<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Eren Kocakaplan &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/erenkocakaplan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 08:07:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Birgün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/birgun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/birgun/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 08:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5988</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ekimin sonunda yakalamışken maviyi oturdum sofrasına. Elimde sigaram ağzımda dumanı. Derken yanımdaki amca “Hem denize geliyorsun hem sigara içiyorsun, bu nasıl iş&#8221; dedi. Anlamadım bağlantıyı nereden kurdu aklında. &#8220;Ben SAT komandosu emeklisiyim, 45 yıl içtim&#8221; dedi, bi 45 yılda ben içeyim dedim. 45 i geçme hatırım kalır dedi biraz cilveyle. Yüzümü denize döndüm, 43 yıl [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birgun/">Birgün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ekimin sonunda yakalamışken maviyi oturdum sofrasına. Elimde sigaram ağzımda dumanı. Derken yanımdaki amca “Hem denize geliyorsun hem sigara içiyorsun, bu nasıl iş&#8221; dedi. Anlamadım bağlantıyı nereden kurdu aklında. &#8220;Ben SAT komandosu emeklisiyim, 45 yıl içtim&#8221; dedi, bi 45 yılda ben içeyim dedim. 45 i geçme hatırım kalır dedi biraz cilveyle. Yüzümü denize döndüm, 43 yıl daha benimle olan sigaramdan bi nefes aldım. Denizin üstünde kelebekler uçururken aklımdan rengarenk,amca elma uzattı birden. Al bakalım Adanalı sigarayla iyi gider dedi. İyi gitmez bilirim ama aldım, belli belirsiz bi eyvallah dedim. Sonra toplandı, çantasını sırtına aldı iyi günler genç dedi. Ben yine eyvallah dedim. Bir şarkı sözüymüş gibi dedim. Bilirim bir şarkı sözüdür ama ben yine de bir şarkı sözüymüş gibi dedim. Eyvallah, gidiveren hayata.</p>
<p>Akdeniz’in ılık sularına daldım sonra. İlk başta buzullar gibi soğuk geldi ama açılınca yavaş yavaş ısınmaya başladı. Ne kadar süre geçti bilmem, yabancı bir abla girdi suya. Belki yabancı değildi, bana öyle geldi. Dizlerine kadar sudayken soğuktan titriyordu. Sonra birden daldı suyun içine, çıkmayacak sandım. Balık olacaktı da Akdeniz’in sularında her gün selam çakacaktı gökteki bulutlara. O kadar çok su altında kaldı ki bir an şüphelendim. Sonra en fazla 5 metre ötemden çıktı. Allahtan dedi, su o kadar da soğuk değil.</p>
<p>Titreyerek girdiğim Akdeniz’den titreyerek çıktım, vardım oturdum havlumun üstüne. Komando amcanın yerine yeni bir amca gelmiş çoktan. Denize girmeyecek ama belli pantolonlu, gömlekli. Yanında bir yüksek alkollü bira duruyor. Döndüm , ‘afiyet olsun’ dedim. Çekingen bir tavırla sağol dedi. İlk adımı attım, artık amca anlatır içindekileri dedim. Konuşmadı hiç. Bir adım daha attım sigara uzattım. Bir şeyler dedi ama anlamadım. Önce kullanmıyorum dedi sandım, oysa az sonra yaktı bir tane. Söver gibi çekti bir duman içine. Öper gibi bir yudum aldı birasından. Sanki öptüğü tüm dudaklardan daha fazla zevk alıyordu.</p>
<p>Amca sustu konuşmadı hiç. Bir ara ‘neden böyle az konuşuyorsun’ diyesim geldi. Önce bir düşündüm. Aklımın bir köşesine oraya oturduğum gibi oturdum. Sordum amcaya. ‘Sen neden az konuşuyorsan ondan’ dedi. Sustum. O sırada benimde canım bira çekti. Arkamızdaki büfeyi işaret ettim , ‘’satıyorlar mı?‘’ Evet ama ben oradan almadım dedi. Gittim büfeye kalmamış. Geldim, geri oturdum. ‘Kalmamış’ dedim. Usta bir geometrici gibi büktü boynunu. O kadar çok şey anlattı ki boynunun o açısıyla, amcanın tüm hayatı içime işledi bir an. Her şeyi anlamıştım artık. Kalktım yola koyuldum.</p>
<p>Daracık bir yerden çıkardım arabayı. Radyoda bilmediğim bir dilden bir şarkı çalarken daldım trafiğe. Işıklar, arabalar, insanlar… Hayat gözlerimin önünden geçip giderken ben kördüm zamana karşı. Dikkatimi çekti, önümdeki bir arabanın egzozundan sıvı akıyor. Selektör yaptım görmedi. Geçmeye çalışacaktım ama zaten soldan gidiyordu. Bir kırmızı ışık kesti trafiği. Sağ şeride geçip yanına durdum. Baktım yaşı epey var ‘’ amca egzozundan sıvı akıyor’’ dedim. Amca biraz anlamaya çalışır, söylediklerimi beyninde tartar, sonra elini belli belirsiz kaldırır ‘eyvallah’ der. Yeşil yanar, ben geçerim, bir yandan da aynadan arkaya bakarım. Amca arabayı sağa çeker, dörtlüleri yakar. Geçmiş zaman gibi gelir ama o amca her an elini kaldırır belli belirsiz , ‘eyvallah’ der, arabayı sağa çeker, dörtlüleri yakar. Tıpkı şuan benim suskun amcanın yanında oturmam gibi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birgun/">Birgün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/birgun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5988</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bekleme Odası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Nov 2016 13:04:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5941</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıranız geldiğinde sizi çağırırım demişti doktorun sekreteri. Bende gittim bekleme odasına oturdum. Çocuklu birkaç aile vardı ben oturduğumda. Benden hemen sonra genç bir kadın geldi oturdu karşıma. Oturuşu, telefonu tutuşu, vücut hatları, yani her şeyiyle yozlaşmıştı. Böyle bir yozlaşmaya ancak bir diktatör sebep olabilir diye düşündüm. Sorun bu değildi, sorun bu diktatörün nasıl başa geldiğiydi. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/">Bekleme Odası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sıranız geldiğinde sizi çağırırım demişti doktorun sekreteri. Bende gittim bekleme odasına oturdum. Çocuklu birkaç aile vardı ben oturduğumda. Benden hemen sonra genç bir kadın geldi oturdu karşıma. Oturuşu, telefonu tutuşu, vücut hatları, yani her şeyiyle yozlaşmıştı. Böyle bir yozlaşmaya ancak bir diktatör sebep olabilir diye düşündüm. Sorun bu değildi, sorun bu diktatörün nasıl başa geldiğiydi. Şunu da çok iyi biliyorum ki her diktatör halkın desteğiyle başa gelir. İnsan kalbi gibi özyönetimi cumhuriyet olan bir ülkeye diktatörler ancak seçimlerle gelir diye geçirdim içimden. O anda telefonu çaldı, diktatör arıyor sandım. Sonra konuşmalarından anladım ki annesiymiş.</p>
<p>Aklımdan çıkaramadım bir türlü diktatörü. Nasıl bir baskıcı rejim kurmuştu da bir kadından gerçek benliğini söküp almıştı. Acaba bir iyilik bunlara yol açmış olabilir miydi? Ben böyle düşünürken gözbebeğimde dünyada karısıyla yemek yiyordu diktatör. İkisi de adana söylemiş, yemekleri henüz gelmişti. Sıkıntılı bir adamdı bu diktatör. Gözleri her an etrafı arıyor, yemeğine göz koyan var mı diye bakıyordu etrafa. Adeta yırtıcı bir hayvan gibiydi.</p>
<p>Bir an karısına baktı diktatör. Ölen bir yıldızın ışığı gibi baktı. Karısından bu kadar uzak olmasının sebebini o an anladım. O kadar uzak olmalıydı ki karısından kendisi ölse bile ışığı yıllarca aydınlatmalıydı onu. Tıpkı göklerde gördüğümüz yıldızların birçoğunun sönmüş olması gibi. Yemek boyunca tek kelime konuşmadılar. Her suskun kelimede binlerce metre uzaklaştı diktatör karısından. Her uzaklaştığında gülümsüyordu inceden. Her uzaklaşışında karısı biraz daha fazla aydınlanacaktı. Karısı da biliyordu bunu. Yoksa bir kadının saatlerce susması olacak şey değil.</p>
<p>Böyle bir diktatörün böyle bir yozlaşmaya nasıl sebep olduğunu hala anlayamadım. Sevgi, insanları birbirine bağlardı oysa. Kendimi yenemeyip yan masadan seslendim hafifçe:</p>
<p>“Beyefendi, biraz konuşabilir miyiz?”</p>
<p>Usulca başını salladı bana, karısına dönüp ‘ hayatım sen yemeğini bitir ‘ dedi. Dışarısı soğuktu, üşümesin adam dedim hemen konuşmaya başladım.</p>
<p>Neden diye sordum. ‘ Neden insan olmak varken yıldız olmak? Hadi yıldız oldunuz, neden bu kadar uzakta? Bir güneş olmak varken…’ Bir sigara yaktı konuşmamı bitirince. Uzaklara baka baka içti. Son birkaç nefes kalmıştı ki konuşmaya başladı. ‘ Bir insanın hayatında bir insan olursan hayatın kadar yaşarsın ancak. Sen ölürsün, o insanda ölür. Bir insanın hayatında bir güneş olmakta aynı şeydir.’ Sigarasını gösterip devam etti : ‘’Bir sineğe sigara olmak gibidir, bir insana güneş olmak. Sigara beş dakika da söner gider, güneş öldüğünde dünya sadece beş dakika aydınlanır. Oysa yıldız olmak öyle midir? Bakınız, şu gökyüzüne bakınız. İfade edemeyeceğiniz kadar uzaktır size bu yıldızlar. Birçoğu sönmüştür bile, ancak hala aydınlatır dünyamızı. Siz beyefendi, öldükten sonra yaşamak istemez misiniz? ‘’</p>
<p>Doktorun sekreteri Ercan diye bağırdı o anda. ‘ Ercan Tanal! Sıranız geldi. ‘ Kimse hareketlenmeyince adam beklemekten sıkılıp çekip gitti diye düşündüm. Ben geleli bir saati geçmişti. Adam da iki saattir bekliyordur en az. Ben böyle düşünürken birden karşımdaki kadın kalktı yerinden. Usulca yaklaştı bana , ‘kocacığım’ dedi , ‘kocacığım, sıran geldi.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/">Bekleme Odası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bekleme-odasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alkolik</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/alkolik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/alkolik/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 08:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5447</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir kış günü saat beşte kendiliğimden uyandım. Olur böyle, zaten belirli bir işim olmadığından saat falan kurmaya ihtiyaç duymam. Kendiliğimden uyanırım. Üst komşum da dün müşteri bulamamış. Gece rahat bir uyku çektim. Beni içgüdülerimle yalnız bırakan sesler yoktu. Mutfakta da bir şey bulamayınca biraz yürüyeyim dedim. Kapıları gıcırdata gıcırdata çıktım apartmandan. Karşı komşum köpeğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alkolik/">Alkolik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir kış günü saat beşte kendiliğimden uyandım. Olur böyle, zaten belirli bir işim olmadığından saat falan kurmaya ihtiyaç duymam. Kendiliğimden uyanırım. Üst komşum da dün müşteri bulamamış. Gece rahat bir uyku çektim. Beni içgüdülerimle yalnız bırakan sesler yoktu. Mutfakta da bir şey bulamayınca biraz yürüyeyim dedim. Kapıları gıcırdata gıcırdata çıktım apartmandan. Karşı komşum köpeğini yürüyüşe çıkarmış. Madem evlenmiyorsun bir köpek al dedim kendi kendime. Bebek gibi beslersin, çocuk gibi yürütürsün. Sonra ufukta bir gemi takıldı gözüme, silindi gitti tabii köpek mevzuu.</p>
<p>Bir gemi yolculuğum olmuştu gençliğimde. Alışık olmadığımdan ilk gün hep kustum. Öyle bir anlattılar ki gemi de dönen tantanaları, heyecandan bile kusmuş olabilirim. Küçük bir odam vardı gemide. Suyun üç dört metre üstünde. Dalgalı bir gece kapım çaldı, benim gibi bir genç kız, korkmuş. Bende zil zurna sarhoşum elim ayağıma dolaşıyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Bende alabilir miyim dedi elimdeki bardağı göstererek. Ona da verdim biraz. İçinde korkusu azaldı. Ben suskunluğumla boğuşurken teşekkür edip gitti. Tüm yolculuk bunun içindi. Ne gittiğim yerin ne yaptığım işin önemi vardı. Ben, o gün, o gemi de korkan bir kıza bir bardak içki vermek için oradaydım.</p>
<p>Yalnız bir adam gördüm. Kendi gibi yalnız bir banka oturmuş, kafasında düşünceleri tartıyordu. Terazisine rüzgar yapıp dengesini bozmamak için yavaşça oturdum yanına. Bir süre teraziyi izledim. Adam her tartışından sonra kafasını sallıyor, anladığımdan değil iş olsun diye bende salladım. İşi bittiğinde gözlerini gökyüzüne dikip uzaklara gitti. Bende onunla gitmek istedim ama çok merak etmiştim neyi tarttığını. Tuttum kolundan getirdim, yanıma oturttum.</p>
<p>&#8220;Neyi tartıyordun öyle hararetle?&#8221; diye sordum. Sevdiğim kadınları, dedi.</p>
<p>Her sabah gelir tartarmış böyle. Sonra işine gidermiş. Merak ettim hangilerinin ağır bastığını ama soramadım ayıp olmasın diye. Gözümü gökyüzüne dikip bende bir terazi kurdum. Sevdiğim kadınları tartacaktım güya. Bir martı geçti gözümün önünden ağzında bir simit parçasıyla. Simidi hangi güzel kadın attı acaba diye düşünürken terazi uçtu gitti tabii.</p>
<p>Kendimi tutamayıp sordum sonunda hangilerinin ağır geldiğini. Öyle bir ifadeyle baktı ki bana, bir an kendimi deli sandım. Poposunu kaldırıp biraz uzaklaştı bile benden. Rahatsız olup kalktım, yürümeye başladım. Yirmi-yirmibeş metre uzaklaşmıştım ki arkamdan bağırdı.</p>
<p>&#8220;Hangileri olacak, tabii ki kilolu olanlar!&#8221;</p>
<p>Her gün gittiğim markete uğradım. Şaka olsun diye önce beyaz peynir istedim. Uzun bir ooooo çektikten sonra &#8220;bugün kahvaltı yapıyoruz demek&#8221; dedi. Şak diye koydum önüne iki yetmişlik rakı, sustu kaldı kerata.</p>
<p>Dönüşte yine karşı komşuyu gördüm. Köpeğinin bokunu topluyordu yerden. Madem evlenmiyorsun dedim, bu sefer gerisini getiremedim. Apartmanın girişine geldim, karşımdan üst komşu geliyor. Şıllık yine süslenmiş püslenmiş , kapıda da son model bir araba bekliyordu zaten. Şu parfüm denen mereti de niye sıktıklarını bilmem hiç. Bir kadının ter kokusunu papatya gibi duyumsamayan erkekle ne işi olur kadınların.</p>
<p>Son merdiveni indiğinde beni gördü, hafiften güldü. Yine ne yumurtlayacak diye düşündüm birkaç saniye. Beni, zihnimin en derin okyanuslarında yapayalnız ve çırılçıplak bırakacak şu kelimeler döküldü dudaklarından:</p>
<p>&#8220;Bir bardak içki için teşekkürler…&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/alkolik/">Alkolik</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/alkolik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kış Saati</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kis-saati/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kis-saati/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 30 Sep 2016 10:11:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5288</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yeşil bir mısır tarlasında Uçan kelebekti aşkımız Rüzgar estikçe esti üstümüze Kanadı taşımız toprağımız Kâh bir bir açtı çiçekler Kâh olgunlaştı dalında meyveler Yeşil bir erik ağacına Konan kelebekti aşkımız Güneş vurdukça vurdu üstümüze Kırıldı kolumuz kanadımız Yansakta sıcaktan usulca Duyulmadı sessiz çığlıklarımız İnce bir saman sapında Ölen kelebekti aşkımız Yağmurlar acımasızca düşerler Ölsün diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-saati/">Kış Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yeşil bir mısır tarlasında</p>
<p>Uçan kelebekti aşkımız</p>
<p>Rüzgar estikçe esti üstümüze</p>
<p>Kanadı taşımız toprağımız</p>
<p>Kâh bir bir açtı çiçekler</p>
<p>Kâh olgunlaştı dalında meyveler</p>
<p>Yeşil bir erik ağacına</p>
<p>Konan kelebekti aşkımız</p>
<p>Güneş vurdukça vurdu üstümüze</p>
<p>Kırıldı kolumuz kanadımız</p>
<p>Yansakta sıcaktan usulca</p>
<p>Duyulmadı sessiz çığlıklarımız</p>
<p>İnce bir saman sapında</p>
<p>Ölen kelebekti aşkımız</p>
<p>Yağmurlar acımasızca düşerler</p>
<p>Ölsün diye onca güzellikler</p>
<p>Ve sen hiç anlamadın güzelim</p>
<p>Saatleri geri aldın diye</p>
<p>Bir saat fazla yaşamaz kelebekler</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kis-saati/">Kış Saati</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kis-saati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5288</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Sigara Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Sep 2016 09:08:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geleceği görebilsem o kapıdan çıkar mıydım sandınız? Ama her şey hazırdı artık. Çantaları usulca arabaya atıp çoktan yola koyulduk. Ufak bir maceraydı oysa tüm dileğimiz. Çantalarımıza birkaç tişört ve şort attık , ufak bir çadır aldık&#8230; Kıyı şeridi boyunca önce Akdeniz’i sonra Ege’yi gezecektik. Kafamızın estiği yerlerde kalıp ertesi gün yolumuza devam edecektik. Sabah erkenden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/">Bir Garip Sigara Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geleceği görebilsem o kapıdan çıkar mıydım sandınız? Ama her şey hazırdı artık. Çantaları usulca arabaya atıp çoktan yola koyulduk. Ufak bir maceraydı oysa tüm dileğimiz. Çantalarımıza birkaç tişört ve şort attık , ufak bir çadır aldık&#8230; Kıyı şeridi boyunca önce Akdeniz’i sonra Ege’yi gezecektik. Kafamızın estiği yerlerde kalıp ertesi gün yolumuza devam edecektik. Sabah erkenden çıktık yola. Her zamanki gibi kahvaltıdan önceki sigaram ağzımda Kemer yoluna doğru devam ediyordum.</p>
<p>‘Gene mi bu şarkı’ diye sitem ettim Çağrı’ya. Şu boktan poptan ne anlıyordu anlamıyordum. Neyse sonradan adam gibi şeyler açtı Allah’tan. Yoksa 4-5 gün çekilmezdi bunlar. Önümde ağaçlar öyle bir uzanıyordu ki bazen gözümün önüne inandığı şeye ibadet eden insanlar görürdüm. Sahi , açmışlar elini kolunu , yalvar yakar dua ediyorlardı. Camı açıp selam vereyim dedim birkaçına , sevmediği biri laf atmış gibi yüzüme bile bakmadılar. Boynumu büküp devam ettim bende araba sürmeye.</p>
<p>Önce Olimposta durduk, tarihi kenti defalarca gezdiğimiz için dönüp bakmadık bile. Akşam güneşini sahilde uğurladıktan sonra dolunayı sahilde ağarlamak için hazırlıklarımıza başladık. Çağrı havlularımızı sofra niyetine sererken bende birkaç bira almak için yakınlardaki bakkala gittim. Çok güzel bir sohbet bizi bekliyordu. Dört köşeli soframızın bir yanında can dostum , bir yanında ben. Diğerlerini tahmin edersiniz umarım. Sevdiğimin gözleri gibi bir dolunay , sevdam gibi bir Akdeniz.</p>
<p>Her şey çok güzel giderken birden Akdeniz , huysuzlaşıp hırçınlaşmaya başladı. Sahilde oturup ara sıra denize giren gençler hemen çıktılar denizden. ‘Allah Allah’ dedim kendi kendime , ‘ne söyledikte kızdı şimdi?’. Çaktırmadan bana yukardan gülümseyen sevgilimin gözlerine sorayım dedim. O her şeyi anlamış ufaktan sırıtıyordu bana. Göz kırptı sahili göstererek. ‘Sahi ya’ dedim kendi kendime , sahile çıkan birkaç yavru kaplumbağayı görürken.</p>
<p>Artık bitmiş bir sevda gibi başımızı sokacak bir yer arıyorduk kör karanlıkta. Yolumuzun üstünde Adrasan vardı. Çağrı , Adrasan’da çadır kurup kuramayacağımıza bakarken – internette bir şey bulması hep uzun sürer ve ben çok uyuz olurum bu duruma. Sürekli operatörden yakınır ama ikimizinde operatörü aynı ve hiç öyle bir durum yok – yol kenarında bir oraya bir buraya koşan bir sincap gördüm. Zebani gibi gelen arabalardan ne yapacağını bilememişti galiba.</p>
<p>Sincabı çoktan geçmiştik ama yok sayamazdım onu , aynı daha karşıma çıkmayan şehirleri yok sayamadığım gibi. Geçmişi yok sayamayacağımızı herkes bilir ama kimse geleceği yok sayamamaktan bahsetmez. Gelecekte oralarda bir yerlerde. Bizi beklediğini sanmıyorum , bizimde ona gittiğimizi sanmıyorum. Hepimizin ayrı ayrı gittiği bir yerler var , ancak hiçbiri ‘gelecek’ değil. Gelecekte geçmiş gibidir aslında. Hedefimize varırken geçmişten geçtik ve biraz sonrada gelecekten geçeceğiz. Belki de biz ne geçmişten ne de gelecekten geçiyoruzdur. Gelecek , geçmişe gidiyordur belki. Giderkende yolu bizden geçiyordur.</p>
<p>Adrasan’a vardığımızda bir karavanın yanına çektim arabayı. Önünde bir teyzeyle bir amca sandalyelerine oturmuş laflıyorlardı. Amcaya selam vereyim dedim , aklıma ağaçlar gelince vazgeçtim. Çadırı kurduktan sonra Çağrı onların muhabbete başlamıştı bile. Bende yanlarına gittim. Karı koca almışlar bir karavan sahil boyu geziyorlarmış tüm ülkeyi. Yanlarında çok durmadık. Sandalyelerimizi kurup birer sigara içelim dedik , sonrada uyurduk hemen zaten. Paketimin bittiğini görünce Çağrı’nın mentollü sigarasını içmeye mecbur kaldım. Şimdi neyseydi de sabah sabah mentollü sigara içilmiyordu. Sigaralar bitince hemen çadıra geçip yattık. Gecenin bilmem kaçıydı saat galiba. Havludan yastığım pek konforlu olmasada iş görüyordu. Uykuya dalarken ‘ ne kullanışlı çıktı şu havlu ‘ dedim içimden. Akşam sofra oldu , şimdi yastık.</p>
<p>Ben saatler geçmiştir sanarken sadece yirmibeş dakika geçmişti sivri sinekler beni uyandırırken. Birkaçı ayağımın üstünde gezinirken birkaçı da karnını doyurmuş uyuyordu çadırın içinde. Çok geçmeden Çağrı’da uyandı. Hayvanseverler ne der diye düşünmeden öldürdük hepsini. Sonra tatlı uykumuza geri döndük , ne de olsa çok yolumuz vardı daha.</p>
<p>Bundan sonra anlatacaklarımı ne kadar yaşasamda hayal gibidir. Bir çığlıkla uyandım gene gecenin bilmem kaçında. Öyle bir çığlıktı ki sinekler çadırın içindeyken atılsaydı onları öldürmemize gerek kalmayacaktı. Çadırın içinden nasıl çıktım , uyumadan sohbet ettiğimiz amcanın cesedini nasıl gördüm bilmiyorum. Bir rüyadan ibaretti sanki her şey ve amcanın karısı bir rüya için ağıt yakıyordu. Hayatımda daha kötü bir manzara göremem diye düşünüyordum. Görürmüşüm oysaki.</p>
<p>Ambulans , polisler , o kadar insan nasıl geldi bilmiyorum. Ne kadar vakit geçti bilmem , ambulans amcayı hastaneye götürdü , polislerde beni alıp karakola. Karakola gidip ifade vermek sorun değildi benim için. Asıl sorun karakola giderken Çağrı’yı hiç görmemiş olduğumu farketmemdi. Polis arabasında hatırlamaya çalıştım her şeyi. Ama o çığlığın beni uyandırdıktan sonra hiç görmemiştim onu. Belki oralardaydı da ben görmemiştim. Öyle miydi sahi?</p>
<p>Sorguda konu hiç Çağrı’dan açılmadı. Zaten  öğrenci olduğumu , sabıkasız olduğumu olduğumu teyit ettikten sonra üstüme pek gelmediler. Yardım amaçlı sorular sorup durdular. Ama nasıl yardımcı olabilirdim ? Uyuyordum ve hiçbir şey duymamıştım. Karakoldan çıkıp olay yerine gittik. Arabayı aradılar. Sonra da numaramı her ihtimale karşı alıp gittiler. Benim aklımdaysa hala arkadaşım vardı.</p>
<p>Onlar gider gitmez çadırı toplayıp Çağrı’yı aramaya çıktım. Ama Adrasan’da sokaklar terkedilmiş bir şehir gibi kimsesizdi. Sokakların hep bir sahibi olduğunu görmüştüm bu zamana kadar. İnsanlar evlerine tıkılsalar bile hayvanlarındı sokaklar. Ama bugün onlarda yoktu buralarda. İki buçuk saatimi aramakla geçirdikten sonra ‘ya korkup kaçtı da sonra geri mi döndü’ diye düşündüm. Çadır kurduğumuz yere vardım ama orda yoktu. Arabayı park edip sahilde yürümeye başladım. İşte o zaman çok kızdım Akdeniz’e. Dün boşboğazlığından geçilmeyen hanımefendi şimdi çıtını bile çıkarmıyordu.</p>
<p>Telefonunu belki açmıştır diye son birkez daha aradım ama hala kapalıydı. Bende planladığımız gibi Fethiye’ye doğru yola koyuldum. Belki oraya gideceğimi düşünüp çoktan Fethiye’ye varmıştır diye. Beynim kötü senaryolar üretmeye bir an olsun ara vermiyordu.</p>
<ul>
<li>Amcayı çağrı mı öldürmüştü ?</li>
<li>Amcayı öldüren çağrı’yı da mı öldürmüştü ?</li>
</ul>
<p>Eğer durum bunlardan biri gibiyse Fethiye’ye boşuna gidiyordum. Ama olsundu , zaten beni Fethiye’ye götüren kalbimin cennet kıyılarına vuran fırtınalar değil , o kıyılara doğacak Güneş’in umuduydu.</p>
<p>Yolda otostop çeken bir genç kız vardı benimle aynı yaşlarda. Onu alıp yoluma devam ettim. Hiçbir şey konuşasım yoktu ama o hayat dolu kız çok enerjikti ve ayak uydurmam gerekti. Benimle aynı bölümü okuyormuş İstanbul’da. Biraz meslekten , biraz gelecekten konuştuk. Konuşmak istemediğim şeyse geçmişti. Ama onu durdurana aşk olsun! Ne zamandır yolda olduğumu , nereye gittiğimi sorunca sabah ki olaydan bahsetmeden anlattım her şeyi bir bir. Tabii Çağrı’dan da bahsetmedim. Galiba boş bulundum , bende ona sordum aynı soruları. O konuşmaya başlayınca kıyılarıma vuran fırtına çoktan çevirmişti çiçeklerimi ve gökyüzümde şimşekler çakıyordu.</p>
<ul>
<li>Ailemle Adrasan’da karavanda kalıyorduk. Bilirsin aile ile tatil pek hoş olmuyor. Bende Fethiye’ye kaçayım dedim birkaç gün.</li>
</ul>
<p>Şimdi öfkem bütün insanlığaydı. Bir insanda karavanını alıp gitmemişti dün gece Adrasan’a. İçimde bir umut bile yoktu şu güzel genç kızın o amcamının kızı olmadığına dair.</p>
<p>Fethiye’ye vardığımızda önceden planladığımız – Çağrı’yla tabii – kamp alanına kurduk çadırı. Ayşe’nin zaten bir planı yokmuş o da benimle kalacak. Ben etrafı dolanmak bahanesiyle Çağrı’yı arayıp durdum tüm alanda. En son burdanda umudumu kestim. Ayşe’yle dörder bira alıp sahile oturduk. Dolunay ortalıkta yoktu. Akdeniz’inde sesi çıkmıyordu. Ayşe durmadan bir şeyler anlatıp durdu. Ben ayrı kafadaydım. Biralar bitince çadıra gittik. Uyumadan birer sigara içtik. Benim sigaram yine bitmişti ve ben aynı dün geceki gibi mentollü sigaraya – ne kadar sevmesemde – talim etmiştim.</p>
<p>Sabah uyandığımda kendimi bu dünyaya ait hissetmiyordum artık. Sandalyenin cebindeki mentollü sigaradan bir tane aldım. Sonra bir tane daha. Kaç tane içtim bilmem , Ayşe uyandı. Paketi eline almış boş olduğunu gösteriyordu bana , yüzünde boş bir gülümsemeyle. Artık ne düşünecek aklım ne de dayanacak gücüm vardı tüm olanlara. En iyisi eve kaçıp adam gibi düşünmekti. Çünkü tüm dünya dar geliyordu.</p>
<p>Ayşe’ye mentollü sigarasından alıp döneceğimi söyleyip atladım arabaya. Yollarda ağaçlar gibi dua ettim , içimde sincapların korkusuyla. Mentollü sigara falan almaya gitmiyordum. Hayatının en acı günlerini belki de bugünden itibaren yaşamaya başlayacak Ayşe’yi yüz üstü bırakıp Antalya’ya dönüyordum.</p>
<p>Anahtarı deliğine sokmaya çalışırken , dört saatlik yolculuğumdan bir an bile yoktu aklımda. Belki de bu evden son çıkışımdan beri olanların hiçbiri yoktu. Elimin titremesi o kadar kötüydü ki kapıyı açmak çok uzun sürdü. Belki de evin kapısı değildi açılan , aklımın gizli kapılarıydı. Eve girdim , ayakkabılarımı çıkardım. Çağrı balkondan çıkıp ‘hani’ dedi. ‘Mentollü sigaram nerde?’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/">Bir Garip Sigara Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-sigara-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tanrı Gülüyor</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 19 Sep 2016 12:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5141</guid>
				<description><![CDATA[<p>Leyla , mutfaktan ‘’Kemaaal’’ diye bağırıyordu ben elimdeki ingilizce makaleyi okumak için can çekişirken. Gene ne çıkaracaktı acaba. Mutfaktan çıkıp yanıma geldi. ‘’Bırak artık şu ölülerle uğraşmayı’’ dedi bana. Halbuki benim işim buydu. Adli tıptaki bütün yenilikleri takip etmem lazımdı. Bu ülkenin artık gelişmiş insanlara ihtiyacı vardı ve ekmeğini yediğim , suyunu içtiğim bir ülkeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/">Tanrı Gülüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Leyla , mutfaktan ‘’Kemaaal’’ diye bağırıyordu ben elimdeki ingilizce makaleyi okumak için can çekişirken. Gene ne çıkaracaktı acaba. Mutfaktan çıkıp yanıma geldi. ‘’Bırak artık şu ölülerle uğraşmayı’’ dedi bana. Halbuki benim işim buydu. Adli tıptaki bütün yenilikleri takip etmem lazımdı. Bu ülkenin artık gelişmiş insanlara ihtiyacı vardı ve ekmeğini yediğim , suyunu içtiğim bir ülkeye faydam dokunsun istiyordum.</p>
<ul>
<li>Yarın Gülserenler pikniğe gideceklermiş , bizi de çağırdılar gidelim mi ?</li>
</ul>
<p>Evet , bir de bu çıkmıştı. Tatil yapabildiğim ender pazarlardan birini de böylece yorularak geçirecektim. Aslında severdim Gülseren ve Necmi’yi. İyi insanlardı. Necmi bir sünepe de olsa bir kötülüğünü görmemiştim. ‘’Tamam gideriz canım’’ dedim içimden , arkasından da ‘’lanet karı, gene çıkardı bir şey.’’</p>
<p>Uzun bir tıp eğitiminden sonra kendi isteğimle seçtim Adli Tıp Uzmanlığını. Başka mantıklı seçenek mi vardı sanki ? Elbette yoktu. Diğer dalların hepsi insanla uğraşır , ama bizim bir farkımız var. Bana gelen insan konuşamaz , dertleri yoktur , tüm sorunlarından kurtulmuştur son nefesinde. Şimdi siz olsanız , dertli bir insanla mı uğraşmak isterdiniz yoksa hayatta hiçbir derdi olmayan insanla mı? Bende böyle düşünüp seçtim bu mesleği. Sonuçta bana hayvanca saldıramıyordu cesetler ve unutmayın ölüler asla öldüremezler.</p>
<p>Saatin 1’i geçtiğini görünce uyuyayım artık dedim. Hem ölüler benim için bu kadar uğraşmamışlardır hayatlarında. Yatağa gittiğimde karım çoktan yatmış, güzelim polisiye romanını okuyordu. ‘’Bırak şu çocuk kitaplarını da edebi eserler oku’’ dedim, sen ne anlarsın, dedi bana. Sonra dönüp ‘’biliyor musun kocacığım , üzüm üzüme baka baka kararır atasözü ne kadar da doğru!’’ Pis pis sırıtıyordu şimdi, kesin altından bir şeyler çıkacaktı.</p>
<p>Hayırdır karıcığım, dedim, üzüm mü çekti canın?</p>
<ul>
<li>Yok bebeğim ne üzümü , birden atasözünü doğrulayan olaylar yaşadığımızı farkettim.</li>
<li>Kim ? Biz mi ? Nasıl olaylarmış onlar ?</li>
<li>Şimdi mesela sen sürekli ölülerlesin , ölülerle uğraşıyorsun değil mi ?</li>
<li>Evet</li>
<li>Peki , ölüler ne yapamaz ?</li>
<li>Ne saçma bir soru bu , hiçbir şey yapamaz.</li>
<li>Bende onu diyorum kocacığım , senin ufaklık aynı ölülerin ki gibi !</li>
</ul>
<p>Belki de haklıydı , iki yıllık evliliğimizde bu kadar uzun süre geçmemişti son sevişmemizin üstünden. İşlerden aklıma bile gelmiyordu , beynim sürekli bir şeylerle meşgul olunca doğaya karşı sorumluluklarımı biraz aksattığım doğruydu. Ona doğru dönüp ‘’yarın evde olsaydık bir sürü vaktimiz olacaktı hayatım , ama şuan çok yorgunum.’’ Döndüm ve gözlerimi kapattım. Ama eşeğin aklına bir kere düşmüştü karpuz kabuğu.</p>
<p>Çok sevdiğim uykumdan sabah saat sekizde ayrılmak zorunda bırakıldım. Oysa ki sadece pazarları uyuyabiliyordum ve bu da zehir oluyordu genelde. Gecenin verdiği yorgunlukta cabasıydı. Leyla çoktan piknik çantamızı hazırlamış , hadi Kemal hadi Kemal diye başımın etini yiyordu. Kalktım üstüme rahat bir şeyler giydim , tam kapıdan çıkıyorduk ki yüzümü yıkamadığımı hatırlayıp bir koşu yıkayıp geldim. Gülserenler çoktan arabalarına binmiş bizi bekliyordu. Nereye gidiyoruz diye sordum Necmi’ye. Takip et dedi. Bir kez daha mecbur bırakılmıştım birilerinin beynine itaat etmeye.</p>
<p>Necmi mangalı yakmak için ilahi çabalar gösterirken bende Mert ile top oynuyordum. Bu çocuğu çok seviyordum neden bilmem. Sevdiğim kadar da onunla vakit geçirmek istiyordum. Çünkü babası gibi olmasını istemiyordum. Henüz 5 yaşındaydı ama babası gibi olmayacağı da belliydi. Gözlerinde , bakışlarında bir ışık vardı sanki. Konuşması da öyle yayvan yayvan değil net ve pürüzsüzdü. Geleceğini görür gibiydim şimdiden. ‘’Goooooool’’ diye bağırıp duruyorduk birlikte. İçimdeki çocuk ortaya çıkıyordu onunla. Sonra düşündüm , belki de Mert içimdeki çocuktu.</p>
<p>Topu bırakıp usulca bizim hanımların yanına yaklaştım. Geldiğimi anlamasınlar ki biraz dedikodularını duyayım istedim. Gülseren yine hararetle çekiştiriyordu birilerini. Tabii Leyla hanımda geri kalmıyordu ondan. Ben gelince sustular birden. Dedikoduya karşı taş gibi sert olduğumu bilirler de ondan. Ne geçiyordu ellerine anlamıyorum. Leyla , dedikodu yaptıklarını anladığımı anlayınca bana dönüp ‘’iyice ölülere benzedin sen , onlar gibi dedikodu da yapmıyorsun’’ dedi gülerek. Başımı başka yöne çevirip ‘’evet orospu çocuğu , tam bir ölüye benzedim.’’ dedim içimden.</p>
<p>Necmi etleri yarı çiğ , yarı pişmiş getirince Leyla bana ‘canım şunlar pek pişmemiş’ dedi. Benim umrumda değildi , az pişmiş et her zaman daha lezzetli gelirdi bana. Hatta işime bile geldi bu iş , aç kalmayacaktım. İlk posta etten sonra ufak rakımı açıp koydum ince bardağıma. Necmi’yi seyrederek içtim ilk dublemi. Et pişirirken verdiği uğraşı bilim için harcasa ışınlanmayı bulurdu kesin. Rakım bitince Leyla , koyayım hayatım , dedi. Uzattım bardağımı , bir türlü öğrenememişti şu işi. Çok büyük bir algoritma değildi istediğim;</p>
<p>1- Bardağın yarısına kadar rakı koy.</p>
<p>2- Su koymadan buz koy.</p>
<p>3- Dudak payı kalması şartıyla su doldur.</p>
<p>Ama bizimkinin aklı ya dedikodu da ya da abdest bozan işlerde olduğu için pek fazla zihinsel süreç harcamıyordu benim rakım için. Oysa ki daha önemli ne olabilirdi? Aklımı alıp düşünme sürecimi alt üst eden rakıdan başka. Düşünmek ne kadar da kötüdür bilirsiniz. Fakülteden arkadaşlarımın yaptığı bir araştırma gösterdi ki psikolojik hastalıkların fazla düşünmekle dışlanamaz bir ilişkisi var. Bunu anlamak için araştırma yapmalarına şaştım zaten. Bu çıkarımı yapmak pek zor olmasa gerek. Onları da anlıyorum , makale yayımlamaları lazım.</p>
<ul>
<li>Aferim lan Necmi , doyurdun karnımızı.</li>
</ul>
<p>Ben bunu söyledikten sonra bir böbürlenmesi vardı Necmi’nin , gören elli bin yıl önceki doğal hayatta tüm homo sapiens sapienslerin karnını doyurdu sanırdı. Leyla beni dürtüp ‘uğraşma adamla’ der gibi baktı bana. Benim ise umrumda değildi artık , bardağın sonunda kalan rakımı içiyordum ki , ayrılamadım bardaktan. Sanki içmiyordum sadece , sevişiyordum bardakla. ‘Aşkım’ dedim , ‘seviyorum seni’. Leyla ‘bende seni birtanem’ diyerek sarıldı bana. Tebrikler Leyla hanım , başardınız!</p>
<p>Dönüş yolunda Necmi’nin kımıl kımıl gidişine ayak uyduramayacağımı bilerek gazladım. Saat öğleden sonra beş olmuştu ve benim yarın asistanlarıma iş öğretmem lazımdı. Rakı da gerçekten güzel gelmişti , gökyüzü sanki pembeye boyanmıştı birden ve bütün kuşların rengi maviydi.</p>
<p>Eve vardığımızda Leyla pencereleri çekip klimayı açtı. Ben ‘hayırdır’ diyemeden bir çırpıda çıkardı üstündekileri. Dünya üzerinde hiçbir erkek yoktur ki Leyla’nın vücuduna hayran kalmasın. Çünkü o erkeklerin çoğu kültürel evrime ayak uyduramamış hayvan sürüsüdür. Evrim demişken , Leyla’nın bu hareketinin de evrimle çok ilgisi var. Ancak artık farkındalığımızın da farkındayız ve bu da evrimsel hareketleri çok samimiyetsiz yapıyor. İlk tanıştığımız aylarda Leyla’ya bebeklerin ve çocukların neden üstündekileri çıkarmak istediğinin evrimsel açıklamasını yapmıştım. O zamandan beri böyle evrimsel(!) hareketlerde bulunur.</p>
<p>Ben onu pek önemsemeden kanepeye uzanıp televizyonu açtım. Aslında radyoyu desem de doğru olur çünkü gözlerimi kapatıp sadece dinliyordum. Leyla da kadınsı kokularını saça saça geldi oturdu yandaki koltuğa. Birkaç kez seslendi , uyuyor sansın diye seslenmedim hiç. O da ümidini kesip sustu zaten. Aradan çok geçmeden kapı çaldı birden. ‘Haydi bakalım Leyla hanım’ dedim içimden , ‘şimdi boku yediniz.’</p>
<p>Leyla üstünü giyinip kapıyı açtıktan sonra kapıdan haykırmalar yükseldi birden. Kapıdaki Gülseren’in bir arkadaşıydı ve Gülserenlerin silahlı bir saldırıya uğradığını söylüyordu. Ne demekti silahlı saldırı ? Bizim sünepe Necmi’nin öyle işlerde ne bezi olabilirdi! Leyla eli ayağı titreyerek ‘ bir şey olmuş mu ‘ diye soruyordu , karşındakininse hiç cevap verecek hali yoktu. Yerimden bulanık kafayla kalkıp bizim üniversite hastanesine gittiklerini öğrenince hemen atladık arabaya.</p>
<p>Acil serviste öğrendiklerim çok büyük şeylerdi ama rakının etkisinden olmalı , bende çok büyük etkiler bırakmamıştı. Necmi ve Mert ölmüştü , Gülseren’in ise burnu bile kanamamıştı. Mert , o ışık saçan çocuk daha beş yaşında ölüp gitmişti. Bir süre Leyla ve Gülseren’in ağlayışları arasında boğulduktan sonra dışarı çıkıp bir sigara yaktım.</p>
<p>Hayat yavaş yavaş netleşiyordu ve durumu anlamaya çalışıyordum. Birlikte piknik yapmıştık ve biz önden dönmüştük. Onlarsa evlerine gidiyor olmalıydılar. Zaten eve dönüş yolunda uğramışlardı saldırıya. Biz eve varmıştık ve ben kanepeye uzanmıştım. Leyla da evrimsel(!) bir tören yapıyordu. Sonra kapı çalıyordu. Gülseren’i düşündüm o an , o güzelim kadın , kocasını ve çocuğunu kaybetmişti. Benim üzüntüm bu kadarsa dedim kendi kendime , Gülseren’in… En iyisi düşünmemekti. Zaten Murat bitti hemen yanımda.</p>
<ul>
<li>Ne o Murat , pazar günü ne işin var hastanede.</li>
<li>Sekreteriniz aradı da , bir yakınınız ölmüş galiba.</li>
<li>Ondan geldim hocam.</li>
<li>Bırak bu ayakları bu kadar sevilen bir insan olmadığımı biliyorum.</li>
<li>Hocam şey , hani diğer tüm hocalar izinde&#8230;</li>
</ul>
<p>Hay anasını sikeyim. O kadar atraksiyon yetmiyor gibi şimdi de Mert ile Necmi’nin otopsisine ben mi gireceğim ? Murat , ilk yıl asistanı daha , oturup tüm işi ona yıkayım desem bir boktan anlamaz. ‘’Git ayarla her şeyi , ifade verdikten sonra hemen bitirelim’’ dedim. Acil servisteki polise ifade verip otopsi için hazırlanmaya gittim.</p>
<p>Hep kasap derlerdi bana. Biraz aşağıladıklarını düşünürdüm ama gülüp geçerdim. Şuan ki durumumla çok büyük ilişkisi vardı kasaplığın. Kasaplar nasıl her gün görüp , besledikleri , belki muhabbet ettikleri hayvanları kesip üç dakika sonra ölülerini parçalıyorsa ben de bu akşam bunu yapacaktım. Mert’i başka hastaneye yollamalarını istedim. Ne kadar alışmışta olsam ölülerle haşır neşir olmaya , galiba ona dayanamazdım.</p>
<p>Kendime telkinler vererek psikolojimi bu berbat işe hazırlarken anabilim dalının kapısında takım elbiseli bir adam gördüm. Galiba ölülerin kesilip biçilmesini görmekten korkan çaylak bir savcıydı. Murat ‘hazır hocam’ diye mesaj atınca bende içeri geçtim. Anabilim dalının kapısındaki adamın savcı olmadığını da o an anladım. Elime tutuşturduğu kağıdı açmaya fırsatım olmadan çoktan tüymüştü oradan. İçeri girmeden açıp okudum kağıdı. ‘’Çaktırma , yoksa ailen ölür.’’ yazıyordu.</p>
<p>Filmlerin gerçeği ne kadar da yansıtmadığını düşünüyordum o anlarda. Tehdit edersin de ‘çaktırma’ nedir? İçim korku doluydu , içeri girdiğimde önce savcıyı gördüm. Şimdiden yüzü bembeyaz kesmişti. Savcıya nasıl ‘çaktırmayacağımı’ düşünmeme gerek yoktu artık. Zaten o da hemen beni bir köşeye çekip ‘hocam size güveniyorum , ben pek dayanamıyorum böyle şeylere…’ gibi bilindik cümleler kurduktan sonra ‘tamam savcım’ dedim , ‘siz odam da oturun.’</p>
<p>Murat’ın ve diğer çaylakların sorularını görmezden gelerek işimi yapmaya başladım. Her şey çok iyi planlanmıştı , galiba bende bir cinayet işleyecek buna yakın bir şeyler yapardım. Önce bir çeşit böcek öldürücülerle zehirlenmiş , kalp krizi geçirmiş ve ölmüş. Sonra da vücudu delik deşik olana kadar &#8211; tabii ki kalbine de &#8211; kurşun sıkılmış. Cesedi toplayıp raporu ateşli silahla yaralanma sonucu vs. gibi şeylerle doldurdum. Murat elindeki tüpleri gösteriyordu , ‘ hocam yarın mı yolları bunları patolojiye?’ Yok dedim , sen bırak ben incelerim. Herkes gittikten sonra tabii ki incelemedim onları , zaten biliyordum her şeyi.</p>
<p>Ertesi gün uyandığımda ‘eyvah’ dedim kendi kendime. Mert ne olmuştu! Necmi önce zehirlenerek öldüyse Mert’te aynı şekilde ölmüş olmalıydı. Benim raporumun sahte çıktığı çoktan belli olmuş olmalıydı. Ama hala polisler kapıya dayanmamıştı ve Leyla cenaze için hazırlanıyordu. Bende hazırlandım cenaze için ve evden çıktık.</p>
<p>Necmi ve Mert’i yan yana gömdüler. Gülseren perişan haldeydi. Benim aklımdaysa hala raporumun sahte olduğunu nasıl anlamadıkları vardı. Herkes gittikten sonra Leyla , Gülseren’e sarılmış ikisi de ağlıyordu. O an şok oldum ! Hemen yanlarındaysa bana o kağıdı veren adam yine aynı takım elbisesiyle duruyor , sigara içiyordu. Hemen yanlarına gittim ve Leyla’yı arabaya yolladım. Gülseren ve o adamla tek kalınca , o adamın dün verdiği kağıdı çıkarıp ‘ dün otopsiye girmeden bu adam verdi bu kağıdı , kim bu pezevenk!’ diye sordum Gülseren’e. Yavrusunu kaybetmiş hırçın bir aslan gibi ;</p>
<ul>
<li>Bırak şu deli ayaklarını orospu çocuğu senin el yazın bu, Mert’i niye vurdun!</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/">Tanrı Gülüyor</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanri-guluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karım &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 16 May 2016 07:52:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3671</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bende oraya kurardım tezgahı diye düşündüm köşedeki kestaneciyi görünce. Tezgahının üstündeki yapma bozma fırınla ısınıyordu bir yandan, diğer yandan gözleri fıldır fıldır etrafta geziyor. Cam gibi soğuk bir rüzgardan bıçak darbeleri yiye yiye usulca yanaştım yanına. Önce bir torba çıkaracak oldu, yok dedim, burada yiyeceğim. Fırınından bir kestane çıkardı verdi. Ne öğrendin bu hayattan diye [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/">Karım &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bende oraya kurardım tezgahı diye düşündüm köşedeki kestaneciyi görünce. Tezgahının üstündeki yapma bozma fırınla ısınıyordu bir yandan, diğer yandan gözleri fıldır fıldır etrafta geziyor. Cam gibi soğuk bir rüzgardan bıçak darbeleri yiye yiye usulca yanaştım yanına. Önce bir torba çıkaracak oldu, yok dedim, burada yiyeceğim. Fırınından bir kestane çıkardı verdi. Ne öğrendin bu hayattan diye sordum aniden. Düşünür gibi oldu biraz. ‘ kimseye güvenmeyeceksin abi‘ dedi. ‘Ne malum evdeki karının seni kesmeyeceği? ‘. Evde uyurken bıraktığım karımı düşündüm bir an. Yorgana sarılmış masum masum uyuyordu. Üşümesin diye sönen sobayı yakıp da çıkmıştım sokağa. Ben düşünürken baya bir kestane yemiş olmalıyım ki ayrılırken ‘abi parasını unuttun’ dedi. Dönüp bakmadım bile.</p>
<p>Sokakları bayram yeri süslemişler. Ne berber açık ne kasap. Yalnız başıma yürüdüm sokaklarda. Aklımdan çıkardım karımı yanıma koydum. O da yürüyor şimdi benimle. Elini tuttum bir ara, geri bıraktım. Gözlerine baktım, rengini çözemediğim gözlerine. Bazen siyah bazen yeşil oluyordu çünkü. Rüzgar saçlarını yüzüme vurduğunda içimde oğlumun ilk doğduğu gün aklıma geldi. Nasıl silinir akıldan bilmem. Hastane odasına girdiğimde gülümseye bir kadın vardı, karım. Kucağında bir oğlan çocuğu…</p>
<p>Karımı geri yolladım, yine aklımdan. Dönsün uyusun biraz daha kadıncağız. Zaten çocuk uyanır az sonra uyutmaz. Beş yaşında daha ne bilsin uykunun kıymetini. Açık bir çay bahçesi gördüm bende, oturdum iki çay söyledim. ‘ Birimi gelecek abi’ diye sordu çocuk. Yok lan sen içeceksin dedim. Gitti, getirdi, oturdu karşıma. Bardağı tutuşundan anladım sevgilisi yok. Varmış ama ayrılmış. Bir tutuşu var bardağı, bir kavrayışı… İnsan ancak sevgilisinin elini tutabilir öyle, bir de karısının. Ne öğrendin bu hayattan diye sordum. Düşündü biraz. ‘ kimseye güvenmeyeceksin abi’ dedi. Karımı düşündüm yine. Uyanmıştır şimdi, çocuğa yiyecek bir şeyler hazırlıyordur. Her şeyi de sevmez kerata, uğraştırır durur anasını.</p>
<p>Kalktım, çiçekçiye gittim. Karım en çok papatyaları sever. En büyüklerinden aldım birkaç tane. Her sabah uyanmadan yanına papatyalarını koyarım. Perdeleri de sımsıkı kapatırım ki görmeyeyim yalancı güneşi. Sonra o uyanır, papatyalarını görür, bir gülümser bana, bir güneş doğar yakınlarımda, hava ısınır birden, volkan gibi patlar yüreklerimiz, külden sözcükler uçuşur havada aşka dair. Ve ben yarını beklerim bir gün boyunca, batmayan güneşimin yeniden doğuşunu.</p>
<p>Böyle düşününce duramadım bak şimdi. Adımlarımı sıklaştırdım. Eve dönüyorum artık. Rüzgar hala bıçak gibi deliyor etlerimi. Bir sigara yakıyorum ısınmak için. İçe içe vardım kestaneciye kadar. Sözlerime mi darıldın abi, dedi. Kafamı salladım belli belirsiz. İçten bir kahkaha patlattı.‘ benim karı beni kestiği gün kediler aslan doğurur ‘</p>
<p>Merdivenleri hızlı hızlı çıktım. Dün geceden beri öpmüyorum karımı. Dudaklarımı dudaklarına koyup dakikalarca bekleyeceğim öyle. Her şey silinip gidecek o an aklımdan. Dudaklarının sıcaklığı soğutacak içimi, titreyeceğim bir an. Anahtarı sokuyorum kapıya şuan. Ahanda bizim oğlan uyanmış kapı da beni bekliyor. Derdi var besbelli, küçücük ellerini sokmuş pijamasının cebine, aşağı doğru ittiriyor. Söyle bakalım küçük aslan ne istersen yapacağım bugün, dedim. Sözlerini karım mutfaktan çıkınca anladım ancak.</p>
<p>‘Beni annemin mezarına götür müsün?’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/">Karım &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karim-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3671</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaptan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaptan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaptan/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 07 May 2016 07:03:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3504</guid>
				<description><![CDATA[<p>Seni ne zaman yollara düşüreceği belli olmuyor bu meretin. Gece yatmadan farkındaydım sigaramın bittiğinin ancak üşenmiştim gidip almaya. Şimdi ise sabahın beşinde yollardayım. Açık bir dükkanda yok ki. Ara ki bulasın. Hiçbir yer açık olmayınca sahile gideyim dedim. Belki sabah abilerden otlanabilirim diye düşündüm. Sahil de bomboş şimdi. Boş boş dolanırken bir bankta oturan genç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaptan/">Kaptan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Seni ne zaman yollara düşüreceği belli olmuyor bu meretin. Gece yatmadan farkındaydım sigaramın bittiğinin ancak üşenmiştim gidip almaya. Şimdi ise sabahın beşinde yollardayım. Açık bir dükkanda yok ki. Ara ki bulasın. Hiçbir yer açık olmayınca sahile gideyim dedim. Belki sabah abilerden otlanabilirim diye düşündüm. Sahil de bomboş şimdi. Boş boş dolanırken bir bankta oturan genç bir kız çarptı gözüme. Bu saatte burada ne işi olabilir ki insanın? Sevgilisinden mi ayrılmış dedim kendi kendime. Belki de evliydi , kocası öldü. Belki de kalacak bir yeri yoktu bu koca şehirde. Yok yok , düşünerek bulunacak bir şey değil bu. Yanına oturmadan anlayamayacağım.</p>
<p>Usulca oturdum yanına. ‘Günaydın’ dedim. Sığınacak bir liman arayan kaptan gibi baktı gözlerime. Sanki puslu bir havada gideceği limanı görmüş gibi. Gözlerinin önündeki pusu sildi elleriyle ve ‘ben hiç uyumadım ki’ dedi. ‘Hem gün de aydınlanmadı daha.’ Doğru söylüyordu güneşin doğmasına baya vardı daha. Konuşturmak için nereli olduğunu sordum. ‘Buralardan değilim’ dedi. Açık denizlerde pusulasız kalmış o kaptanı düşündüm. Acaba bulacak mıydı sığınacak bir liman. Belki tanıdık bir şehir, belki tanımadık…</p>
<p>&#8220;Sen&#8221; dedi bana, &#8220;Şen uyudun mu?&#8221;Uzaklardaki sevgilimde böyle sorardı sorunlu günlerimizde. Kendisi sabaha kadar uyuyamazdı , bense uyumamak için çabalasam bile uyurdum. İnsanlık hali derdim de anlamazdı beni hiç. &#8220;İnsanlık hali&#8221; dedim. ‘Uyudum.’ Beni bu saatte neyin yollara attığını sordu. Sigara dedim, ‘sigaram bitmiş.’ Aynı soruyu kendisine yönelttiğimde başka bir şehirden geldiğini söyledi. Bugün yapması gereken bir işi varmış buralarda. Akşama geri dönecekmiş.</p>
<p>O sırada kaptan geldi aklıma. Puslu havada varacağı limanı bulmuş yavaş yavaş yanaştırıyordu gemisini. Yolculardan biri ‘neden geldik buraya’ diye sordu. ‘Daha dün mola verdik ve burası varacağımız rotada değil.’ Bir süre cevap vermedi kaptan. Sevgilisinden ayrılmış yirmilik bir genç kız gibi baktı yolcunun gözlerine. O kadar acınacak bir halde baktı ki, yolcu da konuşmadı bir daha. Arkasını dönüp usulca çıktı kaptanın kamarasından. Yolcu, kendi kamarasına döndüğünde karısı sordu ona neden bu limana geldiklerini. Yolcu cevap vermedi. Karısının gözlerine boşanmışlar gibi baktı bir süre. Kadın , tüm kadınlığıyla anladı her şeyi. ‘Pekii’ dedi. ‘Akşama döneriz.’</p>
<p>Hala anlayamamıştım kızın sabah sabah neden yollarda olduğunu. İçim içimi kemiriyordu öğrenmek için ama ser verip sır vermiyordu. Zaten öyle fazla konuşkan biride değildi. Gözleri dertli dertli bakıyordu denize. Bir ara dalıyor , sanki Kıbrıs’ta sevdiği birini görmüş gibi gülümsüyordu. Bazen de yönünü Toroslara çeviriyor koyun otlatıyordu Yörükler gibi. Cevapsız kalan sorularımdan sonra bana döndü. ‘Dün gece neler yaptın anlatsana’ dedi. Ben ise hatırlamıyordum dün geceyi. Sigaram bitmişti , bende almaya üşenmiştim. Bu kadar aklımda kalanlar. Bir de içmiştim. Çok içmiştim. Sabah evden çıkarken iki büyük görmüştüm tezgahın üzerinde. Galiba ikisini de dün gece içmiştim.</p>
<p>Kaptan şehre indiğinde gün doğmamıştı daha. ‘Güneş doğmadan böyleyse bugün yanar bu şehir’ dedi kendi kendine. Bir temmuz güneşini beklemeden düştü yollara. Tanımadığı bir şehirde tanıdık izler aramaya başladı. Her sokakta insanların yürüyüşleri kalmıştı. Kiminin inceden bir gülüşü ona dönüyordu kâh, kâh bir ağlayış usulca çarpıyordu kulaklarına. O ise hiçbirine aldırış etmedi. Bugün yapacak önemli bir işi vardı bu şehirde. Ve akşam olmadan ayrılması gerekti limandan.</p>
<p>Dün gece neler yaptığımı hatırlayamayınca cevap vermedim bende. Zaten o bütün sorularımı cevapsız bırakıp gülmüştü sadece, Kıbrıs’taki arkadaşına. ‘Hatırlamıyorum’ bile demedim. Çantasından iki tane sigara çıkardı. Birini bana uzattı birini kendisini aldı. İçimden kızdım o an. Bunca zaman beklemişti sigara vermek için. Oysa biliyordu yana yana sigara aradığımı. Kendi sigarasını yakıp çakmağı bana uzattı. Bende yaktım sigaramı. Yüzümde güller açıyordu.</p>
<p>Hızlı hızlı yürüyordu yollarda kaptan. Sanki biliyordu varacağı yeri. Sanki o, kendisini tam orada bekliyordu yıllardır. Güneşle yarışırcasına attı adımlarını. Güneş doğmadan ulaşmalıydı oraya. Güneş doğmadan ulaşsın ki bir günü geçirebilsin onunla. Ara sıra gözlerinin pusunu siliyordu yanımdaki kızın yaptığı gibi. Ama onun hareketlerinde kadınsı izler yoktu. Oysa bilmiyor muydu yanımdaki kızların gözlerinde olduğunu?</p>
<p>‘Sigaranı da içtiğine göre gidebilirsin artık’ dedi. ‘Hem yavaş yavaş açılıyordur dükkanlar.’ Benimse hiç gitmeye niyetim yoktu oysa. Bir görev bilmiştim kendime yenemediğim merakımı. ‘Senin ne işin vardı’ dedim. ‘Belki aynı tarafa gidiyoruzdur.’ Gözleri doldu o anda. ‘Benim işim bitti’ dedi sanki uzaklardan haber almışçasına. Ben tam kalkıp gidecekken ‘Pekii’ dedi , ‘ismini hatırlıyor musun bari?’. ‘Kerem’ dedim. Merak etmememe rağmen onun ismini sordum. Meltemmiş. Yine usulsüzce sevgilimin adını sordu. O an aklıma gelmedi sevgilim olduğunu nereden bildiği ama ‘sevgilimin adı da Meltem’ dedim. Yönünü çevirip yine Kıbrıs’taki arkadaşına baktı. Bu sefer gülmüyordu yüzü. Terk edilmiş bir kız edasıyla bana dönüp , ‘Dün gece ayrıldınız siz’ dedi. O sırada bir yandan güneş doğuyordu, bir yandan da kaptan arkamızda karısıyla sarılıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaptan/">Kaptan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaptan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3504</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocukluğum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 03 May 2016 08:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kocakaplan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3452</guid>
				<description><![CDATA[<p>Annem evde arkadaşıyla otururken bende bahçede küçük kırmızı arabamla oynuyorum. Babamın kırmızı arabasına özenip aldırdım bu arabayı. Ama artık oyunlardan da sıkıldım. Araba sürmek istiyorum, sigara içmek istiyorum babam gibi. Sokakta tek başıma yürürken kimse bakmasın bana istiyorum. Birden ‘ne duruyorum’ diye sordum kendime. Ne duruyorum o zaman. Bu küçük bedenimden büyüyerek ayrılıyorum işte o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/">Çocukluğum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Annem evde arkadaşıyla otururken bende bahçede küçük kırmızı arabamla oynuyorum. Babamın kırmızı arabasına özenip aldırdım bu arabayı. Ama artık oyunlardan da sıkıldım. Araba sürmek istiyorum, sigara içmek istiyorum babam gibi. Sokakta tek başıma yürürken kimse bakmasın bana istiyorum. Birden ‘ne duruyorum’ diye sordum kendime. Ne duruyorum o zaman. Bu küçük bedenimden büyüyerek ayrılıyorum işte o zaman. Yirmi yaşımda sokaklardayım artık.</p>
<p>Babamın kırmızı arabasını sürmek benim oyuncak arabalardan biraz daha zormuş doğrusu. Cebimde sigaram var, cüzdanımda da ehliyetim. Annemin yaptığı gibi kahveyle içeceğim sigarayı. Sonra bir kahveci görüp çekiyorum arabayı önüne.</p>
<p>Ben umursamaz adımlarımla boş bir masaya doğru ilerlerken bir çift delici bakışlarla karşılaştım. Daha yirmisine yeni basmış güzel bir kız. Kafese kapatılmış yırtıcı bir kuş gibi baktı gözlerime. Yardım istiyordu sanki zindanından kurtarmam için. İçindeki ürkekliği hissettim. Sanki, sanki onu kurtarmamamdan korkuyordu. Yaşanmışlıklarını gördüm, üzüntülerini, hüzünlerini. Kim olsa korkardı yerinde. Hiçbir şeyin önemi kalmamış artık onun için. Güzelliğinin nasıl hırpalanabildiğini görmüş. Oysa ben böyle bir güzelliğe kayıtsız kalamazdım.</p>
<p>Kahvemden bir yudum aldıktan sonra sigaramı çıkardım cebimden. Annemle babamın içtiği marka. Bir an bir eksiklik hissettim. Nasıl yakacaktım ben bu sigarayı? Hiç dikkat etmemiştim sigarayı yakışlarına, hiç hayal etmemiştim sigarayı yakmamı. Bunun için yoktu çakmağım cebimde. Zaten masama küllükte koyulmamış. Kahve mi alıp güzel kızın masasına oturdum. Oturduktan sonra geldi aklıma izin istemem. Kekeledim biraz:</p>
<p>&#8220;Şe şey masamda küllük yoktu da…&#8221;</p>
<p>Hafiften gülümsedi bana. Tıpkı sahilde yaptığım kumdan kaleyi yıkan dalga gibi gülümsedi. Ben her seferinde yeniden yapardım o kaleyi ve her seferinde o dalga gelip götürürdü askerlerimi. Bir savaştı bu. Yıkılan kulemin yerine yenisini yaptım. Çakmağını sormadan alıp yaktım sigaramı. Yıkılmasın istedim kumdan kulem. Yorulmuştum artık, hem annemde yoktu ortalıkta. Yorulunca kucağına alıp götürürdü beni.</p>
<p>Sigaralarımızı karşılıklı, sessizce içerken babamı duyumsadım benliğimde. Çocukluğunun keyfini çıkar, daha dün çocuktum demişti bir keresinde. Oysa ben daha on dakika önce çocuktum. Şimdi ise yırtıcı bir kuşa gönlümü vermek üzereyim. Belki yavruları gibi alıp besleyecek, ömrünü verecek bana, büyütecek beni. Belki de parçalayıp atacak bir kenara. İşte o zaman bende ‘daha dün çocuktum‘ diyeceğim. Son kelime içime döküldüğümde babam gibi rahatlayacağım. Çünkü ben daha dün çocuktum.</p>
<p>Son nefesimi alıp söndürdüm sigaramı. Güzel kıza ne kadar güzel olduğunu söyleyeceğim şimdi. Garip hissettim kendimi. Bilmediğim bir dünyada bilmediğim bir zamandayım sanki. Hem annemde yok ortalıkta. O ise biliyor her şeyi. Nasıl büyütülür bir kalp biliyor, nasıl hırpalanır bir güzellik biliyor. Birden yine babam geldi aklıma. O an cesaretlendim. Ne çıkardı parçalansa gönlüm ? Daha dün çocuktum ben.</p>
<p>Babamdan aldığım cesaretle ‘çok güzelsin‘ dedim. Geceleri gülümseyen yıldızlardan bile güzel. ‘Yine gülümsedi bana, yine yıkıldı kumdan kulem. Sanki zafer kazanan asker gibi döndü, kaleme bakıp tekrar güldü. Bense yorulmuştum artık. Hem annemde yoktu ortalıkta. Ayağa kalktım, güle güle diyecektim. O benden önce davrandı konuşmak için.</p>
<p>&#8220;Dalgaları engelleyemezsin, ama kaleni taştan örebilirsin.&#8221;</p>
<p>Arabaya bindim, eve döndüm. Bahçeye girdiğimde beş yaşlarında bir çocuk kırmızı arabasıyla oynuyordu. Başını okşadım. ‘Tadını çıkar’ dedim. ‘Ben daha dün çocuktum.’</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/">Çocukluğum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cocuklugum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3452</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
