<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>İlkyaz Besnili &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/ilkyazbesnili/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Nov 2018 15:27:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Özgürlük</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 05:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15892</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnsanlar beni anlamıyor İstediğim, hayal ettiğim şeylere gülüyorlar. Gezmek, yemek, herhangi bir şeyler yapmak istiyorsam, İnsan olmak istiyorsam Sorun inan ki bende değil. &#160; Ata binmek, resim yapmak, Şiir ve hikâye yazmak, Hem de sayfalarca, yollarca, bütün renkleriyle… &#160; İnsanlar beni müşkülpesent biri olarak görüyor. Ben aslında o ata binmesem de anlaşılmak istiyorum. Bir insanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar beni anlamıyor</p>
<p>İstediğim, hayal ettiğim şeylere gülüyorlar.<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?ssl=1"><img class="size-full wp-image-15895 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?resize=236%2C236&#038;ssl=1" alt="" width="236" height="236" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?w=236&amp;ssl=1 236w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/11/38b227239742912b4e47093b2555028b.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Gezmek, yemek, herhangi bir şeyler yapmak istiyorsam,</p>
<p>İnsan olmak istiyorsam</p>
<p>Sorun inan ki bende değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ata binmek, resim yapmak,</p>
<p>Şiir ve hikâye yazmak,</p>
<p>Hem de sayfalarca, yollarca, bütün renkleriyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanlar beni müşkülpesent biri olarak görüyor.</p>
<p>Ben aslında o ata binmesem de anlaşılmak istiyorum.</p>
<p>Bir insanın ata binmesinin nasıl anlaşılmaz olacağını bilebilir misiniz?</p>
<p>Düşüncelerimin de özgürleşmesini istiyorum ben.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üzerimde tek bir kıyafet ile dünyayı gezebilirim.</p>
<p>Tek bir sandviçle dünyayı yiyebilirim.</p>
<p>Bütün o süsün, paranın, hazzın değil</p>
<p>Muhabbetin, müziğin, çiçeklerin aktığı yerde çalışabilirim.</p>
<p>Yağmurun altında bir çift yeşil göze âşık olabilirim.</p>
<p>Ben özgür ruhumla anlaşılıp, yaşayabildiğim sürece benim.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&amp;v=Oextk-If8HQ">https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&amp;v=Oextk-If8HQ</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/">Özgürlük</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozgurluk-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15892</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mektup</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mektup/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mektup/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Dec 2017 05:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11946</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hadi yoluna eyvallah Mutlu ol gülüm inşallah Sen biten günün ardında Bir başına kalma inşallah&#8230; &#160; Selam vermek istiyorum sana, haykıra haykıra söylediğim şarkıyla. Nasıl bir güne uyandın? Yüreğim gibi hüzünlü bir güne uyandım ben. Canavar bulutların hararetle üzerime saldığı saf yağmur tanecikleriyle&#8230; &#160; Güneyden esen güzel meltemlerle sana gülen bir sıcaklıkla uyandın. Sıcak kahveni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup/">Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hadi yoluna eyvallah</p>
<p>Mutlu ol gülüm inşallah</p>
<p>Sen biten günün ardında</p>
<p>Bir başına kalma inşallah&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selam vermek istiyorum sana, haykıra haykıra söylediğim şarkıyla.</p>
<p>Nasıl bir güne uyandın?</p>
<p>Yüreğim gibi hüzünlü bir güne uyandım ben.</p>
<p>Canavar bulutların hararetle üzerime saldığı saf yağmur tanecikleriyle&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güneyden esen güzel meltemlerle sana gülen bir sıcaklıkla uyandın.</p>
<p>Sıcak kahveni yapmak için söylene söylene yatağından ayrıldın.</p>
<p>Bir yumurta, bir dilim tost ekmeği, bir avokado ve yarısı içilmiş kahve&#8230;</p>
<p>Ardından bir duş al, apar topar evini topla.</p>
<p>Geniş ama az eşyalı evinin kapısını kesinlikle üç kez kilitleyip git&#8230;</p>
<p>İnşaat alanına git ama sakın çamura basma&#8230;</p>
<p>Ustaya her zaman sıcak davran ve oradan da sıcak, temiz ofise geç.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşin bittiği zaman sana benzeyen bir iki adamla kahve için şık mekan seç&#8230;</p>
<p>İki gülüş, bir iki basketbol muhabbeti sonra iş için destekleyici bir iki söz&#8230;</p>
<p>Gece belki en kıskandığım an!</p>
<p>Güzel bir kadınla yemek, hem de mum ışığında.</p>
<p>Evine almayacağın ama yemekte iltifat edip gülen gözlerle bakacağın kadın/kadınlar</p>
<p>Geç saatte eve dönüp işin tekrar başına geç.</p>
<p>Günün muhasebesini iyice yap.</p>
<p>Uzun zamandır elinde bulunan bitirmemek için az okuduğun gerilim romanını oku.</p>
<p>Uyuyabilirsin, iyi geceler.</p>
<p>Ben ne yaptım?</p>
<p>Parasızlığın güzelliğini tekrar yaşadım.</p>
<p>Simidin ne kadar güzel olduğunu anladım.</p>
<p>Part-time çalıştığım işin parası yatmış, Pandora için mama aldım.</p>
<p>Senin sevdiğin, benimse düşen yapraklar için üzüldüğüm mevsimde uzun uzun koştum.</p>
<p>Kulaklığımın bir tarafı bozuk ama bu şarkıyı içimde bağıra bağıra dinledim.</p>
<p>Dinledim, koştum, bağırdım, yoruldum&#8230;</p>
<p>Seni sevmekten de yoruldum zaten artık.</p>
<p>Eve geldim, duş almaya çok üşendim, madem terliyim Pandora ile oynayayım, dedim.</p>
<p>Balkona ne kadar turuncu yaprak düşmüşse eve taşımış.</p>
<p>İğneyi elime batıra batıra diktiğim fareyle baya baya oynadık.</p>
<p>Kollarımı sıvayıp kutu evi bir güzel temizledim.</p>
<p>İkinci el kitapları seve seve yerleştirdim.</p>
<p>Zorla kendime gaz vere vere de duş almaya girdim.</p>
<p>Bu sefer de çıkamadım.</p>
<p>Uzun saçlarımı kurulayıp iki örgü yaptım.</p>
<p>Senden kalan gri kazağı giyip, bu sefer dans edebileceğim bir şarkı açtım.</p>
<p>Defterimden kolay bir poğaça seçip yapmaya başladım.</p>
<p>Yanına çayımı aldım, Pandora&#8217;ya da mamasını verdim.</p>
<p>Önce evimin muhasebesini kira ve fatura giderlerine bakındım.</p>
<p>Bu ayı da kurtarmışım, yuppi!</p>
<p>Sonra, milyonlarca kez okuduğum Attila İlhan şiirlerini açtım.</p>
<p>Kendi ellerimle bir aya yakın zamanda anca yazım kütüphaneden aldığım kitapla.</p>
<p>Bir iki mum yakıp, kucağımda Pandora ile huzur dolu anların tadını çıkarıyorum.</p>
<p>Bu günde sona erdiğine göre, uyuyabilirim. İyi geceler</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/ZaGhbXX0grI?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mektup/">Mektup</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11946</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 25 Jul 2017 05:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10195</guid>
				<description><![CDATA[<p>İKİ Karanlık, küf kokan bir odadayım Beni korkutan bir koku ile sarmaş dolaş Yankılanan bir ses duyuyorum Yukarıdan bir yerden gelen ses bu Kulak kabarttım bir an Uykudasın diyor Bu benim sesim mi? Hayır değil ama bir an ben&#8230; Konuşuyorum uykudayım diyorum Yavru bir ceylan gibi kaçacak yer arıyorum Duvarlarda boş kağıtlar asılı Her şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/">Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İKİ</p>
<p>Karanlık, küf kokan bir odadayım</p>
<p>Beni korkutan bir koku ile sarmaş dolaş</p>
<p>Yankılanan bir ses duyuyorum</p>
<p>Yukarıdan bir yerden gelen ses bu</p>
<p>Kulak kabarttım bir an</p>
<p>Uykudasın diyor</p>
<p>Bu benim sesim mi?</p>
<p>Hayır değil ama bir an ben&#8230;</p>
<p>Konuşuyorum uykudayım diyorum</p>
<p>Yavru bir ceylan gibi kaçacak yer arıyorum</p>
<p>Duvarlarda boş kağıtlar asılı</p>
<p>Her şey çok hızlı</p>
<p>Ama anlamaya çalıştıkça bir o kadar yavaş</p>
<p>Elime bir kömür alıyorum</p>
<p>Çiziyorum</p>
<p>Devamlı çiziyorum, rastgele</p>
<p>Göğe yükselen bir ışık</p>
<p>Saniyenin onda birinde çizilmiş bir resim mi?</p>
<p>Ben aslında bir ressam mıyım?</p>
<p>Bu nasıl bir şüphe Yarabbim?</p>
<p>Bu nasıl bir bilinmezlik müşküllüğü</p>
<p>***</p>
<p>Diğer odalarda ne vardı?</p>
<p>Merak; ensemde elinde bir bıçak ile beni izliyorken</p>
<p>Bakmamak işten değil</p>
<p>Diğer oda gibi karanlık bir başka oda</p>
<p>Duvarlarda boş değil ölü insanlarla dolu</p>
<p>Ölü insanların en güzel yanı ölmüş olmaları</p>
<p>Canınızı sadece bu şekilde acıtırlar</p>
<p>Peşimde azrailmişçesine beni bekleyen şey tekrar dokundu</p>
<p>Bir sesler duyuyorum</p>
<p>Tık tık tık</p>
<p>Kalp atışları mı</p>
<p>Karşı duvara yaklaşırken bir an çiçek görüntüsü gözümün önüne geliyor</p>
<p>Koyu saçlarının her bir teli öyle yumuşak ki</p>
<p>Örgüleri bir sarmaşığı andırıyor</p>
<p>Perdelerin açılmasıyla ortaya çıkan tiyatro kime ait</p>
<p>Bana mı?</p>
<p>Ben öldüm mü şimdi</p>
<p>Anlaştığımızı sanıyordum</p>
<p>Diğer ölülerinde saçları çekiliyor</p>
<p>Kaçarken ayağıma takılan siyah saçlar bedenimi sarmalıyor</p>
<p>Duvarda boş olan bir yere takılıyorum</p>
<p>***</p>
<p>Arda kalan iki odada saçlarım çözülürken</p>
<p>Kozasından yeni çıkan bir kelebek uçarken</p>
<p>Günün ilk ışıkları tenimi yakarcasına delerken</p>
<p>Ben beyaz kundaklı bebeğe ulaşamadan, bitti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uyandığımda seher vaktiydi ve anca kendime geldim. Gözlerime inanamadığım şeyse karşımdaki tabloydu. Bu tabloyu dün akşam bana alan aslında Em’di. Farkedememenin aptallığı mı desem sevince çalan şaşırma mı desem garip bir histi bu. Giderek daha fazla yakın olmamızdan nefret etsem de gönül borcum var gibi hissediyorum ona. Tıpkı sana olduğu gibi. Tıpkı sana güvenip bir dünya açtığım gibi.</p>
<p>Yıllar var ki beni senden, seni de benden aldı Zel. Dostluğunu bir olsun bırakmadığın, yüreğinin bir köşesinde bana da yer açtığın için sana ne kadar teşekkür etsem az. Sen benim için değerli bir mücevhersin. Takmadığım zaman kutunda –belki dünyanda- her zaman evimdesin. Taktığım zamansa insanı asil kıldıran cinstensin.</p>
<p>Hatırlar mısın Ankara’da bir ev arkadaşım vardı. Onu sana anlatmak çok yapay gelirdi. İkinizin de bende yeri ayrıydı. İnsanları ayrı ayrı sevmek benim en önemli özelliğim herhalde. Çok sevdiklerim aşırı aşırısı bende önem ve bir o kadar da hassasiyete sahiptir. Kendi psikolojik yoklamalarım doğrultusunda fark ettim ki ikinizi de sevgililerinizden kıskanıyorum. İkinizi de başka dostlarınızla görmekten hoşlanmıyorum. Doğum günümde ikinizi de yanımda istiyorum. Yılbaşında da öyle. Ama öyle zaman geçti ki sensiz. Tatillerde içilen tek kahveyle kaldı bu sevdalarım. Sen de demez misin keşke? Tek çocuk olmanın verdiği zorluk olsa gerek. Senin bir ablanın ve bir kardeşin vardı, Sude’nin ise üç kardeşi vardı. Ailelerinize ne kadar özendiysem o kadar da içine girip hayran kalmışlığım vardır. Kardeşlerim olarak sizi seçtiysem de kaçmanın verdiği suçla beraber içten içe size kavuşma hayalleri kurar oldum. Yolun sonuna geldiğim rüyalar artıyor. Çoğunlukla gözümün önüne de ikiniz geliyorsunuz. Bazen alarmı üçe kuruyorum, dondurduğum Facabook hesabımı açıp ne alemdesiniz diye yokluyorum.  Beni çevrimiçi görünce birinin yazmasından korkuyordum aslında.  Senin öğrencilerini, Sude’nin de sevgilisiyle olan fotoğraflarını görünce üzülüyorum. Minik elma yanakları kızlara bayıldığımı söylemeliyim, yaramaz oğlanlarında hakkından geleceğinden eminim. Sude ise aralarında devamlı çelişkiyi gördüğüm ‘ayrılamadığı’ Yusufçukla gülüyordu. Başta pek yormuyordu itiraf etmeliyim can dostum. Canımın acısı az idi.  Sonra sen ne yaptın? Benimle ilgili bir yazı paylaştın üstü kapalı. Sabaha yaklaşan bir kış sabahında, Roma’da her şeyin kafama dank etmesiyle başladı. Her yastığa başımı koyduğumda gözlerim yaşlarla doluydu. Bilmeni isterim ki yastığımın ıslanmasından nefret ederim. Burnumu ve gözlerimi kızartana kadar silip yatmaktan yıprandığım oluyordu. Öyle gecelerin sabahında –zaten en fazla iki ya da üç saat uyurdum- daha beter bir kusma, halsizlik içinde adım atardım sokağa. Mutfakta içtiğim sebzeli makarnalı çorba bana iyi gelirdi. Sonra önlüğümü giyer, salına salına gülücük saçmak maksadıyla gezinirdim. İçimde öksürük şurubu içmiş küçük çocuğun buruşuk suratı yatardı.</p>
<p>Sen üzgündün evet ama Sude ne düşünüyor bilmiyordum. Kaçmamdan evvel biz birçok plan yapmıştık. Ankara’da buluşuyorduk en son ama ben rüzgarda uçuşan pisik(tüy) gibi kayboldum. Eminim bana çok kızmıştır. Bi’daha anlatayım sana Sude’yi; tatlılık abidesiydi gözümde. Her Karadenizli gibi içinde komedi barındıran ama hemen kızan asla hatayı kabul etmeyen birçok huyu vardır. Hepsi bir bütün olarak onu yansıtıyordu. Bembeyaz bir teni vardı. Boyu bana göre kısa, gözleri çakmak çakmak, özgüven fışkıran bir kızdı. Zamanla ikimizde büyüdük. Kadın olma yolunda yalnızlık, açlık, irade, ufak mum ışığı gibi sallanan geleceğe adım attık. Okula gittik, eğlencelere katıldık, sadece ayrı ayrı ders çalışırdık çünkü ben onun tamamen dikkatini dağıtırdım. Tatillerde de çalışırdık. Çalışmaktan kaçmazdık. Ama asla çalışırken mutlu olmazdık. Öyle anlarımız vardı ki zaman nasıl geçer anlamazdık, tadı lokum gibiydi.</p>
<p>Bir gün gece işten çıkmıştık, bir kafede ekstra olarak çalışıyorduk. Şaka gibi ben çok açtım. Yemeklerin içinde çalışıp eve gelip yemek yiyen ben düşün. İştahımın bu kadar açık olması kimseyi şaşırtmazdı. Dedim ki Sude’ye Mc Donalds’a gidelim. Gece saat biri vuruyorken, boşalırcasına yağan yağmur altında tek açık olan yere arka sokaktaki ‘hızlı yiyecek’ fabrikasına koştuk. Saat dörde kadar açıktı. Kahkahalar atarak girdik, yanılmıyorsam patates kızartması ve soğan halkası aldık. Bir de kola alıp iki pipet istedik. O an ne konuştunuz desen tek kelime edemem. Beynim o anın güzel geçtiğini hapsetmiş sadece. Ben sanmıştım ki Sude hiç hoşlanmayacak bu gece yemeğinden ve bitene kadar somurtacak. Aksine o da durmadan gülüyordu.</p>
<p>Yatağın üstünde ya da kanepe üstünde komik danslarımı ona sergilerdim. Doğallık en sevdiğim olaydı. Kısa şortum ve uzun eski tişörtümle saçımı sallaya sallaya aptalca hareket sistemimi açardım ona. Bir kitaba bayılırsam ona da zorla okutmak isterdim. Sevdiğim yemeği ona da yapardım. Erkenden kalkıp onun sevdiği patatesli börekten alırdım. Art arda izlediğimiz dizi bölümleri olurdu. Güçlü olduğu için kavanozu hep ona açtırırdım. Şaka yollu ‘evimin direği’ derdim. Öyle ki cidden evim olmuştu.</p>
<p>Yine bir gün gizli kişilik ben, Sude’nin nişan yaptığını gördüm. Sende biliyorsundur. Evlerinde son dönem moda olan o nişanlanma partisi verdikleri birçok fotoğraf paylaşmıştı. Çok güzel olmuştu. Giydiği elbiseyi çok aradığını, giydiği zaman uzun uzun düşündüğünü, aynaya bakıp karar verirken kafasını bir o yana bir bu yana yatırıp baktığını biliyordum. Yusufçukla çok tartıştıkları bir nişan olduğunu da. Her bir kişiyi kıskandım. Acılarım kat be kat artıyordu. Kesinkes emindim ki pişmandım. Buradaki hayatımdan kesinlikle memnundum. Sadece herkesi arkada bırakmak için deli cesareti gerekirdi. O da ben de fazlasıyla mevcut durumda.</p>
<p>23 Mart</p>
<p>Her neyse bu sabah dediğim gibi tablo bana şahane derecede iyi gelmişti. Rüyanın da etkisiyle kafam tuhaf şeylerle doluydu. Resim çizmem, bebek, karanlık… Bir an kalkıp kalem ve kağıt aradım. Çantamdaki defterimi alıp Em’e not yazdım:</p>
<p>Sevgili Tombiş Emanuele ,</p>
<p>Tombiş kelimesini kısa süre durup düşündüm. Uydurdum mu ne? J</p>
<p>Seni çok seviyorum. N’olursun beni utandıracak şeyler yapma artık. Tablo harika. Çiçekler sence de beni fazlasıyla yansıtmıyor mu? Bende hayatta bir kez açtım ve yakında solacağım. Şimdilik yaşam kaynağım kesinlikle sensin dostum. Erken çıkıp geziyorum. Bisiklet sende bugün yürüyüş yapıp biraz ‘panzerotti’ yer ve işe geçerim.</p>
<p>Not: sana bir sürprizim var bugün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beyaz üstüne pembe çizgili gömleğimi, bol bir kot pantolonu ve elimde ördüğüm nar çiçeği rengi hırkamı giyip çıktım. Hava serindi ama üşütmüyordu. Uzun saçımı yandan ördüm yolda giderken. Beyaz spor ayakkabım üstünde seke seke ilerledim caddeye doğru. Otobüsü tam on iki dakika ‘Ele güne karşı’ şarkısını dinleyerek- evet üç kez falan dinledim- bekledim. Otobüse binip insanları izlemeye bayılırdım ama İtalya’da nedense zevk almıyordum. Çarprazımda oturan adamın kolunun altında bir gazete vardı. Onu bir parça okumaya çalıştım ama okurken İtalyancam neredeyse yok denecek kadar azdı. İnme zamanım gelince çiçekçi de çalıştığı belli olan bir oğlan yakınımda durdu. Beraber usulca indik. Ben sola dönüp gidecekken usulca olmayan bir göz kırpması yolladı. İri gözlerimi daha da açtım yoluma devam ettim. Daha dünkü çocuk beni tavlamaya kalktı. Aman Allahım! Ne günlere kaldık!</p>
<p>Hastanenin önüne geldiğimde saat daha sekiz olmamıştı. Merdivenlere geçip oturdum. Sonra aklıma Em’e yazdığım notta yazdıklarım geldi. Yakında herhangi bir yemek yenecek nokta aradım. Kalkıp bakındım ve bir ‘forno’ aradım. ‘Neden daha önce düşünemedim?’ diye yakınırken ben karşıma çiçekçide çalışan velet çıktı. Tekrar beni görmenin onda verdiği zevk olacak ki gülümsedi. Kabul ediyorum erkeklerinin ilgi çekici olması beni ilk önce Roma’ya çekmiş olabilir. Amma ve lakin tenime dokunamazlar. Allah aşkına kuzum küçücük bir çocuğun kendinden büyük bir kadına sırnaşması çok banal değil mi? Önce büyü, çapkınlık yapacaksan da beynin büyüsün. Büyüsün ki etik kuralları çiğnemesin. Daha da bir kızıp ilerdeki kahve dükkanına girip bir kahve bir de elmalı kurabiye aldım. Tekrar hastanenin yolunu tuttum. Havanın serin olması ile üşümüştüm. Rüzgarı hesaplamaya çalıştım ve köşede bir yere oturdum. Roma’da olabilirim ama Türklüğümü asla asimile ettirmiş değilim.</p>
<p>Yanıma birinin oturduğunu hissedince bir irkildim başta. Şu çiçekçi fazla musallat oldu diye düşünürken bana bir tutam papatya uzattı ve –anlayabildiğim kadarıyla- ‘Umarım ciddi bir sorun yoktur’ dedi ya da demek istedi. Başka bir yerden geldiği aksanının değişik olduğu belliydi. Gözlerimi gözlerine dikip gülümsedim. Geçen on saniye boyunca şaşıp kaldı.</p>
<p>-Ama ben bilmiyorum dilinizi, dedim. Bu sefer bozuldu ve ‘sorry’ diyip gitmeye hazırlandı. İki kolumu açıp ‘ne yapayım’ dercesine kafamı büküp güldüm. Arkasından da kahkaha attım. Kahve şimdi daha lezzetliydi. Gelip geçenleri izlemeye başladım. Çalışanlar yavaş yavaş hastaneye geliyordu. Ben hala yemek yiyordum. Bir kız -sanırsam hemşire olarak çalışıyordu- çok şık bir ayakkabı giymişti. Öyle beğendim ki nereden aldığını sorsam mı acaba dedim. Yeni pabuç, kıyafet gibi şeyleri alma sırası değildi bundan sonra. Elimi havada salladım. Bana bakan var mı diye kontrol ettim sonra. Psikolojik bir rahatsızlığın eşiğinde olmamdan korkuyordum. Bu bana çok komik geliyordu.</p>
<p>Eskisi gibi kahve içemediğim için sanki mideme bir taş oturmuştu. Zel güçsüz kaldığımda kalkamıyordum. İlerliyor hastalık. Kafam avuçlarımın arasında bir süre öyle bekledim. Bileğimi çevirip saate baktım. Sekizi on geçiyordu. Buçukta girer sıra alırım diye düşünüyordum. Öylesine gergindim ki bir an önce kaçıp gitmenin peşindeydim. Halen yirmi dakikam olduğunu ve şehirdeki fazlalık hissiyatımı düşünürsek; işkenceydi. Bekle babam bekle. Kulaklığımı tekrar takıp oyalanmaya başladım.</p>
<p>***</p>
<p>Doktoru görsen Zel barmen falan sanırdın. Kısmen kel, yapılı, az yağlı bir vücut kareli siyah beyaz bir gömlek ve dövmelerle dolu bir sağ kol. Demezdin ki bu adam doktor. Odası genişti ve güneş köşeden gözüküyordu. Kocaman bir masası vardı. Üzeri düzenli birçok kırtasiye malzemesi ile doluydu. Ben odaya girip kendimi tanıtıp elimi uzattığımda o başı dik şekilde bilgisayara bakıyor sanki ben yokmuşum gibi bir şeyler okuyordu. Elim havada ben bana dönmesini beklerken benim kibirli Bülent Ersoy’um uykudan uyanmış gibi eliyle koltuğu işaret etti. Elim havada kalınca kelebek uçuşu yapıp işaret parmağımı burnuna dokundurdum. ‘Fesubhanallah’ diye bağırır diye boşuna korktum. Şaşkın ördek yavrusu ağzı açık bakarken, ‘farfalla’ dedim. Bir kahkaha patlattım ardından. Kızgın bir şaşkınlık ile bana bakıyordu. Ona yaptığım bu etik olmayan davranışı –çok da öyle ayıp bir şey değildi aslına bakarsan ıhıhı- onun bana yaptığına denk saydım ve cidden keyiflendim.</p>
<p>-Si, şikayetiniz nedir sinyorita?</p>
<p>-Akciğer kanseriyim, dedim gözlerimi gözlerine kilitleyip, ikinci evre.</p>
<p>-Daha önce herhan…</p>
<p>-Bunlar Türkiye’den aldığım raporlar, altı aydan fazla oldu ama bana tedavi yöntemi falan anlatmanızı istemiyorum doktor bey. Bana günlerimi rahat geçirmem için ilaç verin.</p>
<p>-Uyuşturucu gibi mi? Dedi kağıda bakmadan.</p>
<p>-Kısmen, dedim.</p>
<p>-Şurada ne yazıyor, diye sordu. Yanına yaklaşıp eğildim, fazla erkeksi parfümü berbattı. Ama ona cup uyuyordu.</p>
<p>-KHDAC mi? Küçük hücreli dış akciğer kanseri. Bana huzursuz bir şekilde baktı.</p>
<p>-Kızım, üçüncü evreye gelmiş olabilirsin, test edip ona göre sana ilaç yazmam gerekiyor. Çok zaman geçmiş.</p>
<p>***</p>
<p>Genç hemşir yakışıklı olmasa belki bir ihtimal ağlardım. İğneden benim kadar korkan bir insan biliyorsan şekerim rica edeceğim onu öp! Çünkü bulamayacağını biliyorum. Birinci sınıfta babamın Foça’da bir alışveriş merkezinde rastlantı sonucu bulduğu, kimsede bu modelden bulunmayan, benimse pilili önlüğümden nefret ettiğim zamanlar işte… Günlerden bir gün içeri dört kişi girdi birinin elinde dosyalar diğerlerinin elinde çantalar aşı yapmaya geldiler. Kimi kaçtı, kimi ağladı, kimi de benim gibi sustu. Çirkin suratlı kırklı yaşlarında bir kadın vardı ki şimdi görsem korkarım, bana o denk geldi. Genç şirin olanı ise kıl payı kaçırdım. Sonraki üç gün boyunca da ağladım ağrıdan. İşte çocukluğuma indiğim zaman psikolojim su yüzüne çıkıyor. Tahlil işlemlerinden sonra tomografiye girdim.</p>
<p>Çıktığım zaman saat dokuz buçuğa yaklaşıyordu. Yarım saatim daha vardı bunun için vaktimi Em’e yapacağım sürpriz için kullanmaya karar verdim. San Lorenzo tarafında bir Türk marketine gitmek için otobüse bindim tekrardan. Otobüs çok kalabalıktı, neredeyse gitmekten cayacaktım. Zar zor binince karşıdan çiçekçideki çocuğun bana bakmakta olduğunu gördüm. Kırmızı kıyafetleri gözümün önünden gitmiyor inan ki.</p>
<p>Kuru biber ve patlıcan dolmasını ne kadar seversin? Ya zeytinyağlı sarma? Günlerdir aklımdan çıkmıyor inan ki. Yanında köy ekmeği ve cacıkla, off nasıl seviyorum. Em’e bugünkü hediyem bu olacaktı. Hararetle markete gittim ve gerekli malzemeleri aldım. Marketin sahibi bana Türk kahvesi önerdi ama işe geç kalacaktım. Kuru dolmanın yanı sıra çeşitli bitki çayları ve baharatlar da aldım. Bütün o memleket kokan havanın içinde gezinmek bana terapi gibi geldi. Hala ayakta ve sağlam iken son bir kez Türkiye’yi görmeyi diledim Allahtan.</p>
<p>İşe gittiğimde bir kutlamanın tam ortasına gelmiştim. Patron neden geç kaldığımı sordu sessizce. Sadece on dakika geç kaldım dedim ve hastaneye oradan da Türk marketine gittiğimi söyledim. Tedaviye başlayacağımı sandığı zaman gözlerindeki pırıltı bana hep verecek bundan sonra. Kısaca kafamı salladım. Derin nefes alıp kalabalığa döndüm.</p>
<p>Kafenin ortasına koca bir masa kurulmuş herkes bir şeyler atıştırıyordu. Patron viskili kahvesinden yudum almadan önce bizim emektar kasiyerimize kaldırdı. Gideceğini anladığım zaman gözlerim doldu ve ona sarıldım.  Anita Marrone; kıvırcık siyah saçlı, kırışmış beyaz tenli, koyu yeşil gözlerinde tatlılık bulacağın, altmışının üzerinde bir kadın. Biraz huysuz ve aceleci olmasından uzak durursun. Ama ben onun çok fazla sigara içmesinden rahatsızdım. Yine de onu sevmiş olmalıyım ki gitmesine çok üzüldüm.</p>
<p>-Yoruldum artık yavrum. Dördüncü torunum yakında geliyor ve kızımın bana her zamankinden çok ihtiyacı var, dedi giderken.</p>
<p>O gidedursun ben onun yerine kasaya geçtim. Heyecanımı görmen gerekirdi. Bu 23 Nisanda başkanı kovup koltuğuna yerleşmek gibi bir şeydi. Tabii yakışıklı patronum yeni bir garson arayışına girdi. Geriye kalan iki garsondan biri Janet yardım edebileceğini söyledi. Yeni garson bulunana dek ben de yardım edeceğim şimdilik. Kendince moruk, bence yufka gönüllü patronum kasaya alınca pek bir saygı duydum.</p>
<p>Anita olmak o kadar da kolay değilmiş azizim. Ekonometri mezunu biri olarak hızlı işlem yapıyordum paraları da iyi sayıyordum. Çocukken Yeşilçam filmlerinde kötü adam çanta dolusu parayı nasıl sayıyordu hatırlıyor musun? Özentinin böylesi bendeki de. Ehehe. Öncelikle oturduğum sandalyeyi, masayı, araç gereçleri bir güzel temizledim. Sigara kokusu çıkmadı ama benim canım çıktı vallahi. Mecazen yani. Bazı İtalyanları anlamak benim gibi biri için zaten zordu ama sarhoş olanları anlamak çok çok zordu. Patron yardımcı oldu ve ben de hayatımda ilk defa kendi mesleğime bu kadar yakın olduğum için mesut oldum.</p>
<p>Akşam saat altıda işten ayrıldım ve taksiyle eve geldim. Soğan, domates, biber, sarımsak, pirinç, salça çıkarıp dolmanın içini yapmaya koyuldum. Gözlerimin içi yana yana içi hazırladım. Zaten bir yemeği yaparken salya sümük akıtmasam olmayacak. Yemekler pişerken bende ekmek için hamur yoğurdum. Mayaya geldiğinde hemen fırına yolladım.  Hamarat olduğumdan değil ama Em’e borçlu hissettiğimden bu kadar kastım kendimi. Bol yeşilliği olan bir de salata yaptım. Dolmayı dinlemesi için ocaktan aldım, Em geldi. Beraber sofra kurduk ve bana gizli bölmesinden en hafif şarabı çıkardı. Ne olduğunu sorduğumda ‘üzüm suyu’ dedi. İçki içmediğimden az bir yudum aldım ve böylece ona kendimce teşekkür ettim. Onun en az benim kadar mutlu olduğunu biliyor musun? En büyük zenginlik böyle anlarda dünyaya doyuyorum. Sende olsaydın şimdi keşke Zel. <em>Güllerin içinden</em> dinliyoruz mum ışığında.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/">Bir Roma Yoluna Düştüm / 2. Bölüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10195</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Roma Yoluna Düştüm</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 23 Feb 2017 08:30:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8270</guid>
				<description><![CDATA[<p>22 Şubat Bugün Roma’nın sahaflarında elim kitapların üzerinde gezerken- Türkçe bir kitap bulabilir miyim umuduyla bakarım arada- elinde tuttuğun bu defteri buldum. Sana olanları anlatma ihtiyacı duyuyordum, sıkı sıkıya olan dostluğumuz yazma hissi uyandırdı. Hem anlatıp hem yazmak beni sonsuz rahatlatacak. Belki de anlatabileceğim tek kişi sen olduğun için. Doğum günlerimizde hediye alırdık. İçine mektuplar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/">Bir Roma Yoluna Düştüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>22 Şubat</h2>
<p>Bugün Roma’nın sahaflarında elim kitapların üzerinde gezerken- Türkçe bir kitap bulabilir miyim umuduyla bakarım arada- elinde tuttuğun bu defteri buldum. Sana olanları anlatma ihtiyacı duyuyordum, sıkı sıkıya olan dostluğumuz yazma hissi uyandırdı. Hem anlatıp hem yazmak beni sonsuz rahatlatacak. Belki de anlatabileceğim tek kişi sen olduğun için.</p>
<p>Doğum günlerimizde hediye alırdık. İçine mektuplar döşediğimiz, bazen sıradan bazen içinde mizah gizli hediyeleri özledim. Ben sana genelde defter aldığımı fark ettim amma ve lakin şimdi içi senin de ‘sonunda’ diyeceğin şeylerle dolu. Öncelikle sakin olmanı istiyorum. Sırayla anlatıyorum sana. Sana ulaşıp ulaşmayacağı ve devam edip edemeyeceğim hakkında biraz endişeliyim. Sana söz vermeye korkuyorum.</p>
<p>İlk hikayeyi biliyorsun. Babamın beni evden atması. Dur durumu daha fazla açıklığa kavuşturalım. Babamla kavga ettikten sonra evle bağlantımı kestim. Daha sonra ben Ankara’ya gittim. Orada üniversiteden bir zamanlar takıldığım çocukla kalıyordum hani. Senle iletişim kurduğum son zamanlardı. O zamanlar iki ay çalışıp para kazandım. Bir alışveriş merkezinde kasiyer olarak çalıştım. Çok az ihtiyacımı karşıladım. İddia bile oynayıp az da olsa katkı sağladım. Önceki birikimlerim ve altınlarım da çok işe yaradı. Mezuniyette hediye edilen ucunda kelebek sarkan kolyem hayatımın sonuna saklayacağım bir anı olarak kalacaktı. Tek seferde çıkarıp sattım. Elimde bir miktar para birikmişti. Amacım dünyada gitmek istediğim yerleri görmekti. Kimsenin bilmediği bir sırrı elinde tutmak ne kadar tehlikeli?</p>
<p>***</p>
<p>Annemden sonra bana da kanser teşhisi kondu. Tedavi olmama gibi bir karar aldım. Ne kadar yerinde bir karar tartışılır. Benim ruhsal durumuma bakılırsa yapamayacağım belli. Her an pozitif ve güçlü olup hastanelerde diğer hastalarla tedavi olmak mı? Bunu başaramam. Biliyorum. Sana gelmemi isterdin. Saklanmam da gerekmiyor. Doktor geç kaldığımı söyledi zaten. Bana çok kızdı Zel. Neden yanımda değildin ki? Annemin ölümünden sonra benim devamlı kontrollere gitmem gerekirmiş. Neyse bana kızma.</p>
<p>***</p>
<p>Ama yapacağımı yaptım. Ucuz bir bilet ve vize işlemleri sonrası Roma’ya geldim. Haritada bazı yerleri işaretlemiştim. Nerelere gidip iş dileneceğimi biliyordum. Tahmin edeceğin üzere bunun için uzun araştırmalarım oldu. İnternet gerçekten büyük bir hazineymiş. Gezgin insanların bloglarını ve Roma’ya yerleşen insanların yazılarını da buldum. Bana okuduklarımın birçoğunun gerçekçi olmadığını söyledi internet kütüphanesi. Ancak bana bunun tehlikeli bir serüven olacağını söylemedi. Öyle ki Navona Meydanı gibi yerleri sadece gezmeliydim. Cidden çok pahalı. İşe girmeyi aklımdan bile geçirmedim. Ama her defasında beni içine hapseden bir ruhu var meydanın. Gezerken huzurlu hissettiğim tılsımlı noktalardan.</p>
<p>Havaalanından çıkarken ellerim ve ayaklarım titriyordu. Sanki herkes benim acınası olduğumu düşünüyordu. Açlık, heyecan, mide bulantısı ve kanser beni yorgun düşürmüştü. Valizin biri ayağıma çarptı kenara çektim sonra oturmak için etrafıma baktım. Herkes valizlerini almak için sırada bekliyordu. Bir yere tutunamadan kendimi yatar vaziyette buldum. Herkes bana doğru koşmaya, bağırmaya başladı. Onları duyuyordum duymasına ama sanki transtaymışçasına Oğuz Atay’ın ‘’Tutunamayanlar’’ romanını düşünüyordum. ‘Kendine gelsene artık romanın içine düşmedin’ diye azar çektim kendime. Beni kollarında tutan bir adam vardı. Güçlü kollarından anlıyordum. Bir kadın mor çiçekli gömlek giymişti. Elbise de olabilir. Bilemiyorum. Birisi yüzüme su döktü ve yüzümü ovdu. Bu ise bir kadındı, çok nazik hareketleri vardı. Gözlerim açıktı ama sanki yeni uyanmış gibi kalkıp insanlara baktım. Hepsi aynı anda konuşuyordu. Anlamak ne mümkün!</p>
<p>Heyy, ben iyiyim sadece açım, dedim. Hepsi bir anda sevindi. Ölümden dönmüşüm gibi. Ama beynime kazınan şeyler bedenimi bırakmamıştı. Ölüyordum yavaş yavaş çünkü. Tekrar tökezledim. Sonra bir bayan beni tuvalete götürdü. Akan makyajımı sildi. Bir güzel tazeledi. Daha önce hiç kırmızı far kullanmamıştım. Elbisem de kırmızıydı, çiçekli köylü işi olanlardan. Bu uyumla biraz toparlandım sanki. Kadının sakinliği hoşuma gitmişti. Hala iyi değildim ve konuşmak iyi gelebilirdi. Kadına teşekkür edip, nereli olduğunu sordum. Brezilyalıydı. Ama İngilizcesi yoktu pek. Gülümseme dilinde konuştuk.</p>
<p>İlk gün çok zordu. Her yerde iş ve ucuza kalacak yer aradım. Sonunda tam hüsrana uğradım derken ucuz bir ev kiralama şansına nail oldum. Hani şu stüdyo daire denilen evlerdendi. Haftalık olarak ucuz bir fiyata kiraladım.</p>
<p>Akabinde bir hafta boyunca elimde kitaplarla sokaklarda gezerken ya da iş ararken bir ilan gördüm; bir bar garson aranıyordu. Sırtımı döndüğüm gibi başka mahallelere daldım. Görmek istediğim en son şey ayyaşlardı. Taştan yollarda ayakkabı ayağımı vura vura gezdim.</p>
<p>Olmuyordu param azdı ama ne yapsam bilmiyordum. Ağlamaya başladım. Sonra çok utandım. Derin nefes alarak yürüdüm. Rüzgar sert esiyordu. Saçlarım gözyaşlarımı alıp havalanmaya başladı. Koyu kahverengi saçlarımı toplayıp açık omuzlarımı sarması için şalımı çıkarıp iskelet üzeri deriye sardım. Karşımda bir kilise vardı. Rahip ile karşı karşıya geldim. Yaşlı, kızarmış gözlerimi gördü. İtalyanca bilip bilmediğimi sordu. Az çok bildiğimi söyledim. Yanına sokuldum. Buraya yeni geldiğimi ve iş aradığımı söyledim. Bu cümleleri kurmak kolaydı artık. Tatlı bir gülümsemeyle iş verecek biri olmadığını söyledi. Bende ona tüm yaşadıklarımı anlatmak istedim. Bir gülümseme bana çok fazla iyi gelmişti. Sende Zel hiç ufak güzelleri sevip, korumak istedin mi? Ben bir Müslüman olarak büyüdüm. Tüm kavramlarını bilmiyorum ama bana açılan kapıların aslında benim kendi elimle açtığım kapılar olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu adam inandığı şeyler için hayatını adıyorsa benim ona saygı duymam gerekir. Kaybolmuş yıldızlar içinde belki bizi çekip çevirecekler onlar. Kitaptan kelimeleri kopyaladım ona yavaş yavaş kanser olduğumu, ailemden kaçtığımı, tedaviden kaçtığımı, anneme olanlardan sonra asla kimseye aynı hüsranı yaşatamayışımı anlattım.</p>
<p>Müslüman mısın, dedi.</p>
<p>Evet, dedim. Önemli mi, diye sordum.</p>
<p>Hayır, kesinlikle değil. Buraya bana gelip danışman büyük bir olay, dedi. Ben sana saygı duyuyorum, dedi el hareketleriyle. Bana bir yer tarif etti elime de referans olduğunu belirten bir kağıt tutuşturdu. Eliyle ağzını işaret etti. Bende aç olmadığımı, kahve içebileceğimi söyledim. Ancak bana papatya çayı getirdi. Benim yaptığım gibi acı da değildi. Zel görmelisin ne tatlı adamdır Peder Aleandro. Müslümanmış Hristiyanmış farketmiyormuş tekrar anladım. Gözlerim doldu yine.</p>
<p>Peder Aleandro’nun tarif ettiği yere gittim. Garson arıyorlardı. İtalyancam yok diye pek surat astılar ama sonra tamam dediler. En büyük peder bizim peder. Tövbe tövbe. İşi alınca rahatça gülümsedim. Kadın bir şey dedi ama anlamadım. Gözlerini devirdiler. Gülüşüm mü, dedim. Tamam anlamıyorum ama görüyorum, dedim. Hahh aptalım ya. Sonradan anladım ki benim için kıyafet var mı onu sormuş. Kabul aptalım.</p>
<p>On gün sonra çok mutluydum. Öğlenleri kiliseye gidiyordum. Pedere civarda cami olup olmadığını sordum o gün. Şaşırdı. Dindar olup olmadığımı sordu. Her gün kiliseye giden bir Müslüman az rastlanır şey. Allah bilir dedim. Böyle şeylerin ölçüsü olmaz Peder dedim. Neden buraya geliyorsun, dedi. Sen iyi birisin, bana umut kapısı açtın, ne zaman ölürüm bilmem ama iyi insanlar arasında ölmek istiyorum, dedim. Bunu o kadar ilkel bir dille anlattım ki yaşlı adam zor anladı. Hiçbir şey kolay olmuyor.</p>
<p>Peki, nasıl bir yerde çalışıyorum? Bitkilerle dolu- hatta alerjimin tavan yapmasına neden olan dikenli bitkilerden- bir bahçesi olan, sıcak(kırmızı yani) tuğlalarla yapılmış, restore edilmiş iki katlı geniş bir evden restoran. Bodrum katında bir şarap mahzeni var. Eskitilmiş şaraplar şık bir şekilde sıralanmıştı. İlk katta on masa bulunuyordu. Bir de meşe ağacından yapılmış köşede ufak bir bar vardı. Dışarıda ise on altı masa bulunuyordu. Beni kaşındıran bitkiler bütün tavanı sarıyordu. Bahçe zemini taşlarla döşenmişti, ara ara yeşil, pembe, kırmızı ve açık mavi renklerinde led ışıklar yerleştirilmişti. Akşam masalardaki mumlarla birlikte harika bir tablo ortaya çıkıyordu. Evin arka tarafında kocaman bir şefin resmi var. Resmi kim yaptı bilmiyorum ama kadın olduğu kesin. Sorduğumda patron çok hüzünlendi. Bekardı ve cidden yakışıklıydı. İtalyan genlerini güzel yansıtıyordu. Tek sorunu biraz kambur olması; uzun boyunu absürt bir şekle sokuyordu çünkü. İyi bir şef olmasının yanı sıra heykeltıraşmış, o yapmış bahçeyle beraber ufak kabartmaları. Benim sanatla uzaktan ilişkimi anlayınca şaşırdı. Ne resim yapardım ne de heykel. Zaten sorsan hepsi Leonardo ya da Michelangelo anasını satayım. Neyse bak yine sinirlendim.</p>
<p>Kanser olduğumu öğrendiklerinde çok üzüldüler. Patron arada flört ederdi benle, baba kesildi birden mübarek. Ben alışıyordum onlarda alışmalılardı. Neden olmasındı ki? Sende alışacaksın. Acılı tost yediğimizde burnundan sümük akar ya aynı onun gibi alışacaksın. Zorundasın. Anneme ben nasıl alıştıysam, yaralarımı annem mezardan kalkıp nasıl sardıysa sende alışacaksın.</p>
<p>Seni unutmuyorum. Sen olsaydın şunu anlatırdım deme lüksüm olmadığı için yazıyorum. Bilmeye hakkın var Zeliha. Yazmaya ve sana ihtiyacım olduğu için yazıyorum. İkimiz için ömürlük dostum.</p>
<p>İşte her hafta bir gün patronun arkadaşları toplanır yemek yerler tamam mı? Genç-yaşlı, zengin-fakir ayrımı olmaksızın dostlar çağırılır. ‘Hatun düşürme’ tabiri çok doğru olur herhalde patron için. Ama erkekler hep daha ağır basar. Yine de ben bunun her zaman harika olduğunu düşünürüm. Perşembe akşamları gece yarısına gelindiğinde biz ortalığı toplarken dostlar teşrif eder. Herkes kendi yaptığı ya da aldığı ikramlarla gelirler. Patron pizza yapar. Ben mantar sevmediğim için- bunu duyduğunda bütün restoran içinde bana bağırmıştı- ne kadar kızsa da sade pizza yapardı fazladan. Ama ben çok kalamıyordum. Evim uzak sayılırdı ve gidene kadar ya kusuyordum ya da ara ara oturmak zorunda kalıyordum.</p>
<p>İçlerinde ressam olan biri var Emanuele. Benim kıyafet ve takılarıma çok iltifat eder hep. Türkler hakkında hep bir şeyler sorardı. Sonra Kolyesini beğendiğim için bana hediye etmişti. Aslında kaba duruyordu, yine de sevmiştim. Yakınlaşmamız uzun sürmedi. Sakın yanlış anlama o bir eşcinsel ve erkekler hakkındaki zevkimiz neredeyse bir. Ailesi onu reddetmiş bu yüzden. Bana da bu yüzden çok düşkün. Aile konuları pek sarmıyor bizi. Benim yanımda şu an ve içinde benim olduğum koca resmi çiziyor. O kadar yetenekli ki.</p>
<p>Bolca güneş alan bir evi var. Bembeyaz duvarları, her yerde özenle sıralanmış kitapları var. İçlerinden biri Atatürk’ü anlatıyor. Kitabı gördüğümde oturup hunharca ağladım. Düşünmediğim kadar özlemişim toprağımı.</p>
<p>Televizyon yok ancak üç bilgisayarı var. Araştırma yapması içinmiş. Evi çok güzel ve ciddi anlamda zengin biri. Çokça geniş olan salon dar ama yoğun olan bir caddeye bakıyor. Boydan boya cam olan cepheden içerisinin görülmemesi için tül perdeleri belli aralıklarla asılmıştı. Uçlarından sarkan beyaz iplerle oynayan evin kedisi Sisi var bir de. Ankara kedisi denirmiş ona. Ankara’da üniversite okudum ama kedinin adını birkaç kez duydum doğrusu. Hiç bu kadar da güzel olduğunu bilmiyordum. Cahillik başa bela azizim. Tekrardan Emanuele’nin Türkiye’ye olan ilgisinin farkına vardım. Neyse. Uzun olan salonun bir yarısında dışarıyı ve birazda manzara gören deri bir kanepe yerde, taba renginde tüylü bir halı, ona uyacak iki küçük haki yeşili renginde koltuğu var. Diğer yarısı ise resim yapma olanı. Pencere kenarında ise kiremit renginde kleopatra tarzı koltuk bulunuyor. Arka tarafındaki vitrinde birçok heykel ve mumlar var. Zaman zaman yerlerinin değiştiğini gördüm. Benim gibi modellerin resimlerini çizerken esin kaynağı oluyormuş. Tek kaşım yukarıda ağzım açık kalmıştı duyduğumda. Hatta dediğine göre yeşil uzun bibloyu bir keresinde ağaç olarak çizmişti bir manzara resminde.</p>
<p>Evin diğer kısmında iki yatak odası ve tuvalet bulunuyordu. Mutfağı ise girişte ufak ve karışık bir şekilde öylesine konmuş gibiydi. Beğenip beğenmediğimi sordu. Bayıldım dedim -bazen İtalyancam yetmediğinde İngilizce konuşuyoruz- Çok iyi anlaşacağımızı çünkü bir odayı bana ayırdığını söyledi. Benim evimden eşyalarımı aldı küçük odaya yerleştirdi. Zaten iki valizim vardı. Önceden boş muydu bilmiyorum ya da ne yapıyordu bilmiyorum orada ama bana çok güzel bir oda hazırladı. Üstelik ben en sevdiğim çilekli milkşeykimi içerken.</p>
<p>Geceleri Özdemir Erdoğan’dan Bana Ellerini Ver dinleyip dans ediyoruz. Ben bilmiyorum nasıl dans edilir ama o beni kuş misali uçuruyor. O da şarkıyı bilmiyor ama ben mest olmuş şekilde gözlerim kapalı mırıldanıyorum. Esmer tenimin vermiş olduğu zarafet ve köprücük kemiklerimin eşsiz olmasından bahsederek beni resmediyor şimdi. Tombula benzeyen bedeni var ve çok şarap içmekten kırmızı durumda şu an. Ela gözlerini kesinlikle çok güzel ve yanağına bulaşmış boyaya aldırmadan konuşuyor. Sanırım buradan sonraki rotam olması gereken Barselona’ya gidemeyeceğim. Burayı seviyorum. Mutluyum.</p>
<h2>22 Mart</h2>
<p>Nereye gitsem bu defter de benimle geliyor. Sana yazabilmek adına tüm yolları denedim. Ama deftere bakınca o beyaz tenli, içimde ufacık bir ışık yakan, hep gülerken hatırladığım mavi-gri karışımı gözlerin karşımdaymışçasına vücut buluyor ve yazamıyorum. Zaman zaman ağlama nöbetleri geçirir oldum. Tenime yapışan bu kara lekeyi unutamıyorum. Neyse…</p>
<p>Öncelikle bana nereye gittin ki defteri yanından ayırmadın diyeceksin(kahkahalar). Biliyorum evet. Diyeceksin. Bundan yaklaşık olarak bir ay önce -çarşamba günleri izin günüm olduğundan- salı günü iş çıkışı arabaya atladığımız gibi havaalanına gittik. Hava yağmurluydu o gün ve sırılsıklam halde o yorgunluğa rağmen uçağa binmek için koşuşturduk. Prag’a gidiyorduk. Kesinlikle gitmem gerekenler listesindeydi. Günübirlik bir gezinin bu kadar güzel olabileceğini bilmezdim. Benim bolca uyumam için erkenden otele vardık. Sabah erkenden otele parasını alelacele ödeyip kaçar gibi sokağa attık kendimizi. Kahvaltı, görülmesi gereken yerler, fotoğraf çekme çilesi sonra tekrar yemek yeme derdi derken akşam oldu. Ara ara devamlı tatlı ya da atıştırmalık alıp hızlı adımlarla sokaklarda gezdik. Gülüşmelere karışan ayak seslerini sanırım unutmam asla.</p>
<p>Ama sana şikayet etmem gereken bir şey varsa o da yemeklerdir. Yemeklerin içine sence şeker konulur mu? Ben sevmedim asla da sevemem herhalde. İçinde şeker varsa tatlı olur. Değil mi? Kremalı yemeklerde beni pek sarmadı. Az yemek yemem iyi olmadı zira Em çok rahatsız oldu. Koruyucu meleğim rolünü harika üstlenmiş durumda. O üzüle dursun alışveriş yaparken ben bir köşeden gelen kokuyu almamla zıplayıp çığlık atmam bir oldu. Bir döner salonu buldum. Onlardan alışveriş yapmasını benim hunharca yemek yiyeceğimi söyledim. Merak ettiler onlar da geldiler. Ben İskender ısmarladım, onlara şiş kebabının gözlerden yapıldığını söylediğim zaman ondan istediler. Aslında kanmadılar yalanıma ama daha önce bahsettiğim baharat tadını almak istediklerini söylediler. Yersen! Kokunun peşinden geldiler avanaklar!</p>
<p>Döner etinin başında bir Türk vardı. Anladığım kadarıyla restoranın sahibiydi. Çalışanlar ise başka başka uyruktanlardı. Öyle güzel koku geliyordu ki anlatamam. Gözlerim sürekli döneri kesen Türk’e kayıyordu. Em’e Roma’da da dönerci var mıdır diye sordum. Görmedim ben bu tarz yerlere girmem dedi ama göz gelmesinden az korksa da gelen eti löp löp götürdü koca midesine. Biraz kızdım ama herhangi bir yorumda bulunmadım. Türkçe küfrettim. Burasını çok ilkel buluşlardı. Çokta kötü bir şey demedim ama yanımda döneri kesen silahşör geldi. Öyle utandım ki kıpkırmızı oldum. Tereyağı isteyip istemediğimi sormak için eğildi. Lütfen, dedim. Bir el işaretiyle çocuk geldi ve ekledi. Adamla biraz konuştuk ve afiyet olsun dedi ve gitti. Uzun zamandır yapmadığım şeyi, flörtü yaptım. Tuhaf olsa da eğlenceliydi de.</p>
<p>Millet yemeğini yerken bende kendi yemeğimi yedim. Bana Türklerin ne tarz yemek yediklerini sordular. Zor bir soruydu. Çünkü her bölgenin ayrı yemekleri vardı. Az uz anlatmaya çalışsam da pek anlamış görünmüyorlardı. Bende bir gün Türkiye’ye gitmelerini ve kültürü anlamalarını önerdim. En sevdiğim yemeği sordular tabii ki dolma dedim ve hesabı ödemeye gittiğimizde yemekten baya haz almışlardı. Yediklerinin göz olmadığını biliyorlardı ama neden öyle bir şey dediğimi sordular. Şaka yaptığımı söyledim. Dehşet veren bir yemek gelse acaba ne yaparlardı? Onları test ettiğimi söyledim. Önyargılarının olduğunu ama hiçbir şey bilmediklerini söyledim.</p>
<p>Ne dersem diyeyim benim içimdeki kırgınlığı anlamadılar bende göz ardı ettim. Babam hiç anlamadı beni. Boş avare gezinen biri olduğumu, içimdeki –bunu ne zaman düşünsem aklıma Halil Sezai gelir- küçük çocuğu görmez ve beni öyle yargılardı. Bu insanlar da içimdeki Türklüğü anlamıyordu. Ne kadar Em Türkiye hayranı olsa da.</p>
<p>Sonra bir sergiye merak saldık ve girmeye karar verdik. Emmanuel’in sergileri gibi kalabalık değildi. Onun yaptığı resimlere oranla daha küçük ve portre resimlerden oluşuyordu. Bir tanesini çok beğendim. Bir anne yeni doğmuş bebeğine sarılmak istiyordu ama uzanamıyordu. Bebek sanki göbek bağıyla sürükleniyordu. Siyah taban üzerine bembeyaz saf ten rengi masumiyeti sergiliyor olsa gerekti. Ben ise baş dönmesi mi desem bir trans hali mi desem değişik bir his içinde nerde, nasıl ve kiminle olduğumu unutmuş halde ayakta durmakta zorlanıyordum. Hani bilirsin okuduğumuz o romanda adam kendi portresini çizen ressama aşık olmuş ve çok geçmeden ona bağlanmıştı. Bende öyle hissediyordum. Gücüm çok gezmekten yorulmuştu ve yere seriliverdim. Öyle ki birkaç kişi dışında kimse fark etmedi. Kalabalık içinde bayılmam herkesin önünde ölmüşüm hissi uyandırıyordu bende.</p>
<p>Nazik bir elin beni tutması ve kendime gelmem herhalde birkaç saniye sürdü. Em ve yanındakileri hemen dibimde bittiler. ‘’Neredesin? Neden gittin?’’ dedim. ‘’Anlamıyorum seni, Türkçe konuştuğunun farkında mısın?’’</p>
<p>Toparlanıp ayağa kalktım. Siyah deri çantamı koluma astım. Herkes bana bakıyordu. O an nasıl göründüğümü merak ediyordum. Gülümsedim bana şaşkın halde bakan insanlara. Aralarından geçip lavaboya gitmek üzere izin istedim. ’Hamileyim.’ diye de ekledim. Oysa buna imkan yoktu.</p>
<p>Aynada siluetime bakarken yarı akmış makyajım, yorgun gözlerim, derin nefes almaya programlanmış burun deliklerimi ve akciğerimdeki lekeleri görebiliyordum. Hızla kendimi toparlayıp kalabalığa dönüyordum ki Em içeri girdi. ‘’Hey burada n’apıyo&#8230;’’ demeden bana kocaman sarıldı.       Bende izin verdim ve şişko bedeninde biraz dinledim. Bilim adamları sarılmanın acıları azalttığını ve neden birbirimizi öptüğümüzü çözememişler. O an sihirli bir değneği olan peri gibi beni güçlendiren bu kız-adam galiba yaşam gücüm olmaya başlamıştı. Elimden tutup beni uzun, zayıf, sarı saçlarını ensesinde toplamış, ince yüzlü, güçlü bakışları olan bir adamın yanına götürdü. Serginin sahibi ressam hatırlayamadığım bir isim. Önce elimi öptü. Nazik kibar elleri vardı. Beni yerden alan kişi olduğunu anlayınca biraz kızardım. O ise nasıl olduğumu ve bebeğimi sordu. O zaman yalancı kişiliğim patlak verdi. Arada baş dönmelerinin normal olduğunu, bebeğimin içimde güvende olduğunu söyledim. Elimle karnımı sıvazlarken bir an gerçekten hamileymişim hissine kapılmadım değil.  Diğerlerine baktığımda benden utanırcasına önlerine bakıyorlardı. Biraz sessizlik oldu ve beğendiğim resmin yerinde olmadığını gördüm. İri gözlerimi sonuna kadar açıp daha çirkin bir ifade ile nerede olduğunu sordum. Ressam satıldığını ve paketlendiğini söyledi. Elimden tutup beni sakin bir yere çekti. Çok güzel bakıyordu Zel. Bir an orada yıllarımı geçirip bu karşımda duran adamla yaşlanmak, omzunda her gün güneşin doğuşunu izlemek istedim. Gerçekten o an onu çok istedim. Belki şıpsevdi huyum belki cidden aşık oldum bilmiyorum. Vücudum titrek halde gümbür gümbür atan kalbime eşlik ederken; ressam bana hasta olup olmadığımı sordu. Tüm romantikliği bırakıp ellerimi çektim. Birden korkup kaçmak istedim. ‘Ne münasebet’ dedim. Yine Türkçe konuşmaya başlamıştım. Kendimi toparlayıp bana sırıtan adama özürlerimi diledim ve hasta olduğumu nerden çıkardığını sorup gitmek üzere hareketlendim. Böyle soluk tenim olduğu için merak etmiş.  Kaba olduğunu düşünmememi gibi zırvalıkları saydı ama dinlemedim. ‘Bilmeniz gerekir ki hamilelikte mide bulantısı normaldir. Bu halde soluk tenimin olması gayet normal’ dedim. Ellerinin arasına zayıf yüzümü aldı ve ekledi: Babası nerede?</p>
<p>Hava serindi. Üzerimde füme rengi dokuma elbisem dizimin bir karış üstünde bitse de ucundaki dantelli tül daha aşağılarda bitiyordu. Hava kararmaya başlamıştı. Elbisem uçuşmaya bense üşümeye başlamıştım. Kollarımı göğsümde bağlayıp diğerlerini beklerken bir poster gördüm. Üzerinde Çekçe bir şeyler yazıyordu ama dövme yapan bir çiftin reklamı olduğu belliydi. O an karar verdim. Dünyayı kurtarmaya giden Avengers üyeleri gibi büyük bir karar almıştım. Öyle emindim yani. Durdurulamayacak isteklerim vardı. Gidip dövme yaptıracaktım. Tepemde bir sokak lambası aydınlanırken bizimkiler elinde koca bir resimle geldiler. Ben daha hangi resmi aldıklarını öğrenemeden beni sürüklemeye başladılar ve ressamla aramda ne olup bittiğini sordular. Galiba bu ressam onları benden daha fazla etkilemişti. Elimdeki ilanı gösterip dövme yaptırmak istediğimi söyledim. Em ve ben hemen dükkanın yolunu tuttuk. Google’dan yol tarifi alıp dükkana vardığımızda saat 7’e geliyordu. Bir saat içinde işimizi bitirip gitmemiz gerekiyordu. Acele ile istediğim dövmeyi tarif ettim. Şu yaşıma kadar öylesine korkunç geliyordu ki dövme yaptırmak! Bilirsin canım kıymetlidir. Yakında ölecek olmasam yaptırmazdım inan. O anın verdiği telaş, geç kalma korkusu daha ağır bastı.</p>
<p>Loş yeşil ışıkların arasında birbirine aşık bu haşin çiftin fotoğraflarıyla lekelenmiş duvarlar cidden karanlık bir görünüm katıyordu. Siyah deri kanepeler düzgün yerleştirilmemiş, masanın üzerinde kirli kahve bardakları karışık bir tablo gibi dursa da benim üzerinde yattığım sedye bir o kadar temiz ve tertipliydi. Sedye üzerindeki ışık yakıldı, kadın ellerine eldiveni çok profesyonelce geçirdi ve Em’in çizdiği resmi yapmaya başladı. Ressam olması o kadar işi kolaylaştırdı ki…</p>
<p>Resmi ikiye ayırmasını istedim. Birinci kısım renkli ikinci kısım siyah-beyaz olsun istedim. Profilden, gökyüzüne bakan tek boynuzlu bir pegasus çizmesini istedim öncelikle. Aslında kararsızdım. Spektrum ışıkları saçmasını isterdim hep ama o an mümkün mü değil mi bilemediğimden ve telaş halinde olduğumdan sadece gökyüzünde bir güneş istedim. İkinci kısımda pegasusa simetrik biçimde bir kurt çizmesini istedim. Bu sefer gökyüzüne dolunay ve yıldızlar donatmasını istedim. Biz bunları çizerken dövmeci adam beni delip geçecek makineyi hazırladı.</p>
<p>Önce bir tırstım. Geri dönüşü yoktu artık. Kadın kopyayı çoktan çıkarmıştı. Bu kadar işin içine batıp kaçamazdım. Biliyorsun, her şeyden kaçamazdım. Her şeyden önemlisi Em benimle alelacele bir şekilde buraya sürüklenmişti. Vakit hırsızlığı ve haksızlık olurdu. Nefesimi tutup elbisemi indirdim. Yüzüstü sedyeye uzandım. Belimde kalçamdan bir karış yukarıda, göğüs kafesimin aşağısında kalacak şekilde istedim. Em elimi sıkıca tuttu. Korkup korkmadığımı sordular. ‘Çok fazla’ diye cevap verdim. Bir o kadar da arzu ediyordum.</p>
<p>‘Pegasus; hayallerim, çocukluğum, gündüzüm, dostlarım, eski aşklarım, hiç olamayacak aşklarım. O benim gülümsediğim, parıl parıl parıldadığım anlar. Ağladığım, kaçtığım zamanlardan çok uzakta yerler. Annemle beraber çilek reçeli yaptığımız zamanlar. Beraber oturup Yalan Rüzgarını izlediğimiz zamanlar. Kutladığım en güzel doğum günüm. Yoga yaparken gökyüzüyle yüzleşip sırıttığım an. Kısaca içimdeki güzel şeyler. Kurt ise; benim Türklüğüm. İnatçı yanım. Aç kalsam da susuz kalsam da dönmeyeceğim ilkelerim. Anadolu’da yetişen bir anayım. İleriye dönük adil, insancıl fikirler doğuran bir ana. Şefkatle büyüttüğüm, aşkla baktığım yarınlarım. Her zaman iyi bir insan olma hedefim. Benim gecem; rüzgarlı, alacakaranlık ve ben ateşimi yakmış bir gezginim.’</p>
<p>Em bunları dinlerken, ben acımın azalması için konuşmaya çalıştım. En sonunda İtalyancayı düzgün konuşuyorsun, dedi sırıtarak. O an bir çığlık bastım. Tam omurga kemiğimin üzerinden geçmişti. Derin bir nefes alıp bekledim. Yarım saat içinde büyük kısmını yapmıştı. Sadece dışındaki halka kalmıştı.</p>
<p>Şimdi ufak ayrıntıları yapıyorum, dedi. Em bana güzel bir şekilde güldü ve çok güzel bulduğunu söyledi. Bende ise öylesine bir merak vardı ki, devamlı arkama bakıp nasıl olmuş diye merak ediyordum. Doğuştan meraklıydım ve Em’den fotoğraf çekmesini merak ettiğimi söyledim. Bitti zaten beklemelisin, dedi. Yahu merakımdan çatlamak üzereydim. Üstelik o kadar sızlıyordu ki derim buna değdi mi diye düşünmeden edemiyordum. Hem deli gibi yaptırmak istedim yıllarca kafamda fikirler ürettim hem de sanki dünyanın en saçma olayının içindeymişim gibi hissediyorum. Benim bu ikilemlerimin tükenmesini sağlamanın yolu yoktu. Dostoyevski ne demiş: Her şeyi anIıyorum ve bu beni öIdürecek. Yaşadıklarımı, yapamadıklarımı, korkularımı, isteklerimi gördükçe kahroluyorum. Dahası içime yerleşen urdan çok içimde yeşeren umutlar beni öldürecek. Şimdi anlıyorum işte.</p>
<p>Ben kavgaya tutuşurken dövme bitmişti, vazelin sürülüyordu. Aynada sırtıma baktım. Kızarıklıklara hayret etmekten tamamına dikkat edemedim. Önce kurdun sonra atın yüz hatları öylesine beni kendine çekti ki acısı önemli değildi artık. Emmanuel parayı ödemiş ve gitmek üzereydik. Üzerimi giyinmeden önce kadın fotoğrafımı çekmek istedi. Peki, dedim sırıtarak.</p>
<p>Caddeye koşup otobüs bileti aldık. Daha sonra yakalamak için koşmak zorunda kaldık. Islık çaldım ve biri durdurdu otobüsü. Bilmem bilir misin hiç ıslık çalmamıştım hayatımda. Ahahah o anı düşününce tüylerim diken diken oldu. Neyse, bir buçuk saatimiz vardı uçağa yetişmek için broşürlerden anladığım kadarıyla yarım saat içinde varmış olmamız gerekiyordu. Em diğerlerine mesaj gönderdi ve yolda olduğumuzu söyledi. Bense çantamdan gofret çıkardım ve otobüsün direğine başıma yasladım. Gülümsedim. Em gözlerimin içine bakarken bir yandan diğerlerinin on dakika içinde varacaklarını söyledi. Hala ona bakıp gülüyordum. Dayanamadım en sonunda ona gofretin yarısını verdim. Biliyordu kıyamacağımı. Bana bu kadar destek veren birine –üstelik karşılıksız- nasıl kötülük yapardım? Gözlerimi ona dikip yan yan sırıttım.</p>
<p>&#8211; Come va?</p>
<p>&#8211; Bellissimo, dedim gülümseyerek. Çikolata yedikten sonra kötü olmam imkansızdı. Bir de bir de bunca telaş ve yorgunluk ile acımı unutmuş olmam fevkaledenin fevkindeydi. Orta alanda yer boşalmıştı. Em ile cam kenarında ayakta gitmek olduğumuz şehri izleyerek sessizce bekledik. Koluna girip başımı omzuna yasladım. O da başını benim başıma yasladı. Pofuduk yanağını alnımda hissediyordum. Yüzümüzde caddenin renkli ışıkları slayt gösterisi gibi akarken; biz donuk bir ifadeyle vaktinde yetişmeyi umuyorduk.</p>
<p>&#8211; Daha çikolata var mı?</p>
<p>&#8211; Hayır, kalmadı.</p>
<p>Uçağa tam vaktinde yetiştik. El ele tutuşup herkesten özür dileyerek kalabalığı yardık. Uçakta sırtım ağrıdığı için yan yatmış halde Em ile beraber uykuya daldık. Eve dönerken de bir pizza ısmarladık ve kiremit rengi kanepe üzerinde çekildiğimiz resimlere bakarak yedik. Tabii ki mantar yoktu.</p>
<p>Seher vakti uyandığımda o bayıldığım ‘Primavera’* tablosunu duvarda gördüm. Kiraz ağacının çiçekleri açmış, birçok çiçekle beraber gökyüzünde savruluyordu. Ne kadar da beni anlatan bir resimdi. Burnumun dibindeydi hep ama hiç farketmedim. Em harika bir dosttu. Bir an ressam aklıma geldi ve o zaman keşke bir bebeğim olsa dedim.</p>
<p><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script><br />
<ins class="adsbygoogle" style="display: block;" data-ad-format="autorelaxed" data-ad-client="ca-pub-1385937189085107" data-ad-slot="4943199474"></ins><br />
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/">Bir Roma Yoluna Düştüm</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-roma-yoluna-dustum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8270</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Tutkulu Bir Kadınım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 19 Aug 2016 11:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4922</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben tutkulu bir kadınım Elmayı bile büyük bir aşkla yetiştirdiğim doğrudur Ufaklığımdan kalma fotoğraflarda ki özlemim Ah ne güzel günlerdi Her gün doğarken düne olan öfkemle hayata tutunuşum Hayallerimdeki adamı canlandıran filmin hüzünlü adamı Kızıl saçları ve güzel gamzeleri Ben böyleyim olmadık anda sımsıkı bağlandığım ufak zevklerim İşte aşkı aşk yapan budur Dini ne olursa [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/">Ben Tutkulu Bir Kadınım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ben tutkulu bir kadınım</p>
<p>Elmayı bile büyük bir aşkla yetiştirdiğim doğrudur</p>
<p>Ufaklığımdan kalma fotoğraflarda ki özlemim</p>
<p>Ah ne güzel günlerdi</p>
<p>Her gün doğarken düne olan öfkemle hayata tutunuşum</p>
<p>Hayallerimdeki adamı canlandıran filmin hüzünlü adamı</p>
<p>Kızıl saçları ve güzel gamzeleri</p>
<p>Ben böyleyim olmadık anda sımsıkı bağlandığım ufak zevklerim</p>
<p>İşte aşkı aşk yapan budur</p>
<p>Dini ne olursa olsun inancına bağlı kalıp doğruya ulaşmaya çalışan sofular gibi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Radyoda çalan şarkıya dört elle sarılabilirim</p>
<p>Bağlamanın her teline hayran bir âşık gibi</p>
<p>Bir bebeğin annesinin parmağını müthiş bir aşkla sarması gibi</p>
<p>Ben aşk kadınıyım</p>
<p>Saçının tek teline zarar gelse ölecekmişim gibi</p>
<p>Gecenin ufacık ışığında yapılan saçma muhabbetler gibi</p>
<p>Eteklerimin rüzgarda uçuşması gibi</p>
<p>Çünkü bu bana daima Marilyn Monroe&#8217;u hatırlatır</p>
<p>Kahkahalar atan ama aslında haykıran, eriyen bir kadın</p>
<p>Kahvenin üzerinde tüten muazzam kokuyla yayılan duman gibi</p>
<p>Karşılıksız bir sevgiye sahibim</p>
<p>İnsanlığa bağlıyım, silsile halinde devam eden döngüye</p>
<p>Durmadan dönen dünya gibi</p>
<p>Çekimlerin gücünü simgeler her yirmi dört saat</p>
<p>Üzerinde ise bunu önemsemeyen binlerce yıllık yerküre doğası.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/">Ben Tutkulu Bir Kadınım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-tutkulu-bir-kadinim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4922</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dear Mr. X</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jul 2016 11:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[Before Sunset (Gün Doğmadan)]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[mektuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[özlem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4657</guid>
				<description><![CDATA[<p>Duydum ki Amerika’ya gitmişsin. Böyle bir giriş senin gururunu okşar diye düşünüyorum. Neden yazdım? Seni özledim. Seni ciddi bir şekilde özledim. Nefes gibi geçen bir serüvende bana yaşattığın güzel bu duyguyu özledim. Bilmiyorum belki o sabahlamayı, gülmeyi, saçma sapan konuşmayı sevdim. Yanımıza gelen çingene çocukların bizim için şarkı çalmaları aklıma geldikçe hala kahkaha atıyorum. Sabaha [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/">Dear Mr. X</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Duydum ki Amerika’ya gitmişsin. Böyle bir giriş senin gururunu okşar diye düşünüyorum.</p>
<p>Neden yazdım? Seni özledim. Seni ciddi bir şekilde özledim. Nefes gibi geçen bir serüvende bana yaşattığın güzel bu duyguyu özledim. Bilmiyorum belki o sabahlamayı, gülmeyi, saçma sapan konuşmayı sevdim. Yanımıza gelen çingene çocukların bizim için şarkı çalmaları aklıma geldikçe hala kahkaha atıyorum. Sabaha karşı hava ne kadar soğusa da içimiz ısınıyordu. Bunu sonra bir daha, bir daha yaptık. Bu seni son görüşümdü.</p>
<p>Yıllar önce aynı ortamda bulunurduk. Hatta ilk zamanlar seni görmüyordum, tanımıyordum bile. Ev arkadaşımla konuştuğun günü hatırlıyorum. Normal bir muhabbetti senin için. Seni azıcık tanıyorsam insanları etkileyip geçmek için yaptın bunu. Ertesi sene bu şekilde biz de konuşmaya başladık. Ama beni etkilemekten çok sinirlendirdin. Dolayısıyla 2-3 yıl konuşmadık. Evet, konuşmadık ta ki ben şehirden ayrılıncaya kadar. Neden bana yazdın hala bilmiyorum, belki son kez konuşmak istedin benimle. Buluşmak için sözleştik.</p>
<p>Bunu neden yapıyoruz? Neden konuşuyoruz? Senin ince, zayıf, güzel giyimli biraz suratsız ama seni çok sever gibi görünen bir sevgilin vardı. Onun senden ayrılmasının acısını hala yüzünde görebiliyordum. Sahilde saçlarım uçuşuyordu. Senden çok onunla ilgilenir gibiydim.</p>
<p>Sonra bana eski sevgilimi sordun. Daha iki hafta önce onunla buluşmuş olmam senin pek hoşuna gitmedi. Seni rahatsız eden neydi bilmiyorum, saygı duyuyordun sanırım bize. Sonra onunla tekrar konuşmayacağımı söylediğimde hafifçe başını salladın.</p>
<p>Zaman nasıl geçti bilmiyorum sabahın ilk ışığını gördük. Sonra eve gitmek üzere arabana bindik. Beni bırakırken numaramı istedin. Net üzerinden sana yazacağımı söyledim arkama bakmadan dönüp gittim. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama sen baya bozuldun. Tüm gün mesajlaştık. Hayır hayır tek tük olsa da suratımdaki saçma gülüşün sebebi oldun.</p>
<p>Gece bu sefer bana bir hediyeyle geldin. Kabul edelim sende bende gece olmasını baya büyük bir hevesle bekledik. Hediye kolyen boynumda şık duruyordu. Ama beğenmemiştim aslında yinede çıkarmadım boynumdan hiç.</p>
<p>Yine eğlenceli bir gece geçirdik. Sabah eve doğru yol alırken her yanımız kumdu. Buna baya güldük. Sonra birer çay içtik. Gece için tekrar sözleştik. Benim son gecemdi o gece. Seninle kalmam için bana ısrar ettin. Kabul etmedim. Kızdın ama sesini çıkarmadın. Eve gitmek istedim. Tamam dedin ama kuma uzandın beni yanına aldın ve ben sana hangi yıldızın benim için uğurlu olduğunu anlattım. Garip kişiliğini daha da ön plana çıkardın ve bu tarz şeyleri hiç denemediğini söyledin. Şaşkın bir şekilde sana bakıyordum. Nasıl olurda sayısını söyleyemediğim kadar yıldızın içinde yaşarken bir başını kaldırıp bakmamıştın. Daha fazla konuşmamı istedin. Nasıl yaptın bilmiyorum ama geceyi 5 dakikaya indirdin. Seni işte şu an gözlerim dolacak kadar çok seviyorum. Pardon ‘özledim’ yazmak istedim.</p>
<p>Son gece ne oldu? Ben deli gibi eşya taşımaya çalışıp bir de uykusuz bir şekilde gezerken sen benim geç kalmama takıldın. Eşya işini hallettikten sonra beni aldın. Öyle yorgundum ki bu sefer gittiğimiz kahve evinde göğsünde uyuyakalacaktım. Yarın gece bu saatlerde yok olacaktım. Senin daha sonra ‘senden kalan tek hatıra’ dediğin fotoğrafları çektik. Sokaklarda gezip sabaha karşı tekrar bıraktın beni. Hemen gidesim vardı seninse bırakamayasın. Ne olursa olsun hayatımda hep mutlu olmamı diledin. Öyle dedin ve beni benden aldın. Vedalardan hoşlanmadığımı söyledim ve gittim.</p>
<p>Ertesi gün yolculuğun ilk dakikasında bu serüvenin bitişi, dostlarım, anılarım, yuvamı kaybetmiştim ve seni kazandım mı kaybettim mi bilemedim. Tüm yaz boyunca seninle gelecek planı yapıp sonra bir daha asla konuşmayacaktık. Unutma eğer evlenmezsek -40 yaşında- birbirimizle evleneceğiz.</p>
<p>Bana seve seve yazdıran, hayal dünyamı daha da çok dolduran film <strong>Before Sunset (Gün Doğmadan)</strong>&#8216;i mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/HurI2rFB_mk?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/">Dear Mr. X</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dear-mr-x/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4657</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mutluluğa Bakarken</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 22 Jul 2016 13:50:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4555</guid>
				<description><![CDATA[<p>Algılamak istediğim ruhani yaratıklar var. Dokunup yeniden keşfetmek istediğim… Dünyamın içinde kocaman bir sarmaşıktı bu istediğim. Her dalında bir başka âlem, bir başka insanlar. Sıcak bir kahvenin boğazda bıraktığı o his gibi… Ya da nefes almak gibi… Ya da sevmek gibi… &#160; Gitmek istediğim yerler var. Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası… Ahh düşünmesi bile muhteşem! Güzel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/">Mutluluğa Bakarken</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Algılamak istediğim ruhani yaratıklar var.</p>
<p>Dokunup yeniden keşfetmek istediğim…</p>
<p>Dünyamın içinde kocaman bir sarmaşıktı bu istediğim.</p>
<p>Her dalında bir başka âlem, bir başka insanlar.</p>
<p>Sıcak bir kahvenin boğazda bıraktığı o his gibi…</p>
<p>Ya da nefes almak gibi…</p>
<p>Ya da sevmek gibi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gitmek istediğim yerler var.</p>
<p>Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası…</p>
<p>Ahh düşünmesi bile muhteşem!</p>
<p>Güzel gör, güzel düşün, güzel yaşa demişler.</p>
<p>Belki yaralarımızı saracak ve bizi mutlu edecek bir yer.</p>
<p>Hem bitkilerden hem nefeslerden alınacak bir panzehir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_4558" aria-describedby="caption-attachment-4558" style="width: 479px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4558 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg?resize=479%2C643" alt="Gitmek istediğim yerler var. / Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası…" width="479" height="643" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg?w=479&amp;ssl=1 479w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mutlulugu-yakala.jpg?resize=223%2C300&amp;ssl=1 223w" sizes="(max-width: 479px) 100vw, 479px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4558" class="wp-caption-text">Gitmek istediğim yerler var. / Birçok çiçeğin ilkyazdaki manzarası…</figcaption></figure>
<p>Ama şu an bulunduğum dünya bu kadar masum değil.</p>
<p>Tezatlarla dolu, nefret barındıran,</p>
<p>O kadar kötü ki tekrar nefret ettiren cinsten.</p>
<p>Biz yaratıklar ucubeye dönüşebiliyoruz.</p>
<p>İlkyazdaki çiçekleri fırtınalar götürebiliyor.</p>
<p>Aşkı bir nefesle yakan egolar artıyor.</p>
<p>Dünyanın dili olsa bize ne kadar küfreder?</p>
<p>Ya da bizi yok etmek için neler yapar?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nefes aldığın süre boyunca umut et.</p>
<p>Gülümse.</p>
<p>Şiir yaz;</p>
<p>Teninin değdiğine.</p>
<p>Aşık ol;</p>
<p>Doğaya, renk renk çiçeğe, harikalar yaratan annelere.</p>
<p>Kitap oku;</p>
<p>Cahil olma, aldatılma, sevmeyi öğren</p>
<p>Kahve iç, en acısından;</p>
<p>Kırk yıl hatırı neden olmasın ki?</p>
<p>İnsanlarla konuş;</p>
<p>Öyle çok konuş ki saçmalamaktan korkma!</p>
<p>Ayakların isyan edene kadar yürü!</p>
<p>İyi düşünmekten vazgeçme!</p>
<p>Ve bir amaç için yaşa.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/">Mutluluğa Bakarken</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mutluluga-bakarken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4555</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sayfalarım &#8211; Deneme</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Apr 2016 07:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İlkyaz Besnili]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3244</guid>
				<description><![CDATA[<p>Geçenlerde kız kardeşime bir not defteri aldım. Bu not defterini bir kumbara gibi düşünmesi gerektigini söyledim. İlk başta anlamadı, şaşkınlıkla suratıma baktı. Sonra ona bu not defterine kaçırmaması gereken, yaşamak istediği anları ve yaşadıklarını not etmesini istedim. On altı yaşındaki bir kız için önemli olabilecek ne varsa yazsın istedim. Bunları önem sırasına koymasını da rica [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/">Sayfalarım &#8211; Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde kız kardeşime bir not defteri aldım. Bu not defterini bir kumbara gibi düşünmesi gerektigini söyledim. İlk başta anlamadı, şaşkınlıkla suratıma baktı. Sonra ona bu not defterine kaçırmaması gereken, yaşamak istediği anları ve yaşadıklarını not etmesini istedim. On altı yaşındaki bir kız için önemli olabilecek ne varsa yazsın istedim. Bunları önem sırasına koymasını da rica ettim. Bu sabah okula giderken çantasında bu defteri gördüm. En azından yanında taşıyordu.</p>
<p>Bir sayfada &#8211; facebookta bir grup sayfası &#8211; bir mekanın resmini gördüm. Güzel dizayn edilmiş bir kafe. Orada olmak istediğimi fark ettim. Ferah, aydınlık, kitap dolusu bir yer. Kitabım ve kahvemle orada olmam gerektiğimi düşündüm. Buram buram taze çiçek ve kahve kokusuyla orada kendimi hayal ederken buldum. Diğer kitap okuyan ya da konuşan insanları da gözlemleyip birer profil oluşturduğumu görür gibiyim. Benim için bir sevinç kaynağı bu tarz  ortamlar. İnsanların sıradan gördüğü bu kafeyi ben harika bulabiliyorum. Bunun insanın doğası olduğunu da biliyorum.</p>
<p>Durup iki saniye kendimle muhasebe yaptım. Kızkardeşime verdiğim öğüdü kulak ardı ediyordum. O ne kadar öğüdü umursar ben bilmiyorum ancak benim umursamam gerekiyor. Sonra aldım elime en sevdiğim defterimi. Bir sayfasına yazdım narince. Sanki çirkin yazsam defter ayaklanıp beni dövecekmiş gibi hissediyorum.</p>
<p>Diğer yazılarıma bakıyorum. Üniversite yıllarımın pişmanlıklarını, hayallerini, saflığını okuyorum. Onları yazan ben değilim sanki. Zaten her sene otobüste giderken geçirmiş olduğum seneye göre büyüdüğümü düşünürdüm. Oysa şimdi içim yaşlanmış resmen. Genç görünümlü yaşlı bir kadın haline gelmişim.</p>
<p>Sonra düşündüm ki insan kendi kendini yoğuruyor. Yoğurmalı da. Ben kız kardeşime ne kadar nasihat versem de, o da zamanla anlayacak kendi için neyin gerekli olduğunu. O notları almasa da yine istediği yöne, istediği amaca doğru çaba sarf edecek. Not defterindeki her sayfa bir günümüz ve yazdıklarımız da günün bize getirdiği.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/">Sayfalarım &#8211; Deneme</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sayfalarim-deneme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3244</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
