<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Yazan &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/memozan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 08:12:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Kavga</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kavga/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kavga/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Dec 2016 13:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu koca evrende bir can, Bu karanlık evrende, Elleri anne karnına dayanmış, Bir bataklık kurbağası gibi kalbi, Bir aşağı bir yukarı çırpındıkça, Etrafını kuşatıyor aydınlığa kavuşmanın telaşı. Oysa bilmiyor ki, Kahpece düzülmüş bir tezgahın ortasında açacak gözünü Gündüz’ün geceye  ince ince işlendiği bir tezgahın Işığın, karanlığa fısıldamasından belli değil mi? Ama elbet uyanacak! Elinde bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kavga/">Kavga</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu koca evrende bir can,</p>
<p>Bu karanlık evrende,</p>
<p>Elleri anne karnına dayanmış,</p>
<p>Bir bataklık kurbağası gibi kalbi,</p>
<p>Bir aşağı bir yukarı çırpındıkça,</p>
<p>Etrafını kuşatıyor aydınlığa kavuşmanın telaşı.</p>
<p>Oysa bilmiyor ki,</p>
<p>Kahpece düzülmüş bir tezgahın ortasında açacak gözünü</p>
<p>Gündüz’ün geceye  ince ince işlendiği bir tezgahın</p>
<p>Işığın, karanlığa fısıldamasından belli değil mi?</p>
<p>Ama elbet uyanacak!</p>
<p>Elinde bir bıçak,</p>
<p>Nahoş bir asilzade edasıyla,</p>
<p>Kavgaya çağıracak güneşi,</p>
<p>Elinde bir bıçak!</p>
<p>Bir uçak kadar ağır,</p>
<p>Bir uçak kadar keskin,</p>
<p>Savurdukça gökyüzüne,</p>
<p>Gökyüzünde, faça izleri.</p>
<p>…</p>
<p>İmbat rüzgarları kopuyor güneyden,</p>
<p>Tire’deki o dik yokuşun dibinde</p>
<p>Eski bir mısır tarlasında,</p>
<p>Üzerine ışığın vurduğu yaprakları savuruyor rüzgar</p>
<p>Meltem esintileriyle parıldayan uçsuz bir maviliğin dalgası gibi,</p>
<p>Topraktan bir Yaşar Kemal kokusu geliyor insanın burnuna</p>
<p>Ve kavgaya davet ediyorlar güneşi,</p>
<p>Elllerinde bir tüfek,</p>
<p>Bir tren kadar siyah,</p>
<p>Bir tren kadar kararlı,</p>
<p>Yağdırdıkça gökyüzüne tersine yağmur gibi,</p>
<p>Tanrı’nın göğsünde kurşunların izleri.</p>
<p style="text-align: left;">…</p>
<p>Parkesi cilalı bir salonda,</p>
<p>Tek başına bir tango koyuyor,</p>
<p>Tek başına bir Latin orospusu</p>
<p>Boynu kırık bir boy aynasında,</p>
<p>Aynı anda Aydın Kanza parkında bir bankta,</p>
<p>Bir hayal kuyusunun sarkacını geçiriyor bir adamın boynuna</p>
<p>Dipteki aydınlığına kavuşması için,</p>
<p>Ve düelloya davet ediyorum aydınlığı</p>
<p>Nahoş bir asilzade edasıyla</p>
<p>Elimde bir bıçak,</p>
<p>Bir uçak kadar kör,</p>
<p>Bir uçak kadar paslı,</p>
<p>Sapladıkça karnıma güneş,</p>
<p>Sapladıkça ardı ardına ışığı</p>
<p>Çocukların kahkahasına karışıp</p>
<p>Sarıya buluyor Mezopotamya’yı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kavga/">Kavga</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kavga/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sürmanşet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/surmanset/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/surmanset/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Dec 2016 13:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6369</guid>
				<description><![CDATA[<p>Taksiyle giderken  bir akşam üstü Yerde uzanmış yüzlerce ceset gördüm Üzeri gazetelerle örtülmüş &#8220;Bak&#8221; dedi taksici Gazetelerden birinin sürmanşetini gösterip &#8220;Kişi başına düşen milli gelir son on yılda beş kat artmış&#8221; Altında bir fotoğraf Kol kola girmiş sırıtıyor beş bakan, on da iş adamı &#8220;Bu felaketler&#8221; dedi &#8221; büyümemizi istemeyen çakalların işi&#8221; Onu bunu bilmem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/surmanset/">Sürmanşet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Taksiyle giderken  bir akşam üstü</p>
<p>Yerde uzanmış yüzlerce ceset gördüm</p>
<p>Üzeri gazetelerle örtülmüş</p>
<p>&#8220;Bak&#8221; dedi taksici</p>
<p>Gazetelerden birinin sürmanşetini gösterip</p>
<p>&#8220;Kişi başına düşen milli gelir son on yılda beş kat artmış&#8221;</p>
<p>Altında bir fotoğraf</p>
<p>Kol kola girmiş sırıtıyor beş bakan, on da iş adamı</p>
<p>&#8220;Bu felaketler&#8221; dedi &#8221; büyümemizi istemeyen çakalların işi&#8221;</p>
<p>Onu bunu bilmem de dedim sanırım ilk defa doğru burda yazanlar</p>
<p>Basit bir orantıyla azaldıkça insanlar</p>
<p>Haliyle kişi başına düşen gelir de artıyor.</p>
<p>Sırıttı taksici, sordu ne yöne gidiyoruz?</p>
<p>Bana fark etmez dedim</p>
<p>Sür istediğin başka bir sürmanşete</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/surmanset/">Sürmanşet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/surmanset/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6369</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sarı&#8217;ya (Tabutta Rövaşata)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 13:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4740</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yanından bile geçmez Fatihalar Bu mavrası bozuk Düz kontak cesetlerin, Marmaraya bakıyor uzaktan Sarı, Güzel Marmara yağmurunda Ellerinden Reisin</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/">Sarı&#8217;ya (Tabutta Rövaşata)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yanından bile geçmez Fatihalar</p>
<p>Bu mavrası bozuk</p>
<p>Düz kontak cesetlerin,</p>
<p>Marmaraya bakıyor uzaktan Sarı,</p>
<p>Güzel Marmara yağmurunda</p>
<p>Ellerinden Reisin</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/">Sarı&#8217;ya (Tabutta Rövaşata)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sariya-tabutta-rovasata/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4740</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Yani! İlla ki Bir Sebebi Mi Olması Lazım?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 25 Jul 2016 05:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4570</guid>
				<description><![CDATA[<p>Keyfimizden cayamaz mıydık yavrum Bu lugatı bozuk hayallerden Cennetten, cehennemden, Devrimden, vesaireden Belki de tüm bunlara sebep, Okumayı yeni sökmüş meraklı bir veledin Tanrının hediyesi sandığı O çok sevdiği oyuncak tüfeğinin faturasını, Çekmeceleri kurcalarken farketmesidir Olamaz mı? Ve tanrının faturaya ihtiyacı olmadığını herkes bilir Ya da annemizin bir tanrı olmadığını Ah bu sorumsuz anneler! Kaldı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/">Ne Yani! İlla ki Bir Sebebi Mi Olması Lazım?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Keyfimizden cayamaz mıydık yavrum</p>
<p>Bu lugatı bozuk hayallerden</p>
<p>Cennetten, cehennemden,</p>
<p>Devrimden, vesaireden</p>
<p>Belki de tüm bunlara sebep,</p>
<p>Okumayı yeni sökmüş meraklı bir veledin</p>
<p>Tanrının hediyesi sandığı</p>
<p>O çok sevdiği oyuncak tüfeğinin faturasını,</p>
<p>Çekmeceleri kurcalarken farketmesidir</p>
<p>Olamaz mı?</p>
<p>Ve tanrının faturaya ihtiyacı olmadığını herkes bilir</p>
<p>Ya da annemizin bir tanrı olmadığını</p>
<p>Ah bu sorumsuz anneler!</p>
<p>Kaldı ki annesinin nasihatıyla her gece bu velet,</p>
<p>Uğruna yalvar yakar meleklere dualar edip,</p>
<p>Sonunda güneşli bir pazar sabahı</p>
<p>Yastığının altında bulduğu bu tüfeģi</p>
<p>Şimdi, o anki minnetiyle doldurup kaldırdı gökyüzüne</p>
<p>Kaç şarjör boşalttı kim bilir?</p>
<p>Tanrı öldü, melekler sakat</p>
<p>Olamaz mı?</p>
<p>Tanrı, gür bıyıklı bir bilginin gözyaşlarıyla</p>
<p>Kainata defnedildi</p>
<p>(Bu da bir ihtimal)</p>
<p>Ve bir yalanı daha bir annenin</p>
<p>Böylelikle kanlı bitti</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/">Ne Yani! İlla ki Bir Sebebi Mi Olması Lazım?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-yani-illa-ki-bir-sebebi-mi-olmasi-lazim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4570</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lüzumsuz Nezaket</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Jul 2016 11:30:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4409</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne de kibarsınız çocuklar Bir o kadar da kırılgan Dört mevsimi gibi Vivaldi&#8217;nin İncelikli kelimeler Eksik olmaz ağzınızdan Parmak uçlarınızda yürürsünüz Dans eder gibi Dokunsalar bin parçaya bölünecek Kıymetli bir zümrütsünüz Sabır taşı saklı dilleriniz altında Saklı bir heykelin sanatkarı gibi Anlattıkça yontulan Anlattıkça güzeli, Ömrünüzü çürütürsünüz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/">Lüzumsuz Nezaket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne de kibarsınız çocuklar</p>
<p>Bir o kadar da kırılgan</p>
<p>Dört mevsimi gibi Vivaldi&#8217;nin</p>
<p>İncelikli kelimeler</p>
<p>Eksik olmaz ağzınızdan</p>
<p>Parmak uçlarınızda yürürsünüz</p>
<p>Dans eder gibi</p>
<p>Dokunsalar bin parçaya bölünecek</p>
<p>Kıymetli bir zümrütsünüz</p>
<p>Sabır taşı saklı dilleriniz altında</p>
<p>Saklı bir heykelin sanatkarı gibi</p>
<p>Anlattıkça yontulan</p>
<p>Anlattıkça güzeli,</p>
<p>Ömrünüzü çürütürsünüz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/">Lüzumsuz Nezaket</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/luzumsuz-nezaket/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4409</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sıcak Bir Cumartesi Öğleden Sonrası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 05:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4271</guid>
				<description><![CDATA[<p>Başka bir dünyanın cehennemi gibi sanki Bir kaç kara sinek, kafesteki muhabbet kuşunun huzursuz kanat çırpınışları ve kuluçkada çektiği ızdırap Duvarda saatin sesi tik tak Ve saatin üzerindeki resimde limonata içen kızın bakışları Saçından tutmuş sürüklüyor akrebi yelkovan Birde dışarda çocukların çığırtısı Radyoda iklim değişikliği üzerine sıkı bir tartışma var Küresel ısınmanın bir saçmalık olduğunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/">Sıcak Bir Cumartesi Öğleden Sonrası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Başka bir dünyanın cehennemi gibi sanki</p>
<p>Bir kaç kara sinek, kafesteki muhabbet kuşunun huzursuz kanat çırpınışları ve kuluçkada çektiği ızdırap</p>
<p>Duvarda saatin sesi tik tak</p>
<p>Ve saatin üzerindeki resimde limonata içen kızın bakışları</p>
<p>Saçından tutmuş sürüklüyor akrebi yelkovan</p>
<p>Birde dışarda çocukların çığırtısı</p>
<p>Radyoda iklim değişikliği üzerine sıkı bir tartışma var</p>
<p>Küresel ısınmanın bir saçmalık olduğunu söylüyor birisi</p>
<p>Öteki, eriyen kutuplardan, ısınan havadan ve delik deşik edilmiş ozondan dem vuruyor</p>
<p>Sonunda Grönland&#8217;ı kim viskisine atacak, ben bunu merak ediyorum</p>
<p>Arpa otları var ceplerimde, sapsarı herbiri</p>
<p>Her şey sapsarı,</p>
<p>Ekinler, çimenler, iş makinaları, çocukların saçları, evdeki kafes, muhabbet kuşu, duvardaki saatin üzerinde limonata içen kız resmi ve limonata</p>
<p>Bu kadar sarı gereksiz</p>
<p>Kimse bu kadar sarıyı haketmedi</p>
<p>Van Gogh az bile yapmış</p>
<p>Ben olsam kafamı keserdim</p>
<p>Ennio Morricane çalıyor şimdide radyoda</p>
<p>Şairane bir gerçekçiliğin baş rolündeyim</p>
<p>Yakın plan yüzümde</p>
<p>Alnım terden sırılsıklam</p>
<p>Dudaklarım kurumuş</p>
<p>Göz kapaģımda bir sarı sinek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve uzun bir sokak var planda</p>
<p>(Sokak da sarı)</p>
<p>Giderek uzaklaşıyorum,</p>
<p>uzaklaşıyorum</p>
<p>uzaklaşıyorum</p>
<p>İyice ufalıp kaybolana dek</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/">Sıcak Bir Cumartesi Öğleden Sonrası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sicak-bir-cumartesi-ogleden-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Erkeğiz Ama&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 26 Jun 2016 11:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4221</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne erkeğiz ama&#8230; Ne kallavi cümlelerle dölledik sevdiğimiz kadınları Ne edatlar, ne bağlaçlar, ne zarflarla O sarı gecelerin sarhoşluğunda Başımızda anason çiçeklerinden bir taç Ağzımızdan ılık ılık dökülen dizeleri boşalttık içlerine Oysa ne Shakespeare umrumuzda şimdi Ne Can Ne Rimbaud Dünya&#8217;nın en güzel şiirleri Bir adamın iki dudağının arasından değil, Bir kadının iki bacağının arasından [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/">Ne Erkeğiz Ama&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ne erkeğiz ama&#8230;</p>
<p>Ne kallavi cümlelerle dölledik sevdiğimiz kadınları</p>
<p>Ne edatlar, ne bağlaçlar, ne zarflarla</p>
<p>O sarı gecelerin sarhoşluğunda</p>
<p>Başımızda anason çiçeklerinden bir taç</p>
<p>Ağzımızdan ılık ılık dökülen dizeleri boşalttık içlerine</p>
<p>Oysa ne Shakespeare umrumuzda şimdi</p>
<p>Ne Can</p>
<p>Ne Rimbaud</p>
<p>Dünya&#8217;nın en güzel şiirleri</p>
<p>Bir adamın iki dudağının arasından değil,</p>
<p>Bir kadının iki bacağının arasından çıkacak</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/">Ne Erkeğiz Ama&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-erkegiz-ama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4221</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tazminat Davası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 15 Jun 2016 14:20:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4073</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir gök gürültüsü tepemizde Haziranda üstelik, Öyle bir yağmur ki sorma Yenikapının çingene şenlikleri sanki Böyle büyük bir cümbüşün içinde Tramvay cesetleri uzanmış Üstü başı yırtık, mavi gözlü bir kızın  dilendiği caddede Ve yamalı eteklerinde bir kuş sürüsü Uçmayı beceremeyen  acemi kırlangıçlar Turuncuya boyanmış, reçel ağaçlarına tüneyip Hali hazırda sevişmişken üstelik Oturup küçücük balkonumuzda Elimizde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/">Tazminat Davası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gök gürültüsü tepemizde</p>
<p>Haziranda üstelik,</p>
<p>Öyle bir yağmur ki sorma</p>
<p>Yenikapının çingene şenlikleri sanki</p>
<p>Böyle büyük bir cümbüşün içinde</p>
<p>Tramvay cesetleri uzanmış</p>
<p>Üstü başı yırtık, mavi gözlü bir kızın  dilendiği caddede</p>
<p>Ve yamalı eteklerinde bir kuş sürüsü</p>
<p>Uçmayı beceremeyen  acemi kırlangıçlar</p>
<p>Turuncuya boyanmış, reçel ağaçlarına tüneyip</p>
<p>Hali hazırda sevişmişken üstelik</p>
<p>Oturup küçücük balkonumuzda</p>
<p>Elimizde bir sigara</p>
<p>Alnımız meltem esintisinde</p>
<p style="text-align: left">             &#8230;</p>
<p>Sanma ki boş yere bunca mucize</p>
<p>Boş yere kokmuyor papatyalar</p>
<p>Çağlamıyor deniz</p>
<p>Ve boş yere  direnmiyor ayrık otları,</p>
<p>güneşten sararmış ekinlere</p>
<p>Kimse türkü yakmıyor bir diğerine durduk yere</p>
<p>Fışkırmıyor toprak yeşilliği</p>
<p>Kısacası canım benim</p>
<p>Tazminatıdır Adem’in bu güzellikler</p>
<p>Gıyabında elbette bizim</p>
<p>Cennetten kovulmamızın karşılığı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/">Tazminat Davası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tazminat-davasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4073</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Benim Anlayamadığım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Jun 2016 08:24:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3930</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çift kanatlı faytonların kendini bıraktıģı yerde Akrebinden yoksun bir saat kulesinin tam önünde terk edildik Yanlız ben değil, tüm insanlık ve civardaki mahlukatların alayı Atlar, kediler balıklar ve tepemizde fır dönen yarasalar Ve o yarasalar Ortalığı elli altıya veriyorlar Bizim gibi tıpkı, Meyhanesinden çıkmış bir ayyaşın telaşında Kör gözlerine aldırmadan Sese koşuyorlar çığlık çığlığa, &#8230; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/">Benim Anlayamadığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çift kanatlı faytonların kendini bıraktıģı yerde</p>
<p>Akrebinden yoksun bir saat kulesinin tam önünde terk edildik</p>
<p>Yanlız ben değil, tüm insanlık ve civardaki mahlukatların alayı</p>
<p>Atlar, kediler balıklar ve tepemizde fır dönen yarasalar</p>
<p>Ve o yarasalar</p>
<p>Ortalığı elli altıya veriyorlar</p>
<p>Bizim gibi tıpkı,</p>
<p>Meyhanesinden çıkmış bir ayyaşın telaşında</p>
<p>Kör gözlerine aldırmadan</p>
<p>Sese koşuyorlar çığlık çığlığa,</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Çarpmadan duvarlara uçup yitmenin telaşı bu,</p>
<p>Anlıyorum,</p>
<p>Anlamadığım şu ki</p>
<p>Kör gözlerine aldırmadan</p>
<p>İyot kokulu bu yaz akşamında</p>
<p>Çığlık çığlığa terk edildiğimiz yetmiyor gibi sanki</p>
<p>Üstelik, yorgun atlar</p>
<p>Dik yokuşun başında dururken</p>
<p>Ne diye gelip te bizim gırtlağımıza yapışacaklar</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/">Benim Anlayamadığım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-anlayamadigim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3930</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mor Sabah</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Jun 2016 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3900</guid>
				<description><![CDATA[<p>Maviye çalıyor gece Her adımında zamanın Bir ton daha yükseliyor Lacivert ve sonunda mor Ve ben, Her sabahın morunda Terli kuzgunların soluklarında, Açıyorum gözlerimi Beydağının tepesinde Hayal meyal bir sedirin yeşilinde Dumanına tutunup göğe yükselmek gibi sanki İlk nefesinde sigaranın Ve her sabahın morunda Hep son peygamberi oluyorum Allahu Tealanın, Belki de boğazına kadar dolu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/">Mor Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Maviye çalıyor gece</p>
<p>Her adımında zamanın</p>
<p>Bir ton daha yükseliyor</p>
<p>Lacivert ve sonunda mor</p>
<p>Ve ben,</p>
<p>Her sabahın morunda</p>
<p>Terli kuzgunların soluklarında,</p>
<p>Açıyorum gözlerimi</p>
<p>Beydağının tepesinde</p>
<p>Hayal meyal bir sedirin yeşilinde</p>
<p>Dumanına tutunup göğe yükselmek gibi sanki</p>
<p>İlk nefesinde sigaranın</p>
<p>Ve her sabahın morunda</p>
<p>Hep son peygamberi oluyorum</p>
<p>Allahu Tealanın,</p>
<p>Belki de boğazına kadar dolu bir yağmur bulutu</p>
<p>Peşimde birgün sinekleri, çalı çekirgeleri ve koşucu böcekler</p>
<p>Sağanak olup Faselis&#8217;e düşercesine</p>
<p>Ağzı yırtık bir koy,</p>
<p>Kimbilir hangi mercanın altında</p>
<p>Elleri titrek bir korsanın</p>
<p>Hazinesi duruyor</p>
<p>Ve ben,</p>
<p>Sanki başka işim gücüm yokmuş gibi</p>
<p>Boynunda uyanmak varken</p>
<p>Yunus olup her sabah</p>
<p>Fırkateynlerle yarışıyorum</p>
<p>Akdeniz açıklarında</p>
<p>Ve gurur  yapıp yenilgiyi</p>
<p>Karaya vuruyor yüzlerce amiral</p>
<p>Her yarışın sonunda</p>
<p>Her sabahın morunda</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/">Mor Sabah</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mor-sabah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kumsal ve Nihayet</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 07 May 2016 15:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3529</guid>
				<description><![CDATA[<p>Doğuya uzanıyor bu kumsal Hepi topu bir avuç kum, bir avuç mürekkep balığı kemiği Ve tam kıyısında kaçak bir çay denizin, bir adam boyu Reçinesi akmış bir sandalın ortasında Kürekleri kırık, yürekleri ağzında Etrafımızda sarmaş dolaş  üsturup yoksunu bir  lodos Altımızda son model bir okyanos İçi boş şişelerle dolu bu çiyan sarısı İçine insan acısı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/">Kumsal ve Nihayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Doğuya uzanıyor bu kumsal</p>
<p>Hepi topu bir avuç kum, bir avuç mürekkep balığı kemiği</p>
<p>Ve tam kıyısında kaçak bir çay denizin, bir adam boyu</p>
<p>Reçinesi akmış bir sandalın ortasında</p>
<p>Kürekleri kırık, yürekleri ağzında</p>
<p>Etrafımızda sarmaş dolaş  üsturup yoksunu bir  lodos</p>
<p>Altımızda son model bir okyanos</p>
<p>İçi boş şişelerle dolu bu çiyan sarısı</p>
<p>İçine insan acısı müebbet hapsolmuş şişelerle,</p>
<p>Ve soykaları ütülü,</p>
<p>Alabora olmuş bir dünya ve içi boş şırıngalarla dolu</p>
<p>Kabuğunu terk etmiş deniz minareleri ve aynı kaderin ortağı tekerlekli sandalyelerle,</p>
<p>Ve bir kumsal boyu uzanan günebakan çiçeklerinin arası,</p>
<p>Hız kesmeden üstlerine çağlayan,</p>
<p>Işık şelalelerine aldırmadan sevişen kuşlarla dolu</p>
<p>Üç yağmur, bir doluyu götüresiye dek sevişen erguvanlarla</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şimdi, biz tüm bunları bir kenara bırakıp</p>
<p>Ağır aksak uzaklaşsak  buralardan</p>
<p>Biliyorum,</p>
<p>Aralık sokakta soluklanacağız, her zamanki gibi</p>
<p>Ve kim bilir kaç Marmara akacak boğazımızdan</p>
<p>Bir dünya insan geçecek ve bir kaçı atlayacak üzerimizden</p>
<p>Mutlu olacak ölümümüz ve basit,</p>
<p>Biliyorum,</p>
<p>Bin ağaçlı iğde bahçelerinin</p>
<p>Tek tek tüm çiçeklerini koklamış bir astım hastası gibi, gülümseyerek,</p>
<p>Tükendikçe nefesimiz</p>
<p>Biliyorum,</p>
<p>Dar sokakların duvarında,</p>
<p>Asılı kalacak ismimiz</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/">Kumsal ve Nihayet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kumsal-ve-nihayet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3529</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Size İyi Bir Haberim Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 27 Apr 2016 13:37:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3396</guid>
				<description><![CDATA[<p>Size iyi bir haberim var çocuklar Erkenden uyanmak zorunda değiliz artık hiç birimiz Vallahi bak! Delirmiş olabileceğimi düşünebilirsiniz Dün gece üşenmedim saydım, Hepimize yetecek kadar kiraz ağacı var Hepimize yetecek kadar arpa, tütün, buğday, anason ve yabani hardal İşe gitmek zorunda filan değiliz üstelik İnanın saydım diyorum Hepimize yetecek kadar kumsal var Binlerce milyarlarca kum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/">Size İyi Bir Haberim Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Size iyi bir haberim var çocuklar</p>
<p>Erkenden uyanmak zorunda değiliz artık hiç birimiz</p>
<p>Vallahi bak!</p>
<p>Delirmiş olabileceğimi düşünebilirsiniz</p>
<p>Dün gece üşenmedim saydım,</p>
<p>Hepimize yetecek kadar kiraz ağacı var</p>
<p>Hepimize yetecek kadar arpa, tütün, buğday, anason ve yabani hardal</p>
<p>İşe gitmek zorunda filan değiliz üstelik</p>
<p>İnanın saydım diyorum</p>
<p>Hepimize yetecek kadar kumsal var</p>
<p>Binlerce milyarlarca kum ve taş ve bir o kadar orman, nehir</p>
<p>ve balık ve kurbağalar ve deniz ayrıca gökyüzü</p>
<p>Ve fazlasıyla senfoni, fazlasıyla sinema ve her biri yeni dalga</p>
<p>Her biri yeşilin binbir tonu, her biri boy boy üstelik</p>
<p>Ne dine, ne devrime</p>
<p>Vallahi bak!</p>
<p>Saydım diyorum ulan saydım</p>
<p>Yalan borcum mu var size</p>
<p>İyilik, güzellik, hepimize yetecek kadar</p>
<p>Gecenin ortasında belirse de karakoncoloslar</p>
<p>Elindeki aynayla yarmadan kafamızı</p>
<p>Hepimize yetecek kadar kara şehirler ve kara bataklar</p>
<p>İnanmazsanız gelin göstereyim</p>
<p>Çok uzak sayılmaz üstelik</p>
<p>Belki bir, belki birkaç arşın</p>
<p>Yürmek zorunda değiliz</p>
<p>Hepimize yetecek kadar tren var</p>
<p>Bir o kadar da demir</p>
<p>Ve savaşmak zorunda da değiliz üstelik</p>
<p>Yeterince bayrak, yeterince vatan</p>
<p>Ve aralarına serpiştirilmiş birkaç kahraman</p>
<p>Her Havva&#8217;ya bir Adem</p>
<p>Her Adem&#8217;e bir Havva</p>
<p>Hepimize yetecek kadar elma ağacı var</p>
<p>Ve ne kadar yersek yiyelim</p>
<p>Kovulmayacağımız aşikâr</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/">Size İyi Bir Haberim Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/size-iyi-bir-haberim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3396</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üzerimde Yırtık Bir Bluz Var</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 20 Apr 2016 07:09:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3239</guid>
				<description><![CDATA[<p>Üzerimde yırtık bir bluz var bebeğim O en sevdiğin akorlarla bezeli Kayalıklardayım üstelik Sağımda fareler, Solum deniz feneri Saklanamıyor bu acemi limon çiçekleri Vurdukça yüzüme fenerin ışığı Kafası ayık balıkçılar kıskanacaklar Üzerimde yırtık bir bluz var Ütüsüz ve kirli Hani o senin en sevdiğin tınılarla bezeli Kayalıkların tepesindeyim üstelik Ve az ilerde bir Fransız batığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/">Üzerimde Yırtık Bir Bluz Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Üzerimde yırtık bir bluz var bebeğim</p>
<p>O en sevdiğin akorlarla bezeli</p>
<p>Kayalıklardayım üstelik</p>
<p>Sağımda fareler,</p>
<p>Solum deniz feneri</p>
<p>Saklanamıyor bu acemi limon çiçekleri</p>
<p>Vurdukça yüzüme fenerin ışığı</p>
<p>Kafası ayık balıkçılar kıskanacaklar</p>
<p>Üzerimde yırtık bir bluz var</p>
<p>Ütüsüz ve kirli</p>
<p>Hani o senin en sevdiğin tınılarla bezeli</p>
<p>Kayalıkların tepesindeyim üstelik</p>
<p>Ve az ilerde bir Fransız batığı</p>
<p>Belki de içinde Rimbaud var</p>
<p>Akdenizin tuzunu biriktirmiş kayalıklar</p>
<p>Dilimi değdirmeye kalksam</p>
<p>Kıskançlıktan üzerime, mercanlar atlar</p>
<p>Üzerimde yırtık bir bluz var .</p>
<p>Islak üstelik</p>
<p>O en sevdiğin ritimlerle bezeli</p>
<p>Olabildiğine aksak</p>
<p>Ve gün doğumuna yakın inceden bir yağmurun altında</p>
<p>Arabamın arka koltuğunda bir deli, yanında Allah,</p>
<p>Dışarıda inceden bir yağmur</p>
<p>Çap, çap, çap!</p>
<p>Ağzımın kenarında bir nota kırıntısı</p>
<p>Olabildiğince aksak</p>
<p>Çap, çap, çap!</p>
<p>Ve elimde bir meşgale</p>
<p>Elimde zeytin çiçeğine dolanmış bir anzarot şişesi</p>
<p>Su birikintilerinde sevişiyor</p>
<p>Eflatuna boyanmış balıklar ve kuzgunlar</p>
<p>Bağıra çağıra arka koltukta Allah ve Deli</p>
<p>Önce Allah indi arabadan</p>
<p>Arkasından Deli,</p>
<p>Üzerimde yırtık bir bluz var bebeğim</p>
<p>Üzerimde, dudakları trompete dayalı zenci bir kadın</p>
<p>Rengarenk üstelik</p>
<p>Ve o en sevdiğin hüzünlerle bezeli</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/">Üzerimde Yırtık Bir Bluz Var</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzerimde-yirtik-bir-bluz-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3239</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nostalji Tramvayı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Mar 2016 16:38:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2829</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bu nostalji tramvayı Paralel uzanır denize Tıpkı kentin dağları misali, düz ve mümkün geldiğince sade Ve susmaz hiç zilleri Eski lisenin hademesi sanki, Çocukları çağırır sınıflara Varyanttan Işıklara Bizim nacizane travmalarımız gibi bir yerde Girintili ve çıkıntılıdır fakat, Dikine uzanır  ruhumuza Aynı ziller çalar üstelik Aklımızdan taşşaklarımıza</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/">Nostalji Tramvayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bu nostalji tramvayı</p>
<p>Paralel uzanır denize</p>
<p>Tıpkı kentin dağları misali, düz ve mümkün geldiğince sade</p>
<p>Ve susmaz hiç zilleri</p>
<p>Eski lisenin hademesi sanki,</p>
<p>Çocukları çağırır sınıflara</p>
<p>Varyanttan Işıklara</p>
<p>Bizim nacizane travmalarımız gibi bir yerde</p>
<p>Girintili ve çıkıntılıdır fakat,</p>
<p>Dikine uzanır  ruhumuza</p>
<p>Aynı ziller çalar üstelik</p>
<p>Aklımızdan taşşaklarımıza</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/">Nostalji Tramvayı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nostalji-tramvayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2829</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ecel Günlükleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Mar 2016 16:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2713</guid>
				<description><![CDATA[<p>24/10/2016 Bu sabah gözümü açtığımda beni gerçekten tedirgin eden şey kafama dayanmış silah değil, o silahı tutan kişinin İbrahim olmamasıydı. Gün henüz tam olarak aydınlanmış sayılmazdı. Yattığım yerden biraz doğrulup karşımdakinin yüzünü seçmeye çalıştım. Gece içkiyi fazla kaçırdığım zamanlar büyük bir bardak su içmeden uyumuşsam, aynı bu sabah olduğu gibi kabuslar eşliğinde, dayanılmaz bir baş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/">Ecel Günlükleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>24/10/2016</strong></p>
<p>Bu sabah gözümü açtığımda beni gerçekten tedirgin eden şey kafama dayanmış silah değil, o silahı tutan kişinin İbrahim olmamasıydı. Gün henüz tam olarak aydınlanmış sayılmazdı. Yattığım yerden biraz doğrulup karşımdakinin yüzünü seçmeye çalıştım. Gece içkiyi fazla kaçırdığım zamanlar büyük bir bardak su içmeden uyumuşsam, aynı bu sabah olduğu gibi kabuslar eşliğinde, dayanılmaz bir baş ağrısıyla uyanırdım. Kafamı yastıktan kaldırdığımda ise bir süre gözüm kararır, etraftaki hiçbir şeyi tam olarak göremezdim. Bu yüzden karşımda dikilen bu adamın İbrahim olup olmadığı konusunda kısa süreli bir tereddüt yaşadım. Başka birisi olduğunu anlamam yaklaşık yirmi saniye sürmüştü.</p>
<p>“Sen de kimsin?” dedim. Tedirginliğimi engelleyemediğimden sanırım, normalde konuştuğumdan daha ince bir tonda çıkmıştı sesim.</p>
<p>&#8220;Kusura bakma abi. Korkutmak istemezdim. İsmim Cevdet. İbrahim abinin yedeğiyim.&#8221;</p>
<p>İbrahim’e göre daha kibar bir yaklaşımı vardı veya henüz acemiliğinin verdiği bir kibarlıktı bu. Silahı tutuşundan anlaşılıyordu acemi olduğu. Kabzasını sıkı sıkı kavramıştı. Bu da elinin titremesine neden oluyordu. Kolunu dümdüz uzatmış, diğer elini de silahı tuttuğu elinin altına koyarak desteklemişti. Tıpkı ucuz dizilerdeki polisler gibiydi. Oysa bu şekilde taş çatlasa beş dakika durabilirdi. Parmağı tetikte değildi. Tetiğin hemen arkasında tutuyordu ve silahın emniyeti kapalıydı. Vakit gelmeden öldüreceğinden korkuyordu. Bu işi yapan adamların acemi olup olmadıklarını en bariz buradan anlayabilirdiniz. Tüm bunların dışında silahın namlusunu kafama dayamıştı. Yapılan en büyük yanlışlardan biriydi bu. Silahla kafanın arasında en az yarım metre olması gerekirdi. Aksi halde gün içerisindeki hareketlerime ayak uydurmakta zorlanabilirdi.</p>
<p>Onun bu acemi halini görünce az önceki tedirginliğim kaybolmuştu. Daha kendimden emin ve biraz daha sert bir sesle devam ettim.</p>
<p>&#8220;Korktuğumu kim söyledi sana. Hem senin evimde ne işin var? İbrahim nerde?&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok abi estağfurullah. Korkutmak derken o anlamda söylemedim. İbrahim abinin annesine motor çarpmış akşam. Apar topar hastaneye gitti İbrahim abi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tüh! Üzüldüm bak şimdi. Durumu nasılmış peki?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ağırmış sanırım. Zor çıkar diyorlar. Allah’tan ümit kesilmez tabi…&#8221;</p>
<p>&#8220;Yapma be! Tetikçisi yanında değil miymiş peki.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yok be abi ne tetikçisi. Belli bir yaşın üzerindekilere tetikçi verilmiyor artık.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yazık. Kendi eceliyle ölecek yani desene.&#8221;</p>
<p>&#8220;Maalesef.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz şanslıyız Cevdet biliyor musun? Kızıp söylenmek yerine şükretmeyi öğrenmemiz lazım. Bak en azından zamanını bilmesek bile nasıl öleceğimizi biliyoruz.&#8221;</p>
<p>Ağzından laf almaya çalıştığımı anladı Cevdet. Hiç bir şey söylemedi. Sadece gülümsemekle yetindi. Manalı bir gülümsemeydi bu. Tetikçilik yasası çıktığından bu yana içimi kemiren tek merak duygusu buydu. “Ne zaman öleceğim?” Oysaki daha önce nasıl öleceğimi bile bilmiyordum.</p>
<p>Tetikçilik yasasının tek değişmez kuralı ne olursa olsun insanlara ölecekleri zamanı söylememek üzerineydi. İnsanın öleceği zamanı bilmesi geçmişten gelen “Eceliyle Ölmek” kültürünün tamamen yok edilmesi anlamına gelirdi ki, bu toplumun yozlaşmasına neden olacağından, pek tasvip edilen bir şey değildi. En nihayetinde öleceği günü bilen insan, zamanı azaldıkça şeytanın bile aklına gelmeyecek türden rezillikleri yapabilirdi. Eminim ben daha fazlasını da yapardım.</p>
<p><strong>30/10/2016</strong></p>
<p>Sokakta kime baksam mutluydu. Sanki bütün insanlık bu devrimi beklermiş gibi. Mücadele etmenin bir anlamı yoktu. Ölüm gerçeği, sadece belirli zamanlarda yansımıyordu artık zihnimizde. Her an ölebileceğimiz ihtimali, vücut bulmuş haliyle tam yanımızda geziyordu. Gündelik hayatlarına, kafalarına doğrultulmuş bir silahla devam eden herkes hayatından memnundu. Bir tek üst komşum olacak asker emeklisi Sabahattin lavuğu memnun değildi. Bu, değiştirilmesini istediği altıncı tetikçisiydi. Ne zaman beni görse dert yanıyor, adamların disiplinsizliğinden dem vuruyordu.</p>
<p>“Allah aşkına siz söyleyin efendim, böyle tetikçilik mi olur?”</p>
<p>“Haklısınız Sabahattin Bey olmaz”</p>
<p>“Bunların silah tutuşunda hayır yok.”</p>
<p>“Evet Sabahattin Bey yok”</p>
<p>“ Zamanı gelince bu işe yaramaz herifler mi erdirecek beni huzura”</p>
<p>“Haklısınız”</p>
<p>Umarım en yakın zamanda kavuşur o çok istediği huzura.</p>
<p><strong>12/11/2016</strong></p>
<p>Kafam iyiydi. Belimdeki silahı çıkarıp ben de Cevdet’in kafasına dayadım. Meyhanenin ortasında, kafalarına dayalı silahla içmeye devam eden öteki alemcilerin arasında bizi rahatlıkla ayırt edebilirdiniz.</p>
<p>“Söyle ulan orospunun evladı. Ne zaman öldüreceksin beni?”</p>
<p>“Abi bak ayıp oluyor ama böyle küfür müfür…”</p>
<p>“Ayıbını sikerim senin. Söyle yoksa ben seni öldürürüm”</p>
<p>“Öldür lan. Öldürmezsen adam değilsin. Pezevengin evladı seni”</p>
<p>Pratiği zayıf olsa bile, teorisi iyiydi Cevdet’in. O an kafasına dayadığım silaha rağmen söylememeye kararlıydı. Bir an elimin ayağımın titremeye başladığını hissettim. Gözlerim doldu. Ağlamaya başladım.</p>
<p>“Ne olur lan söylesen. Ölür müsün sanki…”</p>
<p>“Abi yalvarırım yapma böyle. Söyleme imkanım olsa bu kadar üzer miyim seni?”</p>
<p>“Üzmezsin değil mi?”</p>
<p>“Üzmem tabi ki. Hadi ver o silahı şimdi bana. Oturup efendi gibi içmeye devam edelim.”</p>
<p>“Tamam vericem. Ama sen de en azından bana yılını söyle. Gününü, ayını siktir et.”</p>
<p>“Abi lütfen!”</p>
<p>“Tamam lan tamam. Al veriyorum silahı.”</p>
<p>“Hah şöyle! Hadi güzel abim sağlığına içelim”</p>
<p>“Senin de sağlığına Cevdetim. Fakat şu silahı güzel tut bak. Elin titriyor hala. O gün geldiğinde de böyle elin titrer, kurşun kafamı sıyırır da canımı yakarsan ananı sikerim demedi deme.”</p>
<p>Masadan kalkmaya niyetlenmiştik ki arka tarafta patlayan silah sesiyle irkildik. Sesin geldiği masanın yanına gittiğimizde yerde kanlar içinde yatan Vahap Bey’i gördük. Dünya meyhanesinin, ismi buydu meyhanenin, müdavimlerindendi Vahap Bey. Efendi adamdı. Her gece gelir, üç kadehten fazla içmezdi. Tetikçisine de bir iki kadeh ısmarlar, gecenin ilerleyen vakitlerine kadar dertleşirlerdi. Canından çok sevdiği karısı, aynı tetikçinin kurşunuyla iki yıl evvel ölmüştü. “Ne olur izin verin. Canımı vuranın elinden olsun ölümüm” dediği için de aynı tetikçi hemen haftasında Vahap Bey’e atanmıştı.</p>
<p>Kollarından tutup meyhanenin arka kapısına kadar sürüklediler Vahap’ı. Arkasından ağzımızın döndüğünce bir iki dua okuyup son görevimizi yapmış sayıldık bizde. Islak bezle yerleri ve kan sıçramış masayı bir güzel sildiler. Silahını beline sokup ellerini yıkamaya gitti tetikçi. Geri döndüğünde bir bira söyledi kendine.</p>
<p>Birasını bitirmeye yakın yaptığı itiraf açıkçası hepimizi şaşırtacak cinstendi.</p>
<p>“Doğruyu söylemek gerekirse daha vadesi dolmadı ya… Gönlü yaralıydı Vahap abinin. Daha fazla acı çekmesine vicdanım elvermedi”</p>
<p>Bunun yasaya aykırı olduğunu düşünmüştüm hep. Ya bu adam yaptığı işe vicdanını karıştıracak kadar acemiydi, ya da yasa bu tür esnekliklere göz yumabiliyordu.</p>
<p><strong>17/11/2016</strong></p>
<p>İbrahim’in yanına uğradım bugün. Zavallı. Yorgunluktan bitap düşmüştü. Hastane koridorundaki banklardan birinde uzanırken gördüm onu. Hep nefret etmişti hastanelerden. Hastanelerin tentürdiyot kokulu koridorlarından… Şimdi ise ölüm döşeğindeki anasının eceli gelene kadar belki de aylarca katlanmak zorundaydı bu kokuya. İbrahim’in, annesinin ölümü üzerinden beklediği zamanın belirsizliği, benim Cevdet’in beni ne zaman öldüreceği konusundaki belirsizlikle eş değerdi. İkimiz de bunun cevabını hiçbir zaman alamayacaktık.</p>
<p><strong>03/12/2016</strong></p>
<p>Televizyonda yine o aptal tartışma programları&#8230; Çok bir bok bildiğini zanneden o aydın bozuntuları, kafalarına dayanmış silahla ekranlarda boy boy görünüp tetikçilik yasasının insanın özgürlüğünü nasıl kısıtladığını öne süren tezlerini sunmaya devam ediyorlardı. Oldum olası sevemedim bu aydın güruhu. Bir taraftan halktan kendilerini soyutlayıp, halkın gerçekten neyden mutlu olduğunu görmezken, diğer taraftan kendi bildiklerinin halk için en doğrusu olduğunu nasıl savunabildiklerine aklım bir türlü ermiyordu. İnsanlar mutluydu. Bundan daha kıymetli bir şey olabilir mi? Yıllardır bitmek bilmeyen kaos bu yasa sayesinde bitmişti. Artık insanlar ne idiği belirsiz kurşunların hedefi olmuyordu, yada bir çöp kenarına bırakılmış uzaktan kumandalı bir bombayla parçalanmıyordu vücutları. Fail-i meçhul diye bir kavram giderek yitirmişti anlamını. Artık her meçhulün faili belliydi ve her fail kendi meçhulünden sorumluydu. Tüm bu saydıklarım yetmez miydi mutluluğumuza?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/">Ecel Günlükleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ecel-gunlukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2713</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çaya Batırılmış Petibör ve Bir Sanat Galerisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 15 Mar 2016 07:36:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2668</guid>
				<description><![CDATA[<p>tren dedi gülümseyerek, nerden geldiğini bilemem bayım lakin sonsuza gideceği belli bu rengârenk istikamet üzerinde ve sordu siz ne düşünürsünüz hiç bir bok düşünmediğimi söyledim tren göremiyorum, ezbere karalanmış bir karartı  sadece birbirine uyumsuz renklerle bezenmiş ve bu ancak sizin zihninizde bir anlam bulacaktır kendine oysa anlamlanmaktan ziyade  aşşağılanmaya  ihtiyacımız var belkide kaba olduğumu söyledi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/">Çaya Batırılmış Petibör ve Bir Sanat Galerisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>tren dedi gülümseyerek, nerden geldiğini bilemem bayım</p>
<p>lakin sonsuza gideceği belli bu</p>
<p>rengârenk istikamet üzerinde</p>
<p>ve sordu siz ne düşünürsünüz</p>
<p>hiç bir bok düşünmediğimi söyledim</p>
<p>tren göremiyorum, ezbere karalanmış bir karartı  sadece</p>
<p>birbirine uyumsuz renklerle bezenmiş</p>
<p>ve bu ancak sizin zihninizde bir anlam bulacaktır kendine</p>
<p>oysa anlamlanmaktan ziyade  aşşağılanmaya  ihtiyacımız var belkide</p>
<p>kaba olduğumu söyledi ve kırıcı</p>
<p>en son kırmamaya çalıştığım şey,</p>
<p>küçük bir çocukken</p>
<p>çaya batırdığım petibör oldu dedim</p>
<p>gülümsedi, kırıp kıramadığımı merak etti</p>
<p>parçalandığını söyledim ve geri kalan bütün petibörleri</p>
<p>çay bardağının içinde ezdiğimi</p>
<p>salon kibar adamlarla ve ince ruhlu kadınlarla doluydu</p>
<p>güzel parfüm kokuları, şuh kahkahalar</p>
<p>tek zeytinli martiniler</p>
<p>ve sergi bitince birbirlerini</p>
<p>kırmadan ezebilmenin derdindelerdi</p>
<p>fonda Lead Belly çalıyordu</p>
<p>ve ben kusmadan eve gidebilmenin</p>
<p>derdindeydim,</p>
<p>eve gidip, sıcak bir duşa girip,</p>
<p>elektrikli sobanın önünde karımla,</p>
<p>çaya batırıp petibörleri</p>
<p>kırmadan yemenin derdinde</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/">Çaya Batırılmış Petibör ve Bir Sanat Galerisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tren-dedi-gulum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2668</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sabah Beş Suları</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 08 Mar 2016 15:16:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2575</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sabah beş suları sarhoş bir kedi hamile üstelik, beydağlarının eteklerinde geceden kalma buz tutmuş bir tarlada doğursa hani yeşerecek toprak boy verecek binlerce buğday tanesi ve sabahın beşinde ben, kendi ellerimle yapacağım sana o sıcak ekmeği ve binlerce kedi, her biri bir buğday tanesi çiçekler içinde balkonumuzda eşlik edecek kahvaltımıza, ve binlerce kedi bir senin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/">Sabah Beş Suları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah beş suları sarhoş bir kedi</p>
<p>hamile üstelik,</p>
<p>beydağlarının eteklerinde geceden kalma</p>
<p>buz tutmuş bir tarlada doğursa hani</p>
<p>yeşerecek toprak</p>
<p>boy verecek binlerce buğday tanesi</p>
<p>ve sabahın beşinde ben, kendi ellerimle</p>
<p>yapacağım sana o sıcak ekmeği</p>
<p>ve binlerce kedi, her biri bir buğday tanesi</p>
<p>çiçekler içinde balkonumuzda</p>
<p>eşlik edecek kahvaltımıza,</p>
<p>ve binlerce kedi</p>
<p>bir senin kucağında</p>
<p>bir benim</p>
<p>doğurdukça her biri eteklerinde,</p>
<p>eteklerinde kan lekesi</p>
<p>ve her biri yeşertecek yeniden,</p>
<p>seni, beni, belki de binlercemizi</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/">Sabah Beş Suları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sabah-bes-sulari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2575</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aptal</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aptal/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aptal/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 05 Mar 2016 14:55:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2539</guid>
				<description><![CDATA[<p>“İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane, Ankara’da hiç yok. Nedir bu sorunun cevabı? Doğru cevabı bilen şanslı dinleyicimiz, bizden bir adet Samsung Galaxy S4 kazanacak” Sorunun cevabını biliyordu Salih. Zaten bilinmesini istediği için soruyordu radyodaki spiker de. Bunun da farkındaydı. Frekanslarla biraz oynayıp, tekrar aynı kanala döndü. “Evet arkadaşlar çok basit bir soru. Şu ana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aptal/">Aptal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane, Ankara’da hiç yok. Nedir bu sorunun cevabı? Doğru cevabı bilen şanslı dinleyicimiz, bizden bir adet Samsung Galaxy S4 kazanacak”</p>
<p>Sorunun cevabını biliyordu Salih. Zaten bilinmesini istediği için soruyordu radyodaki spiker de. Bunun da farkındaydı. Frekanslarla biraz oynayıp, tekrar aynı kanala döndü.</p>
<p>“Evet arkadaşlar çok basit bir soru. Şu ana kadar doğru cevap veren olmadı. İstanbul’da bir tane, İzmir’de iki tane Ankara’da hiç yok!”</p>
<p>İnsanları aptal yerine koymanın en basit yolu onların ne kadar akıllı ve özel olduklarını farketmelerini sağlamaktır. Ama gel gör ki aptal yerine koyulmakta insanın en temel ihtiyacıydı artık.</p>
<p>Evinin sokağına arabasını park edip dinlemeye devam etti. Köşede ki büfeden aldığı biralardan birini açtı ve az önce yaktığı sigaranın üzerine büyük bir yudum çekti.</p>
<p>“ ‘İ’ ulan ipneler ‘İ’ “ diye söylendi kendi kendine. Ezberlediği telefon numarasını aradı hızlıca. Meşgul çalmıyordu telefon. Herkes akıllıydı çünkü. Kendilerini aptal yerine koyan bu yavşaklara inanmamışlardı. Salih’te inanmamıştı ya, aptal yerine koyulma ihtiyacını hissetti o an. Oysa ki tüm insanlık en nihayetinde aptaldı. Bunda utanılacak bir şey yok. İnkar etmenin bir anlamı da yok. İş yerinde patronu, evde karısı, televizyonda ki diziler, haber kanalları, siyasetçiler ve hatta kendi öz anası-babası bile bir takım vaatlerle ve ufak numaralarla kendisini aptal yerine koyuyorken, bunu bu kadar aleni yapan bir radyo spikerine kızdığı için utandı kendisinden.</p>
<p>İlk çalışında açıldı telefon. Karşısında ki ses bu işten çok sıkıldığı kolaylıkla anlaşılan bir kadının sesiydi.</p>
<p>“ Alo Radyo Gen,  Ben Demet. Nasıl yardımcı olabilirim?”</p>
<p>“ Sorduğunuz sorunun doğru cevabını biliyorum.”</p>
<p>“ biraz bekleyin lütfen. sizi canlı yayına bağlayacağım</p>
<p>Beethoven’ın Für Elise’sini dinletiyordu radyo. Böylesi dahilerin yaratmış olduğu büyük eserlerin, böylesi saçma sapan yerlerde dinletiliyor olmasına çok kızardı önceleri, ne zaman ki bir gün evde tek başına kaldığında seyrettiği pornonun fonunda aynı parçayı duyana dek.  Yaklaşık bir beş dakika dinledi müziği. Birasını yarılamış, ikinci sigarasını çoktan bitirmişti bile. Halinden memnundu.</p>
<p>“ Alo!” dedi yine aynı ses. “ordamısınız?”</p>
<p>“ Evet Demet hanım bekliyorum”</p>
<p>“ İsminizi, yaşınızı ve adresinizi öğrenebilir miyim?”</p>
<p>“ Salih ismim. Salih Eray. 33 yaşındayım. Antalya’da yaşıyorum”</p>
<p>“ ne işle meşgulsünüz Salih Bey?”</p>
<p>“ Özel bir firmada satış-pazarlama departmanında çalışıyorum”</p>
<p>“ teşekkür ederim Salih Bey. Kusura bakmayın sizi bir süre daha bekleteceğim”</p>
<p>“ Önemli değil Demet Hanım. Fakat sizden bir ricam olacak”</p>
<p>“ buyurun?”</p>
<p>“ Mümkünse Schubert dinletir misiniz?  Sıkıldım çünkü Beethoven&#8217;dan”</p>
<p>“ Maalesef Salih Bey, bizim elimizde olan bir şey değil bu. Kendisi otomatik çalıyor”</p>
<p>“  Anladım. Tamam, o halde sorun yok bekliyorum.”</p>
<p>Kesin çok güzel olmalıydı bu Demet. Görmemişti ama sesinden tahmin edebiliyordu güzelliğini. Zaten aksini düşünse daha fazla katlanamayacağının farkındaydı. Madem ki aptal yerine koyulacak buna güzel bir kadın vesile olmalıydı. Önemliydi bu. . Güzel kadınların hikayelerinin anlatıldığı diziler, sözlerinde ne anlatıldığının önemi olmayan güzel kadınların söylediği şarkılar, güzel arabalar, güzel evler ve bunlara sahip olabilmek için bankalarda çalışan güzel kadınların verdiği güzel krediler&#8230;</p>
<p>Politikayla da güzel kadınlar ilgilenmeliydi mesela. Çirkin erkekler tarafından kandırılmaktansa güzel kadınlara inanmayı tercih ederdi.</p>
<p>Bir süre daha bekledi. Diğer birayı açıp açmama konusunda kararsızdı. Açmadı. Bir sigara daha yaktı. Az sonra canlı yayında ki spikerin sesini duydu telefonda.</p>
<p>“ Salih Bey hoş geldiniz programımıza nasılsınız?”</p>
<p>“ İyiyim teşekkür ederim”</p>
<p>“ Cevabınızı alabilir miyim?”</p>
<p>“ tabi ki. Sorunun cevabı DENİZ”</p>
<p>“ah maalesef Salih Bey. Yanlış cevap. Aslında çok basit bir soru birazcık düşünerek cevap verseniz…”</p>
<p>“ Sağlık olsun yapacak bişey yok”</p>
<p>“ öyle tabi ki efendim. Teşekkür ediyoruz size aradığınız için”</p>
<p>“ ben teşekkür ederim. İyi yayınlar”</p>
<p>Telefonu kapattığında spiker çoktan arkasından atıp tutmaya başlamıştı bile.</p>
<p>“yani ben anlamıyorum. Üniversite mezunu bir insan bile, böylesi basit bir soruya nasıl yanlış cevap verebiliyor?”</p>
<p>Eve girer girmez üstünü değiştirip televizyonun karşısına geçti. Poşette ki diğer birayı çıkarıp bacaklarını sehpaya uzattı. Haber kanallarından birini açıp bir yudum çekti birasından. Haber kanalının spikeri mikrofonu yoldan geçen bir genç delikanlıya uzatmış soru soruyordu.</p>
<p>“Hun devletine vize kaldırıldı ne düşünüyorsun? Gitmeyi ister misin?”</p>
<p>“ Çok iyi olmuş sonuçta kardeş ülke. Ben de inşallah en kısa zamanda gidip gezmek istiyorum o tarafları” dedi genç delikanlı.</p>
<p>Gülümsedi kendi kendine Salih.</p>
<p>“Amına kodumun aptalları” dedi. Kapattı televizyonu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aptal/">Aptal</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aptal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2539</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birinci</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/birinci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/birinci/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 07:32:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2358</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nostalji tramvayının ardı ardına patlayan çan sesleri, şehrin kalabalık ve nemli sokaklarında sadece yoluna çıkanları uyarmak maksatlı değil,  bu Müslüman sokaklarında dolaşan gayri Müslimlerin kulağına, sanki bir kilise çanı misali gelip onları manevi bir huzura ve nostaljik olmasından ötürü de yaşadığı zamanı bir türlü benimseyememiş güruhun yorgun ruhlarını,  bir nebze de olsa olmak istedikleri zamana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birinci/">Birinci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nostalji tramvayının ardı ardına patlayan çan sesleri, şehrin kalabalık ve nemli sokaklarında sadece yoluna çıkanları uyarmak maksatlı değil,  bu Müslüman sokaklarında dolaşan gayri Müslimlerin kulağına, sanki bir kilise çanı misali gelip onları manevi bir huzura ve nostaljik olmasından ötürü de yaşadığı zamanı bir türlü benimseyememiş güruhun yorgun ruhlarını,  bir nebze de olsa olmak istedikleri zamana götürmek için çabalıyordu sanki.</p>
<p>Vedat ile Asım ise, bu tramvayın içinden ziyade dışında seyahat etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.  Bir yandan düşmemek için tramvayın arkasındaki ince demirden çubuğa sıkı sıkı tutunurlarken, diğer yandan, yaklaşık yarım saat önce ellerine tutuşturulan ve Işık caddesindeki tüm binaların posta kutularına koymaları söylenen Süper Market broşürlerinin rüzgardan sağa sola saçılmamasına gayret gösteriyorlardı. Bir ara Vedat, Asım’a çaktırmadan elindeki broşürleri demiri tuttuğu kolunun altına sıkıştırıp boşta kalan eliyle kot pantolonun daracık cebinde, bir de aksi gibi en dibe sıkışmış tek dal sigarasını hasar vermeden çıkarmaya çalışıyordu.</p>
<p>Tramvay Işık caddesinin ortasına geldiğinde, durmasını bile beklemeden atladılar tutundukları yerden. Kaldırım kenarında birikmiş moloz yığınına atlayan Vedat, ayağı burkulsa da küfrederek birkaç adım sendeledikten sonra tekrar o normal yürüyüşüne geçmiş Asım ise birkaç adım ilerisinde, Vedat’ın bu sakar haline gülmemek için zor tutuyordu kendini.</p>
<p>&#8211;  Bişeyin yok dimi lan?</p>
<p>&#8211; Yok bişey yok. Gülme sakın sikerim belanı.</p>
<p>&#8211; Gülmedim lan orospu çocuğu hemen atar yapma.</p>
<p>&#8211; Bak Asım bu öğlenin sıcağında sen açtın bu işi başımıza. Zaten o market müdürü olacak elemana da ayar oldum, senden çıkarmayayım şimdi tüm hıncımı.</p>
<p>&#8211; Fena mı lan. 3-5 kuruş para görecek işte bu sayede cebimiz.</p>
<p>&#8211; Ne para ama be. Hayatımız kurtulacak vallahi.</p>
<p>&#8211; Günde kırk lira fena değil.</p>
<p>&#8211; Ne kırk’ı lan. Yirmiyi tutuşturdu şutladı işte herif bizi.</p>
<p>&#8211; Yarısını da iş bitince verecekmiş ya işte.</p>
<p>&#8211; Yemin ediyorum malsın sen Asım.  Kokain mi satıyoruz amına koyim ne işi, ne yarısı?</p>
<p>&#8211; Öyle deme lan. Ben tanıyorum bu adamı. Delikanlı adamdır. Yapmaz öyle yamuk. Hem yapsa ne olacak ki. Yirmi lirada iyi para bizim için. En azından adam gibi karnımızı doyurup, üzerine de rızkımızı yakarız. Bıktım lan kaç gündür peçeteye çay sarıp içmekten.</p>
<p>&#8211; Haklısın! Yirmi lira da hiç fena para değil. O yüzden daha fazlasına ihtiyacımız da yok açıkcası.</p>
<p>Cümlesini bitirir bitirmez birkaç adım ötesinde ki çöp bidonuna doğru yöneldi Vedat. Elinde ki broşürleri çöp bidonuna atıp gülümsedi.</p>
<p>&#8211; Hadi bugünlük bu kadar çalışma yeter. Bırak sende elinde ki işleri de gidip adam akıllı bir karnımızı doyuralım.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>…</strong></p>
<p>Işık caddesi şehrin en şaaşalı caddelerinden biridir. İnsan bu caddede dolaşırken ister istemez zengin olma hayalleri kurar, kendini bu caddenin şaaşasına ister istemez hapsederdi. Vedat ve Asım, ne zaman bu caddeye yürüyüşe çıksalar, karşılarına çıkan ilk sayısal loto bayiine uğrar ve bir sonra ki gün buradan yürümek yerine belki de az önce yanlarından nasıl geçtiğini bile anlamadıkları o son model aracın içinde hayal ederlerdi kendilerini. Hem belki bu caddede dolaşan birbirinden güzel kadınlardan biri de olurdu yanlarında belli mi olurdu.</p>
<p>“O zaman küfretmeyi bırakırım” derdi hep Vedat. “küfür yakışmaz zenginlerin ağzına” hem ne demişti o çok sevdiği şair amcaları; “küfür burjuvanın ağzında lağım çukurudur.”  İşte belki de tam bu yüzden bırakacaktı küfretmeyi. Kibar davranmanın, sadece zenginliğin erdemi olabileceğini savunurdu hep.</p>
<p>Pek uzun sayılmayacak bir yürüyüşün ardından, caddenin sonundaki küçük büfeye vardıklarında paralarını birleştirip olabilecek en ucuz harcamayla karınlarını doyurmak için aldıkları küçük bir yoğurt ve ekmeğin yanı sıra arda kalan parayla da poşetledikleri biraları ve bir paket birinci sigarasını da alıp, büfenin karşı tarafındaki, bir zamanlar kendilerini satanist adleden bir grup gencin sığınak olarak kullandıkları, Akdeniz’i tam cepheden gören eski bir hangarın yıkık dökük duvarına yerleştiler.  Ekmeği elleriyle bölüp, sanki aylarca aç kalmışlar gibi yoğurt kovasına daldırırlarken, önlerinde duran bu eşsiz manzara, neden zengin olmak için çalışmak yerine, bunu şansa bırakmayı, hatta şans bile değil, hayalden öte adım atmamaları gerektiğini anlatıyordu kendilerine. Çok paraları olsa bile, yine deniz manzaralı bir yerde karınlarını doyurmak istemeyecekler miydi bir şekilde?</p>
<p>“Zenginlik modernleştirir” dedi Vedat. “ Modernizm ise kibarlaştırır insanı. Kibarlaşan insanın, etrafında dönen dolaplara da tepkisi hep kibardır. Slogan atmaktan öteye geçmez. Yada kuru kuruya bir lanetlemeden… Sistemin işine gelir bu zayıf karşı koyuş. Sen kibarca alkışlarken onlar acımasızca öldürürler seni. Bu yüzden hep gariban mahallerde sökülür kaldırım taşları.”</p>
<p>&#8211; Kafanı sikeyim senin Vedat. Zenginlikle, kibarlığın ne alakası var amına koyim.</p>
<p>&#8211; Şimdi lüks bir restorantta çatalın ucundaki eti dudağına değdirmeden yiyen adamla, yoğurt kovasına on parmağını da sokan kendini bir mi tutuyorsun.</p>
<p>“Haklısın” dedi Asım. Elini tişörtüne silip poşetten çıkardığı biranın kapağını dişiyle açıp büyük bir yudum aldı biradan. “ver şu rızkımızdan bir dal yakalım”</p>
<p>Uzun zamandır birinci sigarası içerdi ikisi de. Sigaraya da “rızk” diyorlardı kendi aralarında. Limanda demlendikleri bir akşam şişe toplayan bir adam ikram etmişti bu sigarayı ilk defa onlara ve  “isminin anlamını bilmediğin sigarayı içmek haramdır” demişti uzatırken sigarayı. Birinci’nin anlamını sorduklarında da “Biz İşçiler Rızkımız İçin Nice Cinayetler İşledik” cevabını alınca, ikisi birden sanki aralarında gizli bir anlaşma yapmışcasına bundan böyle sadece Birinci içmeye karar vermişlerdi. Asım’dan ziyade Vedat’ın böylesi saçma duyarlılıkları olmuştu hep ufak tefek.  “İş hayatı” kavramından da bu adamla yaptıkları ve sabaha kadar süren konuşmaları tiksindirmişti Vedat’ı.  Daha önce ismini söylemediği bir şirkette muhasebeci olarak çalışırken, birden elinde ki her şeyi bir kenara bırakıp hiç bilmediği bir şehre gelerek, salt temel ihtiyaçlarını gidermek için yaşamaya başladığını anlatmıştı. “İnsan oğlu bir garip” demişti adam.  “yaşamak uğruna gereksinim duydukları en temel ihtiyaçlarını ikinci plana itip, lükslerini icat ettiler. Sonra o lüksleri elde etmek uğruna deli gibi çalışmayı, yorulmayı ve hayatlarını mahvetmeyi… ve bu mahvettikleri hayatlarından bir süreliğine de olsa uzaklaşabilmek için yıllık izinlerini bekleyip, tatile çıkmayı. Ve tatile çıkar çıkmaz uyumayı hayal ettiler. Dilediklerince uyuyup yemek yemeyi ve dilediklerince sevişmeyi. Kısacası yine o en başta ikinci plana ittikleri temel ihtiyaçlarını karşılamayı. Ve bunun sonsuza dek böyle sürmesini hayal ettiler” Asım’dan ziyade Vedat’ın, hayatına anlam katabilmesi için bazen böyle süslü cümlelere ihtiyacı olmuştu hep. Ufak tefek…</p>
<p>İlk defa gün tam olarak batmadan bitirdiler biralarını. Oturdukları yerden kalktıklarında Asım, Vedat’a nazaran alkole daha hassas vücudunu Vedat’a yük etmiş, beraberce yürümeye başlamışlardı tramvay durağına.  Asım, Vedat’tan bir dal daha rızkını istemese belki de Vedat hiçbir zaman farkına varmayacaktı sigara paketini unuttuğunun. Aklına kotunun cebinde duran ve çıkarmaya çalışıp çıkaramadığı tek dal sigara gelse de, elini cebine atıp ta paramparça olduğunu fark edip, eliyle çıkardığı bir tutam tütünü,  arka cebinde unuttuğu market broşürüne saramayacağını anlayınca, yerde az sonra sönecek olan küçük izmariti alıp, tutuşturacaktı Asım’ın ağzına.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/birinci/">Birinci</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/birinci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2358</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bağımlı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bagimli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bagimli/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 15 Feb 2016 12:04:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2241</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ayakta durmaktan yeterince yorulmuş olacak ki sokağı aydınlatan süslü elektrik direğinin dibine çömeldi Esra. Yerden topladığı yarım kalmış izmaritlerden birini çıkardı cebinden. Yakmaya çalıştı. Derin derin,;üst üste birkaç sefer körükleyip alevi harlandırdı. Bir iki nefes çekip fırlattı az öteye. Hava ılıktı. Bahar yağmurunun habercisiydi bu şehirde ılık hava. Turunç çiçeklerinin kokusunu çekti içine. Yağmurdan hemen [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimli/">Bağımlı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakta durmaktan yeterince yorulmuş olacak ki sokağı aydınlatan süslü elektrik direğinin dibine çömeldi Esra. Yerden topladığı yarım kalmış izmaritlerden birini çıkardı cebinden. Yakmaya çalıştı. Derin derin,;üst üste birkaç sefer körükleyip alevi harlandırdı. Bir iki nefes çekip fırlattı az öteye.</p>
<p>Hava ılıktı. Bahar yağmurunun habercisiydi bu şehirde ılık hava. Turunç çiçeklerinin kokusunu çekti içine. Yağmurdan hemen önce esen ılık rüzgarlar şehrin bir ucundan alır diğer ucuna taşırdı turunç çiçeklerinin kokusunu. Şehrin diğer ucunda ise denizden esen meltem rüzgarları ile beraber fesleğen yapraklarının yeşil renkli kokuları bu tarafa taşınır, her iki kokuyu duyabilmek uğruna bu kentin insanları bahar aylarında evlerinin kapılarını ve camlarını daima açık bırakmaya gayret gösterirlerdi.</p>
<p>Az önce önünden geçen ve elli lira karşılığında vücudunu teklif ettiği iki sarhoşun arkasından baktı bir süre daha. Üzerlerinde yeterli para olmadığını söyleyip yürümeye devam etti sarhoşlar.   Çarşıya çıkan dik yokuşun başında durdular. Soluklandılar. Bir süre dinlendikten sonra tekrar yürüyüp gözden yittiler.  Yeterince uzaklaştıklarından emin olunca, hissettiği güven duygusuyla bağırdı arkalarından Esra,</p>
<p>&#8220;Ananız vermez lan size o paraya ananız! ”</p>
<p>Ellerinin hafiften titremeye başladığını fark etti.  Sakin bir şekilde sırtında asılı duran çantasını çıkardı. Fermuarını açıp içini boşalttı. Sağına soluna, inciğine cinciğine varasıya dek cennetin mavisini aradı. Çantanın dibindeki dikiş yerlerinin altına gizlenmiş halde bir tane bulunca, yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi.</p>
<p>Gökyüzü kızıla boyandı birden. Kızıllığın arasından sıyrılan yıldırım izleri, morarmış kolundaki jilet izlerini andırdı. Vakit epey geç oldu ve yaklaşık on dakika sonra ortalığı sele verecek yağmurun ilk damlası düştü koluna. Hiç kıpırdamadan kolundaki damlaya baktı bir süre. Hiç bozulmadan ağır ağır akışına… Jiletten kabarmış kısma gelince dağılan, ince bir çizgi haline gelen yağmur damlasını, kolundan süzülüp yere düşesiye dek seyretti.  Yağmurun hızlanmasıyla birlikte turunç çiçeklerinin kokusunun yerini asfalt kokusu aldı. Kalktı oturduğu yerden. Dağıttığı çantasını topladı tekrar. Rujunu, göz kalemini, bıçağını, az önce yere döktüğü ne var ne yoksa hepsini tek tek toplayıp özenle doldurdu çantasına.  Ayağa kalkıp tırmanmaya başladı dik yokuşu. Normalde bile tek solukta çıkılması imkansız bu yokuşu, birde böylesi iri iri yağan bu yağmurun altında tırmanmak epey güç olacaktı.</p>
<p>Kolay kolay yağmur yağmazdı bu şehre. Ama yağmaya başladığı zaman da, sevgilisini ihmal etmiş şımarık bir adam pişmanlık duygusuyla nasıl abartılı davranışlar içerisinde bulunur, işte tam olarak böyle yağardı bu şehre yağmur.  Ve böylesi küçük, doğanın bahşettiği en masrafsız güzellikler bile sadece Esra gibi garibanların nezdinde, romantik bir algıdan milyarlarca ışık yılı uzakta parlayıp sönmekteydi.</p>
<p>Mahalleye yaklaştığında üzerinde kuru hiçbir yer kalmadı Esra’nın. Kendini pazarladığı sokağın yaklaşık birkaç yüz metre ötesinde, gecekondudan bozma evlerin doldurduğu, is kokusunun ot kokusuna karıştığı Zeytinli Mahallesinde oturuyordu. Sık sık polis baskınlarına maruz kaldığı için bu kokulara ara sıra biber gazı ve kan kokusu da karışırdı Zeytinli Mahallesinde.</p>
<p style="text-align: center;">…</p>
<p>Evinin olduğu sokağa girdiğinde yağmur şiddetini arttırmıştı. Koşar adımlarla eve yaklaştığında, yağan yağmura aldırış etmeden kendisini bekleyen Murat’ı gördü yine.  Eve kaçta dönerse dönsün, hava ister cılk sıcak, isterse fırtına boran olsun Murat, elinde çalıştığı hamburgerciden arakladığı içi hamburger ve envai çeşit sosla dolu olan keseden yapılmış poşetle her zaman olduğu yerde, sokağı aydınlatan büyük elektrik direğinin hemen yanı başındaki küçük trafonun üzerinde oturur, kendisini beklerdi. Esra’nın küçük bir hamburgerden ziyade kendisini bekleyen birisinin olduğunu bilmesi, bu hayatta sahip olduğu tek lükstü. Kendisini, insan olmanın yanı sıra bir kadın olarak değerli kılan yegane lüks…</p>
<p>Gülümseyerek yaklaştı Murat’a. İkisi de sırılsıklam olmuştu. Murat’ın elindeki hamburger poşetini aldı. Teşekkür etti.  Pek fazla konuşmazlardı. Konuşmaya ihtiyaçları yoktu. Kimsenin görmediğinden emin olunca dudağına ufak bir öpücük kondurup evine girdi. Elindeki hamburger poşetini oturma odasındaki sandıktan bozma sehpanın üzerine bıraktı.  Odasındaki küçük dolaba yöneldi. Çekmecesinden çıkardığı serum lastiklerini koluna doladı. Zor zamanlar için sakladığı aşını kaşığa doldurup,  mum alevinde pişirmeye başladı. Şırıngaya hapsettiği mutluluğu, damarlarında azad edecekti. Bu mahallenin insanlarının mutlu olmak için fazla seçenekleri yoktu.</p>
<p>Sızmasına yakın hava sakinlemiş gibiydi. Ortalığı yıkıp götüren yağmur azalmış, yerini tekrar hafiften esen meltem yellerine bırakmıştı. Bir senfoninin şefi gibi özenle çalışıyordu Mikail. Karmaşanın kendi içinde süre gelen düzenini andırıyordu. Önce hafif bir rüzgar, ardından toplanan bulutlar, şiddetini arttıran rüzgar, hafifleyen rüzgar, gök gürültüsü, çisentiyle başlayan yağmurun toprağa düşüşü,  git gide hızlanan yağmurun sesi, ardından tekrar yavaşlayıp en başa dönerek hafif bir rüzgarla birlikte sona eriş. Ve tüm bunlar aslında, Esra’nın mahallesinden birkaç kilometre uzakta güvenlikli ve yüzme havuzlu bir sitede oturan bir yazar bozuntusunun, camdan dışarıyı seyrederken hissedip kağıda dökebileceği süslü cümlelerin malzemesi olabilirdi pek ala.</p>
<p>Zeytinli Mahallesine adını veren zeytin ağaçları, üzerinde kalan tek tük zeytinlerini de yılın bu mevsiminde çıkan fırtına ve yağmurlarla birlikte yollara dökerdi.  Mahalle sakinleri gün boyunca sokaklara dökülür, yerde kalan irili ufaklı birkaç zeytini toplayıp sofralığa kurarlardı. Esra’nın oturduğu yıkık gecekondunun bahçesinde altı tane vardı bu zeytin ağaçlarından. Her biri birbirinden bereketli, erik büyüklüğünde, yağlanmış bu zeytinler mahallenin çakrakozları tarafından sonbaharın ortalarına doğru gasp edilir, ağaçta kalan bir apaz zeytin de Esra’nın buzdolabında gizlenirdi.</p>
<p>Sabah uyanır uyanmaz buzdolabını açtı Esra. Tabakta kalan birkaç zeytin tanesiyle, kurumuş peynire baktı. Neden sonra aklına dün gece Murat’ın verdiği hamburger poşeti geldi. Dolabın kapağını kapatıp odaya girdi. Sehpanın üzerinde duran poşeti açtı. Kağıda sarılı hamburgeri çıkarıp yanına koydu.  Hamburgerin yanında duran küçük sos kaplarını sehpanın üzerine döktü.  Ketçap, mayonez, sarımsaklı mayonez, acılı sos, hardal… O en sevdiği kömür kokusuna benzeyen sos yoktu bu sefer içlerinde. Sosları tekrar poşete doldurdu. Hamburgerin içindeki köfteyi çıkarıp kapının önünde miyaklayan kedinin önüne attı. Buzdolabından çıkardığı zeytini ve peyniri hamburger ekmeğinin arasına doldurup, yemeye başladı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bagimli/">Bağımlı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bagimli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2241</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kayıp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kayip/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kayip/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 10 Feb 2016 07:59:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yazan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2159</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir insana, onu öldürebilecek kadar kızdığınızda bile bu öfkenizin yaklaşık beş-altı dakika süreceğini duymuştum. Bu yüzden yerde kıvrılıp başımı kollarımın arasına sıkıştırdığımda, ardı ardına vücudumun çeşitli yerlerinde patlayan bu kahrolası yedi adet cücenin akıl almaz tekmelerinin sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordum. Edindiğim bu gereksiz bilgi, baharın gelmesiyle, kaleiçinin yıkık harabe evlerinin bahçelerinde, yıllardır ayakta kalabilen turunç [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip/">Kayıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insana, onu öldürebilecek kadar kızdığınızda bile bu öfkenizin yaklaşık beş-altı dakika süreceğini duymuştum. Bu yüzden yerde kıvrılıp başımı kollarımın arasına sıkıştırdığımda, ardı ardına vücudumun çeşitli yerlerinde patlayan bu kahrolası yedi adet cücenin akıl almaz tekmelerinin sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordum. Edindiğim bu gereksiz bilgi, baharın gelmesiyle, kaleiçinin yıkık harabe evlerinin bahçelerinde, yıllardır ayakta kalabilen turunç ağaçlarının her bir dalında neredeyse binlerce açmış, beyazı sarısına karışan turunç çiçeklerinin burnuma gelen o tuhaf baş döndürücü kokusuyla beraber bir nebze de olsa rahatlatıyordu içimi.</p>
<p>Gecenin bir vakti, Kale içinin ortasında yedi adet cüce tarafından ölesiye tekmeleniyordum. Ve üstüne üstelik hepsi öfkeliydi. Cücelerin bu kadar kuvvetli olduklarından o ana dek haberim yoktu. O kadar iyi kapaklanmama rağmen dudağımı patlatıp, dişlerimi kırabilmişlerdi.</p>
<p>Tekmelerden fırsat buldukça kafamı kaldırıp, az ötede beni öfkeli gözleriyle izleyen, gözlerine iyice baktığımda acıma duygusunun zerresine denk gelmediğim eski kız arkaşım Tuğçe&#8217;ye bakıyordum. Bu cüceler onun arkadaşlarıydı ve Tuğçe bu götten bacaklı ipnelerin pamuk prensesi olmuştu. Ben ise zavallı prens. Tek farkımız, prensesi öptüğüm için değildi bu dayak. Yaklaşık üç saat önce kafasına işediğim içindi. Bunu neden yaptığımın çok bir önemi yok aslında. Sarhoştum ve haklıydım. Ve haklı olmamın gururu, yediğim dayağın acısını azaltıyordu. Ne kadar içtiğimin de bir önemi yoktu. Aralık sokağının, dik yokuşa dönen köşesinde duvarın dibine işerken, Tuğçe ve yanında ele ele tutuştuğu yeni manitasıyla göz göze gelmeseydik, ya da Tuğçe yüzüme bakıp,  o alışılmış aşşağılayıcı tebessümüyle  &#8220;gel istersen tepeme işe” dememiş olsaydı, bugün muhakkak birbirimizden habersiz sakince biralarımızı yudumlamaya devam edebilecektik.</p>
<p>Birden durdu tekmeler. Yerde bir süre daha kapaklanmış halde bekledim. Yavaşça saatime baktım. Daha beş dakika dolmamıştı. Yorulmuş olmalılar diye düşündüm. Ne de olsa cüceydiler. Bacak boyları kısaydı. Sarf ettikleri efor, normal diyebileceğimiz bir adamın sarf edeciğin eforun iki misli olmalıydı. Ben de yorulmuştum. Hafifçe parmaklarımı dudağıma ve burnuma götürdüm. Kanın sıcaklığını hissedip geri çektim. Tekrar kafamı, bu sefer daha da güvenli olduğuna inandığım biçimde sıkıca kollarımın arasına gömdüm. Bir süre daha pozisyonumu hiç bozmadan bekledim. Başka tekme gelmedi. Bitirmişlerdi. Hafifçe kafamı kaldırıp Tuğçe&#8217;ye baktım. Üzerinde uzun kırmızı elbisesiyle beraber ağır adımlarla bana doğru yaklaştığını gördüm. Az önce gözlerinde yanan, sanki Çıralı’nın alevi gibi sonsuza dek sürecek o öfke yitip gitmişti. Tebessüm sarmıştı şimdi tüm bedenini.  Bahar yelinde o az önce burnuma gelen, eşsiz turunç çiçeklerinin kokusunu görebiliyordum üzerinde. Yanıma gelip elini uzattığında daha da bir belirginleşti yüzünde ki tebessüm. Buyurgan ama bir o kadar da nazik;</p>
<p>“Kalk” dedi. “Kalk hadi dans edeceğiz.”</p>
<p>Gülümsedim. Kan revan içinde kalmış ağzım ve burnumla, kırık dişlerimle nasıl göründüğümü önemsemeden gülümseyip uzattım elimi. Az önce bana o öldürücü tekmeleri savuran o bacağını siktiğimin yedi cücesi, şimdi etrafımızda bir çember yapmış ve her biri eline bir enstürman almış <em>Miserlou’yu</em> çalıyorlardı. Dördünün elinde viyola vardı. İkisinde kontrbas, sonuncusunda ise keman.  Müziğin girmesiyle beraber, sokak lambasıyla aydınlatılmış karanlık sokağının tepesine, yani bizim tepemize nerden geldiğini anlayamadığım kan kırmızısı yapraklar dökülmeye başladı. Güney Kore sinemasının bir sahnesinde gibiydik sanki. Yapraklar dizlerimize kadar geldi nerdeyse. Yaprağın kırmızısı, elbisenin kırmızısı, suratımdan akan kanın kırmızısı, hepsi aynı tondaydı. Sokak lambasının ışığı bile kırmızıydı artık. Tüm sokak, tüm Kaleiçi belki de kainat… her yer Kıpkırmızıydı. Müziğin bitmesine yakın Tuğçe&#8217;nin  dudaklarına iyice yapışıp geri çektim kendimi. Şimdi onunda ağzı yüzü kan revan içindeydi artık. Kırmızı, kan revan yapraklarının arasından süzülüp uzaklaşırken, kulağımda hala <em>Miserlou’nun</em> tınısı vardı.</p>
<p>Karanlık sokağının köşesini döndüğümde Gültekin’i, duvarın dibine oturmuş elindeki anzarotunu kafasına dikerken gördüm.  Beni görünce ayağa kalktı. O her zaman ki sakinliği yüzünde yıllardır durduğu yerde duruyordu.</p>
<p>“Fena harcamışlar” dedi.</p>
<p>“Evet fena harcadılar”</p>
<p>“Canın yandı mı çok?”</p>
<p>“Epey”</p>
<p>“Yardıma gelmediğim için kızgınmısın?”</p>
<p>“Hayır değilim. Hem gelsen de bir şey değişmezdi”</p>
<p>“Olsun. Yinede gelmem gerekirdi”</p>
<p>“Önemseme”</p>
<p>“Seni beklerken çok canım sıkıldı burada. Keşke gelseydim”</p>
<p>“Can sıkıntısı insanı, diğer canlılardan ayıran en temel özelliğidir”</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>“Hiç canı sıkılan bir hayvan gördün mü hayatında, yada bir ağaç, çiçek, kuş arı, zürafa…”</p>
<p>“Haklısın. Görmedim”</p>
<p>“Hayatı cehenneme çeviren bu can sıkıntısı işte. Savaşların nedeni, doğa katliamları ve daha birçok kıyımın nedeni işte bu can sıkıntısı”</p>
<p>“Bir şeyleri değiştirmeye çalışmamamızın nedeni de bu can sıkıntısı”</p>
<p>“İnsanoğlunun en büyük felaketi de bu yanılgı zaten. Bir şeyleri değiştirmeye çalışmak… Bunun nedeni de tamamen can sıkıntısı. Kadın evinde otururken birden canı sıkılır ve koltuğun yerini değiştirir. Adam akşam eve geldiğinde gider yine aynı koltuğa oturur, aynı televizyonu izler. Aynı televizyonda aynı haberleri, aynı programları… her şey aynıdır aslında. Kadın belinin ağrısıyla kalır sadece.”</p>
<p>“Bu kadar basit yani?</p>
<p>“Bu kadar basit. Değiştirmek yerine var olanı korumak gerek. Her şeyden önce aklımızı”</p>
<p>“Şarap almaya  gidelim mi?&#8221;</p>
<p>“Olur&#8221; dedim. &#8220;Gidelim.&#8221;</p>
<p>Çarşıya çıkan dik yokuşun hemen başlarında burnuma yine o turunç çiçeklerinin kokusu geldi. Taptaze sapsarı turunç kokuyordu her biri. Gözle görünecek kadar keskin bu koku,  içimi ferahlatmaktan ziyade midemi bulandırdı bu sefer. Elimi duvara yaslayıp kusmaya başladım. Ağzımdan, burnumdan gözlerimden, insanlığımdan, her yerimden kanla karışık kusmuk akıyordu. Yokuştan limana dek akıp, denize karışıyordu. Az ötemde cılız mı cılız, çirkin mi çirkin bir kız iki gram daha enjekte edebilmek uğrana damarına, vücudunun pazarlığını yapıyordu. Adamın teklifini beğenmemiş olacak ki küfrediyordu durmadan.</p>
<p>“Sen o paraya git kendi ananı sik! Zararın evladı”</p>
<p>Denizi kusmuğumla ve kusmuğuma karışmış kanımla doldurana dek boşalttım içimi. Gültekin’le kol kola girip zar-zor tırmanmaya başladık tekrar o dik yokuşu. Az önce müşterisini def eden cılız, kolları mosmor olmuş kızın önünden geçtik. Bir iki adım uzaklaşmıştık ki bağırdı arkamızdan.</p>
<p>“İkinizinkini elli liraya alırım”</p>
<p>Durduk bir an. Ceplerimizi yokladık.</p>
<p>“ O kadar yok üzerimizde” dedim.</p>
<p>“ İyi gidin birbirinizi sikin amına kodumun sarhoşları”  dedi.</p>
<p>Birazdan başlayacak yağmur sadece yoldaki kusmuğu değil turunç çiçeklerinin naif kokusunu da alıp götürecekti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kayip/">Kayıp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kayip/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2159</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
