<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>ney &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/ney/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jun 2017 08:40:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 12:42:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[neyzen]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9732</guid>
				<description><![CDATA[<p>Her gönül bir şarkı söyler, şarkılarımız bizim romanlarımızdır.  Ahmet Hamdi Tanpınar Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Her gönül bir şarkı söyler, </em></strong><strong><em>şarkılarımız bizim romanlarımızdır.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Ahmet Hamdi Tanpınar</em></strong></p>
<p>Beyazıt Camii’nin minarelerinden yükselen Hicaz makamındaki ezan sesi, Çınar altı kahvesinin müdavimlerini oturdukları yerden tek tek kaldırdı. İkindi namazını eda etmek üzere, asırlık ağaçlar kadar olmasa da en az onlar kadar yorgun ayaklar, ağır adımlarla, dillerde besleme, ellerde tespih ile kâh bir bastonunun dayanağında, kâh bir dostun kolunda yürüdüler yavaşça caminin avlusuna doğru…</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’unda kendi huzurumu ararken, satır aralarında ne kendimi ne de Mümtaz’ı henüz bulamamışken, beni sarsan nağmelerle mekân ve zamandaki yolculuğuma ara verip silkindim. İşittiğim notaların kulağımdan yüreğime inen ezgisi, yaşlı çınarın hemen dibinde oturan, dilenci ya da meczup diye az önce görmezden geldiğim, çınardan çok daha genç olan Neyzen’e yöneltti bakışlarımı. Masaya oturduğumda fark etmemiştim bile onu. Üzerindeki giysileri, elindeki tespihi, saçı sakalı birbirine karışmış halini görmemiş, hiç yokmuş gibi yanından geçip gitmiş, masaya oturmuştum. Oysa şimdi gönlümü yakan Ney’inin sesiyle beni sarsmış, kendi varlığının içine benim varlığımı hapsetmişti adeta. Dünya haline kapattığı gözleriyle, kendi iç sesindeki musikinin notaları arasında geziniyordu. Kim bilir bizim hiç gitmediğimiz diyarlarda seyr-ü sefer ediyordu. Ona yaşlı diyemezdim hatta yaşıt bile sayılabilirdik. Hayatın benden alıp götürdükleri ile ondan aldıkları epeyce farklıydı anlaşılan. Hiç kimseyle tek bir kelam etmeden Ney’i ile hasbihal ediyordu yalnızca. Dostlukları belli ki kaviydi. Kadim seslerin tınısı az önce dinlediğim ezanın sesiyle bir’leniyordu. Musikiyle az çok ilgilendiğim için, hicaz makamındaki taksimini anlamam güç olmadı. Tiz perdelerdeki seyrinden, hicaz makamından hicazkâra geçişini fark ettim hemen. Ben de kapadım gözlerimi. Ney’in büyülü âlemine bıraktım tüm benliğimle kendimi. Mümtaz’ın geçtiği sokaklarda dolanmaya başladım. Yıllar öncesinde onun sahaflardan çıkıp, Çınar altında yaptığı yürüyüşünü, üniversiteye varmadan, kütüphanenin köşesinden sağa süzülüşünü izledim. Uzun çarşıdan Rüstem paşa camine kadar indirdim onu hayalimde… Adımlarının seslerini dinledim, Ney’in nağmelerinde…</p>
<p>Muhayyile bu durur mu bir kere; Nazım Hikmet’in ‘Kuvayi Milliye Destanı’ giriverdi işin içine.</p>
<p>İşte! Şoför Ahmet’ konuşuyordu kendi kendine. Beynimin kıvrımları arasında, patlamış tekerini değiştiriyordu kurtuluş savaşının tam ortasında; Afyon‘da…</p>
<p>“Ahmet&#8217;in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.<br />
Bu şarkı nihaventtir<br />
ve beyaz tenteli sandalları,<br />
siyah mavnaları,<br />
güneşli karpuz kabuklarıyla<br />
bir deniz kıyısındadır şehir.</p>
<p>Vantilâtörde adedi devir<br />
düşüyor gibi.<br />
Arkadaşlar ileri geçtiler.<br />
Ay battı.<br />
Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.</p>
<p>Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,<br />
çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür&#8217;ü,<br />
kalk,<br />
sıra servilerin önünden yürü,<br />
çeşmeyi geç,<br />
mektep bahçesi, medreseler,<br />
orda, Harbiye Nezareti&#8217;nin arka duvarında<br />
siyah çarşaflı bir kadın<br />
çömelip yere<br />
darı serper güvercinlere<br />
ve papelciler<br />
şemsiye üstünde papaz açarlar.</p>
<p>Motor mızıkçılık ediyor,<br />
bizi dağ başlarında bırakacak meret.</p>
<p>Ne diyorduk oğlum Ahmet?<br />
Dökmeciler sağda kalır,<br />
derken, Uzunçarşı&#8217;ya saparken,<br />
köşede, sol kolda seyyar kitapçı :<br />
«Hikâyei Billûr Köşk»,<br />
altı cilt «Tarihi Cevdet»<br />
ve «Fenni Tabâhat».<br />
Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,<br />
yani yemek pişirmek.<br />
Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.<br />
Yaldızlı kuyruğundan tutup<br />
bir salkım üzüm gibi yersin.</p>
<p>İlerde bir süvari kolu gidiyor,<br />
saptılar sola.</p>
<p>Uzunçarşı&#8217;yı dikine inersin.<br />
Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.<br />
Ve sen İstanbullu,<br />
sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan<br />
şaşarsın İstanbullulara :<br />
ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.<br />
Rüstem Paşa Camii…”</p>
<p>Bu Neyzen Hicazkârdan hüzzama ne vakit geçti,</p>
<p>Beni benden edesicesi…</p>
<p>Nasılda kapıldım hayal-i aşkına ey sevgili!</p>
<p>Bir ömrü yercesine yüreğinde,</p>
<p>Yüreğimi nasıl da gizledim?</p>
<p>Ah sevdiğim!</p>
<p>Ah ciğerparem, pare pare ettin bütün ciğerlerimi…</p>
<p>Ben seni Artvin’in sarp dağlarında bırakıp gittim zannederken,</p>
<p>Aslında sen benim hep peşimdeydin.</p>
<p>Ey peri kızı neredesin?</p>
<p>Benden habersiz bunca yıl, söyle nerelerde seyir ettin?</p>
<p>Seni orda, öylece,</p>
<p>Bir başına bırakıp,</p>
<p>Kendimden kaçarken,</p>
<p>Sen ki,</p>
<p>Her anını bana ah! ederek geçirirken,</p>
<p>O çocuk gözyaşlarının içine seni hapseden ben,</p>
<p>Kendi mezarımı kazmışım bunca yıl bilmeden…</p>
<p>Bana doğum günümde en kıymetlini hediye etmiştin.” Aynısını burada buladım demiştin.” Zaten tek bir kitapçı vardı çarşının ortasında. Babanın sana onuncu yaş gününde aldığı kitabı, kendi ellerinle bana vermiştin.<strong> “Biricik kızıma en derin sevgilerimle, Baban” diye yazan o Küçük Kara Balığı…</strong></p>
<p>Benim en kıymetlim sendin oysa. Senden başka aşk girmedi hayatıma… Ömrüm tükendi tükenecek artık ya. Bilmeni isterim ki, verdiğim söze hep sadık kaldım. Sevdama hiç yalan katmadım. Gözlerinin içine bakarak haykırdım kaç kere sana, duymadın beni nafile. Korktuğum sendin aslında. Kaçtım beni sarıp sarmalayan sevginden. Öyle içten bakıyordun ki bana, kendimi gördüm gözlerinin aynasında. Yıllar önce kaybettiğim kendimi buldum o aynada. Yitirdiğim ne varsa bir bir çıkarıyordun karşıma. Yüreğinin saflığında utandım halimden. Yenilgilerimi vurdun yüzüme, yüzleşemedim onlarla. Kirlenmişliğimle dokunamadım sana. Sevemedim seni doya doya. Kaçtım senden, kendimden. Kaçarsam kurtulurum sandım. Uçurumundan yuvarlandığımı çok sonra anladım… Bir daha da rastlayamadım izine… Seni aradım Mecnun gibi kendi hayatımın çöllerinde…</p>
<p>Küçük Kara Balığım, sana yazdığım mektubu koydum kitabının arasına. Olura belki af edersin bir gün beni diye. Sahaflardaki bir arkadaşıma bıraktım burada. İzini bulursun belki diye umut ederek, vurdum kendimi yurdumun dikenli patikalarına… Yol bitti artık. Çınar altında bekliyorum bak hâlâ. Belki çıkıp gelirsin diye. Son bir kez gözlerini görebilmenin ümidiyle, veda edeyim diye sana…</p>
<p>Ah! Hüzzam, ah!</p>
<p>Gönlümün ateşi söner mi ki?</p>
<p>Sönsün artık bu nefes, sende bulayım huzuru,</p>
<p>Ey neyzen vurdun beni yerden yere…</p>
<p>Öyle derin üflüyorsun ki,</p>
<p>Yesari Asım Arsoy’un bestesini…</p>
<p>” Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.</p>
<p>Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır.</p>
<p>Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.”</p>
<figure id="attachment_9736" aria-describedby="caption-attachment-9736" style="width: 415px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg"><img class=" wp-image-9736" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=415%2C415" alt="Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni" width="415" height="415" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?w=706&amp;ssl=1 706w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/06/cinaraltinin-neyzeni.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 415px) 100vw, 415px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-9736" class="wp-caption-text">Dünya haline kapattığı gözleriyle Çınar altı kahvesinin Neyzeni</figcaption></figure>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-1/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 1</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-gun-icinde-baska-gun-2/">Çınaraltı Öyküleri – Gün İçinde Başka Gün &#8211; 2</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-yasama-inat-yasamak-3/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Yaşama İnat Yaşamak &#8211; 3</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-dostum-kucuk-kara-balik-4/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Dostum Küçük Kara Balık &#8211; 4</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-samed-behrenginin-isigi-5/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; Samed Behrengi’nin Işığı &#8211; 5</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-salyangozun-izi-6/">Çınaraltı Öyküleri – Salyangoz’un İzi – 6</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-cocuk-palyaco-7/">Çınaraltı Öyküleri – Çocuk Palyaço – 7</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-var-8/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Mektubun Var – 8</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-dalda-iki-ask-9/">Çınaraltı Öyküleri – Bir Dalda İki Aşk – 9</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-asfalttaki-papatyalar-10/">Çınaraltı Öyküleri – Asfalttaki Papatyalar &#8211; 10</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-bir-mektubun-agzindan-11/">Çınaraltı Öyküleri – 11 / Bir Mektubun Ağzından</a></p>
<p><a href="http://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-12-kir-ciceginin-ruyasi-kelebegin-dunyasi/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 12 / Kır Çiçeğinin Rüyası; Kelebeğin Dünyası</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/">Çınaraltı Öyküleri &#8211; 13 / Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cinaralti-oykuleri-13-omrum-seni-sevmekle-nihayet-bulacaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9732</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 08:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Duran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hallac-ı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Şeb-i Arus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2268</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…” En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır Mevlana… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…”</em></p>
<p>En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır <strong>Mevlana</strong>… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur…</p>
<p>Son zamanlarında söylediği bir gazalinde:</p>
<p>‘’Öldüğüm gün, tabutumu omuzlar üzerinde gördüğün zaman, bende bu cihanın derdi var sanma… Bana ağlama, yazık yazık, vah vah deme. Şeytanın tuzağına düşersen vah vah’ın sırası o zamandır, yazık yazık o zaman denir… Cenazemi gördüğün zaman ayrılık ayrılık deme, benim buluşmam, görüşmem o zamandır. Beni mezara koydukları zaman elveda  elveda deme… Mezar cennet kapısının perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneş ile aya batmaktan ne ziyan gelir. Sana batma görünür ama, o aslında doğmaya hazırlıktır, yeniden doğmadır. Mezar ise hapishane gibi görünür ama, aslında can’ın hapisten kurtuluşudur. Yere hangi tohum atıldı da bitmedi. Neden insan tohumuna gelince bitmeyecek zannına düşüyorsun. Hangi kova kuyuya salındı da dolu olarak çıkmadı. Can Yusuf’u kuyuya düşünce niye ağlasın. Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç… Çünkü artık hayhuydan uzak, mekansızlık alemindesin‘’ diyordu.</p>
<p>Bu ‘’vuslat’’ zevki içinde Mevlana, ölüm gününü bir gam, bir üzüntü günü olarak değil, bir zevk ve neşe günü olarak kabul ediyordu.</p>
<p><strong>Şeb-i Arus, Mevlânâ</strong>’nın böyle gördüğü ve yaşadığı ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabirdir. Ayrılık değil bir kavuşmadır Şeb-i Arus… Özlem duyulan sevgiliye giden yoldur… Fedakârlıkla başlayıp, ölüm boyunca devam eden, öbür âleme kavuşmakla tamamlanan bir yoldur…</p>
<p>Ölüme başka bir bakış açısı getirmiştir Mevlana. Korkulacak bir şey olarak görmez aksine Kur’an-ı Kerim’de geçen “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” ayetindeki  ‘’döndürülme’’ müjdesi ile bekler ölümü…</p>
<p>Hak âşıklarının hayatı ölümdedir.  Mevlana  “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir bizim mezarımız. Burada ölüm olarak tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der. Bir başka hak aşığı Hallac-ı Mansur’da aynı farkındalıkla seslenir kendisini idam etmek üzere olanlara:  “Ey fedakar dostlar beni öldürün, çünkü benim hayatım ölümümdedir, Benim ölümüm yaşamaktır, hayatım ölmek’’…</p>
<p>Mevlana vasiyetinde: Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır demiştir. Sevgiliye vuslatının 740. Yılında Mevlana duyduğu aşk ve yaşadığı özlemle yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Aynı aşkın bizi hamlıktan kurtararak yakıp pişirmesi dileği ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2268</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
