<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Kübra Köroğlu &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/selambenobonus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 22:51:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Sep 2016 05:18:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Demirkubuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5248</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Asuman”, dedim. “Adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…” “Adım olması gereken en güzel yerdeymiş…”, demesini isterdim, “Eee?”, dedi. Bekâr evi gibi dağınık bir zihinle boş boş bakıverdi gözlerime. Eee… Bu muydu yani? Bazen insanların kayıtsızlığı karşısında, keşke bu kadar sabırlı olacağıma, kaygısız olsaydım diyorum. Bir insan, bir insana elbette kederken; sahip olabileceğin en büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/">Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Asuman”</em></strong>, dedim. <strong><em>“Adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…”</em></strong></p>
<p><strong><em>“Adım olması gereken en güzel yerdeymiş…”</em></strong>, demesini isterdim, “Eee?”, dedi.</p>
<p>Bekâr evi gibi dağınık bir zihinle boş boş bakıverdi gözlerime.</p>
<p>Eee… Bu muydu yani?</p>
<p>Bazen insanların kayıtsızlığı karşısında, keşke bu kadar sabırlı olacağıma, kaygısız olsaydım diyorum.</p>
<p>Bir insan, bir insana elbette kederken; sahip olabileceğin en büyük lüks kaygısızlık çünkü…</p>
<p>Annemin aldığı beyaz keten masa örtüsüne bile sevindiğim yıllardı.</p>
<p>Okuldan dönerken evi görür görmez önlüğümün yaka düğmesini çözdüğüm yıllar…</p>
<p><strong>‘Kaygısızlar’</strong> oynardı birinci kanalda.</p>
<p>Eğlenirdik, gülerdik amenna, ama bu ‘kaygısız’ lafı takılır kalırdı zihnimin bir kenarında.</p>
<p><strong><em>“Kaygısız ne demek anne?”</em></strong>, demiştim.</p>
<p>Hayatım boyunca tanıdığım en kaygılı kadın, kaygısızlığın özgürlük olduğunu öğretmişti bana.</p>
<p><strong><em>“Umursamamak yani hiçbir şeyi, kaygına kalbinde oda ayırmamak…”</em></strong>, demişti.</p>
<p>Hani şiir yazsa şair olurdu annem, zaten şiir gibi de kadındı.</p>
<p>Tadı damağında kalır ya bazı şiirlerin, devamı gelsin istersin dizeler.</p>
<p>Şair okudukça okusun…</p>
<p>Annem de yaşadıkça yaşasın isterdim.</p>
<p>Dünyanın bütün çocukları için, dünyanın bütün anneleri yaşamalıydı.</p>
<p>İzi karnımda, tadı damağımda, kokusu burnumda kaldı, kendisi gitti.</p>
<p>Bazı kadınlarda annemi görürüm, bazı kaygılı kadınlarda…</p>
<p><strong><em>‘Yemeğin tuzunu attım mı?’ </em></strong>telaşı vardır hani, bir anne telaşıdır o.</p>
<p><strong><em>‘Ocağın kapattım mı?’</em></strong>, gibi…</p>
<p>Asuman’la da ilk karşılaşmamız Bağcılar otobüsünde olmuştu.</p>
<p>Yan yana oturuyorduk, düşünsene, yol boyu yan yana oturmuştuk…</p>
<p>Bir anda sıçradı yerinden, telaşlandı.</p>
<p>Gayriihtiyari, <strong><em>“Ütüyü prizde unuttum!”</em></strong>, dedi.</p>
<p>Kalbinin kırlangıç gibi attığını hissetmiş, avucumun içerisine alıp sakinleştirmeyi dilemiştim.</p>
<p><strong><em>“Sakin olun… Önce bir emin olmaya çalışın.”</em></strong></p>
<p>İster istemez rahatsız olmuştu, aramızda gelişen gereksiz samimiyetten.</p>
<p>Utandı, yere çevirdi bilye karası gözlerini…</p>
<p>Yüzüme bakmadan, küçük harflerle konuşmaya başladı.</p>
<p><strong><em>“Çekmiştim sanırım fişini, boştan yere kaygılandım.”</em></strong></p>
<p>Kaygılandım dedi ya hani, işte o an aldım sarmaladım, göğsümün içerisine sakladım onu.</p>
<p>Konuşmanın devamı gelmeliydi, birkaç kelime mırıldandım, utandım da bir miktar…</p>
<p>İneceğim durağa yaklaşırken çantasını toparlamaya başladı Asuman.</p>
<p>İçimde bir bayram sevinci beliriverdi, aynı durakta mı inecektik?</p>
<p>Hoş, ayrı duraklarda insek de, benim aklım onun indiği durakta inip, onun peşinden gitmeye devam edecekti.</p>
<p>Önce ben kalktım yerimden, kapıya yaklaştım; sonra o kalktı yerinden.</p>
<p>Tanrım, hayatımda belki de ilk kez şansımın varlığına inanacaktım.</p>
<p>İndim, o da indi.</p>
<p>Yürüdüm pasaja doğru, o da yürüdü.</p>
<p>Pasajın kapısından içeri girdim, o da girdi.</p>
<p>Küçük adımları hızlandı, topuk tıkırtısı yükseldi, Asuman alt kata indi, ben arşa yükseldim sanki.</p>
<p>Durdum merdivenin ucunda, uzaktan baktım nereye gittiğine.</p>
<p>Süzüle süzüle girdi, Terzi Cengiz Abi’nin dükkânına.</p>
<p>Mavi saten elbiseler nasıl da yakışır diye geçirdim içimden.</p>
<p>Birkaç gün sonra tekrar gördüm, tekrar ve tekrar…</p>
<p>Önceleri hiç konuşmadan, sessizce bakıp selamlaştık, sonra küçük cümleler kurmaya başladık birbirimize.</p>
<p>‘Merhaba’ ya da ‘İyi günler’ gibi… Sıradan, bilindik şeyler işte.</p>
<p>‘Bana bir şey söyle!’ der gibi baktı her defasında.</p>
<p>O bilmiyordu belki, ama ben her bakışımda <strong><em>“Gördüğüme sevindim seni…”</em></strong>, diyordum.</p>
<p>Çok sevdiğim şarkıda, söylendiği tonda…</p>
<p>Aynı otobüse bindiğimiz bir gün topladım cesaretimi, öğrenmek istedim adını.</p>
<p>Hangi kelimelerde dans ettiğini bilmeliydim isminin.</p>
<p>O Asuman dedi, ben Yavuz…</p>
<p>Asuman… Hani tüm yaralarıma pansuman olabilecek türden bir Asuman…</p>
<p>İsmi diyorum, bir insanın ismi bu kadar güzel olabilir mi?</p>
<p>Cengiz Abi’nin kız kardeşiymiş, meğer annesi vefat edince evi çekip çevirmek için okulu bırakmış, ömrümün yaban mersini…</p>
<p>Abisine yardım etmeye gelirmiş her öğle vakti.</p>
<p>Biri lisede, diğeri üniversitede iki kardeşi daha varmış.</p>
<p>Kendisi de açıktan okumaya çalışırmış…</p>
<p><strong><em>“Okuduğun kitaplarda geçsin adım Asuman, ah diline düşeyim…”</em></strong></p>
<p>Bir gün pasaja doğru yürürken karşılaştık Asuman’la, bu kez yanında levent tipli bir herif vardı.</p>
<p>Kendi cılız bileklerime baktım, aksayan bacağıma, düşük omuzlarıma; bir de yanındaki herifin kalıbına.</p>
<p>Hem utandım halimden, hem kıskandım.</p>
<p>Ben o gün Asuman’la evlendim; evlendim de, aldatıldım, ayrıldım zihnimde.</p>
<p>Aynı sokağın kaldırımlarında yürüdük Asuman da, ben de, yanındaki de…</p>
<p>Ben arkada kaldım, onlar önümde ilerledi.</p>
<p>Buz gibiydiler, ama sevgiliydiler belli, belki de nişanlı…</p>
<p>Hissikablelvuku hali…</p>
<p>Pasaja girerken kocaman avuçlarının içine aldı, Asuman’ın ince parmaklarını.</p>
<p>Havaya hazan karıştı, gönlüme hüzün…</p>
<p><strong><em>“Ah be Asuman, senin serçeliğine yakışır mı bu ala karga?”</em></strong>, dedim.</p>
<p>O günü, o geceyi Asuman’ın hayaliyle konuşarak geçirdim.</p>
<p>İsyan ettim, itiraz ettim, kızdım, kırıldım, incindim…</p>
<p>Üzüme düştüm, bir üzüm bağında sabahladım.</p>
<p>Güneş vurunca kirpiklerime, ayıldım ben de.</p>
<p>Gelişigüzel çıktım evden, yok dedim Asuman falan, <strong>dünya ahiret acım</strong> artık…</p>
<p>Kendi kendime sözler verdim, üst üste, binlerce…</p>
<p>Görmeyecek, konuşmayacak, düşlemeyecektim onu.</p>
<p>Günlerce kendi kendimi yedim, ölmek üzereyken bana ‘yaşa’ der gibi bakıyorken o adamla işi neydi?</p>
<p>Zapt edemeyince kendimi bir öğleden sonra çıktım pasajın önüne, durdum bekledim saatlerce.</p>
<p>Asuman çıkacaktı, ben peşine düşecektim.</p>
<p>Yarım saat oldu olmadı çıktı pasajdan, yürümeye başladı öyle halsiz, güçsüz, üzerine kuş tüy düşse, olduğu yere düşecekti sanki…</p>
<p>Unuttum tüm hırsımı içimdeki, seslenmek istedim, ama bir yandan da izlemek yürüyüşünü.</p>
<p>O gitti, ben gittim…</p>
<p>Bir ara ayağı sendeledi, yaprak gibi süzüldü iki gözümün çiçeği, düştü kaldı.</p>
<p>Koştum hemen yanına, su getirenler, nabzına bakanlar, kolonya koklatanlar derken, geldi kendine.</p>
<p>Çıkardım o mavi şalını, aldım boynundan…</p>
<p>Baygın bir kuş gibiydi kollarımın arasında, cana geldi.</p>
<p>İyiyim dedi, kalkmak istedi, tutundu omzumdan.</p>
<p><strong><em>Elleri olabileceği en güzel yerdeydi…</em></strong></p>
<p>Gözlerinde ikinci bir ışıltı belirdi, belirdi de gizlemek istedi.</p>
<p>Güç bela ikna ettim gideceği yere kadar eşlik etmeye.</p>
<p>Yol hiç bitmesin, zaman hiç geçmesin, Asuman hiç susmasın istedim.</p>
<p>Biraz o konuştu, biraz ben anlattım.</p>
<p>Yanında gördüğüm heriften, isminin Kazım olduğundan, eskiden çalıştığı fabrikada tanıştıklarından bahsetti.</p>
<p>Birkaç aya kalmaz evleneceklerini söyledi, hatta gelinliğini kendi diktiğini.</p>
<p>Annesinin neden öldüğünü, babasını hiç tanımadığını, abisinin zulmünü anlattı.</p>
<p>Bütün cümlelerinden sonra, ağzımda acı bir tat kaldı.</p>
<p>Salon salamanje bölmüşlerdi sanki Asuman’ı; yarısı acıydı, yarısı kaygı…</p>
<p><strong><em>“Gel be ömrümün yaban mersini, gidelim buralardan birlikte, bırakalım bütün kaygıları…”</em></strong>, demek istedim.</p>
<p><strong><em>“Kaldır şu kalbimin odalarından beyaz örtüleri… Bak bir ömürlük misafirin geldi.”</em></strong></p>
<p>Yahu ben Asuman’a <strong><em>“Allah seni bana yazsın!”</em></strong>, demek istedim.</p>
<p>O da istedi bence ya da ben istediğini düşünmek istedim, bilmiyorum.</p>
<p>Eve yaklaşırken vedalaştık, o gitti, ben arkasından bakakaldım.</p>
<p>Masmavi şalı elimde kaldı.</p>
<p>İstemsizce götürdüm burnuma, kokusu Asuman’ı kucakladı getirdi bana.</p>
<p>Adı üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim…</p>
<p>O gün orada son kez gördüm Asuman’ı, 7 yıl sonrasına kadar son kez.</p>
<p>Hayatına bir kaygı da sen olma şu kuş gibi kızın dedim, ağır aksak bacağımla onu kendimden kurtarmak için çektim gittim.</p>
<p>Erdek’te, anneanne yadigârı eve yerleştim.</p>
<p>Deniz havası hangi yarayı iyileştirmezdi ki?</p>
<p>Geceleri kitap okudum, gündüzleri çay bahçelerinde geçirdim.</p>
<p>Erdek’in şu meşhur çay bahçelerinde…</p>
<p>Bir kitap yazmaya bile yeltendim; Tanrım, Asuman’ı bana yaz…</p>
<p>Gökyüzünün ciğerime dolduğu bir yerde, Asuman’ı düşünmemek imkânsızdı elbette.</p>
<p>Ama yine de gönlümü eğlemeyi bildim işte.</p>
<p>Aklıma geldikçe eski bir dosta gülümser gibi gülümsedim.</p>
<p>Dudağının kıyısına vuran küçük tebessümü hatırladıkça, bozdum ağıdımı.</p>
<p>Aklımın bir tarafında neler yaptığını düşündüm kaldım.</p>
<p>Evlendi mi, çocuğu oldu mu, hasta mı, kaygılı mı hala?</p>
<p>Ya ütüyü prizde unuttuysa, bu kez gerçekten?</p>
<p>Eğer düşünmeseydim, kafayı yerdim.</p>
<p>İçimde hayali bir Asuman büyüttüm.</p>
<p>Hani güzel bir anın hemen öncesi, o anın kendisinden daha iyi diyorlar ya…</p>
<p>Asuman’ın hayaliyle yaşamak da, gerçeğinden daha iyiydi.</p>
<p>Ömrümün sonuna kadar o hayalle yaşayabilirdim.</p>
<p>Yine de yenik düştüm merakıma.</p>
<p>7 yıl olmuştu, tam 7 yıl.</p>
<p>Asuman’ın yüzü bile bulanık bir fotoğraf gibi netliğini kaybetmeye başlamıştı hafızamda.</p>
<p>Yeniden görmeliydim onu, hayallerimin tadının kaçmaması için.</p>
<p>Bir kez daha gülmeliydi bana, umudumun yaşaması için…</p>
<p>Tam 7 yıl sonra yine geldim o pasaja, eski dostları yokladım, Asuman’ı sordum soruşturdum derken, öğrendim nerede yaşadığını.</p>
<p>Öğleden sonra üç gibiydi, gittim bekledim oturduğu sokağın girişinde.</p>
<p>Birkaç saat geçti geçmedi, Asuman belirdi, elinde kara kuru bir oğlan çocuğunun elleriyle…</p>
<p>Oturduğum duvardan kalktım hemen, telaşlandım bir anda, o da fark etti beni.</p>
<p>Bir şeyler dedi, gönderdi çocuğu, muhtemelen evine doğru.</p>
<p>Benim ben olduğumu bilerek yaklaştı, küçük adımlarla, ama kendinden emin.</p>
<p>Şaşırmış mıydı, üzülmüş müydü, kızmış mıydı hiçbir zaman anlayamadım.</p>
<p><strong><em>“Neden geldin?”</em></strong>, dedi.</p>
<p><strong><em>“Ben de kalan bir şeyi vermek için…”</em></strong>, dedim.</p>
<p><strong><em>“Al bu şalı Asuman, al ki silinsin ömrümün bütün mavilikleri. Mavilerimi al benden, al da umutlanmayayım artık! Umudun rengi mavi Asuman, bazen beyaz, ama en çok mavi&#8230; Bazen hayaller kurulur, çoğu zaman hayaller yıkılır, ama insan hayal kurarken gökyüzü hep mavidir. Sen benim gökyüzüm oldun Asuman, adın gibi… Hiç eksilmedin penceremden, bir gün bile…” </em></strong>diyemedim.</p>
<p><strong><em>“Asuman, adın üç kere geldi dilimin ucuna, seslenemedim.”</em></strong>, dedim.</p>
<p><strong><em>“Eee…”</em></strong>, dedi.</p>
<p>Öylesine soğuk, öylesine bitkin, öylesine geçkin…</p>
<p>İş işten geçti demek ister gibi…</p>
<p>-Seslenseydim dönüp bakar mıydın?</p>
<p>-Ne söyleyecektin?</p>
<p>-Gel gidelim buralardan, Erdek’te yaşayalım birlikte…</p>
<p>-Neden demedin?</p>
<p>-Desem gelir miydin?</p>
<p>-Gelmek isterdim…</p>
<p>-Peki, şimdi?</p>
<p>-Mutluluk yanımızdan geçip gitti…</p>
<p>Ben zaten bu bacakla yakalayamazdım.</p>
<p>Zeki Demirkubuz’un kahramanları gibi, orada öylece kaybolup gittim.</p>
<p>Hiçbir aydınlığa erişemeden…</p>
<p>O yine gitti, ben yine arkasından baktım.</p>
<p>Elimde mavi bir şal, dilimde yalnızca bir cümle kaldı, Asuman’dan bana yadigâr:</p>
<p>Mutluluk yanımızdan geçip gitti…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/">Tanrım, Asuman’ı Bana Yaz!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tanrim-asumani-bana-yaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuk Demiş&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 05:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4587</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Anne”, dedim. “Sen ne güzel şiirsin öyle&#8230;” Herkesin okuduğu ilk kitap annesi&#8230; Benimse okuduğum ilk şiir. Şiir gibi kadın annem çünkü, daha uzun olmasını dilediğim tüm şiirler gibi. Korkarım onun da tadı damağımda kalacak&#8230; Dış kapıya bir sarkaç taktırdı, içerisine bir çiçek kondurdu. Bugüne kadar onun bu denli çiçek sevişine tanık olmamıştım. Annem o çiçeğin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/">Bir Çocuk Demiş&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>“Anne”</em></strong>, dedim. <strong><em>“Sen ne güzel şiirsin öyle&#8230;”</em></strong> Herkesin okuduğu ilk kitap annesi&#8230; Benimse okuduğum ilk şiir. Şiir gibi kadın annem çünkü, daha uzun olmasını dilediğim tüm şiirler gibi. Korkarım onun da tadı damağımda kalacak&#8230;</p>
<p>Dış kapıya bir sarkaç taktırdı, içerisine bir çiçek kondurdu. Bugüne kadar onun bu denli çiçek sevişine tanık olmamıştım. Annem o çiçeğin adını Sude Naz koydu, her gün konuştu, yapraklarını okşadı. Bizim evin küçük kızı Sude Naz, nazenin bir genç kız gibi serpildi gitti. Görseniz, neredeyse yere değmeye hazırlanıyor yaprakları.</p>
<p>Geçenlerde bu çiçekten bahsettim, aslında doğrusu şu, annemin bir çiçeği sevgisiyle nasıl büyüttüğünden bahsettim. Çiçek de <strong><em>‘hoş laftan anlıyor’</em></strong> dedim. Biraz da adını bilmediğimizden, ama görenlerin o güzelliğin adını öğrenmek istediğinden falan yakındım. Çok sevgili biri <strong>‘PlantNet’</strong> diye bir uygulama var dedi. Bitkinin fotoğrafını çekiyorsun yaprağından, çiçeğinden, meyvesinden tanıyor hangi bitki olduğunu, çıkarıyor önüne bir yığın sonuç. Çocuksu bir heyecan duydum içimde, anneme adını Sude Naz koyduğu çiçeğin köklerinden bahsedecektim. Eve gider gitmez çektim fotoğrafını tabi. Bizim Sude Naz üç kelime Latince bir isimle çıktı karşıma. Hemen Google’da aramalar falan derken, telgraf çiçeği çıkmasın mı bu?</p>
<p><strong><em>“Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, insan sevdiğine canım böyle mi yanar?” </em></strong>-Bir adam demiş&#8230;</p>
<p>Bizim PlantNet bitkilerin Shazam’ı anlayacağın. Hayır utanmasam tek tek bütün bitkileri, bütün ağaçları çekip aslını öğreneceğim, de utanmak yapışmış üzerimize&#8230;</p>
<p><strong><em>“Anne bir çiçek olsaydı eğer, inan onu dikerdik bütün saksılara çocuk&#8230;”</em></strong> – Bir kadın demiş&#8230;</p>
<p>Keşke insanların da bir Shazam’ı olsa. Gerçi bunu direk gönül işlerine bağlayacak potansiyel var bizim insanımızda, ama bahsettiğim mevzu o değil. Ah bir dinlesen anlayacaksın beni, anlayacaksın da şimdi dışarıda korna çalmakla meşgulsün işte. Neyse, konumuz bu değil! Hani diyorum Shazam’ı olsa insanların. Sesini duyunca ya da PlantNet gibi fotoğrafını gösterince, ne olduğunu anlatsa sana. Adından sanından öteye&#8230;</p>
<p><strong><em>“Bundan adam olmaz!”</em></strong>, dese mesela&#8230;</p>
<p><strong><em>“Bunun ipiyle kuyuya inilmez!”</em></strong>, ya da&#8230;</p>
<p><strong><em>“Kısa kollu gömleğin gücüne inanmasa iyi çocuk aslında&#8230;”</em></strong></p>
<p>Tamam tamam bozmayacağım ciddiyetimi. Derdim insanları tanımayı başaramıyor olmamız. Bitişik nizam evler gibi dip dibe geçirsek de günlerimizi, yıllardır birbirinden kilometrelerce uzaktaymış gibi, tanıyamıyoruz birbirimizi. Yabancılaşıyoruz bir anda, karşımıza çıkan kötü sürprizi karşısında. Ya da o sürprizi yapan bizzat biz oluyoruz. İçimizde bir merdivenin basamaklarını üçer beşer çıkmanın heyecanını, sevincini yaşarken bile acıtıyoruz birbirimizin canını. İyiyken bile kötüyüz, fazlasıyla&#8230;</p>
<p>Bu çirkinliğin, bu acımasızlığın, bu kandırışların, bu yanılışların karşısında; bir savaştan sonra memleketine bakışı gibi insanın, bakıyorum etrafıma. Tüm duygularımız yerle bir ve en çok da vicdanımız asılmış bir ağacın dalına. Sanırım en çok da hassas kalpliler tahammül edemiyor, her şeye rağmen yaşamaya. O ilk hayal kırıklığında ölmüyor ya hani, işte ilk o zaman güceniyor dünyaya. Alıp başına gitmeyi diliyor, yaşamın olmadığı bir platforma.</p>
<p>Sonra bir şey oluyor, kaldırımı delip geçen papatya gibi bir şey&#8230;</p>
<p>Al diyor, sana here şeye rağmen bir avuç umut getirdim.</p>
<p>Kokla, açılırsın.</p>
<p><strong><em>“Hem uzaydan geldiğine göre biraz yorulmuş olmalısın&#8230;”</em></strong></p>
<p>-Bir çocuk demiş&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/">Bir Çocuk Demiş&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-cocuk-demis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vurmayın! Caiz Değil&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jul 2016 15:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4476</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnce dişli tarakla, geriye doğru taradı annesi saçlarını. Alnı gözüksün istedi, tertemiz&#8230; Sırtına çantasını taktı, kapının eşiğinden o sokağı dönene kadar baktı. Okuyacaktı, büyük adam olacaktı, askere gidecekti, evlenecekti&#8230; Sıradan hayaller kurmaya başladı, herkes gibi. Okuldan çıkınca evine sapa sağlam döndüğü gibi, askerden de sapa sağlam dönecekti. Belki bir sevgilisi olacaktı onu bekleyen, belki bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/">Vurmayın! Caiz Değil&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnce dişli tarakla, geriye doğru taradı annesi saçlarını.</p>
<p>Alnı gözüksün istedi, tertemiz&#8230;</p>
<p>Sırtına çantasını taktı, kapının eşiğinden o sokağı dönene kadar baktı.</p>
<p>Okuyacaktı, büyük adam olacaktı, askere gidecekti, evlenecekti&#8230;</p>
<p>Sıradan hayaller kurmaya başladı, herkes gibi.</p>
<p>Okuldan çıkınca evine sapa sağlam döndüğü gibi, askerden de sapa sağlam dönecekti.</p>
<p>Belki bir sevgilisi olacaktı onu bekleyen, belki bir eşi&#8230;</p>
<p>Hatta belki de kundakta bebeği&#8230;</p>
<p>Basit yaşayacaktı, ihtiyacı kadar kazanacaktı, ama o alnı her gün ak kalacaktı.</p>
<p>Yıllar yılları kovaladı, annesi askere göndermeden ellerini kınaladı.</p>
<p>Kınalı parmaklarının kokusu, burnunda kaldı.</p>
<p>Askerlik yeri İstanbul çıkınca sevindi önce, sonra sevincinden utandı.</p>
<p>Oğlunu İstanbul’a gönderen anneydi de, Şırnak’a gönderen anne değil miydi?</p>
<p>Utandığı bir huzur kaplıyken içi, sesini duymak istedi.</p>
<p>Aradı&#8230;</p>
<p>Aradı&#8230;</p>
<p>Bir kez daha aradı&#8230;</p>
<p>Hani İstanbul’daydı, ne gelebilirdi ki başına?</p>
<p>Hani ‘şehirlere bombalar yağardı her gece’, ama o bahsi geçen şehir İstanbul olmazdı genelde.</p>
<p>Bir daha aradı.</p>
<p>Eğitimde dediler.</p>
<p>İçi rahat etmedi, televizyonu açtı, İstanbul’da köprüyü kapatan erleri gördü.</p>
<p>Tarifsiz kederler içinde, başını yastığa gömdü.</p>
<p>Bir daha aradı&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Açılmadı.</p>
<p>‘TSK yönetime el koydu’ dediler.</p>
<p>‘Cemaat son kozunu oynadı’ dediler.</p>
<p>‘Askeriyenin içerisindeki yapılanma, kalkışma girişiminde bulundu’ dediler.</p>
<p>Sabaha kadar bekledi o anne, gözyaşları dinmedi.</p>
<p>Bir anneyi sabaha kadar ağlatmak caiz miydi?</p>
<p>Ezan sesleri, sala sesleri, korna sesleri&#8230;</p>
<p>Sonunu hazırlayan bir milletin, kendi kafasına sıkma sesleri&#8230;</p>
<p>Sonra bir son dakika gelişmesi oldu.</p>
<p>Köprüdeki askerler teslim oluyor dendi.</p>
<p>Bir yayın başladı, sonra kesildi.</p>
<p>Aradı&#8230;</p>
<p>Yine açan olmadı.</p>
<p>Bir görüntü yakaladı anne, oğlunun yakasında ‘kardeşinin’ elleri&#8230;</p>
<p>İnanmak istemedi, çırpındı yüreği kırlangıç gibi.</p>
<p>Sığmadı göğüs kafesine, sığmadı evine, sığmadı kendine&#8230;</p>
<p>Siyah saçlarını ince dişli tarakla taradığı, parmaklarına kınalar sürdüğü oğlu, ‘kardeşlerinin’ tekmeleri arasında can veriyordu.</p>
<p>Bir ses geldi: “Vurmayın, vurmayın caiz değil!”</p>
<p>Ölüye vurmak caiz değil&#8230;</p>
<p>Yahu senin caiz dediğin nedir?</p>
<p>İçi geçmiş, tadı kaçmış oyunlar kurarken ve ağzından salyalar akarken bir canavarın&#8230;</p>
<p>Kardeşin kardeşi kırması caiz midir?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/">Vurmayın! Caiz Değil&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vurmayin-caiz-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4476</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip Orhan Veli&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 17 Jun 2016 05:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli Kanık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4086</guid>
				<description><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;da, Boğaziçi&#8217;nde bir garip Orhan Veli tanıdık, tarifsiz kederler içerisinde. Birçoğumuz için şiiri sevdiren isim oldu. Kafiyeden, aruzdan, ölçüden uzak, özgür şiirleri vardı, herkes anlasın dercesine. Sade dili, duru anlatımı ve doğallığı şiirin böyle bir yüzü de varmış dedirtti bizlere. Yakın dostları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile başlattığı Garip direnişinde, galip olmayı başardı. Döneminin hem [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/">Bir Garip Orhan Veli&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;da, Boğaziçi&#8217;nde bir garip Orhan Veli tanıdık, tarifsiz kederler içerisinde. Birçoğumuz için şiiri sevdiren isim oldu. Kafiyeden, aruzdan, ölçüden uzak, özgür şiirleri vardı, herkes anlasın dercesine. Sade dili, duru anlatımı ve doğallığı şiirin böyle bir yüzü de varmış dedirtti bizlere. Yakın dostları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile başlattığı Garip direnişinde, galip olmayı başardı. Döneminin hem eleştirilen hem de alkışlanan şairlerinden biri oldu, ancak ölümünün ardından 65 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugünün insanları kendisinden vazgeçmedi.</p>
<p>İstanbul&#8217;da doğan, sadece 36 yıllık yaşamına dünyaları sığdıran Orhan Veli; Galatasaray Lisesi&#8217;nde eğitim gördü. Bu süreçte 13 yaşındayken yol arkadaşı Oktay Rıfat&#8217;la ve 16 yaşındayken de Melih Cevdet&#8217;le tanıştı. Onlarla birlikte Garip akımının temsilcisi ve büyük bir kafiye düşmanı olmasına rağmen, Aşiyan&#8217;da bulunan mezar taşına şöyle yazıldı:</p>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8220;Orhan Veli</strong><strong> &amp; </strong><strong>1914-1950&#8243;</strong></p>
<h2>Yazık Oldu Süleyman Efendi&#8217;ye&#8230;</h2>
<p>Hayattan beslenen ve yaşadığı her şeyi şiire yansıtabilen bir şair oldu. Öyle ki, Süleyman Efendi&#8217;nin nasırı bile şiirlerinde yer alabildi.</p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Hi</em><em>çbir şeyden çekmedi dünyada</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Nasırdan çektiği kadar</em><em>&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Şiirlerini kaleme aldığı dönemde ağır eleştiriler altında kaldı <strong>Orhan Veli</strong>. Eleştirildiği şiirlerinden biri de bu oldu. Şiirlerde romantik bir ruh arayan şairler, Veli&#8217;nin nasırlı şiirini banel buldular ve edebi değer taşımadığını iddia ettiler.</p>
<figure id="attachment_4088" aria-describedby="caption-attachment-4088" style="width: 540px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4088 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?resize=540%2C360" alt="Orhan Veli okumak, gökyüzünü maviye boyamaktır..." width="540" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?w=540&amp;ssl=1 540w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/gökyüzü.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4088" class="wp-caption-text">Orhan Veli okumak, gökyüzünü maviye boyamaktır&#8230;</figcaption></figure>
<h2>Orhan Veli okumak, gökyüzünü maviye boyamaktır&#8230;</h2>
<p><em>Orhan Veli</em> okumak, aşık olmak istemektir. Yeniden sevmek, hem de öyle böyle değil, büyük bir coşkuyla sevmek istemektir. Güzel havaların tadını çıkarmaktır, sonra mırıldanmaktır, &#8216;Beni bu güzel havalar mahvetti&#8217; şiirini. Ebemkuşağı renginde hayaller kurmaktır ve fark etmektir avareliğin en güzel yanını. Sonra ömründe hiç görmeyecek olsa bile Rumeli Hisarı&#8217;na karşı aşk acısı çekmektir, hisarın karşısındaki bakkaliyeden içecek bir şeyler alıp, karşı kıyıdan gelen sevgilinin heyecanını yaşamaktır. Gözleri kapatıp İstanbul&#8217;u dinlemek istemektir, giden geminin ardından şiirler dokumaktır. <em>Orhan Veli</em> okumak, o meşhur Dalgacı Mahmut&#8217;a eşlik edip gökyüzünü maviye boyamaktır&#8230;</p>
<p>36 yıllık kısacık ömrüne, birbirinden lezzetli şiirler sığdırmış ve onlarla dolu sandığını, bizlere bırakmış Orhan Veli. Bugün adım attığımız her yerde, hissettiğimiz her duyguda ondan bir şeyler bulabiliyoruz. Bursa&#8217;ya yolumuz düştüğünde, hangi birimiz hatırlamıyoruz, Orhan Veli&#8217;nin <strong><em>&#8220;Gemlik&#8217;e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma&#8221;</em></strong>, dizelerini? Ve de bir iş çıkışı, bizi evimize götüren yol, yokuş yukarıysa, dökülmüyor mü dudaklarımızdan bu dizeler?</p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;</em><em>Öteki dünyada akşam vakitleri</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Fabrikamızın paydos saatinde</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bizi evlerimize götürecek olan yol</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Böyle yokuş değilse eğer</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Ölüm hiç de fena bir şey değil.</em><em>&#8220;</em></p>
<figure id="attachment_4089" aria-describedby="caption-attachment-4089" style="width: 320px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4089 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg?resize=320%2C400" alt="Orhan Veli &amp; 1914-1950" width="320" height="400" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/orhan-veli.jpg?resize=240%2C300&amp;ssl=1 240w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4089" class="wp-caption-text">Orhan Veli &amp; 1914-1950</figcaption></figure>
<p>Ölüm fena bir şey değildi, ama ölümün fena hali Veli&#8217;nin başında geldi. 10 Kasım haftasında Ankara&#8217;ya giden Orhan Veli, belediyenin açtığı çukura düştü ve beyin sarsıntısı geçirdi. 4 gün sonrasında İstanbul&#8217;a dönmüş ve bir arkadaşını evinde ziyaret ediyorken, başında oluşan şiddetli ağrı ölümün sinyallerini verdi. Palaspandıras hastaneye kaldırılan şair, beyin kanaması geçiriyor olmasına rağmen, alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi altına alındı. Beyninde çatlayan damar, çok sonra fark edildi ve ünlü şair 14 Kasım 1950&#8217;de, henüz 36 yaşındayken hayatını kaybetti.</p>
<p>Kimselere benzemiyordu <u>Orhan Veli</u>. Herkesten çok başkaydı. Kendi hayal dünyasında yaşıyor, hep birkaç basamak yukarıda duruyordu. Bu kadar yüksekte olan birinin, aklı da alçakta olamazdı elbette. Ne umurunda olurdu, belediye çukurları onun, masmavi gökyüzü varken. Tek derdi boyamaktı gökyüzünü, hepimiz uykudayken&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/">Bir Garip Orhan Veli&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-garip-orhan-veli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4086</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Canım Bilinçaltım &#8211; 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 08 Jun 2016 05:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[vesikalık fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3940</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçükken hep ‘eşsiz’ bir kız olmayı hayal ederdim. Benzersiz manasında yani, evren onu mecaz algıladıysa demek ki… Ondan diyorum bu yalnızlık. Hayır hayır, şikâyet etmiyorum, aslına bakarsan seviyorum bile bu özgürlüğü. Yine de dilimden düşüremiyorum. Ben de nasıl bir çocukluk geçirdiysem artık, bilinçaltımın kafası bir milyon. Hatırlayıp güldüğüm şeylerden biri de ‘Meksikalı fotoğraf çektirmek’ Ciddiyim. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/">Canım Bilinçaltım &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Küçükken hep ‘eşsiz’ bir kız olmayı hayal ederdim.</p>
<p>Benzersiz manasında yani, evren onu mecaz algıladıysa demek ki…</p>
<p>Ondan diyorum bu yalnızlık.</p>
<p>Hayır hayır, şikâyet etmiyorum, aslına bakarsan seviyorum bile bu özgürlüğü.</p>
<p>Yine de dilimden düşüremiyorum.</p>
<p>Ben de nasıl bir çocukluk geçirdiysem artık, bilinçaltımın kafası bir milyon.</p>
<p>Hatırlayıp güldüğüm şeylerden biri de ‘Meksikalı fotoğraf çektirmek’</p>
<p>Ciddiyim.</p>
<p>Şöyle yani, ben o vesikalık fotoğraf olayını yanlış anlamışım da biraz, bir miktar…</p>
<p>Ne var canım bunda bu kadar gülecek, çocukluk işte.</p>
<p><strong><em>“Annemle Meksikalı fotoğraf çektirmeye gidiyoruz”</em></strong> diyerek ayrılmıştım bir defasında mahalle arkadaşlarımdan.</p>
<p>Mahallede büyüdüm ben ya, ötesi var mı?</p>
<p>İyi ki de büyüdüm, bugün ne kadar hikâyem varsa hepsi mahalleden kalma.</p>
<p>Bir de şey takılıyor kafama, hadi ben onu Meksikalı anlıyordum da, herkes mi öyle anlıyordu?</p>
<p>Bir Allah’ın kulu da yavrum evladım çocuğum diyerek uyarmaz mı insanı?</p>
<p>Neyse, olan oldu artık.</p>
<p>Hem bak fena mı, bana düşündükçe eğlenecek bir şey çıktı.</p>
<p>Belki biraz da size…</p>
<p>Siz diyorsam, mesafe koyduğumdan değil hani, çoğul hayal ettiğimden.</p>
<p>Tamam tamam, bitiriyorum.</p>
<p>Daha gidip metroda yakışıklı bir erkeğin bana yer vermesini dileyeceğim…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/">Canım Bilinçaltım &#8211; 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/canim-bilincaltim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3940</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Oysa Nefes Al Dedi Tanrı…</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 28 May 2016 08:57:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3786</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diyorum ki bazen, şu içimin penceresi olsa, açsam havalandırsam. Ya da bir balkonu… Şöyle çıksam da derin bir nefes alsam. “İnsan denizi olmayan şehirlerde daha çok boğuluyor” demişti, sevdiğim bir zat-ı muhterem. Nasıl da haklıymış. ‘Ankara’da deniz yok ki anne’ diyorum. Peki, ben neden bu kadar çok boğuluyor. Siz de o kısmı Zehra gibi seslendirdiniz [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/">Oysa Nefes Al Dedi Tanrı…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Diyorum ki bazen, şu içimin penceresi olsa, açsam havalandırsam. Ya da bir balkonu…</p>
<p>Şöyle çıksam da derin bir nefes alsam.</p>
<p><strong><em>“İnsan denizi olmayan şehirlerde daha çok boğuluyor”</em></strong> demişti, sevdiğim bir zat-ı muhterem. Nasıl da haklıymış.</p>
<p>‘Ankara’da deniz yok ki anne’ diyorum. Peki, ben neden bu kadar çok boğuluyor.</p>
<p>Siz de o kısmı Zehra gibi seslendirdiniz değil mi? Ben de öyle.</p>
<p>Bir yazı nasıl <strong>‘hiçlenir’</strong> bunu anlatmak istemişimdir belki de.</p>
<p>Ya da bilmiyorum. Şu an mesai saatlerim içerisindeyim ve bunu yazarken yeşil çay molası vermiş olmanın rahatlığını yaşıyorum. Yine de bir amacım yok, bu yazıyı ‘gelişine’ yazıyorum.</p>
<p>Bu arada, ‘ya da’ ile cümleye başlanmaz diyenler olacaktır, aldırış etmeyin onlara.</p>
<p>Hele ki bir de ‘ve’ hiçbir zaman cümle başına gelmez diyenler var…</p>
<p>Başıma bir şey gelmeyecekse, bunların hepsinin ergen olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Peki, ben bunları neden yazıyorum?</p>
<p>Kafamda yine deli sorular.</p>
<p>Yok yok, Serdar Ortaç dinlemiyorum. Hayır, dinleyenlere lafım yok da, ben pop müziğe tahammül edemiyorum. Hepsi bu.</p>
<p>O değil de böyle yazınca Âşık Veysel geldi aklıma. <strong><em>“İnan sana değil kastım, cahille muhabbeti kestim”</em></strong>, derken nasıl da taşı koyuyor olması gereken yere.</p>
<p>Bu yazı hala amaçsızca yol alıyor, farkındasınız değil mi? Tabi buraya kadar okuma konusunda eğilim gösterdiyseniz. Sıkıcı mıyım ya? Ciddi söyle bak. Üzüleceğim diye iyi şeyler söyleme bana.</p>
<p>Bir de bu vardır ya hani. Sen üzülmeyesin diye kötüne kötü diyemez çevrendekiler. Sonra sen de kendini ciddi ciddi bir ‘şey’ görürsün. Ne görürsen artık…</p>
<p>Vallahi kafam güzel değil. Mesai saatleri içerisinde kullanmıyorum. Hoş dışında da pek kullandığım sayılmaz. Ben afyonunu içinde bulanlardanım. Sen de dene bak, seveceksin.</p>
<p>Biraz daha uzatırsam sıkacağım, biliyorum. O yüzden bana yavaş yavaş müsaade. Bu arada niye yazmaya başladığımı da anladım. Nefes almak için işte. Meğerse varmış içimin penceresi. Kafamı pencereden çıkardım, size bir selam çaktım. İyi de geldi hani.</p>
<p>Sözlerime son vermeden önce, <strong>‘Bana Bir Şeyhler Oluyor’</strong> hatırlatması yapmak istiyorum. Bir anda aklıma geliverdi. Hadi açın da izleyelim.</p>
<p><strong><em>“Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden. Pazarlıksız sevin sizi seveni de, sevmeyeni de…”</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/">Oysa Nefes Al Dedi Tanrı…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/oysa-nefes-al-dedi-tanri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3786</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şansa İnanır Mısınız? &#8220;Köprüdeki Kız&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 26 Apr 2016 06:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3363</guid>
				<description><![CDATA[<p>Şans var mıdır, yoksa insanlar şansı kendileri mi yaratır? İşte tam anlamıyla bu soru üzerine kurulu bir Fransız filmi&#160;Köprüdeki Kız.&#160;Orijinal adıyla La Fille Sur Le Pont. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz. Eski filmleri de arşivine dâhil etmek isteyenler için çarpıcı seçeneklerden biri. İzleyicilerinin ‘hayatımın filmi’ olarak nitelendirdiği, ama birisine film tavsiyesi yapmak istediğinde dilinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/">Şansa İnanır Mısınız? &#8220;Köprüdeki Kız&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Şans var mıdır, yoksa insanlar şansı kendileri mi yaratır?</em></p>
<p>İşte tam anlamıyla bu soru üzerine kurulu bir Fransız filmi&nbsp;<strong>Köprüdeki Kız.&nbsp;</strong>Orijinal adıyla <strong>La Fille Sur Le Pont</strong>. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz. Eski filmleri de arşivine dâhil etmek isteyenler için çarpıcı seçeneklerden biri. İzleyicilerinin ‘hayatımın filmi’ olarak nitelendirdiği, ama birisine film tavsiyesi yapmak istediğinde dilinin ucuna gelse de, ‘bu filmi benden başkası sevmez’ dediği türden.</p>
<p>Dram türünde bir film, <em>Köprüdeki Kız</em>. Müzikleriyle izleyicisini yerden yer vuruyor. Yönetmen koltuğunda oturan isim <strong>Patrice Leconte</strong>. Başrollerde yer alan isimlerse Adele rolüyle, <em>Vanessa Paradis</em> ve Gabor rolüyle <em>Daniel Auteuil</em>.</p>
<figure id="attachment_3366" aria-describedby="caption-attachment-3366" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3366 size-large" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont-1024x455.jpg?resize=640%2C284" alt="Fransız filmi Köprüdeki Kız. Orijinal adıyla La Fille Sur Le Pont. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz." width="640" height="284" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg?resize=1024%2C455&amp;ssl=1 1024w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg?resize=300%2C133&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/La-Fille-Sur-Le-Pont.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3366" class="wp-caption-text">Fransız filmi Köprüdeki Kız. Orijinal adıyla La Fille Sur Le Pont. 1999 yapımı olan film, tamamıyla siyah-beyaz.</figcaption></figure>
<p>‘Yatağın hangi köşesine uzanmak istersin’ diye soran bir adama âşık genç kız ve ‘Bıçakçı’nın aşk hikâyesini konu alıyor. Ölmek isteyen ve öldürmek isteyen yan yana ve ölesiye âşık. Filmin başında bir konuşma sahnesiyle karşımıza çıkıyor Adele. 22 yaşında, gencecik, saf, ama bir o kadar da kaderini kabullenmiş bir kızdır. Ona sorular yönelten spikere not almak isteyeceğiniz türden cevaplar veriyor. Hayatının başarısızlıklarla mühürlenmiş olduğunu söylerken, onu 22 yaşında genç bir kız olarak değil, hayatın her türlü acısına maruz kalmış biri olarak hayal ediyorsunuz.</p>
<p>Tüm yaşanmışlıkları, kötü şansları ve acımasız kaderine karşı ölmek isteyen Adele, Paris’te Siene Nehri sularına bırakmak istiyor kendisini. Köprüden atlamak üzereyken, kendisine sirklerde hedef olması için birilerini arayan Gabor’un etkisi alanına giriyor. Sirklerde bıçak atarak para kazanan ve bıçaklarının hedefinde durması için birini ararken, en doğru adresin köprüler olduğunu bilen Gabor, bu kez Adele’e rastlıyor.&nbsp;<em>“Hata yapmak üzere olan bir kıza benziyorsun…”</em>&nbsp;sözleriyle izleyiciyi bir anda çeken Gabor, Adele’e ölümü değil, ölme ihtimalini sunuyor. Yeni hedefi olmasını ona teklif ederken, bunu ciddiye almayan Adele, nehrin sularına karışıyor. Tabi ardından Gabor da…</p>
<figure id="attachment_3365" aria-describedby="caption-attachment-3365" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3365 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg?resize=400%2C301" alt="Yönetmen koltuğunda oturan isim Patrice Leconte. Başrollerde yer alan isimlerse Adele rolüyle, Vanessa Paradis ve Gabor rolüyle Daniel Auteuil." width="400" height="301" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/koprudekikiz-gabor.jpg?resize=300%2C226&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3365" class="wp-caption-text">Yönetmen koltuğunda oturan isim Patrice Leconte. Başrollerde yer alan isimlerse Adele rolüyle, Vanessa Paradis ve Gabor rolüyle Daniel Auteuil.</figcaption></figure>
<p>Kötü şansından kaçmak isterken, Paris’ten Yunanistan’a, Yunanistan’dan İstanbul’a kadar sürükleneceği bir aşka yakalanıyor Adele.&nbsp;<em>“Şu kıvrık, yapışkan sinek kâğıtlarını bilir misiniz? Ben onlar gibiyim. Çevredeki tüm pisliği çekiyorum. Kötü şansı açıklayamazsınız. Bu şey gibidir… Müzik kulağı gibi… Ya vardır, ya yoktur.”</em><em>&nbsp;</em>sözleriyle talihsizliğini en iyi şekilde ifade eden Adele, Gabor’un aşkıyla birlikte insanın kendi şansını kendisinin yaratabileceğine inanmaya başlıyor. Gabor’un bıçak tahtasında hedef olurken, bıçaklardan biri etini kesiyor. Bu yarayı açan da, bu yaraya bant yapıştıran da yine sevdiği adam oluyor. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, ne kadar yara açılırsa açılsın, bu yaranın merhemi, yine yarayı açan olmuyor mu?</p>
<p>Oradan oraya savrulup, kendi şansını arayan çiftin hikâyesi İstanbul, Galata Köprüsü’nde son buluyor. Köprülerde yaşanan bu aşkın konu edildiği filmde, yaklaşık 20 dakika İstanbul’da geçiyor. İstanbul’u Fransız bir yönetmenin gözünden görmek keyif verici ve burada çekilen sahnelerde sürekli bir ezan temasının olması da şaşırtıcı…</p>
<p>Tüm hayatını şanssızlıklarla geçirdiğini düşünenlere şiddetle tavsiye edilebilecek tatta bir film. Ve her şeye rağmen Gabor’un bir hayat dersi niteliğindeki şu sözleri hala şanssız olduğunu düşünenlerin akıllarından çıkmayacaktır:</p>
<p><em>“Sana bir hikâye anlatacağım: Uzun zaman önce sokağın çift tarafında, 22 numarada kalırdım. Sokağın karşısındaki tek numaralı evlere bakar; orada oturan insanların daha mutlu, odalarının daha güneşli, partilerinin daha eğlenceli olduğunu düşünürdüm. Aslında onların odaları daha karanlık ve küçüktü. Sonra onlar da sokağın karşısına gözlerini diktiler. Çünkü biz şansı hep sahip olmadığımız şeyler olarak düşünürüz.”</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/">Şansa İnanır Mısınız? &#8220;Köprüdeki Kız&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sansa-inanir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3363</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerçek Sevginin Peşinde Bir &#8220;Aylak Adam&#8221;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Apr 2016 14:46:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Köroğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3134</guid>
				<description><![CDATA[<p>Çağdaş Türk edebiyatına yön veren, şimdilerde okumayanın kalmadığı Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ına ilham olan bir başyapıttır, Aylak Adam. Yazarı Yusuf Atılgan’ın ilk kitabıdır ve 1959 yılında kaleme alınmış olması, bugünün okurlarında ayrı bir hayranlık uyandırmaktadır. Karakteri C. ile okuyucularının aklını başından alan Atılgan, Manisalı bir yazardır ve İstanbul onun için sahte bir dünyadan ibarettir. Onu okuyanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/">Gerçek Sevginin Peşinde Bir &#8220;Aylak Adam&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş Türk edebiyatına yön veren, şimdilerde okumayanın kalmadığı Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ına ilham olan bir başyapıttır, Aylak Adam. Yazarı Yusuf Atılgan’ın ilk kitabıdır ve 1959 yılında kaleme alınmış olması, bugünün okurlarında ayrı bir hayranlık uyandırmaktadır. Karakteri C. ile okuyucularının aklını başından alan Atılgan, Manisalı bir yazardır ve İstanbul onun için sahte bir dünyadan ibarettir. Onu okuyanlar bilirler ki aslında romanında kendi iç dünyasını, kendi eksikliklerini ve yine kendi beklentilerini açığa vurmuştur. Biraz daha derinlerine inecek olursak…</p>
<p>‘Aylaklık olgusu’ üzerine kurulu bir roman, öyle ki, dili bile aylaklık yapan insanların anlayabileceği kadar sade ve net. Süslü sözlerden uzak, 1959 yılında yazılmış olmasına rağmen. Okuru başlar başlamaz çekiyor kendisine. Daha ilk cümlede<strong><em>; “Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.” </em></strong>derken, okur kendisini kalabalığın içerisinde tanıdık bir yüz ararken buluyor.</p>
<figure id="attachment_3136" aria-describedby="caption-attachment-3136" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3136 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Aylak Adam ve kedi." width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/aylak-adam.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3136" class="wp-caption-text">Aylak Adam ve kedi.</figcaption></figure>
<p>Romanda baş kahramanız bay C. Yazar bize kitabın sonuna kadar bu karakteri tam olarak sunmuyor. Adını bile tam olarak öğrenemeyişimizden de bellidir bu durum. Kendisini yazarın bahsettiği kadar tanıyoruz. Bütün işi aylaklık üzerine kurulu, hayata karşı hiçbir zorunluluğu olmayan bir karakter&#8230; Zengin değil, ama paralı. O kadar nev-i şahsına münhasır bir karakterdir ki, ‘zengin’ kelimesini kullanmaz bile. Kendisi için uygun gördüğü tabir ‘paralı’dır. Babasının emlaklarından gelen kira gelirleriyle geçinir, çalışmak gibi bir derdi yoktur. Bütün mesaisi insanları gözlemlemek, sinemaya gitmek, atölyede zaman geçirmek, lokantada oturmak, kalabalıkların arasına karışarak eksik parçasını aramak… Evet, eksik parçasını… Şuan kim kendisinde bir şeylerin eksik olduğunu düşünmeden zaman geçirebiliyor? Tam olmanın verdiği kaygısızlığı hisseden birileri var mı içimizde? Sanmıyorum. İşte biraz da bu yüzden okuru içine çekiyor Aylak Adam. Günümüzün en büyük problemlerinden biri olan ‘eksiklik hissi’ne yıllar öncesinden kulak veriyor.</p>
<p>Farklı bir adam bay C. Kimselere benzemiyor ve kimseler onu kolay kolay çözemiyor. Yakışıklı değil ve özellikle de kulaklarından yana çok şikâyetçi, ama kendisinden bir hayli emin ve özgüveni yüksek. Bunların ötesinde adeta sıradanlık için bir başkaldırı manifestosunun baş kahramanı. Şu hayatta her şeye sahip gibi gözüküyor, çalışmadan paralı yaşayabiliyor olma lüksüne bile. Ama içinde hep bir şeylerin eksikliğini yaşıyor. Geç kalmışlık duygusundan kurtulamıyor ve bizler bunu <strong><em>“Birden içini, bir yere geç kaldığı duygusu kapladı”</em></strong>, sözleriyle hatırlıyoruz. En basit hislerin bile doruklarda yaşandığı bu romanda, <strong><em>“Yirmi sekiz yaşındaydı ve tedirgindi”</em></strong>, derken okuru bir anda baştan ayağa titretmeyi başarıyor.</p>
<p><strong><em>“Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.”</em></strong></p>
<p>Sade, ama iddialı cümlelerin adamı bay C. Yine büyük konuşuyor. Bu dünyada sahip olamadığı, kendisinde eksik kalan o parçanın gerçek sevgi olduğunu bilen C. onu bulmak ve ona tutunmak istiyor. Hayatı hakkıyla yaşayabilmek için tutunacak bir şeyleri olması gerektiğine inanan bay C. toplumun tutamak sorununa şu şekilde değiniyor ve bizlere aslında kendisinde anlaşılamayan hal ve tavırların gerçek sevgiyi bulamamaktan kaynaklandığını gösteriyor.</p>
<p><strong><em>“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli Ağa’nın öküzleri gibi öküz, yoktur”, demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”</em></strong></p>
<figure id="attachment_3138" aria-describedby="caption-attachment-3138" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3138 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg?resize=620%2C347" alt="Yusuf Atılgan &quot;Aylak Adam&quot;" width="620" height="347" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/yusuf-atılgan.jpg?resize=300%2C168&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3138" class="wp-caption-text">Yusuf Atılgan &#8220;Aylak Adam&#8221;</figcaption></figure>
<p>Her şeye ‘karşı’ ve ‘yabancı’ olan C. toplum içerisinde kendisine yer bulmakta sorun yaşar. Kendi görüşleri ve belirli çizgileri vardır, bunlar toplumun değer yargılarıyla çelişir. Çoğu zaman toplumun dışında kalan ve onlardan biri olmayacağını sık sık yineleyen C. pardösüsünün yakasını kaldırır ve sessizce kalabalığa karışır. ‘Eli paketliler’ ve ‘sinemadan çıkan insan’ gibi kavramlarla okuyucusuna farklı sınıflar sunan C. iki kadında aşkı arar. Önce üniversite öğrencisi Güler’de, sonra ressam Ayşe’de. Bay C.’yi Güler’den uzaklaştıran şey, onu belirli bir kalıbın içerisine sokmaya çalışması, diğer bir deyişle eli paketlilerden yapma isteği oluyor. Normal bir aile ortamında büyümeyen, anne-baba kavramını tam olarak yaşamayan C. evlilik kurumuna da farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. <strong><em>“- Neden bu kadar kötümsersin? &#8211; Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım: Dağlar dümdüz. İkinci kısım: Ne çok tepe! Üçüncü kısım: Ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. İyi geceler. Yarın gene bekleriz.”</em></strong> Evliliğe dair yaklaşımını en iyi açıklayan kısımlardan biri, Güler’le arasında geçen bu diyalog. Kitap bittiğinde okurların çocuğunun aklında kalan cümlelerden biri de, <strong><em>“Kadınların neden evlendiklerini anlayabiliyorum, yalnız kalabilmek için”</em></strong>, oluyor.</p>
<p>Hiçbir şeye bağlamak istemediği halde, şu hayatta bir amacı olması için, bağlanacak bir tutamak arayan bay C. okudukça kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz bir karakter. Baba parası yiyor, çalışmıyor, kendi tabiriyle aylaklık yapıyor olması, onun içindeki samimiyeti görmemizi engellemiyor. Bir kadını tüm ayrıntılarıyla sevebilen, hayata bambaşka bir pencereden bakabilen C. bizim ilgilendiklerimizle değil, görmezden geldiklerimizle yaşıyor. Kendi kendine düşünüyor, konuşuyor, tezler sunuyor, onları çürütüyor, yeni fikirler ortaya atıyor, bambaşka bir dünyadan hayata bakıyor. Önünden giden bir kadının güzel olup olmadığını anlamak için karşısından gelenlerin tepkilerine dikkat çekiyor. Garsonların aşırı samimiyetinden, sürekli gidilen restoranda artık sana ait bir masa oluşundan, insanların birbirlerini kalıplar içerisine koyma çabasından yola çıkıyor. Hepsine karşı olan C. <strong><em>“İnsanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor.”</em></strong>derken aslında hiçbirimizin farkında olmadığı bir noktaya daha dikkat çekiyor. Bir insanın adını bilmektense, sigara içiyor olduğunu bilmek, onun hakkında daha fazla şey öğrenmek anlamına geliyor.</p>
<p>İstanbul’u, Taksim Tepebaşı taraflarını, Galata’yı okurlarıyla buluşturan Aylak Adam, akıllardan silinmeyecek türde bir roman. Okuduktan sonra Yüksek Kaldırım’dan Galata’ya çıkarken kendinizi bay C. olabilecek birilerini ararken bulabilirsiniz. Öylesine içlere sinen Aylak Adam, her ne kadar bazı kesimlerce ‘aylaklığa özendirtiyor’ şeklinde eleştiriler alsa da, özünde gerçek sevgiyi bulun çağrısı olan bir yapıt. Yusuf Atılgan’ın ilk romanı ve en önemlisi de, ‘Neden bu kadar az eser yazdı?’ dedirten romanı. Kendisi bir röportajında “Benim gerçek eserim, günlük hayatım” demiş ve aslında bizlere gerçekten kendi hayatından beslenerek yazdığını, bu yüzden samimi, ama az sayıda eser çıkardığını aktarmıştır.</p>
<p>Bir solukta okunan ve okurken bıraktığı o tat kolay kolay kelimelere dökülemeyen bir kitap Aylak Adam. Bir kitap önerisi istediğinde ilk akla gelen, ama ‘bunu bir tek ben anlarım’ dedirttiği için geri çekilen bir eser. Bugün Tutunamayanlar’la, Kinyas ve Kayra ile entelektüel olduğunu iddia eden kişiler, Aylak Adam’la onları okumadan önce tanışmış olsalardı, bunlara şüphesiz ki birer çakma roman gözüyle bakarlardı. Defalarca okunmalı ve ısrarla okutulmalı. Üzerine daha fazla yorum yapmaya gerek olmadığına göre, Yusuf Atılgan gibi getirelim biz de sonunu:</p>
<p><strong><em>“Sustu, konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı…”</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/">Gerçek Sevginin Peşinde Bir &#8220;Aylak Adam&#8221;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gercek-sevginin-pesinde-bir-aylak-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3134</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
