<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Melik Uysal &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/mehmetmelikuysal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 07 Jun 2019 08:06:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Bir Garip Hayat Hikâyesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Jun 2019 05:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17965</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ne kadar alacaklı görünse de hayat, bazı insanlara mutlu son borcu vardır. Leyla’nın yanındaydım o gün. Sene 98. Yıllar önce okuması gereken ona ait bir mektubu ulaştırdım ona. Bir postacı değildim ya da bir ahbabı. Garib’i bir de onun ağzından dinledim. Garib’in mektubu 96&#8217;da ulaşmıştı elime, ne tuhaf halbuki bu mektup 80&#8242; de yazılmış, dönemin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/">Bir Garip Hayat Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Ne kadar alacaklı görünse de hayat, bazı insanlara mutlu
son borcu vardır.</p>



<p>Leyla’nın yanındaydım o gün. Sene 98. Yıllar önce okuması gereken ona ait bir mektubu ulaştırdım ona. Bir postacı değildim ya da bir ahbabı. Garib’i bir de onun ağzından dinledim. Garib’in mektubu 96&#8217;da ulaşmıştı elime, ne tuhaf halbuki bu mektup 80&#8242; de yazılmış, dönemin karışıklıkları yüzünden posta servisleri mektupları askıya almış yıllar sonra akıllarına gelmişti. Ama artık çok geçti. Leyla’nın hıçkıra hıçkıra okuduğu bu mektup Garib’in ellerinin değdiği son kaleme aitti.</p>



<p>Beni buralara kadar getiren hayatın o tesadüf niteliğinde bizlere oynadığı bir oyundan ibaret. Leyla 80&#8217;de benim şu an oturduğum Ankara’da ki evimde ikamet ederken Garib’e bir ahbabı aracılığı ile haber göndermiş ve Garib’in bu mektup ile birlikte istemeden sonu olmuştu. Evime ulaşan bu mektubu okurken Leyla’nın hissetmesi gereken bütün duyguları yaşamıştım ve içim sızlamıştı. Bir katip olarak görev aldığım adalet sarayına istifa mı basıp Leyla’ya ulaşmak için gecemi gündüzüme katmıştım. O dönemlerin saf ve temiz hayatlar barındırdığına kendimi inandırıp ”hangi dönemde yaşıyoruz” sorusuna ” insanlığın son dönemleri ” diye imza niteliğinde cevaplar hazırlar oldum. Lakin sahiden de öyle idi . Artık insanlık son dönemlerinde acı çekerken Leyla’nın hak ettiği ama alamadığı mutlu sonu bilmesini istedim.</p>



<p>Önce Garib’i araştırdım. Babasını, annesini kendisini. Sonra oturdum bir de Leyla’dan dinledim. Bir katip olduğumdan dolayı insanları araştırmam çok zor olmuyordu. Fakat bu kadar derine daha önce hiç inmemiştim. Babası 27 Mayıs 60 darbesinde kolluk kuvvetleri tarafından usulsüzce esir düşmüş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Garip verem hastası olan annesi ile bir başına büyümüş ve iki kişilik ailesini kimseye muhtaç etmemiş aralarına bir üçüncüyü katabilmek için 76&#8217;da Leyla’ya gönül vermişti.</p>



<p>Leyla ne kadar Garib’in gönlüne gönlü ile karşılık verse de babası Mahmut bey tarafından hep alı koyulmuş 20&#8242; li yaşlarını hep ızdıraplarla geçirmişti. Mahmut bey döneminde bölgede inzibat memurlarının amiri olduğundan Garib’in babasını fail’i meçhul düşünceler ile yargılayıp “ben komüniste kız vermem” gibi tavırlarla Leyla’yı Garib’in yanında her gördüğünde tekme tokat dövermiş. Bir dönem Garip buna dayanamamış kaçmayı denemiş Leyla’dan onu öyle her gördüğünde sahip olduğu aşkı içine atıp zarar görmesin istemiş .</p>



<p>Ama gönül gönülden nereye kadar kaçabilir ki sahip olduğu başka yuvası yoksa. Yıllarca gizli kaçamaklı görüşmüşler. Garip daha fazla uzak kalamamış Leyla’yı alıp her defasında kaçmayı düşünse de hasta ve garip anasını bırakıp hiç bir yere gidememiş. Garib’in Münevver annesi hastalığı yüzünden oğlunu bile kucaklayamadığı için gözleri hep hüzünlü dolaşır, 60 darbesinde kaybettiği bir daha haber alamadığı eşinin fotoğrafına bakıp bakıp ağlarmış her gece. Şimdilerde daha iyi anlar oldum o dönemlerde hastalıklar hüzünlerden ibaret olur yapışırmış ömürlerimize. Şimdi ise insanlık bir hastalık.</p>



<p>78 yılında Beyoğlunda sahil boyu el ele gezerken Leyla ile Garip’i Leyla’nın babası Mahmut bey devriye esnasında görür olmuş yine. İnzibat memurlarına Garib’i hırpalaması için emir vermiş Leyla&#8217;yı tutup kolundan sürükleye sürükleye götürmüş. O gün den sonra Leyla Garip ile görüşmemeye başlamış ve ne zaman görse yolunu değiştirir olmuş . Garip yediği dayağı hiç aldırış etmeden Leyla’ nın önünü her kestiğinde Leyla tarafından artık istenmediğini ve bir daha görmek istemediğini duyar olmuş. Sanırım bunun gerçek sebebini Leyla&#8217;dan dinlediğimde Garib&#8217;inde bunu bilmesi gerektiğini fakat artık çok geç olduğunu düşününce hüzün sarmıştı içimi.</p>



<p>Mahmut bey o gün Leyla’yı eve götürüp önce hırpaladıkdan sonra bir daha Garib ile görüşürse onu nezarete atıp işkence etmek ile tehdit etmiş. O günden sonra Leyla Garib’e hep kötü davranıp aşkını kalbine gömmüş. Garib’in bu çaresiz hüznü annesi Münevver hanımın gözünden kaçmayıp, öpüp saramasa da hicazından teselliler ile avuturmuş Garib’in gönlünü. 78&#8242; in Kasım ayında Mahmut beyin Ankara’ya tayini çıkması üzerine apar topar çıkıp gitmiş Leyla bir sabah bir veda bile edemeden.</p>



<p>Garip bu veda telaşını ve onu bir daha görememe hüznünü Leyla ona tekrar ulaşana kadar atamamış, her gün onun Mahmut bey yüzünden geçemediği evinin önünde oturup ansızın Leyla’nın pencereye çıkma ümidi le bekler dururmuş. Bunlar Leyla’nın benden öğrendiği şeyler idi. Ben ise bunları Garib’i araştırdığımdan bu yana hala hayatta olan mahalle sakinlerinden öğrendim. Düşünsenize ne kadar güzel öyle değil mi herkesin bildiği yıllarca akılda kalan bir aşk var ortada fakat imkansızlıklar içinde.</p>



<p>Münevver hanım 79 yılının Ağustos ayında hastalığına yenik düşüp vefat ettikten sonra garip iyice kapatır olmuş kendini. Hem evine, akşamları da Leyla’nın sokağına. O sadece annesini değil evini de kaybetmişti. Bir anne olmadık dan sonra o ev hiç ev olur muydu? Kimsesiz bir başına kalan Garip iyice elden ayaktan düşüp zayıf sıska bir delikanlı haline gelmiş.</p>



<p>Leyla’nın nerede olduğunu bilmese de onun sokağına yüreğini emanet etmiş. Derken Leyla bir gün bir ahbabının Beyoğlu&#8217;na yerleşeceğini duyup Garib&#8217;e ulaşıp nerede olduğunu söylemesini istemiş. Fakat bu ahbabı Garib’e 80 yılında yani bir yıl sonra ulaşabilmiş. Ona Leyla’nın iyi olduğunu Ankara’da şu an benim ikamet ettiğim evde olduğunu söyleyip adresini vermiş. Fakat mektubundan anladığım kadarı ile Leyla’nın onu hala sevdiğini söylememiş.</p>



<p>Garib mutlu olmuş o gün o haberi aldığı anda Leyla’nın sokağından kim geçti ise sarılıp öpüp çoluğa, çocuğa şeker ve gofret alıp dağıtarak deli divane dolanmış. Tahminimce bu mektubu o gün kaleme almış ertesine kalmadan göndermeye koyulmuştu. Her gün postahaneye gitmiş Leyla’dan bir cümlelik de olsa cevap beklemiş . Beyoğlu&#8217;nda kendinden başka kimsesi kalmayan Garib Mektubunda da dediği gibi “yolunu çöl olarak görmem gel de çöl olup geleyim Leylam.”</p>



<p>Leyla gel derdi elbet ulaşsaydı eğer bu mektup ona. Ama kader ya kimseye vermiyor mutlu sonu yaşatmadan acıyı. 80 yılının Eylül ayında Garib Postahane&#8217;den umudunu kesip tasını tarağını toplayıp Ankara’ya yol almış. Olağan üstü hal nedeni ile otobüs seferlerinde yer bulamayıp sabah dokuz trenine binmiş. O yolculuk bitmez o zaman geçmez yàrin heyecanı sardı mı yüreği zaman alacaklı gibi kapıya dayanır elbet.</p>



<p>Ankara’ya inen Garib bütün gününü Leyla&#8217;nın adresini aramakla geçirmiş . Sokaklar karışık halk dışarda, bir yandan kolluk kuvvetleri bir yandan halkın isyan çığlıkları . Tarih 12 Eylül hiç bir günahı olmayan bir Garib yerde yatıyor kafasına aldığı tüfek dipçiği darbesi ile Kızılay meydanında. Ayaklarının ucunda bavulu Ankara’ya ‘ çöl olmaya gelmişti Leyla’sına. Üzerinde kafa kağıdı çıkmamış yada kargaşada kaybolmuştu. Kimsesizler mezarlığına gömmüşler Garib’i. Ona vuran inzibat memurunun ifadesini okudum &#8221; Birini görmüş gibi öylece duruyordu Sadece orada olmaması gerekiyordu” diye yazıyordu. Hali ile ne ceza almış ne de çaldığı hayat uğruna bir bedel ödemişti.</p>



<p>Leyla babası Mahmut bey darbe sonrasında bir suikaste kurban gidip şehit edildikten sonra annesi ile yaşama tutunmaya devam etmiş 88&#8217;de Annesinin vefatı üzerine İstanbul’a geri dönüp büyük annesi ile Üsküdar&#8217; da hayatına devam etmiş. Hiç evlenmemiş Garib’in evine defalarca gidip mahalleliden haber dilenmiş. Garib’in Ankara’ya geldiğini kimseden duyamamış ne öldüğünden kimsenin haberi olmuş ne de yaşadığından.</p>



<p>Bu hayat hikayesinin peşine düşmemi gerektiren cümleler vardı Garibin mektubunda. Mektup elime ulaştığında şahsıma geldiğini düşünüp okudum. O inci gibi yazılan mektupta şöyle diyordu Garib;</p>



<p>&#8220;Eski zaman adamlarının mektuplarında seçtiği kelimelerdi benim için aşk&#8230; Öyle zarif, öyle temiz, öyle özenli&#8230; Annemin misafirler gelecek diye çeyizinden çıkardığı perdelerdi ve bayramlığımın altına giydiğim o siyah rugan papuçlardı.<br /> Canımı acıtırlardı ama çok severdim.<br /> Tıpkı senin gibi..</p>



<p>Ama kızmıyorum sana Leylam. Bir annem vardı artık sizlere ömür bir de sen hayatımda. İstediğin kadar uzaklaş gidemezsin gönlümden. Ne hissedersin bilmiyorum fakat yolunu çöl olarak görmem gel de çöl olup geleyim Leylam.</p>



<p>Hatırlar mısın elini tutmuştum korkak yüreğim ile, sen de elimi sıkıp yüzüme gülmüştün. İşte ben o gün bu gündür şiir okumuyorum Leylam. Ne bileyim daha güzelini bulamazdım satırlarda herhalde.</p>



<p>Gittiğinden beri buralar hep kış Leylam bu yüzden her sabah bir çığ masalı ile uyanır oldum. Ama senin mevsiminde hep fırtına kopsa da esen rüzgarın ılık olsun üşümeyesin&#8230;”</p>



<p>Mutlu bir son isteğimizden bir haber yaşıyoruz bazen. Kimi zaman insan sadece bir son istiyor, mutluluk fail’i meçhul bir olay olarak giriyor hayatımıza. Onu Garib’in hala nefes almayışı mutsuz etse de, onun el yazısı ile yazılmış bir mektubu koklayarak öpmesi, her cümlesini okşayarak okuması ve kırışan göz altlarından süzülen o mutluluk yaşları fail’i meçhul bu mutluluğa sığınmış bir aşk’a gerçeklik kazandırabilecek nitelikte idi.</p>



<p>Hayat çok garip. Leyla artık bir başına, Garib kimsesizler mezarlığında ne alı koyacak bir Mahmut bey var ne de Garib’in Leyla’nın yanında olamaması için bir engel. İkisi de yalnız fakat beraber olmak imkansız. Hayat ona direnen insanların kaderlerine kaçamak hikayeler yazıp mutlu son borcundan böyle kaçıveriyor işte.</p>



<p>Garib’in bu mektubunun beni Leyla’yı bulmaya itmesi, ona ait bir mutlu sonu sanki bana emanet etmiş hissi yaratmasıydı. Ne bileyim işte sanki Garib hiç görmesek de, nefes almasak da, imkansızlıkların bir imkanı mutlaka olduğunu kanıtlamıştı yer yüzüne.</p>



<p>Leyla’yı bulduğum gün sanki yıllarca bir ahbabıymışım gibi davranması , bana çay getirirken ” biliyor musun Garib’e şöyle bir çay demleyemedim” diyerek iç çekmesi. Bunca zaman ve bunca zaman aklından çıkmayan o aşkı. Leyla ne kadar giden taraf olsa da o an gözümde o tren garında hiç gelmeyen adamı bekleyen kadın rolünde idi.</p>



<p>Gitmeden rızasını istedim Leyla’dan şu an oturduğum yerde okuduğunuz bu hikayeyi yazmak için. Önce daldı düşündü ne evet dedi ne hayır ağlaya ağlaya ben kapıdan çıkana kadar teşekkür etti. Ben ise bir rica bile edemedim çünkü görev bildim.</p>



<p>Şunu bir kere daha aşılamak gerekirse gönüllere ” Bin kere tekrarı olmaz, insan sever bir kere” Leyla bunun kanıtı idi.</p>



<p>– Kalın sağlıcakla.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?fit=640%2C426&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-17972" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?w=1080&amp;ssl=1 1080w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=300%2C199&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=768%2C511&amp;ssl=1 768w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=1024%2C681&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=696%2C463&amp;ssl=1 696w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=1068%2C710&amp;ssl=1 1068w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2019/06/d9289f5a-c679-450a-9708-37e855e41756.jpg?resize=632%2C420&amp;ssl=1 632w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/">Bir Garip Hayat Hikâyesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-hayat-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17965</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalemimden Gelen Ayak Seslerin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 May 2017 15:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=9097</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalemimden ayak seslerin geliyor.. Aklıma gelişinden tanırım, Yine bir cümle içinde Belireceksin ansızın. Yüreğim satır başlarında , Uykusuz nöbetlerde.. İlk parağrafımda seni karşılıyor. Zihnim gözlerinden gelen bir bakışından Kendine bir pay çıkartıyor. Benliğim bir köşe başı yalnızlığında , Sensiz geçen cümlelere küsmüş , Adının geçeceği bir satır boşluğunda Bir sevda cümlesi içinde Yan yana gelmeyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/">Kalemimden Gelen Ayak Seslerin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div>Kalemimden ayak seslerin geliyor..</div>
<div>Aklıma gelişinden tanırım,</div>
<div>Yine bir cümle içinde</div>
<div>Belireceksin ansızın.</div>
<div>Yüreğim satır başlarında ,</div>
<div>Uykusuz nöbetlerde..</div>
<div>İlk parağrafımda seni karşılıyor.</div>
<div>Zihnim gözlerinden gelen bir bakışından</div>
<div>Kendine bir pay çıkartıyor.</div>
<div>Benliğim bir köşe başı yalnızlığında ,</div>
<div>Sensiz geçen cümlelere küsmüş ,</div>
<div>Adının geçeceği bir satır boşluğunda</div>
<div>Bir sevda cümlesi içinde</div>
<div>Yan yana gelmeyi düşlüyor..</div>
<div>Bu aşk bir kağıda yazılmış.</div>
<div>Okunmak için gözlerin,</div>
<div>Duyurmak için dudakların gerek.</div>
<div>Yine sensiz bir akşam oldu.</div>
<div>Bir sigara daha ,</div>
<div>Hiç çekilmeden içime</div>
<div>Aynı kül tablasında</div>
<div>Kendi dumanında boğuldu&#8230;</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/">Kalemimden Gelen Ayak Seslerin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kalemimden-gelen-ayak-seslerin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bi Çay, Bi Kahve?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 20 Apr 2017 07:35:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8965</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayatta bana göre sohbet ile hatırı bu kadar iyi anlatan başka bir şey bulunmamaktadır. Kısa, öz ve aynı zamanda bir o kadar da sessizce… Hayatın muhteşem 2’lileri de diyebilirim çay ve kahve için… Çünkü; Çayın kalabalık ile arası iyidir; Kahve yalnızlık ister. Çay, vazgeçilmezimiz olup insana açılan her kapının çilingiridir; kahve ise unutulmamanın timsali&#8230; Çayın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/">Bi Çay, Bi Kahve?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatta bana göre sohbet ile hatırı bu kadar iyi anlatan başka bir şey bulunmamaktadır. Kısa, öz ve aynı zamanda bir o kadar da sessizce… Hayatın muhteşem 2’lileri de diyebilirim çay ve kahve için… Çünkü; Çayın kalabalık ile arası iyidir; Kahve yalnızlık ister. Çay, vazgeçilmezimiz olup insana açılan her kapının çilingiridir; kahve ise unutulmamanın timsali&#8230;</p>
<p>Çayın çok iyisini alıp içebilirsiniz ama kötüsünü alsanız da fark etmez gideri vardır; kahvenin ise iyisini almadıkça içemezsiniz. Çay, dünya misalidir. Mevlana misali ‘’ne olursan ol,yine gel…&#8221; deyip telaşını alır, mutluluğunu paylaşır; Kahve ise asildir, herkese nasip olmaz, arada çıkar sahneye ‘’varlığımı, beni görmediğinde unutturma’’ cümlesini seslenircesine… Kalbimdesin haberin olsun dercesine&#8230;</p>
<p>Çay,samimidir,elini omzuna atıp çeker karşındaki gönülsüzü “Gel vaktin varsa, bir çay… diyerek; kahve ise ciddi takılır, el kol hareketleri olmaz-olmaz da… Ukalalığından veya kibrinden değildir bu tavrı sadece anlamındandır. Çay, açık veya koyu içebiliriz; kahveyi ise sadece koyu olmak yakışır,dostluğu saklamak için. Çay, çöp bırakır; kahve ise telve bırakır.Çöpü atar, telveden ise kısmet bakarız Çay, bize her sabah güne merhaba diye seslenen ince belli cam bardakta gelir sade ve gündeliğin temsili olarak kahve ise süslemeli, göz nuru porselen fincanlar da gelir gelenekselliği temsili olarak.</p>
<p><figure id="attachment_8967" aria-describedby="caption-attachment-8967" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg"><img class="size-full wp-image-8967" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=640%2C400" alt="Bi demlik çayın keyfi başkadır." width="640" height="400" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=343%2C215&amp;ssl=1 343w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=326%2C205&amp;ssl=1 326w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/bi-demlik-cay-keyfi.jpg?resize=163%2C102&amp;ssl=1 163w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8967" class="wp-caption-text">Bi demlik çayın keyfi başkadır.</figcaption></figure></p>
<p>Çayı belden kavrarsın,elini yakarsa de yinede en azından bir hüpletirsin, Kahve ise kulptan tutarsın,sanki dostun önünde başım üstündesin diyen kuğu boynunu andıran kulpundan… Çayhane’yi kullansak da ,genellikle kahvehane diye anarız o mekanları. Çayı, demlik demlik içebiliriz; kahveyi ise 3 fincandan fazlası kafidir. Çay, dibi görmeyi; kahve ise nefis terbiyesini öğretir bize. Çay, tanıdık tanımadık herkes ikram edilir; Kahve ise dostların yanında sadece sevgililerine söz verenlere de ikramdır.</p>
<p>Öyle bir ikramdır ki, gelenekleşmiştir; kız istemeye gidildiğinde ikram edilir. Kahve Hatır timsalidir deyip bi ömür beraber olsunlar diye midir bilmem, o gün için özenle hazırlanmış bir tepside ikram edilen fincana ‘’tuz’’ atılır. ’’Sevdiğinin elinden zehir olsa içer misin?’’ sorusunu sorarcasına tuzu bünyesine kabul eder kahve. Seven bir yudum alıp tattığında sesini çıkaramaz. Ne de olsa iyi günde-kötü günde sözü için oradadır, sabreder ve içer. Çünkü, sevdiğine olan sevgisi bir de kahveye olan hürmeti söz konusudur. –henüz, böyle bir tecrübem olmasa da hayali senaryo böyledir diye düşünüyorum sadece düşünüm o kadar yanlış anlaşılmasın <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> — Çay, her yıl haziran-temmuz aylarında beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleriyle mahsülünü vermektedir; kahve ise ekildikten 3 yıl sonra ilk mahsülünü vermektedir ve bu süreç sonra uzun yıllar devam eder. Ecdadın sözünde, neden çayı değil de kahveyi tercih ettiğini bilmiyorum ama bence geç ürün verip bi ömür sürdüğü için kullanmışlardır; ’’bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır.’’ diye…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/">Bi Çay, Bi Kahve?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bi-cay-bi-kahve/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8965</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karaköy&#8217;de İki Yalnız</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 14:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Melik Uysal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8844</guid>
				<description><![CDATA[<p>-Bir şarabın güzelleştirdiği kadınlar vardır. Birde şarap gibi yıllandıkça güzelleşen kadınlar.. Kadehinin içine düşen her damlada aşk yudumluyordu sanki . Attığı kalbinden habersiz.. Bu kadını güzelleştiren şarap mı idi? Yoksa şarabımsı tavırları ile yağmurum yıllanmış  şiir ezgileri ile mırıldandığı sesler mi saçlarında.  Yağmurda ne kadar ıslandığımı fark etmeden Öylece dalıp gitmişim bu ahenklere. Fakat yalnız [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/">Karaköy&#8217;de İki Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>-Bir şarabın güzelleştirdiği kadınlar vardır.</p>
<div>Birde şarap gibi yıllandıkça güzelleşen kadınlar..</div>
<div>Kadehinin içine düşen her damlada aşk yudumluyordu sanki . Attığı kalbinden habersiz..</div>
<div>Bu kadını güzelleştiren şarap mı idi?</div>
<div>Yoksa şarabımsı tavırları ile yağmurum yıllanmış  şiir ezgileri ile mırıldandığı sesler mi saçlarında.</div>
<div> Yağmurda ne kadar ıslandığımı fark etmeden</div>
<div>Öylece dalıp gitmişim bu ahenklere. Fakat yalnız olmadığımı bu yağmurda tek başına ıslananın ben olmadığımda fark edince anlamıştım nedense.</div>
<div>Onu yağmur ıslatıyordu ben şiir okuyordum..</div>
<div>Yabancıydı bu kız .. Acaba aşk&#8217; ada yabancı mıdır?</div>
<div>O sütten ağzı yananlardanım lakin bunca zaman gidenlerin ayak izlerini doldurdum cümlelerim ile ..</div>
<div>İçeriye girdim oturdum bir çay söyledim .</div>
<div>İçmek için daha erkendi benim icin . Gün uzun gece kısa .</div>
<div>
<p><figure id="attachment_8845" aria-describedby="caption-attachment-8845" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg"><img class="size-full wp-image-8845" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?resize=450%2C704" alt="Gül'ü dikeni ile sevecek adamı toprağa gömdü kokun.. Yalnızlık , Kalabilmeyi becerebilene yakışıyor. Ölmek ise her yiğidin harcı değil... Bin kere ölmeyi yaşamak sanırdım. Bir kere öleni görmeden aşkı uğruna... Karaköy semalarında bir dert ehli, samimi bir Galata ve bir kaç hata sonrasında bekleyen aşk." width="450" height="704" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/04/karakoyde-iki-yalniz.jpeg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8845" class="wp-caption-text">Gül&#8217;ü dikeni ile sevecek adamı toprağa gömdü kokun..<br />Yalnızlık , Kalabilmeyi becerebilene yakışıyor.<br />Ölmek ise her yiğidin harcı değil&#8230;<br />Bin kere ölmeyi yaşamak sanırdım. Bir kere öleni görmeden aşkı uğruna&#8230;<br />Karaköy semalarında bir dert ehli, samimi bir Galata ve bir kaç hata sonrasında bekleyen aşk.</figcaption></figure></p>
<p>Aşk aklımdan geçmiyordu . Taa ki göz göze  gelene kadar. Sanırım utandırdım onu. İzlediğimi farketmişti galiba masum bir tebessüm eşliğinde yerine oturdu . Dikkatimi çeken bir şey de şarap kadehini elinden hiç  bırakmaması idi . Fakat o tebessüm daha çok akılda kalıcı idi&#8230;</p>
</div>
<div>O an aklıma bir cümle geldi ceketimin cebindeki emektar not defterine işledim hemen..</div>
<div>-Gülüşüne yağmur damlası değse şiir olur</div>
<div> Bunu bir ben bilirim birde gökyüzü..</div>
<div>Ben defalarca Yalnız kalmıştım Karaköy&#8217;ün yağmurlarında.Dostum Galata Kulesi ile birlikte ıslanırken bile böylesine cümle selinde yaş&#8217;lanmamıştı kalemim . Kalbimin beynime pompaladığı o kadar çok cümle vardıki acaba söyleseydim gidip bir kaçını anlayabilir mi idi beni?..</div>
<div>Farkındaydım edebiyat&#8217; ın ne kadar sınırlarını zorlasam da Türkçenin dışına çıkamayacaktı sözcüklerim..</div>
<div>Uzun süre sadece göz ucu ile izlemek ile yetindim . Fikrimce utandırdığım için kendimi suçlu hissetmiştim . Fakat o  suçluluk hissine bir ödül mü idi üç saniyelik tebessüm?..</div>
<div>Derken şarabını yudumlarken onu bir kez daha izlediğimi fark etti olsa gerek yutkunmadan bir gülümseme ile karşılık verdi bakışlarıma. Anlamsızca karşılık verdim gülüşüne ..Gamzeleri vardı&#8230;</div>
<div>-Attığım adımda düştüğüm çukur olsun gamzelerin..</div>
<div>Bakışında anlam vardı . Gülüşü şiir saçıyordu fakat ben okuyabilmek için yakınlaşmalıydım</div>
<div>Derken garsonu çağırıp hesabı istediğini fark ettim. Ayaklandı gitmek için ama henüz şarabın son yudumu duruyordu kadehinde . Ne yapacagımı bilemedim sanki bende o kadehteki son yudum gibi duruyuyordum bakakalmıştım. O gidince bir başıma kalacaktım koskoca kafede..</div>
<div>Gitmeden son yudumunu ayakta içmesi bana beni hatırlatmıştı. Çantasını omuzundan çapraz asıp üzerinde 21 rakamı olan şapkasını takıp elleri cebinde dışarıya doğru yürür iken bir tebessüm daha göz kırptı gamzelerinden</div>
<div>-Gitmeler .. Ah şu gitmeler bi onları sevemedim bir türlü..</div>
<div>Arkasından baktım .. şiirsiz kalmış kafiyeler gibi.. Giderken bıraktığı ayak izlerini kafiyesiz cümleler ile dolduramazdım. Hesabı istedim anlamsız da olsa gittiği yöne doğru takip etmeye başladım. Yürür iken bi an geri dönüp beni farketmişçesine koşar adımlar ile bana doğru geldi . O an  Karaköy&#8217;ün sokakları beni sanki köşeye sıkıştırmış gibi idi. Hareketsiz kaldım fakat tedirgindim. Aklıma bir cümlelik heyecan geldi;</div>
<div>-İşte şiirime mısra olmak için</div>
<div>Bana doğru o minik ayacıkları yürümeye başladı</div>
<div>Ne olduğunu bile anlamadan dudağıma bir öpücük kondurup arkasını dönüp yürümeye başladı . Ama alaycı bir tavır ile bana güldüğünün farkındaydım &#8230;.</div>
<div>-Dudağından bir tat aldım Şarab-ın ızdırap tanrım ..</div>
<div>Peşimden gel dercesine arkasına dönüp bana bakıyordu o an içimde biriken tüm yangınlar sanki sönmüş gibi idi.</div>
<div>Bana tek bir cümle bile kurmayan bir kız neden beni öptü?</div>
<div>-Neden mi öptü ? Belki aşkı anlatmanın lisanı bir gülücüktür onun için .. yada sarhoştur yada delidir.. ama ben içmeden bir kadeh şarabı dudaklarımda yutkunmuştum&#8230;</div>
<div>-Türkçe-İngilizce-Almanca bilmiyor fikrimce.</div>
<div>Ben de zaten Türkçe dışında hiç iyi değilim.</div>
<div>Ama o da beni sevecekmiş gibi bakıyor.</div>
<div>Nasıl yapalım?</div>
<div>Gittiğimiz yöne doğru kaldırdım kafamı yine kadim dostumun o gülen yüzü ; hadi yine iyisin der gibi bakıyordu bana&#8230;</div>
<div> O önden koşar adımlar ile giderken arkasına dönüp her bana baktığında kalbimin ritmini değiştirmeye cümle kiralıyordu..</div>
<div>Çok geçmedi dostumun yanına vardık saat daha öğlendi fakat bu kızla oturulup kahvaltıda bile içilirdi &#8230;</div>
<div> Ona koşarak yanına yaklaştım anlamsızca;</div>
<div>-Nereye gidiyoruz dedim</div>
<div>Yüzüme baktı ve güldü eli ile benim müptelası olduğum restoranın ve benim oturduğum masayı gösterdi .. Gülmeye başladım .</div>
<div> Ama onun gamzelerini her gördüğümde içimden şiir fışkırıyor fakat elim ile yakalayamayacak kadar pasif hissediyordum kendimi ..</div>
<div> Şaşkındım fakat bi o kadarda tuhaf. Masaya oturduk saki yanımıza gelip ;</div>
<div>-Ne arzu edersiniz efendim dedi.</div>
<div> Adını bile bilmediğim bir kızın karşısında oturmuş durmaksızın gülüyordum..</div>
<div>-En büyüğünden şarap getir kardeşim dedim.</div>
<div>Saki masayı hazırlar iken biz daha henüz tek kelime bile konuşmamıştık.. Gerçi ne konuşacağımı bile bilmiyordum..</div>
<div>Hangi şarap dudaklarından aldığım tadı verebilirdi ki&#8230; Daha bir kaç hafta öncesine kadar Aşkı uğruna canına kıyan bir genç ile aynı masada oturuyorduk..</div>
<div>Fakat bu kız hiç konuşmasa bile o kadar güzel şeyler anlatır gibi  hiç konuşmadan her şeyi paylaşır gibi idim.</div>
<div>Çok geçmedi doldurduk kadehi saki eşliğinde</div>
<div>-Daha ne kadar sarhoş olabilirdim?</div>
<div>Karşısında yeterince sarhoş gibi idim kaldırdı kadehini bana doğru gülümseyerek</div>
<div>-à la vôtre</div>
<div> Bir dakika bu kız Fransızdı&#8230;</div>
<div>Dans ederken mırıldandığı ezgiler geldi aklıma &#8230; Kadehlerimizi tokuşturduktan sonra bir kere daha kaldırdım kadehimi Dostuma Doğru ;</div>
<div>-Sence olur mu dersin?</div>
<div>Bu gece cümlelerimi oluruna kaldırıyorum&#8230;</div>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/">Karaköy&#8217;de İki Yalnız</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/karakoyde-iki-yalniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8844</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
