<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Maide Kasapoğlu &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/maidekasapoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Aug 2017 08:29:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>EMİN GÜMÜŞKAYA İLE RÖPORTAJ</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 23 Aug 2017 21:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Maide Kasapoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10517</guid>
				<description><![CDATA[<p>1948 tarihinde İstanbul’da doğan Emin Gümüşkaya, Devlet Konservatuarları bölümünden mezun olduktan sonra Tiyatroya ilk olarak, 1964 yılında Bursa Halkevi’nin oda tiyatrosunda başladı. Devlet tiyatrosuna geçişi ise 1972 yılında oldu. Bay Alkolü Takdimimdir dizisiyle,1985 yılında dizi sektörüne geçiş yaptı.1996 – 1998 ve 1999 – 2001 tarihleri arasında Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu müdürü olarak görev yaptı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/">EMİN GÜMÜŞKAYA İLE RÖPORTAJ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1948 tarihinde İstanbul’da doğan Emin Gümüşkaya, Devlet Konservatuarları bölümünden mezun olduktan sonra Tiyatroya ilk olarak, 1964 yılında Bursa Halkevi’nin oda tiyatrosunda başladı. Devlet tiyatrosuna geçişi ise 1972 yılında oldu. Bay Alkolü Takdimimdir dizisiyle,1985 yılında dizi sektörüne geçiş yaptı.1996 – 1998 ve 1999 – 2001 tarihleri arasında Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu müdürü olarak görev yaptı. 1964 ten bu yana birçok projede yer almıştır. Oyuncunun başlıca projeleri arasında; Büyük Yalan, Azap Yolu, Çocuklar Duymasın, Seksenler, Arka Sıradakiler, En Son Babalar Duyar, Gece 11. 45, Kolay Para, Tatlı Hayat, Büyük Buluşma, Koçum Benim gibi yapımlar yer alır.</p>
<p>Öncelikle röportaj teklifimi kırmayıp geldiğiniz için teşekkür ederim.</p>
<ol>
<li><strong>Bunlar haricinde eklemek istediğiniz bir şey var mı?</strong></li>
</ol>
<p>Eklemek istediğim şeyleri zaten söylemişsin şuan bunlara ekleyebileceğim başka bir şey yok.</p>
<ol start="2">
<li><strong>Tiyatroya ilginiz nasıl başladı?</strong></li>
</ol>
<p>Tiyatroya ilk ilgim ilkokulda Bediha hocamla başladı.  Beni çok severdi. Sen tiyatrocu olacaksın dedi.  O zaman hiç anlamamıştım hocam bana niye böyle bir şey söyledi diye.  Beni müsamerelere koymaya başladı. Hocamdan bana sanki bir elektrik geçti. Böyle başladı sonra halk evine başladım. Bursa halk evi orda Alpay İzer, Gökhan Mete, Nevzat Şenoğlu gibi çok değerli arkadaşlarım vardı. Böylece tiyatro hayatımız başlamış oldu.</p>
<ol start="3">
<li><strong>Tiyatrodan televizyona geçme kararını nasıl aldınız?</strong></li>
</ol>
<p>Karar almadım, devlet tiyatrolarında o zamanlar yasak vardı bir türlü gidemiyorduk. TRT bize bir takım çekimler yapıyorlardı, oyunları çekiyorlardı ama TRT o zamanlar pek yaygın bir kitleye hitap etmiyordu. Özel kanallar çıkınca TRT biraz geride kaldı. Biz izlenilmemiş olduk o zamanlar. Karar vermemizin sebebi yasaklar kalktı. Devlet tiyatroları genel müdürlüğü böyle bir karar almıştı. O zamanlar buzdolabı reklamları vardı. Diziler de vardı. Ondan sonra rahmetli Savaş abi vardı Komiser Colombo’yu seslendirirdi. Oyuna çıkıyor “aa Komiser Colombo’nın sesi diyorlardı. Oyunların esas özü gitmeye başladı. Ana konu eridi gitti, haklı olarak bunu iptal ettiler ve iptal ettiklerinden sonra çok enteresan bir anım var. Komiser Colombo’yu Peter Hawk oynardı, bir gözü de kördü ve beyaz bir pardösüsü vardı. Bunlar yasaklandıktan sonra rahmetli Savaş abi Ankara Kızılay’da pardösü ile dolaşmaya başladı. Kendini Colombo zannetmeye başladı. Sonra bu zaman içerisinde eridi gitti. Zaman içinde bize müsaade etmeye başladılar, sinema ve dizi sektörüne girmemize izin verdiler. Daha önce devlet denetimde TRT ye yapıyorduk. Yasaktı sözleşmede böyle bir madde vardı.</p>
<ol start="4">
<li><strong>Devlet tiyatrosunda ve özel sektörde oyunculuk yaptınız, bu iki farklı sektörün işleyişleri nasıl oluyor? Benzer veya birbirlerini besleyen yanları var mı? </strong></li>
</ol>
<p>Ödenekli tiyatrolar yani devlet tiyatroları, oyuncu için çok rahat çünkü dekorcu, kostümcü hepsi emrinizde dekorlar kurulur, giydiriciler makyaj kostüm falan bunlar hep devlet memuru olduğu için sizin emrinizde. Ama özel tiyatrolara değil, orada maddi zorluklar olduğu için, dekorcuyla dekor taşırsınız. İsterseniz Türkiye’nin en büyük şöhreti olabilirsiniz ama taşımak zorundasınız. Ödenekli tiyatrolarda kostümü bir kenara atarlar, gelir kostümcüler toparlar eder, rahattır yani oyuncuya biraz tembellik yaratır. Ayrıca oynasanız da oynamasanız da devlet size iyi para verir. Özel tiyatroda oynadığınız sürece para alırsınız. Dizilerin çoğunluğundan özel tiyatrolar harap vaziyete geçti. Devlet yardım ediyor ama ne kadar ediyor bilmiyorum.</p>
<ol start="5">
<li><strong>Genel olarak, Türk izleyicilerin tiyatroya olan ilgisi ve televizyon dizilerine olan ilgisi arasında maalesef büyük bir fark var. Bu ilgi farklılığın nedenini neye bağlıyorsunuz? </strong></li>
</ol>
<p>Kültüre. Türkiye’nin %70 i aziz nesinin dediği gibi biraz geride oluyor maalesef. Okumuyorlar, gazete bile okuyan yok. Bunun karşılığında karşı yan kuruluşlar gibi haklılıkları da var. Bütün okullar paralı. Evine ekmek götüremeyen milyon insan var doğuda. Ben Türkiye’nin her tarafını 5 defa dolaştım, Avrupa’yı da dolaştım. Gözümle gördüm. Amerikalıların bir lafı vardır maide “en iyi Kızılderili, ölü Kızılderili” derler. Şimdi bizde de en iyi vatandaş cahil vatandaş mı? Yani kimseyi kastetmeden söylüyorum ama bir şey diyemiyorum. Ben bursa devlet tiyatrosu müdürüyken, arkadaşlarla çalışıyoruz, soruyorlar; ne iş yaparsın? Diyorlar devlet tiyatrosu sanatçısıyım diyorum iyi başka ne iş yapıyorsun diyorlar. Devlet tiyatrosunun ne olduğunu bilmiyor. Bu devlet tiyatrosu bende yetenek var deyip öyle hemen girebileceğin bir yer değil. Belirli aşamaların olacak Konservatuarı bitireceksin, üniversite eğitimidir bu. 86 da YÖK bağlandığı için böyle oldu. Halk, tiyatrocuyu eskiden beri darülbedayi den beri gördüğü şey sanıyor. İstanbullu bun çok iyi biliyor ama Anadolulu bunu hiç bilmiyor.</p>
<ol start="6">
<li><strong>Son dönemlerde Türkiye’deki dizi ve film sektöründe yapılan yenilikler nelerdir?</strong></li>
</ol>
<p>Teknik olarak çok değişti. Kameralar değişti eski kameralar düğün kamerası oldu. Çok teknolojik boyutta mesela muhteşem yüzyılı seyrediyoruz fonda saray var. Nasıl yaptın bunu kameraya plastik yani silikondan sahneler yapıyorlar. Avatar bir milyar dolarlık iş yaptı. Oyunculuklar mekanik hale geldi. Duygusal oyunculuklar yok. Eskiden siz gözyaşlarınızla seyirciyi bağlayabiliyordunuz. Şimdi millet silikon oyunculuklar istiyor. Artık bu tür şeyleri kabul etmeye başladık.  Bu teknoloji sinema ve tiyatroya çok büyük katkılar getirdi fakat biraz sanki duygusallığı götürdü.</p>
<ol start="7">
<li><strong>Yeni kuşak oyuncular hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?</strong></li>
</ol>
<p>Konservatuar bir tane vardı,  o da Ankara’da vardı. Sonra İstanbul’da Mimar Sinan açıldı, ondan sonra da bir sürü paralı okul açıldı. Paraya dayandığı için kekemeleri de alıyorlar tiyatrocuların düzgün konuşması lazım. Bazen şaşıları da alıyorlar. Her yıl yirmi okul onar kişi mezun etse senelerce yüz bin iki yüz bin kişi oyuncu oluyor. Senarist yetişmediği için olmadığı için eski yazarların oyunlarını oynuyoruz.  Ben en son 2001 de Ankara’da Şinasi Sahnesi’nde Orhan Asena’nın Yıldız Yargılamasını koydum.  Devlet tiyatrosunda 17 tane oyun koydum, yönetmen olarak. Şimdi bunların arasında çok iyi oyuncular var. Yetenek insanda önce olmalı insanda. Oyuncuda pratik daha önemlidir. Sormazlar sana tiyatro tarihini, oynarken. Oyunculuk önemli önce, bir de şeye inanırım oyuncu doğuştan yetenekli olmalı. Sen yaparsın beş günde yetenekli biri beş dakikada yapar.</p>
<ol start="8">
<li><strong>Hem tiyatro hem dizi film oyuncusu olarak sizce kariyerinizin dönüm noktası olduğunu düşündüğünüz oyun hangisiydi?</strong></li>
</ol>
<p>Ben tiyatro tarafındanım, tiyatroyu çok severim. Ahmet Kutsi Tecer’in Köşe Başı oyunu çok güzel titretir. Orda bakkalı oynamıştım. Klasiktir zaten. Tiyatroda doyuma ulaşırsınız da, sinema da bir şey söyleyemem çünkü bir sahneyi birkaç kere çekiyorsun. Bir bakıyorsun sahnen sabahın beşinde gelmiş. Uykun gelmiş sahnede canlı bir sahne çek bakalım nasıl çekeceksin.</p>
<ol start="9">
<li><strong>Oyunculuğun en zor kısmı size göre nedir?</strong></li>
</ol>
<p>İyi oyuncu zorlanmaz. İyi oyuncu düşünmekten yorulur. Oyunculuk doğum yapmak gibidir derler. Yani rol sahneye çıktığı an doğum yapılmış olur. O oyun sizin çocuğunuzdur artık. Bizde çok güzel oyuncular var, Zihni Göktay süper oyuncu kendisini çok severim. Allah’ın verdiği kabiliyeti var üstüne gereken her şeyi eklemiş. Oyunculuğun dereceleri vardır. Bir, iki, üç gibi. Güzel sesi olan bir insan fazla zorlanmaz. Mesela Zabite Turgülerman diye bir sanatçı vardı, altı oktav ses operacıda yok. Şarkıları sanki leblebi gibi söyler. Öldü gitti ama tanınmadı. Onun yerine Müzeyyen Senar tanındı. Oyuncu yedi koldan müteşekkildir. Bu kollardan iyi olanlar zorlamaz kendilerini. Ben hiç zorlamadım kendimi. Çünkü ne olduğumu biliyorum. Muhsin hocamız derdi ki, fazla tevazükar olmayın derdi yoksa sizi öyle sanırlar. İnsan olarak çok tevazükarım da meslek olarak hiç öyle değilim çünkü ben oralara gelene kadar göbeğim çatladı. Genelleyecek olursak yetenekli insana hiçbir şey zor değildir.</p>
<ol start="10">
<li><strong>Uzun süren oyunculuk kariyeriniz boyunca başınıza gelen en komik olay neydi?</strong></li>
</ol>
<p>Devlet tiyatrosunda oyun oynuyoruz oğlum Uğur aşağı yukarı dört yaşında. Rahmetli haşmet Zeybek’in düğün ya da davul oyununu oynuyoruz. Orta oyunu tarzında oynanan bir oyundu. Annesine Uğur’u getirme yaramazlık yapar dedim, kimseye bırakamamış getirmiş. Yahu durmaz, geldi sahnenin önüne pat pat vuruyor. Bir de bağırmaya başladı “emin, emin naber ya ” diye.  Yahu alsana çocuğu. Taak taaaak tak vuruyor sahnenin önündeki tahtaya. Ben ona baba dedirttirmiyordum bana oradan “eminn, eminnn baksana” diye bağırıyor. Arkadaşlarda gülüyor. Oyun gitti. Seyircide anladı başladılar alkışlamaya.</p>
<ol start="11">
<li><strong>Daha önce canlandırmak isteyip de canlandıramadığınız bir rol var mı?</strong></li>
</ol>
<p>Çok var maide çok var. Biz sanatçılar çok kıskancız. Fakat iyi oyuncular çok önemsemez bunu çünkü kıskanan değil kıskanılan kişidir. Seksen oyun oynadın yetmiş dört tanesi başroldü. Rejisör olarak emekli oldum ama rejisörlüğü fazla sevmiyordum. Belki imkanla elli tane yapardım da on yedi tane yaptım. Şimdi hatırlayamadığım öyle çok rol oldu ki. Şimdi muhteşem bir dizi var Vatanım Sensin, orda oynamak isterdim. Halit Ergenç çok muhteşem bir aktör. Keza Engin Altan Düzyatan da çok iyi bir oyuncu. İnsan böyle iyi oyuncularla oynadığı zaman tat alıyor. Oyunculukta biz kavak ağacı deriz bir halta benzemez, bazıları da çam ağacıdır seni şekillendirir. Çok gönlümün içimin kaldığı oyunlar oldu diyemem.</p>
<ol start="12">
<li><strong>Türkiye de ve yurtdışında çalışmalarını takip ettiğiniz oyuncular kimlerdir?</strong></li>
</ol>
<p>Yurt dışında takip ettiğim oyuncu olmaz zaten mesleğin gereği fazla seyretme imkanın olmuyor ama mesela ben kendi jenerasyonumdan Burt Lancester, Stewe Mcqueen, Dustin Hoffman’ı çok severdim bunlar çok güzel aktörlerdi. Bunlardan sonra gelenler pek hoşuma gitmiyor. Bizde de öyle mesela Ayhan Işık, Turan Seyitoğlu bunlar sinemada çok muhteşemdi. Haluk Bilginer harika bir oyuncu. Öyle güzel oyuncular var ki. Ahmet Uğurlu var. Bülent İnal’ı seyretmeye doyamıyorum. Vaktim olmasa bile bir şekilde seyrediyorum çünkü bunlar oynuyor, rol kesmiyorlar. Şimdikiler rol kesiyorlar. Seyirciyi kandırmaya bizim haddimiz olmamalı. Ödemiş Birgi de, köy oyunu çektim, bir kız vardı köylü kızını oynuyordu, kaşları alınmış, dudakları boyanmış. Köylü kızı bilir mi bunları? Bilmez tabi. Şimdi seyrediyorum, son model rujlar tene uygun, makyaj var gözlerde. Böyle saçma sapan senaryonun ne olduğunu bilmeden çekim yapan rejisörler var.</p>
<ol start="13">
<li><strong>Şuanda devam etmekte olan projelerinizden bahseder misiniz?</strong></li>
</ol>
<p>Atçalı Kel Mehmet diye, padişaha karşı gelmiş, hiç yapılmamış bir çektik. Ben orda egemenden tüccarım. Atçalı öbür efeler gibi milleti kesip atmaz, halka çok yardım eder onun için solcular çok sever onu. Padişah, Atçalıyı parça parça getirin diyor. Sonra Atçalı Aydın Efesi. Bu tarafın efesi de Çakırcalı Mehmet Efe, Fikret Hakan çekmişti. Ondan sonra da o türüyor. Atatürk de bunları, padişahın kovulmasında katkıları olduğu için orduya dahil etti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/">EMİN GÜMÜŞKAYA İLE RÖPORTAJ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/emin-gumuskaya-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10517</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çağdaş Türk Resminde Soyut Resim</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cagdas-turk-resminde-soyut-resim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cagdas-turk-resminde-soyut-resim/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 08:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Maide Kasapoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Abidin Dino]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Rahmi Eyüboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Braque]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[Ferruh Başağa]]></category>
		<category><![CDATA[Hamit Görele]]></category>
		<category><![CDATA[Kandinsky]]></category>
		<category><![CDATA[kübizm]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Picasso]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Soyut dışavurumculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Soyut ekspresyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Türk sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Faik Üzer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7168</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyada soyut sanat örnekleri ilk kez 1910 da Kandinsky’nin yapmış olduğu suluboya çalışmasıyla başlamıştır. 1910larda başlayan bu stil gerçekte bir ekol olmayıp bir anlayışı dile getirmekteydi. Soyut sanatın en büyük özelliği artık sanatçıların doğaya bakmadan beyinleriyle çalışmalarıydı. Türkiye’de ilk soyut girişimler geometrik non – figüratif çerçeve içinde olmuştur. Renk soyutlaması mantığı ise ilk defa müstakiller [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cagdas-turk-resminde-soyut-resim/">Çağdaş Türk Resminde Soyut Resim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada soyut sanat örnekleri ilk kez 1910 da Kandinsky’nin yapmış olduğu suluboya çalışmasıyla başlamıştır. 1910larda başlayan bu stil gerçekte bir ekol olmayıp bir anlayışı dile getirmekteydi. Soyut sanatın en büyük özelliği artık sanatçıların doğaya bakmadan beyinleriyle çalışmalarıydı.</p>
<p>Türkiye’de ilk soyut girişimler geometrik non – figüratif çerçeve içinde olmuştur. Renk soyutlaması mantığı ise ilk defa müstakiller ve D grubunda görülmeye başlamıştı. Ancak bir fov, Die Brücke, Der Blaue Reiter gibi renk soyutlamasına dayanan dışa vurumcu anlayışlar bizde pek yankı yapmamıştır. Renk soyutlamasına geçişteki gecikmenin, lirik – non – figüratif anlayışının geç kalmasına neden olduğu kabul edilebilir.</p>
<h2>Soyutlamanın Gelişimi</h2>
<p>Türk resmi, 1900lerin ilk çeyreğinden itibaren Avrupa resmindeki yenilikçi akımların paralelinde bir oluşum sürecine girmiştir ve kendine özgü sentezini oluşturmaya çalışmıştır. Ancak batı ile olan bu etkileşim Türk resmiyle aynı zamanda değil de, 1950ler de kendini gösterebilmiştir. Çünkü 1950li yıllar, özgürlükçü demokrasi, ülkenin sanat yaşamına batıdaki sanatsal akım ve yenilikleri takip eden bir zihniyet ve çok yönlü eğilimler görürüz.</p>
<figure id="attachment_7169" aria-describedby="caption-attachment-7169" style="width: 750px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/bedri-rahmi-hayat-ağacı-1957.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7169 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/bedri-rahmi-hayat-ağacı-1957.jpg?resize=640%2C188" alt="Bedri Rahmi &quot;Hayat Ağacı&quot;, 1957" width="640" height="188" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/bedri-rahmi-hayat-ağacı-1957.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/bedri-rahmi-hayat-ağacı-1957.jpg?resize=300%2C88&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7169" class="wp-caption-text">Bedri Rahmi &#8220;Hayat Ağacı&#8221;, 1957</figcaption></figure>
<p>Bizde resimsel anlatımlar yerel bir gelişime bağlı olamadan biçimleme anlayışları dışarıdan hep hazır olarak alındı. Bunun nedeni sanatçı ve düşünürlerimizin sanatsal üslup ve akımlar üzerine fazla eğilmemeleri ve bunların oluş nedenlerini ve zeminlerini araştırıp incelememeleri idi. Salt soyut çalışma Kandinsky’nin 1910‟larda yaptığı lirik non – figüratif resimle ortaya çıkmıştır. Ancak biz bu gelişimin ne olduğunu 1955’lerde anlamaya başladık. Bizde ilk soyut çalışmalar geometrik – non – figüratif bir biçimleme sınırı içinde kalmıştı.</p>
<p>1950li yıllar, özgürlükçü demokrasi, ülkenin sanat yaşamına batıdaki sanatsal akım ve yenilikleri takip eden bir zihniyet ve çok yönlü eğilimler görürüz. Türkiye’de resim ve</p>
<p>heykel sanatı bu dönemde hızla soyut akımların içine girmiştir. Batıdaki dezenformasyon ilkesine daha önceden uyulmaya başlansa bile bu dezenformasyonu kendi tarzlarına uygulamaları 50lere dayanır.</p>
<figure id="attachment_7170" aria-describedby="caption-attachment-7170" style="width: 191px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/devrim-erbil-ritmik-deniz-yorumu-1999.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7170 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/devrim-erbil-ritmik-deniz-yorumu-1999.jpg?resize=191%2C264" alt="Devrim Erbil &quot;Ritmik Deniz Yorumu&quot;, 1999" width="191" height="264" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7170" class="wp-caption-text">Devrim Erbil &#8220;Ritmik Deniz Yorumu&#8221;, 1999</figcaption></figure>
<p>Türk sanatçıların soyutlamaya ilgi duymaları Türk resminde önemli bir gelişmeydi lakin büyük bir sorunu vardı, o da halka soyut resmi benimsetebilmekti. 1953 yılında Adnan Çoker’le Lütfü Günay, “Sergi Öncesi” adını verdikleri ilk soyut sanat sergilerinden birini açtılar. Bir yıl sonra yine beraber Helikon Sanat Galerisi’nde bir soyut sanat sergisi daha açtılar. Helikon’da kısa bir süre sonra Cemal Bingöl tümüyle non figüratif yapıtlarından oluşan bir sergi açtı.</p>
<p>Resimsel anlayışımız alt yapısı oluşmadan batıdan alınıyordu. Türk sanatçılar, soyut sanat arayışlarını düşünce gelenekleri Türkiye’den farklı olan batı felsefesi üzerine temellendirmeye çalıştı ama bu olanaksızdı. Bundan dolayı bizdeki soyut resmin oluşumu birbiri ile ilişkisiz değerlendirmelerle ilgilidir. Soyuta ilişkin tüm bu girişimler sonunda batı sanatının sorunlarının etraflıca anlaşılmasını sağlamıştır. Dolayısıyla soyut resmin sınırsız bir anlatım alanı olduğunu anlamıştık. Hatta soyut anlayışı geleneksel halk sanatıyla ilişkilendiren sanatçılarımız oldu. Kimi yapıtlarda yöresel ve folklorik motiflerin soyut düzenini değerlendirme çabasındadır.</p>
<p>1959 – 1960larda soyut anlayışı benimsemiş aktif olarak çalışan ressamlar Zeki Faik İzer, Sabri Berkel, Halil Dikmen, Şemsi Arel, Ercüment Kalmık, Ferruh Başağa, Nuri İyem, Adnan Çoker, Cemal Bingöl, Adnan Turani, Lütfü Günay ve Cemil Eren’dir. Ressamlar soyutun çeşitli anlayışlarını temsil ediyorlardı. 1960tan sonra Devlet Resim ve Heykel Sergilerinde, müstakiller ve D grubu sonrası kuşağının desteği ile soyuta karşı ilgi artar. Bu yeni kuşağın akademideki hocalarının da desteği ile soyut anlayış büyük bir etkinlik ve yayılma gücü gösterebilmiştir. Buna paralel olarak bu alandaki yayınlar da artmıştır. Ancak yazıları genelde ressamlar ele almıştır.</p>
<figure id="attachment_7171" aria-describedby="caption-attachment-7171" style="width: 679px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/fahrelnisa-zeid-cehennemim-1951.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7171 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/fahrelnisa-zeid-cehennemim-1951.jpg?resize=640%2C245" alt="Fahrelnisa Zeid &quot;Cehennemim&quot;, 1951" width="640" height="245" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/fahrelnisa-zeid-cehennemim-1951.jpg?w=679&amp;ssl=1 679w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/fahrelnisa-zeid-cehennemim-1951.jpg?resize=300%2C115&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7171" class="wp-caption-text">Fahrelnisa Zeid &#8220;Cehennemim&#8221;, 1951</figcaption></figure>
<h2>Türk Sanatında Soyut Resmin Sınıflandırılması</h2>
<p>Bizdeki soyut resim sınıflaması şu biçimde özetlenebilir;</p>
<ul>
<li>Geometrik soyutlamacılar</li>
<li>Lirik soyutlamacılar</li>
<li>Geometrik non – figüratif</li>
<li>Lirik non – figüratif</li>
</ul>
<h2>Geometrik Soyutlamacılar</h2>
<p>Türk resim sanatında figürü, geometrik bir özetleme ile soyutlayan geometrik soyutlamacılarımız, ilk soyut yapıtımızı verenler olmamışlardır. Örneğin Ferruh Başağa 1947‟deki “Aşk” adlı yapıtında, modle’yi resminde bırakmasına karşın, figürü resminin ana konusu olarak muhafaza ediyordu. Hamit Görele de büyük, düz yüzeyler haline getirdiği sembolik nesne biçimlerini tuval yüzeyine dağıtarak bir çeşit düzenleme yapıyordu. Yazdığı yazılarda da rengin önemine işaret etmekle birlikte, resimlerinde geometrik olarak soyutlanmış biçim renkten ağır basıyordu. Onun çalışmalarında nesne renkleri dikkate alınmıyor, yalnız salt renklerle kesin sınırlı geometrik biçimlerin içi dolduruluyordu. Ayrıca, tuval yüzeyinde görülen biçimler çalışma sırasında belirmiş değil, daha çok araştırılmadan benimsenmiş biçimler olarak ele alınıyordu.</p>
<ul>
<li>Refik Epikman: (İstanbul, 1908 &#8211; İstanbul, 1974)</li>
</ul>
<figure id="attachment_7173" aria-describedby="caption-attachment-7173" style="width: 336px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/nejat-devrim-Gardens-of-Plants”-1948.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7173 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/nejat-devrim-Gardens-of-Plants”-1948.jpg?resize=336%2C431" alt="Nejat Devrim &quot;Gardens of Plants”, 1948" width="336" height="431" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/nejat-devrim-Gardens-of-Plants”-1948.jpg?w=336&amp;ssl=1 336w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/nejat-devrim-Gardens-of-Plants”-1948.jpg?resize=234%2C300&amp;ssl=1 234w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/nejat-devrim-Gardens-of-Plants”-1948.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7173" class="wp-caption-text">Nejat Devrim &#8220;Gardens of Plants”, 1948</figcaption></figure>
<h2>Lirik Soyutlamacılar</h2>
<p>Resimsel lirizm, sanatçının iç dünyasındaki fırtınaların bir dışa vuruşudur. İfadenin malzemesi de boya ve fırçalardır. Lirizmin önemi şudur; sanatçı çerçevesindeki görüntüleri değil, kendi iç dünyasındaki konseri vermektedir. Bu konser bir iç savaştır. Bu savaşın görüntülerinin nasıl başladığı ve nasıl bittiği sanatçının kendisi tarafından bile bilinmemektedir. Fakat çalışma bittiğinde sanatçının bile şaşırdığı, daha önce aklına bile gelmeyen bir motif çıkmaktadır karşısına. Lirik soyutlamada doğasal bir motiften hareket edildiğini gözlemlemekteyiz. Bu çocuk, bir kadın, bir doğa görüntüsü, renkli nesneler ya da hareketli bir figür biçiminin etkisi, sanatçı için bir çıkış noktası olabilmektedir.</p>
<ul>
<li>Zeki Faik Üzer (İstanbul, 15 Nisan 1905- İstanbul, 12 Aralık 1988)</li>
<li>Abidin Dino; (İstanbul, 23 Mart 1913 &#8211; Paris, 7 Aralık 1993)</li>
<li>Arif Bedii Kaptan, (1906-1979)</li>
<li>Devrim Erbil, (1937 Uşak)</li>
<li>Ömer Uluç, (1931 İstanbul)</li>
<li>Mustafa Ayaz, (1938, Çaykara &#8211; Trabzon)</li>
<li>Zafer Gençaydın, (1941, Ankara)</li>
</ul>
<h3>Geometrik Non-Figüratifler</h3>
<p>Bizde geometrik non-figüratifin içine getirildiği zemin, Batıdakinden farklı olduğu gibi; gösterdiği gelişimde, alınıp getirildiği yerden farklıdır. Batıda, Picasso-Braque kübizminin yolundan soyuta varmıştır. Dolaylı olarak, kübizmde nesne, biçim olarak zorlanıp parçalanmasına rağmen, resimde, görüntüye dayanan konu terk edilmemiştir. Bu nedenle, kübizmi yaratanlar arasında, geometrik non-figüratif tek bir yapıt verene bile rastlanmamıştır. Batıdaki salt soyut anlatıma, nesnenin renk yolu ile parçalanarak varıldığına daha önce değinmişti. Ayrıca bizde, bu yoldaki bir oluşumun olmadığı da belirtilmişti. İlginç olan, Ankara ve İstanbul’da bu anlayışın bir moda etkisi içinde, 1953lerde aniden Batıdaki yaygınlığına paralel olarak benimsenip ithal edildiğidir. Örneklerin çözümlenmesi, bu yargıyı doğrulamaktadır. Bu nedenle rengin, non-figüratif anlayışın oluşumunda yarattığı ilginç olaylar yaşanmadan, aniden soyut çalışmalar yaptık. Hem de yazısal lirik bir figüratifle değil, Batıda çok sonra oluşan geometrik non-figüratifle.</p>
<ul>
<li>Cemal Bingöl, (Erzurum, 1912-Ankara, 1993)</li>
<li>Halil Akdeniz</li>
</ul>
<figure id="attachment_7174" aria-describedby="caption-attachment-7174" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ömer-uluç-ikon-1970.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7174 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ömer-uluç-ikon-1970.jpg?resize=410%2C625" alt="Ömer Uluç &quot;İkon&quot;, 1970" width="410" height="625" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ömer-uluç-ikon-1970.jpg?w=410&amp;ssl=1 410w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/01/ömer-uluç-ikon-1970.jpg?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w" sizes="(max-width: 410px) 100vw, 410px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7174" class="wp-caption-text">Ömer Uluç &#8220;İkon&#8221;, 1970</figcaption></figure>
<h3>Lirik Non-Figüratifler</h3>
<p>Lirik soyut anlatım, yazısal özellikler taşıyan boyasal bir savaştır. Fransızların motifsel lekeciliği ile Amerikalıların motifsiz, rastlantısal lekeciliği de gene bu anlayış içinde sınıflanır. Bizde lirik non-figüratif resim yapanlarda bu iki değerlendirme de görülür. Daha önce denildiği gibi bizde 1953lerde Ankara ve İstanbul’da yapılan non-figüratif çalışmalar, geometrik bir kuruluşu yansıtmakta idi ve soyuta da böyle girilmişti. Ülkemizin dışında bu anlayışa yani non-figüratife giren ressamımız ise, Batıdaki gelişime uygun olarak lirik bir soyutlamadan ulaşmışlardı. Bu oluşum yolu, doğal, zorlamasız ve rengin nesneleri parçalayan yazısal notları ile bunların bağlantılarının yarattığı resimsel dokuya dayanmaktadır. Bu nedenle burada soyutlamadan soyuta geçiş, doğal bir oluşum olmaktadır.</p>
<p>1945lerde, Paris’e yerleşmiş ressamlarımızdan Nejat Devrim ve Selim Turan, soyut resme yönelmişlerdi. Fahrünnisa Zeit ise, 1948de ilk soyut resmini yapıyordu. Bu ressamlarımızdan ilk ikisinin Paris’te Muee d Art Modernc’de yer aldıkları bilinmektedir. Nejat Devrim’in Knaraus Lexikon’da yer alan açıklaması ilgi çekicidir. Nejat parçalama işlemine, ilk girişimden hiç bir şey kalmayıncaya değin devam edilmesi görüşündedir. Hatta bu parçalama işlemine “çılgınlığa varıncaya değin” devam edilmesini gerekli görmektedir ve resimlerinde de bu görüşün uygulandığı saptanabilmektedir. Tuval yüzeyinde bir çeşit savaşçı durumunda görünen o, boyasal öğelerin, durulup motifsel bir görüntü almasına değin çalışmasını sürdürmektedir. Kısacası onun lirik anlatımı, bir çeşit didinmeye, tahribe, parçalanmaya dayanmaktadır. Eğer bu çalışmalarının daha 1945lerde başladığı dikkate alınırsa, onun ve Selim Turan’ın, bizdeki ilk lirik non-figüratifler oldukları ortaya çıkar. Nejat’ın çalışmalarında bir ön fikrin, akılcı, taslakçı bir anlayışın ya da bir dış etkinin önemi olmayacağı, daha doğrusu yer alamayacağı açıktır. Nejat, bu görünüşün paralelinde gravürler de yapmıştır.</p>
<ul>
<li>Nejad Devrim, (1923-1995)</li>
<li>Fahrelnıssa Zeıd, (1901-1991)</li>
<li>Adnan Turanî, (1925)</li>
<li>Selim Turan, (1915 &#8211; 1994)</li>
<li>Eren Eyüboğlu</li>
<li>Bedri Rahmi Eyüboğlu, (1911, Görele, Giresun &#8211; 1975, İstanbul)</li>
<li>Adnan Çoker, (İstanbul, 1928)</li>
</ul>
<h4>KAYNAKÇA</h4>
<ul>
<li>Acar, Mehmet. “Çağdaş Türk Resminde Soyut Ve Portre Soyutlamaları”. Sanatta Yeterlilik Tezi. Marmara ÜniversitesiGüzel Sanatlar Enstitüsü, 2013.</li>
<li>Atatürk Kültür Merkezi. <strong>Türk Resminde Soyut Eğilimler</strong>. İstanbul, 1998.</li>
<li>Berk, Nurullah, Adnan Turani. <strong>Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi. </strong>İstanbul:Tiglat Yayınları, 1981.</li>
<li>Genç, Adem. “Batı Sanatına Yönelik Türk Resminde Soyut ve Soyutlama Kavramları” <strong>DYO Haberleri</strong>, Sayı: 185, Temmuz 1988”.</li>
<li>Keser, Nimet. <strong>Sanat Sözlüğü,</strong> Bs. İstanbul: Ütopya Yayınevi, Ekim 2009.</li>
<li>Kurt, Efe Korkut. <strong>“Çağdaş Türk Sanatında Soyut Resim”</strong></li>
<li>com/turkce/wp-content/uploads/2010/08/7b.pdf. Haziran, 2008 [06.12.2016].</li>
<li>Tansuğ, Sezer. <strong>Çağdaş Türk Sanatı.</strong> İstanbul:Remzi Kitabevi, 1999.</li>
<li><strong>Türk Resminde Yeni Dönem</strong>. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1998.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cagdas-turk-resminde-soyut-resim/">Çağdaş Türk Resminde Soyut Resim</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cagdas-turk-resminde-soyut-resim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7168</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
