<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Zubeyr Erkam &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/zubeyrerkam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Nov 2018 18:13:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Nov 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=16011</guid>
				<description><![CDATA[<p>Afallamış bir şekilde etrafını izlerken ön taraflardan uzanan bir el burnunun ucunda bitti. Umarım iyisindir. Gerçi hiçbir zaman iyi halini göremedim senin şu uçaklarda. Bir şeyim yok. Sadece burnum kanadı. Karşısındaki adam sinsi bir gülüşle elini geri çekerken, yerine oturmak üzere hareket etti. Burun kanamasından sonra bir de bu gülümsemeyi görmek keyfini büsbütün kaçırmıştı. Uçağın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/">Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Afallamış bir şekilde etrafını izlerken ön taraflardan uzanan bir el burnunun ucunda bitti.</p>
<ul>
<li>Umarım iyisindir. Gerçi hiçbir zaman iyi halini göremedim senin şu uçaklarda.</li>
<li>Bir şeyim yok. Sadece burnum kanadı.</li>
</ul>
<p>Karşısındaki adam sinsi bir gülüşle elini geri çekerken, yerine oturmak üzere hareket etti. Burun kanamasından sonra bir de bu gülümsemeyi görmek keyfini büsbütün kaçırmıştı. Uçağın tekerlekleri yere değer değmez derin bir nefes aldı. Diğer insanları umursamadan hızlıca çantalarını alıp çıkmak istedi fakat aynı hostesin uyarısıyla yerine oturmak zorunda kaldı.</p>
<p>Havaalanından çıktığından yağmur, bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Daha dışarı adımını atar atmaz sırılsıklam olmuştu. İlk gördüğü taksiyi eliyle çağırdı ve taksicinin çantalarını bagaja atmasına izin vermeden arka koltuğa atladı. Bir yandan ıslanmış ceketini çıkarıp katlarken bir yandan da taksiciye “müzeye lütfen” diye belirtti. Daha sonra hızlı olması gerektiğini de ekledi.</p>
<p>Şehir şimdi en karanlık haliyle tüm sokaklarını daraltıyor, ıslanmaktan korkan insanları bir bir takip ediyordu. Uzun zamandır burada olmadığını fark edince durup geçmişi düşündü. Kısa bir süre sonra taksicinin ani freni ile uyandı. Ücreti ödeyip hızlı adımlarla müzenin kapısına doğru yürümeye başladı. Yağmur dinmiş yerini serin bir rüzgara bırakmıştı. Uzun taş yolda yürürken üşüdüğünü fark edip adımlarını hızlandırdı. Müzenin dört bir yanını çevrelemiş çam ağaçları iğnelerine kadar ıslanmış, etrafa keskin kokularını yaymışlardı. Bu kokuyu ancak müzenin girişindeki eski kitaplar bozabildi. Kapının önüne geldiğinde büyük ahşap kapı içerden açılmış, derin bir koku ile birlikte ılık bir hava da tüm vücudunu yalamıştı. Uzaklardan ceketini ve şapkasını almak üzere gelmekte olduğunu düşündüğü kısa boylu adamın ayak seslerini işitti.  Hızlı ve kısa adımları telaşlı bir ruh halinde olduğunu gösteriyordu. İnce bir gülümsemeyle ufak adamı karşılarken bir yandan da ceketini ve şapkasını öne doğru uzatmıştı fakat aceleyle gelen adam aynı telaşlı hareketlerle:</p>
<ul>
<li>“Vaktimiz yok, acele etmeliyiz” diye fısıldadı. Daha neler olup bittiğini anlamadan ön tarafında atılan seri adımlara uyarken buldu kendini. Birkaç dakika sonra yağlı boyaların yanından geçiyorlardı. Gecenin bu saatinde açılan silik sarı ışıklar bütün tabloları olduklarından daha değerli gösteriyordu. Portreler ve doğa manzaraları alışılmadık bir şekilde git gide daha korkutucu bir hal alıyordu. Dalgın gözlerini tablolardan ayırmaya çalışırken birden çift taraflı bir kapının önünde durdular. Kısa boylu adam kapının belirli bir noktasına birkaç defa sertçe vurduktan sonra ağır bir gıcırdama ile kapı açıldı. Kapının hemen ilerisinde aşağı doğru inen büyük aralıklı taş merdivenler bulunuyordu. Korku dolu bakışlarla bir adım geri attı fakat kısa boylu adam sert bir uyarıyla “Hadi!” deyince olanca korkusunu unutup içeri daldı.</li>
</ul>
<p>Taş duvarların yüzeyinde bulunan garip simgeler keskin soğuğu daha da keskinleştiriyordu. Anlam veremediği bu simgelere uzun uzun bakarken bir yandan da etrafa yayılan küf kokusunun kaynağını arıyordu. Geleceklere yere varmadan önce birkaç karanlık köşeyi aydınlatarak döndüler. Son köşeyi döndükten sonra neredeyse eriyip bitmiş mumlarla aydınlatılmış büyük bir salona çıktılar. İsmini duyar duymaz sağına soluna bakınarak sesin nereden geldiğini görmeye çalıştı fakat gördüğü tek şey kalabalık bir grubun daha önce yalnızca bir kitapta okuduğu bir eylemi gerçekleştirdikleriydi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/">Kargalar Şehri -4- Telaşlı Portre</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-4-telasli-portre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16011</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 30 Jul 2018 05:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15426</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güvenliklerin keskin gözlerle izlediği kapıdan henüz geçmişti. Güvenlikler uyarıncaya kadar elektrikli bantta bıraktığı eşyalarını almaya yeltenmedi bile. Zorla birkaç adım attıktan sonra birbirinden habersiz sağa sola koşan kalabalığın ortasına daldı. Neredeyse sırtındaki çantayı bırakıp koşar adımlarla geriye doğru koşacaktı. Ayaklarına güvenemediğinden ileri doğru yürüyebildi sadece. Tekrar durduğunda havalimanının tam ortasında yıldız gibi asılı duran büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/">Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güvenliklerin keskin gözlerle izlediği kapıdan henüz geçmişti. Güvenlikler uyarıncaya kadar elektrikli bantta bıraktığı eşyalarını almaya yeltenmedi bile. Zorla birkaç adım attıktan sonra birbirinden habersiz sağa sola koşan kalabalığın ortasına daldı. Neredeyse sırtındaki çantayı bırakıp koşar adımlarla geriye doğru koşacaktı. Ayaklarına güvenemediğinden ileri doğru yürüyebildi sadece. Tekrar durduğunda havalimanının tam ortasında yıldız gibi asılı duran büyük ekranın önündeydi. Bütün rakamlar ve harfler birbirine giriyor, hepsi gözünde birden arkasındaki kalabalığı canlandırıyordu. Aklında kaldığı kadarıyla uçağın kalkacağı kapıya doğru yöneldi. Ne parlak ışıklı büyük kafe tabelaları, ne de süslü havalimanı ışıklandırmaları aklındakileri kovalamasına yardımcı olmadı.</p>
<p>Uçağa adımını attığı anda bir yere tutunması gerektiğine karar verdi fakat buna vakit bulamadan kendini girişteki uçuş görevlilerin kollarında buldu. Çok fazla düşmemiş olması kendini çabucak toparlamasına yardımcı oldu. Uçuş görevlilerinin ve arkasındaki diğer yolcuların yardımını reddedip tek eliyle üstünü silkeledi. Kalın ve soluk el çantasını da yerden alıp koltuğunun bulunduğu yere doğru yöneldi.</p>
<p>Oturur oturmaz dışarı attı gözlerini. Dışardaki fırtınanın yarattığı kaos, içerde koridor kavgası eden insanlarınkinden daha ilgi çekici geliyordu. Bir süre sonra uçak havaya oranla tehlikeli denebilecek bir hızla kendini yukarı kaldırmaya başladı. Henüz çok fazla mesafe kat etmemişlerdi ki daha fazla tutunmaktan vazgeçip bıraktı kendini koyu kırmızı kan damlası. Servis için gelen hostes uyarıncaya kadar beyaz gömleğindeki kocaman kan lekesinden haberi bile yoktu. Uçuş talimatlarını verirken hipnoz olduğu hostes, aşırı yüz makyajıyla artık oldukça çirkin gözüküyordu. Ayrıca çoktan dışardaki fırtınaya dalmış olan gözlerini tekrar kendine çevirmişti.</p>
<p>-Burnunuz kanıyor efendim, gömleğinize damlamış.</p>
<p>Bu hizmetkâr söyleme ancak sıkkın bir soluk verme ve miskin bir kafa sallamayla karşılık verebildi. Konuşurken aynı zamanda nemli bir havlu uzatan hostes, bütün yüzünü itici bir gülümsemeyle kaplıyordu. Uzatılan havluyu bir çift temiz el karşıladı. En çok da kendi dikkatini çekti bu kadar temiz olmaları. Aldığı havluyu dizlerinde bekletirken tekrar fırtınaya daldı.</p>
<p>Uçaklarla arası hiç iyi olmamıştı. Ne zaman uçak havalanıp tekerleklerini içeri soksa teni bembeyaz olur, midesine keskin bir kramp saplanırdı. Servis edilen yiyeceklerin ve içeceklerin yüzüne bile bakamadı. Saatlerdir yaptığı tek şey dışardaki fırtınayı izlemek ve sarsıntı sırasında sallanan kafasını korumak için elini çenesine yaslamaktı. Bir müddet sonra o garip koku yine etrafını sardı. Önce göz bebekleri ile sağ tarafında kalan iyi giyimli beyefendiyi süzdü. Sonra da önünde magazin dergisinin resimlerine gözlerini dikmiş kadına baktı. Bu koku ikisinden de geliyor olamazdı zira bu kokunun sahibini uzun yıllardır tanıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/">Kargalar Şehri / III. Bölüm Kokudan Sonra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-iii-bolum-kokudan-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Binbir Surat / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 11 Jun 2018 05:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14899</guid>
				<description><![CDATA[<p>Neye benzediğini bile kestiremediği o şeye saatlerce baktı. Gözünü bir saniye ayırmadan ve yeni aldığı siyah kundurasının üstünde biriken kara aldırış etmeden, saatlerce bekledi. Bunca bekleyişe rağmen elde ettiği tek şey sağlam bir soğuk algınlığıydı. Öyle bir bardak nane limonla geçecek türden bir soğuk algınlığı değildi bu. Birkaç metre öteden onu gören insanlar, hasta olduğunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/">Binbir Surat / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Neye benzediğini bile kestiremediği o şeye saatlerce baktı. Gözünü bir saniye ayırmadan ve yeni aldığı siyah kundurasının üstünde biriken kara aldırış etmeden, saatlerce bekledi. Bunca bekleyişe rağmen elde ettiği tek şey sağlam bir soğuk algınlığıydı. Öyle bir bardak nane limonla geçecek türden bir soğuk algınlığı değildi bu. Birkaç metre öteden onu gören insanlar, hasta olduğunu hemen anlıyorlardı. Zira böyle bir titreme ya bir hastada ya da bir delide olabilirdi. Saatler sonra harekete geçmek isteyince donmuş bacaklarını açması pek kolay olmadı. Önce birkaç kez olduğu yerde zıpladı. Daha sonra kollarını iki yana açıp sallanarak ceketindeki karları da döktü. Hala anlamsız gördüğü şeye son bir kez bakıp garip bir tebessümle yoluna koyuldu.</p>
<p>Şehre ne zaman kış çökse ve yağan kar şehri en büyülü haliyle örtse, kendini hemen dışarı atar, ne soğuğa ne de ona bakan aşağılayıcı gözlere aldırış etmezdi. Yine de böyle zamanlarda, özellikle bazı dükkânlarda ve mağazalarda gördüğü o anlamsız şeyi saatlerce izlemeden bulunduğu yerden ayrılmazdı. En çok da bu sıralarda hissederdi o garip hissi. O anlam veremediği şeyi izlerken, biri de onu izliyormuş hissinden kurtulamazdı hiç. Kışın sertliğini en acımasız haliyle gösterdiği günlerden bir gün, çıktı dışarı. Üstünde her zamanki lacivert, kalın ceketi ve yağan kara inat giydiği siyah kunduraları ile. Önce pas geçti dimdik duran onur simgesi direkleri. Uzunca sıralanmış olan apartmanların bittiği köşeden dönünce karşısına şehrin en meşhur caddesi çıktı. Göz bebekleri bir anda kocaman olmuştu adamın. Akşamın bu saatine rağmen bu kadar kalabalık olması onu da şaşırtmıştı doğrusu. Neden sonra aniden irkildi ve ceketinin yakasını dikip hafif bir titremeyle yoluna koyuldu.  O ilerledikçe kalabalık artıyor, kalabalık arttıkça adamın içindeki korku ve zevk miktarı eşit miktarda yükseliyordu. En karmaşık duyguları muhteşem bir zevkle yaşarken yine yerle bir oldu iç dünyası adamın. Bir anda soğuk bir nefes ve bir çift adım hissetti hemen ardında. Besbelli takip ediliyordu. Önce adımlarını hızlandırdı. Bu hamlesine karşı arkasındaki adım sesleri de serileşti. Hatta bir ara ensesindeki nefesin gittikçe soğuduğunu bile hissetti. “Neredeyse bir ölü tarafından takip edildiğimi düşüneceğim” dedi kendi kendine. Ne zaman bir köşeden dönüp yolunu değiştirse, arkasındaki soğuk nefesli insan da aynı yollardan onu takip etmeye devam ediyordu. Bir ara büyük vitrinli bir mağazanın önünde birden duruverdi ve takip eden insanı görmek için gözleriyle omzunun arkasını yokladı. Uzun uzun gözledi adam arkasında kalan kalabalığı, fakat tek gördüğü birbirinden habersiz yürüyen kalabalık bir insan topluluğuydu. Tekrar gözlerini önüne düşürüp yola koyulacaktı ki o anlamsız şeyi yeniden gördü. Görmesiyle birlikte öylece kalakaldı olduğu yerde. Bazen başını ağır ağır sağa sola çeviriyor bazen de sert bir rüzgâr onu uyarınca gözlerini dahi kırpmadan yavaşça tek eliyle ceketini önünde topluyordu.</p>
<p>Birkaç saat sonra, yerinden bir adım bile kımıldamayan adam aniden derin bir nefes alıp hızlı adımlarla geldiği yolu geri gitmeye başladı. Yine takip edildiğinin farkındaydı hatta bu sefer dönüp arkasına bile bakmıştı fakat yine gürültülü kalabalık ve sıcak renklerle parlayan şehir ışıkları vardı adamın arkasında. Hızlandıkça soluğu da hızlanıyordu. Ceketinin önünü tutmayı bırakmış bütün kış mevsimini tek başına göğüslemişti. Döneceği son köşe gözüne göründüğünde birden durdu. Sanki arkasındaki bütün insan topluluğu da onunla birlikte hareket etmeyi kesti. Ne bir soluk ne bir ışık kalmıştı arkasındaki o meşhur caddede. Soğuk kış ayazı bütün yüzleri eşit şekilde yakıyor, rüzgâr bütün gece boyunca en özgür dansını yapıyordu. Olanları fark etmesine rağmen arkasına dönüp bakamadı bile. Göz bebekleri yok olacak kadar küçülmüştü. Aldığı nefesi duyacak kadar rahatsız edici bir sessizlik olduğundan nefes almayı bile bıraktı. Tekrar hareket etmeye yeltendiğinde bütün insanlar ona doğru yürüyor, ona doğru hamle yapmak için zaman kolluyorlardı. Köşeyi dönene kadar ağır adımlarla ilerlemiş ve evi gözükmüştü fakat aynı zamanda arkasındaki kalabalık da ona iyice yaklaşmıştı. Korkmuş ve tedirgin bir şekilde olduğu yerde planlar yapıyor, eğer koşarsa kendini eve nasıl atabileceğini hesaplıyordu. En son bacaklarını hissetmediğinin farkına vardı. O kadar çok beklemişti ki siyah kunduraları buzdan iyice parlamış, beklediği yer ise epey kayganlaşmıştı. Eğer kendi hareket etmezse vücudu ona ihanet edecek ve bir şekilde kayıp arkasındaki kalabalığın kucağına düşecekti. Bunun farkına varıp önce derin bir nefes aldı ve bütün cesaretini topladı. Ardından nefesini yavaşça verip olanca hızıyla koşmaya başladı. Koştukça ciğerleri keskin bir acıyla buluşuyordu. Yüzü bir volkan gibi kızarmıştı. Vücudunun ateşler içinde yandığını hissediyordu fakat bir yandan da akşamın erken saatlerinde ensesinde hissettiği o serin nefes daha da artarak bütün sırtını buz kesiyordu. Saatlerce koşmuş gibiydi, yolun yarısına geldiğinde. Bir tepeyi tırmanırken durup dinlenmek yapılacak en mantıksız hareketlerdendi. Bu yüzden ne durdu ne de dönüp arkasına baktı. Bir süre daha koştu ve tepedeydi. Neredeyse evine varmıştı fakat evden çıkarken ceketinin koluyla temizlediği kundurası paramparça olmuş, üstelik ceketi de çoktan üstünden çıkmıştı. Birkaç adım daha atabildi yumuşak karın üzerinde. Hızı iyice azalmış, adımları güçsüzleşmişti. En son koşmayı bırakıp bir anda dizlerinin üstüne yıkılıverdi. Ellerini karın içine daldırıp son gücüyle yumruklarını sıkıca kapadı. Zaten dizlerinin üstüne çökünce vücudunun yarısı karlar içine gömülmüştü. Arkasından koşan kalabalığın vahşi gürültüsü iyice artmıştı. Her birinin çirkin yüzlerini şimdiden görebiliyordu. Sesler iyice yükseldiğinde ve koşan adımlar yeri titrettiğinde kendini karların içine bırakıverdi.</p>
<p>Gözlerini açtığında soğuk bir nefesle kalktı yattığı yerden. Önce ellerini daha sonra ayaklarını kontrol etti. Her zamankinden sağlıklı gözüküyordu. Daha sonra anladı evinde olduğunu. Ayağa kalktı. Hava her zamanki gibi serin ve rüzgârlıydı. Rüzgârın uğultusu ince melodilerle yağıyordu şehre. Zihnini yoklamadan önce bir bardak su içti ve dolapta asılı olan yeni kıyafetlerini gördü. Büyük bir endişe ve isteksizlik ile giyinip kendini dışarı attı. Her zamanki yürüdüğü caddeye doğru yol almaya başlamıştı. Ne bir korku ne de bir zevk vardı içinde. En sade haliyle sadece yürüyor, sağına soluna bile bakamıyordu. Ensesindeki soğuk nefesin eksikliğini fark etmemişti bile. Karanlıkta sıcacık renklerle parlayan binaların sabah olunca makyajı akmış çirkin birer yığına dönüşmüşlerdi. Caddenin sonlarına doğru ufak bir dükkânın önünde durdu. Derin bir nefes verdi. Verdiği nefesle önündeki cam birden buzlanmaya başladı. Cam buzlanınca görüntüler daha da keskinleşti ve gözlerini bütün camda gezdirdi. Şimdi ise koca cam vitrinde gördüğü tek şey kendi yansımasıydı. Birkaç dakika bile izleyemeye dayanamadan yavaş adımlarla oradan ayrıldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/">Binbir Surat / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/binbir-surat-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14899</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Memleket Meselesi / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 21 May 2018 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14539</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun, kirli parmaklarından akan kanı sildi ihtiyar. Tırnaklarındaki kurumuş motor yağıyla buluşunca kanı, elleri bir resim paletine döndü. Biraz içinden sövdü çırağı duymasın diye. Çırak zaten oralı bile değildi. Kesiklerinden bir dünya haritası çıkabilirdi ya da yaşı sayılabilirdi yüzündeki kırışıklıklardan. İçeri girdim. Bir torna tezgâhına bırakabileceğim en güzel selamı bıraktım. Çırak aldı selamımı. İhtiyar bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/">Memleket Meselesi / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun, kirli parmaklarından akan kanı sildi ihtiyar. Tırnaklarındaki kurumuş motor yağıyla buluşunca kanı, elleri bir resim paletine döndü. Biraz içinden sövdü çırağı duymasın diye. Çırak zaten oralı bile değildi. Kesiklerinden bir dünya haritası çıkabilirdi ya da yaşı sayılabilirdi yüzündeki kırışıklıklardan. İçeri girdim. Bir torna tezgâhına bırakabileceğim en güzel selamı bıraktım. Çırak aldı selamımı. İhtiyar bir çay söyledi önce, sonra ulaştı selamım kulaklarına. Uzunca bir zamandır görmemiş gibi açtı kollarını iki yana. Bu samimiyete bir tebessüm yeter diye düşündüm. Anlayışlı bir bakışla daha da anlam kazandı hafif gülümsemem. Oturmam için yer gösterdi. Zaten divan boylu boyunca boştu. Çekingen oturuşum ihtiyarın dizime bir avuç darbesiyle dağıldı. Garip, kendimi buralı gibi hissetmeye başlamıştım. Açıkçası çayın kokusu şımartmıştı biraz da beni. Hatta bir ara çayı karıştırdıktan sonra, kaşığı sehpaya fırlatmak bile geçti aklımdan. Neyse ki ihtiyarın arkasındaki bileme bıçaklarını gördüm. O zaman geldi aklım başıma. Konuya giriş yapmak, konunun kendisi kadar zordu. Hem geri dönüşü de yoktu. Bu yüzden gözlerim hala yerde dağınık halde duran İngiliz anahtarı takımında. Bir anda haykırdım:</p>
<ul>
<li>Gidiyorum.</li>
</ul>
<p>Sesimin ayarı fazla kaçmış olacak ki çırak elindeki bütün vidaları yerle buluşturdu. İçimden gülmek ama karşımda bir çift gür ve beyaz çatık kaş görünce kıkırdamam bile ciğerime kaçtı ve kıyamet bundan sonra patlak verdi. Keşke kelimesi hayatım boyunca hiç bu kadar anlamlı olmamıştı ama keşke ağzımın kilidini açık bırakmasaydım. Şimdi ihtiyar her mimiğinde farklı bir yerime kesik atıyor, ben aklımdan hızlıca bunları geçirirken ihtiyarın elmacık kemikleri birer volkan yaratıyordu. Gırtlağında kabaran her damar bir yol ayrımı gibiydi benim için. Bu sırada başladı taptaze bir kar yağışı. Zaman o kadar yavaşlamıştı ki kar tanelerinin birbirinden kaçışı bile gözlemlenebilirdi. Gözlerimi çekip kurtaran daldıkları yerden ihtiyarın gür sesi oldu:</p>
<ul>
<li>Hiçbir yere gidemezsin efendim!</li>
</ul>
<p>Ne kadar samimi ve sevecen dursa da bu cümle, ihtiyarın yüzünden öfke ve inat okunuyordu. Çırak ortalıktan kaybolma işinde tecrübeliydi. Beni kurtarsın diye uzun süre aradı gözlerim onu. Bir keresinde de memleketimden ayrılırken bu duruma gelmişti gözlerim.</p>
<p>Sonuç olarak tehlikedeydim ve buradan sağ çıkabilmemi sağlayacak kimse yoktu. Enseme değen soğuğu hissedince anladım çırağın arka kapıdan kaçtığını. Avuç darbesiyle gevşeyen dizlerim daha da karmaşık bir hal almıştı. Önümdeki çayda yansımamı görünce aklıma Afrika belgesellerindeki antiloplar geldi nedense. Galiba bunun sebebi kuru ayazdan yanan yüzüme nasırlı beş iri parmağın dörtnala koşmasıydı. Bir kelimem, ihtiyarın o günkü av ihtiyacını karşılamıştı. Tokat değil de, çırağın ben tokadı yedikten sonra ortaya çıkması sinirlerimi bozdu en çok. Hani elimde olsa şöyle bol şekerli bir tokat da ben çırağa armağan ederdim. İhtiyar artık ayaktaydı. Yaşına rağmen hareketleri diri ve sabırsızdı. Zaten yarısı kül olmuş sigarasını tek nefeste bitirdi. Bir yandan da tokat attığı elinin işaret parmağıyla havada ileri geri zikzaklar çiziyordu.</p>
<p>Dakikalarca volta attı ihtiyar, zaten üç beş adım olan dükkânda. Bu sırada duyulan tek ses çırağın amaçsızca giriştiği bir mutfak robotu tamirinin vida ve jilet sesleriydi.</p>
<p>Sonralardan karın üzerine basan bot sesleri duydum. Bir yazarı koysanız şu an yerime, eminim kelime dağarcığı bir ankaya atlayıp Kaf dağına doğru uzaklaşır. Ne söylesem ihtiyar daha çok sinirleneceğinden epey uzun bir süre konuşmadan zemindeki taşlarla bakıştım. En sonunda bu durumdan ihtiyar da sıkıldı. Gözlerini bana çevirip:</p>
<ul>
<li>Yapacak işlerin var, dedi.</li>
<li>Yapamam, dedim.</li>
<li>Zaten bu yüzden gidiyorum, diyerek de sesimi iyice yükselttim.</li>
</ul>
<p>İlk hamleyi ihtiyarın yapması cesaretlendirmişti beni.  Hiçbir zaman hak etmedim bu toprakları ben. Yer yarılsa da bütün âlem girse içeri, bir beni kabul etmezler aralarına. Gerçek yurdumu bulmam lazım.</p>
<p>Söylediklerim ihtiyarda sakinleştirici etkisi yapmıştı. Yerine oturup çıraktan bir bardak su istedi ama sehpaya konan sudan bir yudum bile almadı. Ağzından derin bir nefes alıp “Git” dedi sadece. Ne yapacağımı şaşırdım ilk başta. Sonra çırağa kindar bir bakış atıp dışarı fırladım. Önüme biri çıksa yerle yeksan edebilirdim. Bu yüzden tercih ettim ara sokakları. Önce biraz hızlı yürüdüm daha sonra yavaşlattı rüzgâr ayaklarımı. Baktığım her yansımada şekilsiz bir yüzden başka bir şey göremedim.</p>
<p>Zihnimin en derin köşelerinde ihtiyarın sözlerini tekrarlayıp durdum. Ben düşündükçe yol daraldı, yol daraldıkça ciğerlerim küçüldü. Kaldırımlar artık daha bir seviyesiz gelmeye başladı. Dayanamayıp bir tekme savurdum taze karı yutan kaldırıma. Hürüm artık. Her kanadımda özgürlüğe daha çok yaklaşıyorum. En son gördüğüm ise yerdekilerden, çırağın pis sırıtışı oldu. Her nefesimde daha da yükseldim. Tutulmaz artık ellerim ve beni kimse bulamaz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/">Memleket Meselesi / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/memleket-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14539</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 24 Apr 2018 04:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14267</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bin bir güçlükle açtım gözlerimi. Tam karşımda duran pencereden giren ışıkla birlikte tekrar kapanması bir oldu. Ne doğru düzgün nefes alabiliyor ne de ağzımı açıp birkaç kelime konuşabiliyordum. Öylece sımsıkı yumduğum gözlerimle karanlığı izliyor, gırtlağımda yutkunamadığım tükürüklerimi biriktiriyordum. Kapı açılana kadar duyduğum tek şey yağmur damlalarının camla olan senfonisiydi. Kapı açılır açılmaz kesik kesik ağlama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/">İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bin bir güçlükle açtım gözlerimi. Tam karşımda duran pencereden giren ışıkla birlikte tekrar kapanması bir oldu. Ne doğru düzgün nefes alabiliyor ne de ağzımı açıp birkaç kelime konuşabiliyordum. Öylece sımsıkı yumduğum gözlerimle karanlığı izliyor, gırtlağımda yutkunamadığım tükürüklerimi biriktiriyordum. Kapı açılana kadar duyduğum tek şey yağmur damlalarının camla olan senfonisiydi. Kapı açılır açılmaz kesik kesik ağlama sesine benzer bir sesle irkildi kulağım. Daha sonralardan yankılandı koridorda bir sedyenin ağır tekerlek sesleri. Ağırdı zira sanıyorum acelesi yoktu. Acelesi olmayan seslere uyanır burada hastalar. Onlar şanslı olanlardır. Bir de üstünde yakasız gömlekle uyananlar var ki onların hali hepimizden beter. Hemen yanımdaki yatakta ufak tefek bir hanım vardı geçenlerde. Geleni gideni çok olurdu. Ben yalnızca onun uzun kemikli parmaklarıyla gelenlerin ellerini tuttuğunu görebildim. Bazen de en içten öksürükleriyle tüm hastaneyi ayağa kaldırırdı. Sonra sabaha kadar ben ve tepemdeki yarısı patlak floresan bakışır dururduk. Yine de özlüyorum onu. Nice anımız oldu birlikte. Hele şu karşı odadaki huysuz herifin boğazına ekmek takıldığı günkü hemşirelerin telaşı, beni hala güldürür. Sahi ne diye huysuzlanırdı ihtiyar bilmem. Benim hastalığım yanında onunki hiç sayılırdı. Endişelenmiyor değilim. Giderek artıyor sızılarım. Kafamdaki her tel saç tek tek çekiliyormuş gibi günlerdir. Ne tadım kaldı ne de tuzum. Hemşirelerin tek yaptığı o çirkin suratlarına yalandan birer gülümseme yerleştirmek. Gözlerimi zorla açtıran da onlardan biri oldu. Yine aynı gülümsemelerden biriyle:</p>
<ul>
<li>Günaydın, dedi.</li>
</ul>
<p>Minyon vücuduna oranla aşırı büyük olan avucuyla sabah haplarımı uzatıyordu. Hapları alıp diğer eliyle uzattığı suyu geri çevirdim. Yüzümde bütün insanlık tarihinin minnetsizliği okunabiliyordu. Ya da ben öyle sanıyorum. O sadece şekilsiz bir yüz ve birbirine karışmış kirli saç ve sakallar gördü. Yine de tüm karşı duruşumla arkamı dönüp terden yer yer sararmış battaniyeyi üstüme çektim. Yüksek topuklu ayakkabılarını beynime vura vura çıktı hemşire. Hemen ardından kapıda titrek elleriyle hasta bakıcımız göründü. Elinde demir tepsi ve üzerinde daha gözlerim kapalıyken ne olduğunu anlayabildiğim tatsız tuzsuz çorbalar. Hasta bakıcının odaya girmesiyle odadakilerin yataklarında doğrulması bir oldu. Daha fazla dayanamayıp ben de doğruldum yatağımda ama ne hasta bakıcı ne de tatsız çorbaları için. Odaya giren başka bir hemşire daha “nereye?” diye soramadan attım kendimi koridora. Biraz hızlı bir çıkış yapmış olacağım ki midem bu kadar hızı kaldıramadı ve olduğum yere bütün mal varlığımı bırakıverdim. Ağır basan mahcubiyet duygum ve ben bir an önce uzaklaşmak için yola koyulduk. Daracık koridorun duvarlarına dayana dayana kendimi merdivenlerin başına ancak atabildim. Daha nerede bile olduğumu tam anlamadan büyük bir gürültüyle koca bir sedye yuvarlandı hemen yanımdan aşağıya. Gürültünün şokunu atlatamadan bütün hastane ışıkları sönüverdi. Üstüme iki eliyle çökmüş gibiydi şimdi ölüm denen aziz çınar. Başımdan ayaklarıma kadar bütün hatalarım, pişmanlıklarım birer birer kaynar su olup döküldü yavaşça. Bitmesine az kala hain senaryonun, dayanamayıp dizlerimin üstüne bıraktım kendimi. Bütün güçsüzlüğüme rağmen ellerim sımsıkı kapalı ve sırtım hala dimdikti. Böyle savaştığımı düşündüm ölümle. Bu koridor bir savaş meydanıydı ve ben diğer erlerle aynı kaderi paylaşma niyetinde değildim. En son hatırladığım tam sırtımdan saplanan keskin bir hançerin soğukluğuydu. Tahmin edilmeyen bu hain hamleyle dimdik duran sırtım, hastanenin ıslak taş zeminiyle buluştu. Uyandığımda o rahatsız edici ışık yine tam gözlerimin önünde benimle alay eder gibi dans ediyordu. Bu sefer hastanenin koridorlarında tekerlek sesleri yerine zafer sarhoşluğu yaşayan düşmanımın kahkahaları yankılanıyordu. Daha gırtlağımı temizlememe bile izin vermeden elindeki iki hapı birden ağzıma tıkıverdi hemşire. Bir yandan da gözleri bir şeyler karalayan pos bıyıklı doktoru inceliyordu. Bir esir kampından farkı yoktu zaten dört tarafı çevrili şu eski yatağın. Verilecek hükmü bekliyordum içimde en asil duygularla. Tam o sırada başladı taze bir kar yağışı. Taptaze birikivermişti hemen pencerenin önüne. En fazla görebildiğim uzaktan, birkaç çam ağacının beyazla örtülmüş tepesiydi. Bütün sakinliğimle mevsimin melodilerine dalmışken, gür bıyıklarının ardından ince dudaklarını hareket ettirdi doktor.</p>
<ul>
<li>Tansiyonmuş, dedi.</li>
</ul>
<p>Boş gözlerim daha da konuşmasını bekliyormuşum gibi bakakaldı doktora. O da mesajı anlamış olacak ki konuşmasını sürdürdü.</p>
<p>-Seninle çok bir işimiz kalmadı artık. Geldiğindeki halinden daha iyisin. Neredeyse bir haftan doluyor. Burada kalmak için bir sebep de yok hem, diyerek o da gülümseyerek gözlerini hemşireye çevirdi.</p>
<p>Bir süre bakışıp ikisi birlikte bana döndü ve hemşirenin çevik el hareketleri beni dik durduğum yatakta bir anda yatırıverdi. Anlaşılmazlığın ve iğrenmenin verdiği korkuyla tir tir titremeye başladığımda doktor gülümsemesini sürdürdü.</p>
<p>-Altı üstü gripsin, bir sedyeye bile ihtiyacın yok eve gitmek için, diye ekledi üstüne.</p>
<p>Ne aldığım ağır yenilgi, ne de maruz kaldığım onca mide bulandırıcı muamele, doktorun son cümlesi kadar incitmemişti tüm benliğimi. Artık ne için var olduğumu bile bilmiyordum. Odadaki herkes çıkar çıkmaz bir telaşla attım kendimi yağan karın altına. Onca merdiveni nasıl indiğimi bile hatırlamıyorum. Savaş alanları korkunç olur, zafer kazanmadıkça. Bu taze karla haşır neşir olmak yenilgi unutturur insanın en hastasına.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/">İlaçla Yedi Gün İlaçsız Bir Hafta</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ilacla-yedi-gun-ilacsiz-bir-hafta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14267</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Susamak / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 11 Feb 2018 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12833</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kendi celladıyla aynı havayı solumak gibi Bir ağacın son şarkısını dinlemek Yağmuru özleyen bir çocuğun Havayı koklaması gibi Yatağından kalkan suları dinlemek Damlalardan serpen dualarla Terk edemezler yerliler yağmur dansını Merdiveni son kez çekince sular Geceyi dolduran bir nehir Akar zindanlardan Kaçak yıldızlara ulur gri kurtlar Güneşin kaçışını izlerken Tuzlu gözyaşlarıyla Kan ve ter yurt [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/">Susamak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi celladıyla aynı havayı solumak gibi</p>
<p>Bir ağacın son şarkısını dinlemek</p>
<p>Yağmuru özleyen bir çocuğun</p>
<p>Havayı koklaması gibi</p>
<p>Yatağından kalkan suları dinlemek</p>
<p>Damlalardan serpen dualarla</p>
<p>Terk edemezler yerliler yağmur dansını</p>
<p>Merdiveni son kez çekince sular</p>
<p>Geceyi dolduran bir nehir</p>
<p>Akar zindanlardan</p>
<p>Kaçak yıldızlara ulur gri kurtlar</p>
<p>Güneşin kaçışını izlerken</p>
<p>Tuzlu gözyaşlarıyla</p>
<p>Kan ve ter yurt arıyor olmalı ellerinde</p>
<p>Bir orman iner de hesap sormaya</p>
<p>Körler son kez dalar suya ve toprağa</p>
<p>Ağlamak şimdi üstüne ölü toprağı serpilmiş</p>
<p>Bir yaprak</p>
<p>Gözlerini kapatınca bir mevsim</p>
<p>Yeşil sancılarını</p>
<p>O zaman haykıracak</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/">Susamak / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/susamak-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12833</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu Sefer Zafer / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 12 Jan 2018 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12504</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uzun sessizlikte bir kız doğar Bir oğlan gömülür sonbahara Ötekilerden farklı sallanır Budanmış ağaçlar Ancak bir meleğin borusu Cesur çığlığımı boğar Yaşasın meydan uğultusu İlmin köleleri Hastalıklar bile hep bir ağızdan Külçe külçe perişanlık Çer çöp olmuş bir köpeğin havlamasında Uyku denen aziz komedya Bırak çırpınsın Her adımı bahar müjdecisi Kadim dağlarda Ah zulüm Sırtımda [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/">Bu Sefer Zafer / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun sessizlikte bir kız doğar</p>
<p>Bir oğlan gömülür sonbahara</p>
<p>Ötekilerden farklı sallanır</p>
<p>Budanmış ağaçlar</p>
<p>Ancak bir meleğin borusu</p>
<p>Cesur çığlığımı boğar</p>
<p>Yaşasın meydan uğultusu</p>
<p>İlmin köleleri</p>
<p>Hastalıklar bile hep bir ağızdan</p>
<p>Külçe külçe perişanlık</p>
<p>Çer çöp olmuş bir köpeğin havlamasında</p>
<p>Uyku denen aziz komedya</p>
<p>Bırak çırpınsın</p>
<p>Her adımı bahar müjdecisi</p>
<p>Kadim dağlarda</p>
<p>Ah zulüm</p>
<p>Sırtımda bir karaborsa</p>
<p>Ne koparsa karına çek al içimden</p>
<p>Her yer yıkılacak tamam</p>
<p>Karanlık çağların çok sesli kentleri</p>
<p>Kıskanacak zafer nidalarımı</p>
<p>Sefer yok</p>
<p>Sorumlusu da</p>
<ul>
<li>Zübeyr Erkam</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/">Bu Sefer Zafer / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sefer-zafer-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12504</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Başka Sorum Yok</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Dec 2017 08:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=12139</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dur ya da geç çıbanlardan Ya da öl veya öldür Fakat bil kavgayı Yumruğunun sesi gür olsun Fark etmez nereden geldiği Eğri kulakları çınlatsın Vakit Karanlıkta basit insanların kıyımı Ve yanan gözler güneşten parlak Şafağın son kez batışı Şaşkınlığın –daha çok sevincin- işareti Sorumluluk, kökü gülmekten gelir Ataları epey yaşlıdır Ve saygı duymak gerekir Çoğu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/">Başka Sorum Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dur ya da geç çıbanlardan</p>
<p>Ya da öl veya öldür</p>
<p>Fakat bil kavgayı</p>
<p>Yumruğunun sesi gür olsun</p>
<p>Fark etmez nereden geldiği</p>
<p>Eğri kulakları çınlatsın</p>
<p>Vakit</p>
<p>Karanlıkta basit insanların kıyımı</p>
<p>Ve yanan gözler güneşten parlak</p>
<p>Şafağın son kez batışı</p>
<p>Şaşkınlığın –daha çok sevincin- işareti</p>
<p>Sorumluluk, kökü gülmekten gelir</p>
<p>Ataları epey yaşlıdır</p>
<p>Ve saygı duymak gerekir</p>
<p>Çoğu ihtiyara</p>
<p>Dallanıp budaklanan yollarda</p>
<p>Bir çift ayak genelde</p>
<p>Ve gökten kavisle düşen taşlar</p>
<p>Beyin kanaması fikir nakli gerektirir</p>
<p>Bir şemsiye şart</p>
<p>Kendi zihnimle yaşamak için</p>
<p>Zira doluyken ceketimin cebi</p>
<p>İnsan kemikleriyle</p>
<p>Uzun mesafelerde yürümek</p>
<p>İyidir genelde</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/">Başka Sorum Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/baska-sorum-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12139</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşamak Meselesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Nov 2017 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11682</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşar bilmez genelde ne yediğini Doymadan kalkar sofradan Susadı mı nehirler yetmez kuru gırtlağını ıslatmaya Soluduğu havanın yüzde kaçı vergi bilmez Ya da oturma grubunda fazla yer kaplamak istemez Bağırsa dağları inletir ya da kargaları sıçratır Umursamaz çoğu yaşam formunu Gün doğar Işık vurur yaşarın renksiz gözlerine Yaşar ölmeyi arzular Gökte her renkte şimşek çakar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/">Yaşamak Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşar bilmez genelde ne yediğini</p>
<p>Doymadan kalkar sofradan</p>
<p>Susadı mı nehirler yetmez kuru gırtlağını ıslatmaya</p>
<p>Soluduğu havanın yüzde kaçı vergi bilmez</p>
<p>Ya da oturma grubunda fazla yer kaplamak istemez</p>
<p>Bağırsa dağları inletir ya da kargaları sıçratır</p>
<p>Umursamaz çoğu yaşam formunu</p>
<p>Gün doğar</p>
<p>Işık vurur yaşarın renksiz gözlerine</p>
<p>Yaşar ölmeyi arzular</p>
<p>Gökte her renkte şimşek çakar</p>
<p>Bir kapı açması yeter kaldırımların selam durmasına</p>
<p>Bir tek kaldırımları umursar gizlice</p>
<p>Köpekler havlar</p>
<p>Gökten kemik yağar</p>
<p>Yaşar kaldırır ellerini</p>
<p>Ne dediği anlaşılmaz</p>
<p>Akşam olur</p>
<p>Boş bir kovaya kusar herkes günün nefretini</p>
<p>Yaşarın yamuk kovası yosun tutar</p>
<p>İhtiyar komşuları ölümü bekler</p>
<p>Yaşarın yatılı misafiridir zifiri karanlık</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/">Yaşamak Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yasamak-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11682</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KORSAN ŞAİR / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 25 Oct 2017 21:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11383</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eşitlik bozuldu Ve insan öldü Şimdi dürüst olalım Bir kekemenin Yangını haykırması gibi şiir Biliyorum Şiirde olan şiirde kalır İster sağdan ister soldan olsun Değişmez ses Akacak çığlık kalemde durmaz Bir katilin ellerini kavuşturması Korsan kalemimle geceleri şiire çıkmam Devamlı güç kaybederken Açık kalan mikrofon Ben, baharı hep aynı yerinden çizen bir facia Fakir bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/">KORSAN ŞAİR / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eşitlik bozuldu</p>
<p>Ve insan öldü</p>
<p>Şimdi dürüst olalım</p>
<p>Bir kekemenin</p>
<p>Yangını haykırması gibi şiir</p>
<p>Biliyorum</p>
<p>Şiirde olan şiirde kalır</p>
<p>İster sağdan ister soldan olsun</p>
<p>Değişmez ses</p>
<p>Akacak çığlık kalemde durmaz</p>
<p>Bir katilin ellerini kavuşturması</p>
<p>Korsan kalemimle geceleri şiire çıkmam</p>
<p>Devamlı güç kaybederken</p>
<p>Açık kalan mikrofon</p>
<p>Ben, baharı hep aynı yerinden çizen bir facia</p>
<p>Fakir bir hayvan gibi susamam</p>
<p>Mahkûm da öldü</p>
<p>Artık bir şey gelmez elimden</p>
<p>Kırıldı kalemim</p>
<p>Faiz bindirmişler tahta atıma</p>
<p>Kaybedenlerin aksine</p>
<p>Gülmek geliyor içimden</p>
<p>Ama her dilden</p>
<p>Bir çift göz sesleniyor gözlerime</p>
<p>Hep bir hata ile utanıyorum</p>
<p>Ne zaman kokusunu alsam</p>
<p>Şanlı bir giyotinin</p>
<p>Üzerimde yakasız bir gömlekle uyanıyorum</p>
<p>Bakır tenli birkaç yaprak okşuyor yüzümü</p>
<p>Ben yeniden toprağa âşık oluyorum</p>
<p>Devlerin sesleri örterken üstümü</p>
<p>Ben sessizliğe uyanıyorum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/">KORSAN ŞAİR / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/korsan-sair-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11383</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DİYALOGLU AMA BAŞLIKSIZ BİR YAZI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Sep 2017 11:50:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10844</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir bomba patlamaz ben hapşırınca. Sen çok yaşa dediğin için fazla uzun sürmez ömrüm. Her öksürene helal dersen, alamayız önünü ayaklanmaların. İtinayla ölünür. Bunu da yaz aklının bir kapısına. Nasılsın? Nefes alıyorum. Bomba patlar mı? Uzaydayım. Kapı önü serilir ama önce eller yıkanır. Eller yıkanırken köpek gibi olur. Birkaç serseri mayın ateş yağdırır kıblesi seyyarlara. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/">DİYALOGLU AMA BAŞLIKSIZ BİR YAZI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bomba patlamaz ben hapşırınca. Sen çok yaşa dediğin için fazla uzun sürmez ömrüm. Her öksürene helal dersen, alamayız önünü ayaklanmaların. İtinayla ölünür. Bunu da yaz aklının bir kapısına.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Nefes alıyorum.</li>
<li>Bomba patlar mı?</li>
<li>Uzaydayım.</li>
</ul>
<p>Kapı önü serilir ama önce eller yıkanır. Eller yıkanırken köpek gibi olur. Birkaç serseri mayın ateş yağdırır kıblesi seyyarlara. Ben gülenleri temsil ederim. Ustam bana ağlar.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Çay içiyorum.</li>
<li>Kâğıt yanar mı?</li>
<li>Ormandayım.</li>
</ul>
<p>İnsan insandır yanlış hatırlamıyorsam. Bu bütün takvimlere göre böyledir. Patavatsız kırıntılar vardır bir de ben onlara saygı duymam. Kitle imha silahlarına sahibim ben. Bunu bilmiyordunuz. İstersem yok edebilirim bütün tünelleri.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Kazıyorum.</li>
<li>Demir paslanır mı?</li>
<li>Madendeyim.</li>
</ul>
<p>Ata binmek bir senfonidir. Sağırlar ayak koyamazlar mahmuza. Körler zaten duysa da anlamaz. Yirmi yıl okursun da bir ata binmeyi öğretmezler sana. Öğrenmek için birkaç yıl boykot etmem gerekti fabrikaları. Mistik bir toprak vardı cebimde. Bir cuma öğleni gün zaferin sarhoşluğunu yaşarken anlam buldu da ondan. Yılanın yuttuğu fillerle uğraşacak değilim. İş güç sahibi bir insanım ben hem de sigortalı.</p>
<ul>
<li>Nasılsın?</li>
<li>Uyuyorum.</li>
<li>Sabah olur mu?</li>
<li>Karanlıktayım.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/">DİYALOGLU AMA BAŞLIKSIZ BİR YAZI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/diyaloglu-ama-basliksiz-bir-yazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Galata / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Aug 2017 21:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10452</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bugün yine bir canlı bomba olarak uyandım. Kuşların dilinden selam durdum esnafa. Kuş dediysem bülbül şakımaları sanmayın. Bayağı kargaların borusu öter burada. Kalkıp sütçüye sövdüm en ağır dilimle ya da öyle sanıyorum. O yalnızca birkaç kuru öksürük duydu. Çay içmeliyim afyonum infilak etmeden. Zira çaysızlık beni korkunç derecede kibirli yapabilir. Şimdi ısrarlı bir senfoni çalıyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/">Galata / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün yine bir canlı bomba olarak uyandım. Kuşların dilinden selam durdum esnafa. Kuş dediysem bülbül şakımaları sanmayın. Bayağı kargaların borusu öter burada. Kalkıp sütçüye sövdüm en ağır dilimle ya da öyle sanıyorum. O yalnızca birkaç kuru öksürük duydu. Çay içmeliyim afyonum infilak etmeden. Zira çaysızlık beni korkunç derecede kibirli yapabilir. Şimdi ısrarlı bir senfoni çalıyor fonda. Demlikle dansım bir batılıyı bile kıskandırabilir. Hava iyice bozdu kendini. Güneşle bir küskünlük halindeler. Bulutlar, dokunsan ağlayacaklar. Gök damarlarını vuruyor tepelere. Güzel, şimşekleri çekebilirim üstüme. Gitmeliyim, Galata beni bekler.</p>
<p>Günaydın Galata. Tünaydın kulesi. Bugün mistik bir tavır takınmışsın. Yakışmış doğrusu. Yalnız o ecnebi malı gerdanlık epey bir sırıtmış haberin olsun. Çaycı, çay getir bana. İçinde daha çok karbonat olsun yoksa yabancı hissederim kendimi. Gerçi şu an bir Cenevizli kadar yabancıyım Galata’ya. “Bir kedi gördüm sanki.” Sanırım şüphelenmeliyim şu çirkin göklerden. Dökemedi içini bir türlü. O kedi yine bana göründü. Öksürdüm, kedi gitti. Çay hala gelmedi. Sanırım karbonat bitti. Ben Galata’ya döndüm, Cenevizliler beni sevmedi.</p>
<p>Sarılmak zorunda değilim ruhuna her kaldırım taşının ya da içimde taht kurmasına izin vermeliyim tatlı bir öfkenin. Dört bir yana sataşmalı saçlarım. Damlardan akan borçlara bindirmeliyim faizimi. Binlerce duygu yasaklanan ayini gerçekleştiriyor şu an beynimde. Biri de çıkıp dur demiyor şu kargaşaya. Kalkmalıyım daha fazla toprak eşelemeden. Zira çaycı yabancıları kışkırtacak. Gök gürlediği için mi kalktım yoksa kalktığım için mi gök gürledi bilmem ama kalktım ve yerimi ancak bir kedi alabildi. Yürüdüm. Bana damların kerpici göründü. Bulutların çimlere olan nispeti, güneşin bana aynalık taslaması. Durdum ve soydum bir bankanın günahlarını daha sonra ama içindekiler hariç. Sanırım beni bu topal yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/">Galata / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/galata-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10452</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Telaşlı Kral / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 21:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10135</guid>
				<description><![CDATA[<p>Masal Kahramanım’a… İş bu masal biraz gerçeklik, birkaç ilginç öge ve bolca fantastik unsur bulundurur. Yazan ile yazılan arasındadır. Affı vardır. Bir varmış bir yokmuş diye başlamaz her masal. Varı da yoğu da bilen insanlarsınız. Zira bu masal sıradan insanlara göre değil lakin bir Anka kuşunu da hayal edemeyecek kadar aciz değiliz. Zamanın birinde –ki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/">Telaşlı Kral / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Masal Kahramanım’a…</p>
<p>İş bu masal biraz gerçeklik, birkaç ilginç öge ve bolca fantastik unsur bulundurur. Yazan ile yazılan arasındadır. Affı vardır.</p>
<p>Bir varmış bir yokmuş diye başlamaz her masal. Varı da yoğu da bilen insanlarsınız. Zira bu masal sıradan insanlara göre değil lakin bir Anka kuşunu da hayal edemeyecek kadar aciz değiliz.</p>
<p>Zamanın birinde –ki burada yazar zamanı özgür kılmıştır- uzak sayılabilinecek bir diyarda Telaşlı Kral lakaplı bir adam yaşarmış. Adından ve lakabından anlayacağınız üzere bu adam telaş huyuyla nam salmış –nam salmasının bir diğer sebebi de kral olması olabilir- Nice savaşlarda boy göstermiş de sağ çıkmış, nice hastalığı ilaçsız ve doktorsuz alt etmiş lakin telaş huyu yüzünden ne derdi eksik olmuş ne de belası. Hatta ve hatta “ülkeme kraliçe bulamayacağım” telaşıyla bulduğu ilk kadınla evlenince, evlendiği kadını tanıyamadan kadın kralı terk etmiş. Sonuç olarak ülke yeniden kraliçesiz kalmış fakat kralın şu an daha büyük dertleri varmış. Halkının kaynaklarının yetersiz gelmesiyle birlikte krala şikâyetler yağmur olup yağıyormuş. Kral bu durur mu yerinde? Bir telaşla komşu ülkelere savaş açmış lakin telaşı yüzünden savaş açtığı cephelerin hiçbirinden olumlu sonuç alamamış aksine ülkede daha fazla can ve mal kaybı yaşanmış. Bunun üzerine halk isyanın eşiğine gelmiş. Bu sırada kral sarayında telaşından ecel terleri döküyormuş. Tek derdi ülkesi ve halkı olan kral başarısızlıkla sonuçlanan savaşlar sonrası hainlikle suçlanınca telaşının yanına korku ve üzüntü de eklenmiş. Hatta kral bir ara kendini öldürmenin ülkesi ve halkı için en iyisi olduğuna karar vermiş. Neden sonra gelmiş kralın yaveri –burada vezir demek ne kadar uygun kaçar bilmiyorum- kendinden emin ve bir o kadar da küstah, almış kralın elindeki zehri. Önce tahta oturtmuş kralı sonra tek bir el hareketiyle bin bir çeşit çayı önüne dizmiş telaştan ölmek üzere olan kralın. Bunca yıldır telaşında zerre miktarı azalma olmayan kralın bütün endişesi ve korkusu bir anda gidivermiş. Başlarda yaverin büyü yaptığını düşünüp temkinli yaklaşmış fakat bu durumdan hoşnut olduğundan hiçbir şey demeyip kendini yaverin bilinmez kollarına bırakmış. Yaver ilk olarak halkı sakinleştirerek kralın kesin güvenini kazanmış. Daha sonra krala her şeyi düzeltip eski haline getirebileceğini söylemiş fakat kraldan tek bir şart istemiş. –Kafalar kralın kızında ama hayır bu masalda ilişkiler pek önemli bir yere sahip değil- Sarayın asla girilemeyen odasına bir kez olsun giriş hakkı. Var olduğundan beri o odaya cesaret edip girebilen tek kişi sarayın mimarıymış. Zaten o da saray inşa edilirken o odanın nasıl olduğundan haberi olmadığı için girmiş fakat bir daha çıkamamış. Daha sonralardan bu odadan korkulmaya hatta yanından geçilmesine bile izin verilmemeye başlanmış. İşte bu yaver bir kez olsun bu odaya girebilmek istiyormuş. Kral düşünmek istemiş fakat düşündüğü her dakika telaşı da artıyormuş. Daha fazla telaşlanmak istemediğinden yaverin teklifini kabul etmiş. Yaver başlamış planı anlatmaya. Ülkenin çok ücra köşesinde bulunan hayat ağacının meyvesi gerekiyormuş krala. Ancak ve ancak bu meyvenin özü kralın telaş hastalığını yenebilirmiş. Kral tam askerlerine emir verecekken yaver kralın elini havada yakalayıp bunu yapamayacağını ve bu meyveyi kendi elde edip özünü kendinin çıkarması gerektiğini söylemiş. Yaverin ve askerlerin alaycı bakışları altında ezilen kral sahte bir cesaretle “elbette yapabilirim” diye atılmış ve hazırlatmış atların en iyisini. En son yola çıkmadan son bir kez dönüp bakmış sarayına. Geri döneceğine dair şüpheleri olsa da içinde belli etmemiş kimseye. –Yaverine bile- Epey bir yol almış kral. Hatta bir ara şaşırmış bile ülke sınırlarının genişliğine. –Gururunu da okşamış olmalı- Mevsimler değişmiş, kral için zaman kavramı bir hiç olmaya başlamış. Tam pes edeceği sırada tepelerin ardında kısa otların arasında neredeyse göğü yaracak olan bir ağaç görmüş. Önce zaferin sarhoşluğuyla inivermiş atından neden sonra fark etmiş o kadar yolu yürüyecek kadar gücü olmadığını. Ağacın dibine kadar geldikten sonra atını bağlayacak bir yer bulamadığından salmış atını bozkıra. Derin bir iç çekip gördüğü ilk meyveyi koparmış kral. Belindeki ufak hançerle içini açıp vahşice akıtmış özünü gırtlağından aşağıya. –Zira sarayda olmadığından yemek kurallarının pek de bir önemi yok sanırım- Başta bir şeyler hissetmemiş telaşlı kral. Sonralardan garip bir cesaretle ikinci bir meyve koparmış ağacın dalından. Havanın kararmasına yakın kral ağaçtaki son meyve için en uçtaki dala kadar tırmanmış. Artık görebildiği tek şey kara bulutlar ve tırmanan ayın lekeli yüzüymüş. Son meyvenin özünü içerken yorgunluktan mı bilinmez bir anda bayılıvermiş. Uyandığında yaverin eli kralın omzunda kral ise zor bela gözlerini açabilmekteymiş. Sarayın balkonundan halkını görmüş hepsi krala tezahüratlar eşliğinde sevgi gösterisinde bulunuyormuş. İlk başta ne olduğunu anlamasa da yaverin sırıtan yüzüne bakınca hatırlamış hazırlanacağı odaya girmeden önce yasak odanın anahtarını yavere verdiğini. Yorgun bir tebessüm çökmüş ağzına. Odasına çekilmek istemiş ve yasak odanın anahtarını sonsuza kadar kimsenin bulamayacağı bir yere saklanmasının istemiş.</p>
<p>Bu masalın ya da masalımsının özü meyvesinde saklıdır.</p>
<p>Gökten istediğin kadar hayat ağacı meyvesi düşmüş özünü çıkarabildiğince yemekte özgürsün.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/">Telaşlı Kral / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/telasli-kral-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10135</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toprağın Altından Mektup / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 06 Jul 2017 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10010</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili Canlı Daha da sıcak olacak diyorlar. Şimdi de serinliyormuş gibi bir halim yok. Zira toprağın altında hava alan tek yer solucan delikleri. Bilirsin solucanları. Onlar küçük ve can sıkıcı yaratıklardır. Diğer yeraltı yaratıkları da sevmezmiş onları. Bunu da yeni öğrendim. Orada birbirlerini yemeleri gerekirken benim ayak parmaklarımı tercih ediyorlar. Nefret ediyorum bundan. Özellikle o [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/">Toprağın Altından Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Canlı</p>
<p>Daha da sıcak olacak diyorlar. Şimdi de serinliyormuş gibi bir halim yok. Zira toprağın altında hava alan tek yer solucan delikleri. Bilirsin solucanları. Onlar küçük ve can sıkıcı yaratıklardır. Diğer yeraltı yaratıkları da sevmezmiş onları. Bunu da yeni öğrendim. Orada birbirlerini yemeleri gerekirken benim ayak parmaklarımı tercih ediyorlar. Nefret ediyorum bundan. Özellikle o çok bacaklı olanlar ziyafete başlamadan önce kıpır kıpır gezinirken. Sıkılıyorum ama en çok. Başlarda epey iyiydi hatta neredeyse huzurluydum bile diyebilirdim. Sevmediğim yaratıklar üstte kalmış burada yenileriyle tanışmıştım. Hem onlar beni her şeyime rağmen seviyorlardı. En azından ayak parmaklarımı. Gürültü ve kalabalık da yoktu doğal olarak. Korkularımı yenmek zorunda kalmamıştım. Fakat bir sorunum var. Böcekler konuşamıyor ve sanırım beni yalnızca hala biraz et sahibi olduğum için seviyorlar. Konuşacak gerçek biri bulmak çok zor buralarda. Birkaç utangaç insan girip çıkıyor yalnızca onlarla da konuşmaya yeltenecek kadar düşmedim daha. Öldüm ben sonuçta. Gururumla ve bir takım bedeller ödeyerek. Buraya da hakkımla girdim fakat yine de bazen nefes almak fena olmazdı. Ne de olsa insan olarak öldüm yanlış hatırlamıyorsam eğer. Bazı geceler haddinden fazla sessiz oluyor buralar. Bağırmak istemiyor değilim ama benim gibileri de rahatsız etmek istemem. Ne de olsa burada olmayı benden daha çok hak eden insanlar var. Saygı duymalıyım. Kovulmak da istemem doğrusu buranın sıcaklığını başka bir yerde bulabileceğimi zannetmiyorum. Kimselere söyleme ama biraz da korkuyorum. Özellikle yeni birileri geldiğinde iyice içime kapanıyorum. Yukarıya onunla birlikte gelenler onu usulca yanımıza bırakıp, öylece gidiyorlar. Onlar gidiyor, biz kalıyoruz. Biz önce biraz bağırıyoruz sonra garip bir şekilde alışıyoruz. Kimse kabullenemiyor mesela başlarda. Koskoca insanlar koskoca yerlerde olmalı diyorlar. Ama benim üstümde dolaşan böcekler onun da üstünde dolaşıyor. Bir de burada gevezeleri sevmiyorlar. En fazla birkaç gün sürmeli bu şikâyet durumu. Ben en fazla kokudan şikâyet ettim. O da bir yağmurla halloldu zaten. Minnettarım gökyüzüne. Günler geçiyor, haftalar oluyor, aylara dönüşüyor ve ben burada bile düşünmeden edemiyorum şu gökyüzünü. Çıkacağımız söylendi bize fakat ben hala bu karanlık toprak kokan yeraltı mahzenindeyim. Oda arkadaşlarımdan da günden güne nefret ediyorum. Bir süre daha burada kalırsam hayal kırıklığına uğrayacağım. Sahi neden öldüm ki ben? Küçük bir hayal kırıklığı hatırlıyorum ölümüme dair. Bir de şimşekler tabii. Onları unutmak mümkün değil. Bazen kulağıma onların müzikleri geliyor. Biliyorum onu da gökyüzü çalıyor. Çoğu zaman ufak bir gösteri izlemeye bile halim olmuyor. Hâlbuki ne kadar da özledim şöyle sürpriz finalli bir müzikali. Buradaki oyunların sonu hep belli. Hayatında sahne görmemiş adamlar oyunun sonunu buluveriyor daha en başta. Biraz sinirlerim bozulmuyor değil açıkçası. Aslına bakarsan buradaki her şey sinirlerimi bozuyor ya da burada olmak beni çileden çıkartıyor, bilmiyorum. Emin olduğum tek şey var o da daha uzun süre burada kalacak olduğum. Alışırım diye umuyorum. Hala diş değmemiş birkaç parçam daha var.</p>
<p>Sevgilerimle…</p>
<p>Öldüm Ben</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/">Toprağın Altından Mektup / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/topragin-altindan-mektup-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 06:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9687</guid>
				<description><![CDATA[<p>Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı. Etrafında birileri varmış gibi telaşlı bir şekilde kafasını sağa sola çevirdi. Gözleriyle de etrafta kimsenin olmadığına emin olunca ağır adımlarla geri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/">Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı. Etrafında birileri varmış gibi telaşlı bir şekilde kafasını sağa sola çevirdi. Gözleriyle de etrafta kimsenin olmadığına emin olunca ağır adımlarla geri geri çekilmeye başladı. Arkasını dönüp gitmeye cesaret edemediğinden geriye doğru attığı adımları hızlandırdı. Ağaçlıktan çıkıp arabaya yaklaştığında, birkaç dakika önce hiçbir şey görmemiş gibi üstünü düzeltip efendisinin yanında yerini aldı. Önce göz göze gelip kısa bir baş eğmesiyle onay alışverişi yaptılar daha sonra ikisi de şoförün korkak adımlarla geldiği yöne uzunca daldılar. Hiç bitmeyecek gibi süren bu uzun bakışları bir yıldırım bozdu. İkisi de seri hareketlerle arabaya atlayıp ağaçlığın içindeki patika yolda ilerlemeye başladılar. Normal zamanda bile bozuk olan yolu bu yağmurda aşması epey bir zordu. Tek kolunu cama yaslayan adam elini sıkıca kapamış, çenesini yorgun bir şekilde üstüne bırakmıştı. Bagajda taşıdıkları cesedin sarsıntıdan dolayı çıkarttığı gürültüye rağmen karanlığa dalmayı başarabilmişti. Gözlerini kırpmadan tek bir noktaya bakıyordu Yanından hızlıca geçtikleri ağaçların ne derece korkunç gözüktüğünün farkına bile varmamıştı. Olayın ilk anından beri aynı soğukkanlı tavrını hiç bozmamıştı ve bu işi aynı tavırla bitirmek istiyordu. Bir an gözlerini indirecek gibi olsa da şoförün yaptığı sert manevralar onu aniden tekrar uyandırıyordu. Şoför ise adama rağmen daha tedirgin ve telaşlı gözüküyordu. Efendisinin onu gönderdiği yere gidene kadar en az efendisi kadar soğukkanlıydı fakat karşılaştığı son manzara onu bu denli bir duygu karmaşasına sokmuştu. Arabanın silecekleri hızlı bir şekilde ön camı temizlerken o da gözlerini sertçe kırpıp karanlıkta yolu seçmeye çalışıyordu. Titreyen bacaklarıyla pedallara basmaya devam ederken bir anda tüm gücüyle frene yüklendi. Sanki bütün korkusunu boşaltmıştı frene. Ani frenle öne fırlayan adam elleri titreyen şoföre sert bakışlarla döndü. Şoförün arabanın önüne bakan gözlerini görünce çevirdi kafasını ve yolun ortasına devrilmiş ağacı gördü. Oturuşunu düzeltip şoföre tekrar baktı. Ellerini sımsıkı direksiyona yapıştıran şoför gözlerini kırpmadan önüne bakmaya devam ediyordu. Sert bir dokunuşla arabanın uzun farlarını yakan adam şoföre arabayı yanlarındaki ağaçlık alana çevirmesini istedi. Arabanın önü ağaçlık alana geldiğinde alan birden aydınlanmış, ağaçların arabayı gören yüzleri güneş görmüş gibi parlamıştı. Birkaç dakika hiç ses çıkarmadan yağmurun dinmesini bekleyen şoför ve efendisi, yağmur hafifledikten sonra arabadan inip cansızlığını büyük bir sadakatle koruyan cesedi de bagajdan çıkarttılar. Vakit geçtikçe ağırlaşan ceset işleri daha da zorlaştırıyordu. Şoför, önce kollarından kavradığı cesedin yarısını çıkarttıktan sonra efendisine döndü. Adam işaret parmağıyla sık ağaçların arasında zor görülen açıklığı işaret etti. Şoförün hemen ardından o da açıklığa doğru yürümeye başladı. Kazma ve küreği arabada bırakan şoför kollarındaki cesedi bıraktığı gibi tekrar arabaya koştu. Bagaja doğru kafasını uzattığında döşemedeki kurumuş kanı gördü. Hafifçe gözlerini kısıp dudaklarını büzdü. İğrenmeye karşı gösterebildiği en büyük tepki buydu. Kazma ve küreği aldığı gibi adamın yanına koştu. Yağmur iyice hafiflemiş neredeyse durmuştu. Adam ise şoförün kazması gereken yere uzun bir sopa dikmiş hemen önlerindeki gölde dökülen yaprakların önüne eğilmiş, elini yüzünü yıkıyordu. Ellerini yüzünde iyice gezdirdikten sonra bir süre durup yüzündeki damlaların suya damlayışını seyretti. Su durulduktan sonra kendi yüzü belirdi su yüzeyinde. O tebessüm sessizce oturdu yine adamın ağzına. Bu sırada şoför gerekli büyüklükte çukuru kazmış, efendisinin emirlerini bekliyordu. Adam ayağa kalktıktan sonra ıslak elleriyle pantolonunun paçasını temizledi ve yine bir kafa hareketiyle cesedin gömülmesini onaylamış oldu. Her şey bitip toprak düzleştirildikten sonra şoför ve efendisi arkasına bakmadan arabaya bindiler. Eve geri dönerlerken adam kafasını cama yaslayıp sarsıntıya rağmen uyumak istedi fakat bu sefer de ufukta görünen güneşin ışıkları izin vermedi. Koltukta doğrulup gömleğinin yakalarını düzelttikten sonra:</p>
<ul>
<li>Yeni bir gün daha doğuyor ha? Diye gülümseyerek şoföre döndü adam.</li>
<li>Haklısınız efendim, diyerek korkak bir sırıtmayla karşılık verdi şoför.</li>
</ul>
<p>Güneşin yavaş yavaş yolu aydınlatmasına rağmen, bu sefer daha dikkatli bakıyordu yola. Eve vardıklarında adam birkaç saat sonra tekrar hazır olması için şoförü dinlenmeye yolladı. Gecenin yorgunluğunu atlatmış gibi görünen adam parmağıyla tuttuğu ceketi omzuna attı ve evinin merdivenlerini seri adımlarla tırmandı. İçeri girip birkaç saat dinlenmek fena olmaz diye düşündü fakat henüz işi bitmemişti. Dağılan çalışma odasına girip derin bir nefes aldı ve hizmetçilere o çıkana kadar temizlenmesini istediğini söyledi. Şimdilik yapacak bir işi olmadığından yatak odasına çıkıp kendini ılık suyun altına bıraktı. Dakikalarca küvete doldurduğu suyun içinde kaldı ve daha sonra üstünü giyinip odasının camından dışarıyı izlemeye koyuldu. Sonbaharın kimseye göstermeden sakladığı sırlar ve bir katilin soğukkanlılığı uyumlu hale getiriyordu bu ormanı. Ağaçların sallanışı ve kargaların çığlıkları sağanağın altında eriyip gidiyordu. Saatlerce süren fırtınaların ardından esen sabah rüzgârı geride hiçbir şey bırakmıyordu. Güneş doğduğunda ise doğanın en yalancı hali kendini sergiliyordu. Daha önce de dediği gibi: Yeni bir gün başlıyordu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/">Kargalar Şehri / 2. Bölüm Yeni Bir Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-2-bolum-yeni-bir-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9687</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 07:53:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Zubeyr Erkam]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9480</guid>
				<description><![CDATA[<p>Önce ışıkları söndürdü, daha sonra mumları yaktı. Derin derin yıpranmış kilimin üzerindeki soğuk ve cansız bedeni süzdü. Kibriti çaktıktan sonra duyduğu tek şey yağmurun cama vurduğu tıkırtılardı. Birkaç gündür aralıksız yağıyordu yağmur. Gökyüzüne nefes aldırmayan bulutlar şehrin üstünde uzun bir süredir süzülüyordu. Elinde kibrit çöpü uzunca bir süre daldı ıslak penceredeki yansımasına. Neden sonra elindeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/">Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Önce ışıkları söndürdü, daha sonra mumları yaktı. Derin derin yıpranmış kilimin üzerindeki soğuk ve cansız bedeni süzdü. Kibriti çaktıktan sonra duyduğu tek şey yağmurun cama vurduğu tıkırtılardı. Birkaç gündür aralıksız yağıyordu yağmur. Gökyüzüne nefes aldırmayan bulutlar şehrin üstünde uzun bir süredir süzülüyordu. Elinde kibrit çöpü uzunca bir süre daldı ıslak penceredeki yansımasına. Neden sonra elindeki kibritin alevi işaret parmağını ince bir acıyla yaktı ve çöpü birden elinden düşürüverdi. Geri almaya yeltenmedi zira oda bir kibrit çöpünü kaldırmayla toparlanacak gibi değildi. Bütün mumları yaktıktan sonra sebepsiz yere bir kez daha turladı cansız bedenin etrafında. Yüzünde duyguların hiçbirinden en ufak bir zerre bile barındırmıyordu. Yanında biri olmadığından olsa gerek bir kelime bile konuşmamıştı aynı zamanda. Öylece salonun içinde dolanıyor, boyuna yerdeki bedeni izliyordu.</p>
<p>Evin en büyük odası olmalıydı burası. Dört bir tarafı kaplayan kitap raflarına rağmen hem zengin gösteren kadife kılıflı kanepelere hem de ceviz ağacından yapılma sehpalara epey bir yer kalmıştı. Üstelik bir de arkasında devasa boyutlarda bir tabloya sahip çalışma masası da vardı bu odada. Kafasını önce sağa sonra sola eğerek uzun süre inceledi tabloyu. Görüş alanına sığmamış olacak, birkaç adım geri attı. Durduğunda salonun tam ortasında, yüksek tavandan sarkan taşlı avizenin tam altındaydı. Yağmur şiddetini azaltınca kendi nefesini duymaya başladı. Bundan rahatsız olup nefesini derin ve uzun aralıklarla almaya başladı. Ayakta durmuş olmanın verdiği yorgunlukla oturacak bir yer aradı. En sonunda karar veremediğinden çöküverdi bulunduğu yere. Yerdeki bedene yukarıdan bakmıyordu artık. Dizlerinin üstünde emekleyerek biraz daha yaklaştı. Neredeyse yüz yüzelerdi. Bir süre yüzünü süzdü. Solgun beyaz tenine zorla tutuşturulmuş kapkara kaşlarının altında gözleri duruyordu. Parçalanmış dudakları normalde olduğundan daha kalın gösteriyordu. Kapalı da olsa gözlerine daldı. Yüzünde belirsiz bir gülümsemeyle rahat bir nefes verdi. Ardından korkak bir tıklamayla kapı çalındı. Ufak tefek bir adam şoför üniformasının kollarını sıyırmış kısık ve tiz sesiyle:</p>
<ul>
<li>Araba hazır efendim, diye seslendi.</li>
</ul>
<p>Adam neredeyse yerde yatan cansız bedenden daha tepkisizdi. Ne tek kelime konuştu ne de kafasını çevirip içeri giren adama baktı. Garip bir şekilde hala yerdeki bedeni izliyor, bir yandan da dışarıdan izleyenler için huzursuzluk verici gülümsemesine devam ediyordu. Bir süre bu şekilde bekledikten sonra derin bir nefes alıp hızlıca kalktı oturduğu yerden. İçeri korkarak giren üniformalı adam çift taraflı kapının tekini açık bırakmış, önünde bağladığı elleriyle efendisinin kendine vereceği emirleri sadakatle yerine getirmeyi bekliyordu. Buna rağmen efendisi tek kelime etmeden önce kalktığı yerde hafifçe silkindi daha sonra yakasını ve paçalarını düzeltti. Üniformalı adamın tuttuğu kapıdan ağır adımlarla çıkarken tek eliyle kapının tokmağına astığı ceketini de aldı eline. Tek kelime etmeden koridor boyunca düzenli ve ağır adımlarla yürümeye devam etti.</p>
<p>Efendisinin arkasından bir süre daha bekledikten sonra cüssesinin aksine şaşılacak bir çeviklikle yerde yatan bedeni hızlıca kollarından kavradı ufak adam. Efendisiyle biraz önce göz göze gelmişti ki bu da yapması gerekenleri anlamasına yeter de artardı bile. Sıkıca kavradığı bedeni önce kaldırmayı denedi fakat buna kendi de inanmadı. Daha sonra kollarından sürükleyerek biraz önce efendisinin geçtiği koridordan hızlıca geçti. Çıkış kapısına geldiğinde bükülmüş beli ile zar zor açabildi koca kapıyı. Yağmur şiddetini yeniden arttırmıştı. Kaldırım taşlarını dövercesine vuruyordu damlalar yere. Araba kapının önüne önceden çekildiğinden çok fazla ıslanmayacağını düşünmüştü fakat efendisinin arabanın önünde elleri cebinde sırılsıklam olduğunu görünce kuru kalma hayalleri suya düşmüştü. Kollarından kavradığı bedeni öylece kapının eşiğine bırakıp efendisinin yanına koştu. Adam elleri cebinde gömleği vücuduna yapışmış bir şekilde önlerindeki patika yolu izliyordu. Kalçasını yasladığı arabanın farları yolu aydınlatmaya yetiyordu. Arada sırada ıslandığı için gözlerinin önüne düşüp görmesini engelleyen saçları dışında her şey tertemiz görünüyordu. Efendisini rahatsız etmekten korkarak yanına yaklaşan ufak tefek adam da çoktan sırılsıklam olmuştu. Tam efendisine neden arabaya binmediğini soracaktı ki ince, yüksek bir çığlık yardı gecenin zifiri karanlığını. Şoför korkuyla yerinden sıçrarken, tek elini cebinden çıkarmadan saçlarını düzelten adamın yüzünde o rahatsız edici gülümseme yeniden belirdi. Şoförü ürküten bu gülüş, adamın ağzında sanki hep oradaymış gibi duruyordu. İstemeyerek göz göze geldiler adam şoförün yüzünü süzdükten sonra gözleriyle ileriyi işaret etti. Adamın işaret ettiği yerde karanlıktan başka hiçbir şey gözükmüyordu. Az önce gelen çığlığı da hesaba katacak olursak sorgusuz bir şekilde o karanlığa dalmak çok da akıl karı değildi. Bunlar elbette şoförün o endişe verici karanlığa dalmasına engel olmadı. İçindeki vefa ve minnet duygusu ağır basan şoför, her zaman olduğu gibi iki eli önünde aldığı emri koşarak gerçekleştirdi.</p>
<p>Yağmur yüzünden bir bataklıktan farkı kalmayan yolda zar zor ilerlerken İtalyan marka pantolonu çoktan çamura bulanıştı bile. Sırılsıklam olan gömleğinin içinden sarkmış vücudu görünüyordu. Zaten ağır olan şapkası yağmur suyunu emince iyice ağırlaşmıştı fakat hala en sağlam haliyle kafasında taşıyordu. Karanlık içerisinde ilerledikçe el feneri ışığı daha da sönükleşiyordu. Gökyüzünde ise aydan eser yoktu. Şoför gözlerine güvenmezdi pek ama şimdiye kadar gayet iyi iş çıkarmışlardı. Açıkçası korktuğu ne karanlık ne de belirsiz bir yerden gelen korkunç çığlıktı. Asıl korkusu efendisinin emirlerini yerine getirememek ve ona karşı mahcup olmaktı. Bu yüzden her işi en doğru şekilde yapmaya çalışır, efendisinin hoşuna gitmeyecek davranışlardan her zaman kaçınırdı. Emir aldığı zaman düşünmekten çok yerine getirmeye odaklanırdı. Elindeki fenerin ışığı azaldıkça diğer elinin avuç içine vurarak fenerin son enerjisini de kullanmak istiyordu. Tam fazla uzaklaştığını düşünüp geri dönecekti, gördüğü manzara balçıkla bulanmış ayaklarını yere sapladı. Elindeki feneri yere düşürdükten sonra aklına arkasına bakmadan kaçmak geldi ama yapamazdı. Efendisi hala arabanın önünde, elleri cebinde yardımcısını görevini yerine getirmiş olarak bekliyordu. Elleri titremeye başlayan şoför yalpalayarak son birkaç adım daha attı.</p>
<p>Açıklama</p>
<p>O gün işten döndüğünde işlerin hiç bu kadar karmaşık bir hal alacağını tahmin etmemişti. Arabasından inip eve doğru yürürken o gün yaptığı şeyleri en ufak bir pişmanlık sezmeden tekrar aklından geçirdi.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/">Kargalar Şehri/ I. Bölüm Islak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kargalar-sehri-i-bolum-islak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9480</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
