<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>bilim kurgu ve fantazya &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/bilim-kurgu-ve-fantazya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 23:12:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Nov 2016 06:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ariel Schulman]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Dave Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Roberts]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Joost]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6158</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerve filmi aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan Nerve filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nerve filmi</strong> aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan <strong>Nerve</strong> filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu ölümle sonlanacak bir kapışmaya dönüşmesi şahane anlatılmış olarak karşımıza çıkıyor. İnternette oyuncu veya izleyici olarak katılabildiğiniz izlemek için para ödediğiniz ve yarışmacı olarak verilen görevleri yaptığınız takdirde para kazanabildiğiniz bir basit oyunmuşçasına sizi cezbeden <em>Nerve</em> daha sonra başınıza birçok bela getirebiliyor. Profilinizi oluşturmak için sizin birçok bilginize erişerek banka hesaplarınıza kadar giriyor ve böylece görevleri yapınca paranızı size yatırıyor oyunu kaybeder iseniz sorun yok fakat oyunu ‘’gammazlarsanız’’ veya ‘’hile yaparsanız’’ bankadaki bütün paranıza elveda diyorsunuz ve bütün yerlerdeki profil ile hesaplarınız siliniyor böylece oyuna ‘’hapsolmuş’’ oluyorsunuz.</p>
<figure id="attachment_6160" aria-describedby="caption-attachment-6160" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6160 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve filmi" width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6160" class="wp-caption-text">Nerve filmi</figcaption></figure>
<h2>Nerve Film Oyuncuları</h2>
<p>Gelelim filme, başrollerinde Vee karakterini oynayan <strong>Emma Roberts</strong> ile Ian rolüne hayat veren <strong>Dave Franco</strong> isimlerini görüyoruz. İkilinin filmde uyum içerisinde oynadıklarını gördükten sonra gerçekten rol için doğru tercihler olduklarına bir kez daha inanıyoruz. Vee arkadaşı Sydney’nin tabiri caizse gazına gelerek Nerve’e oyuncu olarak giriyor ve bütün olaylar bundan sonra başlıyor. İzleyicilerin seçtikleri görevleri yaparak ilerlerken Ian ile tanışıyor. Böylece seyirci bu ikisinin elektriğini beğenerek oyunda beraber ilerlemelerini istiyor. İkili böylece beraber verilen görevleri yaparak finale gitmeye başlıyor. Fakat bir görev sonrası ölümle burun buruna gelen Vee kendi ve arkadaşlarını düşünerek oyunu polise gammazlıyor fakat polis durumun sıkıntılı olmadığını söylüyor ve böylece Vee görevden atılıyor daha sonra ise bütün bankadaki paraları elinden alınarak oyunun içinde hapsoluyor. Tek çare finalde kazanması ve özgürlüne kavuşmasıdır. Ian’ın gizemli hallerini ise daha sonradan anlıyoruz. Finalde ne olduğunu ve filmin nasıl bittiğini tabi ki de söylemeyeceğim.</p>
<p>Bence bu keyifli ve akışı sorunsuz filmi izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<figure id="attachment_6162" aria-describedby="caption-attachment-6162" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6162 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=640%2C988" alt="2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor." width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6162" class="wp-caption-text">2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor.</figcaption></figure>
<h2>Nerve Filmini Özetlersek;</h2>
<p>2016 yapımı <u>Nerve</u> bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor. Yönetmenliğini <strong>Henry Joost</strong>, <strong>Ariel Schulman</strong> gibi isimlerin yaptığı filmin başrollerinde Ashby(2015), Scream Queens(2016) gibi birçok dizi ve filmlerde gördüğümüz yetenekli aktris Emma Roberts var. Ona filmde erkek başrol olarak eşlik eden kişi ise Now You See Me(2013),Now You See Me(2016), 21 Jump Street(2012),22 Jump Street(2014) gibi iyi yapımlarda yer alan Dave Franco’dan başkası değil.</p>
<p><strong>Nerve</strong>, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. Özellikle bu tüketim çılgınlığı ile ‘’ne kadar popüler kalabilirsen o kadar yaşarsın” mottosunu bizlere gösteriyor. Vee söylenen sözlerin aksini kanıtlamak ve sakin aksiyonsuz, normal hayatına renk katmak adına çıktığı yolda hem aşkı hem de cesareti bularak birçok konuda kendine değer katıyor gibi gözüküyor. <u>Nerve</u>, herkesçe izlenmesi gereken bir film. Seyreden birçok kişinin filmden kendine dair bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Seçiminizi yapın Oyuncu musunuz?&nbsp; Yoksa izleyici mi?</p>
<figure id="attachment_6159" aria-describedby="caption-attachment-6159" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6159 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. " width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6159" class="wp-caption-text">Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor.</figcaption></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fantastik Filmlerin İnsanlar İçin Önemi ve İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Nov 2016 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Scissorhands (Makas Eller)]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Yolcusunun Karısı]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanda Aşk (About Time)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5835</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fantastik dedik mi genellikle, “Gerçekte var olmayan, hayal ürünü ve gerçekte yaşanması pek mümkün olmayan olayları konu edinen sanat eserleridir”. gibi tanımları yapılır. Büyü, sihir, ölümsüzlük, geçmiş e ve geleceğe yolculuk ve buna benzer konulu üzerine yapılan filmler ve diziler fantastik yapımlara örnektir. Öyleyse “Neden fantastik yapımlar ilgi çeker? Fantastik yapımlar insan üzerinde nasıl etki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/">Fantastik Filmlerin İnsanlar İçin Önemi ve İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fantastik</strong> dedik mi genellikle, “Gerçekte var olmayan, hayal ürünü ve gerçekte yaşanması pek mümkün olmayan olayları konu edinen sanat eserleridir”. gibi tanımları yapılır. Büyü, sihir, ölümsüzlük, geçmiş e ve geleceğe yolculuk ve buna benzer konulu üzerine yapılan filmler ve diziler fantastik yapımlara örnektir. Öyleyse “Neden fantastik yapımlar ilgi çeker? Fantastik yapımlar insan üzerinde nasıl etki oluşturur? Fantastik yapımlar sadece çocuklara yönelik midir? Fantastik yapımları izlemek sadece hayallerde yaşamaktan mı ibarettir yoksa bu hayalleri gerçekleştirmenin yolları var mıdır?” sorularının yanıtlarını arayalım&#8230;</p>
<h2>Fantastik Filmler</h2>
<p><strong>Fantastik filmler</strong>in ilgi çekmesinin en bilindik nedeni, doğa üstü güçler, başka dünyaları görebilme, ışınlanma, ölümden sonraki yaşam ya da ölümsüzlük, ruhlar ve periler alemini ilgi çekici ve hoş görünen görsel efektlerle verilmesi olarak tanımlanabilir. Ayrıca, birçok filminde zamanda yolculuk konu temaslı olması fantastik filmlerin izlenmesindeki önemli etkilerden biridir. Çünkü gerçek hayatta geçmişe dönüp şimdi pişman olduğumuz şeyleri yapmama gibi bir şansımız olmuyor ya da bazı durumlarda, “Geçmişte şöyle yapsaydım da, şimdi daha iyi yerlerde olurdum.” gibi cümleler kurarken buluyoruz kendimizi. Bu tarz filmleri izleyerek, gerçekte de fantastik güçlerimiz imkanlarımız olmasını istiyoruz bir yerde. Keşke ışınlanabilsem, keşke sihirli gücüm olsa da bir şıklatmakla çok paraya sahip olsam dediğimiz oluyor. Bundan başka, eğer bir yakınımız öldüyse bu fantastik öğeler sayesinde onların ruhunu, ya da ölümden sonraki yaşamını görebileceğimizi, başka dünyalarla iletiş im kurabileceğimizi umuyoruz. Dahası <strong>fantastik filmler</strong>i izlediğimizde normal, gündelik yaşamın durağan halinden biraz olsun sıyrılıp bambaşka renkli dünyalara da yolculuk etmiş oluyoruz. Aslında hem ilgi çekme de, hem de üzerimizde yarattığı etkilerde birazda filmlerde kullanılan görsel efektlerin ne kadar yaratıcı ve can alıcı olmasıyla da ilgisi es geçilmemelidir. Bu örneklemlerden yola çıktığımızda, hem fantastik yapımların ilgi çekmesinin nedeninden tutup, insanlar üzerinde oluşturduğu etkileri de anlamış olduk&#8230;</p>
<figure id="attachment_5839" aria-describedby="caption-attachment-5839" style="width: 776px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5839 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg?resize=640%2C360" alt="Bir fantastik film olan Harry Potterʼın her filminde, yeni yeni öğeler, efektler eklenmiştir." width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg?w=776&amp;ssl=1 776w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5839" class="wp-caption-text">Bir fantastik film olan Harry Potterʼın her filminde, yeni yeni öğeler, efektler eklenmiştir.</figcaption></figure>
<h2>Çocuklar ve Büyükler İçin Fantastik Filmler</h2>
<p>Bazı insanlar, fantastik filmlerin sihir, büyü ve doğaüstü güçlerle sınırlı olup sadece çocuklara yönelik olduğunu düşünürler. Hatta saçma ve komik bulanlar bile olabilir aralarında. Geçmişte ve günümüzde televizyonlarda yayınlanmış sihir içeren komedi yapımları böyle düşünenlerin temel nedeni olarak başta geliyor. Bu tür yapımları da genellikle çocuklar izlemeyi tercih ediyor. Ancak, fantastik çalışmalar sadece televizyonda yayınlanan ve çocuklara hitap eden dizilerden ibaret değildir. Bizim toplumumuz daha çok bu yapımları çocuklara yönelik düşünerek daha hafif ve komedi tarzda yapıp izleyiciye sunmayı tercih ediyor ve daha çok çocuk oyuncularla çalışıyor. Fakat <strong>fantastik</strong> dediğimiz hayal ürünü eserler bilim kurgu ve dramla karıştığı zaman o kadar da çocuklara yönelik ve komik olmadığını görüyoruz. Örneğin, Harry Potter serisi başta çocuklara yönelik gibi gözükmesine rağmen, kitaplarını okuyup filmlerini izlediğinizde aslında anlaşılması güç fantastik öğeler barındırdığını ve anlamak için belki, birkaç defa daha izlemek gerektiğini görebilirsiniz.</p>
<figure id="attachment_5840" aria-describedby="caption-attachment-5840" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5840 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Edward Scissorhands (Makas Eller)" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller.jpg?w=441&amp;ssl=1 441w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5840" class="wp-caption-text">Edward Scissorhands (Makas Eller)</figcaption></figure>
<p><strong>Harry Potter</strong>ʼın her filminde, yeni yeni öğeler, efektler eklenmiştir. Dolayısıyla konu ve kurguda fantastik efektlerle birbirine kemikten bağlıdır. Her bir filmi an az 2 buçuk saat sürmektedir ve izleyenin daha rahat anlayabilmesi için öncesinde kitabının okunması herkes tarafından önerilmektedir. Harry Potter serisi, ülkemize geldiği günden beri “sihir ve büyü kitabı” kelimelerini barındırdığından öncelikle çocukların ilgisini çekmeyi başardı. Fakat sonradan bu sayı çocuklardan gençlere, hatta yetişkinlere kadar yükseldi. Bundan başka, “The Notebook” filmiyle tanıdığımız Rachel Mcdamsʼın başrolünde oynadığı, <strong>Zaman Yolcusunun Karısı</strong> ve <strong>Zamanda Aşk (About Time)</strong> filmleri fantastik öğelerle dramı ve bilim kurguyu karıştırmış üzerine düşünülmesi ve kafa yorulması gereken, yüklüce emek harcanmış filmler arasında yerini almaktadır. Sonrasında Johnny Deppʼin başrolünde oynadığı, 1990 yapımı <strong>Edward Scissorhands (Makas Eller) </strong>filmi eski bir film olmasına rağmen, o dönemin şartlarında gayet iyi makyaj ve görsel efektlerle derlenmiş ve de izleyici üzerinde oldukça duygusal etkiler bırakan filmler arasında yerini bulmaktadır. Daha benzer pek çok film örneği verilebilir ve buradan da anlıyoruz ki, her fantastik öğe çocuklara yönelik değil ya da basit geçilebilecek türden değil&#8230;</p>
<figure id="attachment_5837" aria-describedby="caption-attachment-5837" style="width: 577px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5837 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg?resize=577%2C371" alt="Zaman Yolcusunun Karısı" width="577" height="371" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg?w=577&amp;ssl=1 577w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg?resize=300%2C193&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5837" class="wp-caption-text">Zaman Yolcusunun Karısı</figcaption></figure>
<h2>Fantazilerimiz ve Fantastik Filmler</h2>
<p>Fantastik yapımları izlemek hayallerde yaşamak değildir aslında. Çünkü bu tür filmler dikkatli izlediğinizde hayallerinizi gerçekleştirme ya da yaptıklarınız ve yapmadıklarınız için pişman olma konusunda, size ders verir kimi zaman. Başka bir deyişle, hayatımızla ilgili karar alırken, insanlarla ilişki kurarken ya da biriyle tartışırken, hatta kavga ederken bile hayatımızın akışında değişiklikler yapabiliyoruz günlük yaşantımızda. Kimi <strong>fantastik filmler</strong>de, geçmişe dönüp bu hatalarımızı telafi etme, ya da hatalarımız ve davranışlarımız sonucu başımıza gelenleri görme imkanı buluyor ve bunları yaşamamak için şimdiki ana dönüp o hataları hiç yapmıyoruz. Buna benzer kimi filmlerde de bir hata sonucu beden değiştirme işleniyor. Birbirini sevmeyen iki kişinin ruhu birbirlerinin bedenlerinde buluyor kendini. İzlerken, gülüyoruz, eğleniyoruz ama unutulan bir şey var ki, bu filmler bize karşımızdaki kişiyle empati kurmayı ve onu anlamayı öğretiyor. Aslında ilişkilerimiz ve hayatımızın akışı konusunda yön veriyorlar bize bir yerde. Bazı filmlerde de, öbür dünyayla iletişim kurabilen figürlere şahit oluyoruz… Bu bize çok hayal ürünü, belki de saçma geliyor. Kendimize göre öyle belki, ama öbür dünyayı kimse bilmediği için, herkes kendi kafasında bir şey kurguluyor ve hayal ediyor. <em>Fantastik filmler</em>, sadece bu hayalleri görsel efektlerle görünür ve somut bir hale getiriyor. Belki de, gerçekten kaybettiğimiz sevdiklerimizle konuştuğumuzda ya da onlar için üzüldüğümüzde bizi görüyorlar ve o filmlerdeki gibi bize cevap veriyorlar&#8230; Filmlerden farkı da, sadece biz somut olarak algılamıyoruz. Sonuçta çoğumuz küçüklüğümüzden beri buna inandık. Aslında hayal desek de, gerçekliğine inandığımız şeyin somutlaştırılarak gözlerimizin önüne serildiğine şahit oluruz. Bazı filmlerin sonunda ise izlediğimiz o fantastik öğelerle, tamamen filmin başrolündeki ana karakterin kendine istediği hayalindeki gibi bir dünya kurduğunu görürüz. Aslında birçok şeyin gerçek olmadığının o ana karakterde farkındadır… Hayal kurmuştur sadece… Geçmişe gitmiştir. Geçmiş teki figürlerle iletişim kurmuştur. Kendini mutlu etmiştir. Kişinin hayaliyle fantastik öğeler öylesine güzel kurgulanıp harmanlanmıştır ki, filmin nasıl bittiğini anlamazsınız bile. Bunu gerçek yaşamda çoğu zaman bizde yaparız. Rönesans döneminde hissederiz ve sürekli o döneme ait kitaplar okurken, filmler izlerken, birden Leonardo Da Vinci ile konuşurken buluruz kendimiz. Biz de aslında bir çeşit fantazi kurarak gerçek hayatın monoton halinden biraz olsun sıyrılma imkanına sahip oluruz&#8230;</p>
<figure id="attachment_5836" aria-describedby="caption-attachment-5836" style="width: 1229px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5836 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?resize=640%2C226" alt="İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler" width="640" height="226" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?w=1229&amp;ssl=1 1229w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?resize=300%2C106&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?resize=1024%2C362&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5836" class="wp-caption-text">İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</figcaption></figure>
<h2>İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</h2>
<p>Son olarak;</p>
<ul>
<li>The Lovely Bones (Cennetimden Bakarken),</li>
<li>Age of Adaline (Adelineʼin Yaşı),</li>
<li>The Odd Life Of Timothy Green (Timothy Greenʼin Sıradışı Yaşamı),</li>
<li>The Secret Life of Walter Mitty (Walter Mittyʼnin Gizli Yaşamı),</li>
<li>Groundhog Day (Bugün Aslında Dündü)</li>
</ul>
<p>izlemenizi önereceğim en güzel 5 fantastik film arasında geliyor&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/">Fantastik Filmlerin İnsanlar İçin Önemi ve İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5835</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Huzursuz Balıkçılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4736</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı. Suyu yemyeşil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı.</p>
<p>Suyu yemyeşil görünen büyük nehrin kenarında, konaklıyordu balıkçıllar ve banyo yapmaya gelen birkaç yabancı tarafından rahatsız edildiler. Uzun zamandan beri kimse onları bu kadar huzursuz görmemişti. Yabancıları da görmüyorlardı. Balıkçıllardan başka suda hareket eden tek şey, giderek genişleyen dalgalardı. Ancak nehir, dikkatli gözlere biraz daha yeşil görünür oldu. Nedenini ise öğrenemediler.</p>
<p>O günden sonra, balıkçılların davranışları tamamen değişti. Sessiz sedasız yaşayan bu mağrur hayvanlar, hiç durmadan bağırıp gürültü yapar oldular. Sadece yemek yerken sesleri kesiliyordu. Onları hayranlıkla izleyenler, şaşkınlıkla izlemeye başladı. Gördüklerine hayret ediyor, sebebini bulamıyorlardı.  Nehrin başka yerlerinde, başka balıkçıl toplulukları da vardı. Onların davranışları değişmemişti; yalnız bu kıyıdakilerin, yalnız yabancılar tarafından rahatsız edilenlerin.</p>
<p>Uzaktan izlemekle anlaşılabilecek bir durum olmadığı açıklığa kavuşunca, kuşlara yaklaştılar. Aralarına girmeye çalışanlar olunca, balıkçıllar daha da hırçınlaştı. Kimseye saldırmadılar ama yerlerinde de duramadılar. Oradan oraya zıplıyor, uçuyor, pisliyorlardı. Görünen o ki, ne sazlıkta ne de nehrin bu yakasında olağanüstü bir durum, her hangi bir sorun yoktu. Bunca gürültüye aldırış etmeden yüzmeye devam eden balıklar ve bir sürü su böceği sayesinde de kuşlar karınlarını gayet güzel doyurmaktaydılar.</p>
<p>Nehrin üstünde ve balıkçılların konakladığı kıyıda bir ipucu bulamayınca, suya dalmaya karar verdiler. Artık nehir, tüm gözlere daha yeşil görünür olmuştu. Birkaç kişi, yabancıların arkalarında dalga bıraktıkları yerden yavaş yavaş suya girdi. Gittikçe derinleşen nehrin içinde, suyun taşıdığı alüvyon, görüşü engelliyordu. Daha çok el yordamıyla nehrin yatağını aradılar. Yüzük, madeni para ve saç tokasından başka tuhaf şeye rastlamadılar. Her biri, bulduğu nesneyi, o günün hatırasına, alarak evine gitti.</p>
<p>Ertesi gün ya da devam eden günlerden birinde,  balıkçılların eski hayranlık uyandıran hallerine geri döndüğü fark edildi. Nehir de yine eski nehirdi, o tuhaf yeşillik kaybolmuştu. Bu değişime çok sevinseler de, nehirden yüzük, madeni para ve saç tokasını çıkaranlar, buldukları nesnelerden şüphelendiler. Hangi eşyanın bu duruma sebep olduğunu bilmelerine imkân olsa dahi, bundan haberleri yoktu.</p>
<p>Eşyaları, kendilerinde tutmak istemiyorlardı. Bu durumda onları bir yere atmak da çözüm sayılmazdı çünkü; bu sefer de başkalarını rahatsız ederlerdi. Uzun zaman ne yapacaklarını düşündüler. Bu süre zarfında fark ettiler ki, bu eşyalar suyun dışında kimseye huzursuzluk vermiyor. Tabi bu eşyaların huzursuzluğa sebebiyet verip vermediği de muamma. En sonunda, üç nesne de metal olduğundan, hepsini beraber eritmeye karar verdiler.</p>
<p>Yüzük ve madeni para eriyip birbirine karıştı ama saç tokası ısındıkça erimedi. Buharlaştı ve yok oldu, gitti. Eriyen metali, balıkçıl şeklinde hazırladıkları minik kalıba döktüler, soğuması için bir kenara bıraktılar. Bu sırada, eritme kabındaki parıltı dikkatlerini çekti. Ufacık, zor görülen yeşil bir taş duruyordu kabın dibinde. Kalıptaki balıkçıl tam katılaşmadan, taşı kuşun gözü yerine oturttular. Tek taraflı minik kuş figürü, katılaştığında inanılmaz derecede pürüzsüz ve parlaktı.</p>
<p>Böylesine göz alıcı bir nesne yaptıklarına inanmakta zorlandılar. Ancak sonuç ellerine alamayacakları denli çekici ve inanılmaz bir şekilde önlerinde duruyordu. Yaptıkları nesnenin güzelliğine kapılmak üzerelerken, akıllarına bir fikir geldi. Bu güzelliğe mücevher olmak yakışırdı. Yeşil gözlü metal balıkçılı, kendisi kadar parlak bir zincire göre ayarladılar.</p>
<p>Kolyeyi, üzerine balıkçılı simgeleyen minik bir rün işledikleri abanozdan yapılma kutunun içinde uzun zamandır saklıyorlar, yalnız arada bakmak için kutuyu açmaları dışında,  yeşil gözlü balıkçıl hiç güneş görmüyordu. Ne yapacaklarını tam da bilemeden, böylesine güzel bir mücevher yapanlar, böyle bir güzelliğin uzun zaman saklı kalamayacağının farkındaydılar. Yine de bunca zaman, balıkçıllar huzur içinde yaşamış ve kimse kolyeyi fark etmemişti.</p>
<p>Yine bir gün, balıkçılları izledikleri esnada; ilerde, nehirde süzülen bir cisim gördüler. Hava puslu olduğundan tam olarak seçilemiyordu. Suyun üzerinde süzülerek ilerliyor ve yavaş yavaş balıkçılların konak alanına yaklaşıyordu. Görüş alanlarını heybetli bir kayık kaplamıştı. Balıkçılların neredeyse ortalarına dalmış olmasına rağmen kuşlar bu duruma aldırış ediyor değildiler.</p>
<p>Kayıktan, bunca pusa rağmen kıp kırmızılığı gözlerini yakan elbisesiyle, biri karaya iniyordu. İnen kişiye daha yakından bakabilme isteğiyle karşı kıyıya koştularsa da yetişemediler. Pus içinde dağılan renkler, ne yöne gittiğini görünmez kılıyordu. Kıyıya yakın durduğunu tahmin ettikleri kayık da seçilemiyordu. Bunun üzerine evlerinin yolunu tuttular.</p>
<p>Ertesi gün, hava açmış ve tüm nehrin üzerini parlak bir ışık kaplamıştı. Sabahın ilk saatlerinde, henüz uyanık olsalar dahi yataktan çıkmak istemeyecekleri bir saatte, kapıları çalındı. Kapının dışında onları, dün gece gördükleri kıpkırmızı elbiseli kadın bekliyordu. Pus yüzünden göremedikleri yemyeşil gözler, dosdoğru onlara bakıyordu.</p>
<p>Kadın, “Kaybettiğim şeyin sizde olduğu söylendi.”  dedi. Bunun üzerine içlerinden biri abanoz kutuyu getirerek  “Emanetiniz burada majesteleri.” dedi ve kutuyu kadına uzattı. Kadın kutuyu almadan kapağını açarak kolyeyi eline alıp avucunu kapadı. Avucunu tekrar açtığında kolye orada yoktu ve sanki gözleri biraz daha yeşermiş gibiydi, tabi bu mümkünse.</p>
<p>Kıpkırmızı elbiseli kadın, tekrar akşam çöktüğünde, balıkçılların uykularını bile bölmeden, kayığına binip geldiği gibi usulca nehrin üzerinde süzülerek, gitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4736</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jul 2016 08:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4513</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı.</p>
<p>Hasta irkilerek şaşkın gözlerle Josephus’a baktı. ‘’Affedersiniz bay Josephus.. Evet.. Ne diyordum ben en son?’’ Bu kaçıncı unutuşuydu hastanın. Önceki cümlesini dahi hatırlamakta zorluk çekiyordu. Josephus terapinin devamı için hastayı konuşturmakta ısrarlıydı.</p>
<p>&#8220;Çocuk yapmama kararına nasıl vardığınızı anlatıyordunuz. Bu kararı eşinizle birlikte mi aldınız?&#8221;</p>
<p>Hastanın bakışları dalgındı, Josephus’un yüzüne bakıyordu ama duyduklarını anlayıp anlamadığı yüzünden seçilemiyordu.</p>
<p>&#8220;Ah, evet.. Çocuk yapma.. Bu kararı eşimle birlikte mi aldık.. Hayır.. Yani önce hayır ama sonra evet..’’ Josephus sabırlı davranmaya devam etti. ‘’Bunu biraz daha açar mısınız bay Montague?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gençliğimde bir Arap düşünürün babasını imâ ederek sarf ettiği bir vecizini okumuştum bir kitapta. Çocuk yapmamayı düşünmemin başlangıcı olmuştu o kitap ve o düşünür.&#8221;</p>
<p>Josephus söylediklerine dikkat kesildi. Demek bu adam kitap da okuyordu.. Üstelik binlerce kilometre ötedeki bir coğrafyadan birinin kitabını.</p>
<p>&#8220;Kimdi o bay Montague? Ve sizin bu kararı almanıza neden olan cümle neydi?&#8221;</p>
<p>‘Kim miydi.. Uzun bir ismi vardı bay Josephus.. Hay Allah, eski Arap düşünürlerinin çoğunun ismi uzundur zaten değil mi? Tüm soyağaçlarını isimlerinden öğrenebilirsiniz. Umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur.. Immhh…’’</p>
<p>Montague uzun bir ‘’ımmhh’’ çektikten sonra isim ağır ağır, tane tane döküldü dudaklarından; &#8220;<strong>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</strong><em>&#8220;</em></p>
<p>Josephus şaşırmıştı. Acaba durum sandığı gibi kötü değil miydi? Montaugne’nin psikolojik rahatsızlığı ona has bir şey değildi. Aksine son 50 yılda tüm dünyada nüfus hızla düşerken, erken yaşta Alzheimer, şizofrenik davranışlar, depresyon, anoreksi ve anksiyete rahatsızlıklarda yükselme meydana geliyordu. Hükümetler ise ciddi bir çalışma yürütmüyordu bu soruna karşılık.</p>
<p>Josephus Romin, Montague’nin söylediği ismi not etti. Daha sonra etraflıca bakardı. Montague’yi konuşturmaya devam etti. ‘’Ne diyor peki bu Arap düşünür?’’</p>
<p>Montague eliyle alnındaki teri sildi. Gözleri yere bakıyordu. &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Montague kafasını kaldırmadı. Yine daldı.. Josephus gözlüklerini çıkardı. Sonraki seansta devam ederlerdi artık. Montague’yle sonraki seansı Perşembe günüydü, 2 gün vardı daha. Zaten 4 dakika kalmıştı terapinin bitimine. Montague bugünkü son hastasıydı Josephus’un. 28 hasta ediyordu böylece. Dün de 32 hasta gelmişti. Talep gün geçtikçe artıyordu ve Ulusal Psikoloji Dairesi tüm eyaletlerde Tıbbî Etik Komiteleri’nin sayısının artırılması için hükümete rapor üstüne rapor yolluyordu.</p>
<p>Josephus masasındaki gözlüğünü, cep telefonunu ve okuduğu &#8220;<em>Düşlerin Yorumu&#8221; </em>kitabını çantasına koydu. Montague’nin başında dikildi ve hafifçe dokundu koluna &#8220;Bay Montague, isterseniz çıkabilirsiniz. Perşembe günü görüşmek üzere.&#8221; Kapısını açtı, muayenehanesinin salonunda yardımcısı Leo’ya ‘’Sen de çıkabilirsin Leo. Yarın görüşürüz.’’ deyip çıktı. Kliniğin bahçesindeki beyaz 052 Mozaic marka arabasına doğru giderken telefonu çaldı. Çantasını açtı, arayan Karta’ydı. Karta’nın sesi durguncaydı:</p>
<p>&#8220;Selam, bu akşam ne yapıyorsun?&#8221;</p>
<p>Daha dün görüşmüşlerdi Karta’yla. Gümüş renkli saatine baktı, 19:12’yi gösteriyordu.</p>
<p>&#8220;Bir planım yok. Eve gidiyordum ben de. Neden sordun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşünce anlatırım. Ben Yuks and Duşu’dayım. Seni bekliyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam, 15 dakikaya orada olurum ben de.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca tekrar saatine baktı. Otomobile girdi ve aracı çalıştırdı. Yol boyunca Karta’nın ne söyleyebileceğini düşündü. Dünkü konuşmalarında yarım kalmış, yahut ters bir şey yaşanmamıştı.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yuks and Duşu, balıkçı teknelerinin demirlendiği  ve balıkçılardan başka neredeyse hiç kimsenin de uğramadığı bir balık lokantasıydı. Akşama doğru tüm deniz güneşin batışıyla portakal rengine bürünürdü. Balıkçılar avdan döner, yorgunluklarına bir de akşamın sessizliği eklenince tuhaf bir durgunluk olurdu. Deniz ölü gibi olurdu, öyle ki karıncalar su içerdi.</p>
<p>Josephus otomobilini Yuks and Duşu’nun arkasına park ettikten sonra Karta’ya doğru yürüdü. Karta oturmuş kitabını okuyordu. Kitaba daldığı için Josephus’u fark edemedi. Josephus kulağının dibinde parmaklarını şıklatınca irkildi Karta Make.</p>
<p>&#8220;Geldin mi? Geç otur.&#8221;</p>
<p>Josephus’un masaya geçmesiyle Osman bitti yanlarında. Osman Rizeli’ydi. Hem balıkçılık yapıyordu hem de bu balık lokantasının sahibiydi. 38 yıl önce tüm dünyada sınırlar kalkınca o da Rize’den kalkmış önce kuzeydeki Rusya’ya gelmişti. 10 yıl kadar burada, Anapa kentinde yaşadıktan sonra yolculuk serüveni ABD’de nihayet bulmuştu. Osman’ın hayâlinde Norveç’e gitmek vardı hep. Türkiye’de yaşadığı yıllarda TV’de <em>Neutrogena </em>el kremi reklamlarında oynayan Norveçli balıkçıları görmüş, hayran kalmıştı. Zaten o gün bu gündür <em>Neutrogena </em>kremlerini de eksik etmemişti yanından. Norveçli balıkçılar da sık kullanırdı bu kremi. Bir de <em>Neutrogena</em>’nın telaffuzunda Osman’ı hoş eden bir yan vardı ve ‘’<em>nötrocina</em>’’ demeyi pek severdi.</p>
<p>İşte yine her zamanki gibi sipariş almaya gelmişti Osman. Baş parmaklarını pantolonunun arasına sıkıştırmış, diğeriyle de darbuka çalıyormuş gibi hızla hareket ettiriyordu.</p>
<p>&#8220;Evet beyler, ne vereyim size?&#8221;</p>
<p>Karta sipariş için Josephus’un gelmesini beklemişti.</p>
<p>&#8220;Deniz bugün neler verdi sana Osman?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bol miktarda Barbun var. Bir de Ramazan koca bir Somon yakaladı bugün. Çoğunu biz erittik, biraz kaldı. İsterseniz közleyeyim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Sen bize Barbun getir Osman. Yanında da soğuk birer bira.&#8221;</p>
<p>&#8220;Okey!&#8221;</p>
<p>Osman parmaklarını oynata oynata uzaklaştı yanlarından.</p>
<p>Josephus iyice yerleşti sandalyesine. Çantasını yanındaki boş sandalyeye bıraktı. Karta’nın elindeki kitaba uzandı, kapağına baktı. <em>Montesquieu</em>’nun <em>Kanunların Ruhu Üzerine</em> kitabını okuyordu.</p>
<p>&#8220;Bu kaçıncı okuyuşun be adam!&#8221;</p>
<p>&#8220;20 vardır.&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi, aferin. Eee, neden çağırdın beni?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğü çıkardı masaya bıraktı. Burnunu ovaladı.</p>
<p>&#8220;Bak Josephus, sanırım psikolojik rahatsızlıkların neden son 50 yılda tüm dünyada çığ gibi yükseldiğini buldum?&#8221;</p>
<p>Şaka mı yapıyordu bu adam? Bunun için mi çağırmıştı yani?</p>
<p>&#8220;Karta ne demek bu? Neyin var senin oğlum ? Beni özlediğin için çağırdığını söyleseydin güle-oynaya gelirdim zaten. Böyle aptalca bir laflaşmadan daha iyi bir gerekçe olurdu en azından. Hem ‘buldum’ ne ayrıca? Ortada ‘bulunacak’ ne var?&#8221;</p>
<p>Karta tekrar taktı gözlüğünü. Konuşma boyunca en az 10 defa çıkarır takardı.</p>
<p>&#8220;Önce bir dinle beni be adam! İki hafta önce Toplum Sağlığı Merkezi olarak 12 fabrikada toplam 752 işçi üzerinde bir anket yaptık. Sonuçlar bugün ulaştı elimize. Buna göre toplam 612 kişi psikolojik rahatsızlıkları için ilaç kullanıyor. Geri kalan 140 kişi ise yakın dönemde bu ilaçlardan kullandığını fakat artık bıraktıklarını söylemişler.&#8221;</p>
<p>Josephus’un buruşuk alın derisi yavaşça gevşedi. Çünkü kendi muayenehanesine gelen hastaların da büyük bölümü fabrika işçilerinden oluşuyordu. Bu işçiler ekonomik olarak oldukça düşük ücrete ve kötü şartlarda çalışıyorlardı. Buna karşın psikoterapi vizite ücretleri çalıştıkları fabrika tarafından karşılanıyordu. Josephus aklındaki bulanıklığı dağıtmak istedi:</p>
<p>&#8220;Peki bu sadece bu eyalet için mi geçerli Karta?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğünü çıkarıp yanıtladı:</p>
<p>&#8220;Biz bu anketi sadece kendi eyaletimiz için yaptık fakat sonuçlar böylesine vahim çıkınca iyice işkillendim ben. Bugün seni aramadan önce şehir kütüphanesine uğradım. 2012 yılında, yani 40 yıl önce Amerikalı bir anket şirketiyle Türk bir anket şirketinin ortaklaşa yürüttükleri anket sonucuna ulaştım. Üstelik anket 17 şehirde olmak üzere toplam 20.400 kişiyle yapılmış. Ankete katılanların %87’si psikolojik rahatsızlıklarından dolayı ilaç tedavisi gördüklerini söylemiş. Bir dönem ilaç alıp bırakanların oranı ise %5.&#8221;</p>
<p>Konuşmasına devam edecekti ki iki elinde iki tabakla masalarına doğru gelen Osman’ı gördü. Ardından garsonu tepside iki bira şişesiyle takip ediyordu onu.  Osman tabakları masaya koydu, garsonun tuttuğu tepsiden de biraları alıp önlerine bıraktı.</p>
<p>&#8220;Afiyet olsun beyler&#8221; deyip baş parmaklarını pantolonuna sıkıştırıp ayrıldı yanlarından.</p>
<p>Josephus koca bir yudum aldı biradan. Karta’yı dinlerken bir yandan da söylediklerini zihninde tartıyordu. Karta, mavra atacak biri değildi. Roma Üniversitesi’nde öğrenci olduğu zamandan bu yana tanırdı Karta Make’yi. Karta’nın branşı sosyolojiydi. Doğu toplumlarının tarihini, kültürlerini çok iyi bilirdi. Uzun yıllar Ulusal Göçmen Uyum Projesi’nde görev aldıktan sonra 2042 senesinde kurulan Toplum Sağlığı Merkezi’nde işe başlamıştı. Bireysel değil, toplum sağlığı.. Tam da Karta’lık bir işti.</p>
<p>Josephus, Osman’ın getirdiği balıkları çatalladı. Osman balıkları kendi üsûlune göre pişirirdi. Balığın cinsi mühim değildi, Osman’a göre hepsinin buğulaması yapılabilirdi. Balıkları öyle pişirirdi ki Osman, pamuk gibi yumuşacık olurdu. Ağızda erirdi adeta. Önce balık boğazdan aşağı yüzercesine kayar, ardından balığın dudakta kalan tuzu soğuk birayla karışıp peşi sıra inerdi boğazdan aşağı. Yutkunmakta hiç zorlanmazlardı.</p>
<p>&#8220;Peki&#8221; dedi Josephus, &#8220;Verdiğin istatistikler gerçekten çok ciddi. İyi de bunun sebebini nerede aramak gerekiyor? Yani bu insanları bu ilaçları kullanmaya iten gerekçeler neler?&#8221;</p>
<p>Karta birasından büyük bir yudum daha aldı. Biranın köpükleri bulaştı bıyıklarına, elinin tersiyle sildi.</p>
<p>&#8220;Birtakım düşüncelerim var. Umarım bu kadar korkunç değildir. Elime geçen anket sonuçlarını bir bütün olarak doktor dostum Alex’e  yolladım. Niye yolladım inan bilmiyorum ama yolladım işte.&#8221;</p>
<p>&#8220;Şu İtalyan olan mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hay yaşa! Evet o.&#8221;</p>
<p>Josephus’un muazzam bir sima ve isim hafızası vardı. 2 dakika görüp konuştuğu bir insanı kolay kolay unutmazdı. Herkesin herkesleri unuttuğu, nörolojik hastalıkların gün geçtikçe arttığı bu deliler çağında Josephus’un bu meziyeti arkadaş çevresinde sıklıkla dillendirilirdi. Alex’i de 3 ay önce Karta aracılığıyla tanımıştı. Yine Yuks and Duşu’da randevulaştıkları bir gün Karta Make yanında Alex ile gelmiş, Josephus belli etmese de buna fena halde bozulmuştu. Tanımadığı bir insanla tüm akşamı geçirecek olma düşüncesi Josephus’u rahatsız etmiş, fakat Alex’in konuşmalarını dinleyince bu düşüncesinden çabucak sıyrılmıştı. Onun meslekî yetkinliğine hayran kalmıştı hatta.</p>
<p>&#8220;Eee, ne dedi peki Alex?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu ‘şıp’ diye söylenecek bir şey değil Josephus. Alex’e maille gönderdim anket verilerini. Sanırım yarın bir geri dönüş yapar.&#8221;</p>
<p>Her ikisi de aynı anda birer Barbun attı ağızlarına. Ardından birayı yudumladılar. Bu sefer Josephus sildi elinin tersiyle ağzını.</p>
<p>&#8220;Bak ne diyeceğim Karta. Yarın Alex’i de alıp bize gelsenize. Şu meseleyi etraflıca bir konuşalım, ne dersin?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben de bu teklifi ne zaman yapacaksın diye bekliyordum doğrusu. Tabii, geliriz. Saat 20:00 uygun mu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Uygun uygun. Yarın yine haberleşiriz gün içinde.&#8221;</p>
<p>Karta kalan son Barbun’u ağzına götürdü ve bardakta kalan birayı da dikti kafasına. Garsondan hesabı istedi.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus Romin o gece eve vardığında eşi Ivana ve kızı Lisa çoktan uyumuşlardı. Ayaklarının ucuna basa basa çalışma odasına geçti. Deri çantasını masasına koyup gözlüğünü ve not defterini çıkardı. O gün terapilerde hastaları için aldığı notlara baktı. Her gece muhakkak göz atardı defterine. Sayfaları çevirirken Montague’nin terapisinde not aldığı ismi gördü; <em>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</em>. Ve o söz; &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Josephus bu isim üzerinde durmak istedi. İlgisini çekmişti bu adam ve bu söz. Birden aklına bir fikir geldi. Yarınki yemeğe Montague’yi de mi davet etseydi acaba? Aslında hasta ve terapistlerin bu ilişkilerini kendi hayatlarına taşımaları yasaktı. İlişki terapistin muayenehanesiyle sınırlıydı. Aksi halde meslekten men edilebilirlerdi. Fakat Montague’nin unutkanlığı ve Alex ile Karta’nin de güvenirliği sayesinde bu risk bertaraf edilebilirdi. Evet evet, yarın aramalıydı Montague’yi.</p>
<p>Defterini kapattı ve yatak odasına geçti Josephus. Ivana uyuyordu. Yüzüne düşen perçemi, soluduğu nefesle bir inip bir yükseliyordu. Bir süre öylece izledi onu Josephus. &#8220;Mutluluk bu&#8221; dedi içinden.. &#8220;Mutluluk bu nefes ve yan odada kızının uyuduğunu biliyor olmak.&#8221; dedi. Çocuğu olduğu için ne kadar sevinmişti Josephus.. Doğum oranlarının tüm dünyada yere çakıldığı, hükümetlerin, küresel şirketlerin TV’lerde, gazetelerde, radyolarda, internet mecralarında reklam üzerine reklam verdikleri, çocuk yapmayı teşvik ettikleri, tehlikenin artık çok yakında olduğunu bas bas bağırdıkları bir zamanda baba olmuştu Josephus. Devletin verdiği yüksek miktarda çocuk parası umurunda değildi, çocuk sahibi olmayı para için değil, mutluluğu için istemişti. Üzerini değiştirirken bir yandan da bunları düşündü Josephus.. Ivana’nın koynuna girince Ivana’yı hatırlayabildiğine sevinerek…</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus muayenehanesine geldiğinde Leo’yu randevu defterine bakarken buldu. &#8220;Günaydın Leo, bugün ilk gelen hasta kim?&#8221; Leo defterden kaldırdı başını. &#8220;Günaydın bay Josephus. Bugün ilk hastamız Alfredo Roswell.&#8221;</p>
<p>&#8220;Teşekkürler&#8221; deyip odasına yönelmişti ki, kapıdan Leo’ya bakıp &#8220;Leo, senden bir şey rica edeceğim. Bugün gelen hastalarımızın portmantoya astıkları ceketlerini bir kurcalar mısın? Biliyorum, istediğim hoş bir şey değil fakat gelen hastaların ilaç kullanıp kullanmadıklarını öğrenmek istiyorum. Şâyet böyle bir şey bulursan ilaç kutusundan bir adet çıkarıp ilacın ismi ve kullanan hastanın ismiyle not almanı istiyorum.&#8221;</p>
<p>Leo gülümsedi. İşin içinde kendince bir heyecan sezdi. &#8220;Tabii bay Josephus, yaparım tabi.&#8221;</p>
<p>Josephus tekrar teşekkür edip odasına geçti. Masasındaki saate baktı, 09.50’yi gösteriyordu. Bay Alfredo’nun randevusu 10.00’daydı. Zamanı varken Ivana’yı aramak istedi. Telefon iki defa çaldıktan sonra açıldı. ‘’Günaydın hayatım. Uyuyor muydun yoksa hâlâ?’’</p>
<p>&#8220;Tabi ki de hayır Joseph. Kendime çay yapıyorum.&#8221; Başkalarının aksine Josephus demezdi Ivana, Joseph demeyi daha uygun bulurdu.</p>
<p>&#8220;Güzel. Bak ne diyeceğim sana. Bu akşam eve Karta ve Alex gelecek. Ve belki Montague.. Bizim için hazırlık yapar mısın?&#8221;</p>
<p>Ivana’nın sesi şenlendi. &#8220;Tabi ki Joseph. Hem Karta’yı da özledim. Kaçta gelirsiniz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Akşam 8 için sözleştik.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam hayatım. Akşam görüşürüz o halde.&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşürüz hayatım.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca saate baktı tekrar; 09.55’ti. Hasta birazdan gelirdi. Josephus geçen terapi notlarına baktı. Alfredo Roswell, 35 yaşında’ydı, 6. seansıydı, terapide bir ilerleme yoktu. İstisnasız her gece rüya görüyordu. Alfredo önceki terapide kendini bir limonata şişesinde yüzerken görmüş, şişenin dibinden kapağa doğru çıkmaya çabalarken tekrar dibe battığını söylemişti.</p>
<p>Kapı tıklandı, Josephus ‘’girin’’ dedi. Giren olmadı, daha yüksek bağırdı Josephus; &#8220;Girin!&#8221;. Pot kırmış bir çocuğun mahcubiyetiyle kafasını soktu içeri önce Alfredo. Sonra uysal bir şekilde içeri girdi. &#8220;Günaydın bay Josephus&#8221; deyip divana oturdu.</p>
<p>Josephus’un muayenehanesindeki divan, Doğu tarzında düzenlenmişti. 7 sene önce bu muayenehaneye taşınınca Karta’nin da tavsiyelerini almıştı. Ne de olsa Doğu toplumları üzerimde engin bir bilgisi vardı. Odasında yere serili bir Acem halısı, kendi masasının solunda, tam duvarın dibine dayanmış bir de haki renginde kanepe vardı. Kanepenin baş ucunda üzeri mor işlemelerle bezeli flamingo figürlü bir yastık konulmuştu. Kanepede uzanan kişinin statüsü ne olursa olsun masalsı ve çocuksal bir etki yaratıyordu bu.</p>
<p>Alfredo kanepeye uzanınca Josephus’un sorusunu beklemeden dün geceki rüyasını anlatmaya başladı. &#8220;İki dağın arasında, üzerine ağaç yaprakları dökülmüş şirin bir göl vardı. Ben, penceresi göle bakan kulübemin önünde oturmuş dalgın bir şekilde gölü izliyordum. Kulübem göle 20 adım uzaklıktaydı. Gölden bir kaplumbağa çıktığını gördüm. Kaplumbağa babamdı.&#8221;</p>
<p>Josephus, Alfredo’nun çocukluğuna dair çok az şey biliyordu. Hidrofobi korkusu olduğunu, buna rağmen babasının onu ısrarla balığa götürmekte direttiğini anlatmıştı bir terapide. Babasını gölden çıkan bir kaplumbağaya benzetmesini bu korkusuyla eşitlediğini düşündü Josephus.</p>
<p>&#8220;Daha önce hiç öyle bir kulübede yaşadın mı Alfredo?&#8221;</p>
<p>Alfredo gözlerini tavandan ayırmadı. ‘’Hayır ama hep istemişimdir. Bilirsin, doğa bizi umursamadığı için kendimizi en çok onda rahatlamış hissederiz. Sanırım Nietzsche söylemişti bunu.’’</p>
<p>&#8220;Peki rüyalarınla geçmiş yaşantın arasında bir bağ kurmayı başarabiliyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Biliyorum bay Josephus, Freudisyen terminolojiye göre muhakkak vardır. Fakat ben rüyaların bende yarattığı hazla ilgileniyorum. Ve bitsin istemiyorum bunlar&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Hoşuna mı gidiyor rüya görmek?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hem de çok.. Rüyalarımın her birini kayda almayı ne çok isterdim. Uyurken bir gözlük taksaydık ve rüya gördüğümüzün bilincine varınca gözlük onu kaydetseydi. Tabi bunun için gözlüğün kaç Epicbyte kapasitesi olması gerekiyordu bilemiyorum.&#8221;</p>
<p>Fikir Josephus’a da hoş göründü. &#8220;Doğrusu çok harika olurdu Alfredo.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>İlk hastası Alfredo’dan son hastası Issa’ya her terapiye 40 dakika ayırdı Josephus. Bu arada Leo da boş durmamış, muayenehaneye giren hastaların ceketlerini, çantalarını kurcalamış, gördüğü her ilaç kutusundan bir adet almış ve hastanın adı ve ilacın adıyla birlikte bir deftere not etmişti. Leo iyi bir iş becermişti. Bu ilaçların bazılarının ne amaçla kullanıldığını biliyordu Josephus. Diğerlerini akşam yemeğinde Karta ve Alex’le konuşurdu belki. Çıkmaya hazırlanırken Montague’yi aramadığını hatırladı. Hemen hasta randevu defterinden ismini buldu ve aradı. Uzun bir çalıştan sonra telefon açıldı.</p>
<p>&#8220;Evet?&#8221;</p>
<p>&#8220;Selam Montague, Josephus ben&#8221; Birkaç saniyelik bir es verildi.</p>
<p>&#8220;Ah, evet, selam doktor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Seni ne için aradığımı merak ediyor olabilirsin, endişelenme. Seni bu akşam bana yemeğe çağıracaktım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tabi, seve seve. Nereden alırsın beni? New Nose iyi midir?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet evet. 20 dakika sonra alırım seni oradan. Görüşürüz.&#8221;</p>
<p>Telefonu kapatınca Montague’nin kendisini aradığına hiç şaşırmadığını, hele hele yemeğe davet edişini gayet doğal karşıladığını anladı Josephus. Ne tuhaf adamdı.. Onunla doktor-hasta ilişkisi dışında sohbet edebilme fikri heyecanlandırdı Josephus’u. Karta ile Alex’ten çok onun söyleyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yugoslavya dağıldığında 5 yaşındaydı henüz Ivana. Anne, baba ve 2 büyük abisiyle uzun bir yolculuktan sonra ABD’ye göç etmişlerdi. Annesi o toprakların yemeklerini, bildiği 3 dili küçük yaşlarından itibaren öğretti kızına. Ivana bir yandan üniversitede Roma hukuku dersleri verirken, bir yandan da evinde Boşnak ve Arnavut yemeklerini de yapıyordu. Tükenmez enerjisi Josephus’u kendisine hayran bırakan en güçlü yanıydı.</p>
<p>Yine mükellef bir sofra kurulmuştu. Karta aşinaydı bu sofraya ama Alex ve Montague’nin gözleri bir an önce yemeğe geçmek istercesine dolanıyordu masada. Josephus’un şarabın mantarını ‘lap’ diye açmasıyla yemeğin işareti de verilmiş oldu. Montague bu yemeği anlatacak kadar anımsayacak mıydı acaba? Josephus bir yandan yemek yerken bir yandan da konuşmayı uygun buldu.</p>
<p>&#8220;Alex, Karta’nın gönderdiği anket verileri hakkında ne düşünüyorsun?&#8221;</p>
<p>Alex önündeki garnitürlü pilavdan bir kaşık aldı ve yutkundu.</p>
<p>&#8220;Benim için şaşılacak bir şey değildi bu Josephus. Çünkü durum daha vahim ve ben Sağlık Bakanlığı’na gönderdiğim son raporumda ayrıntılı bir malumat yollamıştım.&#8221;</p>
<p>Montague elindeki kadehi masaya bıraktı, dikkat kesildi. Alex devam etti.</p>
<p>&#8220;Bu anket sonuçları birçok sebebin bir sonucu aslında. Biliyorsunuz son 50 yılda dünya nüfusu hızla düşüyor ve devletler bunun insanların bilinçli aldığı bir karar olduğunu söylüyorlar. Şüphesiz ciddi bir oranı tutuyor ama tamamı değil.&#8221;</p>
<p>Karta, Alex’in ilk cümlesinden sonra dikkat kesilmişti. &#8220;Diğer sebep ne Alex?&#8221;</p>
<p>Alex sepetten bir dilim ekmek alıp ikiye yardı. &#8220;Şunu diyorum; insanların aldığı kararların dışında bir de devletlerin aldığı kararlar var Karta.  Devletlerin ön göremediği bir şeydi bu. Konformizmi yaygınlaştırarak ve artırarak mevcut süreğenliğin devam edeceğini sandılar. Fakat bu kayış 2040’lı yıllarda koptu. Bireyler çocuk yapmayı bir külfet saydılar. Bu konformizm sayesinde yaşama sınırları uzadı ve konformizmi çocuk yaparak bozmak istemediler. Devletler işte o zaman insanlara sağılan bir inek misyonu yüklediler. Baksana işçi sınıfına.. 100 yıl önceden ne farkı var. Hatta daha kötü durumdalar. 100 yıl önce insanlar 65-70 yıl yaşayıp bunun 30 yılı aşkın süresini çalışarak geçiriyorlardı. Şimdi ise 100-110 yıl yaşayıp bunun 70 yılını çalışarak geçiriyorlar. Bu uzun yaşamayı da sentetik ilaçlar, değiştirilmiş organizmalarla sağladılar. İşte devletler ve küresel şirketler bunu teşvik ettiler baylar. Doğurganlığın yere çakıldığını gördüler ve en azından doğmuş olanlardan uzun süre faydalanmak için ömürlerini uzattılar. İlaçların yan etkilerini de ya hesap etmediler, ya da umursamadılar. Bu deliler çağına böyle geldik. Yaşamaya değil, çalışmaya geldik.&#8221;</p>
<p>Montague başı eğik dinledi hepsini. Alex hem kendisini anlatmıştı, hem değil. Çocuk yapmama düşüncesini taşıyalı beri, bunun konforunu bozmamakla ilgisini olmadığını biliyordu. Aksine yaşadığı bu hastalıklı çağa <em>Ebu’l Âlâ</em>’nın deyimiyle bir günahkâr daha kazandırmak istemiyordu.</p>
<p>Alex konuşmasını bitirince masadakiler sustu. Hepsi sustu. Topluma bu kadar yabancı kaldıklarını, teoriler arasında boğulup kaldıklarını, fakat asıl gerçeğin; hayatın kendisinin yabancısı olduklarını anladılar. Konuşmak kandırmaca olacaktı. Sözün hakkı Montague’nindi&#8230; O da sustu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4513</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Jul 2016 10:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Eren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Duncan Jones]]></category>
		<category><![CDATA[Jake Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Michelle Monaghan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Minimal Bilim-Kurgu filmlerinin önemli isimlerinden biri olmaya aday, yönetmen Duncan Jones’un ikinci filmidir Kaynak Kod. Film, toplamda birkaç mekan ve üç-dört oyuncuyla geçer lakin mekan ve oyuncu sayılarının kısıtlı olması filmin gerilimine ve heyecanına hiçbir şekilde engel değildir. Keza Duncan Jones’in ilk filmi Moon(2009)’u ele aldığımızda mekan sayısı da oyuncu sayısı da artmış bulunmakta. Burada [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/">Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Minimal Bilim-Kurgu filmleri</strong>nin önemli isimlerinden biri olmaya aday, yönetmen <strong>Duncan Jones</strong>’un ikinci filmidir <strong>Kaynak Kod</strong>. Film, toplamda birkaç mekan ve üç-dört oyuncuyla geçer lakin mekan ve oyuncu sayılarının kısıtlı olması filmin gerilimine ve heyecanına hiçbir şekilde engel değildir. Keza Duncan Jones’in ilk filmi Moon(2009)’u ele aldığımızda mekan sayısı da oyuncu sayısı da artmış bulunmakta. Burada esas noktalardan birisi de heyecanı &#8211; aksiyonu bol kaliteli bir Hollywood filmi için onlarca farklı mekanlara ve düzinelerce farklı oyunculara ihtiyaç duyulmadığı gerçeğidir.</p>
<h2>Kaynak Kod (Source Code)</h2>
<p>Gelelim filme; Başrolümüz Captain Colter Stevens (<strong>Jake Gyllenhaal</strong>) Afganistan’da askerlik yaparken helikopteri düşmüş, belden aşağısı kesilmek zorunda kalınmış, ağır yaralı haldeyken sadece beyin fonksiyonlarının çalışabileceği özel bir ‘küvez’ içinde ve bilinci açık ama ne olduğundan habersiz bir şekilde ‘yaşayan’ bir vatanseverdir.</p>
<p>Egoist Doktor Rutledge(<strong>Jeffrey Wright</strong>) karmaşık algoritmalardan ve parabolik denklemlerden oluşturduğu, <u>Source Code</u> adını verdiği makine ile uygun deneklerin bilinçlerini zaman içinde 8 dakikalığına geçmişe gönderebilmektedir. Dr. Rutledge’nin emri altındaki yüksek rütbeli asker Colleen Goodwin(Vera Farmiga) ise projeyi yürütmekte ve denek Colter Stevens ile olan iletişimi sürdürmektedir.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens, kendisini bir trenin içinde bulur ve karşısında onun daha önce hiç görmediği ama kendisini tanıdığı belli olan güzelim Christina Warren(<strong>Michelle Monaghan</strong>) oturmaktadır. Christina, başrolümüz Colter Stevens’a Sean diye hitap ederek, havadan sudan konuşurken; Colter Stevens olanları anlamlandıramaz, kendisinin asker olduğunu ve en son Afganistan’da bir helikoptere bindiğini söyler. Hepsinin üstüne bir de aynada başkasının (Sean’ın) suratını görünce kafası iyice karışır. Tam ortalığı velveleye verecekken tren ani bir şekilde patlar.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens oda büyüklüğünde bir kapsülün içinde uyanır. Karşısında bir ekran vardır ve ekranda Colleen Goodwin onunla konuşur ve bir dizi teste tabi tutar. Goodwin ona trendeki bombayı bulmasını emreder ve sorulan sorulara tatmin edici cevaplar vermeden onu tekrardan geçmişe gönderir. C. Stevens ilk sahnede uyandığı yerden tekrar uyanır, karşısındaki kadın Christina aynı konulardan bahseder, yanından geçen kadın tekrar ayağına kola döker hemen ardından geçen seferki gibi görevli gelir ve biletleri sorar. Yaşanan bütün olaylar birebir aynıdır. Colter Stevens bunun eğitim amaçlı bir simülasyon olduğuna karar verir ve bombayı bulur. Bombayı etkisiz hale getiremeyince, tren yeniden havaya uçar ve C. Stevens yeniden kapsülün içinde uyanır.</p>
<figure id="attachment_4260" aria-describedby="caption-attachment-4260" style="width: 560px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4260 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=560%2C373" alt="Michelle Monaghan - Jake Gyllenhaal" width="560" height="373" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?w=560&amp;ssl=1 560w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4260" class="wp-caption-text">Michelle Monaghan &#8211; Jake Gyllenhaal</figcaption></figure>
<h2>Geçmişe Yolculuk</h2>
<p>Bu sefer kahramanımız, Goodwin ve Dr. Rutledge’den tatmin edici cevaplar ister. Lakin bu sefer de ona bombayı oraya yerleştirip telefon yoluyla patlatan kişiyi bulması görevi verilir. Yüzbaşı Colter Stevens birçok kere daha aynı geçmişe 8 dakikalığına döner ve bombacıyı bulmaya çalışır. Bu esnada fark eder ki geçmişte her zaman aynı olaylar yaşansa da kendisi bu olayların gidişatını değiştirebilmektedir. Birçok başarısız denemenin ardından sonunda bombacıyı bulur.</p>
<p>Bu esnada her seferinde parça parça aldığı cevaplar bize şu hikayeyi anlatır: bu sabah Chikago’da bir tren patlatılmıştır ve bunu yapan kişi öğleden sonra daha büyük bir patlama yapacağını haber verir. <strong>Source Code</strong> adlı makine Savunma Bakanlığından onayını yeni almıştır ve denenmek için beklemektedir. Yüzbaşı Colter Stevens ölmek üzeredir ancak zihinsel olarak <em>Source Code</em> adlı makineye tam uyum sağlamaktadır ve ilgili birim Yüzbaşı Colter Stevens’ın resmi ölüm haberini yayınlar ancak onu geçmişe gönderip görev vermek adına 2 ay boyu bitkisel hayatta tutar. Gün bugündür Yüzbaşı Colter Stevens aynı ana tekrar tekrar giderek görevini tamamlamaya çalışır. Bu sırada tek derdi babasıyla konuşmaktır lakin bu mümkün değildir çünkü babası onun ölüm haberini almıştır bile. Yüzbaşı Colter Stevens, Dr. Rutledge’den bir söz alır; görevi tamamladıktan sonra hayati ünitelerinin fişi çekilecektir ve sonunda ona ölüm huzuru verilecektir.</p>
<p>Bu arada Yüzbaşı Colter Stevens’ı biz sürekli konuşurken görürüz lakin bitkisel hayatta olduğu için düşünmek dışında hiçbir şey yapamaz. Onun konuşmaları C. Goodwin’in bilgisayarına yazı metni olarak gelir. Colter Stevens’ın geçmişe gönderildiği bedenin sahibi olan Sean’ın seçilme sebebi ise; bedenen birbirlerine benzemeleri ve patlayan bombanın Sean’ın oturduğu yere yakın olmasıdır. Yani beden Sean’ın bedenidir lakin bilinç Yüzbaşı Colter Stevens’ın bilincidir. Tabii ki Yüzbaşı Colter Stevens Sean’ın arkadaşı güzelim Christina Warren’a da aşık olmaya başlar. Hatta nasıl olsa 8 dakika sonra her şey baştan alınacak deyip Christina’yı sebepsizce öper. Burada görürüz ki Christina’da aslında Sean’a karşı boş değilmiş. Benim kafama takılan soru ise: tamam Yüzbaşı Colter Stevens’ın bilinci, Sean’ın bedenine yerleşerek geçmişe döndü ama peki ya Sean’ın bilincine ne oldu?</p>
<p>Gelelim esas kritik noktaya. Yüzbaşı Colter Stevens her geçmişe gidişinde bunun ayrı bir dünya olduğunu açık bir şekilde ifade etmese de her yolculuğun bir paralel evren olduğunu hatta bazı paralel evrenlerde birkaç kişinin hayatını kurtardığını iddia eder. Ama Dr. Rutledge buna şiddetle karşı çıkar; açıklayamayacağı parabolik denklemlerden oluşan bu aletin, bir paralel evren yaratmayacağını sadece 8 dakikalığına geçmişte bir sanal tur attıracağını söyler. Yüzbaşı Colter Stevens’ın kurtardığını iddia ettiği kişilerin isimleri kontrol edilir lakin bu isimler ölenler listesindedirler. Yüzbaşı Colter Stevens’ın bu savını kanıtlamak için tek bir yola ihtiyacı vardır, bilincinin gönderildiği geçmişte ölmemek. Son gidişinde bombacıyı teşhis eder ama bu sefer bombacı tarafından vurulur ve yeniden ölür. Zihninin içini tasvir eden küp-odada uyandığında bombacının kim olduğunu söyler ve Amerika’nın kahraman asker ve polisleri bir kez daha seçilmiş kişi(choosen one) sayesinde, bombacıyı yakalayarak günü kurtarır.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens’ın son bir isteği vardır; onu geçmişe bir kereliğine daha göndermeleri ve sonrasında onu hayatta tutan aletlerin fişlerinin çekilerek ölüme terkedilmesi. Kapitalist Doktor Rutledge bunu saçma bulur ve kabul etmez lakin vatansever bir askerin hissettiklerini anlayan duygusal C.Goodwin, Yüzbaşı Colter Stevens’ı gizlice bir kez daha geçmişe gönderir. Artık haylice tecrübelenmiş olan Stevens bütün işlerini temizce halleder ve 8 dakikanın dolmasını bekler. 8 dakika dolduğunda tekrar gözlerini küpün içinde açarsa Dr. Rutledge haklıdır paralel evren diye bir şey yoktur ama 8 dakika sonunda yaşamaya devam ederse Stevens kendine bir paralel evren bulmuştur ve orada yaşamaya devam edecektir.</p>
<p>Savunma Bakanlığı tarafından bütün tebrikleri alan acımasız Doktor Rutledge ise Yüzbaşı Colter Stevens’ın hafızasının sıfırlanmasının ve gelecek görevler için hazır tutulmasının emrini verir. Lakin masmavi gözleriyle onurlu asker Goodwin bunu kabul etmez ve gizlice Yüzbaşı Colter Stevens’ın fişini çekmeye gider. Burada ilk defa Yüzbaşı Colter Stevens’ı ‘küvez’in içinde ve belden aşağısı kesik bir şekilde görürüz.</p>
<p>Fırsat bu fırsat diyen Stevens gittiği geçmişte son bir dakika kala güzelim Christina’nın dudaklarına yapışır. 8 dakika dolar, mavi gözlü duygusal ama onurlu asker Goodwin, Yüzbaşı Colter Stevens’ın fişini çeker. Amma ve lakin Yüzbaşı Colter Stevens bilincinin gönderildiği geçmişte yaşamaya devam eder. Bir de bakar ki kızla hala öpüşüyor. Tamam der Doktor Rutledge halt etmiş, işte bu paralel evren ve ben burada bu güzelim hatunla huzurlu bir yaşam kuracağım. He tamam Sean denen adamın vücudundayım, o garibin bilincine ne oldu kim bilir ama banane bundan der. Her ihtimale karşı yaşadığı paralel evrendeki Goodwin’e de mesaj atar: “Hey, Goodwin bugün aslında bir bomba patladı siz beni geçmişe gönderdiniz ama yaptığınız makinenin nelere kadir olduğundan haberiniz yok, bu makine paralel evren yaratıyor ben de farklı bir paralel evrenden geldim. Şu hemen yanında bir küvezin içinde yatan, görev için beklettiğiniz asker var ya, işte o benim. Hadi sağlıcakla.” der. Goodwin şok.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens’ı oyanayan Jake Gyllenhaal’a zaten hayranım, beni bu filmde de hayal kırıklığına uğratmadı. Yönetmen Duncan Jones’in ise gelecek filmlerini sabırsızlıkla bekliyorum.</p>
<p>Aynı günün tekrarı konusu 1993 yapımı Groundhog Day filmiyle ön plana çıktı ve çok beğenildi. Konunun çıkışı ise Nietzsche’nin aynı kötü günü tekrar tekrar yaşayan bir adamın hikayesinden geliyor. 2014 yapımı Edge of Tomorrow filmi de yine bu şekilde işlenmiş güzel bir filmdir, tavsiye ederim. Bu tarz filmler aynı sahneyi çok çok farklı açıdan çekmek zorunda kaldıkları ve her birini bize izletmek zorunda kaldıkları için farklı bir kurgu yapısına ve izlerken merak uyandıran bir içeriğe sahip oluyorlar.</p>
<p>Değinmek istediğim bir nokta da Dr. Rutledge konusu. Klasik bir kötü adam, tam bir kapitalist. Süper teknolojik bir alet icat ediyor sonrasında o aleti kullanabilmek için bir felaket olmasını bekliyor. İddiası felaketlerin yol açtığı zararları kontrol altına almak ve terörist eylemleri önleyebilmek ama görünen amacı gücünü ispatlamak; kadere yön verme söylemiyle gücünü ispatlamak. Dr. Rutledge, icadını kullanabileceği bir felaket olmasaydı, belki de kendisi sahte bir felaket oluşturup, icadını kullanma fırsatını kendi kendine sunacaktı. Benim paranoyak tavsiyem; her bilim adamına güvenmeyin, her felaketin gerçekliğine inanmayın.</p>
<p>Paralel evren konusuna gelecek olursak; gerçekte bu sadece bir teoridir, hiçbir kanıtı yoktur ama bazı astrofizikçiler paralel evrenlerin var olduğuna inandıklarını söylerler. Eğer paralel evrenler var olsaydı, sonsuz sayıda ihtimalin olduğu kadar paralel evren olabilirdi. Mesela bir paralel evren bizimkisiyle birebir aynı ancak bizimkinden bir sinek daha fazla ya da az olabilirdi. Ya da füzyon enerjilerinin kullanıldığı bambaşka bir yönde ilerlemiş bir paralel evren de olabilirdi. Belki de vardır kim bilir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/">Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Buluşma Yeri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Jun 2016 11:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fasntastik edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4100</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ağır ateşte pişen kahve gibi takırdıyor dişlerim. Soğuğun bu kadar soğuyabileceğini hayal bile edemezdim. Eldivenlerimi bile hissedemiyorum, avuçlarım çıplak sanki. Hava, burnumu tırmalayarak giriyor içeri, ciğerlerime dek taşıyor keskinliğini. Bu donuk zamanda; son baharın dökülen yapraklarını bile özledim, yeter ki hareket olsun. Beklemek, tek başına olmaktan daha yalnız hissettiriyor. Ağlamaktan değil, soğuktan yaşarıyor gözlerim. Göz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/">Buluşma Yeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ağır ateşte pişen kahve gibi takırdıyor dişlerim. Soğuğun bu kadar soğuyabileceğini hayal bile edemezdim. Eldivenlerimi bile hissedemiyorum, avuçlarım çıplak sanki. Hava, burnumu tırmalayarak giriyor içeri, ciğerlerime dek taşıyor keskinliğini. Bu donuk zamanda; son baharın dökülen yapraklarını bile özledim, yeter ki hareket olsun. Beklemek, tek başına olmaktan daha yalnız hissettiriyor.</p>
<p>Ağlamaktan değil, soğuktan yaşarıyor gözlerim. Göz kapaklarımın kuytusunda, kirpiklerimin birleştiği yerde, aşağı süzülemeyen damlalar katılaşıyor. Durduk yere insanın canı yanar mı? Parçalanıp, pul pul dökülüyorum işte. Kalbim, kaburgalarımı çatırdatarak hareket ediyor. Daha fazla bekleyemeyeceğim.</p>
<p>Rüzgarın oluşamayacağı kadar soğuktan ağırlaşmış havanın içinde, yol açmaya çalışıyorum bedenime. Taşa dönmüş ayaklarımı oynatan, sahiden ben miyim? Kar yok, buz yok, yalnızca soğuk&#8230; Tüm eklemlerimin varlığını sızlatacak kadar soğuk. Yürüdükçe, çivilerin üzerinde yol alır gibi, sancılarla hayata dönmeye başlıyor ayak parmaklarım. Yürümek de denemez ya buna, sürüklüyorum kendimi heykele dönmeden önce. Kalbim, bedenimi ısıtmak için öylesine çırpınıyor ki; salıversem, kanatsız da uçabilecek.</p>
<p>Uçamayan balonlardan yapılma yuvama varınca rahatlıyorum biraz. Ardımda bıraktığım dünyada hava koyulaşıyor. Karanlık da yok, aydınlık da zamanın bu köşesinde. Açılıp koyulaşan renksiz bir gök asılı, bulutlar bizi terk ettiğinden beri. Onlara kızamıyorum. Umarım, bekleyemediğim için O da bana kızmaz.</p>
<p>Evimin ortasında, şimdi yapraksız kalmış bir meşe ağacı var. Onun meyvelerinden başka yiyeceğim kalmadı. Yemesi zevksiz olsa da, hayatta kalmamı sağlıyor. Kovuğundan akan pınarın ılık suyuyla ısınıyorum. Bir köşede çoktandır uyuyan kaplumbağanın nefesi arkadaşlık ediyor rüyalarıma. Her uyandığımda, tavanımın mavi balonlarını sayıyorum. Hepsine gülen yüz çizdim, onlar da beni saysınlar diye.</p>
<p>Baş parmağımdan sarkan ipi çekip söküyorum eldivenlerimi. Özgür kalan ellerim, hemen bir atkı örüyor onlardan, kar tavşanlarının hapşırıklarını duydum çünkü. Meşenin en tepesine, balonların da üzerine çıkıp izliyorum. Hava kadar donuk, gökyüzü kadar koyu kürkleri görülmelerini zorlaştırıyor. Tek şansım, minik pembe burunlarını oynatmaları, çünkü hapşırıyorlar.</p>
<p>Atkıyı, birinin kuyruğuna dolamayı başarıyorum. Aniden sıçrayıp kurtulmaya çalışıyor. O kadar kolay değil! Meşe ağacım ve balonlarımla, ne zamandır bu güne hazırlanıyorduk. Tavşanın sıçramasıyla, balon evim, ben ve içindekiler havalanıyor. Neyseki; kaplumbağa bu kalkışla uyanmadı. Durduğu yere kadar tavşanlayız. Balonların dışında, kaskatı, kuyruğunu bırakmıyorum.</p>
<p>Durduğu yere kadar gitmek zorunda değiliz. Bu güzel papatyaları bulmuş olmak bizim için yeterli. Kış tavşanı, bağımız koptuğu anda gözden yitiyor. Burada; meşe filizlenip, kaplumbağa uyanana dek bekleyebilirim. Ve yolculuğa hazır kırlangıçlarla O&#8217;na haber gönderip, buluşma yerimizin değiştiğini söyleyebilirim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/">Buluşma Yeri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bulusma-yeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4100</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gezgin</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gezgin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gezgin/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 26 May 2016 14:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3782</guid>
				<description><![CDATA[<p>Göçebe bir hayat yaşıyor, pek çok kişiyle tanışıyordu. Arkadaş canlısı davranışları, bu hayat tarzını sürdürürken, ihtiyaçlarını karşılamasını ve yardım bulmasını kolaylaştıran vazgeçilmezlerdi. Aslında, kimseyle gerçekten arkadaş olmuyordu. Çünkü fazla yakınlık kurmanın, istediği zaman çekip gitmesine engel olacağından endişeleniyordu. O, tüm dünyayı görmek ve tanımakla görevlendirilmişti. Bir ömür öncesi kadar uzun bir zaman önce, bambaşka bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezgin/">Gezgin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Göçebe bir hayat yaşıyor, pek çok kişiyle tanışıyordu. Arkadaş canlısı davranışları, bu hayat tarzını sürdürürken, ihtiyaçlarını karşılamasını ve yardım bulmasını kolaylaştıran vazgeçilmezlerdi. Aslında, kimseyle gerçekten arkadaş olmuyordu. Çünkü fazla yakınlık kurmanın, istediği zaman çekip gitmesine engel olacağından endişeleniyordu. O, tüm dünyayı görmek ve tanımakla görevlendirilmişti.</p>
<p>Bir ömür öncesi kadar uzun bir zaman önce, bambaşka bir dünyada açmıştı gözlerini. Henüz hayatının ilk yıllarında, diğerlerinden farklı olduğu anlaşılmıştı. Bunu anlamak o kadar zor değildi çünkü; kendisi turuncumsu bir pembeyken, geri kalanlar yeşildi. Yine de, ona farklıymış gibi davranmadılar, en azından gözleri onlarınki gibi maviydi. Bu da bir benzerlik sayılır. Hem şekil olarak da öyle göze çarpan bir farklılık yoktu.</p>
<p>Yaşadığı yerin sakinleri, teninin rengi yüzünden ona farklı davranmayacak kadar bilgeydiler. Uzun ömürleri ve diğer uzak dünyalara yaptıkları yolculuklar sayesinde, hayata bakışları geniş ve hoşgörülüydü. İçinde büyüdüğü aile ona, kendi dillerinde gezgin anlamına gelen, Panra ismini verdiler.</p>
<p>Panra; büyüdükçe, canlı davranışları ile ilgilenmeye başladı. Bu konuda bulduğu tüm kitapları okuyor ve diğer dünyaların dillerini öğrenmeye çalışıyordu. Çalışmaları sürerken, kitaplardan birinde, kendi renginde canlıların olduğu bir resim  gördü. Bu canlılara insan deniliyor ve Yeryüzü&#8217;nde yaşıyorlardı. Panra, insanların dilini öğrenmeye kalktığında çok şaşırdı. Diğer dünyalar gibi tek bir dil yoktu burda, milyonlarcası vardı. Cesareti kırılsa da, araştırmalarını sürdürdü ve bazı dillerin artık kullanılmadığını ve bazılarının da neredeyse ortak dile dönüştüğünü öğrendi. Bu dillerden iki tanesini öğrenerek, Yeryüzü  gezegenini araştırma ekibine katıldı.</p>
<p>Araştırma ekipleri; göreve başlamadan önce, uzun yolculuğa ve gidilen dünyanın atmosferine dayanıp dayanamayacaklarını görmek için sağlık kontrolünden geçiyordu. Bu kontroller sırasında, Panra&#8217;nın gerçekte insan olduğu ortaya çıktı, bundan elbetteki şüpheleniliyordu ama kendi istemeden önce kimse bunu araştırmayı düşünmemişti; onu sevdikleri sürece ne fark ederdi ki. Bu durumda ise insan olması, araştırma ekibi için harika bir fırsattı. Böylece insanlara, daha önce hiç yaklaşamayacakları kadar yaklaşabilecekler ve bilinmezliklerinin daha büyük kısmı açığa çıkabilecekti.</p>
<p>Panra, kısa bir eğitim sürecinden sonra Yeryüzü&#8217;ne gitmeye hazırdı. Üç kişi ile birlikte çalışacaktı. Bunlardan biri, onu taşıyacak ve ara sıra bulunduğu yeri ziyaret edecek olan aracın sürücüsüydü. Bir diğeri, dördü arasındaki iletişimi sağlayacak ve sonuncusu da Panra&#8217;nın topladığı bilgileri raporlayacaktı. İçlerinden yalnız Panra, Yeryüzü halkıyla birebir görüşecekti. Diğerleri, kimi zaman atmosferin biraz dışından kimi zaman kimse görmeden Panra&#8217;nın yanına gelerek, kimi zaman da kendi kırmızı gezegenlerinde görevlerini sürdüreceklerdi.</p>
<p>İlk yolculukta; sürücü, Panra&#8217;yı Yeryüzü&#8217;ne bırakıp geri dönecekti. Yolculukları, öngörülemeyen meteor ve toz bulutları yüzünden istedikleri gibi gitmedi. Yön göstergeleri bozulmuş; Yeryüzü&#8217;ne indiklerini gösteriyor, ancak hangi bölgesinde olduklarını söyleyemiyordu. Panra, araçtan çıkıp etrafı dolandı. Bembeyazdı ve soğuk. Yürüme mesafesinde, yine de yakın olmayan bir uzaklıkta minik beyaz yapılar görünüyor ve kimilerinden duman sızıyordu. Giysisinin hava şartlarına uygun olduğunu gören Panra, araca dönüp araştırma için gereken eşyalarını aldı ve sürücüye, önceden planlandığı gibi onu bırakıp dönmesini söyledi.</p>
<p>Sürücü, arkadaşını varışı planlanmayan bu bölgede tek başına bırakmak konusunda tereddütlüydü. Birlikte geri dönüp, göstergeleri onardıktan sonra planlanan bölgeye gitmeyi teklif etti. Ancak Panra, &#8221; Burası Yeryüzü, ben de bir insanım. Yaşamak için bir yol bulurum. Görevim bu değil mi zaten? &#8221; diye karşılık verdi. Bunun üzerine, bir sonraki görüşmelerine kadar vedalaşıp ayrıldılar.</p>
<p>Panra; renkleri bulması gerektiğini hissedene kadar, bu uçsuz bucaksız bembeyaz diyarda, diğer insanlar nasıl yaşıyorsa öyle yaşadı. Ve bir gün, umutları ve hayallerini de alarak, kızağıyla buradaki en yüksek dağa tırmanıp beyaz örtünün sınırını aşacağı yolculuğuna başladı. Bu yolculuk, Yeryüzü&#8217;nde yapacağı pek çok gezinin başlangıcıydı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gezgin/">Gezgin</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gezgin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3782</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günyenisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 17 Apr 2016 13:41:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gün gibi aydınlık bir yüzü varmış. Yüzündeki tek karanlık nokta olan burnu, yıldızlara gün ışığı biriktirirmiş. Bu yüzden, hava nasıl olursa olsun gündüz dört duvar arasında tutmamak gerekliymiş. Eğer tek bir gün bile güneşi göremezse, yıldızlar solup giderlermiş. Günyenisi&#8217;ne kimse sahip olamaz ancak onu koruyabilirmiş. Korunmaya da ihtiyacı varmış çünkü; içinde biriktirdiği güneş enerjisi servet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/">Günyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gün gibi aydınlık bir yüzü varmış. Yüzündeki tek karanlık nokta olan burnu, yıldızlara gün ışığı biriktirirmiş. Bu yüzden, hava nasıl olursa olsun gündüz dört duvar arasında tutmamak gerekliymiş. Eğer tek bir gün bile güneşi göremezse, yıldızlar solup giderlermiş. Günyenisi&#8217;ne kimse sahip olamaz ancak onu koruyabilirmiş. Korunmaya da ihtiyacı varmış çünkü; içinde biriktirdiği güneş enerjisi servet değerindeymiş. Bu yüzden, bu servetin sahibi olmak isteyen pek çok kişi peşindeymiş, bazen onu koruyanlar bile. Koruyucuların, güneş tepedeyken tehlikelerden korkmaları gerekmezmiş çünkü; gücünü güneşten alan Günyenisi, karanlıkta kalmadığı sürece kendini koruyabilirmiş. Geceleri ise, çok mecbur kalırsa yıldızlara biraz az gün ışığı vererek kendini koruyabilirmiş ama; bu yıldızların hem solmasına hem de ömürlerinin kısalmasına yol açıyormuş.</p>
<p><strong>Günyenisi</strong>; uzaktan bakıldığında elleri, kolları ve bacakları olmayan sarı bir bez bebeğe benziyormuş. Başında da ne saç ne kulak ne de ağız varmış. Yalnızca, yüzünün ortasında kocaman ve yusyuvarlak, koyu mavi bir burnu varmış. Onu eline alanlar, yumuşacık ve sevimli bir oyuncak bebeği kucakladıkları hissine kapılırlarmış ve yüzü olmayan bu bebeğin kendilerine gülümsediğine yemin edebilirlermiş.</p>
<p>Geleneklere göre, Günyenisi&#8217;nin üç asil koruyucusu olması gerekirmiş. Bunlardan biri gündüz, diğeri gece nöbeti tutar, üçüncü de bu ikisinin görevlerini takip eder ve arada bir onları dinlendirirmiş. Üç kişi olmasının bir sebebi bu görevin fiziksel zorlukları, diğer sebebi ise arzuları baştan çıkaran servetmiş. <em>Günyenisi</em>, gün doğumundan batımına kadar , Asil Koruyucuların Evi&#8217;nin bahçesindeki cam bölmede tutulur, gündüz nöbetindeki koruyucu da hemen bu bölmenin yanında bu görev için tasarlanmış bölmesinde etrafı izlermiş. Gün battığında ise, Günyenisi&#8217;ni evin içinde, tavanındaki küçük bir camdan yıldızların görülebildiği odada tutarlarmış.</p>
<p>Asil Koruyucuların Evi, yukarıdan bakıldığında rüzgar gülüne benzeyen bir labirentin gizli bir bölümüymüş. Ve bu labirentten eve giren bir yol ve evden çıkan ayrı bir yol varmış. Eve giden yoldan çıkılamaz, çıkılan yoldan da girilemezmiş ve bu yolları yalnız asil koruyucular bilirlermiş. Bir asil koruyucunun hayatı sona ermeden yerine yenisi geçemez ve hiç kimse bu görev için seçilemezmiş. Asırlardır, asil koruyucuların nasıl görevlendirildiği bilinmiyor hatta onların bu dünyadan olmadıkları düşünülüyormuş. Bazen, bu evi ve içindekileri görmek isteyen meraklılar, labirenti geçmeye cesaret edermiş ama; yolu bilmeyen biri, ne kadar uğraşırsa uğraşsın tam labirentin çıkışını bulup eve vardığını sandığı anda, kendini girdiği yerden çıkmış bulurmuş.</p>
<p>Yılda iki gün, geceyle gündüz eşit olur, yalnız bu günlerde Günyenisi, üç asil koruyucusuyla beraber labirentten çıkar ve Fersah Ormanı&#8217;nın ortasındaki, ağaçlar içinde bir ada olan Denizi Gören Tepesi&#8217;ndeki gün dönümü törenlerine katılırmış. Törenler sırasında rengarenk uçurtmalar uçurulur, yörenin en iyi kristal ustasının maharetiyle gökkuşağı nehirleri altında şarkı söyleyip, gece çökene kadar çıplak ayakla dans ederlermiş. Gün batarken, sekiz notalı yerel çalgıları ve iki davul ile çalınan geleneksel gün dönümü marşıyla <strong>Günyenisi</strong>, bir sonraki törene kadar mabedine uğurlanırmış.</p>
<p>Gün dönümü töreninin ertesi günü, ahali genelde geç uyanır ve kalabalık kahvaltıların verildiği, büyük su sığlığındaki yaşlılar evini ziyaret ederlermiş. Burada, yaşlanmış ya da kendini yaşlı hissedenler nane ferahlığıyla huzur bulurlar ve güçlerini toplayıp, yaşamlarına dönerlermiş. Zaman zaman, asil koruyucuların da burada dinlendiği görülürmüş.</p>
<p>Bir gün, yörede hiç bilinmeyen bir böcek ortaya çıkmış. Minicik ve uçan bir şeymiş. O kadar şeffaf kanatları ve gövdesi varmış ki; kanat çırpma sesini duysanız bile göremezmişsiniz ta ki bir yerinizden ısırılana kadar. Boyundan beklenmeyen bir şekilde çok can yakıyormuş bu böceğin ısırığı. İlk başlarda ahali, ısırığının verdiği acı yüzünden ne zaman &#8220;vızzz&#8221; sesi duysa kaçar olmuş. Neden sonra fark etmişler ki; bu bilinmeyen yaratık tarafından ısırılanlar kısa sürede güçten düşüp soluyorlar ve hayata bağlanan ipleri kesiliyormuş.</p>
<p>Bu, görülmeden etrafta kol gezdiren tehlikeye karşı tüm şifacılar yaşlılar evinde birleşmiş. Fark etmişler ki; burada kullanılan nane ferahlığı, bu yaratıkları uzak tutuyormuş. Bunun üzerine, herkes evinde nane yetiştirmeye ve kulak arkalarına nane esansı sürmeye başlamış. Etkili bir tedbir olsa da, ısırılanlara çare değilmiş yine de. Yaşlılar evinin ferah ortamına getirilen solmuş kişiler, rahatlasa da hayat ipleri kesilmeye devam ediyormuş.</p>
<p>Son olarak şifacılar, yıldız ışığını eritmeye karar vermişler ve ancak o zaman yıldızların solmakta olduğu fark edilmiş. Bu haber, yaşlılar evinden çıkıp tüm yöreye yayılmış. Geceden geceye yıldızların solması gösteriyormuş ki; Günyenisi, karanlıkta kalmış. Ve bu durumda tek açıklama, asil koruyucuların da bu minik böcek tarafından ısırılmış olduğuymuş.</p>
<p>Pek çok kişi, yol bulma umuduyla labirentin etrafında toplanmış. Girdikleri yerden çıkıp duruyorlar, tırmanmaya kalktıklarında ise biraz yukarı çıkmayı başardıkları anda yine zeminde buluyorlarmış kendilerini. Yıldızlar, tamamen sönmüş ve insanlar hayal kuramaz olmuşlar. Hayal kuramadıkları için hiçbir şey yapamıyor, güçsüzleşiyor, kendilerini yaşlanmış hissederek yaşlılar evine gidiyorlarmış, ama burası da çare değilmiş artık.</p>
<p>Bir gece, yöreden biri, Fersah Ormanı&#8217;nın ortasındaki tepede sırt üstü uzanmış ve gecenin karanlığına inat, yıldızların hatırasını canlandırmaya çalışmış gözlerinde. Gece , gittikçe koyulaşıyor gibi görünse de yılmamış. Aklının yittiğini zannedecek kadar zorlamış kendini ve bir yıldızın hatırası soluk soluk titreşmiş gözlerinde ve sönmüş. Yorgunluktan tükenmiş ama, umudu artmış göğüs kafesinin hiç dokunulmamış kuytularında ve çalıların orda bir hışırtı duymuş. Uzandığı yerden doğrularak sesin geldiği yöne bakmış. Baktığı yerde, geceden daha karanlık olduğu için siluetini seçebildiği bir tavşan duruyormuş.</p>
<figure id="attachment_3216" aria-describedby="caption-attachment-3216" style="width: 213px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3216 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi-213x300.jpg?resize=213%2C300" alt="Yıldızları sevenler için bir hikaye. &quot;Günyenisi&quot;. Fantastik kurgu öykü dalında yazılmış mükemmel bir öykü. Okuyanlar gerçekten büyülenmiş hissedecekler." width="213" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg?resize=213%2C300&amp;ssl=1 213w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/gunyenisi-hikayesi.jpg?w=454&amp;ssl=1 454w" sizes="(max-width: 213px) 100vw, 213px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3216" class="wp-caption-text">Yıldızları sevenler için bir hikaye. &#8220;Günyenisi&#8221;. Fantastik kurgu öykü dalında yazılmış mükemmel bir öykü. Okuyanlar gerçekten büyülenmiş hissedecekler.</figcaption></figure>
<p>Tavşan, görüldüğünü anlayınca kıpırdanmış, kuyruğuyla kulakları dans eder gibi bir ritim tutturmuşlar. Yıldızlardan inen kahkahalar serpilmiş tavşanın üzerine ve bir an durmuş. Üzerinde, gün doğumu kadar turuncu çizgiler belirmiş tavşanın ve onu izleyen gözler, gördükleriyle büyülenmiş. Tavşan, geceden de karanlık renginin üzerinde hem enine hem boyuna çizgilerle parlamaya başlamış. Zıplayarak belli bir yönde ilerlemeye koyulmuş ama; artık ayağa kalkıp büyülenmiş gibi onu izleyen takipçisinin ayak uydurabileceği bir hızda gidiyormuş.</p>
<p>Tavşan, Asil Koruyucuların Evi&#8217;nin saklandığı labirentin doğru girişine vardığında ışığını arttırıp yolu görünür kılmış ki, takipçisi bu yolu öğrenebilsin. Sarmaşıkların ve somurtkan çalıların arasından geçerek Günyenisi&#8217;nin gece tutulduğu odaya gelmişler. Tavşanın arkasındaki ayak sesleri, koşarak Günyenisi&#8217;ni bulunduğu yerden alıp bahçedeki cam bölmeye götürüp beklemiş. Ve gün doğumuyla beraber tavşanın kaybolmasıyla, asil koruyuculardan biri olmuş.</p>
<p>Günyenisi&#8217;nin bulunduğu yeri gösteren tavşan, hiçbir hikayede ve efsanede adı geçmeyen, Günyenisi&#8217;nin gerçek koruyucusu Geceyenisi&#8217;ymiş. Asil koruyucular, görevlerinde başarısız olduklarında ya da hayat ipleri kesildiğinde, gecenin en karanlığında bile ısrarla umut etmeyi başaran birini, asil koruyucu olarak seçer ve gün doğmadan onu Günyenisi&#8217;ne götürürmüş. Gün doğumunun turuncusuyla ortadan kaybolup hafızalardan silinirmiş. Bu yüzden de hiçbir masalda bile adı geçmezmiş.</p>
<p>Günyenisi&#8217;nin bahçedeki yerine konumlandırıldığı geceden sonra, yıldızlar yavaş yavaş parlamaya başlamadan önce, iki asil koruyucu daha getirmiş Geceyenisi. Yöre halkı, bir sonraki gün doğumu şenliğine kadar bu koruyucuları tanımayacaklarmış. Şimdilik, yıldızların tekrar parlamaya başlaması yöre halkını mutlu etmeye yetmiş ve labirentin etrafındaki kalabalık dağılmış. Halen yaşlılar evinde böcek ısırığına tedavi bulmaya çalışan şifacılar, yıldız ışığını eriterek bundan içmesi zor bir çay yapmışlar. Solgun insanlar bu çaydan içtiklerinde kesik kesik öksürüyorlar ve bu sırada da renkleri yerine geliyormuş. Bir süre daha dinlenmeye ihtiyaç duysalar da hayat ipleri sağlamlaşıyormuş.</p>
<p>Zamanla, bu çayın içine nane şekeri katıp kaynattıklarında, bu garip böceklerin buhardan kaçtıklarını fark etmişler. Yörenin pek çok yerinde, koca koca kazanlarla bu karışımı kaynatarak yaşadıkları yeri istilacılardan temizlemişler. Pek çok evde ve bahçede nane yetiştirmek gelenek haline gelmiş. Geceleri, yıldızlar bu yörede bir başka güzel göründüğünden, Deniz Gören Tepesi&#8217;nde yıldızları izlemek için başka diyarlardan gelenler olurmuş. Yöre halkının yaşadıkları yeri nasıl isimlendirdikleri bilinmese de, ziyaretçiler burayı Naneli Yıldız Kasabası diye anar olmuş.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/">Günyenisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gunyenisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Trende Yazılan Efsane: Harry Potter</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 22 Feb 2016 16:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yağız Akkaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Columbus]]></category>
		<category><![CDATA[Godric Gryffindor]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Helga Hufflepuff]]></category>
		<category><![CDATA[J.K Rowling]]></category>
		<category><![CDATA[Joanne Kathleen Rowling]]></category>
		<category><![CDATA[Rowling]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2350</guid>
				<description><![CDATA[<p>Joanne Kathleen Rowling, kitap üstündeki bilinen adıyla J.K Rowling. Dört saat rötarla kalkan Manchester-Londra treninde zaten aklında olan bir hikayenin temellerini atmış, Harry potter ve felsefe taşını kağıda dökmeye başlamıştır. Harry Potter Kimdir? Harry, ailesi öldükten sonra henüz bebekken amcası ve teyzesine verilen bir çocuktur. 10 yıl boyunca hiç sevmediği akrabalarının yanında büyüyen Harry anne [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/">Trende Yazılan Efsane: Harry Potter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Joanne Kathleen Rowling, kitap üstündeki bilinen adıyla J.K Rowling.</p>
<p>Dört saat rötarla kalkan Manchester-Londra treninde zaten aklında olan bir hikayenin temellerini atmış, Harry potter ve felsefe taşını kağıda dökmeye başlamıştır.</p>
<p><strong>Harry Potter Kimdir?</strong></p>
<p>Harry, ailesi öldükten sonra henüz bebekken amcası ve teyzesine verilen bir çocuktur.</p>
<p>10 yıl boyunca hiç sevmediği akrabalarının yanında büyüyen Harry anne ve babasının trafik kazası sonucu öldüğünü bilmektedir.</p>
<p>Başvuru yapmamasına rağmen Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulundan kabul mektupları almaya başlar. Israrlı devam eden mesajlardan anlar ki kendiside bir büyücüdür.</p>
<p>7 yıl sürecek olan Hogwarts macerasında bir aksakallı ve iki harika arkadaşıyla tüm gerçekleri öğrenecek, maceradan maceraya geçecektir.</p>
<p><strong>Uyuyan Bir Ejderhayı Asla Gıdıklama</strong></p>
<p>Rowling’in efsane serisinin tümü Hogwarts cadılık ve büyücülük okulunda geçer.</p>
<p>Hogwarts tartışmasız her izleyenin imrendiği bir yer. Kendiliğinden değişen merdivenler, uçan süpürgeler, büyü dersleri ve göz kamaştıran mimarisi…</p>
<p>Hangimiz iç geçirmedik, “Ah şurada okusaydık…”</p>
<p>Harry potter serisi nereden bakarsak bakalım çok düşünülmüş, incelikle tasarlanmış bir eserdir. Sıfırdan bir mitoloji ve fantezi dünyası kurgulamak oldukça zordur.</p>
<p>Büyücülük aleminde oynanan quidditch oyunu, okulun bin bir türlü sırrı ve tarihi, yasak orman, dönemin dört büyücüsü olan Godric Gryffindor, Helga Hufflepuff, Rowena Ravenclaw, Salazar Slytherin ve daha bir çok kişi ve unsur eserin üzerinde ne kadar emek olduğunun bir göstergesi aslında.</p>
<figure id="attachment_2353" aria-describedby="caption-attachment-2353" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg" rel="attachment wp-att-2353"><img class=" td-modal-image wp-image-2353 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg?resize=540%2C234" alt="Joanne Kathleen Rowling ve Harry Potter" width="540" height="234" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/rowling-harry-potter.jpg?resize=300%2C130&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2353" class="wp-caption-text">Joanne Kathleen Rowling ve Harry Potter</figcaption></figure>
<p><strong>Rowling’in Potter Başarısı</strong></p>
<p>Birçoğumuz Harry Potter’ı filmden tanımışızdır. Bir kitap serisinin film olması, bu denli başarılı bir film olabilmesi tamamen kitapla alakalıdır.</p>
<p>Eminim trende ve öğle aralarında yazarken tüm dünyada 400 milyon kopyasının basılacağını ve satılacağını tahmin bile etmiyordu Bayan Rowling.</p>
<p>Eser her ne kadar çocuklar için yazılmış olsa da başarılı fantezi dünyası her yaştan okuyucunun ilgisini çekiyor.</p>
<p>Çok kısa bir zamanda raflarda en üst sıralara yerleşen ilk kitap, Rowling’e 1 milyar dolardan fazla kazandırmış, Birleşik Krallığın en zengin kadını ünvanını almasına vesile olmuştur.</p>
<p><strong>Harry Potter Serisi</strong></p>
<ul>
<li>1997 yılında üstün bir başarı elde eden Harry Potter ve Felsefe Taşının ardından ikinci kitap gecikmedi.</li>
<li>1998 yılında Harry Potter ve Sırlar Odası,</li>
<li>1999 yılında Harry Potter ve Azkaban Tuzağı,</li>
<li>2000 yılında Harry Potter ve Ateş Kadehi,</li>
<li>2003’te Harry Potter ve Zümrüdü Anka Yoldaşlığı,</li>
<li>2005 yılında Harry Potter ve Melez Prens,</li>
<li>2007’de ise son kitap olan Ölüm Yadigarları yayımlandı.</li>
</ul>
<p><strong>Film Olma Serüveni</strong></p>
<p>Kitap serisinin tümü aynı sırayla filme uyarlanmış, yalnızca “ölüm yadigarları” iki bölüm film olarak çekilmiştir.</p>
<p>Filmlerin yönetmeni Chris Columbus, Rowling’e kitaba sadık kalacağı ve tüm oyuncuları İngiliz olarak seçeceği konusunda sözler vermiş.</p>
<p>“Filmi izlememe bir hafta kala çok heyecanlıydım. İzleme tarihim yaklaştıkça bu heyecan korkuya dönüştü. Film başlarken bir kabus yaşıyor gibiydim, çünkü bundan sonra belirleyeceğim hatalar veya dile getireceğim eksiklikler artık düzeltilemezdi. Fakat film bittiğinde çok mutluydum.” Rowling’in bu sözlerinden anlaşılacağı üzere kendisi filmi beğenmiş.</p>
<p>Rowling kitaba sadık kalındığı konusunda emin ve tüm önemli kısımların filmde olduğunu söylüyor.</p>
<p>Böylesine harika bir efsaneyi bizlere kazandırdığı için Joanne Kathleen Rowling ablamıza çok teşekkür ediyoruz.</p>
<p>Bizlere başarılı bir görsel Harry Potter sunan yönetmen Chris Columbus’a da teşekkür ediyor ve son zamanlarda kaybettiğimiz, filmde ‘’Severus Snape’’olarak kendini bize tanıtan başarılı aktör Alan Rickman’ı sevgiyle anıyoruz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/">Trende Yazılan Efsane: Harry Potter</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/trende-yazilan-efsane-harry-potter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2350</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
