<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Selcan Kırnal &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/selcankirnal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 07:48:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Hayalbaz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Sep 2016 05:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5045</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genişçe meydandan her kanatlanan kuşun, evvel zamanda kurduğu düşlere yol aldığını hayal eder, zamanın içinde yok olurdu kadın. Küçük adımlarla yürüyüp, ani bir hareketle kanatlanıveren güvercinlerle bir olur, tüm komşu kasabaları topyekûn gezerdi. Kimi vakitler, dudağının sağ ucunda aheste aheste tellendirdiği sigarasını bulutlara üfler, gidemediği uzaklara yakınlaşırdı. Tanıdık yüzlerle selamlaşır, tanımadık evlere konuk olurdu. Kısa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/">Hayalbaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genişçe meydandan her kanatlanan kuşun, evvel zamanda kurduğu düşlere yol aldığını hayal eder, zamanın içinde yok olurdu kadın. Küçük adımlarla yürüyüp, ani bir hareketle kanatlanıveren güvercinlerle bir olur, tüm komşu kasabaları topyekûn gezerdi. Kimi vakitler, dudağının sağ ucunda aheste aheste tellendirdiği sigarasını bulutlara üfler, gidemediği uzaklara yakınlaşırdı. Tanıdık yüzlerle selamlaşır, tanımadık evlere konuk olurdu. Kısa mesafelerde yüzlerce hayat yaşardı. Kimi zaman bir üniversite öğrencisi, kimi zaman bir pamuk işçisi, kimi zaman da sahneye çıkmaya hazırlanan bir oyuncu olurdu söz gelimi. Bazen bir kız çocuğunun bağırışlarında çiçeği burnunda bir anneye dönüşür, bazen de haylaz bir oğlan çocuğu olurdu. Olası hayatları arasında türlü duygulara bulanırken bazen kederlenir, kırmızı bez sandalyesine geri çekilirdi. Tanıdık cümlelerle irkilir, şimdiki zamanda –kendi- olurdu.</p>
<p>Kendi olduğu zamanlarda karton masasını düzenler,  renkli hasır çantasından plastik bardaklara kuşyemi doldururdu. Demir parası bittiyse piyangocu kekeme Salih’in yanına uğrar, o itiraz edemeden elinde bozuk paralarla yerine dönerdi.  Salih sinirlenir, para kutusunu fırlatır, kadın onun bu halleriyle eğlenirdi. Yem almak için yanına gelen çocuklara yardım eder, kuşlarla ahbap olmanın sırlarını öğretirdi. ‘Hayat kısa’ diyen şaire inat uzun yaşardı.</p>
<p>Çalışmadığı zamanlarda evinden pek çıkmaz, konu komşuyla camdan cama hasbıhal ederdi. Ya kuşyemi almak için toptancı Fikret’e uğrar, ya da evdeki saatlerden birinin pili biterse çarşıya yollanırdı. Evinin her odasında duvar saati bulunurdu. Saatlerden biri bozulduğu zaman huzursuz olurdu. Akrep ve yelkovan pes etmemeliydi. Akşamları da radyo programlarını dinler, yemek yaparken şarkılar mırıldanırdı. Çoğunlukla da, hiç görmediği babasından kalan romanları okurken uyuyakalırdı. Çocukken de okumaya dalıp ev işlerini aksattığı için annesinin çöpe yolladıkları arasından kurtarmıştı bu kitapları. Annesi Topuksuz Meryem; yarı-deli, mütemadiyen özgür bir kadındı. Neredeyse hiç eve girmez, tüm kasabayı sokak sokak dolanırdı. Dar alnını çevreleyen siyah kâkülleri, uzunca boyu ve ince ayak bilekleriyle ziyadesiyle güzel olan Topuksuz Meryem yazın yalın ayak, kışın paltosuz gezer, kızına tek yadigârı yeşilli kırmızılı renkli hasır çantasını yanından eksik etmezdi. Çanta biteviye boştu, dolu gören olmamıştı. Kasabalılar onun bu hallerini benimsemiş, sessiz bir anlaşmayla onu kasabanın ulağı ilan etmişlerdi. Evlere, kahvelere haber taşır, mahalleye yakası açılmadık dedikodular getirirdi. Kadın çocukken, evin önündeki taş merdivenin en üst basamağında oturur, annesinin eve dönmesini beklerdi.  Annesi eve döndüğünde orada olmazsa, onu bir daha göremeyeceğine inandırırdı kendini. Meryem de kızının bu sadakatini ödüllendirir, her defasında eve mavi bir balonla dönerdi. Kadın balonu kaptığı gibi fırlar, oyun oynayan çocukların arasından delice koşarak geçerdi. Günün sonunda balonla vedalaşır, kendisinden daha mavi olana hasretle salınışını izlerdi.</p>
<p>Şimdi ise kadının annesine dair en berrak hatırası, cesedi nehirden çıkarılırken, sol ayağındaki siyah rugan ayakkabının parmak uçlarında sallanışı ve beyaz yüzündeki gülümsemeydi. Ayakkabı giydiğine göre uzağa gitmiş olmalıydı. Görünüşe göre oldukça mutluydu da. Çocukken evin önünde onu beklediği günleri düşündü. Belki de gitmesine daha önce izin vermeliydi. Bilemezdi ki. Ama bildiği bir şey vardı. Hayatı boyunca evde kimseyi bekletmeyecekti…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/">Hayalbaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/hayalbaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5045</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Küçük Gustav Büyük Deniz</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 11:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4911</guid>
				<description><![CDATA[<p>Denizi üç kalbimle seviyorum. Karayı da üç kalbimle merak ediyorum. Sekiz kolum ise beni metrelerce yukarı sürüklemeye yetmiyor. Çok denedim. Ama her defasında, vantuzlarım beni bu kayalıklara hapsediyor. Belki de, iki kolumu bacak olarak kullanmaktan vazgeçmeliyim. Evet, iki bacaklı dostlarım, bu on beş santimlik bir ahtapotun büyük hikâyesidir. Dost dedim de, sahi dostlar birbirini avlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/">Küçük Gustav Büyük Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Denizi üç kalbimle seviyorum. Karayı da üç kalbimle merak ediyorum. Sekiz kolum ise beni metrelerce yukarı sürüklemeye yetmiyor. Çok denedim. Ama her defasında, vantuzlarım beni bu kayalıklara hapsediyor. Belki de, iki kolumu bacak olarak kullanmaktan vazgeçmeliyim. Evet, iki bacaklı dostlarım, bu on beş santimlik bir ahtapotun büyük hikâyesidir.</p>
<p>Dost dedim de, sahi dostlar birbirini avlar mı oralarda? Tamam, ben de masum sayılmam. İki saat önce üç güzel istiridyeyi afiyetle yedim. Ama komşu yarıkta yaşayan Adolf’un kızlarını değil. Avlarımı hiç tanımadıklarım arasından seçerim. Görüyorsunuz ya, bu derin mavilikte fazla seçeneğim bile yok. Yengeç de bana dokunuyor üstelik.  Siz sever misiniz? Balıkçılar sık sık yakalamaya çalışırlar beni. Ben çok küçükken babamı yakalamışlar. Bu yüzden diğer ahtapotların aksine pek nadir yalnız kalırım. Annem hep yanımda ve tetiktedir. Annemin dolaşmaya çıktığı bir gün oltaya gelmiştim. O gün dalgındım biraz. Wendy’i düşünüyordum yine. Hislerim mürekkebimden büyük kayalıklara taşıyordu. Yanlış anlamayın, büyük bir şair falan değilim. Annem de çok öfkelenmişti yazdıklarımı görünce. Beğenmediğini düşünmüştüm. Ama neymiş, kendime bir ahtapot bulmalıymışım. O sadece bir midyeymiş. Oysa o, kocaman bir dünya.  Hem anlattım anneme. O’nu tüm kalplerimle seviyorum evet ama tüm kollarımla kucaklamıyorum, incinmesin diye. Ya o güzel kabuğu kırılırsa? Hayır, dayanamam buna. Ah Wendy, tatlı Wendy!  Neyse, ilk defa suyun üstüne çıkmıştım o gün. Ürkmüştüm. Bilmediğim bir yerdeydim. Heyecandan ve panikten balıkçının elini ısırmışım. O da beni var gücüyle geri fırlatmıştı. Umarım canı acımamıştır. Böyle olmasını hiç istemezdim. Babamı öldürdüğünüz için size kızgın mı olmalıydım, insan dostlarım. Değilim. O’nu tanımıyordunuz öyle ya?</p>
<p>Merak ediyorum. Siz ne renksiniz? Gördüğüm balıkçı dostlarım kahverengiydi. Ben pek tercih etmem. Hem Wendy de en çok mavi halimi sever. İstediğim renge bürünebiliyorum. Çoğu zaman saklanmak için yapıyorum bunu. Ama değişmek de çok güzel insan dostlarım. Bazen gün içinde öyle çok renk değiştiririm ki, annem bile tanıyamaz. Beni göremeyince de telaşa kapılır. Böyle durumlarda gider, tüm kollarımla sarılırım ona. Ama sıkı sıkı değil. Çünkü vantuzlarım o yumuşak tenini acıtır. Huysuz ve tatlı ihtiyar. Oracıkta affediverir beni.  Nerede acaba? Doğru ya, avlanmaya gitmişti. Daha çok balık yemeliyim.</p>
<p>Ah! Susuzluğu bilsem, mavisizliği tatsam. İnsan dostlarımı tanısam, başkaları var mı, görsem. Söyleşsek, saklansak. Renk değiştirsek. Belki bir gün gelirim oralara, siz beni yakalamadan. Unutmadan, düşünce balonlarımı da patlatayım hemen. İzimi belli etmeden hayal kurabilir miyim? Anneme sorayım gelince.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/">Küçük Gustav Büyük Deniz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kucuk-gustav-buyuk-deniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4911</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KIRMIZI &#8211; Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Selcan Kırnal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4810</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Yedinci sıra, dördüncü koltuk beyim.” El fenerini ileriye doğru uzattı, bahşişini cebine koydu.  Bir süre daha önce kasabada hiç görmediği bu cılız, sarı suratlı adamın arkasından baktı. ‘Kim bilir kimin misafiri’ diye geçirdi aklından. Belki de Feride Abla’nın İsviçre’den gelecek olan yeğeniydi. Hoş, öyle olsa çoktan duyulurdu mahallede. ’Amaaan, meraklandın yine’ diye söylenirken, tanıdık seslerle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/">KIRMIZI &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Yedinci sıra, dördüncü koltuk beyim.”</p>
<p>El fenerini ileriye doğru uzattı, bahşişini cebine koydu.  Bir süre daha önce kasabada hiç görmediği bu cılız, sarı suratlı adamın arkasından baktı. ‘Kim bilir kimin misafiri’ diye geçirdi aklından. Belki de Feride Abla’nın İsviçre’den gelecek olan yeğeniydi. Hoş, öyle olsa çoktan duyulurdu mahallede. ’Amaaan, meraklandın yine’ diye söylenirken, tanıdık seslerle irkildi. Film başlamak üzereydi. Küçük adımlarını sıklaştırarak kapıya yöneldi, soluk kırmızı perdeden dış dünyayı araladı.</p>
<p>Terzi Mehmet ve Beyaz Ayşe’nin yegâne çocuğu Zila adını, 17 Eylül 1962 tarihli saatli maarif takviminden almıştı. Erkek olsaydı Ferit olacaktı zira. Çocukluğu dikiş makinesi sesleri ve annesinin anlattığı hikâyeler arasında geçmişti. Babası az konuşur, çok dikerdi. Zila, babasının terzi dükkânına misafir olurdu çoğu zaman. Dikişten başını kaldırıp, gözlüklerinin üzerinden ona gülümseyen babasını izlerdi kuşburnu içerken. Sonra hep kuşburnu içti Zila. Yazın soğuk, kışın sıcak. Büyüdü. Babasının ona diktiği renk renk elbiseleri sevmedi sonra. Kot pantolon ve oduncu gömlekleri ne de rahattı. Uzun saçlarını sevmedi. Bir filmde gördüğü sarışın kadın gibi, kısacık kestirdi saçlarını. Böylece iri ela gözleri daha da belirginleşti. Giyinişi ve kalınca sesine istinaden, ‘Erkek Zila’ oldu birden. Yan komşuları ağzı bozuk Münevver fısıldamıştı kasabalıların kulaklarına bu ismi. Erkek Zila. Önceleri öfkelenip, mahallenin gençleriyle kavga ettiyse de, aldırmadı bir müddet sonra.</p>
<p>Ortaokulu bitirdiği yaz, babası ebediyete intikal ettiğinde, Beyaz Ayşe’nin de kelimeleri küstü lafazan ağzına. Kızına anlattığı hikâyeler azaldı günden güne. Çalışkan balıkçılar, akıllı çobanlar, efsunlu nineler coşkusunu yitirdi. Sustu Beyaz. Kaldı Zila. Evlere sığmadı. Çalışmaya karar verdi.  Mahallenin tek salonlu sinemasını Fahri Ağabey işletiyordu o vakitler. Eski makinist, yeni bulmaca çözücü, müzmin sarhoş. Sarhoşken çıkardığı tek vukuat, yaşlı annesinin evinin önündeki çınar ağacını Ajda Pekkan sanıp, onunla dertleşmesiydi. Kasabalı alışmıştı bu duruma. Babasıyla yakın arkadaş olan bu sevimli adamı çok severdi Zila. Sinemada işe başladığında, kasabalılar yadırgadı önceleri. Oysa sevmişti bu işi. Lale Sineması’na gelenlere yer gösteriyor, bazen de Fahri Ağabeyin yerine bilet kesiyordu. Arta kalan zamanlarda ise filmleri, -hatta aynı filmi- birkaç kez izliyordu. Bu filmler annesinin yarım kalan hikâyelerini tamamlıyordu sanki. Hem de kocaman, renkli renkli, güzel kadınlar ve yakışıklı adamlarla…</p>
<p>‘Sultan’ filmine bayılmıştı Zila. Neredeyse sekiz kez izlemişti. Hele muhtarın oğlu Bulut Aras’a bayılmıştı. ‘Ne yakışıklı adam’ diye düşünürdü her seferinde. Kasabaya yeni gelen öğretmen de izledi bu filmi. Birçok kez. Tüm mahalle filmi izleyip, seanslarda bu kısa saçlı güzel kadınla ikisi kalıncaya dek. Sonra Zila’yı izledi Bekir. Siyah saçlarını kulaklarının arkasına atışını, Şener Şenli sahnelerde ağzını kapatarak gülüşünü, dudaklarından ellerine bulaşan kırmızı ruju silişini, filmin sonunda ela gözlerinin buğulanışını.</p>
<p>Bu minyon, güzel, incelikli kadına neden ‘erkek’ lakabının takıldığını anlamadı Bekir.  Yıllardır böyle anılıyordu işte. Tanıştılar. Sevdi bu adamı Zila. Yakışıklıydı, hem de bıyıklıydı; Bulut gibi.</p>
<p>Evlendiler. Zila işine devam etti. Yedi yıl oldu. Annesi daha çok unuttu, daha çok sustu. Zila saçlarını uzatmadı. Bekir tanımadığı adamlardan şiirler okudu O’na. Hepsini çok sevdi. Filmler izledi. Suzan Avcı’yı sevmedi. Yedi yıl oldu. Güz oldu. Çocukları olmadı.</p>
<p>“Zila abla koş hadi.”</p>
<p>“Tamam, kız bağırma avaz avaz, geldim.”</p>
<p>Televizyondan, annesine en sevdiği programı açtıktan sonra alelacele evden çıktı. Çerçinin kızı Nurten’le kol kola girerek tepenin yolunu tuttular.</p>
<p>“Kurdeleyi unutmadın dimi, ay yatmadan evvel okuyup üfleyip yastığının altına koydun inşallah.”</p>
<p>“Yaptım Nurten, yaptım. Aklına uyduk ya, hadi hayırlısı…”</p>
<p>Tepeye vardılar. Kurumuş, kollarını dua edermiş gibi kaldırmış ulu ağaç karşıladı onları. ‘Bu ağacın kendisine hayrı yok’ diye düşündü Zila. Komşu kasabadan üfürükçü Hasibe’nin gelini Birgül ve iki çocuğu da oradaydı, bu ritüelin parçası olarak. Büyüğü, iki elini çenesine dayamış, somurtarak oturuyordu ağacın altında. Küçüğü ise annesinin elinden tutmuş, sessizce duruyordu. İlahi Nurten. Doğurgan kadın iyiymiş, uğurmuş. Hem ağaç büyülüymüş. Yatır varmışmış dibinde. Gelip kurdele bağlayıp adak adamışmış. Hemencecik kabul olmuşmuş dileği.</p>
<p>“Aaa inan bana abla. Benim de dileğim kabul oldu. Sahiden bak.”</p>
<p>Gitmedikleri doktor kalmamıştı. Hepsi çocuğunuz olacak diyordu. Her yolu denediler. Bekir belli etmese de; üzülüyordu. Safsata dediği şeylerden medet umuyordu şimdi Zila.</p>
<p>Kırmızıydı dileğinin rengi.</p>
<p>Saçları siyah, gözleri zeytin.</p>
<p>Babası gibi mahir, anası gibi çetin.</p>
<p>Adı da Bulut.</p>
<p>Kurdelesini ağaca bağladıktan sonra, bir süre ağacı izledi Zila. Bir yaramaz oğlan çocuğu hayali kurdu. Yaramaz, yerinde durmaz. Belki de bu ağaca çıkardı Bulut. Annesinden kaçar, en üste tırmanır, sımsıkı sarılırdı ağaca. İnmek için de babasının gelmesini beklerdi, kim bilir…</p>
<p>“Nurten gidelim artık. Bekir gelir birazdan. Anneme söz verdik. Bu akşam Eşkıya’yı izleyeceğiz.”</p>
<p>Zila, yaşlı ağacın yanından uzaklaşırken; kırmızı kurdelenin savrulduğunu, Bulut’unsa rahmine tutunduğunu bilmiyordu henüz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/">KIRMIZI &#8211; Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirmizi-oyku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4810</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
