<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Ersin Kurt &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/ersinkurt/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Feb 2020 06:28:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Kedere Bak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 27 Feb 2020 04:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19366</guid>
				<description><![CDATA[<p>Saat 06.30. Kulağımı tırmalayan bir ses, alarm. Ve ben her zamanki gibi bir gözüm açık diğer gözüm kapalı mecburen yataktan kalkıyorum. İş, aş, ekmek uğruna&#8230; Ve kimselere muhtaç olmamak ve itibar ve kariyer ve el diline sakız olmamak uğruna&#8230; Adam olmak uğruna! &#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Çayın demlenmesini bekleyecek kadar vaktim yok. Yalnızlık böyle bir şey. Senin için [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/">Kedere Bak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Saat 06.30.
Kulağımı tırmalayan bir ses, alarm. Ve ben her zamanki gibi bir gözüm açık diğer gözüm kapalı mecburen yataktan kalkıyorum. İş, aş, ekmek uğruna&#8230;
Ve kimselere muhtaç olmamak ve itibar ve kariyer ve el diline sakız olmamak uğruna&#8230;
Adam olmak uğruna!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çayın demlenmesini bekleyecek kadar
vaktim yok. Yalnızlık böyle bir şey. Senin için kimseler bir şey hazırlamaz ve
hâliyle hep bir şeyler eksik kalır. Varsa yersin, yoksa yok! Hazırlamış olduğun
şeyin tadı, tuzu, sıcaklığı ya da soğukluğu senin tekelinde. Hâl böyle olunca
da şikâyet edeceğin bir merci de yok. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sabah haber bültenlerini dinlememe
alışkanlığım çocukluğumdan. Mütemadiyen hep kötü haberlerle büyüdüğümden. Doksanlı yıllarda çocuk olanların psikolojileri
bozuksa bunun asıl sorumlusu haberlerdir. Düzenbaz
siyasetçiler, hortlayan terör belası, kapitalist düzen ve bunları biz halk&#8217;a sabah, öğlen, akşam aç ve tok karına sunan haberler.
Ah! Bir de objektif olabilselerdi. Ve bu durum halen geçerli ne yazık ki!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kıçıma buz mavisi blucin&#8217;imi geçirdikten
sonra iki gün önce yıkadığım tişörtümü çamaşırlıktan alıp üzerime giyiyorum.
Allahtan tişört ütü istemiyor. Ütü yapmaktan hiç hazzetmem de. Saate bakıyorum
07.10. İşçi isen ve kaçırma ihtimalinin bulunduğu bir servisin&nbsp; varsa saatin önemi bir kat daha artar. Evden
çıkmadan önce dişlerimi fırçalıyorum ve kapıyı iki kez kilitledikten sonra
asansörü beşinci kata çağırıyorum. Teknolojinin gözünü seveyim.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sokağa inince oturduğum daireye bakıyorum.
Uğurlayanım yok. &#8216;Annem diyorum, yaşasaydı mutlaka hayırlı işler diler,
arkamdan el sallardı.&#8217; Gözlerim bulutlanıyor. Böyle anlarda ağlamak yasak! Sonra el âlem ne der? </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Salonun camını açık unuttuğumu görüyorum.
Geriye dönemem. Hayat hep seçimler sunar bize. Bu da öyle bir durum.
Sınanıyorum. Hava kapalı. Ya eve dönüp yağma ihtimali yüksek yağmurdan salonun
bir kısmını korumalı ya da servisi kaçırmalı. Mantığım ağır basıyor. Ya da
servisi kaçırmayı göze alamıyorum. Yağmur yasarsa da yağacak, kısmet.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Durağa geliyorum. Yaşar her zamanki gibi
milleti gülmekten kırıp geçiriyor. Elimizde ne zaman delirdiğine dair herhangi bir done yok. Yalnız yüzde yetmiş beş
özrü olduğunu bildiren kapı gibi bir raporu var. Hoş, raporu olmayıp da cihana
hükmedenler de var ya, o da ayrı bir konu. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Yaşar,&#8221; diyor Hamdullah abi: </p>



<p>    &#8221;Yaşar sen de bizimle işe gelsene. Herkesten durmadan sigara da istemezsin  böylelikle. Günde 150 TL yevmiye. Akşam saat altıda da evde olursun.&#8221;</p>



<p>    &#8221;Ben çalışacak kadar delirmedim. 150 TL için sekiz saat koşturmaya, kafa patlatmaya değer mi? Hem ben gece bir rüya gördüm. Rüyamda He – Man olmuştum. Herkesi kurtardım, yardım isteyenlerin imdadına yetiştim. Yalnız elime kılıcı kim verdi onu hatırlayamıyorum. Bir de Titrek yoktu. Bizim muhtarın köpeği vardı yanımda: Çakır.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaşar durmadan başına ve şakaklarına masaj
yapıyor.&nbsp; Dayanamayıp soruyorum:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Hayırdır, başın mı ağrıyor?&#8221;</p>



<p>    &#8221;Dün yoldan geçen çocuğun birisi bir paket sarma sigara verdi. Gece ondan içtim başım ağrıdı. Az önce siz gelmeden de bir tane içtim yine başım çatlayacak gibi ağrıyor. Sigarayı bırakacağım bu gidişle.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki sabah da Yaşar&#8217;ın &#8221;Servis az önce
gitti, servisi kaçırdın. Geç kaldın,&#8221; demesiyle ticari taksi çağırıp da işe giden ve işe gittiğinde de aslında servisin henüz
durağa gelmediğini öğrenen Rıdvan
merhametine yenik düşüp Yaşar&#8217;dan tek dal sigara istiyor. Sigaradan iki fırt asılınca &#8221;Ot bu, basbaya ot sarmış eleman,&#8221; diyor. Yaşar&#8217;ın gece gördüğü
rüyaların sırrını çözmüş olmanın sevinciyle biniyoruz servise. Servisin kapısı
kapanırken Yaşar harika bir gerçeği hatırlatıyor bize:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Yarın cumartesi. Tatil, gelmezsiniz siz.
Pazartesi görüşürüz. Erken gelin.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Elde olanı tekrar bulmanın verdiği paha
biçilemez mutlulukla cam kenarına oturuyorum. Serviste yer önemli.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fabrikadayım. Disiplinin had safhada olduğu soğuk, itici ama bir o kadar da çağdaş bir işletmede&#8230; Benim nazarımda duygudan duyguya geçişin
icat olduğu yer. Saat 07.54. Kart basmak için
altı dakika vaktim var. Yol uzun, koşmaksa zahmetli. Koşuyorum. Sürekli ikinci sıradaki tercihleri tercih etmekten nefret ederek&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Neyse ki zamanında yetişiyorum. Bir haltı becermiş
olmanın verdiği eşsiz mutluluk. Kimsenin umurunda bile olmayan ama beni mutlu
eden aptalca bir meşgale. Dünyada kart basmak kadar gereksiz bir şey daha
varsa, o da kart basmaktır!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çalıştığım kısımdayım. İnsanları bölük
pörçük böldükleri yer şu fabrika denilen mekânlar. Kafamın hiç uymadığı
insanlarla da bir arada olabilirdim ve yalnızca aynı hizmet uğruna mücadele
ettiğimiz için ortak hareket etmek zorunda da kalabilirdim. Neyse ki durum o
kadar da kötü değil. İş ortamı önemli.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Funda güleç yüzüyle &#8221;Günaydın,&#8221; diyor.
Güzel kadınlara kayıtsız kalmak imkansız. Sırasıyla herkese kafa selamı
veriyorum. Emel en arka sandalyeye oturmuş, yine mutsuz. Bir kadının pazartesi
günü muhteşem görünmesine tanıklık edip cuma günü bir ucubeye dönüştüğünü
görmek herkese nasip olmaz. Pazar günü saçına çektirdiği fön, pazartesi sabahı
yaptığı makyaj, sürdüğü rimel, yanaklarına tadında mahcubiyet verdirten allık
ve koklandığında tamamen afrodizyak etkisi uyandıran muhteşem ve kadınsı parfüm kokusu&#8230; Cuma ise tam zıttı.
Kadınlar esrarengiz varlıklar. Kadınlar, tersine işleyen mekanizmalar ordusu&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşime odaklanınca zaman nasıl da hızlı
geçiyor. Öğle yemeği vaktinin geldiğini Suat&#8217;tan öğreniyorum. Öğle yemeği demek
tabldot sırası demek. İşçi kesiminin olmazsa olmazlarından&#8230; İştahım yok ve keşkülü Bayram Usta&#8217;ya veriyorum. Paylaşmak güzeldir!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öğle paydosu gençlik çağlarım gibi hızla
tükeniyor. Saat 13.40 ilk uyarı borusu çalıyor. Robotlaştırılmışız. Kalk, yavaş yavaş çalıştığın atölyeye doğru yürü
ikazı. Hüseyin&#8217;le son
cümlelerimizi toparlamaya çalışırken ikinci ve son
uyarı borusu. Saat: 13.45. Ayrılıyoruz. İkimizde de
atölyelerimize vaktinde yetişememe endişesi. Hızlı adımlarla yürüyoruz.
Fabrikalar; korku imparatorlukları!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Günlerden cuma olması münasebetiyle
temizlik günü. Nuri her zamanki gibi işin kolayına kaçmış. Çöpleri topluyor. Asiye
göstermelik toz alma telaşında. Süpürge Nazım&#8217;ın elinde.&nbsp;
Yerleri paspaslamak işi de bana kalmış haliyle. İş bölümü şart!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Temizlik bitiyor. Biten işleri bilgisayara
kaydediyoruz. Çay molasına on dakika var. Kafamda kendimce pazartesi gününün iş
planını yapıyorum. Sürprizlere açığım. Aynı yerde uzun süre çalışmak çok şey
öğretiyor insana. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Göz açıp kapayıncaya kadar çay paydosu bitiyor. Tutanakların
bilgisayara kaydedilmesi
işlemi akşam mesai bitimine kadar sürüyor. Paydos
borusu iki gün dinlenmek şartıyla tekrar çalıyor. Saat:
17.30. Kart basıyoruz. Harç bitti, yapı paydos!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ağır ağır yürüyorum. Akın akın bir insan
seli. Kalabalık işyerlerinde çalışanlar bilirler. Her akşam kıyametin provası
yapılır kart basma alanları ve servis güzergâhı arasında.&nbsp;
Oradan oraya hızlı adımlarla amaçsızca koşturan enteresan insan
topluluğu&#8230; Ardından,&nbsp; herkes servisine
bindiği vakit tam bir huzurevi
sakinliği çöker ortama. Fabrika
ve otopark alanı adeta yaya trafiğine kapatılmışçasına bomboştur. Resmen terk edilmiş bir kasaba
görüntüsü. Bir tek, boş alanın orta yerinden yuvarlanan bir diken topu
eksiktir. Fabrika; tezatlığın anavatanı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yine bir rutini maziye gömerek ve fitneci
bir grubu arkamda bırakarak zor da olsa
servisler bölgesine ulaşıyorum. Mahşerî kalabalığı yararak servise binmenin huzuru içerisindeyim. Rıza abi de yanıma gelip oturuyor. Her gün yapılan
şeyler bir gün bile tekrarlanmazsa eksiklikleri hissedilir. Rıza abinin düzene
küfretmemesi dikkatimden kaçmıyor: </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Ne o? Yorgunsun galiba Rıza abi ya da
&#8216;etliye sütlüye karışmayım da&nbsp; başım ağrımasın&#8217; modundasın. Sen de başkalaşanlardan oldun artık, desene. Oysa;
&#8216;Sen yanmazsan, ben yazmazsam, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?&#8217;
Suyun başını tutanları gıdıklamalıyız abi, hiç değilse küfrederek söndürmeliyiz içimizdeki yangını.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8221;Şurada emekliliğime kalmış dört ay. Biz
zamanında mücadelemizi verdik oğlum, sıra sizde. Artık bu düzensizliğe sizler
başkaldıracak, sizler küfredeceksiniz. Durağa geldiğinde beni uyandırmadan
inersen küfür nasıl edilirmiş esas o zaman görürsün. Hadi, şimdi kafa ütüleme
de biraz uyuyayım, yorgunum.&#8221;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rıza abinin benden önce dünyaya gelmiş
olduğu için emekli olacağını sindirmekle meşgulüm. Kafamı cama dayayıp
bilinçsizce dışarıya bakıyorum. Böyle durumlarda küfretmek kasıtlı olarak yaptığım bir şey değil!</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Durağa yaklaşırken Rıza abiyi uyandırıyorum. Bu
durumdan ziyadesiyle hoşnutum. En azından uykusunu
bari bölebiliyorum. Fazlası gelmiyor elimden. İyi adamlar kötü yerlerden hiç
ayrılmamalılar. Emeklilik için söylenecek en baba laf bu bence.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yağmur şiddetini artırıyor. Servisten iner inmez Rıza
abiyle birbirimize &#8216;iyi tatiller&#8217; dileklerimizi dileyip koşar adım evlerimizin
yolunu tutuyoruz. Evin önündeyim. Gözüm salonun açık olan penceresinde.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nihayet brüt doksan dört net seksen beş
metrekare olan evimin kapısındayım. Her zaman net olmakta fayda var. Evim, kutu
kadar! Kapımı korkunç ve öldürücü yalnızlığa aralamak için anahtarı kapı
deliğine sokup kapımı kilitlerin esaretinden kurtarıyorum. Tak, tak! </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kapımı sessizliğe doğru aralarken yine en
beterinden bir kasvet bunaltıyor içimi. Hasar tespiti yapmak maksadıyla
istemsiz salona doğru yürüyor ayaklarım. Laminant parkenin üzerinde küçük çaplı
bir gölet oluşmuş. Üzerinde de birkaç önemsiz fatura yüzüyor. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Banyodan temizlik setini kaptığım gibi
suyu temizliyorum. Mopla da bir güzel kuruluyorum ki ıslaklıktan eser kalmasın.
</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İçim kıyılmaya başlar gibi olduğundan mutfağa giriyorum. Sabahki kahvaltıdan geriye ne
kaldıysa dağınıklık olarak duruyor. Daha da acısı akşam yemeği için
yiyebileceğim tek lokma yok. Ve en acısı yine her
akşamki gibi yapayalnızım. Saate bakıyorum 18.48. Karşımda şehrin ışıltılı caddeleri, sokakları, evleri&#8230; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tencereye
makarna suyu koyuyorum. Masaya bir parça ekmek, tuz ve çoban salatası. Ve tek bardak. Yalnızlığımı da saymazsak bir başımayım. Canım ölmek dışında
hiçbir şey istemiyor. Mutsuz ve ağlamaklıyım. İsyan bayrağım asi bir marşla
çekiliyor göndere. Benimki de hayat. Kedere bak!&nbsp;&nbsp; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/">Kedere Bak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kedere-bak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19366</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yanlış Tercih</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Feb 2020 04:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19299</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sıradan bir semtin, sıradan ailelerinin, sıradan çocuklarıydık. Tahsin hariç&#8230; Tahsinler, mahallemizde yapımı tamamlanmış tribleks villalara taşınan ilk aileydi. &#160;&#160;&#160; İki yıl, sekiz mevsim boyunca, bir zamanlar top koşturduğumuz, haylazlık yaptığımız boş araziye, yan yana bir sürü ev diktiler. İnşaatların kabası bitince saklambaç bile oynadık içlerinde. Kocaman bir site inşa edildi bir zamanların çorak arsasına. Nüfusu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/">Yanlış Tercih</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Sıradan bir
semtin, sıradan ailelerinin, sıradan çocuklarıydık. Tahsin hariç&#8230; Tahsinler, mahallemizde yapımı tamamlanmış tribleks villalara taşınan ilk aileydi. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İki yıl, sekiz mevsim boyunca, bir zamanlar
top koşturduğumuz, haylazlık yaptığımız boş araziye, yan yana bir sürü ev
diktiler. İnşaatların kabası bitince saklambaç bile oynadık içlerinde. Kocaman
bir site inşa edildi bir zamanların çorak arsasına. Nüfusu beş yüzü geçmeyen
küçücük mahallemize beş yüz hane daha taşınacaktı, aynı anda. Bunun heyecanı
bile yetiyordu bize. Ben de, &#8216;kim bilir ne güzel sarışın kızlar taşınırlar
buralara&#8217; diyerek az dolanmadım ortalıklarda.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çok geçmeden ardı ardına bir sürü kişi
taşındı siteye. Sitenin bulunduğu bölge taşranın kenarına konuşlanmış ihtişamlı
bir Amerikan Mahallesi gibi duruyordu. Gece olunca ışıl&nbsp; ışıldı evler. Yaz akşamları villaların
bahçelerinde barbeküler yanıyor, bahçe salıncaklarında zengin piçleri
sallanıyorlardı. Kendi mahallende &#8221;zenci&#8221; muamelesi görmek rezil bir durum.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Site sakinleri ile aramızda sosyal ve
ekonomik şartlar bakımından uçurum olduğundan tez zamanda kaynaşamadık
kimseyle. Onlar, bizim oynadığımız parka gelmiyor, bizim kendi çapımızda
yaptığımız pikniklere katılmıyor, bizimle bisiklete binmiyorlardı. Keza biz de
onların paten yaptığı, basketbol oynadığı, köpek gezdirdiği alanlara
giremiyorduk. Aramızda çok büyük bir fark vardı. Onlar, istemedikleri için
gelmiyorlardı biz ise; istenmediğimiz için gidemiyorduk. Para öyle lanet bir
şey ki; şayet paranız varsa her halukârda tercih hakkı sizin
insiyatifinizde.&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Yüzlerce site sakini arasından yalnızca Tahsin arkadaş
oldu bizimle. Diğer zengin çocuklarına hiç benzemiyordu Tahsin. Ukala, şımarık,
megaloman birisi değildi. Yaşından çok daha olgun, aklı başında bir çocuktu.
Biz de hiç kullanmaya kalkmadık onu. Marketten ortak kola, bisküvi, dondurma ya da çekirdek alınacaksa herkes ne verdiyse
Tahsin&#8217;den de onu aldık. Belki o da bu yüzden sevdi bizi. Onu söğüşlemeye
kalkmadığımız ya da
tam zıttı ona ekstra bir muamele yapmadığımız için&#8230;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Bizimle aynı okulda okumayı çok istediyse de babası
devlet okulu olduğu için Tahsin&#8217;i bizim okulumuza
yollamadı. Kolejde okuttu onu. Her sabah özel bir araba ile koleje gidiyor, aynı
araba ile de geri dönüyordu Tahsin. Babası organize sanayide iki tane fabrikası
olan çok varlıklı bir adamdı. Hatta, sonradan öğrendiğime göre bizim sokaktan
iki kişi de Tahsinlerin fabrikasında çalışıyordu. Durumları son derece iyiydi
Tahsinlerin. </p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Ama Tahsin onca zenginliklerine rağmen bir kez olsun
bizi hor görmedi. Çok sağlam bir çocuktu. Bir
keresinde Tahsin&#8217;in giydiği bir tişört çok hoşuma gitmiş ve bunu da Tahsin&#8217;e açıkça söylemiştim. Tahsin hiç tereddüt etmeden tişörtünü çıkarıp bana
verdi. Tabii ben de
ona&#8230; Parkta değişmiştik tişörtlerimizi. Ertesi gün
benim tişörtümü sitenin dikenli tellerinde asılı olarak görmek beni çok üzse
de, bunu Tahsin&#8217;in yapmayacağını, tişörtü babasının oraya attığını çok iyi
bildiğimden Tahsin&#8217;e bunu hiç söylemedim. O da hiç bahsetmedi bu konudan.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;i tanıdıkça handikaplarını da öğreniyordum. Örneğin; Tahsin son derece aklı başında, mantıklı ve efendi
bir çocuk olmasına karşın hiçbir konuda söz sahibi değildi. Yiyip içmesinden
giydiği kıyafetlere kadar her şeyini babası belirliyordu. Hayali iyi bir
gazeteci olmak olsa da babasının zoruyla tıp okudu. Böylelikle babasına karşı hayatının en büyük tavizlerinden birisini verdi. Orta ölçekli
bir devlet hastanesinde çalışmak isterken yine babasının isteğiyle özel bir hastanede işe başladı. Başarısıyla da kısa sürede başhekim yardımcılığına kadar yükseldi. Fakat bunda
babasının en ufak bir katkısı yoktu. Çünkü Tahsin gerçekten çok zeki bir
çocuktu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Otuzlu yaşların ortalarında muhasebeci
bir kızı sevse de babası bu aşka karşı çıktı. Tahsin çok direndi ama bir türlü
babasının inadını kıramadı. Kız bakmış olmayacak, beş altı ay sonra bir esnafla evlenmiş. Tahsin&#8217;den duydum.
Tahsin rüştünü ispatlamış harika bir hekim olsa da babasının boyunduruğundan
kurtulamamak onu günden güne yalnızlığa itti. Bunalıma girdi bir dönem.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Annesi, başka bir aşk Tahsin&#8217;i kendine
getirir düşüncesiyle avukat bir kızla tanıştırdı Tahsin&#8217;i. Tahsin&#8217;e iyi geldi
kız. Epey bir flört döneminden sonra nişanlanmaya karar verdikleri esnada kızın daha önce nişan attığını öğrendi Tahsin. Ama bunu hiç
umursamadı. Çünkü gerçekten kızı çok seviyordu. Fakat kız Tahsin&#8217;in babasından
veto yedi. Ailemize layık değil diyerek sert bir dille bu işin olmayacağını
dile getirdi Faruk Bey.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
Tahsin yine içine kapandı, psikoloji haplarında aradı
çareyi. Hekimliği keyfekeder yapıyor, hastaneye kafasına göre gidiyordu.
Sancılı dönemi kısa sürede atlatması için kendisini çok arasam da telefonlarımı hiç açmadı. Bir akşam eve dönerken denk
geldim Tahsin&#8217;e.&nbsp; Benzi iyice sararmış,
çok zayıflamıştı. Gözlerinin altında mor halkalar belirmişti. &#8221;Biraz oturalım
mı Tahsin?&#8221; dedim, kırmadı, oturduk. &#8221;Nasılsın, nerelerdesin, neler yapıyorsun,
kaç
defa aradım seni bir kez olsun açmadın telefonlarımı,&#8221;
diyerek sitem ettim kendisine. Ama Tahsin&#8217;in konuşacak takati yoktu, çok bitkin
görünüyordu. &#8221;Nasıl olayım, nasıl olduğum her hâlimden belli değil mi?&#8221; deyince, sustum. Haklıydı Tahsin. Nasıl
olduğunu anlamak için kain olmaya gerek yoktu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Tahsin&#8217;le çok
şey konuşmak istesem de hiç bir şey konuşamamanın derin acısını yaşadım bir süre. Sonra Tahsin &#8221;Ben evleniyorum, hem de hiç sevmediğim,
istemediğim birisiyle,&#8221; dedi, buruk bir sesle. Boğazımı temizleyip &#8221;İyi de
nasıl Tahsin, nasıl istemediğin birisiyle ya? Hangi devirde yaşıyoruz? Sen Doğu&#8217;daki,
Güneydoğu&#8217;daki gencecik kızlarımızın yaşadığı kaderi mi yaşayacaksın yani? Hem
de doktorken, bu kadar varlıklıyken,&#8221; dedim Tahsin&#8217;e. Tahsin durumdan o kadar
umutsuzdu ki &#8221;Babamı tanımıyormuş gibi konuşma. İstemesem ne değişecek ki sanki?&#8221; dedi
ve öfkeyle kalktı masadan. Durumu hiç iyi değildi.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gerçekten de bir ay sonra babasının dediği
kızla evlendi Tahsin. Düğün gecesi sanki kendi düğününde değil de cenaze
evindeymiş gibi bir hâli vardı. Tahsin&#8217;in o hâlini görünce Faruk Bey&#8217;i boğasım
geldi. Ne kadar bencil ve düşüncesiz bir adam bu Faruk Bey diye söylendim
durdum o gece. Düşüncesizdi çünkü, göz göre göre biricik oğlunu mutsuzluğa
itiyordu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;i düğünden sonra sadece bir kez
gördüm. O da son görüşüm oldu zaten. Kısacık konuşabildik kendisiyle. Yalnızca
&#8221;Çok mutsuzum,&#8221; demekle yetindi. &#8221;Bir yerlerde oturup konuşalım mı, hem sen
de kafanı dağıtırsın biraz,&#8221; dedimse de artık çok geç mahiyetinde gülümsedi.
Yıllardır tanıdığım Tahsin&#8217;in yüzünde ilk kez ukala bir gülümseme sezinledim. O
an, Tahsin&#8217;in eski Tahsin olmadığını, gerçekten belki de artık her şey için çok
geç olduğunu gayet iyi anladım.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tahsin&#8217;le o kısacık konuşmamızdan üç gün
sonra Tahsin&#8217;in ölüm haberini aldım. İki kutu hap içip intihar etmiş. Başsağlığı dilemek için annesini ziyarete gittiğimde
hıçkıra hıçkıra
ağlıyordu kadıncağız. Faruk Bey, iş adamlığına yakışır
biçimde son derece vakur bir duruş sergiliyor,
taziyeleri kabul ediyordu. Annesinin elini tutup &#8221;Başınız sağolsun Nevin
teyzeciğim, bir ihtiyacınız olursa sabahın körü de olsa,&nbsp; gecenin bir yarısı da olsa hiç çekinmeden arayabilirsiniz. Unutmayın, ben de sizin oğlunuz sayılırım,&#8221; dedim.
Nevin teyze ellerimin
içinden ellerini sıyırıp, ellerimi avuçlarının içine
alarak sımsıkı tuttu ve: &#8221;Biliyor musun, Tahsin hayatı boyunca ilk defa kendi
başına, kendi hür iradesiyle bir tercih yaptı, o da yanlış bir tercih oldu.
Evlatçığım öldü! Sen ileride evlenirsen ve çocuğun olursa sakın
ola ki çocuğuna baskı yapma. Bırak tercihlerini kendisi yapsın, kararlarını
kendisi versin. Madem, &#8216;ben de sizin oğlunuz sayılırım&#8217; diyorsun, sana tavsiyem
budur oğlum. Eğer aksini yaparsan sana hakkımı helâl etmem, bilesin,&#8221; dedi.
Kendimi daha fazla tutamadım, ben de Nevin teyzeye uyup hıçkıra hıçkıra
ağlamaya başladım. Ağlarken tekrarladığım tek bir cümle vardı: &#8221;Söz Nevin
teyze. Söz, söz, söz&#8230; Sana söz veriyorum ben Faruk Bey gibi bir baba
olmayacağım!&#8221; </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/">Yanlış Tercih</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yanlis-tercih/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19299</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
