<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Özge Öztürk &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/ozgeozturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 06:38:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 15:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[el sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[halk kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Karamürsel]]></category>
		<category><![CDATA[karamürsel sepeti]]></category>
		<category><![CDATA[Karamürsel sepetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sepet]]></category>
		<category><![CDATA[sepetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[zanaat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1026</guid>
				<description><![CDATA[<p>Köylerde Lazca türkülerle Boşnakça ezgilerin birbirine karıştığı Karamürsel’de kültürler bir ‘sepetin’ örgüsü gibi iç içe geçiyor. Bir zamanların, deyimlere konu olacak kadar meşhur Karamürsel sepeti, artık diğer tüm el sanatları gibi son demlerini yaşıyormuş ne yazık ki… Araştırmaya öncelikle ilçe sakinlerinden bilgi almakla başlıyorum ve hepsi köşe başındaki küçücük bir dükkandan bahsediyor. Hatta bir yaşlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/">‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Köylerde Lazca türkülerle Boşnakça ezgilerin birbirine karıştığı Karamürsel’de kültürler bir ‘sepetin’ örgüsü gibi iç içe geçiyor.</p>
<p>Bir zamanların, deyimlere konu olacak kadar meşhur Karamürsel sepeti, artık diğer tüm el sanatları gibi son demlerini yaşıyormuş ne yazık ki… Araştırmaya öncelikle ilçe sakinlerinden bilgi almakla başlıyorum ve hepsi köşe başındaki küçücük bir dükkandan bahsediyor. Hatta bir yaşlı teyze ( Ülfet ACET, 55 )beni alıp o dükkana götürüyor ve dükkan sahibine:</p>
<p>-“Üniversiteden gelmiş bu hanım kız, bizim sepet mirasını araştırmaya…” diyor ve o da dinlemek için kendine bir sandalye çekiyor. Bu yaşlı hanımın ‘sepet mirası’ demesi dikkatimi sepete daha da yoğunlaştırmayı başarıyor.</p>
<figure id="attachment_1027" aria-describedby="caption-attachment-1027" style="width: 850px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1027 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?resize=640%2C480" alt="Sepetleri ile ünlü Karamürsel" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?w=850&amp;ssl=1 850w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1027" class="wp-caption-text">Sepetleri ile ünlü Karamürsel</figcaption></figure>
<p>Dükkan sahibi Mehmet Ali KOYGUN (<em>Kaynak kişi 1</em>) içeri girerken bizi gülen bir surat ifadesi ile karşılasa da geliş amacımızı Ülfet Hanım’dan öğrenince birden küskün bir yüz ifadesine bürünüyor. (Girer girmez benim ilk dikkatimi çeken dükkan sahibinden ziyade Mehmet Ali Bey’in dükkanının belirli yerlerine astığı ‘Yılın Ahisi’ seçilmiş olduğunu belirten afişlerdi. Ayrıca sepet, orijinal halinden ziyade gördüğüm kadarıyla şimdilerde yılbaşı sepeti, bebek beşiği gibi farklı şekillerde de alıcılarını bekliyor.) Mehmet Ali Bey:</p>
<p>&#8211; “ Hoşgeldiniz, sepete alıcı olarak değil de araştırmacı olarak gelenlerin olması da fena sayılmaz. Ben tarihini dedelerimden öğrendiğim kadarıyla bilirim, belki yanlış olur sen en iyisi belediyede kültür müdürlüğüne git onlar anlatsınlar sonra kapım her zaman açık.Ben de dedemden, babamdan öğrendiklerimi anlatırım.” diyerek beni ilk önce tarihi bilgi almam için Karamürsel Belediye binasına yönlendiriyor.</p>
<p>Ülfet Hanım beni belediye binasına bırakıp gidiyor. Karamürsel Belediye’sinde Kültür ve Araştırma Bölümü katına gittiğimde beni çok sıcak ve güler yüzle karşılıyorlar. İşi başından aşkın basın, yayın, halkla ilişkiler müdürü Bilgutay BAĞDAT Bey’e (<em>Kaynak kişi2</em>) kendimi ve amacımı anlattıktan sonra bana yardımcı olacağını söylüyor ve:</p>
<p>&#8211; “Karamürsel’imizin siz öğrenciler tarafından araştırılması gurur verici. Bu araştırma beraberinde tanıtımı da getiriyor elbet. Karamürsel’e hak ettiği değer ve önemi yine kendi halkından olanlar veriyor, İstanbul’da doğup büyümüş birinin araştırmaya gelmesi çok onureedici!” Diyerek beni Karamürsel Kültür Müzesi’ne götürüyor.  Yolda bana neden Karamürsel’i seçtiğimi soruyor ve ben de:</p>
<figure id="attachment_1028" aria-describedby="caption-attachment-1028" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-1028 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=640%2C417" alt="Karamürsel sepetin eski ustalarından." width="640" height="417" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1028" class="wp-caption-text">Karamürsel sepetin eski ustalarından.</figcaption></figure>
<p>-“Dedemler buranın yerlisiydi, burada uzun yıllar öğretmenlik yaptı. Benim de çocukluğumun büyük bir bölümü burada geçti.” diyorum ve verdiğim cevap karşısında az önce söyledikleri teyit edilmiş oluyor (hak ettiği değeri yine kendi halkından olanların vermesi). Bununla da kalmayıp Bilgutay Bey’in annemin liseden sınıf arkadaşı çıkması araştırmamın daha da zengin olmasına vesile oluyor.</p>
<p>Müze, 1999 depreminden sonra yapılmış. İçeride sepet başta olmak üzere, Karamürsel’de ün yapmış pehlivanların heykelleri, ilçenin meşhur köftesi, balık adası gibi ün salmış pek çok şey sergileniyor. Karamürsel sepetinin olduğu bölüme gidiyoruz ve Bilgutay Beykültür müdürü olmasının da etkisiyle, soru falan istemeden başlıyor anlatmaya:</p>
<p>-“ Sepetin tarihi geçmişi oldukça uzun ve köklü bir dönemden geliyor. Osmanlının ilk dönemlerinde Karamürsel bölgesi geçimini ‘çanak ve çömlek’ yapımından karşılamakta. Zamanla bu işe bir de porselen karışır ve bu iş gitgide porselen ağırlıklı bir ekonomik uğraş haline gelir. Bunlar ekonominin bence maddi dalı. Bir de maddi manevi karışık bir dalı var ki o da şüphesiz tarım ve hayvancılık. Karamürsel, toprakları bakımından meyve yetiştirilmesine oldukça elverişli koşullarda. Bu meyvelerin en önemlisi de ‘kiraz’. Kirazlar bir devir o kadar çok bereketli olmuş ki çanak çömlekler yetersiz kalmış. Bugün ‘abdal’ dediğimiz gezginler, ki abdal kelimesinin birçok anlamı var ben burada gezgin demeyi tercih ediyorum, bu kirazları koymak için sepet örme işine girmişler. Yani Türk konar-göçerlerin örmesi ile sepet, Karamürsel’de vücut bulmaya başlıyor. Ördükleri sepet; kiraz, zeytin gibi yiyecekleri ‘zedelemeden, ezilmeden’ muhafaza etmek için oldukça uygun bir biçimdedir. Örgülerin aralarındaki boşluklar meyvenin hava almasını, biriken suyun aralardan akmasını sağlar.İlk ve tek altı dar, üstü bombeli, tutma sapı olmayan sepet Karamürsel’de örülmüştür. Ve sepetin orijinal hali böyledir. Tutma yeri yok ama sepete bir ip geçirilir ve sırta, bele bağlanarak taşınır.Gelelim ‘Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?’ esprisinin hikayesine… Anlatırken beni en çok heyecanlandıran yere… Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülaziz, Hereke’deki av köşküne gelir. Bu haberi duyan eşraf, esnaf her tabakadan insan sultana hediye etmek amacıyla birçok şey sunar. Bunlar içinde ipek ve pamuktan kumaşlar, altın kaplamalı küçük eşyalar gibi değerli hediyeler vardır. Karamürsel’den ise halk, sultana sepetlere doldurulmuş kiraz ikram eder. Sultan da sepetlerdeki kirazları görünce şaşırarak ve biraz da küçümseyerek, gelenleri ve hediye sepetini şöyle bir süzer:</p>
<p>-“Bana getire getire bu küçük sepetlerde kiraz getirmişler” deyip içten içten gelenlere ve hediyenin sadeliğine kızar ve mırın kırın eder. Halk sultan karşısında kendinden emin bir şekilde:</p>
<p>-“Sultanım sepetlerimizin küçüklüğüne bakmayın, bir siniye dökelim ve kirazların bolluğuna şahid olun’ der.Sultan, huzuruna gümüşsini emreder ve eğersini dolmazsa bu hediyeyi getirenlerin kellelerini alacağını söyler. Kirazlar siniye döküldüğünde herkes şaşkınlık içindedir. Siniden kirazlar taşmakta ve siniye sığmamaktadır. Bunun üzerine sultan:</p>
<p>&#8211; “Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekileri de şu siniye sığdıramadık!” der. Ve bundan sonra bu olay ve sultanın lafı halk arasında anlatıla anlatıla bugüne kadar gelir. Benim hikaye anlatıcılığım burada bitiyor bir de gidip işin pirinden genel bilgi öğrendiniz mi araştırmanız tadından yenmez.” Bilgutay Bey’in bu sözleri ile müzeden ayrılıyor ve Mehmet Ali Bey’in yanına gidiyorum.</p>
<figure id="attachment_1030" aria-describedby="caption-attachment-1030" style="width: 420px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1030 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=420%2C280" alt="Dede mesleğini devam ettiren Mehmet Ali Koygun sepetleri ile bir fotoğrafta." width="420" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?w=420&amp;ssl=1 420w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1030" class="wp-caption-text">Dede mesleğini devam ettiren Mehmet Ali Koygun sepetleri ile bir fotoğrafta.</figcaption></figure>
<p>Mehmet Ali Bey sıcak bir karşılama ile geliş amacımı da bildiğinden başlıyor anlatmaya:<br />
-“ Buraya senin gibi birçok öğrenci, araştırıcı geldi, bıkmadan hepsine anlattım her şeyi.Deyimdeki gibi Karamürsel sepeti deyip geçmemek lazım. Sen sor ben anlatayım.” demesi ile sorularımı yönelttim ve aldığım cevaplar şöyle oldu:</p>
<ul>
<li><em>Sepetle sizin ilgilenme sebebiniz nedir? Kimden ve kaç yaşında öğrendiniz? Sepetçilik dışında yaptığınız başka meslek var mı?</em></li>
</ul>
<p>-“Dedemden ve babamdan miras kaldı bu uğraş bana. 4 kuşak sepetçilik var atalarımda.8 yaşımda çok iyi olmasa da sepet örmesini biliyordum. Onlara saygım temel sebep, sonra gelen sebep ise bu kültürel mirası bir nebze de olsa devam ettirebilmek. Kardeşlerim istemedi devam ettirmeyi. Ben yılın ahisi seçilince de çok pişman oldular. Tabi ki başka mesleklerim var, geçimimi inşaat işleriyle sağlıyorum.”</p>
<ul>
<li><em>İlçede sizden başka sepetle uğraşan yok, bunun nedeni nedir? Ne düşünüyorsunuz?</em></li>
</ul>
<p>&#8211; “ Evet benden başka bu mirasa gözkulak olan yok. Giderek önemini kaybediyor gibi görünse de aslında sepetin gizli bir ruhu var. Eminim ki ben uğraşmasam bile kendi kendine devam edecek bir miras bu. Ama yine de keşke uğraşanlar olsa…Sepete pek rağbet olmadığı için ustalar da bir bir yol oluyor, bunu duyunca üzülüyorum, yazık oluyor.”</p>
<ul>
<li><em>Buradaki bütün sepetleri siz mi yaptınız?İçlerinde aile büyüklerinizden miras var mı?</em></li>
</ul>
<p><em>-“</em>Hayır, burada dedemin el emeği olan sepetler bile var (eliyle göstererek), bunlar da babamın yaptıkları. Geri kalanlar da benimkiler… Bir de KOMEK’in açtığı kurs doğrultusunda orada yapılan sepetlerden hediye gelenler var.”</p>
<ul>
<li><em>Sepetin yapımını kısaca anlatabilir misiniz? Kullandığımız malzeme, yöntem gibi..</em></li>
</ul>
<p>-“ Tabi ki. Kestane, fındık ağacı da olabilir, ağacının çubuğundan örülen, kendisine özgü gayet pratik, kullanışlı basit bir el aracıdır. Karamürsel sepetinin tabanı 15–20 santimdir. Ağız genişliği 40–45 santimi, boyu ise 60–65 santimi bulur. Yarım koniyi andıran sepet, iyi kesilmiş ve kurutulmuş kestane çıtalarından örüldüğünden, iç hacmi, dış görünüşünün aksine geniştir; en önemli özelliklerinden biri de budur. Sepetin tek hammaddesi, düzgün ve budaksız kestane çubuğudur. Bu çubuğun &#8216;şah&#8217; dedikleri körpe devresi vardır ki, bu devre içinde kesilip kurutulmaya bırakılan çubuktan daha sağlam ve kaliteli sepetler yapılır. Sonrası ise gönlüne göre örmek… İster kalın, ister ince biraz da o günün ruh haline bağlı, sepete istediğin şekli vermek de son aşama.”</p>
<ul>
<li><em>Peki bu sepetlerin en önemli özelliği nedir?</em></li>
</ul>
<p>-“ Karamürsel ve çevresindeki meyve üreticileri tarafından ısrarla aranılan bu sepetlerin en önemli özelliği, ağaçtan toplanan yaş meyveyi zedelemeden kabına (sandık, kutu) ulaştırmasıdır. Üretici, bir ip ya da kuşakla beline bağladığı bu sepetle her çeşit meyveyi kolayca toplayabilir.”</p>
<ul>
<li><em>Bir sepet ne kadar sürede yapılabilir veya sizin deyiminizle örülebilir?<br />
-“ </em>Bu, sepetin büyüklüğüne göre değişir. Ama orijinal boyutta ve şekilde olan (hocanıza ördüğüm) ortalama iki günde yapılır. Şu büyük sepeti babam bir ayda ördü mesela. Aslında sepet örmek hem çetrefilli hem de zevkli.</li>
</ul>
<ul>
<li><em>Peki sepete talep nedir? Alıcı sayısından memnun musunuz? Talebi arttırmak için yaptğınız ‘değişik sepetler’ mevcut mu?</em></li>
</ul>
<p>İşte can alıcı bir soru daha (gülüşmeler). İlçede benden başka sepet yapan yok. Ben de talep doğrultusunda yılda ancak 200 adet yapabiliyorum. Karamürsel sepetinin adı büyük ama talep az. Çünkü sadece köylerde meyve toplamak için kullanılıyor. Bir de bürokratlara verilen hediyelere kap oluyor. Bu da ancak 200 taneyi buluyor, biz de o kadar üretiyoruz. Bu sayının 2 bin ya da 5 bin olma şansı yok. Üretimi belli, satışı bellidir. Alıcı sayısından memnun değilim ne yazık ki. Ben de talep için gördüğünüz gibi ‘buzdolabı süsü, yılbaşı süsü, bebek beşiği, ufak mobilyalar, sepet koltuklar gibi’ farklı yollar deneyerek talebi arttırmaya çalışıyorum.Sepet çok satılsaydı İzmit&#8217;teki yüzlerce pişmaniyeci, Kütahya&#8217;daki binlerce seramikçi gibi burada bir sürü dükkân olurdu, çalışan olurdu. Şimdilerde ise burada kızların çeyizlerine hediye olarak koyuluyor”</p>
<ul>
<li><em>Sepet örmeyi öğrettiğiniz kişiler, öğrenciler var mı? Veya sepet örmeyi öğreten bir kurs açıldı mı?</em></li>
</ul>
<p>-“Yetiştirdiğim kimse yok. Sadece ailem bilir. KOMEK kurs açtı iki yıl evvel. Baya giden bayanlar oldu, burada yaşayan Boşnaklar bile büyük rağbet gösterdi. Kursa gidenlere önce sepetin hikayesi anlatıldı sonra da yapımı. Hepsi memnun kaldı ama şu sıralar talep azlığından kurs açılmıyor ne yazık ki.”</p>
<ul>
<li><em>Peki sizden sonra (Allah gecinden versin tabi) bu dükkan ve sepet işçiliği ne olacak sizce, çünkü sadece uğraşan siz varsınız?</em></li>
</ul>
<p>-“İşte orası meçhul… Benim oğlum devam ettirir elbet, ama sepetin tanıtımı desteklendikçe bu işin bu küçük kasabada biteceğine hiç inanasım gelmiyor. Ama umutlu da değilim…”</p>
<ul>
<li><em>Karamürsel’de sepetin konu olduğu sokak/mahalle adı, soyadı vs. mevcut mu?</em></li>
</ul>
<p>“Evet mevcut. Sepet adını alan 4 mahalle mecvut Karamürsel’de. Mesela Sarı Sepet Sokağı var aklıma gelen. Yine genel bisoyadlara bakıldığında buranın yerlilerinde sepet soyadının kullanıldığını biliyoruz. Ama onların da sepetten anladığı yok İnsan bir soyadını araştırır nedir ne değildir, nereden geliyordur? Belki de atalarında sepet ustaları var ama onlar için bunlar pek bir şey ifade etmiyor. Ama sepet gerçekten Karamürselle özdeşmiş bir miras.”</p>
<ul>
<li><em>Benim aklıma gelmeyen ama sizin sepet ile ilgili eklemek istedikleriniz var mı?</em></li>
</ul>
<p>“Öncelikle 3 kere bıkmadan yılmadan geldiğin için teşekkür ediyorum. Sizin gibi gençlere her yerde ihtiyacımız var. Senin de araştırmalarından anladığın kadarıyla sepetçilik bir dönem sadece meyve toplanmak için kullanılırken zamanla yerini süs eşyası olmaya bıraktı. Padişahın bile şaşıp kaldığı bu ufacık tefecik sepet aslında içi dolup taşan bir kültürün mirası. Ben babamın ve dedemin verdiği kadar önem veremiyorum ne yazık ki. Çünkü talep az. Ama filmlere, dizilere de konuk olmuyor değil bu sepet. Birçok dizi için sepet alımı yapıldı son yıllarda, ekranda görünce onları mutlu oluyorum. En son reklam olmasın ama Harem dizisi için 3 adet sepet yolladık.Vaktini sepete ayırdığın için teşekkür ederim.”</p>
<p><strong>UFAK BİR ANKET</strong></p>
<p>Sepet hakkında neler bildiklerini/bilmediklerini öğrenmek için ilçede belli yaş grupları bularak, tek soruluk bir anket uyguladığımda sonuç şöyle oldu:</p>
<p>Soru: <em>“Karamürsel sepeti hakkında bana çok kısa bilgi verebilir misiz?”</em>Anket uyguladığım kişilerin sadece adı soyadı, yaşı, mesleği ve Karamürsel’in yerlisi olup olmadığı sorulmuştur.</p>
<ul>
<li>Tuğba İNAN, 22, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p>“ Verebilirim, Karamürselle iç içe geçmiş bir nesne. Şimdilerde dizilerde görüyoruz sepetimizi. Ayrıntılı bilgiyi biz ilkokuldayken sosyal bilgiler dersinde anlatırlardı, şimdi maalesef anlatılmıyormuş. Padişah sayesinde ünlenmiş ve dışına göre içi oldukça hacimli bir kültürel nesne.”</p>
<ul>
<li>Caner AVCI, 38,Esnaf, Yerli<br />
“Karamürsel sepeti bizim ilçemizle bütünleşmiş kuşak kuşak bugüne gelmiştir.Bugünhakettiği değeri görmüyo. Gençlik yıllarımızda sevdiğimiz kızlara alırdık sepet, içine de hikayedeki gibi genelde kiraz doldururduk.Şimdiki gençlerde nerde bu düşünce? Böyle böyle yok oluyo bu güzelim miraslar ”</li>
</ul>
<ul>
<li>Hürmüz MERKEZ, 51, Ev Hanımı, Yerli<em><br />
</em>“ Çeyizimin en değerli ve en sevdiğim hediyesiydi. Komşular bile çeyiz hediyesi verirken sepet getirirdi hatta bazı hediyeler sepete doldurulurdu. Hala evimde kullanıyorum onları çünkü ömürleri o kadar uzun ki.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Recep ŞENSOYLAR, 67, Emekli Memur, Yerli<br />
“ Çok eski bir hikayeye sahip sepet. Buranın yerlilerinin evinde mutlaka vardır, ben de bilirdim bir zaman sepet örmesini amma unuttum gitti. Bulgarlara, Boşnaklara hep biz öğrettik sepeti. Eskiden buralar hep sepetçiydi şimdilerde sepet yapan Mehmet Ali var, çok büyük bir kültürün torunu o”</li>
</ul>
<ul>
<li>Ceren BAŞKURT, 12, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p>“Anneannemin köyden gelirken içine bir sürü meyve doldurduğu şey. Burada bir sepetçi var okula giderken görmüştüm istersen  oraya sor çünkü anneanneme göre sepetin bi masalı varmış anneannem olsaydı şimdi burada anlatırdı ben dinlemesini seviyorum çünkü”</p>
<ul>
<li>Taylan ACISU, 18, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p><strong>“</strong> Şimdi biraz kaba olacak ama eski bi zamanda koca padişahı mors eden, içine şaşılacak kadar çok malzeme alabilen ve buranın herkesten önce yerlisi olan şey. Zahmeti çokmuş ama maddi olarak pek getirisi yokmuş”</p>
<figure id="attachment_1031" aria-describedby="caption-attachment-1031" style="width: 630px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1031 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?resize=630%2C350" alt="Mehmet Ali Koygun" width="630" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1031" class="wp-caption-text">Mehmet Ali Koygun</figcaption></figure>
<p><strong>SÖZLÜ KAYNAK LİSTESİ</strong></p>
<p><strong>Kaynak Kişi 1:</strong></p>
<p><strong><em>Adı Soyadı </em>: </strong>Mehmet Ali KOYGUN</p>
<p><strong><em>Doğum yeri, yılı</em></strong>: Karamürsel, 1963</p>
<p><strong><em>Medeni Hali</em></strong>: Evli</p>
<p><strong><em>Eğitim Durumu: </em></strong>Lise</p>
<p><strong><em>Mesleği: </em></strong>Sepetçilik, inşaat sektörü, işletmecilik</p>
<p><strong><em>Sepet yapmayı nereden öğrendiği:</em></strong> Dedesi ve babası</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Kişi 2:</strong></p>
<p><strong><em>Adı Soyadı: </em></strong>Bilgutay BAĞDAT</p>
<p><strong><em>Doğum yeri, yılı: </em></strong>Karamürsel, 1968</p>
<p><strong><em>Medeni hali: </em></strong>Evli</p>
<p><strong><em>Eğitim durumu: </em></strong>Üniversite</p>
<p><strong><em>Mesleği: </em></strong>Basın yayın, halkla ilişkiler müdürü</p>
<p><strong><em>Bilgiyi nereden öğrendiği: </em></strong>Erdoğan Özdemir, Mehmet Ali Koygun</p>
<p>(Erdoğan Özdemir, Karamürsel gazetesinde çalışan(muhabir olarak), Karamürsel ile ilgili birçok araştırmaya imza atan ve &#8220;Kaptan-ı Derya Karamürsel&#8221; adlı kitabın sahibidir.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/">‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1026</post-id>	</item>
		<item>
		<title>KIYAFETNÂME</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Nov 2015 11:39:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[firaset]]></category>
		<category><![CDATA[firasetname]]></category>
		<category><![CDATA[Firdevsi]]></category>
		<category><![CDATA[fizyonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Hamdullah Hamdi]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafetname]]></category>
		<category><![CDATA[Kutadgu Bilig]]></category>
		<category><![CDATA[Mârifetnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Muradname]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=796</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kıyâfe(t) kelimesi, Arapça olup &#8220;iz sürüp gitmek, takip etmek, peşi sıra gitmek&#8221; mânâsına gelen kavf kökünden gelir. Kelimenin Türkçe’de ve Farsça’da ayrıca &#8220;kılık kıya­fet, elbise, şekil, görünüş&#8221; mânaları da vardır. Kıyafetname ve firasetname birbirine çok yakın olan iki kavramdır. Konumuz kıyafetname firasetnamenin bir alt dalıdır. Firaset, zeki ve anlayışlı olmak demektir. Kıyafetname ise firaset ilminin dar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/">KIYAFETNÂME</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kıyâfe(t) kelimesi, Arapça olup &#8220;<em>iz sürüp gitmek, takip etmek, peşi sıra gitmek&#8221;</em> mânâsına gelen kavf kökünden gelir. Kelimenin Türkçe’de ve Farsça’da ayrıca &#8220;kılık kıya­fet, elbise, şekil, görünüş&#8221; mânaları da vardır.</p>
<p>Kıyafetname ve firasetname birbirine çok yakın olan iki kavramdır. Konumuz kıyafetname firasetnamenin bir alt dalıdır. Firaset, zeki ve anlayışlı olmak demektir. Kıyafetname ise firaset ilminin dar manada bir bilgi şubesine delalet eder.</p>
<figure id="attachment_801" aria-describedby="caption-attachment-801" style="width: 336px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-801 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg?resize=336%2C384" alt="Türk edebiyatında Kıyafetnâmeler" width="336" height="384" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg?w=336&amp;ssl=1 336w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-yuz-okuma.jpg?resize=263%2C300&amp;ssl=1 263w" sizes="(max-width: 336px) 100vw, 336px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-801" class="wp-caption-text">Türk edebiyatında Kıyafetnâmeler</figcaption></figure>
<p>Bir kimsenin saç, göz, kulak, el, ayak, alın gibi organlarından ve dış görünüşünden onun ahlâk ve karakter husûsiyetlerini, diğer bir ifadeyle zâhirinden bâtinî vasıflarını tahmin ve tespit etmek olan ilme kıyâfet ilmi, eserlere de kıyafetname denir. Bu işi yapan yani insanın görünen dış özelliklerine bakarak görünmeyen iç özelliklerini anla­maya çalışan kimseye de kâyif veya kıyâfet-şinâs denilmiştir. Kıyafet-nameler edebî maksatla yazılmamıştır.</p>
<p>Dış görünüşün iç dünyayı yansıtması tezi, divan edebiyatında kıyafetname denilen metinlerin hazırlanmasına yol açmıştır. Bugün Batı’da fizyonomi adıyla bilinen ve kullanılan bir bilim dalı olarak devam eder. Alimler kıyafetname ilmini açıklarken ayet ve hadislerden de istifade etmişlerdir.</p>
<p>Bir kişinin dış görünüşüne bakarak onun tabiatı hakkında ileri atılan yargılar zaman içerisinde kalıplaşmıştır. Kalıplaşmasının bir sebebi de deneyim ve tecrübe ile bu yargıların doğruluk payının yüksek oranda doğru çıkmasıdır. Aslında bu tür eski Türk edebiyatının halktan kopuk olması tezini bir nebze hafifletir, çünkü insanın dış görünüşüne, davranışlarına, kıyafetine varıncaya kadar ilgi göstermiş bir edebiyat vardır karşımızda.</p>
<figure id="attachment_799" aria-describedby="caption-attachment-799" style="width: 224px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-799 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg?resize=224%2C225" alt="Kıyafetnâmeler çeşitli şekillerde yazılırdı." width="224" height="225" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg?w=224&amp;ssl=1 224w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname-firaset.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 224px) 100vw, 224px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-799" class="wp-caption-text">Kıyafetnâmeler çeşitli şekillerde yazılırdı.</figcaption></figure>
<h2><strong>Kıyafetname Türünün Alt Başlıkları</strong></h2>
<p><strong>1) Şer’i Firaset: </strong>Nefsin ıslahı ile ulaşılan ruh gücüdür. Bu güce peygamberler, veliler ve nefsini olgunlaştırarak eşyanın arka planına ulaşmayı başarmış kişiler sahip bulunmaktadır.</p>
<p><strong>2) Hükmi Firaset: </strong>Çalışma ile elde edilecek bir bilim koludur. Bazı alt bölümleri vardır.</p>
<p><strong>a) <em>İnsan Kıyafeti İlmi (Kıyafet-i Beşere): </em></strong>Dış görünüşten ahlakı anlamaya çalışan ilimdir.</p>
<p><strong><em>b) El ve Ayak İlmi: </em></strong>İnsanın elinde ve ayağındaki çizgilerle kişinin durumunu ortaya koyan ilimdir.</p>
<p><strong><em>c) Titreme/Seyirme İlmi: </em></strong>Vücuttaki seyirmelerden çıkarılan hükümleri bildiren ilimdir.</p>
<p>İlk olarak Hipokrat <em>(m.ö. 5. yüzyıl)</em> tıpta bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde bu ilimden yararlanmış ve insanları tip­lerine göre tasnif etmiştir. Daha sonra Eflâtun, İladus ve Aristo da konuy­la ilgilenmişlerdir. Türkler kı­yâfet ilmini tıbbın yanı sıra siyasette de kullanmışlar, ayrıca saraya adam alırken, esir ve hizmetkâr seçerken kişilerin dış görünüşlerinden karakter yapıları hakkın­da fikir edinmeye çalışmışlardır. Manzum ya da mensur olarak yazılabilirler fakat yazılan eserlerin çoğu mensurdur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_798" aria-describedby="caption-attachment-798" style="width: 358px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-798 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg?resize=358%2C575" alt="Kıyafetnâmeler Divan edebiyatında rağbet gören bir türdür." width="358" height="575" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg?w=358&amp;ssl=1 358w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/kıyafetname.jpg?resize=187%2C300&amp;ssl=1 187w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-798" class="wp-caption-text">Kıyafetnâmeler Divan edebiyatında rağbet gören bir türdür.</figcaption></figure>
<h2><strong>İlk Tertip Edilen Kıyafetnameler:</strong></h2>
<p><strong>Arap ve Fars Toplumundaki İlk Kıyafetnameler</strong></p>
<p>İlk kıyafetname yazarlarından biri İmam Şafiîdir. Ancak eseri hacimli değildir. (Arapça)</p>
<p><em>EbûSehl el-Mesîhî, Firâsetnâme</em> (Arapça)</p>
<p>Derviş Abdurrahman; <em>Mîrek&#8217;inTuhfetü&#8217;l-Fakîr&#8217;i</em> (Farsça)</p>
<h2><strong>Türk Edebiyatındaki İlk Kıyafetnameler</strong></h2>
<p>Türk kültüründe, bu ilim çerçevesindeki hükümlerle ilk kez <strong>Kutadgu Bilig</strong>’de karşılaşılmıştır. İnsanın iyilik ya da kötülüğünü, karakterini dış görünüşünden anlamak mümkündür.</p>
<p>Kutadgu Bilig dışında ilk sayılabilecek Bedri Dilşad Bin Muhammed Oruç’un Sultan II . Murad’a ithafen yazmaya başladığı <strong>Murad-name</strong> isimli mesnevisidir. Birkaç beyitte, cilt rengi, göz rengi ile musiki arasında bir münasebet kurulmuştur.</p>
<p>Bu konuda günümüze ulaşan en eski tarihli ilk müstakil Türkçe eser, <em>Hamdullah Hamdi&#8217;nin manzum Kıyâfetnâmesi</em>dir. Mesnevi şeklinde yazıl­mış 153 beyitlik eserdir.</p>
<p>Ayrıca;</p>
<p>Firdevsî-i Rûmî&#8217;nin Firâset-nâmesi, Abdülmecid b. Şeyh Nasûh&#8217;un manzum Kıyâfetnâmesi, Mustafa b. Evranos&#8217;un Kıyâfetnâmesi, Bâlîzâde Mustafa&#8217;nın Kıyâfetnâmesi, Nesîmî&#8217;nin Kıyâfetü&#8217;l-firâse&#8217;si, Gevrekzâde Hasan Efendi&#8217;nin Kıyâfetnâmesi de oldukça önemlidir.</p>
<p>Kıyâfetnâmelerin son meşhur örneği, Erzurumlu İbrahim Hakkı&#8217;nın <strong>Mârifetnâme</strong>&#8216;si içinde yer alan bölümünün dışın­da, onun manzum olarak yazdığı Kıya­fetnâme adlı eserdir.</p>
<p>Edebiyatımızdaki mevcut kıyafetnamelerin genellikle mensur olduğunu ve yabancı eserlerden tercüme yahut adapte edilmiş eserler olduğunu söyleyebiliriz. Tercümeler de gözlemlere dayanarak oluşturulmuştur. Bu tür 18. asra kadar artarak devam etmiştir. Bunların içerisinde telif denebilecek en mühim eser Hamdullah Hamdi’nin Kıyafetnamesi’dir.</p>
<h3><strong>Kaynakça</strong></h3>
<ul>
<li>Çakır, Müjgan, (2007), “Kıyâfet-Nâme”ler Hakkında Bir Bibliyografya Denemesi.” Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, cilt 5, sayı 9, s. 333-350.</li>
<li>Ceyhan, Âdem, (1997), Bedr-i Dilşâd’ın Murâd-nâmesi, C I, II, İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yay.</li>
<li>MENGİ, Mine, (2002), “Kıyâfet-nâme” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C 25, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/">KIYAFETNÂME</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kiyafetname/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">796</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Milenyum Romanları: 2000 Yılında Yayınlanan Romanlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 18 Nov 2015 16:03:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[milenyum romanları]]></category>
		<category><![CDATA[türk romanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=767</guid>
				<description><![CDATA[<p>&#160; Edebiyatımız milenyum yılı diye adlandırılan 2000 yılına girerken romancılığımız da bir aşama kaydetmeye başlar. Birçok romancımızın önemli romanları 2000 yılında yayınlanarak kitabevlerinin ve kütüphanelerin tozlu raflarında yerini alır. Şimdi gelin &#8220;Milenyum Romanları&#8221; diye tanımlanacak 2000 yılında yayınlanan romanları tekrar hatırlayalım ve aradan geçen 15 yıllık bir sürede hangilerin edebiyat denilen kalıcılığın zor olduğu camiada [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/">Milenyum Romanları: 2000 Yılında Yayınlanan Romanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Edebiyatımız milenyum yılı diye adlandırılan 2000 yılına girerken romancılığımız da bir aşama kaydetmeye başlar. Birçok romancımızın önemli romanları 2000 yılında yayınlanarak kitabevlerinin ve kütüphanelerin tozlu raflarında yerini alır.</p>
<p>Şimdi gelin &#8220;Milenyum Romanları&#8221; diye tanımlanacak 2000 yılında yayınlanan romanları tekrar hatırlayalım ve aradan geçen 15 yıllık bir sürede hangilerin edebiyat denilen kalıcılığın zor olduğu camiada hafızalarımızda yer edindiğine bakalım.</p>
<ul>
<li>AÇAR, Mehmet (2000), “<strong>Siyah Hatıralar Denizi</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>AK, Behiç (2000), “<strong>Yıldızların Tembelliği</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>AKARSU, H. Temel (2000), “<strong>Media-İstanbul Dörtlüsü:4 (Rock’n Roman)</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>AKARSU, H. Temel (2000), “<strong>Alelâdelik Çağı</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>AKKURT, Bülent (2000), “<strong>Bir Şizofrenin Aşk Mektubu</strong>”, Altın Kitaplar, İstanbul</li>
<li>AKYILDIZ, Tülin (2000), “<strong>www. seni arıyorum. com</strong>”, İlke Kitabevi, Ankara</li>
<li>ALİCAN, Fikri (2000), “<strong>Koca Meşenin Gölgesi</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ANGI, Suat Kemal (2000), “<strong>Cadde</strong>”, Ankara Kitaplığı, İstanbul</li>
<li>ARIKAN, Meltem (2000), “<strong>Evet… Ama… Sanki…</strong>”, Arkadaş Yayıncılık</li>
<li>ARSLANOĞLU, Kaan (2000), “<strong>Çağrısız Hayalim</strong>”, Adam Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>ATASÜ, Erendiz (2000), “<strong>Gençliğin O Yakıcı Mevsimi</strong>”, Bilgi Yayınevi, Ankara</li>
<li>ATİLLA, Mehmet (2000), “<strong>Yüzümde Kırlangıç Gölgesi</strong>”, Bilgi Yayınevi, Ankara</li>
<li>AYDINSEL, Cemre (2000), “<strong>Gözlerine Doğabilir Miyim?</strong>”, 7 Renk, İstanbul</li>
<li>AYVAZ, Sezer (2000), “<strong>Yeryüzü Taksim</strong>”, Cem Yayınevi, İstanbul</li>
<li>BALKU, Yücel (2000), “<strong>Sükût Ayyuka Çıkar</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>BATUR, Enis (2000), “<strong>Acı Bilgi</strong>”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<figure id="attachment_772" aria-describedby="caption-attachment-772" style="width: 205px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-772 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik-205x300.jpg?resize=205%2C300" alt="Bedri Baykam &quot;Kemik&quot;" width="205" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik.jpg?resize=205%2C300&amp;ssl=1 205w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/bedri-baykam-kemik.jpg?w=614&amp;ssl=1 614w" sizes="(max-width: 205px) 100vw, 205px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-772" class="wp-caption-text">Bedri Baykam &#8220;Kemik&#8221;</figcaption></figure>
<ul>
<li>BAYKAM, Bedri (2000), “<strong>Kemik</strong>”, Piramit Yayınları, İstanbul</li>
<li>BENER, Erhan (2000), “<strong>Işığın Gölgesi</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BENER, Erhan (2000), “<strong>Köleler ve Tutkular</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BIÇAKÇI, Barış  (2000), “<strong>Herkes Herkesle Dostmuş Gibi</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>BİLDİRİCİ, Faruk (2000), “<strong>Kuzum Bülent</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>BİLDİRİCİ, Faruk (2000), “<strong>Siluetini Sevdiğimin Türkiye’si</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>BİNARK, Erner  (2000), “<strong>Şakir Paşa Köşkü</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BİRGÜL, Cahide (2000), “<strong>Gece Uyananlar</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>BUĞRA, Ayşe (2000), “<strong>Devlet-Piyasa Karşıtlığının Ötesinde</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>CELAL, Metin (2000), “<strong>Ne Güzel Çocuklardık Biz</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>CEYLAN, İ. Fatih (2000), “<strong>Unutulmuş Günler</strong>”, Nesil Yayınları, İstanbul</li>
<li>CORAL, Mehmet (2000), “<strong>Sonsuz Meltem</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ÇAHA, Ömer (2000), “<strong>Aşkın Devletten Sivil Topluma</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÇAKAR, Tuğrul (2000), “<strong>Akşamüstü Yine Hüzün</strong>”, İmge Kitabevi, İstanbul</li>
<li>ÇAMUROĞLU, Reha (2000), “<strong>Son Yeniçeri</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>DEMİRKIRAN, Ozan (2000), “<strong>Hayalimin Zaman Aşımı</strong>”, Yankı Yayınevi, İstanbul</li>
<li>ERAY, Nazlı (2000), “<strong>Ayışığı Sofrası</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERDEM, Hamit (2000), “<strong>Mustafa Suphi &#8211; Bir Yaşam Bir Ölüm</strong>”, Sel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>ERENUS, Bilgesu (2000), “<strong>Kazı</strong>”, Broy Yayınevi, İstanbul</li>
<li>ERGİL, Doğu (2000), “<strong>Siyasetini Arayan Ülke</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERGİNÖZ, Aytaç (2000), “<strong>Sarayın Gözyaşları</strong>”, Yalçın Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERGÜL, Teoman (2000), “<strong>Nurbanu</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>EROĞLU, Mehmet (2000), “<strong>Yüz:1981</strong>”, Everest Yayınları, İstanbul</li>
<li>ERSOY, Tolga (2000), “<strong>Halkların Melodramı</strong>”, Sorun Yayınları</li>
<li>FERAH, Tülay (2000), “<strong>Erkek</strong>”, Telos Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>FERAH, Tülay (2000), “<strong>Kırmızı Erik</strong>”, Sel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>GÖVENÇ, Turgan (2000), “<strong>Taşın İçinde Gizlenen</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>GÜN, Güneli (2000), “<strong>Bağdat Yollarında</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>GÜNDAY, Hakan (2000), “<strong>Kinyas ve Kayra</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>GÜREL, Fatma (2000), “<strong>36 Baharı</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>GÜRSEL, Nedim (2000), “<strong>Resimli Dünya</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>GÜRSOY, Deniz (2000), “<strong>Sohbetin Bahanesi Kahve</strong>”, Oğlak Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>HAFİFBİLEK, Celal (2000), “<strong>Zamanla Belki</strong>”, Telos Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>HİDAYET, Sadık (2000), “<strong>Aylak Köpek”</strong>, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<figure id="attachment_771" aria-describedby="caption-attachment-771" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-771 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg?resize=300%2C300" alt="Selim İleri &quot;Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin&quot;" width="300" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/solmaz-hanim.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-771" class="wp-caption-text">Selim İleri &#8220;Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin&#8221;</figcaption></figure>
<ul>
<li>İLERİ, Selim (2000), “<strong>Solmaz Hanım – Kimsesiz Okurlar İçin</strong>”, Oğlak Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>İPEKÇİ, Leyla (2000), “<strong>İlk Kötülük</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>İNAN, Esin (2000), “<strong>Karanlıktaki Aydınlar</strong>”, Berfin Yayınları</li>
<li>İZGÜ, Muzaffer (2000), “<strong>İçimde Çiçekler Açınca</strong>”, Bilgi Yayınevi, İstanbul</li>
<li>KAMURAN, Solmaz (2000), “<strong>Hadım Edilmiş Bir Aşk</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>KAMURAN, Solmaz (2000), “<strong>Kirâze</strong>”, İnkılap Kitabevi, İstanbul</li>
<li>KARACA, Zeynep (2000), “<strong>Dondurulmuş Şeftaliler</strong>”, Güncel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>KARAKOYUNLU, Yılmaz (2000), “<strong>Çiçekli Mumlar Sokağı</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>KARCILAR, Ahmet (2000), “<strong>Gülden Kale Düştü</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>KAVUKÇU, Cemil (2000), “<strong>Pazar Güneşi</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>KAYA, Zülal (2000), “<strong>Kardaki Ayak İzleri</strong>”, Berikan Yayınları, Ankara</li>
<li>KAYMAZ, Sezgin (2000), “<strong>Lucky</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>KIZILKAYA, Muhsin (2000), “<strong>Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık</strong>”, Gendaş Yayınları,</li>
<li>KOÇ, Zerrin (2000), “<strong>Islak Kentin İnsanları</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>KÖSEOĞLU, Latif  (2000), “<strong>Kaf Dağı’nın Ötesi</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<ul>
<li>
<figure id="attachment_768" aria-describedby="caption-attachment-768" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-768 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya-300x300.jpg?resize=300%2C300" alt="Ayşe Kulin &quot;Füreya&quot;" width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/fureya.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-768" class="wp-caption-text">Ayşe Kulin &#8220;Füreya&#8221;</figcaption></figure>
<p>KULİN, Ayşe (2000), “<strong>Füreya</strong>”, Everest Yayınları, İstanbul</li>
<li>METE, Levent (2000), “<strong>Aşk Romanları Yazan Adam</strong>”, İletişim Yayınları, İstanbul</li>
<li>MÜTERCİMLER, Erol (2000), “<strong>21.yy ve Türkiye</strong>”, Güncel Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>OKUR, Yiğit (2000), “<strong>Hulki Bey ve Arkadaşları</strong>” Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>OKUR, Yiğit (2000), “<strong>Güvercinler</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ORAL, Zeynep (2000), “ <strong>Uzakdoğu’m</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
</ul>
<ul>
<li>ÖCAL, Pınar (2000), “<strong>Kadın Kalbine Çikolata</strong>”, Altın Kitaplar, İstanbul</li>
<li>ÖĞÜT, Gündüz (2000), “<strong>Şafağı Getirenler</strong>”, Ege Meta Yayınları, İzmir</li>
<li>ÖNER, Çetin (2000), “<strong>Şu Bizim Çerkesler”</strong>, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÖYMEN, Onur (2000), “<strong>Geleceği Yakalamak</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
</ul>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-770 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg?resize=300%2C300" alt="romantika" width="300" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/romantika.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>ÖZAKMAN, Turgut (2000), “<strong>Romantika</strong>”, Bilgi Yayınevi, Ankara</li>
<li>ÖZBEN, Raif (2000), “<strong>Asyalı Ayyaş</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÖZDAMAR, Emine Sevgi (2000), “<strong>Haliçli Köprü</strong>”, Turkuvaz Kitap, İstanbul</li>
<li>ÖZİNAL, Mucize (2000), “<strong>Alayın Kızları</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÖZKAN, Tuncay (2000), “<strong>Operasyon</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ÖZTÜRK, Handan (2000), “<strong>Mor Tecavüz</strong>”, Gala Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>PAKER, Esat Cemal (2000), “<strong>Kırk Yıllık Hariciye Hatıraları</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>ROZENTAL, İzel (2000), “<strong>Yol Boyunca</strong>”, Remzi Kitabevi, İstanbul</li>
<li>SAĞLAM, Süleyman (2000), “<strong>Dağı Dağa Kavuşturan</strong>”, Can Yayınları, İstanbul</li>
<li>SARICA, Nil (2000), “<strong>İkiz Yaşamlar</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>SARIHAN, Zeki (2000), “<strong>Kurtuluş Savaşı’nda İkili İktidar</strong>”, Kaynak Yayınları, İstanbul</li>
<li>SEPETÇİOĞLU, Necati (2000), “<strong>Zaman Yürüyüşü</strong>”, İrfan Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>ŞAFAK, Elif (2000), “<strong>Mahrem</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>ŞAHİN, Osman (2000), “<strong>Başaklar Gece Doğar</strong>”, Berfin Yayınları, İstanbul</li>
<li>ŞANCI, Cem (2000), “<strong>Eyvah Yine Kızlar Kazandı</strong>”, Altın Kitaplar, İstanbul</li>
<li>ŞENLİKOĞLU, Emine (2000), “<strong>Harcandıktan Sonra Bilseydim</strong>”, Mektup Yayınları, İstanbul</li>
<li>TİRALİ, Naim (2000), “<strong>Karanlığa Işık Tutmak</strong>”, Yön Yayıncılık, İstanbul</li>
<li>TOPÇUOĞLU, Nazif (2000), “<strong>Fotoğraf Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor</strong>”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
<li>TOSUNER, Necati (2000), “<strong>Yalnızlıktan Devren Kiralık</strong>”, İş Bankası Kültür Yayınları</li>
<li>TOZLU, Hülya (2000), “<strong>Bataklıkta Asansör Var</strong>”, Buğra Yayınları, İstanbul</li>
<li>TUNA,Barış (2000), “<strong>Düş Bilimi</strong>”, İmge Kitabevi, Ankara</li>
<li>TUNÇ, Ayfer (2000), “<strong>Aziz Bey Hadisesi</strong>”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul</li>
<li>TURHAN, Mustafa (2000), “<strong>Hislerimin Albümünde Bir Akrebin Aşkı</strong>”, Şekerbank Yayınları</li>
<li>TURHANLI, Halil (2000), “<strong>Bir Erdem Olarak Sapkınlık</strong>”, Çivi Yazıları Yayınevi, İstanbul</li>
<li>TÜMEN, Asuman (2000), “<strong>Ayarı Bozuk Çayevi</strong>”, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul</li>
<li>TÜRKELİ, Nalan (2000), “<strong>İki Hayat</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>TÜRKELİ, Nalan (2000), “<strong>Varoşta Kadın Olmak</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
</ul>
<figure id="attachment_773" aria-describedby="caption-attachment-773" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-773 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg?resize=310%2C500" alt="Buket Uzuner &quot;New York Seyir Defteri&quot;" width="310" height="500" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg?w=310&amp;ssl=1 310w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/11/New-York-Seyir-Defteri.jpg?resize=186%2C300&amp;ssl=1 186w" sizes="(max-width: 310px) 100vw, 310px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-773" class="wp-caption-text">Buket Uzuner &#8220;New York Seyir Defteri&#8221;</figcaption></figure>
<ul>
<li>UZUNER, Buket (2000), “<strong>New York Seyir Defteri</strong>”, Everest Yayınları, İstanbul</li>
<li>ÜÇTUĞ, Yıldırım (2000), “<strong>Şah-Mat ve Ölüm</strong>”, Altın Kitap, İstanbul</li>
<li>ÜMİT, Ahmet (2000), “<strong>Patasana</strong>”, Om Yayınevi, İstanbul</li>
<li>YANPAR, Murat (2000), “<strong>Tanrıçalar Zamanı</strong>”, Sezen Yayınları, İstanbul</li>
<li>YİĞENOĞLU, Çetin (2000), “<strong>Gasteci</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>YILDIZ, İrfan (2000), “<strong>Çiçek Tozu Günleri</strong>”, Doğan Kitap, İstanbul</li>
<li>YILMAZ, Sadık (2000), “<strong>Sevgiler Tükenmeden</strong>”, Bumerang Yayınları, İstanbul</li>
<li>YÜCEL, Şükran (2000), “<strong>Ölüme Karşı Oyun</strong>”, Gendaş Yayınları, İstanbul</li>
<li>ZİLELİ, Gün (2000), “<strong>Yarılma</strong>”, Ozan Yayıncılık, İstanbul</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/">Milenyum Romanları: 2000 Yılında Yayınlanan Romanlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/milenyum-romanlari-2000-yilinda-yayinlanan-romanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">767</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
