<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Hemra Nida &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/hemrakose/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Jun 2018 14:26:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Muhtefî Bir Kitapsever : Murat Aksel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 24 Jun 2018 05:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15074</guid>
				<description><![CDATA[<p>MURAT AKSEL: 30 yıldır Bursa&#8217;da yaşayan Murat Aksel, ressam Malik Aksel&#8217;in oğlu. Bursa&#8217;da Murat Bey&#8217;i tanımayan kitapçı yok ancak onun Malik Aksel&#8217;in oğlu olduğunu bilen de yok. &#8220;Ressam olmasaydım koleksiyoncu olurdum&#8221; diyen ressam Aksel&#8217;in oğlu, babasının bu sözünü tutmuş olmalı ki 40 yılda 20 bin kitap toplamış. &#160; Murat Aksel 40 yılda 20 bin kitap biriktirmiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/">Muhtefî Bir Kitapsever : Murat Aksel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_15075" aria-describedby="caption-attachment-15075" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/murat-aksel.jpg"><img class="size-full wp-image-15075" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/murat-aksel.jpg?resize=250%2C188" alt="" width="250" height="188" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15075" class="wp-caption-text">Murat Aksel</figcaption></figure>
<p><strong>MURAT AKSEL: 30 yıldır Bursa&#8217;da yaşayan Murat Aksel, ressam Malik Aksel&#8217;in oğlu. Bursa&#8217;da Murat Bey&#8217;i tanımayan kitapçı yok ancak onun Malik Aksel&#8217;in oğlu olduğunu bilen de yok. &#8220;Ressam olmasaydım koleksiyoncu olurdum&#8221; diyen ressam Aksel&#8217;in oğlu, babasının bu sözünü tutmuş olmalı ki 40 yılda 20 bin kitap toplamış.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Murat Aksel 40 yılda 20 bin kitap biriktirmiş bir koleksiyoner.  Koleksiyonunda baskısı bulunmayan prestijli eserlerden tutun da 72 milletin lügatine varıncaya kadar çeşit kitaplar yer alıyor. Dört katlı evinin iki katını kitaplarla dolduran Aksel&#8217;in evi artık bu koleksiyondan yoksun. Çünkü Aksel, 20 bin kitabını belediyeye bağışlamış. Bursa Büyükşehir Belediyesi de restore ettirdiği tarihî Şehbenderler Konağı&#8217;nı Aksel&#8217;in koleksiyonuna tahsis ederek bir kütüphane kurmuş.<br />
Murat Aksel, yıllardır Bursa&#8217;da münzevî bir hayat yaşıyor. Münzevî desek de ona muhtefî (bilerek gizlenen) demek daha doğru olsa gerek. Şehirdeki tüm kitapçılar onu tanıyor, ancak hiçbiri defalarca kitap sattığı bu adamın isminden öte bir şey bilmiyor. Ne ressam Malik Aksel&#8217;in oğlu olduğu biliniyor ne de yüzlerce kitaba sahip olduğu. Ta ki Şehbenderler Konağı Kütüphanesi açılana dek. Aksel&#8217;in kitaplarından bir kütüphane oluşsa da kendisini tanıyan hâlâ yok. Yani tam bir muhtefî. Ne kütüphanenin açılışına katılmış ne de yıllarca biriktirdiği kitaplarını görmeye geliyor. Çünkü bilinmekten, gösterişten hoşlanmıyor. Bizimle görüşmeyi de kabul etmiyor. Kitap tutkunu Murat Aksel&#8217;in hikâyesini görüştüğü üç beş arkadaşından biri olan Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Hasan Basri Öcalan&#8217;dan dinliyoruz:</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg"><img class="wp-image-15078 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?resize=611%2C1306" alt="" width="611" height="1306" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?w=992&amp;ssl=1 992w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?resize=140%2C300&amp;ssl=1 140w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/şehbenderler-konağı-kütüphanesi-1.jpg?resize=479%2C1024&amp;ssl=1 479w" sizes="(max-width: 611px) 100vw, 611px" data-recalc-dims="1" /></a><br />
Murat Aksel 1949&#8217;da Ankara&#8217;da dünyaya gelmiş. 1987&#8217;de babasını, 1989&#8217;da annesini kaybedince annesinin memleketi Bursa&#8217;ya yerleşmiş. Öğrencilik yıllarını İstanbul&#8217;da geçirmiş, gazetecilik üzerine eğitim almış. Kitap toplama serüveni de İstanbul&#8217;da bulunduğu yıllara denk geliyor. Burada başlayan koleksiyonculuk Bursa&#8217;da artarak devam etmiş tabii. Aksel hiç evlenmemiş, uzun yıllar teyzesinin can yoldaşı olmuş. Teyzesi de iki yıl önce vefat edince Aksel, kitaplarıyla baş başa kalmış. 1 yıl önce de kendi rızasıyla kitaplarından ayrılmış. Üstelik kitaplarını bir yere bağışlama konusunu kimseye açmazken, açtırmazken. Arkadaşı Hasan Basri kitapları ne yapacağını sorduğunda Aksel&#8217;den “Bir daha sorma” cevabını alıyor önce. Ancak Aksel 2008&#8217;de geçirdiği kalp rahatsızlığının ardından Hasan Basri&#8217;yi arıyor ve “Gelene kadar kitapları nereye vereceğimizi düşün” diyor. Hasan Basri bu koleksiyon tutkusunun kaynağını bilmiyor ancak Murat Aksel&#8217;in babası Malik Aksel&#8217;in “Ressam olmasaydım koleksiyoner olurdum” sözünü dile getiriyor. Aksel&#8217;in aldığı ilk kitabı hatırlamadığını söyleyen Hasan Basri, Aksel&#8217;in bazen günde bir koli kitap aldığını, bazen 1 ay hiç kitap almadığını anlatıyor. Kitapçılara kızdığında kitap almaya ara verdiğini söylüyor. Fakat kitap tutkusu kızgınlığının önüne geçiyor ve Aksel kendisini yine kitapçıda buluyor.<br />
Aksel&#8217;in evini, adresini bilen pek yok. Arkadaşı Hasan Basri dışında. Onunla tanışmasına vesile olan da kitap tutkusu. Hasan Basri ve Aksel&#8217;in dostluğu Bursa Kitapçılar Çarşısı&#8217;ndaki sık sık karşılaşmalarıyla başlamış. Bu dostluk öyle ilerlemiş ki Aksel&#8217;in kalp rahatsızlığından sonra arayacağı ilk kişi de Hasan Basri olmuş. Velhasıl 2008&#8217;deki bu buluşma bir kütüphanenin kurulmasını sağlamış.</p>
<p><strong>Hacimli koleksiyonda neler var?</strong><br />
<strong> </strong><br />
Şehbenderler Konağı Kütüphanesi&#8217;nde yok yok. Üstelik Murat Aksel ve Hasan Basri Öcalan kitap almayı aralıksız sürdürüyor. Günde ortalama beş yeni kitap raflardaki yerini alıyor. Kütüphanede 72 millete ait sözlük var desek yeri. Ayrıca Yozgat tarihinden tutun da Darende, Harput, Gaziantep ve daha birçok şehrin tarihini anlatan kitaplar bulunuyor. Mimari, güzel sanatlar, hat, tezhip, ebru, minyatür ve benzeri tüm prestij kitaplar da raflarda. Tefsir, hadis, fıkıh, kelam sahasındaki bütün kitaplar da burada. Doğu ve Batı klasiklerinin tümü birkaç farklı çevirisiyle mevcut. Ressam Malik Aksel&#8217;in kitapları da Şehbenderler Konağı Kütüphanesi Malik Aksel Koleksiyonu&#8217;nda bulunuyor. Bunların bir kısmı Osmanlıca, bir kısmı Almanca. 1920&#8217;li yıllarda Berlin&#8217;de yayınlanmış sanat kitapları var aralarında. Almanya&#8217;da resim pedagojisi dersi alan Malik Aksel, Türkiye&#8217;ye dönerken kitaplarını da getirmiş, onlar da Şehbenderler Konağı&#8217;ndaki yerini almış. Şimdilik 20 bin kitaba ev sahipliği yapan kütüphanede her türlü eser bulunuyor.<br />
Okuma salonlarından birine Malik Aksel&#8217;in adı verilmiş. Başköşede portresi ve biyografisi yer alıyor. Malik Aksel yalnızca ressam değil, yayımlanmış beş kitabı bulunuyor. Sanat Hayatı/Resim Sergisinde Otuz Gün, İstanbul Mimarisinde Kuşevleri, Anadolu Halk Resimleri, Türklerde Dinî Resimler, Sanat ve Folklor ve İstanbul&#8217;un Ortası adlı kitapları da bir camekânda sergileniyor.<br />
Ayrıca günlük gazeteler, aylık, haftalık dergileri de kütüphanede bulmanız mümkün. Kütüphane pazar günleri haricinde her gün hizmet veriyor.</p>
<p><strong>Asırlık konağa adını veren Şehbenderler kim?</strong></p>
<p>19. yüzyıldan kalma konak, Bursa&#8217;nın en eski ailelerinden Şehbenderler&#8217;e ait olduğu için Şehbenderler Konağı olarak biliniyor. Konağın sahibi Düyun-u Umumiye memurlarından Mehmet Sabit Bey. 1989 yılına kadar ailenin kızı Feriha Şehbenderler&#8217;in yaşam sürdüğü konak onun vefatından sonra 2003 yılına kadar ailenin yardımcısı Ayşe Hikmet Kılınç tarafından kullanılmış. Daha sonra Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nun himayesine geçmiş. Son olarak Bursa Büyükşehir Belediyesi konağı aslına uygun olarak restore ettirmiş ve kütüphane olarak halkın hizmetine sunmuş. Kütüphanedeki bir bölüme de Feriha Şehbenderler&#8217;in adı verilmiş.<br />
<strong> </strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/">Muhtefî Bir Kitapsever : Murat Aksel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/muhtefi-bir-kitapsever-murat-aksel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15074</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ARZUHAL’İM KALMADI</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 06 Oct 2017 21:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=11047</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşar Kemal&#8217;in İnce Memed romanında Hatçe ismindeki karakter Abdi Ağa&#8217;nın yeğenini öldürdüğü gerekçesiyle hapishaneye atılır. Tuzak sonucu mahpus damına düşen Hatçe&#8217;ye giden babası, &#8220;Ben arzuhalciye gidip her şeyi yazdırırım. Hükümet okursa onu, senin suçun olmadığını anlar. Hükümet de insan. Onun da merhameti var. Suçsuz yere ne diye seni yatırsın?&#8221; der ve kızı için iyi bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/">ARZUHAL’İM KALMADI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşar Kemal&#8217;in İnce Memed romanında Hatçe ismindeki karakter Abdi Ağa&#8217;nın yeğenini öldürdüğü gerekçesiyle hapishaneye atılır. Tuzak sonucu mahpus damına düşen Hatçe&#8217;ye giden babası, &#8220;Ben arzuhalciye gidip her şeyi yazdırırım. Hükümet okursa onu, senin suçun olmadığını anlar. Hükümet de insan. Onun da merhameti var. Suçsuz yere ne diye seni yatırsın?&#8221; der ve kızı için iyi bir arzuhal yazdırma derdine düşer. Köşe başlarını tutan arzuhalcilerden aman diler. Hiç şüphesiz bu kesit, dilekçe yazan şahısların önemine işaret eder. Zira evlilikten boşanmaya, adli sicil kaydından mahkeme işlemlerine kadar evrakları pratik olarak hazırlayan ve her türlü dilekçe yazımını gerekleştiren arzuhalciler, nam-ı diğer dilekçeciler, günümüzde de varlığını sürdürüyor. Malum teknoloji gelişiyor, hantal daktilolar yerini avuçiçi bilgisayarlara bıraktı bile. Dilekçe yazılan aletler form değiştiriyor. Ancak resmî makamlara halimizi arz eden kişilere hala ihtiyaç duyuluyor. Metropol kentlerdeki arzuhalcilerin sayısı gün geçtikçe azalsa da dilekçeciler kırsal kesimde bir hayli rağbet görüyor. İnternet sayesinde sanal ortamda dilekçe örneklerine ulaşmak kolay olsa da, onların müşterisi kesilmiyor.</p>
<p>Biz de Adana Adalet Sarayı&#8217;nın karşısında sıralanan arzuhalcilerden Yaşar Bey&#8217;i ziyaret edip mesleğin geçmişi ve geleceği hakkında sohbet ediyoruz. O, 12 yıl bir avukatın yanında çalıştıktan sonra emeğinin karşılığını alamadığı gerekçesiyle işten ayrılmış. Adalet Sarayı&#8217;nın karşısında bir tezgâh açmış. Yazın sıcakta, kışın yağmurda sıkıntı çekse de mesleğini severek icra ediyor. Önünde 1990 model eski bir daktilo. “Küçük bir bilgisayar alıp iş yapmayı ben de bilirim. Fakat daktilo tıkırtısı olmadan olmuyor.” diyor. Halkın nostaljiyi sevdiğinden dem vuruyor. O esnada gelen müşterisini de geri çevirmiyor. Yaşar Bey&#8217;in tezgâhına yanaşan yaşlı amca, komşunun tavuğu maydanozunu yedi diye şikâyette bulunmak istiyor. İş başa düşüyor ve Yaşar Bey daktiloyu tıkırdatmaya başlıyor. “Bir maydanozun lafı mı olur amca?” diyecek oluyoruz, tavukların bahçeyi talan ettiğini anlatıp bize de söyleniyor. Dilekçesini alıp cebindeki bozuklukları bıraktıktan sonra yoluna devam ediyor. Önceki günlerde de bir teyze, bahçe sularken su sıçrattı diye komşusunu şikâyete gelmiş. Yaşar bey, büyük küçük her mesele için dilekçe yazdığını anlatıyor. Yaptığı iş kolay değil, en az bir avukat kadar meslekî jargon bilmek gerekiyor. Malumunuz dilekçelerde girift cümleler, uzun ifadeler yer alıyor. &#8220;Arz ederim, rica ederim&#8221; gibi ifadeleri anlamak kolay da &#8216;hilaf-ı hakikat, kaza-i rüşd, ivedi, muvazaa, istihsal, temyiz&#8217; ve benzeri kelimelerden örülen dilekçeleri anlamak bir hayli zor. Hal böyle olunca halkın derdini resmî dile tercüme eden arzuhalcilerin geçmişini merak edip bir yolculuğa çıkıyoruz.</p>
<p><strong>Bu yazıyı bilgilerinize arz ederim!</strong><br />
Evliya Çelebi, Seyahatnamesi&#8217;nde arzuhalcilerden söz eder. Esnaf-ı yazıcıyânın yani yazıcılar esnafının ordu ve pazarda, Sadrazam Kapısı&#8217;nda arzuhal ile mektup yazdığını bildirir. Nitekim her devirde olduğu gibi Osmanlı Devleti&#8217;nde de talep ve şikâyeti olan herkes resmî makamlara dilekçe sunar. Arzuhalciler yargılama sırasında hiçbir zaman taraflara hukuki yardımda bulunmaz. Sadece tarafların yargılama öncesi istemlerini içeren dilekçeleri yazar. Ancak bu meslek öyle mühimdir ki Osmanlı Devleti&#8217;nde yazıcılık, bir teşkilata bağlı olarak resmî müsaade ile yapılır.</p>
<ol start="14">
<li>yüzyılda arzuhalcilerin bir başı ve ocağı bulunur. Arzuhalcibaşılar ocağa, onlar da çavuşbaşılığa bağlıdır. Çavuşbaşı ise Divan&#8217;daki çavuşların amiridir. 1660 yılında arzuhalcibaşının saraya dilekçe vermesi üzerine, sadrazamın emriyle arzuhalcilik ilk kez resmen düzenlenir. Nizamnamede arzuhalcilerin nitelikleri, mesleğe başlarken izin alma zorunluluğu, mesleğe girme koşulları, nerelerde çalışacağı gibi bilgiler yer alır. Yani yazıcılık, belli kurallara bağlanır ve her önüne gelen kişi arzuhalci olamaz.</li>
</ol>
<p>O dönemde dilekçecilik izni alabilmek için ocaktan yetişmek gerekir. Bu işi icra etmek isteyen kimse, arzuhalcibaşı, divan-ı hümayun çavuşları ve ocak zabitlerinden oluşan bir kurul önünde imtihan verir; kazandığı takdirde mesleğe kabul edilir. Kanun ve usül bilmeyenlere arzuhalcilik yetkisi verilmez. Zira dilekçelerin ahkâm-ı şeriye&#8217;ye yani hukuk kurallarına uygun olması gerekir. Dolayısıyla imtihanda, kanun bilgisi sorulur. Hukuku bilen, halkın işini bozmayan, hakka riayet eden, adaletli kişilerden seçilmesi önem taşır. Tüm bu elemeler geride kaldıktan sonra kişi, yazıcılık dükkânı açmak için ruhsatnâme alır. Dükkân açtıktan sonra denetlemeler devam eder. Resmî evrakların incelenmesinde usule aykırı dilekçe yazan, edebi aşan lisan kullananlar cezaya çarptırılır. Hatta sürgüne gönderilir. Örneğin hicrî 1255&#8217;te arzuhalci Abdülkerim terbiyesiz ifadelerle arzuhal yazdığı için Bursa&#8217;ya sürgün edilir. Hicrî 1271&#8217;de Esirci Bayram&#8217;a sahte belge düzenleyerek satılması yasak olan zenci köleleri sattıran arzuhalci İsmail de Bursa&#8217;ya gönderilir. Daha basit hata yapanların ise ruhsatına el konulur, tüm yetkileri elinden alınır.</p>
<p>Arzuhal kurumu, zamanla padişahların haksızlıkları önlemek ve düzeltmek için yararlandıkları mekanizma haline gelir. Nitekim dilekçeleri veren kim olursa olsun  muhatabı tarafından ciddiyetle incelenir ve cevaplandırılır. Bu sürecin sonunda haksızlıkların giderilmesi, muhtaçlara yardım edilmesi, hataların düzeltilmesi yönünde birçok siyasî ve idarî karar alınır. O dönemde okuma-yazma oranı düşük olduğundan insanların sadece resmî dairelere yazacakları yazı için değil günlük mektuplaşmaları için de yazıcı esnafı yardımcı olur. Arzuhalciler, kişisel mektupları yazdıkları gibi gelenleri de okur. Mektubunu okuduğu kişilerin özel hayatı hakkında bilgi sahibi olduklarından arzuhalcilerin dedikodu yapmayan, elindeki bilgileri lehte ve aleyhte kullanmayan, sır tutan kişiler olması büyük önem taşır.</p>
<p>Halkın her çeşit ihtiyacına cevap veren yazıcılarda acelesi olanlar için önceden hazırlanmış dilekçeler bile bulunur. Arzuhalcinin yegâne sermayesi olan küçük bir masa, kamış kalemler, birkaç divit, kağıt ve zarflar yerini zamanla daktilolara bırakır. Bilgisayarların yaygınlaşmasıyla tıkırdayan daktiloların tahtı sallanır. Ancak aletler form değiştirse de halimizi arz eden dilekçelerin baki kalacağı aşikârdır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/">ARZUHAL’İM KALMADI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/arzuhalim-kalmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11047</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tarihin Kayıp Kadınları / Behire Hakkı Portresi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/#comments</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Sep 2017 21:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10670</guid>
				<description><![CDATA[<p>ASKERE MİNTAN DİKEN BİÇKİ YURDU SAKİNLERİ Biz diyelim Eski İstanbul, siz deyin Dersaadet. Elde bir adres: Çiftesaraylar Caddesi, numero 21, Biçki Yurdu Terzihanesi… Yavuklusunu, eşini, babasını cepheye gönderen kadınlar, dikiş makinelerinden yükselen tıkır tıkır sesler eşliğinde onlara mintan dikiyor. Behire Hakkı, Biçki Yurdu’nu kurarak vatan savunmasında kadınların bambaşka bir rol oynamasını sağlıyor. Behire Hakkı’nın dikiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/">Tarihin Kayıp Kadınları / Behire Hakkı Portresi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ASKERE MİNTAN DİKEN BİÇKİ YURDU SAKİNLERİ</strong></p>
<p>Biz diyelim Eski İstanbul, siz deyin Dersaadet. Elde bir adres: Çiftesaraylar Caddesi, numero 21, Biçki Yurdu Terzihanesi… Yavuklusunu, eşini, babasını cepheye gönderen kadınlar, dikiş makinelerinden yükselen tıkır tıkır sesler eşliğinde onlara mintan dikiyor. Behire Hakkı, Biçki Yurdu’nu kurarak vatan savunmasında kadınların bambaşka bir rol oynamasını sağlıyor.</p>
<figure id="attachment_10673" aria-describedby="caption-attachment-10673" style="width: 470px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg"><img class="size-full wp-image-10673" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg?resize=470%2C359" alt="Behire Hakkı" width="470" height="359" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg?resize=470%2C359&amp;ssl=1 470w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/09/Behire-Hakkı-Kimdir-1-470x359.jpg?resize=300%2C229&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10673" class="wp-caption-text">Behire Hakkı</figcaption></figure>
<p>Behire Hakkı’nın dikiş nakışa ne kadar ilgi duyduğu 11 yaşında diktiği ilk elbiseden anlaşılır. Küçük Behire, bir gün sokaktan geçen basmacının sesine dikkat kesilir, koşarak gider ve kendisine yetecek kadar kumaş kestirir. Gönlüne göre seçtiği o kumaştan öyle bir elbise diker ki annesi şaşırır kalır. Dikişe dair bildiklerini günbegün kızına anlatmaya başlar. O günden itibaren nice tayyörler, bluzlar, yeldirmeler, eteklikler diken Behire Hakkı, gelinliğinin dikimini de kimselere bırakmaz.</p>
<p>Tabi o dönem bu durum takdir edilmez. Zira yabancı terzihaneler ve ısmarlama elbiseler modadır. Pahalı kıyafetler giyen kadınlar için kendi kıyafetini dikmek bir küçüklük göstergesi,  fakirlik alametidir. Behire Hakkı’ya acıyarak bakan, “Diktiğini söyleme, falanca terzihaneden aldım de.” şeklinde öneride bulunanlar olur. Ancak Behire Hakkı için, acınacak durumda olan kendisi değil, meziyetleri yerine ısmarlama elbisesiyle gurur duyan bu kadınlardır.</p>
<p><strong>“MEMLEKETİM İÇİN NE YAPABİLİRİM?”</strong></p>
<p>Kadınlar, süren savaşların ağırlığı altında günden güne daha çok ezilir. Onların sessiz çığlıklarını duyan Behire Hakkı, “Memleketim için ne yapabilirim?” diye de düşünüp durmaktadır. Başkalarına muhtaç olmayı esaret kabul eden Behire Hakkı, kadınları meslek sahibi yapmaya karar verir. En iyi bildiği konu dikiştir. 1913 yılında İstanbul’da Biçki Yurdu’nu açar, gazetelere ilan vererek kadınlara terzilik mesleğini öğreteceğini bildirir. Alınacak öğrencilerin fakir kesimden olmasına dikkat eder. Bu girişimle kadınlar fakirlikten kurtulacak, alın teriyle ekmeğini kazanacaktır. İlk aşamada yurda 25 öğrenci başvurur, daha sonra sayı 51’e çıkar, 1917’ye gelindiğinde öğrenci sayısı 366’dır.</p>
<p>İlk mezuniyet töreninde öğrenciler, 40 dakika içerisinde bir korsaj, bir etek ve bir manto dikerek hünerlerini sergilerler. Bu törene Maarif ve Ziraat Nazırları (bakanları)’nın katılması Biçki Yurdu’na verilen önemi gösterir. Başarılarıyla devlet erkânının dikkatini çeken Behire Hakkı, Maarif ve Sanayi nişanına da layık görülür ve milli müessese haline gelir.</p>
<p><strong>CEPHEDEKİ ASKERE MİNTAN DİKTİLER</strong></p>
<p>Biçki Yurdu’nu milli müessese haline getiren sadece başarısı değil, askerler için el emeği göz nuru kıyafetler dikip cepheye göndermesidir.</p>
<p>Öğrenciler, askerlerin üşümemesi için 55 bin 155 tane pamuklu mintan diker. Müdafaa-i Milliye Cemiyeti aracılığıyla mintanları cepheye gönderir. Cemiyet mensupları, Biçki Yurdu’nun her ferdi için madalya hazırlar. Madalyaların 4 bin 500 kuruş olduğunu öğrenen hanımlar, kendi aralarında topladıkları aynı miktardaki parayı cemiyete yardım olarak gönderir. Açtıkları sergide satılan ürünlerin gelirini de buraya bağışlarlar.</p>
<p>Biçki Yurdu talebelerinin hayır işleri bununla sınırlı kalmaz. Çanakkale Savaşı’nda yaralanıp İstanbul’a tedavi için gelen askerleri, ziyaret ederler, topladıkları yardımları ulaştırırlar, onları rahat ettirmek için gerekli eşyaları temin ederler.</p>
<p><strong>İĞNE TUTAN ELLER AZİZDİR</strong></p>
<p>Biçki Yurdu’nun cefakâr kadınları, milli şair Mehmet Emin Yurdakul’a ilham olur ve şair, iğne tutan ellerin kılıç tutan eller kadar aziz olduğunu vurgular:</p>
<p>“Ey iğnem dik! Askere,</p>
<p>Giyecekler yetiştir.</p>
<p>Sınırdaki erlere</p>
<p>Hizmet aziz bir iştir.</p>
<p>Ey iğnem dik! Elimde teğellenen şu gömlek,</p>
<p>Bir kahraman genç Türk&#8217;ün vücudunu örtecek.”</p>
<p><strong>BEŞİĞİ SALLAYAN ELLER YÜKSELDİ</strong></p>
<p>Vatanın bağımsızlığı uğruna cephede mücadele eden erkekleri, cephe gerisinde yavuklu, eş, anne olarak bekleyen Türk kadınlarının misyonu bir nebze değişir. Şair Yurdakul’un deyimiyle, kılıçların yanında artık iğneler de parlar.</p>
<p>Fakat Biçki Yurdu da savaşın acımasız yüzünden nasibini alır, öğrenci sayısı 14’e kadar düşer. Varını yoğunu ortaya koyan Behire Hakkı, yurdun kirasını ödeyemeyecek hale gelir. Yurdu ayakta tutabilmek için öğrencilerden cüzi bir ücret almaya mecbur olur. Çok geçmeden durumu toparlamayı başarırlar, 1928’e gelindiğinde Biçki Yurdu’nun mezun sayısı 1794’e ulaşır.  Bayezıt, Beşiktaş, Fatih, Üsküdar’ın ardından Ankara, İzmir, Gaziantep, Konya ve Kilis’te de Biçki Yurdu açılır. Mezunların birçoğu kendi atölyesini açar, bir kısmı evinden çalışarak geçimini sağlar.</p>
<p>Behire Hakkı, kadınların terzi olmasını sağlayarak hem onların ekonomik özgürlüklerini kazanmasına yardımcı olur, hem de mali açıdan buhran geçiren ülke ekonomisine katkıda bulunur.</p>
<p>Dönemin entelektüellerinden İffet Hanım’ın Seyyâle Dergisi için kaleme aldığı ‘Beşiği Sallayan Eller Yükselecek’ makalesinde yazdığı gibi, milletin geleceği kadınların eğitimine bağlıdır ve işte Behire Hakkı’lar sayesinde beşiği sallayan eller yükselmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/">Tarihin Kayıp Kadınları / Behire Hakkı Portresi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tarihin-kayip-kadinlari-behire-hakki-portresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10670</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;daki Su Tiryakileri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Aug 2017 21:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hemra Nida]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=10324</guid>
				<description><![CDATA[<p>Su dağıtım şebekelerinin evlerimize uzanması mahalle çeşmelerini unutturdu. Hâlbuki yıllar önce köşe başlarını tutan çeşmeler rağbet görür, önünde uzun kuyruklar olurdu. Kovasını kapan burada alırdı soluğu. Zira günün en taze haberleri çeşme başlarında duyulurdu. Evde iş varsa ya da yemeğiniz ocaktaysa bidonlar, kovalar sıradaki komşuya emanet edilir, bir koşu eve gidilip geri gelinirdi. Çünkü kovaları [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/">İstanbul&#8217;daki Su Tiryakileri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Su dağıtım şebekelerinin evlerimize uzanması mahalle çeşmelerini unutturdu. Hâlbuki yıllar önce köşe başlarını tutan çeşmeler rağbet görür, önünde uzun kuyruklar olurdu. Kovasını kapan burada alırdı soluğu. Zira günün en taze haberleri çeşme başlarında duyulurdu. Evde iş varsa ya da yemeğiniz ocaktaysa bidonlar, kovalar sıradaki komşuya emanet edilir, bir koşu eve gidilip geri gelinirdi. Çünkü kovaları eve taşımak kaçınılmazdı. Hanımların kaynaşma noktası olan bu mekânlar, çocukların da favorisiydi. Eğer anne günlük su taşıma görevini çocuğa vermediyse mahallede top koşturulur, terleyince çeşmeye depar atılır, önce kimin suya kanacağına bakılırdı. “Ağzını çeşmeye dayama be, elinle iç!” diye söylenirdi biri. Orada şakalaşmaya kalkana, “Su içene yılan bile dokunmaz oğlum.” derdi öteki.<br />
Evlerde gürül gürül akan muslukların olduğu, pet şişe içindeki suların her yanda bulunduğu günümüzde bu manzara çok uzak geldi size değil mi? Hâlbuki 1978 yılında seyirciyle buluşan &#8216;Sultan&#8217; filminin çeşme sahnesi hâlâ zihinlerde. Türkan Şoray&#8217;ın yani Sultan&#8217;ın kovalarla çeşmeye gitmesi, sıra beklerken öne geçmeye çalışan kadınla saç saça baş başa kavga etmesi, muhtarın oğlunun araba yıkamak için çeşmeye yeltenmesi üzerine Sultan&#8217;ın “Baban muhtar seçimlerinde oy toplamak için getirdi bu suyu!” diye kızması, arka fonda çalan ‘Susadım Çeşmeye&#8217; şarkısı suyun sadece H2O bileşeni olmadığını hatırlatıyor. Bu anlattıklarımız sadece otuz yıl öncesine götürüyor bizi. Peki ya daha öncesi?</p>
<figure id="attachment_10326" aria-describedby="caption-attachment-10326" style="width: 345px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg"><img class=" wp-image-10326" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg?resize=345%2C428" alt="İstanbul'daki su tiryakileri" width="345" height="428" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü.jpg?resize=242%2C300&amp;ssl=1 242w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10326" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;daki su tiryakileri</figcaption></figure>
<p>Araştırmacı yazar Mehmet Mazak, Osmanlı&#8217;da suyun başlı başına bir kültür oluşturduğuna dikkat çekiyor. Nitekim günümüze kadar ulaşan su yolları haritaları, sarnıçlar, çeşmeler, envai çeşit maşrapa ve ibrikler bu fikri yansıtıyor. ‘Su tiryakileri&#8217; denen grup ise su kültürünün en renkli öğelerinden.<br />
Mazak&#8217;ın verdiği bilgiye göre 1900&#8217;lü yıllarda İstanbul&#8217;da cadde ve köşe başlarındaki sucu dükkânlarında bardakla memba kaynak suları satılır. Atlı sakalar aracılığıyla membalardan taşınan tatlı sular müşterilere sunulur. Uzak memleketlerden kervanlar, gemilerle getirilen suların tiryakileri de vardır. Tattıkları suyun hangi kaynağa, hangi memlekete ait olduğunu hemen anlayan su gurmeleri, satıcıların en gözde müşterileridir.<br />
Tadındaki farklılıktan dolayı kaynak sularının fiyatı o dönemde de aynı değildir. Mesela Kırkçeşme, Halkalı, Taksim sularının bardağı 5, Kayışdağı, Çamlıca, Taşdelen, Karakulak sularının bardağı ise 10 paradan satılır. İstanbul suları sadece tiryakileri cezbetmez. Şehre yolu düşen yabancıların da dikkatini çeker. Ünlü Fransız yazar ve şair Gerard De Nerval&#8217;in yolu 1843&#8217;te İstanbul&#8217;a düşer. Nerval bu seyahatinden sonra yazdığı eserinde su tiryakilerine şöyle yer verir: “Bu memlekette alkollü içkiler açıkça satılmadığı için tuhaf bir endüstri kurulmuş: Ölçü ile bardak su satanların endüstrisi! Bu tuhaf su evlerinde uzun uzun tezgâhlar var ve bu tezgâhların üzeri de çeşit çeşit şişelerle dolu. Her şişede az çok aranan bir su var. İstanbul&#8217;a içme suyu Valens Boruları (Bozdoğan Kemeri&#8217;nden geçen su yolu) ile gelir. Tatlı suyun nadir ve kıymetli oluşu yüzünden İstanbul&#8217;da bir &#8216;Su İçiciler Ekolü&#8217; meydana gelmiştir. Bunlar seçip içtikleri suyun tiryakisi olmuşlardır. Su içim evlerinde muhtelif memleketlerden gelmiş ve muhtelif yıllara ait sular bulunur. Sucu dükkânlarındaki en makbulü Nil suyudur, Fırat suyu biraz yeşil ve sarımtıraktır; zayıf ve gevşek tabiatlılar için tavsiye edilir. Tuna suyunu ise daha çok enerjik kimseler tercih ediyor. Suları yıllara göre de ayırıyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Suları eve dağıtan &#8216;taşıyıcılar birliği&#8217;</strong><br />
Eski İstanbul yaşantısının en bilindik simalarından biri de sakalardı. Saka veya asıl adıyla ‘sakka&#8217;, &#8216;su veren, su taşıyan kişi&#8217; anlamına gelir. Bağlı oldukları saka loncası 15. yüzyılda İstanbul&#8217;da kurulur. Sakalar hayrat olarak yaptırılan çeşmelerden ya da sebillerden aldıkları suları evlere dağıtan taşıyıcılar birliği olarak iş görür. İsteyen herkes bu mesleği yapamaz. Çünkü sakanın çeşmeden su alma imtiyazı senede bağlıdır. Bu senet alınıp satılabildiği gibi varislere de intikal edebilir.</p>
<figure id="attachment_10327" aria-describedby="caption-attachment-10327" style="width: 232px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg"><img class="wp-image-10327" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg?resize=232%2C362" alt="İstanbul'daki su tiryakileri" width="232" height="362" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/07/su-kültürü-2.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w" sizes="(max-width: 232px) 100vw, 232px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-10327" class="wp-caption-text">İstanbul&#8217;daki su tiryakileri / Saka</figcaption></figure>
<p>Locaya bağlanan su taşıyıcısı, 45-50 litrelik kırbasını yüklenir. Tulumbalarını deri bir kayışla omzuna asar ve ciğerlerini rutubetten korumak için kırbanın altına deri yelek giyer. Suyunu yüklendiği gibi mahallesine doğru yol alır. Her mahallenin sakası da ayrıdır. Zamanla müşteri ve su taşıyıcı arasında belli bir güven ilişkisi oluşur. Ancak yine de saka eve alınmaz. Ya dışarıya kova konur ya da evlerin sokağa bakan cephesine ‘saka deliği&#8217; denilen taştan küçük bir teknecik yerleştirilir. Sakaların, bu tekneye boşalttığı su, borularla küplere dolar. Saka deliği geleneği, ev hayatının mahremiyetine duyulan saygıyı da gösterir.<br />
Şehirde önemli bir iş gören sakaların bunu kötüye kullandığı da olur. Hayrat olan çeşme ve sebilleri kendi malı gibi görüp buradan su almak isteyenleri cebren uzaklaştırırlar. Ancak devlet önlem almakta gecikmez ve sakaların su alamayacağı çeşmeleri belirler. Örneğin Kasımpaşa&#8217;daki Kaptan Gazi Hasan Paşa Çeşmesi&#8217;nde açık bir biçimde “Ber mucib-i vakfiye bu çeşmede saka çalışmayacakdır.” şartı konulur.<br />
19. ve erken 20. yüzyılda İstanbul&#8217;da su sıkıntısı büyük boyutlara ulaşır. Sakalar bu durumdan yararlanmaya çalışır. Yaşananlar dönemin gazetelerine şöyle yansır: &#8220;Malumdur ki yaz gelip İstanbul ve bilâd-ı sâire ahâlisi yine su derdine düştü. Lehülhamd yağmurların kesret-i nüzûlü bu dâhiyeyi def&#8217;e kâfi görünür ise de bazı taraflardaki sakaların hâli de az endişe ve rahatsızlığa mucip olmuyor. Çünkü sakalar birtakım çeşmeleri kendi menafine hasredip oradan su almağa gelen bazı aceze-i nisvan ve etfâli ya fena muamele ile defediyorlar veyahut su yolcular gibi çeşmelerin suyunu kesiyorlar.”</p>
<p>Terkos sularının evlere abonelikle bağlandığı, memba sularının ‘hamidiye suları&#8217; olarak İstanbul&#8217;a getirildiği Sultan II. Abdülhamit döneminden (1876-1909) itibaren sakalar da yavaş yavaş anlamını yitirir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren işlevlerini tamamen kaybetmeye başlayan su taşıyıcıları, yine de İstanbul&#8217;un bazı semtlerinde 1950&#8217;li yıllara kadar faaliyetlerini sürdürür. Günümüzde pek çok şehirde sağlıklı olmadığı için evlerdeki çeşmelerden su içilemiyor. Hal böyle olunca insanlar çareyi damacana ile satılan kaynak sularına para vermekte buluyor. Bir telefonla kapılarımıza damacana suyu taşıyan sucular da aslında saka görevi üstleniyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/">İstanbul&#8217;daki Su Tiryakileri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/istanbuldaki-su-tiryakileri-su-gibi-aziz-olan-tiryakileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10324</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
