<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Özhan Morkan &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/ozhanmorkan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 22:59:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Zamanın Kağıt Hali</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 08 Jul 2016 10:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[In Time (Zamana Karşı)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4331</guid>
				<description><![CDATA[<p>Justin Timberlake‘in&#160; In Time (Zamana Karşı) filmini izlediniz mi bilmiyorum. İşleyişi, oyunculuğu eleştirilebilir olan filmin konusu gayet sıra dışı, fakat her ne kadar sıra dışı görünse de aslında temelde günümüz dünyasının tam bir yansımasıdır. İzlemeyenler için kısaca özetleyecek olursam; film paralel bir dünyada ya da gelecekte geçiyor. In Time filmini ilginç kılan ise; tüm dünya [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/">Zamanın Kağıt Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Justin Timberlake</strong>‘in&nbsp; <strong>In Time (Zamana Karşı)</strong> filmini izlediniz mi bilmiyorum. İşleyişi, oyunculuğu eleştirilebilir olan filmin konusu gayet sıra dışı, fakat her ne kadar sıra dışı görünse de aslında temelde günümüz dünyasının tam bir yansımasıdır. İzlemeyenler için kısaca özetleyecek olursam; film paralel bir dünyada ya da gelecekte geçiyor. <strong>In Time</strong> filmini ilginç kılan ise; tüm dünya insan yaşamının zamanı üzerine kurulmuş olmasıdır. Yani herkes birbirine ömründen zaman verebiliyor ve alabiliyor. Tüm döngü insanların birbirine para vermesi yerine ömründen zaman vermesi üzerine kurulu ve tabi insanoğlunun olduğu her yerde ve tüm zamanlarda olduğu gibi kapitalist sistem bu dünyada da hakim. Yani birkaç kişide çok zaman var, büyük çoğunlukta az zaman var. Nitekim bu filmde de aynı şey söz konusu. Güçlü kapitalislerin yaşamak için milyonlarca yılı var, güçsüz fakirlerin ömürlerini kapitalistler sömürdüğü için &nbsp;kısacık yaşamları var.</p>
<figure id="attachment_4332" aria-describedby="caption-attachment-4332" style="width: 672px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4332 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=640%2C400" alt="In Time (Zamana Karşı)" width="640" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?w=672&amp;ssl=1 672w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/in-time-zamana-karsi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4332" class="wp-caption-text">In Time (Zamana Karşı)</figcaption></figure>
<h2>In Time (Zamana Karşı)</h2>
<p><strong>Zamana Karşı</strong> filmi her ne kadar fantastik görünse de metafiziki durum dışında günümüz dünyası da böyle değil mi? Para dediğimiz şey zamanımız değil mi? O parayı elde etmek için bir çoğumuz istemeye istemeye ömürlerimizden zamanlar harcamadık mı? Zamanımıza karşılık para almıyor muyuz?</p>
<p>Kapitalist mevcut dünya sistemi&nbsp; zamanımızı, ömrümüzü kendi ürettikleri bir kağıt parçasına değiş tokuş ile bizi birer köleye çevirmiş durumda. Şu zamanlarda buna modern kölelik diyorlar. Eski çağlardan kalan kölelik sisteminden hiçbir farkı yok. Tek farkı, nasıl bir köle olabileceğini seçme şansının olmasıdır. Yani sistem ve sistemin en başındakiler ömrümüzden harcadığımız zaman kadar bize bir şeyler veriyorlar.</p>
<p>Yapılan araştırmaya göre neredeyse %80’imiz yaptığı işten memnun değil, yani istemediğimiz bir şeyler yapıyoruz ve ömrümüzün çoğu zamanını buna adıyoruz. Başka bir şekilde açıklayacak olursam eğer; ayda 2000 TL maaş alan bir kadın ay sonunda yine kapitalist sistemin elinde olan sosyal ve güncel medyanın dayatmasıyla gidip 500 TL’ye bir çanta aldığında aslında o çanta ödenen 500 TL değildir. O kadın, o çantaya ömründen 1 hafta vermiştir, farkında değildir. Yine 5 yıl boyunca bir otomobil almak için 60 bin TL para biriktiren bir adam 5 yılın sonunda o arabaya 60 bin TL vermemiştir. O adam, o arabaya 5 yıl ömür vermiştir. 60 bin TL o adamın ömrünün kağıt formatıdır sadece.</p>
<p>Ömrümüzü kağıda çevirdiler ve adını para koydular. Bu parayı bizden almak için bin bir türlü sistem geliştirdiler. Moda dediler, trend dediler, hep daha fazla iste diye her yere sloganlar yaydılar&#8230; İnsanların ömründen çalarak zengin olmuş birini başarının sembolü, idol olarak gösterdiler.</p>
<p>Sadece bir defa yaşayacağımız bu hayatta ömrümüzün her bir saniyesi bile bu kadar değerliyken, günlerimizi, haftalarımız, aylarımız, yıllarımızı ömür hırsızlarına kaptırmamamız dileğiyle…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/">Zamanın Kağıt Hali</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/zamanin-kagit-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4331</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Emanet Vicdan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 May 2016 09:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3488</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsan bedenin yönetim mekanizmasının en başında kuşkusuz ki beyin vardır. Materyal olarak düşündüğümüzde, beynin salt bir mantıkla hareket etmesi gerekmektedir ki vücut fonksiyonlarını ele aldığımızda nitekim bu böyledir. Yani beyin, vücut içerisinde bir saniyede yaklaşık 18 bin karar alıp ve bu kararları gerçekleştirme emrini sinyallerle gönderdiğinde, hiçbir yağ enziminin, hiçbir proteinin, hiçbir hücrenin gözünün yaşına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/">Emanet Vicdan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan bedenin yönetim mekanizmasının en başında kuşkusuz ki beyin vardır. Materyal olarak düşündüğümüzde, beynin salt bir mantıkla hareket etmesi gerekmektedir ki vücut fonksiyonlarını ele aldığımızda nitekim bu böyledir. Yani beyin, vücut içerisinde bir saniyede yaklaşık 18 bin karar alıp ve bu kararları gerçekleştirme emrini sinyallerle gönderdiğinde, hiçbir yağ enziminin, hiçbir proteinin, hiçbir hücrenin gözünün yaşına bakmadan hepsinin de var olmalarının veya yok olmalarının kararını verir, ciddidir, kararlıdır, gözü pektir. Peki, aynı beyin değil midir ki bizi de yöneten? Bizi biz yapan, kararlarımızı veren, erdemlerimizi belirleyen, kişiliğimizi oluşturan, bizi en aciz hallere koyan ya da yücelten, mutlu edip yine kendi yaptığı bu mutluluğu hormonlar salarak taçlandırıp bizi kendimizden geçiren, bizi biz yaparken, o robot gibi salt mantıkla hareket eden beyin bir engelle karşılaşıyor sanki, ona hatalar yaptıran, onu gururlandıran, ona yaşadığını, var olduğunu hissettiren bir rakiple karşılaşıyor sanki, sık sık söz geçiremediği bir rakip, ona baharda bir çilek tanesini yerken salgıladığı mutluluk hormonlarından çok daha fazlasını salgılamasını sağlayan bir rakip, onu çıkmaza sokan ve bu çıkmazda tek başına bırakan bir rakip; vicdan…</p>
<figure id="attachment_3489" aria-describedby="caption-attachment-3489" style="width: 649px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3489 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg?resize=640%2C359" alt="Varlığından emin olduğumuz beynimizden ayrı tuttuğumuz fakat yine beynimizin içinde olan bir şey vicdan, bize en çok Tanrıyı hatırlatan, tüm dinlerin en büyük besin kaynağı vicdan, tüm dinlerin en büyük başarı kaynağı vicdan." width="640" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg?w=649&amp;ssl=1 649w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/emanet-vicdan.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3489" class="wp-caption-text">Varlığından emin olduğumuz beynimizden ayrı tuttuğumuz fakat yine beynimizin içinde olan bir şey vicdan, bize en çok Tanrı&#8217;yı hatırlatan, tüm dinlerin en büyük besin kaynağı vicdan, tüm dinlerin en büyük başarı kaynağı vicdan.</figcaption></figure>
<h2><strong>Vicdan</strong></h2>
<p>Varlığından emin olduğumuz beynimizden ayrı tuttuğumuz fakat yine beynimizin içinde olan bir şey vicdan, bize en çok Tanrı&#8217;yı hatırlatan, tüm dinlerin en büyük besin kaynağı vicdan, tüm dinlerin en büyük başarı kaynağı vicdan, ıssız bir ada da çukura düşmüş birisini her ne kadar beyne mantıksız gelse de hayatımızı kaybetme pahasına kurtartan vicdan&#8230; Hal böyle olunca vicdan, insanın bazen en zayıf yanı olmaktadır. Nitekim insanlığın var olduğu günden beri, insanları kullanmanın en kolay yolu, vicdanına dokunmak olmuştur; çünkü bir insanın vicdanına ulaşabilirseniz ona her şeyi yaptırabilirsiniz, iyilik de yaptırabilirsiniz, kötülük de&#8230; Dinler, var oluşumuzda yani doğamızda olan bu vicdana Tanrı&#8217;nın sesi, Tanrı&#8217;nın gözü diyor. Vicdanı bilinçaltımıza öyle bir tanıtmışlar ki sanki sürekli bizimle olan, attığımız her adımda,  bizimle yola çıkan, yaptığımız her eylemi ölçüp tartıp biçen ve Tanrı&#8217;ya not eden bir elçi gibi, sürekli patrona haber veren bir müdür gibi bir şey.  Halbuki vicdan bağımsızdır, özgürdür, en büyük rakibi beyne söz geçirmekten başka bir derdi yoktur; kimseye hesap vermez kimseden emir almaz, dinler tarafından müdahale edilmediği sürece iyiliğin tanımlamasıdır, dini yoktur. Siz hiç vicdansız bir hayvan gördünüz mü? Yiyebileceğinden fazlasını avlayan bir aslan? Kendi gibi melemediği için diğerine saldıran bir koyun? Veya beyaz olduğu için kutup ayısına saldıran bir ayı gördünüz mü hiç? Göremezsiniz; çünkü onların henüz müdahale edilmemiş bir vicdanı var, onların Tanrı&#8217;ya sürekli bizden haber götüren ve gerektiği zaman tüm suçu üzerine alacak emanet bir vicdanları yok! Onlar kendi vicdanlarına sahipler. Bırakın aynı dinden olmayı aynı mezhepten olmadığı için bir başkasının kafasını kesen bir işidlinin, sizce vicdanı yok mu? Ben söyleyeyim; var! Fakat emanet bir vicdanı var, yani ona yaptığı eylemin doğru olduğuna inandıran bağlı olduğu görüşten aldığı <strong>emanet bir vicdanı</strong> var. Koyu bir Hristiyan olan Hitler vicdanının Tanrı&#8217;nın sesi olduğuna inanmasaydı 40 milyon insanı öldürmeye cüret edebilir miydi? Siz hiç çevrenizde dolandırıcılık yapan, insan öldüren, hayvanlara eziyet eden bir Ateist gördünüz mü? Ben görmedim; çünkü onların bir hata yaptıklarında affedilmeyi diledikleri bir Tanrıları yok; çünkü onların bir günah işlediğinde günah çıkaracak bir pederleri de yok ve ya 40 defa tövbe edecekleri bir Allahları da yok, onların sevaplarına artı, günahlarına eksi yazan ve sonra artıların eksileri götürdüğü bir sistemleri yok, onların emanet bir vicdanları yok. Çünkü onlar ıssız bir adada kuyuya düşen adamı artı puan almak için değil vicdanlarını dinledikleri için kurtarırlar.</p>
<p>Doğduğu ilk günden beri kendisi ile beraber olan vicdanına el değdirtmemeli insan, onu söküp yerine emanet olan bir vicdan koymamalı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/">Emanet Vicdan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/emanet-vicdan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3488</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hiçbir Şeyim Ol!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 14 Apr 2016 15:12:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3165</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Sen benim hiçbir şeyimsin!” diyor Ahmet Kaya bir eserinde ve yine başka bir üstat Ahmet Altan, bir denemesinde: “Ne kadar güzel birbirimizin hiçbir şeyi olmak; çünkü bizi birbirimizin her şeyi olmaya mahkûm ediyor.” diyor. Ne kadar cesurca ne kadar yaşanmışlık dolu değil mi? Birbirimizin hiçbir şeyi olmak; umut dolu, tükenmemişlik dolu, başlangıç dolu&#8230; Birbirimizin her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/">Hiçbir Şeyim Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Sen benim hiçbir şeyimsin!” diyor Ahmet Kaya bir eserinde ve yine başka bir üstat Ahmet Altan, bir denemesinde: “Ne kadar güzel birbirimizin hiçbir şeyi olmak; çünkü bizi birbirimizin her şeyi olmaya mahkûm ediyor.” diyor.</p>
<p>Ne kadar cesurca ne kadar yaşanmışlık dolu değil mi? Birbirimizin hiçbir şeyi olmak; umut dolu, tükenmemişlik dolu, başlangıç dolu&#8230; Birbirimizin her şeyi olmanın ilk adimi, bir kavşakta buluşup, tek istikamete gidecek olan iki yolcuyu o kavşağa getiren iki farklı yol gibi bir şey.</p>
<p>Ne mutlu birbirlerinin hiçbir şeyi olarak yola çıkanlara! Çünkü o yolda birbirlerinin her şeyi olmaktan başka seçenekleri yoktur, tıpkı annelerimiz babalarımız gibi&#8230; Onlar, birbirlerinin hiçbir şeyiydi, hiçbir şeyiyken çıktılar yola ve bu yolda birbirlerinin her şeyi oldular. Yolculuk sırasında keşfettiler birbirlerini, bu yolculukta kenetlendiler, bu yolculukta hazımsayarak tanıdılar birbirlerini. Beraber mola verdiler, birbirlerinin hiçbir şeyi iken birbirlerinin en doğal hallerini gördüler, daha sonra da birbirlerinin her şeyi oldular. Onlar, yola çıkıp daha sonra sevenlerdendir; sevip de yola çıkanlardan değil!</p>
<p>Bizler, şimdilerde bunu çağ dışı sanıyoruz; çünkü biz önce seviyoruz, önce giriyoruz yasaklı bahçelere, tüm meyveleri tadıyoruz, keşfedilmemiş hiçbir liman bırakmıyoruz; birbirimizin açığında, en tanrısal haliyle görüyoruz birbirimizi. Yola çıktığımızda ise yorgun oluyoruz, bıkmış oluyoruz, tükenmiş oluyoruz. Birbirimizin önce her şeyi oluyoruz sonra da birbirimizin hiçbir şeyi olmaktan başka çare kalmıyor çıktığımız yolda.</p>
<p>Sevip, bitirip, tüketip, keşfedip, sıkılıp, bıkıp öyle çıkıyoruz yola, o yola hiçbir şey bırakmıyoruz. Kuru fasulye tabağımızdaki tüm etleri önceden yiyip kalanına katlanmak gibi bir şey&#8230;</p>
<p>Bizler, birbirimizin her şeyi oluyoruz şimdilerde, birbirimizi hiçbir şey olmaya mahkûm ediyoruz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/">Hiçbir Şeyim Ol!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hicbir-seyim-ol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3165</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Platon’un İnternet Alemi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Apr 2016 10:32:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2962</guid>
				<description><![CDATA[<p>Felsefeye biraz olsun ilgi duyanlar Platon’u ve onun neredeyse hepimize ‘aaa benim aklıma gelmişti aslında’dedirten ‘idealar alemi’ ütopyasını bilir. Kısaca özetleyecek olursak; bir idealar alemi var ve bu alem de her şey çok üstün ve kusursuz, bu kusursuzluğun yansıması ise, hayatı, yani bizleri oluşturuyor. Hatta bu ütopyasını mağarada yaşayan ve sadece gölgelerini gören ve bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/">Platon’un İnternet Alemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Felsefeye biraz olsun ilgi duyanlar Platon’u ve onun neredeyse hepimize ‘aaa benim aklıma gelmişti aslında’dedirten ‘idealar alemi’ ütopyasını bilir. Kısaca özetleyecek olursak; bir idealar alemi var ve bu alem de her şey çok üstün ve kusursuz, bu kusursuzluğun yansıması ise, hayatı, yani bizleri oluşturuyor. Hatta bu ütopyasını mağarada yaşayan ve sadece gölgelerini gören ve bu gölgeleri doğrultusunda yaşayan insanlar ile sabitler. Yani Platon’a göre bizler mutlak ve kusursuz bir gerçekliğin, gerçek olmayan birer yansımasıyız.</p>
<p>Ne kadar tanıdık değil mi? Şu son yıllara baktığımızda her geçen gün gerçeklikten uzaklaşıp o içine daldığımız internet alemine ne kadar benziyor değil mi? Tabi, ciddi bir farkla; Platon’un ‘idealar alemi’ ütopyasında, gerçeklik mükemmel ve kusursuzdur, yansıma ise gerçek olmayan ve bir çok açıdan noksandır. Bir çoğumuzu esir alan internet aleminde ise tam tersi bir durum söz konusudur. Yansımalarımız gerçekten çok üstündür bu alemde, çünkü bir açıdan da bu, hayaller aleminden gelen bir yansımadır.</p>
<p>Bu ortamda herkes mükemmeldir, hamal yoktur, temizlikçi yoktur, bulaşıkçı yoktur, satıcı yoktur, garson yoktur, bekçi yoktur, haa varsa bile geçici olarak icra ediyordur bu mesleği, ödenmemiş faturalardan bahsedilmez bu ortamda veya kırılan musluğu tamir etmek gerektiğinden, hastalıklardan konu açılmaz. Borçlu değildir kimse, arabası muhakkak vardır herkesin ama tamirdedir veya amcasının oğlundadır. Retrica ve diğer benzeri programlar sayesinde herkes güzeldir, herkes yakışıklıdır, yüzde pürüz yoktur, burun ışıktan görünmeyecek kadar küçüktür. Kahvesiz kitap, kitapsız kahve yoktur ve bu ikisinin olmadığı Instagram yoktur. Kısacası herkes olabilirsin bu alemde, her şey olabilirsin, istersen entelektüel, istersen hakim, istersen cool olabilirsin, kendin dışında her şey olabilirsin, kendin olamazsın ama, çünkü seni komplike bir şekilde sen yapan bir sürü unsurlardan oluşursun, ki internet aleminde bunlar olabilmek, bunları yapabilmek, imkansızdır, bağıramazsın örneğin, cimrilik yapamazsın, gözlerin yaşaramaz, ağzını şapırdatamazsın, anahtarın ile kulaklarını karıştıramazsın, sesin bile yoktur. Yani bu alem hayal alemidir aslında, gerçekliğimizden ayrılıp hayal süzgecinden geçen bir yansıma.</p>
<p>Yeni dünyada bu yalan alem artık bir çok ilişkinin temelini oluşturuyor, dostluklar, aşklar, işler, evlilikler bu gerçek olmayan alemde hayat buluyor ve gerçekliğe taşındığı zaman can çekişmeye başlıyor, çünkü gerçeklik kusurlar ile, hatalar ile acılar ile dolu, yalan alem ise gerçek hayatın parçaları olan bu sorunlar ile karşılaştığı zaman, sınıfta kalıyor, yani avatar filmindeki gibi mutlu sonuçlar her zaman yaşanamayabiliyor.</p>
<p>Platon binlerce yıl sonra, işleyişte farklı fakat temelde aynı olan ütopyasının gerçekleşeceğini bilse ve insanları yalan üreten birer robota çevirdiğini görse ne düşünürdü acaba?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/">Platon’un İnternet Alemi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/platonun-internet-alemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2962</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Acı Çekirdek ve Dost</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 25 Mar 2016 07:18:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2820</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hallâc-ı Mansûr’u taşlamak için boynuna kadar toprağa gömerler, toplanan kalabalık öfkeli bir biçimde taşlara sarılır, öfkelerinin nedenini bile bilmiyorlardır belkide; fakat kaynağı bellidir. Halk taşlamaya başlar, Hallâc-ı Mansûr bilgeliğinin verdiği sükunet ile sessizce acısına katlanır, o sırada oradan geçen dostu, olan bitenden habersizdir, kalabalığa yaklaşır, dostunu yani Hallâc-ı Mansûr’u görür. Boğazına kadar toprağın içindedir. Gördükleri [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/">Acı Çekirdek ve Dost</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hallâc-ı Mansûr’u taşlamak için boynuna kadar toprağa gömerler, toplanan kalabalık öfkeli bir biçimde taşlara sarılır, öfkelerinin nedenini bile bilmiyorlardır belkide; fakat kaynağı bellidir. Halk taşlamaya başlar, Hallâc-ı Mansûr bilgeliğinin verdiği sükunet ile sessizce acısına katlanır, o sırada oradan geçen dostu, olan bitenden habersizdir, kalabalığa yaklaşır, dostunu yani Hallâc-ı Mansûr’u görür. Boğazına kadar toprağın içindedir. Gördükleri karşısında kahrolur. Kalabalıktan birisi onun eline bir taş sıkıştırır ve atmasını söyler. Taşı atmaz, gider bir gül koparır ve o gülü dostuna, Hallâc-ı Mansûr’a atar. O ana kadar sessiz olan Hallâc-ı Mansûr, dostunun attığı gülü görünce sessizliğini bozar ve kısık bir sesle mırıldanmaya başlar “<em>H</em><em>i</em><em>ç</em><em> bir ta</em><em>ş</em><em> de</em><em>ğ</em><em>il yar yar dostun g</em><em>ülü</em><em> yaralad</em><em>ı</em><em> beni…</em>”</p>
<p>Hallâc-ı Mansûr’a bu kadar inciten, ona atılan taşlar değil, sadece bir gül, aslında gülün kendisi değil o gülün kimden geldiği, hayal kırıklığı…</p>
<figure id="attachment_2821" aria-describedby="caption-attachment-2821" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg" rel="attachment wp-att-2821"><img class=" td-modal-image wp-image-2821 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak-300x203.jpg?resize=300%2C203" alt="Dostluk dünyada ki en güzel renklerden biridir." width="300" height="203" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg?resize=300%2C203&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/dost-kalmak.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2821" class="wp-caption-text">Dostluk dünyada ki en güzel renklerden biridir.</figcaption></figure>
<p>Bir hayal büyüdükçe kırıklığı da o kadar büyür, bir dost içimizde büyüdükçe hayali de o kadar büyür. Bir dosttan beklentilerimiz büyüdükçe beklemediklerimiz de aynı ölçüde büyür; yani ilişkimiz derinleştikçe hasasiyetimiz bir o kadar artar. Bu tıpkı bir balon gibidir. İçi şiştikçe büyüdükçe dişi genişler, incelir, hassaslaşır. Bu yüzden hangimiz yakın bir arkadaşımız tarafından hayal kırıklığına uğramadık ki? Hangimiz ünlü tabirdeki gibi “Sırtımızdan vurulmadık ki?” Çünkü insanoğlu olarak doğaya aykırı olarak o kadar çok kavram geliştirip ve bu kendi icadımız kavramlara o kadar çok anlam yükledik ki, artık altından kalkamaz hale geldik. Doğa şartlarında hayatta kalabildikçe, yani açlıkla olan mücadeleyi kazanıp doğaya hakim geldikçe kavramlar üretmeye başladık ve her geçen yüzyıl bu kavramları tıkabasa duygu ile doldurduk ve sırtımızda bu yük ile ilerlemeye çalıştık. Yeni mücadele şeklimiz bu oldu. Aşk, ırk, özlem, özgürlük, din, aile, sevgi, dostluk…</p>
<p>Dostluk kavramı da bunlardan biri. Dostluk dünyada ki en güzel renklerden biridir aslında. Dostluk güvendir, dostluk sevgidir, dostluk keyiftir, dostluk gülümsemedir, dostluk mutlu anlardır, dostluk gökkuşağının yedi renginden biridir belki de; fakat tüm bunlar bir ölçüye kadar, zaten bir ölçüye kadar da olmalı, fazlası hayaldir. Çünkü hayalin sonunda ise kırıklık riski vardır. Dost arka bahçedir, seni çevreler kısmen korur, oynayabilirsin bu bahçede, şarkılar söyleyebilirsin, koşabilirsin örneğin veya kumdan kaplumbağalar yapabilirsin ama yağmur yağana dek&#8230; Yağmur yağdığında başındaki tavan olmaz dost, olamaz, sana bahçe olmuştur, ev değil, ev olmasını beklediğin an işte o an hayal kurmuşsundur ve yağmurun ilk damlasıyla hayal kırıklığı mutlak sondur…</p>
<p>Dostluk hassas çizgilerde  o çizgilere basmadan yürümeye çalıştığımız hızlı bir koşudur. Başı ortası sonu sürekli değişir. Bir avuç çekirdeğe benzer, çitlemeye başlarsın, tadı enfestir, aralarından bir tane çürük çıkar ve bütün ağzının tadını bozar. Sonra o acı tadı geçirmek için onlarca çekirdek yemen gerekir. İşte dosta karşı her eylemimiz, her tutumumuz birer çekirdek tanesidir. Bir tane acı, tüm tadı unutturmaya kafidir ve yine bir tane acı, ondan sonra gelecek olan onlarca tadı bastıracak kadar unutulmazdır…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/">Acı Çekirdek ve Dost</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/aci-cekirdek-ve-dost/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2820</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyalektik Hayattır</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Mar 2016 07:18:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özhan Morkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antitez]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2765</guid>
				<description><![CDATA[<p>Aynen böyle söyledi, henüz 18 yaşındayken emekli bir mali müşavire “diyalektik nedir?” diye sorduğumda, çok yuvarlak, çok az süslü buldum o yıllarda bu açıklamayı, çünkü diyalektik sözcüğü başlı başına çok süslü bir sözdü açıklamasında bir o kadar demagojik olmalıydı benim için. Fizik dersinde sık sık duymaya başlamıştım tez, antitez, sentez iste bu diyalektiktir diyordu ders [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/">Diyalektik Hayattır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Aynen böyle söyledi, henüz 18 yaşındayken emekli bir mali müşavire “diyalektik nedir?” diye sorduğumda, çok yuvarlak, çok az süslü buldum o yıllarda bu açıklamayı, çünkü diyalektik sözcüğü başlı başına çok süslü bir sözdü açıklamasında bir o kadar demagojik olmalıydı benim için. Fizik dersinde sık sık duymaya başlamıştım tez, antitez, sentez iste bu diyalektiktir diyordu ders kitapları. O sıralara aydın olmaya çalışan her genç gibi marksizme de merak salmıştım Engles’in doğanın diyalektiği kitabını da görmüştüm kütüphanede, tabi benim için kitapta ne yazıldığını bilmekten çok böyle bir kitabin olduğunu bilmek ve ileride bir cümle de bu kitaptan bahsetmek daha ilgi çekiciydi, kısa yoldan içi boş bir aydınlık taslamak için birebir bir yöntemdi bu. Aslında farkında olmadan ileride diyalektiğim olacak bir hayatin tezini, beklide antitezini oluşturuyordum, çünkü müşavir amca haklıydı diyalektik hayatin ta kendisiydi ve bu öğrendiklerim ve öğrenemediklerim benim tezimdi ve bunlara yarattığım antitezler ile etkileşime girecek ve sentez oluşturacaktı sentez ise beni ben yapacaktı…</p>
<p>Evet öyleyiz bizler birer sentezsiz doğanın senteziyiz ve bu baş dondurucu diyalektiğin içerisinde baslı başına birer sentez ama genel kapsamda birer teziz, birer antiteziz, diyalektik eğer gerçekten hayat ve sonuç sentez ise bizler tez olabildikçe, antitezin varlığına katlanabildiğimiz ölçüde hayatta sayılmaz mıyız? yani farklılıklarımız ile hayatin iskeletini oluşturuyoruz, farklılıklarımız, zıtlıklarımız bu hayati bu kadar renkli kılıyor, her yerin tek renk olduğunu düşünsenize her yerin bembeyaz olduğu bir yerde beyazı fark etmek mümkün müydü o zaman? beyazın içerisindeki bir nokta siyah leke bile beyazı görmemize olanak tanır, yani bir şeyin olabilmesi için “o şey olmayanın” olması gerekir, sentezin olabilmesi için tezin ve antitezin olması gibi, farklıklar hayatin bu kadar içindeyken bu kadar hayatin kendisiyken farklılıklara olan yaklaşımımız ne kadar yanlış ve doğallıktan uzak değil mi? sıvıyı sıvı yapan kati iken, güzeli çirkin, zayıfı şişman, kolayı zor, hükümdarı köle, yükseği alçak, kısayı uzun, Amerikalıyı Rus, Türkü Kürt, zenciyi beyaz.</p>
<figure id="attachment_2766" aria-describedby="caption-attachment-2766" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg" rel="attachment wp-att-2766"><img class=" td-modal-image wp-image-2766 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg?resize=450%2C222" alt="Tez ve antitez ile farlılığımızın farkına varabiliriz." width="450" height="222" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/fire-water-mind-11B9-65A4-8D4E.jpg?resize=300%2C148&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2766" class="wp-caption-text">Tez ve antitez ile farlılığımızın farkına varabiliriz.</figcaption></figure>
<p>Farklıya bizde olmayana olan bu tutumumuz neden? Belki de doğamızda var bu, bizden olmayana katlanamayışımız, bizden olmayanı bize benzemeyeni kendimize benzetmek, içgüdüsel bir dürtü belki de, her şeyin en iyisini bildiğimiz yanılgısından geliyor belki de, içinde bulunduğumuz hayattaki doğruların mutlak doğru olduğu yanılgısından belki de, annemizden daha güzel yemek yapabilecek bir annenin olamayacağına inanmamızdan, tuttuğumuz takımdan daha iyi bir takim olmayacağından, inandığımız dinin mutlak doğru olusuna inanmamızdan belki de. Veya körü körüne en üstün saydığımız ırkımıza olan inancımızdan. Düşünsenize hala yılda milyonlarca insan farkında olmadan diyalektiğin bir parçasını oluşturuyor ve kendi seçimleri olmayan bir din veya yine kendi secimi olmayan ırkı için savaşıp can veriyor ve can alıyor, etrafındaki herkesi Müslüman yapmak için savaşan bir radikal İslamcıyı düşünün ve tüm dünyayı müslüman yapmayı başardığını varsayın, e bu durumda kim cennete gidecek kim cehenneme nasıl belirlenecek? yani aslında İslamın ve diğer bütün dinlerin doğasında diyalektik mevcut yani seçtiğin saf senin sonunu belirliyor, yine ırkçı bir Amerikalıyı ele alalım tüm dünyayı Amerikalılaştırdığını düşünelim, bu durumda dünyadaki bütün kaynaklar eşit bölüşülecek eğer eşit bölünürse nasıl şuandaki kadar yüksek refahta yaşayabilirler ki? yani bir Afrikalının bir Afganistanlının pastadan düşen payını elinden almadan nasıl şimdiki kadar zengin yaşayabilirler ki? Acılarımız; acılarımız olmadan nasıl mutlu zamanlarımızın farkına varabiliriz ki? Acısız mutlak bir mutluluğun var olması mümkün mü? Siz hiç salt mutlu olan birine rastladınız mı? en mutlu görünen insan bile doğal yollardan eğer uzun sure bir acı yaşamadı ise ölüm korkusuyla, yalnızlık duygusuyla, başkalarına acıma duygusu ile kendine suni acılar çıkarır ki o andan sonar mutlu olabilsin, yani diyalektiğin ta kendisini yapsın, yani mutluluğu tek başına sentezi olmayacağı için ona bir acı üretir insan veya var olan acıları bu görevi yapar sonuç olarak mutluluk ve acı sentezi oluşturur ve tüm bu olgu diyalektiği yani hayati.</p>
<p>Yani bizi biz eden de, bizi siz eden de, hepimizi onlar eden de farklılıklarımızdır.</p>
<p>Çünkü farklılıklarımız hayatin kendisi olan diyalektiğin birer tezi birer antitezidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/">Diyalektik Hayattır</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/diyalektik-hayattir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2765</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
