<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Çağlar Jm &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/caglarsonkaldi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 May 2019 16:14:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Beyni Olmasa Da Olur Beğeni Olsun!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 14 May 2019 05:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17860</guid>
				<description><![CDATA[<p>Artık fark ettiniz mi kimse kimsenin yüzüne bakmıyor? Hem ne gerek var yüze bakmaya gözlere bakmaya kirpiklere bakmaya falan. Önce arkamızdan başlıyoruz bir birimize bakmaya. Mesela yüzünden tanıyamadıklarımı artık instagramda poposundan tanır hale geldim. ************* Popolar artık bizim kimliğimiz haline geldi. Şöyle dar bir kot. Çok güzel tamam, şimdi hafifçe arkanı dön güzel bir kimlik [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/">Beyni Olmasa Da Olur Beğeni Olsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Artık fark ettiniz mi kimse kimsenin yüzüne bakmıyor? Hem ne
gerek var yüze bakmaya gözlere bakmaya kirpiklere bakmaya falan. Önce
arkamızdan başlıyoruz bir birimize bakmaya. Mesela yüzünden tanıyamadıklarımı
artık instagramda poposundan tanır hale geldim. </p>



<p>*************</p>



<p><strong>Popolar artık bizim kimliğimiz haline geldi.</strong></p>



<p>Şöyle dar bir kot. Çok güzel tamam, şimdi hafifçe arkanı dön
güzel bir kimlik fotosu çekelim sana. Çıkıt! </p>



<p>Çok güzel oldu!</p>



<p>Bu popoyla güzel bir referans sağladın. Beğeniler, takipler
başlar yakında reklamda alırsın bebeğim.</p>



<p>Ballı lokma tatlısı aman hadi hayırlısı. </p>



<p>Beynini geliştirmene gerek kalmadı!</p>



<p>Bak kot reklamına bile en popülerini koymuşlar kimse kızın
yüzündeki makyajın oturmadığını hatta yüzün makyaj bile tutmadığını annesinin
makyaj malzemeleriyle makyaj yapan 6 yaşındaki çocuklara benzediğinin farkında
değil. Birde dondurma reklamı çekmiş inceden tamam işte. Özeneceğin kişiyi
buldun. </p>



<p>************</p>



<p><strong>Tımarhaneden sesleniyorum! </strong></p>



<p>Bir insan ne zaman
utanır? Ya da artık acaba utanmak, aymaz, doymaz, ahlaksız ve “insan olmak”
deyiminin içeriğinden uzak yeni bir canlı türü mü ortaya çıktı da bizim
haberimiz yok? Bazı siyasetçilerimizin İsviçreli bilim adamları tarafından
incelenirse çok değişik sonuçlar elde edileceğini düşünüyorum. Mesela “insan”
demeyiz de başka bir isim koyabiliriz bu yeni türe…</p>



<p>Ne fatih sultan
Mehmet Bizans’tan, ne Atatürk İngilizlerden alırken bu kadar zorlanmamıştır İstanbul’u.
Çünkü karşılarındaki kişiler en azından “insan” türünde canlılardı. </p>



<p>Yeni türün adını
bende bilmiyorum. Kimlerin eline kaldı İstanbul kimlerin eline kaldı Türkiye? </p>



<p>*********</p>



<p><strong>“Her şey çok güzel olacak” </strong><strong></strong></p>



<p>Adamda peygamber sabrı var ben olsam cinnet geçirmiştim. Hoş
zaten evde belli aralıklarla histeri krizlerine giriyorum. Böyle bir şey yok
yapılan onca haksızlığa, yalana yanlışa ve adeta faşizmin en kalın çizgileriyle
imzalanan kararlara rağmen Sayın Ekrem İmamoğlu’nun sakin istikrarlı, hala ve
hala barışçıl, etik, demokrasiye uygun tavrı takdire şayan! Her halde başka bir
siyasetçi olsa çok daha farklı yolları denerdi. Atatürk’ün “<strong>Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim
olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey
yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Ben kalpleri
kırarak değil kazanarak hükmetmek isterim. Millete efendilik yoktur. Ona hizmet
etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur</strong>.&#8221; Sözleri
ister istemez aklıma geliyor. Bakınız yanılmamayı ummakla birlikte bu ülkenin Rönesans’ını
başlatmış oldular. Hırs ve kibirin tıpkı Stendal’ın Kırmızı ve Siyah’ında
Julien’e yaptıkları gibi insanın sonunu getirdiğinin güzel bir uzun metraj
filmini izlemeye başladık sanırım. Şayet bu film farklı sonuçlanırsa yönetmen
olan halk onu tekrar çekmeyi de mutlaka deneyecek ve başaracaktır. Zira başka
Türkiye yoktur. İmamoğlu’ndan başka başkanda yoktur!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/">Beyni Olmasa Da Olur Beğeni Olsun!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/beyni-olmasa-da-olur-begeni-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17860</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Apr 2019 04:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17585</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Neriman’a dedim, o konuda bende kırgınım.” Masadaki herkes bir an bana odaklandı. “Üçüncü dünya savaşı başlamış!” deseydim bu kadar etkilenmezlerdi herhalde. Neriman, benim eski sevgilim. Eski kelimesi bir insanın üzerinde bu kadar mı kötü durur. Geceleri ona yakıştıramadığım bu kelimeyi hafızamda döndürüp döndürüp beni ağlatan kadın. Rüyalarımdaki girişi olan ama çıkışı olmayan sokaklar. Oysaki biz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/">&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>“Neriman’a dedim, o konuda bende kırgınım.” Masadaki herkes bir an bana odaklandı. “Üçüncü dünya savaşı başlamış!” deseydim bu kadar etkilenmezlerdi herhalde. Neriman, benim eski sevgilim. Eski kelimesi bir insanın üzerinde bu kadar mı kötü durur. Geceleri ona yakıştıramadığım bu kelimeyi hafızamda döndürüp döndürüp beni ağlatan kadın. Rüyalarımdaki girişi olan ama çıkışı olmayan sokaklar. Oysaki biz sarhoş olup eve gelecektik, aynı eve, evimize yani. Ne zaman rakı içsek birbirimize sahip olduğumuz için mutluluktan ağlayacaktık. Kaç şiir yazılırdı onun üzerine, kaç kez bestelerdim saçlarının rüzgârda uçuşunu kim bilir? Kirpiklerine parmak uçlarımla dokunacak, dudaklarının çizgilerini ezberleyecektim. Neriman benim eski sevgilim. Değil! Neriman benim sevgilim! Neriman benim hâlâ sevgilim! Neriman benim… </p>



<p>“Oğlum iyileşmeye bak, bu böyle gitmez. Tamam, ayrıldınız bitti.” Diyebildi Savaş. Onun en kötü durumlarda bile böylesine cesaretli bir umudu oluşu beni bazen her şeyin eskisi gibi olacağına inandırıyor, içimde küçük bir kıvılcım çaktırıyordu. Sonra gerçek hayata dönüyordum tabi. Savaş liseden beri arkadaşımdı. Birbirimizin içini dışını bilirdik. Yanlış yapmaz, satmaz darda bırakmaz, elinde yapabileceği ne varsa yapar adam gibi adamdı Savaş. Gel gelgelelim hayatın adamlığı çok önemsediği yoktu. Liseden sonra geçim sıkıntısı yaşamış üniversite okuyamamış oda bir fabrikada işe girip çalışmaya başlamıştı. Babasının emekli maaşıyla zaten ancak bu kadar okutabilmişlerdi. Küçük bir kız kardeşi vardı. Henüz altı yaşındaydı. Gözleri ela renginde dünyalar tatlısı bir kızdı. Annesi pazarları ev temizliğine gittiğinde bazen o bakardı kardeşine. Bu pazarda haftalık iznini kardeşiyle geçirmiş, akşamına ancak bizle buluşmuştu. Ece ve Fatma’ya da haber vermiş her zamanki mekânımızda oturmuş içiyorduk.&nbsp; Dördümüz de yirmili yaşların üzerinde otuza bir dört beş yıl uzakta insanlardık. Ama tükenmişliğin yaşının olmadığını öğreneli bayağı olmuştu. Ya da en azından bana öyle geliyordu. Dünyada Hiroşima’dan sonra birkaç atom bombası da benim içimde atılmış gibi hissediyordum. Neriman benim hala sevgilimdi… “Oğlum valla üzülüyoruz bizde ama elden bir şey gelmiyor işte.&nbsp; Beni yanlış anlama olmayacağı baştan belliydi. Tamam, sevginize diyecek bir şeyim yok. Ama göze alamazdı. Onu da anlamaya çalış” dedi Ece.&nbsp; Biramdan bir yudum daha aldım. Mekânın tuğla kaplı duvarları üzerime üzerime geliyor gibiydi. Başımı izlemekte olduğum masadan yavaşça kaldırdım. Ecenin uzun düz sarı saçları çarptı gözüme, yüz çizgilerimi kaybetmiş gibiydim. “Oldu olacak herkes ayrılıyor zamanla alışırsın falan de” bir yudum daha aldım. Omuz silkmekle yetindi Ece. Büyük bir yudum bira daha. Ece uzun zaman önce tanıdığım biriydi. Savaş sayesinde tanımıştım. Oda okumaktan sıkılmış olacak gibi üniversite mezunu olmanın bir işe yaramayacağını anlayınca, liseden sonra çalışmaya başlamış bir kafede garsonluk yapıyordu. Annesiyle babası uzun zaman önce ayrılmış annesiyle yaşıyordu. İlk tanıştığımızda çalıştığı kafede Savaş’la bana çay servisi yaparken benim el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmam sonucu çayı elinden yan masanın ayağına uçurmuştum.&nbsp; Ne kadar özür dilediğimi hatırlamıyorum. Neyse ki kimse haşlanmamıştı. Fatma ya gelince, o uzun zamandır arkadaşımdı. Lisede aynı sınıftaydık, bir ara başka bir okula gidecek oldu ama vazgeçti. Kalbini kıran erkekleri bir bir dövmüşlüğüm vardır. Sonrasında oda zaten sevmekten vazgeçti.  </p>



<p>Babasının tayiniyle geldiği bu şehirde emekli oluşuyla kaldı. İçimizde
bir o üniversite okumaya hevesliydi. Ama hayat ona da izin vermedi üniversiteye
gideceği anda babasının ani ölümüyle hiçbir yere gidemedi. Kardeşi abisi
falanda yoktu Fatma’nın annesinin tek çocuğu evin güzel kızıydı. Babasının
öldüğü gün ilk beni aramış “babam yok Deniz babam yok!” diye telefonda ağlamıştı.
Sonradan anlıyor insan bir insanı kaybetmenin çok zor olduğunu ve babasını
kaybetmenin daha da zor olduğunu. “Fatma” dedim. “Fatma, sen ne düşünüyorsun?”
Omzuma yaslandı başını koydu. Siyah saçları boynumdan aşağıya sarkıyordu.
Koluma girerek mırıldandı “Geçecek Deniz, geçecek. Tabi sen geçmesine izin
verirsen. Kendine hep böyle yapıyorsun biraz rahat bırak” Sesinde alkolünde
etkisiyle biraz gevşeme vardı. Sağ dirseğimi masaya dayayıp ağırlaşan başımı
avucumun içine aldım. Gözlerimi kapatsam onun hayali gelip geçiyordu. Açsam her
gölgenin koyusundan onunla ilgili bir düşünce süzülüyordu. Bir delilik yapmam
an meselesiydi. İnsan nasıl cinayet işler, nasıl hapse düşer, nasıl birini
kaçırır anlıyordum. Gençliğimi yakacak her hareket şu an bana normal bir eylem
gibi geliyordu. “Seviyoruz lan bir birbirimizi biz…” “Seviyoruz! Seviyoruz.
Seviyoruz” gittikçe kısıldı sesim. Seviyorduk ama kısık sesle işte haykıracak
bir durumumuz yoktu. Cesaretimizde yoktu. Ne ben onu alıp kaçırabiliyordum. Ne
o bana gelebiliyordu. Ruhum zihnimde kurşun gibi arda arda sıkılan düşüncelerin
arasında kaybolmuş büyük yara almış bertaraf olmuştum. Ama henüz kalbimin
bundan haberi yoktu. Ona sorarsan “Yürü oğlum kim tutar seni! Çek kolundan
götür gelmemek ne demek? Öyle bir gelecek ki” diyordu. Ama bunu yapabilmek için
ne kadar içmem gerektiğini söylemiyordu. “Oğlum sevginize diyecek bir şey yok
zaten. Sen niye anlamıyorsun sizin durumlarınız ters. Yürütemezsiniz. Onun bir
şekilde bazı şeyleri aşması lazım ki aşamıyor görüyorsun. Sonra çevre büyük bir
sorun bunu aşmalısınız. İlk fırsatta vazgeçiyor. İleride çok sorun
yaşayacaksın” diye söylendi Ece. Başından beri zaten olmayacağını söylemişti.
İlk fırsatta bunun ilerde beni daha da üzeceğinden bahsetmiş, kendimi
kaptırmamamı sonrasında çok geç toparlanacağımı falan hep vurgulamıştı. “Tamam,
arkadaşlar kapatalım konuyu. Başka mevzumu yok yahu düzeleceksin tamam sende
çok gitme üzerine bunun başka şeyler düşün aşk acısından ölen yok.” Dedi Savaş.
Devam etsek kötü olacaktım ki zaten kötüydüm farkına varmıştı. Herkes gününün
nasıl geçtiğinden bahsetti. Haftaya Fatma’nın doğum günü vardı ne yapacağımızı
konuştular. Hiç birini tam anlamıyla duymuyor duysam da geçiştiriyordum. Neyse
ki fazla uzun sürmedi. Göçük altında kalmıştım ve hiç kimsenin konuşmasında
bana yardım edecek bir sesleniş yoktu. Buna rağmen sesleri git gide
uzaklaşıyordu. </p>



<p>Gecenin sonunda elimi cebime attığımda buruşmaktan origami olmuş son
yüz liramı buldum. Hesabı ödeyip çıktık. Dördümüzde çakır keyif olmuştuk.
Kızları eve bıraktıktan sonra savaşla birer bira alıp sahile geçtik. Civarda üç
beş sarhoş son içkilerini içiyordu. Kayalıklara oturduğumuzda Neriman&#8217;la buraya
geldiğimiz aklıma geldi. Koluma girer sanki artık uçamayacak bir kuşun korka
korka bir insanın avuçlarına teslim oluşu gibi başını omzuma koyardı. O an
anlardım ki bir insan gerçekten seviyorsa o kişiye karşı dünyanın en savunmasız
canlısı oluyordu. O da öyleydi benimleyken. Sevmek bir bakıma teslim olmak
demekti. Bütün yalanlardan, bütün samimiyetsizliklerden, bütün korkulardan
vazgeçmek ve bütün ihtimalleri hiç sayıp dünyada sadece sevdiğin insan
varmışçasına ona teslim olmak. Sevmek tercihleri sıfırlamaktı. Onun dışındaki
bütün tercihleri yok etmek. Neriman beni seviyordu. Neriman benim dışımda bir
hayat düşünmemişti. Neriman’inin benim dışımda bir tercihi de yoktu. Dünya
üzerinde Neriman için başka insanda yoktu. Bir süre sonra evlenince ya da
birlikte olmaya başladıktan sonra heyecan ölür her şey sıradanlaşır aşk sevgi
alışkanlığa dönüşür derler, Neriman’inin süresi yoktu. Altı ay boyunca her gün
bana farklı farklı baktı. Her gün ilk günmüş gibi. Her gün yeni aldığı çiçeği
sular gibi. Vitrinde o çok beğendiği elbiseyi ilk giyişi gibi. Ben onun
saçlarını okşadım. O benim gözlerime baktı. İçinde kendini görünceye kadar ki
baştan aşağı ben o olmuştum.</p>



<p>&#8220;Ne oldu? &#8221; Savaş kolumu sıktı. Bir an geriye doğru
irkildim. Uzun süredir dalıp gitmişim demek ki Savaş dürtmüş. &#8220;Olum iyi
misin? Duvara mı konuşuyorum ben? Uçtun gittin yine.&#8221; Bir yudum daha aldım
biradan. &#8220;Pardon ya. Abi biliyorsun işte acayip hallerdeyim. Uf geçecek
gibi değil. Olmuyor olum.&#8221; Bir yudumda o aldı birasından &#8220;Olacak
olum. Bak kızma bana ama her şey sevgi değil be abi. Olmuyor yani.
Sorumluluklar giriyor işin içine. Birde anasını siktiğimin elalemi, oradan
buradan herkes karışıyor işin içine fırsat vermiyorlar adama. Kaldıramazdınız
zaten lan. İleride daha kötü olmasındansa şimdiden herkes kendi yoluna baksın
hem bak, seni iyi tanıyorum o mutlu olunca sende mutlu olursun. Bırak mutlu
olsun. Bırak yolunu çizsin bir sorun olursa yine biz buradayız lan amına
koyarız ortalığın gerekirse gideriz destek oluruz kimse üzemez. Yapmadığımız
şey mi?” zaten benle mutlu. Bende onla mutluyum. Diyemedim. Diyemedim çünkü
bizim sorunumuz mutlu olup olmamak değildi. Bizim sorunumuz bambaşkaydı.
Başkaydı çünkü amına koyduğum dünyasın benim mutlu olmamı istemiyordu.
Gökyüzünde bulutlar yüzüyor, ay ben buradayım der gibi parlıyordu. Bir medet
umar gibi kaldırdım başımı yıldızlara baktım. Gökte yıldız yoktu. Medet hiç
yoktu…</p>



<p>Gözlerimi açtığımda bir an geç kaldım diye düşündüm. Ama uzun zaman olmuştu benim bir işim yoktu. Sonrasında sildim alnımın terini rahatlama hissiyle bıraktım kendimi yatağa. Param suyunu çekmeye başlamıştı. Akşamdan kaç para kaldı diye düşündüm. Sanki dünyanın en önemli olayı benim cebimdeki paraymış gibi. Dudaklarım açılmakta zorlanıyor, hırlar gibi nefes alıyordum. Deli gibi su içesim vardı ama kim kalkıp mutfağa gidecekti şimdi. Bir annem babam olsaydı şimdi belki seslenirdim. Ya da paytak paytak yürüyüp bana yarısını yolda dökecek olduğunu bildiğim bir bardak suyu getirmeye çalışan bir kardeşim olsaydı. “Susadım!” diyebilmenin özlemini duydum aptalca ve saçma sapan. Kalktım mecburmuşum gibi. Yerde duran kot pantolonumun cebinde kalan elli liralık kâğıt parayı çıkardım düzelttim masaya koydum. Bir dahaki sefere harcadığımda düzgün olsun istedim herhalde. Gittim kana kana su içtim. Geldim aynaya baktım. İnsanlar beni görüp nasıl korkmuyorlardı hayret. Aynadaki adam zombiye dönmüş ruhsuz ince uzun dağınık biriydi. Ya da bana öle geliyordu bilmiyorum. Yansımama durup “çıkalı ne kadar oldu Nazi kampından?” diye sorasım geliyordu. Sormadım. Onunda cevap verecek hali yoktu zaten. Kısa dönemlikte olsa bir iş bulmam gerekliydi. Mümkünse gidip gelirken otobüsün Neriman’in çalıştı yerin önünden geçmeyeceği bir iş. Yollarında onunla karşılaşmayacağım bir iş. Yaparken onu aklıma getirmeyeceğim, dönme ihtimalini düşünmeyeceğim, hatta ararsa çalışıyorum diyerek telefonumu açmayacağım bir iş. İnsan bazen bir işten ne kadar çok şey umuyor hayret doğrusu. Bütün günümü bilgisayar oyunu oynayarak, uyuyarak, sokaklarda boş boş gezerek heba ettikten sonra nihayet akşam olduğunda bizimkilerle buluştuk.&nbsp; Kızlar işten güçten bahsediyordu ama Savaş bütün bunların benim umurumda olmadığını farkediyor masanın ucundan bana bakıyor, takma artık der gibi mimikler yapıyordu. Bende başımı yukarı kaldırıp “ yok be oğlum ne takıcam” işaretleri vermeye çalışıyordum. Konuya kendimi dahil etmeye çabalayışlarım ise takdire şayandı. “Sinemaya gitsek mi be haftaya?”&nbsp; kızlar birbirne baktı. Fatma birşeyler söyleyecek oldu ama son anda vazgeçti. Bunun yerine birasından bir yudum almakla yetindi. “Unuttun galiba haftaya Fatma’nın doğum günü var” dedi Ece. “Ha evet pardon ya.” Diyebildim. Siyah bakışlarını başka tarafa çevirince alındığı belli oldu. “Ya tamam kızım aklım başımda değil zaten dediklerinizi bile duymuyorum ne atar yapıyorsun” Savaşın sırıtışı canımı sıktı. “Sırıtma lan sende!” savaş şimdi büsbütün gülüyordu. “Olum harbi sen kafayı yedin valla bu kız sana kafayı yedirtcek. Bence sigortan daha devam ediyordur senin git kliniğe baştan paşa paşa teslim ol” “Çok biliyorsun” der gibi başımı salladım. Fatma gülüyordu.&nbsp; “Haklı”dedi sadece Ece koca bir yudum daha içerken. “Tamam be tamam kafam karışık sadece düzelecek. Sen niye öle oturdun karşıma gel bu tarafa kalk kalk artistlik yapma bana geç yanıma” Fatma yanıma geldi koluma girdi. Yalnız olsaydım belki sarılırdım. Hatta onunla olmak bile bir an aklıma gelip gitti. Sonrasında bu düşünceyi kafamdan kovdum. Ama bir yandan da içimden “bunu düşünebiliyorsam iyileşiyorum” diye geçirmekten kendimi alamadım. Yada belkide sadece kendimi kandırıyordum. İyileşmek demek yakın arkadaşınla yatmak demek olmamalıydı herhalde. Ama Fatma&#8217;nın buna niyeti vardı. Savaş bu konudan hoşlanmasam da zaman zaman bana konuyu açardı. Fatma&#8217;nın sevgilisi yoktu. Savaşın dediğine göre benden hoşlanıyormuş. Ve bu uzun zamandır olan bir şeymiş benim fark ettiğim yok. Hoş zaten fark etsem de aklımdan hiçbir zaman böyle bir düşünce geçmedi. Kötü kız değildi. Çirkinde değildi ama insan belkide içini döktüğü ve her şeyini bildiği birine böylesine bir şey hissedemiyor. Belkide biraz bilmediği bir şeyler olduğunda bağlanıyor karşısındakine. Başını omzuma yasladı parfümünün şekersi tadını duydum. </p>



<p>“Tamam doğum gününü konuşalım. Ne yapacağız içeriz değil mi?” “Oğlum o banko zaten” dedi saçını düzeltirken Ece. “ Fatma beklemediğim bir çıkış yaptı başını kaldırıp “Vizyonunuzu s*keyim lan sizin” Küfür edişini nedense seksi buldum o an. “Lan normalde sürpriz yapar arkadaşlarına insanlar. NORMALDE!” az kalsın Savaş ağzındaki birayı püskürtecekti kocaman bir kahkaha attı. “Yavaş lan üstüme kuscan ayı” diye durdurmaya çabaladım. “Tabi siz normal falan olmadığınız için yanımda konuşuyorsunuz. Hatta bu yetmiyor bana soruyorsunuz. Odunlukta sınır tanımıyorsunuz benim bebeklerim.” Önce benim yanağıma sert bir öpücük kondurdu. Sonrasında Ece ve Savaş’ın yanaklarından makas aldı. Şaşkınlığım fark edilmesin diye bir yudum bira içtim. “Kızım biz samimiyiz o geri zekalı arkadaş toplulukları gibi değiliz. Onların hepsi instagram dostlukları sen boş ver bak biz delikanlı gibi seninle düşüncelerimiz paylaşıyoruz. Anlık arkadaşlıklar onlar, dimi ama?” Onaylayın lan der gibi baktı bize Ece. Kaldırdı şişesini. “Çak bakalım fıstık çak.” Hepimiz şişelerimizi tokuşturduk.  Ne kadar içtik hatırlamıyorum. Üç tane belki belki dörttü. Son biraları içmiş miydik? Bilmiyorum. Kendi aralarında bir şeyler konuştular bizimkiler sonra Fatma&#8217;nın koluma girmesiyle mekandan çıktık. Ece ve Savaş bizle beş on adım sonra vedalaştı. Sarmaş dolaş sokakta ilerliyorduk. Ama nereye? “Evee bırakayım mı seni?” neredeyse savrulacak bir kahkaha attı Fatma. İkimizde sarhoştuk elbette ama ben daha bilinçliydim. Sadece ne kadar içtiğimizi hatırlamıyordum. Hepsi buydu. Evin yolunu bulabilirdim. Fatma&#8217;yı evine de bırakabilirdim. Hatta kendimi yatağa atıp ertesi gün uyanmayı bile başarabilirdim. Ama hiç biri bu gece mümkün görünmüyordu. “Seni ben bırakayım istersen evine. Bu kadar çok içmemeliydin.” Fatma kendinin daha az içtiğini düşünüyordu. Ama yürüdükçe kafamda yirmi dakika önceki hallerimiz canlanmaya başladı. O daha fazla içmişti. Hatta en son benim biramı da fondip yapmıştı. Ayarla hesabı der gibi bi işaret çakmıştım Savaşa. Sonrasında Savaş  Eceyi bırakacağını söylemişti. Uyumazsam ararım demişti. Zihnim açıldıkça olayları kontrol etmem gerektiğinin farkına vardım. “Nereye gidiyoruz?” şehirde nereydeyse kimse kalmamıştı. Karanlık sahil yolunda doğru ilerledik. Kayalara çarpan deniz dalgalarında duymasak yaşam belirtisi yoktu. Fatma kolumdan çıkıp sağlı sollu devrildi devrilecek yürümüye başladı. “Nerde a**nakoyayım bu insanlar lan” haykırdım. Fatma dahil cevap veren olmadı.&nbsp; “Nerde? En çokta o nerde? Adını söylemeyeceğim. Nerde lan o nerde?” diye mırıldanıyordum kendi kendime. Dönüp bana baktı sarışın. “Ben buradayım yetmez mi?” elimden tutup kayalıkların önündeki kaldırıma oturttu beni. “Duralım biraz” Zaten dönen başım şimdi iyiden iyiye beni mahvediyordu. Öne doğru eğildik ikimizde. Bir ara kusacak gibi oldu. Biraz tükürdü. Ama kusmadı. “İyi misin?” Yüzünü bana doğru döndü. “Değilim.” Dudaklarını temizledi.&nbsp; Vücudunu üzerime doğru bıraktı. Kucağımdaydı. Bütün nöronlarımla Neriman’nin evinin önüne gidip, deli gibi haykırmayı düşünürken ben o dudaklarıma yapıştı. Karşı koymadım. O Neriman, bende bendim işte. Ben kim olduğumu bilmiyordum o ara. Çocuğa göz kulak olmazsan gider elini sobaya değdirir. Çukura düşer. Ki hele bizim ülkedeyse kesin düşer. Prize elini sokar. Sadece sonrasında ne olacağını merak ettiği halde. Hatta sonucunu bile bile. Beni Neriman boş bırakmıştı. Gitmişti. Bende elimi prize soktum. Çukura düştüm. Üstüm başım parçalandı. Çamura battım o an. Sobaya değdirdim elimi tenim yandı. Gözlerime bakan kadının gözlerine bakamayacak şeyler yapıyordum. Dudakları yakın bir arkadaşıma mı aitti yoksa sokaktan geçen her hangi bir kıza mı? Fark yoktu. O an bütün bunları sarhoşluğun etkisinden çok birini öpmenin ihtiyacıyla yaptığım hissine kapıldım. Ellerim saçlarına gitti. Parmaklarım aralarına girdi. Beni kendine doğru bastırıyordu. Karanlığın içinde kucağımdaki bir bedeni öpüyordum. Kim olduğunun önemi yokmuşcasına&#8230; Sanki ısındıkça ısınıyor, ağırlaşıyordu vücudu. Ötemde bir şeyler kıpırdarmış gibi oldu. Kapalı gözlerimi hafif araladım. Dudaklarımız ayrıldığında bir gölge çekti dikkatimi. Hafifçe kaldırdım başımı gözlerim hala tam açık değildi. Ay ışığının altında biri dikiliyordu. Otuz metre ilerde saçlarını kapşonunun üzerine atmış, griden siyaha çalan bir kadın. Arkası dönük elleri birbirini tutmuş. Uzaktaki aya mı yoksa ufuk çizgisini ayırt etmenin mümkün olmadığı kıyıdan sonsuza uzanan karanlığa mı baktığını bilmediğim bir kadın.&nbsp; Neriman. Neriman oradaydı. “Neriman?”&nbsp; “NERMİN!” Kan beynime sıçradı bütün hücrelerimi aynı anda öldürdüler. Soğuk bir bıçak darbesi yer gibi oldum. Tüm gücüme ayağa kalktım.&nbsp; Fatma düşmemek için son anda tutundu oturduğu kaldırıma. Yalpalayarak bir kaç adım attım Neriman&#8217;a doğru.&nbsp; İçimden bir ateş topu vücudumu sarmış dışarıya çıkmaya çalışıyor gibiydi. Beynimde kaynar nehirler akıyordu. Heyecandan bayılacağım sandım. İki adım daha attım. Onunla konuşamadan bayılmak korkusundan daha fazla duramayıp haykırdım. “NERMİN! NERMİN!” </p>



<p>Sadece başını çevirdi bana doğru Neriman. Zar zor seçebildiğim gözlerinn içlerinde küçük beyaz yanılsamalar gördüm. Saçları savruldu bir an rüzgarda. Dik dik baktı bana. Bir adım daha atamadım. Yüzünü izledim öyle sanki daha önce görmediğim bir yüzü inceler gibi derin derin baktım. Sonra kıstım gözlerimi bir daha baktım. Kadının elindeki telefonu çaldı. Kulağına götürüken gördüm ışığından yüzünü. “Tamam bekliyorum” deyip kapattı. Birkaç adım daha attım ona. O benim farkımda değilmiş gibi yüzünü yine önüne döndü. “Neden böyle yapıyorsun Neriman?” Acaba bizi görmüş müydü öpüşürken? Görmüş olabilir miydi? Bilmiyordum. Tek bildiğim onu çok özlediğimdi. Kendimi af ettirmek için elimden geleni, hatta fazlasını yapmaya hazırdım.&nbsp; “Seda !”&nbsp; arkasını döndü tekrar kadın.&nbsp; Hemen hemen onun boyunda bir adamdı seslenen. “Geç kalmadım dimi?”&nbsp; Sarıldılar. Sonra bakışları bana döndü adamın. “Rahatsız mı ediyor?” “Hayır birine benzetti her halde. Sorun yok hadi gidelim.” İçimde bir yanardağ patladı. Midemde ne varsa kustum. Fatma&#8217;ya döndüm. Zar zor beni terk etmeye çalışıyordu. Acıdım haline. Ondan daha fazla da kendi halime tuttum kolundan bize götürdüm. Salondaki kanepeye yatırdım. Duşa girdim. Bir daha kustum. </p>



<p>Neriman odaya girdiğinde henüz korkudan kalbimin ritmi değişmemişti. Bal köpüğü saçlarını omzundan beline doğru sarkıttı. Deri ceketini çıkardı. Ayakkabıları hala duruyordu. Yatağımda uzanmış ona bakıyordum. Gözleriyle beni süzdü. Bakışları keskin şehvetli hatta birazdan olacaklardan sorumlu değilim der gibiydi. Uzun vücudunu iyiden iyiye süzdüm. Bana imalı imalı bakıyor ve gülümsüyordu. Duvara yaslandı, çabucak gülümsedi. Kısa bir etek giymişti. Altında siyah transparan külotlu çorapları ve kırmızı topuklu ayakkabıları vardı. Bana doğru birkaç adım attı. Hala uzanıyor şaşkınlıkla onu izliyordum. Elinde nereden geldiğini anlamadığım kare çikolatayı bana doğru uzattı.&nbsp; Yastığımın öbür ucundaki saçların hareketlenmesiyle irkildim. Fatma yanımdan yarı çıplak uzanıp çikolatayı aldı. “Sorun yok ben yerim. Birlikte yiyelim hatta gel sende Neriman.”dedi. Neriman gülümsedi. “Tabi ki neden olmasın” ardından soyunmaya başladı. Fatma üzerime doğru atlayıp beni delicesine öpmeye başladı. Karşı koymaya çalışsam da fayda etmiyordu. Fatma üzerime çullanmıştı ve kalkmıyordu. “HAA”  Gözlerimi açtığımda üzerime oturan ağırlığı alt etmek için tüm gücümle ileriye atıldım. Ter içindeydim. Kafamda saçma sapan şeylerin ardından ana karakterin uyandığı “neyse ki rüyaymış” dediği an canlandı. Neyse ki rüyaydı. Ama bu kadar pornografik olacağını tahmin etmediğim bir rüya. “Ulan” dedim kendi kendime gerçek olsaydı birde. Fena da olmazdı hani. Ama benim hayatım bu kadar kusursuz olamazdı. Boş verdim bu düşünceyi ardından tekrar bıraktım kendimi yatağa. İçine gömüldüm yastığımın. Tavan bana ben ona bakıştık bir süre. Benden hoşlanıyordu büyük ihtimalle de, söyleyemiyordu. Bende ona karşı boş değildim.&nbsp; Her&nbsp; akşam bakışmalar falan. Düşünceli düşünceli kesmeler onu. Teni pürüzlüydü belki ama yaşlı sayılmazdı. Bir yıllıktı benim için. Bir yıl önce kiralamıştım bu evi. Ev sahibi açık görüşlü bir adamdı. “Olum biz anlarız öğrencinin halinden, sen merak etme çok ses yapma yeter arkadaşın gelsin gitsin benim için sorun yok” adam arkadaşın demişti bilerek mi acaba? Neriman&#8217;ı bilip tanıyor muydu? Sanmıyorum. Bilse önce benim öğrenci olmadığımı bilirdi. Yalnız yaşadığımı annem ve babamın trafik kazasında öldüğünü, ablamın eşinin zengin olduğunu ve birkaç şehir ötede yaşadığını. Eniştemden gizli gizli her ay bana para gönderdiğini fakat o o*ospu çocuğu eniştemin beni sevmediğini falan bilirdi. Hoş bilse de bir şey fark etmezdi ya. Belki sonradan öğrenmişti ama bildiğim kadarıyla bilmiyordu. Az param kalmıştı. Ablama telefon açmalıydım bu gün. Başımın ağrısı geçmeliydi ama önce. Onun içinde ilaç içmeliydim. İlaç içmek içinde yataktan kalkmalıydım. Bir sürü telaşe. Biraz daha uzandım. Gözüme ne büyük geldi bir an bütün bunlar. İnsanlar onca teknolojik aleti nasıl bulmuş acaba. Hiç mi üşenmedin arkadaş? Yan dönüp komodini açtım. Havlu çıkarıp terimi sildim ama zihnimdekiler kaldı. İçimden yapma çığlıkları yükselirken ben çamaşırlarımın altından “yapacağım yapacağım” diye üsteleye üsteleye eski bir albüm çıkardım. Hatıralar acı çektirmiyor. Biz hatıraların peşini bırakmadığımız için acı çekiyoruz. Onlar bize mazoşist olup olmadığımızı anlamamız için bir fırsat. Aksini iddia eden hafızasını kaybetmiştir, net! </p>



<p>On onbeş boyutlarında küçük bir albümdü bu. Resimlerin aksine Neriman’la buluşmalarımızda özel kabul ettiğimiz şeyleri tıkıştırmıştım içine. İlk sayfada ona yazdığım ilk şiir vardı. Altında küçük bir not, “hayatıma bir buket çiçek almıştım bundan bir hafta önce, ve bu gün suya koyuyorum büyüsünler kokusu sarsın odamı diye” Parmaklarımı üzerinde dolaştırdım. İnsan harflere nasıl dokunur, nasıl sever kelimeleri bunun bile bir kanıtı varmış öğrendim. Sonraki sayfa, bir çikolata ambalajı en çok sevdiklerinden yoğun çikolatalı gofret. Altında küçük bir not. “en sevdiğinden nasıl iştahla yemiştin o gün 22. Ekim 2016” Sonraki sayfa… Anı bulutlarını dağıtan mesaj sesi. Fatma&#8217;dan geldi. Doğru ya Fatma. Fatma vardı bir hani dün gece öptüğüm. Sonra yok saydığım. Yakın arkadaşım benden hoşlanan ama benim yüz vermediğim. Eve getirdiğim ama sevişmediğim. Adamlıkta sınır yok. Koluna girdiğimde Neriman diyesim geliyordu. Allah da benim belamı versindi. “Konuşmamız lazım müsait olduğunda arar mısın?” yazıyordu mesajda. Ne konuşacaksak. Benden önce kalkıp gitmişsin zaten. Tamam olmayacak bir şey işte hazır değilim. Oha hazır değilim mi diyeceğim? Hem zaten ne hazırsan başlayalım diyecek hali yok kızın ki. Eser gürlerse bir de. Çekemem çekemem. Ulan yine yaptım yapacağımı. Kalk olum kalk. Gün bitiyor kalk kalk bitmeden başına ne gelecekse gelsin. Akşama içecek neden lazım. Kalktım. Halının üzerine basmamla bir ayağımın altı sırılsıklam oldu. Ayağımı kaldırdım yapış yapıştı. Halı oldukça kirlenmişti temizlemedim. Duşa girdim. Plastik yeşilliklerin arasından caddeyi izliyordum. Hava kararıyordu. Caddenin başındaki taksi durağında iki taksici öncelik kavgasına tutuştular. Arkadaşları ayırdı. Müşterinin acelesi vardı beklemedi bile&nbsp; onları başka durağa yöneldi. Simitçi çocuk simitlerin yarısını bitirmiş köşe başında daha aralıklı sıcak simit diyordu. Kalabalıktan birkaç saat öncesiydi. Vardiya bitip de eve doğru yola çıkanlar çoğalınca bir hareketlilik daha sonrasında sakinlik. Kaldırımda bir anne ve oğlu durdu. Annesi dizlerinin üzerine çöktü çocuğun boyuyla eşitlendi üstünü başını düzeltti. Bir şeyler tembih etti sonra elinden tutup yürümeye devam ettiler. Çay geldi. Kahve geldi. O an dönüp bakabildim ona. Bir süre kahvesiyle oynadı uzun uzadıya karıştırdı. Parmaklarından yarısı çıkmış siyah ojelerini seyrederken ben kaçamak yüzüme baktı. Sonra hemen kahvesine döndü. Bir yudum aldı. Benim söze girmemi bekliyordu belli ki ama daha çok beklerdi. Ne diyecektim? Aramaya bile cesaret bulamamış “Bahanede buluşalım” diye mesaj atmıştım Fatma’ya.&nbsp; Her zaman gittiğimiz barın bahçesinde buluşmuştuk.&nbsp; Bira söylemeye cesaret edemedim “çay” dedim garsona. “Çay kardeş bira ebemizi sikti dün gece o yüzden çay” diyede ekledim içimden tabi. Fatma&#8221;nın siyah deri ceketine baktım. Sabahki rüyam geldi aklıma. “Neriman’dakinin aynısı lan bu. Başlıycam artık Nerimanına. Hop dedik Neriman&#8217;a laf yok…” Kendi iç sesimle kavga ederken ben Fatma konuştu. Belli ki suskunluğum canına tak etmişti. “Deniz…” Bir an ne güzel bir ismim var dedim. “Biz dün gece belki yapmamız gereken bir şey yaptık. Ama kendini suçlu hissetme. İkimizde sarhoştuk.” </p>



<p>” Ulan dedim. Kıza bak benim söylemem gerekenleri bana söylüyor. Ahu Tuğba bir filminde pezevengi Nuri Alço’dan için o benim erkeğim diyip mangal yaktığı sahne geldi aklıma. “Farkınadıyım. Özür dilerim. Seni öle bırakmak istemezdim bi an onu gördüm sandım. Oluyor işte öyle” Saçma sapan sözde bir açıklama yaptım. Gerçi kız benden daha olgun karşılamaştı herşeyi. Bir sıkıntı görmüyordu olanlarda. Onun için sorun yoksa benim için hiç yoktu. “Benimde hatam var. Çok içmemeliydim. Fazla kaçtı işte. Senden tek ricam bunu bizimkiler bilmesin.” Arkadaş gurubumuzdan bahsediyordu. “Yok saçmalama tabi ki bu aramızda.” Bir yudum kahve daha içti. Büsbütün yüzüme bakıyordu. Gözlerindeki ışığı görebiliyordum. Yüzünde “Keşke sevişseydik iyi bir sevişseydik hem de. Beni becerseydin şöyle bir rahatlasaydım” diyen bir ifade vardı. Yada bana öle geldi bilmiyorum. Gayri ihtiyari çaya uzanan elimi yakaladı. “Hakkındaki düşüncelerimi biliyorsun deniz. Seni uzun zamandır tanıyorum. Geçeceğini biliyorsun kendini bu kadar sıkma. Hepimiz yanındayız. Destek olmaya çalışıyoruz.” Sıcak olmasaydı belki de itecektim. Bir şey demedim. Derin bir nefes alıp verdim. “Fatma sen çok iyi bir insansın. Çokta hoşuma gidiyorsun. Bana biraz zaman ver olur mu?” Köşede bir yerde dur işte. Neriman başka sen başka. Salak salak hareketler yapıyorsun. Seni kimlerin altından aldığımı bile bile hala. Dudaklarını ısırarak gülümsedi. Sanki çıkma teklif ettim. Yok öyle bir şey! Bir yudum daha aldım çayımdan. Sokak sakinleşmiş simitçi çocuk gitmişti. “Nereye gideceğiz?” “Güzel bir film var”&#8230; “Neriman&#8217;la izleyecektik sözde…” diye devam ettim içimden. Kalktık. </p>



<p>Filmin ismini biliyorum ama konusunu tam anlayamadım. Bir sinemanın en
arka koltuğunda ne kadar sevişilebilirse o kadar seviştik. Yer gösterici çocuk
yüzümüz kızarık çıkarken bize dik dik baktı. Bi iki bira içmiş olsaydım sağlam
bir yumruk atardım. Bazen alkolden çok sevişmekte insanı çakırkeyif yapıyor.
Üzerimizi yoklayan ve grip edebilir miyim acaba diyen bir rüzgar dolaşıyordu
dışarıda. Alışveriş merkezinin kafesine gidip oturduk. Kış kendini göstermeye
kararlıydı. Hava soğudukça alkole olan ihtiyacım çoğalıyordu. “İyileşeceksin”
dedi Fatma karşımda sanki o iyileştirecekmiş gibi iddalı. “Bilmiyorum” dedim.
Öne baktım. Normalde kafası güzelken kurulacak cümleleri kurmakta sakınca
görmeyen bir halim vardı. Yada çamura büsbütün batmış ölmekten korkmayan.
“Özlüyorum hala. Özlem bitince aşkta biter. Ama bende bitmiyor işte.” Az önce
elini vajinama sokan ebem miydi seni orospu çocuğu dese haklıydı Fatma. Demedi.
Sanki köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyor gibi bir hali vardı. Gerçi benimle
sevgili olsa eline ne geçecekti. Yada ben iyileşsem ona ne faydası olacaktı.
Hiç birinin artık benim için önemi yoktu ama karşımdaki kadın hala bir şeylerin
önemi varmış gibi bana ve aramızda oluşmuş (oluşmuş gibi görünen yada oluşacak
) duygusal çöplere ilgi duyuyordu işte. Nedeni bilinmez. Anlamayada
çalışmıyordum zaten. İçinde bulunduğum sis bulutu beni boğuyor, nefes almamı
engelliyor içinden seçip görebildiğim insanlar kadarıyla yaşamama izin
veriyordu. Bir yudum daha içti kahvesinden. Hayatından bıkkın bir tavırla iç
çekti. </p>



<p>“Herşey geçiyor Deniz. Bunu en iyi sen biliyorsun.” </p>



<p>“Nerden biliyorum am*na koyayım”</p>



<p>“Babam öldüğünde hatırla. O an nasıldım şimdi nasılım”</p>



<p>“Haklısın haklısın da aynı şey değil”</p>



<p>“Aynı şey. Ölmenin bir çok yönü var işte. Biri fiziksel ölüyor. Diğeri ruhsal. Hayatından çıkıyor iki şekilde de anla” Gırtlağıma nefes alamama hissi geldi bir an.</p>



<p>“Tamam tamam. Boşver şimdi hadi gidelim iç şu kahveni bizimkileri ara bara geçelim yeter”</p>



<p>“Tamam mesaj atarım. Bu arada parfümünün markası ne?”</p>



<p>Savaş yüzümden anladı bende bir haller olduğunu. Ne var gibisinden kaş göz yapıyordu ama geçiştiriyordum. Söylecek bir şey yoktu. Neyseki Fatma çok samimi davranmıyor aramızda gelişen bu saçma sapan şeyi açık etmiyordu. “Dün gece bulabildiniz mi evi ikinizde sarhoştunuz.”&nbsp; Diye konuya girdi Ece.&nbsp; Hay soracağın soruyu. “Bulduk Fatmayı evine bıraktım sonrada eve geçtim” diye atıldım hemen. Pek inandırcı gelmesede karşılık vermedi Ece. Savaş dün geceyle ilgili bir şeyler olduğunu farketmişti şimdi. Gözleri parladı. Kafamda sonrasında ona nasıl açıklama yapacağımı planlamaya çalışıyordum. Birazcık daha sarhoş olursam, oda olursa herşeyi anlatmak kolay olurdu. Ama anlatmak istediğimden emin değildim. Elimde iki seçenek vardı, ya anlatacak olayı kabullendirecektim yada üstüne gitmeyerek geçiştirecektim. İkinci seçenekte kötü olan ihtimal sonrasında öğrenirse bana içerleyecek olmasıydı. Sonuçta yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu Savaşla. Gerçi sırf bu yüzdende özel ilişkilerimi açıklamak zorunda değildim elbette ama bu ilişki yaşadığım kişi ikimizin ortak arkadaşıysa bi şekilde ucu dokunuyordu onada. İlk seçenek daha tehlikesiz gibiydi. Ama neden yaptın, hani Neriman vardı ne olacak şimdi? gibi bir çok tantanayı çekmekte istemiyordum. Aklım hala Neriman’daydı. An geliyor bütün hayatım anlamsızlaşıyor, kendimi “Ne yapıyorum ben burada?” diye düşünürken buluyordum. Bazen insan ne çabuk geçti zaman diye düşünüyor. Düşünüyor da onca zaman geçmesine rağmen “daha dün gibiydi” diye de ekliyor sonrasında. Daha dün gibiydi. Onunla buraya gelirdik. Bomonti içer sarılırdık. Göz uçlarımdan onu izlerdim konuşrken. Hele heycanlı bir şeyler anlatamaya başladığında dakikalarca çaktırmadan gözlerimle süzerdim. El hareketleri mimikleri çok hoşuma giderdi. Üstelik şişeyi üst tarafından tutması, iki parmağıyla kavrayıp ağzına götürüp koca yudumlar alması beni çıldırtırdı. Gece olur bize geçerdik. İştahla bir meyveyi soyar gibi çıkarırdım üzerini. Kollarımda küçük bir çocuğa dönüşür salardı kendini. Çıkardıkça yanan bir ateşe yaklaşır gibi sıcak ve yumuşak tenini hissederdim önce. Sanki karanlıkta bile ellerimin dokunduğu yerler pembeleşir izi kalır, sıcak teni dahada ısınır hele beni öpmeye başlayınca vücudum alev alırdı. Yorulup uyuyana kadar sevişirdik. Sabah olur o işe gider ben uyur kalırdım. Üst komşu halılarını balkona asar, çamaşırlarını kurutur, yan sokakta inşaat sesleri duyulurdu. İnşaat bitti, doğulu işçiler eşlerine harçlık verdiler. Onlar gitti pazardan alışveriş yapıp akşam yemek bile pişirdi. Neriman&#8217;dan eser yok. O gitti aradan altı ay geçti. Acısı bitmiyor. Gece evinin önünde yattım olmadı, yollarına ansızın çıktım olmadı, çiçek göndermekten çiçekçiyle arkadaş oldum en son çiçekte “abi olmuyorsa zorlama” dedi dinlemedim olmadı. Adını mahalledeki çöp kutularından tut, sokaklara asfaltlara elektirik direklerine yazdım yine olmadı. Ben her şeyi yaptım. En çok yapılması gerekeni yaptım sevdim, olmadı. Düşündükçe daha çok yüklendim biraya. Zaten olmuyordu anasını satayım. Yine olmazdı. Olmayacaktı. En iyisi sarhoş olmaktı. Bu gece zaten bitecek gibi görünmüyor. Savaş durumu anladı illa çeker kenara konuşur benle. Fatma desen ağzı kulaklarına varıyor. Belli etmemeye çalışsa da ara ara açık veriyordu. Masada tuhaf bir hava vardı. Herkes konuştu. Saçma sapan konular açıldı çoğuna güldüm eğlendim, hatta güldürdüm ama hiç biri umurum da değildi. En yakın arkadaşlarımda olsalar aslında beni anlamıyorlardı. Ben yaşamak istiyordum. Bütün bunların dışında yaşamak. Yaşamak için ihtiyacım olan mutluluğa erişmek ve bu mutluluğun kimde olduğunu biliyordum. Ben onu istiyordum. Özlemek değildi bu, bir parçasını kaybetmiş bir insanın parçasını aramasıydı.&nbsp; Savaş gece boyunca inceden inceye nabzımı tuttu. Kızları bir an önce gönderip benimle konuşmak istiyordu belliydi. Ama alkol aldıkça bu hissiyatının biraz daha yumuşadığını gördüm. Tabi bende içtikçe cesaretleniyordum. Bu konuyu bu gece bitirmek gerekliydi. Her şeye hazırdım. Savaş&#8217;ın bana çıkışacağını işlerin büyüyeceğini yaptığım saçmalıkların bana pahalıya patlamasına hatta arkadaşlarımı kaybetmeye bile razıydım. Razıydım çünkü başka çarem yoktu. Elimde kalan tek çıkış yolu dürüstlüktü. Ondan başka verebileceğim bir şeyim yoktu. Birkaç biradan sonra kızları evine bıraktık. Onlarda konuşmamız gereken bir şeyin olduğunu anlamış gibiydiler. Fatma’nın aldırdığı yoktu. Evinin önünde beni öperken neredeyse dudaklarıma değecekti. Saçlarını sallayarak evine girdi. Savaşla Muharrem abinin mekana doğru yürümeye başladık. Muharrem abi playstation dükkanı işletiyordu. Sabah saatlerine kadar dükkanda kalır akşamcı gençler bazen uğrar, güzel muhabbet kurar arada da demlenirdi. Eskiden daha çok takılırdık ta şimdilerde benim Neriman yüzünden pek gidemez olmuştuk. </p>



<p>“Oğlum napıyosun sen” diye girişti Savaş elleri cebinde yürürken.</p>



<p>“Ne lan ne? Kız istiyor işte boşluktayım”</p>



<p>“Senin boşluğunu sikerim!”</p>



<p>“Haklısın da neyse” derin bi nefes bıraktım. </p>



<p>“Ne neysesi lan. Bak bu kız tamam seninle ilgileniyor. Bende
farkındayım seni çokta istiyor. Gidin yatın, yiyişin sikin birbirinizi ama şu
durumda yaptığın iş mi? Nerimana aşığım diyorsun, triplere giriyorsun deliler
gibide acı çekiyorsun ki orasını da anlamış değilim birde bu kızla
takılıyorsun. Ulan işin garip yanı buda bile bile senle oluyor ulan neyin
kafasını yaşıyorsunuz amına koyayayım?”</p>



<p>Mekanın önüne geldiğimizde camdan selam verdik Muharrem abiye.
Elindeki karton bardağı uzatıp “İster misiniz?” gibi işaret yaptı camdan. Elimi
göğsüme götürdüm. Başını eğdi. Bir hayli sıkı karışım yapmış olmalıydı
votkasını Muharrem abi. </p>



<p>“Otur lan şuraya otur. Canımı sıkıyorsun Deniz.”</p>



<p>Merdivenlere oturup başımı öne eğdim. Sanki karşımda can dostum değil
abim varmış gibiydi. Aynı yaştaydık ama benden daha olgundu Savaş. Ya da iki
kişiden biri bir aptallık yaptığında diğeri onu uyarıyorsa mutlaka daha olgun
olacaktı elbet. Ben konuşmadıkça o devam ediyordu. Ama daha yumuşaktı şimdi
sesi. Bense nefes alıp vermeye çalışyordum. Birazda zorlanarak.</p>



<p>“Oğlum, bak ben karışmam beni ilgilendiren bir durum da yok ayrıca. Ne
yaparsan yap. Ben sadece diyorum ki bu kız seni kullanır atar. Sevgili olursun
guruptanda çıkar. Ece de bize küser. Dağılır gideriz.”</p>



<p>Döndürdüm yüzümü baktım yüzüne. Çokta umrumdaydı dermiş gibi.
Önümüzden hızla bir motor geçti. Arnavut kaldırımı sokakta bir kadın zorlanarak
topuklularıyla yürüyordu. Köşedeki pavyon bozması barın fedaileri ayakta sigara
içiyorlardı. </p>



<p>“HAA Sikerim kızları o ayrı. Benim derdim sensin. Olum sen böle bir
adam değildin. Halada inamıyorum lan kendine sahip çık. Sen bu kızı seviyosun
hala. Tamam olmaz falan filan ama, biraz zamana bırak lan. Sakin olun. Yinede
sen bilirsin. Ne istiyorsan yap. Ama bu da giderse dağılma.”</p>



<p>Döndüm karanlıkta belirli belirsiz sokağa baktım. Barların ışığı
dışında bir şey yoktu. Arada gelip geçen arabalar o kadar. Az aşağısı zaten
deniz, kayalık. İnsan alır başınıda geçer gider şuradan yürür, takılırım peşine
dur iki dakikada konuşalım be kadın derim. Yok hanım efendi evdedir. Çıkmaz.
Aklımda saçma sapan şarkılar dönmeye başladı. Babam geldi aklıma birden.
Oturduğunda sofraya “Oğlum tak şu kaseti” diyişi canlandı gözlerimde. Dert yok
tasa yok. Tek derdimin ertesi gün okulda hangi oyunu oynayacak olmamın, ne ara
markete gidip sevdiğim çikolatalardan alınacak olduğu yıllar. Anason kokulu
sofrada oturup muhabbet edişimiz saatlerce. Çocuğum ama konuşucak konu bol. Bir
yanda annem mandalina soyar bıçağın ucunda verir. Örgüsüne başlar sobada zeytin
odunları çatır çatır yanarken, kadehin dibini masaya vurupta&nbsp; dubleyi üç yudumda içen koca çınarın hayali
sıcak su gibi değdi gözlerime.</p>



<p>&nbsp;“Baba hangisi? Hangi kasedi?”</p>



<p>Başını hafif yana eğip kocaya kaçan kızınamı, emekli olupta özlediği
işinemi bilinmez, niye içtiğini yıllardır sormaya cesaret edemediğimiz Hikmet
bey cevap verirdi. </p>



<p>“Adnan&#8217;ı olum Adnan Şenses&#8217;i!”</p>



<p>“Kalk lan kalk” diye tuttum kolundan Savaşın kaldırdım. Noluyor demeye kalmadı, girdik içeriye. İçeride tek masa vardı iki genç koltuğa yatarcasına uzanmışlar maç oynuyorlar. Sağ taraftaki Real Madrid’i almış soldakinde Fenerbahçe vardı. Sizin vizyonunuzu… “Doldur Muharrem abi doldur. Sıkı olsun.” Muharrem abi masanın altından çıkardı karton bardaklarını ve bazooka votkasını doldurdu. Portakal suyunu eksik etmezdi, üzerlerini tamamladı. Yarısını diktim kafama. Savaş hop diyecek oldu susturdum. “Aç abi aç” Ne oluyor gibisinden Savaşa baktı Muharrem abi. “Adnan aç abi adnan şenses!” Az önceki motorlular bu kezde yukarı doğru geçti hızla. Skora baktım. Maç 2 – 2 berabereydi. Üçüncü mesajdan sonra ancak uyandırmıştı telefonum. Bunu ekrana bakınca anladım. Hoş o anda aradı ama daha ses duyulmadan meşgule attım Fatma’yı. Daha odamı net göremezken değil Fatma başbakan arasa konuşmazdım. Gerçi zaten onunda benzine zam yapmak gibi önemli görevleri arasında beni araması düşünülemezdi. Savaş’ta yarım saat kadar önce aramış. Saate baktım, öğleni çoktan geçmişti. Midemde çöl susuzluğu gözlerimde tonlarca ağırlık yataktan kalkmak ağır siklet boks maçını kazanmak gibiydi. Zorladım kendimi kalktım. İçimde yaşamak ağır geliyor bana düşüncesiyle havasızlıktan boğulmak üzere olduğum odamın camını açtım. Pencereden dışarıya ağır metalik bir koku çıktı. Halım hala ıslaktı ama içimden temizlemek gelmiyordu. Rengi de oldukça değişmiş, iyice koyulaşmıştı. &lt;&lt;Cahildim dünyanın rengine kandım.&gt;&gt; Koyulaşan git gide görünmez olan ama öncesinde insana tatlı gelen rengine. Adı yok olasıca ki adını biliyordum, “adını mıh gibi aklımda tutuyordum. Ben ona mecburdum.”&nbsp; Neriman uzun zamandır, bu evde yoktu. Yine de içeri güneş girince onu arıyordum. Yatak Neriman kokmuyordu. Önceleri kokusu vardı ama zamanla azalmış, şimdilerde yok olmuştu. Sonrasında evde herhangi bir anı kırıntısından onun kokusunu duymak için çok çabalamıştım ama nafile. En son bende bıraktığı bir kazağı vardı. Belki onda vardır o koku diye geçen gece koklamıştım. Evet onda derin derin bir koku bırakmıştı Neriman giderken. Almış hassasiyetle sağ tarafımdaki komidinin içine koymuştum. Ne kadar uzun kaybetmezse kokusunu o kadar iyiydi benim için.yok olan psikolojim için. özlemlerime&nbsp; Ara ara yaptığım ve sanki herkeszden ziyade kendimden saklamaya çalıştığım şeyi yine yaptım. Kalktım önce komidini açıp nerimanın siyah kazağını sakladığım yerden buldum. Üzerindeki koku yok olmuştur diye korka korka yüzüme götürdüm. Ellerim hafif titriyordu. İçime çektim kokusunu. Hiçbir ten bu kadar güzel kokamazdı ki. Yatağımın yanına bağdaş kurup oturdum. İçimde köpek gibi bir yalnızlık vardı. Nereye çıktığı belli olmayan sokaklarda kaybolmuş gibiydim. İnsanın her şeye alıştığı doğruydu. Peki ya alışmak istemiyorsa? Yine de alışmak zorunda kalışı işkence değil miydi? İçinde bulunduğum durum buydu. Alışacağımı biliyordum. Gideli uzun zaman oluyordu. Artık ilk günkü kadarda içimi acıtmıyordu evde olmayışı. Kokusunu çekiyordum içime o bile biraz olsun yetiyordu. Ama ben bu kaybediş siyah beyazlığına alışmak istemiyordum. Tüm sorun bundan kaynaklanıyordu. Beni buna alıştıran ne varsa ki bu yaşamın kendisiydi, onu yok etmek ona zarar vermek ve ortadan kaldırmak istiyordum. Gece olunca sanki hem içimden hem de şehirdeki tüm terkedilenlerin içinden başlayıp sabaha kadar susmayan çığlıkları duyuyordum. İnsan acıya uyuşmadan zor katlanıyor. Evet, katlanıyor belki ama parça parçada yok oluyor. Gerçi uyuşunca da yok oluyor ya. Belki biraz daha uzun sürüyor uyuşunca. Sabah yine boşluk, sabah yine gökdelenden düşüş. Derin bir iç çektim, katladım koydum kazağı yerine. Sıkıca kapattım çekmeceyi. Umarım kokusu birkaç gün daha kalırdı. Acıkmıştım ama canım bir şeyler yemek istemiyordu. Kalktım duş aldım giyindim. Saçlarımı bile kurutmadım. Mesajlara cevap vermeden evden çıktım. Her zaman gittiğim kafeye gidip bir çay, iki poça söyledim. &nbsp;Yan masada bir adam elindeki telefona gömülmüş arada bir çayını yudumluyordu. Tahta masalarda öğleden sonrası gölgeleri oluşmaya başlamıştı. Sanki hayatımın hiçbir döneminde erken kalkmamış gibi hissetmeye başladım. Geçen günkü simitçi yine oradaydı. Fakat çocukla annesinin geçtiğini görmedim. Belki ben gelmeden önce geçip gitmişlerdi. Çayımın yarısında Fatma aklıma geldi. Açtım baktım mesajlarına. </p>



<p>&lt;&lt;Günaydın canım&gt;&gt;</p>



<p>&lt;&lt;Daha uyanmadın mı? Bu gün boşum bir şeyler
yapalım mı?&gt;&gt;</p>



<p>&lt;&lt;Canım ben dışarıya çıkıyorum. Uyanırsan ara
buluşalım&gt;&gt;</p>



<p>Gibi saçma sapan şeyler yazmıştı. Çevrim içi olduğumu
görünce anlık mesajlaşma uygulamasından yine yazacak oldu. Fakat ekranda “<em>Fatma yazıyor…”</em> yazısı görünüp kayboldu.
Belli ki vazgeçmişti. Umursamadım. Ama içimde arı kovanına çomak sokmak gibi
bir merak belirmişti. Aradım. Heyecanla açtı telefonu ama belli etmemeye
çalışıyordu. “Napıyosun canım benim?”</p>



<p>“İyiyim Deniz. Sen napıyorsun? Nerdesin?” Deniz mi? Vay
sürtük. Anında resmiyete bağladı işi.</p>



<p>“İyilik bizim yerdeyim kahvaltı yapıyorum gelsene
dışarıdaysan aramışsın ama uyuyordum ondan açamadım.”</p>



<p>“hımm anladım.” Hayal kırıklıklarını toparladı herhalde.
“Tamam, birkaç dakikaya ordayım”</p>



<p>“Görüşürüz.” Deyip telefonu kapattım.&nbsp; Beş dakika kadar sonra daha önce hiç
görmediğim kısa boylu etine dolgun bir kızla birlikte geldi. Uzun saçlıydı kız
ve kırmızı bir deri ceket giymişti. Masamın önüne takı takmaya çıkmış kız
tarafı gibi dizildiler. Bir şey söylemediğimi görünce Fatma konuya girdi. Kısa
bir etek ve altına transparan siyah çorap giymişti. Bileklerine kadar botu
vardı. Saçları maşalı koyu bir makyaj yapmıştı. Kimin nişanı vardı kim bilir. </p>



<p>“Tanıştırayım Gamze mahalleden arkadaşım.”</p>



<p>Dolgun kız elini uzattı istemeyerek sıktım, gülümsedim.
“Deniz bende memnun oldum” dedim. &nbsp;Doğulu
garson bana fena bir bakış attı. Herhalde şanslı bir piç olduğumu düşünüyordu.
İçinden küfürde etmiş olabilir bilmiyorum. </p>



<p>“Otursanıza”</p>



<p>“Yok ben işe geç kalıyorum”</p>



<p>Vay bir de çalışıyormuş. Fatma da bir işe girse de
kurtulsam. Ailesine destek olacağına fantezi yapıyor. </p>



<p>“Peki öyleyse başka zaman otururuz memnun oldum
tekrardan.”</p>



<p>“Bende teşekkür ederim. Gel bebeğim seni kocaman öpeyim”
görmekten hoşlanmadığım kız öpüşmelerinden birini yaptılar. İyi ki lezbiyen
arkadaşım yok diye mutlu olmakla meşguldüm. Dolgun kız uzaklaştıktan sonra
Fatma karşıma oturdu. </p>



<p>“Hoş geldin.”</p>



<p>“Hoş bulduk, sonunda uyanabilmişsin tebrik ederim.” “Saol ya. Cidden başardım. Çok çabalamadım ama. Arayan soran çok oluyor işte  naparsın. </p>



<p>“Doğrudur, gerçi sen çoğuna cevap vermiyorsundur da.
Israr ediyorlardır tabi.”</p>



<p>“Fatma seni öldürürüm.” Ciddiyetle söyledim ama kahkaha
atarak karşılık verdi. Sonrasında bende güldüm. Telefonuna gelen bir mesaja
cevap verdi. Başında biten bana gıcık olduğunu düşündüğüm (aslında bundan emindim)
garsona bir sütlü kahve siparişi verdi. </p>



<p>“E anlat bakalım ne yaptın ben uyanana kadar.”</p>



<p>“Valla gratise gittim. Önce bir kaç makyaj malzemesi aldım kendime. Birkaç tane oje, sonra işte zaten Gamze&#8217;yle buluştuk bir çay içtik buraya geldim sonra”</p>



<p>“O ne iş yapıyormuş” </p>



<p>“Markette kasiyer. Öğlen gidecekmiş işe geç çıkacak.
Sonra sen aradın zaten”</p>



<p>“Rahatsız etmedim inşallah” Göz kırparak dalga geçtiğimi
belli ettim. Gülümsedi saçlarını geriye doğru attı. Saçlarını ellerime dolayıp
çekesim geldi o an. Bir şey demedim. Caddede ani fren yapan bir arabanın sesine
döndük. Sola kırıp direksiyonu devam etti. Kaza olmadı.&nbsp; Gözlerinin içine baktım sonrasında. Güldü. Es
geçti cevap vermeyi. Bu kızla yatacağımı o an anladım. Ama Neriman bununla
ilgili ne derdi bilemezdim. Bakıştık üç saniye geçti. Hayatımın en iyi üç
saniyesiydi. Neriman’ı hiç düşünmediğim üç saniye. </p>



<p>“Sen nasıl oldun?”</p>



<p>Caddeye kaydı bakışlarım. &lt;&lt;Bilmiyorum&gt;&gt;
sessizleştim. Vazgeçtim sonra metanetli olmaktan. İçime kaynar sular dökülmeye
başladı. Hissediyordum. En olmayacak soruyu sormuştu. “Bilmiyorum. O değil de
içsek mi?” önümde bir bardak içki olsaydı kafama dikerdim. Ama yoktu.
Neriman’da yoktu. Fatma vardı. Onun gibi kokmayan, onun gibi gülmeyen, onun
gibi seslenmeyen biri. Lacivert ojeli parmakları çaya uzanan elimi yakaladı. </p>



<p>“İyi olacaksın. Özür dilerim. Yanındayım. Neyse boş
verelim şimdi bunları. Zaten gayet iyi gözüküyorsun. Sormadım farz et.”</p>



<p>&lt;&lt;Ebenin am*. Ama sormuştun&gt;&gt; </p>



<p>“Kalk takılıp kalmayalım burada gezelim. Bir yerlere
gidelim. Bir şeyler yapalım. Bu saatte içilmez daha. Akşam zaten çocuklarla
buluşuruz.”</p>



<p>Dudak parlatıcısını yeni keşfettim. Bana yaklaştıkça
burnuma çilek kokusu geliyordu. Ama ruhunu hala bulabilmiş değildim. Liseden bu
yana…</p>



<p>Gün boyunca aptal aptal şehirde dolaştık. Alışveriş merkezlerine gittik. O benim için zerre anlamı olmayan vitrinlere bakarken ben çevreye acaba Neriman&#8217;ı görür müyüm diye korkak bakışlarla göz gezdiriyordum. Hepsi kayıtsız kaldı. Fatma&#8217;ya elbise gösteren bir satış elemanın iki kez göz kırpışına bile aldırmadan, günü tamamladım. Fatma kendine birkaç kıyafet aldı. Zorla da olsa bir bira içmeme izin verdi ve en sonunda akşam bizimkilerle buluştuk.&nbsp; Bar bayağı kalabalıktı. Çok fazla insan olması beni boğuyordu. Ama başka bir yere gitmeyi teklif etmedim. Zaten bütün gün bu kalabalıkların içinde dolaşmıştık. Salak salak insanlar sırf instagramdaki fotoğraflarında güzel gözükmek için hiç ihtiyaçları olmadığı halde kıyafet aldılar. Hele Fatma oldukça zor beğeniyor bir girdiğimiz dükkanda en az yarım saat kalıyorduk. İstememe rağmen ısrarla benimle fotoğraf çekinmekten de bıkmadı. Alışveriş merkezinin yürüyen merdivenlerinde, dışarıdaki banklarda, yılbaşı için süslenmiş çam ağacının önünde ve saçma sapan herhangi bir yerlerde bir sürü fotoğrafımız oldu. Ben pek farkında değildim ama galiba Fatma benim sevgilimdi. Neriman’ı kızdıracak şeyler yapmaya başlamıştım. </p>



<p>“Bugünde hiç kimse konuşmuyor. Herhalde herkesin canı
bir şeye sıkkın. Neyiniz var sizin konuşsanıza” dedi Ece. Yanımda oturan
Fatma’nın elleri rahat durmuyor masanın altından bacağımı sıkıyordu. Ama
bizimkilerin bunu pek fark ettiği yoktu. Kaçıncı birasıydı ki henüz? İkinci
falan olmalıydı. Sarhoş olmuş olamazdı herhalde. Savaş cevap vermedi omuz
silkmekle yetindi. “Bir şey yok, kalabalık baksanıza konuşsak bir birimiz zor
duyacağız.” Yan masada oturan dört kız iyiden iyiye bir muhabbet döndürüyordu.
Siyah saçlanın mine eteğinin altında siyah transparan çoraplarına ve uzun
bacaklarına bakarken Fatma ulaşmak istediği yere doğru yavaş ama emin adımlarla
ilerliyordu. Savaş Fatma’yı çabucak süzdü. Elini havaya kaldırıp garsona
gelmesini işaret etti.</p>



<p>&nbsp;“Bize dört bira”</p>



<p>“Bitmedi ki olum daha” dedim. Sadece benimki değil hiç
kimsenin ki bitmemişti. Fondip yaptı üç parmak kalan birasını. “Nasılsa bitecek
bu gece benden.” &nbsp;Ecem asıl sorunun bizde
değil Savaşta olduğunu anlamıştı o an. Derdini çok anlatan biri değildi.
Saçılıp dökülmezdi ama belli ki bu akşam bir sıkıntısı vardı ve bunu anlatmak
için sarhoş olmak istiyordu. Benimki konuştu. Eli hala bacağımdaydı. Her halde
kaçarım diye korkuyordu.</p>



<p>“Neyin var? Anlatmaya başla bence” </p>



<p>Oysa yanlış yapıyordu Savaş anlat deyince anlatacak bir
adam değildi. Üzerine gitmemek gerekiyordu. Böyle açılmazdı onun içi. Garson
biraları masaya bıraktı. Az önce dikizlediğim kız bana küçük bir bakış attı.
İlgisini çekmemiştim ne yazık ki. Sigarasından bir yudum aldı aynı anda
hayalarımın okşandığını hissetmeye başlamıştım. </p>



<p>“Bir şeyim yok.” Büyük bir yudum daha içti Savaş. “Valla sen anlatana kadar bitmez bak bu gece biliyorsun dimi?” diye çekişti Ece. “Ben yarın işe gideceğim erken kalkmam lazım. Deniz&#8217;in pek bir sorunu yok Fatma’da çalışmıyor ama sen konuşmaya başla bence.” </p>



<p>Koyu renkli ruju mekânın loş ışığının altında
dudaklarını yok gibi gösteriyordu. Fatma’nın karşımda en yakın arkadaşımızın bir
derdi varken beni inatla rahatlatma çabalarına karşılık sinirim bozuldu.
“Sarhoş musun sen?”diye dönüp ansızın tersledim. Çekti elini ansızın. “Keşke
sarhoş olsam” dedi atarlı atarlı. “bi lavaboya gideyim ben” kalktı. </p>



<p>“noluyo olum napıyosun kıza”&nbsp; diye çekişti Ece. </p>



<p>“aman bıktım ya aynı mevzular hep git bak şuna hemen
gelmeyin makyaj mı tazeliyor başka bir şey mi yapıyor ne yapıyorsa yapsın yıka
yüzünü kendine gelsin.” </p>



<p>Ece kalktı Fatma’nın peşinden gitti. </p>



<p>Savaşın bizle pek ilgilendiği yoktu. İki yudum daha içip
sola döndü boşluğu izlemeye başladı. </p>



<p>“Olum neyin var anlatsana tamam hadi kızları s*ktiret benden de mi saklıyorsun?”</p>



<p>Az önceki kız yine bana doğru bakmaya başladı. Kül tablasına
sigarasını söndüren elleri sonrasında içkisine dokundu. </p>



<p>“Babam hasta Deniz. Bu kez ağır hasta. Geçen sene
geçirdiği felç iyice vücudunu bozdu. Şimdi de tansiyonu düzensizleşti. Atlattı
derken dün yine benden habersiz acillik olmuş. Bu gün öğrendim.” </p>



<p>“söleseydin ya gelirdik”</p>



<p>“benim bile yeni haberim oldu diyorum. Annemle
gitmişler. Doktor yatacak diyor”</p>



<p>“ne yapabiliriz peki çaresi yok mu? Tamam hastanede yatsın iyileşecekse ama tedavisi olmalı”</p>



<p>“Bilmiyorum randevu aldık haftaya götüreceğiz tekrar.
Olmadı özel hastanede kontrol ettireceğiz. Ama hoşuma gitmiyor. Sürekli
yatıyor. Gezinemiyor gücü yok.”</p>



<p>İçim acıdı. Babasızlığın nasıl bir şey olduğunu biliyordum. Fatma&#8217;nın da babasını kaybettiğinde düştüğü durumu biliyordum. Acıya dair her şeyi neredeyse biliyordum. </p>



<p>“sıkma canını bir şeyler düşünürüz. Yanındayız. Olmadı
başka bir hastaneye gideriz. Hele bir teşhis konsun”</p>



<p>“öle öle. Çok sıkmıyorum kötü bir durumu yok ama insanın
canı sıkılıyor işte”</p>



<p>“olum ortada daha fol yok yumurta yok. Daha hastalığı
bile belli değil. Adam genç değil tansiyon falan olur mutlaka ama bir görünsün
ona göre hareket ederiz. Merak etme sen”</p>



<p>“Eyvallah”</p>



<p>Kızlar döndü. İsteksiz isteksiz oturdu Fatma yanıma.
Yaptığı çok normalmiş gibi onu hoş görmeyip kırmış birde şimdi gönlünü almak
zorundaymışım gibi hissettiriyordu. </p>



<p>“Öttü mü bizim bülbül” diye sordu Ece. Ece&#8217;ye doğru ters ters baktı Savaş şişeyi ağzına götürürken. “Salak salak konuşuyorsun” dedi.</p>



<p>“Ama bebeğim sende söyle o zaman bak biz senin en yakın
arkadaşlarınız. Hiçbir şey anlatmıyorsun” diyerek koluna girdi Ece. </p>



<p>“Babası biraz hastaymış üstüne gitmeyin adamın. Bakacağız
çaresine hele bir doktora görünsün.”</p>



<p>Bizimkiler “geçmiş olsun” dedi anlaşmış gibi hep bir ağızdan. Oysaki “geçmiyordu a**na koduğumun dünyasında bir s*kim geçmiyordu…”</p>



<p>“Abartacak bir şey yok canım sıkıldı biraz. Bakalım
doktorun teşhisinden sonra belli olacak her şey” dedi Savaş ve içmeye devam
etti. İnsanların onun dertleriyle kaybedecek zamanı olmadığını düşünüyor
gibiydi. En yakın arkadaşları da olsak zihninin bir yerinde hep yabancıydık
ona. O da kendine yabancıydı büyük ihtimalle. Dikkat çekmeden silik yaşamayı
tercih ediyordu. Ne birileri derdini sorsun, ne de o birilerine dert yansın,
kendiyle ilgili tüm sorunları tek başına çözümlemek sorumluluğunu üstleniyordu.
Bunu yaptığında üzerine gitmenin pek fazla faydası olmadığını bildiğimden
üzerine gitmiyordum. Bu meseleyi ciddi anlamda konuşabilmemiz için en az iki
gün geçmeliydi. Sıcağı sıcağına bir şeyler konuşulmazdı Savaşla. Önce kendi
kafasında bitirmeliydi olayı. Sonrasında zaten anlatırdı. </p>



<p>İçkiler ikiye, üçe katlanınca bizimkilerde kendi
havasına döndü. Bir muhabbet geçiyordu herkes bir şeyler konuşuyordu, mekânın
havası kararmaya duman altı olmaya başlamıştı. Garson gelip yan camları açınca
herkes sigaraya yüklendi. Ses çıkaran yoktu. Uğultu gürültüye dönüştü, kafam
pudinge. Yerimden kalktım lavaboyu işaret ettim ve sendeleyerek yürüdüğümü
hatırlıyorum. Nefes alışverişlerimi on metre uzaktan duyanlar vardır şimdi.
Biranın tadı içtikçe neden güzelleşir ki? Neriman uyumuş mudur acaba? Arasam mı
ki? Ama numarasını sildim. Telefonumda normalde hemen girebildiğim rehbere beş
sefer denemeden sonra ancak girebildim. N, n&nbsp;
n Neriman? Yok! Neriman yok. Neyse ya yoksa yok. Holden koridora doğru
adım attım, koluma dokunan şeyin ne olduğunu anlamak için arkamı döndüm. Az
önce kesiştiğimiz kız “Merhaba” dedi.</p>



<p>“merhaba tanışıyor muyuz? Gibi bir şey demeyeceğim. Ben
Deniz” &nbsp;Elini uzattı, siyah ojeleri ince
uzun parmakları, keskin hatlı bir yüzü vardı. Koyu saçları dolgun göğüsleri,
benimse bacaklarına bakmaktan kendimi alamayışlarımın arasında elini sıktım. “Ben
de Tuğçe memnun oldum.” Olacaksın tabi yavrum dedim kendi kendime. Bu gece bu
kızla sevişeceğimi anlamıştım. “Çok tatlısın. Sabahtan beri beni kesiyorsun
farkındayım.” Gülümsedim. “Çok özür dilerim lavaboya girmem gerek bekler
misin?” bekleyeceğini biliyordum. Tuvalete girip çıktım. “Evet, seni
kesiyordum. Sende çok tatlısın.” Köşede durmuş muhabbet ediyorduk. Kafam açılır
gibi olunca bir yandan da bizimkileri gözlemeye başladım. Fatma görürse
yanımıza gelir ve bu gece tek başıma uyurdum. Kızın gözleri gözlerimden
gitmiyordu. Beni istediği her halinden belliydi. Karşımda temel iç günü filmini
çekiyordu. Bense filme dâhil olabileceğim yerde izliyordum. Aklıma ilk gelen
cümleyi kurdum.</p>



<p>&nbsp;“Bize gidelim!”
söylediğim bu saçma sapan cümleye her şeyi mahvettiğimi düşünmeye başlamıştım.
Oysaki ne kadar sarhoş olursan ol karşısındakine ışık saçan iki göz parladı
gözlerimin içine. Daha önce hiç yaşamadığım bir cesareti ulu orta seriyordu
karşımdaki kız.&nbsp; Ellerimi ellerinin içine
aldı. Altıma etmek üzere olduğumu işaret edip çabucak tuvalete gidip geldim.
Deliği tutturabildim mi bilmiyorum. Kapıda çıktığım gibi sıcak yüzü yüzümü
yaktı. </p>



<p>“Tamam, gidelim ama önce küçük bir işim var.”</p>



<p>Uzaktan onu izlerken arkadaşlarının yanına gitti.
Kalkacağını söyledi sanıyorum. Bende bizimkilerin yanına gittim. Savaş
heyecanla bir şeyler anlatıyordu. “Benim gitmem lazım. Bir arkadaşımla
konuşacağım.” Fatma “Noldu kötü bir şey mi var?” diye sorguladı. </p>



<p>“Önemli değil gitmem lazım yarın anlatırım. Hesabı siz
halledin. Sonra hesaplaşırız”</p>



<p>“Gelmem gerekiyor mu? Gerekiyorsa söyle birlikte
halledelim” dedi Savaş. </p>



<p>“Hayır önemli değil. Biraz konuşup eve geçeceğim.
Yazarım size” diyip son yudumdaki biramı içip masadan oturduğum gibi ayağa
kalktım. Hepsi alkollü olduklarından fazla ısrar etmediler. “Dikkatli ol” dedi
Ece.&nbsp; Fatma ne olduğunu anlamak ister
gibi suratıma anlamsızca bakıyor, fakat bir şey diyemiyordu. Yanaklarından
öptüm. “Canım seni gece arayacağım. Uyumazsam tabi. Önemli bir şey yok bitanem”
dedim. Mutlu bakışlarının ardından duman altı mekandan kapıya çıktım. temiz
havayı içime çektim. Şehrin ışıkları kayıp kayıp tekrar olduğu yere geri
geliyordu. Belki de bana öle geliyordu. Yolun karşısında bacaklarından tanıdığım
Tuğba bana el etti. Yanına gittim. Dudaklarından öptüm. Birlikte evime doğru
kol kola ilerlemeye başladık. Ev yakındı, ayılmamız uzak. Karanlıklar
içerisinden soğuk apartman kapısına tutunduğumu biliyorum. Tuğba’nın ateş topu
elini tuttuğumu biliyorum. Merdiven korkuluklarına yaslandığımı, sonra korkup
kendimi duvar tarafına attığımı biliyorum. Kapıyı açtığımı biliyorum. İçeri
girdiğimizi, yatağın üzerine onu attığımı birbirimize perçinlendiğimizi de
biliyorum. Ne ara çığlık attığını evden çıktığını, üst komşunun alt komşunun ne
oluyor diye çıkıp bana ters ters baktığını. Benim don paça kapıdan bir şey yok
dediğimi içeri girip uyuduğumu hayal meyal hatırlıyorum. Herkese oluyor mu
bilmiyorum ama alkollüyken yaptığım şeyleri ayıkken zamanla hatırlıyorum.
Ertesi gün sahne sahne gözümün önüne geliyor gün içinde. Ağzımın içi ağaç
sakızı tadı, dişlerimi fırçalamak için güç kollamaya çalışıyorum. Yatağın
içindeyim. Gözlerimi açtığımda odanın soğuktan uyuyamadığımı anladım. Meğer
kanepedeymişim. Üstüm açık kalakalmışım kanepede. Pencereden yarım yamalak
güneş vuruyor, onun bile hali yok sanki. Yüz maskesi yapmışım gibi bir kasvet
yüzümde. Odanın içine bakıyorum her şey yerli yerinde. Telefonumun uyarı ışığı
yanıp sönüyor kim bilir kim kaç kez aradı, ya da kim mesaj attı. Etrafa iyice
göz gezdirdim. Tuğba’nın neyden korkup kaçtığını anlamak için. Etrafta anormal
bir şey olmadığı gibi canım evim bana üstüne üstlük çok huzur verici geldi.
Büyük ihtimal öyleydi de. En çokta benden başkası yokken. Ama Neriman? Ona haksızlık
etmemem lazım. O varken de güzeldi. </p>



<p>Yarım saattir eve gece geç geldiğim için kavga ediyorduk. Duyanda evliyiz zannederdi. Ama asıl mesele bizim kavga etmeyi sevmemizdi sanrım. Ses tellerini yırtarcasına bağırdı “Defol git diyorum ya! Git hayatımdan! Bıktım usandım yalanlarından, yanlışlarından hep aynı şey!” karşımda sinirden titriyordu. Elini fiskosun üzerinde duran sigaraya uzatsa anında müdahale edecektim. Belki de oda vazoyu alıp sonunda kafama geçirecekti. Kızdığında ne yapacağı belli olmuyordu. Bütün ihtimalleri düşünmek zorundaydım. Hepsini hepsini!  “Ya ben sana ne zaman yalan söyledim. Gittik arabamız bozuldu! Geç kaldık işte hepsi bu. Sor Savaşa sor! Sor anasını satayım sor!” diye bağırdım. Neriman duymuyordu. Sorun o değildi zaten. Neriman ayrılmak istiyordu. Topladı eşyalarını, her sinirlendiğinde yaptığı gibi giyindi attı saçlarını arkaya, yüzünü döndü kapıya. İçimden Allah’ın belası git defol daha da gelme demek geliyordu ama. Demiyordum. Sinirle saçlarımın arasına daldırdım ellerimi. Mutfağa gittim. Bir bira aldım. Açtım, kapağını duvara fırlattım. Çarptı döndü buzdolabının arkasına düştü. Umursamadım gittim kanepeye oturdum. Delilik
nöbetlerime az kalmıştı. Bir hafta sonra doktora gidecektim. Doktor küçük bir
etikete bir şifre yazacak, şifreyi eczacıya çözdürecektim. Sonuç prozac
çıkacaktı. Alacaktım ilaçları ama kullanmayacaktım. Kendime bir dolu “buna
ihtiyacın yok” gibisinden telkinler edecek ama çok ihtiyacım olduğunu içten içe
bilinçaltımda yaşayacaktım. Sağ elim bana iyi gelecek bir şeylere uzanmaya
çalışırken, sol elim onu tutup geri çekmeye çalışıyor gibiydi. Bilinçaltımla,
bilincim bir biriyle başlattığı kavgayı bir türlü sonlandıramıyor, bu yetmezmiş
gibi Neriman’ tarafından terkedilmek korkusu ortaya çıkmış bir güzel boy gösteriyordu.
Korkular korkuları, çok seviyorlarmış demek ki, çok geriliyorum acaba hasta
olur muyum korkusu da başladı. Ben Neriman’ı kaybetmekten korkarken o açıp
kapıyı gitmekle meşguldü. &nbsp;Bu son
gidişinden bir öncekiymiş meğer. Son gidişinde zaten tutamazdım ya. Bunda
tutsaydım, belki son kez gitmezdi. Portmantonun üzerinde duran anahtarını aldı.
Kırmızı paltosunu askıda bıraktı, kahverengiyi giydi. O zamanlar böyleydi işte,
benim olduğu kadar onunda eşyaları vardı bu evde. Gerçi hala varda, üzerinde
koku yok. Oda ayrı bir dert ya neyse. Neriman çıktı gitti. Bilmiyorum hangi
kaldırımdan yürüdü, sağdan mı soldan mı devam etti. Direkt eve mi gitti yoksa
arkadaşına mı? Kafenin birinde çay içmek mi istedi? Yoksa kimsenin onu
göremeyeceği bir yerde ağlamak mı? Ben oturmuş bütün bunlara kafa yorarken o
çoktan gideceği yere varmıştı. Benim biram bitmiş, ikincisini almaya da
fazlasıyla üşeniyordum…</p>



<p>Kalktım lavaboya gidip yüzümü yıkadım. Başımda dün
gecenin aksine yavaşça azalan bir sızı vardı. Etleri dökülen bir cüzzamlı gibi
hissetmeye başladım. Aynı zamanda benimle birlikte bu evde sanki yavaş yavaş
ölüyordu. Bir şeyler midemi bulandırıyordu. Ruhuma bir araba çarpmış ve
bağırsaklarımı asfalta yaymıştı. Kendimi toplayamıyordum. Ağır aksak
adımlarımla kusmama ramak kala kendimi klozetin önüne attım. Kustum. Kustum.
Kustum. Keşke unutmak istediğim şeyleri de böyle kusup klozetten akıp gidişini
izleyebilseydim. Bir kez daha kustum. Toparlandım ayağa kalktım. Henüz hala
yaşıyorsam bir umudum olmalıydı. Yüzümü yıkadım. Uzun bir yokuşu koşarak çıkmış
gibi nefes nefese kalmıştım. Nefes alıp verdikçe beni kusturan şeyin akşamki
içki değil evdeki koku olduğunu anladım. Birkaç kedi topluca ölmüş gibi
kokuyordu ev. Dün kesin bir yerlere kustum ama hatırlamıyorum. O orospu da belki
bu yüzden çekip gitti. Neyse ne! Ne olduğu çokta umurumda değil. Bir an önce
temizlenmek ve defolup gitmek istiyorum. Üstümü başımı çıkarıp kendimi
olabildiğince hızlı şekilde duşa attım. Üstün körü yıkanıp giyindim. Biri beni
sanki evden silkmiş gibiydi. Ayakkabılarımı köşe başlarında bağladım. Aşağı
caddeye sapıp nereye gideceğimi düşünmeyi sokak sonlarına bıraktım. Karakterime
yalnızlık saplanıp kalmıştı. Kendime neden bu kadar acımıyordum. Kendime neden
böyle davranıyordum. Bunun bir açıklaması yoktu, olmayacaktı da. Eski bir
Teoman şarkısı mırıldanmaya başladım. Ben değil dünya fahişe. Dolmuşa attım
kendimi. O simitçi orada yoktu. Sanırım bir daha onu orada görmekte
istemiyordum zaten. Hava neden bu kadar soğuk? Ellerim üşüyor. Ellerim titriyor
vücudum titriyor. Camdan süzülüp asfalta düşeceğim. Bir araba bedenimi
çiğneyecek. Öylesine uzanıp kalacağım asfaltta. Üzerime basıp geçecekler. Çok
fazla çok fazla bekleyeceğim birinin elimden tutmasını. Uzun zamandır bekledim
galiba zaten birinin beni kurtarmasını. Fazla bekledim. Çok fazla bekleyince
gelmeyeceğini unuttum, belki bütün bunlar bunun yansıması. O kızla
sevişmeliydim. Ama yapamazdım. Neriman üzülür. Neriman beni izliyordu
yapamıyordum. “Canım Neriman” dikiz aynasından bana bakıyor şoför ama neden?
Beni tanıyor mu? Biliyorlar mı ayrıldığımızı. Gözlerim acıyor. Yanağım
kaşınıyor neden olduğunu bilmiyorum. Yanağım ıslak aşağılık bir damla gözyaşı
dökülüyor silmek isterken yanağımı çiziyorum kanıyor.</p>



<p>Otogarda inmek fikri güzel. Hava git gide soğuyor mu
yoksa bedenim mi soğuyor bilmiyorum ama titremekten kendimi alamıyorum. Aptal
bir turizm firmasının gişesine yaklaşıp sordum.</p>



<p>“En yakın zamanda araç hangisi var ve nereye gidiyor.” Bir bilet aldım
ve otobüse bindim. Telefonum çalıyor. Fatma arıyor, whatsaptan birileri
yazıyor, ilgilenmiyorum. Sürekli beni arıyor. Onu da mı öldürmemi istiyor?
Telefonu elimde sıktıkça sinirleniyorum ama gözyaşlarım durdu. Daha iyiyim
titremem yavaşça geçiyor. Aptal bir mesaj alıyorum.</p>



<p>“deniz polisler bizi arıyor evine git seni arıyorlar evinde ceset var
demişler Fatma’ya şaka gibi</p>



<p>Neredesin sen hemen gelmen gerekiyor işi gücü bıraktım seni arıyorum
aç telefonunu. Ev sahibinde aradı. Ne yaptın sen?” cevap vermiyorum. Hiçbir şey
yapmadım ben biliyorum. Neriman’ım. Benim canım sevgilim. Gözlerin ne güzel
bakıyordu yatak odasında uzanmış yatarken bile sırtında ekmek bıçağı.
Neriman’ım canım sevgilim. Benim her şeyim. Seni çok seviyorum Neriman. Seni
çok fazla seviyorum.</p>



<p>SON</p>



<p> </p>



<p> </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/">&#8220;Neriman&#8221; (Kurgular Serisi 1. Bölüm)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurgular-1-bolum-neriman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17585</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Annemin Hoşuna Gitmişsin / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 04:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13872</guid>
				<description><![CDATA[<p>bu kız diyor iyi kahve yapar misafir gelince allah korusun onu doğan görünümlü şahinlerden maşallahı var hasta olunca arkana bez koyar hafta sonları avmlere götür yoksa çabucak kaçar insan insan olalı böyle zulüm görmedi ne zamandır komşunun oğlu örnek olmuyor bizde gençtik olum bir zamanlar sen bilmezsin sene bilmem kaç fahişelik prim yapmıyor&#8230;. öle sevmeden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/">Annemin Hoşuna Gitmişsin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>bu kız diyor iyi kahve yapar misafir gelince<br />
allah korusun onu doğan görünümlü şahinlerden<br />
maşallahı var hasta olunca arkana bez koyar<br />
hafta sonları avmlere götür yoksa çabucak kaçar<br />
insan insan olalı böyle zulüm görmedi<br />
ne zamandır komşunun oğlu örnek olmuyor<br />
bizde gençtik olum bir zamanlar sen bilmezsin<br />
sene bilmem kaç fahişelik prim yapmıyor&#8230;.</p>
<p>öle sevmeden sevişme yoktu<br />
kahveler köpüksüz olmazdı<br />
sevişme yoktu!<br />
inanmazsan huysuz virjine sor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/">Annemin Hoşuna Gitmişsin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/annemin-hosuna-gitmissin-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13872</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bahar Kokusu / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 27 Mar 2018 04:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13820</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nasılsın desem sana suçluyum Hani sen demeden desem Hakkım varmış gibi zoraki&#8230; Cevaplanmayan sorularda Geceleri asılan mahkumlar İncecik idam ipleri.. Ne kadar sarılsalar sana Kalmaz onların kokusu Her yerinde biraz güneş biraz gece Teninde içinde can bulunan Gezegenlerin ugultusu Kırılan ağaç dalları gibi Çatırdayan güzelliğin En taze sabahları kıskandırıyor Güneşin koylara vurduğu vakit Denizin üzerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/">Bahar Kokusu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Nasılsın desem sana suçluyum<br />
Hani sen demeden desem<br />
Hakkım varmış gibi zoraki&#8230;<br />
Cevaplanmayan sorularda<br />
Geceleri asılan mahkumlar<br />
İncecik idam ipleri..</div>
<div>
<p>Ne kadar sarılsalar sana</p>
<p>Kalmaz onların kokusu<br />
Her yerinde biraz güneş biraz gece<br />
Teninde içinde can bulunan</p>
<p>Gezegenlerin ugultusu<br />
Kırılan ağaç dalları gibi</p>
<p>Çatırdayan güzelliğin<br />
En taze sabahları kıskandırıyor<br />
Güneşin koylara vurduğu vakit<br />
Denizin üzerinde sihir tozları<br />
Akşama az kalmışken</p>
<p>Tuzlu suların tül olduğu<br />
Kahverenginin yeşile yeşilin maviye<br />
Mavinin sana dönüştüğü yerde&#8230;<br />
Her yerde..</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/">Bahar Kokusu / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bahar-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13820</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgili / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Mar 2018 13:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13657</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sen güzel değilsin, onlar abaza! Elindeki afyonu bırak sevgilim. Değer yargıların midemi bulandırıyor Bikinili fotoğrafların umurumda değil Beynin ters evrime davetiye çıkarıyor Gözlerini votka redbul karşılığı sattın Göğüs dekolteni bedava verdin Hangi kanalda oynuyor bu belgesel Oysaki hiç hayvan sever değildin&#8230; &#160;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/">Sevgili / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">Sen güzel değilsin, onlar abaza!</div>
<div dir="auto">Elindeki afyonu bırak sevgilim.</div>
<div dir="auto">Değer yargıların midemi bulandırıyor</div>
<div dir="auto">
<p>Bikinili fotoğrafların umurumda değil</p>
<p>Beynin ters evrime davetiye çıkarıyor</p>
<p>Gözlerini votka redbul karşılığı sattın</p>
<p>Göğüs dekolteni bedava verdin</p>
<p>Hangi kanalda oynuyor bu belgesel</p>
<p>Oysaki hiç hayvan sever değildin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/">Sevgili / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgili-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13657</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uyudun mu? / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Mar 2018 08:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13465</guid>
				<description><![CDATA[<p>Uyudun mu? Kanatları ki zorlanır geçerken Tül perdeli pencerelerden Uzun saçlari seninkine benzer Tutuşur gözleri bizi izlerken Çocukluğumuzu karıştırarak Üzerine gülümseme katarlar Bildikleri tek şiiri Geceleri tekrar tekrar okurlar Onlar ki sana bana bakan Uzun ince vücutlu melekler Koyunlarında rüzgar İçlerinde inanç taşırlar&#8230; Umuttan parmakları ip ince Anılarımızdan elbiseleri var Onlar ki sana bana bakan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/">Uyudun mu? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">
<p>Uyudun mu?</p>
</div>
<div dir="auto">Kanatları ki zorlanır geçerken</div>
<div dir="auto">Tül perdeli pencerelerden</div>
<div dir="auto">Uzun saçlari seninkine benzer</div>
<div dir="auto">Tutuşur gözleri bizi izlerken</div>
<div dir="auto">Çocukluğumuzu karıştırarak</div>
<div dir="auto">Üzerine gülümseme katarlar</div>
<div dir="auto">Bildikleri tek şiiri</div>
<div dir="auto">Geceleri tekrar tekrar okurlar</div>
<div dir="auto">Onlar ki sana bana bakan</div>
<div dir="auto">Uzun ince vücutlu melekler</div>
<div dir="auto">Koyunlarında rüzgar</div>
<div dir="auto">İçlerinde inanç taşırlar&#8230;</div>
<div dir="auto">Umuttan parmakları ip ince</div>
<div dir="auto">Anılarımızdan elbiseleri var</div>
<div dir="auto">Onlar ki sana bana bakan</div>
<div dir="auto">
<p>Uzun ince vücutlu melekler</p>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/">Uyudun mu? / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uyudun-mu-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL EFSANESİ 1 / 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 05:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11719</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;eski bir rüya&#8221; salkım saçak sırıl sıklam olmuşssun hani nerede erguvanların&#8230; bir genç kız siyaset bilimi okuyor mu hala okula giderken üzerine bastığında heycanlanırmı kaldırımların&#8230; beni taşıdılar kadıköy vapuruyla çok sarhoştum tek yudum içmedim&#8230; kaya misali oyulmuş suratlarını gördüm sakallarına çay simit bulaşmış solcuların işte bu vapur! işte bu sisler alemi&#8230; sultan ahmetten geçemezse her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/">İSTANBUL EFSANESİ 1 / 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div id=":ld" class="ii gt adP adO">
<div id=":lq" class="a3s aXjCH m15faa12b1bb42580">
<div dir="ltr">
<div id="m_-5563180109332777623divtagdefaultwrapper" dir="ltr">
<div>&#8220;eski bir rüya&#8221;</div>
<div></div>
<div>salkım saçak sırıl sıklam olmuşssun</div>
<div>hani nerede erguvanların&#8230;</div>
<div>bir genç kız siyaset bilimi okuyor mu hala</div>
<div>okula giderken üzerine bastığında</div>
<div>heycanlanırmı kaldırımların&#8230;</div>
<div></div>
<div>beni taşıdılar kadıköy vapuruyla</div>
<div>çok sarhoştum tek yudum içmedim&#8230;</div>
<div>kaya misali oyulmuş suratlarını gördüm</div>
<div>sakallarına çay simit bulaşmış solcuların</div>
<div></div>
<div>işte bu vapur!</div>
<div>işte bu sisler alemi&#8230;</div>
<div>sultan ahmetten geçemezse her gün</div>
<div>işleri rast gitmeyeceklerin şehri&#8230;</div>
<div>orta dünyanın ortasında varlığımıza</div>
<div>ne kaybolup gidecek nede hükmü bitecek bir dua</div>
<div class="yj6qo"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div id=":q3" class="hq gt a10"></div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/">İSTANBUL EFSANESİ 1 / 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11719</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mezarlık / ÖYKÜ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11408</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecek gibi hissetmeye başlamıştım. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda sıkıyor gibiydi. Çevreye net görünüyormuş gibi yeniden bakındım. Koyu karanlığın içinde serpilmiş ağaçlar, toprağa saplanmış mezar taşları, ceset gömülü havuzlar etrafımı sarmıştı. Etrafta en fazla yaprakları rüzgarda sallanan servilerin ıslıkları duyuluyordu. İnsan ölmeden önce mezarlığa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/">Mezarlık / ÖYKÜ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecek gibi hissetmeye başlamıştım. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda sıkıyor gibiydi. Çevreye net görünüyormuş gibi yeniden bakındım. Koyu karanlığın içinde serpilmiş ağaçlar, toprağa saplanmış mezar taşları, ceset gömülü havuzlar etrafımı sarmıştı. Etrafta en fazla yaprakları rüzgarda sallanan servilerin ıslıkları duyuluyordu. İnsan ölmeden önce mezarlığa gelmemeli. Tövbe estafurullah. Deme öle olum çarpılacaksın şimdi. Kendi kendime konuşmalarım burada kalsam sonsuza kadar uzardı. Bir kez daha başımı kollarımın arasına alıp gözlerimi kapattım. Yine karanlığın karanlığında yalnız kalmıştım. Sanki birden birileri elime ya da arkama değecek ve ben döndüğümde iğrenç suratını gösterip beynime kan pompalayacaktı.  Hayal etmeden duramıyordum. Düşündükçe kötünün de kötüsünü düşünüyordum. Her mezarın yanında kandan kıpkırmızı olmuş ama sivriliğinden bir şey kaybetmemiş dişli, kanalizasyon kokulu, uğultulu sesiyle insanın kulaklarını binlerce sıcaklıktaki bir fırında eritir gibi tırmalayan bir yaratığın bana aniden sarılmak için beklediğini düşünüyordum. Yine sıkıldım beynim yine beni rahat bırakmadı, tekrar kaldırdım kafamı çevreye bakındım. Yine ses yoktu. Ağaçların ıslıkları da olmasa dünyadaki bütün insanların şuan burada yattığını düşünecektim. Tek yaşam belirtisiydi benim için rüzgâr. &lt;&lt;Korkmuyorum, korkmuyorum, korkmuyorum&gt;&gt;</p>
<p>“Korkuyorsun”</p>
<p>“HAA&#8221;</p>
<p>Midemden patlayan kaynar su kalbime ulaştı. Kalbimdende tüm vücuduma uzanıp yaktı beni. Şimdi kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Dokunuşuyla arkama döndüm. Aklıma ilk gelen şey yumruk atmaktı ona. Ama gelen Merve&#8217;ydi. Rahat bir nefes alsam da besbelli korktuğumu fark etmişti. Üzerinde durmadım.</p>
<p>“Düşüncelerimi okumaktan vazgeç, çok geç kaldın neredesin sen?”</p>
<p>Karşılık vermedi. Mermerin üzerinde durmaktan buz kesmiş elimi tuttu. Onunki de soğuktu. Kumral teni karanlıkta esmerdi. Karanlıkta her kız biraz esmerdi. Gözlerim defalarca öptüğüm dudaklarına kayınca konuştu.</p>
<p>“Biliyorum geç kaldım. Ama işimiz biraz uzun sürdü.&#8221; Elleriyle ellerimi ısıtmaya çalışıyordu. Sarıldık. Teninin kokusunu fırsattan istifade içime çektim. &lt;&lt;Tövbe estağfurullah.&gt;&gt; Çok aykırı şeyler yapıyordum dinimize üstelik mezarlıkta.</p>
<p>&#8220;Bir şey olmaz merak etme&#8221;</p>
<p>Allah çok büyüksün yarabbim. Merve&#8217;nin düşünceleri okuma gücü vardı. Ne zaman içimden konuşsam dışından karşılık verir beni şaşırtırdı. Beş yaşındayken gece yarısı yaşadığı bir olaydan sonra karşısındaki insanın isterse zihnine girip düşüncelerini okuyabileceğini keşfetmişti. İlk başta bunu sürekli yapsa da insanlar tepki gösterince ve onu ailesi doktora götürmeye karar verince bunu aniden kimseye belli etmeden yapmaya başlamıştı. O halinden memnundu doktorların tedavisine ihtiyacı yoktu.</p>
<p>“Seninkiler nerde?” iki serseri arkadaşı daha vardı Merve&#8217;nin yanında. Zaten mezarlığa gelme amacımız onların ve Merve&#8217;nin yaptığı iğrenç ayindi.</p>
<p>“Kendilerinden geçtiler.”</p>
<p>“Yine mi içtiler yoksa o iğrenç şeyden”</p>
<p>“Evet, bende içecektim ama sen varsın diye içmedim yoksa gelemezdim”</p>
<p>“Peki, gidelim hadi.”</p>
<p>Dudaklarını yavaşça dudaklarımla buluşturdu. Gecenin soğukluğuna inat çok sıcaktı dudakları. İçimdeki korkuyu biraz olsun aldı.</p>
<p>“Gidemeyiz. Onları beklemeliyim istersen sen git”</p>
<p>Birden &lt;&lt;Tek başıma nasıl giderim?&gt;&gt; diye düşündüm. Cevap vermedim. Ama sonradan bunu düşünmemem gerektiğini bildiğimden kızdım kendime. Merve düşüncelerimi okuyabiliyordu. Bu aptalca söylentimi de okumuştu.</p>
<p>“İstersen birlikte gideriz. Sonra ben geri gelirim. Burası gerçekten korkutucu”</p>
<p>“Cidden mi? Buna inandığını sanmıyorum”</p>
<p>“Evet, kim olsa korkar”</p>
<p>“Öyle diyorsan öyledir. Kraliçe sensin”</p>
<p>“Hı hı ama sen kralım oldukça…”</p>
<p>Mutlu oldum bu sözlerine. Önemsenmek güzeldi. Birde onun tarafından olunca daha da güzel.</p>
<p>“Gitmeyeceksin değil mi?”</p>
<p>“Hayır.” Dedim, kendime şaşırarak.</p>
<p>“Birlikte gitsek bile mi?”</p>
<p>Elimde olmadan “Birlikte gitsek bile” dedim.  Şu an evdekiler uyumuş mudur acaba diye de düşünüyordum bir yandan. Beni merak edecekler. Babam yine bir fırça atar mı acaba dedim kendi kendime.</p>
<p>“Atmaz”</p>
<p>“Lütfen artık yapma şunu”</p>
<p>“Fazlasını yapacağım”</p>
<p>“Ne gibi?”</p>
<p>Uzun saçlarını gözlerinin önünden çekti. Pantolonumun kemerine sarıldı. Yavaşça açtı. Beni geriye doğru yavaşça itti ve yere uzandırdı. &lt;&lt;Neler yapıyor&gt;&gt; demeye kalmadan yerdeydim. Kendi pantolonunu da açmaya başladı. O anda &lt;&lt;içtin&gt;&gt;  &lt;&lt;sende içtin&gt;&gt; diye düşündüm. Karşılık vereceğini bildiğimden onunla konuşur gibi yaptım.</p>
<p>“İçmedim aptal” dedi ve dudaklarıma yapıştı. Dudaklarındaki içkinin tadı dudaklarıma bulaştı. Ne yaptığı çok açıktı. Karşı koymadım…</p>
<p>On beş dakika kadar sonra toparlandık. Gösterişsiz cep telefonumdan saatin 3.43 olduğunu gördüm.</p>
<p>“Saat dörde çeyrek var. Ne zaman toparlanacaklar bunlar”</p>
<p>“Gidip bir bakalım mı?”</p>
<p>“Of sevmiyorum onları neden onlarla ilgilenmek zorundayız ki”</p>
<p>“Onlar benim arkadaşlarım”</p>
<p>İçimden geçen küfre engel olamadım. Bu kez Merve bir şey demedi. Yavaşça kalktık. Artık ne mezar taşları, nede mezarlarla bir sorunum vardı. Hiç birinden korkmuyordum. Yavaş yavaş yürürken sigaralarımızı yaktı. Birkaç mezar sonra mermerlerin arasından, az ilerde ağaçların arasında yatmakta olan siyah karartıları önlerinde duran ateşin soluk ışığından fark ettim. Ölü gibiydiler. İki erkekti. Ateşin dumanıyla birlikte etrafa yaydığı iğrenç bir et kokusu vardı. Merve elimi bırakıp yanlarına gitti. Önde olanı ayağıyla iteledi. Biraz doğrulur gibi olsa da tekrar yığıldı. Onları uyandırmaya çalışırken bende ateşe bakıyordum. Üzerinde simsiyah bir çene kemiği vardı. Hala üzerinde küçük dişleri vardı bu kemiğin. Ateşin tam ortasında yanıyordu. Hemen yanda da üzerlerine kan bulaşmış tüylü et parçaları vardı. Bu akşamki talihsiz kedi kim diye düşündüm. Bizim arka mahalledeki küçük gümüş tüylü bir kedi vardı. Bu kalıntılar onunkilere çok benziyordu. &lt;&lt;Belki de odur&gt;&gt; dedim, içimden.</p>
<p>“Of uyanmıyorlar”</p>
<p>“Ne yapabilirim?”</p>
<p>“Bilmem, sızlanmaktan fazlasına ne dersin?”</p>
<p>“Satanist arkadaşlarının iyiliği için mi? Banane.”</p>
<p>“Özür dilerim. Buradan gitmeyi istediğini biliyorum ama onları bu şekilde bırakamam.”</p>
<p>“Yine burada yatmak zorundayız yani öyle mi?”</p>
<p>“Başka bir alternatifin var mı?”</p>
<p>Cevap vermedim.  Kokudan uzaklaşmak için ilerdeki bir mezarın dibine çömeldim. Yanıma geldi. Yavaşça elimi tutup konuşmaya başladı.</p>
<p>“Üzgünüm buna alıştığını sanıyordum.  Bir gece daha lütfen ne olur sonrasında bir daha bunu yapmak zorunda kalmayacaksın söz veriyorum.”</p>
<p>“Sende içtin mi?”</p>
<p>“Anlamadım?”<br />
“Bu geceki kedinin kanından bahsediyorum. İçmeyeceğine söz vermiştin.”</p>
<p>“Şey. Ya biraz.”</p>
<p>“İnanmıyorum ya bana söz vermiştin”</p>
<p>“Ya Ali çok ısrar ettiler.”</p>
<p>Önümde yanan ateşin toprakta oluşturduğu gölgelere takılı kaldı bakışlarım. Içimdeki bir yerde  sesi hızla şiddetlenen bir şeyler ne yapıyorsun sen diye haykırıyordu. Ama cevap veremiyordum.</p>
<p>“Neyse önemli değil” dedim, bakışlarımı çevirmeden ona.</p>
<p>“Sana verdiğim sözü tutacağım. Mutlaka tutacağım. Hepsi bitecek bunların. Söz.”</p>
<p>Derin bir iç çektim. Hiç yapamayacağını biliyordum ya işte seviyordum.</p>
<p>“Tamam”</p>
<p>“Pekâlâ, ne tarafta yatmak istersin aşkım şehit mezarlığı? Bak geçen ki gibi orada yatalım orda mescitte var kapısında yatmıştık geçen hani.”</p>
<p>“Ama hala bir ders almamışsın baksana. Bu akşamda orda yatalım belki Allah’ın hikmeti bu kez kalbine gelir”</p>
<p>“Mod cami hocası. Saçmalama ya yine ne hikmeti. Unuttun galiba inanışlarımıza saygı duyacaktık.”</p>
<p>Ben duyamıyordum saygı ama.</p>
<p>“Tamam, sende saygı duy unutma. Bu cami hocasının babası gerçekten cami hocası.”</p>
<p>Selami hocanın oğlu Ali. İmam hatip son sınıf öğrencisi. Babası mahalle camisinde imam oğlu satanist kız arkadaşıyla mezarlıkta sevişiyor. &lt;&lt;Tövbe estağfurullah, Yanacaksın Ali hemde biznillah yanacaksın!&gt;&gt;</p>
<p>Yavaşça şehitlerin bulunduğu bölüme doğru ilerledik. Ateş yavaş yavaş sönerken iki serseri hala ölü durumdaydı. Belli ki her zamankinden daha fazla esrar içmişlerdi. Şehitlere özel yapılan etrafı çevrili bölümün kapısından geçtik.&lt;&lt;Tövbe estağfurullah. Yanacaksın Ali!&gt;&gt; Büyük çınar ağacının bir metre kadar solundaki mescidin kapısının önüne oturdum. Merve de tam karşımdaki ağaca sırtını dayadı. Bir süre bakındık birbirimize. Gülümsedik durduk aptalca, siyah gecenin arasından gözlerimizi bulabilmek için uğraştı gözlerimiz.  Rüzgâr estikçe esiyor, bazen bizi saklandığımız yerde buluyor ve üzerimizden geçiyordu. Titreyecek kadar üşüyordum. Gözlerim yavaşça ağırlaşıp kapanmaya başlayınca karşımda duran Merve’ye gel diyebildiğimi hatırlıyorum. Elimi tutup yavaşça yanıma sokuldu sanırım. Sıcaklığını hissediyordum. Elimi elinin üzerine koydum. Omzuma başını dayamasını sağladım. Uykuya dalmak üzereydi. Onunla birlikte dudaklarımda oluşan gülümsemeyle gözlerimi kapattım. &lt;&lt;Yanacaksın Ali!&gt;&gt; zihnimde dönüp dolaşan iki kelime bu gece hiç aklımdan çıkmayacak gibiydi. Sonrasında uyuduğumu tam olarak söyleyemem. Kendimden geçmiştim.</p>
<p>Gözlerimi irkilerek açtım. Bir gurup kuş çığlık çığlığa mezarlığın üzerinden havalandı. Havanın aksine vücudum oldukça sıcaktı. Yavaşça netleşen çevreme bakındım. Bütün mezarlık beyaz bir sisin içinde bulutlar yer yüzüne inmiş gibiydi. Herhalde dedim hala rüyadayım. Bu gerçek değil henüz uyanmadım. Ama uyanmalıyım. Uyandır beni Merve. Merve? Evet doğru ya Merve nerede. “Merve?” Sesim tüm mezarlığın içinde kayboldu. Gitmişler miydi acaba? Ama beni uyandırmadan gitmezdi.  “Tövbe estağfurullah” sisin içinden birkaç adımda şehit mezarlığının dışına çıktım. Güneş dünyaya inmişçesine her yer büsbütün aydınlıktı. Çevrede hiç ama hiç kimse yoktu. “MERVEEEE” endişeme engel olamayıp bağırdım. Az önceki kuşlar yeniden şehre doğru çığlık çığlığa uçtular. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!!!&gt;&gt; &#8220;Sırası değil sırası değil!&#8221; Merve yok. Gitti evet evet benden önce gitmiştir. &#8220;Sakin ol sakin ol çık buradan çık hemen şimdi koş!&#8221; Hızla mezarların arasından orta yola çıktım. Kapıya doğru koşmaya başladım. Sis bulutlarının ardından kapıyı gördüm. &#8220;Evet tamam sorun yok işte orada kapı. Çıkacaksın. Bak dışarısı görünüyor. Ölmedin çarpılmadın da&#8221; &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!&gt;&gt; &#8220;Sus Allah&#8217;ın belası! Merve?&#8221; Tüm gücümle yeniden bağırdım &#8220;MERVEE!&#8221; Ses yoktu. Olmayacaktı da belli ki. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ!&gt;&gt; &#8220;Nerde bu lanet kapı&#8221; kapıyı görüyordum önümdeydi ama yetişemiyordum. Koşuyordum sanki ben koştukça kapı benden uzaklaşıyordu. &#8220;Korkma oğlum korkacak bir şey yok Allah belanı versin kapı!&#8221; Kapı gittikçe uzaklaşıyordu. Ben sonsuzluğa doğru koşuyordum. Nefes nefese kaldım. Göğüs kafesime sancılar girmeye başlayınca durmak zorunda kaldım. İki büklüm zorlukla nefes alıp veriyordum. Duyduğum çığlıkla doğruldum.</p>
<p>“ALİİ YARDIM ET!”</p>
<p>“MERVEEE!”</p>
<p>Uzakta kalan mezarlıkların ortasından geliyordu Merve’nin sesi. Oraya doğru koştum hemen. İçimde bir şeyler beni yok etmeye çalışıyor gibiydi.  Kalbim beni durdurdu. Daha fazla koşamazsın yoksa kriz geçireceğim der gibiydi. Yürümeye çabalıyordum. Etrafımda mezar taşları üzerime geliyordu. &lt;&lt;OKU&gt;&gt; zihnimdeki ses beni kontrol altına almaya çalışıyordu. Büyük puntolarla yazılmış mezar taşı yazılarına baktım. Ağaçların arasından bana gülümsüyor gibiydiler. Hiçbir rüyanın bu kadar gerçek olamayacağını düşündüm. Yüz kaslarım kasıldı. İçimdeki sıcak sular sanki ellerim ve ayak uçlarımdan akıyorlardı. &#8220;Deliriyorum.&#8221; Sis bulutu arasından hızlı adımlarla sesin geldiği yöne doğru devam ettim. Sol tarafımdaki mezarlıklardan devrilen bir mezar taşı bakışlarımı oraya yöneltti. Hemen yanındaki mezar taşına takılı kaldı gözlerim. Büyük harflerle mermere kazınmış yazıyı okudum. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ&gt;&gt;  &#8220;Tövbe estağfurullah, Allahım sen affet&#8221; Bütün ilahi güçleri kızdırdım. Hepsi birden burada yatmanın ve ölülere saygısızlık etmenin bedelini bana ödetecekler. Hepsi birlikte ya benim canımı alacaklar ya da sonsuza dek felç olacak çarpılacağım.</p>
<p>&#8220;MERVEE&#8221; sessizlik. Kendi etrafımda döndüm. Baktığım hiçbir yerde tek bir hayat belirtisi yoktu. &#8220;MERVE!&#8221;. Sessizlik. Ama duyduğuma emindim. &lt;&lt;YANACAKSIN ALİ&gt;&gt; önümdeki mezartaşına kazılı yazıya baktım. Yanındaki mezar taşında da yazılar belirldi. &lt;&lt;YANACAKSIN&gt;&gt; onun yanındakinde, &lt;&lt;YANACAKSIN&gt;&gt;&gt; Çevremdeki tüm mezar taşlarındaki yazılar yavaş yavaş aynı kelimeyi üzerlerine yazdılar. Tek tek düşmeye başladıklarında buradan sağ çıkamayacağımı düşündüm. Köşeye sıkışmıştım. Tamam öleyim kabul. Vakit bu kadarsa yapacak bir şeyim yok. Ama yanmak istemiyorum. &#8220;İSTEMİYORUM!&#8221; Engel olamadığım boğulma hissiyle birlikte gözlerimden birkaç damla döküldü.</p>
<p>&#8220;ALİ! YARDIM ET! ALİ!&#8221;</p>
<p>Allahım yine o ses. Duyuyorum işte, Merve bu.</p>
<p>&#8220;NEREDESİN!&#8221;</p>
<p>Sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Ağaçlar üzerime yıkılsa da, mezar taşları beni öldürmeye çalışsa da gidip bulacaktım onu. Bulmalıydım. Akşam yattığımız yerin ilerisinde sesin geldiği yöne doğru ilerledim. İlerledikçe ilerideki boş mezardan gelen kürek seslerini duymaya başladım. Mezarların seyrekleştiği yerde boş bir mezarın içinden birisi dışarıya toprak atıyordu. Yanına yaklaştım. O an hayatımın burada sona ereceğine emindim. Arkasını bana dönmüş mezarın içinden toprak atan Merve&#8217;ydi.</p>
<p>&#8220;Merve?&#8221;</p>
<p>Merve yüzünü dönünce geriye doğru sıçradım, yere kapaklandım. Mervenin yüzü simsiyaha boyanmış, kömür karası olmuştu. Siyahlığın arasından parlayan kahverengi gözlerini seçebiliyordum. &#8220;Allah&#8217;ım sen yardım et&#8221; içimden kuvvetle bildiğim duaları okumaya başladım. Merve bana baktı. “YANACAKSIN!” diye dişlerini göstererek kükredi. Geriye doğru sürükledim kendimi. Toprağın üzerinde emekliyordum. Merve bana aldırmadı çukurun içine uzandı. Ayağa kalktım. “Hayır yapacak hiçbir şey yok” tek bir şey vardı oradan kaçmalıydım. Arkamı döndüm&#8230;</p>
<p>Alinin zihni o anda kapandı. Kafasında bebekliğinden bu yana öğrendiği her şey şimdi okyanus derinliklerindeki canlılar gibi karmakarışık ve kontrolsüzdü. Gözleri yuvalarından saptı. Beyni bir tür meditasyon haline geçti. Nefes alışverişleri yavaşlamıştı. Ali uyuyordu adeta. Ama gözleri açıktı. Küreğe doğru birkaç adım attı. Mezarlığın bitiminden beş yüz metre ilerden geçen insanlar içeride ne olup bittiğini görmüyordu. Sis bulutları dağılırken Ali&#8217;nin zihnindeki güç onu kontrol etmeye başlamıştı. Eğildi yerden küreği aldı. Başı hafifçe öne eğildi, görmeyen sapmış göz bebekleri mezarın içindeki Merve&#8217;ye baktı. Sonrasında küreği sımsıkı kavradı ve mezarı kapatmaya başladı. Bir robottan farksızdı. Hızla tüm kumu kapattı. Artık genç kız görünmüyordu.  Küreği yavaşça aldığı yere bıraktı. Çıkışa doğru yöneldi.</p>
<p>“Koş koş koş koş” Kendimi çıkış kapısının yanında bulunca hemen mezarlıktan çıktım. Kapıya nasıl geldiğimi bile bilmiyordum oysaki. Bizim arka mahallenin sokağına doğru nefes nefese koşmaya devam ettim. Önce kendime gelmek daha sonrada oraya tekrar gitmek gerçek mi hayal mi anlamak istiyordum. Düz lisenin önünden geçtikten sonra yıkık evin önündeki çeşmeye geldim. Biraz olsun üzerimdeki korkuyu atmıştım. Öyle ya her şey normaldi. İnsanlar, arabalar her şey normalmiş gibi davranıyordu. Sokak her zamanki sakinliğinde seyrediyordu. Bir an her şey hayalmiş gibi geldi. Bir yandan da bizimkileri düşünüyordum. Hemen yasadığım şoku atlatıp eve gitmeliydim. Her şeyin yolunda olduğuna bir kez daha kendimi inandırmak için çevreye doğru göz gezdirdim. Yokuştan aşağıya doğru baktığımda bir grup insanın bana doğru geldiğini gördüm. Gözlerim iyi görmediği için mi yoksa gerçekten çok uzakta oldukları için mi bilmiyordum ama gelenlerin kim olduğunu ayırt edemiyordum. Biraz daha bekledim. Kalabalık yaklaşıyordu. Az sonra fark ettim ki bu bir cenaze topluluğuydu. Ama nasıl olur dedim kendi kendime. Babam yerine en başta giden Ahmet hocaydı. Tabutu sürekli elden ele dönüşümlü tutuyorlar bir kez tutan hemen arkaya tekrar geçiyor ve yeniden tutmak için biran önce sıranın gelmesine çabalıyordu.  Gözlerim tabuta bakıyordu. Sadece tek düşüncem babamın cenazede yer almayışıydı. Yaklaşan kalabalıkta hocaya ve cemaate bakıp babamı arar gibi oldum. Ahmet hoca beni fark etti ve yanıma yavaşça yaklaştı. Soracak oldum. &#8220;Babam&#8230;&#8221; diyebilmiştim ki eliyle omzuma dokunup &#8220;Başın sağ olsun Ali, babanın mekânı cennet olsun&#8221; dedi. Bakışlarımı yüzüne öylesine çevirmiştim ki sanki hız denemesi yapan bir araba bana çarpmış ve gözlerim ön camına yapışıp kalmıştı. Sadece gözlerim. Bedenim yoktu. Başım kendini önüne saldı. Öldüğüme inandım. Gelip geçenlerin &#8220;Başın sağ olsun deyişlerinin her biri kafama sıkılan kurşun gibi yankılanıyordu. Beynimin her hücresi kendini inkâr ederken hıçkırıklara boğularak yere yuvarlandım. Çevreden gelenlerin ellerinden yerlere atarken kendimi, düşünceler acılarım olmuş bilinç boşluğuma kum saatinin işleyişi gibi akmaktaydı. Ne kadar süre ağladım bilmiyorum. Eve gitmek annemi görmek istiyordum. Kollarıma girip karşı çeşmeye götürdü beni muhtar ve komşu. Yüzümü yıkadılar. Ve aklıma sevgilim ve babam geldikçe bende gözyaşlarımla yıkamaya devam ettim yüzümü. Bayılıp bir daha ayılmasam ne iyi olurdu. Lütfen hayal olsun bu diyordum Allaha içimden. Yalvarıyordum kendimce.  Ama hayal olmadığını anlıyordum çevreye her göz gezdirişimde. Ve diyordum ki &lt;&lt;öyleyse bende öleyim bitsin her şey&gt;&gt; Ama öyle olmadı. Beni kollarımdan tutarak ağlaya ağlaya mezarlığa götürdüler. Gerçekti her şey lanet olsun ki gerçekti. Dualar okunmaya başlanmıştı bile. En arkalardan bir mezara gömüyorlardı babamı ben hala yaşadığımın farkında olmazken. Ağladıkça ağlıyor çevreye atılıyordum. Bıraksalar yırtıp kefeni o mu değil mi diye bakacaktım bırakmıyorlardı. Haykırışlarımın bir işe yaramadığını anlayınca eğdim başımı ağlamaya devam ettim. Tek gösterebildiğim tepkiydi çünkü bu. Mezarı çabucak kapattılar. Sanki beni gömüyorlardı. Hoca duaları okumaya devam etti. Baktım ki yapacak bir şey yok. Bende açtım ellerimi Allah&#8217;a. O böyle istemişti böyle oluyordu. Tabi ki o istediyse neden olmasındı ki. O ne derse o olurdu. OLURDU !. istemişti işte böyle istemişti böyle istemişti. Böyle istemişti böyle istemişti.</p>
<p>Cenazeden sonra evin yolunu tuttum. Yanımda muhtar hala bana bir şey olacak diye benimle birlikte yürüyor düşerim bayılırım diye tek salmıyordu. Lisenin arka sokağından bir kaç sokak daha aşarı indim. Büyük marketin yanından geçip araya saptım. Bizim ev görünmeye başlamıştı. Kapının kapalı olmasına şaşırdım. Evde kadınlar dua etmiyor muydu? Sanki her şey normalmiş gibi hissettirdi bu bana. Açtım kapıyı girdim. Hiç kimse yoktu sanki evde. Muhtarda geldi benimle içeriye doğru girdik. Odadan televizyon sesi geliyordu. Bağırdı muhtar.</p>
<p>“Selami, Selami hoca.”</p>
<p>Kan beynime çıktı. Babama sesleniyordu. O an dünyada galiba kıyamet koptu dedim. Ya da benim için kopmuştu.  Mantıklı bir açıklaması yok galiba şeytandı herkes. Gözlerim ağlamaktan mı yanlış görüyor dedim. Hala hıçkırıklarım dinmemişti ki babam kapıda göründü.</p>
<p>“Al yahu oğlunu bayılacak şimdi”</p>
<p>Babam üzerime doğru gelince, geriye doğru birkaç adım attığımı hatırlıyorum en son. Gözlerimi açtığımda başımda duran annem ve babamla birlikte koltuk odasında olduğumuzu fark ettim. “Uyandın çok şükür” dedi annem. “İyi misin oğlum” diye sordu babamın tatlı sesi. “İyiyim” diye karşılık verdim isteksizce. İyiydim. Onca olandan sonra iyiydim. Kalktım babam akşam namazına giderken peşinden gittim. Birlikte kıldık namazı. Doğru düzgün hatırladığım tek şey bu. Camiden çıkarken her şeyin yolunda olduğuna o kadar emindim ki. Ardımda hiç soru işareti bırakmıyordum. Babam bana gülümsemişti giderken, çokta iyi görünüyordu. Her şeyi unutturdu bana bu gülümseme. Camiden çarşıya doğru gidiyordum ki telefonum çaldı. Açtım, Merve’ydi.</p>
<p>“Naber aşkım”</p>
<p>Gülümsedim. “İyiyim Bitanem senden”</p>
<p>“İyiyim bende şey bak ne diyeceğim akşama buluşalım mı?”</p>
<p>“Tabi, bitanem nerde”</p>
<p>“Ya bizimkiler yine kedilerle uğraşacaklar. Mezarlıkta buluşalım bizde biliyorsun daha rahat oluyor. Gece orda olabilir misin?”</p>
<p>“Elbette tabi olurum hayatım”&#8230;</p>
<p>Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecektim. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/">Mezarlık / ÖYKÜ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mezarlik-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11408</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adı Yok</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/11187-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/11187-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 21:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11187</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bira içiyorum Şehirdeki yalnız kadınlar kaynıyor Burunlarında tütün kokusu Keşke deyişleri hep onlara Uçkurundan başka birşey düşünmeyen adamlar geçmiş hayatlarından Keşke geçmeseydi&#8230; Sıcak omuzlarda hüzünle ağlamaya hasret gözleri Kıyı ışıklarından bakıyor Soğuk elleri sanki hiç tutulmamış Gerdanlarında morluklar Sözde kimse kıyamamış Bacakları kesik yarası Çoğu sevişirken kanamış Şehirde yalnız kadınlar Hiç bir içkiyi mezesiz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11187-2/">Adı Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Ben bira içiyorum<br />
Şehirdeki yalnız kadınlar kaynıyor<br />
Burunlarında tütün kokusu<br />
Keşke deyişleri hep onlara<br />
Uçkurundan başka birşey düşünmeyen<br />
adamlar geçmiş hayatlarından<br />
Keşke geçmeseydi&#8230;<br />
Sıcak omuzlarda hüzünle<br />
ağlamaya hasret gözleri<br />
Kıyı ışıklarından bakıyor<br />
Soğuk elleri sanki hiç tutulmamış<br />
Gerdanlarında morluklar<br />
Sözde kimse kıyamamış<br />
Bacakları kesik yarası<br />
Çoğu sevişirken kanamış<br />
Şehirde yalnız kadınlar<br />
Hiç bir içkiyi mezesiz bırakmamış<br />
Şehirde yalnız kadınlar<br />
Hiç birine şiir yazılmamış<br />
Duman altı kahve köşelerinde<br />
Vücutlarından bahsetmiş sevgilileri<br />
Şehirde bir avuç kadın<br />
Rujlarının rengi bile ellerini ısıtmamış<br />
Yalnız kadın<br />
Aglayan kadın<br />
Pişman olmuş<br />
Ama intihar edecek fırsat bulamamış<br />
Orada eski şarkılar çalar radyosunda<br />
Hala duruyor ipek ongun kitaplığında<br />
Bak sesi kulaklarımda<br />
Bugün çagırsam en güzel elbisesiyle gelir<br />
Ama evine bırakamazsan ölür<br />
Şehirde yalnız kadın&#8230;<br />
Çok erkek üzmüş onu<br />
Ama tadı hala aynı<br />
Sadece kadın<br />
yok adı.</div>
<p>&#8220;bu şiir tarafımdan ülkemdeki bütün çocuk ruhlu yalnız kadınlara yazılmıştır.&#8221;</p>
<p>*öldürülmüş ruhlarından öperim*</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/11187-2/">Adı Yok</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/11187-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11187</post-id>	</item>
		<item>
		<title>istanbul efsanesi 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 11 Oct 2017 21:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11169</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#8220;tanburi Cemil Bey kürdilihicazkar peşrevi eşliğinde yazılmıştır. düşleyişim&#8230; surlara sarılıp ağladım sizide yıkmasınlar yeter artık diye üzerimde bulut bulut sonbahar.. hırsımdan yaprak yağdıracaklar yere henüz ölmemişlerin ruhu hükmeder bu topraklara dokunur kadıköyde rakı topkapıda saray boğazda suya&#8230; gülhane parkında azıcık dalsan rüyalı bir uykuya&#8230; irkilir dönüp bakarsın mazinin geniş ufkuna&#8230; surlara sarılıp ağladım sizide yıkmasınlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/">istanbul efsanesi 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;tanburi Cemil Bey kürdilihicazkar peşrevi eşliğinde yazılmıştır. düşleyişim&#8230;</em></strong></p>
<p>surlara sarılıp ağladım</p>
<p>sizide yıkmasınlar yeter artık diye<br />
üzerimde bulut bulut sonbahar..<br />
hırsımdan yaprak yağdıracaklar yere</p>
<p>henüz ölmemişlerin ruhu hükmeder bu topraklara<br />
dokunur kadıköyde rakı topkapıda saray boğazda suya&#8230;<br />
gülhane parkında azıcık dalsan rüyalı bir uykuya&#8230;<br />
irkilir dönüp bakarsın mazinin geniş ufkuna&#8230;</p>
<p>surlara sarılıp ağladım<br />
sizide yıkmasınlar yeter artık diye<br />
üzerimde rüzgar rüzgar sonbahar<br />
hırsımdan nazar değecek gözlerine</p>
<p>ben toprak kokusunu heybeli adada duydum<br />
buhar buhar oldu gözlerim dilim konuşmadı<br />
yıldız yıldız mısra yağdı üzerime mehtapta<br />
anneannem tuttu elimden birlikte yürüdük arşa</p>
<p>surlara sarılıp ağladım<br />
sizide yıkmasınlar yeter artık diye<br />
üzerimde şiir şiir sonbahar<br />
hırsımdan selviler sallandı</p>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/7yH6o7YGG4c?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/">istanbul efsanesi 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbul-efsanesi-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11169</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sen Evdesin / Şiir</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Aug 2017 21:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10550</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben yine içerim… Yine seni arar… Sen cevap vermezsin ahizede bir çocuk ağlar Hep zarar baştan aşağı zarar… Şimdi çoktan binmişlerdir arabalarına onlar Mutsuzluktan mutluluklar çıkaran Şehrin Kadife elbiseli ağır makyajlı kızları Kim bilir hangi marka arabalı erkeklerin hayallerini süsler Bilmem Kaçıncı içkiden sonra açılan dudakları… Oysa sen bilirim evdesindir… Bir aşk dizisi hırsını oyalar… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/">Sen Evdesin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben yine içerim… Yine seni arar…</p>
<p>Sen cevap vermezsin ahizede bir çocuk ağlar</p>
<p>Hep zarar baştan aşağı zarar…</p>
<p>Şimdi çoktan binmişlerdir arabalarına onlar</p>
<p>Mutsuzluktan mutluluklar çıkaran</p>
<p>Şehrin Kadife elbiseli ağır makyajlı kızları</p>
<p>Kim bilir hangi marka arabalı erkeklerin hayallerini süsler</p>
<p>Bilmem Kaçıncı içkiden sonra açılan dudakları…</p>
<p>Oysa sen bilirim evdesindir…</p>
<p>Bir aşk dizisi hırsını oyalar…</p>
<p>Yada eski bir radyo düşünü dokur gözlerini bağlar…</p>
<p>Kanun sesi klarnete karışır</p>
<p>gözlerin karanlığa alışır..</p>
<p>Eski sokakların köşelerinde sarhoşlar demlenir</p>
<p>Rüzgarda eteklerin uçuşur…</p>
<p>Ansızın kusarsın bütün acını…</p>
<p>Vicdanını nereye koydun arar arar bulamazsın</p>
<p>Bu hayat artık ne sana ne bana yarar…</p>
<p>Kapı ardından sezen aksu başlar…</p>
<p>“sende benim gibi gerçekleri görüyorsun.</p>
<p>Beraber olamayız biliyorsun..”</p>
<p>Ansızın acını kusarsın…</p>
<p>Yaşamak gelmez aklına ya da boş vermek</p>
<p>Işıklar yakar saçlarını…</p>
<p>Hesap ver desem iki büklüm olur</p>
<p>Eğersin başını öne…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/">Sen Evdesin / Şiir</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sen-evdesin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10550</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurban Kesilmesine Değil, Et Fiyatlarının Yüksekliğine Karşı Ol!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 12 Sep 2016 13:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5125</guid>
				<description><![CDATA[<p>Mitolojilere inanmam. Yok, İbrahim oğlunu kesiyordu, Gökten koç geldi falan filan… Bana palavra arkadaş… Ben gökten yağmur geliyor mu, Kar geliyor mu ona bakarım… Her neyse konu bu değil… Kurban bayramında, kurban kesmenin vahşet olduğunu söylüyorlar… Doğru sen kurbanı bıçaklaya bıçaklaya bir türlü öldüremez, etrafı kan gölüne çevirirsen… Birde üstüne üstlük hayvan can çekişirken oğlunu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/">Kurban Kesilmesine Değil, Et Fiyatlarının Yüksekliğine Karşı Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Mitolojilere inanmam.<br />
Yok, İbrahim oğlunu kesiyordu,<br />
Gökten koç geldi falan filan…<br />
Bana palavra arkadaş…</p>
<p>Ben gökten yağmur geliyor mu,<br />
Kar geliyor mu ona bakarım…<br />
Her neyse konu bu değil…<br />
Kurban bayramında, kurban kesmenin vahşet olduğunu söylüyorlar…<br />
Doğru sen kurbanı bıçaklaya bıçaklaya bir türlü öldüremez, etrafı kan gölüne çevirirsen…<br />
Birde üstüne üstlük hayvan can çekişirken oğlunu kızını torununu yanına koyup seyrettirirsen<br />
Bu bir vahşettir… lafım yok…<br />
Ama son yıllarda daha parlak fikirleri var sözde elitlerin… fırçam onlara<br />
Kurban kesmenin kendisi vahşettir! Kurban kesilmesin inanç falan filan bunlar hikaye diyorlar…<br />
Bana kalsa bütün inançlar hikaye… Ama bir dakika orada dur!</p>
<h2>Kurban Bayramına Karşı Değilim…</h2>
<p>Yanlış okumadın arkadaş… karşı değilim. Benim karşı olduğum şey et fiyatları!<br />
Mahallenin yoksulu, dar gelirlisi, üç çocuklusu, dört çocuklusu…<br />
Koşar oynar elinde yarım ekmekle sabahtan akşama kadar çocuklar…<br />
Yalın ayak yırtık elbiseli nede tatlı…<br />
Sapsarı yüzlü ölü gözlü…<br />
İnsanlar et yiyemiyor arkadaşlar bu bir gerçek! İnsanlar et alacak parayı bulamıyorlar…<br />
Etin kilosu 40lira… hani diyor ya Cem abi..<br />
bir kilo et seksen lira tadını unuttuk!<br />
İnsan gibi yaşamanın adını unuttuk!</p>
<p>O zamanlar seksen lira çok paraymış!<br />
Şimdide kırk lira çok para…<br />
Asgari ücreti düşün.. bir gün dokuz saat çalışıyorsun… aldığın para 29 lira<br />
Yani bir gün boyunca çalışırsan ancak bir kilo et alabiliyorsun!<br />
etin yüzünü ayda bir gören aileyede diyceksin ki kurban bayramı vahşettir…<br />
yok yok… sen istediğin zaman etini alıp afiyetle yiyenlerdensin kesin!<br />
Bana biraz tok açın halinden anlamıyor gibi geliyor…<br />
Kurban bayramı sayesinde et yiyemeyenler et yiyor…<br />
Yoksulun tenceresinde tavasında yılda iki günde olsa et pişiyor…<br />
Çoluk çocuk et görüyor… yüzleri gülüyor…<br />
Bence konunun bu tarafını düşünmek daha mantıklı…<br />
Çarpıtacaklara şimdiden tekrarlıyorum…<br />
Sokak ortasını kan gölüne çevirip hayvanı mındar etmek bencede VAHŞET!<br />
Ama dediğim gibi kurban kesmeyin falan filan bunlar palavra…<br />
Kurbanın kesilmesini istemiyorsanız herkesin rahatça et yiyebildiğinden emin olacaksınız…<br />
Ben kurban kesilmesine karşı değilim…<br />
Çünkü bu ülkede her istediğimde rahatça et alıp yiyemiyorum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/">Kurban Kesilmesine Değil, Et Fiyatlarının Yüksekliğine Karşı Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kurban-kesilmesine-degil-et-fiyatlarinin-yuksekligine-karsi-ol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5125</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 29 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5004</guid>
				<description><![CDATA[<p>Taksici içinden &#8220;lanet serseri&#8221; dedi. “Anlıyorum efendim” Brian biraz gülümsedi. “Biliyorum, peki şimdi neredeyiz.” “Burası bir arkadaşımın oteli efendim, burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz güvenli bir yerdir. Şehre 6 mil kadar uzak kimse sizi burada bulamaz küçük bir yer olsa bile konforludur.” Brian işlerin yolunda olduğuna karar verdi ve taksiciye bir sıkıştırma daha yaptı. İyice keyfi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/">Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Taksici içinden &#8220;lanet serseri&#8221; dedi.<br />
“Anlıyorum efendim”<br />
Brian biraz gülümsedi.<br />
“Biliyorum, peki şimdi neredeyiz.”<br />
“Burası bir arkadaşımın oteli efendim, burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz güvenli bir yerdir. Şehre 6 mil kadar uzak kimse sizi burada bulamaz küçük bir yer olsa bile konforludur.”<br />
Brian işlerin yolunda olduğuna karar verdi ve taksiciye bir sıkıştırma daha yaptı. İyice keyfi yerine gelmişti.<br />
“Dostum biliyor musun bir daha ki soygunu birlikte yapmalıyız”<br />
Taksici bir an durakladı. Kalbinin daha hızlı attığını hissetti.<br />
“Sadece şakaydı..” taksici zorla da olsa onunla birlikte güldü.</p>
<p>Taksici şehre doğru geri dönerken ne olursa olsun o kaçıktan kurtulduğu için ilk olarak kiliseye gidip dua etmeyi düşündü. Bu arada Brian resepsiyon da kendine verilen anahtarı aldı ve bu gün herkese yaptığı gibi resepsiyondaki adamada gülümseyip odasına çıktı. Otel çok küçük değildi ama büyük iş adamlarının geleceği türden bir yerde sayılmazdı. En fazla 200 oda var diye düşündü Brian her birinin neredeyse balkonu olmalıydı ki binanın dört yanı da balkonlarla kaplıydı. Odaya girdiğinde valizini taşımasına izin vermese de sadece odayı gösterdiği için hizmetliye 20 dolar bahşiş verdi. &#8220;Teşekkürler efendim&#8221; demişti genç adam. Beklide bunu diyen kafasındaki o sesti. Tam karar veremedi. Kapıyı açtı. Artık batmaya yönelmiş güneş ışığı odayı sönük sarı rengiyle doldurmuştu. Kapı direkt salona açılıyordu. Bir deri koltuk takımı, televizyon, masa ve şifonyerden oluşuyordu buradaki eşyalar. İki büyük koltuk televizyona çevrilmişken birde tekli bir koltuk köşede durmaktaydı. Diğerlerinden farklı bir şekli vardı. Daha çok bir taht gibiydi. Diğer takımla aynı renkte deriden yapılmıştı hemen bitişiğinde küçük bir sehpa ve onun üzerinde bir kumanda vardı kablolu bir kumanda. &#8220;Bu bir masaj koltuğu&#8221; diye düşündü Brian. &#8220;Her neyse&#8221; dedi sonra sol taraftaki yatak odasına gitti. Valizini kenara itip çokta gösterişli olmasa da temiz olan yatağa kendini attı. Uyumadan son kez gülümsedi. Bu işi sevmeye başlamıştı…</p>
<p>Green fire otelinin kapısı yavaşça açıldı. İçeri 40-50 yaşlarında orta boylu, beyaz saçlı, siyah gözlüklü bir adam kendinden emin adımlarıyla girdi. Resepsiyondaki görevli onu görünce hemen tezgâha yaklaştı ve konuşmasını bekledi.<br />
“Koltuk odasında mı?”<br />
“Evet, efendim her şey istediğiniz gibi koltuk odasında ve büyük bir ihtimalle onu kullanacak”<br />
“Pekâlâ, onu kullanmaya başladığında bende orada olacağım bunu görmek istiyorum”<br />
“Tabi ki efendim”<br />
Adam resepsiyonun arka bölümüne geçti, personellerin kaldığı odaya gitti.<br />
35 numaralı odanın kapısı sertçe üç kez vuruldu. Brian birden yakalandığını sandı. Hemen kalkıp kapının arkasına geçti. Genç hizmetçi onun kim o demesine izin vermeden bu soruyu almış gibi “oda servisi efendim” dedi. Kapıyı açtığında karşısında güzel bir hizmetçi kız vardı. Elindeki küçük jetonları işaret etti. “Bayım affedersiniz aşardaki görevliler size bu jetonlardan vermeyi unutmuşlar.”<br />
“Bunlar ne için?”<br />
“Masaj koltuğu efendim. Onu kullanmanız için bunlara ihtiyacınız var”<br />
“Bozuk parayla çalışıyor sanıyordum”<br />
“Evet, aslında öyle olmalı ama bazı müşteriler bozuk paralara ilgi duyuyor olmalılar ki birçok defa koltuklar soyuldu.”</p>
<p>“Anlıyorum, pekâlâ onlara ihtiyacım olduğunu sanmıyorum”<br />
“Siz yine de bir tane alın efendim, çok rahattır yılın bu zamanında yapacak daha iyi bir işiniz yoksa tabi”<br />
“Peki, güzel bayan senin için bir tane alabilirim belki masajdan sonra tekrar görüşürüz ha ne dersin rahatlamış olacağım”<br />
Hizmetçi kız hiç bozulmadan cevap verdi. Gülümsüyordu.<br />
“Polislere bana tacizde bulanan kişinin odasını gösterirken elbette”<br />
“Ooo jetonlar ne kadardı bayan?”<br />
“Birincisi ücretsiz efendim”<br />
“Her neyse sanırım biraz masaja ihtiyacım var bir tane alıyım”<br />
Hizmetçi jetonu uzattı. Brian cebinden çıkardığı 20 doları kıza bahşiş olarak verdi. Kapıyı kapattı ve arkasını döndüğünde koltukla göz göze geldi. Bir an onu bir canavar olarak düşündü. Büyük bir canavar. Başında hissettiği ağrının hafiflediğini duyumsamasıyla masaj yaptırmak fikri bir an için hoşuna gitti. Koltuğa oturacak mıydı? İçindeki o ses birden tekrar saklandığı yerden çıkarak Brian’ı korkuttu. &#8220;Hayır, Brian bunu yapma&#8221; &#8220;Neden?&#8221; &#8220;Bunu söyleyemem ama sadece yapmanı istemiyorum&#8221; &#8220;Bu seni ilgilendirmez neyi yapıp yapmayacağıma sen karar veremesin&#8221; &#8220;Brian seninle oynamıyorum sen bir serserisin bunu yapma&#8221;<br />
Brian koltuğa doğru yöneldi. Ön kısmındaki metal kare levhanın ortasındaki deliğe elindeki jetonu attı. Jetonun düşme sesini duydu ve deriden koltuğa gömülürcesine oturdu. Yan sehpadaki kumandayı eline aldı. Birçok tuş vardı ve tuşların üstünde vücudun masaj yapılacak bölümleri yazıyordu. Ve birde tümüne yapılacak masaj uygulaması. Kumandaya basmadan önce kendini rahat hissettiğini fark etti. Bütünüyle süngerden yapılmış koltuk gerçekten de oturulduğunda insanı rahat hissettiren vücudun başta omurga kemiği olmak üzere tüm bölgelerini doldurarak destekleyen bir yapıya sahipti. Vücudun tümü bölümünü seçti. Düğmenin üzerindeki ışık yanmıştı. Şimdi tek yapması gereken şey açma düğmesine basmaktı. Ondan önce koltuğa iyice yerleştiğinden emin oldu. Başını geriye yasladı. Sağ ve sol kolunu koltuğun kolları koymak için yan tarafındaki aralık bölümüne yerleştirdi. Burası kollara uygulanacak masajın sağlı sollu olması için iki taraflı bir aralıktı. Kolunu aralığın içine koyduktan sonra dışarıda bileğinden itibaren eli kalıyordu. Şimdi iki kolu da duvarda sıkışmış gibi duruyordu. Ayaklarını da kolları gibi koltuğun alt tarafındaki iki bölmeye yerleştirdi. Birden aklına tekerlekli sandalye geldi. Bu bir masaj koltuğundan çok bir tekerlekli sandalyeyi andırıyordu çünkü. Bunu düşüncesini çok komik buldu. İyice rahat hissettikten sonra tekrar başını geriye doğru yasladı ve artık hazırdı. Açma düğmesine az sonra bunu yaptığı için pişman olacağını bilmeden dokundu. Önce mekanik bir çalışma sesi duyuldu. Bu elektriğin koltuğa gelmesiyle koltuğun aksamının harekete geçtiğini gösteren bir sesti. Koltuk geriye doğru yavaşça yaslanmaya başladı. Yaslandıkça aslında bu canavar büyük dişleri olan ağzını açıyor ve kanlı ağzıyla insanı yutuyor gibiydi.<br />
Bu arada resepsiyon görevlisi ve otele gelen siyah gözlüklü adam yavaşça Brian’nın odasına doğru ilerliyordu. Resepsiyon görevlisi endişe içindeydi, siyah gözlüklü adam ise bir maç kazanmış gibi mutluydu.<br />
Koltuk yavaşça masajına başladı. Ardı ardına titreşimlerle Brian’ı sarsıyordu. Ve Brian bunu her hissedişinde gerçekten kan dolaşımının hızlanmasıyla rahatladığının farkına varıyordu. Titreşimler biraz daha sertleşmeye ve sıklaşmaya başladı. Bu arada Brian’nın kıpırdayacak mesafesi yoktu adeta, çünkü kollarını ve bacaklarını koyduğu aralıklar bir mengene gibi yavaşça sıkılmış vücudunu kavramıştı. Koltuk normalden farklı olarak biraz daha geriye doğru yatmaya başladı. Brian bu anda 2 dakikadır kapalı olan gözlerini açtı ve nasıl bir mekanizmanın üzerine oturduğunun farkına varmaya başladı koltuk onu kontrol ediyordu.<br />
Şimdi resepsiyon görevlisi ve yanındaki adam 35 nolu odanın önündeydiler.&lt;&lt; Bitiyor bitiyor&gt;&gt; diyordu içinden siyah gözlüklü adam. Görevliden anahtarı aldı. Kapıyı yavaşça açmaya başladı.<br />
Kapının sesini duyan Brian koltuktan kalkmak istedi tam olarak doğrulamadığı için kimin geldiğini göremiyordu. Kalkmaya çalışıyordu ama koltuktan kurtulamıyordu. Koltuk şimdi daha hızlı çalışmaya başladı. Kontrolden çıkmış gibiydi. Şimdi delirmiş gibi bir sağa sola doğru hızlıca dönüyor Brian’ı sarsıyordu.<br />
“Heey neler oluyor lanet olsun durdurun şunu kimsiniz gelen kim”<br />
“Oda servisi bayım” görevli oteli terk ederken adam gözlüğünü çıkarıp Brian’ın üzerine fırlattı. Brian hala adamın kim olduğunu göremiyordu. Adam gülerek onu seyrederken şimdi koltuk Brian’nın ellerini ve ayaklarını sıkmaya başladı.<br />
“İmdaat yardım edin biri şu koltuğu durdursun lanet olsun hizmetli ne bakıyorsun şunu durdursana gülmekten vazgeç aşağılık herif kimsin sen”<br />
Koltuk hala sıkıyordu. Elleri ve ayakları süngrin neredeyse tamamen içine girmişti şimdi ama hala koltuk sıkıyordu. Bir yandan da sağa sola doğru uçarcasına dönüyordu. Brian’nın midesi bulanmaya başlamıştı. Başı da ağrıyordu. Yatar gibi bir pozisyonda olduğundan tam olarak doğrulamıyordu da. Şimdi koltuk iyice yattı Brian’nın çığlıklarıyla birlikte ayaklarını havaya getirecek bir biçimde kafasını duvara vuruyordu. Koltuğun önü kalkıyor. Arkası yatıyordu. Duvara yakın olduğundan Brian’nın kafası duvara sürtüyordu. Koltuk duvara dayandığı için tam olarak yatamadı. Ama buna sinirlenmiş gibiydi şimdi. Öne doğru yavaşça düzeliyormuş gibi eğildi. Brian adamı görüyor gibi oldu. Ama birden koltuk geriye doğru öyle bir hamle yaptı ki Brian kafasını duvara vurdu ve kafasından kanlar fışkırdı. Duvar onun kanıyla boyandı. Zedelenen etinden kopan küçük bir parçada duvarda yapışıp kaldı. Kafatası neredeyse delinmişti. Genç adam çığlıklar atıyor. Acıdan inliyordu. Kafasından akan kan boynunda, saçlarına sırtını akıp, sıcaklığını hissettirken beynindeki eksikliği soğuk bir rüzgâr kapatıyordu. Koltuk biraz yavaşladı. Eskisi gibi bir ileri bir geri gidiyordu yine ama daha yavaştı. Şimdi canavar üzerindeki kurbanını bir ileri bir geri sallıyor ve kafasındaki kanları yere boşaltıyor silkeliyordu adeta. “Dur lütfen dur artık Lanet olsun!!!” Brian kendinden geçer gibi oldu fakat hala koltukta olduğunu hissediyordu. Önüne baktı bir an gövdesindeki kanları gördü midesi iyice bulandı. Ve kusmaya başladı. Biraz kan kustu daha sonrada yediklerini. Zorlukla nefes alıyordu. Canavar yavaşladı. Ve kollarıyla bacaklarını sıkıştıran aralıklar açılmaya başladı. Brian hala koltuğun pozisyonundan dolayı adamı göremiyordu. Bir an kalkmak istedi Brian ama buna koltuk izin vermedi. Açılan aralıklar birden sıkıca kurşun hızıyla kapandı. Acı bağırışları böğürmeye dönüşen adam şimdi kollarından fışkıran kanların kustuklarıyla karışmasını böğürerek yuvalarından fırlayacakmış gibi duran sonuna kadar açılmış gözleriyle izliyordu. Canavar ölümün tadını çıkarmak istiyordu belli ki. Duvardaki kanlar henüz kurumamışken bir kez daha aniden devrilen bir su bardağı gibi kanlar koltuğun adamı sarsmasıyla birlikte duvara döküldü. Biri duvara bir kadeh kırmızı şarabı atıvermiş gibiydi. Sağ kolundan bir parça et yere düştü ve kemiği gözüktü. Kanlarının arasında hala beyaz bir parçası görünüyordu. Canavar şimdi onu üzerinden yere yavaşça attı. Yüz üstü düştü tüm vücudu kendi kanlarından oluşan havuzda yüzüyordu sanki. Başını son gücüyle yana çevirip gözlerini adama doğrulttu. Gördüğü kişi karşısında şok oldu. Karşısında duran takım elbiseli beyaz saçlı gülümseyen adam müdür Tommy’di. O anda deri ayakkabılarıyla Müdür Tommy kafasının sağlam tarafına sert bir tekme attı. Genç adam acı içinde inledi. Sağ tarafa doğru savruldu.<br />
“Biliyor musun Brian bu kez sana cidden güvenmiş gibi hissettim öldürdüğüm birçok bankacıdan birisin ama cidden senin ki çok keyifliydi.”</p>
<p>Ezilen vücudunu topladı nefes alamıyordu. Buna rağmen konuştu.<br />
“Canın cehenneme”<br />
“Ben iki milyon dolar çalmadım bayım sen çaldın. Seni bu şekilde cezalandırmak sadece bir oyun ve bilirsin ben oyunlara bayılırım”<br />
Brian konuşamadığını fark etti ölmek için birkaç dakikası vardı. Dinliyordu sadece.<br />
“Neyse her zaman ki gibi yapacağım ben dürüst bir katilim. Tıpkı Hannibal gibi. Ah o adama bayılıyorum, bankacılara güvenirim ama onları sınarım her istediklerini verir ve sonra birden daha fazlasını istediklerinde verdiklerimi geri alırım. Ama daha fazlasını isterlerse bende verdiklerimden fazlasını alırım. Anlıyor musun Brian?”. Tıslar gibi güldü. Brian vücudunun bazı bölgelerini hissetmemeye başlamıştı. Gözleri karardı. Derin bir acı hissetti ve kendinden geçti.<br />
“Aman tanrım Brian bu kadar acemi olamasın henüz sözlerimi bitirmemiştim ahmak neden öldün?’’<br />
Adam sinirlenmişti. Ama yine de gülüyordu. Gözlerindeki ışıltı bir sapığın iç dünyasında bıraktığı tek aydınlık gecenin ay ışığıydı beklide. Kahkahalarla gülmeye başladı. Güldükçe Brian’a bakıyordu. Daha sonra yavaşça yanına geldi. Karnına sert bir tekme attı. Ceset yüz üstü dönmüştü. Kafasını tekmelemeye başladı. Delindiği yeri tekmeledikçe deri ayakkabılarının burun kısmı bir streç folyonun rulosundan çıkması gibi ses çıkarıyor Brian’nın beynine ulaşıyordu. Her ileri geri hareketinde daha da koyu kırmızı oluyordu. Daha sonra gözlerini tekmeledi. Çıldırmış gibiydi. Güldükçe daha şiddetli gülüyor ve tekmeleriyle cesedi parçalıyordu. Ölmesi için vahşi bir hayvana vuruyor gibiydi sanki. Daha fazla devam etmedi. Cesedin kafası kandan neredeyse görünmez bir hal almıştı. Islak bir temizlik bezinin su damlatması gibi damla damla kanlar akıyordu yere. Parkede bu yüzden küçük kan havuzcukları oluşmuştu. Adam daha fazla orada kalmadı. Brian’nın valizinin ön yüzündeki dolarları aldı ve odadan çıktı.</p>
<p>Aslında hiç Brian’ı yalnız bırakmamıştı. Taksici Brian’nın müdüründen başkası değildi. Arabada bulunan kimyasal gazın etkisiyle Brian bayılmış ve onun olduğunu fark etmemişti bile. Zaten arabaya girer girmez de gazın etkisinde kalmıştı. Bu yüzden reflekslerinde ki yavaşlamayla birlikte algısı da yok olmuş derecede küçülmüştü. Taksicinin ani duruşuna yol açan bağırışıysa sadece bir ara beyninin onu uyuşturan ve psikolojisini sıfır noktasına getiren kimyasala karşı verdiği savaşın göstergesiydi. Bütün plan banka müdürünün paranın çalınacağını anlamasıyla başlamıştı. Çalışanlarıyla oyun oynayan sapık bir ruh hastası olan Tommy Gloser 1996 yılında bir akıl hastanesinden kaçmış ve hala bulunamamış bir ruh hastasından başka biri değildi. Daha sonra bankanın müdürü olmayı işlediği ilk cinayetinden sonra başarmıştı. Sahte evrak ve kimliklerle yıllarca finansman sektöründe çalışıyormuş gibi bir portföy oluşturmuştu. Akıl hastanesine giriş sebebi karısını öldürdükten sonra derisini yüzüp içine girmesi ve bir süre caddelerinde komşuları tarafından bu şekilde üzerinde karısının çıplak derisiyle görünmüş olmasıydı. Birkaç kişinin oturdukları semtten taşınmasına neden olmuştu.<br />
1 yıl sonra…<br />
Tommy Gloser banka müdürü olmaktan emekli olacağı sırada polisin şüphelendiği bazı durumlardan dolayı kimlik bilgileri ve geçmişinde sapık bir katil olduğu akıl hastanesinden kaçtığı anlaşıldı. Tommy Gloser’un anlaşması üzerine Brian Soup’un yerine geçen kişi de eyalet polisinin işi üzerine alması sonucu yakalandı. Freedom bankasındaki tüm çalışanların araştırması yapıldığında Edward Come’un da başka bir çalışanın ölmesi sonucu onun yerine geçtiği anlaşıldı. Sekreter Elizabeth ise dövülerek tecavüz edilen bir kadın olarak gündeme geldi. Bunların sorumluları Tommy Gloser ve Edward olarak görülüyor. Otel çalışanlarının hiç birinin izi bulunamıyor. Otelin aslında terk edilmiş bir yer olduğu ve yıllardır kullanılmadığı Brian cinayeti için özel olarak bir günlüğüne yeniden dekore edildiği anlaşıldı…</p>
<p style="text-align: left;">Birçok araştırmaya rağmen koltuğun nasıl ve ne şekilde yapıldığı işkence için özel olarak mı yaptırıldığı anlaşılamıyor. Polis koltukta farklı şekillerde maddelerin kullanıldığını elektrik olmasa bile koltuğun çalışabileceğini yapılan araştırmalarla laboratuvarlardan öğrendi. Yapıldığı yere yâda yapılış tarihine dair bir iz bulunamadı. Koltuğun otele nasıl geldiği ise hala merak konusu. Koltuk şu an adli araştırma merkezinde bir depoda duruyor. Orada çalışan gece bekçisi Michael Smith’in iddialarına göre koltuk geceleri hala çalışıyormuş gibi sesler çıkarıyor. Tabi bütün bunları fişi takılı olmadan yapıyor. Bütün bunları yalanlamak isteyen bu tür şeylere inanmayan adli tıp görevlilerinden Doktor Mary Glase koltuğa fişi takılı olmadığı halde gece bekçisinin iddialarını yalanlamak üzere oturduğu sırada durdurulamaz bir şekilde koltuğun hızla saat yönünde dönmesi ve sırt kısmının kapanması sonucu beli kırılarak can veriyor…</p>
<p style="text-align: center;">SON</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/">Karanlıklar Serisi – Koltuk &#8211; 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5004</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yobaz Nedir, Kime Yobaz Denilir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 21 Aug 2016 07:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4926</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şimdi bu tanımı yapmadan önce aslında önce onların etkilerinden bahsetmek gerekir, zira tanımı güçlendiren ve anlamına anlam katan şey yobaz denilen kişilerin etkinlikleridir. Bunlar o kadar mantık dışı ve o kadar zararlı olabilir ki, insan ölümleri katliamlar sebepsiz yere can ve mal kaybı hatta imparatorluk yıkımı gibi yüksek şiddetli zarara yol açabilirler. Peki, kimdir bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/">Yobaz Nedir, Kime Yobaz Denilir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi bu tanımı yapmadan önce aslında önce onların etkilerinden bahsetmek gerekir, zira tanımı güçlendiren ve anlamına anlam katan şey yobaz denilen kişilerin etkinlikleridir. Bunlar o kadar mantık dışı ve o kadar zararlı olabilir ki, insan ölümleri katliamlar sebepsiz yere can ve mal kaybı hatta imparatorluk yıkımı gibi yüksek şiddetli zarara yol açabilirler. Peki, kimdir bu yobazlar ne iş yapar?</p>
<h2>Aramızdaki Yobazlar Kimlerdir?</h2>
<p>Tarlada taşta, bağda bahçede, dışarıda içeride, avuç avuç ülke toprağımın her yerinde, en yüksek idari makamlardan tutunda toplumun en aşağı mevkilerine kadar akla gelebilecek her yerdelerdir. Başta devletin idari makamları olmak üzere genişleyip yayılabileceği en ücra köşeler ibadethaneler olmakla birlikte sıcak havayı seven yobazlar, şehrin kendi yapılandırdıkları yerlerinde de oldukça sıkça görülür. Kendi yapılandırdıkları diyorum evet çünkü yobazlığın en büyük özelliklerinden biride çoğunlukla zengin kişiliklerde gözlemlenen bir özellik olmasıdır. Bu kişilerin gayrimenkuller, hisse senetleri, faize yanlış gözüyle bakıp bankadaki paralarına faiz işletip kat ve kat arttırdıkları sıklıkla görülür. Tabi canım, tabi gemi alanlar bile var!</p>
<h2>Yobazlar Kimdirler?</h2>
<p>Birçok aykırı özellikleri olmasının yanı sıra başlıca özellikleri;</p>
<ul>
<li>Okumazlar dinlemezler merak etmezler ve araştırmazlar.</li>
<li>Karşıdaki kişinin tezini çürütmek adına masal anlatacak kadar dil bilirler.</li>
<li>1001 gece masalları kitabının 8 farklı sürümünü anında uydurabilirler.</li>
<li>Cinsellikle kafayı bozmuşlardır, erkeklerin 3 dakikada bir seks düşünürler tezinin kanıtlanması ve hatta bu sürenin saniyeler indirilmesinde büyük rol oynarlar.</li>
<li>Şiddet eğilimlilerdir, söyleyecek sözleri olmadığından en ufak bir mevzuda asmak, kesmek, kelle uçurmak adına yapamayacakları yoktur.</li>
<li>Şiddet eğilimlerini inançlarına bağlarlar ve böylece meşru göstermeye çalışırlar.</li>
<li>Vücudunun çeşitli yerlerindeki kılları uzatarak (sakal bıyık vb) diğer insanlardan daha üstün bir bilgelik anlayışı, bilgi dağarcığına sahip olduklarına inanırlar, toplumda bununla saygı kazanmayı hedeflerler.</li>
<li>Henüz insan olduklarının bilincinde olamayan ve çoğunun evriminin bozuk genetik yapılara dayanmasından mütevellit birçoğu sanki kaba koysan hemen şeklini alacakmışçasına akışkan, oynar başlıklı, ikiyüzlü ve yapış yapıştır.</li>
<li>Yobazlar, neyi neden desteklediklerini bilmezler.</li>
<li>Aşırı derecede geçmiş takıntıları vardır. Günümüze ayak uyduramadıklarından geçmişe saplanıp kalmışlar, sürekli geçmişin daha iyi olduğunu, daha doğru yaşanıldığından bahsederler.</li>
<li>Geçmişte kurulan büyük imparatorluklara karşı zaafları vardır. Hiç alakaları olmamasına rağmen büyük imparatorluklarla akraba olduklarını iddia ederler ve bu imparatorlukların tekrar kurulacaklarına inanırlar ona göre giyinip ona göre yaşarlar. Bu bir tür ruh hastalığıdır.</li>
<li>Kadınların insan olduğu gerçeğini evrimleşmeden bu yana kabul edememişlerdir. Sürekli onları ezme, baskılama, aşağılama teşebbüsünde bulurlar. Ve cinsel obje olarak gördüklerinden hep daha fazlasına sahip olma çabalarındadırlar.</li>
<li>Çoğu öfke ve ruhsal bunalım hastasıdır.</li>
<li>Paraya taparlar.</li>
<li>Sürekli ve tutarsız çelişkiler içindedirler. İnandıklarıyla yaptıkları her zaman bir birine zıttır.</li>
<li>Yaşadıkları, ekmeğini suyunu içtikleri topraklara karşı hep nankördürler.</li>
<li>Vatan hainidirler.</li>
<li>vs., vs&#8230;</li>
</ul>
<p>Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Fakat dediğimiz gibi yobazlık geniş bir kavramdır. Ve asla şudur diyerek tanımlayamayız. Her geçen gün dünya şartları değişiyor ve bununla uyum sorunu artan kişilerde farklı ideolojilerle yobazlaşıyorlar. Kimi zaman bir inanış kimi zaman yine bir inanış insanı yobazlığa çekip alıyor ve sonrasında perdeye sarılıp kefen giymek kaçınılmaz oluyor. Siz siz olun kendinizi günde 5 vakit kitap okumaktan, insana, kadına nazik davranmaktan ve sevmekten vazgeçemeyin. Hoşça kalın yobazlardan uzak kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/">Yobaz Nedir, Kime Yobaz Denilir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yobaz-nedir-kime-yobaz-denilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4926</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 17 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4892</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koltuk Öyle ya bay dahi bankacılarda bu işten kârlı çıkabilmek için senden 5 kat maaş alırlar. Bu parayı dağıtırken ki gülümsemeni görebiliyorum. Ertesi günde Miami plajlarından birinde bir sürtüğün arkasına güneş yağı sürüyor olursun. Kısa bir kahkaha attı. Tıpkı lisede arkadaşlarının yanında yaptığı şakalar gibi bulmuştu bu düşüncelerini. Şu an 17 yaşında ve lise arkadaşlarının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/">Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Koltuk</h2>
<p>Öyle ya bay dahi bankacılarda bu işten kârlı çıkabilmek için senden 5 kat maaş alırlar. Bu parayı dağıtırken ki gülümsemeni görebiliyorum. Ertesi günde Miami plajlarından birinde bir sürtüğün arkasına güneş yağı sürüyor olursun. Kısa bir kahkaha attı. Tıpkı lisede arkadaşlarının yanında yaptığı şakalar gibi bulmuştu bu düşüncelerini. Şu an 17 yaşında ve lise arkadaşlarının yanında olsaydı, bu düşüncelerini onlarla paylaşırdı. Richard kesin kendini zorlayarakta olsa bu laflara gülerdi. Peki ya Steve aman tanrım o çocuk tam bir ruh hastası “Kesinlikle böyle yapmalı” derdi.</p>
<p>Birden bağıracak oldu. Son anda ağzına gelen çığlığı engelledi. Durup dururken yaptığı bu hırsızlık ilk başlarda psikolojisini etkilemeyecek gibi görünse de iş zaman geçtikçe karmaşıklaşıyor kendi kendine düğümleniyor gibiydi. Birçok lükse ulaşmak isteği ona bu soygunu yaptırmıştı. Belki beş yıl sonra yapmak istediği şeylere ulaşması için iki milyon dolar çalmasına gerek kalmayacaktı. Ama o kadar bekleyecek sabrı yoktu. Her gün yaptığı monoton işlerden sıkılmış ve yeni bir yaşama ihtiyaç duymuştu. Bazı insanlar bunun için tatile çıkar, emekli olur, başka bir yere taşınır yâda evlenirlerdi. Ama o iki milyon dolar çalmayı tercih etmişti. Hem de gerekli bir sebebi yokken. Kolundaki saat 12.43 ü gösteriyordu. Hemen oturduğu yatağından kalktı. Gar dolabındaki pantolon ve gömleklerini hızlıca yatağın üzerine atıyordu. Hangilerini yanına alacağını uzun uzadıya düşünemediğinden aralarında sevmediklerini de bakmadan yatağa atmış bulunuyor ama geri koyabilecek zamanı olmadığından buna aldırmıyordu. Beş pantolon ve altı gömlek bir kaç iç çamaşırı üst üste dağınık bir şekilde yatağın üzerindeydi şimdi. Bavula hepsini düzensizce teptikten sonra zorlukla fermuarı çekti ve bir hamlede askısından omzuna geçirdi. Hızlı adımlarla odadan çıktı. Akşam yemek masasının üzerinde bıraktığı Jack Daniels şişesi gözüne çarptı. Bankadan çalacağı parayı planlarken Jack Daniels içtiğini anımsıyordu. David Allan Coe&#8217;nun sesi vardı birde. &#8216;Please come to Boston &#8216; şarkısı mıydı? Hatırlamıyordu. Babasının taşralı oluşunu anımsadı ve dudaklarında küçük bir gülümseme yayıldı. Gülümsemek için bile zamanı yoktu oysaki. Evden çıktı.</p>
<p>Müdür Tommy her zamanki mükemmeliyetçi otoriter tavrıyla yaşlı sekreterine seslendi &#8220;Hey bazen sana neden maaş ödüyoruz inan çok düşünüyorum Elizabeth&#8221; Telefon çalıyordu ve sekreter kadın duymazlıktan geliyordu. Yıllardır yaptığı bu iş artık sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bıkkınlıkla telefona doğru yöneldi. Ama müdür Tommy ondan daha önce davranıp kadına bir kez daha azarladı. &#8220;Lanet olsun öldüysen kiliseyi arayacağım&#8221;</p>
<p>Yaşlı kadın hiç onu aldırmadan telefonu açtı. Bu arada müdür Tommy Freedom bankasının kendine ait tek kapalı odasında koltuğuna oturmuş ve mango aromalı Küba purosunu yakıyordu. Vezne görevlisi Edward telaşla kapıyı çaldı ve beklemeden içeri girdi.</p>
<p>“Affedersiniz Bay Gloser ama endişelenmeye başladım. Lincoln Purple’nin parası hala yatmamış bu durumu öğrenecek olursa bize güveni kalmayacaktır.”</p>
<p>Müdür Tommy purosundan bir nefes daha çekti.</p>
<p>“Parayı ben yatıracağım”</p>
<p>“İyi ama Bay Gloser bu kadar parayı…”</p>
<p>“Sorun değil işinin başına dön”</p>
<p>Peki, ama Brian ne olacak diye düşündü Edward. O milyon dolar hırsızı cezasız mı kalacaktı. Polise durumu bildirmeli diye düşündü. Aptal Tommy böylece en güvendiği çalışanının hırsız olduğunu belki anlardı.</p>
<p>“Peki, efendim ya Brian şey yani polisi aramamı ister misiniz?”</p>
<p>Müdür Tommy soğukkanlılıkla cevap verdi, sakindi.</p>
<p>“Hayır”</p>
<p>Edward çıldırmak üzereydi. Sesini biraz daha yükseltti.</p>
<p>“Efendim iyi ama o para kesinlikle çalındı. Bundan eminim. Brian yok, telefonları cevap vermiyor bu gün evinde de yoktu. Cep telefonu da ulaşılamıyor.”</p>
<p>“Sadece işini yap Edward ve unutma ki senin işin bankacılık, dedektiflik değil” dedi Edward kendi kendine. Belli ki Müdür Tommy çok güvendiği elemanın hırsız olduğunun bilinmesini istemiyordu. Doğru ya o yaptığı hiçbir işten pişmanlık duymazdı. &#8220;Lanet olsun lanet olsun lanet olsun.&#8221; Edward şimdi kontrolden çıkmış gibiydi. Sesindeki sertlik bir an için Müdür Tommy’nin bakışlarının ona doğru yönelmesini sağladı.</p>
<p>“Peki, Bay Gloser lanet olasıca Brian istediği gibi yaşasın beklide şu an Bahamalara kalkacak olan uçağın içindedir! Ama şunu unutmayın! Siz ona ne kadar güvendiyseniz hepsi boşa çıktı! ÇÜNKÜ BRİAN BİR HIRSIZ HIRSIZ!”</p>
<p>Sekreter bağırış üzerine bakışlarını Müdür Tommy’nin odasına doğru çevirdi. İçerde neler olup bittiğini öğrenmek için maaşının beşte birini verebilirdi. Bir müşterinin dikkati de odaya yöneldiyse de vezne görevlisi yeşil dolarları müşteriye uzatarak kontrolü tekrar eline aldı.<br />
Edward kapıyı kapatmadan dışarı fırladı. Büyük cam kül tablasına bir parça puro külü daha düşerken Müdür Tommy tıslar gibi gülümsedi. Köpek dişleri bir kaplanınınkiler kadardı…</p>
<p>Brian evinden çıkıp sokakta ilk gördüğü taksiye işaret verdi. Bıyıklı bir taksici durdu, arabasına binen müşterinin bir şeylerden kaçtığını fark eder gibi oldu. Tam valizi bagaja koymak için arabadan inecekti ki Brian önce davranıp arka kapıyı açıp valizi içeri tepti. Hızlıca kendini arabaya attı. Taksici dikiz aynasına bakmıyordu. Arkasına da dönmeden görünmek istemiyormuş gibi başını önüne eğdi.</p>
<p>“Nereye efendim?”</p>
<p>“Şu an sadece buradan uzaklaş yeter yolda karar vereceğim”</p>
<p>&#8220;Taksi şoförü bir an duraksadı.&#8221; diye düşündü içinden.</p>
<p>“Hadi sür şu arabayı”</p>
<p>Taksici isteksizce gaza bastı. Brian rahat nefes almaya başlamıştı. Araba giderken yaşadığı sokağı, her gün gördüğü caddeleri sanki ilk defa görüyormuş gibi farklı gözlerle inceledi. Tanıdık yüzler geçiyordu kaldırımlardan. Ama onlara bakan gözler çok yabancıydı şimdi. dedi bir an kendine ama ses yoktu. Boş bir soru oldu bu, içinde cevap bulamadı havada kaldı. Polis peşimde mi acaba? Sessizlik. Serseri, serseri, serseri… &#8220;saçma&#8221; diyerek cevap verdi içindeki sese. &#8220;elbette öylesin Brian…&#8221; &#8220;değilim lanet olsun değilim!&#8221; Ama içindeki ses ona hala öyle olduğunu söylüyordu. Hiç susmayacakmış gibi bir sesti. Tatlı tonu ama sinsi bir içeriği vardı. Diye düşündü. Eğer öyleyse kendi kendime konuşuyorum, yani deliriyorum. &#8220;Henüz değil&#8221; Şimdi yanıldığını düşündü ne kadar çılgınca olursa olsun o ses onun beyninden gelmiyordu. Zihnini kontrol edemediğini fark etti. Beyninin ona oynadığı ve kuralları onun koyduğu bir oyun gibi geldi her şey bir an. “SUS ARTIK!” Taksici birden direksiyonu kırdı ve araba büyük bir yalpalamayla sağa doğru sürüklendi. Tekrar direksiyonu kavrayan yaşlı adam birden frene bastı ve büyük bir sarsıntıyla arabayı durdurdu. Başını yine çevirmeden sordu.</p>
<p>“Lanet olsun bayım neyiniz var sizin? İyi misiniz?”</p>
<p>Brian arka koltukta sıkışıp kalmış gibiydi valizine tutunmuş sarsıntıdan kaza oldu zannetmişti. Her şeyin bağırdığı için olduğunu anladı.</p>
<p>“Şey affedersiniz bayım sadece bir an boş bulundum ve bilirsiniz”</p>
<p>“Ücret ödemek istemiyorsan hiç önemli değil dostum ama yeter ki sakin ol lanet olsun ben kalp hastasıyım”</p>
<p>“Hayır, hayır üzgünüm sadece yoğun bir gün geçiyorum ve her neyse devam edelim lütfen”<br />
Taksici müşterisinin duyamayacağı bir şekilde söylenerek yoluna devam etti. Bu arada Brian’nın içindeki o ses sinsice gülüyordu. Sessizlik. Şimdi o ses her neyse bir zihninin bir köşesinde saklanmış gibiydi. Düşüncelerine aldırmıyor sorularına cevap vermiyordu. Ormanın derinliklerine kaçıp giden bir tavşan gibi izini kaybettirmişti. Brian rahatça düşünebilirdi artık. Valizinin fermuarlı ön kısmına baktı. İçinde iki milyon dolar vardı. Aptal psikolojik sorunlarının ortaya çıkışının şu an bu taksinin içinde oluşunun ve nereye gideceğini bilmeden yaşadığı yerden ayrılmasının nedeni olan iki milyon dolar. Hayır, hayır bunu yapamazdı. Ne olursa olsun bu işine büyük bir nankörlük ve çevresine karşı büyük bir utanç sebebi olurdu. Bir an müthiş bir pişmanlık duygusu duydu ve gidip eyalet polisine her şeyi anlatıp teslim olmayı düşündü. Ve ciddiydi. Ama henüz olayın polise yansıyıp yansımadığını bilmiyordu. Diye düşündü. O ara gözleri cama takıldı ve bankanın alt sokağından geçtiklerini fark etti. İnmek istiyordu. &#8220;Denge?&#8221; Ses aniden saklandığı yerden çıktı. Ama Brian’ın onunla konuşacak vakti yoktu. Araba hızla ilerliyordu. Gözlerinin kamaştığını hissetmeye başladı. Gördükleri bulanıklaşıyordu.</p>
<p>“Durun, durun lütfen inmek istiyorum”</p>
<p>Taksici hiçbir tepki vermiyordu. Sesini duymamış gibiydi.</p>
<p>“Durun bayım durun douuuruun doorruuun bbbayıım!” sesi şimdi zihninde yankılanıyordu. Bayılacak gibi oldu. Şimdi nefes bile alacak enerjisi yoktu adeta, valizine elini korkakça değdirdi. Hissetmiyordu. Çığlık atmaya çalıştı. Sesinin ne kadar uğraşırsa uğraşsın çıkmadığını şimdi fark etti. Kendinden geçti.</p>
<p>Silik bir ses ve puslu bulutlar eşliğinde Brian gözlerini yavaşça açtı.</p>
<p>“Bayım iyi misiniz?”</p>
<p>Cevap vermedi. Yavaş yavaş hala arabada arka koltukta olduğunu fark etmeye başladı. Taksici tekrar şansını denedi.</p>
<p>“İyi misiniz efendim? Eğer değilseniz hastaneye gidelim”</p>
<p>Hastane lafını duyunca genç adam kendine geldi. Hastaneler bir suçlu için uygun yerler değildir diye düşündü. İyi ama saat kaç neredeyim? Ne zamandan beri uyuyorum? Neden bayıldım? Aklına sorular ardı ardına sıkılan kurşunlar gibi sert ve acımasızca geliyordu. İlk defa o an içindeki sesin ona cevap vermesini istedi. Delirdiği umurunda bile değildi sadece o sesten sorularına cevap vermesini istiyordu. Öyle olmadı ama yaşlı taksici sanki içindeki düşünceleri duymuş gibi ona açıklamaya başladı.</p>
<p>“Bayım yaklaşık yarım saat önce bayıldığınızı anladım arka koltukta şehirden 5 kilometre kadar uzaklaştığımız anda bunu gördüm. Şansınız var ki hemen ilk müdahalemde ayıldınız. Sizin gibi çok az müşterim olmuştur. Biz taksiciler doğru davranmalıyız, arabamıza binen her kim olursa olsun bize düzgün davrandığı sürece tek yapmamız gereken onu istediği yere ulaştırmaktır”</p>
<p>Brian doğruldu. diye düşündüyse de sonradan taksicinin bir şeyler ima etmeye çalıştığını anladı.</p>
<p>“Bayım bir hastalığınız olduğunu düşündüğümden valizinizde ilaç aradım. Bayım size yemin ederim ki sizin paranız ya da yaptığınız hiçbir şey beni ilgilendirmiyor”</p>
<p>Brian taksicinin parayı fark ettiğini anladı. Bununla kalmayıp taksici şimdi Brian’dan korkuyor onu öldürmemesi için yalvarıyor gibi konuşuyordu. Gülmek istedi o an. Taksici onu yoldan çıkmış bir suçlu gibi görüyordu belli ki.</p>
<p>“Bayım beni affedin ama şehirden kaçtığınızı düşündüm ve şehir dışında tanıdığım bir otele doğru ilerledim. Bakın çok üzgünüm sanırım bütün planınızı kendime göre değiştirdim ama cidden üzgünüm…</p>
<p>“Bir önemi yok dostum. Zaten tam olarak nereye gideceğimi bilmiyordum. Neden bayıldığımı da bilmiyorum sanırım bu hırsızlık biraz çarptı.</p>
<p>Brian o anda gülmekten ölebilirdi. Çenesini sımsıkı tutuyordu gülmemek için. Taksicinin bu halini görünce onunla dalga geçmeden edemedi.</p>
<p>Devamı Gelecek&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/">Karanlıklar Serisi &#8211; Koltuk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karanliklar-serisi-koltuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaybediş</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kaybedis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kaybedis/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 14 Aug 2016 07:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4889</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bağışlanamaz yokluğun Ben bundan sonra viski içen bir çocuğum Babannemden kalan radyoda güz bir şarkı Elini uzatsan tutamadan bayılacağım Geceleri akıttığım şiirler gözlerinde Sesinin üçüncü yankısında kaybolacağım Ayıp değil ya bu saatten sonra Sıfır plaka bir arabada biletsiz bir yolcuyum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybedis/">Kaybediş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bağışlanamaz yokluğun<br />
Ben bundan sonra viski içen bir çocuğum<br />
Babannemden kalan radyoda güz bir şarkı<br />
Elini uzatsan tutamadan bayılacağım</p>
<p>Geceleri akıttığım şiirler gözlerinde<br />
Sesinin üçüncü yankısında kaybolacağım<br />
Ayıp değil ya bu saatten sonra<br />
Sıfır plaka bir arabada biletsiz bir yolcuyum</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kaybedis/">Kaybediş</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kaybedis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4889</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bakır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bakir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bakir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Jun 2016 06:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4142</guid>
				<description><![CDATA[<p>istanbulu gözlerin sarmış kıskıvrak yakalamışssın yalnızlığı kaçacak delik aramış hatıralar yetişin koca şehir eriyor haliçte karaya vurmuş bakışların gemiler güzelliğini götürüyor duman duman olmuş incecik dudakların yetişin koca şehir eriyor&#8230; galata kulesinin taşları rengi hırçın dokunulmaz saçları ellerinden tutmuş eminönünün yetişin koca şehir eriyor bir bardak çay içecek vakit yok sırılsıklam sen olmuşum yağmur yağsa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bakir/">Bakır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>istanbulu gözlerin sarmış<br />
kıskıvrak yakalamışssın yalnızlığı<br />
kaçacak delik aramış hatıralar<br />
yetişin koca şehir eriyor</p>
<p>haliçte karaya vurmuş bakışların<br />
gemiler güzelliğini götürüyor<br />
duman duman olmuş incecik dudakların<br />
yetişin koca şehir eriyor&#8230;</p>
<p>galata kulesinin taşları<br />
rengi hırçın dokunulmaz saçları<br />
ellerinden tutmuş eminönünün<br />
yetişin koca şehir eriyor</p>
<p>bir bardak çay içecek vakit yok<br />
sırılsıklam sen olmuşum<br />
yağmur yağsa çıkmaz üzerimden kokun<br />
yetişin koca şehir eriyor</p>
<p>hangi öpüşüme saklansam<br />
tutup çıkarıyor çocukluğun<br />
beyoğlundan sallanarak geliyorsun<br />
her yanımda ilk bahar kokusu<br />
tutuklasalar diyemem ki ben masumum<br />
istanbul kadar belki biraz daha az<br />
ama biliyorum ki gözlerin kadar suçluyum<br />
yetişin eriyorum&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bakir/">Bakır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bakir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4142</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanatçı Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 21 Jun 2016 11:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Çağlar Jm]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[estetik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal bağ]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal görev]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal işlev]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal misyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4136</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sanatçı Olmak Yolunda İlerleme “Sanatçı olunmaz doğulur.” Sanatçının sözlük anlamı her ne kadar güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan eser veren kimse olsa da, sanatçı kelimesi bu tanıma sığamayacak kadar sanatsal bir anlam taşır, aslında. Sanat insanlık tarihinin hemen hemen her döneminde tüm etkinliklerin üzerinde tutulmuş, insanın güzel olana ve estetiğe ulaşma isteğini ifadesi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/">Sanatçı Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Sanatçı Olmak Yolunda İlerleme</h2>
<p>“Sanatçı olunmaz doğulur.”</p>
<p>Sanatçının sözlük anlamı her ne kadar güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan eser veren kimse olsa da, sanatçı kelimesi bu tanıma sığamayacak kadar sanatsal bir anlam taşır, aslında. <strong>Sanat</strong> insanlık tarihinin hemen hemen her döneminde tüm etkinliklerin üzerinde tutulmuş, insanın güzel olana ve estetiğe ulaşma isteğini ifadesi olarak çok büyük değer görmüştür. Sanat öyle bir kavramdır ki tam olarak “şudur” diyebileceğimiz bir şey yoktur. Her döneme göre düşünürler onu farklı tanımlamışlar ve bazı yaşayışlar bile sanatsal kabul edilmiştir. Sanatçının gördüğü şeyi ifade biçimidir denilebilir sanat için. Fakat bu görünen şey daha çok soyut bir anlam taşır. Sanatçının hayali, düşleri, düşünceleri, toplumu algılama biçimi, değerleri ve en çokta duygularıdır. Oluşturduğu esere sevincini, kederini, korkularını, aşkını, kaygılarını ve daha birçok duygusunu katar. Tarih boyunca toplumda binlerce sanatçı eser vermiş hepsi bulunduğu toplumu temsil etmiştir. Bu yüzden sanat estetik anlayışının yanı sıra, toplumları temsilen de kullanılan bir etkinliktir. Kültürün ayrıştırılamaz bir parçası ve insanoğlunun zekâ ve hayal gücünün doğaya yansıtılmasıdır.  Hangi toplumda yapılmış olursa olsun tüm dünya insanlarının ortak malıdır aslında tüm sanat eserleri. Zaten sanat kavramını önemli kılan faktörlerden öne çıkanlardan biridir evrensel olması. Tüm insanlar ondan kendileri adına bir anlam çıkarmakta özgürdürler. <u>Sanat</u> birçok alanda yapılan bir etkinliktir. Edebiyat, müzik, resim, heykel tıraş, dans, tiyatro, sinema gibi birçok sanat türü vardır.  Bütün bunlar tarihi yansıttığı gibi bulunduğu döneminde anlaşılması için anı niteliği taşır.</p>
<p><figure id="attachment_4138" aria-describedby="caption-attachment-4138" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4138 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg?resize=620%2C336" alt="&quot;Sanat, doğayla insanın toplamıdır.&quot; - Francis Bacon" width="620" height="336" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/Francis-Bacon.jpg?resize=300%2C163&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4138" class="wp-caption-text">&#8220;Sanat, doğayla insanın toplamıdır.&#8221; &#8211; Francis Bacon</figcaption></figure></p>
<p>“Sanatsız kalan bir toplumun, hayat damarlarından biri kopmuş demektir”  Mustafa Kemal ATATÜRK</p>
<p>&#8220;Sanat, doğayla insanın toplamıdır.&#8221; &#8211; Francis Bacon</p>
<p>Gecenin karanlığı siyah bir örtü gibi çoktan örtünmüştü gökyüzüne. Oturduğu odada düşüncelere daldı genç adam. Işıksız odada eşyaların gölgeleri en uç ressamların onları düşünerek çizdiği kara kalem resimler gibi olduğundan çok farklı uzayıp gidiyordu. Ay ışığıydı bu gölgelere hayat veren. Pencereden içeriye izinsizce giriyor, sanki çok kalmayıp gidecek gibi de telaşlı duruyordu. Bu odadaki her şey sanki bazen tanımadığı bir evdeki eşyalar oluveriyordu. Eskilikleri ve yaşanmışlıkları vardı. Hem sadece onun yaşadıkları değil başkalarının yaşadıkları anılarda vardı bazı eşyalarda. Gitarı mesela. Kurumuş ağacıyla yıllardır tellerinden çıkan her ses insanın kucağına eski bir gülüşü ya da hüznü getiriyor bırakıp gidiyordu. Sonrasında insan o duyguyla ne yaparsa yapsındı. Bundan sonrası onun kaderiydi. Şimdi karanlıktı o. Uzun zamandır bakılmamış küçük televizyonun yanında kılıfında duruyor olmayan telleri ve burgularıyla tamir edileceği günü bekliyordu. Köşede oturduğu yatağından kalkıp balkonuna doğru ilerledi genç adam. Kapıyı açtı. Henüz bahar ayında olmanın verdiği bir rahatlık ve tatlılık vardı havada. Birkaç adım attığında artık göğün yıldız sosuna batırılmışlığını seyredebiliyordu. Kapının hemen yanına ilişti. Dizlerini yan yana kavuşturdu ve kollarının arasına alıp düşünmeye devam etti. Aklından düşünceler okyanustaki balıklar gibi çeşitli büyüklü küçüklü geçip gidiyordu. Kıvrımları vardı hepsinin de. Hepsi sonu belli olmayan bir bilinmezlikte kilitleniyor ve sil baştan başlıyor gibiydi. İlk elle tutulur düşüncesi kırmızı bir kâğıt kayık oldu. Küçük bir çocuğun biraz oynayıp elinden düşürdüğü bir kayıkta olabilirdi bu, hiçbir çocuğun varlığından bile haberdar olmadığı bir kayıkta. Onun kırmızılığında biraz üşümüş biraz mutlu, yüzdürmek istiyordu tüm hayatını. Nede olsa kırmızıydı. Bütün duygularını sığdırabilirdi bu kayığa ve hiçbir zaman batma ihtimalini göze almazdı. Geçmişte yaşadığı aşklarını, sevinçlerini, utançlarını ve korkularını tek başına hayatın derin ve bir o kadarda anlaşılmaz tutkularla dolu denizinde yüzdürebilirdi bu kayık. Nedense onu sanki daha öncede düşünmüş gibi geldi genç adama.  Ama kırmızı değildi o zamanlar. Bembeyazdı. Henüz her renge boyanmaya hazır olduğu zamanlardı. Bir kuşun havalandığında vurulmasını, bastonu eskimiş bir dedenin beyaz yüzlü içten gülüşünü ya da görüşemedikleri o uzun zamanlarda yastıklarını gözyaşlarıyla ıslatan iki sevgilinin buluştuklarındaki birbirlerine sarılışını ve daha binlercesini kayığa yüklemeden çok önceydi bu beyazlık. O zamanlar her şey hiç yazılmamış bir defter kadar temizdi. Bu genç adamın doğumuna yakın olan bir şeydi. Ve sonrasında genç adam hayatına başladı. İşte o anda çocukluğunun oyuncağı o kâğıt kayık küçüklü büyüklü yüklerle dolmaya başladı. Doldukça değişti rengi, hemen hemen her renk oldu. Ama en son kırmızıda karar kıldı. Çünkü kırmızı içinde bütün duyguları barındıran tek renkti…(YAŞANMIŞ DUYGULARIN YOLU)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2.perde</p>
<p>Aşkı eritiyorum gözlerinde</p>
<p>Sarhoş olmak sanki seni sevmeye özgü</p>
<p>Son kalkan vapurlara biniyorum başka şehirlerden</p>
<p>Hiçbir liman gidermiyor varmak özlemimi</p>
<p>Ben buradayım işte olduğum yerde</p>
<p>Sana ait değilken duyduğum hiçbir ses</p>
<p>Okunmamış bir şiiri yırtarken şair</p>
<p>Ölü doğduğunda bir bebek</p>
<p>Sen yine de rüzgâra karışıyorsun</p>
<p>Dumanı oluyorsun ciğeri beş para etmez adamların</p>
<p>İçtiği sigaraların</p>
<p>Acımıyorsun halime</p>
<p>İzin istiyorum diz çöküp geceden</p>
<p>Ama razı gelmiyorsun intihar etmeme</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen işte sen</p>
<p>Anılara lanet ettiren</p>
<p>Bunca insan yoldan gelip geçerken</p>
<p>Olmadığını olmayacağını bile bile</p>
<p>Bakışlarımı o hayaletlerin yüzüne çevirten</p>
<p>Bütün bir şehri tepeden izlerken</p>
<p>Cesetlere ait ışıklardan umut bekleten</p>
<p>Bir hayat yaşamak isterken bir insan</p>
<p>O hayata adını koyupta yok eden</p>
<p>Yakıp küllerini saçıp denize</p>
<p>Bir ömür boyunca hırsla</p>
<p>O denizde boğulmadan</p>
<p>Seni birleştirmemi bekleyen</p>
<p><figure id="attachment_4137" aria-describedby="caption-attachment-4137" style="width: 448px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4137 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg?resize=448%2C678" alt="Da Vinci’nin Mona Lisa’sına nasıl sıradan bir tablo olarak bakabilir miyiz ki?" width="448" height="678" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg?w=448&amp;ssl=1 448w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/davinci-mona-lisa.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w" sizes="(max-width: 448px) 100vw, 448px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4137" class="wp-caption-text">Da Vinci’nin Mona Lisa’sına nasıl sıradan bir tablo olarak bakabilir miyiz ki?</figcaption></figure></p>
<p>Çabucak karaladı elindeki deftere genç adam dizelerini. Gecenin karanlığına dalıp giderken gözleri kül rengi oldu diğer her şey gibi. İçinden delice şeyler yapmak geçiyordu. Mesela atlamalıydı balkonundan. Süzülüp betondan akmalıydı kanalizasyona, su gibi damla damla. Uzanmalıydı denize kadar. Birleşmeliydi mavi sularla. Sabaha karşı yoksul bir balıkçının ağına takılmalı, yerinde duramayıp küçük kayıktan zıplamalıydı yine denize atmalıydı kendini. Belki küçük anlamsız bir balık olurdu. Ama biliyordu o her şeyin bir anlamı olduğunu. Anlamsızlığın bile…</p>
<p>Peki, sonra ne olacak diye düşündü genç adam. Denizdekiler bilecekler miydi onun derdinin ne olduğunu? Neden yanlarında olduğunu. Binlerce insan her gün yoldan gelip geçerken biliyorlar mıydı birbirlerinin ne hissettiklerini? Ya da sormaya cesaretleri var mıydı?  Soramayacak kadar onları meşgul eden şey neydi? Duygusuzlukları mı? Yoksa tam aksine duygusallıkları mı? Bütün bunlar dedi genç adam kendi kendine. Bütün bunlar insanlara özgü. O insan olmakla sınırlı kalmak istemiyordu oysaki. Onun içinde milyonlarca hayal vardı. O kadar çok şey olmak istiyordu ki o. Bazen kumsalda gelgitlere yakın bir kum tanesi olmak istiyordu mesela. Denizin serinliğini hissetmek, gündüz çocukların kumdan kalesi olmak, gece âşıklarla birlikte mehtabı seyretmek. Ve herkes gittiğinde bütün tutkulu gençler adına kumsalda sabahlamak istiyordu. Öyle ya daha bir sürü şey. Bir damla gözyaşı olmaya da hayır demezdi doğrusu. Sarışın bir kızın mavi gözlerinden akmış ya da esmer bir kızın deniz yeşili gözlerinden. Fark etmezdi onun için. O kadar özel hissedecekti ki kendini. Mutsuzluğun mutluluğu olacaktı belki de bu. Kuş olup insanlara gülmek, çiçek olup hoş görmek, şarkı olup dilden dile söylenmek, resim olup düşündürmek, şarap olup içilmek, baston olup yollara düşmek, simit olup martılara gitmek, rüzgâr olup izinsiz gezmek, bilgi olup dolaşmak, bilge olup koşuşmak, âşık olup kavuşmak, insan olup yaşamak ve her şeyden öte özgür olup özgür olmak istiyordu genç adam. (HAYAL GÜCÜNÜN ÖZGÜRLÜĞÜ)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3.perde</p>
<p>Selamlar!</p>
<p>Anlaşılmayan herkese selam olsun…</p>
<p>Benim asil dostlarım… Kardeşlerim, Sessiz çığlık atanlar… Gözyaşı dökmeden ağlayanlar…</p>
<p>Hepinize selam kardeşlerim… Dostlarım!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok sevdiniz biliyorum… Hala aklınızda değil mi o?</p>
<p>Size boş verin demiyorum… Yaşayın hayatı onunla…</p>
<p>Açın şarkınızı inadına… Hüzünlü anlarınızın nedeni olsun…</p>
<p>O yaşadıkça yaşayın sizde onu… Kasmayın onu düşünün zamanı geldiğinde…</p>
<p>Ama başkalarıyla da gülümseyebileceğinizi unutmayın…</p>
<p>Gülümseyene ihanettir somurtmak bu hayatta!</p>
<p>Gülümseyin!</p>
<p>Sizde gülümseyin yaşayın hayatınızı dostlarım…</p>
<p>Öyle ya çok mu zamanımız var?</p>
<p>Hangimiz dün ne yaptığını biliyor… Oysaki daha dündü öyle değil mi?</p>
<p>Ama geçip gitti işte… Yaşamadıktan sonra ne anlamı kaldı dostlar?</p>
<p>Kardeşlerim hanginiz çektirdi hüzünlü anında fotoğraf?</p>
<p>Yok, öyle değil mi? O zaman fotoğraf çekinecek haller yaratın kendinize gülün eğlenin…</p>
<p>Yıllar nasıl akıp gidiyor hiç birimiz yetişemiyoruz hızına.</p>
<p>Saçlarınız beyazladığında anlamını bulmuş olmalısınız bu güzel hayatın!</p>
<p>Anlaşılmayan dostlarım… Kardeşlerim sizler bu dünyanın en harika insanlarısınız…</p>
<p>İnadına gülümseyin…</p>
<p>Ama asla ve asla es geçmeyin hayatı…</p>
<p>Hepimiz zaten ölmeyecek miyiz?</p>
<p>Eee boş boş durmak niye dostlar…</p>
<p>Kalkın ayağa herkes uyurken bir yürüyüş yapın…</p>
<p>Yarım saatliğine yaşadığınız yerin nöbetçisi olun, sabah güneşinde!</p>
<p>Açın dünyada milyonlarca kitap var…</p>
<p>Okuyun bakalım ne yazıyor o sayfalarda?</p>
<p>Yeni bir müzik dinleyin dostlar…</p>
<p>Belki sözleri olmasa da melodisi hoşunuza gider?</p>
<p>Merak edin&#8230; Araştırın dostlar!</p>
<p>Öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki kardeşlerim…</p>
<p>İnanın bana ömrümüz yetmez…</p>
<p>Şaşıracağız…</p>
<p>Gülümseyişiyle sizi de gülümsetecek o kadar çok bebek var ki bu dünyada!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gidip görmeliyiz onları ömrümüz tükenmeden önce, çabuk!</p>
<p>Tanımadığınız bir insanla ekmeğinizi paylaşın dostlar…</p>
<p>Bir parça ekmekle mutlu olan insanları görün…</p>
<p>Göründe selam verin onların bu mutluluğuna!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayat kısa!</p>
<p>Benim yazılarımda öyle!</p>
<p>Kısacası kardeşlerim…</p>
<p>İfade edin kendinizi…</p>
<p>Anlaşılmadıkça daha çok daha çok mücadele edin.</p>
<p>En azından “ben kendimi ifade etmeye çabaladım” diyebilin…</p>
<p>“Ne mutlu kendimi tam anlamıyla ifade ettim” diyebilene!</p>
<p>Sizler bu dünyanın umutlarının saklandığı yersiniz&#8230;</p>
<p>Sınırlarınızı zorlayın kardeşlerim…</p>
<p>Anlatın… Korkmadan… Çekinmeden… Göze alın…</p>
<p>Ölüp gideceksek eğer hiç kimse rezil olmaz…</p>
<p>Hiç kimse inanarak yaptığı bir şeyden utanmaz…</p>
<p>Ve hiç kimse kendi düşüncesinden korkmaz&#8230;</p>
<p>Duygularınızdan çekinmeyin… Sizi siz yapan onlar değil mi?</p>
<p>Anlaşılmak için ne bekliyorsunuz?</p>
<p>Bunu onlar değil siz yapacaksınız…</p>
<p>(FARKINDA OLMANIN GÜVENİ)</p>
<p><figure id="attachment_4140" aria-describedby="caption-attachment-4140" style="width: 499px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4140 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg?resize=499%2C666" alt="Shakespeare’in Rome ve Jüliyet’i hiç sıradan bir eser olabilir mi?" width="499" height="666" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg?w=499&amp;ssl=1 499w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/shakespeare-romeo-ve-juliet.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4140" class="wp-caption-text">Shakespeare’in Rome ve Jüliyet’i hiç sıradan bir eser olabilir mi?</figcaption></figure></p>
<ol start="4">
<li>Perde</li>
</ol>
<p><strong>Sanatçı nasıl olunur</strong> sorusuna şahsi bir cevabım yok. Aslında düşününce insan sanatın daha tam olarak tanımını bulamayınca sanatçının tanımını yapmak ve olmak yolunda ilerlenecek adımları bilmekte çok zor. Anlamlılığında kaybolunan büyük bir deniz hatta okyanus bu. Zaten şöyle bir düşününce hemen fark ederiz aslında gerçek yaşamda neye sanat dediğimizi ve kimlere sanatçı olarak baktığımızı. Adını koyamadığımız hisleri, gizemleri, tutkuları yaşatır ve yansıtır bazı şeyler. Ama tam olarak yine de isim veremeyiz onlara. İşte onlardır sanat. Da Vinci’nin Mona Lisa’sına nasıl sıradan bir tablo olarak bakabilir miyiz ki? Ya da ona “resim” demek tatmin eder mi bizi? Peki, bizi tatmin etse de Mona Lisa’yı “resim” kelimesi tam olarak anlatır mı? Tabi ki hayır. Peki ya Shakespeare’in Rome ve Jüliyet’ine ne demeli. Hangimiz ciddi anlamda okuduktan sonra hayran olmayız ki. Bizi dünyamızın bayağılığından bir parçada olsa koparıp duyguların hala yaşanılabilir olduğu bir yerlere götüren o büyülü hikâye <em>sanat</em> değil de nedir?</p>
<p>Peki, bunları yaratan insanlar nasıl bu noktaya gelir. Açıkçası ben bunun öğrenimle olacağına inanmıyorum. Elbette ki eğitim ve öğrenim insana birçok şeyi katar. Hatta kişinin yaşam kalitesi bununla sınırlıdır. Ama yetenekler ancak ve ancak onların peşinden gidildiği sürece gelişir ve hayatta kalır. Sanatçının sanat işlevi yeteneğidir. Bu yeteneğin eğitimle ve öğrenimle gelişimi bir noktaya kadar gelir ve kalır. Onun asıl gelişimi aslında eğitim ve öğrenim işin içinden çıktıktan sonra toplumla sanat adamının baş başa kalmasıyla başlar. Okuma yazma bilmeyen çok yetenekli bir kişinin elbette ki önce eğitim alması gerekir. Ama bu kişinin bir şaheser yaratması içinde içinde yaşadığı hayatı tecrübe etmesi mutlaktır. İşte bu tecrübe etmesi denilen kavram kişinin derinliğiyle alakalı bir kavramdır. Kişi öncelikle hayatı nasıl algıladığının farkına varmalıdır mesela. Kendi içinde kendi kendini sorgulamalı ve söyleyecek bir şeyleri var mı düşünmelidir. Olaylara bakış açısı nedir, nasıl değerlendiriyor? Daha da önemlisi yaşanan olaylar ona ne hissettiriyor. Bütün bunlarla başlar ilk adımlar. Sonrasında kendini dinler sanat insanı. Söylemek istediği şeyin ne olduğunu fark etmeye başlar. Bunun önemini kavrar ve kendi kendine bunu kabullendirir. Bu paylaşılmaya değer ve insanların yararına olacak bir oluşumdur. Çünkü içinde her şeyden öte bir düşünce yada bir duygu vardır. İşte o anda anlarız ki sanatçı duygusal bir insandır. Çünkü gündelik yaşamda her insan duygularını kayda alıp, bir esere nakledip paylaşma isteği duymaz. Bu yeteneksizlikten değil gereksizliktendir. Burada sanatçının bir özelliği daha ortaya çıkar. Sanat insanı yaptığı eserin beğenilip beğenilmeyeceğini, gerekli olup olmadığını düşünmez. Böyle bir şey onun için zaten söz konusu bile olamaz. Onu yaparken duyduğu hazdır ona onu yaptıran. Sonrasında alacağı tepkinin bir anlamı yoktur. Ve kendini eseriyle ilgilenirken özgür kılar. Ortaya koymak istediği kavram bazen yıkıcı, şaşırtıcı, tutkulu, âşık ya da hüzünlü bir şekilde belirir. Bir oyun, şiir, kitap ya da film olabilir bu.  Ortaya çıktığında insanlara bir şeyler hissettirecek ya da insanları düşünmeye sevk edecek bir eserdir. Bu konudaki becerisi tamamen sanatçının becerisiyle eş değerdir. Yani bir eser ne kadar alanında başarılı olursa sanatçısı da o kadar yetenekli demektir. Onun yeteneği de toplumunun içinde bulunup onların göremediklerini gözlemleyip sunmasından oluştuğundan bu bir kısır döngüdür. Böylece sanatçıyla toplumu birbirinden ayıramayız. Ve ortaya birde şu özellik çıkar ki, sanatçı toplumla sürekli iç içe olacağından toplumda kabul görmüş bir kişi olmalıdır. Buda sanatçının ahlak sahibi, sevgi dolu, hoş görülü, nezaketli ve erdemli olması gibi toplumun genel geçer ahlak kurallarına uyması gerektiği düşüncesidir. Böylelikle sanatçı gerek yaptığı sanatla gerekse karakteriyle ve duruşuyla örnek bir kişi olmalıdır. Öyle olmalıdır ki sanat eserinin içeriğini yansıtsın…</p>
<p>Her ne anlamda olursa olsun <strong>sanat</strong>, insana güzel gelen ve ortaya çıktığında gözlemleyenlerde duygu uyandıran bir oluşumdur. Beğeni, takdir ve sevgi kazanmalıdır. Çünkü bunların ardında bir anlam taşımaktadır. Anlamı sanatçı yükler. Çünkü onun (yaşanmış duyguların yolundan geçmişliği, hayal gücünün özgürlüğü ve farkında olmanın güveni) ruhu vardır. Ve çoğu zaman <strong>sanatçı olmak</strong> için açık açık yazmak değil de parantez içinde dünyalar kurmak gerekir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/">Sanatçı Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sanatci-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4136</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
