<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Soner Süren &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/sonersuren/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Jul 2017 08:08:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Modern Zaman, Modern İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 22 Jul 2017 05:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10153</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zamanın birinde dünyaya insan adında bir varlık gönderilmiştir. Çok çeşitli kavramların bir araya toplanıp oluşturulduğu bu varlık, gün geçtikçe kendi kutsiyetinin farkına varamayacak kadar acizleşip, anlamını kaybetmiştir. İnsan, var oluşu itibariyle birçok olguyu içersinde taşımaktadır, belki halen keşfedilmemiş olguları bile. Pek çok unutulan tarafı olsa da insanlığın, en acı yanı asıl kuvvetinin merkezi olan benliğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/">Modern Zaman, Modern İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Zamanın birinde dünyaya insan adında bir varlık gönderilmiştir. Çok çeşitli kavramların bir araya toplanıp oluşturulduğu bu varlık, gün geçtikçe kendi kutsiyetinin farkına varamayacak kadar acizleşip, anlamını kaybetmiştir. İnsan, var oluşu itibariyle birçok olguyu içersinde taşımaktadır, belki halen keşfedilmemiş olguları bile. Pek çok unutulan tarafı olsa da insanlığın, en acı yanı asıl kuvvetinin merkezi olan benliğini unutmasıdır. Öyle bir tablodur ki bu, dünyanın en başarılı dram filmlerini bile solda sıfır bırakır, siyahın bile bir aydınlığı vardır ama, bu leke asla temizlenmeyecek kadar gerçektir.. </em></p>
<p><em>İnsan, hem fiziksel hem de ruhsal bir varlıktır. Bu cümlenin ikinci kısmını keşfedip kabul ettiğiniz anda hayatınız yeni baştan yapılanmaya mahkum olacaktır. Bu inşa, başlarda boğucu bir tavır sergilese de zaman içinde elimizde tutacağımız en kıymetli hazine haline gelecektir. Duygularla yaşamak ya da maneviyat. Dünyanın güzelliklerini bize gösterecek olan kapının anahtarıdır bu saydıklarım. Olağanüstü bir kudretle, yaşadığımız hayatı ayaklarımız altına alıp, kontrol ve denge kavramlarına tam anlamıyla sahip olmamızı sağlayacak olandır, bir daha asla vazgeçilmeyecek gerçek sevdadır. Günümüz dünyasında nefes aldığımız şu güzel hayatlarımız, keyif aldığımız yaşantılarımız aslında o kadar da parlak birer görüntüye sahip değiller. Bu asla acımasız bir yazı değil, ama gerçekten kendimizi tanımaya başlarsak, hayatlarımızın gerçek birer görüntü değil yansıma olduğunu anlıyoruz. Bizler, gerçeğe değil bir yanılgıya aşığız, maalesef pedallarımızı boşuna çeviriyoruz. Çünkü, insanlığın çok büyük bir bölümü, ana unsur olan fiziksellik ve duygusallık kavramlarının yalnızca bir tanesini kabul etmektedir. Oysa ki, şu dünyadaki birçok konuda asıl önemli olan dengeyi koruyabilmektir. İnsanlar, fizikselliği benimseyip, duygusallığı hiçe sayıyorlar, bu ne büyük bir kayıptır.. </em></p>
<p><em>Bizler, &#8216;insan&#8217; kavramını tamamlayabilmek için maneviyata yönelmek zorundayız. Benliğini unutan insanların yaşadığı ve aslında yaşayamadığı bu dünyanın öncüleri olamayız. Daha önce bilmediğimiz bir müzik grubunu, sevdiğimiz aktörlerin daha önce izlemediğimiz filmlerini bile büyük bir aşkla keşfederken, kendimizi unutuyor olmamız kabul edilemez. Öyle bir hançer batırıyoruz ki kalbimize, kan kaybı şöyle bir dursun, bizler asıl enerjimizi aldığımız &#8216;can&#8217; kaybından ölüyoruz. </em></p>
<p><em>Sahi bu insanlar gerçek anlamda yaşadıklarını mı düşünüyorlar? Nefes almak öyle basit bir şey değil, haydi hemen şimdi bir test yapalım. Şu an ne yapıyorsun diye sorsam, bu yazıyı okuyorum diyeceksin ya da boğazından ağır ağır süzülen kahvenin tadı aklına gelecek. Hayır, senin şu anda yaptığın</em></p>
<p><em>en temel şey nefes almak. En büyük ihtiyacımız olan nefesimizi bile unutabiliyorsak, bu dünyada &#8220;tam anlamıyla&#8221; yaşamıyoruz demektir. </em></p>
<p><em>Günlük hayatın telaşından nefes aldığımız gerçeğini bile fark edemiyoruz, çünkü belleğimiz yanılgılarla dolu şeylerden ibaret. Tam anlamıyla yapılacak olan bir temizlik, her nefeste daha çok yaşamı dolduracak içimize, bize hakikaten yaşadığımızı hissettirecek. İşte bunun bir tek yolu var, bugüne kadar özenle üzerine titrediğimiz fiziğimiz gibi ruhumuzu da tanımak, bir bebek gibi şefkat göstermek. Ruhunu tanıdığın andan itibaren, aynaya baktığında artık yüzünü değil gerçek olan seni göreceksin, şu et ve kemiğinin içersinde görünmez olmuş asıl seni bulacaksın.. </em></p>
<p><em>Dünyada insanlık başladığından beri yalan ve sahneleri hep devam etti. Bugün ben televizyonu açtığımda, kocaman insanlar bugün ne giysem diye program yapıyorlar. Tuhaf buluyorum o insanları ben, moda diye bir şey olabilir mi ya? Günümüzde insanların %80i aynı şeyleri giyiyorlar. Dış görünüş, fizikalite.. O kadar ön planda ki.. İnsan, fikirleriyle duygularıyla ve karakteriyle anlam kazanır. Ruhumuzun içinde barındığı şu bedenlerimiz, çıktığımız yolda bizlere aracı olanlardır yalnızca. Dünyaya geldiğimizde biz seçmedik yüzlerimizi, burnumuz şöyle dudaklarımız böyle olsun diye bir takım seçimler sunulmadı bizlere. </em></p>
<p><em>Bizim bedenimiz sadece dış görünüş, sadece bir durak. Karakterlerimizdir bakım yapmamız gereken. Farklı bir surette gelebilirdik dünyaya, ama böyle bulduk kendimizi. Bunu değiştiremeyiz ve kimsenin beğenisine göre değişemez bu görüntü. Ama duygularımız, değer yargılarımız öyle mi, karakterlerimiz öyle mi? Onları ister kötülüğe çeviririz istersek iyiliğe. Kendimize kademe atlatmak bizim elimizde, ama yüzümüze değil. </em></p>
<p><em>Anlıyor musun benim felsefemi? </em></p>
<p><em>Modern dünyada işler o kadar ters gidiyor ki. Bugün üstün başın güzelse saygı görüyorsun, beğeniliyorsun. İnsanlar, dediğim gibi kendi kutsiyetlerinin farkına varamayarak ve unutarak birer yanılgıya dönüştüler. Eğer ben saygıyı, kıyafetim ya da bir kağıt parçası için göreceksem, görmeyeyim gerek yok. Bu yüzdendir şimdi toplumda arka sıralarda olmayı tercih edişlerim. Çünkü ön saflar bu &#8220;yanılgılarla&#8221; dolu, onlar arasında nefes alamıyorum ben, boğuyorlar insanı.. Bizleri duyarsız yığınlara ve birer kadavraya dönüştüren şeyler, içimize çektiğimiz bu sahte nefesler, kirlilikler. Bedenimiz bizim bir parçamız evet, ama asla her şeyimiz değil. O meşhur dağın görünmeyen yüzünde heybetli bir şekilde duruyor ruhlarımız. </em></p>
<p><em>Gerçekten hislere yaşamaya, duygularla savaşmaya kaç insanın cesareti var? </em></p>
<p><em> </em><em>Cesaretimiz yok, çünkü basit olgulara esaretimiz devam ediyor. Bizleri çevrelemiş parmaklıklar var, göze hoş gelen ama aslında çok çirkin olay şeyler bunlar. Asıl güzel olan ve korumamız gereken değerler en derinlerimizde. Aşk, sevgi, vicdan veya bir tutam yalnızlık gibi kavramları kim parmağıyla gösterebilir ki? Ama onlar olmadan yapamayız biz. Bizim temel ihtiyacımız manevi duygular, bizi gerçek insanlık makamına ulaştıracak hazine onlar. Bizler, okyanuslar yerine bir kaşık suyu tercih ediyoruz, ve sonunda ne olursa olsun o bir kaşık suda boğulmaya mecburuz..</em></p>
<p><em>Aslında fizik ve ruh kavramları birçok farklı konuda karşımıza çıkıyor yaşadığımız hayatlarda. Mesela insanlık, bugüne kadar hep savaşmayı tercih etmiştir. Kırıp dökmeyi ve ucuz güç gösterilerini birer övünç kaynağı olarak algılamıştır. Oysa ki doğadaki birçok hayvan bizlerden daha güçlüler, bizonlar gelip de şehirleri istila etmiyorlar. Hayvanların dahi yapmadıklarını bizler kendi dünyamıza uyguluyoruz. Hayvanlardaki olmayan akıl, bizim boş yere çalışan akıllarımızı alt edebilse keşke.. Bedenin fiziksel eylemleri ne zaman bitecek? Az geliyor sanırım dünyaya bunca kan gölü, karmaşa. Bizler artık, birbirimizle savaşmayı değil tokalaşmayı öğrenmeliyiz. </em><em style="font-size: 14px;">Bizler karanlıktan korkarız, tedirgin oluruz. Kaç kişi loş bir mum ışığının gölgesinde kendisini dinleme zevkine erişmiştir? Kaç insan, karanlık ve sessizliğin büyüleyici atmosferinde karşılaştığı olayları masaya yatırabilmiştir? Bizlere dayatılan ihtiyaç görünümündeki lüksler, dev bir bataklığa girmemize sebep oluyorlar. Hayatımıza yön vermesi gereken iç dünyamızken, dış dünyadaki aldatıcı ambalajlara takılıp kalıyoruz. Hamburger ve pizzacı numaralarını ezbere bilirken, çorbaya kaç bardak su katılacağı konusunda yeni doğmuş ceylan yavrusu kadar çaresiziz. Dev marketlerde saatlerce gezinirken, kaçımız toprağa domates ekmeyi biliyor ki? Demek istediğim, çoğu fiziksel konu insanı hazırcılığa alıştırır. Bir kadının güzelliğine, teninin yumuşaklığına aşık olmak kolaydır fakat dokunmadan sevgiyi besleyip büyütebilmek öyle kolay lokma değildir. </em><em><br />
</em></p>
<p><em> </em><em>Bir hayal edelim beraber, çok zor değil. Hava karardı ve evinize geldiniz. Fokurdayan suyun nameleri eşliğinde kahvenizi yaptıktan sonra ağır adımlarla odanıza ilerlediniz. Perdenin ayak uçlarında hoş bir esinti var, gözlerinizin ışığını kapatıp duygularınız ışığı olan bir mum yakıveriyorsunuz sessizce. Günlük hayatın telaşları geliyor aklınıza, bir sürü iç içe geçmiş ses ve görüntü oluşuyor zihninizde. Arkadaşlarınız, aileniz ve hatta karşı apartmanda oturan Sebahat teyze bile.. Hepsinden sıyrılmayı deneyin. Sesler, renkler, otobüsler, yollar, duraklar, insanlar, hepsinden sıyrılın. Bir süre sonra fark edeceksiniz ki, size bir şeyler anlatmak isteyen birisi var. Tam da kalbinizde, göğüs kafesinizin yamacında. Duygularınıza merhaba diyeceksiniz o anda. Senelerdir bıkmadan size sizi anlatıyor o içerde bir yerlerde. Ama siz bu zamana kadar hiç kapatamadınız ki televizyonunuzun sesini, susturamadınız bakkal Rıfkı amcanın bozuk para tıngırtılarını. Sürekli yanlış adreslerde yordunuz kendini, bütün sorularının cevabı onun dudaklarında.. Öyle bir mekanizma düşün ki, bıkmak usanmak bilmeden size bir şeyler katmaya çalışan. Basın düğmesine o anlatsın, bir daha dokunun saatlerce sizi dinlesin. Dünyadaki en büyük kaçış, insanlığın kendi ruhundan kaçmasıdır, kovalayan olsa içim yanmayacak..</em></p>
<p><em style="font-size: 14px;">Bir kez olsun denemeniz gerekiyor bu dediklerimi, bir kez olsun yaşadığınızı hakikaten hissetmeniz gerekiyor..</em></p>
<p><em style="font-size: 14px;">Ne mutluluktan kaçın ne de acıdan. Bizim hayat havuzlarımızın daima iki tıpası vardır, mutluluk dolarken acının, acılar akarken mutluluğun tıpası kapalıdır. Eğer birinden birini reddedersek, hiçbir şey biriktiremeyiz. Mutluluğun değerini, acı zamanlarının hatıraları sayesinde bilebiliyoruz. Acının bizlere sunduğu psikolojiyi de çocuksu mutluluklar hafiflletemiyor. Beyaz, içine bütün renkleri toplamıştır ama kendisini en iyi siyahta gösterir. Bu hayat bir denge işidir.</em><em><br />
</em></p>
<p><em style="font-size: 14px;">Doğarken bile ilk yaptığımız şey ağlamak bu dünyada, şimdilerde bu sahte gülüşlerde kayboluşlar niye? Ağlamanız gerekiyorsa ağlayın, gülmeniz gerekirse gülün. Her ne yapıyorsanız gerçekçi olun ve kendi sesinize kulak verin. </em><em style="font-size: 14px;">Duygularımızdan kaçtığımız ve rol yaptığımız sürece, bu dünyada sadece bir karakter olarak kalacağız. Ama kendimizi dinlersek, kendimizi sıfırdan tanımaya başlayabilirsek, işte o zaman gerçek bir &#8216;insan&#8217; olabiliriz.</em></p>
<p><em> </em><em>Demem odur ki, bedenimizde sıkışmış ruhumuza nefes aldıralım biraz, çünkü o da bize nefes aldıracak. Bırakalım yüzümüzdeki doğum izlerini, öldüğümüzde ruhumuzda belirecek lekeleri düşünelim. Eğer utanmamız gerekiyorsa, aynada baktıklarımızdan değil, içimizde hapis olan kendimizden utanalım. </em></p>
<p><em> </em><em>Dağıtalım yolu sevgiye açılan otobüsün biletlerini, yalanlarla değil de duygularımızla süsleyim gözlerimizi. Gözyaşı serpiştirelim yanaklarına ve hiç eksik etmeyelim dudaklarımızdaki alaycı kıvrımları.</em></p>
<p><em>Sadece yaşayalım,  gerçekten yaşalım.</em></p>
<p><em> </em><em>Bu söylediklerim insanları duyarsız topluluklara dönüştüren modern dünyaya küçük bir eleştiri idi. Ellerimizde telefonlar, tabletler, eğlence araçları birer ihtiyaç haline gelmişken, sokaklarda şöyle bir gözlem yapın lütfen. Hatta sokaklara bile gerek yok ilk önce kendi evinize bakmanız yeterli. Aileler bile duygularını paylaşmaktan çekinir hale geliyorlar. Herkes kendine göre bir uğraş bulmuş ve o eski dostluklar, kuvvetli bağlar birer birer yok oluyorlar günümüz dünyasında. İnsan, önce kendine değer vermeli. Dünyaya ne için geldiğinin, neleri göze alıp hangi rotaları izleyeceğinin farkına varmalı.</em></p>
<p><em> </em><em>Bu satırları ilk olarak kendi yüreğime yazdım. Duygularımın, düşüncelerime attığı sarsıcı bir tokatın sonucudur bu yazdıklarım. Tokat değil ama küçük bir kardeş ya da dost tavsiyesi olan bu yazdıklarımı önce aynı coğrafyayı paylaştığım hayatlara ve daha sonra yüreğinde değerli duygular taşıyan tüm güzel insanlara ithaf ediyorum.</em></p>
<p><em> </em><em>Bir gün sevgide, aşkta ve muhabbette buluşmak üzere&#8230;</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/">Modern Zaman, Modern İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/modern-zaman-modern-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10153</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Veda Kokusu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 10 Jan 2017 14:21:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6722</guid>
				<description><![CDATA[<p>Vedalar bu dünyadaki en çirkin şeydir belki de. O buz gibi otogarda, cam kenarında son kez gördüğün bir surat, son kez sarıldığın bir gövde.. Bununla yüzleşmesi çok zor. Şu an hüngür hüngür ağlıyorum, başıma şiddetli bir ağrı saplandı. Öyle bir an gelir ki, otobüsün arkasından ağlayarak salladığın ellerini kesip atmak istersin. Öyle bir vakit gelir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/">Veda Kokusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vedalar bu dünyadaki en çirkin şeydir belki de. O buz gibi otogarda, cam kenarında son kez gördüğün bir surat, son kez sarıldığın bir gövde.. Bununla yüzleşmesi çok zor. Şu an hüngür hüngür ağlıyorum, başıma şiddetli bir ağrı saplandı. Öyle bir an gelir ki, otobüsün arkasından ağlayarak salladığın ellerini kesip atmak istersin. Öyle bir vakit gelir ki, otobüs ayrı sen ayrı rotaları izlersin, adımlarınla birlikte soluğun da kesilir, ayakların kırılsın istersin.</p>
<p>Vedalarda bir koku yayılır her zaman, öyle bir koku düşün ki içine dolduğu anda ciğerlerini yakmaya başlayan. Öyle bir koku düşün ki, burnunun da kalbinin de direklerini kıran. Vedalar, vedalar.. Yüreğinin derinliklerinde dans eden o müthiş hatıralar..</p>
<p>Bazen kendimi bir durak gibi hissediyorum. Geceleri sarhoşların sızdığı, gündüzleri umutların yeşerdiği bir durak. Sürekli otobüsler kalkıp duruyor, tekerlekler dönmeye başlıyor, ne bana geliyorlar ne de benden gidiyorlar aslında. Aslında, hayat bizlere hep farklı rotalar sunuyor, başkalaştırıyor. Gün gelir yağmurda sığınak, gün gelir rüzgarda kalkan olurum ben. Sevdiklerim, özlediklerim hep o soğuk otobüslere binip giderler. Kalpsel yalnızlığı son zerresine kadar hissederim, üşümeye başlar ellerim..</p>
<p>Birileri hayatta bize tesadüf ederler, misafirlik bittiğinde kader oluverirler. Birileri bizlere merhaba diye seslenir her zaman, bir sonraki elvedaya kadar. Veda dediğimiz, boğazımızda düğümlenen o hain yumruk değil midir? Veda dediğimiz, yanaklarımızdan süzülen o masum yaşlar değil midir? Çok tuhaf ve anlamsız ya, şu an ben yazıyorum sen okuyorsun. Sen kimsin, ben seni tanımıyorum. Ama eminim senin de vedaların olmuştur, sönmüştür umutların. Sen de benim gibi söz vermişsindir gözlerine, bu kez ağlamak yoktur diye. Ama vedalar ağlatır, vedalar çürütür. Otobüsün hareket edişi, trenin kalkışı, uçağın süzülüşü ya da bir vapurun dalgalara sarılışı..</p>
<p>Ne fark eder ki, götürür vedalar sevdiklerimizi.</p>
<p>Daha o yanındayken bile kendini hazırlamaya çalışıyorsun gelip çatacak hain veda zamanına. Gözlerin doluyor arkanı dönüyorsun, göğüs kafesine bir avuç zehir bırakıyorlar sanki. Bilmem kaç dakika sonra ayrılacak olmanın verdiği tarifsiz acı ile çalkalanıyorsun ya. Son kez yediği bir yemek, birlikte ettiğiniz o son sohbetler.. Vallahi çok kötü be, vallahi dayanılmaz bir şey bu. Şimdi bu koca şehirde ne yapacaksın ki? Nerede o gözyaşlarını silen parmaklar? Nerede sevda kokan o saçlar? Ulan bu dünya hep bir şeyleri alıp götürüyor. Belki otobüsün lastiği patlar da biraz daha yanında kalır diye dualar ettiğin bile oluyor, bütün seferler iptal olsun diye yalvarıyorsun. Ama gidiyorlar ulan işte, o otobüse binip yavaş yavaş kayboluyorlar. Bir biz gidemedik şöyle, bu kadar yüreksiz olamadık.</p>
<p>Hani kahve yapmak için cezvede ısıttığın su bir süre sonra buharlaşmaya başlıyor ya, işte tam da öyle bir şey oluyor bu içine tükürdüğümün vedalarında. Vedalaştığın insan otobüse binmiş ve gidiyor ya hani, işte o an kalbinin çığlıkları gözlerinden okunuyor. O kadar çaresiz ve ıslak bir adam oluyorsun ki sorma, bağdaş kurup oturuveriyorsun öylece. Titriyor dizlerin, saçların adeta hüzün kokuyor. En acısı da ne biliyor musun, &#8220;onlar&#8221; bunu hiçbir zaman bilmiyorlar. Onlar bu duyguyu bilmiyorlar. Bir de son kez gözlerinin çarpıştığı anda, üzülmesin diye sahte bir gülücük konduruyorsun ya dudaklarına. İşte bunun bir açıklaması yok, bu tünelin bir çıkışı yok. Belki bir deniz kenarında dalgalara anlatırsın, belki dağlara taşlara haykırırsın derdini. Belki de benim gibi sararmış kağıtlara dökersin hislerini. Veda peronundan kalkan otobüsler yalnızca sevdiklerini değil, kocaman bir umudu da götürüyorlar..</p>
<p>Beyninin içinde yankılanan acı keman sololarıyla birlikte ayrılıyorsun oradan, sokaklarda kimsesiz gibi yürüyorsun. Bu dakikadan sonra yapacak çok da bir şeyin kalmıyor. Ne yapabilirsin ki, umudunu kaybetmiş ve çaresiz kalmış bir adamsın artık. Önce, onu senden koparan otobüs firmasına nefret duyuyorsun, ofislerini basıp cam çerçeve indiresin geliyor. Hava kararınca oturup bir güzel ağlıyorsun, ama en derininden böyle. O veda sahnesi kafanın içinde dönüp duruyor, uyumak istiyorsun sadece. Ertesi gün kalktığında becerebilirsen üç-beş saniye düşüncesiz kalıyorsun. Sonra, yeniden başlıyor altın portakal ödüllü dram sahneleri. Kafanı dağıtmak için bir arkadaşınla mı buluşursun, kendini işine gücüne mi verirsin bilemem. Ne yaparsan yap geçmiyor ama haberin olsun, yalnız kaldığın anda bir ayrılık türküsü fısıldıyor dudakların. Bu arada takvim yaprakları birer birer dökülmeye başlıyor. Hafta ve ay dönümlerinde iç geçiriyorsun kendi kendine, acını paylaşmak istedikçe kimsenin seni anlamayacağı duygusu yıpratıyor yüreğini. Sonra ne mi oluyor?</p>
<p>Sonra, unutmaya başlıyorsun, aslında sana öyle geliyor. Zaman, her zaman olduğu gibi uyuşturuyor seni. Merhaba artık sen de bir bağımlısın, her geçen dakika daha fazla uyuşuyorsun. İnce bir yaş süzülüyor gözlerinden ve ona ithaf ettiğin bir sigara ateşliyorsun. Vedalar, senden birçok şeyini almış götürmüş aslında, ama inan bana ruhun bile duymuyor. Güneşinin ısısı, yıldızının ışığı eskisi gibi olmuyor ne yazık ki. Gülüşlerin biraz daha sönüyor, yağmurun sağanağa, rüzgarın kasırgaya dönüşüyor. Anlayacağın hiç de hoş olmuyor be, bu ceket sana hiç yakışmıyor..</p>
<p>Ben, yolu sevgiden geçenlerin durağıyım diyorum kendime. Şu depresif çocuk var ya hani, işte o hiç usanmıyor duygulanmaktan. Korkmuyor acılarının üstüne üstüne gitmekten. Bir de biliyor musun, ben hala ara sıra otogara giderim. Belki acım durulur diye, belki birisi kendini yalnız hissediyordur diye, belki veda edeni olmayan birisi vardır diye. Tanımadığım hayatların arkasından el sallarım, otobüslerin ilerleyişlerine bakarım. Gözlerin bağışıklık kazanıyor bir süre sonra, alışıyorsun kaybolan umutlarına. Bir girdap oluşuyor zihninde, düş sahnelerinde şiirler okuyorsun durmadan. Ama inan bana, yüreğin yaşlar dökmeye devam ediyor, bir sigara yakıyorsun ve seyrediyorsun öylece..</p>
<p>Bildiğim tek şey vedalara asla veda edemeyecek olmamız, onlar hep içimizde kalacak…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/">Veda Kokusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veda-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Virgül Zamanı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 07:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6612</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.“ İçimde tanımlayamadığım bir his var. Kelimeler dönüp duruyor kafamın içinde, bir şeyler beni yine yazmaya itiyor. Sanki uzaklardan tanımadığım birisi geliyor ve içimdeki bu tarifsiz hissin üzerine bir avuç toprak bırakıyor. Gözlerimde mevzilenmiş kalp yaşlarım birer ikişer o toprağın kucağına düşüyorlar. Ben yine ağlıyorum, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/">Virgül Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.“</p>
<p>İçimde tanımlayamadığım bir his var. Kelimeler dönüp duruyor kafamın içinde, bir şeyler beni yine yazmaya itiyor. Sanki uzaklardan tanımadığım birisi geliyor ve içimdeki bu tarifsiz hissin üzerine bir avuç toprak bırakıyor. Gözlerimde mevzilenmiş kalp yaşlarım birer ikişer o toprağın kucağına düşüyorlar. Ben yine ağlıyorum, tekrar birikiyorum hiç bilmediğim bir rotaya. Anlayacağın bu gece de içimde bir yerler çok acıyor, hislerim hiç olmadığı kadar kanıyor. Ne yapacağımı bilmeyen bir haldeyim, çaresizim. Sonra, bir sigara daha işte..</p>
<p>Kendi hayatıma baktığımda hep bir zamanlama hatası var. Şu an fark ettim de telefonum bile iki dakika geride kalmış. Güneşim zamansız doğup, çiçeklerim ürkekçe açıyor. Ben bu dönüp durmaktan bir an olsun yorulmayan dünyada sabit kalmış, hep bir şeylere geç kalıyorum. Ne diyeceğimi, ne düşüneceğimi bilemiyorum bazen. Aynalarım teker teker kırılmaya başlıyor, ellerim bu sefer daha bir derinden titriyor. Düş sahnemin içinde öylece bakınıyorum sadece.</p>
<p>Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Sevdiklerim, dostlarım.. Birer birer küçülecekler dikiz aynasındaki arabalar gibi. Zaman öyle bir uzaklaştıracak ki bizleri, bu hissi tarif edecek tek bir kelime dahi bulamayacağım. Belki oturur biraz şiir yazarım, belki de saatlerce boş bir duvara bakarım. Ciğerimdeki o vicdansız acı hiçbir zaman dinmeyecek biliyorum. O gün geldiğinde, pişmanlıklar bir dağ olup boğazımda düğümlenecek. Ayrılık vakti gelip çattığında, yapraklar daha bir yorgun savrulduğunda, yavrusunu kaybeden bir köpek gibi çaresizce bakacağım. Benden başka kimse bu anlamsızlığı anlayamayacak. Dediğim gibi, hep bir zamanlama hatası var benim hayatımda. Yağmurlar yine zamansız yağacak, rüzgarlar fırtına olup saçlarımı savuracak..</p>
<p>Bakma bu kadar duygusuz göründüğüme, aldırma olaylara sessiz kalışlarıma. Ben her şeyi, herkesi öyle bir özleyeceğim ki… Bugüne kadar özlemek nedir bilmeden özledim demişim. Ben o gün öyle bir öğreneceğim ki özlemeyi, sözlüğümdeki kelimelerin anlamları değişecek. Umut, canımı acıtan bir kavram olacak. Kavuşmak, yalnızca bir hayal gibi duracak. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Belki bir otobüs belki bir tren götürecek beni, hızlanan soluğum ve titrek yüreğim eşlik edecek benliğime. Resmi sponsorum olan gözyaşları, daha bir saracak artık yanaklarımı. Biliyorum, ben yine yorgun ve kaybetmeyi kabullenmiş adamı oynayacağım. Daha bir çekileceğim o sert kabuğuma.</p>
<p>Hayaller hep hayaldi, umutlar da hep bir umut işte. Yakıverirsin acılı bir sigara, gömülen düşlerinin selasını okursun sessizce. Artık daha bir nefessiz kalacağım, daha bir tükenmiş. Bu dünyada gücümün yetmediği tek şey zamandır belki de. Ah şöyle bir kırabilseydim ağzını burnunu. Hiç tek yakalayamıyorum ki onu, yanında ya akrebi var ya yelkovanı. Bugüne kadar benden ne de çok şey çaldı. Hissediyorum, çok yakında benden alıp götüreceği değerlerin planını kuruyor yine. O vakit geldiğinde değişecek o güzel insanlar, o müthiş hatıralar. Zaman, vapurlarına birer birer bindirip uzaklaştıracak benden. Benim olan tüm güzellikler, bende kalan çirkinliklere dönüşecekler. Bir avuç hayal kırıklığına, çirkin birer kabuslara.</p>
<p>Diyorum ya, ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak&#8230;</p>
<p>Sevdiğim kadının gövdesi bir başka gövde ile buluşacak, elleri bir başka hayatın elleriyle huzur bulacak. Dostlarım daha bir başka çaylar içecekler, daha demli böyle. Sohbetlerde ismim, hafızalardan suretim kalkacak. Yeni binalar inşa edilecek, yeni caddeler keşfedilecek. Bir gün ben “çıkmaz sokak” olacağım. Tanıdığım kimse oraya girmeyecek sanki. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Öyle ihtimal vermeyen kararlı gözlerle bakma bana, zaman dediğimiz şey bunu da başaracak. Buzdolabında unutulmuş yarım limon kadar donuk ve çaresiz kalacağım. İşte o gün ne tadım ne de tuzum olacak.</p>
<p>Hiç bu kadar ciddi ve derinden düşünmemiştim ayrılığı. Daha şimdiden böyle hançer saplayabiliyorsa ruhuma, bir an önce gömün beni gitsin anasını satayım. Çünkü kendimi biliyorum, kendimi tanıyorum. Ben kaldırırım ulan, valla bak. İnan bana çok ağır gelir, dayanamam ben böyle şeylere. Bir koku yayılıyor ansızın ve kırıyor burnumun direklerini.</p>
<p>Duygusuzca harcadığım vakitlerin hesabı sorulacak benden. Söyleyemediğim bir söz, duyamadığım bir ses, beceremediğim bir sarılış kiralık katil gibi dikilecek karşımda. Gönül cephanemdeki bütün silahları bırakıp teslim olacağım o buz gibi kalıplaşmış gerçekliğe. Ah ne de çok şey var zihnimi bulandıran, ne çok hatıra. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak. Dudaklardan dökülen heceler sessizliğe, sessizlik karanlığa, karanlık bir sonsuzluğa, sonsuzluk yeni bir serüvene dönüşecek. O vakit geldiğinde, o zehir gibi kapı zili çaldığında ben çok uzaklarda olacağım. Kendimden bile uzaklarda, tanımadığım bir köşe başında. Bayağı bir ağırmış sonrasını düşünmek, katlanılmazmış. Ciğerine oksijen değil de katran karası acılar doldururmuş.</p>
<p>Korktuğum her şey başıma geliyor tarzı sözler vardır bilirsin. Keşke benim korktuğum şey başıma gelse ya da ben onun yanına gidebilsem. Korkmadığım, daha önce aklımın ucundan bile geçmeyen bir şey bekliyor şimdi beni. Hiç ihtimal vermediğim duygular, “ne olacak sanki” dediğim bir his bulutu açmış kollarını beni çağırıyor. Takvimler daha bir hızla tükeniyor, günler kısalıyor. Mecburiyetlere mecbur olduğumu bir kez daha anlıyorum.</p>
<p>Bir yandan da özlenmeyi istemiyorum biliyor musun? Çünkü özlemek kötü ulan, en kötüsü. Kimsenin sırtına bu ağırlığı, gözlerine bu yaşları yüklemek istemiyorum. Ben özlerim en şiddetlisinden, ben seve seve zehir ederim gecelerimi. Benden kilometrelerce uzakta olan sevdiklerimi inan hiç üzmek istemem. Yolunu kaybeden seyyah, bahtsız bedevi ben olurum anasını satayım. Çaylarını şekerli içsinler, yoğurtlarını kaymaklı yesinler. Ben zift gibi çayları da ekşimiş yoğurtları da kabul ederim. Yeter ki üzülmesin küçük bir tebessümüne hasret kalacağım insanlar. Mutluluğu onlar, kederleri ben tadayım. Böylesi daha iyi olacak…</p>
<p>Ben duygusal bir adamım, bir çocuğum. Pek belli etmesem de derinden yaşarım bu sahte hayatı. Deliler gibi ağlarım ben, hiç kimseye de çaktırmam. Topallayan bir kedi gördüğümde, bir çocuğun ayağındaki yırtık terliği fark ettiğimde içten içe hüngür hüngür ağlarım. Hal böyle iken bir de bu ayrılık çıkacak karşıma. Soğuk gözlerle belirecek karşımda. Korkuyorum ulan, korkuyorum. Böyle küçükken korktuğumuzda yorganı üzerimize çeker sessiz sessiz ağlardık ya hani. İşte tam da öyle korkuyorum. Üstelik üzerime çekecek, bana kol kanat gerecek bir yorganım bile yok. Ne yapayım ben şimdi? Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak işte. Gitmediğim sahili, sevmediğim güneşi, yüzüme dokunmasından rahatsız olduğum rüzgarı bile özleyecekmişim gibi geliyor. Hiçbir şeyi bilemiyorum..</p>
<p>Lafı fazla uzatmayayım, o vakit bir nefes kadar yakındır artık. Habersiz çekilen fotoğraflar daha doğal olur her zaman. Diğer türlü sahte bir poz verirsin objektiflere. Keşke habersiz ve masum bir fotoğraf gibi olsaydı bu ayrılık. Bugüne kadar girdiğim o “aman ne olacak sanki, herkes gidecek oğlum” pozları bu kadar acıtmazdı yüreğimi. Bilmiyorum ya, belki o kadar da kötü olmaz. Belki düşüncelerim indirip pantolonunu beynime tecavüz ediyordur yine. Psikoloji meselesi bu, insanın en mahremi olan hani. Yine de her şeye rağmen yüzleşmek çok ağırmış ben onu anladım. Öyle artist artist cümleler kurmakla, boyundan büyük laflar etmekle olmuyormuş bu iş. Keskin bir manevrayla çiziyormuş adamın karizmasını işte.</p>
<p>Sonrasında ne olur bilemem, bildiğim tek şey dev bir kapana kısıldığım. Her zaman ikinci bir yol, cepte kalan bir B planı vardır. Ama şimdi hiçbir şey yok, valla bak yapacak hiçbir şeyim yok. Otobüs kaçtı bir kere, peşinden kendini yırtarak koşsan ne fayda. Şimdi dudaklarımda bir sigara, önümde mevzilenmiş ağzına kadar dolu bir küllük ve kafamın içinde dönüp duran düşünceler eşliğinde anlamsızca bakıyorum 30W sarı renkli ampüle. Bir yandan korkuyor bir yandan hala rol kesmeye çalışıyorum. İyice kafayı yedim anlayacağın. Bu ağır yüzleşme inan çok yordu beni. Şu an halimi görsen güzel bir yemek ısmarlar, cebime harçlığımı koyar iyi dileklerini sunarsın. Bildiğin balıkçı oltasına takılmış az sonra plastik kovaya koyulmayı bekleyen ve ne olduğunu hiçbir zaman anlamayacak olan bir palamut gibi hissediyorum kendimi. Hem o çok sevdiğim denizimden ayrılıyor hem de nefessiz kalıyorum.</p>
<p>Bir sonraki kelimeye kadar kocaman bir virgül koyuyorum hayatıma..</p>
<p>Hani bir kitap alırsın da sıkılıp yarıda bırakırsın böyle. Zaman geçtikçe tozlu raflar sarartır sayfalarını. Bir gün ansızın aklına geldiğinde kaldığın yerden devam etmek istersin. Tuhaf ve içini ürperten hoş bir koku yayılır oradan. Ben gideceğim bir gün ve geride bıraktığım her şey anlamsız kalacak.</p>
<p>Herkes ne kadar da güzel kokacak öyle, ne kadar acıklı…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/">Virgül Zamanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/virgul-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6612</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Modern Dünya Efendisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 07:32:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Soner Süren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6607</guid>
				<description><![CDATA[<p>Merhaba insanlar, merhaba hayatlar, yaşantılar. Ben sizin efendinizim, siz de benim hizmetkarlarım. Şu anda odanızın bir köşesinden yazıyorum sizlere, evinizin en güzel yerinden, yatağınızın hemen dibinden. Evinizin en güzel yerinden olmaktan mutluluk duyuyorum, yatağınızdan süzülen nefesinizi duymaktan da öyle.. Dün, bugün ve yarın.. Verdiğim görevleri yerine getiriyorsunuz, hem de hiçbir şekilde isyan etmeden. Açık konuşayım [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/">Modern Dünya Efendisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Merhaba insanlar, merhaba hayatlar, yaşantılar.</p>
<p>Ben sizin efendinizim, siz de benim hizmetkarlarım.<br />
Şu anda odanızın bir köşesinden yazıyorum sizlere, evinizin en güzel yerinden, yatağınızın hemen dibinden. Evinizin en güzel yerinden olmaktan mutluluk duyuyorum, yatağınızdan süzülen nefesinizi duymaktan da öyle..</p>
<p>Dün, bugün ve yarın..<br />
Verdiğim görevleri yerine getiriyorsunuz, hem de hiçbir şekilde isyan etmeden. Açık konuşayım başlangıçta bu kadar itaat edeceğinizi düşünmüyordum, çünkü sizde çok değerleri bir şey vardı, beyinleriniz..</p>
<p>Tek bir ok dahi atmadan, küçük bir kurşun dahi harcamadan himayeme aldım sizleri, en büyük silahınızı neden kullanmadığınızı hala düşünüyorum. Kıyafetler pek yakıştı sizlere, bindiğiniz arabalar, oturduğunuz evler de öyle aslında. Kıyafet, araba ve evler alabilirsiniz tabi ki, ama benim istediğim ve benim sevdiğim marka, modelleri almanız ayrı bir mutlu ediyor işte. Hayatınızı bana göre şekillendirmeniz, her söylediğimi sorgusuz sualsiz kabul etmeniz ve bundan keyif almanız.. Kısacası borçluyum sizlere, beni onurlandırdınız.. Siz böyle himayemde oldukça, sizleri asla yalnız bırakmayacağım ben merak etmeyin. Bugün de istediğim yerlere gittiniz, arkadaşlarınızla konuşurken en sevdiğim cümleleri kullandınız ve en önemlisi benim felsefemi kendi hayatınızın merkezi yaptınız.</p>
<p>&#8221; Beni, hayatınızın merkezi yaptınız.. &#8221;</p>
<p>Ben kim miyim?<br />
Ben sizin bildiğiniz tek gerçeğim, şu anda benim söylediklerim dışında hiçbir gerçeği kabul etmeyen bir kuşaksınız, bir nesil, bir topluluk. Ben size ne istersem söylerim, siz de dinlersiniz. Benim ucuz yalanlarım sizin gerçekleriniz oluverir, anlayamazsınız. Asıl gerçek olan yüzünüze çarpıldığında alaycı bir gülümseme atarak &#8216;hayır&#8217; dersiniz, &#8216;yalan bu…&#8217; Gerçek ve yalan olgularınız bile bana bağlı artık, siz benim kölelerimsiniz. Genç, yaşlı, erkek, kadın hiç fark etmiyor, hepiniz birsiniz. Özellikle şu sıralar genç olanlarınızın hizmetlerinden pek memnunum, emirlerimi eksiksiz yerine getiriyorsunuz. Size söylediğim, dinlettiğim ve izlettiğim her şey bir yalan, ben kocaman bir yalanım aslında. Hayatınız boyunca çıplak gözlerle göremeyeceğiniz, isteseniz de dokunamayacağınız insanların peşinden sürüklerim sizleri, ruhunuz bile duymaz. Onlara hayran ederim sizi, küçük köleler haline gelirsiniz. Ben olmasam onlar da var olamazdı, siz onlara bir masal gibi inandıkça ben daha da güç kazandım. Bütün taktik ve stratejim bunun üzerine, ben kimi istersem o konuşur, ben kimi seçersem o masallar anlatır sizlere..</p>
<p>Ben gerçek değilim, ben heybetinden dünyayı değiştirmiş ve değiştirecek bir canavarım artık. Ben bir hayalim, bir hikaye, bir masal. Bedeninizdeyim artık, ruhunuzda ve kalbinizde. Benliğiniz oluverdim, tutkularınız, aşklarınız, zevkleriniz de oldum ben. Biliyor musunuz, gözlerinize karanlık bir uyku gibi çöken şey benim, ben ne dilersem siz yerine getirirsiniz. Benliğiniz de ben oldum, gerçekleriniz de. Ama ben kocaman bir yalandan ibaretim, dehşet verici ve ürkütücü bir yalan..</p>
<p>Bütün kültürünüzü yok ettim, yaktım savurdum inançlarınızı.<br />
Sevdiğiniz ne varsa değiştirdim, baş tacınız oldum. Anneler, babalar çocuklarınızı siz değil ben büyüttüm! Sizin öğretileriniz değil, benim kurallarım geçerli.</p>
<p>Diyorum ya, en başta bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim.<br />
Peki, siz beyinlerinizi kullanmayı neden düşünmediniz?</p>
<p>Ben hayatınızın tam ortasında duruyorum ve sizi zaman gibi uyuşturup, kontrol ediyorum. Artık evinizin sahibi ben, konuklar sizsiniz. Sizlere çay da yok, kahve de. Süslere gizlenmiş zehirler, ruhunuzu emen yalanlar veriyorum sizlere. Bir televizyonum ben, bir telefon. Medyayım ben! Popüler kültürüm! Bir yalandan ibaretim, bir uyuşturucuyum ben. Var mı bir itirazınız? Siz, modern kölelersiniz. Ben bir kabusum, masum yaşantılarınıza çöken. Ama asıl suçlu ben değil, sizsiniz!</p>
<p>Kırın parçalayın beni, yakın yıkın, öldürün beni.<br />
Anlayın, yalanım ben işte yalan, kocaman bir yalan..</p>
<p>Ama tek bir gerçeğim var benim, bunu kim inkar edebilir ki?<br />
Yetişen son neslin, atası da benim kitabı da!</p>
<p>Narkozun etkisi geçtiği vakit, acı bir kahve ile kapınızı çalacağım. Dostça ve insanca…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/">Modern Dünya Efendisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/modern-dunya-efendisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6607</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
