıyordum bir iddia sonucu tanıştık. Sonra evlendik. Allah razı olsun ondan.</strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Aa bak kızının yaşındaymışsın.</p>
<p><strong>S.Ö.: Kızım hiç moda tasarımına ben ilk başladığımda çok seviyordu ama ilgilenmedi pek. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Mutfağını biliyorsun eşin tekstilci ama neden kendine bir butik açmadın?</p>
<p><strong>S.Ö.: Evlendikten sonra ikizler doğdu bir süre izole yaşadım. 7 sene kadar hep onlarla ilgilendim. Hiç çalışmadım o dönem.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Benim Olcayda 3 sene çalışmadı. Küçük gelinimde mesela üst üste iki çocuk doğurdu o da bankacı. Mecburen bıraktı. Şimdi yine meme veriyor hala. 5 senedir çocukla. Yani çocuk doğuruyor onu büyütürken diğerine hamile kalıyor şimdi ona bakıyor. Nasıl çalışacak? Şöyle; dedim ki artık önümüzde ki sene yuvaya da gitmeye başlayacak üç yaşında ki öbürü de gidebilir artık bir buçuk  iki, sonra hayat akıp gidecek sen çok geç kalmış olacaksın hem iletişim piarcılık falan da yaptı hem Garanti Bankası’nda uzun yıl çalıştı. O da İktisat mezunu bir de mastırını yaptı. Oturuyor şimdi meme emziriyor. Olcay’da ikizlerden sonra 3.5 sene evde çocuklarla ilgilendi o da mimar. Muratta mimar ikisi de hem mimar hem terazi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Siz 9 ağustos doğumlusunuz benim çocuklarda 10 ağustos doğumlu.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>N.S.:</strong> Öyle mi? Torunumda 3 ağustos. Kardeşim 5 ağustos. Küçük oğlanda 26 temmuz. Oh olsun hepsi leon. Bu torunlarımda Metin’le aynı gün 12 ocak 13 ocak doğumları.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama altın rengi yele gibi saçlar renkli gözler aslan burcunun insanı. </strong></p>
<p><strong>N.S.:</strong> Evet ben çok tanırım aslan burcu ama tabi mesela renkli gözlü değil ama sarışın. Hep dışa dönüktür. Mankenlik yapmış ben çıkarım demiş babasına yürüyüş yapıp bir de elini beline koyup poz vermiş. Nerden görüyor? İçinden geliyor. Televizyon seyrettirmiyorlar çocuğa nerden biliyor bunu? Hayran kalıyorum böyle çocuklara. Onun için bunlarla mutlu oluyorum bunlarla kafayı buluyorum. O yüzden de hani çok sevmediğim bir rolü de aman diyorum. işte dün televizyon filmi için bir senaryo geldi. 1buçuk 2 saatlik dizi değil de tek tek filimler yapıyorlarmış limon yapım yapıyor. Geçen sefer bir senaryo yolladı ben onu pek sevmemiştim. Şimdi başka bir tane yollamış yine sevmedim ama hiç olmazsa 1 hafta on gün eğlenirim herhalde oynarım. Yani oynamasam da olur oynasam da olur. Niye oynamayayım oynayayım zaman geçsin. Eskiden şeye çok takılırdım; eleştirirler mi niye oynadın derler mi? Ay sonra bir bakıyorum mesela Kenan İmirzalioğlu starın Allahı bir cingöz Recai oynadı felaket oldu hiç beğenilmedi koskoca star. Eee o düşünmedikten sonra ben mi düşüneyim? Nasıl görememiş o başarısızlığı o bıyıklı hali o çirkin bir de görüntü kötü film kötü abuk subuk nasıl görememiş? Görememiş oynamış he kendinden bir şey kaybeder mi? Hayır bir daha başka film yapmaz belki ama tabi ki kişiliğinden bir şey kaybetmez. Dizilerde iyi ama ona çok denk düşüyor. Oktay Kaynarca’ya da öyle. Oktay kaynarca hep kurtlar vadisini oynuyor eşkıyada da öyle. Onun tipi o oldu. Adanalıda aynı hep aynı tip. Ona denk düşüyor o. Onu da oynadığı için tabi ki başarılı. Gürkan Uğur mesela o çok farklı oynuyor. Bayılıyorum ona kötü adamı oynuyor iyi adamı oynuyor boksörü oynadı duygusal adamı oynadı. O çok değişik bir tip bomboş o gözleri ama çok çok iyi duyguları yansıtıyor. Bu şehir arkandan gelecekte hayran kaldım. Bir tarafta Kerim Bursin öbür tarafta Gürkan döktürüyor oyunculuğu o kadar içime işledi ki oyunculuğu. Yani senin birazcık bir yerine dokunması lazım. İyi oyuncu orda. Mesela İpek Bilgin’e hayranım İstanbullu gelinde kadının gözünden ateş çıkıyor, hırs çıkıyor hiçbir şey yapmıyor o kadar güzel kullanıyor ki suratını ve duygularını zaten hoca. Devlet konservatuarında yıllarca. Ben onu çok az yerde seyretmiştim ama bir iki yerde de hep hayran kalmıştım. Artık tam koptum hayranlıktan bir yerde karşılaşsam benden de biraz küçüktür o boynuna sarılıp öpeceğim o kadar beğeniyorum oyunculuğunu.</p>
<p><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-16008 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?resize=300%2C400&#038;ssl=1" alt="" width="300" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/ns7.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Sorularımız burada bitiyor. </strong></p>
<p><strong> </strong>N.S.: Bitti mi? Çok konuştum. Sen bunu çok zor deşifre edeceksin.</p>
<p>S.Ö.: Seve seve deşifre edeceğim. Çocuklar radyo televizyon mezunu ya onlara deşifre yaptırıyorum.</p>
<p>N.S.: A Harika…</p>
<p>S.Ö.: İyi oluyor özellikle kızım yapıyor. Deşifreler sende diyorum tamam anne ne alacağım diyorum şunu alacaksın kızım diyor. Ona bir hediye alıyorum sağ olsun.</p>
<p>N.S.: hadi ya çok güzel.</p>
<p>Teşekkür ederek veda ediyorum. O kadar içten bir insan ki o kadar hasta olmasına rağmen bu kadar dostça ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine her şey için teşekkür ediyor. Yıldızının hep parlaması için dua ediyorum bu güzel kadına…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/">Hayallerimin Kraliçesi  NEVRA SEREZLİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayallerimin-kralicesi-nevra-serezli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15979</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluk Günlerimin Masal Kahramanı Gülten Dayıoğlu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Oct 2018 05:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15759</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kız kardeşimle küçücük kızlar iken, babacığım bizi gezmeye götürmüştü. Bir vapur gezisiydi hatırladığım kadarıyla. Hatırladığım kısmı bu kadar, hatırlamadığım kısmı annemden dinlemiştim. Eski vapurları hatırlayanınız var mı bilmem? Sırayla satıcılar el arabalarında sattıkları sırayla gelir geçerler. O vapurlar şu anda nostalji yaşamak isteyenler için Koç Müzesinde sergilenmekte. Neyse sırayla oyuncakçı geçiyor biz başımızı çevirip bakmamışız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/">Çocukluk Günlerimin Masal Kahramanı Gülten Dayıoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kız kardeşimle küçücük kızlar iken, babacığım bizi gezmeye götürmüştü. Bir vapur gezisiydi hatırladığım kadarıyla. Hatırladığım kısmı bu kadar, hatırlamadığım kısmı annemden dinlemiştim. Eski vapurları hatırlayanınız var mı bilmem? Sırayla satıcılar el arabalarında sattıkları sırayla gelir geçerler. O vapurlar şu anda nostalji yaşamak isteyenler için Koç Müzesinde sergilenmekte.</p>
<p>Neyse sırayla oyuncakçı geçiyor biz başımızı çevirip bakmamışız bile. Hala da bu yaşta oyunlara, oyuncaklara, bilgisayar oyunlarına ilgim yoktur. Sadece satranç çeker beni ilgilendirir. Varsa yoksa kitaplarım. Biraz sonra kitap satıcısı geçerken kız kardeşimle ikimizde hızla yerimizden kalkıp kitaplarla ilgilenmeye başlamışız. O sırada babamla annemin karşısında oturan son derece düzgün giyimli ve davranışlarıyla üst düzey bir görevi olduğu belli olan o amca babama;</p>
<ul>
<li>Oğlum bu kızlar okur, ne yap et okut bunları. Deminden beri izliyorum. Bu yaşta oyuncağı değil kitabı tercih ettiyse okur bunlar okur. Demiş. Annem hep anlatırdı bunları.</li>
</ul>
<p>Ve her zaman bu kadar çok kitap okuyorsak sebebi rahmetli babacığımdır. Her zaman kız kardeşimle bana birer Ayşegül dergisi alır, eskiler hatırlar. Sonra bizi dinlerdi. Evet dinlerdi. Hangi ebeveyn yapabiliyor ki bunları şu zamanda. Çocuklarına kaliteli zaman ayırabilen çok az anne baba var. Akşam işten gelen anne bir an önce yemeğini hazırlamayı düşünürken mi çocuğunun okuduğu kitabı dinleyecek, akşama kadar çalıştığı yerde onca sorunu kapıda bırakıp eve girdikten sonra, ailesiyle geçireceği birkaç saati iyi değerlendirecek. Akşam olup ta babam eve geldiğinde yemekten sonra gelin bakalım kızlar derdi. Dinleyerek uyurdu. Devamını da yarın dinlerdi. İşte bu kitaplardan bazıları Kemalettin Tuğcu’nun eserleri, kimi bu röportajı gerçekleştirdiğim sevgili Gülten DAYIOĞLU’ nun eserleriydi. Belki de bu duygusallığımın sebepleri bu eserlerdir. Ama kendisiyle bu röportajı gerçekleştirmek büyük onurdur. Türkiye’ de çocuk romanı denildiğinde ilk akla gelen isimlerdendir. Bu röportaj için önce Sayın Gülten Dayıoğlu’na ve buluşmamızı sağlayan Altın Kitaplara teşekkürü borç bilirim…</p>
<p><strong>SÖ:   Türkiye’de çocuk kitapları denildiğinde en önde gelen isimlerden birisiniz.    Bunda öğretmen olmanızın payı vardır mutlaka. En baştan beri sizi yazma konusunda motive eden neydi?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Çocuk edebiyatına hizmet verme tutkumun oluşmasında öğretmenliğim çok önemli bir etken oldu. Kütahya otuz ağustos ilkokulu üçüncü sınıfta öğrenciyken, öğretmenim Ayşe Bumin, yazılı anlatım ödevlerime bakarak; “sen doğuştan yeteneklisin, gelecekte yazar olacağına inanıyorum demeye” başladı. Onun bu içtenlikli görüşü beni öyküler yazmaya yöneltti. İyi bir yazar olmanın  birinci koşulu iyi bir okur olmaktır, diyerek beni vahit paşa kütüphanesine götürüp, görevliye teslim etti. Orta okul ve lisede de Türkçe, edebiyat öğretmenlerim, yeteneğime sahip çıktılar. İlk yaptıkları yardımda bana kültür alt yapımı oluşturacak, yerli yabancı kitap adlarından oluşma listelerdi. Ortaokulda üç yıl süreyle okul kütüphanesinin anahtarı bende kaldı. Yaz-kış sürekli orada beslendim.</p>
<p><figure id="attachment_15766" aria-describedby="caption-attachment-15766" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?ssl=1"><img class="wp-image-15766 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?resize=300%2C300&#038;ssl=1" alt="" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/gd.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15766" class="wp-caption-text">Gülten Dayıoğlu</figcaption></figure></p>
<p><strong>SÖ:   Ailenizde sizden sonra izinizden gelen yazar olmayı tercih edenler oldu mu?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Halen avukat olan iki oğlum da iyi birer okurdurlar. Küçük oğlum ilk gençlik yıllarında şiir yazardı ama yaşam çarkına kapılınca sadece kitap okumakla yetinmek durumunda kaldı.</p>
<p><strong>SÖ: Üretirken nelerden ilham alır, nelerden beslenirsiniz?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Üretirken, rüzgarda savrulan kuru bir yapraktan tutun da minik kuyruklarını keyifle oynatarak, analarını emmekte olan kedi yavruları, olumlu olumsuz her türden insanlık halleri beni etkiler. Baskın etkenleri roman öykü kurgusunda değerlendiririm. Ancak yazmak için sadece bir şeylerden esinlenmek yetmiyor. Çok sağlam bir kültür altyapısı, araştırma çabası sabır ve özellikle dil konusunda cımbızla sözcük seçercesine titiz olmak da önemli.</p>
<p><strong>SÖ: Eserlerinizdeki konular çok farklı ve hayal dünyasına hitap etmekte. Aslında     yapılması gereken çocuklarımızın hayal dünyasını geliştirmekten mi geçer?</strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Kitap okumak çocukların hayal kurma yetilerini bıçak biler gibi bileyip keskinleştiriyor.</p>
<p><strong>SÖ: Çok üretken bir yazarımızsınız. Zaman zaman tükendiğinizi veya üretmekte zorlandığınızı hissettiniz mi? </strong></p>
<p><strong>GD:</strong> Çok çok kitap yazmak gibi bir hedefim olmadı. Çünkü kitap yazarken, çalakalem, havasına kesinlikle kapılmam. Yazdıklarımı yayınevine vermeden altı kez okurum. Bu ilkelere uyarak elli beş yılda  doksan kitap yazabildim. Üretken olup olmadığıma sizler yani okurlarım karar vermeli.</p>
<p><strong>SÖ: İlk kitabınız yayınlandığında neler hissettiniz? En sevdiğiniz kitabınız hangisidir?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>GD:</strong> Tanımlayamayacağım nitelikte bir sevinç yaşadım. Kitaplarım evlatlarım gibi, birbirlerinden ayırmam. İlk romanım <em>Fadiş</em> ilk göz ağrım olarak birazcık ayrıcalıklıdır. 1971 yılı koşullarında, yani çocuk edebiyatı diye bir tür yoktur diyenlerin çoğunlukta olduğu bir ortamda <em>Fadiş</em>’in ilk on bir baskısı iki buçuk ayda tükenmişti. Onu günümüzde  dördüncü kuşaklar da okumaya başladılar. <em>Fadiş</em>’im yüzüncü baskıya yaklaşıyor.</p>
<p><strong>SÖ: Türkiye’de yazarlık atölyeleri başlığı altında bazı kurslar açılıyor. Sizce yazarlık öğretilebilir bir şey midir, yoksa doğuştan gelen bir yetenek mi?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>GD:</strong>  Yazmak, yaratma işidir. Yaratıcılık; zihin, ruh, algılama, duyulardan elde edilen bilgi birikimleri ile kültür alt yapısından oluşan bileşimdir bence. Tüm bu değerler insandan insana değişir. Bu durumda yaratıcılık nasıl öğretilebilir? Yazarlığı öğrendim  diyen, yeteneğinin özgünlüğünü bozmuş, kalemi de özgürlüğünü yitirmiştir. Çünkü yazmakla ilgili olarak edindiği bilgiler onu koşullandırmıştır. Koşullanmış bir yazar ne kadar özgün olabilir? Bence yazarlık üç öğün beslendiğimiz gibi, düzenli olarak kitap okumak, gezmek, araştırmak, sürekli sorgulamak, yaşama-çevreye eleştirel gözle  bakabilme vb. eylemlerle oluşup gelişiyor. Yetenek bile yazar olabilmek için tek başına yeterli olmuyor. Yazarlık atölyelerinde yetişenler de tek bir tornadan çıkma sanatçılar olma tehlikesiyle kuşatılmazlar mı? Bizim oralarda (Kütahya – Emet) “Ödünç akıl, cepten düşer” özdeyişi pek sık kullanılır.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15765 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?resize=640%2C374&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="374" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/10/kit.jpg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/">Çocukluk Günlerimin Masal Kahramanı Gülten Dayıoğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocukluk-gunlerimin-masal-kahramani-gulten-dayioglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15759</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kifayet Emel Özkul ile Seramik ve Sanat Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 08:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12955</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu röportajları yapmaya başladığımdan beri hayatıma çok güzel insanlar giriyor. Öyle ki çok şey öğreniyor, başarılı insanlar tanıyorum. Aslında konu da bu zaten bu insanlar başarıya nasıl ulaştı. Bir süredir hem hoca hem sanatçı olan KİFAYET EMEL ÖZKUL Hanımefendi ile birlikteyiz. Kendisi İstanbul üniversitesi MYO El Sanatları Bölümü Seramik- Cam Çinicilik öğretim görevlisi…Yüksek Lisans öğrencisi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/">Kifayet Emel Özkul ile Seramik ve Sanat Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportajları yapmaya başladığımdan beri hayatıma çok güzel insanlar giriyor. Öyle ki çok şey öğreniyor, başarılı insanlar tanıyorum. Aslında konu da bu zaten bu insanlar başarıya nasıl ulaştı. Bir süredir hem hoca hem sanatçı olan KİFAYET EMEL ÖZKUL Hanımefendi ile birlikteyiz. Kendisi İstanbul üniversitesi MYO El Sanatları Bölümü Seramik- Cam Çinicilik öğretim görevlisi…Yüksek Lisans öğrencisi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Çini  Sanatçısı, her parmağında bir hüner…Ve mücadelesi tüm kadınlara örnek olması gereken bir Türk kadını&#8230;</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg"><img class="wp-image-12963 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?resize=377%2C503" alt="" width="377" height="503" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?w=3120&amp;ssl=1 3120w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161213.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 377px) 100vw, 377px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Barış Manço Kültür Merkezi’nde buluşup söyleşimizi yapacağız bir pazar gününde. Kendisini başarılarından, işini çok iyi yapmasından tanıyorum ama kişiliğini tanıdığınızda içinizi ısıtan ışıl ışıl gözlerini gördüğünüzde aslında başarısının yanında muhteşem kişiliğini de görüyorsunuz. İnsanı hipnotize eden kapkara gözleri sizi çabucak etkisi altına alıyor. Zaten kapıdan girdiğinde hemen göze çarpan aurasıyla insanda yıllardır tanıyor hissiyatı yaratıyor. Sözü kendisine bırakmak istiyorum bir an önce;</p>
<p><strong>S.Ö.:  Bize kendinizden söz eder misiniz?</strong></p>
<p><strong> </strong>K.E.Ö: Hocam (ikimizde hoca olduğumuzdan böyle hitap ediyoruz karşılıklı) benim babam polis memuru ben aslında çok polis olmayı istedim ama elimdeki izden dolayı olamadım. (Elinin üzerinde ki küçük bir izi gösteriyor) İstemediler beni arkadaşlarını deşifre edersin deniliyordu. Şimdi baktığımız zaman her yerde orası burası yarlı çizik her yerde polis arkadaşlarımız var. Farklı farklı şehirlere gidince bir orada yaşa bir orada yaşa ee tabi her gittiğin şehirden bir şeyler alıyorsun. Karma karışık bir şehirde yetişiyorsun aslın Türk’sün Müslümansın ama; Erzurum’un kültürü Çankırı’nın kültürü Konya’nın kültürü aynı değil. Bir ana çatı var birde küçük odacıklar var öyle düşünürsek biz o odacıkların her birinden bir şey ala ala baba göreve gider görevden gelir bizler çalışırken arka tarafta Kuran okurdu babam. Bir dönem Kuran yasaklandığında biz mesela ben o günleri çok iyi hatırlıyorum Erzurum’da lojmanların altında biz gizli saklı kuran öğrenmiştik. İyi ki öğrenmişim şu an mesela okulda öğrencilerime yazı dersinde bir şey getirdiklerinde “burada ne yazıyor” diyorum bilmiyor çocuklar, “bak burada bu yazıyor burada şu yazıyor” diyorum. Örnek alıyorlar. “Ya hocam siz okumasını bilmiyor musunuz?” “Cahil miyim ben” diyorum mesela gülümseyerek espri yaparak siz beni cahil mi zannettiniz falan diye. Bütün bunları öğrendiğiniz her şeyi cebinize koyuyorsunuz. Attığınız her adımda heybenize bir şey giriyor. O heybenin altında da delikler var gereksiz olan her şey zaman içerisinde çekip çekip gidiyor. Ben Mimar Sinan’ı kazandım. Kazanma hikayemde ilginçtir benim. Babam benim etrafa çok yumuşak ama evde despot askeri eğitim yapan bir adamdı. İşte ben yeteneğimi babamdan almışım. Babamda böyle çizerdi falan. Gazete okurdu gazeteyi asla bize vermezdi “önce ben okuyacağım”; açıldığında o deforme oluyor ya… babamla gazete yarışına girerdik, bende çok severim gazete okumayı. Gazete bittikten sonra rica ederdim; öyle kâğıt kalem kullanamıyorsun. “Gazetenin kenarları boş ben şuralara desen yapabilir miyim?” bütün gazete kenarlarını desenlerle doldururdum. Erzurum’dayız koskoca Erzurum kız meslek lisesinde resim bölümünü seçen bir tek benim. Müdüre hanım dedi ki ; “Kifayet’ciğim kusura bakma açamayacağız bir kişi için” İstanbul’a geldiğimizde Bakırköy kız meslek lisesinde resim bölümü vardı oraya girdim. Oradan çıktım Mimar Sinan’ı kazanacağım tamam üniversite sınavlarına gireceğim benim bir de 6. Hissim gerçekten kuvvetlidir. Babam dedi ki “kızım hadi sınava gidiyoruz” “Boşver baba ben bu sene kazanamayacağım” “kızım emin misin?” “Yok gerek yok boşuna yorulma ben kazanamayacağım bu sene” ertesi sene oldu babam “girmeyeceksin herhalde yine” “yo ben bu sene kazanacağım” dedim. Kendim evde oturup; bize çok misafir gelirdi, akşam saat 9’dan sonra misafirleri yolcu ettikten sonra bir de şey vardır akşam en son ne konuşursanız sabaha kadar hafızanız onu tekrar eder. Yastıklarımın altı hep kitap defter kalem böyle. Ranzanın üstünde yatardım kardeşlerim karıştırmasın diye. Sonra herkes üniversite sınavını kazanmak için kurslara giderler, ben resim kursuna da gidemedim üniversite kursuna da gidemedim. Ben hep kendim çalıştım. Bir arkadaşım var benim Figen Allah razı olsun telefon ettim “Figen dedim ne yapmam lazım?” İşte şurada bir kurs yeri var oraya git bir gittim kursun bitmesine iki hafta kalmış herkes lay lay lom iki senedir ders alıyorlar iki hafta kaldığı için herkes gezme derdinde. “Hocam benim zamanım yok benim çok iyi çalışmam lazım” dedim. Hocanın her dediğini çarpı 10 katı yaparak gece gündüz annemi çiziyorum; “anne o şekil bitti öbürüne geç öbürüne geç”. Kardeşimi çiziyorum; otur, kalk, yat, sürün… hep çiziyorum. Yolda çiziyorum, okulda çiziyorum, parkta çiziyorum, sürekli çiziyorum. Hani biz normalde bir şeyin başından başlayım. Çizerdik üçgenler, dikdörtgenler, geometrik desenlerle hemen şunu iki dakikada çizmeyi öğrettiler bize ve ben bir buçuk hafta deli gibi çalıştım. Ve üniversiteye 10bin kişi girdi. Torpil falan vardır giremezsin dediler ben gireceğim dedim. Ben Allahtan istedim size ne dedim. Sonra kazandım. Lise arkadaşlarım şok oldular. İki senedir misafir öğrenci gibi gidip geliyorlarmış okula üç ayrı bölümü vardı. İlk sınavı kazanırsınız sonra iki sınav vardır. Hangisini isteseniz ona gireceksiniz üçünü de kazandım. Arkadaşlarımdan birisi yetmedi mi dedi bana. Dedim ki “ne alaka? Bir bölüme gireceğim” “sen kazandığın için biz kazanamıyoruz.” Var mı öyle bir şey? Kazandım ama ben girmedim ki. Gittim kaydımı ona yaptırdım diğerlerinden düştü yer açılmıştır otomatik olarak. Neyse geleneksel sanatlar çok seviyorum, oraya gittim. Halı kilim benim de bölümüm ikinci bölümde çini ama ağırlığı çiniye verdim ben yani şimdi de çini üzerine devam ediyorum. 96 da mezun oldum bölüm birincisi olarak. Sonra annemin kuzeniyle babam evlendirdi. Bakın annemin kuzeni ama annem istemiyor babam istedi evleneceksin onunla oradan cenazen çıkacak dedi. Bakın bir kız çocuğuna söylenebilecek en kötü cümledir “oradan cenazen çıkacak.” Erkek o zaman istediği her şeyi yapabilme hakkını buluyor kendinde. Ataerkil bir toplum ama o kadar da değil “kızım sen sus kır dizini otur o oğlum yapar.” Hayır efendim o da yapar o da yapar. Ve nitekim toplumu güçlü kılan kadın. Daha pratik düşünüyoruz detaycıyız ama çözümlemeye gidiyoruz erkek öyle değil kutuyu görün erkek kutunun kenarlarını görüyor. Kadın o kutu neden yapılmış nasıl yapılmış içinde ne var komplesini görüyor. Ondan sonra da detaycısın ee ben detaycı olduğum için bu kadar başarılıyım.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg"><img class="wp-image-12964 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=401%2C399" alt="" width="401" height="399" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20170923-204005-1.jpg?resize=1024%2C1019&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 401px) 100vw, 401px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Peki daha sonra?</strong></p>
<p><strong> </strong>K.E.Ö   Sonra ben 14 sene Almanya’da kaldım. O sırada Mimar Sinan’da ki halı bölümündeki hocam çok yalvardı Candan Akpınar; “Kifayetciğim mutlaka okulda kal seni buraya aldırayım” diye. Allah razı olsun. Baba bizde son sözü söyler bir de ben çok babacıyım öl dese öleceksin, askere gönderse askere gideceğim.  Ben şiddetli bir evlilik gördüm. Annesi haksız olduğumu söyledi diye annesi de yengem olur dayımın eşi ilk tokadımı ben orada yedim. Çocuğum var “aman çocuk yap düzelir adam olur.” Çok büyük yanlışlar bunlar. Çocuk yapınca adam düzelmiyor. Neyse o dur. Çocuk kadını tam tersi bağlıyor. Kendi özgüvenini kendi özgürlüğünü kısıtlıyor. 19 yaşında kızım iyi ki de var. Allah gani gani ömür versin. Bahtını açık etsin. Ama ben dün bir bildiri gönderdim; önsözü yazdım gönderdim fakat altına içim rahat etmedi kaynakça diye soruyorlar kaynakçaya benim ve kızımın hayatı diye yazdım. Altına da tamamen çok özet bir biçimde kendi hayatımı yazdım. <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg"><img class="wp-image-12965 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?resize=370%2C278" alt="" width="370" height="278" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20161219_174424.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" data-recalc-dims="1" /></a>Dedim ki siz bilmezsiniz ama yurt dışına giden kadınları eziyorlar. Ben bilirim yaşadım benim arkadaşlarım çocuklarını alıp kendilerini nehre attılar. Aileleri kızlarından haber alamadı cenazesi kapıya gelip teslim edilene kadar. Alman hükümeti Allahtan kadına ve çocuğa çok önem veriyor destek veriyor. Vermeseydi kadınları mahvederlerdi. Öyle olduğu halde bile dayak yiyorsun. Saçma sapan sebepler yüzünden. Kızım bir buçuk yaşında mıydı pardon daha yürümüyordu bile gırtlağıma yapışmıştı eşim beni öldürmek üzere öleceğim nefesim kesildi yürümesini bilmeyen çocuğum duvardan tutuna tutuna Allah gönderiyor geldi ve dedi ki; “anne baba durdu orada. Üç kere ben bıçakla saldırıya uğradım el değil bir de bu eş… Bir de ben elektronik eşyaları kullanmayı ve almayı severim ilk yaptığı şey önce benim eserlerimi parçalamak sonra bütün elektronik eşyalarımı parçalamak ben kırdım bozdum sen yenisini yap. 38 tane çiçeğimin hepsini aynı boyda kesmiş bir psikopat eşim vardı benim. Ve ben onun elinden kurtuldum. Üç kere Türkiye’ ye geldim bu arada ruh sağlığımı düzgün tutmak için ben orada çini ebru hat dersleri veriyorum. İnsanlarla iletişim sağlamaya başladım. Google yazdığınızda Almanya’da kapmış olduğum kurslar sergilerde ön plana çıkar. Para kazanacağımı bildiğinden engel olmuyor. Ucunda para varsa engel olmuyor destek oluyor. Para yoksa o sergideki eserleri getiriyor çat çat gözünüzün önüne atıyor. Cebine para koyduğunuz zaman ya da para kazanacağım dediğiniz zaman öyle olmuyor maalesef ki. Sonra ben kaburga kemiklerimin kırıldığını hissettiğim zaman gözlüğüm gözümden fırlayıp üzerimdeki kanı gördüğüm zaman kendimden geçmişim. Ben dedim ki bu evlilik bitti. Kızımı aldım polisi çağırdım ve çıktım. Bütün eserlerim eşyalarım hiçbiri umurumda değil kalsın hiç önemli değil. Önce evladımın sağlığı sonra benim. Dört sene orada ayrı yaşadım. O zaman içerisinde farklı şehirlere gittim. Almanlara proje yaptım orada. Orada dersler verdim. Kızımı aldım buradan teklif geldi bir geziye geldim. İstanbul üniversitesinde benim bir arkadaşım vardı o Mimar Sinan Üniversitesi’ne  geçecekti “Kifayet istersen seni bir referans göstereyim sağlam birini istiyorlar senden iyisini bulamayız.” Dedi. Ben tatile geldim belgelerimi verdim gittim. iki hafta sonra beni aradılar “geliyor musun?” diye  dedim “geliyorum”. O sırada ben Ruhr <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg"><img class="wp-image-12966 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?resize=245%2C327" alt="" width="245" height="327" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?w=3120&amp;ssl=1 3120w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161247.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" data-recalc-dims="1" /></a>Üniversitesi’nde ebru seminerindeyim çocuklara workshop yapıyorum. Eve geldim eşyalarımı toparladım öğrencilerimden biriyle hala görüşüyorum kardeşim gibidir. “Gel” dedim “beni havalimanına götür.” İki arkadaşım; kitaplarım  çok önemlidir benim için; kitaplarım, kızım eşyaları birkaç resim malzemelerim onları aldılar üç odalı evimin anahtarını teslim ettim arkadaşıma kimin neye ihtiyacı varsa ver dedim. Kenara koymuşlar geldikçe alırsın diye dedim hayır onlar bana; tamam her ne kadar sonradan ben onları yapsam da hep eskiyi hatırlatacak ayağımda pranga istemiyorum dağıtın. Buraya geldim Lahey Sözleşmesine göre kızımı kaçırdığım için bana dava açtılar. Bu arada ben kaçaktım. Bakın her şeye rağmen babasıyla arasına asla girmedim. Yeşil pasaportu var hala gider gelir. Alman hükümetine karşı canla başla davaların hepsini kazandım. Burada kaç tane cumhuriyet savcısıyla neredeyse hepsi bizden mezun “ya hocam ne işin var senin burada” diye karşılayanları biliyorum. “Ya işte kızım için geldim” kızıma bir cümle şöyle konuş böyle konuş demedim. Yüreğin ne istiyorsa onu söyle dedim. Çocuğum burada kalmak istediğini söyledi. Ve Almanya’da ki hakim beni arayıp “şu tarihe kadar bana karşı dava kazanmış tek Türk kadın olarak dosyalarıma geçtin sakın Alman’ya ya geri gelme madem çocuğunu orada büyüteceksin – çünkü ben telefon ettim hakime her şeyi anlattım; bana yapılanı zulümleri neden Türkiye’ye geldiğimi hepsini anlattım. Yarım yamalak Almanca öğrenebilmek için elimden gelen her şeyi yaptım. Bütün davalar bitti çok şükür. Buradaki boşanma biraz sürdü. Sonra buradaki de bitti siz her şeyi arkanızdan atıyorsunuz ya yeniden doğuyorsunuz, kabuklarınız kırılıyor. Ne yapacağım diyorsunuz ne yapmam lazım önce çocuğun var çocuğun için ayakta durmak zorundasın. Ondan sonra kendinize kale örüyorsunuz kaleler. İnsanlar diyor ki ya niye bu kadar sertsin? Ya da bir şeyi paldır küldür söylerim ben önünü arkasını düşünmem ben düşüneceğime sen düşün. Beni üzeceğine sen üzül eğer beni o raddeye getiriyorsan. Ve bizim de bir geçmişimiz var sen benim geçmişte ne yaşadığımı bilmeden bunları söyleyemezsin. Sonra iki sene üniversitede dışarıdan hocalık yaptım. Kadroya aldılar kadroda da kendimi gittim rektörlükte anlattım hocam benim kadroya ihtiyacım var ben dışarıdan çalışamam biliyorsunuz dışarıdan çalıştığınız zaman 6 ayda bin lira filan alıyorsunuz. Benim çocuğum var ve evimi geçindirmem lazım çıktığınız ev döndüğünüz evle aynı olmuyor. Aileniz her şey değişmiş oluyor. Ben burada da zorluklar yaşadım tabi. Sonrasında kadro onayı geldi bana rektörlükten aradılar beni “hocam hayırlı olsun kadronu aldın” dediler. Gittim ev aradım. Ailemden ayrılmam lazımdı çünkü kızımla ailem anlaşamıyorlardı.  Türkiye’ ye dönüş yapmış birçok Almanya da yaşamış doğmuş arkadaşlarım geri dönüş yaptılar. Kızıma dedim ki; “ ömrünün sonuna kadar okuyacaksın istediğin gibi oku. Eğer almanyaya geri dönmek istiyorsan yola çık ben davaları kazandım ama yola çık gitmek isteyebilirsin gönderebilirim seni.” Hala söylüyorum. “Ama diyorum burada benimle yaşayacaksan elimden gelen her şeyi sana yapacağım.” o da şuan  lisede seramik teknolojisi okuyor stajını yapıyor. Sonra hocam Mimar Sinan bizi tasarım makinası gibi yetiştirdi. Piyasaya çıktığımız zaman hangi bölümü okuyorsanız o bölümün tasarım makinasısınız. Üstüne ekledikçe ince uzun bir bina dikiyorsunuz. <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg"><img class="wp-image-12967 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?resize=320%2C183" alt="" width="320" height="183" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?w=3275&amp;ssl=1 3275w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?resize=1024%2C585&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170607_153035.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" data-recalc-dims="1" /></a>Öğrendiğiniz her şey için bir bina diktiğinizi düşünün New York’un o uzun binaları gibi gökdelen oluyor. Bu bilgi birikimi aslında. Ama bu şey değil biriktirdiğiniz bilgi birikimini tek başınıza kendiniz kullanırsanız bencilsiniz. Nejat hoca hep şey der seramik hocası “paylaşmak bilginizin zekatını vermektir” der. Paylaşacaksınız kim olursa olsun saklamanın bir mantığı yok. Allah sana onu vermiş paylaş. Hatta daha dün facede birisiyle çarpıştım; “sen işte sırların alındığı yere kadar söylemişsin.” Bak dedim ben eğitimciyim sende gel bir sıkıntın varsa ben sana telefon numarasına kadar veririm. Paylaşmak güzel şeydir niye böyle yapıyorsun. Az kazan ama işaret edilen insan ol. Ben okulda çini ebru yazı dersleri veriyorum. Orada da çinisel uygulamalar verdiler ama ben gelenekselci olduğum için çocuklara çamurdan hat yazıları çamurdan çini desenleri felan yaptırıyorum. Seramikle amatörce  uğraşıyorum. Amatörce uğraştığım halde bile çok iyi takip ederim. Bir de mantığımı çok yürütürüm nasıl yapılıyor öylemi böylemi diye. Mantık çerçevesinde de birçok şeyde hareket ediyorum. Kendi hayatıma da kimseyi karıştırmıyorum. Ailemde dahil eğer bir karışırlarsa bir şeyi iki kere yapmak durumunda kalıyorum çünkü benim mantığımla onların mantığı aynı şekilde hareket etmiyor. Gittiğiniz bir yolu bile iki kere gidip gelmek zorunda kalıyorsunuz. O yüzden ben genel çizgi olarak kızıma örnek olacak öğrencilerime de örnek olacak bir yetişkin olarak bu ülkeye faydalı olacaksam her şeyden önce kararlarımı almayı doğruysa bir üstüme yanlışsa altında ezilmeyi kabul ettim. Ve hiç kimseyi o kararların altına imza attırmıyorum. Çünkü kimseye dönüp senin yüzünden oldu dememek için. Ve kızıma da söylediğim şey hep şudur ne olursan ol istersen öl ama doğruyu söyle. Girdiğin her ortamda doğruyu söyle hiçbir şeyi beceremiyorsan bile insanlar derki bu kız güvenilir. Bu kıza evini bırak namusunu bırak anahtarını bırak paranın önüne koy git dönüp bakmaz güvenilir olmak çok önemli bir şey. Böyle olman gerek diye sürekli söylüyorum öğrencilerime de aynı şekilde. Okulda da normal bir öğretmen değilimdir vururum kırarım dökerim saçını çekerim arkadaş gibi. Öğrencilerime şey derim nereye gidiyorsunuz? Yüreğimin götürdüğü yere yüreğinin götürdüğü yer niçin benim odam oluyor? Çay alırlar kahve alırlar börek getirirler bazen güne çevirirler benim odamı kovarım hepsini defolun gidin felan derim. Seviyorlar, çocuklar kendileri gibi iletişim kuran gecenin bir yarısı arayabilecekleri dertleşebilecekleri insanları seviyorlar. Her birinin size bir şeyler anlatması sizin geminizde ya da hayat treninizde bir sıkıntı ama çözüm üretmek zorundasınız nihayetinde aslında devletsiniz siz öğrencilerinize evladınıza; “benim annem her şeyi yapar”. O annenin güçsüz olduğu asla düşünülmüyor. Kanatlarının kırıldığı kendi iççinde yaşadığı depremler kendi içinde ağladığı akıttığı göz yaşları “kifayet her zaman güçlüdür.” “ya kifayet yapar.” Peki kifayet oraya gelene kadar oraya çıkana kadar o yapar dediğiniz şeyi yapana kadar o zaman diliminde ne yaşadığını ne biliyorsunuz? İçinde ne tür fırtınaların koptuğunu ne biliyorsunuz? Boşanma sürecimde kardeşim bana şöyle söyledi “abla bana bakmıyorsun beni delip geçiyorsun sen önceden bana bakardın. Şimdi beni görmüyorsun.” Siz bir tasarımcıya bunu nasıl yaptın dediğiniz zaman diyor ki atıyorum 10 sene okudum kendimi geliştirdim bunun 10 senelik bir geçmişi var. Şu <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg"><img class="wp-image-12968 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?resize=304%2C560" alt="" width="304" height="560" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?w=781&amp;ssl=1 781w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?resize=163%2C300&amp;ssl=1 163w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/FB_IMG_1491409375112.jpg?resize=555%2C1024&amp;ssl=1 555w" sizes="(max-width: 304px) 100vw, 304px" data-recalc-dims="1" /></a>tasarımın artı 10 sene geçmişi var. Bu dik duruşun artı 30 sene geçmişi var. O yüzden kolay değil bazı şeyler ve maalesef erkeklerin ilk hedefi kafasına binmek. Kim olursa olsun bu babanız olur bu eşiniz olur bu çocuğunuz olur bu kardeşiniz olur. Yani siz güçlüyseniz etrafınızdaki insanlar güçlü insanları yemeğe kemirmeye geliyorlar. Ya yanımda yürü ayağıma çelme takma eteğimden çekme çakıl taşı olma. Ben yürüyorum zaten yanımda benimle beraber yürü. Ben bir şeyler yapıyorsam birlikte yapalım. Ben siz olmadığınız için tek başıma üstlenmek zorundayım ve yapıyorum. Ha siz olursanız birlikte yapacağız. Ama maalesef kimse olmuyor etrafınızda ve kendiniz yapmak zorunda kalıyorsunuz. Ama aslında işin güzel kısmıda bu diyorsunuz ki çok şükür yarabbi kimseye ihtiyacım yok senden başka.</p>
<p><strong>S.Ö.: Güçlü insan olmak yalnız olmakla eşdeğer.</strong></p>
<p>Aynen çok eşdeğer. Diyorum ya ikinci bir insan kalkıp size fikir verdiğinde ya hadi şunu da kırmıyım yapıyım dediğiniz her şeyi iki kere yapıyorsunuz. Ve ben o yüzden asla kendi yapacağım hiçbir şeyde babam dahi öyle yap dese sen karışma diyorum. bu işi ben biliyorum ve bu işi ben yapacağım. Bırak altında ezileceksem ben ezileyim ama asla dönüpte senin yüzünden oldu demeyeyim. O yüzden kimseye tamah etmiyorum tevekkülüm benim sonsuzdur rabbimle kavga ederim sürekli kavga ederim daha dün kavga ediyordum. Hep senin yüzünden insanlara iyi davranıyorum. Sırf senin rızanı almak için sonra bak insanlar ne yapıyorlar bana diye kavga ediyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Belki bu da bir sınavdır?</strong></p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg"><img class="wp-image-12970 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?resize=384%2C323" alt="" width="384" height="323" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?w=3163&amp;ssl=1 3163w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?resize=300%2C252&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?resize=1024%2C861&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20171023_092615.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" data-recalc-dims="1" /></a>Öyle her şey öyle ama Allahıma kurban olayım bu kadar da değil. Hep aynı yerden mi vurulur bir insan evet hep aynı yerden vurulur. Benim en zayıf noktam kızım Ece’ydi ablam dedi ki; deniz dalga vurdukça koydaki zayıf nokta sürekli hasar görür, mesela komple beton atıldı fakat orada bir kumlama var sürekli orası zarar görür orada ki kum dedi ya da adı her neyse düşmeye başlar oranın tamir edilmesi gerekiyor ki oraya vuran dalgalar oraya zarar vermesin aynı yerden zarar görüyorsak oranında düzeltilmesi güçlendirilmesi gerekiyor dedi. Ece ilk evden gittiğinde iki gün gitti o iki gün sanki başıma yıkıldı. Eve giremedim. Sonra iki ay ayrı kaldım çocuğumdan eve giremedim kendi evime gitmedim. Sonra eve gidiyorsunuz odasına gitmiyorsunuz sonra odasına gidiyorsunuz yatağında çocuk yok yatağın ucunda oturuyorsunuz. Sonra sonra alışıyorsunuz. Şimdi Ece diyor ki; “anne babam bilet alacak ocak şubat tatilinde Almanya’ya gideceğim. İyi tamam diyorum tarihleri bana söyle. Tarihler geliyor götürüyorum bindiriyorum ondan sonra mesaj atıyorum ne zaman geleceksin geleyim alayım seni. Gidiyorum alıyorum. Eskisi gibi ağlama  yok bitti. İnsanın zayıf tarafı sevdiği tarafı. Kimi seviyorsanız zayıf noktanız o. Sizi üzende o kişi oluyor aslında. Diğer kişiler sizi üzemez. Ben sizi üzemem ama sizi üzen eşinizdir çocuklarınızdır annenizdir çok sevdiğiniz arkadaşınızdır sizi üzen. İnsan üzüntüyü hep başkasından bekler hayır değil üzüntü hep en yakınınızdan gelir. Dışarıdaki adama aman dersin kapıyı kapatırsın, dışarıda kalır. Kapıyı açtığında senin sorunundur kapıyı kapattığında değil, bitmiştir o en fazla birkaç gün düşüncelerinizi yoğunlaştırır ama en yakınınızdaki bitmez. O kafanızdaki düşünceler birbirine değmez. Ona söylemek isteyip söyleyemediğiniz hiçbir şey birbirine değmez. Biz o zaman ne yapıyoruz biz kendimizi sanata veriyoruz. Ben o zaman elime kalem kağıt alır kimseyle konuşmam habire çizerim. Bazen müthiş şeyler çıkar atıyorum kenara dursun şimdi zamanı değil piyasaya çıkmasının çünkü o konuda tekâmül edemedim ki eserlerim tekâmül etsin. Çünkü daha içindeyim dışında daha bunları yaşayamadım. Sonra sonra kendinizi bir üste çıkartıyorsunuz. Aman diyorsunuz o da geçer. Sonra sesli düşünmeye başlıyorsunuz. Bana çok şey derler “patur kütür söylüyorsun önünü arkasını düşünmüyorsun kalp kırıyorsun” kırdığınıza sayın diyorum, söylediğinize sayın dövdüğünüze sayın ben bugüne kadar sustum çektim bundan sonra da siz beni çekin. Ve sanatın insanı sakinleştirdiğini söylüyorlar, söylüyoruz evet biz sanatla uğraşmayan insanları sanatla yakınlaştırarak çocuklara eğitim vererek onları sakinleştiriyoruz. Ruhlarını tedavi ediyoruz ama biz zaten sanatın içindeyiz bizi kim tedavi edecek? Bazen çok daraldığımda Yasin okurum, kuranı kerim insanı acayip sakinleştiriyor zaten. Hiç canım okumak istemese bile o kör şeytan var ya lanet olasıca dibi düşesice gelir böyle kuranın üstüne oturur alırım sayfaları karıştırırım hala hocam kokuyor rahmetli olmuştu inşallah cennettedir, açarım Erzurum kokar hocam kokar onu içime çekerim eski kuranımı ondan sonrada tefeül açarım bir sayfayı gözümü kapatır bir noktaya koyarım dilek tutarım Allahım derim bu konuda bana bir yol göster okurum hiç alakası yoksa ben ne sordum sen ne cevap verdin derim. Celal hoca var çok mübarek bir insan ben onun kalp gözünün açık olduğunu düşünüyorum, o tür insanlarla muhabbet etmek acayip güzel. Besmele felan yazıyorum diye Allah herkese nasip etmez Rab bir çok şeyi nasip etmez diyorum ben senelerce kıyafet tasarımı çizdim bir kenarda duruyor demek ki  onların orada durması lazım. Senelerce asker olmak istedim en son kapıyı kilitlediler göndermediler ne işin var senin askeriyede diye. Polis olayım dedim elimdeki izden almadılar. Demek ki; Allah kulunu bir yere hazırlar. Demek ki dedim yurtdışına gitmeliyim yurtdışında biraz özgüven kazanmalıyım çünkü kendiniz yapıyorsunuz her şeyi dilini bilmiyorsunuz yol bilmiyorsunuz yordam bilmiyorsunuz çıplak kalmışsınız çölün ortasında. Kendiniz yol bulmak zorundasınız. Yardımcınız yok. Maneviyata sarılıyorsunuz ve güçlü durmayı öğreniyorsunuz. Türksünüz Müslümansınız “Schwarzkopf (siyah kafa) diyorlar size. Tehlike teşkil ediyorsunuz onlar için. Ve çok fazla geçit vermiyorlar size. Benim diplomamı tanımadılar. Yüksek lisans, doktora için üniversite ayarladım diplomam tanınmadığı için yapamadım ben orada bunları. Şimdi tanıyorlar niye? Cumhuru reisimiz parmak salladı diye tanıyorlar. Şimdi 10 senedir filan tanınıyor öncesinde yoktu. Ve ben buraya geldim şimdi yüksek lisans yapmaya çalışıyorum ara verdim birtakım sıkıntılar dolayısıyla. Bazen diyorum ki aman niye yapıyorsun sonra da diyorum ki yapanlardan ne eksiğin var? O kadar çok şeyi aynı anda götürmeye çalışıyorsunuz ki yoruluyorsunuz. Mücadele etmek zorundasınız artık bu da bir zorunluluktan çıkıyor; hayat tarzı haline geliyor mücadele etmediğinizde kendinizi suçlu hissediyorsunuz ben bunu niye yapmadım diye ya da ben böyle yapabilirdim ya da ben bunu yapabilirdim.  Ve yapılan hiçbir şeyi beğenmiyorsun.  Çünkü pratik düşünmeyi öğreniyorsun. Hızlı çözüm üretmek zorundasınız. Tek başınasınız, tek başına bir çocuk yetiştiriyorsunuz, ailenin bütün yükünü tek başınıza çekiyorsunuz. Uzaktan çocuk yetiştiriyorsunuz, telefonla kapıyı kitle çocuğum şunu yap bunu yap bir taraftan sanatçı kimliğiniz var insanlara örnek olmak zorundasınız. Öbür taraftan hocasınız öğrencilerinizin size ihtiyacı var. Ee annesiniz evlatsınız kardeşsiniz, bir kadının çok fazla mesleği var. Ben bazen akşam belli bir saatten sonra öğrencilerime şey diyorum yeter artık, saat 5&#8217;ten sonra yazmayın çünkü ben artık bir anneyim. Ben evladım ben ablayım ben kardeşim onlarında bana ihtiyacı var. Parçalara bölünüyorsunuz sonra sabah o parçaları toparlayıp hayata devam ediyorsunuz.</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg"><img class="wp-image-12971 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=554%2C559" alt="" width="554" height="559" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?w=2465&amp;ssl=1 2465w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=298%2C300&amp;ssl=1 298w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?resize=1016%2C1024&amp;ssl=1 1016w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/20170708_224556.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 554px) 100vw, 554px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö..Başarı duygusu sizi nasıl etkiliyor? Yani bu noktada ben başardım diyor musunuz?</strong></p>
<p>Hayır.</p>
<p><strong>S.Ö..Hangi noktada diyeceksiniz peki?</strong></p>
<p><strong> </strong>Hiçbir zaman. Hayat size sürekli yeni bir şeyler getiriyor ve o yeni şeyleri sürekli başarmak zorundasınız. Onu yaptınız bir sonraki gelecek onu yaptınız bir sonraki gelecek. Bu saatin ilerleyişi gibi her saat başı tık gördünüz o bitti bir sonraki. Başarma duygusu diğer dünyayla alakalı söyleyeceğim ben ne zaman ki o tarafı nasıl görürüm nasıl yaşarım bilmiyorum; rabbin huzuruna çıktığımda hiçbir kişinin gelip de bana kul hakkı var bizde kul hakkı bıraktı bu şahıs dememişse ben başarmışımdır. Bu dünyalık fazla bir şeyde gözüm yok benim. Ben bırakmışım her şeyi rızık derdinde değilim. Üniversitede bana sorun yaratan arkadaşlarım vardı ben en son şu cümleyi kullandım bütün dünyanın cumhurbaşkanları bir araya gelse kifayet İstanbul üniversitesinde öğretim görevlisi olmayacak dese halt etmişler, Allah “künfe yekün” demişse olay bitmiştir dedim. Eğer Allah derse Kifayet’in üniversitede hükmü bitmiştir ben onun rızkını başka bir yere gönderiyorum zaten o rızkın peşine beni de gönderecektir. Benim bu dünyada bir beklentim yok. Benim beklentim insanları üzmemek benim hakkım geçsin onlara ama onların hakkı bana geçmesin. Ve ben huzuru ilahiye vardığımda Allahu teala  “kifayet gel bakayım bunda senin hakkın varmış bu da senden istiyor” dediyse bitmiştir. O zaman başarısızsın. Çünkü başarı sadece maddesel değil başarı maneviyatla alakalı bir şeydir. Arkadaş çevrenize bakın arabası olur evi olur ben başardım der neyi başardın? Bir yangınla hepsi gitti, Borsa çöktü gitti, İflas ettin gitti. Neyi başardın? Ben sağlıklıyım işte fitim Allah bir virüs atar gitti o vücut. Benim kocam söyle benim kocam böyle kocanın hayatına bir kadın girer çocukların Allah muhafaza uyuşturucu kullanan insanlarla arkadaşlık ederler onlarda gider neyin kaldı? Nesin ki sen? Zerre kadar değerin yok. Hem bütün dünya âlem senin için kurulmuş o kadar kıymetlisin hem de zerre kadar değerin yok. O yüzden benim bu dünyadaki başarılarla alakalı hiçbir beklentim yok. Allahu teala Kuranı Kerim’i indirdiğinde açıklamalarda hiçbir zaman ben demiyor ben yaptım ben gönderdim ben var ettim değil biz diyor. Biz bir bütünüz. O yüzden aslında yaparken de evet Allah bana veriyor Selda hanıma da vermiş gelmiş burada konuşuyoruz. Ama bunu sana yaptıran bir güç var. Yani biziz. O yüzden ben bu dünyada Allah’ın bana verdiklerinin ve ya vereceklerinin dışında hiçbir beklentim yok hırslı bir insan değilim kimseyle yarışmam. Benim yarışım kendimledir. Şu an dört tane projem var Allah nasip ederse onları yaparsam benden alası yok. Çokta sevilecek imza atılacak projeler. Bu da onun nasibine kalmış eğer nasibimde varsa ben yazdım bana yazdırdı yazdırdığına göre yaptırır da yaptırmayacaksa da belki yaptıracağı birisi gelecektir.</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg"><img class=" wp-image-12972 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?resize=525%2C371" alt="" width="525" height="371" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?resize=300%2C212&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Screenshot_20171024-233429.jpg?resize=1024%2C723&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Hiç mi egolarınız yok hiç mi kulağınıza “hadii iyisin kızım işte” diyen bir ses gelmez</strong></p>
<p><strong> </strong>Egom yoktur ama şuna kızıyorum sanat dünyasında bazı insanlar köşeleri kapmışlar  geçit vermiyorlar. Yukarıda tanıdığı üç beş kişi vardır ve aynı işi sende yapıyorsun geçit vermiyorlar. Ben o işi yapmak istediğim için değil yanlış anlamayın ben İstanbul üniversitesi seramik cam çinicilikte öğretim görevlisiyim ben her sene en az 20 tane öğrenci mezun ediyorum. Bu öğrencilere istihdam sağlanması lazım. Eğer siz sürekli oraya gider tanıdıklarınızı devreye koyar sizin atölyenizdeki insanlara sürekli istihdam sağlarsanız ben buna kızarım. Bu işi bir tek siz mi biliyorsunuz? Kimyagersinizdir buluş yapmışsınızdır sizin isminizedir eyvallah yaptığımız sanat aynı şeyi bizde yapıyoruz. Neden hep aynı yerlere yaptırılıyor da Metrolar Marmaraylar; güzel sanatlar fakülteleri, güzel sanatlar liselerinin eserleri de o metrolara birer tane takılıp da oradan gelecek gelir o okula gönderilmiyor? O öğrencilere verilmiyor? Hep aynı insanlar dönüyor. Bu konuda buna ego mu denir ne denir bilmiyorum ama buna sinirleniyorum, kızıyorum ve varsa hakkım helal etmiyorum. Çünkü biz o öğrencileri çıkın piyasada darma duman olun diye yetiştirmiyoruz. Mükemmel biçimde bu işin eğitimini alan ve eli çok iyi olan öğrenciler var yazık değil mi bu çocuklara? Köşeleri tutuyorlar ben o yüzden sanatçı arkadaşlarıma da onlara aynı kapıyı açan insanlara da sinir oluyorum. Bu büyük bir yanlış. Bu artık sistemin yanlışı mı birilerinin pohpohlamasının yanlışımı böyle olmaması gerekir. Sen bir tane yaptın çekil bakayım kenara o da yapsın. Herkese eşit davranılması lazım. Ben sana oy veriyorsam ben seni destekliyorsam herhangi bir şey istenildiğinde ben elimi taşın altına koyabiliyorsam o zaman bazı insanların etrafında dönmemesi lazım. O yüzden ben sanat dünyasından uzak dururum. Facebooktan takip ederim çok sevdiğim insanlar vardır takip ederim onları ama onlarla hiç ortak sergilere girmem ortak projelere girmem ortak programlara girmem ki kültür bakanlığı çini sanatçısıyım ben. Benim amacım kişisel değil öğrencim. Kendim için de bir şey istemiyorum kendi eserlerimi bile satamam ben ama öğrencilerim için okul için çatır çatır kavga ederim. O yüzden benim hayattan insanlardan hiçbir beklentim yok ben isteyeceğimi Allahtan isterim dönerim onunla kavga ederim söyleyeceğimi yine ona söylerim çünkü beni yaratan annem gibi annem benim yaratıcımın bilmem kaç milyonda bir minnacık hali annem şimdi ben onunla kavga edince sonra yanına gidince kedi gibi beni affediyorsa o hayli hayli affeder. O yüzden istediğimi de ondan isterim şikayetimi de ona sizinle bir sıkıntım mı var sizi direkt ona şikayet ederim başkasına etmem ben.</p>
<p><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg"><img class="size-full wp-image-12976 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg?resize=375%2C525" alt="" width="375" height="525" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg?w=375&amp;ssl=1 375w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_1513004143269.jpg?resize=214%2C300&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 375px) 100vw, 375px" data-recalc-dims="1" /></a>SÖ.: Peki hocam bundan sonraki projeleriniz neler?</strong></p>
<p><strong> </strong>16 Türk devletiyle alakalı bir projem var çok büyük bir proje. Sayın cumhur başkanımızın onay vermesi lazım. Birçok yere gitti hatta bunu yapalım deyip kendine pay isteyen birçok insan vardı ben hepsine rest çektim. Koydum kenarda duruyor ben yapabilirsem yaparım yapamazsam Allah elbet birisine yazdırmıştır ona yaptırır. O yüzden duruyor kenarda onu yapmayı çok istiyorum. Ben Osmanlıyı çok seviyorum ama çok fazla Osmanlı çalıştık biz şu an da bir miktar Anadolu Selçuklu, herkeste bir dönüş var herkeste dönüş olduğu için bende de dönüş olsun istemiyorum ama 5-6 senedir yapmak istediğim bir şeyler vardı onların ufak ufak çizimlerini yapmaya başladım. Bir sergi açmak istiyorum tamamen Anadolu Selçuklu eserlerinin benim tasarımlarımla birleşmiş hali. Öğrencilerimi Sivas’a götürüp oradaki eserleri güncelleyip mayıs nisan gibi projemiz var inşallah. Orayı bir gezip tozup dolanıp oradaki bütün bilgileri alıp masaya yatırıp özgün bir pano tasarlamak ama o panoya bakıldığında evet Sivas, Anadolu Selçuklu diye böyle bir proje Sivas’tan başlayarak önce onu bitirip çünkü orada hem kaynaklar hem hocalar hem tanıdıklar hem Sivaslı olmanın getirdiği bir şey daha kolay. Sonra Konya da bir projemiz var Ali hocam kendisi nlp uzmanıdır. O kabul etmiyor ama biz onu öyle tanıdık. İki tane yabancı üniversitenin rektörlüğünü yapıyor aynı zamanda “Selçuklu torunuyum Mevlevi torunuyum” der “onun istediği yapalım Kifayet” dediği bir proje var “ben varım sen yeter ki öğrencime istihdam sağla hocam” dedim. Çünkü bu çocuklar evlenecekler ev geçindirecekler, üniversiteden mezuniyet yallah…  Bu şey gibi doğur bırak. Biz orada tamamen bir doğumhaneyiz ve çocukları doğurup mezun edip dışarı atıyoruz. Kim sahip çıkacak bunlara? Sonra elalem sahip çıkıyor dağa çıkıyor terörist oluyor. Hayır o çocuklara bizim sahip çıkmamız lazım. Açığı kim kapatırsa gençlik oraya yöneliyor. O açığı da bizim kapatmamız lazım. O yüzden benim yapmış olduğum çoğu projede ana temam gençliktir. Onların genel kültür olarak geçmişini öğrenip bunu kendi önlerine serip, bizim o gördüğünüz büyük pano tasarımları bile ben oturup kendi başıma çizmedim ben fikri attım çocuklarla istişare yaptık onlar söylediler not aldım onların söyledikleriyle evde bir tasarım yaptım watsapptan attım herkes bir fikrini söyledi en son çizdim önlerine koydum bu mudur budur hocam. Sonra oturduk onları beraber yaptık. Şimdi yine ilime yolculuk diye bir tasarım yapıyor çocuklar eli çok iyi olanlara verdim İstanbul’un bütün sokaklarından giriyorsunuz istanbul’un o bütün bilim yuvası olan atıyorum Mevlevihane olsun,  Askeri Müze, Askeri kışla olsun hepsini koyduk hepsi var. Oraların hepsinden geçiyor ve ortaya geliyor ortada neresi Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde gitmiş olduğu üniversite; İstanbul üniversitesi ve kenarlarda doktora salonundan alınmış üç tane deseni birleştirerek bir desen yaptım onu kullandık. İstanbul üniversitesi deyince herkes kapı kapı kapı… hayır değil! Fatih Sultan Mehmet’in tuğrası Abdülhamit’in tuğrası ve kule; bunlarda İstanbul üniversitesi. Birazcık kafalarını çalıştırsın insanlar diye böyle şifre şeyler koyduk. Şu an onun oluşumu var onda bile kızlarla bunlar abla biraz büyükler onlarla istişare ederek yaptık. Şimdi Anadolu projesinde de öyle çocuklarla gidip gezip tozup gelmeden ne yapalım ? herkes fikrini söylesin sonra onu burada öğrencilerle beraber onu bir projeye geçirmek sonra onu bir metroya asmak ve bunun açılışını sempozyumla açmak istiyoruz. Sonra bu çocuklar bunu gördüklerinde atölye kurabilirler proje oluşturabilecek merkezlerde çalışabilirler devam edip yüksek yapıp üniversitelere gidebilirler çok ihtiyaç var. Cumhuriyet üniversitesinin güzel sanatlar fakültesinde sanat tarihi bölümü yok, seramik bölümü yok, çini bölümü yok o yüzden bu bölümler bu çocuklar okudukça açılabilir ve bunlar oraya öğretim görevlisi alınabilir. Her şeyden önce hedef gençlik ben otuz yaşın üstüne yatırım yapamam. Alacağını almış zaten. Otuz yaşın altı benim hedefim.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-12977" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?resize=640%2C480" alt="" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?w=4160&amp;ssl=1 4160w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/IMG_20171224161142.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>Bu güzel sohbete kayıt cihazını kapatıp sıcak çaylarımız eşliğinde devam ediyoruz. Öyle müthiş bir insan ki sohbetine doyum olmuyor o hayatla mücadelesi tüm kızlarımıza kadınlarımıza örnek olmalı diye düşünüyorum. O hayatın çetin koşullarında bile varlığını sürdürmüş bir kardelen çiçeği misali hayatta var olmasını bilmiş başarılı kadınlarımızdan…Mücadele, maneviyat, kararlılık, şefkat, onur, tevekkül, güç…Kıvılcım saçan simsiyah gözlerinde benim gördüklerim bunlar…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/">Kifayet Emel Özkul ile Seramik ve Sanat Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kifayet-emel-ozkul-ile-seramik-sanat-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12955</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Jan 2018 05:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Atatürk; bizim için yer yüzünde her şeyiyle mükemmel bulduğumuz, gözlerinin denizinde; vatanseverleri ve onun ilkeleriyle yürüyenleri yüceltip vatan hainlerini boğduğu masmavi derinlikleri, ülkemizin rüzgarlarında dalgalanan saçları, hep ileri bakan bakışları, her gün okullarımızın sırasına oturduğumuzda bizden ülkesini seven bireyler olmamızı bekleyen gözleri&#8230; Ben onu kadar yakışıklı, onun kadar güzel bakan bir adam daha görmedim. Onun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/">Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk; bizim için yer yüzünde her şeyiyle mükemmel bulduğumuz, gözlerinin denizinde; vatanseverleri ve onun ilkeleriyle yürüyenleri yüceltip vatan hainlerini boğduğu masmavi derinlikleri, ülkemizin rüzgarlarında dalgalanan saçları, hep ileri bakan bakışları, her gün okullarımızın sırasına oturduğumuzda bizden ülkesini seven bireyler olmamızı bekleyen gözleri&#8230;</p>
<p>Ben onu kadar yakışıklı, onun kadar güzel bakan bir adam daha görmedim. Onun ilkeleriyle ilerlemenin ve vatanımıza sahip çıkmamızın ne denli önemli olduğunu biliyorum. Bunlar bana çocuk yaşta ailem ve değerli okullarım sayesinde öğretildi. Yüreğimi yırtarcasına okurdum ona yazılan şiirleri; Arif Nihat Asya&#8217;dan, hele hele Nazım&#8217; dan;</p>
<p>Dağlarda tek tek ışıklar yanıyordu.</p>
<p>Ve yıldızlar öyle ışıltılı,</p>
<p>öyle ferahtılar ki</p>
<p>şayak kalpaklı adam</p>
<p>nasıl ve</p>
<p>ne zaman</p>
<p>geleceğini bilmeden</p>
<p>güzel, rahat günlere</p>
<p>inanıyordu</p>
<p>ve gülen bıyıklarıyla</p>
<p>duruyordu ki</p>
<p>mavzerinin yanında,</p>
<p>birdenbire beş adım sağında</p>
<p>O&#8217;nu gördü</p>
<p>Paşalar onun arkasındaydılar</p>
<p>O, saati sordu. Paşalar: &#8220;Üç&#8221; dediler.</p>
<p>Sarışın bir kurda benziyordu.</p>
<p>Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.</p>
<p>Yürüdü uçurumun başına</p>
<p>kadar,</p>
<p>eğildi durdu.</p>
<p>Bıraksalar</p>
<p>İnce uzun bacakları üstünde</p>
<p>yaylanarak</p>
<p>ve karanlıkta akan</p>
<p>bir yıldız gibi kayarak</p>
<p>Kocatepe&#8217;den Afyon ovasına</p>
<p>atlayacaktı.</p>
<p>Nazım HİKMET</p>
<p>Büyük şair Nazım ve de Atam hayatımda en önemli yapı taşım benim. Çünkü onlar benim için hem kahraman hem idol hem &#8230;her şey. Bir gün yine elimle kolumla bu şiirlerden okurken o yaşlarda taa içimde hissedip hüngür hüngür ağlamıştım. Bize Atatürk sevgisini damarlarımızdan enjekte etti okullarımız, ailelerimiz ve idealist öğretmenlerimiz&#8230; İşte bu okullardan Küçükyalı 50.Yıl Lisesi &#8216;nden aynı Atatürk aşkıyla yetiştiğimiz arkadaşım bestekar, şair, Tiyatrocu, müzisyen; ŞEREF İZGÜ&#8230; o da bir koltukta birkaç karpuz taşıyanlardan. Sağlam zemine iyi bir bina kurmuş ve iyi bir eğitimin üzerine birçok donanım eklemiştir. Aynı zamanda çok iyi bir öğretmendir ve bestelediği marşları öğrencilerinin nasıl icra ettiğini dinlemiş, hayran olmuştum. O&#8217; nun da Atatürk gibi bakan engin denizler gibi gözleri, ülkesine aşık bir kalbi var. Bana Atatürk&#8217;ü anımsatması o yüzden. Kendisi ile Yerleştiği İzmir&#8217;den bir proje için İstanbul&#8217;a geldiğinde görüşüp sorularımızı yönelttik. O’da sağ olsun bizi kırmayıp içtenlikle cevap verdi…</p>
<p><figure id="attachment_12530" aria-describedby="caption-attachment-12530" style="width: 306px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg"><img class=" wp-image-12530" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?resize=306%2C306" alt="" width="306" height="306" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?w=386&amp;ssl=1 386w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Konserimden.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 306px) 100vw, 306px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12530" class="wp-caption-text">Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</figcaption></figure></p>
<ul>
<li><strong> Biz sizi bestelerinizle, Atatürkçü kişiliğinizle ve Tiyatro alanındaki çalışmalarınızla tanıyoruz ama sizin ağzınızdan da sizi dinleyebilir miyiz? Şeref İzgü kimdir?</strong></li>
<li> Atatürk, sadece milletimize değil dünyaya armağan olarak gönderilmiş büyük bir deha, büyük bir lider ve gerçek bir yurtseverdir. Ben de O’nun gösterdiği yolda yürüyen bir öğretmen, oyuncu, yönetmen, yazar, besteci, müzisyen kısaca en yalın haliyle bir eğitimci ve sanatçıyım diyebilirim.</li>
<li><strong>Şeref Bey sizinle aynı lisede okuduk, hatırladığım aynı hocayı resim hocamızı çok sevmemizdir. Benim hayatımda rolü büyüktür ama sizin de yanınızda yer almış o zamanlar. İki aşkınızdan biri olan Tiyatro’ya aşkınız o yaşlarda başlamış. Bakıyorum Tiyatro çalışmaları hala sürüyor, biraz bahseder misiniz?</strong></li>
<li>Hayatı bana, beni de hayata kazandıran Özgül öğretmenim benim nikah şahidimdi. Çok çalışarak ülkeme (özellikle de çocuklarımıza) ve yaşama hizmet ederek kendisine ve elbette emeği geçen tüm öğretmenlerime ve büyüklerime layık olmaya çalışıyorum. Özgül öğretmenimin sanatçılık ve eğitimcilik felsefesini, dünya görüşünü, insanlığa karşı inanışını yaşatmaya ve artırmaya gayret ediyorum.Çocuklar ve yetişkinler bir arada tiyatro yapsınlar diye AYNA adlı oyun kitabımı yayınladım. Çocuklar yararına tek kişilik BİRGÜN adlı oyunumu oynadım. Yayınlanmayı bekleyen yazılarım ve bir sürü projem var.</li>
<li><strong>Sizin hayat hikayenizi okuduğumda beni en çok etkileyen eğitiminize Müzik alanında başlıyor ve Yüksek Lisansınızı onca bestelerinizin yanında; çok duyarlı bir davranışla “İşitme Engelli Çocukların İlköğretim Programlarında Müzik” konulu tezinizin bulunması. Neden işitme engelli çocuklar, bu projeden söz eder misiniz bizlere, tedavi edici yönü var mı?</strong></li>
<li> Ses eğitimi üzerine uzmanlaşmaya çalıştığım 1990 yılında yüksek lisans tez çalışmamı gelişi güzel, şişirmece yapmak istemedim. Değerli hocam Prof.Dr.Suna Çevik danışmanlığında özel eğitim alanında çalışmalar yaptım. İşitme engeline sahip çocuklarımızın müfredat programları işitebilen çocuklarımızla aynıydı. Böyle olmamasını ve nasıl olması gerektiğini ortaya koydum. Çalışmalarımın tedavi edici özelliği fazlasıyla var. Bu alanda çalıştığım özel bir eğitim kurumunda çok verimli sonuçlar aldım. İleride “İşitme Engelli Çocuklar Sanat Merkezi” açmayı ve çocuklarımıza yararlı olabilmeyi çok arzuluyorum.</li>
<li><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg"><img class="wp-image-12536 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg?resize=369%2C203" alt="" width="369" height="203" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/10251890_1417199675216401_8850999652641097009_n-1.jpg?resize=300%2C165&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 369px) 100vw, 369px" data-recalc-dims="1" /></a>L.W.Beethoven duymuyordu ama besteleri var bu beni çok etkiliyor. Duyduğu sesler ruhunun sesleri midir? Tezinizi oluştururken kaynaklarınız içinde böyle kişiler var mıydı?</strong></li>
<li> Elbette ruh çok önemli. Beethoven yazmış olduğu son eserlerini çok büyük zorluk ve işitme kaybı ve acılar içinde yazdı. İşitme ve buna bağlı olarak konuşma sorunu yaşayan ve adını “Fuda” olarak söyleyebilen öğrencime tezime dayalı müziksel çalışmalarla “Funda” dedirttiğim an dünyanın en mutlu insanıymış gibi hissettim kendimi. Bu ve benzeri sayısız olumlu değişim örneği verebilirim.</li>
<li> <strong>Size sorularımı hazırlarken şunu düşündüm. Yıllarca İstanbul’da doğmuş, büyümüş, yaşamış biri neden İzmir’e yerleşir. Aslında bir çok sanatçı İstanbul’dan uzaklaşmış durumda, sizi İzmir’e götüren rüzgar neydi?</strong></li>
<li> İstanbul’um, gözümün önünde eriyordu ve çok üzülüyordum. Sanırım şu anki durumunu görüyordum. 2005 yılında İzmir’e geldiğimde İstanbul’a göre daha küçük bir şehirde birçok şey yapabilmeyi düşünüyordum. Ne yazık ki düşündüğüm gibi olmadı. İzmir son derece keyfine düşkün ve huzurlu bir yer ve ben bu şehri sanatsal anlamda huzursuz etmeyi başaramadım.</li>
<li><strong>Albümünüz “Hüzün Entarisi.” İlginç bir isim yaratılış sürecinden ve şuan ki durumundan söz eder misiniz?</strong></li>
<li>Şair ve eğitimci Şahan Çoker ile birlikte Yerel bir İzmir TV. Kanalında 20 programlık şiir-müzik programı gerçekleştirdim. Şiirlerine arabesk fon müzikleri eşliği ekleyen Şahan Çoker’in şiirlerine kendi tarzımda mevcut şiirlerin ruhuna uygun besteler yaptım. Tüm bu çalışmalar sonucunda Cezmi Ersöz’ün müzik albümlü şiir kitabından sonra Türkiye’de ikinci olarak HÜZÜN ENTARİSİ adlı ürün ortaya çıktı. Albümdeki şarkıların ve fon müziklerinin tamamı bana ait. “Hüzün Entarisi” mevcut şiirlerden birinin adıydı ve albümün adı oldu.</li>
<li><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg"><img class="wp-image-12539 alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg?resize=297%2C427" alt="" width="297" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg?w=471&amp;ssl=1 471w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/BİRGÜN-Afiş.jpg?resize=209%2C300&amp;ssl=1 209w" sizes="(max-width: 297px) 100vw, 297px" data-recalc-dims="1" /></a>Biraz da okul yıllarından söz edelim. Sanatla ilgili insanlarda biraz daha sıra dışı biraz daha çılgın olması beklenir. Lise yıllarında ben içten içten biraz deli olduğumu hatırlıyorum, siz de öyle miydiniz? Sizi müziğe ve tiyatroya yaklaştıran unsurlar nelerdi?</strong></li>
<li> İlkokulda korodaydım. Orta okul’ da basketbol takımındaydım. Lise’ de tiyatro çalışmalarında yer aldım. Ben her yerde şarkı söyler, komiklikler yapar ve her daim çok konuşurdum çocukluk ve gençlik yıllarımda. Liseden mezun olduktan sonra Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Deneme Sahnesi tiyatro çalışmalarına katıldım. Bu sıra da Özgül öğretmenim ortaokuldaki çocuklarla buluşmamı sağladı ve çocuklarla tiyatro eğitimi çalışmalarına başladım. O sırada arkadaşım Levent Tülek ‘de lise tiyatrosunda “Ne Oldum Delisi” adlı oyunu çalıştırıyordu. Oyunda kullanılan kemanı alıp melodiler çalmaya başlayınca, Özgül öğretmenim beni Marmara Üniversitesi Müzik Bölümü’ne yönlendirdi. Ve o günden bugüne zor ve hala devam eden bir yolculuk başladı.</li>
<li><strong>Şeref Bey siz o güzel besteler ve marşların yanı sıra öğrencilerinize eğitim de veriyorsunuz, sizi öğrencilerinize sorsak ne anlatırlar, kendilerine yakın mı mesafeli bir duruşunuz mu var?</strong></li>
<li>Ben bu soruyu öğrencilerime sordum. Onlar beni ben de onları yani birbirimizi çok seviyoruz. Ben her gün onlarca çocuğumun başını okşar, onlarla ders içi-dışı muhakkak konuşurum. Okulda “sevgiyle” dokunmadığım çocuk yoktur. Bunlarla birlikte genel ortalamayla öğrencilerim benim adaletli olduğumu söylerler.</li>
<li><strong>Sizce Türkiye’de müzik ne durumda, istenilen yere geldi mi sizce, neler yapılmalı daha iyiye ulaşabilmek adına?</strong></li>
<li>Tarihin her döneminde toplumsal yaşam ile sanat hep paralel gitmiştir ve toplumu bir adım öne taşıyan unsur her seferinde sanat olmuştur. Ülkemizde gelinen son noktada sanata verilmeyen değer ve toplumumuzun durumu ortada. Ne kadar çok sanat o kadar iyi bir toplum.</li>
<li><strong><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg"><img class="wp-image-12538 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg?resize=405%2C284" alt="" width="405" height="284" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg?w=604&amp;ssl=1 604w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/AYNA-kitap-kapağı.jpg?resize=300%2C211&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 405px) 100vw, 405px" data-recalc-dims="1" /></a>Tiyatro mu Müzik mi desem hangisi daha ağır basar?</strong></li>
<li>Ne tiyatro, ne müzik. Ben de her ikisi de baskın bir şekilde var. Beste yapmayı, şarkı söylemeyi, piyano-gitar çalmayı çok seviyorum. Böyle de olsa sahnenin büyüsü, heyecanı bambaşka.</li>
<li><strong>Tiyatro ile Müziğin birlikteliğinden doğan “Müzikaller” hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz. Özgün eserler verilebiliyor mu sizce? Türkiye’de böyle bir yaratıcılık mevcut mu sizce?</strong></li>
<li> Kafamda müthiş müzikaller var. Bütün bunlar için şu anki süreçte zemin yok maalesef.</li>
<li><strong>Sizinle sohbet ederken sormadan edemeyeceğim bir konu var. Okuyucularımızın da bunu merak ettiğinden eminim. Çocukların sevgilisi, onların yaratıcı dünyasındaki Muzaffer Dedeleri; Muzaffer İzgü ile akraba mısınız diye soruyorlar, sizin açıklamanız beni çok etkiledi; geçtiğimiz günlerde kaybettik kendisini bildiğiniz gibi…Kendisi hakkında söylemek istediklerinizi duymak isteriz buradan.</strong></li>
<li>Bu soru bana da hep sorulur ve ben hep seferinde sanatsal ve düşünsel bağımız dışında bir akrabalığımız yok, derim. Ben Muzaffer İzgü’ye hep Muzaffer abi diye hitap ettim. AYNA’yı kendisine verdiğimden üç gün sonra beni telefonla aradı ve genç bir yazar olarak beni yüreklendirici sözler söyledi. Ne yazık ki; onu kaybettiğimiz günlerde ondan daha çok otel odasında öldürülen ünlü konuşuluyordu bolca. Muzaffer abi önce çok iyi bir insan ve gerçek bir yurtsever ve müthiş yaratıcı bir akıl ve büyük bir yürek ve sevgiydi.</li>
</ul>
<p><strong>Şeref İzgü gece başını yastığa koyduğunda neler düşünür? Günü planlar mısınız?</strong></p>
<ul>
<li>Neler düşünmez ki? Benim yatmalarım ve kalktıktan sonra güne başlamalarım çok zor oluyor. Yatağa uzandıktan sonra en az bir saat debelenip dururum. Uyuyamadığım zaman kalkar sabahlarım. Kalkmam da en az yatmam gibi olur. Katlıktan yarım saat yada bir saat sonra günün başladığının farkına varırım. Günlük, haftalık, aylık ve hatta yıllık planlamalar yaparak hayata nasıl katmadeğer oluşturabilirim, diye kafa yorarım. Ve bu böyle sürüp gider.</li>
<li><strong>Yeni projeleriniz; yapmak istedikleriniz nelerdir?</strong></li>
<li> Kendimle kavga etmeyi bırakmaya çalışsam da bu çoğu zaman mümkün olmuyor. Zihinsel yorgunluğum bedenimi de çok etkiliyor.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg"><img class="wp-image-12537 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg?resize=400%2C300" alt="" width="400" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg?w=604&amp;ssl=1 604w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/Koro-Konseri.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Az öncede belirttiğim gibi yayınlanmayı bekleyen yazılarım var. Kitap dünyası (bazı örnekler hariç) popüler kültürün içinde kalıyor ve siz bu durumda isteseniz de çok fazla bir şey yapamıyorsunuz. Böyle de olsa, bestelediğim çocuk şarkıları var. Türkiye, Atatürk, cumhuriyet, Çanakkale, dostluk, sevgi, okul sevgisi vb. konularda yepyeni şarkılar yazdım. Kitap konusunda olduğu gibi bu konuda da kar getirmediği için yapımcılar cd.-albüm basmaya yanaşmıyor. Çocuklarımızın dillerinde ve yüreklerinde ulusal duygularımızı yaşatabilmek adına bütçesi çok fazla olmayan bu proje için sponsorlara derginiz aracılığı ile buradan da çağrı yapmış olayım. (Not: Bu proje için hiçbir şekilde telif hakkı vb. bir isteğim ve beklentim, maddi talebim bulunmamaktadır.)</li>
<li>30 yılı aşkın bir süredir arkadaşım olan Kemal Aydın’la birlikte “POZİTİF SOUND” adında bir müzik grubu kurduk. Yerli ve yabancı şarkılardan oluşan geniş bir repertuar ile doğru, güzel ve nitelikli müzik çalışmaları yaparak müzisyenlik ruhumuzu sahne üzerinde de yaşatmaya ve bu haliyle yaşamın olumsuzluklarından uzak durmaya çalışıyoruz. POZİTİF SOUND, dinlendirici bir çalışma olmakla birlikte yaşamda diri kalmamı da sağlıyor.</li>
<li><strong>Bu röportajı yaparken tüm sanatçılarımızla, Yelpaze Dergisi adına bir rutinimiz var. Ben bir sözcük soracağım siz de düşünmeden karşılığını size düşündürdüğünü söyleyeceksiniz, hazır mısınız?</strong></li>
</ul>
<p>VATAN: Kalbimiz.</p>
<p>ATATÜRK: Büyük önder, aydınlık, umut, sonsuzluk.</p>
<p>AŞK: Bir demet çiçek.</p>
<p>ÜLKE: Ayırımsız, hepbirlikte, el ele yaşadığımız büyük bir aile.</p>
<p>KADIN: Güzellik ve eşsiz bir ruh.</p>
<p>MÜZİK: Susmaların ve seslenişlerin en mükemmel ifade yolu.</p>
<p>TİYATRO: Gerçek bir ikinci hayat.</p>
<p>ÇOCUK: Hayatın en güzel anlamı.</p>
<p>OKUL: Cıvıl cıvıl çocuklar.</p>
<p>HAYAT: Gelip geçtiğimiz misafirhane.</p>
<p>İZMİR: Huzurlu bir liman.</p>
<p>Bu güzel söyleşi için başta sana ve tüm Yelpaze Dergisi ekibine çok teşekkür eder yayın hayatınızda başarılar dilerim; sağlık ve sevgiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/">Atatürk&#8217;ün İzinde Bir Müzik Adamı; Şeref İzgü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ataturkun-izinde-bir-muzik-adami-seref-izgu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Resim Sanatının Aşık Veysel’i Ressam Bayram Gümüş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Jan 2018 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12497</guid>
				<description><![CDATA[<p>Öğretmenlik mesleğine yeni başladığım yıllardı. Bir öğrencim ansiklopedi boyutlarında bir katalog getirip; katalogdaki ressamın yakını olduğunu söyledi. Kataloğu açtığımda gözlerime inanamadım. Minyatür sanatının özelliklerini ilgilenen bilir, perspektif yoktur, uzaklık yakınlık tek boyuttur. Ellerimin üzerindeki kitabın sayfalarını çevirdikçe gözlerimin önünde alabildiğine uzanan, minyatür sanatından çok daha özel bir sanatla naif sanatın öncüsü bir sanatla tanışıyorum. Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/">Resim Sanatının Aşık Veysel’i Ressam Bayram Gümüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Öğretmenlik mesleğine yeni başladığım yıllardı. Bir öğrencim ansiklopedi boyutlarında bir katalog getirip; katalogdaki ressamın yakını olduğunu söyledi. Kataloğu açtığımda gözlerime inanamadım. Minyatür sanatının özelliklerini ilgilenen bilir, perspektif yoktur, uzaklık yakınlık tek boyuttur. Ellerimin üzerindeki kitabın sayfalarını çevirdikçe gözlerimin önünde alabildiğine uzanan, minyatür sanatından çok daha özel bir sanatla naif sanatın öncüsü bir sanatla tanışıyorum. Bu eserlerin sahibinde perspektifin, birçok ekolün, sanatın hem modern hem klasik sanatların, sentezine ulaştığını ve çok iyi bir eğitimin izlerini görmek mümkün. Şimdiye kadar gördüklerime benzemiyor çizilenler; öncelikle ulvi bir sabrı gözlemliyorum. Picasso’yu, Rembrand’ı, Ingress’i, Klee’yi diğerlerinden ayıran neyse onu görüyorum. Sanatta ekol olmayı başarmış Sayın Gümüş…Yeryüzünde iyiliği kötülüğü, güzeli çirkini nasıl ayırabiliyorsak, baktığımızı gördüğümüzden, analizlerlerimizden derlediklerimizle ulaştığımız sentez kadar iyi bir bakış açısına ve iyi bir eğitime ait gördüklerim. Eğitim derken öz olarak kendini eğitmesinden söz ediyorum. Çocuk yaşta başladığı resim yolculuğuna Kasım Koçak atölyesinde ama gerçek ibresinden hiç şaşmadan yani tarzını değiştirmeden devam edip her gün yeniden güzellikler yaratmış.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg"><img class="wp-image-12510 alignright" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?resize=406%2C304" alt="" width="406" height="304" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?resize=1024%2C768&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/2013-11-04-15.54.10.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 406px) 100vw, 406px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>On beş yıl önce resimlerini gördüğümde, özellikle Kadiköy meydanını resmettiği tablosunun katalogdaki bir örneğini gördüğümde uzun süre gözlerimi alamadım. Şöyle anlatayım; meydanda binlerce insan, otobüslerdeki binlerce insan, minübüsler, vapular, vapur iskelesi, duraklar, koşuşturanlar… Ve bunlar bir kaos içinde olmasına rağmen inanılmaz bir ahenkte, inanılmaz bir dinginlikte…Bu binlerce insanın yüzlerinde ki ifadelerin her biri ayrı ayrı. Dudaklarımdan sadece inanılmaz… nasıl ya… kelimeleri dökülüyor. Kataloğa el koymayı düşündüm ama maalesef öğrencim geri almakta kararlı çıktı. O zaman dedim ki bir gün mutlaka Ressam Bayram Gümüş ile tanışacağım. Böyle mesleğinde üstad olmuş kişilerin ellerinde hayatı yeşerttiklerinden midir bilinmez hep Tanrısal bir güç olduğunu düşünmüşümdür. Michelangelo’nun “Creation of Adam” tablosundaki gibi el vermiş midir böyle özel insanlara…</p>
<p><figure id="attachment_12513" aria-describedby="caption-attachment-12513" style="width: 195px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg"><img class="wp-image-12513 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg?resize=195%2C195" alt="Bayram Gümüş" width="195" height="195" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg?w=195&amp;ssl=1 195w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/04-bayram-gumus-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 195px) 100vw, 195px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12513" class="wp-caption-text">Bayram Gümüş</figcaption></figure></p>
<p>Ve kısmet bugüneymiş. Sevgili Bayram Gümüş ile Moda’da ki atölyesinde buluşuyoruz. Şiir okumaya çok elverişli bir ses tonu var. Çok mütevazi ve sakin bir insan. Moda gibi bir ortak paydalarından dolayı daha önce kendisine Edip Akbayram’ın büyük hayranı olduğumu, Üniversite yıllarımda o civarda okuduğumdan dolayı Edip Beyi Moda Çay Bahçesinde sık sık gördüğümü ve tanışmayı çok istediğimi söylediğimde kendisinin kadim dostu olduğunu öğrendim. Atölyede biraz sohbet ettikten sonra Edip Bey’in ve değerli eşinin bizi beklediği kafeye gittiğimizde kendisinden Kitap fuarında gerçekleştirmek üzere röportaj sözü aldım. Edip bey o kadar tatlı bir insan ki; hani çok yakınınız gibi hissedersiniz bir anda. Kendisine “Hasretinle yandı gönlüm adlı eseri bir tek sizden dinleyince ağlıyorum” dedim. Kasım ayında ki röportaj sözünü aldıktan sonra Sevgili Edip Akbayram’dan ayrılarak atölyeye döndük ve söyleşimizi gerçekleştirdik:</p>
<ul>
<li><strong>S.Ö: Okurlarımız sizin bu mesleğe nasıl başladığınızı merak ederler.</strong></li>
<li><strong> </strong>5 yaşında başladım. Yaşım büyük olduğu için ilkokula gittim. İlkokulda dersler ilgimi çekmedi resim çekti. Şu anda yaptığım resimlerin temelleri o çizgide devam etti. Resim benim için bütün her şeyi ifade ettiğim keyif alarak yaptığım bir şeydi. 66 senesinde istanbul’a taşındık. Lise bire kadar devam ettim ve hayatım hep resim oldu. Derslerimin hepsinde sürekli resim yapıyorum. Kitaplarımın boş yerlerine defterlerime arkadaşlarıma resimler yapıyordum. Lise 1’den sonra piyasada çok değişik işlerde çalıştım ama bütün amacım şeydi akademiye gidip ressam olmaktı. Öyle bir şey olmadı. Hayat hızlı geçti sonra askere gittim. Askerde boş zamanlarım oldu Kıbrıs’ta askerlik yapıyordum. Günde 2-3 saat boş vaktimizde kartonlar üzerine arkadaşlara resimler yaptım. En çok sevdiğim araba resimleriydi. Adam mesela kamyonunu söylüyordu ben aynısını çiziyordum. Evini tarif ediyordu bir takım köşk resimleri yaptım. Eski bir köşkte oturmuştuk İçerenköy’de 70li yıllarda onun daha büyüklerini yaptım. 82 de askerden geldim. Para kazanmak için birtakım işler yapmak gerekiyordu. Kendi kamyonetimiz vardı onla şoförlük yapıyordum. Ama ehliyet almak o zaman şimdikinden daha zordu. Sürekli rüşvet geçiyordu zaten. Halis Toprak’ın bahçesinde amelelik yaptım orada çalışan arkadaşlarımız vardı onların yanına gittik onlarla beraber çalıştık. Günlük yevmiye o zamanın parasıyla bin liraydı. Yani bugünün yüz lirası. Ben o zaman otuz bin lira vererek ehliyet aldım. Ağır vasıta ehliyeti aldım. Belirli bir dönem orada çalışırken de resimler yapıyordum. Sonra bir tesadüf sonrası <strong>Ressam Kasım Koçak</strong>’la tanıştım. Yaptığım resimleri gösterdim. Ressam olabileceğimi söyledi. 83 senesinin 13 mayısında tanıştık Kasım Koçak’la. Kendisinin resimlerini çok beğenirdim. Dedim ki; “Çok iyi resimler yapıyorsunuz, bende sizin gibi ressam olmak istiyorum sizin gibi yapmak istiyorum.”  “Senin tarzın başka çocukluktan beri çalışmışsın kendine bir çizgi oluşturmuşsun senin bu çizgide devam etmen lazım.” Dedi ki; “Buna naif resim diyorlar dünyada” Bu tarzla ilgili herşeyi anlattı. Ben naif resim sanatı nedir hiçbir şey bilmiyordum. Ama tek amacım oturup resim yapmaktı. Belirli bir süre Kasım Abinin atölyesinde çalıştım. 84 yılının ekim ayında atölye açtım. O dönemde de Maltepede de Eğitim fakültesinden, Akademiden okulunu bitirmiş arkadaşlar gelip atölye açtılar ve <strong>Maltepe ressamlar gurubu</strong> oluştu. Aralarında tek eğitimsiz ben vardım. Yaptığımız resimlere Kasım Abinin çevresinden onun resim alıcıları gelip alıyordu. Kısa sürede orası basında televizyonda bayağı yayıldı benim ismimde yayıldı. İlk kişisel sergimi 85’te Ankara’da Turkuaz sanat galerisinde açtık. 30-35 resmimiz vardı 29 tanesi satıldı. Fiyatları uygun fiyatlardı tabi o zaman yaşamak için resim tabi resimle yaşamayı biz bütün hep Kasım Koçak’tan öğrendik. Profesyonelliğin ne demek olduğunu ben ondan öğrendim. Ressam kılavuzumdur benim Kasım Koçak. Sonra normal bir esnaf nasıl dükkanının açıp işine  devam ediyorsa bizde resim atölyelerimizi öyle işletiyorduk. Kendi alıcılarımız olmaya başladı. 87 senesinde ben yarışmalara katıldım 4 tane ödül aldım. Ödüller yurtiçiydi tabiki. Yani resim yaşamım böyle başladı bir yaşam biçimi oldu. Şuan işte 34 senedir bütün yaşamım sadece resimdi. Hiçbir yerden gelirim olmadan resimle yaşıyorum yani bunun kolay olmadığını çok iyi biliyorum. Ama siz sevdiğiniz bir şeyi yapıyorsunuz. Nasıl İnsanlar sevdiği şeylerde fedakârlık yapıyorsa bende yapabileceğim fedakarlığı yaparak bunun adına profesyonelce ressamca yaşama deniyor. Bedeli neyse ödedik. 34 sendir ayaktayız. Açık net bütün Ne ararsak kendimizde aradık. Beklentilerimiz bir başka şeylerden değildi sadece resimlerimiz beğenip bize ödemelerini yapıp dost arkadaş olan insanlar. Bana resimde en büyük destekçilerimiz onlardı. Hepsiyle çok iyi arkadaşlar olduk. Onların çevrelerine resim satarak atölyemize gelip beğendikleri resimleri alarak resim yaşamımız devam etti. Yani bunu mesela isterdik ki bunun ticaretini yapan galerilerde olsun. Ama bunun olması pek mümkün değil çünkü her şeye bayan galericileri ayırt ederek özellikle çoğu erkek galericiler işe siz sanatçı olarak duygusal bakıyorsunuz onlar sadece para çerçevesinden bakarak değerlendiriyorlar. Benim çok fazla galerilerle öyle çalışmalarım olmuyor. Kendi özel alıcılarımla, çünkü bizde hiçbir şey tam yerine oturmadığı için sağlıklı değil. Başka gelişmiş bu işi daha iyi yapan ülkelerde sanatına sanatçısına saygı duyan ülkülerde bir karşılığı olan bir ederi olan sanatçılarla çalışma başka bizde başka. Bizde ki daha hiçbir şekilde galerici mi, resim alıp satıcısı mı, al satçı mı, tedarikçi mi? tam ne olduğu oturmadı ama herkes hakketmediği bir yaftayı yapıştırıyor kendisine bilmem yok Art Dealer (Sanat Simsarı) yok Küratör (Sergi Düzenleyicisi)  yok bilmem şu bu. Bu işi birilerine güvenerek yapmak mümkün değil. Devletten beklemek yerel yönetimden beklemek öyle bir şey yok. Tamamıyla kendinize güvenerek kendi yaptıklarınızı çevrenize resimlerinize ilgi duyan insanlara iyi anlatarak oluşturduğunuz çevreyle ayakta duruyorsunuz. Resim yapmak diğer işlerdeki gibi köşeyi döneyim çok zengin olayım bir resmi insanlar görüyor fuarlarda müzayedelerde “Şu fiyat aa bundan 4 tane yapsam şu kadar” öyle bir şey yok.</li>
<li><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg"><img class=" wp-image-12514 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg?resize=462%2C317" alt="" width="462" height="317" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg?w=570&amp;ssl=1 570w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram04.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 462px) 100vw, 462px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Peki bu sergiler olduğunda bu eserler sizin çocuğunuz gibi oluyor. Bunlar satıldığında nasıl bir duygu içinde olursunuz. </strong></li>
<li><strong> </strong>ki şey yaşıyorsunuz birincisi resminizin satılıp ekonomiye dönüşmesi ve onunla tekrar yaşama devam etmenin verdiği bir şey oluyor. Yani bir resme çalışırken her birine belirli bir zaman harcıyorsunuz. Zaman içinde bütün hepsi sizin belleğinize yerleşiyor ne yaşadıklarınız. Siz bir arkadaşınızlada çok güzel vakit geçirip bir sürü şey yaşarsınız bir yere gidersiniz orada anılarınız olur. Bizim çalışırkende öyle yani bir saatte felan iki satte üç günde beş günde bitmiyor. 10 sene uğraştığım resim var. Şişli teraki lisesinde asılı bir İstanbul resmi var o resme 10 yıl çalıştım ben. Yani bir fiil 10 yıl çalışmıyorsunuz aralıklı çalışıyorsunuz. Onunla bir yaşamı bir zamanı tüketiyorsunuz. O  resim devam ederken yaşadığınız o kadar çok şey var ki onların hepsi sizin için değişik bir anılar oluyor. Bunlardan kopmak ayrılmak, ama şöyle bir şeyde var çoğuda büyük ebat hepsini sizin mekanınız yok korumak için bir yeriniz yok. Size onun karşılığını ödeyerek alan insanlar ona sizden daha iyi bakıyorlar. İyi bir yere asılıyor. Onlarca insan seyrediyor. O açıdan iyi tabiki. Bir de şu var bizim ülkemizde hala akademilerden mezun olupta ben resimle yaşayacağım demek kolay değil. Paraya çevirilmesi gerek. Ekonomiye çevrilip bunu malzeme atölyesine harcayarak daha iyi bir resim yapması çok önemli. Bizim de zaten buna benzer şeyler olmasa öyle tüp boyalar var ki 35-40 ml 300 lira. Çok kaliteli boyalar alıp kullanmak istiyorsunuz. Bunların hepsi ekonomiyle ilgili. Ama şöyle düşünün açık net söylüyorum çok varlıklı ekonomisi çok yerinde ailelerin çocuklarının bu şekilde sanat yapacaklarını zannetmiyorum. Bunun sosyal konumla yapıyla ekonomiyle çok büyük ilişkisi var. Yani ben ekonomik durum resimden olduğu için bütün hayatımı adayarak bunların istediğim şekilde iyi bitmesini istiyorum. Buna göre çalışıyorum. Zamanımın çoğunu ona harcıyorum. Ve onu bir gün ekonomiye çeviriyorsunuz tekrar bir ikincisini üçüncüsünü tekrar onları satarak öyle bir sirkülasyon var. Bir kenarda epey paranız olsaydı böyle çalışmazdınız. Benim ailem ekonomisi iyi varlıklı bir aile olsaydı hiçbir zaman bu resimler çıkmazdı. Zamanın saliselerini bile hesaplayarak bir iş yapıyorsunuz ayakta durabilmek için. Ekonomik durumunuz iyi olsa dersiniz ki sonra yaparım, sonra yaparsın ve ertelenir ama şimdi benim öyle ki bir de bu bütün yaşam şekliniz olmuş. Şu an ekonomik durumum daha iyi olsa bundan daha fazla çalışırım. Daha rahat çalışırım. Ve mesela satış olayını durdururum. Resim satmadan çünkü 50 yaşını geçtik önümüzde öyle çok sağlıklı epey bir zaman yok. Başladığımız zaman 11- 12 saat resim çalışıyoruz. Vücudunuzun sağlıklı olması sağlam olması lazım. Ve öyle 5 yılda 10 yılda 20 yılda öyle hemen bir anda siz ressam olup usta olmak öyle kolay bir şey değil. Ben 34 sene sonra ressamlığa yeni adım atmış olarak kabul ediyorum kendimi. Ustalığa yeni adım atmış kabul ediyorum. Sonsuz renk skalası aklınızda hayalinizde çok değişik biçimler bunları bir arada tutmak bir arada ortaya çıkartmak bunlar öyle beş dakikada on dakikada bir yılda üç yılda olacak iş değil. Yaptığınız işi geliştirerek ortaya koymak ayrı ekonomik durumu ayrı. Ama bütün zamanınızı buna ayırıp bitirdiğinizde ekonomiye dönüşmesi size iş ortaya çıkartıyor resmi ortaya çıkartıyor. Ekonomik durumunuz iyi olmuş olsa çıkmaz bu resimler. İyi ki benim ailem köyden İstanbul’a gelmiş. İyi ki böyle bir sosyal yapım var. Bu resimlerin çıkması için benim böyle bir sosyal yapının adamı olmam gerek. Ekonomik durumu çok iyi varlıklı bir ailenin çocuğu olsaydım bu resimler çıkmaz başka şeyler çıkardı. Bu kadar zaman ayırmazsınız zaten ve 7/24 ayakta resim yapıyorum. Ve bu işler öyle çıkıyor.</li>
<li><strong>S.Ö.: Hayatta olmazsa olmazlarınız nelerdir?</strong>
<p><figure id="attachment_12515" aria-describedby="caption-attachment-12515" style="width: 312px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg"><img class="wp-image-12515" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?resize=312%2C470" alt="Bayram Gümüş" width="312" height="470" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?w=2848&amp;ssl=1 2848w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?resize=680%2C1024&amp;ssl=1 680w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/bayram-gumus.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 312px) 100vw, 312px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-12515" class="wp-caption-text">Bayram Gümüş</figcaption></figure></li>
<li>Bunu başka yaşlarda sorsanız başka şeyler olabilirdi ama şu an baktığımda yaşamımda resim olmadığı zaman olmaz. Ve onun yerini alabilecekte başka bir şey yok. Bu benim için bir ruhsal tedavi rehabilitasyon. Bunu yaptığım zaman kendimi daha değişik başkalarının tadamayacağı keyifler alıyorum. Bunula içimde beynimde olan şeyleri insanlara söyleyebilme ihtiyacım var. Renk skalalarıyla oynuyorsunuz bunu böyle sürekli devam ettikçe başka bir şeyler buluyorsunuz hayatın içinden alamadığınız başka tatlar alıyorsunuz. Ve bu sizi besliyor. Sonra bu resme geri dönüş yapıyor. Doğaya bakıyorsunuz doğada bir sürü bitkiler var rengarenkler siz onları alıp başka bir atmosferde yapabiliyorsunuz. Onun verdiği başka bir keyif var. Onun ötesine geçme kaygılarınız düşünceleriniz oluyor Doğayı tabiatı aşma buna benzer kendinizin yaptığınız resimde birtakım sorgulamalarınız var. Geçmek istediğiniz birtakım şeyler var. Mesela her gün gökyüzü mavi, mavinin tonları grinin tonları ben bir dünya yaratmış olsaydım haftanın yedi günü çok değişik renklerde gökyüzü yapardım. Ben aslında bütün yaşamımı <strong>Nihat Behramoğlu’</strong>na anlattım. O benimle ilgili bir kitap yaptı orada da çocukken dünyaya bakıyorsunuz dört mevsim vardı ben diyordum ki ben bir dünya yapsam 5 mevsim yapardım altı mevsim yapardım ne var yani nasıl yapardım ama nasıl olurdu onu çözemiyorsunuz iste. <strong>5. Mevsim </strong>nasıl olurdu? Ama resim yapmaya başlayınca 5. Mevsim adı altında acayip doğa resimleri yaptım var olan doğaya bakarak onu geçmeye çalışıyorsunuz daha farklı bir atmosfer içerisinde onların verdiği keyiften oluyor tabi ve onu geliştirerek devam etmek istiyorsunuz.</li>
<li><strong>S.Ö.:Peki çocukken bu noktaya geleceğinizi düşünür müydünüz?</strong></li>
<li>Hayır. Hiç kimsenin öyle bir kapasitesi olamaz. Sadece oturup bir şeyler çizerken ressam olsam acaba işte şu olur mu bu olur mu filan. Bir de bilmiyorsunuz sanat nedir? Ressam nedir? Bugün size birisi dese ki; bir tane ortaokuldan liseden terk birisi resim yapıyor ve resmin sanatsal nitelikleri içinde kendisini geliştirerek götürüyor demiş olsalar bana “zannetmiyorum.” Derim. Çünkü bunu hiç eğitim almadan yapılan işe baktığın zaman amatörce akademik resimlere öykünerek gri renk yapacaksa siyahla beyazla yapan öyle biri düşünürsünüz. Bu işin eğitimini almadan kendi kendinize yaptıklarınızın sizin bir kere o bilgilere sahip olmadan değerlendiremezsiniz. Değerlendirmeden de bu nereye varır. Ben ressam sanat bu bilgileri bilmeden kendi kendime bir şeyler yapıyordum benim için önümde bilinmeyen bir sürü şey vardı. Ama bildiğim tek şey şu vardı benim kendi yeteneğim o günkü bilgim doğrultusunda resim malzemeleri vardı. Onlarla neler yapabileceğimi buldum. İçerenköy’de Osmanlı mahallesi ahşap evler o ortamı görüp bana göre resimsel bir şey diye oturup onların resimlerini yaptım. Gecekondularda patates soğan sattım oturdum gecekondu resimleri yaptım. Renklendirdik işte onları fırçalarla boyalarla çizimleriyle bütün o tanıdığım bildiğim yaşamına tanık olduğum sosyal yaşamı resmetmeye çalıştım. Oradan bir söyledikleri her şeyi biriktirdim ben. Çünkü onların hepsi resmi bilen insanlardı. Söylediklerini dikkatle dinliyordum. Çok ilginç başarılı buluyorlardı devam etmemi söylüyorlardı. Ama onun dışında ilk atölyemizi açtığımızda bütün hepsi akademisyendi arkadaşlarımızın. Hep resim konuşuluyordu sanat konuşuluyordu kısa sürede de benim içinde eğitim oldu. Orada dünya sanatı nedir ülkemizin sanatı nedir resmi nedir heykeli nedir hepsinin konuşması oluyordu. Benim için <strong>Maltepe Ressamlar Gurubu</strong> müthiş bir akademiydi. Bu röportajda da bunu kullanmanızı isterim çünkü oranın oluşumunu kasım koçak sağladı. Ve Türkiye’de de böyle bir yer ilkti ve Maltepe’den gelip geçen çok sayıda ressam var. Maltepe benim için bir eğitim merkeziydi. Oradaki çok çeşitli arkadaşların hepsinin resim bilgilerini ortaya koydukları zaman ortak olarak bende onlardan dinledim. Onlardan öğrendim hepsinin atölyesinde haşır neşir ne var ne yok yaptıklarını ve hepsinin de benim resimlerime nasıl baktıklarını yaptıklarımı neler söylediklerini hepsini çok iyi biliyorum. Benim için büyük bir eğitimdi orası sonra sonra sanat resim heykel bugün dünyada yapılan birtakım şeyler ne dir ne değildir öğrenmeye çalıştık. Ama açık net bugün ressam olarak ülkede dünyada neredesiniz derseniz dünyanın değişik yerlerinde resimlerimiz var. Özel yerlere de gitti iki metreye dört metre bir resmim Almanya’da çağdaş bir müzede sergilendi. <strong>Marta Herfort Müzesi</strong>’nde sergilendi <strong>Küretor Max Borka</strong> resmimi götürdü Türkiye’de ki çağdaş tasarımcılarla birlikte. Onunla ilgili bir yazı yazdı mesela röportajda bana şey dedi “Siz bütün dünyadaki akımları çok iyi özümseyip ortaya kendinize göre bir şey çıkartmışsınız çağdaş bir bizde çağdaşlık kavramında o kadar farklı ki çağdaş olsan bile çağdaş olmaya korkuyorsun. Hepimiz bu çağda bu çağa tanıklık yapıyoruz. Birilerinin resim sanatı da benim için yapılacak diye küresel sermayenin emrettiği bir iş yapmıyorum ben. Ama küresel sermayenin kölesi olmuş birtakım kavramlara göre eğitimler verilip onlara göre vitrinler düzenlenip sürekli kontemperari kontemperari  (Çağdaş)…insanlara bir sürü şey yaptırıyorlar. Yapan insanın yaptığıyla kendisinin birbirleri kültür olarak o kadar farklı ki bugün dünyada bu geçerli diye bu yapılmaz. Ben Anadolu’nun ortasında doğmuş büyümüş yetişmiş bir insan olarak yaşama tanıklık yapıyorum ona şahit oluyorum ve farklı bir kültürden gelirken dünyadaki bir takım egemen güçler sanat bize göre olacak al sana kuram kavram al sana sanat kavramı buna göre yapın. Bu günde güncel sanat çıkardılar. Ve benim hiç alakam yok. Hiçbiriside umrumda değil. Yok çağdaş müzeler yok şu çağdaş yok bu modern resme başladık 83te modern resim sonra ensterasyon çıktı, video art çıktı. Sonra soyut işler çıktı. 34 sene içerisinde o kadar çok ortaya kavramlar çıkıyor ki birden bir bakıyorsunuz yeni bir şey çıkmış&#8230; bunu kim çıkartıyor? Ben kimim neyim? Yaşamı hayatı nasıl algılıyorum? Bu bana göre mi? Yani Neşet Ertaş’a arya mı söylettireceğiz? Neşet Ertaş’a M.C Hamelın gibi rap müzik mi söyleteceğiz? Pop müzik mi söyleteceğiz? Neşet Ertaş Türkiye’nin en büyük devidir Aşık Veysel en büyük devidir. Ve bu coğrafyanın bu bölgenin sanatçısıdır. Çağdaştır, yereldir. Bizim gerçek sanatımız onlardır. Fecri Ebcioğlu’nun Fransa’ya gidip te Fransa’da 70li yıllardaki aranjmanları getirip burada söyletmesiyle burada hafif müzik filan oluşmaz. Bizim bir şeylerin farkına varmamız gerek. Kendimizi iyi tanımamız gerekiyor. Bana göre ev olacak bana göre araba olacak diyen belirli bir egemen sosyal sınıfları egemen olmuş dünyanın yönetimini eline geçirmeye çalışan üstün ırk kabul edip ben kralım siz köle diyen insanların söyledikleri gibi sanat manat yapılmaz. Yapanlar zaten sanat tarihinde olmayacak yerleri. Siparişle yapılmaz bu. İnsanın kendisini tanımasıyla bulunduğu yeri bölgesini tanımasıyla yaşama tanık olmasıyla bunlarla oluşur bu işler. İstanbul’da fuar düzenleniyor yeni sanat eğitimi alan insanlar oraya gittiği zaman o vitrine özeniyor o insanların giyimine o kapıda duran arabalar öyle bir ambiyans var ki ; benimde burada olmam lazım diyor arkadaş resim sanat eğitimi alan. İçeride ne yapılırsa onun gibi yapmalıyım sanıyor. Sen Artvinlisin sen Sivaslısın, Vanlısın senin yaptıklarında o bölgenin  o yaşadığın iklimin ortamın köklerinden gelen bilgi kültür bir sürü şeyi harmanlayıp öyle yapman lazım. Ben bu ülkede demin anlattıklarımızla <strong>Maks Borka</strong> diye bir kuvatör benim resimlerime “Bütün her şeyi özümsemiş çağdaş bir iş çıkartmışsın” dediği zaman dedim ki; “Bakın yanlış tanımlama yapmayalım bana naif resim diyorlar. Ben resim eğitimi almadım.” Neşet Ertaş’a soruyorlar, “Notaya göre mi çalıyorsunuz?”  “Ben diyor; nota bilmem <strong>göğnüm nereyi isterse o perdeye basıyorum</strong>. Benimde gönlüm ne isterse onu yapıyorum. İstediğim boyalarla isteğim renklerle… Burada müthiş özgürüm zaten. Hiç kimseye eyvallahımda yok. Onların bilgilerine de ihtiyacım yok. Ben bunu yapıyorum bununla anlatıyorum. Bundan üç sene önce Türk resim tarihiyle ilgili resim yaptım 480 tane Türk resmine mal olmuş ne kadar ressam varsa geçmişten bu zamana ne kadar heykeltraşımız varsa hepsinin bütün eserlerini büyük bir tuvalde toplayarak 2 metreye 4 metreye bir resim yaptım onun içinde topladım. Benimde Bayram Gümüş olarak Türk resim heykel tarihini böyle anlatıyorum.  Resim diliyle anlatıyorum. Şimdide Türk edebiyatçılarımızın 2 metreye 4 metre bir resmini yaparak işte Bayram Gümüş edebiyat tarihini böyle anlatıyor. Ben özgürüm bu dünyaya bu bedende bu akılla bir seferde geldim. Kimsenin bana şunu yap bunu yap şöyle yap böyle yap ben benim. Bir ben var bende onu dinleyerek aklımla beynimle yüreğimle ortaya koyduğum ne varsa özgürce yapıyorum. Bugüne kadar da ne istediysem onu yaptım kimin ne dediği hiç umurumda değil. İster ressam desinler ister sanatçı desinler ister demesinler bu benim işim ekmeğimi bundan yiyorum hayatımı bundan kazanıyorum bunundan iyi malzemeler alarak 7/24 resim yapma ortamını bundan sağlıyorum. Bu yaptıklarım bana ait.</li>
<li><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-12516" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?resize=640%2C316" alt="" width="640" height="316" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?w=2425&amp;ssl=1 2425w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?resize=300%2C148&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?resize=1024%2C505&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/01/57-1.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>S.Ö.: Türkiye’de sizin yolunuzdan gelen, tarzınızı uygulayan ressamlar var mı ?</strong></li>
<li>Yaptığımız işleri tabi teknik olarak üslup olarak baktığımız zaman çok sayıda insanlar var. Benim bu çerçeve içerisinde naif resim çocuksu duyarlı resimler çerçevesinde değerlendirirsek çok büyük önemli insanlardır; Cihat Burak, Fahir Aksoy, Fatma Eğe, Yalçın Gökçebağ… Bu saydığım isimler ülkemizin sanat tarihinde derin çizgilerle yazılarak yer edecek insanlar. Bunların üsluplarına yakın ersimler yapan benim tarzıma yakında resimler yapan çok insan var. İbrahim balaban çok önemlidir. Resim yapmak isteyen çok sayıda insan olunca bunu ekonomiyle de düşününce bazıları da kim çok satıyor diyerek mesela bu tür çocuksu duyarlı naif tarza yakın insanların resimlerine öykünüp resim yapan çok insan var. Ben kimse şunu yapsın beni çok ilgilendirmiyor. Çünkü zaman çok az kendi işimiz zaten başımızdan aşkın. Bir de şöyle bir şey söyleyeyim bilirsiniz böyle her alana fikir yetiştiren bir sürü insan var otur kendi işini yap. Şimdi ben her zaman söylerim benim tek dersim şu kendi yaptığım işimin daha iyilerini yapmak. Bu dünya çok güzel yaşamımın karşılığını ödemeyi düşünüyorum çok iyi resimler yaparak. Bunlardan daha iyilerini yapmayı düşünüyorum. Öyle olunca da zaman yetmiyor. Enerjimi başka gereksiz şeylere harcamanın hiç anlamı yok. Ve ben çok değerli gördüğüm çok sayıda insan var ressam yazar çizer ama bütün herkesin çok rahatlıkla beni anlayabilmesi için ben bir cümle söyleyeceğim sadece Aşık Veysel’in Neşet Ertaş’ın paralelinde bu ülkede onlar müzik ozan çok önemli insanlar ressam olarak onların paralelinde yer alabilirsem ne mutlu bana. Tek istediğim o.</li>
<li><strong>S.Ö.: Çok değerli bir eşiniz iki çocuğunuz var size destek oluyorlar mı? Ve çocuklarınızda da böyle bir yetenek var mı?</strong></li>
<li><strong> </strong>Tabi ki destek oluyorlar. Ve evet onlarda da istek var. Ben lise terk olduğum için biraz ikisi de okulu sevmiyor herhalde ikisi de baba bizde okumayıp senin gibi olmak istiyoruz diyorlar.</li>
<li><strong>S.Ö.: Çok şansılar bence.</strong></li>
<li><strong> </strong>Ben de çok şanslıyım öyle çocuklarım olduğu için. İkisi de resme çok yetenekli her şeye çok yetenekliler. Bu dünyaya yararlı insan olabilmeleri için elimizden geleni yapıyoruz onlar için.</li>
<li><strong>S.Ö.: Önünüzde ki projeler neler?</strong></li>
<li><strong> </strong>Her yıl insanlara yaptıklarımızı göstermek için fuar yapıyoruz. Kitap fuarıyla birlikte oluyor kasımda açılacak. Geçen sen 650 bin kişi gezdi kitap fuarını oraya gelenlerin bazıları da resme geliyorlar resim bölümü de bayağı sayısı çok yüksek izleyenlerin biz tabi yaptıklarımızı insanlara göstermek istiyoruz. Her kesimden insanlar geliyor hiç kimse ayırt etmeden size ve resimlerinize bakıp sorular soruyorlar cevaplıyoruz, onlarla bildiğimiz her şeyi paylaşıyoruz. Fuarlara her yıl devam etmek istiyorum. Zamanımız bedenimiz yettikçe. Onun dışında değişik dönemlerde ben Amerika’ya gittim Amerika’da yaşadım. Orayla ilgili resimler yaptım. Başladığım büyük ebatlarda Amerika’yla ilgili New York’la ilgili resimler var, eğer onları bir gün tamamlarsak şu an sözü aldığımız üç eyalette sergi projemiz var ama resimlerin bitmesiyle ilgili. Önümdeki zamanı doğaçlama böyle aklıma estiği gibi yaşamayı isteyen planlayan biriyim. Uzun vadede tabi birtakım hayaller kuruyoruz. Şöyle yaparız böyle yaparız diye. Bu Amerika’da yapacağımız böyle bir sergilerimiz var resimlerimiz bittiği zaman süre belli değil ama bu sene geçince 2018’in mayıs ayında bir aksilik olmazsa Ankara’da bir sergi düşünüyoruz Serdar Kaya Beyle <strong>Valör</strong> sanat galerisinin sahibiyle. Elimizde büyük 2 m. X 4 m. aşağı  yukarı 15 e yakın resimlerimiz var. Onlarla Ankara’da büyük bir sergi planı var. Şimdilik gerçekleşme ihtimali büyük olanlar bunlar var. Bunların dışında yine kendimize göre resimlere başlıyoruz. Sürekli atölyemize gelen eş dost arkadaşlarımız resim alan insanlar onlarla zaten devinim sürekli devam ediyor. Yeni insanlarla tanışıyoruz. Atölyemize gelip gece 1 de, 2 de 3’te İstanbul’un trafiğinden dolayı biz çoğunlukla geceyi kullanıyoruz. Misafirlerimiz geliyor onlarla sürekli irtibattayız. Böyle keyifli bir ortamımız var.</li>
<li><strong>S.Ö.: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></li>
<li><strong> </strong>Yok(gülüyor). Çalışmak lazım. Bizim bi takım değimlerimiz var “Can havliyle çalışmak”, “Canı acıyan eşşek attan hızlı gider”, “Denize düşen yılana sarılır bunların altlarında çok önemli şeyler yatıyor”. Bence birtakım yerlere bizi de çağırıp konuşturmak istiyorlar ya da tanıdığımız birtakım ortamlarda bulunduğumuzda söylediğimiz şeyler&#8230; hiç unutmam lisede bir biyoloji hocamız vardı “çocuklar zaman çok önemli zamanı iyi değerlendirin” derdi. Gerçekten öyleymiş. İlkokul ortaokul lise çağlarındaki çocuklara şey diyorum şimdi hep büyümek istiyorsunuz acele bir şeylere sahip olmak istiyorsunuz 25 ile 50 yaş çabuk bitiyor aradaki o 25 sene çok hızlı akıyor. 50’sinde bir şeyleri kotardınız kotardınız hayatta 50’sinden sonra ya daha dik yokuş ya yokuş aşağı olur hayatınız zorlaşır o zaman ona göre davranın çok çalışın hayatın size keyif verecek şeylerine fazla dalmayın. Bizede hep derlerdi hep çalışın çalışın gözümüz hep sokakta oyundaydı bitmeyen bir şeydi tabi. Tabi enerjiniz onu kendinizi tanıyorsunuz yaptığınız oradaki oyunlarda spor bilmem şu bu felan ama hayat kısa ortaya çıkan şeylerin çok kısa sürede çıkmadığını öğrendik. Bir şeyler yaparak kendinizi ifade etmek istediğiniz resimde sanatın hangi dalında olursa olsun üslup oluşturmak tarz oluşturmak kolay değil. Bunu çok çalışarak kullandığınız malzemeleri çok iyi tanıyarak, zamanın kısa olduğunu buradan geriye baktığınız zaman 20li yaşlarda 40-50 gelir mi derken yaş oldu 56. Bir kere ruhsal dengeniz bir de bir şey yapıyorsunuz yaptığınız şeyin bir süreci var. Siz dünyada herkesten çok farklı olağan üstü bir yaratık değilsiniz herkesin 30 senede oluşturduğunu siz 3 günde oluşturacak öyle bir kapasite yok. Siz elinize bir tane saz alın ilk defa alın sazı elinize bir tele vurun kaydedin perdeleri gezerek çok değişik sesler bulun hepsini kaydedin 10 yıl çalışın. 10 yıl sonra tekrar kaydedin 20 yıl çalışın 20 yıl sonra tekrar kaydedin bakın ne farklı sesler duyacaksınız.  İlk sürdüğünüz renkle 10 sene 20 sene 30 sene sürdüğünüz renk birbirlerinden farklı. Ruhunuzdan içinizdeki enerjinizden üflüyorsunuz oraya. Bu tele ses verirken ruhunuzdan bir şeyler veriyorsunuz. Ruh içinizdeki enerjiden candan. Ağaçtan bir yaprağı kopardığınız zaman can geride kalıyor. Sizde bir can var oradan verirseniz bir şeyleri. Öyle bir iki dakikada renge can veremiyorsunuz sese can veremiyorsunuz.</li>
<li><strong>S.Ö.: Nihat Behram’ın sizin için bir kitap yazmıştı, ne der büyük şair?</strong></li>
<li>Onu da fuara geldiğinizde Nihat Abi ile konuşalım mı? Onun anlatması daha iyi olur?</li>
</ul>
<p>Teşekkür ederek ayrılıyorum o sanat eserlerinin yaratıldığı atölyeden. Modanın deniz kokusu, yaşanmışlıklarla dolu sokakları, birbirine sadakatle yaslanan kocamış binalar…Moda aşk demek, sanat demek, ruhla bedenin birleştiği mekan, caddeler, sokaklar… Şehrin bu bölümü dinlenmeye çekilmiş yaşlı bir bilge gibi, dizine oturup yıllarca masallar dinleyebilirim. Moda’yı anlatan kelimeyi arıyorum, dilimin ucunda, neydi, ne…”Naif” kelime bu… Tıpkı sevgili Ressamımız; BAYRAM GÜMÜŞ’ün resimlerinde gördüğüm şey; BÜYÜK BİR KALABALIĞIN İÇİNDEKİ SESSİZ VAROLUŞ, KONUŞAN DİNGİNLİK, RESMİN YÜREĞİNİN YAŞAYAN BİR CANLI GİBİ GÜZEL BİR AHENKLE ATMAYA DEVAM EDİŞ…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/">Resim Sanatının Aşık Veysel’i Ressam Bayram Gümüş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/resim-sanatinin-asik-veyseli-ressam-bayram-gumus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12497</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fark Yaratan Bir Erkek Melek: Psikiyatr Doktor Basri Köylü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 11:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11783</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır. Hayatlarında odak notası kendileridir. Kendileri mutlu ise, diğerlerinin mutlu ve refahıyla o kadar da alakadar değildir. Mesela yolda, çarşıda, taşıtta hasta birini görsek kaçımız ilgilenir. Ya da psikolojik sorunu olan biriyle karşılaştığımızda ya görmezden gelip yok sayar veya içinden gülmeyen kaç kişi var aramızda? Yok saymak, görmezden gelmek hayatımızın bir parçası gibi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/">Fark Yaratan Bir Erkek Melek: Psikiyatr Doktor Basri Köylü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır. Hayatlarında odak notası kendileridir. Kendileri mutlu ise, diğerlerinin mutlu ve refahıyla o kadar da alakadar değildir. Mesela yolda, çarşıda, taşıtta hasta birini görsek kaçımız ilgilenir. Ya da psikolojik sorunu olan biriyle karşılaştığımızda ya görmezden gelip yok sayar veya içinden gülmeyen kaç kişi var aramızda?</p>
<p>Yok saymak, görmezden gelmek hayatımızın bir parçası gibi. Zaten atasözleri de bunu desteklemiyor mu?  “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın…” vs.</p>
<p>Ama biri var ki; alışılagelmiş insan davranışları gibi dönüp arkasını gitmedi. Tam tersi elini uzatıp onların elini tuttu. Onlara “sen de varsın” dedi, bu zihinsel anlamda hastalanıp ömrü ilaç-hastane- tedavi üçgeni içinde kimi zaman çizdikleri fasit daire içinde kayboluşlarını izleriz ve unuturuz. Böylesi daha kolaydır çünkü deli deriz geçer gider…ama o kayboldukları karanlıklardan onları tek tek hem de bireysel olarak ilgilenip çekip çıkardı.</p>
<p>Ama neden ki duyarlılık başka insanların hayatında bu kadar önemli mi? ilacını yazsın, reçeteyi uzatsın, onu geçip yüzüne bakmadan devam etsin rutinine. Ama o bunu yapmadı; elini uzatıp karanlıktan çıkartmaktan başka hayata da dahil etti, “ben de varım” tiyatrosunu kurup, her birine ayrı ayrı rol ve değer verip zaten kendisi de bir tiyatro olan hayatın sahnesine dahil etti. En önemlisi bu insanlar aileleri tarafından sokaklara terk edildiğinde artabilecek olan suç oranını da engellemiş durumda…Uğraştı bu güzel insan hala uğraşıyor; deniz yıldızlarını tek tek denize kavuşturmaya hiç yorulmadan gayret ediyor; yapamazsın diyenlerin inadına…</p>
<p><figure id="attachment_11791" aria-describedby="caption-attachment-11791" style="width: 359px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg"><img class=" wp-image-11791" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?resize=359%2C359" alt="Psikiyatr Doktor Basri Köylü" width="359" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?w=593&amp;ssl=1 593w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/16806970_1736041386708359_5718051383099065150_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11791" class="wp-caption-text">Psikiyatr Doktor Basri Köylü</figcaption></figure></p>
<p>O meleğin adı; <strong>Psikiyatr Doktor Basri Köylü</strong>…mükemmel bir eğitimi, inançları, insanlara yardım için kendisine bahşedilmiş güzel bir yüreği, herkesi kucaklayan dev kolları var. Aslında çok bilinen birisi. Aksaray’da yaşıyor, Tedx konuşmacısı, değerini anlayan birçok TV kendisine programında yer vermiştir. Sıcak bir İstanbul günü bir kafede buluşup projelerini konuştuk;</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Sizi uzun zamandır yaptığınız güzel çalışmalarla izlemekteyiz. Toplum adına yaptığınız fark yaratanlar başlığı altındaki çalışmalarınız sizin farkınızı ortaya koymaktadır. Dergimiz adına sizi okuyucularımızla buluşturmak istedik. Biz biliyoruz ama ilgi alanına girmemiş okuyucularımız için kendinizden, eğitiminizden bahseder misiniz?</p>
<p><strong>B.K: </strong>Öncelikle uzun zamandır bizi ilgiyle takip ettiğiniz için duyarlılığınıza çok teşekkür ediyorum. Ben psikiyatrist doktorum. Adana da doğup büyüdüm. Yüksek öğrenimimi Hacettepe Üniversitesinde tamamladım. 3 yıldır Aksaray da görev yapıyorum. Sanata ve sosyal bilimlere de her ilgim vardı.  Ruhsal hastalıkların tedavisinde de çok etkili olduğuna inandığım için bu branşı seçtim. Sanatın çoğu dalında özellikle sahne sanatlarında tiyatro üzerine çok önemli kişilerden eğitimler aldım. Bu süreçte sanatın ne kadar iyileştirici olduğunu yaşayarak tecrübe ettim. Bu deneyimi hastalarımla paylaşmak istedim.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Çalışmalarınızı bize anlatır mısınız, tam olarak neyi hedefliyorsunuz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Şizofreni ve diğer ağır ruhsal bozukluğu olan hastaları tiyatroyu insani değerler ile yoğurarak deneyimlediğim terapi ile topluma kazandırmak seslerini duyurmak tedavilerine katkıda bulunmak ön yargıları yıkmak hedefim. Kendime özgü sıra dışı bir terapi modeli olduğu için <strong>Sabancı Vakfı tarafından 2015’te fark yaratan seçildim.</strong> Tiyatroyu ve sanatı onların gereksinimine göre yeniden uyarladım. Enerji ve tempoyu yüksek tuttum. Sanattan öte olan bu çalışmada esas etkili olanın sevgi ilgi şefkat özveri doğallık samimiyet dokunmak gibi manevi değerler olduğuna inandım. Gerçek hayat gibi tüm çalışmaları doğaçlama yaptık. Rol karmaşası yaşayan bu insanlar rolden role girerek farkındalık kazandılar. Tüm etiketlerimi atarak hastaların arasına karışıp onlardan biri oldum ve her çalışmayı birlikte yaptık. Böylece onların güvenini kazanıp aramızdaki duvarları yıkmak anlamaya çalışmak bütünleşmek istedim. Şimdiye kadar yaptığımız yaklaşık 30 gösteride izleyicilerin önyargılarının kırıldığını ve bu insanlar ile toplumun yeniden barıştığını gözlemledim.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Eğitiminizden söz edecek olursak, okul yıllarınızda böyle bir çalışma yapmayı düşünmüş müydünüz, ya da size bu çalışmaları yapmaya iten ne oldu?</p>
<p><strong> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg"><img class=" wp-image-11793 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?resize=321%2C321" alt="" width="321" height="321" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?w=509&amp;ssl=1 509w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021938_1737614776551020_3224707814590930200_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 321px) 100vw, 321px" data-recalc-dims="1" /></a>B.K:</strong> Kendimi bildim bileli hap farklı bir şeyler yapmak insanlığa bir şeyler katmak iz bırakmak istiyor hep düşünüyordum. Sürekli zihnimde farklı fikirler uçuşuyordu. Hayatın koşturmacası içinde hep uygun zamanı bekledim. Çocukların dünyası beni çok büyülerdi onlarla vakit geçirmeyi çok severdim. Önceki yıllarda hep çocuklar üzerine sosyal sorumluluk yapmayı planlarken psikiyatrist olunca şizofreni hastalarının o masum çocuksu dünyası ile tanışınca işte çalışacağım grubu buldum dedim.</p>
<p>Çünkü bu insanlar toplum tarafından dışlanıyor hayatın dışında yaşıyordu. Önemli oranda engelleri vardı ve bu engelleri dışarıdan bakarak değil onlarla vakit geçirince anlaşılıyordu. Kendilerini çaresiz hissediyor insanlar tarafından tedavisi çaresiz görülüyor görmezden geliniyordu. İlaç tedavisi ancak bir noktaya kadar etkili olabiliyordu. Bu insanları daha fazla hayatın içine dahil edecek bir şeyler yapmak gerekiyordu. Sahne sanatları ve tiyatronun bu yönde çok işe yarayacağını düşünüyordum. Son yıllarda dünyada ve Türkiye’ de de toplum içinde tedavi edecek sosyal çalışmalar üzerine kafa yoruluyor ve politikalar üretilmeye çalışıyordu. Ben de çok inandığım için bu yönde kafa yormak istedim. Tüm tıbbi ve sanat birikimimi karşılıksız plansız hesapsız olarak paylaştım.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Siz dahil olduğunuz projede şizofreni hastalarınızı toplum dışına itmek yerine hayata dahil ediyor, sanatsal faaliyetlerde bulunmalarını, tiyatro da görev almalarını sağlıyorsunuz. Bunda da çok başarılı olduğunuzu düşünüyoruz. İlaç yazıp hastanede yıllarca tutmak yerine zor ve meşakkatli olanı seçme sebebiniz nedir?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Öncelikle zor bir hayattan geliyorum. Zorluğa mücadeleye çok alışığım. Hayatımı daha anlamlı kılıyor bunlar. Çünkü hayat serüveni o kadar basit olmamalı. İlaçların etkisinin belli blokta takıldığını bu hastaları hayata dahil edecek bir şeyler yapmam gerektiğine inandım. Bu insanlar da zor bir hayattan geliyor. Mücadele etmeyi öğrenmeliydiler ki güçlü kalabilmeyi başarsınlar. Bu mücadeleyi omuz omuza verdik ve çok güçlendiler. Önemli oranda iyileşme gösterdiler.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Ailenizde şizofreni hastası var mı, eğer yoksa duyarlılığınızı artıran unsurları öğrenebilir miyiz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Ailemde şizofreni hastası olan kimse yok. Çok zor bir hayattan geliyorum. Yoksulluk ve yoklukla geçen çocukluk gençlik ve okul yıllarımda sesimi duyurmakta çok zorlandım. Çok çaresiz ve ötekileşmiş hissederdim. Ama mücadeleyi de hiç bırakmadım. Bugünler geçecek ve benim gibi çaresizlik ve ötekilik hissini yaşayan insanların elini tutacağım derdim. Sevgi ile yendiğimiz o travma tik geçmişim ile sevginin en güçlü ilaç olduğunu anladım.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg"><img class=" wp-image-11794 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?resize=347%2C347" alt="" width="347" height="347" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?w=789&amp;ssl=1 789w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/17021413_1738851896427308_2005351796930299043_n.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 347px) 100vw, 347px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Şizofreniden bize söz eder misiniz, genetiksek mi, çevre faktörlerinin önemi var mı? Daha önemlisi kalıcı mı?</p>
<p><strong>B.K: </strong>Şizofreni psikiyatrinin en ağır hastalığı. Beyinde oluşan kalıcı hasar nedeniyle önemli oranda engellilik yaratır. Genetik yönü vardır ancak doğuştan değildir ve dünyanın her yerinde %1 oranında görülür. Bunun anlamı Türkiye de yaklaşık 1 milyona yakın hasta demektir. Öncesinde stresli yaşam… Olaylarının yarattığı ciddi ruhsal travmalar ile ortaya çıkması tetiklenir. Kalıcıdır çoğu zihinsel işlev kalıcı olarak bozulur ve bir ömür boyu tedavi gerektirir. Başlangıcı yavaş ve sinsidir. Hasta gerçeklikten ve çevreden kopmaya yeni bir gerçeklik yaratmaya gerçeği değerlendirme yetisi bozulmaya kendisinin ve insanların kimliğini farklı hissetmeye kendisini tehdit eden hakaret eden sesler duymaya insanların kendisini takip ettiğine zarar vereceğine inanmaya ve korkmaya içe kapanmaya konuşmamaya iletişim kurmamaya duygularını ifade edememeye beden dili jest ve mimiklerini kullanamamaya göz teması kuramamaya çevreye ve dünyaya olan bitene ilgisini kaybetmeye enerjisi ve motivasyonu azalmaya yaşamaktan zevk alamamaya kendine ve insanlara güvenini kaybetmeye başlar. Sosyal akademik mesleki yaşam kalitesi çok bozulur. Kendi bakımını yapmakta kendi başına iş yapmakta çok zorlanır. Bakıma muhtaç ve iş güç yapamaz hale gelebilir. Toplumdan dışlanabilen bu insanların tehlikeli ve saldırgan oldukları doğru değildir. Etkili ilaç tedavileri bulunmaktadır. Hayatın dışında yaşayan bu insanları tekrar hayata dahil edecek terapi yöntemlerine gereksinim vardır. Son yıllarda dünyada bu insanların toplumun içinde tedavi edilmesine ve sosyal etkinliklerin daha fazla kullanılmasına yönelik politikalar yürütülmektedir.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Fark yaratanlar yolunda olmak hayatınızda hep yer aldı mı, kendinizi farklı hissettiniz mi zaman zaman?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Evet. Genellikle yer aldı.  Kendimi hep bu yolda hissettim. Hayata hep farklı bakıyor farklı düşünüyordum. Bir gün bu farkın görüleceğini biliyordum. Klasik bir hayat sürmeyi hiç istemedim. Yaşam felsefem hayat boyu eğitim. Bitmek bilmeyen bir öğrenme arzusu var. Sadece eğitim ile değil doğrudan hayatın içine girerek keşfediyorum. Bu yaratıcılığımı çok geliştiriyor ve beni yeni bir şeyler üretmeye itiyor. Benim serüvenim hep devam edecek.</p>
<p><strong> </strong><strong>S.Ö:</strong> Sizinle bir sohbetimizde Türkiye’nin en iyi okullarınızdan Hacettepe üniversitesinde aldığınız eğitimin yanında bu proje dahilinde tiyatro eğitimi aldığınızı da biliyoruz. Hem de çok doğru kişilerden sayın Ayla Algan ve sayın şahika Tekand gibi isimlerden bize biraz bu eğitimden söz eder misiniz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Öncelikle sanat benim için bir tutku. Çünkü beni çok iyi hissettiriyor. Bu yüzden tedavi edici etkisinin çok güçlü olduğuna ancak tıpta yeterince kullanılmadığına inandım. Üstelik yan etkisi yok maliyeti düşük. Çok sevdiğim bir şeyin peşinden koşmaya en iyi şekilde en doğru adreslerde öğrenmeye uğraşırım. Araştırmalarım sonucu Ayla Algan, Şahika Tekand gibi hocalarımızın çok doğru adresler olduğunu gördüm. Bu hocalarımızın çalışmaları dünyaya hayata bakışları çok farklı ve etkileyici. Dünyayı takip ediyorlar kendilerini yeniliyorlar. Deneysel çalışmalar yapıyorlar. En çok bu çalışmalardan etkilendim çünkü çok terapistlikti. Çok fazla psikolojik ögeler vardı. İnsan psikolojisinin derinlerine giriliyordu çözümlemeler yolculuklar keşifler yapılıyordu. Bu çalışmalarda müthiş bir katarsız (rahatlama) hissediliyordu. Kendimizi ve dünyayı daha iyi tanımaya başlıyorduk. Tiyatro zaten hayatın kendisi. Sahnede hayat izlersiniz. Her şey gerçek doğal samimi olmalı. Yaşarsınız hissedersiniz. O kişi o karakter o hayat “olursunuz. Bu insanlarımızın da gereksinimi bu hayata yeniden dahil olmak ise onlarla “hayatı yanı Tiyatro’yu çalışmanın önemli olacağına inandım.</p>
<p><strong>S.Ö: </strong>Duygusal mısınız?<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg"><img class="wp-image-11789 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg?resize=370%2C208" alt="" width="370" height="208" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg?w=960&amp;ssl=1 960w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/14054203_1645874155725083_8981333427303986609_n.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>B.K:</strong> Duygusal olmasam bu kadar duygu dolu ve bolca duygunun kullanıldığı bir çalışma yapamazdım. Empati kurabilmem bu insanları anlayabilmem onlara dokunabilmem hissettirebilmem bütünleşebilmem de çok zor olurdu. Ama duygularımı gerekince kontrol edebilmeyi bilirim. Hayatımı duygu odaklı yaşamam. Benim için mantık öndedir. Bu arada aslan burcuyum.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Kendinizle baş başa kaldığınızda neler düşünürsünüz?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Kalabalıklar beni beslediği için çok sevsem de zaman zaman yalnızlığı da severim. Çünkü bana hayal kurmak ve düşünmek fırsatı veriyor. Birçok yaratıcı fikir aklıma o sırada geliyor. O sırada hayata dair güzellikler çirkinlikler her şey aklımdan geçer ve sorgularım. Ve ne yapılabilir? ne yapabilirim? diye sonsuz hayallere dalarım. Bu fantastik yolculukta bir şeyleri kurar bazen de yıkarım. Hayal kurmayı her zaman çok sevdim. Çünkü orada çok özgürüm. Yaratıcı olmak kalıpları yıkmak için bu çok önemli.</p>
<p><strong>S: Ö:</strong> Bundan sonra farklı projeleriniz var mı?</p>
<p><strong>B.K: </strong>Bu çalışmaya Türkiye olarak insanlık olarak yeterince sahip çıkılmasını dünyaya duyurulması yayılması konusunda hep birlikte yol haritası çizilmesini ümit ediyorum. Bu süreçte yoruldum ve yıprandım. Ama ben enerjiyi seven bir insanım. Bundan sonrası için de kişisel ya da toplumsal farklı projeler aklımdan geçiyor. Çünkü sürekli fikir üretmeye devam ediyorum.</p>
<p><figure id="attachment_11796" aria-describedby="caption-attachment-11796" style="width: 280px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg"><img class="wp-image-11796 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg?resize=280%2C395" alt="Ben De Varım Tiyatrosu Niğde'de" width="280" height="395" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg?w=280&amp;ssl=1 280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/13240654_1094722053920704_8009333990108109714_n.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11796" class="wp-caption-text">Ben De Varım Tiyatrosu Niğde&#8217;de</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö</strong>: Fark yaratanlar projenizde birlikte çalıştığınız hastalarınızla sahnelediğiniz tiyatro turnelerde yer alacak mı?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Şimdiye kadar çeşitli üniversitelerde tıp kongrelerinde uluslararası sanat festivallerinde kültür merkezlerinde yaklaşık 30 gösteri seminer, panel gibi etkinlikler yaptık. Halen etkinlik davetleri devam ediyor. 16-19 Kasım tarihlerinde Kocaeli Ünversitesi’nde yapılacak olan sosyal psikiyatri kongresi ve ruhsal iyileştirim kongresinde hastalarımla birlikte gösteri yapacağız ve ayrıca olasılıkla ben bir panel sunacağım.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong>  Sizi hayatınızda en heyecanlandıran olay nedir?</p>
<p><strong>B.K:</strong> Hastalarıma kısa bir sürede verdiğim eğitim sonrası onlarla halka açık yaptığımız ilk gösterimiz. İnsanların beklentisi yüksek değildi. Bir yandan merak ediliyordu. Hastalarım çok iyi bir performans gösterdiler ve çok çok iyi tepkiler aldık.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Bu dünyaya bir daha gelirseniz kim ya da nerede olmak isterdiniz? ben bu dünyanın güvensiz acımasız bir yer olduğunu erken yaşlarda fark ettim. Bu insanı çok güçlendiren bir şey olsa da çok da acı veren bir şey. Bu acıya tekrar katlanmak istemeyeceğim için bu dünyaya tekrar gelmek istemezdim. Ancak biz küçükken bazen çizgi filmlerde bazen masallarda anlattıkları o dünya gerçekten var ise fikrim değişebilir ve güzellik varsa mutluluk varsa kim olarak ya da nerede doğduğum da çok önemli değil.</p>
<p><strong>S.Ö:</strong> Okuyucularımızdan bu hastalıkla yolları kesişmiş olan yakınları için önerileriniz neler olacaktır?</p>
<p><figure id="attachment_11797" aria-describedby="caption-attachment-11797" style="width: 316px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg"><img class="wp-image-11797" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?resize=316%2C562" alt="Ben De Varım Tiyatrosu" width="316" height="562" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/15138488_1689831617996003_6271923152131006886_o.jpg?resize=576%2C1024&amp;ssl=1 576w" sizes="(max-width: 316px) 100vw, 316px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-11797" class="wp-caption-text">Ben De Varım Tiyatrosu</figcaption></figure></p>
<p><strong>B.K:</strong> Hem hastalar hem de aileleri için gerçekten zor bir hastalık. İmkânsız diye bir şey yok. Umudunuzu kaybetmeyin pes etmeyin kendinizi bırakmayın siz de çok engel aşabilir çok şey başarabilirsiniz diyorum. Benim çalıştığım hastalar nasıl o engelleri bir bir aştılar ve başardılar ise! bizi sosyal medyada da benim kişisel sayfalarımdan ve <strong>“ben de varım tiyatrosu”</strong> sayfasından izleyebilirler.</p>
<p><strong>S.Ö: </strong>Yelpaze dergisi adına bir rutinimiz var. Tek kelime söyleyeceğim sizde hiç düşünmeden tek kelimeyle cevap vereceksiniz…</p>
<p><strong> B.K:</strong></p>
<p>HAYAT…. ÖZGÜRLÜK</p>
<p>ÖLÜM… BAŞLANGIÇ</p>
<p>VAROLUŞ… HİÇLİK</p>
<p>FARKLILIK&#8230; YARATICILIK</p>
<p>AŞK… SANAT</p>
<p>YALAN&#8230; DÜNYA</p>
<p>TİYATRO&#8230; HAYAT</p>
<p>SANAT&#8230; TUTKU</p>
<p>KADIN&#8230; GÜÇ</p>
<p>AİLE&#8230; HAYAT</p>
<p>Hayatın farkındalıklarını tüm insanların fark etmeleri dileklerimizle bu harika doktorumuza çalışmalarından bize zaman ayırdığı için teşekkür ederek veda ediyoruz…Ve yol boyunca düşünüyorum bu hastalığın sadece seçilmiş kişilerin sorunu değil hepimizin başına gelebilecek olduğunu…</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg"><img class=" wp-image-11798 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=523%2C428" alt="" width="523" height="428" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?w=1464&amp;ssl=1 1464w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=300%2C246&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=1024%2C839&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/12/19956272_1805960953049735_944888012199651227_o.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 523px) 100vw, 523px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/">Fark Yaratan Bir Erkek Melek: Psikiyatr Doktor Basri Köylü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fark-yaratan-bir-erkek-melek-psikatyr-doktor-basri-koylu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11783</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Değerli Modacımız Özlem Süer’le Modada Dev Adımlar…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Sep 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10952</guid>
				<description><![CDATA[<p>Özlem Süer Türkiye değil sadece dünyanın da yakından tanıdığı modacımız. Benim de sınıf arkadaşım. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde beraberdik. Daha o zamandan belliydi ilerde bu kadar başarılı olacağı. O’nu hep düzenli ve başarılı hatırlıyorum. Yıllar sonra 2000 ‘li yılların başıydı sanırım ben ikiz çocuklarımı kucağımda hoplatıp dururken televizyonda Duesseldorf’ta Özlem’in defilesini gördüm. O kadar gurur duydum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/">Değerli Modacımız Özlem Süer’le Modada Dev Adımlar…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Özlem Süer Türkiye değil sadece dünyanın da yakından tanıdığı modacımız. Benim de sınıf arkadaşım. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde beraberdik. Daha o zamandan belliydi ilerde bu kadar başarılı olacağı. O’nu hep düzenli ve başarılı hatırlıyorum. Yıllar sonra 2000 ‘li yılların başıydı sanırım ben ikiz çocuklarımı kucağımda hoplatıp dururken televizyonda Duesseldorf’ta Özlem’in defilesini gördüm. O kadar gurur duydum ki anlatamam. Zaten o dönemlerde söylediği büyük tekstil fabrikalarıyla ilgili “büyük yerin küçük adamı alacağıma küçük yerin büyük adamı olurum” sözü her zaman kulağıma küpe olmuştur. Fakat o büyük bir oluşumun ki her anında alın terinin olduğu her anında emeği olduğu kendi ismini temsil eden bir kurumun bir kurumun temsil eden bir kurumun her şeyi olmuştur. Özlem Süer House ilk çocuğudur. Özlem bebeğini doğurup, büyütüp bu duruma getirmiştir. Kendisi sadece biz arkadaşlarının değil, ona yaptığı işte klavuz olan hocalarının da gurur kaynağı olmuştur.</p>
<p><figure id="attachment_10962" aria-describedby="caption-attachment-10962" style="width: 266px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg"><img class="wp-image-10962" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?resize=266%2C395" alt="ISTANBUL, TURKEY - MARCH 20: Tulin SahinÊwalks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week (Photo by Gareth Cattermole/Getty Images for IMG)" width="266" height="395" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?w=2019&amp;ssl=1 2019w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?resize=689%2C1024&amp;ssl=1 689w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655685378.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 266px) 100vw, 266px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10962" class="wp-caption-text">ISTANBUL, TURKEY &#8211; MARCH 20: Tulin SahinÊwalks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week (Photo by Gareth Cattermole/Getty Images for IMG)</figcaption></figure></p>
<p>Özlem Süer, Zühal Yorgancıoğlu’nun Fadik bebeği benim Halime bebeğim gibi o da İlk tasarımlarını, annesinin dikiş odasındaki artık kumaşlardan, bebekleri için yapmıştır. Beş yaşından itibaren babasının ertesi gün hangi takım elbiseyi giyip hangi kravatı takacağına o karar verirdi. Marmara Üniversitesi Tekstil bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı ve akademik kadroya katıldı. 1991’de araştırma görevlisi, 2000’lerde yardımcı doçent oldu.</p>
<p>&#8221; Akademik hayat onun için çok değerlidir ama gelecek karşısında savunmasız kalmamak için, stopaj kavramını bile bilmeden, bir gecede şirket kurmaya karar verir. Ofisi yoktur. O dönemde, &#8220;Sanatsal Özü Bakımından Giysinin Dili&#8221; konulu doktora tezini hazırlamaktadır. Tezinin sonuna, örnek eklemek ister. 40 parçalık bir koleksiyon hazırlar. Masrafını karşılayıp bir kısmını diker, bir kısmını diktirir. 300 davetiye bastırıp, dağıtır. Tophane-i Amire’de konuklarını beklemeye koyulur. Doktorasını oylayacak jüri de oradadır. O gece sektörden, üniversiteden, basından yaklaşık bin kişi gelir. O günkü şaşkınlığını hiç unutamaz: &#8220;Akademik hayattan tanınıyordum ama o gece o kadar kişi nasıl bunu duyup geldi bugün bile anlayabilmiş değilim.&#8221; Defilenin sonunda sahneye çıkmak istemez. Zorla itildiğinde, sahne kenarında onu alkışlayan ailesi ve öğrencilerini görür. Gözüne giren podyum ışıklarının bir daha hiç çıkmayacağını o an anlar. Defilenin ertesi günü giysileri ne yapacağını hiç düşünmemiştir. Koyacak yeri yoktur. Tam üç gün küçücük otomobilinde elbise yığınıyla gezer. Sonunda bir atölye kiralar. Aynı zamanda evi ve ofisi buradadır artık. Kronik bir konsantrasyonla geceli gündüzlü çalışır. Tasarımın yüzde 50 sanat, yüzde 50 endüstri olduğuna inanmaktadır. İşin felsefesiyle ilgilendiği için, kendi kimliğini hissetme ve hissettirmeye yönelik tasarımlar yapar.( www.msxlabs.org)”</p>
<p>2002’de Duesseldorf’taki bir fuarda, Anadolu’daki şifacıları anlatan bir enstalasyonla ilk kişisel defilesini yaptı. Bahar Korçan, Hakan Yıldırım, Arzu Kaprol, Hatice Gökçe, Ümit Ünal ve İdil Tarzi ile birlikte Moda Tasarımcıları Derneği’ni kurdu. Tasarımları Londra, Moskova, Milano, Paris başta olmak üzere pek çok ülkede ve 60 butikte satılan Süer, aynı zamanda International Colour Commission (Uluslararası Renk Komitesi) Türkiye temsilcisidir. Halen Mimar Sinan Üniversitesi’nde kendisi gibi güzel ve başarılı öğrenciler yetiştirmek üzere çalışmaktadır. Kendisine sorularımızı bir de kendi ağzından dinlemek için yöneltiyoruz.</p>
<p><figure id="attachment_10967" aria-describedby="caption-attachment-10967" style="width: 364px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg"><img class="wp-image-10967" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?resize=364%2C546" alt="Değerli Modacımız Özlem Süer" width="364" height="546" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/dusZAA_7784.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 364px) 100vw, 364px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10967" class="wp-caption-text">Değerli Modacımız Özlem Süer</figcaption></figure></p>
<p><strong>Özlem Süer kimdir bize kendinizi anlatır mısınız? </strong></p>
<p>1989 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü’nde lisans eğitimi gördüm, 1991-2000 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümünde Yüksek Lisans ve Doktora programlarını tamamladım. Halen aynı fakültenin Giysi Ana Sanat Dalında yardımcı doçent olarak ‘Giysi Teknikleri, Giysi Tasarımı ve Drapaj Teknikleri” konularında eğitim vermekteyim.</p>
<p><strong>Moda tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Çizgileriniz Feminen mi, romantik mi, sofistike mi?</strong></p>
<p><strong> </strong>Tasarımlarım dünya moda otoritelerince Avant- Garde , Neo-Romantik , Deneysel       , Kavramsal ve disiplinler arası olarak tanımlanıyor…</p>
<p><strong>Modada markasınız kendinizi gerçekleştirmek size neler hissettiriyor?</strong></p>
<p><strong> </strong>Büyük bir sorumluluk…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><figure id="attachment_10964" aria-describedby="caption-attachment-10964" style="width: 532px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg"><img class="wp-image-10964" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=532%2C354" alt="" width="532" height="354" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?w=5260&amp;ssl=1 5260w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=1024%2C683&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655690996.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 532px) 100vw, 532px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10964" class="wp-caption-text">ISTANBUL, TURKEY &#8211; MARCH 20: Models walk the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week March 2017 Phillips/Getty Images for IMG)</figcaption></figure></p>
<p><strong>Ailenizde sanatçılar var mı, ailenizde örnek aldığınız kimse var mı?</strong></p>
<p>Babamdan çok etkilendiğimi söyleyebilirim.. Ailemizde de sanat algısının somutlaşması ilk benimle tezahür etti.</p>
<p><strong>Bulunduğunuz yeri üniversite sıralarında hayal eder miydiniz?</strong></p>
<p>Her zaman moda sektörünün içindeydim, akademik kariyerime de devam ederken sektör için üniversiteyle birlikte birçok proje gerçekleştirdim. Yurt içindeki ve yurtdışındaki performanslarım oldukça beğeni topladıktan sonra, sipariş vermek isteyen birçok kişiyle benimle iletişime geçti. Dolayısıyla sonunda bir şirket kurmaya karar verdik.</p>
<p><strong> </strong><strong>İlhamı nereden alırsınız, doğadan, tarihsel dönem veya karakterler mi?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabı aslında “her şey”. Bir tasarımcı olarak okuduğum kitaplardan tutun, dinlediğim şarkılara, gezdiğim yerlerden yediğim yemeklere kadar her şey bana ilham veriyor. Ekibimizdeki herkesin hayattan aldığı ilhamları birleştirdiğimizde ise ortaya çok renkli ve çok kültürlü koleksiyonlar çıkıyor. En çok da seyahat ettiğim yerlerden ilham alıyorum. Bir ülkeye gittiğimde mutlaka uğradığım iki durak var: antika pazarları ve jazz club’lar. Aldığım ilhamı ise ekibimle paylaşıyorum. O ilhamı birlikte büyütüyoruz. Araştırmalar yapıyoruz, ekibin bir bölümü bu anlamda bir görsel ve ilham taraması yapıyor, diğer taraftan da formların, renklerin, desenlerin seçimlerine geçiliyor. Sonrasında da ilk prototipler ortaya çıkmaya başlıyor.</p>
<p><figure id="attachment_10963" aria-describedby="caption-attachment-10963" style="width: 268px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg"><img class="wp-image-10963" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?resize=268%2C402" alt="ISTANBUL, TURKEY - MARCH 20: A model walks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week " width="268" height="402" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?w=3323&amp;ssl=1 3323w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695548.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 268px) 100vw, 268px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10963" class="wp-caption-text">ISTANBUL, TURKEY &#8211; MARCH 20: A model walks the runway at the Ozlem Suer show during Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week</figcaption></figure></p>
<p><strong>İlk defileniz size neler hissettirdi?</strong><br />
Hayattaki en büyük lükslerden birinin anlaşılmak ve fark edilmek olduğunu düşünüyorum. O ilk anda yanımızda olan, bir haz duygusu inşa ederken bizi, tasarımlarımızı anlayan herkes bizim için çok kıymetli.</p>
<p><strong>Siz hem çok başarılı iyi bir modacı hem de çok değerli hocalarımızdansınız, ikisine de ayrı ayrı zaman ayırmanız gerekiyor, gününüzü nasıl programlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Çok teşekkür ederim. Öncelikle harika bir ekibimiz var, her insan çok özel yeteneklere sahip. Onlarla birlikte keyifli işler yapmak, projelere imza atmak bizi çok memnun ediyor. Benim günüm ikiye bölünüyor. Sabahtan mutlaka atölyede olup, tasarım ve üretim ekibiyle birlikte çalışıyorum. Öğleden sonra Özlem Süer House’a geçerek özel konuklarımızı, seçkin servisimizle ağırlıyoruz.</p>
<p><strong>Başarı listesine evliliği ve dünyalar güzeli kızınızı da eklediniz. Kızınızla verimli zaman geçirebiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Hafta içleri iş dönüşü akşam 6-9 arası kızımlayım…Pazar günü de tamamen ona ait.. Sokakları keşfetmeyi çok seviyoruz… Bazen hafta içleri akşamları da mahallemizde keşifler yapmaya bayılıyoruz.</p>
<p><strong>Markanız yurt dışında hangi ülkelerde yer almaktadır?</strong></p>
<p><figure id="attachment_10965" aria-describedby="caption-attachment-10965" style="width: 326px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg"><img class=" wp-image-10965" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?resize=326%2C490" alt="" width="326" height="490" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?w=3373&amp;ssl=1 3373w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?resize=683%2C1024&amp;ssl=1 683w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/655695594.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 326px) 100vw, 326px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10965" class="wp-caption-text">Ozlem Suer &#8211; Runway &#8211; Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul &#8211; March 2017</figcaption></figure></p>
<p>Yurt dışında yaklaşık 150 niş ve konsept butiklerde Özlem Süer tasarımları yer almakta. Bu başarıyı da yıllardır yurtdışında sergilediğimiz performanslara ve koleksiyon prevülerine borçluyuz.  Bir yıl boyunca neredeyse her ay en az bir kez özel davet, etkinlik ve gösterimler vesilesiyle ekibimizle birlikte yurtdışına çıkıyoruz. Örneğin en son “Gare de L’est”  ‘A/W 17-18” koleksiyonumuzun en ihtişamlı örnekleri, Paris Fashion Week’te Hotel Scribe’de sergilendi. Yine bu yıl da önümüzdeki ay koleksiyonlarımızı ve yüksel el işçiliklerimizi Milano ve Londra gibi modanın merkezi sayılan birçok ülke üzerinden, dünyadaki önemli buyerlarla buluşturacağız.</p>
<p><strong>Bundan sonra yapmak istediğiniz projeler nelerdir?</strong></p>
<p>30 yıllık moda ve tasarım serüvenimizde, her sezon farklı öykülerden esinlenerek yarattığımız eşsiz koleksiyonların yanı sıra, farklı disiplinleri kavramsal bakış açısı ile sentezlediğimiz sanat enstalasyonları ile de dünya genelinde solo veya karma performanslar gerçekleştireceğiz…</p>
<p>Özlem Süer’e çok teşekkür ediyorum zaman ayırdığı için. Hem kendi güzel hem yüreği güzel insan. Tüm öğrencilere O’nun hayatını örnek alması gerektiğini düşünüyorum. Kendisine yaşamı boyunca ailesiyle güzel, mutlu hayat ve başarılarının devamını diliyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/">Değerli Modacımız Özlem Süer’le Modada Dev Adımlar…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/degerli-modacimiz-ozlem-suerle-modada-dev-adimlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10952</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ataol Behramoğlu İle Şiirsel Bir Dünyanın Kapısını Aralamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Aug 2017 21:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10612</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun bir yaşamın sonuna geldiğinde insanoğlu’nun kendisiyle savaşı başlar. Mutlu olmuş mudur, hayatı, Tanrının bahşettiği ömrü doyasıyla yaşamış mıdır? Yoksa her şey gibi tüketip sonuna gelince mi aklı başına gelir? Hayatın sonbaharı gelip te kışı beklerken nelere dolar gözleri? Dolu dizgin sevmiş midir, her şeyi göze alıp yanmış kavrulmuş mudur yârin hasretiyle. Ne bülbüller yarattı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/">Ataol Behramoğlu İle Şiirsel Bir Dünyanın Kapısını Aralamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir yaşamın sonuna geldiğinde insanoğlu’nun kendisiyle savaşı başlar. Mutlu olmuş mudur, hayatı, Tanrının bahşettiği ömrü doyasıyla yaşamış mıdır? Yoksa her şey gibi tüketip sonuna gelince mi aklı başına gelir? Hayatın sonbaharı gelip te kışı beklerken nelere dolar gözleri? Dolu dizgin sevmiş midir, her şeyi göze alıp yanmış kavrulmuş mudur yârin hasretiyle. Ne bülbüller yarattı o eski sevdaların gülleri. Belki de üstadın dediği gibi “Lale Devri Çocukları’dık biz? Neydi eski sevdaları değerli kılan aşkın ateşi daha mı yakıcıydı, neydi şiir yazdıran duygular, Uğruna ölünen aşklar… Hani ince hastalığa yakalanan aşıklar, şimdiki gibi yüzeysel değildi sevgiler. Leyla ile Mecnun’u, Kerem ile Aslı’yı yarattı bu topraklar. Vuslat bilmeyen aşklar, her şey dokunmanın sihrinde mi, dokunulmazlığın asaletinde mi?</p>
<p><figure id="attachment_10628" aria-describedby="caption-attachment-10628" style="width: 293px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg"><img class=" wp-image-10628" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?resize=293%2C391" alt="Ataol Behramoğlu" width="293" height="391" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?w=2448&amp;ssl=1 2448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/2006-Foto.B.Behramoğlu.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10628" class="wp-caption-text">Ataol Behramoğlu</figcaption></figure></p>
<p>Ataol Behramoğlu ile beraberiz. Onunla cevap arayacağız bilinmez sorulara. Benim açımdan onu tanımak onur verici. Yaşamım boyunca adını sayısız kere duydum ailemden. O da sol yanı daha hassas olanlardan. Kendisi, bunca tanınıp bilinmesinin yanında bir de Aydın Üniversitesi’nde kürsüsü olan ve Rus Dili Edebiyatı Bölümünde Profesör. O kadar dolu o kadar mükemmel bir insan ki! Bu kadar güzel özelliklerinin yanında hümanist ve son derece mütevazı bir insan. Çook güzel onlarca şiirinin yanında benim en çok sevdiğim şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum;</p>
<p style="text-align: left;">Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi<br />
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten<br />
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği</p>
<p style="text-align: left;">İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne<br />
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa<br />
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır<br />
Kopmaz kökler salmaktır oraya</p>
<p style="text-align: left;">Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını<br />
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin<br />
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara<br />
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin</p>
<p style="text-align: left;">İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine<br />
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına</p>
<p style="text-align: left;">İnsan balıklama dalmalı içine hayatın<br />
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına</p>
<p style="text-align: left;">Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar<br />
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın<br />
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu<br />
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın</p>
<p style="text-align: left;">Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle<br />
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı<br />
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına<br />
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı</p>
<p style="text-align: left;">Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:<br />
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına<br />
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır<br />
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana</p>
<p><figure id="attachment_10620" aria-describedby="caption-attachment-10620" style="width: 363px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg"><img class=" wp-image-10620 alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg?resize=363%2C380" alt="Ataol Behramoglu" width="363" height="380" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg?w=622&amp;ssl=1 622w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/ataol-behramoglu.jpg?resize=286%2C300&amp;ssl=1 286w" sizes="(max-width: 363px) 100vw, 363px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10620" class="wp-caption-text">Ataol Behramoglu</figcaption></figure></p>
<p>İşte bu kadar güzel anlatılırdı bir ömrün değeri. Hayatın anlamı. Yaşam karşısın da ki duruşumuz.</p>
<p>Biraz kendisinden söz etmek istiyorum. Kendisine sorularımız olacak ama kısaca yaşamına bir pencere açalım diyorum;</p>
<p>13 Nisan 1942&#8217;de İstanbul Çatalca&#8217;da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırı&#8217;da yaptı. 1966&#8217;de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi <a href="https://www.turkedebiyati.org/rus_edebiyati.html">Rus Dili ve Edebiyatı</a> bölümünü bitirdi. 1962&#8217;de Türkiye İşçi Partisi&#8217;ne girerek ilk örgütlenme çalışmalarına katıldı. &#8220;Fikir Kulüpleri Federasyonu&#8221;nun (FKF) kurucuları arasında yer aldı. &#8220;Dönüşüm&#8221; dergisininin kuruluş çalışmalarına katıldı, sahipliğini üstlendi. 1970&#8217;te <a href="https://www.turkedebiyati.org/sairler/ismet_ozel.html">İsmet Özel</a>&#8216;le birlikte &#8220;Halkın Dostları&#8221; dergisini çıkardı. 1972&#8217;de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#8217;nde Sovyet edebiyatı üzerine inceleme yaptı. 1974&#8217;te Türkiye&#8217;ye döndü. İstanbul Şehir Tiyatroları&#8217;nda dramaturg olarak çalıştı. 1975&#8217;te kardeşi <a href="https://www.turkedebiyati.org/sairler/nihat_behram.html">Nihat Behram</a>&#8216;la birlikte &#8220;Militan&#8221; dergisini kurdu. &#8220;Sanat Emeği&#8221; dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 1979&#8217;da Türkiye Yazarlar Sendikası&#8217;nın genel sekreteri oldu. Yayınevlerinde çalıştı. 12 Eylül harekatından sonra 1982&#8217;de Barış Derneği Davası nedeniyle 10 ay tutuklu kaldı. 1984&#8217;te Fransa&#8217;da Sorbonne <a href="https://www.turkedebiyati.org/genel/universiteler.html">Üniversite</a>si&#8217;ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı.</p>
<p>Bazı insanları Allah insanlara özellikle gönderiyor diye düşünüyorum. Hayat klavuzumuz olsunlar, bizim göremediğimiz güzellikleri masal anlatıcılar gibi bize anlatsınlar. Yaşamın her rengini bilmemizi sağlasınlar diye. Sevgili Ataol Behramoğlu’ da o güzel insanlardan biri kendisine sorularımızı yöneltiyoruz;</p>
<ul>
<li> <strong>Bizler sizi tanıyor, Edebiyatımıza katkılarınızı biliyoruz. Fakat sizin ağzınızdan sizi dinlemek isteriz.</strong></li>
<li>En çok adalet ve onur duygularına değer veren; çocukları, hayvanları, bütün canlıları ve özellikle de bebeklerini çok seven; en çok kabalıktan, inceliksizlikten, kibirden, kendini beğenmişlikten nefret eden; kadınların (doğada da genel olarak dişilerin) erkeklere üstünlüğüne içtenlikle ve bilimsel verilerin sonucu olarak inanan; sanata ve bilime ayrım gözetmeksin bağlı ve kendini yazardan çok okur sayan biri.</li>
<li><strong>Şiire gönül vermişsiniz, ne zaman başladı bu aşk, şiire karşı ilginizi yitirdiğiniz oldu mu?</strong></li>
<li>Çocukken başladı ve yitirmek bir yana hep artarak ve daha da bilinçlenerek sürdü, sürmekte. Benim bulduğum bir deyimle varoluşumuzun adresi anadilimizse, anadilin adresi de öncelikle o dildeki şiirdir.</li>
<li><strong> Nelerden ilham alırsınız ve sizi ne motive eder?</strong></li>
<li>Bir şiirimin adıyla söylersem, “Her Şey Şiirdir” Bakmasını bilene.</li>
<li><strong> “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var” isimli şiirinizi 1977 yılında kaleme aldınız. O zamandan bugüne hayatınıza kattıklarınız, bunu da öğrendim dediğiniz neler var?</strong></li>
<li>Şairliğimin yanı sıra akademisyen kimliğim, Cumhuriyet gibi bir gazetede çeyrek yüzyıldır gazete yazarlığım, yaklaşık olarak aynı sürede ülkemizi şiirlerimi okuyarak denebilir ki karış karış dolaşmış ve dolaşmakta olmam; 1979’da baba, geçen yıl da dede oluşum…</li>
<li><strong> Şimdiye kadar birçok ödül aldınız, bunlardan biri de 1982’ de Barış Derneği Kurucusu olmanızdan dolayı Maltepe cezaevinde ki tutukluluğunuz döneminde aldığınız Asya-Afrika Yazarlar Birliği 1981 Lotus ödülüdür.. Ödüller konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></li>
<li>Sonrasında da sonuncusu geçen yıl verilen Avrupa Homeros Edebiyat Madalyası olmak üzere ödüller aldım. Ödül konusunu fazla önemsemek gerektiği kanısındayım. Şairin kendi kendine verdiği ödülden ve okurun sevgisinden daha değerli hiçbir ödül yoktur.</li>
<li><strong>Siz yaşamınız boyunca siyasetin içinde oldunuz. Aktif olarak politikanın içinde olsaydınız neleri değiştirirdiniz?</strong></li>
<li>Neleri değiştirirdim bilmem ama, ister istemez kendim herhalde değişirdim. Kendime bugünkü saygım belki de olmazdı. Yine de insanlarımıza hakikati anlatma olanakları sağlayacağı için siyasetin inde aktif olarak bulunma isteğini zaman zaman duymuşumdur.</li>
<li><strong> Bugüne gelene kadar hayatınızda yer alan köşe taşları nelerdir?</strong></li>
<li>Herhalde pek çok. Kardeşim Nihat Behram’la, kardeş kadar yakın olduğumuz Metin Demirtaş’la, İsmet Özel’le mektuplaşmalarımız yayınlandı. Şu günlerde de genç akademisyen adayı Figen Yılmaz’ın “Dünyayla Söyleşen Şair-Ataol Behramoğlu” adlı mongrafisi yayınandı ya da yayınlamak üzere. Sorunuza kapsamlı bir yanıt için bunların okunması gerekiyor.</li>
<li><strong> Ülkemizde insanlar, en güzel ve verimli çağlarında düşünce suçlusu olarak yıllarca cezaevlerinde susmaya zorlanıyorlar. Böylece hem şairi, sanatçıyı ya da edebiyatçıyı, hem de hayranları cezalandırılıyor. Sizin de yok edilmiş yıllarınız var bu üretkenliğinizi nasıl etkiledi?</strong></li>
<li>İnsan her koşuda bir şeyler yapabiliyor. Fakat aslolan özgürlük, özgür koşullarda çalışıp üretebilmektir.</li>
<li><strong> Günümüz yazarlarını nasıl buluyorsunuz?</strong></li>
<li>Sevdiğim, ilgiyle izlediğim şairler, yazarlar her zaman olduğu gibi şimdi de kuşkusuz ki var.</li>
<li><strong>Tüketim dünyasının her alanda etkilerini görmekteyiz. Neden böyle bir toplum olduk? Teknoloji çağının gerekliliğimi bunlar?</strong></li>
<li>Sadece biz değil bütün topumlar az çok böyle oldu</li>
<li><strong> Yapamadığınız ve içinizde ukde kalan neler var?</strong></li>
<li>Türkiye’yi geçmişiyle, bugünüyle anlatan büyük bir destan yazmak isterdim.</li>
<li><strong>Kimdir size bu şiirleri yazdıran kadın?</strong></li>
<li>Tek bir kişi değil ki.</li>
<li><strong> Aynı zamanda Aydın Üniversitesi’nde Rus Dili Edebiyatı dersi veriyorsunuz. Değerli bir hocamızsınız. Şimdiki nesli nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></li>
<li>Hepsi iyi çocuklar. Fakat çalışmayı, öğrenmeyi sevmiyorlar.</li>
<li><strong> Şiir yoğunlaşmış duyguların dışa vurumu ise üretkenliğinizin arttığı durumlar mutluluk, acı çekmek vs. sizi en çok hangi durum verimli kılar?</strong></li>
<li>Şimdilerde en çok huzuru önemsiyorum.</li>
<li><strong> Tiyatro ile ilgili sizin yazdığınız eserler hakkındaki sözleriniz?</strong></li>
<li>Bu alanda sadece “Lozan” adında bir belgeselim var. Bir de şiirlerimden yapılmış sahne çalışmaları. İyi hatırlattınız, oyunlar yazmak içimde kalmış bir ukdedir. Bu ukdeyi Çehov’dan oyun çevirileriyle biraz da olsa hafiflettim…
<p><figure id="attachment_10631" aria-describedby="caption-attachment-10631" style="width: 618px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg"><img class="wp-image-10631 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg?resize=618%2C360" alt="Beşiktaş'taki Heykel" width="618" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg?w=618&amp;ssl=1 618w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/08/behram.jpeg?resize=300%2C175&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10631" class="wp-caption-text">Beşiktaş&#8217;taki Heykel</figcaption></figure></li>
<li><strong> Bugün Doğum Gününüz kutlu olsun.  (13 Nisan) Nice güzel yaş almalar diliyorum. Geçen doğum gününüzde Beşiktaş Belediye Başkanımız sizin heykelinizin açılışını yaptı. Bu durum size neler hissettirdi.</strong></li>
<li>Doğum günleri artık özel bir şey hissettirmiyor. Çok uzun zamandır her yeni günü, her gün başlangıcını doğum günü sayarım. Bunu içtenlikle söylediğime lütfen inanın. Yaşamın değerini bilen insan son nokta konuluncaya kadar her gün başlangıcını doğum günü olarak karşılayabilen biridir. Sanırım ben o kişilerdenim….</li>
<li><strong> Son olarak eklemek istediğiniz şeyler nelerdir?</strong></li>
<li>Zaten hemen her şeyi sordunuz…</li>
<li><strong>* Yelpaze Dergisi adına bir rutinimiz var, ben birkaç kelime söyleyeceğim siz de sizin için anlamını tek kelime ile cevaplar mısınız?</strong></li>
</ul>
<p><strong>VATAN</strong>…… sonsuz anne kucağı</p>
<p><strong>ŞİİR</strong>………… sayısız kum tanesi arasından inci olarak çıkan</p>
<p><strong>İSTANBUL</strong>. Mahvettiğimiz ve mahvetmeye devam ettiğimiz.</p>
<p><strong>KADIN</strong>…… onsuz hiçbir şeyin hiçbir anlamı olmazdı.</p>
<p><strong>AŞK</strong>………. Zor ulaşıp kolay yitirdiğimiz</p>
<p><strong>HUZUR</strong>….. Gittikçe daha çok özlemi duyulan</p>
<p><strong>SANAT</strong>….. Bilim ve felsefeyle birlikte kendinde derinleşmenin yollarından biri</p>
<p><strong>POLİTİKA</strong>.. Kökü sanırım Latinceye uzanan “polite”(nazik, kibar, görgülü…vb) anlamındaki sözcükten türetilmiş. Bugün en kötülerinden biri bizde olmak üzere, pek çok ülkede tam tersi örneklenmekte.</p>
<p>Sayın Ataol Behramoğlu ile birlikte harika bir zaman geçiriyoruz. Yelpaze İstanbul Dergisi ve özellikle kendi adıma bize zaman ayırdığı için binlerce teşekkür ediyorum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/">Ataol Behramoğlu İle Şiirsel Bir Dünyanın Kapısını Aralamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ataol-behramoglu-ile-siirsel-bir-dunyanin-kapisini-aralamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10612</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zerafetin Simgesi, Zerrin Arbaş İle Rüya Gibi Bir Öğleden Sonra</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 05:39:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10105</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zerrin ARBAŞ, rüya gibi kadın. Harika bir insan güçlü, dirayetli, iyi eğitimli. Görmüş geçirmiş bir kadın. Ayrıca Türkiye güzellerimizden kendisi. Güzelliği tescilli yani. Ailede sanatçılar var. Babası, ilk eşi, kızı… Zerrin Arbaş Hanımefendi’nin babası ünlü Türk ressamı Avni ARBAŞ. Zerrin Hanım’la ilk görüşme talebimi olumlu karşılıyor, bir iki ertelemeden sonra nihayet görüşüyoruz. Kemerburgaz’da Göktürk Mahallesi’nde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/">Zerafetin Simgesi, Zerrin Arbaş İle Rüya Gibi Bir Öğleden Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zerrin ARBAŞ, rüya gibi kadın. Harika bir insan güçlü, dirayetli, iyi eğitimli. Görmüş geçirmiş bir kadın. Ayrıca Türkiye güzellerimizden kendisi. Güzelliği tescilli yani. Ailede sanatçılar var. Babası, ilk eşi, kızı… Zerrin Arbaş Hanımefendi’nin babası ünlü Türk ressamı Avni ARBAŞ.</p>
<p>Zerrin Hanım’la ilk görüşme talebimi olumlu karşılıyor, bir iki ertelemeden sonra nihayet görüşüyoruz. Kemerburgaz’da Göktürk Mahallesi’nde oturuyor. Gerçekten Lüks evlerle dolu bir yer burası. Komşularından biri Fatih Altaylı, bir diğeri Sadettin Saran, yakınlarda bir yerde Küçük Emrah ikamet ediyor.</p>
<p>Yoğun bir trafikten sonra ulaşıyoruz Kemerburgaz’a. Kapıda görevliler isim soruyorlar ve Zerrin Hanım’ı arıyorlar. Ahhh ahhhhh işte Bahçeşehir-Esenkent’te böyleydi bir zamanlar. Girişte adınız kime geldiğiniz sorulur o kişiyle görüşüp sizi içeri öyle alırlardı. Kendi içinde izole seçkin bir yer burası. Geçiş izni alınca içeri giriyoruz. Zerrin Hanım’ın evini görevliler gösteriyor. Oğlum arabayı park ederken şahane, pembe bir villa mı desem, konak mı desem bilemedim. En uygunu Köşk sanırım, kapı açılıyor ve incecik zarif bir genç kız kapıyı açıyor. Vallahi televizyon insanları kilolu gösteriyor. Zerrin Hanım çok zarif incecik…Ve yaşı olmayan kadınlardan.</p>
<p>Deniz gibi gözleri enginliği anlatıyor. Bale eğitimi aldığı için çok zarif…Güzellik kelimesi az kalıyor Zerrin Hanım söz konusu olunca. Sabah dersten çıkıp gittiğimden saçım başım dağılmış, oysa ki karşımda şık, incecik, zarif bir hanım var.</p>
<p>Zerrin Arbaş ile beraberiz Türk sinemasının önde gelen isimlerinden. Çok samimi karşılanıyorum ve salona alıyor beni. Hava çok güzeldi, yeşillikler içinde bahçede oturmaya karar verdik. Elleriyle yaptığı kurabiyelerle birlikte, kahvelerimiz de masada yerini aldı. Sorularımızı yöneltiyoruz kendisine;</p>
<p><strong>S.Ö: Biraz sizi tanıyalım sanat hayatınıza başladıktan günümüze kadar neler yaptınız? Sanat hayatınızda hangi noktadasınız?</strong></p>
<p>Z.A.: Evet ben Paris’te doğdum İstanbul’da büyüdüm 18 yaşındayken de Los Angeles’a gittim. İstanbul’dayken Saint George Avusturya Lisesinde öğrenciydim aynı zamanda İstanbul konservatuarında bale bölümünde öğrenciydim 15 yaşındayken baleden mezun oldum ondan sonra tiyatro bölümüne girdim. 18 yaşında kadar konservatuarın tiyatro bölümündeydim. Ondan sonra bir tesadüf eseri güzellik kraliçeliği derken 18 yaşında L.A da kendimi buldum. Sonraki 30 senem L.A. da geçti. 67 senesinde evlendim. 1968 de Derya doğdu. Bu arada da 1973’den 1978’ e kadar da İstanbul’da bir film hayatım oldu. Yine bir tesadüf eseri seyahat için İstanbul’a gelmiştim.1973’te o sırada Memduh Ün yeni bir filme başlıyordu çok sevgili dostum Turgut Demirağ o da o zamanın büyük yapımcılarından “aman dedi sen buraya gelmişken Memduh’la tanıştırayım belki hemen bir filmde çevirirsin” dedi. Derken ben “Toprak Ana” diye Fatma Girik, Tamer Yiğit ve ben film çektik. Onun akabinde başka bir şirket bana teklifte bulundu. Ertesi hafta Burgazada da Tarık Akan Hülya Koçyiğit ve ben “Yeryüzünde Bir Melek” filmini çektik. Derken hemen bir üçüncü film teklifi geldi. Bu da “Gazi Kadın” filmiydi. Bu filmde de Türkan Şoray, Kadir İnanır ve ben. Tabi L.A. gitmem baya uzadı. Sonradan döndüm tabi L.A da hayatım devam ediyor. Ertesi yaz Memduh Ün’ün şirketi bir “Battal Gazi” filmi yapıyordu Cüneyt Arkın ile. “Battal Gazi” filminde Cüneyt Arkına eş olarak beni seçti. “Battal Gazinin Oğlu” filmi bitti. Arkasından da yine Cüneyt Arkınla “Deli Yusuf” diye bir film başladı. Yani birdenbire benim İstanbul’da bir sinema hayatım başlamış oldu.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Babanız Avni Arbaş’tır. Sizin de resim yeteneğiniz var mı? </strong></p>
<p>Z.A.: Yok maalesef.</p>
<p><strong>S.Ö.: Birçok dizi film ve sinema filmi yaptınız. Sizi en çok heyecanlandıran hangisiydi. Sizi en çok mutlu eden beni yansıtıyor dediğiniz? </strong></p>
<p>Z.A.: Bizim “Kara Melek” diye bir dizimiz vardı. O dizide ki Lamia Saylan rolü. O bana çok uygun bir roldü. Nuran Devres senaryoyu yazmıştı. Zaten senaryoyu yazarken benimle tanıştı. “Bir rol yazdım dizi olarak çekilecek çok isterdim siz oynayın” Dedi. Böylece biraz da onun sayesinde ben bu role angaje edildim. Bu dizi çok başarılı bir diziydi. 1997’den 2000 senesine kadar devam etti. 3 sene 110 bölüm çekildi. O zamanın en çok seyredilen dizisiydi. Çarşamba akşamları millet işini gücünü bırakıp “Kara Melek” seyrediyordu.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sonra Aşk-ı Memnu var. </strong></p>
<p>Z.A.: Aşk-ı Memnu çok sonra tabi. Dizinin son 6 ayında idi benim rolüm. Şimdi hala Aşk-ı Memnu seyrediyorum sabah 9 da kanal d de tekrar gösterilmeye başladı. Bende her sabah seyrediyorum zevkle. Aşk-ı memnu Türk dizi piyasasında yapılan en mükemmel en kusursuz dizi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Eskiden çekilen ile kıyaslarsak?</strong></p>
<p>Z.A.: O da iyiydi. Eski çekilen o zamana göre fevkalade başarılıydı. İnsan gerçekten bıkmadan izliyor. Ve kusur yok. Diyaloglarda çekimlerde mekân ne kadar güzel kullanılmış. Oyuncular ne kadar güzel oynuyorlar. Her şey orada mükemmel. Bir yönetmenin bu kadar titiz çekim yaptığını ben başka dizide görmedim.</p>
<p><strong>S.Ö.: Şu an takip ettiğiniz diziler var mı?</strong></p>
<p>Z.A.: Var. “Hayat Şarkısı” bayılıyorum. Beni çok mutlu ediyor. O kadar bayıla bayıla izliyorum ki. Oyuncular da süper. O şeker kız Burcu Biricik Grace Kelly gibi bir şey. Ne tatlı ne güzel oynuyor. Birkan Sokullu, Bayram Cevher! Bayram’a bayılıyoruz tabi. Ahmet Mümtaz Taylan. Orada ki Süheyla Hanım, Seray Gözler oynuyor onu da. Hala başarılı bütün aile oynayan her kişi olağan üstü.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama eskilerin daha eğitimli daha iyi işler çıkarttığını düşünüyorum. </strong></p>
<p>Z.A.: hayır hayır eskiler bilakis eğitimsizdi. Şimdikiler eğitimli. Yeni yıldızların geçmişlerine bakıyorum hepsi üniversitenin tiyatro sinema bölümünden mezun. Üniversitenin tiyatro sinema bölümünde olmayan da Müjdat gezen vs&#8230; Gibi insanların okullarında eğitim görmüş hepsi çok eğitimli insanlar.  Ve de şimdi mesela eski tiyatro artistleri var onlarda hakiki tiyatrocular mesela Selçuk Yöntem, Çetin Tekindor… Onlar eski zamanda hep dublaj yapıyorlardı. Tiyatrocuların %99 u sadece dublajda kullanılıyordu. Onlar seslendiriyordu sinema yıldızlarını. Sinema yıldızlarının tiyatro kökeni yoktu. Çok azı konservatuardan geçmiştir. Çoğu güzel diye keşfedilmiş “aaa ne kadar yakışıklısın gel seni oynatayım.” Demiştir yönetmen. O kişide büyük yıldız haline gelmiştir. Ama şimdi ne kadar güzelsin diye alınmıyor ciddi eğitimden geçmiş insanlar. Mesela mankenlikten gelenler bile eğitim aldılar. Hiç kimse has bel kader bir yere gelmedi.  Şimdi daha zor sesle olduğu için bu insanların hepsi ezberleyip kendi sesleri ile oynuyorlar. Eskiden dublaj diye bir şey vardı yani. Yeşilçam hep dublajdı. Durumlar iyi ama bizim diziler dünya çapında izleniyor. Duyduğuma göre Amerika’dan sonra en çok dizileri satılan millet Türkiye’ imiş. Türk dizileri dünya pazarında yer etmiş durumda.</p>
<p><figure id="attachment_10119" aria-describedby="caption-attachment-10119" style="width: 333px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg"><img class="size-full wp-image-10119" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg?resize=333%2C500" alt="Zerrin Arbaş" width="333" height="500" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/72552_d.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10119" class="wp-caption-text">Zerrin Arbaş</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Zorlandığınız bir rol oldu mu? bu beni yansıtmıyor dediğiniz keşke oynamasaydım dediğiniz.??</strong></p>
<p>Z.A.: yok öyle bir şey pek hatırlamıyorum. Benim ilk oynadığım film “Toprak Ana” o mesela köyde geçen bir filmdi oradaki köylü kızı rolü bana uygun bir rol değildi. (Avrupai bir görüntüsü var Zerrin Hanım’ın)</p>
<p><strong>S.Ö.: Çok zarifsiniz çok güzelsiniz. Bunu sürdürmek için neler yapıyorsunuz bir diyet, güzellik programınız var mı? </strong></p>
<p>Z.A.: Yediğime içtiğime çok dikkat ediyorum. İki üç kilo aldığımı fark edince hemen bir diyete giriyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Kandırmaz mı sizi tatlılar?</strong></p>
<p>Z.A.: Yok benim yemekle çok aram yok. Ben yemek seven bir insan değilim. Ben peynir ekmek ve çay ile çok mutlu olabilen bir insanım. Bir simit beni daha mutlu ediyor. Bir de cookie gibi bisküvi gibi kurabiyeleri çok seviyorum ama ağır tatlıları baklava börek hiçbir zaman sevemediğim için o konuda biraz şansım var gibi.</p>
<p><strong>S.Ö.: Güzelliğiniz için gittiğiniz devam ettiğiniz bir salon var mı? </strong></p>
<p>Z.A.: Yok hiçbir şey yapmıyorum fazla jimnastikle de aram yok benim fakat çok hareketliyim evin içinde in çık in çık çok yapıyorum çok yürüyorum. Zaten çok hareketli olduğum için ayrıca bir spor salonuna gitmiyorum.  Oturduğum yerden çok memnunum çünkü yürüme alanları çok çıkınca sokağa. Bir şeye ihtiyacın olduğunda Göktürk’e yürümek gerekiyor. Göktürk’e kadar 1-2 km yürüyorsun. Zaten doktorlar ne diyor mümkün olduğu kadar yürüyün. Sophia Loren’in bir röportajını dinlemiştim. Sophia Loren dedi ki; “yürüyebildiğim her yere yürüyerek gidiyorum.”</p>
<p><strong>S.Ö.: Bizler arabaya çok alıştık her yere arabayla gidiyoruz. </strong></p>
<p>Z.A.: Çok çok yanlış ama maalesef öyle şimdi ben L.A. da oturduğum zaman, tabi biliyorum herkes her yere araba ile gidiyordu. Ama L.A. zaten yürümeye müsait bir yer değildi. Çünkü mesafeler çok uzak birbirinden. Öyle bir şehir ki sen araba kullanmazsan kötürüm gibi oluyorsun. Ama İstanbul’da öyle değil her yer birbirine yakın. Biraz yürüsen nereye gideceksen gidebiliyorsun. Daha yürümeye müsait bir şehir. Ben mesela eczaneye ya da markete gideceksem arabayla gitmem çok saçma.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ama işte sosyal hayatın getirdiği bizim yanlışlarımız bunlar aman geç kalacağız filan…</strong></p>
<p><strong> </strong>Z.A.: O başka tabi devamlı işi olan bir insan için mecbursunuz. Sizin durumunuzda biri için mesela bir yerden bir yere gitmekte araba ihtiyaç.</p>
<p><strong>S.Ö.: Zerrin Hanım sizi ne motive eder? Sizi harekete sevk eden nedir? Kendi içiniz de mi bu enerjiyi buluyorsunuz? </strong></p>
<p>Z.A.: İnsanlar. Ben çok insan seven bir insanım. O yüzden insanlar beni hayata bağlıyor. Dostluk çok önemli. Ben tabi çok iyi niyetli optimist yani iyimser mizaçtayım bunu yay burcu olmaya bağlıyorum. Hoş görülü hiçbir şeyi fazla dert etmeyen problem çözen ve hayatta hep a-b-c planlarım olduğu için bir plan olmazsa ikincisi hazır. Her derde deva kafa yapım var. Çok optimistim bildiğiniz gibi değil.</p>
<p><strong>S.Ö.: Biraz babanızdan söz edelim mi? 22 yaşında tanıdınız kendisini. Çok başarılı bir insan. </strong></p>
<p>Z.A.: Evet  evet  babacığım öyle oldu. Çok büyük bir ressam gerçekten hakiki bir ressam. Babam 30 sene Paris’teydi. Onun için ben maalesef bütün çocukluğumu burada büyük annem büyük babam ile geçirdim. Çünkü vefat etmişti doğumda. Ben 6 aylıkken babam beni İstanbul’a yollamış. Bende büyükannem büyükbabam ile yetiştim. Amerika’ya gittikten sonra eşim dedi ki; “artık babanı görme zamanın geldi senin” beni Paris’e yolladı. Böylece bende 22 yaşındayken ki o zaman Derya’ da doğmuştu o da altı aylık filandı o sıralarda. O şekilde ben babamın karşısına çıktım. Ona bir sürpriz yaptım. Ertesi sene babam L.A.’a geldi.  New York’ta bir resim sergisi vardı. O vesile ile Amerika’ ya gelince bizi ziyaret etti. Sonra da artık ayrılmadık. Ben bu filmleri yaparken İstanbul’da 1976 senesinde babam temelli olarak memlekete döndü. Paris’ten İstanbul’a dönüş yaptı. Artık hep beraberdik. 2003’te vefat etti 84 yaşındaydı.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki sizi yönlendirdi mi?</strong></p>
<p>Z.A.: Hayır. Sadece ben bir sanatla ilgilendiğim için çok memnun kaldı. Beni çok teşvik etti çok sevindi. O sırada benim tam film yaptığım sırada çok gülüyordu babam diyordu ki eskiden sen “Avni Arbaş ‘ın kızıydın ama şimdi diyorlar ki Avni Arbaş Zerrin Arbaş ‘ın babası.” Bu çok komik bir şey oldu. Medyatik olunca öyle oldu tabi. Babam tabi olağan üstü bir ressam.</p>
<p><strong>S.Ö.:  Zerrin Hanım sizi buralara getiren hayatınızdaki köşe taşlarından söz edelim. Sizin için en önemli köşe taşları? </strong></p>
<p>Z.A.: Ben daha 11-12 yaşındayken en büyük hayalim Amerika ya gitmekti. Hollywood’u görmek filan. Ama bu bende ulaşılması zor bir hayaldi. Bu arada tabi Paris’e gidebilirdim okulu bitirdikten sonra çünkü babam Paris’te. Ama Amerika’da da tanıdığımız yakınımız bir ahbabımız yok. İşte 1965’te benim kendimi birdenbire Amerika’da bulmam hayatımın dönüm noktası odur. Ondan sonra Dehl Berti ile tanışmam iki sene sonra 1967 de. Dehl Berti olağan üstü bir insandı. Bunlar hep önemli. Mucizelere hep inandım. Bir de insan kafasından çok geçirirse oluyor. Düşünme gücü; SECRET’ta çok inanıyorum. Ne düşündüysem oldu. Çok enteresan. Ne düşündüysem ne aklıma geldiyse bütün hayatım bu yünde gelişti. Bir ara Aşk-ı memnu oynuyordu. Yazmışım bir yere “inşallah bana da aşk-ı memnuda bir rol gelir.”</p>
<p><strong>S.Ö.: Diyorlar ya “evrene yanlış mesaj yollama.” Demek ki bu doğru bir şey. </strong></p>
<p><strong> </strong>Z.A.: Evet evet. Sonra 1.bucuk sene geçti aşk-ı memnu başlayalı bir gün 2009 un sonuydu Aralık 2009. Aşk-ı memnu haziranda bitecek sadece 6 ayı kalmış. Ay yapımdan aradılar beni dediler ki “Nebahat hanımın bir arkadaşı vardı o da Gülizar Irmak Ankara Devlet Tiyatrosundan bir hanım onun tiyatrosu olduğu için rolüne devam edemeyecek onun için biz oraya başka bir arkadaş ama aynı rol değil başka bir arkadaş rolü yazdık bu da size çok uygun olabilir biz öyle düşündük lütfen siz bu rolü oynar mısınız?” “Gayet tabi memnuniyetle.” Dedim. Orada bulunmak benim için bir şeref. Ama bakın nerden nereye değil mi?</p>
<p><strong>S.Ö.: Yaşam insanın karşısına öyle şeyler çıkartıyor ki diyorsunuz ki; Allah Allah gerçek mi bu? </strong></p>
<p>Z.A.: Aynen öyle mesela fazla istememişsinizdir o olmaz. Yeterince istemezseniz olmaz. Baya yoğunlaşacaksın o istediğin şeye.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki reenkarnasyona inanıyor musunuz?</strong></p>
<p>Z.A.: Onu tam olarak bilmiyorum. O insan başka bir insan olarak geldikten sonra önemi yok ki, ne manası var? Sizin aynı hayatınız devam etmeyecek ki. Başka bir hayatta zaten hatırlamayacaksınız. Ben falancaydım da filanca yerde yaşadım da diyemeyeceksiniz ki.</p>
<p><strong>S.Ö.: Ruhu iyileştirme, tekâmüle ulaşmak diyorlar. Daha iyiye daha iyiye ulaşmak.</strong></p>
<p>Z.A.: Çok güzel olursa olur ama şu an bize bir faydası yok(gülüyor).</p>
<p><strong>S.Ö.: İlk eşiniz Kızılderili kendisi değil mi? Onun kültürüyle bizim kültürümüzün benzeştiği yönler var değil mi?</strong></p>
<p>Z.A.: Evet Apaçi o. Tabi ki çok benzermiş. Benzediğini söylüyordu. Kilimlerdeki desenlerden çok belli oluyor. Çünkü söylendiğine göre Türkler Orta Asya’dan gelmişler. Kızılderili’ler de Orta Asya’dan geliyorlar. Onlar Bering Boğazı’nı aşıp Amerika’ya geçiyorlar. Onun için aynı köklerden gelebiliriz.</p>
<p><strong>S.Ö.: Benim bir arkadaşım var Akdeniz Ün. Mehmet Ali Hoca o da doçent orada bunu inceliyor. Kızılderili desenleriyle Türk desenleri arasında ki bağdaşan noktaları. Çok benzeşen yönler buldu. </strong></p>
<p>Z.A.: Doğrudur kilim desenleri acayip birbirine benziyor. Olabilir yani mantıken de olur. Onlar Asya’dan Amerika kıtasına geçtiler bizimkilerde buraya geldiler.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sizin çok güçlü bir insan olduğunuzu görüyorum. Babanızı kaybettiniz. Hatırlatmak istemiyorum. Beş gün arayla kızınızı kaybettiniz. Peki herhangi bir yardım aldınız mı? Ne uyguladınız? </strong></p>
<p>Z.A.: Ben mantıklı bir insanım her gün dünyada binlerce insan ölüyor. Madem ki dünyaya geliyoruz; dünyaya gelen insan maalesef ama erken ama geç dünyayı da terk etmek zorunda. Kimse dünyada sonsuza kadar yaşamıyor. Öyle bir şansımız yok. Benim annem 26 yaşında vefat etti ben doğarken çok gençti. (Ona doğumda ölen annesinin ismini vermişler.) Beni anneannem yetiştirdi. O zaman 50 yaşındaydı anneannemde. Yani kızını kaybetmiş bir kadının kızı olarak büyüdüm. Anneannem hiç oturup ta ağıt yakıp ağlamadı. Demek ki o da güçlü kadındı. Ve ben öyle bir kadının kızıydım. Kızıydım diyorum çünkü anneannemi anne olarak benimsedim. Anneanneciğim rahmetli öyle bir acı yaşamış hayat öyle ki aynı şekilde bana da yaşattı bunu maalesef. O zaman ben bunu tevekkülle karşıladım. Bir an da bir kan pıhtısı beyne gidip tıkayabiliyor. Ondan sonrası yok.</p>
<p>Sevgili Zerrin Arbaş ile kahvemizi ve elleriyle yaptığı güzel kurabiyeleri atıştırırken yan taraftaki köşkte birtakım tadilatlar yapılıyor ama gürültüler Zerrin Hanım’ın canını sıkmıyor o bunları olumlu karşılıyor, o kadar iyi niyetli ki. O kadar tatlı bir insan ki. Evinde zaman geçirmeyi çok seviyor. Göktürk Mahallesi diğer adıyla Kemer Cauntry iş adamı Esat Edin tarafından inşa edilmişti, böyle bir yeri yaptığı için Esat Edin’e dua ediyor. Eşinin ölümünün ardından Esat Edin’in   3 çocuğunu alıp Kaz Dağları’nda çadır kurduklarını, o gece barajın kapağının açıldığını ve böylece boğulduklarını anlatıyor üzüntüyle. “Burada mezarlıkta yatıyorlar ufacık mezarları diyor. Böyle ölümlere çok üzüldüğünü belirtiyor. Özellikle Barış Akarsu için “o’na çok üzüldüm, çocuğun yapacağı çok sey vardı” diyor.</p>
<p>Eskiden Tarabya’da oturduğunu orada emlakçılık üzerine iş kurmuş fakat “her yer alınıp satıldı yer kalmadı Tarabya’da” diyor. Sonraki süreçte buraya yerleşmiş. Sonra sevgili Zerrin Hanım ban diyor ki; şimdi sen söyle bakalım kaç yaşındasın, evli misin, çocuk var mı? Yaşımı duyunca gözlerine bir hüzün çöküyor, “Derya’mla aynı yaştasın” diyor. Evli olduğumu söyleyince “Kocan iyi birimi mutlu musun” diye soruyor. Olumlu yanıt alınca yüzüne yeniden ona çok yakışan gülümsemesi yerleşiyor. Çocuklarımın ikiz olduğunu duyunca adlarını soruyor. Her şey için teşekkür edip müsaade istiyorum. “Ama yine gel” diyor. Ece’ye ve Efe’ye selam söyle öp benim için diyor. Mutlu oluyorum.</p>
<p>Zerrin Arbaş; eğitimiyle, zarafetiyle, her şeyiyle harika bir kadın. Çağdaş Türk Kadını. Örnek bir sanatçı olduğunu düşünüyorum, meslek olarak oyuncu olmak isteyen gençlerimiz Zerrin Hanım’ı örnek alması çok yerinde olur düşüncesindeyim. Bana bu fırsatı verdiği için kendisine sonsuz teşekkürler ediyorum.</p>
<p><figure id="attachment_10125" aria-describedby="caption-attachment-10125" style="width: 254px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg"><img class=" wp-image-10125" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?resize=254%2C338" alt="Zerrin Arbaş'la röportaj" width="254" height="338" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?w=1942&amp;ssl=1 1942w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?resize=768%2C1024&amp;ssl=1 768w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/20170411_165242-e1500146066908.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10125" class="wp-caption-text">Zerrin Arbaş&#8217;la röportaj</figcaption></figure></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/">Zerafetin Simgesi, Zerrin Arbaş İle Rüya Gibi Bir Öğleden Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zerafetin-simgesi-zerrin-arbas-ile-ruya-gibi-bir-ogleden-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10105</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Jun 2017 08:48:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9404</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır; sizi gözlerindeki ışıltı ve bakışlarındaki zeka pırıltılarıyla etkiler, sevgiyle süslediği sözleriyle vazgeçilmeziniz olurlar. Bakmaz onlar, şiir yazarlar gözleriyle. Hani hayatınızın bir parçası olsun istersiniz. O insan hayatınızda olursa tüm problemleri çözer gibi gelir. Olağanüstü donanımlarla bezemiştir yaratıcı onları, bülbül gibi dilleri, kütüphane gibi bilgileri, çok ileri eğitimleri vardır. Hayatları boyunca kültürün eğitimin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/">Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır; sizi gözlerindeki ışıltı ve bakışlarındaki zeka pırıltılarıyla etkiler, sevgiyle süslediği sözleriyle vazgeçilmeziniz olurlar. Bakmaz onlar, şiir yazarlar gözleriyle. Hani hayatınızın bir parçası olsun istersiniz. O insan hayatınızda olursa tüm problemleri çözer gibi gelir. Olağanüstü donanımlarla bezemiştir yaratıcı onları, bülbül gibi dilleri, kütüphane gibi bilgileri, çok ileri eğitimleri vardır. Hayatları boyunca kültürün eğitimin güzelliğin zarafetin sentezi gibidirler. Yürümez onlar sizin gözünüzde; görünmez kanatları vardır, elleri şefkat, sevgi, ilham verir dokununca ellerinize. Kötülük, kıskançlık onlardan uzak duygulardır ve hayatlarında asla yer alamaz. Gözleri pırıl pırıl akan nehirler gibidir, kimi zaman coşkun akan, kimi zaman engin sakin ve ılıman. Diyorum ya Yüzüklerin efendisi’ nde gördüğümüz “elf’ ler” gibidir. Tanrı’nın tüm güzelliği bahşettiği melek gibi insanlar. İşte onlardan biri Ayla ALGAN’ dır.</p>
<p>Bildiğiniz gibi mesleğinde başarılı olmuş sanatçılarımızla bir söyleşi gerçekleştiriyorum.</p>
<p>Aklıma ilk gelen isimlerden biridir “Ayla ALGAN” … Bilmiyorum neden isminin her anıldığı yerde içim sıcacık olur, belki de çocukluğumdan beri bildiğim için şarkılarını. “Hamsi Paluğu, Koca Öküz” isimli şarkılarını çok severdim. Ne zaman duysam eşlik ederdim. Yıllar sonra izlediğim “Ali’ye” isimli dizide ki ailesinin üzerine titreyen “Refüj anneanne”. Kurtlar Vadisinde ki “Prof. Anadolu” ve daha nice ömür defterinde yer verdiği nice beyaz sayfalar. Ve bu sayfaları renklendiren karakterleri bu kadar güzel yansıtması… Taktire şayan olmasındandır ki hayatına bunca ödülü bunca başarıyı, mükemmel bir eğitimi sığdırmıştır. O’nun karnesi hep çok iyi lerle doludur. Çok iyi bir oyuncu, çok iyi bir sanatçı, çok iyi bir vatandaş, çok iyi bir eş, çok iyi bir anne ve çok iyi bir büyükanne onun hayatında vasatlığa yer olmayacaktır. O isim sevgili Ayla ALGAN Hanımefendidir.</p>
<p>Harbiye’de ki evini Sevgili Özel Asistanı ve Eğitim Koordinatörü; Sevinç Hanım sayesinde kolayca buluyorum. Kalbim küt küt zili çalıyorum. Kapıyı Sevinç Hanım açıyor. Sıcak bir neskafe eşliğinde biraz sohbet ediyoruz. Derken kapıdan o tatlı yüzü ve ifadesiyle Ayla Hanım beliriyor. Sarılıyoruz, beni röportajlarını yaptığı masaya alıyor. Ve söyleşimize başlıyoruz.</p>
<p><strong> S.Ö:   Güzel gözlerinizde ve teninizde göçmenliğin daha doğrusu Avrupai ligin etkisini görüyoruz. Soy ağacınız nerelere dayanıyor. Sanattaki bu verimliliğinizi bu senteze bağlayabilir miyiz?</strong></p>
<p>A.A:  Benim annem de babamda Giritli ama annem bura Giritli yani büyükbabam daha çocukluğunda göç etmişler. Babamın tarafı da son mübadelede geldi. Dolayısıyla annem bura Giritlisi İstanbul’da doğdu.  Bende burada doğdum Osman Bey’de.  Babamda 18 yaşında filan ancak Venizelos’un oğlu onlara izin verdi çiftliklerinizi satın parasını da alın gidin diye. Öbürleri hep kaçak geldi. Cebinde paralar öyle geldiler.</p>
<p><strong>S.Ö: Anne tarafından sanatın bir başka dalı “Resim” ile ilgilenildiğini, annenizin ressam olduğunu biliyoruz. Siz sanatın her dalında büyük başarılar göstermişsiniz, resimde de yeteneğiniz var mı?</strong></p>
<p>A.A: O dönemde annemde resim okuyordu Mimar Sinan’da İbrahim Çallı’ydı hocası müzik severdi şarkı söylemeyi severdi. Benim çocukluğum için diyorlar ki; “bu daha yürümeyi bilmeden samba yapıyordu duvara tutunup.” Dolayısıyla galeriler yoktu hiç ressamlar için onun için portre yapıp satıyorlardı. Annemde portre yapınca kız arkadaşından para mı alacak deyince stilist oldu. Yani model çiziyordu. Senede iki kere Paris’e gidiyordu. Cristian Dior, Jack Fath (Modacı Jacques  Fath) onlarla çalışıyordu. Onlara bizim renklerimizi götürdü. Mor ile cam göbeği mesela şaşırıyorlardı “nasıl bu bununla beraber olur.” Bütün o kök boyalar, kilimlerde ki kök boyalar onu da okumuştu çünkü akademide. Stilize ediyordu laleleri, karanfilleri. Ve mecburen öyle yaptı sonra babamın parası gelince Girit’ten babam, ha bir ara telgrafhanede çalıştı eski yunanca biliyordu çünkü. Girit’te ilkokul Türkçe idi sonra ortaokulu ya izin veriyorlardı ya izin vermiyorlardı Rumcaya döküyorlardı. Anlattığı babamın,” Dağlardan kadınlar iniyordu” diyordu babam 12 yaşındaydım tüfek elimizde köşkün üstündeki balkonda “Svaskesti” isimleri kadınların. Korkutuyorlardı tabi onları öyle bir devre yaşadılar. Buraya gelince iyi oldu telgrafhaneyi bıraktı iş açtı kendine Galata’da. Sonra paramız oldu yani. Ama o dönemlerde ben daha doğmamıştım o zaman annem epey zorlanmış. Onlara Türk renkleri, şalvar kısa şalvar yapıyordu. Bizim kültürümüzü Fransa’ya götüren annemdir. Sonra burada gelip patron çıkarıyordu onları satıyordu. Terzilik değildi tam stilist şimdiki gibi. O zaman terzi vardı ve “Houte Couture” kutur vardı. Tekti elbise. Konfeksiyon yoktu. Ben Amerika ya gittim o dönemde de konfeksiyon yoktu burada. Bir Printems vardı Paris’te ben çünkü Paris’te okudum. Ortayı Dame de Sion’ dan bitirince Paris’te liseyi okudum. 15 yaşında gittim. Fransızcam çok iyiydi hatta edebiyat hocam hep şey diyordu “size öğrettikleri Fransızca hakiki Fransızca” çünkü kelimelerin dil etnolojisine giriyorlardı kelimelerin akrabalıkları fİlan …. Ve öyle ben hiç İngilizce almadan ders Amerika’da Fransızcayı tercüme ediyordum.  O sırada tiyatroda aktör stüdyo oluyor, kocam da vardı; Baklan’da. Diksiyon öğretiyorlar “Conversision” Fransızca “Conversation.” İngilizce aynı kelime kök kelimeleri de bildiğim için hiç okula gitmedim sadece diksiyon dersi aldım İngilizce. Ve diyorlardı ki ne güzel İngilizcen var. Ben diyordum Fransızcadan uyduruyorum. (Gülüyor). Sonradan şarkı faslına girdim. O da turizm bakanlığının Mukadder Sezgin Bey o zamanlar en iyi şarkıcılar Ajda Pekkan’dı filan ama adam dedi ki; Fransızcası çok iyiydi. Müsteşardı. Kültür bakanlığı yoktu o zaman. Sadece turizm bakanlığı vardı. Yani ben hep dışişlerine çalıştım. Rusya, Afrika, Amerika hep ve Yunus Emre nin adını tanıtmak için oralarda da her dilde de dizelerini şarkılı okuyordum. Poisşantik şarkılı şiir gibi. Ve çok sevdiler bazıları diyordu ki: “yok ya Türk olamaz Anadolu’ lu olamaz bu Yunus Emre.”  Çünkü onlarda 13. Asır tam orta çağ karanlık çağ. Fransızlarda bir Villion (François Villon) diye biri var. O aynı Yunus Emre gibi konuşuyordu. O zaman telefon vardı o kadar nasıl haberdar oldular? Onunda felsefesi benzer yunus Emre’ye ama tabi Yunus Emre’nin tasavvuf felsefesi Hegel gibi… yani ben hep batıda eğitildiğim için kendi kültürüme hep batıda nereden almış, Batı nasıl almış derken sonunda dedim ki; bizimki daha iyi. Çünkü bizim tasavvuftaki oruçlar hep doğa içinde kalmak kendini çekmek her şey felsefecinin işidir tabi de yani sosyal hayattan dışarı çıkmak doğacı olmak doğa içinde temizlik için… En sonunda tasavvuf felsefe; “düşünüyorum dolasıyla varım.” Descartes’le bitiriyor. (<strong>Cogito, ergo sum</strong>: <strong><em>Düşünüyorum, öyleyse varım</em></strong>). Gogito ergo decartın düşü…</p>
<p>Hegelden iyi… Hegel “gogito ergoy’la” bitirmiyor. Daha psikolojik daha 20. Asır felsefesini konuşuyoruz şimdi bizimki daha eski. Ve o dizeleri söyledikten sonra birden şarkıcı buldum kendimi. Zeki Müren Bey 5 bin kişilik gazinoda çıkıyor Çakıl diye bir gazino vardı Aksaray’da hala var mı bilmiyorum. Belki yıkılmıştır gökdelen yapmışlardır. “Zeki Bey dedim Yunus Emre kim dinler gazinoda içkili gazinoda.” O da “bak dinlerler göreceksin.” dedi. Sonra tabi birkaç Fransızca Şanson (Kıt’a adı verilen şarkı gibi söylenen mısra.) ekledim. Bir de kadın özgürlüğünü anlatan “Hamsi Paluğu” va “Koca Öküz” var. O “Koca Öküz” bir tuttu herkes eğlenceli zannediyor ama laflar o kadar sosyal içerikli ki o kadının; öküz öldüğü için kuma almak istiyor adam yani çalışsın diye…  Geçen Frankfurt’a gidiyorum orada 15-20 yıllık bir tiyatro var Türkçe oynuyorlar. İşte oraya gittiğim zaman beni çok seviyorlar tabi dizilerden de tabi tanıyorlar. Büyük mağazanın birinde bir kadın “Aman Ayla Hanım bu, seni çok seviyor” dedi. 4 yaşında ki çocuğu gösteriyor. “Bu nereden bilir beni ayol” dedim. Ayla diyor Ayla Algan diyor çocuk bakıyor sonra “Koca Öküz” deyince çocuk “ach so” dedi. Meğerse Koca Öküzü biliyor beni nereden tanıyacak 4 yaşında çocuk. Annesi tanıyor ve büyükannesi belki…</p>
<p><strong>S.Ö: Sayısız ödül adınız. Başarı sizin diğer adınız gibi. En çok heyecan duyduğunuz ödülünüz hangisidir?</strong></p>
<p>A.A:  Şarkı olunca bu sefer batı müziğine geçtim.  Ergüder Yoldaş ile çalıştım. Onunla ikincilik ki birinciliğimi yediler Rus’a verdiler Bulgaristan’da Türkleri hiç sevmiyorlardı çünkü.  Ama halk sürekli “bir daha söyle” diyor. Birinciye gelene kar üçüncü ikinci birinci en son söyleyecek. Sıra birinciye gelmesin diye halk “bir daha söyle” diyordu. Sonra kızdım tabi sinir oldum. Kocamda diyor ki “niye gidiyorsun?”. Polonya’dakine gittim bu sefer Sopot’a. Orada birinciliğimi aldım. Orada Kızılderililer üzerine bir şarkı yaptım. Yarısı kızılderili, yarısı Fransızca, yarısı İngilizce; Porto Rikolulara bağladım. “As no time for us” diye “no plays for us” diye bak onu da neden anlatıyorum hep bizi küçültmek istiyorlar Avrupa’da hıncımı alayım diye yaptım. Çünkü tam Kızılderililere ne yaptılarsa anlatıyor şarkı. “Bizim diyor babamın o kırlarda at koşturduğu yerde Times Squere yaptılar diyor. Lipsitik ile petrol kokuyor diyor orası.” Onu sansüre koydular. Dünya çapında bir şeye Times Squere diyemezsiniz dediler tamam dedim. E iki hece cehennem dedim, cehennem yaptılar o bölümü o macerada öyle. (Okuyucularımız You Tube’de bulabilir. Ayla Algan’ın Sopot’u deyim yerindeyse fethedişini. O nasıl bir yorum, o sahnede devleşme, susmadı alkışlar susmadı ta ki tekrar çıkıp şarkısını tekrar söyleyene kadar. Efsaneydi, Şahaneydi) …</p>
<p>Sonra müzikallerde oynadım. Yıldız Kenter, Müşfik Kentler ’le üç kuruşluk operada oynadım. Ama daha politik şarkılar söylemeyi seviyordum; layloylom değil. Ama sonra tabi plağa girince mecbursun. Ama yine de “Koca Öküz”, “Hamsi Paluğu’nu” Karadeniz’i gezerken ben hep yaşlılardan masal ninni şarkı söylüyorsa onları hep toparlardım. Bir kadına rastladım çay büküyordu kocasına söyleniyor; başımdaki yazmanın ben verdim parasını denizdeki takanın ben aldım yarısını…(gülüyoruz) Engin evladım hemen müzik yaptı. Ajda’nın bir söz yazarı var hemen o da Türkçelerini yaptı bir çıktı bir tuttu o da koca öküz kadar.  8 Mart şarkılarım diyorum onlara kadın özgürlüğü şarkılarım. Tabancasız tüfeksiz hakkımı alacağım hamsi balığı gibi hop hop oynatacağım diyor. Şarkıları böyle toparladım. Muhsin hoca bölge tiyatroları böyle çıkınca hiç istememişti o. Zaten bölge tiyatroları Köy Enstitüleri kapandıktan sonra bir Marshall yardım verdi Amerika ki en azını bize verdi en geri kalmış memleketlere çok daha fazla para gitti. Ve enstitüleri de Rus eğitimidir diye kapattı. Yerine bölge tiyatrolarını kurarsak dedi. Köy enstitüleri, bölge tiyatroları, halk evleri üçgeni içinde tiyatroyla doğru Türkçe öğretecek müzik yapacak mesela kaval çalan çoban gelip flüt çalacak cumhur reisinin orkestrasında düşüncesi vardı. Öyle bir yaptılar ki yine burada konservatuarlar ya da nerdeyse oradan çıkan çocuğu oraya yolluyor. O zamanda dedim ki bari benim yaptığım gibi masalları ninnileri eski Anadolu yaşlı kadınlara gidin konuşun fotoğraf çekin oradan oyun çıkarın bari dedim.  Kalkıp bilmem ne kasabasına Shekspir yine iyi benziyor bari onları yapın dedim. O kızlar heba oluyordu şehirde okumuş konservatuarı bekliyor ki şehirde oynayacak kendi şehrinde İzmir, Mersin bilmem ne köy bucak yolluyorlar.</p>
<p><strong>S.Ö: Yeterlimi sizce konservatuarlarda ki eğitim?</strong></p>
<p>Ben artık yollamıyorum. Hocada kalmadı artık. Çok idealistler gidiyor iki ders veriyor sonra öbürü geçiyor yani bir bütün yok. Hocalar bir araya gelip çünkü diksiyon almaya mecbursun dekor kostüm yapan mecbur şarkı söyleyen mecbur bir klik kuramadılar. Klan gibi yaşamak lazım tiyatroda yani ontik bir sanat dekor kostüme benzemez kostüm müziğe benzemez ışık yazara benzemez onun için İsmail Tunalı’ nın ontolojisini okuyun diyorum. Ontolojiyi bu zamanda çocukların bilmesi lazım. Çünkü sadece bir yönü aldıkları için mesela Sosyoloji okuyor Sosyal Psikolojiden hiç haberi yok. Hep aynı fenomeni aldıklarının farkında değiller. O zaman forum tiyatrosuna girmek lazım. Bu fenomen psikolojik karı koca kavgası bilmem ne benle ilgili bir de sosyal benim var süje oluyor o zaman ben oluyor. Toplumsal benim var onunla onu o kadar karıştırıyor ki hele piyeslerde öyle olmadığı için aynı şeyi söylüyorlar psikolojik toplum içinde de ağlıyor. Toplum içinde dirençli gözükmesi lazım. Hero’nun başrol oynayan. Onun için bu laboratuvarı kurduk, şehir tiyatrosunda kurduk şimdi 25 sene oldu. Gelen kapatıyor sonra biz emekli olduk Erol Keskin’de vardı bizimle Macit Koper, Taner Barlas, onlarda LCC’den (Language and Culture Center) öğrencilerimiz Beklan’ ın benim Haldun Taner’in öğrencileri. Oraya başa gelen biri ne lüzumu var demiş buna.  Verdiği de 300 lira yol parası yani laborantları araştırma yapan…kadroya da almıyorlardı. Böyle idealistler yetişti. Bende dernek kurdum. En mühimi kimse kapatamıyor.</p>
<p><strong>S.Ö:  Eğitim önemli; gençleri eğiterek buna olan inancınızı kanıtlıyorsunuz. Peki alaylı oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz, eksiklikleri eğitim dışında nedir? Bundan oyuncu olmaz dediğiniz sizi şaşırtan bir oyuncumuz var mı?</strong></p>
<p><strong> </strong>A.A: Ben yaratıcı Drama’yla başladım ders vermeye dışarıya sonra baktım ki tiyatrocular sinemada iyi olmuyorlar. Bende aynı şeyi geçirdim mesela ah güzel İstanbul sadri alışıkla bana diyordu ki göğüs planda kamera yakındayken tiyatrocu gibi oynama gözünle oyna, gözünle ara gözünle düşün diyordu öğrendim. Öyle güzel öğrendim ki kamera önü derslere başladım. Şimdi 15 20 senedir sade kamera önü dersleri veriyorum tiyatro değil. Tabi karaktere girmek var sıcak sandalye dediğimiz Psikolojik Psikoteknik, Moreno tiyatrosu var orda kendini araştırmayı öğrensin diye oyuncu bütün bunlar var. İki aylıktı şimdi üç aylığa geçirdim.</p>
<p>Bir sürü de starlarım var eksik olmasınlar. Beni utandırmayan Bergüzar(Korel) var mesela harika oynuyor Vatanım Sensin’de.  Barış’ta(Arduç) öyle, mankenlikten gelen Tolgahan Sayışman’da öyle benim öğrencilerim çok iyi çıktı. Çünkü ben diksiyon dersini diyafram ses ile veriyorum. Meridith Monk’ın tekniği. Yoga mantralarına kadın sesi çıkarttırıyor. Ve sen kendi bedenin sesini buluyorsun. Sonra merkezler değişiyor tipe girdiğin zaman. Mesela ben bir kurtlar vadisinde kendi sesimi kullandım. O kadın o kadar benziyor ki bana zaten böyle giysilerimle gidiyordum. Zaten söylediklerinde “aaa benim işim ne kurtlar vadisinde” dedim.  Yok dedi bir Profesör kadının hayatını hani fizikçiler vardı ya uçaklarını düşürdüler bor yüzünden. Bor sadece Türkiye’de var. Toryum’u bulmuşlardı bunlar. Şimdi işlendiği zaman doğalgaz yapabiliyorsun elektrik yapabiliyorsun ve bor sadece Türkiye’de.  Onu duyunca ben bunları da söyleyecek miyim dedim evet deyince kayınpederimin hıncını çıkartıcam dedim. Bir günde boru devletleştirdiler bu adam bize de açık vermiyor Allahtan Kromları da vardı ve işçiye çok yakındı adam en temizi onlarındı. En az kaza yapabilecekleri şekildeydi. Aldılar Etibank’a verdiler. Etibank’ tanda Amerikalısı İngiliz’i aldı. Öyle satıldık. Dolayısıyla çok hoş neler anlattılar ben bilmediklerimi de orada öğrendim oynarken. Bir tohumlar varmış mesela bizde öyle profesörler geliyormuş o tohumu bulunca fidesini kendi ismini koyuyormuş bunu da Erhan diye biri var güya beni koruyor herkesten ben güya binmemişim uçağa yaşıyorum. Ve Toroslarda yaşamışım işte orada da araştırmalarımı işçi olarak çıkarmışım.  Ve diyor ki “nasıl kısır” biz diyorum şimdi Hollanda’dan marul alıyoruz ve kısır nasıl kısır olur ya biz diyor “karpuzun çekirdeğini saklayıp ekiyorduk dimi abla” diyor bana. Evet diyorum yavrum Türk bayrağı olan topraklarda bunlar başka profesörlerin araştırması yazılıyor ve bizde domatesi bile İsrail’den alıyoruz. Ben Çanakkale’de domates yiyorum bahçede o çekirdeği ile bile çıkmış. Ama artık o eski koku yok. Ben Amerika’ya gittikten sonra domates yememeye başladım.</p>
<p><strong>S.Ö: Sinema mı tiyatro mu? Desem… </strong></p>
<p><strong> </strong>A.A: Sinema diyorum neden çocukları yetiştirirken, şimdi tiyatrolarda şöyle bir şey oldu kuramsal eskiden konservatuar bitiren genç mecburdu şehir tiyatroları devlet tiyatroları bunları almaya tabi seçerek alıyordu ama zaten konservatuarda seçerek alıyor. 300 kişi giriyor 3 kişi alıyor Mimar Sinan…</p>
<p>Çevreye göz gezdiriyorum, girişte küçük yaşlarda ders aldığı Piyanosu, içerde küçük Botanik bahçesi, ortada çok değerli bir antika özelliği olan sini (Muhsin Ertuğrul’un hediyesi) üzerinde kendisini anlatan dergiler, oturduğumuz masanın karşısında resimler…</p>
<p>Yan tarafta Muhsin Ertuğrul’un büstü, iki tane birini annesinin yaptığı iki büst ve resimler. Sevgili eşi 2010 yılında kaybettiğimiz ünlü sanatçımız Beklan Algan’ın resmine bakıyoruz ikimizde “Ne kadar yakışıklıymış diyorum. Gözlerinden hüzün geçiyor “öyleydi” diyor. Küçük yaşlarda Bedia Muvahhit’in eşi Avusturyalı müzisyen Friedrich von Statzer’ den ders almış Ayla Algan aile dostları olan küçük Garo Mafyan ile. Bedia Muafit öyle kıskançmış ki dersin ortasında kapıyı pat diye açar girermiş. Eşi kime ders veriyor diye. İki çocuğu görünce içi rahat günün her saatinde giyindiği uçuşan saten sabahlığı sürüyerek ponponlu terlikleriyle çekermiş kapıyı. İler ki yıllarda Bedia Muvahhit Ayla Hanım’a “kocanı gönderme bir yere kıskanmıyor musun dediğinde Ayla Hanım gülerek “ben onu hamile bıraktım gidemez bir yere dermiş” ve kahkahalarla gülerlermiş bu sözün üzerine. Sonra diyor ki; “Kalp krizi geçirmişti tedavisi yapıldı. Hiçbir sorun kalmamıştı birden bu kanser çıktı ve kısa sürede…” diyor gözleri dolu. Konuyu değiştirmek için soruyorum.</p>
<p><strong>S.Ö: Actor’s stüdyo ya eşinizle birlikte gitmiştiniz, kimler vardı o dönemde?</strong></p>
<p>A.A: Joshua Logan, Elia Kazan bir de Lee Strasberg hocalarımızdı. Marlon Brando başta olmak üzere Montgomery Clift, Julie Harris, Eli Wallach, Karl Malden, Patricia Neal, Mildred Dunnock, James Whitmore ve Maureen Stapleton gibi aktörler de burada eğitim almıştı. Marlon Brando ve Marilyn Monreo bizden önce eğitim almışlardı ama zaman zaman gelir, bir tipten bir tipe geçmek, alt benlerini temizlemek için çalışırlardı. Actor’s Studio vakıf gibi bir yerdi.</p>
<p><strong>S.Ö: Siz bir vatanseversiniz. İlkeleriniz var. Size hitap etmeyen ruhunuzu ele geçiremeyen hiçbir projede gelecek vaad etse de var olmamışsınız. Bu konuda kendinizin dışında söz verdiğiniz biri var mı?</strong></p>
<p>A.A: Komedyen Fannie Brice’in hayatını anlatan Funny Girl filmi için Brice rolü Barbara Streisand’dan önce size teklif edilmişti ama, kabul etmedim. Colombia Pictures, Funny Girl filmi için 8 senelik kontrat imzalatmak istiyordu. Marlon Brando bana: “Colombia Pictures’dan hala kendimi satın alamadım” dedi. 8 senelik kontratı imzalattı mı, ne istiyorsa oynatıyor, porno bile! Bu nedenle kabul etmedim. Bir de Belmondo’ yla oynayacağım bir film teklifi geldi. Rolüm çok iyiydi; esrar içen kadınları koruyan, onları vazgeçiren bir karakterdi. Ama Türkiye’yi nasıl gösteriyor biliyor musun? Ülkemizi uyuşturucu bakımından çok kötü gösteriyordu. O zamanın Başbakanı Bülent Ecevit;” Biz sadece farmakolojik esrar kullanıyoruz” diyordu. O zamanlar şimdiki gibi mafyalar, uyuşturucu kaçakçıları filan bu kadar yoktu. Bu yüzden ülkemi karalayan o filmde oynayamazdım. Vatan haini olarak görülebilirdim.</p>
<p><strong>S: Ö: Bu hayata tekrar gelseniz kim olup nerede yaşamak isterdiniz?</strong></p>
<p>A.A: Tabi ki kendim olmak isterdim. Buraya gelene kadar o kadar uğraştım ki sadece kendim olmak isterim.</p>
<p>Biraz daha sohbet ediyoruz siyah rengi tercih etmememi öneriyor, gözlerinin renginden kıyafet seç diyor. Çocukların renk skalasından da koyu renklerin çıkarılması gerektiğini söylüyor…</p>
<p>Bir insan bu kadar mı doğal ve içten olur. Bizler Sanatçılarımızın gerçek hayatlarında farklı, ekranda farklı olduğunu düşünürüz. Sevgili Ayla Algan öyle içten ki bir anda o güzel aurası insanı çekiyor. Tüm dış güzellikler bir yana dersek ya iç güzelliği o yumuşacık kalbi, torunu evde diye o özeni, kapıya gelen balıkçıdan balığı özenle seçiyor kızı Sevi Hanım’ın yavrusu için. Ne kadar dolu bir insan kitap gibi o güzel başının içinde bir kütüphane var. Hep severdim şimdi aşığım ona. Hep hayatımda olsun isterdim.</p>
<p>İzin isteyip kalkıyorum. Sevgili Ayla Algan’a, Sevgili Asistanı beni Ayla Hanım’a ulaştıran güzel gözlü melek yüzlü Sevinç Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Ayla Hanım kendisine her zaman ulaşabilmem için Telefon numarasını veriyor. Kendisine sarılıp öpüyor ve ayrılıyorum. Merdivenlerden inerken ben böyle güzel bir insanla sohbetimden mutlu ve sıcacık kalbim…</p>
<p><em><strong>BASIN BİLDİRİSİ:</strong></em></p>
<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları ve Tiyatro Frankfurt iş birliğiyle 4’üncü kez düzenlenen Frankfurt Türk Tiyatro Festivali, 5-15 Mayıs arasında yapıldı. Türk tiyatrosunu tanıtmayı amaçlayan festivalin İstanbul’daki tanıtım toplantısına katılan Tiyatro Frankfurt Genel Sanat Yönetmeni ve Frankfurt Türk Tiyatro Festivali Başkanı Kamil Kellecioğlu, bu yılki sloganın ‘Sanata Evet’ olduğunu söyledi.</strong></p>
<p>KAMİL Kellecioğlu, festival boyunca 25 etkinlik gerçekleştirileceğini kaydederek, “Güzel bir şey yapmak istedik. Bana kalırsa güzellik göreceli değil bulaşıcıdır. Tiyatro bizim en insan yanımız. Gelin hep birlikte bu güzelliği dünyaya bulaştıralım. Gelin bütün çirkinlikleri güzelliklere ulaştıralım” dedi.<br />
Festivalin kültürlerarası bir köprü işlevi gördüğünü dile getiren Kellecioğlu, “Türk tiyatrosunun gelişimini uluslararası platforma taşımak ve yabancı sanatseverleri oyunlarımızla buluşturmak, ülkemizin zengin kültürel geçmişini ve Türk tiyatrosunun bugünkü yansımalarını tanıtmak amacıyla çıktığımız bu yolda, Frankfurt Türk Tiyatro Festivali büyük önem taşımaktadır. Frankfurt’ta Türkçe konuşan tiyatro kültürlerarası diyalog için bir köprü oluşturmak idealindedir” diye konuştu.</p>
<p><strong>ÇOCUKLAR DA UNUTULMADI</strong></p>
<p>Festival programı hakkında da bilgi veren Kellecioğlu, şöyle dedi: “Beş tane büyük prodüksiyonlu oyunumuz var. Adana Devlet Tiyatrosu, Pangar Tiyatrosu, Talimhane Tiyatrosu, Entropi Sahne ve Seyir Tiyatrosu’nun çocuk oyunuyla, birbirinden değerli oyunlar ve oyuncularımız bizimle birlikte olacak. Atölye, söyleşi ve panellerin yanı sıra çocuklarımız için yapılacak yaratıcı drama ve çocuk tiyatro atölyeleriyle çocuklarımızı da unutmamış olacağız.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_9395" aria-describedby="caption-attachment-9395" style="width: 333px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg"><img class="wp-image-9395 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg?resize=333%2C250" alt="Sevgili Ayla Algan'la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları..." width="333" height="250" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg?w=333&amp;ssl=1 333w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/aylaalgan2.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9395" class="wp-caption-text">Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/">Sevgili Ayla Algan&#8217;la Kültürel Bir Yolculuğun Sanatsal Adımları&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-ayla-alganla-kulturel-bir-yolculugun-sanatsal-adimlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9404</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Anneler Günüydü…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 14 May 2017 06:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9293</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir şiir dinletisi için sahneyi hazırlamıştım. Kırmızı bir ambiyans hâkim; kızım da şiir okuyacak ısrarla geleceksin dimi diye soruyor. Aynı okulda resim öğretmeniyim. Diyor ki orada olmalısın. Gideceğim ama neden bu ısrar? Kapıda diğer edebiyat öğretmeni arkadaşlar aralarında bir şeyler konuşuyor, ben gelince susuyorlar. Ne oluyor acaba demeye fırsat kalmadan yerim hazır babamız da gelmiş. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/">Bir Anneler Günüydü…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir şiir dinletisi için sahneyi hazırlamıştım. Kırmızı bir ambiyans hâkim; kızım da şiir okuyacak ısrarla geleceksin dimi diye soruyor. Aynı okulda resim öğretmeniyim. Diyor ki orada olmalısın. Gideceğim ama neden bu ısrar? Kapıda diğer edebiyat öğretmeni arkadaşlar aralarında bir şeyler konuşuyor, ben gelince susuyorlar. Ne oluyor acaba demeye fırsat kalmadan yerim hazır babamız da gelmiş. O pek gelmez ama ne oldu da gelebildi diye düşünüyorum.</p>
<p>Gün 1 Haziran. Şiir dinletisinin konusu AŞK. Özellikle 1 Haziran da yapılması için bu dinleti düzenlenmiş. Sonuçta anneye duyulan sevgide aşk yok mu?</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg"><img class="size-full wp-image-9295 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-1.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>Şiirler okunuyor kızım bir türlü çıkmıyor sona mı koymuşlar diyorum çocuğu diye üzülüyorum. Derken kızım sahnede, ikiziyle beraber onu doğurduğum gün benim hayatımda yaşadığım en güzel gündü, minicik parmakları şimdi mikrofon mu tutuyor diye düşünüyorum. Gözlerim doluyor. Buraya kadar her şey yolunda. Şiirini okuyup bitirdikten sonra, rejiye sesleniyor “fon alabilir miyim” diye. Şaşırıyorum ve beni ömrüm oldukça unutamayacağım bir ana sürüklüyor.</p>
<p>“Anneciğim bugün senin doğum günün, şimdi sana yazdığım şiirimi okuyacağım, iyi ki doğdun iyi ki benim annemsin” diyor.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg"><img class="size-full wp-image-9296 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?w=858&amp;ssl=1 858w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-2.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>Ve bana yazdığı, öğretmenleriyle bana hazırladıkları bugünü unutulmaz kılıyorlar. Benim gözlerimin içine baka baka okuduğu bu şiirle tüm salonu, beni, babasını gözyaşları içinde bırakıyor…</p>
<p>27.04.2011</p>
<h2><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg"><img class="size-full wp-image-9297 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-4.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>ELA GÖZLÜ MELEĞİME…</h2>
<p>Kimi zaman uzak diyarlarda arardım çareyi</p>
<p>Kuş olup hangi evin çatısına kondum</p>
<p>Kaçıncı baharda açtı çiçeklerim…</p>
<p>Ben gözlerindeki o elada buldum aşkı…</p>
<p>Nemliydiler…</p>
<p>Soğuk rüzgâr çarpıp ta üşüyeceksin diye,</p>
<p>Telaşım…</p>
<p>Suskun bir sonbaharın habercisi martılar…</p>
<p>Seni bu şehirden götürecekler sandım,</p>
<p>Ondandır sevmeyişim kuşları…</p>
<p>Ondandır simit atmam hiç…</p>
<p>İstanbul küsmüşse bana ne</p>
<p>Sen küsme ellerimi hiç bırakma…</p>
<p>Bazen küserdin…</p>
<p>Sen mi çocuksun ben mi çocuğum,</p>
<p>Anlayamazdım…</p>
<p>Karanlık gecelerde güneş gibi doğardın…</p>
<p>Ellerinin sıcağını hiç eksik etme…</p>
<p>Yıldızlarla gel…</p>
<p>Ay ol gökyüzünü doldur…</p>
<p>Yağmurlar yağsın bu şehre eğer sen yoksan…</p>
<p>Ve yine bir gün daha annem,</p>
<p>Güzel ellerinin kokusundayım…</p>
<p>Neler hatırlatırdı bana gülüşün…</p>
<p>Soğuk karları görürdüm yanaklarında…</p>
<p>Gözlerinde sisi bulurdum…</p>
<p>Dağlara güneşin ufkuna kaçırırdım umutları…</p>
<p>Sustum çaresiz sustum ve durdum öylece…</p>
<p>Baktım yüzüne…</p>
<p>Gözlerine…</p>
<p>Neler hatırlatırdı bana ellerin</p>
<p>Gülü hatırlatırdı…</p>
<p>Manolyaları…</p>
<p>Yaseminleri…</p>
<p>Kanat çırpan kuşları…</p>
<p>Gülen çocukları…</p>
<p>Mutluluğu hatırlatırdı annem…</p>
<p>Bir ev düşlerdim…</p>
<p>Bir ev ki içinde sen yoksan anlamı olmayan…</p>
<p>Bir ev ki soğukları kovan…</p>
<p>Bir göl kenarında…</p>
<p>Yeşilden bir parça…</p>
<p>Pembenin her tonu menekşelerden,</p>
<p>Kırmızıdan güller…</p>
<p>Bir gökyüzü annem…</p>
<p>Mavilik dolduran susuzluğa…</p>
<p>Küstürmeden seni&#8230;</p>
<p>Ağlatmadan…</p>
<p>Güneşi getirip mutlulukla bakmak yüzüne…</p>
<p>Bir merhaba anne</p>
<p>Unutturmadan kendimi…</p>
<p>Getirebilmek baharı…</p>
<p>Ve son güne kadar yanında kalmak için</p>
<p>Gül yaprağında bir Buse…</p>
<p>En masum rengiyle…</p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg"><img class="size-full wp-image-9298 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-5.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a>ECE SELİN ÖNDER.</strong></p>
<p>Tüm salon hıçkırarak ağlıyor. Sahneye davet ediyorlar. Gözlerimden inen yaşlara hâkim olamıyorum. Efe ve “Manevi oğullarım” dediğim siyah giymiş lise öğrencilerim konfetiler patlatıyor. Ağzımdan tek kelime çıkmıyor sadece Ece’ e sarılıp ağlıyorum. Tüm arkadaşlarım gelip çiçeklerle tebrik ediyorlar. Hayatımda yaşadığım en güzel anneler gününü yaşıyorum. Canım yavrularım sizin olduğunuz her an benim bayramımdır, benim sevincimdir. İyi ki varsınız iyi ki benim yavrularımsınız…</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg"><img class="size-full wp-image-9300 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?w=858&amp;ssl=1 858w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-6.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg"><img class="size-full wp-image-9294 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?resize=640%2C425" alt="" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?w=643&amp;ssl=1 643w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/bir-anneler-gunuydu-8.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/">Bir Anneler Günüydü…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-anneler-gunuydu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9293</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ebru’nun Sanatla İmtihanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ebrunun-sanatla-imtihani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ebrunun-sanatla-imtihani/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 11 May 2017 11:39:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Ebru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9264</guid>
				<description><![CDATA[<p>Resim Öğretmeni Ebru’ya bir ödev vermişti. Türk Sanatları içinde en ilginç olan, hayranlık uyandıran bir sanatı araştırmasını istemişti. Ebru lisede ek ders olarak Resim dersini seçmişti. Yoğun bir ders programı vardı. Öğretmeni Zeynep Hanım dönem sonunda bir ödev vermiş: &#8212; Ebru sana isminle eşanlamlı bir Sanatımızı araştırma ödevi veriyorum. Ama bu ödevi sadece internetten kuru [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebrunun-sanatla-imtihani/">Ebru’nun Sanatla İmtihanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Resim Öğretmeni Ebru’ya bir ödev vermişti. Türk Sanatları içinde en ilginç olan, hayranlık uyandıran bir sanatı araştırmasını istemişti. Ebru lisede ek ders olarak Resim dersini seçmişti. Yoğun bir ders programı vardı. Öğretmeni Zeynep Hanım dönem sonunda bir ödev vermiş:</p>
<p>&#8212; Ebru sana isminle eşanlamlı bir Sanatımızı araştırma ödevi veriyorum. Ama bu ödevi sadece internetten kuru kuruya değil bu işin Duayenleriyle konuşup gerekirse röportaj ve alan çalışmalarıyla desteklemeni istiyorum demişti.</p>
<p>Ebru eve geldiğinde canı sıkılmış gibiydi. Çantasını fırlattı, salona geçti. Ooof ya her şeyi zorlaştırmak zorunda mısın be kadın” dedi. Duyduğu, bildiği tek Ebru isimdi. Bunun birde sanatı mı vardı. Annesi sanatla ilgiliydi, Konuyu biliyordu, öğretmeniyle konuşmuştu. İçinden “face’ den uzaklaşman için iyi bir yol” diye geçirdi. Gençliğin haline üzülüyordu araştırma yok, kitap okuma yok, maneviyat hızla eriyip gidiyor. Madde değer kazanıyor diye düşünmekteydi uzun zamandır.</p>
<p><figure id="attachment_9275" aria-describedby="caption-attachment-9275" style="width: 344px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/geven-otu.jpg"><img class="size-full wp-image-9275" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/geven-otu.jpg?resize=344%2C349" alt="Geven otu" width="344" height="349" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/geven-otu.jpg?w=344&amp;ssl=1 344w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/geven-otu.jpg?resize=296%2C300&amp;ssl=1 296w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9275" class="wp-caption-text">Geven otu</figcaption></figure></p>
<p>Diğer tarafta Türkiye’nin güzel bir köyünde Ahmet Geven otu toplamaktaydı. Köylüler kırlarda geven dikeninin gövdesine bıçakla çizik atar, birkaç gün beklerler. Bitkinin özsuyu çizik bölgeden akar ve kurur. Bir ağaç kabuğuna benzer görünüm alır. Bu kabuklar tek tek toplanır. Kabuk şeklinde olan kitre aktarlarda satılmaktadır. Ebrunun suyu hazırlanırken saf suyun içine belli ölçülerde kitre konulur. Su ağzı kapalı bir kapta bu şekilde bir süre bekletilir. Belli zaman aralıklarıyla çalkalanarak eriyen kitre özünün dağıtılması gerekir. Suyun yeterli yoğunluğa ulaşmasından sonra, içinde kalan erimemiş kitre kalıntılarını ayırmak için, ebru suyu iyice süzülmelidir. Ahmet “bunları bize niye toplatıyorlar, Hüseyin sen biliyon mu? diye sordu. Hüseyin yaptığı işin bilincindeydi. “Oğlum kasabadaki Halk eğitimde hoca hanım ebru mu ne bişeylerle uğraşıveriyor ya görmedin mi heç böyle rengarenk bir şeyler yapıyor, Böyük şehirlere de gideyo burdan oooohho hadi işimiz çok oyalama beni” dedi. Ahmet bir türkü tutturdu kim bilir büyük şehir nasıl bir yerdi. Bu otlarla resim nasıl yapılırdı ki?</p>
<p>Aynı kelimeyi söyleme sırası Ebru’ya gelmişti. Bilgisayarın başına geçip oturmuştu Google’ın arama motoruna büyük harflerle “EBRU” yazdığında Ebru malzemeleri içinde yazıyordu. Geven otu, Kerajin, Kitre&#8230; Resimde bir çeşit otsu bitki. Bilmeden Ahmet’le aynı fikirdeydi. “Bu otlarla nasıl resim yapılır?”</p>
<p><figure id="attachment_9270" aria-describedby="caption-attachment-9270" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-fircasi.jpg"><img class="size-full wp-image-9270" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-fircasi.jpg?resize=400%2C284" alt="Ebru Fırçası " width="400" height="284" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-fircasi.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-fircasi.jpg?resize=300%2C213&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-fircasi.jpg?resize=269%2C192&amp;ssl=1 269w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9270" class="wp-caption-text">Ebru Fırçası</figcaption></figure></p>
<p>Bu böyle olmaz diye düşündü. Gidip bir yerlerden bunu yapılırken görmeliydi. Yavaş yavaş ilgisini çekiyordu Ebru. Evet evet bir kursa yazılmalıydı. “Ben bu ödevi yaparım Zeynep Hanıııım” diye düşünüp içinden gülümsedi. Yarın Allah kerimdi.</p>
<p>Araştırmaları sonucu semtine yakın bu eğitimi veren bir dernek buldu ve kayıt oldu. Kimse gelmeden gidip bir sandalyeye ilişti. Geleneksel bir sanattı Osmanlılar zamanında birçok eserler verildiğini araştırırken okumuştu. Acaba hoca nasıl biriydi. Genellikle belli bir çizgileri vardı geleneksel sanatlarla ilgili hocaların. Yavaş yavaş başkaları da gelmeye başladı.</p>
<p>“Umarım verimli bir eğitim olur” diye düşündü. “Yoksa zamanım boşa geçirecek kadar bol değil.” Derken kapı açıldı; içeriye güler yüzlü sempatik bir kadın girdi. “Herkese merhabaaaa” dedi gülümseyerek. Tanışma faslından sonra, hoca Ebru sanatı hakkında bilgi vermeye başladı. Farsça’ da “Kaş” anlamına gelen bir kelimeden gelmekteydi anlamı. Eskiler, Ebr (suda yüzen) de dense, İngilizler “Marbiling” de dese. Literatüre Türk Sanatı olarak geçmişti. İran’da doğduğu, Hindistan’ da büyüdüğü de söylense bizim sanatımızdı işte. Her kullanılan malzemenin bir anlamı vardı ve öylesine özeldi ki. İşte sıvı olarak kullanılan Kitre, Geven otuyla yapıldığı gibi, Deniz kadayıfıyla da yapılmaktaydı. Doğanın koynundan alınan emanet yeniden işin üstatları tarafından doğaya sunuluyordu. Öyle ki asla zehirli madde içermiyor. Öksüren çocuklara bile şurup olarak içirilebiliyordu bu deniz kadayıfı. Geven otu yada Deniz kadayıfı ehli ellerde yumuşatılıp bekletildikten sonra, yağmur suyu yada şimdilerde saf suyla birleştirilip kıvamlı bir sıvı yapılmakta işte tuval olarak kullanılan zemin böyle oluşmaktaydı.</p>
<p><figure id="attachment_9267" aria-describedby="caption-attachment-9267" style="width: 646px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/toprak-ve-oksit-boyalar.jpg"><img class="size-full wp-image-9267" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/toprak-ve-oksit-boyalar.jpg?resize=640%2C337" alt="Toprak ve Oksit Boyalar" width="640" height="337" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/toprak-ve-oksit-boyalar.jpg?w=646&amp;ssl=1 646w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/toprak-ve-oksit-boyalar.jpg?resize=300%2C158&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/toprak-ve-oksit-boyalar.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9267" class="wp-caption-text">Toprak ve Oksit Boyalar</figcaption></figure></p>
<p>Osmanlı Nakkaş hanelerinde özenle bir bebek gibi geliştirilen bu Sanat o zamanlardan günümüze vücut bulmuştu. Tüm Ebru üstatları en görkemli eserlerini Kanuni Sultan Süleyman devrinde gerçekleştirmişlerdi.</p>
<p>Kullanılan malzemelerde yapay hiçbir dokuya rastlanmıyordu. Örneğin kullanılan fırçalarda özeldi. Kimin aklına gelirdi ki; at kılları hem bir kemanın notalarındaki olağanüstü tınıların müsebbibi olsun, hem de melodi gibi her vuruşta suyun üzerine düşen tınıları denize atılan taşlar gibi dalga dalga yayılsın. Aynı doğanın mükemmeline şehadet eden iki farklı unsur&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_9265" aria-describedby="caption-attachment-9265" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/od.jpg"><img class="wp-image-9265 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/od-300x268.jpg?resize=300%2C268" alt="Öd" width="300" height="268" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/od.jpg?resize=300%2C268&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/od.jpg?w=367&amp;ssl=1 367w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9265" class="wp-caption-text">Öd</figcaption></figure></p>
<p>Peki, bu fırçanın kıllarının üç yaşın üstünde olan erkek attan temin edileceğini kim düşündü? Ya bu kılların bağlı olduğu sapın, gül dalı zarafetiyle bütünleştirilmesi gerektiğini ve doğada hiçbir materyalin bu esnekliği vermediğini. Belki de söylendiği gibi büyük üstat Hikmet Barutçugil kendi adını taşıyan teknesini hareket ettirmek suretiyle bulduğu ve geliştirdiği “Barut Ebru” gibi bir başka yaratıcılığı da bu konudaydı. Gerçekten de değerli üstat bahçesinde yüzlerce çeşit gül yetiştirmekteydi. Her bahar mevsiminde güller budanır, atılır bilindiği gibi. Fakat Barutçugil tabiattan gelen bu hediyeyi severek kabul edip en güzel şekilde değerlendirmiştir.</p>
<p>Ebru Sanatının en büyük özelliği her adımda sabrı öğretmesidir. Kitre hazırlanır beklenir. Demlensin diye. Biliriz ki hiçbir şey demlenmeden tadını bulmaz. Boyalar toprak boyadır. Saatlerce “Destiseng” denilen mermer parçasıyla ezilir, dirhem dirhem ateşe su verir gibi sulandırılır. Her şey terbiyeden geçer sesimiz bile terbiye etmeden dinlenir hale gelmez. Ebru’nun terbiyesi “öd” dedir. Sulandırılıp boş bir kaba alınan toprak boya öd ile pişmesi için bir süre dinlenmeye alınır.</p>
<p><figure id="attachment_9266" aria-describedby="caption-attachment-9266" style="width: 220px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/toprak-boyalar.jpg"><img class="size-full wp-image-9266" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/toprak-boyalar.jpg?resize=220%2C165" alt="Toprak Boyalar" width="220" height="165" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9266" class="wp-caption-text">Toprak Boyalar</figcaption></figure></p>
<p>Ebru büyülenmiş gibiydi. Herkes hocanın anlattıklarını şaşırarak dinliyor, arada iyi ki buradayız der gibi birbirlerine bakıyorlardı. Derken hoca ilerleyen zamanlarda Ebru sanatının üsluplarından ve sanatçılarından da söz edeceğini artık derse geçmeleri gerektiğini söyledi. Herkes heyecan içindeydi. Hoca kitre dolu teknenin başına geçip fırçalardan birini aldı. “Battal ile başlıyoruz” dedi. Her şişenin içinde farklı miktarda öd vardı. Her şişede farklı fırçalar. Ve işte o an. Herkes soluğunu tutmuş o anı yaşamaktaydı. Ve ilk darbe fırçanın özenle bünyesinde sakladığı boyalar suyun yüzeyine damla damla düşüp her düştüğü yerde harelenmesi. Herkesten bir “oooooooo” sesi. Ve her şey böyle başladı önceleri herkes cesaretsizlikle sırasını birbirine veriyordu ama zamanla alıştıktan sonra kimse sırasını kimseye vermez oldu.</p>
<p>İlk Ebrusunu yapmıştı Lise öğrencisi Ebru. Farklı bir dünya açılmıştı önünde. Akşam yaptıklarını annesine coşkuyla anlatıyor her farklı üslupta neler yapabildiğine şaşırıyordu. Belki de hayatında ilk defa bir hobisi olmuştu. İçinden Zeynep hocasına minnet duydu. Önceleri çok kızmıştı zamanım yok diye ama farklı bir kapıdan farklı bir dünyaya da o kapıdan girmesini Zeynep öğretmenine borçluydu işte. Daha başlangıç bu diye düşündü. Çok kapsamlı bir aratırma yapacaktı. Gerekirse bu konuda ismi geçen hocalarla bir söyleşide ekleyecekti dosyasına. “Yarın gül alayım hocama” diye seslendi odasından annesine. İçinden gülümsedi, “dalını bana geri verir mi acaba” diye. Demek ki doğruymuş topraktan aldığını toprağa vermek. Her şey bir süreç. Ve uyumadan önce Ebru dersi öğretmeninin sözlerini tekrar etti sessizce “Baki kalan bu gök kubbede hoş bir seda imiş”&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_9268" aria-describedby="caption-attachment-9268" style="width: 285px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-calismalari.jpg"><img class="size-full wp-image-9268" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-calismalari.jpg?resize=285%2C177" alt="Ebru Çalışmaları" width="285" height="177" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-calismalari.jpg?w=285&amp;ssl=1 285w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-calismalari.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 285px) 100vw, 285px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9268" class="wp-caption-text">Ebru Çalışmaları</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9271" aria-describedby="caption-attachment-9271" style="width: 466px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-ornegi.jpg"><img class="size-full wp-image-9271" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-ornegi.jpg?resize=466%2C700" alt="Ebru Çalışmalarına Örnek" width="466" height="700" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-ornegi.jpg?w=466&amp;ssl=1 466w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/ebru-ornegi.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9271" class="wp-caption-text">Ebru Çalışmalarına Örnek</figcaption></figure></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebrunun-sanatla-imtihani/">Ebru’nun Sanatla İmtihanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ebrunun-sanatla-imtihani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9264</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 06 May 2017 14:58:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9174</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ankara’ya gittiğimde sol yanımı sık sık acıtan bir olayın zaman kapsülünden geçtim. Yolum tarihin utanç sayfalarının yazıldığı, ULUCANLAR cezaevine düştü. Girdiğiniz andan itibaren geçmiş gözlerinizin önüne serili veriliyor. Adının Ulucanlar olduğu doğru çünkü dönem dönem misafir ettiği kişiler tarihe damgasını vurmuş ulu canlar. Öncelikle müze yönetimi ziyaretçilerini gezdirirken bölümleri sırayla gezilmesini öngörüyor. İlk bölümde bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’ya gittiğimde sol yanımı sık sık acıtan bir olayın zaman kapsülünden geçtim. Yolum tarihin utanç sayfalarının yazıldığı, <strong>ULUCANLAR</strong> cezaevine düştü. Girdiğiniz andan itibaren geçmiş gözlerinizin önüne serili veriliyor. Adının Ulucanlar olduğu doğru çünkü dönem dönem misafir ettiği kişiler tarihe damgasını vurmuş ulu canlar. Öncelikle müze yönetimi ziyaretçilerini gezdirirken bölümleri sırayla gezilmesini öngörüyor.</p>
<p><figure id="attachment_9175" aria-describedby="caption-attachment-9175" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg"><img class="size-full wp-image-9175" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg?resize=448%2C797" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-8.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9175" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>İlk bölümde bir avludan açılan bölümler katlara ve yer altında ki hücrelere açılıyor. Sahneler korku filmini aratmıyor. Hücrelerin içinden yükselen çığlık ve işkence sesleri kanımızı donduruyor. Gerçekçilik sağlamak için hücrelerde fareler bile düşünülmüş. Önümüzde güya ziyaret için gelmiş şuursuz gençlerden biri o farelerden bir tanesini çaldı. Orta yaşlı tipler çocuğa kötü kötü bakmakla yetindiler. İçeride öyle haykırışlar var ki; kanınız donar. Zaten ortam rutubet ve is kokuyor ve kapkaranlık. Daha geriden gelen acı, gözyaşı, endişe ve zulüm gözle görünür halde. Azrail’in her köşe başından orağını görür gibi oluyorsunuz.</p>
<p><figure id="attachment_9176" aria-describedby="caption-attachment-9176" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg"><img class="size-full wp-image-9176" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-9.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9176" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Öyle haykırışlar var ki insanlığınızdan utanıyorsunuz. Hücreler tek kişilik, balmumundan birebir yapılmış insanlar&#8230; “Vurmaaaaa, ben sana ne yaptııııım” haykırışları. Çoğu ziyaretçi gözyaşlarına hâkim olamıyor artık, acıyı ve umutsuzluğu içlerinde yaşıyorlar.</p>
<p>Büyük şair, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının koğuşuna giriyoruz. Bu insanlar düşünceleri için suçlular, herhangi bir cana kasıtları yok, aslında vatansever onlar. Burada sol yanı daha hassas olan tüm şair yazar ve düşünürleri sözüm ona bu mekâna tıkıştırıp susturmuşlar.</p>
<p><figure id="attachment_9177" aria-describedby="caption-attachment-9177" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg"><img class="size-full wp-image-9177" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-10.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9177" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Her yer hüzün her yer acı. Mekânın her tarafına sinmiş umutsuzluğun kokusu. Yerin altındaki mezar gibi hücrelerin aksine üstteki odalar çok kişiyi zorunlu misafir etmiş. Bir odada birkaç katlı ranzalar öyle gerçekçi ki zamanın dokusu korunmuş. Balmumu heykellerle, kimi uzanmış, kimi saz çalıyor gibi, kimisi ise karşılıklı konuşuyor. Öyle doğal ki yüzlerinde ki teri bile görebiliyorsunuz. Ranzaların başında isnat edilen suçlar yazıyor. Gözleriniz doluyor. Anneleri düşünüyorum, acılı yürek yakan bu durumu nasıl kaldırır bir anne yüreği. Neden içerde sorusunun cevabı farklı düşündüğü için olmamalı.</p>
<p><figure id="attachment_9178" aria-describedby="caption-attachment-9178" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg"><img class="size-full wp-image-9178" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-11.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9178" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Derken banyo yaptıkları yere geliyoruz. Eski hamamlar gibi kurnası vs. Ne düşündüler bu takunyaları giyip suları her dökündüklerinde kederlerin üzüntülerin akıp gideceğini mi, Annelerinin gül kokan ellerini mi, kimbilir?</p>
<p>Ya o yeri göğü ateş anneler, dağ gibi delikanlıları yetiştiren mağrur babalar? İçin için her gün ölmez mi, yavaş yavaş yok olmaz mı? Güçlü görünen dış görünüşünün ardında pamuk kalbi acımaz mı? Her sabah umutsuzluğa, acıya uyanan gözler. Oysa doğduğu an gelir akıllarına, minicik evlatlarını basmaları bağırlarına, bu kadar mı zordur onları anlamak…</p>
<p><figure id="attachment_9180" aria-describedby="caption-attachment-9180" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg"><img class="size-full wp-image-9180" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-13.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9180" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Kimseyi katletmek değil, güneşi zapt etmek istediler onlar. Herkes için güneşli günler…Bu kadar mı tehlike arz ettiler. Bu gençler en iyi okullarda okudular, en zeki gençlerdendi onlar, vatansever ve halkçıyken bu denli zarar verir mi kendi kalkına, insanına…</p>
<p>Acı çekiyorum acının ete kemiğe bürünmüş halini düşündükçe. Darağacına yaklaşan günlerde sevdiğinin elini tutacak yaştaki iki yana açılmış ellerin umutsuzluğunu hissettikçe.</p>
<p><figure id="attachment_9181" aria-describedby="caption-attachment-9181" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg"><img class="size-full wp-image-9181" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-14.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9181" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Astıklarında üzerindeki süveterini sergilemişler, cebindeki yerli sigara paketini, bir sürü şahsi eşya, boğazıma düğümlenen yumru sayesinde yutkunamıyorum. Buraya çocuklarım Ece ve Efe’yi de getirdim. Okuduklarını yerinde görüp bilsinler diye. Kızım ağlıyor, ben onları ağlamasın ağlatmasın diye yetiştirdim. Fakat küçük yürekleri dayanamıyor bu haksızlığa. Ağlama diyemiyorum, en ufak bir duygu kırıntısı olan insan ağlar burada. Çünkü umutsuzluk diyorum ama onların bu durumda bile umudunu korudukları yazdıkları mektuplardan anlaşılıyor. Mutlu günler hayal etmişler, güneşli günler…</p>
<p><figure id="attachment_9182" aria-describedby="caption-attachment-9182" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg"><img class="size-full wp-image-9182" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-15.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9182" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p>Ve bir toplumca utanç vesikamız; “<strong>Darağacı</strong>”, o avlu; o olmaz olasıca sabaha karşı, tüm umutların katili… O <strong>üç fidan</strong>ı asıp katleden, o kararı veren, ailelerini ömür boyu acıya sürükleyen süreç. Lanet olsun her şeye. Şimdi burada mı can verdi o üç can, onlar yok olunca her şey yolunda mı şimdi, hiç mi acımadı içinizden baba olanların yüreklerinin derinliklerinde bir yer? Size insan olduğunuzu hatırlatmadı mı yaşlarının 20 küsur olması.</p>
<p>Utanıyorum… En az üç canın kanları üzerine inşa ettiklerinizden. Utanıyorum o devri kanla yıkamanızdan, hoşgörüsüz ve korkaklığınızdan…</p>
<p><figure id="attachment_9183" aria-describedby="caption-attachment-9183" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg"><img class="size-full wp-image-9183" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-16.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9183" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_9184" aria-describedby="caption-attachment-9184" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg"><img class="size-full wp-image-9184" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg?resize=448%2C796" alt="Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-17.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9184" class="wp-caption-text">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</figcaption></figure></p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg"><img class="size-full wp-image-9185 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-18.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg"><img class="size-full wp-image-9186 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-19.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg"><img class="size-full wp-image-9187 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-20.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg"><img class="size-full wp-image-9188 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg?resize=444%2C789" alt="" width="444" height="789" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg?w=444&amp;ssl=1 444w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-21.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 444px) 100vw, 444px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg"><img class="size-full wp-image-9190 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-23.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg"><img class="size-full wp-image-9191 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-24.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg"><img class="size-full wp-image-9192 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-25.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg"><img class="size-full wp-image-9193 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-26.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg"><img class="size-full wp-image-9194 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-27.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg"><img class="size-full wp-image-9195 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-28.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg"><img class="size-full wp-image-9196 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg?resize=640%2C360" alt="" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg?w=797&amp;ssl=1 797w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-29.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg"><img class="size-full wp-image-9198 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-30.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg"><img class="size-full wp-image-9199 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/31.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg"><img class="size-full wp-image-9200 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg?resize=448%2C796" alt="" width="448" height="796" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-32.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg"><img class="size-full wp-image-9201 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-1.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg"><img class="size-full wp-image-9202 aligncenter" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-2.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg"><img class="size-full wp-image-9203 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-3.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg"><img class="size-full wp-image-9204 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-4.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg"><img class="size-full wp-image-9205 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg?resize=299%2C531" alt="" width="299" height="531" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-5.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg"><img class="size-full wp-image-9206 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-6.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a> <a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg"><img class="size-full wp-image-9207 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg?resize=448%2C797" alt="" width="448" height="797" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/Ulucanlar-Cezaevi-Müzesi-ve-3-Fidan-7.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/">Ulucanlar Cezaevi Müzesi ve 3 Fidan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ulucanlar-cezaevi-muzesi-3-fidan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9174</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İzmir’de Mask Müzesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 03 May 2017 12:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9129</guid>
				<description><![CDATA[<p>İzmir’i ilk önce tezimden dolayı ziyaret etmiştim. Sevgili Zühal Yorgancıoğlu yaşadığı yer olan İzmir’e davet etmişti. Konum etnik gelinliklerdi ve bu konuyu Madam Z’den daha iyi bilen olamazdı. Hava alanından alması için şoförünü gönderdiğinden güzel İzmir’i gezme şansım olmamıştı. Kendi kendime ben İzmir’e tekrar ama bu kez taşını toprağını tavaf edeceğim diye söz verdim. Biletimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/">İzmir’de Mask Müzesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’i ilk önce tezimden dolayı ziyaret etmiştim. <a href="http://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Sevgili Zühal Yorgancıoğlu</a> yaşadığı yer olan İzmir’e davet etmişti. Konum etnik gelinliklerdi ve bu konuyu <a href="http://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Madam Z</a>’den daha iyi bilen olamazdı. Hava alanından alması için şoförünü gönderdiğinden güzel İzmir’i gezme şansım olmamıştı. Kendi kendime ben İzmir’e tekrar ama bu kez taşını toprağını tavaf edeceğim diye söz verdim. Biletimi almadan önce İzmir’in gezilecek her yerini gezmeliyim diye düşündüğümden önce internet sitelerinden İzmir’i araştırma yaptım. Ne çok gezilecek ve görülecek yeri vardı ve ben tek tek dolaşacaktım her yerini…</p>
<p><figure id="attachment_9132" aria-describedby="caption-attachment-9132" style="width: 700px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg"><img class="size-full wp-image-9132" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg?resize=640%2C549" alt="İzmir’de Mask Müzesi" width="640" height="549" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmirde-mask-muzesi.jpg?resize=300%2C257&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9132" class="wp-caption-text">İzmir’de Mask Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Nedense İzmir’i hep bir genç kız olarak düşünmüşümdür. Gün boyu Ege de yıkadığı, o ipek saçlarını İzmir’in melteminde kurutan, hiç yaşlanmayan bir kız. Derler ya İzmir’in kızı ve denizi ben ikisini aynı bilirim. İzmir; mağrur, gururlu, güzel kız. Bu yüzden hep söylenildiği gibi İzmir’in kızları çok güzel olur, ben de İzmir sokaklarını arşınlarken eskilerin sözlerini teyit ediyorum içimden.</p>
<p><figure id="attachment_9130" aria-describedby="caption-attachment-9130" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg"><img class="size-full wp-image-9130" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?resize=640%2C640" alt="İzmir Mask Müzesi" width="640" height="640" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9130" class="wp-caption-text">İzmir Mask Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>İzmir’e geldiğimde Sırt Çantam yanımda, içinde yedek giysilerim var. Sabah saatlerinde gelmişim, kahvaltı etmem lazım. “Boyoz” yiyeceğiz anlaşılan, geleneği bozmayan bir yapım vardır. “Kumru” yu sonraya saklayalım. Ben eskiden Kumru denildiği zaman kuşu sandviç yapıyorlar sanıyordum. Gerçeği öğrendiğimde hayal kırıklığına uğramıştım. Salam, sosis vs ince ince kıyıp ekmeğin arasına koyuyorlarmış. E niye kumru deyip iştahını kesiyorsun benim gibi bir hayvan severin? İzmir’in tostu ‘da güzelmiş katılıyorum test edildi, onaylandı.</p>
<h2>Mask Müzesi Gezisi</h2>
<p>Bir gün de gezilir mi bu kadar Müze? Yolum ilk Konak Belediyesinin açtığı Alsancak Kıbrıs Şehitleri caddesindeki 1448 sokakta bulunan <strong>Mask Müzesi</strong>’ne çıktı. Bir yanında Yeşilçam Meyhanesi, diğer yanında Alsancak Meyhanesi’nin arasına konuşlanmış durumda. Levanten kültürüne göre inşa edilen ve Hüseyin İnal Öz tarafından bağışlanan tarihi bina restore edilerek Konak Belediyesi tarafından <strong>Türkiye’nin ilk Mask Müzesi</strong> olarak 10 Mayıs 2011 tarihinde Alsancak semtinde ziyaretçilere açılmış.</p>
<p><figure id="attachment_9133" aria-describedby="caption-attachment-9133" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg"><img class="size-full wp-image-9133" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?resize=540%2C540" alt="Mask Müzesi" width="540" height="540" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9133" class="wp-caption-text">Mask Müzesi</figcaption></figure></p>
<p>Antik Yunan tiyatrolarında maskların çok kullanıldığı bu geleneğin daha sonra Romalılar döneminde devam ettiğinden bahsediliyor. Günümüzde de tiyatro oyunlarında ve bazı dinsel törenlerde çeşitli maskelerin kullanılmaya devam ettiğinden söz ediliyor.</p>
<p>Katları tek tek dolaşıyorum, her türlü mask var burada, kimi Malezya kültürüne ait kimisi Anadolu ve dünya kültürüne ait 300’ün üzerinde mask bulunuyor.</p>
<p><figure id="attachment_9134" aria-describedby="caption-attachment-9134" style="width: 527px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg"><img class="size-full wp-image-9134" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?resize=527%2C527" alt="İzmir Mask Müzesi Gezisi" width="527" height="527" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?w=527&amp;ssl=1 527w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/izmir-mask-muzesi-gezisi.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9134" class="wp-caption-text">İzmir Mask Müzesi Gezisi</figcaption></figure></p>
<p>Bazı masklar önemli kişilerin yüzünden kalıp alınmış olarak hazırlanmış. Hatta bunun nasıl yapıldığını anlatan resimler var. Mesela Aziz Nesin’in ölüm maskı var. Anadolu’da törenlerde hâlâ kullanılan Kalo Gağan ve Kose Geli Mask kostümleri izleyicilere sunulmaktadır. Anadolu maskları, tiyatro maskları, ritüel maskların da sergilendiği müzede, mask atölyesi eğitimi de verilmektedir. Kalo Gağan gerek anlam gerekse özellik bakımından Hızır ve Noel Baba’ya benzer kişiliktir. Yardımsever ve barışçı özellikler taşır. Kalo, ihtiyar erkek anlamına gelmektedir.</p>
<p>Laf aramızda biraz ürkünç masklar da var. Yani gece burada kalsam ruhumu teslim ederim herhalde. Türk Hava yollarıyla geldiğim bu rüya şehirden Ahiret Hava yollarıyla geri dönerdim sanırım. Ne demek ölüden mask almak bırrrr. Düşüncesi bile ürpertici.</p>
<p><figure id="attachment_9135" aria-describedby="caption-attachment-9135" style="width: 594px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg"><img class="size-full wp-image-9135" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?resize=594%2C594" alt="Mask Müzesi'nden birkaç örnek..." width="594" height="594" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?w=594&amp;ssl=1 594w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesinden.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 594px) 100vw, 594px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9135" class="wp-caption-text">Mask Müzesi&#8217;nden birkaç örnek&#8230;</figcaption></figure></p>
<p>Bu geziler sırasında ben kendimle baş başa ruhumun sesini dinlemek istedim ama size bir arkadaşınızla gezmenizi öneririm. En azından alt katta bulunan Kafeterya’ da dinlenip günün anlam ve önemini anlatan sohbetler yapabilirsiniz.  Ben tek başına olmayı seviyorum gezi yaparken çünkü yaşadığınız hayatın çok sesliliğinden kaçmışsanız sizde benim gibi başka bir sese tahammül edeceksem o ses; tarihin derinliklerinden gelen sesler, o topraktan çıkan eserin ruhunun akisleri, ruhların ayak tıkırtıları olmalı. Hadi çıkalım off püf sesleri duymak istemem.</p>
<p>Bir de başka insanlarla aynı frekansı yakalamak kolay değil ki. Herkesin yaşantısı, düşüncesi, fikirleri farklı. Kimi tabiatı sever, kimi çağın sırtımıza yüklediği modern hayatı. Yani çocuğunuzla bile çelişiyorsunuz çoğu konuda. Ya da benimkiler muhalif bilemiyorum. Hadi sinemaya gidelim şu filme desem amaç ailecek bir şey paylaşmaksa bir sessizlik olur. İçimden sayarım 1,2,3 diye derken 5 gibi oğlum “ben o filme gitmem” der. Şimdiye kadar sayıda şaşmadım.</p>
<p><figure id="attachment_9137" aria-describedby="caption-attachment-9137" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg"><img class="size-full wp-image-9137" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?resize=640%2C640" alt="Mask Müzesi - İzmir" width="640" height="640" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/05/mask-muzesi-ornekler.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9137" class="wp-caption-text">Mask Müzesi &#8211; İzmir</figcaption></figure></p>
<h2>İzmir&#8217;de Gezilecek Yerler</h2>
<p><em>İzmir’ de gezilecek yer çok</em>. İzmir’in Alsancak semtinde dolaşıyorum. Yollar, sokaklar çok tanıdık, İstanbul’un tarihi mahallerine benziyor. Daha sonra İzmir’de ziyaret ettiğim diğer yerleri de anlatacağım. Gezi meselesine yeni adım attığımdan nasıl mutluyum ve şaşkınım. Hayatım boyunca bir gezgin olmak istedim. Yeni yerler, yeni kasabalar, yeni insanlar tanıyayım. Yeni ülkeler gezeyim. Coşkun Aral gibi, <a href="http://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/">Tayfun Talipoğlu</a> gibi. Yaşam öyle şaşırtıcı ki gün geldi asla göremem, tanışamam dediğim idolüm, çok sevdiğim, Tayfun Talipoğlu’nu röportaj için aradığımda, şakacı ses tonuyla “ne konuşacağız” dediğinde “<a href="http://www.sanatduvari.com">Sanat</a>” demiştim. Söyledim bu düşüncemi kendisine “bende sizin hayatınızı yaşamak isterdim, çoğu kişi gibi” dediğimde bana “ben herkese gitmek mi istiyorsun git o zaman yaşamı erteleme” demişti. Bu konuşmadan bir hafta sonra kaybettik kendisini. Ben o’na söz verdiğim gibi yaşamı ertelemeyeceğim. Ne kadar daha ömrüm kaldıysa onu sevdiğim işi yaparak sonlandıracağım.  Yaşam o kadar kısa ki, en güzeli bize tabiatın sunduğu bahçede sonsuza kadar öğrenerek gezmek. Gölgesine uzandığın ağacın yüzyıllar boyu hangi kervanı, hangi yolcuyu ve koyunlarını otlatan çobanı, dinginliğiyle avutup kollarıyla sardığını kim bilebilir?</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/">İzmir’de Mask Müzesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/izmirde-mask-muzesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9129</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Muammer Ketenci; Bir Moda Virtüözünün Armonisini Duymak…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 08:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9011</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yıl 2010…Anahtarı çevirip içeri girdim. Ceketimi vestiyere asıp, salona geçtim. Ne yorucu bir gündü. Biraz kendimi dinledim, birden bomboş geldi ev. Tabi ki benim ikizler henüz gelmemişti. Gelir gelmez ilk yaptığım şey, elimi yüzümü yıkar, üzerimi değiştirir, doğru çay yapmaya. Ocağa çayı koyup salona döndüm. Bu rahat durum beni rahatsız etmeye başladı. “Açmayacağım” dedim televizyona [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/">Muammer Ketenci; Bir Moda Virtüözünün Armonisini Duymak…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 2010…Anahtarı çevirip içeri girdim. Ceketimi vestiyere asıp, salona geçtim. Ne yorucu bir gündü. Biraz kendimi dinledim, birden bomboş geldi ev. Tabi ki benim ikizler henüz gelmemişti. Gelir gelmez ilk yaptığım şey, elimi yüzümü yıkar, üzerimi değiştirir, doğru çay yapmaya. Ocağa çayı koyup salona döndüm. Bu rahat durum beni rahatsız etmeye başladı. “Açmayacağım” dedim televizyona bakarak. “senin yüzünden verimli bir zaman geçiremiyorum a-ç-m-a-y-a-c-a-ğ-ı-m. Bir kaç kez kaçamak bakıştık, bir kaç kere gözlerimizi kaçırdıysak da dudağını kıvırıp, acı acı bakmasına dayanamadım. “tamam ya tamam” dedim. Akşamları ele geçiremediğim kumandayı kaptım. Bir o kanala bir bu kanala zaplarken, bir yemek programında kaldı görüntü.</p>
<p><figure id="attachment_9015" aria-describedby="caption-attachment-9015" style="width: 299px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg"><img class="size-full wp-image-9015" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg?resize=299%2C531" alt="Muammer Ketenci; Erovizyon’da Hadise’nin, Beyonce’nin kıyafetini tasarlayan Türk modacı." width="299" height="531" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 299px) 100vw, 299px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9015" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci; Erovizyon’da Hadise’nin, Beyonce’nin kıyafetini tasarlayan Türk modacı.</figcaption></figure></p>
<p>Biraz sonra iğnelemeler başlar dedim. Biri dikkatimi çekti. Öyle zarifti ki siyahlar içinde sahne ışığı diye tabir edilir ya bu adam ışıklar saçıyordu. Elleri; o zarif çizgiler, bakımlı, manikürlü. Allah Allah dedim; bir erkekte böyle bakımlı tırnaklar, French manikürün karizmatik görünüşüyle tezat oluşturduğu düşünülse de öyle değildi. Aksine bu güzellik her şeyiyle bir bütün oluşturmaktaydı. Büyülenmiş gibi ekrana bakıyordum. Elleri, uzun ince sanatçı parmakları; herkesin duyamayacağı, gaipten gelen bir enstrümanın ezgilerini yönetir gibi boşlukta hareket ettikçe girdiğim transtan kapı sesiyle kendime geldim. Çocuklar gelmişti. İzlediğim kanala bakıp Ece “a Yemekteyiz mi izliyorsun” dedi gülerek. “Kim; sen tanıyor musun” dedim. Siyahlı Adam’ı işaret ederek. Kızım “ e nasıl modacısın sen, <strong>Muammer  Ketenci</strong>’yi tanımıyor musun. <strong>Erovizyon’da Hadise’nin, Beyonce’nin kıyafetini yapmıştı.</strong>”  dedi. “Vaay” dedim. O sırada gençler tabi ki medyatik dünya ile daha ilgili, öğrenmenin yaşı yok diye düşündüm.</p>
<p>O sırada bir okulda Moda tasarımı dersi kulüp çalışması öğretmeni olarak çalışıyorum. Yani girdiğim derslerden biri de bu. Kendi kendime “ ben Muammer Beyi okuluma defile için davet etsem nasıl olur, gelir mi acaba” diye düşünürken Ece “ oooley” deyince sesli düşündüğümü anladım. Evet bu düşüncemi yarından itibaren harekete geçirmeliydim.  İç sesim negatif bir edayla  “ Gelmeeeez” dedi. “ Böyle yoğun çalışan kişilerin programı doludur.” Pozitif tavırlı iç  sesim  ikna edersiin  sen  yaparsın baksana ne  kadar da mütevazi”  diyordu.</p>
<p>Görev yaptığım okul beni o ay “Ayın Öğretmeni”  seçmişti. Bende ödüllendirilince motive olan biriyim. Bir rapor hazırlayıp gerekli görüşmeleri yaptım. Sene sonu defilesinde Sn. Ketenci okula davet edilecekti. Araç, kokteyl gibi tüm lojistik unsurlar karşılanacaktı. Havalara uçtum sevinçten de&#8230; Kendi kendime mi gelin güvey olmuştum. İlerleyen günlerde Halkla İlişkiler bölümünden haber geldi.  KABUL ETMİŞ.  Sanatçılar duygularını yoğun yaşar. Bıraksalar ben de okulun içinde “ oooooleeey” diye bağırabilirdim. Çok sevinmiştim ayaklarım yere basmıyordu. Ama henüz zaferimin bir kısmı gerçekleşmiş, büyük kısmı beni bekliyordu. Öğrencilerimi iyi hazırlamalıydım.</p>
<p><figure id="attachment_9019" aria-describedby="caption-attachment-9019" style="width: 504px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg"><img class="size-full wp-image-9019" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg?resize=504%2C746" alt="Muammer Ketenci'nin lise ziyareti." width="504" height="746" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg?w=504&amp;ssl=1 504w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-liseyi-ziyarette.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9019" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci&#8217;nin lise ziyareti.</figcaption></figure></p>
<p>Veeee beklenen gün geldi. Sevgili Ketenci okulumuza geliyordu. Tüm hazırlıklar tamamdı. Kendisini alması için araç da tahsis edildiyse de kendisi aracıyla geleceğini iletti.</p>
<p>Kalbim küt küt atıyor. Birazdan kendisiyle şahsen de tanışacağım. Bir yandan defilede neredeyse lisenin üç de ikisi görevliydi. Bir kısım öğrenci tasarımcı olarak,  bir kısmı manken, bir kısmı da kulis de yardımcı olmak için projeye dahildi. Ve gerçekten de çook çalıştı hepsi de. Defile de çıkacak kıyafetlerin sırası ve bir hikayesi vardı. Metinleri ben yazmıştım. Sn. Ketenci’nin de ilgisini çekmiş olmalı ki; metinleri kim yazdı  diye sormuştu defileyi  izlerken.</p>
<p><figure id="attachment_9018" aria-describedby="caption-attachment-9018" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg"><img class="size-full wp-image-9018" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?resize=640%2C425" alt="Muammer Ketenci ile şahsen tanışma" width="640" height="425" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-roportaji.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9018" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci ile şahsen tanışma</figcaption></figure></p>
<p><strong>Muammer Ketenci</strong> okula geldi denildi. Herkes yerini aldı. Ekranda göründüğünden daha ince ve uzun boylu idi. Hemen Yanına gidip kendimi tanıttım. Çok sıcak bir insan dediğim gibi ışıklar saçıyor. Yine favori rengi siyahı gümüş aksesuarla bütünlemişti. Kendisine bir grup öğrenci ve öğretmen ve idareci arkadaşlarımla önde ben olmak suretiyle konferans salonuna kadar refakat ettik. Şahane bir defile oldu. Muammer Bey,  sahneye bir konuşma yapması için davet edildi. Dizinde sorun olduğu halde hiç belli etmedi sevgiyle ve aşkla işini yapanlardan biri olduğunu biliyorum.</p>
<p>Güzel bir organizasyon oldu. Çok değerli bir insanla <strong>Muammer Ketenci</strong>’yle şahsen tanıştım. Çok değerli bir Moda sanatçısını ağırladık. O günden beri her zaman benim için telefonun ucundaki o güzel sestir. İlk önce ellerine sonra karakterine, kişiliğine ve çalışkanlığına hayran olduğum insan&#8230; Yurt içinde ve dışında eğitimini tamamlamış, aynı zamanda çok başarılı bir İç Mimar, dolu dolu bir insan…</p>
<p><figure id="attachment_9016" aria-describedby="caption-attachment-9016" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg"><img class="size-full wp-image-9016" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg?resize=448%2C797" alt="Ünlü Modacı Muammer Ketenci ile Röportaj" width="448" height="797" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/unlu-modaci-muammer-ketenci.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9016" class="wp-caption-text">Ünlü Modacı Muammer Ketenci ile Röportaj</figcaption></figure></p>
<p>Yıl 2016… Soğuk bir kış günü. Sayın Ketenci’nin daveti üzerine Nişantaşı’da ki modaevine gidiyorum. Aklımda Sevgili GÜLSE BİRSEL’ in yazdığı o müthiş dizi Avrupa Yakası; Burhan’ın sözleri geliyor aklıma: “Bende Nişantaşı çocuğuyum.” Dışardaki soğuk hava “eneeeeeem” dedirtiyor. İnsanların aklındaki tek şey bir an önce gidecekleri yere ulaşmak.</p>
<p>Nihayet ulaştım burada hayat akıyor hem de hızla. Modaevini hemen buluyorum. Kapıyı Sevgili Ketenci’nin yakışıklı asistanı açıyor. Güzel bir karşılama ve çayım geliyor çok üşümüşüm. Dikkatimi kediler çekiyor. Çok tatlılar tam üç tane biri minicik gümüş sevmelere doyamıyorum. Çevreye göz atıyorum her yer göz alıcı kıyafet ve gelinlikler le süslü.</p>
<p>Birazdan kapı açılacak ve o karizmatik yakışıklı adam içeri girecek. Bereketli yurdumun toprakları gibi kıpır kıpır zarif elleri ile büyüleyecek beni. Kapıda göründüğünde yine siyahlara ve doğanın ona bahşettiği ışıkla bana doğru yürüdüğünde kaldım öyle.  Biraz imaj değişikliği yapmış. “sen kilo mu aldın” dediği anda kendime geldim. “ama… fakat… diye gevelerken “ama gözler yerinde, saçlar yerinde” diyerek de gönlümü aldı. Gelip yanıma oturdu. Samimi bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><figure id="attachment_9014" aria-describedby="caption-attachment-9014" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg"><img class="size-full wp-image-9014" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg?resize=448%2C797" alt="Muammer Ketenci Tasarımları" width="448" height="797" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarimlari.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9014" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci Tasarımları</figcaption></figure></p>
<p><strong>Sizinle uzun bir aradan sonra yine bir araya geldik. Geçen zaman zarfında sizinle irtibatımızı hiç kopartmadık. Sizin çok farklı yaptığınıza inanıyorum işinizi. Paylaşımcısınız, üretkensiniz. Sizi tanımaktan onur duyuyorum. Bunu iltifat etmek için söylemiyorum. Ben belki sizin hayatınıza dokunup geçen sıradan bir insanım ama siz benim için gerçekten hayatımda olan güzel bir anıdan ötesiniz.</strong></p>
<p>İnan bana seninle her konuştuğumuzda, pozitif enerji alıyorum. Seninle konuşmak beni mutlu edip motivasyon sağlıyor. Ben bunları burada olduğun için söylemiyorum. Zaten öylesine konuşan bir insan olmadım hiç. Her zaman gerçek düşüncelerimdir söylediklerim.</p>
<p><strong>Size hep “Hocam” diye hitap ederim. Çünkü bir çok modacının, üniversitelerde moda okuyan öğrencilerin sizden öğreneceği çok şey var. MK AKADEMİ  Moda okulunu açarak da bunu perçinlediniz. Nasıl ilerliyor çalışmalar?</strong></p>
<p>Her şey yolunda, Kayıtlarımız çok iyi gidiyor. Okulu daha iyi bir yere taşıyoruz şimdi. Eğitim verecek kişileri özenle seçtik. Her şeye çok özen gösteriyoruz. Biz burada öğrencilerimizi dört dörtlük yetiştiriyoruz. Karşılamaktan, tavra, modelistlikten stilistliğe yani tam bir modacı olarak yetiştirmek misyonumuz. Ben burada gelen konuklarıma yeri geliyor kahve de yapıyorum. “aa siz mi yapıyorsunuz” diye şaşırıyorlar. Neden olmasın o kahveyi en zarif şekilde ben ikram ederim. Her şeyi bir sunuş şekli vardır. Bir paketi öyle güzel sözlerle sunarsın ki karşındaki açmak ister.</p>
<p><figure id="attachment_9013" aria-describedby="caption-attachment-9013" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg"><img class="size-full wp-image-9013" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg?resize=448%2C797" alt="Muammer Ketenci bilindiği gibi Hadise’nin EUROVİZYON, Dünyaca ünlü star BEYONCE’ nin sahne kostümünü tasarlamıştır. Yani büyük başarılara imza atmış yurt içinde ve yurt dışında ödülleri Medeniyetler Defilesi…" width="448" height="797" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/muammer-ketenci-tasarmi.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9013" class="wp-caption-text">Muammer Ketenci bilindiği gibi Hadise’nin EUROVİZYON, Dünyaca ünlü star BEYONCE’ nin sahne kostümünü tasarlamıştır. Yani büyük başarılara imza atmış yurt içinde ve yurt dışında ödülleri Medeniyetler Defilesi…</figcaption></figure></p>
<p>Biraz evvel masanın üzerine bıraktığım ve “sizin için” diye parmağımla gösterdiğim çikolataya ilişti gözüm. Butik çikolatalar yapan bir yerde kendisi için özel yaptırsam da sunumu becerememiştim ama. Bu ince dokundurmanın sonucunda giderken bir kez daha sunum yapayım Sevgili MK’ ma layık şekilde diye düşündüm.</p>
<p><strong>Hocam yok böyle bir okul değil mi? Yani bir Moda sanatçısının açtığı moda alanında eğitim veren bir okul.</strong></p>
<p>Maalesef yok. Biz bu konuda ilkiz. Zaten genellikle birçok ilke imza attım. Örneğin benim formatımdır o moda programları ben orada olsam o Nurellalar (Nur YERLİTAŞ’ tan söz ediyor.) filan olmazdı. Ben yıllardır zaten öğrenci yetiştiriyorum. Üniversitelerden staj için gelirler, çoğu üniversite alt yapı bakımından çok eksik. Geliyorlar buraya makas ona bakar o makasa. Ama meslek liseleri öyle değil. Harika bir alt çapı üniversitede gibi eğitim onlarla hiç yorulmuyorum. Ve bizim okulumuzda her anlamda mükemmel düşünüldü. MK AKADEMİ bu bağlamda tam bir tamamlanmış eğitim sunuyor.</p>
<p><strong>Muammer Ketenci</strong> bilindiği gibi Hadise’nin EUROVİZYON, Dünyaca ünlü star BEYONCE’ nin sahne kostümünü tasarlamıştır. Yani büyük başarılara imza atmış yurt içinde ve yurt dışında ödülleri Medeniyetler Defilesi… Neler hisseder insan böyle başarılıysa…</p>
<p><strong>Peki, Muammer Ketenci birçok açıdan başarısını kanıtlamıştır. Gece başını yastığa koyduğunda ne düşünür.</strong></p>
<p>Yatağıma uzandığımda o kıyafetin şurasına şu yapılacak. Bu kostüm böyle olacak diyerek öyle uyur giderim bu yıllardır böyle. Aklımda projelerle…</p>
<p>Konuşma sırasında tezimden de söz ettim. Konuşmanın başında tüm insanları sevdiğini Çerkez’miş, Kürt’müş Laz’mış ayırımı yapmadığını sadece iyiliğe değer verdiğinin altını çizmişti. Etnik gelinliklerden söz ettik.</p>
<p>“Ben olsam etnik gelinliklerin üzerindeki desenleri, işlemeleri, kordonetleri vs  kullanır, bembeyaz bir gelinlik yapıp daha modern bir yapıya büründürürdüm.” Dedi</p>
<p>Bundan sonraki projelerini sordum, yurt içinde ve yurt dışında yapacağı defile ve organizasyonlardan söz etti. Bu konuşma uzaaar  giderdi. Ama o kadar dolu bir yaşamı var ki “her şeyin yeri ayrı çalışmanın da lay lay lomunda” dediği gibi, zamanının büyük bölümünü çalışmaya ayırıyor. Derken gelinlik provasına gelen gelinler sırayla kapıdan girmeye başlayınca yaşamını adadığı işiyle kendisini baş başa bırakıp izin istedim, vedalaştık, ayrıldım… Sindirilla’ nın cam papucunu merdivenlerde bıraktığı gibi bende ruhumu orada bırakarak kapıdan çıktım. Dışarda hava soğuktu bedenim üşüse de kalbim sıcacıktı…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong><em>Yelpaze  Dergisi –İstanbul  Nisan 2017- Selda Önder</em></p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/">Muammer Ketenci; Bir Moda Virtüözünün Armonisini Duymak…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muammer-ketenci-bir-moda-virtuozunun-armonisini-duymak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9011</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tayfun Talipoğlu’nun Son Röportajı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 07:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8861</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün Tayfun Talipoğlu ile görüşmem var. Gerçi öğleden sonra görüşmemiz ama ben erkenden kalkıyorum. Sabahın ve yeni bir güne başlamanın duş kahvaltı gibi rutinlerinden sonra yola çıkıyorum. Amman dışarda ki hava dondurucu, kar başlamış, sorun mu bunlar hayatımda en değer verdiğim kişiyle şahsen görüşeceğim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/">Tayfun Talipoğlu’nun Son Röportajı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün <strong>Tayfun Talipoğlu</strong> ile görüşmem var. Gerçi öğleden sonra görüşmemiz ama ben erkenden kalkıyorum. Sabahın ve yeni bir güne başlamanın duş kahvaltı gibi rutinlerinden sonra yola çıkıyorum. Amman dışarda ki hava dondurucu, kar başlamış, sorun mu bunlar hayatımda en değer verdiğim kişiyle şahsen görüşeceğim. Şahsen çünkü hakkında sadık bir hayranı olarak her şeyi biliyorum. Sorular yazdığım defterim, referans olarak göstereceğim YELPAZE dergim, kayıt cihazım, telefonum her şey tamam, hazırım idolümle görüşmeye…</p>
<p>1990 yılının sonlarına doğrudur, bizim evde ismini sık sık duymam. Kardeşim aynı Sayın <strong>Tayfun Talipoğlu</strong> gibi Siyasal Bilgiler Kamu Yönetimi Mezunudur. O da tıpkı <em>Tayfun Talipoğlu</em> gibi devrin acımasız çarkında Kaymakam olamayan nicelerinden biridir. Kardeşim de kendisi gibi o dönemi kargoculuk gibi işlerle geçirmiştir. İnsanın iyi ki de kaymakam olmamışlar diyesi geliyor. Kardeşim kimseden hiçbir yardım görmeden ilerlemiş, şu an Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde Dekan Yardımcısıdır. <strong>Tayfun Talipoğlu</strong> ise asla sıradan bir haberci olmamış, bu mesleğin duayenlerinden biri hem de en iyisi olmuştur. Politikanın kirli yüzüne uzak vatandaşının milletin yanında, çok yakınında olmuştur. Öyle ki politikacıların giremediği ülkenin her toprağına girmiş, oradaki tüm gönülleri fethetmiştir. Mecliste milletin vekilleri birbirini ısıra dursun, Sayın Talipoğlu onurlu yürüyüşüne devam etmiştir. Ondandır politikanın içinde ama siyasi rezilliklerden uzak oluşu. İkisinin ortak bir başka noktası sol yanının daha hassas ve naif oluşu; haksızlıklar karşısında susmayışlarıdır.</p>
<p><figure id="attachment_8862" aria-describedby="caption-attachment-8862" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg"><img class="size-full wp-image-8862" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg?resize=620%2C310" alt="Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün Tayfun Talipoğlu ile görüşmem var." width="620" height="310" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8862" class="wp-caption-text">Soğuk bir Şubat sabahı saatin sesiyle yatağımdan fırlıyorum. Bugün önemli bir gün Tayfun Talipoğlu ile görüşmem var.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Tayfun Talipoğlu</strong> ile Taksim’de buluşuyoruz. Soğuk havadan ikimizde mustaribiz. O kadar samimi bir insan ki kırk yıldır tanışıyor gibi sarılıyoruz. Çevrede ilgi büyük kendisine…Herkes birbirine gösteriyor, yanımıza bir hanım geliyor kısa bir sohbet gerçekleşiyor. Oğlumla tanıştırıyorum ve stüdyosuna geçiyoruz. Montumu çıkarırken “bir duayenle röportaj gerçekten çok cesursun” diye mırıldanıyorum. Kırmızı koltuklara karşılıklı oturuyoruz. Yan tarafta müzisyen arkadaşı ses kayıt yapıyor. Protest bir müziğin ezgileri…</p>
<p>Güzel günlerin geleceğini söylüyor inşallah diyorum içimden. Çantamdan “Yelpaze” dergimi çıkarıyorum. Kendisine incelemesi için uzatıyorum. Bir magazin dergisi olmadığına ikna ettiğim için gerçekleşti bu görüşme. Kapağına içeriğine bakıyor beğeniyor. Kapaktaki yeşil çimenlerle süslenmiş evlere bakıyor, “yeşillik kaldı mı Bahçeşehir’ de her yer beton yığını” diyerek düşüncelerini dile getiriyor.</p>
<p>Veee… Sorularımı yazdığım kara kaplı defterimi açıyorum, başlayalım mı? dedikten sonra. Fakat o kadar yoğun ki telefonu hiç susmuyor. Biraz politika biraz sanat konuşuyoruz;</p>
<p><figure id="attachment_8863" aria-describedby="caption-attachment-8863" style="width: 478px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg"><img class="size-full wp-image-8863" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?resize=478%2C322" alt="Tayfun Talipoğlu" width="478" height="322" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?w=478&amp;ssl=1 478w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?resize=300%2C202&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-1.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8863" class="wp-caption-text">Tayfun Talipoğlu</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Bir röportajınızda beni babam yetiştirdi diyorsunuz. Politika konuşulur muydu evde?</strong></p>
<p>T.T.:  Evet beni babam yetiştirdi, edebi yapım babamdan gelir. Daha dört yaşında şiir okurdum ben. Tabi ki politika da konuşulurdu. Eskiden aileler aynı masada buluşup yemek yer sohbet ederdi. Şimdi bunlar azaldı.</p>
<p>S.Ö.:  <strong>1990 yıllarında adınızı ailemden çok fazla duydum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler okudunuz ama Kaymakam olamadınız, benim kardeşim de aynı şeyleri yaşadı, sizden sonra sizin yolunuzdan geçmiş.</strong></p>
<p>T.T.:1983 yıllarında bizim bir yerde toplantıya katılmamızı istersek kolayca kaymakamlık sınavını geçeceğimiz söylendi. Ben o toplantıya katılmadım. İyi ki de katılmamışım. Aslında o dönemlerde başlamıştı bugün yaşanılan her şeyin temelleri. Söylemiştik ama dinletemedik. Tehlikeyi o zamandan görmüştük. Otuz yıldır söylüyorum. Sonra baktım ki ben iyi şikâyet ediyorum. Bunları anlatmaya başladım.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki tüm o olumsuzluklar olmasaydı ve siz kaymakam olsaydınız neler yapardınız?</strong></p>
<p>T.T.: Aslında Bamteli Programı’nda yaptıklarımla zaten gerçekleştirdim düşüncelerimi. Ben kendimin kaymakamıyım zaten.</p>
<p><figure id="attachment_8864" aria-describedby="caption-attachment-8864" style="width: 747px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg"><img class="size-full wp-image-8864" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?resize=640%2C640" alt="Tayfun Talipoğlu ile Röportaj" width="640" height="640" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?w=747&amp;ssl=1 747w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-2.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8864" class="wp-caption-text">Tayfun Talipoğlu ile Röportaj</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Evet çok seveniniz var ama sevmeyenleriniz de var bu sizi nasıl etkiliyor. Mesela ben kimin hayatına sahip olmak istersiniz diye sorsalar, sizi söylerim. Vatandaşın nabzını tutan programlar yapıyor, tüm Türkiye’yi dolaşıyorsunuz…</strong></p>
<p>T.T.: Doğru sağ olsunlar sevenlerimiz fazla. Sevmeyenler, ara da laf söyleyen var. Ben doğru olanı yaptığıma göre çok etkilemiyor bunlar. Internet sosyal medyada yazılan gereksiz şeyler insanları etkiliyor. Türkiye bölündü. Yalnız Türk- Kürt, Alevi-Sünni diye bölünmedi. İktidar nimetlerinden yararlananlar ya da yararlanmayanlar olarak bölündü. Yani bölünmenin ideolojik tarafı yok menfaat tarafı vardır. Bu bölünmelerde toprak ayırmaya gitmez.</p>
<p>İktidar değişince bunlar kalmaz</p>
<p><strong>S.Ö.: Değişir mi sizce, güneşin zaptı yakın mı?</strong></p>
<p><strong>T.T.: </strong>Değişir değişir. Hiçbir iktidar sonsuz değildir. Kalsa Sultan Süleyman’a kalırdı o na bile kalmadı. Onlar hiç gitmeyeceklerini düşünüyorlar. Birde şunu düşünüyorlar: eskiden dünya malı dünyada kalır denirdi, onlar herhalde orada da götürecek bir yer buldular. Bize söylemiyorlar. Bir lojistik durum söz konusu galiba. (Gülüyor&#8230;)</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki… Şunu merak ediyorum, Aydın ilinden Milletvekilliğine adaylığınızı koymuştunuz. Siyasetin içindesiniz ama milletvekili olarak görmek isteyenler var. Politikacı olarak da görecek miyiz?</strong></p>
<p>T.T.: Ben aslında boşluktan koymuştum adaylığımı. Orada bir deve güreşi belgeseli çekiyordum ondan dolayı. Politikadan çok hazzettiğimi söyleyemem. Yani insanlar birbirinin yüzüne bakamayacağı şeyler söyleyip ertesi gün kol kola gezebiliyorlar ve bunun adına da siyaset diyebiliyorlarsa ben yokum orada. Ne kimseyi kırar dökerim ne kimseyle kol kola girerim yani politikanın bu kısmını sevmiyorum.</p>
<p><figure id="attachment_8865" aria-describedby="caption-attachment-8865" style="width: 446px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg"><img class="size-full wp-image-8865" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg?resize=446%2C500" alt="Tayfun Talipoğlu - Röportaj" width="446" height="500" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg?w=446&amp;ssl=1 446w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-3.jpg?resize=268%2C300&amp;ssl=1 268w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8865" class="wp-caption-text">Tayfun Talipoğlu &#8211; Röportaj</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.: Bamteli programı ya da Yol Hikayeleri yapma fikri nasıl oluştu?</strong></p>
<p>T.T.:  Bamteli ‘nin formatı bana ait. Başka bir programın içinde yer alıyorduk.ve köy köy geziyorduk. Baktım ki bu işi yapıyorum, Zamanla süre yetmemeye başladı. Biz de o zaman bunu kendi başına bir program haline getirdik. Ben 57 gün evde kalmışım senede toplam hep gezmişim.</p>
<p><strong>S.Ö.: Gitmediğiniz yer, girmediğiniz toprak kaldı mı?</strong></p>
<p>T.T.: Gerçekten bir cip bir kamera ile Türkiye’nin her yerini dolaştık.</p>
<p><strong>S.Ö: Ben de sizin gibi özgür ruhluyum her yeri gezmek isterim. Belki de çoğu insan benim gibi düşünüyor. Bu kadar özenilmek nasıl bir duygu?</strong></p>
<p>T.T.: Ben herkese şunu söylüyorum, arkadaşlar yola çıkmak için yarını beklemeyin. Şu toplumsal baskılardan kurtulun çıkın gidin. Televizyon programlarında her kes bana şunu söyler; abi başımı alıp gitmek istiyorum. İstiyorsan git, yaşam kısa.</p>
<p><strong>S.Ö.: Biraz sanat konuşalım. Şiir ve sanatın içindesiniz; gayet güzel şiirleriniz var.</strong></p>
<p>T.T.: Aslında yaşama biçimin seni oraya getiriyor. Şöyle deyim şiir yaşamın şifrelenmesidir zaten. Kısa imgelerle yaşamı anlatır hep bir şiir. Şifre koyuyorsun oraya sen. Tabi bu şifreyi herkesin çözebilmesi… Gönüle giden bir şifredir bu. Bu gönüle giden şifreyi çözmek için de karşıdaki insanların aynı duyguyu yakalaması gerekiyor. Bunun içinde okuması gerekiyor. Bizim zorluğumuz bundan kaynaklanıyor zaten.  Yoksa ben bu ses tonuyla lokanta menüsünü de okusam şiir gibi geliyor. Ama şunu düşünmek gerekiyor; yani burada ne tema var? nedir? Ben Halk TV de şunu söylüyorum; bazen 82 saat konuş istersen ama bir Pir Sultan Abdal türküsü dinlediğinde her şeyi söylüyor adam ama hiçbir şey değişmiyor yıllardır.</p>
<p><strong>S.Ö.: Yasak Sevdamın Gözaltı Tarafı diyorsunuz…?</strong></p>
<p>T.T.: Yasak Sevdamın Gözaltı Tarafı evet.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_8867" aria-describedby="caption-attachment-8867" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg"><img class="size-full wp-image-8867" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg?resize=448%2C797" alt="Bu röportajdan sonra Tayfun Talipoğlu'nu sonsuzluğa uğurladık." width="448" height="797" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/tayfun-talipoglu-roportaj.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8867" class="wp-caption-text">Bu röportajdan sonra Tayfun Talipoğlu&#8217;nu sonsuzluğa uğurladık.</figcaption></figure></p>
<p><strong>S.Ö.:  Şiirlerinize bakılınca hem vatan sevgisini hem sevgiliyi; ikisi de a anlatıyor gibi değil mi?</strong></p>
<p>T.T.: Bir insan eğer aşk yoksa eğer âşık olamamışsa hiçbir sevgisi tam değildir. Yani insan yapısı gereği önce bir aşkı yaşamalı belki bizim problemimiz oydu…. (Telefon arası)</p>
<p>…. Telefonu kapattıktan sonra “Grup Yorum için imza topluyoruz” diyor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Evet şiirden söz ediyorduk, şiirin hayat biçiminiz olduğunu söylüyordunuz.</strong></p>
<p>T.T.: Tabi ki yaşamı şifrelemek dedim çünkü şu var eskiden bu ülkede sohbetler vardı; aile sohbetleri vardı. İnsanlar birbirlerinin evlerine gidiyorlardı. Ve o ev gezmelerinde mesela bizim yukarıda ki komşumuz   Tahsin Amca ben 6 yaşındayken okuduğu şiiri ben albüme aldım. Sevgi denizi oradandır.  Tahsin Amcaya okuyorum millet Atilla İlhan mı diyor. Hayır abi üst komşu Tahsin Amca yani. Bu kadar basit. Ve buradan şunu da söylüyorum çevremizde çok iyi yazarlar ve şairler var. Ama   siz hala popüler kültürün sunduğu adamı istiyorsunuz. Çünkü komşuyu beğenmezsiniz. Komşunun yazdığı şiiri ben yazdım desem iyi olur. Böyledir bu iş.</p>
<p><strong>S.Ö.:  Şu ara bir çizgi film dublajı yapıyorsunuz. Şu an vizyonda sanırım. Değişik bir çalışma mıydı sizin için?</strong></p>
<p>T.T.: Evet çok oldu biz o seslendirmeyi yapalı sonra filmi yeni çıktı ortaya öyle işte… Yani güzel yürüdü. Daha sen seyretmedin mi filmi? (Gülüyor) ben kem küm ederken; ben de gidemedim diyor.  Galaya da gelemedim. Ben gala diye Ankara’dan kalktım geldim 3’ünde değil 1’ indeymiş ben yanlış hatırlamışım.</p>
<p><strong>S.Ö.: Günü programlar mısınız?</strong></p>
<p>T.T.: Hayır hiç öyle bir programım yok çünkü benim ilkelerim şudur 1- hiçbir şey göründüğü gibi değildir. 2 -hiçbir şey planlandığı gibi olmaya bilir.  Yaşamda bunun ikisine de hazırlıklı olmak zorundasın bunlara. Yani gazeteciğin en önemli ilkesi hiçbir şey göründüğü gibi değil çünkü bazı şeylere insanları mahkûm edersin insanları linç edersin ama sonra vicdan azabı çekersin çok emin olmadıkça hiçbir şeye inanmam yaşamımda ben. Mesela sana bir örnek vereyim bununla ilgili. Şimdi son dönem bir şey vardı kız çocuklarıyla özellikle ilgili biliyorsunuz çocukların hayal güçleri çok fazladır. Ve bu taciz tecavüz davalarında müthiş bir artma meydana geldi ve insanlar mahkemelerde diyor yok ya bu adam öyle değildir böyle bir şey yapmaz ama dizilerle bilmem neyle çocuklar o hayal güçlerini daha da geliştirerek olmamış şeyleri anlatabiliyorlar. Ben bunu anlattığımda bir polis arkadaş şunu anlattı bana “hayatımda ki en büyük vicdan azabıdır.” Dedi bana. Kız çocuğu diyor ki beni taciz etti, şuraya götürdü, şunu yaptı ee adam son derece efendi bir adam. (Polis anlatıyor.) “Adama bir baba olarak dayanamadım işkence falan değil dövdüm. Adam 6 ay hapis yattı.” Sonra psikolog geliyor diyor ki bu çocuk yalan söylüyor. Ve bunlar yine emin olmak için o vicdanını rahatlatmak için belki ne o sokak var ne ev var ne o evde köpek var diyor öyle bir evde yok öyle bir olayda yok. Ama o insanı toplumda linç ettiler sosyal medyada linç ettiler. İşte o gazeteci arkadaşlara da sosyal medya kullanan insanlara da hiçbir şey göründüğü gibi değil. Bir kimseyi direkt mahkûm etmeyin. Burası çok farklı bir şehir hepimizin başına her şey gelebilir. Yani o insanı bir anda linç ediyorsunuz sonra beraat etse bile izi kalıyor. Böyle bir rezalet var ortada.  İkincisi hiçbir şey planladığınız gibi olmayabilir. Burası Türkiye. Yani beş dakika sonra vatan haini iki dakika sonra vatan sever olabilirsiniz bu ülkede. Yani her an her şey olabilir. Aynı borsa gibidir bizde (bak bu güzel oldu. (Gülüyor.) Vatan severlik ve vatan hainliği borsa gibidir bizde ne olacağı belli olmuyor.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki ailenize vakit ayıra biliyor musunuz? Ailenizle nasıl zaman geçiriyorsunuz. </strong></p>
<p>T.T.: Bir baktım oğlan 22 yaşına gelmiş. Şimdi 28 yaşında.</p>
<p><strong>S.Ö.: Sizi örnek alıyor mu? Politikayla ilgili mi kendisi de? </strong></p>
<p>T.T.: Tabi ki yani ama yok o kadar politik değil bazı şeylere onu biraz daha uzak tuttum. Şöyle bir şey var; ona şunu öğrettim bir şey söylendiği zaman yerinde söylenmeli. Yerinde söylemediğin bir sürü söz seni birilerinin nezdinde mahkûm yapar bunun hiçbir anlamı da olmaz. Önce donanımlı olacak donanımlı olmadan laf söyleme, bilmediğin konularda laf söyleme. Bazen Türkiye’de haddini bilmek kötü bir şeydir. Haddinizi bildiğiniz için çok kitap yazamazsınız, çok şiir yazamazsınız, ben şairim diyemezsiniz. Ben şair falan değilim diyorum niye? Orda Ahmet Telli var, orda Nazım Hikmet var, orda Ahmet Arif var, orda Hasan Hüseyin var yani bunları düşününce öyle bir şey diyemiyorsun sadece günü tespit ediyorsun. İşte oğluma da böyle anlatıyorum.</p>
<p><strong>S.Ö.: Yatağa yattığınızda ne düşünürsünüz? </strong></p>
<p>T.T.: Valla yatağa uzandığımda ben can sağlığı düşünüyorum. Çünkü şuna inanıyorum sağlığın yerinde olduğu sürece senin ve çocuklarının yaşamda her şey olabilir her şeye hazırlıklıyım benim Türkiye de hiçbir şey şaşırtmıyor. Her şey değişebilir anında en iyi bildiğiniz adam en kötü de olabilir, hiç beklemediğiniz yerden zarar görebilirsiniz. Ama bütün bunlar için dik durmak zorundasınız hem sağlık olarak hem düşünce olarak.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki engeller sizi yıldırır mı? </strong></p>
<p>T.T.: Eskiden daha çok yıldırıyordu tecrübe ve bilgi sahibi oldukça engeller karşısında daha tutarlı davranış geliştire biliyorsunuz. İnsanları tanımakla başlıyor tabi ki.</p>
<p><strong>S.Ö.: Peki önünüzde başka planlarınız gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz neler? </strong></p>
<p>T.T.: Şu anda bir albüm çıkartıyorum biliyorsun. Albümün ismi “Onca Yoldan Sonra Tayfun Talipoğlu   Şarkılar Söylüyor” biraz Anadolu rock tarzında bir albüm. Şiir dışında ilk defa bir albüm çıkartıyoruz. Ve ben çok tutacağına da inanıyorum.  Seyyah müzikten çıkıyor. Yaşar yaptı (yan odada kayıt yapan genç adamdan söz ediyor) düzenlemeleri.</p>
<p><strong>S.Ö.: Korkularınız var mı daha doğrusu sizin bam teliniz nedir? </strong></p>
<p>T.T.:  Anlamsız yere yalan söyleyen insanlardan korkuyorum. Yani hiç nedeni yoktur adamın sana o yalandan bir şeyde çıkmaz ama size bir yalan söyler sen o yalana dair o adam hakkında iyi fikir edinirsin ama bambaşka bir adam çıkar. Bu konuda çok kazıklandım çünkü. Elemanlarım beni kandırdılar. Kartlarımı aldılar şunu yaptılar bunu yaptılar… Beni o korkutuyor. Yalan söylenmez değil söylenir ama bu yalan …, beyaz yalan diye bir şey var mı diyeceksin evet var. Yani birisi kalkıp eğer birisine kötülük edecekse böyle bir şey var mı dediğinde yok öyle bir şey derim yani. Mühim olan yaşanması insanların küsmemesi yani körük yapmam hiçbir zaman kırgınlıklara. Ben hiç yumruk yumruğa kavga etmedim 54 yaşındayım. Hiç öyle bir kavgam yok. Ve sonuna kadar beklerim çünkü özür dilemek zorunda kalmayayım diye. Bazen parladığımda da çok üzülürüm zaten.</p>
<p><strong>S.Ö.: TRT de yaptığınız konuşmayı hayranlıkla izledim kızmıştınız ama sükunetle ve öyle net ifade ettiniz ki bunu.</strong></p>
<p>T.T.: Deniz Baykal meselesiydi…Ya da TRT de program yapmamdır. İnsanlar seni yargılıyorlar. Kardeşim nerede çalıştığınız önemli değil ne söylediğin önemli ne yazdığın önemli o zaman şu anda ATV, NTV, CNN TÜRK, KANAL D, bu arkadaşlarımızın hepsini hain mi ilan edeceğiz? Basının ilkelerine ters mi? Patrona öyle davranılabilir ama insanlar emekçi orada. Bir gün birisi bana “TRT de çalışıyorsun seni dinlemiyorum.” Dedi. “Sen ne iş yapıyorsun?” dedim.” “Doktorum.” Dedi. “Nerede?” dedim. “Sağlık Bakanlığında.” “Hemen istifa et.” dedim. “Niye?” dedi. “Sağlık Bakanı AK Partili.” dedim. “Nasıl yani.” “Ee aynı şey dedim. O zaman öğretmenler istifa etsin. Metroya binmeyin, belediye otobüsüne binmeyin. Böyle bir şey olmaz. Aynı şu gösterdiğin tepkiyi keşke senin sorunlarına sahip çıkmıyor diye oy olarak göstersen.”</p>
<p><strong>S.Ö.: SOHBETHANE nasıl gidiyor? </strong></p>
<p>T.T.: Şimdilik iyi gidiyor. Bir de şunu söyleyebilirim insanların sevgiye ihtiyaçları var. Özellikle birbirimizi sevmeye ihtiyacımız var. Seferberlik ilan edeceğimize sağda solda bu seferberlik sevgi üzerine olmalı. Çok birbirimize düşman olmaya başladık. Bütün bu da tabi televizyonlardaki; okumayan insanları televizyon çok etkiliyor. Yanlış etkiliyor.</p>
<p><strong>S.Ö. : Son olarak ben size birkaç kelime söyleyeceğim sizde tek kelime ile cevap verir misiniz? </strong></p>
<p>T.T.: (Vatan): Uğruna ölünecek toprak parçası.</p>
<p>(Nazım): Diğer yarım.</p>
<p>(Politika): Bu ülkede sevmem.</p>
<p>(Bam teli): Bam teli bence doğrunun zirve yaptığı yer.</p>
<p>(Kadın): Sevmeyi öğreten….</p>
<p>Sevgili Tayfun Talipoğlu’na bu sıcacık sohbeti için teşekkür ederek ayrılıyorum stüdyodan. Yolda düşünüyorum Ey Kaymakamlık konseyi işte böyle… Güçlü bir adamı kızdırmak o nu daha da güçlü işinde bir numara yapıyor. Kaymakam olsaydı da sıradan olamazdı. Ama o zaman bir ilçe ile var olacaktı. Şimdi ise her köyün her kasabanın her ilçenin ve her ilin kaymakamı gönüllerin kaymakamı.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Maalesef bu röportajdan kısa bir süre sonra kaybettik kendisini. Son olarak dergiyi göndermek için adresini istemiştim. Ankara’da ki evinin adresini vermişti ben göndermeden vefat etti. Şairin dediği gibi  “o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler”…</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bu röportaj ilk kez Yelpaze İstanbul dergisinde yayınlanmıştır. &#8220;<strong>YELPAZE İSTANBUL 148. SAYI MART 2017</strong>&#8221;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/">Tayfun Talipoğlu’nun Son Röportajı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tayfun-talipoglunun-son-roportaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8861</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zühal Yorgancıoğlu (Madam  Z) ile Modanın Zarif Adımları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 28 Mar 2017 18:40:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selda Önder]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8646</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yüksek Lisans konumu, Etnik tarzda gelinlikler olarak belirlemiştim. Bu konuda bir alan çalışması yapmam gerekiyordu. Bu demekti ki Türkiye’yi en azından bir kısmını dolaşacaktım. Üniversiteden beri hayalimdir. Özellikle bu kişilerle röportaj yapabilmek. Araştırmam gereken etnik gruplardan biri Yörük ve Türkmenlerdi. Öyleyse eski Türklerde giyim kuşam ile başlamalıydım. Kim yapıyordu bu tarzda kreasyon? Bir çok isimle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Zühal Yorgancıoğlu (Madam  Z) ile Modanın Zarif Adımları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek Lisans konumu, Etnik tarzda gelinlikler olarak belirlemiştim. Bu konuda bir alan çalışması yapmam gerekiyordu. Bu demekti ki Türkiye’yi en azından bir kısmını dolaşacaktım. Üniversiteden beri hayalimdir. Özellikle bu kişilerle röportaj yapabilmek. Araştırmam gereken etnik gruplardan biri Yörük ve Türkmenlerdi. Öyleyse eski Türklerde giyim kuşam ile başlamalıydım. Kim yapıyordu bu tarzda kreasyon? Bir çok isimle karşılaştım internet araştırması yaparken. Fakat öyle birisi vardı ki çocukluğumdan beri sanatına, kişiliğine  hayran olduğum dünya tatlısı bir insan <strong>Zühal Yorgancıoğlu</strong>.</p>
<p>Ben küçükken Halime isminde bir bebeğim vardı. Ona giysiler diker aksama kadar ne hayaller kurardım. Annem sürekli  <em>Zühal Yorgancıoğlu</em>’ndan söz ederdi. Kadıköy’e Gençlik Kitapevine giderdik. Hiç unutmam üst kata çıkıp “Burda” dergilerinden giysi kalıbı çıkartır sonrasında yine Kadıköy’de olan YKM mağazasına gider annemle kumaş kestirirdik. Bu benim için inanılmaz bir ritüeldi. Gözlerimi ayırmadan izlerdim. Bir rutinimiz daha vardı o bölgeye yakın Beyaz Fırın’da oturup poğaça ile ayran içmemiz. Artık hiçbir yerde o tadı bulamıyorum.</p>
<p><figure id="attachment_8650" aria-describedby="caption-attachment-8650" style="width: 491px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg"><img class="size-full wp-image-8650" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg?resize=491%2C874" alt="Zühal Yorgancıoğlu'nın Misafir Karşılamadaki İnceliği" width="491" height="874" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg?w=491&amp;ssl=1 491w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-misafir-karsilamasi.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 491px) 100vw, 491px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8650" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu&#8217;nın Misafir Karşılamadaki İnceliği</figcaption></figure></p>
<h2>Zühal Yorgancıoğlu</h2>
<p><strong>Zühal Yorgancıoğlu</strong> ismini tüm sosyal medyada aradım. İletişim adresi yok. Evin içinde volta atıyorum. Ne yapabilirim ne yapabilirim? Sonra bir röportajında gazetecinin isim soyadını aldım. Elbette evine kadar gittiğine göre telefonu mevcuttur Zühal Hanım’ın. Röportaj yapan kişiye ulaşmam zor olmadı ama uzun uzun konuştuktan sonra kendisini ancak ikna ettim telefon numarasını vermeye. Heyecan içinde telefonu çaldırdım. Karşı taraftan otoriter bir ses, “alo” dediğinde bunun Zühal Hanım olduğunu anladım. Heyecandan ölecektim sanırım. Sesim titreyerek moda ile ilgili bir tez hazırladığımı kendisiyle görüşmek istediğimi  söyledim. “Tamam gelin beklerim İzmir’e” dedi. Bunun benim için anlamı büyüktür. Çocukluğumdan beri bildiğim, kahramanlarımdan biriydi. Evet hemen biletimi aldım. Sabah erkenden  İzmir’e uçacak, akşamda geri dönecektim. Kendisine geleceğim tarihi söylediğimde “Siz gelin evimi bulamazsınız,  şoförümü  göndereceğim  aldırırım sizi” dedi. Ne kadar zarif bir  insan diye düşündüm. O gece heyecandan uyuyamadım. Zühal Hanım İdolümdür benim. Çok güzel çalışmalara imza atmış, ülkesini yurt içinde ve dışında tanıtmıştır. Bir zamanlar tanıdığımız Dallas’ın Sue Ellen’ina, Dalida ya, birçok prensese gelinlik, ülkemizden ise sanatçıların tamamına  kıyafet hazırlamıştır.</p>
<p><figure id="attachment_8653" aria-describedby="caption-attachment-8653" style="width: 379px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg"><img class="size-full wp-image-8653" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg?resize=379%2C673" alt="Zuhal Yorgancıoğlu'nun röportaja tüm evraklarla düzenli bir şekilde hazırlanması." width="379" height="673" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg?w=379&amp;ssl=1 379w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-zuhal-yorgancioglu.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 379px) 100vw, 379px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8653" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu&#8217;nun röportaja tüm evraklarla düzenli bir şekilde hazırlanması.</figcaption></figure></p>
<p>Havaalanında beni bekleyecek aracın plakasını ve şoförünü tarif etmişti. Zühal Hanım’ın şoförü  sevgili Mehmet Bey beni hemen tanıdı. Bunda sanırım Zühal Hanım’ın elinize kırmızı bir fular alın demesi gerçekten büyük rol oynamıştı. Arabaya bindiğimde tonton,  asker emeklisi, Mehmet Bey ile sohbet ettik. Zühal Hanım bana bir gül bir de çikolata göndermişti. Yolculuğum tatlı ve  güzel geçsin diye. Aslında tüm ziyaretçilerini  böyle karşılıyormuş. Ne zerafet diye düşündüm. Sürekli arayıp neredesiniz diye soracak kadar ilgili ve misafirperver bir insan.</p>
<p><figure id="attachment_8649" aria-describedby="caption-attachment-8649" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg"><img class="size-full wp-image-8649" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg?resize=400%2C707" alt="Zühal Yorgancıoğlu Röportajı" width="400" height="707" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-evi.jpg?resize=170%2C300&amp;ssl=1 170w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8649" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu Röportajı</figcaption></figure></p>
<h2>Zühal Yorgancıoğlu Röportajı</h2>
<p>İzmir çok güzel bir yer, daha sonra tekrar gittim ve tüm turistik yerlerini ve müzelerini gezdim. Onu da başka bir anıda paylaşırım. Zühal Hanım kışlarını merkezde kendisine ait büyük bir apartmanın üst katında devasa bir evde ikamet ediyor. Yazlarını ise Urla’da köyüm dediği yerde geçirmekte. Yukarı çıktım. Kapıyı yardımcısı açtı, beni her yanı hatıralarla süslü salona aldı. Biraz sonra eşlik ettiği dünyalar güzeli, uzun boylu, inanılmaz ama 90 yaşında bir genç kız karşıladı. Maalesef misafirlerini geçirmek için aşağıya inmiş, sendeleyip, kalçasını kırsa da yine de acısını belli etmeden tatlı bir gülümsemeyle karşıladı beni. O yaşta o kadar üretken ki bir kaç yardımcısı var ama çoğu işini kendi yapıyor. Hayatı dolu dolu yaşamış, eşine çocuklarına tapan birisi. Güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Bana kendi yazdığı bir kitabını imzalayarak hediye etti. Yeni bir kitap hazırlığında olduğunu anlattı. Uzun uzun sohbet ettik, çok güzel anılar paylaştık. Kendi ağzından kitabında da yer alan satırları dinlerken gözlerinin hala ışıl ışıl olduğunu fark ettim:</p>
<p><figure id="attachment_8651" aria-describedby="caption-attachment-8651" style="width: 473px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg"><img class="size-full wp-image-8651" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg?resize=473%2C893" alt="Zühal Yorgancıoğlu'nun yemek masası" width="473" height="893" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg?w=473&amp;ssl=1 473w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-nin-yemek-masasi.jpg?resize=159%2C300&amp;ssl=1 159w" sizes="(max-width: 473px) 100vw, 473px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8651" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu&#8217;nun yemek masası</figcaption></figure></p>
<p>“Bugün bir İzmirli hem de fanatik bir İzmirli olmaktan gurur duyuyorum. İzmir’de doğdum. İzmir’de  büyüdüm, İzmir’ de çalıştım ve İzmir’in sesini  yine İzmir’ den hem de Hisarönü gibi muhafazakar bir semtten tüm dünyaya duyurdum. Annem babam yedi kuşak İzmirli;  İzmir’in  işgalini ve kurtuluşunu yaşamış kişiler. Çocukluğum vatan  millet, zafer hikayelerini dinlemekle geçti. Ailemden aldığım milli hisler okulumda en somut halini aldı. En büyük  şansımda ATATÜRK çocuğu olmamdır.</p>
<p><figure id="attachment_8658" aria-describedby="caption-attachment-8658" style="width: 394px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg"><img class="size-full wp-image-8658" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg?resize=394%2C701" alt="Zühal Yorgancıoğlu Gümüş maske Ödülüne Layık Görüldü" width="394" height="701" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg?w=394&amp;ssl=1 394w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-odulleri.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 394px) 100vw, 394px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8658" class="wp-caption-text">Zühal Yorgancıoğlu Gümüş maske Ödülüne Layık Görüldü</figcaption></figure></p>
<p>Ben VİCTOR HUGO’nun  prensesinin  nedimelerinden  biri  olan  BAYRAKLI’da  doğdum. (1926)  4 Kardeştik Celal, Cemal,  Nihal,  Zühal.</p>
<p><figure id="attachment_8657" aria-describedby="caption-attachment-8657" style="width: 412px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg"><img class="size-full wp-image-8657" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg?resize=412%2C731" alt="Zuhal Yorgancioglu: Moda Tasarımı ve Desen Çalışmaları" width="412" height="731" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg?w=412&amp;ssl=1 412w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-moda-tasarimi-ve-desen-calismalari.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 412px) 100vw, 412px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8657" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancioglu: Moda Tasarımı ve Desen Çalışmaları</figcaption></figure></p>
<p>Bayraklı’yı pek az hayal ediyorum. Henüz 4  yaşındayken babamın memuriyeti dolayısıyla  Anadolu’ ya  göç  ettik. Anadolu’nun tertemiz  hiç  bozulmamış yörelerinde yaşamak,  sofralarına  oturmak, bayramlarda  düğünlerde  beraber  olmak.  Genç  kızların  mahalli  Türk  motiflerini  gergef de  işlerken  görmek, cihazlarını  incelemek&#8230; Sanki  benim bugünkü  başarımın  atılmış  ilk tohumları idi.</p>
<p><figure id="attachment_8648" aria-describedby="caption-attachment-8648" style="width: 365px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi.jpg"><img class="wp-image-8648 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi-e1490725846314.jpg?resize=365%2C650" alt="Zuhal Yorgancıoğlu'nun Sevgili Kedisi" width="365" height="650" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi-e1490725846314.jpg?w=365&amp;ssl=1 365w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-kedisi-e1490725846314.jpg?resize=168%2C300&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 365px) 100vw, 365px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8648" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu&#8217;nun Sevgili Kedisi</figcaption></figure></p>
<p>Tam 18 tane bebeğim  vardı.  Ama hiç biri  Avrupa  bebeği  değildi. Hepsi  pamuktan  pazenden yapılmış  BEZDEN  bebeklerdi. Onlara  SATI,  BACI,  DÖNDÜ,  DUDU (benim Halime’m gibi) şeklinde  isimler  vermiştim. Onlar  sanki  benim  o  günkü  mankenimdi. Tıpkı bugün ÇAĞLA (ŞİKEL),  ARZUM (ONAN), SEVİM, AYLİN, MİNE&#8230; gibi.  SATI  sonradan Cemil İPEKÇİ’NİN oldu.</p>
<p><figure id="attachment_8647" aria-describedby="caption-attachment-8647" style="width: 354px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi.jpg"><img class="wp-image-8647 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi-e1490725917611.jpg?resize=354%2C651" alt="Madam Z'nin şarkıcı Dalida'ya yaptığı elbise" width="354" height="651" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi-e1490725917611.jpg?w=354&amp;ssl=1 354w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-dalida-elbisesi-e1490725917611.jpg?resize=163%2C300&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 354px) 100vw, 354px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8647" class="wp-caption-text">Madam Z&#8217;nin şarkıcı Dalida&#8217;ya yaptığı elbise</figcaption></figure></p>
<p>İlkokula  Çumra’ da  başladım. Sokakları  meyve  ağaçlarıyla  donanmış,  Almanların  yaptıkları  büyük  baraj  ve  etrafında  çiçek  bahçeleri  içinde  Bavyera  evleri. Sanki  benim  cennetimdi  burası. Tren  evimizin  yanından  geçerdi. Adana  postasının  tiz sesini duyduğum an nerede  olursam  olayım, Satı  bebeğime  sarılıp dışarı  koşardım. Evimizle  tren  yolu  arasında  bulunan dikenli tel, çitlerden  acele ile  atlarken  terliğimin  tekini,  eteğimin  bir  parçasını  tellere  takar  kollarım  ve  bacaklarımın kan  içinde  kalmasına  aldırmadan  çimenlere yatar,  tren’ in  penceresinden sarkan  insanlara  hayretle  bakardım.  Demek ki  Çumra’dan  başka  yerlerde   var.  Eğer  varsa, bizde  oraya  gideceğiz  diye  Satı’ma söz verdim. Yıl  1934.</p>
<p><figure id="attachment_8660" aria-describedby="caption-attachment-8660" style="width: 401px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg"><img class="size-full wp-image-8660" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg?resize=401%2C714" alt="Prensese ait fotoğraf, üzerindeki de Z. Yorgancıoğlu tasarımı." width="401" height="714" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg?w=401&amp;ssl=1 401w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-prenses-elbisesi.jpg?resize=168%2C300&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 401px) 100vw, 401px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8660" class="wp-caption-text">Prensese ait fotoğraf, üzerindeki de Z. Yorgancıoğlu tasarımı.</figcaption></figure></p>
<p>Yıl  1978&#8230;  Atölyemde  çalışırken  bir gün üzerinde İtalyan  basın  eleştiri  komitesinin mührü  olan  büyük  bir  zarf  aldım. İtalya’ da  sanat   ve  sanatçıları  teşvik  etmek  amacıyla  her  yıl  bir  sanatçıyı  seçmek,  aynı  zamanda   Amerika’nın  OSCAR’ ına  eşit  MASCHERA D’ARGENTO  moda  tasarım  ödülü  TÜRK  modacısı  <strong>İZMİRLİ  ZÜHAL  YORGANCIOĞLU</strong>’na  layık  görülmüştü. Ödülümü  almak  için  Roma’ya  davet  ediliyorduk. Kızımla  beraber  Roma’ya  uçakla  gitmiş, merasimin  yapılacağı  yer olan   CHAMPİYONE D’ İTALYA’  ya  trenle  geçmiştik. İşte  trenin  penceresinden  İtalya’ nın  yemyeşil  tarlalarını  seyrederken, treni  hayretle  seyreden  köylü  çocuklarını gördüm. İşte  o çocukların  arasında  Satı’ sına  sarılmış  küçücük   elleri  ile  kaküllerini  aralayarak,  şaşkınlıkla  trene  bakan  küçük Zühal’i  gördüm. “Evet Satı’m  dedim  şimdilik  Çumra’ dan  Roma’ya”  diye  mırıldandım. İşte  çalışmanın  bıkmadan,  usanmadan,  yorulmadan  çalışmanın  neticesi. Daha  sonra Paris,  Londra,  Washington,  Chicago,  Taiwan’ a  kadar  olan  memleketler.”</p>
<p><figure id="attachment_8654" aria-describedby="caption-attachment-8654" style="width: 408px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg"><img class="size-full wp-image-8654" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg?resize=408%2C837" alt="Zuhal Yorgancıoğlu çok sayıda ödül aldı." width="408" height="837" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg?w=408&amp;ssl=1 408w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-aldigi-oduller.jpg?resize=146%2C300&amp;ssl=1 146w" sizes="(max-width: 408px) 100vw, 408px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8654" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu çok sayıda ödül aldı.</figcaption></figure></p>
<p><strong>Zühal  Yorgancıoğlu</strong> bunları anlatırken  ben mest  olmuş  bir  şekilde  hatıralarla  dolu duvarları, yüzlerce  ödülü inceliyordum. Derken yardımcılarından  biri  yemeğin hazır  olduğunu  haber  verdi. Yemekler  hazırlanmış mis  gibi  kokular  gelmeye  başlamıştı.  Tüm  zarafetiyle  servisi  kendisi  üstlendi. Yaşına rağmen çok dinçti. Yemekte eşine olan  aşkını anlattı,  çocuklarına  düşkünlüğünü. Eşini  kaybettikten sonra  çok kilo kaybettiğini. Şöyle bir inceleme fırsatım oldu. Hala ne güzel bir kadındı.</p>
<p><figure id="attachment_8661" aria-describedby="caption-attachment-8661" style="width: 825px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg"><img class="size-full wp-image-8661" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg?resize=640%2C355" alt="Köyündeki kendi tasarımı at arabası." width="640" height="355" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg?w=825&amp;ssl=1 825w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-at-arabasi.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8661" class="wp-caption-text">Köyündeki kendi tasarımı at arabası.</figcaption></figure></p>
<p>Yemekten sonra kendisine sorular sormak için ses alıcımı  ayarladım. Çaylarımız  gelmişti, içinden geldiği gibi anlatmıştı  birbirinden  güzel  anılarını. İstemediği  yerler özel sohbetimizdir. Ve başladık  söyleşimize; 2010  yılında  kendisiyle söyleşi  yapan Sayın Cenap  Tezer ile bilmeden aynı soruları  sormuşuz&#8230;</p>
<ul>
<li><strong>Çalışmalarınızda ilham kaynağınız hem Anadolu’nun derinlikleri, hem de Osmanlı’nın ihtişamı olduğu çok net görülüyor. Sizi bu yönde bir moda çalışmasına yönlendiren nedir?</strong></li>
</ul>
<p>Eğitimimi Ankara Yüksek Kız Teknik Öğretmen Okulu’nda Moda- Resim bölümünde aldım. Geniş çapta Türk Motifleri ve işlemeleri üzerinde  çalıştık.  Ancak,  zamanla  bu  sanatın  artık  icra  edilmediğini  ve yozlaşarak  ölmekte  olduğunu  fark ettim. Yurt  dışında ki  çalışmalarım sırasında bu  sanatın ve motiflerimizin  tanınmadığını ve hatta  başka  milletlere  mal  edildiklerini  gördükçe  içim sızladı. Benim için moda, Türk  işleme sanatını  ve  motiflerini  sınırlarımızın  ötesine  götürmek  için  bir  vasıta  ve  kendi  sanatsal  yorumlarımı özgürce  ifade  edebilmek  için  platform  oldu.</p>
<ul>
<li><strong>Tasarım çalışmalarınızda ve çizgilerinizde, esinlenmiş olduğunuz kaynakların bilinen  etnik  kalıplarının ve stillerinin sizin elinizde  çok  farklı ve küresel  bir  zevke hitap eder hale geldiğini görüyorum. Resim ve Sanat ile de doğrudan ilgili  olan bu yaratıcı süreçten en çok nereden ve kimlerden etkilendiniz?</strong></li>
</ul>
<p><figure id="attachment_8662" aria-describedby="caption-attachment-8662" style="width: 423px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg"><img class="size-full wp-image-8662" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg?resize=423%2C743" alt="Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir elbise" width="423" height="743" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg?w=423&amp;ssl=1 423w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-elbiseler.jpg?resize=171%2C300&amp;ssl=1 171w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8662" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir elbise</figcaption></figure></p>
<p>Beni daha  genç  yaşta  etkileyen  ve  bilhassa  motive  eden  kişiler  önce  annem  ve  sonra  Cumhuriyet Kız Enstitü’ den  hocam Saniye Tunçalp  oldu. Çalışmalarımın  gelişme  süreci  içinde,  İtalyan  asıllı  illüstratör  René  Gruau’n  akıcı  çizgileri  beni  çok  etkilemişti;  kendi  özgür  çizgilerimiz  görmüştüm onun  çalışmalarında. Gittim, Fransa’nın  güneyindeki  atölyesinde  buldum, ziyaret  ettim. Bir de Amerika’da oğullarım  Faruk ve Haluk ( ikisi de ödüllü mimar) vasıtasıyla  tanıştığım ve  90 yaşında  hala çalışıyor  olan  New York’ lu  illüstratör  Jeremiah  Goodman.</p>
<ul>
<li><strong>Bugün üniversitelerde verilen eğitim sizce yeterlimi?</strong></li>
</ul>
<p><figure id="attachment_8663" aria-describedby="caption-attachment-8663" style="width: 420px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg"><img class="size-full wp-image-8663" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg?resize=420%2C770" alt="Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir kaftan" width="420" height="770" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg?w=420&amp;ssl=1 420w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimi-kaftan.jpg?resize=164%2C300&amp;ssl=1 164w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8663" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu tasarımı bir kaftan</figcaption></figure></p>
<p>Biz  1944- 47  yılları  arası  Fransa’da  Belçika’da  moda  tasarımı  eğitimi  almış  hocalardan  eğitim  aldık. En  önemli  dersimiz  anatomiydi. Bugünün  mekanik  bilgisayar   çizimleri  heyecanlandırmıyor insanı. Ve, biz  okulumuzda  Milli Eğitim  aldık.  Yani  kendi  kültür ve sanat  eğitimimiz.  Fakat,  bugün  okullarda  Milli  Eğitim  yok,  sadece eğitim  var. Moda  tasarımı  öğrencileri Avrupa modacıların; Versace’ lerin,  Ungaro’ ların  etkisinde.</p>
<p><figure id="attachment_8664" aria-describedby="caption-attachment-8664" style="width: 465px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg"><img class="size-full wp-image-8664" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg?resize=465%2C791" alt="Zuhal Yorgancıoğlu tasarımıları" width="465" height="791" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg?w=465&amp;ssl=1 465w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-tasarimlari.jpg?resize=176%2C300&amp;ssl=1 176w" sizes="(max-width: 465px) 100vw, 465px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8664" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu tasarımıları</figcaption></figure></p>
<p>Sevgili Madam Z. (yurt dışında  kendisi  bu isimle anılıyor.)  İle zaman  ne  çabuk  geçiyordu. Mesleğiyle  ilgili  daha pek  çok  soruya  sabırla  cevap verdi. “Kal”  dedi. Beni Urla’ da ki Mimar Ağa Han ödülü almış yazlığına  davet  etme inceliğini gösterdi.. Ama  iki  saat sonra kalkacak olan bir uçağa yetişmem  söz konusuydu. Saat sabahın onundan  akşamın 7 sine kadar sohbet  etmiştik. Rüya  gibi bir gün geçirmiştim. Kendisine  teşekkür edip  o değerli ellerini öptüm. Uçağımı  beklerken müthiş  zeki, donanımlı, yetenekli, çalışkan Türk kadını  <u>Zühal Yorgancıoğlu</u> ile tekrar görüşmeyi dileyerek  harika bir insan diye mırıldandım…</p>
<p><figure id="attachment_8659" aria-describedby="caption-attachment-8659" style="width: 445px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg"><img class="size-full wp-image-8659" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg?resize=445%2C791" alt="Zuhal Yorgancıoğlu portresi" width="445" height="791" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg?w=445&amp;ssl=1 445w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-portresi.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w" sizes="(max-width: 445px) 100vw, 445px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8659" class="wp-caption-text">Zuhal Yorgancıoğlu portresi</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_8652" aria-describedby="caption-attachment-8652" style="width: 465px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg"><img class="size-full wp-image-8652" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg?resize=465%2C729" alt="Madam Z tasarımı elbise" width="465" height="729" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg?w=465&amp;ssl=1 465w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/madam-z-tasarimi-elbise.jpg?resize=191%2C300&amp;ssl=1 191w" sizes="(max-width: 465px) 100vw, 465px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8652" class="wp-caption-text">Madam Z tasarımı elbise</figcaption></figure></p>
<p><figure id="attachment_8655" aria-describedby="caption-attachment-8655" style="width: 474px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg"><img class="size-full wp-image-8655" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg?resize=474%2C701" alt="Madam Z olarak tanınan ünlü modacı Zühal Yorgancıoğlu" width="474" height="701" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg?w=474&amp;ssl=1 474w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/zuhal-yorgancioglu-madam-z-elbise.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 474px) 100vw, 474px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8655" class="wp-caption-text">Madam Z olarak tanınan ünlü modacı Zühal Yorgancıoğlu</figcaption></figure></p>
<p>NOT: Bu yazı ilk olarak Yelpaze İstanbul dergisinde yayınlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:block"
     data-ad-format="autorelaxed"
     data-ad-client="ca-pub-1385937189085107"
     data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/">Zühal Yorgancıoğlu (Madam  Z) ile Modanın Zarif Adımları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zuhal-yorgancioglu-madam-z-ile-modanin-zarif-adimlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8646</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
