<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Nazlıcan Kaya &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/nazlicankaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Mar 2017 08:30:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Sessiz Senfoni</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 01 Mar 2017 08:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8351</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dudaklarım ve saçlarım otobüs camına yansıdığında bambaşka bir kadın oluyorum. Dudaklarım ürkek, saçlarım cesur… İçimde bir yerde Amel Mathlouthi’nin sesi yankılanmaya başlıyor. Otobüs bozuk yollardan giderken notaların ayak bileğine tutunup hafiften sallanıyorum. Gözlerim kapalı. Zamansız biri olmalıyım diyorum. Zamansız ve zamanın inleyen sızısı. Şehrin her tarafı karlara bürünmüş, güneş arada bir yüzünü gösterip kayboluyor.  Orhan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/">Sessiz Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dudaklarım ve saçlarım otobüs camına yansıdığında bambaşka bir kadın oluyorum. Dudaklarım ürkek, saçlarım cesur… İçimde bir yerde Amel Mathlouthi’nin sesi yankılanmaya başlıyor. Otobüs bozuk yollardan giderken notaların ayak bileğine tutunup hafiften sallanıyorum. Gözlerim kapalı. Zamansız biri olmalıyım diyorum. Zamansız ve zamanın inleyen sızısı.</p>
<p>Şehrin her tarafı karlara bürünmüş, güneş arada bir yüzünü gösterip kayboluyor.  Orhan Veli’nin yazdığı birkaç mısraı tekrarlıyorum. ‘Beni bu güzel havalar mahvetti.’ Oysa bu havanın güzel olmadığını biliyorum ama beni mahvetmeye yetiyor.  Önümde oturan çocuk elinin tersiyle camı ağır hareketlerle siliyor. Koridor kısmında kalanlar şanssız.  Dışarıyı net görmek mümkün değil.  Ağaçlara, evlere buğulu taraftan bakmak zorundalar ve ben de onların tarafındayım. Şarkı içimde yankılandıkça, plak gibi dönüp durdukça camlar daha da buğulanıyor.  Anlamadığım bir şarkıda bana dair, buraya dair ne çok anlamlar buluyorum oysa. Buradaki insanlar aslında tam da şarkının yankılandığı yerdeler.  Hiçbirinin haberi yok.</p>
<figure id="attachment_8352" aria-describedby="caption-attachment-8352" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg"><img class="size-full wp-image-8352" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=475%2C313" alt="Yalnızlık Senfonisi" width="475" height="313" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/senfoninin-yalnizligi.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8352" class="wp-caption-text">Yalnızlık Senfonisi</figcaption></figure>
<p>Yollar beni nihayetinde hiç geçmeyen bir zamana ve o zamanın figürü olan bir mekâna bırakıyor. Önümde onlarca insan… Benim sesimi bastıran bir sesle beraber fakülteye doğru yürüyorum. Figüre dekor olmakta gecikmeyen gözlüklü, şişman bir adam… İnsanlar oturmuş onun anlattıklarını dinliyorlar. Belki de içlerinde serüvenden serüvene atlıyorlar onun haberi bile olmadan. Sanırım otobüsün camından sarsıntılarla geçip giden ağaçlar da bana aynısını yapıyorlar. Kendime en arka sırada bir yer bulup oturuyorum. Derse geç kalmanın hiçbir kaygısı yok içimde. Arkada oturmakla ne iyi yapmışım diyorum.  Bu sırada dışarıda kar yağmaya devam ediyor.  Üzerimden çıkarmadığım siyah paltomun ceplerine dolduruyorum kar tanelerini. Kalkıp gideceğim her halimden belli olsun istiyorum. Buraya ait değilim. Sesimi kısan, konuşmama müsaade etmeyen bu sınıfta misafirim ve misafirliğim boyunca cebime düşen kar tanelerini sahipleneceğim.</p>
<p>Arka sıranın sahip olduğu ve saçlarımı sıkı örgülerle yücelten gücü bir başka doğrusu. Her ne kadar sınıfta sürekli konuşan adam hâkimiyetin kendine ait olduğunu düşünse de bu güzel düşünce bana mahsus. Bir şey söylemek istesem veya şu an buradakilerin serüvenine bir şarkıyla katılacak olsam herkes bana bakacak ve beni dinleyecek.  Çünkü ürkek dudaklar açılınca piramidin şekli bir anda tepetaklak olmaya mahkûmdur.</p>
<figure id="attachment_8353" aria-describedby="caption-attachment-8353" style="width: 425px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg"><img class="size-full wp-image-8353" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?resize=425%2C239" alt="İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum." width="425" height="239" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?w=425&amp;ssl=1 425w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/03/yalnizlik-muzigi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 425px) 100vw, 425px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8353" class="wp-caption-text">İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum.</figcaption></figure>
<p>Şimdi söyle bana içimde sesi yankılanan küçük kız; bu mekân, bu insanlar, bu işlemeyen zaman arasında benim ne işim var? Hele ki herkesin arkasını döndüğü bu arka sırada…</p>
<p>Ders bitince kendimi ölümün pençesindeymiş gibi dışarı atıyorum. Nefes nefese, birazdan boğulacakmış gibi…<br />
Beni buraya getiren otobüsü durakta beklemeye başlıyorum.<br />
Otobüs geliyor.</p>
<p>İçinde Amel Mathlouthi’nin sesini duyuyorum.  Gelirken oturduğum koltuk boş ve camlar hala buğulu. Otobüste sessiz bir senfoni bu. Yerime geçiyorum.  Bu defa önümdeki çocuk camları silmeye yeltenmiyor. ‘Şimdi oldu’ diyorum kendime.  Otobüsteki herkes buğuların ardına gizlenmiş ve bir dahaki seferi bekliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/">Sessiz Senfoni</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sessiz-senfoni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8351</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ŞEB-İ YELDA</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 28 Dec 2016 14:31:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6478</guid>
				<description><![CDATA[<p>‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’ Ne demek istediğini o vakit anlamamıştım. Yalnızca dinlemiştim. Ancak bu gece ne demek istediğini en küçük hücreme dahi sızı verecek şekilde anlıyorum.  İzlediğim her haber, gördüğüm her gerçek canımı sıkmaya fazlasıyla yetiyor. ‘Acılarımız var. Bombaların patladığı eşiklerde, çocukların uçan hayallerinin kana bulandığı yerde, içimizde, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/">ŞEB-İ YELDA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’<br />
Ne demek istediğini o vakit anlamamıştım. Yalnızca dinlemiştim. Ancak bu gece ne demek istediğini en küçük hücreme dahi sızı verecek şekilde anlıyorum.  İzlediğim her haber, gördüğüm her gerçek canımı sıkmaya fazlasıyla yetiyor.<br />
‘Acılarımız var. Bombaların patladığı eşiklerde, çocukların uçan hayallerinin kana bulandığı yerde, içimizde, kendi derinliklerimizde acılarımız var. Kuş bakışıyla her şeyi anlamış gibi davranıyoruz. Biz birbirimizi ölesiye susturuyoruz. Ah, söylediğin bu cümlenin yıllar sonra böyle taze kalacağını bilemezdim. Bilsen, seni nasıl çok özlüyorum. Acımın rengi, meselesi ne olursa olsun yine sana varıyorum. Olsaydın, uzun uzun konuşurduk Bayım… İçimi rahatlatırdın. Ölen çocuklara, kadınlara, gençlere beraber üzülürdük de hafiflerdi belki acımız. Hafifletirdik…’</p>
<figure id="attachment_6482" aria-describedby="caption-attachment-6482" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6482 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?resize=640%2C640" alt="‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’" width="640" height="640" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?w=650&amp;ssl=1 650w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/seb-yelda.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6482" class="wp-caption-text">‘Acılarımız var’ dedi. ‘Ve acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter.’</figcaption></figure>
<p>Ben, bunları kendi kendime tekrar ederken güneş yüzünü pencereme çoktan dönmüştü. Tüm gece kar yağmıştı. Yeryüzünü kirinden, sözlerinden ve vaatlerinden arındırmaya çalışmıştı. Oysa yağan kar taneleri bu işe önce içimizden başlamalıydı. Alarmın çalmasıyla irkildim. Beni tüm gece boğan düşünceleri bir kenara bıraktım.<br />
Bu sabah içimde tarif edemediğim bir his adeta cirit atıyor. Yalnız olmak, yalnız yaşamak gerçekten zor. Tek başıma kahvaltı yapacağım şimdi keyifsiz de olsa. Keyifsiz kahvaltımda bana eşlik eden tek canlı ise bardağıma koyduğum çay. Bizde çayın önemli bir yeri vardır. Ona canlıymış gibi davranırsınız. Her sıkıntınızda, kalabalık olduğunuz mutlu anlarda o mutlaka vardır. Yine kendi kendime düşüncelere dalmaktan kurtulamadım. Sabaha kadar kendine eziyet eden ben değilim sanki. Beynim durmadan beni konuşmaya zorluyor. Kendimle yine kavga ediyorken birden kapı çaldı ve içimi büyük bir heyecan kapladı.<br />
O gelmişti. Aman Allah’ım! Büyük bir şaşkınlık içerisindeydim. Öylece durup yüzüne baktım.  İnanamıyordum. Bu kadar uzun süre sonra… Yıllar sonra! İçimde koca bir heyecan… Kalbim bu dar kafese sığar da yüreğim ne yapacak şimdi? &#8211; Merhaba, dedi.</p>
<figure id="attachment_6480" aria-describedby="caption-attachment-6480" style="width: 250px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6480 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg?resize=250%2C205" alt="Bu sabah içimde tarif edemediğim bir his adeta cirit atıyor. Yalnız olmak, yalnız yaşamak gerçekten zor." width="250" height="205" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sebiyelda.jpg?resize=168%2C137&amp;ssl=1 168w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6480" class="wp-caption-text">Bu sabah içimde tarif edemediğim bir his adeta cirit atıyor. Yalnız olmak, yalnız yaşamak gerçekten zor.</figcaption></figure>
<p>Yüzüme bakarak acı bir tebessüm etti.<br />
&#8211; Rahatsız etmiyorum değil mi? Ben…<br />
İkimiz de nasıl bir yerde olduğumuzu anlamamıştık. Neredeydik biz? Ben kimdim, o kimdi?!..  Dudaklarımın arasından bir kelime bile çıkmıyordu. Sanki konuşmayı unutmuştum. Cevap gelmeyince:<br />
&#8211; Sanırım burada olmamam gerekirdi. Gitsem iyi olacak, dedi.<br />
&#8211; Lütfen buyurun, biraz şaşırdım kusura bakmayın, diyebildim.<br />
İçeri geçtik. Girer girmez salona göz gezdirdi. İçimde bir huzursuzluk boy göstermeye başlamıştı. Buraya gelmek istemişse bir sebebi olduğu muhakkaktı. Karşılıklı oturduk. Yüzüne baktım uzun uzun… Yaşlanmış görünüyordu. Kadim çizgiler vardı yüzünde. Hala çok şık ve yakışıklıydı. Beynimde beni kemirip duran bir soru…<br />
&#8211; Neden buraya geldiniz?<br />
Sizli bizli konuşmak beni çok yoruyordu. Bu bir çeşit mesafeydi ve bu mesafede koşmaya çalışmak beni nefessiz bırakıyordu. Yüzüme baktı öylece. Bir müddet cevap veremedi.<br />
&#8211; Seni görmek için, dedi.<br />
Öfkemi dışarı vurmamak için zor tutmuştum.<br />
&#8211; Beni görmek için… Peki öyleyse. Size bir şey ikram edeyim. Çay?<br />
&#8211; Teşekkür ederim zahmet etme lütfen, dedi.<br />
Mutfağa gitmek benim için buradan kaçmaktı. Buradan kaçmak istiyordum. Mutfağa doğru hızlı adımlarla ilerledim. Bu evin, bu koridorun, bu eşyaların aslında bana ne kadar yabancı olduğunu hiç fark etmemiştim. Bu evle birbirimize ne kadar yabancıymışız! İçimde uçsuz bucaksız cümleler dönüyordu.<br />
İnce belli bardaklara çayı doldurdum. Evde adeta bir ölüm sessizliği vardı. Çayı önüne bıraktım. Ne konuşmam gerektiğini bilmiyordum. Yalnızca:<br />
&#8211; Nasılsınız? diye sorabildim.<br />
&#8211; İyiyim, peki sen nasılsın?<br />
&#8211; İyi…<br />
Bunun öfkeyle söylemiştim. İyi olmadığımı biliyordu. İçimdeki kuyuda boğulduğumu çok iyi biliyordu. Ve ben de onun buraya iyi olmadığı için geldiğini çok iyi biliyordum. O, hiçbir zaman iyi olmazdı. Ben de hiçbir zaman iyi olamazdım. İki eksi buluşunca, bilinenin aksine nötrleniyorduk. Yan yanayken yok olmaktan taraftık hep.<br />
&#8211; Buraya asla kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlarda gelmezsiniz. Anlatın, dinliyorum.<br />
Bu tepkiyi bekliyor gibi bir hali vardı. Şaşırmadı, duraksamadı ve:<br />
&#8211; Beni buraya gelmeye iten bir acı veya sorun yok, dedi buz gibi ses tonuyla. Gözleri de bilakis şefkat doluydu. Buraya gelişimin tek nedeni seni görmek, diye ekledi sonra.<br />
Şaşırmıştım. Bu, beklemediğim bir cümleydi. Beni ne yapsındı? Yıllar öncesinin artık onun hayatında ne önemi vardı?<br />
&#8211; Hiç değişmemişsin. Hala hırçın ve küçük bir kızsın. Hala gözlerin hep uzun, acılı gecelerden kalma. Hiç ama hiç değişmemişsin, yüreğin olduğu gibi duruyor. Ve çayı şekersiz içtiğimi unutmamışsın.<br />
İçimden o an öyle güzel, öyle eski duygular geçti ki… Büyükannemden büyük ve eski bir hikâyeyi dinlemiş de şimdi onu tamamlıyormuş gibi hissettim. Son söyledikleri öfkemi dindirmişti. Zaten ona öfkeli olabilmek en fazla ne kadar sürerdi ki? Okuduğum bir kitaptan birkaç cümle geçti içimden. ‘<em>Hayatımın karşı kıyısıydı o. Elaydı, belaydı, yaraydı. Ne çok şeydi…’</em> Üzeri tozlanmış aşkım, merhametim tekrar kökleriyle sıkıca tutunmuştu içime. Karşımda oturan adama içimde methiyeler düzerken, ağzımdan çıkan iki basit kelimeydi:<br />
&#8211; Siz de öyle, dedim.<br />
Sonra gözlerimiz sustu, sesimiz sustu. Yıllarca bekleyen ne varsa her şey sustu. Gözlerimin içinden bağırmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak geçiyordu. Ama kirpiklerimi eğmemeye kararlıydım. Eğmeyecektim onları bir kez daha. Sahip olamadığım bir insanı kirpiklerimden düşürmeyecektim. Kendimi toparlayıp metanetli bir ses tonuyla sordum:<br />
&#8211; Mademki buraya kadar geldiniz, o halde anlatın. Nasılsınız, aileniz nasıl, her şey yolunda mı?.. Bunca yıl üzerinde konuşulacak çok şey olmalı.<br />
Bunları ne kadar güçlü sorduysam içimde o kadar kırılmış, ağır yüklerin altında ezilmiş bir kız çocuğu vardı. Ah, ne zormuş Yarabbi! İnsanın belini büken kederi bir anda zorla doğrultmaya çalışmak ne zormuş…<br />
&#8211; Zaman kum taneleri gibi elimizden kayıp nasıl da gidiyor değil mi?<br />
&#8211; Evet, dedim acı bir tebessümle.<br />
Sorularıma cevap vermekten kaçmıştı. Israrcı olmadım. Aslında cevapları duymak istemediğimi bildiğine emindim.<br />
&#8211; Seni, dedi yutkundu. Uzun yıllardır görememek…</p>
<figure id="attachment_6479" aria-describedby="caption-attachment-6479" style="width: 720px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6479 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?resize=640%2C640" alt="Sonra gözlerimiz sustu, sesimiz sustu. Yıllarca bekleyen ne varsa her şey sustu. Gözlerimin içinden bağırmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak geçiyordu." width="640" height="640" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/sabahattinali-kurkmantolmadonna.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6479" class="wp-caption-text">Sonra gözlerimiz sustu, sesimiz sustu. Yıllarca bekleyen ne varsa her şey sustu. Gözlerimin içinden bağırmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak geçiyordu.</figcaption></figure>
<p>Devamını getirmek istemedi.  Oturduğum yerden kalkıp ona sarılmamak için önüme defalarca kez duvar ördüm. Birini yıktım ardından diğerini ördüm. Biraz vakit geçtikten sonra nutkumuzu tutan bu heyecan, bilinmezlik yerini kuvvetli bir özleme bırakmaya başladı. Uzun uzun konuştuk. Hatırladıkça güldük, hatırladıkça sustuk. Acımızın derinliğine ulaştıkça yaklaştık. En sonunda bütün duvarları yıktım. Tıpkı eskiden yaptığım gibi en çaresiz anımda dizlerinin üstüne başımı koydum. Her şeyi unutmuş, kafamdaki, yüreğimdeki tüm kalkanları kaldırmıştım. Ağlamaya başladım. Dizlerinin üzerinde uzun uzun ağladım. Saçlarımı okşadı şefkatli elleriyle. Ve itiraf etmeliyim ki ellerini çok severdim… Öyle ki kimsede bu kadar güzel bir el yokmuş gibi gelirdi. Hiçbir el, onun dokunduğu gibi dokunamazdı yaralarıma. Başımı uzun bir vakit kaldırmadım. O da ağlıyordu, biliyordum. Sessiz sessiz ağlıyordu saçlarımı okşarken.  Kendi kendime konuşup duruyordum. ‘Nereden çıktı şimdi bu adam?, diyordum. Ne lüzumu vardı kenarda köşede uyuyor olan kederi uyandırmaya? Bana bunu niye yapıyordu?’ Kafamı kaldırıp saate baktığımda çok geç olduğunu fark ettim. Kendimi toparlayarak:<br />
&#8211; Çok geç olmuş. Şey, sizin için sorun olmasın? Diye sordum büyük bir isteksizlik ve korkuyla.<br />
Korkuyordum. Bir kez olsun vakti gelince gitmesin istiyordum. Vakitsiz olmak istiyordum sadece bir gün. Gözlerinin içine baktım tereddüt ederek. Sağ elini yanağıma koydu ve:<br />
&#8211; Merak etme bir sorun olmaz, dedi hüzünlü bir sesle.<br />
Ama gitmesi gerekecekti, biliyordum. Eski ve güzel şarkılar gibi bitecekti bu da. Sonra avuç içimden öptü:<br />
&#8211; Acılarımız var, dedi.<br />
Duyunca afalladım, anlam veremedim. Biraz düşündükten sonra devam etti:<br />
&#8211; Acıların kabataslak hâkimiyetini anlamaya herkesin gücü yeter. Biz sadece bu kadarını anlayabiliyoruz. Bir nehir akıp gidiyor ama içerisindeki taşların ona nasıl yük olduğunu biz bilemiyoruz, anlamıyoruz dedi.<br />
&#8211; Tam olarak bana ne söylemek istiyorsunuz, dedim.<br />
&#8211; Yıllarca sadece bir nehir gibi akıp gittiğimi düşündün belki de, dedi.<br />
Sustum. Doğru bir yerde durmuştu şimdi. Ona ne kadar öfkeli olduğumu hatırladım. Öfkem yeşeren bir ağaç gibi köklerini salmak istedi içimde tekrar. Niye bu kadar duygusal ve normal karşıladım diye kızdım kendime o an. Ancak güzeldi, çok güzeldi. O çay bardağı, o koltuklar, odadaki televizyon ünitesi, saksıda öylece duran çiçekler, hepsi… Hepsi ne kadar güzel olduğunu biliyordu. Korktuğum an geldi ve çanlar çalınmaya başladı kulaklarımda. Gitme vaktiydi. Belki yıllar sonrası için gitme vaktiydi bu. Kapıya doğru ilerledik. Paltosunu giymesi için yardım ettim. Sarıldık… Öyle bir sarılmaydı ki işte o ana kadar kulağıma çalınan, yarım kalmış tüm aşk hikâyeleri tamamlandı. O âşıkların kavuşmaları için, önce bizim aramıza yılların, mesafelerin, suskunlukların girmesi gerekiyordu ki bizim kavuşmamızı görmek için aynı yerde buluşmaları gerekirdi. Artık Zin’in saçları Mem’in yüreğindeydi. Aslı’nın elleri Kerem’i ateşten çoktan çekmişti. Yusuf, Züleyha’yı bilmiş ve sevmişti. O an fesleğenler içleri ferahlatan kokusuyla etrafımızı sarmış, kelebekler bu kokuya âşık olup yanımıza kadar uçmuşlardı. Doğulu âşıklar kavuşmuş, biz onlar için kendimizi feda etmeyi tercih etmiştik.<br />
O gece, yılın en uzun gecesiydi benim için. ‘Şeb-i yelda’… Rastgele bir şiir kitabı seçmiş ve gözlerimi kapatıp bir sayfasını açmıştım. Yüreğime bu uzun gecede denk gelen şiiri ağlaya ağlaya okumuştum. Şöyle yazıyordu;</p>
<p><em>Zaman sayılmıyor sevgilim<br />
Hayat Kaf dağının ardına çekildi<br />
Çiy taneleri kumlarda birer Leyla masalı<br />
Kimse kendinden bir yere gitmiyor<br />
Yaşıyoruz sessizce yaramızı severek.</em></p>
<p>Kapıya doğru ilerlerken dualar ediyorum.<br />
Allah’ım ne olur o gelmiş olsun!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/">ŞEB-İ YELDA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/seb-i-yelda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6478</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ah’lar Ağacında Kuşlar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 04:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nazlıcan Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Madak]]></category>
		<category><![CDATA[Didem Madak "Ah'lar Ağacı" şiiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6261</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soğuk bir geceydi. Deli bir rüzgâr esip duruyordu. Ama tek bir dal bile kıpırdamıyordu. Rüzgâr, içime işlemek için esiyordu. Zahmetli bir çabayla bedenime çarpıp dönüyordu. Oysa onca ağaç vardı rüzgârı bekleyen. Sarsılıp kendilerine gelmek isteyen… Çoğu ev ışıkları söndürmüştü. Bense ışıkları yakmaya hiç yeltenmemiştim bile. Işığa ihtiyaç duymuyordum. Alışkanlıktan öte bir sebepti bu. Yanan her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/">Ah’lar Ağacında Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk bir geceydi. Deli bir rüzgâr esip duruyordu. Ama tek bir dal bile kıpırdamıyordu. Rüzgâr, içime işlemek için esiyordu. Zahmetli bir çabayla bedenime çarpıp dönüyordu. Oysa onca ağaç vardı rüzgârı bekleyen. Sarsılıp kendilerine gelmek isteyen…</p>
<p>Çoğu ev ışıkları söndürmüştü. Bense ışıkları yakmaya hiç yeltenmemiştim bile. Işığa ihtiyaç duymuyordum. Alışkanlıktan öte bir sebepti bu. Yanan her ışığın karanlığımda boğulması ile ilgiliydi. İçimden sahipsiz şiirler, şarkılar geçiyordu her gece. Her gece soluğumda takılı kalan bir kanca içimdekileri acımasızca çekiyordu. Ve ben bu acıyla ne çok sözü yarım bırakıyordum. İçimde iki kuş daha doğmadan yüreğime sığınmaya çalışıyorlardı. Oysa ben karanlıktım, yüreğim karanlıktı. Anlatamadım. Onlar doğarken ben ölecektim, anlatamadım. Bende tuttum o soğuk geceye bir ağaç daha ekledim. Rüzgâra karşı koyacaktı ve kuşları sahiplenecekti. Uyursam, gecenin yarımlığı tamamlanacaktı. Uyumadım.</p>
<figure id="attachment_6264" aria-describedby="caption-attachment-6264" style="width: 475px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6264 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=475%2C613" alt="ünlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. Didem Madak’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde. " width="475" height="613" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?w=475&amp;ssl=1 475w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=232%2C300&amp;ssl=1 232w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/didem-madak-ahlar-agaci.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6264" class="wp-caption-text">ünlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. Didem Madak’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde.</figcaption></figure>
<p>Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi. Dikkat ediyordum da sokaktan geçenler onu fark etmiyordu. Yalnızca ben ve diğer ağaçlar farklı olduğunu anlıyorduk. Çünkü doğan güneş ikimizin göğsünde daima batıyordu. Gözlerime bakıyordu ve ben beklediğini anlıyordum. İki kuş bir gelseydi, bir konsaydı dallarına… Ah! Belki ölecekti benimle birlikte kahrından. Ama istiyordu işte, biliyordum.</p>
<p>Günlerce baktım ona. Gözlerim bir onu görüyordu. O, içimdeki kuşların babasıydı. Benim ah’larımın sahibiydi. Ah’lar ağacımdı. <strong>Didem Madak</strong>’la buluşmuştuk şimdi aynı yerde. Şiirler okurdum kitabından. Çok yakındım. O kadar yakındım ki sözler benimse ezgiler ona aitti. Dokunsam köklerine dolanıp boğulacaktım. Dokunamadım…</p>
<figure id="attachment_6262" aria-describedby="caption-attachment-6262" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6262 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=500%2C646" alt="Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi. " width="500" height="646" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=232%2C300&amp;ssl=1 232w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/ahlar-agaci.jpg?resize=233%2C300&amp;ssl=1 233w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6262" class="wp-caption-text">Uyumadığım her gecenin güneşi doğuyordu. Bense pencere kenarına sürekli gelip gidiyordum. Ağacım yerli yerindeydi.</figcaption></figure>
<p>Böyle böyle kaç günü susarak geçirdik, bilmiyorum. Zamanı gelmişti. Yüreğim pencereleri, duvarları aşarken artık içimdeki bir sözcüğü bile aşamıyordu. Tüm zamanlar soluk boruma dolmuş ve akreple yelkovanın buluşmasını bekliyorlardı. Ben ölecektim, öyle bir ölecektim ki içimdeki kuşlar bunun bilinmez hüznüyle büyüyecekti.</p>
<p>Akrep ve yelkovan buluştu.<br />
Baba hazır. Dalları ve yaprakları kuşları bekliyor.<br />
Pencere, duvar, ev unutkan.<br />
Uyku hiç olmadığı kadar davetkâr.<br />
<strong>Didem Madak</strong> artık şiir yazmaz. Ardımızda <strong>ah’lar ağacı</strong>.</p>
<p>Ve kuşlar…<br />
İçimden kanatlanmayı öğrenip uçtular.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/">Ah’lar Ağacında Kuşlar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ahlar-agacinda-kuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6261</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
