<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Bensu Buket Osmanoğlu &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/bensubuketosmanoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Aug 2019 11:16:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Bir Hecede Selam</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 04:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=18318</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çocukluğumuzun dün’lü anılarına baktım. Büyüdüğümüzün farkına vardım.Geç kalmıştım.Kararsızdım,umutsuzdum ve dirençsizdim. Senden kalan sesli harfleri biriktirdim.Her güne bir harf yerleştirdim.Kaç ayrı sesli harfi tanıyordum? İsminin sesli harflerini ve ismimin sessiz harfleriyle yan yana dizdim. Anlamsız kelimeler çoğaldı. Sustum. *** Gözlerini anımsadım.Güneş ışığındaki kumrallığını, kumrallığındaki kumruları&#8230; Yazmak nasıl anlamsızlaşıyor şimdi.Çünkü herkes yazıyor ama sen okumuyorsun.Çünkü herkes söylüyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/">Bir Hecede Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocukluğumuzun dün’lü anılarına baktım. Büyüdüğümüzün farkına vardım.Geç kalmıştım.Kararsızdım,umutsuzdum ve dirençsizdim. Senden kalan sesli harfleri biriktirdim.Her güne bir harf yerleştirdim.Kaç ayrı sesli harfi tanıyordum?</p>



<p>İsminin sesli harflerini ve ismimin sessiz harfleriyle yan yana dizdim. Anlamsız kelimeler çoğaldı. Sustum.</p>



<p>***</p>



<p>Gözlerini anımsadım.Güneş ışığındaki kumrallığını, kumrallığındaki kumruları&#8230; Yazmak nasıl anlamsızlaşıyor şimdi.Çünkü herkes yazıyor ama sen okumuyorsun.Çünkü herkes söylüyor ama sen dinlemiyorsun. Kendi kapkaç dünyanda bana kabuslar gördürüyorsun. Uyanıyorum. Unutuyorum,unutamıyorum..</p>



<p>Çocukların
bakır göklerini düşündüm.Barışlarındaki kırgınlığı, sevgilerindeki yalnızlığı
ama bir o kadar mahur bakışlarını..</p>



<p>Çocuğum gibi sevsem seni,gökyüzüm kadar özgür olsan.Ne fayda hangi lehçeyle anlatsam. Bir nehir akışı başlıyor. Aydınlığın içinde yeni bir mum yanıyor, beliriyor. Kayboluyor. Ama yanıyor.</p>



<p>Ben kaç kez yandım, bilir misin? Toprağımda, denizimde, göğümde.</p>



<p>Kaç ayrı dille ıssızlaştırıldım, bilir misin?</p>



<p>Kaç kez haykırdım, böyle gitmez! Bu gök, bu deniz ve bu sevda. Kaç kez memleketime ağladım bir gurbet ocağında&#8230;</p>



<p>Sen bilmezsin,çünkü hiç tanımadın beni. Hiç bilmedin ismimi. Ben bir suret nice suretlerden beri. Belki bir ortaçağ belki ilkçağ esiri&#8230;</p>



<p>***</p>



<p>Anlamayanlara, dinlemeyenlere hiç bilmeyenlere sitemimdir. Bu son düşümdür. Düşümden başka kelime, hece kalmamıştır. Düşüm bir bulut gibi beyazdır. Beyaz, köpükten.. </p>



<p>Ve siz!
Siz istemeyenler! Siz vicdanınızı yitirenler! Bu son sesimdir.Sessizlikten
muktedir..</p>



<p>Bakır
göğe,güleç yüze ve bin çiçek gibi büyüyen güneşe selam olsun!</p>



<p>Kendi gök
yalnızlığımdan..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/">Bir Hecede Selam</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-hecede-selam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18318</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Herkesin Bir Kumrusu Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 04:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17470</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sus pus şehrimize dönüyorduk.Tek kişilik yolculuğum Kumru’yla iki kişilik zaman yolculuğuna dönüşmüştü.Yol boyunca karnımdaki camdan kuğunun yavaşça kırıldığını hissediyordum.Kan kaybediyordum sanki.Yolculuğumuz şehirden şehire,tarihten tarihe sürüklüyordu bizi.Kumru’nun küçük siyah gözleri vardı.Gözlerinden zeytin dalları düşürüyordu toprağa.Toprak zeytin kokuyordu. Toprağın zeytin kokusuna büründüğü bir günü daha hatırlıyorum. Beyaz vapurun korkuluklarına yaslandığım o gün.Martılara simit atmayı beceremediğim,her kırıntının denizin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/">Herkesin Bir Kumrusu Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sus pus şehrimize dönüyorduk.Tek kişilik yolculuğum Kumru’yla iki kişilik zaman yolculuğuna dönüşmüştü.Yol boyunca karnımdaki camdan kuğunun yavaşça kırıldığını hissediyordum.Kan kaybediyordum sanki.Yolculuğumuz şehirden şehire,tarihten tarihe sürüklüyordu bizi.Kumru’nun küçük siyah gözleri vardı.Gözlerinden zeytin dalları düşürüyordu toprağa.Toprak zeytin kokuyordu. Toprağın zeytin kokusuna büründüğü bir günü daha hatırlıyorum.</p>



<p>Beyaz vapurun korkuluklarına yaslandığım o gün.Martılara simit atmayı beceremediğim,her kırıntının denizin derinliklerine sürüklendiği gün.O gün henüz ‘ben’ değildim.Kimliğimi kaybetmiş gibiydim.Bomboş bir yaşamın pençesindeydim.Boşluğuma sızan deniz kokusunu hatırlıyorum.Aslında yarattığım bu boşluğun kendi seçimim olduğunu da.Çünkü en kolay olanı biliyordum.Çünkü unutmanın bir lütuf olduğunu biliyordum.Çünkü ‘Bilmiyorum.’ diyebilmenin,özgürlük olduğunu biliyordum..</p>



<p>Bir şifacının peşine düşer gibi düştüm onun peşine.Kendimden habersizdim. Fakat yolun akibetinin bilincindeydim.Korkuyordum.</p>



<p>Beni anlayabiliyor musunuz?</p>



<p>Anlamıyorsunuz.Onu yitirmenin korkusunu bilebilseydiniz,anlayabilseydiniz şayet o gün her şeyi ardımda bırakır,sadece giderdim.Ardıma dahi bakmazdım. Alabildiğine giderdim..</p>



<p>Yapamadım.Bırakamadım.Kumru içimde büyüyen bir yara gibiydi.Yara iyileşmeden nereye gidebilirdim ki? İçime,içimden daha derin bir yere yerleşmişti bu yara.Ve vücudumu saran bir enfeksiyon gibi kemiklerimi ağrıtıyordu.Midemde acı bir zehire dönüşüyor,burnumu sızlatıyor,gözlerimi yakıyordu..</p>



<p>Kumru:Güvercinler takımından;güvercinden küçük,boz,gri renkli bir kuş. (Streptopelia)</p>



<p>Kumru’nun içime yerleştiği o günden bir anımı hatırlıyorum.Günlüğümün sepya sayfaları arasına sıkışıp kalan bir tüy tanesini ve ardındaki bu dizeleri;</p>



<p>(11 yaş günlüğümden)</p>



<p>“Bir gün topraklarımıza uğrarsan beni bulacaksın Kumru.Çünkü sen benim arkadaşımsın.Annem ve babamın ikinci çocuğusun.Seni kardeşim gibi,oyuncak trenim gibi seveceğim.Pencerenin önüne her gün ekmek bırakacağım. Acıkmışsındır.Karnını doyurursun.Kumru,geleceksin değil mi? Söz ver bana. Geleceksin değil mi?”</p>



<p>Siz hiç 20 yıl boyunca bir ‘Kumru’yu beklediniz mi?</p>



<p>Babanızı,anneninizi,kardeşinizi bekler gibi.Yada dostunuzu,aşık olduğunuz kadın veya erkeği bekler gibi..</p>



<p>Biliyorum beklediniz.Çünkü herkesin bir ‘Kumru’su vardı.</p>



<p>Yarı kesik ıslığım sana ulaşabilmek için Kumru.Sen benim bir asırlık özlemimsin çünkü.Çünkü sana ulaşırsam dünyanın bütün ölü çocuklarını unutabilirim.Çünkü o zaman erken ölümleri kabullenebilirim.Göğe,yere korkmadan gözlerimi çevirebilirim.Sana ulaşırsam tahtadan beşikte üzerime yakılan ağıtları unutup,türküler söyleyebilirim.</p>



<p>Çığlığı tren ıslığına karışan babamı,</p>



<p>Gözlerine deniz tuzu çöken kardeşimi,</p>



<p>Rüzgarda bir ıslık gibi duyulan dostumun sesini,</p>



<p>Cam buğularına adını yazdığım sevdiğimi,</p>



<p>Ve seni kumru,</p>



<p>Yalnız seni,</p>



<p>Sırtımda bir yük gibi değil,</p>



<p>Omuzlarıma değen bir ağaç dalı gibi taşıyabilirim.</p>



<p>Sen pencereme kon.Penceremden ismini bilmediğim nehirlerin ötesindeki topraklara uç.Uç uçabildiğin kadar sınırsız gökyüzünde.Benden selam götür bütün denizlere.Bütün dünya çocuklarının umut dolu gözlerine.. Gözlerimdeki çocukluk özlemini,kumruların kanat çırpışını denize bırak.Kıta kıta uç.Gözlerim savrulsun dünyanın bir kıtasından öbür kıtasına..</p>



<p>Uç Kumru,uç!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/">Herkesin Bir Kumrusu Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/herkesin-bir-kumrusu-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17470</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 06:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16587</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Algıları gittikçe daralan insanlar topluluğunu yakından izle sevgili dostum. Bakış açını önce daraltıp sonra genişlet. Birçok şeyi fark edecek ve sanat adına yaptığımız her şeyin kalıplara sıkıştığını göreceksin. Çünkü hepimiz insanız. İnsan olmaya çalışan varlıklarız.Var olma sürecinde çırpınan deri ve kanız. Sahip olduklarımız çerçevesinde kendini keşfetmeye çalışan bireyleriz. Verdiğim ödevleri yaptın mı?” “Delirdin mi sen? [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/">Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Algıları gittikçe daralan insanlar topluluğunu yakından izle sevgili dostum. Bakış açını önce daraltıp sonra genişlet. Birçok şeyi fark edecek ve sanat adına yaptığımız her şeyin kalıplara sıkıştığını göreceksin. Çünkü hepimiz insanız. İnsan olmaya çalışan varlıklarız.Var olma sürecinde çırpınan deri ve kanız. Sahip olduklarımız çerçevesinde kendini keşfetmeye çalışan bireyleriz. Verdiğim ödevleri yaptın mı?”</p>



<p>“Delirdin
mi sen? Çocuk gibi ödev mi yapayım.”</p>



<p>“Elbette. Ne var ki bunda. Lafa gelince çocukluğunu özlersin. Lütfen bir kez olsun bir araştırma yap. Tıpkı geçen gün konuştuğumuz gibi. İnsan nedir, insanı var eden uzuvlar nelerdir, ne işe yarar? Bu sorulara cevap aradıkça daha derin soruları ortaya çıkaracaksın.”</p>



<p>“Ben senin kadar derin düşünemiyorum. Üzgünüm.”</p>



<p>“Ama genel bir bilgi bile kendini tanımana yetecektir. Ardından insanlar topluluğu olan ulusları incele. Ulus nedir, halk nedir, dil nedir, din nedir? Bu soruların derinliğinden neden korkasın ki? Bu sorular bizzat seni, bizi bir ağaç dalı gibi tepeye ulaştıran bir yoldur.”</p>



<p>“Ben bu bilge tavırlarından gerçekten çok sıkıldım. Şuan her yer senin gibi insanlarla dolu. Senin farkın ne ki? Beni güldürüyorsun.”</p>



<p>Konuşmayı sürdürmenin bir anlamı kalmamıştı. Anlattıkları anlaşılamıyordu. Anlattığı basit şeyler dahi onu sözde bir bilgeye çeviriyordu. Kendi kabuğuna mı çekilmeliydi? Yoksa devam mı etmeliydi hayatına? Hiçbir şey konuşmamış, anlatmamış gibi&#8230; Susmaya karar vermenin ilk adımı bu konuşma olabilirdi. En yakınları tarafından dahi anlaşılamıyordu. Neden? Kendi sorusunu cevaplama gereği hissetti.“Çünkü her şey sıradanlaştı. Sanal insanlar, yazarlar, müzisyenler ortaya çıktı.Ve herkesleşmeye başladık.” İyi de herkesleşmek neden korkutucu olsun ki? Kendi benliğini kaybetme korkusu sarıyordu bedenini. Herkes kendi benliğini kaybetmiş olabilir miydi? Telefon ahizesini yerine yerleştirip masanın başına geçti. Dumanı tüten çay bardakta parlıyordu. Gözleri pencereyi saran perdeye takılmıştı.“Bu bir lanet. Üzerimde var olmaya çalışan bir lanet. Bu lanetten kurtulmalıyım. Ben herkes olamam. Benim yazdıklarım, çizdiklerim, anlattıklarım herkesten farklı. Ben farklıyım.” Siyah lekelerle kaplanmış perdenin konuşmasını bekliyordu sanki. Bu beklenti yerini alaya bırakmıştı. “Elbette konuşmayacaksın. Tamam. O halde ben konuşurum.” Sesini incelterek soruya cevap veriyordu.“Herkes benliğini kaybetmiş olmasa toplum bu denli delirebilir miydi?” Sesini düzeltmişti.“Haklı olabilirsin. Elbette bunun farkındayım. Ama herkes gibi olmak istemiyorum.” Sesini tekrar inceltti. “Sana acı bir gerçeği söylememi ister misin?” Sesini düzelterek “Elbette.Benim korkacak bir şeyim yok.” dedi.“Emin misin?” Başını sallayarak onayladı. “Benliğinden uzaklaşan asıl sensin. Kendini kanıtlamaya çalışan da.Egonu bilgiden kutsal tutan da. Herkes deli değildir. Ama akıllı da değildir. Sadece bir denge vardır. Bir terazi vardır. Deli ve akıllı terazisi bir iç paradokstur. Kendi içinde kıvrımlaşan ve derinleşen iki ayrı konudur. Ne deli taklidi yapmaya ne de akıllı taklidi yapmaya ihtiyacı yoktur insanın.Çünkü insan aslında ilkel bir varlıktır. Kendini keşfetmenin yolu sadece bilgi değildir.Var olanla yaşamaktır. Kendini yaşamaktır.” Sesini düzeltmişti.“Yani sonuç olarak.” Perdenin ince sesi cevap vermişti ; “Kendin ol.”</p>



<p>Perdeyi bir kenara çekip camdan dışarıya baktı. Dip dibe olan apartmanlar görülüyordu. Gözleri gri bir binanın dördüncü katına takıldı. Balkon kapısından dışarıya sarkan beyaz ince perdeyi görüyordu. Perdenin rüzgara karşı savunmasızlığını izliyordu.Dilinden dökülen dizeleri dinliyordu şimdi:</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright is-resized"><img src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=342%2C257&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-16591" width="342" height="257" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/12/pencere.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" data-recalc-dims="1" /></figure></div>



<p>“İnsan
olmak ya hani,</p>



<p>&nbsp; Kendinden güçsüze acımak.</p>



<p>&nbsp; Kendine acımaktan öte,</p>



<p>&nbsp; Kaybolmak kara gecede.</p>



<p>&nbsp; Gecelerimden beyaz tüller geçirdim,</p>



<p>&nbsp; Çığlıklarımı duydun mu dostum?</p>



<p>&nbsp; Gözlerinden süzülen yaşları biriktirdim.</p>



<p>&nbsp; Çingeneler zamanına sakla,</p>



<p>&nbsp; Çünkü o gün ince bir tülle düşeceksin yere. </p>



<p>&nbsp; Bileklerimdeki prangalar paslandığında,</p>



<p>&nbsp; Deniz adını sordu.</p>



<p>&nbsp; Usanmadan,</p>



<p>&nbsp; Kefenledim tüm günahlarını.</p>



<p>&nbsp; Ve yeniden haykırdım dostum,</p>



<p>&nbsp; Söyle duydun mu beni?”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/">Beyaz Perdeli Geceden Dost’a</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyaz-perdeli-geceden-dosta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lettres de Gare Bleues</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 24 Oct 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15796</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizin köpükten dalgalarında, ayaklarımı ıslatıyorum.Kum tanelerinin ayak tabanlarımdaki parıltıları gökyüzünün yıldızımsılarına karışıyor. Islaklığında bir gün yarısının, öylece bekliyorum. Anlatacaklarımı listelediğim deniz kabukları ‘avuç’ kokuyor. Siz avuç içinizi kokladınız mı hiç? Tanır mısınız o kokuyu? Avuç,avuç kadar kahve,avuç kadar mavi.. Parmak aralıklarından sızan gökkuşakları.. Özgürlüğün avuç kokusunu duydunuz mu hiç? Avuçlarımı kokladım.Sulu,ıslak ve yosun kokuluydu avuçlarım.Denizi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/">Lettres de Gare Bleues</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizin köpükten dalgalarında, ayaklarımı ıslatıyorum.Kum tanelerinin ayak tabanlarımdaki parıltıları gökyüzünün yıldızımsılarına karışıyor. Islaklığında bir gün yarısının, öylece bekliyorum. Anlatacaklarımı listelediğim deniz kabukları ‘avuç’ kokuyor. Siz avuç içinizi kokladınız mı hiç? Tanır mısınız o kokuyu? Avuç,avuç kadar kahve,avuç kadar mavi.. Parmak aralıklarından sızan gökkuşakları.. Özgürlüğün avuç kokusunu duydunuz mu hiç?</p>
<p>Avuçlarımı kokladım.Sulu,ıslak ve yosun kokuluydu avuçlarım.Denizi avuçladım.Sokaklar deniz tuzu koktu,evlerin kapıları su..</p>
<p>Düşlerimin arasından bir ufuk çizgisi geçti.Denizin sonsuzluğuna inandıran ufuk çizgisini takip ettim.Ufuk çizgisinin başı ve sonu yoktu.Tıpkı kelimeler, cümleler gibi.Anlatamadıklarım birikmişti ayak uçlarımda.Git gelleriyle köpükten dalgalar,kendi küçük alanında yükselip alçalıyordu.Tıpkı bir yeri yontar gibi şiddetleniyordu aniden.Ayak uçlarım mütemadiyen yontuluyordu.Mütemadiyen kesiliyordum.. Anlatmanın bir yolu olmalıydı.Ama ne?</p>
<p>Biri kulağıma bir şeyler fısıldıyordu ama anlamıyordum.Anlayamıyordum.Sesin geldiği yöne çevirdim yüzümü.Aybecer oradaydı.Tam karşımda.Yine aynı zerafetiyle,aynı sakinliğiyle.Parmak uçları kumda geziniyordu onunda. Gözlerinin ela halkalarında uçurtmalar uçuyordu. “Gelmişsin.” diyebildim geldiğine hala inanamayarak.“Geldim.” dedi yine aynı gülümsemeyle.İnsanın gözlerinin içi nasıl gülebilirdi,nasıl?</p>
<p>Aybecer unuttuğum,unutmak istediklerim üzerine bir ayna gibi düşmüştü.Bense aynanın ardında bir gölgeydim.Ayaklanıp yürümeye başladım.Ayak tabanlarımda bedenimi kaplayan bir deri vardı sadece.Çatlak,ıslak ve kumlu.Derimin rüzgarla kuruduğunu hissediyordum.Taştan yolları adımlayan ayaklarım yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğun sevinç ve telaşı içindeydi, anlamlandıramıyordum.Eski,sahipsiz evlerin arasından geçiyordum.Kimsesiz sokakların,kayıp çocuklarından biriydim.Umudumu erken ölümlerde yitirmiştim.Ölümün çeşitlerine tanık olmuştu gözlerim.Bu tanışıklılık arttıkça ölümden korkmamaya başladım.Yıllarca korkum cesaretimi yenmişti. Bu yenilgilerin sonunda susmuştum.Tek bir kelime konuşmadan geçiyordum hayattan.Bir laldım.Ve bir tek Aybecer vardı beni konuşturan.Onu özlediğimi anımsıyordum.Özlemimi bastıramıyordum.Bastırmak için çabalamıyordum. Olduğu gibi bırakıyordum. İçimde bir çocuk gibi büyüyen bu özlem kelimeleri,cümleleri çağırıyordu. Anlatmak istiyordum ama anlaşılamayacağımı biliyordum.Kaygılarımla birlikte yürüyüşüme devam ettim. Aybecerin nefesi ensemdeydi. Saçlarımın kıvrımlarındaydı. Rüzgarla savrulan yapraklar dolaşıyordu sokaklarda.Her şeyi geride bırakmalıydım.En azından bu kez bırakabilmeliydim.“Daha ne kadar görmezden geleceksin.” diyordu o narin sesi.Durmamalıydım.Bu diyalog hiç başlamamalıydı. Kaçmalıydım. Alabildiğine koşmalıydım.Adım aralıklarımda ki mesafeyi genişlettim.“Kaçarsın ancak.Korkaksın.Korkak!” Değilim demek istiyordum haykırarak.Hayır değilim.“Kafanın içindekilerden yorulmadın mı artık.Haykırsana!” Bir anlamı yoktu.“Neden?” Çünkü bu tıpkı diş kovuğuna giren kırıntıyı çıkarmak için çabalaman gibi bir şey.Onu çıkaramayacağını bilirsin ama yine de çabalarsın.“Hangi edebi romanı parçaladın da bu cümleyi kurdun.Sen sadece bir kopyasın!” Aybecer iç sesimi nasıl duyabiliyordu? “Ben sadece iç sesin değil,kafanın içindekileri ve bedenindeki uzuvları yani her şeyini temsil ediyorum.Bunu defalarca söyledim.” İç sesimden bir insan mı yaratmıştım yani? İç sesim,beynim ve Aybecer.Bu üçlü kurgandan kurtulmalıydım. Cebimden mızıkamı çıkardım.Kimsesiz sokakla konuşmaya başladım. Kulaklarımla konuştum,parmaklarımla ve avuç içimle konuştum.Sesin uykusunda bir günün yarısına uyandım.Ellerim beyaz önlüğün içinde hareketsizce duruyordu.Duvara çivilenmiş gibiydim.Önlüğüm beyaz bir duvardı.Beyaz ve soğuk.Göz yaşlarım yüzümde kurumuş,yanak derimi kurutmuştu.Yüzüme dokunamıyordum.Hemşire odanın kapısını araladı. Aybecerde hemşirenin ardından odaya girdi.Hemşire iğnenin sarısını damarımda tüketirken Aybecer gözlerime bakıyordu.</p>
<p>“Kabullenmedin değil mi?” Cevap vermiyordum.</p>
<p>“Ne desem şimdi sana,ne söylesem? Özgürlüğü dilinden sil demiştim silmedin,silemedin.Sus dedim susmadın.Hiçbir şey olamadın.Hep aradaydın.Yönün,yolun,izin yoktu.Tüm bunlara rağmen beni de öldürmedin.”</p>
<p>Sen ölürsen ben de ölürüm.Nasıl öldüreyim seni? Hem gözlerine ne oldu senin neden toprak rengi gözlerin?</p>
<p>“Mızıkanı ister misin Şerif?”</p>
<p>Sen iki insanı birden mi birleştirdin? Söyle Aybecer.Madem iç sesimi duyuyorsun söyle.</p>
<p>“Benim iki ismim var Şerif.Biri ‘kum tanesi’ biri ‘çirkin’.İki kelimeyi de iki ayrı lisanla nakşettin alnıma.Hatırlasana.” En azından hatırlamayı becerebiliyordum.Başımı sallayarak onayladım.Haklıydı.İki ayrı insan büyütmüştüm onun göğsünde.İki ayrı lisan bahşetmiştim ona.O hem bir genç hemde bir yaşlıydı.Ama benimdi.Benimle var olan iki ayrı insandı o.</p>
<p>“Artık vakti gelmedi mi Bouclé?”</p>
<p>Gülümsüyordum sadece.Avuç içiyle kavradığı mızıkayı uzattı bana.Mızıka avuçlarımın arasına yerleşti.Mızıkayı kokladım.Mızıkaya sinen avcun kokusunu kokladım.Aybecer gülümseyerek,gözlerimi avuçlarıyla kapattı.</p>
<p>“Yaprak ve rüzgarı dinle.Duyuyor musun?”</p>
<p>Başımı sallıyordum.Gözyaşlarım onun avuçlarına yerleşiyordu.</p>
<p>“Avuçlarım süt koktu Bouclé. Unutmuştum avuçlarımın kokusunu.”</p>
<p>Göz kapaklarımın siyahtan perdesinde mızıkama üfledim nefesimi.Nefesim büyüdü,nefesim orman oldu şimdi. Aybecerin sessiz ağlayışında yeni bir uykuya hazırlandım.Gözlerim çukuruna yerleşti.Mızıka avuç koktu,avuç insan. Avcun kokusunda insana kandım.Uyudum..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/">Lettres de Gare Bleues</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/lettres-de-gare-bleues/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15796</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lilac Ve Sis</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 05:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15385</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başka bir ben doğar içimde, &#8216;Siyah ve beyaz&#8217;a sığınan, Hem tedirgin hem özgür, Yüksek bir uçuştan. &#160; Kuş bakışının, Alnımdaki çizgilerinde, &#8216;Toprak&#8217;a dokunan, Sıcak,ıslak ve kahve. &#160; Sözlerin denizinde, Maviden heceler, Yeşiline serilen sayfalarının, Soğuğunda bir &#8216;Aralık&#8217;. &#160; Düşlerimi anlatsam, Yağmur olsam, Süzülsem kurak topraklara, Ve bir filiz olsam, &#8216;Aşeka&#8217;sında ağacın.. &#160; &#8220;Ne çok şeyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/">Lilac Ve Sis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Başka bir ben doğar içimde,</p>
<p>&#8216;Siyah ve beyaz&#8217;a sığınan,</p>
<p>Hem tedirgin hem özgür,</p>
<p>Yüksek bir uçuştan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuş bakışının,</p>
<p>Alnımdaki çizgilerinde,</p>
<p>&#8216;Toprak&#8217;a dokunan,</p>
<p>Sıcak,ıslak ve kahve.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sözlerin denizinde,</p>
<p>Maviden heceler,</p>
<p>Yeşiline serilen sayfalarının,</p>
<p>Soğuğunda bir &#8216;Aralık&#8217;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşlerimi anlatsam,</p>
<p>Yağmur olsam,</p>
<p>Süzülsem kurak topraklara,</p>
<p>Ve bir filiz olsam,</p>
<p>&#8216;Aşeka&#8217;sında ağacın..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Ne çok şeyi anlatmak istedi!</p>
<p>Taş köprüye ses veren çayın şiddetinde asilzadelerin geçişini, kışları buz tutan o çayda bir balerinin dansını,Yunan tragedyasının Dionysos&#8217;unu&#8230;</p>
<p>Ne çok şeyi anlatmak istedi bir bilseniz!</p>
<p>Dağların tepelerini saran buzulları, yeşilin siste kayboluşunu,sınırları,kapıları ve bunlardan kalan kırgınlıkları. Kuşları, ağaçların dallarını ve toprağı.</p>
<p>İnanmak istedi çünkü. Bir oydu sanki inanan. Bir o vardı &#8216;guguk kuşu&#8217;na hayran olan. Çocukların özgür avuçlarından,göğe gökkuşağı yapan. Aynaları dolduran uçurtmaları vardı Lilac&#8217;ın. Sadece hayalleri,inançları,rüyaları değil; kitapları, şiirleri vardı siyah kaplamalı defterinde. Resimleri vardı kilitli bir mahzende.Boya kalemleri parmak uçlarıydı. Dokunduğu yer renklensin diye.</p>
<p>Okumadılar, dinlemediler, anlamadılar. Bilemediler, bilmek istemediler belki de&#8230;</p>
<p>O yarattıklarıyla bir hayaletti.Hiç görünmedi..</p>
<p>Bir de &#8216;sis&#8217;i vardı Lilac&#8217;ın. Onu beyaz,dumanlı bir gece gibi saran. Aşk ve sevgi arasındaki o incecik çizgide kaybolduğu bir sis. Sisten bir insan. Bir yansıma, bir yaratım.</p>
<p>Kaldırımlarda, banklarda, duraklarda bekledi Lilac. Pencere önlerinde bekledi. Sadece bekledi. Bir ölüyü bekler gibi&#8230; Beklemenin çaresizliğinde telefonlara, kapı aralıklarına sığındı. Sisin sesini duyabilmek için ahizenin başında çürüdü. Farkında olmadı.</p>
<p>Lilac uçuk mordan bir renkti. Sevda büyüttü, emzirdi..</p>
<p>Vakit dolduğunda o; kaldırımlarda, duraklarda, ahizenin ucundaki seste kaldı.</p>
<p>Ve sessizce yerleşti toprağa; o, ondan kalanlar ve &#8220;sis&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/">Lilac Ve Sis</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/lilac-ve-sis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15385</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jun 2018 04:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15068</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu bir açık mektuptur. Mektubun muhatabının akibeti, yazara göre belirsizdir. Mektup hükümsüzdür. Yoncaların uğur getirdiğine inanan insanlar tanımıştım o yıllarda. Buldukları yerde avuçlarına alırlardı dört yapraklı yoncaları.Yoncanın yeşil rengi avuç içine bulaşana kadar sıkarlardı. Avuç içlerinin teriyle yeşil birbirine karışırdı. Nefessiz bırakırlardı güzelim yoncayı. Neden olduğunu anlayamamıştım. Anlamak için fırsatımda olmamıştı. Ama şimdi, şu an [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/">Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu bir açık mektuptur. Mektubun muhatabının akibeti, yazara göre belirsizdir. Mektup hükümsüzdür.</p>
<p>Yoncaların uğur getirdiğine inanan insanlar tanımıştım o yıllarda. Buldukları yerde avuçlarına alırlardı dört yapraklı yoncaları.Yoncanın yeşil rengi avuç içine bulaşana kadar sıkarlardı. Avuç içlerinin teriyle yeşil birbirine karışırdı. Nefessiz bırakırlardı güzelim yoncayı. Neden olduğunu anlayamamıştım. Anlamak için fırsatımda olmamıştı. Ama şimdi, şu an anlayabiliyorum. Gözlerimin bilinci açıldı çünkü. Gördüm.Yeşilin bulaştığı avuçlarda gizli coğrafyalar olduğunu gördüm.Ve  o coğrafyalara gömüldüm.</p>
<p>Uzun zamandır sana ulaşmanın korkusu içindeyim. Aramak, mektuplar karalamak&#8230; Her bir iletişim eylemi bir hayal kırıklığı olarak dönerse diye korkuyorum. Korkum varlığın ve yokluğun arasına tıkılmış “ölüm”den muzdarip…  Ölümün ağırlığı Anadolu&#8217;nun kurak topraklarına çökünce yeni bir ağaç ekiyorum. Ona can suyunu verip büyütüyorum. Bir ağacın gölgesine sığınmak ister gibi büyütüyorum. Üzerine şiirler yazar gibi büyütüyorum. O ağaca yaslanır gibi büyütüyorum…</p>
<p>Sen bambaşka bir coğrafyanın çocuğuydun. Acının, çaresizliğin ve vicdansızlığın hüküm sürdüğü devirlerden sıyrılıp gelmiştin yedi tepeli şehre. Gazete kupürlerine düşen gözyaşlarını gördüm ilkin. Sonra kitapların sayfalarında gezinen kelimelerini ezberledim. Bir sahil kenarında gizli çığlığının ezgilerini dinledim. Sen dostluğun başkalaşan lehçesiydin. Bilmediğim o lehçede kayboldum. Lehçenin bilinmezliği kumlanan kalelerdeydi çünkü…</p>
<p>Poşet dolusu şiirlerimiz oldu bizim. İnsanlar isimleşmek istedikçe biz şiirleşmek istedik. Didem, Edip, Can, Nazım, Turgut, Orhan olmadan. Daha nice isim olmadan. Sadece şiirdik biz. Bir maden işçisi olduk bir gün, bir ölü çocuktuk Hiroşima&#8217;da, bir gazeteciydik başkentte, bir güvercindik göğe doğru yavaşça kanat çırpan, güneştik çatıları ısıtan. Ya da bir kalbin kızıl saçlı bacısıydık&#8230; Yaşamın davaları arasında kaybolan, katliamlarda gözleri kanayan çocuklardık&#8230; Ölüm içimize işleyen bir kemirgendi. Ona hep yakındık, yakınımızdan ayıramadık.</p>
<p>&#8221;Eksilmeden eskiyelim.&#8221; demiştin bana. O söz hala kulaklarımda. Acıların burnumu sızlatan yüreklenmelerimde&#8230; Bir kayıp olabilirim Yonca. O oralet tadının sindiği sokaklarda. Sen yemyeşil denizlere serilmiş rengarenk çiçeklerden biriyken üstelik.</p>
<p>Kenarları oyalı siyah bir tülbentin vardı senin. Boynuna sardığın günler yağmurluydu hep. O yağmurlu günlerde dışarı çıkardın. Saçlarına sinerdi yağmur damlaları. Gözyaşların yağmur damlalarına karışınca anladım. O günlerin ağırlığını bildim. Sevdalarının bölünmüşlüğünü taşımıştın boynunda. Sevdaların hep yarımdı senin. Sevdalarının sahipleriyse ya ölü ya da yarı ölüydü. Ölülerin yıkandığı yağmurda yürürdün. Tülbentin siyah beyaz fotoğraflardaki gözlerdi.</p>
<p>Kimse seni anlayamazdı, anlayamadı ki. Ben bile&#8230; Gözlükleri siyah olanlar beyazı göremezler Yonca. Yeşile dokunsalar onu öldürürler. Gözlüksüz bakabilenlerdir güneşin parlaklığında kör olanlar. Kirpikleri ıslananlar…</p>
<p>Sana ulaşmanın yolu yok &#8216;gibi&#8217;.Varlığın &#8216;gibi,belki&#8217; arasında. Belirsiz. Olmamış veya doğmamış gibi..</p>
<p>Telefonlar,mektuplar hep geriye dönüyor. Cesaretimse yavaşça tükeniyor. Kendi kavgalarımın arasında senin düşüncelerine sarılıyorum ansızın. Bir dostun gelişini bekler gibi&#8230; İyi olduğuna inanmak istiyorum. Boynuna sarılan siyah tülbenti fırlatıp attığın, salıncaklarda konakladığın çocukluğunu anımsıyorum.<a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg"><img class="wp-image-15070 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=574%2C359" alt="" width="574" height="359" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?w=1920&amp;ssl=1 1920w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=1024%2C640&amp;ssl=1 1024w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/y.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 574px) 100vw, 574px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Sevgili Yonca,</p>
<p>Sen &#8216;karanfil kokan cigarasın&#8217; memleketimde, denize nazır lambanın ışığısın ve çocuğun sesindeki &#8216;antik acı&#8217;sın. Sevdalarınsa parçalara ayrılmış, o parçalar ekmeğe dönüşmüş. Ekmekten kalan kırıntılarla güvercinleri besleyen çocuk olmuşsun sen. Yeşeren yoncalara can suyu veren&#8230;</p>
<p>Açık mektubumun satırlarında gezinmenin umuduyla;</p>
<p>Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya…</p>
<p>Bu benim ilk açık mektubumdur dostlarım. Posta kutularını mektuplarla doldurmalı bu devirde. Bu mektup maneviyatını kaybeden bu devirde, iyi olan şeylere tutunma çabasıdır. Bir çeşit Karamakate ve onun rüyasıdır. Ve nehrin bir anakonda gibi uzanışı, suyu doğuruşudur. Bilgeliğin yemyeşil ormanlarıdır. Chullachaquisidir ruhun.Ve bilime göre var olan bilincin.</p>
<p>Gördüğün insanlara tutun.Tanıdığın, tanımadığın tüm insanlara, insanlığa. Ve anlat, yaşam göz bilincine yerleşen anların fotoğrafıdır. Atalarının şarkısıdır. Sığın onlara. Çünkü onlar senin varlığın, yokluğuna yaklaşan tek varlığın&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/">Sevdası Çocuk Yonca&#8217;ya,</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevdasi-cocuk-yoncaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15068</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anlatma(-ma)lı mı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 May 2018 06:03:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14524</guid>
				<description><![CDATA[<p>Su köpüklerinden demir prangalar, Bir kesimin düşüşünden atladılar. Değişmeden, Gözlerden asıldılar toprağa, İrisin gökte çoğalışı, Yeni bir gezegeni doğurdu. Eski gazete küpürlerinden biri, Tahta sandıkta intihara kalkıştı, Sokaklarda sessiz katliamların üzerine, Tozlu yıllıktan örtüler, Pencerelerden kaldırım yükseltilerine çarptı.   Duymanı beklemediler, Çünkü hiç duymadılar. Sesinin sisinde çiyleşen çiğdem, Bir güneş batımında kahvelendi. Alçak balkon manzarasından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/">Anlatma(-ma)lı mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Su köpüklerinden demir prangalar,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bir kesimin düşüşünden atladılar.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Değişmeden,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Gözlerden asıldılar toprağa,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">İrisin gökte çoğalışı,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yeni bir gezegeni doğurdu.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Eski gazete küpürlerinden biri,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Tahta sandıkta intihara kalkıştı,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sokaklarda sessiz katliamların üzerine,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Tozlu yıllıktan örtüler,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Pencerelerden kaldırım yükseltilerine çarptı.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Duymanı beklemediler,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Çünkü hiç duymadılar.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sesinin sisinde çiyleşen çiğdem,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bir güneş batımında kahvelendi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Alçak balkon manzarasından göz hatlarına değdi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Duyumsadılar, duyumsadın.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yüzüşün kulaçlarında,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">İsminin canlandığı sokakların,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Metalik çakılları,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bir robotun saçmalarına yaklaştı.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Tıpkı,tıpkının aynısı,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Aynı fotoğraf karesinde demlendi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yılın 3&#8217;lük kesimi,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Beyaz tülden bu gecede,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Dördüncü kabusu bilince yerleştirdi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Ben kabuslara uyanan bir kadınım.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kabuğunu kıran bir koza,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Ateşte yanan oduna döndüğünde,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Düşler saç tellerinden düştü,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yakaladım.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sigara tablaları bavulu doldurken,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kayıp zaman,kaybedilenin doyumunda,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yeni bir ay haline değdi.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Bu yılın kesimi,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kaç sonsuz sayı düzleminde,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Hatırla!</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sen bay sis;</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Hangi yılın kesiminde duymayı tercih ettin?</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">İsminin harfleri kadar,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kabusa boğulan 4&#8217;te mi?</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;"> </span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kumrallığının kavruk kahvesinde,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Yeni bir renk canlandı.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Eski ve sepya.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Hadi anlatsana!</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Sakınarak dokunduğun çiy taneleri,</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Buzlarından yeni bir fotoğrafa nasıl döndüler?</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Dönüşümün bilincini anlat!</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Dünya güneşe doysun.</span></p>
<p class="Standard"><span style="font-size: 14.0pt;">Kabusların üzerine kuşlar konsun.</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/">Anlatma(-ma)lı mı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/anlatma-mali-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14524</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 06:54:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13524</guid>
				<description><![CDATA[<p>Devrin özgürlüğümüzü kısıtladığı, kısıtlandıkça yalnızlaştığımız günlerin esiriyiz. Bir ben bir sen bir o değil. Hepimiz. Kelimelerin azaldığı, peltekleştiği ve cümlelerin tek noktayla değil üç noktayla bitirildiği konuşma ağızlarına sahibiz. Konuşma ağzımız öylesine çirkinleşip, öylesine basitleşti ki her birimiz &#8216;Türkçe bozucular&#8217; olduk. Peki neden? Bizleri kalabalıklar arasında başkalaştıran, yalnızlaştıran ne? Kalabalığa karışıp yalnızlıktan dert yakınmamızın temelinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Devrin özgürlüğümüzü kısıtladığı, kısıtlandıkça yalnızlaştığımız günlerin esiriyiz. Bir ben bir sen bir o değil. Hepimiz. Kelimelerin azaldığı, peltekleştiği ve cümlelerin tek noktayla değil üç noktayla bitirildiği konuşma ağızlarına sahibiz. Konuşma ağzımız öylesine çirkinleşip, öylesine basitleşti ki her birimiz &#8216;Türkçe bozucular&#8217; olduk. Peki neden? Bizleri kalabalıklar arasında başkalaştıran, yalnızlaştıran ne? Kalabalığa karışıp yalnızlıktan dert yakınmamızın temelinde ne var?</p>
<p>Ne bir sosyolog, ne bir psikoloğum. Sadece insanım. Her bilim dalından her alandan birer parça içime sığdıran bir insan. Binlerce insandan biri. Ve bir insan olarak sormaya başladım. Beni, seni, onu ve bizi farklılaştıran nedir? Cevap basit ama derin hatlara sahip kelimelerden oluşuyor.Bu kelimelerin adlarını yazmak bile istemediğim &#8216;sosyal medya&#8217; kalıbına sığdırılan &#8216;sahteleşmiş hesaplar&#8217; dizisi olduğu kararına vardım. Peki neden? Uzun bir süre bu kalıba sığdırdığım hesapları kullanan sanal bir bireydim. Hesapların genel anlamda ulaşım ağı geniş ve etkili olduğu için kullanımı da oldukça elverişliydi.Ta ki elverişli kelimesinin raf süresi dolana kadar. Nasıl oldu da bu süre doldu?</p>
<p><figure id="attachment_13527" aria-describedby="caption-attachment-13527" style="width: 418px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg"><img class="wp-image-13527" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg?resize=418%2C234" alt="Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?" width="418" height="234" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya3.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 418px) 100vw, 418px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13527" class="wp-caption-text">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</figcaption></figure></p>
<p>Sevgili okurlarım internetin ve sosyal medya ağlarının bir amacı olmalıydı. Gerçekçi ve anlamlı bir amacı. Ama ne yazık ki değişen dünya ve modern hayatın getirileriyle biz insanların ego dağarcıklarını dolduran ve sürekli kendimizi ispat etmeye mecbur olduğumuzu hissettiren derin bir psikolojiye itildik. Sürekli anlık fotoğraf ve videolarla, gittiğimiz her yeri konum ekleyerek kalıba dahil olan ağlarda paylaştık.Çoğu zaman içimizdeki &#8216;sanal şairi&#8217; ortaya çıkarıp sayfalar dolusu yazılar yazdık. Bu durum bir süre için tehlike safhasına ulaşmasa da son zamanlarda 9-13 yaş arasındaki çocukları tehdit eder hale geldi. Çocuklarında dahil olduğu bu &#8216;sanal kumpanya&#8217; ile çocuklarda henüz kişisel gelişimini tamamlamadan bu kalıbın kurbanı oldu.Kalıpla birlikte var olan bir takım &#8216;hastalıklı bireyler&#8217; tarafından tacizler başladı. Bunun ötesinde video paylaşma platformu olarak ortaya çıkan ve bir çok üyesine izlenme oranına göre &#8216;cüzi&#8217; miktarda para kazandıran bir etkileşimde ortaya çıktı. Bu etkileşim sayesinde yıllarca sanata emek veren ve vermeye devam eden sanatçılarımızın görmediği rağbeti &#8216;popüler kültürün yeni nesli&#8217; görmeye başladı. Burada bir noktada ayrım yapmakta fayda var. Sosyal medya kalıbının yarar boyutu ve zarar boyutunun derinlikleri.Yararında bir aşamadan sonra perspektifliğini kaybedip düzlemleşmesi de söz konusu. Sosyal medya kalıbının dışında bir de yıllardır bahsedilen &#8216;aptal kutusu&#8217;nu es geçmemek gerekmekte. &#8216;Aptal kutusu&#8217;nun furyasında ise yine aynı mutlaklıkla varlığını sürdüren diziler yayınlanıp bitirilmekte.Ve bu şekilde sinema salonları önemini yitirmektedir. 2017 yılından hatırlatmak istersek Beyoğlu Sineması kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Beyoğlu Sinemasına sahip çıkılmış olsa da aynı etki Emek ve İnci sinemaları için geçerli olamadı. Bu durum bile tehlikenin ölümcül boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Peki ne yapmalı?</p>
<p><figure id="attachment_13525" aria-describedby="caption-attachment-13525" style="width: 402px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg"><img class=" wp-image-13525" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg?resize=402%2C295" alt="" width="402" height="295" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/02/medya2.jpg?resize=300%2C220&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 402px) 100vw, 402px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-13525" class="wp-caption-text">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</figcaption></figure></p>
<p>Klasikleşen ve sürekli kullanılan şu cümleyi kurmak zorundayım.&#8221;Kitap okumalı.&#8221; Ne olursa olsun kitap okumak.Günümüzün totalde 7-8 saati bu kalıbın içinde çırpınmakta. Çırpındığımız nokta yararın değil zararın egemen olduğu bir sanal bireyler topluluğunu oluşturmakta. Sevgili okurlarım mesleğimiz ne olursa olsun, her birimiz birer edebiyatçı olmak zorunda değiliz. Ya da bir sinema sanatçısı, tiyatro sanatçısı olmak zorunda değiliz. Bilinç sahibi bireyler olmamız yeterli. Kültürümüzün olmazsa olmazı sinemaya ve müziğimize sahip çıkmak yeterli olacaktır. Bunu sizlerde biliyorsunuz. Hayatta ki konumumuz ne olursa olsun. Emin olun bir önemi yok. Önemi olan tek &#8216;şey&#8217; kültür ve sanat. Her birimizin içinde var olan &#8216;gizli sanatçılar&#8217;. Bizlerin gelişebilmesi ve öldürücü boyuta ulaşan bu kalıptan kurtulabilmemizin tek yolu öz kültürümüze dönmek olacaktır.Türk edebiyatının tozlu raflarında ki kitaplarımızı okumak, sinema salonlarımızı &#8216;gerçek sanat filmleri&#8217; için tıka basa doldurmak.Vakitlerimizi &#8216;aptal kutusu&#8217;nun önünde tüketmek yerine bir enstrümana bir portreye ait olarak geçirmek.Ya da mesleğimizin bize uzanan dallarından köklerine erişmek. Ben bilginin kutsallığına inanan bir yazar müsveddesi olarak sizleri de bu inanca davet ediyorum sevgili okurlarım. Bütün kalıplarımızdan sıyrılıp özümüze ulaşabilmemiz ümidiyle</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/">Sizce De Değişimin Zamanı Değil Mi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sizce-de-degisimin-zamani-degil-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13524</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ankesörlü Başına Bir Soru</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Sep 2017 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10923</guid>
				<description><![CDATA[<p>Perdeleri kapalı, karanlığa hapsedilmiş bir odada gözlerimi açtım yeni güne.Yataktan kalmak istemiyorum.Vücudumun her bir parçası sızlıyor. Perdeleri açmak istemiyorum. Kendimi 20 yıl kadar yaş almış gibi hissediyorum. 20 yıl kadar ilerisini düşünecek olursam sırtımda bir kambur taşımış olurdum herhalde.Tıpkı bir kaplumbağa gibi dolaşırdım etrafta. Aren &#8216;İnsan hissettiği yaşta olurmuş.&#8217; demişti bir ara. Ama ne zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/">Ankesörlü Başına Bir Soru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Perdeleri kapalı, karanlığa hapsedilmiş bir odada gözlerimi açtım yeni güne.Yataktan kalmak istemiyorum.Vücudumun her bir parçası sızlıyor. Perdeleri açmak istemiyorum. Kendimi 20 yıl kadar yaş almış gibi hissediyorum. 20 yıl kadar ilerisini düşünecek olursam sırtımda bir kambur taşımış olurdum herhalde.Tıpkı bir kaplumbağa gibi dolaşırdım etrafta. Aren &#8216;İnsan hissettiği yaşta olurmuş.&#8217; demişti bir ara. Ama ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Bir alzeimer hastası gibiyim. Hatta bu hastalığın ilk evresindeyim.Yavaş yavaş beynimdeki anı odaları kapılarını kilitliyor. Bense zerre umursamıyorum. Bir şeyler silindikçe &#8216;değişme&#8217;ye başlıyorum.Yataktan kalkıp perdeleri açıyorum. Güneş gözüme bir parlaklık saçıyor. Gözlerim kamaşıyor. Başımı duvara doğru çeviriyorum. Duvara asılı aynada kendi resmimi görüyorum. Sanki yasaklı bir şey yapmış ve yakalanmış gibiyim. Aynaya doğru yaklaşıyorum.Yüzümde inceden inceye beliren çizgiler var. Gözlerimin çevresinde, yanaklarımda..Gözlerimde solmuş renkler var. Saçlarım darmadağın.. Ne kadar çabuk değiştim. Daha saatler önce elim yüzüm ışıldıyordu belki.Yada ben öyle zannediyordum. Uyandığım andan beri kafamdan geçen düşünceler içinde tek bir kelime var : &#8216;Değişim&#8217;. Bunu sormalı mıyım Aren&#8217;e? Mutlaka sormalıyım. Aynadan kendimi ayırıp telefona sarıldım. İlk arayışımda cevap vermedi. İkinci kez aradım. Cevap yok. Üçüncü kez aradım yine cevap yok. Bugün cevaplar yok.Telefonu kapattım. Umudumu kesmiştim ki telefon çaldı. Heyecanla telefonu açtım. Konuşmasına dahi fırsat vermeden &#8221;Değişim nedir sence?&#8221; dedim. Böyle bir soruyu pat diye sormak, hem de sabahın ilk saatlerinde&#8230;Büsbütün delilikti&#8230; Ne saçmalıyorsun, sabah sabah bunun için mi aradın gibi sitemlere maruz kaldım. Sitemlere karşı bir cevap hatta mahcubiyet bile yoktu içimde.Tekrar aynı soruyu sordum.&#8221;Değişim nedir sence?&#8221;.İkinci kez sormam fazlaca kızdırmış olmalıydı onu. Ben artık senin hayatında yokum, biz artık ayrıyız gibi cümleler kurmaya başladı.Vereceği cevaba o kadar odaklanmıştım ki söylediklerinin hiçbir önemi yoktu. Üçüncü kez sordum.&#8221;Değişim nedir sence?&#8221;.Telefon suratıma kapandı.Al acele hazırlandım.Ufak bir not kağıdına &#8216;Bugün sakın evden çıkma.&#8217; diye yazdım. Not kağıdıyla evden çıktım. Aren&#8217;in evine doğru koşmaya başladım.Bir saat boyunca durmadan koştum. Kapısının önüne vardığımda nefes nefeseydim. Kağıdı kapının önüne koydum. Zili çalıp oradan uzaklaştım.Yakınımda gözüme kestirdiğim bir ankesörlünün başına geçtim. Cebimden çıkardığım kartı taktım ve tekrar Aren&#8217;i aradım.Telefon açıldı ve ben konuşmaya fırsat vermeden başladım:</p>
<p>&#8221;Bu bir bant kaydıdır. Az sonra Sine&#8217;nin dilinden, Aren&#8217;in zihninden &#8216;değişim&#8217;in tanımını dinleyeceksiniz. Lütfen bekleyiniz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_10927" aria-describedby="caption-attachment-10927" style="width: 251px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Ankesörlü-Başına-Bir-Soru.jpg"><img class="size-full wp-image-10927" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Ankesörlü-Başına-Bir-Soru.jpg?resize=251%2C201" alt="Ankesörlü Başına Bir Soru" width="251" height="201" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10927" class="wp-caption-text">Ankesörlü Başına Bir Soru</figcaption></figure></p>
<p>Şimdi. Şuan. Bir değişimin eşiğindesin. Değişeceksin, kendini hala  tanıyamamana rağmen değişeceksin. Sonu üç noktayla biten cümleler kuracaksın. Öznesini sonuna bıraktığın yada öznesini gizlediğin devrik cümlelerin olacak. Değişmek istemesen de değişeceksin. Sen bu değişime sürüklendikçe çevrende değişecek. Ama öncelik hep senin olacak. Gözlerinin bakış açısı,saçlarının uzunluğu, saçlarının rengi, tırnaklarının şekli, duydukların, gördüklerin, görmediklerin, göremediklerin.. Hepsi teker teker değişecek.Sen değişmediğini zannetsen de her şey değişecek. Mesela her gün sırtına aldığın ceketin aynı olsa dahi değişecek. Rengi solacak belki yada sökülecek, kirlenecek, eskiyecek&#8230;Her gün ayağına giydiğin çift çift ayakkabılar tozlanacak, genişleyecek, yırtılacak&#8230;</p>
<p>Hatta her gün sıradanlaştığını hissettiğin yollar, binalar, arabalar, sokak lambaları, kalabalıklar, bir nefes dolusu içine çekmek istediğin hava, mavisine tutulduğun gökyüzü,tuzuyla burnunun sızladığı deniz&#8230; Hepsi değişecek. Hepsi o yada bu şekilde değişecek.Tıpkı senin gibi.. Başlangıçtan çok uzağa gittiğini zannedeceksin. Bitiş noktanın bambaşka bir yer olduğunu düşüneceksin. Somutluğun değişimi içinde soyutlaşmaya başlayacaksın.Nedenini hiç bilemeyeceksin.Bilmek de istemeyeceksin. Bu değişim sana hem mutluluk hem mutsuzluk getirecek. Bu değişimin neye hizmet ettiğini bilemeyeceksin. Bu değişimin bir nedeni ve sonucu olmayacak. Ama hep bir neden sonuç arayacaksın.Hep merak edeceksin. Hatta düşündükçe delirdiğini hissedeceksin.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ne yaparsan yap aslında ne bir başlangıç ne de bir bitiş olmadığını fark edeceksin.Sen sıfır noktasısın. Ve senin gibi binlerce hatta milyonlarca sıfır noktası olduğunu fark edeceksin.Yani sensin, değişen de değişmeyen de&#8230; Aynı sıfırın içinde sıfırlanarak yaşayacaksın.Aslında var olup yok olduğunu anlayacaksın.Bunu hala göremiyor musun?&#8221;</p>
<p>Telefondaki ses sadece dinliyordu.Ne bir onay ne bir reddediş.Sadece dinliyordu.Bu bitmeyen sessizliği bölmek istedim.&#8221;Sahi&#8230;Görebildin mi Aren?&#8221;.Tebessümü göremezsiniz ama sesini duyabilirsiniz.&#8221;Hala sıfır noktasında mıyız Sine?&#8221;.Ve bu soruda benim görünmeyen tebessümüme sebepti.Cevap veremeden telefonu kapattım. Gözlerimi parlayan güneşe çevirdim.Gözlerimde renkler belirdi.Yürümeye devam ettim. İçimde bir his vardı.Biliyordum. Bir gün bütün ankesörlü telefonlar bu sorunun cevabını bulmak için kullanılacaktı. Ne zaman bilmiyordum. Ama bir gün&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/">Ankesörlü Başına Bir Soru</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ankesorlu-basina-bir-soru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İkimiz Birden / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 17 Jul 2017 05:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10101</guid>
				<description><![CDATA[<p>Susuyoruz, İkimiz birden, Nedensiz. &#8230; Geçen saniyeler, Bir filmin saniyede bir karesi gibi, 24 ayrı karedeyiz. Düşünsene, 24 ayrı karenin, Bütünleşmiş haliyiz. &#8230; Bu halimizde bir şey var, Bize çöken, Bize yükselen, Bizi öldüren.. &#8230; Sesler var, Duyuyor musun? Hiç kesilmeyen ağır aksak çığlıklar, Gecenin koynunda uyuyorlar. &#8230; Susuyoruz, İkimiz birden. Nedensiz. &#8230; Kapı tokmağına, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/">İkimiz Birden / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Susuyoruz,</p>
<p>İkimiz birden,</p>
<p>Nedensiz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Geçen saniyeler,</p>
<p>Bir filmin saniyede bir karesi gibi,</p>
<p>24 ayrı karedeyiz.</p>
<p>Düşünsene,</p>
<p>24 ayrı karenin,</p>
<p>Bütünleşmiş haliyiz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bu halimizde bir şey var,</p>
<p>Bize çöken,</p>
<p>Bize yükselen,</p>
<p>Bizi öldüren..</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Sesler var,</p>
<p>Duyuyor musun?</p>
<p>Hiç kesilmeyen ağır aksak çığlıklar,</p>
<p>Gecenin koynunda uyuyorlar.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Susuyoruz,</p>
<p>İkimiz birden.</p>
<p>Nedensiz.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Kapı tokmağına,</p>
<p>Usanmadan,</p>
<p>Vuruyoruz.</p>
<p>Anahtarı,</p>
<p>Utanmadan,</p>
<p>Fırlatıyoruz duvarlara..</p>
<p>…</p>
<p>Bir evin balkonunda,</p>
<p>Denize karşı,</p>
<p>Sigara yudumluyoruz,</p>
<p>Ne olacağımızı,</p>
<p>Ne olduğumuzu,</p>
<p>Bilmeden.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>İki arsız yol gibiyiz,</p>
<p>İki farklı cevap gibi,</p>
<p>İki ayrı düşünce gibi,</p>
<p>İki zıt kutup gibi,</p>
<p>İki ayrı bulut gibi,</p>
<p>Çarpışıyoruz.</p>
<p>…</p>
<p>Susuyoruz,</p>
<p>İkimiz birden,</p>
<p>Nedensiz..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/">İkimiz Birden / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ikimiz-birden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10101</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 07 Jun 2017 07:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9473</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saatlerdir kağıt bana ben kağıda bakıyorum.Kalemse çaresizce elime alınmayı bekliyor.. Kelimeler zihnimde dönüp duruyor.Lügatta dahi olmayan kelimeler,bumerang gibi dönüp dönüp duruyor.Birazdan ufak çaplı bir &#8216;big bang&#8217; gerçekleşebilir! Bir kelime,bir kelime,bir kelime.. Ne olabilir? Kelime seçimi yapmakta zorlanıyorum.Onun yerine psikolojik bir durum yaratıp kelime bulmaya çabalıyorum. Masanın üzerindeki bardak,bir sürahi dolusu su ve soğumuş çaya takılıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/">BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerdir kağıt bana ben kağıda bakıyorum.Kalemse çaresizce elime alınmayı bekliyor..</p>
<p>Kelimeler zihnimde dönüp duruyor.Lügatta dahi olmayan kelimeler,bumerang gibi dönüp dönüp duruyor.Birazdan ufak çaplı bir &#8216;big bang&#8217; gerçekleşebilir!</p>
<p>Bir kelime,bir kelime,bir kelime.. Ne olabilir? Kelime seçimi yapmakta zorlanıyorum.Onun yerine psikolojik bir durum yaratıp kelime bulmaya çabalıyorum.</p>
<p>Masanın üzerindeki bardak,bir sürahi dolusu su ve soğumuş çaya takılıyor gözüm.Oldukça basit bir durum aslında yada basit bir diziliş.Neden dikkat çeksin ki? Bardağın şekline bakıyorum.Üstü açık bir silindir,renksiz ve kabartmalı.Güneşin gelişini kestiği için su da gökkuşağı çıkarabiliyor bazen.Tam da bu düşüncenin üzerine şafak söküyor ve güneş ince bir aralık bulup camdan içeri sızıyor.Bardakta ne bir parıltı ne gökkuşağı var.Sürahideki suyu bardağa dolduruyorum.İnce bir parıltı beliriyor.Bu parıltı sürahiden bardağa boşalan su ile artıyor.Suyun akışı ve ışık.. Sürahinin içinde sanki sürahinin bir parçası gibi duran su,şimdi bardağın içinde.Oysa tamamen sürahiye ait gibiydi.Yine aynı mantıkla sürahi masanın üzerindeydi ve onunla bir bütün gibiydi ama sürahiyi masadan ayırabildim.Bütün gizli parçalara dönüştü.Sebep? Limit olabilir mi? Yıllar yıllar önce böyle bir teoriyi duymuştum birinden.Belki teoriden çok bilimsel gerçektir ama benim zihnime teori olarak yerleşmiş bir kere.Limit 0&#8217;a yaklaştığı için yani tamamen sıfır olmadığı için ve bunu nesnelere indirgediğimizde ; nesnelerin de birbirinden ayrılması yani tam anlamıyla bütün olmaması söz konusuymuş.Bir yerde parça bütün ilişkisine başka bir bakış açısı kazandırıyor bu teori(yada her neyse).İlk duyduğum anda şimdi,şuan düşündüğüm an kadar etkilemiştir beni bu teori(yada her neyse).Kilit kelime &#8216;Limit&#8217;.Hemen kağıdın üst köşesine yazıyorum.Kelime her yöne çekilebilir.Kişiye,düşünceye ve öze bağlı şekillenebilir.O an aklıma çılgınca bir soru geliyor.Ya limit 0 olsaydı? Benim zihnime göre &#8216;big bang&#8217; olurdu.Kim bilir..</p>
<p><figure id="attachment_9475" aria-describedby="caption-attachment-9475" style="width: 400px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg"><img class="wp-image-9475 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?resize=400%2C387" alt="Ritmin limiti" width="400" height="387" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/bayan-hiç-kimse.jpeg?resize=300%2C290&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9475" class="wp-caption-text">Ritmin limiti</figcaption></figure></p>
<p>Kafamda kelimeler bir o yana bir bu yana savrulurken,dilimin ucunda bir ritim var.Ne bir şarkı,ne bir şiir,ne klasik müzik,ne solo.. Hiçbirine benzemeyen bir ritim. Ama ritmin özelliği bir şarkıya,bir soloya benzemesi değil miydi? En basitinden doğal bir sese benzemesi gerekmez mi? Bu ritimde bir tanımsızlık var.Ritmin limiti 0.O halde ikinci kelime &#8216;Tanımsız&#8217;..</p>
<p>İki kelime üzerine ne yazılabilir? Limit,tanımsız.. Birde &#8216;Belki&#8217; olabilir.Zihnimin içinde &#8216;big bang&#8217; başladı bile.Durdurulamaz bir akış var.İsimler,tanımlar,tanımsızlıklar,mevsimler,saatler,şiirler.. Ürkütücü ve bir o kadarda ilgi çekici.Bu üç kelime Jean Paul Sartre&#8217;ı anımsattı.Ve felsefenin derinliğine inmeye başladım..</p>
<p>Şimdi bu üç kelime üzerine nasıl bir edebiyat parçalanırdı.Parçalansa ne kadar etkili olurdu? Yada büsbütün saçmalık olurdu belki de.Her neyse.Belki bir gün bunun üzerine uzun uzun yazılar yazarız hepimiz.Belki bu iş zor olmaktan çıkar.Kim bilir..</p>
<p>&#8216;Fiyaka&#8217;lı bir kapanış yapalım o halde.Ortaçgil &#8216;eski defterler&#8217;i açıp &#8216;Bu İş Çok Zor Yonca&#8217; desin.Bizde aynı şeyi söyleyelim.Bu iş çok zor yonca.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/">BAYAN HİÇ KİMSE / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bayan-hic-kimse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9473</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uyanış</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyanis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyanis/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 11:30:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8803</guid>
				<description><![CDATA[<p>Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden ayaklanmayın. Durun. Şimdi saymaya başlayacağım ve o an başkalaşacağız. Durun rica ederim. Saymaya başlıyorum. Bir ve&#8230; Bir ilkin adımlarıyla adım atıyoruz şimdi. Etraf sessiz. Kuşlar Güney&#8217;den Kuzey&#8217;e uçuyorlar. Yokuş aşağı bir kaldırım başındayız. Yokuşun aşağısında sahil var. Şimdi oraya doğru koşacağız. Yaşam ve mutluluk için! Hadi hep beraber yokuş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis/">Uyanış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden ayaklanmayın. Durun. Şimdi saymaya başlayacağım ve o an başkalaşacağız. Durun rica ederim. Saymaya başlıyorum. Bir ve&#8230;</p>
<p>Bir ilkin adımlarıyla adım atıyoruz şimdi. Etraf sessiz. Kuşlar Güney&#8217;den Kuzey&#8217;e uçuyorlar. Yokuş aşağı bir kaldırım başındayız. Yokuşun aşağısında sahil var. Şimdi oraya doğru koşacağız. Yaşam ve mutluluk için! Hadi hep beraber yokuş aşağı kaldırımın betonlarına çat pat basa basa sahilin kumlu toprağına koşuyoruz. Ne için? Mutluluk, mutluluk, mutluluk&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_8806" aria-describedby="caption-attachment-8806" style="width: 717px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg"><img class="size-full wp-image-8806" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?resize=640%2C428" alt="Kuşlar Güney'den Kuzey'e uçuyorlar." width="640" height="428" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?w=717&amp;ssl=1 717w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?resize=300%2C201&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/dogada-uyanmak.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8806" class="wp-caption-text">Kuşlar Güney&#8217;den Kuzey&#8217;e uçuyorlar.</figcaption></figure></p>
<p>Koşun. Koşun diyorum size! Ben söylemeden durmayın. Koşun. Şimdi saymaya devam edeceğim ve o an özümseyeceğiz. Koşun rica ederim. Ve saymaya devam ediyorum. İki ve&#8230;</p>
<p>Rakamlar, sayılar, saatler, harfler arasına sıkışmışız. Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz. Misal şimdi şuan saat kaç? Farz edelim ki 23:00. Aman saliseyi de unutmayalım. 23:59:58. Biz şuanın içindeyiz öyle değil mi? Ve saat bir salise sonra 00:00 olur. Bir saliseyle birlikte salise dakikaya, dakika saate döner ve şimdi dün olur. Yeni bir günün içindeyiz. Peki ya yarın? Tam 24 saat sonra ise içinde bulunduğumuz an yine aynı döngüyle yarın olarak çıkacak karşımıza. Ne garip. Yaşadın ve bitti. Hayatın zamansal döngüsü içerisinde dün, bugün ve yarın arasında mekik dokuyoruz. Bu birazda sınırlı sonsuzluğu çağrıştırmıyor mu size? Yaşadığınız ömür boyunca, yaşınız kadar yıl almış olacaksınız. Yılların içindeki aylar ve ayların içindeki her bir gün için bu döngüyü hayal etsenize. Sonsuzluk gibi hiç sapmadan tekrarlanıyor. Ama asıl ironi dün, bugün ve yarın üçgeni içinde yani bir sınırda sıkışmak. O halde neden bu döngüdeyiz? Sınırlı sonsuzluk, sınırlı sonsuzluk, sınırlı sonsuzluk&#8230; Ne yapsak? Zamanı durdurmak için dursak mı?</p>
<p><figure id="attachment_8805" aria-describedby="caption-attachment-8805" style="width: 670px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg"><img class="size-full wp-image-8805" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg?resize=640%2C296" alt="Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz." width="640" height="296" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg?w=670&amp;ssl=1 670w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-uyanmak.jpg?resize=300%2C139&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8805" class="wp-caption-text">Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz.</figcaption></figure></p>
<p>Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden koşmayın. Durun. Şimdi son sayıyı söyleyeceğim ve o an keşfedeceğiz. Durun rica ederim. Ve son kez. Üç&#8230;</p>
<p>Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk. Düşsel zaman bizim elimizde. Peki sınırlı bir sonsuzluk içinde mutluluk için ne yaptınız? Mutluluk derken gerçek bir mutluluğu kast ediyorum. Sadece size, benliğinize ait olan.. Kendiniz için ne yaptınız? Ne yaptınız da sizi var eden o varlık ve hiçlik çizgisinin üzerinde yürüdünüz? Ne yaptınız? Şu içine tıkılıp kaldığınızı savunduğunuz o sınırları her defasında ezip geçemediğiniz için yakınmaktan başka ne yaptınız? Kendi sınırlarınızı ezip geçtiniz mi? Gerçek bir keşfe çıktınız mı hiç? Asıl çağrıya kulak verdiniz mi? Doğaya, ağaçlara, gökyüzüne, toprağa, okyanusun derinliklerine&#8230; Yada daha basit haliyle dalgalara, yağmura, rüzgara, kar tanelerine&#8230; Ait olduğunuzu hayal ettiniz mi? Sizi var eden hislerin kaynağına ait olabildiniz mi? Ah o keşfedenler&#8230; Varlığının hiçliğini yaşayabilenler&#8230; Ne &#8216;mutlu&#8217; insanlardır..</p>
<p><figure id="attachment_8804" aria-describedby="caption-attachment-8804" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg"><img class="size-full wp-image-8804" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg?resize=620%2C350" alt="Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk." width="620" height="350" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/denizde-iki-yuz.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8804" class="wp-caption-text">Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk.</figcaption></figure></p>
<p>Son sayı da söylendi. Hala duruyor musunuz?</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyanis/">Uyanış</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyanis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8803</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 13:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8219</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ormana çöken sessizliğe sürüklendi… Öyle ki kolları, kuşların kanat çırpışlarını yavaşlatırdı. Bir yüze belirir gibi güneş, parmaklarıyla kırılan ince kırık kızıl bir renkti. Parmakları arasından sızan kırık kızıl renk yerini beyaz rengin prizmaya vuruşuna bıraksaydı; renk karmaşasından eklemleri sızlardı. Güneş hep kırık kızıl geldi eklemlerine. Ayağına terk edilen ve esir düşmüş bütün izler,bir tek ayak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/">Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…</p>
<p>Öyle ki kolları, kuşların kanat çırpışlarını yavaşlatırdı. Bir yüze belirir gibi güneş, parmaklarıyla kırılan ince kırık kızıl bir renkti. Parmakları arasından sızan kırık kızıl renk yerini beyaz rengin prizmaya vuruşuna bıraksaydı; renk karmaşasından eklemleri sızlardı. Güneş hep kırık kızıl geldi eklemlerine. Ayağına terk edilen ve esir düşmüş bütün izler,bir tek ayak tabanına yerleşmişti.</p>
<p><figure id="attachment_8223" aria-describedby="caption-attachment-8223" style="width: 527px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg"><img class="size-full wp-image-8223" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?resize=527%2C659" alt="Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…" width="527" height="659" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?w=527&amp;ssl=1 527w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak-su.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8223" class="wp-caption-text">Ormana çöken sessizliğe sürüklendi…</figcaption></figure></p>
<p>Çıplak ayakları buza değdikçe vücudunun her kayıp hissi canlandı. Buz ayak tabanına yapıştı, kalktı. İzler buzda kaldı. Adımının keskin bir çizgisi vardı. Aynı yolun sohbaharında yaprakların çıtırtılarıyla ayakları kan içinde kaldı. Aynı yolun ilkbaharında ayakları topraklaşıp nasır tuttu. Rüzgar isim değiştirmişti. Artık ne ayazdı ne lodos…</p>
<p><figure id="attachment_8220" aria-describedby="caption-attachment-8220" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg"><img class="size-full wp-image-8220" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?resize=500%2C375" alt="Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi. " width="500" height="375" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/su.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8220" class="wp-caption-text">Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi.</figcaption></figure></p>
<p>Bir giz başladı. Dizleri vücudundan daha ileride, büküldükçe dikeldi. Gözlerine yapışan bembeyaz güneş ışığı, kirpiklerini ıslatan ayaz ve gök mavisini ela gözlerinde parlatan laçinler… Dağ eteğine uzanmış çam ağaçlarından birinin sivri yapraklarından üçer tane kopardı. Yaprak hem sivriydi hemde buzlanmıştı. Avcunun içine sıkıştırdı. Adının ağırlığını adımlarına yükledi. Ağırlığı bedeninden ibaretti. Ruhu, duyularını bedenine terketmişti.Beden duyulardan ibaretti. Duyular sarı, kırmızı ve maviydi. Ana renklerin karışmasına az kala&#8230; Tik tak!</p>
<p><figure id="attachment_8221" aria-describedby="caption-attachment-8221" style="width: 160px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg"><img class="size-full wp-image-8221" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?resize=160%2C324" alt="Zaman ayarlı 'Tik tak' durdu. Zelze koşmaya başladı. " width="160" height="324" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?w=160&amp;ssl=1 160w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tik-tak.jpg?resize=148%2C300&amp;ssl=1 148w" sizes="(max-width: 160px) 100vw, 160px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8221" class="wp-caption-text">Zaman ayarlı &#8216;Tik tak&#8217; durdu. Zelze koşmaya başladı.</figcaption></figure></p>
<p>Zaman ayarlı &#8216;Tik tak&#8217; durdu. Zelze koşmaya başladı. Sonunu bildiği bir ölüm ya da yaşamın ucuna doğru koştu. Bir adamın peşine, ayazın sözüne takıldı. Ayak tabanına yüklenen ağırlık ardında bıraktığı kırıklardı. Koştukça buz kırıldı, yüzeyini kapladığı suya parça parça düştü. Gözü kararmıştı. Onu çağıran sese koştu sadece… &#8216;Tik tak&#8217;&#8230; Bir ayağının buzdan kalkışıyla diğer ayağı suya düşmekten kurtuluyordu. Dizleri vücudunun daha da ilerisindeydi, öyle hızlıydı ki bir saat sarkacı gibi sağa sola gidiyordu. Sarkaç bir guguk kuşuna bir de tik taka bağlanmıştı. Tam vaktinde giderse &#8216;Tik tak&#8217; duracaktı. Guguk kuşu &#8216;tik tak&#8217;ı öldürecekti. Vaktinden önce giderse sarkaç hızın şiddetiyle sarsılıp saatten kopacaktı. Ve tik tak &#8216;guguk kuşu&#8217;nu öldürecekti. Şimdi iki seçenek vardı önünde ya Guguk Kuşu ya Tik Tak.</p>
<p>Hangisini seçmeliydi Zelze? Peki ya seçim yapmasaydı da dursaydı? Peki, seçimi durmaktan yana olsaydı? Kırılmaya devam eden buz suya düştükçe arkasında bıraktığı akıntı… O akıntı ne olacaktı? Hızını düşürebilir miydi? Dizlerindeki ufak bir git gel bozumu ya Guguk Kuşu&#8217;nun, ya Tik Tak&#8217;ın ya da bedeninin sonu olacaktı. Koşuşuyla savrulan beyaz boydan elbisesinin bileklerine değen parçaları korkularını savuruyordu dört yana.</p>
<p>Zelze bir depremin ortasındaydı. Hangi sınıra esir düşecekti? Guguk kuşu? Tik tak? Su?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/">Tik Tak, Guguk Kuşu ve Su</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tik-tak-guguk-kusu-su/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8219</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehir Günlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 20 Jan 2017 13:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ayazma]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni folk müziği]]></category>
		<category><![CDATA[folk]]></category>
		<category><![CDATA[halk kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6864</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8216;Yeniden doğuş için eski ve yıkıntı yerlere gittik. Rüzgarla bütün ölü ruhların dansı başladı. Bütün eski evlerin kapısı çürüdü ve bir ezgi yankılandı kilitlerde. Sen sadece kapıyı biliyorsun, peki arkası?&#8217; Korkunun vücut almış şekliydim bu sözler beynimde dönüp dururken. Bu ses nerden geldi? Kendi iç sesim miydi? Kelimeler… Kelimeler… Karlı bir kış gününde, Doğu&#8217;nun en [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/">Şehir Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Yeniden doğuş için eski ve yıkıntı yerlere gittik. Rüzgarla bütün ölü ruhların dansı başladı. Bütün eski evlerin kapısı çürüdü ve bir ezgi yankılandı kilitlerde. Sen sadece kapıyı biliyorsun, peki arkası?&#8217;</p>
<p>Korkunun vücut almış şekliydim bu sözler beynimde dönüp dururken. Bu ses nerden geldi? Kendi iç sesim miydi? Kelimeler… Kelimeler…</p>
<p>Karlı bir kış gününde, Doğu&#8217;nun en doğusu Kars&#8217;taydım. Gözlerimi açtığım şehir, bir zamanların karma kültür merkeziydi. Şimdi eski karma kültür izleri olmasa da o izlerin yansımaları duruyordu sokaklarda, kaldırımlarda…</p>
<p><figure id="attachment_6866" aria-describedby="caption-attachment-6866" style="width: 563px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6866 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png?resize=563%2C422" alt="Karlı bir kış gününde, Doğu'nun en doğusu Kars'taydım. Gözlerimi açtığım şehir, bir zamanların karma kültür merkeziydi." width="563" height="422" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png?w=563&amp;ssl=1 563w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/karsta-kisin-bir-sokak.png?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 563px) 100vw, 563px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6866" class="wp-caption-text">Karlı bir kış gününde, Doğu&#8217;nun en doğusu Kars&#8217;taydım. Gözlerimi açtığım şehir, bir zamanların karma kültür merkeziydi.</figcaption></figure></p>
<p>&#8216;Güneş&#8217; şehrin yıkık döküklerini aydınlatıyordu. Şehri yeni keşfe çıkar gibi adım adım yolları ölçüyor, resmediyor ve hafızama kazıyordum. Beni sokaklara çağıran neydi? Resimleştirmemin sebebi neydi? Ve o sokaklarda yankılanan ezgiler neydi?</p>
<p>Şehrin ya coğrafyasından ya da o özgün kültüründen midir bilinmez ama kargalar bu şehrin sahipleri gibidir. Gökyüzünde süzülürler, sokak lambalarının üzerinde konumlanırlar. O gün, onlara ilk rastladığımda toplu bir &#8216;cenaze tören&#8217;leri vardı. Öyle kalabalıktılar ki sanki bütün toprağa serilmişlerdi. Ve zararsızlardı. Böylesi bir karga topluluğuna ilk kez tanık olmuştum. Mezarlık çıkışının önündeki boş tarladaydılar. &#8216;Hayvan&#8217; bir anda bütün özelliklerini terk edip insanlaşmıştı. Ne garip…</p>
<p>Kargalarla bir sonraki buluşmamız ya da rastlaşmamız ise evden şehre doğru yol alırken olmuştu. Bu seferse bir &#8216;ekmek töreni&#8217; vardı. Ve garip bir şekilde birbirleriyle yerdeki kırıntıları paylaşıyorlardı. İki ayrı rastlantı birçok soruyu düşündürüyordu bana. Ama sormak için henüz erkendi. Üçüncü hamleyi bekliyordum.</p>
<p><figure id="attachment_6867" aria-describedby="caption-attachment-6867" style="width: 619px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6867 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png?resize=619%2C245" alt="Kargalarla bir sonraki buluşmamız ya da rastlaşmamız ise evden şehre doğru yol alırken olmuştu." width="619" height="245" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png?w=619&amp;ssl=1 619w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-ve-kargalar.png?resize=300%2C119&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 619px) 100vw, 619px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6867" class="wp-caption-text">Kargalarla bir sonraki buluşmamız ya da rastlaşmamız ise evden şehre doğru yol alırken olmuştu.</figcaption></figure></p>
<p>O karlı kış gününde eski ve yıkık dökük evleri inceliyordum. Uzaktan bir gözle süzüyor, mimarisini tanımlamaya çabalıyordum. Zor bir işti. Çünkü sahipleri artık çok uzaktaydı, belki birer ölüydüler. Ölülerin evinden geçiyordum sanki. Ölü sokakların ruhsuz, yıkık evleri…</p>
<p><strong>Ermeni yapımı bir ev</strong>e rastladım. Uzun zamandır çekim yapıp her bir evi araştırıyordum ama kendini bu kadar belli eden bir yapı daha görmemiştim. Üstelik uzak bir açıdan görünüşü o evi yeniden diriltiyordu. Bu ev çok farklı hissettiriyordu. Çok farklı, özgün, özel&#8230; Bu özgünlüğü fotoğrafladım. O sırada yakın denilecek bir mesafede karga uçtu tam üzerimden. O an başımın üzerinden ne geçtiğini anlayamadım. Başımı kaldırdığımda karganın yavaşça uçtuğunu gördüm. Kanatlarını süzerek sanki gök onunmuş gibi uçuşunu. Karganın bu sahiplenici tavrı beni peşinden sürüklemeye yetti. Köşe başından dönüp eski evlerle dolu yol boyunca yürüdüm. Karga hala tepemdeydi ve hala süzülüyordu. Yürüdükçe bu eski yapıları hissetme isteği belirdi içimde. Parmak uçlarımı evlerin pencerelerinde gezdirdim. Yürüdükçe parmaklarımda taş binaların üzerinde yürüyordu sanki. Gözlerimi kapatıp bu sürüklenişe devam ettim. İnanılmaz bir his kapladı içimi. Kar rüzgarı esti o an. Bir &#8216;ayazma&#8217; gibi. Bu ayazma ile bütün ölü ruhlar dansa başladı. Güneş kirpiklerime vuruyordu. Parmaklarımın değdiği her yer bana yeni bir his veriyordu. Yüzyıl önce farklı milletlerin olduğu mahalleler, sokaklarında top oynayan çocuklar&#8230; Kendi folk kültürlerinin ezgileriyle kapı önlerini renklendiren yaşlılar. Bir &#8216;karnaval&#8217; gibi. Hayalin ötesinde bir duyguydu ve karga hala başımın hizasında kanat çırpıyordu, bunu hissedebiliyordum. Bu hisle birlikte kelimeler kulaklarımda çınladı, kargada ötmeye başladı. Karganın son ötüşüyle gözlerimi açtım. Ve o an tek bir kelime kulağımda asılı kaldı &#8216;Aren&#8217;.</p>
<p><figure id="attachment_6865" aria-describedby="caption-attachment-6865" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6865 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png?resize=600%2C450" alt="Ermeni yapımı bir eve rastladım. Uzun zamandır çekim yapıp her bir evi araştırıyordum ama kendini bu kadar belli eden bir yapı daha görmemiştim." width="600" height="450" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/kars-mimarisi-ermeni-yapıti.png?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6865" class="wp-caption-text">Ermeni yapımı bir eve rastladım. Uzun zamandır çekim yapıp her bir evi araştırıyordum ama kendini bu kadar belli eden bir yapı daha görmemiştim.</figcaption></figure></p>
<p>Gözlerimi göğe diktim. Karga hızlıca yol aldı. Bense hissettiğim duygunun gerçekle çarpışmasını yaşıyordum. Etraf bomboştu. Yokuş yukarı yolu çıkmaya başladım. Bir yandan müzik dinliyor bir yandan kargayı düşünüyordum.100-200 yıl kadar yaşamış bir kargaydı belki de. Binlerce suret görmüştü. Ölümler, savaşlar… Çocuklar görmüştü.. Beni bu karnavala o sürüklemişti. Ne garip… Onun görebildiklerini görmek isterdim. Farklı mezhepten, farklı ırktan insanların bir arada olduğu o gerçekliği…</p>
<p>Aklımda kalan <strong>&#8216;Aren&#8217;</strong> kelimesinin anlamına baktım. Aren, <em>Ermenice</em> kum tanesi demekmiş ve bir ağaç cinsini temsil ediyormuş. O an gerçek bir hissin esiri olduğumu anladım. Yüzüme çarpan kum tanesinden de küçük laçinlerdi&#8230; Kulaklığımı kulağıma takıp yürümeye devam ettim. Şarkının başlangıcı &#8216;<strong>Kanchum Em Ari</strong>&#8216;… Bir <u>Ermeni folk müziği</u>. O müzikle hissettiğim karnavalın esaretiydim. Kargalar topluca uçmaya, Aren yüzüme vurmaya ve bir ayazmada ölüler dansa devam etti…</p>
<h2>Ermeni Folk Ezgisi &#8216;Kanchum Em Ari&#8217;</h2>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/IRdQoV8JrwE?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p><strong>Not:</strong> Çekilen resimler bizzat şahsıma aittir. Albümüm için çektiğim fotoğraflardır. İzinsiz kullanılmamasını rica ederim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/">Şehir Günlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sehir-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6864</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eylem</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eylem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eylem/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 24 Dec 2016 07:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6437</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir dal sigara içsem, bir yudum kahve, biraz da gökyüzüne baksam. İyi gelir mi? Ya da, Bir paket sigara içsem, bir şişede bira, biraz da sokak lambalarına baksam. İyi gelir mi? Aralık&#8217;ın soğuk kış günleri, saat 04:00.Yapabilecek hiçbir şey yok, düşünmekten başka. Gecenin bu saatleri siyah bir örtü gibi sarar dört yanımı. Bu saatler 24 [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylem/">Eylem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir dal sigara içsem, bir yudum kahve, biraz da gökyüzüne baksam. İyi gelir mi?</p>
<p>Ya da,</p>
<p>Bir paket sigara içsem, bir şişede bira, biraz da sokak lambalarına baksam. İyi gelir mi?</p>
<p>Aralık&#8217;ın soğuk kış günleri, saat 04:00.Yapabilecek hiçbir şey yok, düşünmekten başka. Gecenin bu saatleri siyah bir örtü gibi sarar dört yanımı. Bu saatler 24 saate bedel ödetir. Öyle hissettirir. Siyah ve beyazdır. Beyaz siyaha bu saatlerde yeniktir.</p>
<p>Saat 05:00.Bir saattir pencerenin önündeyim. Pencere önünde çiçek. Siyah beyaza yenilmeye başlarken yeşerir çiçek. Yerde kar, karda iz bırakan kedi.</p>
<p>Saat 06:00.Tam teslimiyet. Güneş çıkar, çatılar parlar. Çatıların gökyüzüyle birleştiği yer, işte o yer, masmavidir, masmavi…</p>
<p>Saat 07:00.Bir dal sigara, bir yudum kahve alıp evden çıktım. Gazete elimde. Üçüncü sayfa haberlerini aratmadı manşetler. Okudum, okudum, okudum. Botumun karda çıkardığı sesle, yüzüme yakan ayazla yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm…</p>
<p>Şehrin kalabalığı arttı. Sesler çoğaldı, kelimeler birbirine karıştı. Kaldırımları işgal etti arabalar ve şehir büyüdü. Etrafı izledim. Anıları taze tutabilmek adına gözlerimi diktim kaldırımlara, binalara. Ayağımın götürdüğü yere yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm…</p>
<p>Galata Kulesi&#8217;nin önündeki masalardan birine oturmuş beni bekliyordu. Masaya doğru ilerledim. İki demli çay istedi. Tütününü sardı. Gülümseyerek fotoğrafları sordu. Tek tek gösterdim. Yüzünün çizgilerinde bir tebessüm vardı. Sanki gülmek tek başına eylemdeydi yüzünde. Bu hali beni sinirlendirmeye başlamıştı bile. Böyle bir günde &#8216;gülme eylemi&#8217;de ne?</p>
<p>İfadelerim çok belirgin olmalıydı ki dayanamayıp sordu:</p>
<p>&#8221;Neyin var?&#8221;</p>
<p>Bu soru öfkemi dilime sürükledi. Sanki bütün yaşananlar onun yüzünden yaşanmış gibi. &#8216;Yargı eylemi&#8217;ne başlamıştım bile.</p>
<p>&#8221;Böyle bir günde bu soruyu nasıl sorabilirsin? Sen gazeteye falanda mı bakmıyorsun?&#8221;. Yüzüme baktı. Yine aynı eylemle &#8221;Bakıyorum.&#8221; dedi. Bende &#8216;yargı eylemi&#8217; yerini &#8216;nefret eylemi&#8217;ne bırakmıştı bile.</p>
<p><figure id="attachment_6438" aria-describedby="caption-attachment-6438" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6438 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?resize=600%2C487" alt="''Ellerinde sessiz çığlıklar duyuyorum.''" width="600" height="487" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?resize=300%2C244&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/elin-elime-degse.png?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6438" class="wp-caption-text">&#8221;Ellerinde sessiz çığlıklar duyuyorum.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>&#8221;Bencilsin. Nasıl bu kadar duygusuz olabilirsin? İnsanlar ölüyor!&#8221; dedim. Yüzünde aynı ifadeyle &#8221;Haykırarak, yargılayarak suçlayacak birini mi bulmaya çalışıyorsun yoksa omzundaki yükten kurtulmaya mı?&#8221; Yüzündeki ifade, kelimeleri tokat gibi çarptı yüzüme. Ne diyeceğimi bilemedim. Sustum. Sigarasını bitirmiş, çayın son damlasını yudumlamıştı. &#8221;Umudun var mı?&#8221; diye sordu o anda. Afalladım. &#8221;Bilmiyorum&#8221; diyebildim.&#8221; Peki. Şimdi seninle bir eylem yapacağız.&#8221; dedi. Eylem tehlikeli bir kelime. &#8221;Ne eylemi?&#8221; dedim. Aniden kalktı masadan, elimi tuttu. Ve peşinden sürüklemeye başladı. Eli elime değdi, eylem başladı. &#8221;Şimdi bir cümle söyleyeceğim, susacağım. Sen cümleden bir kelime seçip söyleyeceksin susacaksın. En basit hale gelene dek sürecek.&#8221; Eylem bu muydu yani? Başımla onayladım. Bir yandan el ele hızlı adımlarla kalabalığa karıştık, bir yandan bağırarak sesli eyleme başladık. Eylemin büyüsüne kapılmıştık. Birçok kez tekrarladık. Son tekrar onun cümlesiyle başladı:</p>
<p>&#8221;Ellerinde sessiz çığlıklar duyuyorum.&#8221;</p>
<p>&#8221;Sessiz&#8221;</p>
<p>&#8221;Ses-siz&#8221;</p>
<p>&#8221;Ses&#8221;</p>
<p>&#8221;S-e-s&#8221;</p>
<p>Artık daha basite indirgenemezdi cümle. O an durduk. Durduğumuz sokakta bir yerden müzik sesi geliyordu kulağıma, &#8216;Elin elime değse de, sevsem seni&#8217;. Yüzüme baktı. Uzun uzun yüzüme baktı. &#8216;Gülme eylemi&#8217; bitmişti. Gözlerinde bulutlar, yangınlar, yağmurlar vardı… Gözlerinde katliamlar, ölüler vardı. Gözlerinin karanlığı gözlerime öyle işledi ki; o an kelimelerle anlatılamayacak kadar derin hissettim. Cümleler, kelimeler, heceler, harfler sustu. Bütün sesli eylemler bitti. Gözlerimiz konuştu, umut etti, inandı. Gözlerimiz güneşli günlere inandı…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/MoBB1cZA1gY?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Anlamadılar, anlamayacaklar, anlayamayacaklar…</p>
<p>Ve saat 16:00. Bir paket sigara, bir şişe birayla ellerimiz kilitli, gözlerimiz henüz yanmamış sokak lambasında asılı. Beyaz siyaha hüküm sürmeye, bizse &#8216;sessiz eylem&#8217;e devam ediyoruz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eylem/">Eylem</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eylem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6437</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son Heykel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-heykel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-heykel/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Dec 2016 08:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Heykel]]></category>
		<category><![CDATA[balmumu heykeli]]></category>
		<category><![CDATA[heykel sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[sokak çocukları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6200</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8216;Yaz demiştin bana sık sık.Yazıyorum… Sana güveniyorum. Seni derinlerde hissediyorum…&#8217; Böyle bitirilmiş bir mektubu elimde tutuyorum. Bu mektup günlerdir yorulan zihnimi diriltmiş gibi. Yarım bıraktığım işe devam edebilirim. Bir şeyler çizmek bir şeyler tasarlamak için sokağın kalabalığına,seslerin gürültüsüne karışmak gerek. Hazırlandım. Fotoğraf makinamı da alıp yola koyuldum. Farklı fotoğraflar çekmeliydim. Öyle farklı olmalıydı ki bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-heykel/">Son Heykel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Yaz demiştin bana sık sık.Yazıyorum… Sana güveniyorum. Seni derinlerde hissediyorum…&#8217;</p>
<p>Böyle bitirilmiş bir mektubu elimde tutuyorum. Bu mektup günlerdir yorulan zihnimi diriltmiş gibi. Yarım bıraktığım işe devam edebilirim. Bir şeyler çizmek bir şeyler tasarlamak için sokağın kalabalığına,seslerin gürültüsüne karışmak gerek. Hazırlandım. Fotoğraf makinamı da alıp yola koyuldum. Farklı fotoğraflar çekmeliydim. Öyle farklı olmalıydı ki bir heykele dönüştüğünde derinden sarsmalıydı insanları. Zihinlerde depremler, kasırgalar yaratmalıydı.</p>
<p><figure id="attachment_6203" aria-describedby="caption-attachment-6203" style="width: 531px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocuklarinin-kaderi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6203 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocuklarinin-kaderi.jpg?resize=531%2C354" alt="Sokak Çocuğunun Fotoğrafı" width="531" height="354" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocuklarinin-kaderi.jpg?w=531&amp;ssl=1 531w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocuklarinin-kaderi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocuklarinin-kaderi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6203" class="wp-caption-text">Sokak Çocuğunun Fotoğrafı</figcaption></figure></p>
<h2>Sokak Çocuğunun Fotoğrafı</h2>
<p>Kulağımda kulaklığım elimde fotoğraf makinam. Cadde boyunca yürüyorum. Hafif hafif kar yağıyor. Kulağımda bu yağışa eşlik eden bir parça <strong>God İs An Astronaut-Snowfall</strong>. Gözüme ilginç gelen anları çekmeye başlıyorum. Çam ağaçları, çam ağaçlarının üzerine düşen kar taneleri, sokak lambaları&#8230; Muhteşem bir görsel şölen ama daha fazlası gerek. Daha çok hayat kokan anlar. Ara sokaklardan birine giriyorum. Sokak lambaları tek tük yanıyor. Dar sokak yokuş aşağı doğru hafifçe iniyor. Sokağın sonunda çöp konteynırı ve yere serilmiş biri görünüyor. Bu görüntü beni heyecanlandırıyor. Hızlı hızlı adım atıyorum. Bir çocuk görüyorum. Konteynırın sağ tarafında kartonun üzerinde cenin pozisyonu almış. Sokak lambasının ışığı sanki sadece onu göstermek üzere yanmış. İçimdeki heyecan yerini farklı bir duyguya bıraktı. O anı unutmamak, ölümsüzleştirmek istiyordum. Nasıl bu hale gelmişti? Kaç gündür buradaydı? Aç mıydı? Başından neler geçmişti? Adı neydi? O an ömrüm boyunca bu denli karmaşık hissedemediğim tek andı. Birkaç açıdan fotoğrafını çektikten sonra yanına yaklaştım. Onu olduğu yerden kaldırmaya çalıştım. Çocuk bir ağırlık gibi çökmüştü oraya. Yüzü, elleri buz kesilmişti. Ölü soğukluğu buydu galiba. Nabzına baktım, elimi burnuna yaklaştırıp nefesini kontrol etmeye çalıştım. Ağır ağır nefes alıyordu, nabzı ise durmaya yaklaşan bir saat gibi yavaştı. Çocuğu nasıl kucağıma alıp nasıl hastaneye yetiştirdim hiç bilmiyorum. Hastaneye ulaştığımızda doktorlar, polisler beni sorguya çektiler. Sanki ben onu o hale getirmişim gibi. Eve geldiğimdeyse iç sesimin can çekişini dinliyordum. Fotoğrafları açıp açıp bakıyordum. Günlerce o fotoğraflara bakıp durdum. Her gün hastaneye gittim. En son gidişimdeyse çocuğun bir adam tarafından gelip alındığını öğrendim. Çocuğu bulmak için aynı sokağa günlerce gittim ama bulamadım. Geç kalmıştım&#8230;</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/y_NMIRatSSo?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<h2>Sokak Çocuğunun Balmumu Heykeli</h2>
<p>Yaşadığım bu olay beni bir şeyler yapmaya zorladı. O resimleri de ipe astığım diğer resimlerin yanına yerleştirdim. Yine aynı resimleri büyütüp masama yerleştirdim ve başladım heykelimi yapmaya. Metal iskeleti alıp cenin pozisyonu verdim. Çocuğun ne boyu ne yüz ölçüleri elimde yazılı olarak vardı. Havanın kararmış olması da yakından çekme imkanı vermemişti. Ama yüzü gözlerimin önündeydi. Aynı yaşlardaki kuzenim üzerinden ölçüleri tamamladım. Ardından kile şekil vermeye başladım. Öyle odaklanmıştım ki sanki ellerimde kan varmış da onu temizlemek ister gibi şekillendiriyordum kili. Günlerce gecemi gündüzüme katıp figürü oluşturmaya çalıştım. Gövde ve başın ayrı ayrı alçı kalıplarını aldım. Heykeli oluşturana dek diğer işlemlerimde devam etti. Heykel renklendikten sonra gerçek bir &#8216;tablo&#8217;ya dönüştü. Öyle gerçekti ki o günkü hissi yeniden yüreğimde hissettim. Şüphesiz ki bu en gerçekci, en vurucu heykelimdi. Hem de seramik dışında balmumu tek heykelimdi. Son serginin tek eseri. Aradığım gerçek bu heykeldeydi. Sergiye konuldu fazlaca ilgi de çekti ama beni o psikolojik durumdan çıkaramadı. Hep şu soruları sordum kendime;</p>
<p><figure id="attachment_6201" aria-describedby="caption-attachment-6201" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocugu.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6201 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocugu.png?resize=540%2C294" alt="Sokak Çocuğunun Balmumu Heykeli" width="540" height="294" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocugu.png?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/sokak-cocugu.png?resize=300%2C163&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6201" class="wp-caption-text">Sokak Çocuğunun Balmumu Heykeli</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Daha kaç çocuk aynı kaderi yaşıyordu, kaçı hayata tutunabiliyordu?</li>
<li>Kaçı ölüme bir nabız atışı kala hayata dönme umuduna sahipti?</li>
<li>Sağ kalanlar şimdi neredeydi?</li>
<li>Okulda mı, sokakta mı?</li>
<li>Hangi caninin eline düşmüştü elleri, bedenleri?</li>
<li>Ve ben ne yapabilmiştim?</li>
</ul>
<p>Bu cinnetin içinde sorularla devam ettim fotoğraflar çekmeye. Ama hiçbir fotoğraf beni böylesine yerin dibine geçiremedi…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-heykel/">Son Heykel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-heykel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;O&#8217; Zamiri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 14:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenek]]></category>
		<category><![CDATA[Kozlu]]></category>
		<category><![CDATA[maden kazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Soma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5995</guid>
				<description><![CDATA[<p>Beni unutmayın demeyeceğim. Beni hatırlayın. Unutulmayan insanın adı bilinir ancak hatırlanan insan &#8216;o&#8217; zamirinden ibarettir. Beni unutun ama hatırlayın… Adımı sormayın. &#8216;o&#8217; zamiriyim. Kaç saattir buradayız, bu karanlığın içindeyiz. Nefes alacak ne gücümüz ne de alanımız kaldı. Bir karanlık bir derinlik üzerimize mezar gibi çökmüş. Arkadaşlarımın yardım isteyen fısıltılarını duyuyorum. Çığlık gibi her bir fısıltı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/">&#8216;O&#8217; Zamiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Beni unutmayın demeyeceğim. Beni hatırlayın. Unutulmayan insanın adı bilinir ancak hatırlanan insan &#8216;o&#8217; zamirinden ibarettir. Beni unutun ama hatırlayın…</p>
<p>Adımı sormayın. &#8216;o&#8217; zamiriyim. Kaç saattir buradayız, bu karanlığın içindeyiz. Nefes alacak ne gücümüz ne de alanımız kaldı. Bir karanlık bir derinlik üzerimize mezar gibi çökmüş. Arkadaşlarımın yardım isteyen fısıltılarını duyuyorum. Çığlık gibi her bir fısıltı. Çığlıklar nefessiz bir karanlıkta şimdi, duyan yok. Bilincimi açık tutmaya çalışıyorum. Kalk diyorum ayağa kalk! Daha iki saat önce türküler söylüyorduk. Daha dün kurduğumuz sofrada ekmeği bölüşüyorduk. Kalk! Durma kalk!</p>
<p>Baretin ışığında seçemiyorum önümü. Ayak ucumda biri var, hissediyorum. Rasim abi mi o..?</p>
<p>Sesleniyorum. &#8216;Abi&#8217; diyorum, &#8216;buradayım&#8217;. &#8216;Gözünü aç abi!&#8217; Nefes almıyor&#8230; Daracık yolun her bir yanında bedenler. Aklımı yitireceğim. &#8216;Yardım edin, kimse yok mu?&#8217; Bu nasıl bir kabus? Biri uyandırsın beni, uyandırın!</p>
<p>&#8216;Biriniz ses verin! Biriniz ne olur! Ahmet! Ali! Halit! Mehmet! Ses verin! Ses verin!&#8217;</p>
<p>Bir sürü beden. Hangi birine seslensem…</p>
<p>Ciğerlerime dolan hava iyice ağırlaştırıyor bedenimi. Ne ses, ne soluk var. Bağıracak, haykıracak, ağlayacak takatim yok. Bacaklarım titriyor. İçimde bir şey yüreğimi nasıl sıkıştırıyor. Ah anlatabilsem! Kolum kanadım kırık! Bir düşe davet ediyor zihnim beni;</p>
<p>Bir şenlik havası. Çoluk çocuk eş dost… Türküler söylüyoruz yine. &#8216;Leylim Ley&#8217;&#8230; Hepimizin dilinde aynı sözler. Kurtulmuşuz. İnadına yaşayarak, dirençle, umutla…</p>
<p>Sırtımın yerden ayrıldığını hissediyorum. Taşıyorlar galiba beni. Ciğerimde son bir takat &#8216;arkadaşlarım&#8217; diyeceğim. Gözlerimi yaşama son bir gayretle açıyorum. Ciğerime yeni bir sancı, kesinti saplanıyor. Daha fazla dayanamam diyor beden, daha fazlası yok ey hayat, bitti…</p>
<p>Ne Soma&#8217;yı,</p>
<p>Ne Ermenek&#8217;i,</p>
<p>Ne Kozlu&#8217;yu,</p>
<p>Hatırlamaktan vazgeçme,</p>
<p>Haklı mücadelemi sen ver ey dost!</p>
<p>Adımı bilme, adımı unut. Ama &#8216;O&#8217; zamirini hep hatırla…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/">&#8216;O&#8217; Zamiri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/o-zamiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5995</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sonattan Sızı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Oct 2016 05:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Ay Işığı Sonatı]]></category>
		<category><![CDATA[Beethoven]]></category>
		<category><![CDATA[Hinech Yafa]]></category>
		<category><![CDATA[Light İn Babylon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5662</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzayıp giden cadde boyunca yürüyorum. Saatten haberim yok,tarihten de.Yaşamdan bir haber sadece yürüyorum. Üzerimde bütün sesler sessizliğe dönüşmüş. Sokak boyunca ilerliyorum. Sokağın az ilerisinde bir köşeye kurulmuş üç kişi dikkatimi çekiyor. Enstrümanlarını hazırlıyorlar. Oraya doğru yürüyorum. Grubun bir üyesi santurla başlıyor müziğe. Yanındaki kadın elindeki darbukayla hazırda bekliyor. Darbukaya vurmaya başlıyor. Darbukaya vuruşu sıklaştığı anda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/">Sonattan Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzayıp giden cadde boyunca yürüyorum. Saatten haberim yok,tarihten de.Yaşamdan bir haber sadece yürüyorum.</p>
<p>Üzerimde bütün sesler sessizliğe dönüşmüş. Sokak boyunca ilerliyorum. Sokağın az ilerisinde bir köşeye kurulmuş üç kişi dikkatimi çekiyor. Enstrümanlarını hazırlıyorlar. Oraya doğru yürüyorum.</p>
<p>Grubun bir üyesi santurla başlıyor müziğe. Yanındaki kadın elindeki darbukayla hazırda bekliyor. Darbukaya vurmaya başlıyor. Darbukaya vuruşu sıklaştığı anda müziğe tamamen dahil oluyor. Bu dahil olma anı vücudunun bütünüyle müziğe ait oluşuydu. Ben böylesine bütünlük görmemiştim. Müziğin kendinden vazgeçiş olduğunu ilk kez bu kadar derin hissettim. Yüzündeki ifade, ellerinin darbukaya vuruşu, saçlarının savruluşu&#8230;</p>
<p>Sonra bu müzikle bütünleşme haline sesi de eklendi. Kadın bütün çıplaklığıyla müzikti. Bu inanılmaz bir şeydi, hayal edilemez bir şey. Sokak bu müziğin sesiydi. Kadın nota oldu, nota müzik&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_5663" aria-describedby="caption-attachment-5663" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5663 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?resize=500%2C381" alt="Beethoven'ın Ay Işığı Sonatı" width="500" height="381" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/ay-isigi-sonati.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5663" class="wp-caption-text">Beethoven&#8217;ın Ay Işığı Sonatı</figcaption></figure></p>
<h2>Beethoven&#8217;ın Ay Işığı Sonatı</h2>
<p>Eve doğru yürüyordum. Yağmur çiselemeye başladı. Sokak lambaları da yanmaya. Etraf kararıyordu. Eve girdim. Olanca hızımla odama ilerledim. Piyanonun başına geçtim. O kadın gibi müziğe ait olmak notaları bedenselleştirmek istedim. O an sadece bunu arzuladım. Camı açtım. Yağmur şiddetlenmiş. Cama vuran damlaların sesi, odanın içine savrulup düşen yağmur taneleri, gök gürültüleri hepsi birbirini takip etti. Gözlerimi kapattım. Ellerimi piyanonun tuşları üzerinde dolaştırmaya başladım. Parmak uçlarım hafifçe dokunuyordu notalara. Aklımdan geçenleri seslendirmeye başlayıp notalara daha sert dokundum.</p>
<p>&#8216;Parmak uçlarıma hapsettim. Her birinin birbirinden kaçışıyla yükselen çığlıkları!</p>
<p>Devirler geçtim, her yanım vuruldu, susturdular!</p>
<p>Soğuk bedenler çöktü, dudağımda kalan izler silindi, elimdeki bütün çizgiler kesildi!&#8217;</p>
<p>Notalarla kelimelerim,parmak uçlarım, bedenim bütünleşti. Kendimi notalara bıraktım. Bir süre devam ettim. Ter kan içinde kaldı vücudum. Son notayla birlikte;</p>
<p>&#8216;Yağmur bütün devirlere selam duracak!&#8217;.</p>
<p><strong>Beethoven</strong>&#8216;ın <strong>Ay Işığı Sonatı</strong>&#8216;nı ışıksız bir gecede deliliğe doğru çalmıştım. Müzik deliliğin ışığıymış meğer&#8230;</p>
<h2>Light İn Babylon &#8211; Hinech Yafa</h2>
<p>Bahsi geçen kadının dahil olduğu grup ve parça <strong>Light İn Babylon-Hinech Yafa</strong>.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/aKJvbTEnp0I?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/">Sonattan Sızı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sonattan-sizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5662</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kesik İz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 03 Oct 2016 08:50:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5316</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bakışında sahipsiz bir coğrafya. Çocuklar kaçışıyor karanlıkta.Kesik kalmış surat izi. Tarakta saç telleri. Her yanım kesilmiş.Elimde avuç dolu tuz. Basılmayı bekliyor matbaa da kitap. Karanlık bir oda var.İlerledikçe betona vurulan ayaklar. Soğuk. Cam buğusuna bakıyoruz. İkimiz birden. Odayı aydınlatan camı çatlamış lamba.Kesikleri yerde aynanın.Pencereyi açıyorum. Ay ışığının gözlerine vuruşunda bir şey var. Gözlerine daha derin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/">Kesik İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bakışında sahipsiz bir coğrafya. Çocuklar kaçışıyor karanlıkta.Kesik kalmış surat izi. Tarakta saç telleri. Her yanım kesilmiş.Elimde avuç dolu tuz. Basılmayı bekliyor matbaa da kitap.</p>
<p>Karanlık bir oda var.İlerledikçe betona vurulan ayaklar. Soğuk. Cam buğusuna bakıyoruz. İkimiz birden. Odayı aydınlatan camı çatlamış lamba.Kesikleri yerde aynanın.Pencereyi açıyorum. Ay ışığının gözlerine vuruşunda bir şey var. Gözlerine daha derin bakıyorum. Coğrafyalar görüyorum. Sahipsiz ve kesik. Kendi kesiğimi görüyorum. Gözlerin yerdeki ayna gibi. Yüzümde kesikler varmış gibi. Geri çekiliyorum. Ayağım aynanın kenarına batıyor. Kesildi. Kanamadı. Korkuyorum gözlerindeki coğrafyadan. Koridor karanlık.Banyoya doğru yürüyorum. L harfi çiziyor koridor. Banyonun lambasını yakıyorum. Ve..</p>
<p>Aynaya uzun uzun baktım. Yüzümdeki çizgileri tanımaya çalıştım. Yüzüme dokundum. Kirpiklerime dokundum. Gözlerim aynadaki yüzüme asıldı. Kesikler var yüzümde. Gözlerimde o coğrafya belirmeye başlıyor. Aynayla burun burunayken geri adım atıyorum. Yüzünün çizgileri yüzüme oturmuş gibi. O çizgiler silinmeli!</p>
<p>Aynaya vurdum yumruğumu.Kırıldı.Yere düşen kırıkla yüzüme çizikler attım. Kanadı. Kesik doldu yüzüm. Kesik..</p>
<p>Soğuk su doldurdum küvete. Kan içindeki üstüm ve yüzümdeki kesiklerle uzandım. Su iliklerime kadar işledi. Kesiklerime girip çıktı. Kesiklerimin boşluğunu sıvadı suyun her damlası. Orada kalabilirdim saatlerce orada öylece. Beklentisiz. Peki matbaa?</p>
<p><figure id="attachment_5318" aria-describedby="caption-attachment-5318" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5318 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?resize=640%2C641" alt="&quot;Kesik gözlerim mi?&quot; &quot;Gözlerindeki kesik izlerimdir belki.&quot; &quot;Belki de tuz taşıyan göçmen turnalardır.&quot;" width="640" height="641" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/kesik-iz-ve-yuz.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5318" class="wp-caption-text">&#8220;Kesik gözlerim mi?&#8221;<br /> &#8220;Gözlerindeki kesik izlerimdir belki.&#8221;<br /> &#8220;Belki de tuz taşıyan göçmen turnalardır.&#8221;</figcaption></figure></p>
<p>Ellerin omzuma dokundu. Kaç saatlik bir uyku bu? Bir leş gibi çökmüş bedenim. Olanca gücünle silkeliyorsun. Tenime yapışmış üstümdekiler. Titriyorum.Sürüklüyorsun. Merdivenlerden nasıl bir hiddetle indik hatırlamıyorum. Yağmur yağıyor. Yüzümdeki kesiklere dokunuyor ellerin. Gözlerini görmüyorum. &#8216;Hırslısın ve kesiksin. Bu halinle sevemezsin.&#8217; Bu sitemin miydi senin?</p>
<p>Eve çıkıyoruz. Kendime gelmişlik baş gösteriyor. Kurulanıp salona geçiyorum. Yerdeki kırıkları toplamaya başlamışsın bile. Koltuğa oturuyorum. İzliyorum o halini. Bir süre uğraşıyorsun harabe evle. Yanıma geliyorsun. Dizlerinin üstüne çöküyorsun. Gözlerime bakıyorsun. Ve ben bu bakıştan irkiliyorum. Parmak uçların yüzümün kesiklerinde. Anlatmamı bekliyorlar her biri. Komadan henüz çıkmış biri gibi ağır ağır anlatıyorum sana:</p>
<p>&#8220;Gözlerinde bir coğrafya var. İçime kesikler atıyor. Çığlıklar atıyor içimde birileri. Sustukça batıyor parmakların. Bil sus, gör sus, duy sus. Coğrafyandaki toprak gibi eziliyorum. Üzerimde ayak izin kalıyor. Bir savaşın ortasındayım. Çocuklar aç.</p>
<p>Yüzüme bakıyorum aynalarda. Yüzün yüzüme oturmuş. Bütün hatlarıyla. Gözlerinde gözlerime sinecek diye korkuyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kesik gözlerim mi?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gözlerindeki kesik izlerimdir belki.&#8221;</p>
<p>&#8220;Belki de tuz taşıyan göçmen turnalardır.&#8221;</p>
<p>Uzanıyorum koltuğa. Yanıma kıvrılıyor. &#8220;Sesini biliyorum.&#8221; diyor. Gözlerimi kapatıyorum.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/">Kesik İz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kesik-iz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5316</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Portakal Ağacım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Sep 2016 12:48:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5168</guid>
				<description><![CDATA[<p>30 yaşıma basmışım bugün. 18 yıl boyunca gölgesine sığındım ağacın altında oturuyorum. Ilık bir rüzgar esiyor. Saçlarımın dalgalanışını hissediyorum. Sol tarafımda portakalların güneşi kestiği bir ışık var. Bir yanım ışık bir yanım gölge. Burnuma gelen portakal kokusu çocukluğumun izlerini getirmiş sanki. Gözlerimi kapatıyorum yavaş yavaş. Hissetmeye çabalıyorum. Yine o ılık rüzgar yine o ağaç&#8230; Ellerimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/">Portakal Ağacım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>30 yaşıma basmışım bugün. 18 yıl boyunca gölgesine sığındım ağacın altında oturuyorum. Ilık bir rüzgar esiyor. Saçlarımın dalgalanışını hissediyorum. Sol tarafımda portakalların güneşi kestiği bir ışık var. Bir yanım ışık bir yanım gölge. Burnuma gelen portakal kokusu çocukluğumun izlerini getirmiş sanki. Gözlerimi kapatıyorum yavaş yavaş. Hissetmeye çabalıyorum. Yine o ılık rüzgar yine o ağaç&#8230; Ellerimi toprağa uzatıyorum. Gömüyorum oraya. Parmaklarımın arasından kayıp gidiyor toprak taneleri. Gülümsüyorum. Kaç kez dokunduk bu toprağa ellerimizle? Kaç kez aynı yerde selamladık güneşi?</p>
<p>Her yaz giderdim dedemin yanına. Kocaman bahçesini ekerdik birlikte. Binlerce ağacı vardı bu yaşlı adamın. Ağaçları, kitapları, çayı ve sazı. Çayına plaktan gelen &#8216;Yine mi Çiçek&#8217; ezgisi eşlik ederdi. Asla unutmam o ezgiyi&#8230;</p>
<p>Dedemin komşusu Müzeyyen Teyzeler her akşam gelirdi bize. Yanlarında yeğenleri Albina&#8217;yı da getirirlerdi. Albina görmüyordu. Ama görmemek hissetmeye engel miydi? 15 yaşımdaydım onu tanıdığımda. Bir depremle yıkılmıştı hayatı. Bir tek o sağ çıkmıştı enkazdan. Görmeyen siyahi gözleri toprağa emanet etmişti ailesini. Yazları onun yanında alırdım soluğu. Dedemin bahçesine giderdik. Güneş bizi kavurana kadar otururduk portakal ağacımızın dibinde. Çünkü o portakal kokusunu çok severdi. Onun tabiriyle güneşi selamlardık. Ellerini toprağa gömerdi. Gözlerini kapatırdı ve güneş sol yanımıza vururdu. Ağacın bir yanında o bir yanında ben. Toprağı eşelerdi elleriyle. Hissetmenin ne demek olduğunu o öğretmişti bana. Geç anladım. Her güneşi selamladığımızda şu dörtlüğü ezbere okurdu:</p>
<p>&#8220;Bıçağın ucundaydı insanların hafızası</p>
<p>&#8216;İnsan unutandır</p>
<p>Ve insan unutulmaya mahkum olandır.&#8217;</p>
<p>Tanrı şöyle derdi o zaman:</p>
<p>Ah!&#8221;</p>
<p>Sonradan öğrendim ki &#8221;Ah&#8217;lar Ağacı&#8221;nınmış. O okuduğunda anlamazdım, hissetmezdim. Sadece onu dinlerdim. Boş bir zihin boş bir kalple. Ama onunla bu anı paylaşmak beni huzura bulardı. Ve bunu her görüşte tekrarlamak&#8230; Yine çiçektik biz yine güzel&#8230;</p>
<p>15 yıl geç kalmıştım ona. 15 yaşında tanımış 18&#8217;inde kaybetmiştim Albina&#8217;yı. Bir yaz koca bir özlemle gittiğimde yıkılmıştım. 18 yaşımdaydım. Neden öldüğünü bilemedim, nereye götürüldüğünü de. Benim portakal ağacım şimdi nerdeydi?</p>
<p>Hissediyordum artık ama onsuz. 30 yaşıma bastığım gün. Güneş batmaya hazırlanırken ve ben o yerdeyken:</p>
<p>&#8220;Bazen ah diyorum durmadan,</p>
<p>Şimdi ben ahlatın başında,</p>
<p>Otuz iki yaşımda.</p>
<p>Ah&#8217;lar ağacı gibi.&#8221;yim. Ah benim çocukluğum, Ah benim portakal ağacım!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/">Portakal Ağacım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/portakal-agacim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5168</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kağıt Gemi ve Şarap Şişesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Aug 2016 05:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5007</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8216;Öyledir bazen. Bilincini yitirmeye başlarsın. Bir derinliğe batarsın. Çıkmak için çabalamazsın. Başın döner. Daha da dibe batarsın.&#8217; Biri bir kitap aldı eline. Güzel bir kadın. Saçları rüzgarla dans eden. Dokundukça ellerinin takılabileceği buklelerinde. İnce cılız bir kadın, masmavi gözleriyle. Öyle derin öyle sonsuz. Kitaplarını sayan her gün. Her gün radyodan müzikler dinleyen. Saatleri olan. Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/">Kağıt Gemi ve Şarap Şişesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Öyledir bazen. Bilincini yitirmeye başlarsın. Bir derinliğe batarsın. Çıkmak için çabalamazsın. Başın döner. Daha da dibe batarsın.&#8217;</p>
<p>Biri bir kitap aldı eline. Güzel bir kadın. Saçları rüzgarla dans eden. Dokundukça ellerinin takılabileceği buklelerinde. İnce cılız bir kadın, masmavi gözleriyle. Öyle derin öyle sonsuz. Kitaplarını sayan her gün. Her gün radyodan müzikler dinleyen. Saatleri olan. Bir sahili olan. Sanki veda edermiş gibi elini kaldıran gemilere. Gemileri bekleyen. Kimi beklediğini hiç bilemedim ben. Ne sordum ne söyledi. İnce sesli kadın. Yağmurlu havaları sevmeyen kadın. Her gün tek başına aynı yerde içen, yanından bir kitabını ayırmayan. İçki sofrasının baş konuğu kitabının üç kadeh bitene kadar bir sayfasını okuyan. Ve sonra kitabı bırakan.</p>
<p><figure id="attachment_5008" aria-describedby="caption-attachment-5008" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5008 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi-300x187.jpg?resize=300%2C187" alt="Kağıt Gemi" width="300" height="187" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?resize=300%2C187&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/kagit-gemi.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5008" class="wp-caption-text">Kağıt Gemi</figcaption></figure></p>
<p>Aynı yerde içmesek tanıyamazdım onu. Hayatım içmekten ibaretti onu görmeden önce. Onu izlemeye başladığım günden beri, o olmaya başlamıştım. Ona aşık falanda değildim. Hislerimi körelteli yıllar olmuştu. Bu başka bir şeydi. Tanımlayamamıştım.</p>
<p>Saatlerini ezbere biliyordum. Her gün saat 3&#8217;te o sahile giderdi. Ve her gün o gemi o saatte ordan geçerdi. Elini kaldırdı yine. Birine veda ediyormuş gibi. Beni fark etmişti. Göz göze gelmiştik 3 Vapuru yol alırken. Tepkisizdi. Uzunca süre gözlerime baktı. Gözlerinde ne olduğunu sezemezdin. Ne anlatmaya çalıştığını. Öyle baktı. Masmavi derinlikle&#8230; Başını eğdi. Öyle yakın bir mesafeyle yanımdan geçti ki saçları kirpiklerime takıldı sanki. Hissizliğim durağanlaştı.</p>
<p><figure id="attachment_5010" aria-describedby="caption-attachment-5010" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5010 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi-300x199.jpg?resize=300%2C199" alt="Şarap Şişesi" width="300" height="199" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/sarap-sisesi.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5010" class="wp-caption-text">Şarap Şişesi</figcaption></figure></p>
<p>Akşam &#8216;saat&#8217;i gelmişti. Üç şarap koydum poşete. O sahile gittim. Gecenin karanlığı çökmüş. Yavaş yavaş içmeye başladım. Şişeler bittikçe denize doğru fırlattım. Bütün şişeler bittikten sonra kalktım.</p>
<p>O sahile gittim. Denizi izlemeye başladım. Geldi. Yine aynı yerde aynı gemiyi bekledi. Saat 3. Elini kaldırdı. Gemi yol aldı. Çantasını açtı. Üç tane kağıt çıkardı. Eğip bükmeye başladı. Yere dizdi üçünü de. Üç tane kağıt gemi. Tek tek denize doğru bıraktı. Arkasını döndü ve gitti. Kağıttan gemilerini izlemeye başladım.</p>
<p>Kağıt geminin şarap şişesiyle 3 Vapurunda karşılaşmasıymış &#8216;derinlik sarhoşluğu&#8217;.</p>
<p>&#8221;Ben birini sevmiyordum. O da beni sevmiyordu. Birgün bir yerde randevulaştık. Ben gitmedim. O da gelmedi.&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/">Kağıt Gemi ve Şarap Şişesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kagit-gemi-ve-sarap-sisesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5007</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kani&#8217;nin Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4744</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fiyakalı bisikletiyle tozunu attırıyordu yolların.Hayatın çizgiselliğini yakalamış ve gökkuşağından bir renk tutmuştu.İçindeki sırtlanla birlikte sürüyordu bisikletini.Bu kez öldürmeyecekti içindeki sırtlanı.O özgürlüğüydü çünkü.Her gün rutin olarak gittiği yolu değiştirmek istedi Kani. Ne olabilirdi ki? İçli bir aslan çıkmazdı ya karşısına.Sırtlanların en büyük düşmanı aslanlardı çünkü.Sırf bu korkuyla hep aynı yolda sürüyordu bisikletini.İçindeki aslanı sürükleyen birini görmekten [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/">Kani&#8217;nin Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Fiyakalı bisikletiyle tozunu attırıyordu yolların.Hayatın çizgiselliğini yakalamış ve gökkuşağından bir renk tutmuştu.İçindeki sırtlanla birlikte sürüyordu bisikletini.Bu kez öldürmeyecekti içindeki sırtlanı.O özgürlüğüydü çünkü.Her gün rutin olarak gittiği yolu değiştirmek istedi Kani.</p>
<p>Ne olabilirdi ki? İçli bir aslan çıkmazdı ya karşısına.Sırtlanların en büyük düşmanı aslanlardı çünkü.Sırf bu korkuyla hep aynı yolda sürüyordu bisikletini.İçindeki aslanı sürükleyen birini görmekten korkuyordu.Ama korkmaya devam etseydi özgürlüğün ne anlamı olabilirdi ki? Bu sefer farklı bir yola girecekti,kararlıydı.Bu kararlılıkla çıkardı bisikletini o gün.Pedallarını kontrol etti.Su şişesini bisikletinin önündeki sepete koydu.Bulutlu gökyüzünün altında sürmeye başladı.Ve o korktuğu yola doğru pedallarını çevirdi.İçinde taşıdığı sırtlan kadardı Kani.Çirkin yüzlüydü.Kalın bir boynu vardı.Bedeni cılızdı.Gözleri toprak gibiydi.Gözlerinde ölümü tadabilirdi insan.Ama hep gülümserdi.Onun ütopyasında baskılar,seçimler,suskunluklar yoktu ki.Ta ki yolunu değiştirene dek.Sert düştü Kani.Kendi ütopyasının dışında gerçekle çarpıştı.Bir seçime zorlandı,seçimleri yüzünden baskı altında kaldı ve susturuldu.İçindeki sırtlan ölmeye yakındı.Ama ölemedi daha da çoğaldı.Bisikletini bir kenara bıraktı.Suyundan bir yudum aldı.Bir kenara çöktü ve sustu.Suskunluğunu ezip geçmeye başladı çoğalan sırtlanlar.Zihni sorularla doluydu.Bir yanda umut bir yanda ölüm çoğalmaya başladı.Başını elleriyle ovalamaya koyuldu.Terliyordu.Kendini bıraktığı anda ona doğru ilerleyen birinin ayak seslerine dikkat kesildi.Başını kaldırdı.Tepesinde dikilen iri adama baktı.Şaşkındı.Adam yanına çömeldi.Konuşmaya başladı:</p>
<p><figure id="attachment_4746" aria-describedby="caption-attachment-4746" style="width: 630px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4746 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?resize=630%2C313" alt="Bensu Buket Osmanoğlu kaleminden kendi ütopyasında yaşayan insanın kendini araması, korkuları, karşılaştıklarını anlatan ütopik bir öykü." width="630" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/08/utopya.jpg?resize=300%2C149&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4746" class="wp-caption-text">Bensu Buket Osmanoğlu kaleminden kendi ütopyasında yaşayan insanın kendini araması, korkuları, karşılaştıklarını anlatan ütopik bir öykü.</figcaption></figure></p>
<p>-Sen nesin ve kimsin biliyor musun?</p>
<p>Cevap veremedi Kani.</p>
<p>-Sen insansın.Tutkuları olan,düşkünlükleri olan,seçimleri olan,baskıcı ve baskılanan.Akıllı ve deli.Özgür ve bir o kadar tutsak.Ne bir şairsin,ne bir politikacı,ne bir dindar.Her birinden birer parçasın.Tek parça olmayı bırak.</p>
<p>Yanından kalkıp gitti adam.Sözsüz,bir karnavalı izledi.Bir süre öylece durdu.Sonra bisikletine bindi.O yolda sürmeye devam etti.Gittikçe uzaklaştı,gözden kayboldu.</p>
<p>Mutsuzluktan kaçan çocuk içindeki sırtlanlarla birlikte gözden kayboldu.Çünkü boşuna değildi bu delilik.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/">Kani&#8217;nin Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaninin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4744</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eskiz Sokak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jul 2016 05:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak Sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4372</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8216;Her şey geçer hayat kalır.&#8216; der Ortaçgil. Günlerdir elimizde neyin kaldığına bakıyorum ara ara. Kalanları ne denli hatırladığımıza bakıyorum. Çünkü bir şeyin kalıcı olması için hatırlanması gerekir. Hatırlanmalıdır ki detaysız da olsa bir eskiz gibi çizgisel ve gölgeli olsun. Tarihin sayfalarına kazıyarak ekleyeceği patlamanın üzerinden 5 gün kadar geçmiş oluyor bu yazıyı yazarken. Ve daha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/">Eskiz Sokak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8216;Her şey geçer hayat kalır.</em>&#8216; der Ortaçgil. Günlerdir elimizde neyin kaldığına bakıyorum ara ara. Kalanları ne denli hatırladığımıza bakıyorum. Çünkü bir şeyin kalıcı olması için hatırlanması gerekir. Hatırlanmalıdır ki detaysız da olsa bir eskiz gibi çizgisel ve gölgeli olsun.</p>
<p>Tarihin sayfalarına kazıyarak ekleyeceği patlamanın üzerinden 5 gün kadar geçmiş oluyor bu yazıyı yazarken. Ve daha nice bombanın üzerinden aylar geçiyor. Parçalanan bedenler, uzuvlarını yitiren insanlar, patlamanın bıraktığı izler…</p>
<p>Hafızamıza kazınması için yaşamak mı gerekir? Yoksa hissetmek sadece vicdanla mı ilgilidir?</p>
<p>Tüm bunlara rağmen birileri şiirler yazar, resimler çeker, ayrılır, aşık olur, kitaplar okur. Akış bir şekilde devam eder. Etmek zorunda kalır. Sürekli hatırlamak vicdanı eylemsel bir çabaya sürükler. Sürüklendikçe yaşamak ağırlaşır. Korkular daha da büyür. Tıpkı gözlerimizde büyüyen şehirler gibi.</p>
<p>Ama bir şekilde bu da biter. O şiir yazan, resim çeken, aşık olan, kitap okuyan, çalışan çabalayan insanlarda ölür. Belki de bir bombanın parçası saplanır kafatasına, iç organlarına. Onu hayattan koparıp götürür. İnandırıldığımız bir inanca göre de iyi bir yerdedirler. Ama göremeyiz, göremem.</p>
<p><figure id="attachment_4375" aria-describedby="caption-attachment-4375" style="width: 169px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4375 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri-169x300.jpg?resize=169%2C300" alt="&quot;Martsa eğer ve hayatsa yaşadığımız&quot;" width="169" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri.jpg?resize=169%2C300&amp;ssl=1 169w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/sosok-duvari-siiri.jpg?w=266&amp;ssl=1 266w" sizes="(max-width: 169px) 100vw, 169px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4375" class="wp-caption-text">&#8220;Martsa eğer ve hayatsa yaşadığımız&#8221;</figcaption></figure></p>
<p style="text-align: center"><em>&#8220;Ne olur bitse şiirler</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Ya da gitse bir kadın</em></p>
<p style="text-align: center"><em>alıp ilhamını</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Yine de patlar bombalar</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Yine de sevişir kediler</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Martsa eğer</em></p>
<p style="text-align: center"><em>ve hayatsa yaşadığımız&#8221;</em></p>
<p>Taksimde İtalyan Konsolosluğuna çıkan dar ve yokuş aşağı olan o sokakta, duvarda yazıyordu bu satırlar. Bir eskizi hatırlatır gibi duruyordu duvarda. Çizgiselleşen binlerce acı, ölüm, aşk bir eskizi anımsatıyordu. Anımsattıkça çoğalıyordu kaygılar. Umut bir yerden sıyrılmayı bekliyordu.</p>
<p><figure id="attachment_4374" aria-describedby="caption-attachment-4374" style="width: 287px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4374 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg?resize=287%2C384" alt="Hafızamıza kazınması için yaşamak mı gerekir? Yoksa hissetmek sadece vicdanla mı ilgilidir?" width="287" height="384" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg?w=287&amp;ssl=1 287w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/hayat-kalir.jpg?resize=224%2C300&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 287px) 100vw, 287px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4374" class="wp-caption-text">Hafızamıza kazınması için yaşamak mı gerekir? Yoksa hissetmek sadece vicdanla mı ilgilidir?</figcaption></figure></p>
<p>Duvarları yazılarla dolduruyorduk. İçimizde şiddetlenen derinliği atıyorduk sokağa. Çünkü sokak senindi, benimdi, bizimdi. Yazdıkça özgürleşecektik. Yazdıkça tutsaklığımız sevişmenin ötesine gidecekti. Biz olacaktık. Ben sen, sen ben olacaktık. <strong>&#8216;Eskiz Sokak&#8217;</strong> bizi bütünleştirecekti. Bütünleştikçe yaşamın renklerine erişecektik. Sevmeyi öğrenecektik, aşık olmayı öğrenecektik! Gökyüzünü sahiplenmeyi belki de.</p>
<p>Eskidikçe sokaklar yazılar kalacaktı; belki aylar sonrasına belki yıllar sonrasına. Ama yazılar hep kalacaktı. Eskidikçe eksilmemeye çabalayacaktık. Eskizleşecekti yazılarımız. İçlerinde binlerce gölge kabaracaktı. Sokak eskizleşecekti. Sokak bizim olacaktı. Bir kadın yine gidecekti ve şiirler yine bitecekti ama biz hep umut edecektik. Her şeye rağmen umut.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/">Eskiz Sokak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/eskiz-sokak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4372</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sınırsız Müp&#8217;taze&#8217; Çabalar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Jun 2016 12:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Siya Siyabend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3948</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşli bir Haziran gününde yürüyordum sokakta. Kulaklığımdan gelen sese eşlik ederek. Etrafı izlemeye koyuldum bir yandan. Sokak delilikti. Sokak devrimdi. Belki de şu yaşıma kadar hiç düşünmediğim birçok şeyi düşündürüyordu bana. Bir insan seli vardı. Etrafı izlerken şu sorular belirdi zihnimde; &#8216;Neredeyim, neredeyiz, nereye gidiyoruz ve gideceğiz..?&#8217; Bu soruları takiben daha çok soru sormaya başladım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/">Sınırsız Müp&#8217;taze&#8217; Çabalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli bir Haziran gününde yürüyordum sokakta. Kulaklığımdan gelen sese eşlik ederek. Etrafı izlemeye koyuldum bir yandan. Sokak delilikti. Sokak devrimdi. Belki de şu yaşıma kadar hiç düşünmediğim birçok şeyi düşündürüyordu bana. Bir insan seli vardı. Etrafı izlerken şu sorular belirdi zihnimde; &#8216;Neredeyim, neredeyiz, nereye gidiyoruz ve gideceğiz..?&#8217;</p>
<p>Bu soruları takiben daha çok soru sormaya başladım kendime. Düşünmek istiyordum. Anlamak, çabalamak istiyordum. Sorular sordukça kendime sorularımın sınırsızlaşmaya başladığını fark ettim? Durdurmalıydım bu gidişatı. Sınır çizebilmeliydim. Sınırlar olmadan olur muydu?</p>
<p>Sınırlar her ne kadar içsel bir isyana sürüklese de yeni bir hareketlilik getiriyordu insan zihnine. Sınırlar olmasaydı şairler şiirler yazar mıydı? Yazarlar köşe yazılarında çıldırasıya haykırır mıydı yada romanlar bu kadar dokunaklı olur muydu? Akıl Hastaneleri düşündükçe çürüyen insanlarla dolup taşar mıydı..?</p>
<p>Sınırın da bir sınırı olmalıydı. Bu kadar acımasız olmamalıydı sınırlar yada yaratıcıları. Sınırında sınırları olsaydı bu kadar çok alışmazdık erken ölümlere. Kaç işçi göçükte yaşamını yitirdi bugüne değin? Kaç trans hayatına son verdi? Kaç kadın hayatını kaybetti? Kaç çocuk cinsel istismara uğradı? Kaç tiyatro kapatıldı? Kaç kitap yasaklandı? Kaç şair sürgün edildi? Kaç? Kaç? Kaç? Düşündükçe aklımı yitireceğime kanaat getiriyordum. Kendi hipotezimi çürütmeye başlıyordum bu defa. Sınırlarında sınırı olduğu için mi bu kadar acı biriktirdik. İyi yanı vardı hani? Hani yeniden üretmeye başlardı insan? Kafamı hissetmemeye başlıyordum. Ah şu sokaklar! Ah şu memleketimin rengahenk insanları!</p>
<p><figure id="attachment_3949" aria-describedby="caption-attachment-3949" style="width: 592px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3949 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=592%2C374" alt="Siya Siyabend grubunun solisti Bizon: 'Şu yeryüzü cennet, cennet, cennet, cennet şu cinnet cennet olsun...'" width="592" height="374" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?w=592&amp;ssl=1 592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=300%2C190&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=312%2C198&amp;ssl=1 312w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/sinirsizlik.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3949" class="wp-caption-text">Siya Siyabend grubunun solisti Bizon: &#8216;Şu yeryüzü cennet, cennet, cennet, cennet şu cinnet cennet olsun&#8230;&#8217;</figcaption></figure></p>
<p>Güneşli bir Haziran&#8217;ı karartmıştım. Tam da bu anda yağmur bastırdı ansızın. Kulaklığımdan gelen ses yağmurun başlangıcıyla başa sardı nakaratı. Şöyle söylüyordu <strong>Bizon</strong>;</p>
<p>&#8216;<em>Şu yeryüzü cennet, cennet, cennet, cennet şu cinnet cennet olsun&#8230;</em>&#8216;</p>
<p>Eşlik etmeye devam ettim ona. Kendi dünyamda müptelası olduğum sorularla taze bir başlangıç arıyarak.</p>
<p>Sınırsızlığı kıyısından köşesinden yakalayabilen <strong>Müp&#8217;taze&#8217;</strong> çabalarımla..</p>
<p><strong>Not:</strong> Bizon adıyla bahsettiğim kişi <strong>Siya Siyabend</strong> grubunun solistidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/">Sınırsız Müp&#8217;taze&#8217; Çabalar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sinirsiz-muptaze-cabalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3948</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bahar Kumpanyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Apr 2016 07:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bensu Buket Osmanoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3425</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gökyüzünde uçsuz bucaksız bir mavi var şimdi. Yerini bulutlara da bırakıyor ara sıra. Çiçekler açmaya başlamış. Lale, leylak mevsimi gelmiş. Asfaltın hüküm sürdüğü şehirde koca binaların görüntüsünü ara sıra kesen ağaçlar var. Dalları çiçeklenmiş. Ama hiçbiri gökyüzünü kesemiyor. Ufak bir aralık bırakıyor. Nisan yağmurları bastırıyor ansızın. Sağanak yağmura teslim oluyor şehir. Sokaklar yağmurla birlikte boşalıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/">Bahar Kumpanyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gökyüzünde uçsuz bucaksız bir mavi var şimdi. Yerini bulutlara da bırakıyor ara sıra. Çiçekler açmaya başlamış. Lale, leylak mevsimi gelmiş. Asfaltın hüküm sürdüğü şehirde koca binaların görüntüsünü ara sıra kesen ağaçlar var. Dalları çiçeklenmiş. Ama hiçbiri gökyüzünü kesemiyor. Ufak bir aralık bırakıyor. Nisan yağmurları bastırıyor ansızın. Sağanak yağmura teslim oluyor şehir. Sokaklar yağmurla birlikte boşalıyor. Metrobüsler, otobüsler, duraklar kalabalık. Ama gürültüsü hiç bitmiyor şehrin. Bir yerde tik tak eden saat hiç durmuyor. <em>Van Gogh</em>&#8216;un o ünlü resmini anımsatıyor.</p>
<p><figure id="attachment_3427" aria-describedby="caption-attachment-3427" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bahar-kumpanyasi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3427 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/bahar-kumpanyasi-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Bir yerde tik tak eden saat hiç durmuyor. Van Gogh'un o ünlü resmini anımsatıyor." width="200" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3427" class="wp-caption-text">Bir yerde tik tak eden saat hiç durmuyor. Van Gogh&#8217;un o ünlü resmini anımsatıyor.</figcaption></figure></p>
<p>Hepimiz aynı gezegen üstünde aynı şehirde bütün ölümleri silmiş gibiyiz. Kalabalığı dindirmek için kulaklıklar var kulağımızda. Son dönemlerde 7&#8217;den 70&#8217;e herkeste bir modernizm kulaklık. Kimisi kulak zarını patlatırcasına dinliyor. Kimi kalabalığa bir ezgi eşlik etsin istiyor. Sonuçsa değişmiyor. Kendi soluğunu duyamayacak kadar sessiz ya da sakin. Biraz durulmak mı gerek? Yoksa sokaklarda hayat bulmak mı? İçki masalarında sabahlamak mı? Bir iki yudumda özgürleşmek mi? Bahar öyle bir kumpanya hazırlamış ki şimdi; sanki bütün bir kış, sonbahar yaşanmamış gibi &#8216;şen&#8217;. Sanki bütün izler hafızanın o derin çukurundan başka bir yere gömülmemiş gibi. Sonbahardan çalıntı bir histe var baharda. Adına &#8216;aşk&#8217; diyorlar. Belki de öyledir kim bilir. Hissedilen ve hissetmek ötesi… Anlayabilmek güç. Benim için en zoru ölümleri yok sayabilen zihnimiz. Unuttuklarımız ya da hatırlamamaya çalıştıklarımız&#8230;</p>
<p>Var olmaya çalışan bu insanlardan biriyim ben de. Bir köşe başında kendi yalnızlığımda… Bir bankta oturup başını eğen insanlardan biriyim ben de. Zamanlamayı tutturmaya çabalıyorum. Sigaramı yakıyorum. Kulaklığımı takıyorum kulağıma. Kalabalığa karışıp yürümeye başlıyorum. Son ses açıkta olsa kalabalığın gürültüsü dinmiyor. Ve bu gürültüye eşlik ediyor <em>John Lennon</em> &#8216;Imagine No Theres Heaven&#8217;. <u>Cennetin olmadığını hayal et</u>. Ve o sesle beraber devam ediyor yürüyüşüm kalabalığa karışarak…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/DVg2EJvvlF8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/">Bahar Kumpanyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bahar-kumpanyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3425</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
