<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Hayrettin Dinç &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/hayrettindinc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Feb 2018 08:09:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Konteyner / Öykü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/konteyner/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/konteyner/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 08 Mar 2018 05:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13446</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sevgili! Pencerenin önündeyim. Onu bekliyorum… Gelmek üzere, eli kulağında! Yoldadır şimdi; biliyorum. Pencerenin diğer tarafında yağmur var. Hafiften ama iri taneli yağıyor. Gökyüzü, sabah olmasına rağmen olabildiğince karanlık… Yağmur taneleri cama her vurduğunda içim ürperiyor, korkuyorum. İnsanın yüzüne vurduğunda ne kadar acıtır kim bilir… Sonbaharın yerini kışa terk etmeye hazırlandığı bu günlerde havanın birden bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konteyner/">Konteyner / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili!</p>
<p>Pencerenin önündeyim. Onu bekliyorum… Gelmek üzere, eli kulağında! Yoldadır şimdi; biliyorum.<br />
Pencerenin diğer tarafında yağmur var. Hafiften ama iri taneli yağıyor. Gökyüzü, sabah olmasına rağmen olabildiğince karanlık… Yağmur taneleri cama her vurduğunda içim ürperiyor, korkuyorum. İnsanın yüzüne vurduğunda ne kadar acıtır kim bilir… Sonbaharın yerini kışa terk etmeye hazırlandığı bu günlerde havanın birden bu kadar acımasızca soğuması haksızlık ama…<br />
Penceremin önündeki ağacın kalan son yaprakları da birer birer yere doğru süzülüyor. Yağmur da yardım ediyor sararmış yaprakların yere düşüşüne. Ama kuşlar korunmasız kaldı şimdi. Nasıl da titreyecekler yapraklar olmadan… Düşüncesi bile içimi acıtıyor.<br />
Gelmedi henüz…<br />
Hiç bu saate kalmamıştı şimdiye kadar. Koşarcasına gelirdi her seferinde… Başına bir şey mi geldi yoksa? Yok, yok! Kötü düşünmemeliyim. Gelecek… Bu hafta da gelecek, haftaya da gelecek, bir sonraki haftaya da…<br />
Gelecek… Beklemeliyim. Başka çarem de yok ki zaten…<br />
Hafiften buğulanmaya başlayan camı siliyorum sürekli; geldiğini görememekten korkuyorum. Korkudan titriyorum. Bir gözüm sürekli onu arıyor; gelse de bir rahatlasam, derin bir ‘oh!’ çeksem. Bir gözüm de çöp konteynerinde.<br />
Çöp konteynerinin yanında duruyor emanet poşeti. Bir an önce, bir başkası fark etmeden gelmeli ve almalı onu. Yoksa tüm çabalarım boşa gidecek.<br />
<a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg"><img class=" wp-image-13539 alignright" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?resize=434%2C244" alt="" width="434" height="244" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?w=590&amp;ssl=1 590w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/03/55eaf358f018fbb8f8a13074.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 434px) 100vw, 434px" data-recalc-dims="1" /></a>Sen henüz görmedin onu… Altmışlı yaşlarının sonlarında… Ufacık tefecik bir kadıncağız! Beli hem yaşlılıktan, hem de yaşadıklarından bükülmüş. Hafif de kamburlaşmış anlayacağın. Baston niyetine kullandığı boyu kadar bir sopa yardımıyla zorla yürüyor. Bir görsen; nasıl da küçük adımları var, acırsın…<br />
Kolay değil tabi. Hiç böyle bir son ister mi insan? Elbette o da istememiştir ama yaşamın kime nasıl bir rol biçtiğini bilemezsin ki. O da sonuna yaklaştığı yaşamının bu şekilde olmasını elbette istememiş olmalı.<br />
Yıllar önce kaybetmiş kocasını; çok yıllardır bir başınaymış. Rahmetle anarmış hep kocasını. Görücü usulü evlenmişler. Başlarda sevmezmiş ama zaman geçtikçe anlamış iyi adam olduğunu. Sonradan sevmiş, bağlanmış, vazgeçememiş. En çok da gülüşünü sevmiş onun; gözlerinin içine dek yansıyan gülüşünü… Şimdi o olsa böyle mi olurmuş diye söylendiğini duymuştum. O olsaymış eskisi gibi kraliçeler gibi yaşarmış şimdi…<br />
Torunlarıyla birlikte yaşamaya çalışıyor bir bilsen. Allahtan evleri kira değilmiş. Yoksa neye yeter üç kuruşluk dul maaşı. Torunlar okula gidiyor, bir sürü de masrafları var tabi. Nihayetinde çocuk bunlar; canları çeker, arkadaşlarına öykünürler. Bilmezler ki varı, yoğu…<br />
Babaları intihar etmiş söylediğine göre. Bir sabah herkes uyurken evde, çekmiş silahı sıkmış kafasına… Yankılanmış kurşun sesiyle sabahın kör karanlığı… Zaten son günlerinde sürekli bunalım içerisindeymiş. Boş vermiş her şeyi. Sürekli çocuklarına sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlarmış üstelik. Ama kimse tahmin etmemiş intihar edeceğini.<br />
Nasıl bir şeydir bu intihar etmek sevgili? İnsan hiç kendi yaşamına kendi eliyle son verir mi? Oysa yaşamak bu kadar güzel ve değerliyken hem de… Elbette her istediği olmaz ki insanın. Ama hayat acısıyla tatlısıyla bir bütün değil mi? Acı çekmek bile bir neden olmalı bazen yaşamak için… Hem, hem mutluluğa giden yolda acının taşları döşeli değil mi? Neden insanlar kolaycılığı seçiyorlar, neden kendi hayatlarına son veriyorlar? Ben her şeyi anlıyorum da, sorumluluğunu üstlendiğin kişiler ne olacak peki sen ölünce? Ölünce ölmüş olmuyorsun ki… İntihar eden kendini mi cezalandırıyor yoksa arkasında kalanları mı? Yoksa ben mi yanlış biliyorum her şeyi?<br />
Çocukları yaşlı bir kadına bırakıp gitmeyi kurtuluş sanmış kendince. Hiç bunları akıl bile edememiştir intihar ederken. Yoksa etmezdi ki. Sağlıklı düşünebilseydi zaten intihar etmezdi… Neymiş efendim; gururmuş… Gururuna yedirememiş karısının bir başkasıyla kaçmasını.<br />
Gitsin diyemedin mi ardından, giderse gitsin be! Ben olsam, beni istemeyeni zaten ben hiç istemem. Hatta tutar kolundan kapının önüne bırakırım öylece. Yok öyle, dört sabiyi ortalarda bırakıp kaçmak.<br />
İşte böyle sevgili! Oğlunun ölümüne kocasının ölümünden çok yıkılmış bizim teyze. Ne de olsa canından can. Hiç olmazsa dayanacak gücü varmış kocası öldüğü zamanlar. Şimdikinden on beş sene daha genç yani. Kendisine de bir güvenirmiş ki sorma gitsin. Ama şimdi öyle mi? Gözleri görmez, eli titrer, bastonsuz yürüyemez. Kolay mı üstüne üstlük bir de dört yetime bakmak. Kendisine bile bakacak hali yokken üstelik. Şimdi el üstünde olması gerekirdi; oğlunun evinde bir köşeye oturup hizmet edilmek isterdi eminim. Oğlunun ölümünden sonra hayat mücadelesi bir kez daha başlamış yaşlı kadın için. Ama şimdi şartlar o günlere göre çok çok ağır…<br />
Bu yüzden galiba, oğlunu hiç affetmiyor. Öbür tarafta iki eli yakasında olacakmış. Bir başkasını bulur evlendirirdi belki kendi elceğiziyle… Olmamış. Kaçıp gitmiş öbür tarafa. Bu yüzden hakkını bir türlü helal etmiyor…<br />
Sevgili!<br />
Hâlâ gelmedi biliyor musun? Pencerenin önünden ayrılamıyorum. Poşeti başkaları alacak diye korkuyorum. Birazcık kahvaltılık, birazcık da çocukların kırtasiye ihtiyaçlarını kim ne yapar ki? Yok başkasının almasına üzülmem elbette. Ama geldiğinde poşeti her zamanki yerinde göremezse umutları yıkılır da bir kez daha gelmez diye korkarım. Asıl korkum bu benim.<br />
O ilk karşılaştığımızda, hani anlatmıştım ya sana! O gece uyuyamamıştım hani. Çöp konteynerinin başında görmüştüm ilk. Bir şeyler arıyor gibiydi o zaman. Yanına koşup da seslendiğimde, öyle sert bakmıştı ki bana, günlerce unutamamıştım o bakışları. Sanki tüm insanlara duyduğu nefretini benden çıkartırmış gibiydi. Git işine der gibiydi. Boyu konteynerin içini görmeye yetmiyor, ayak parmakları ucunda yükselmeye çalışıyor ama titriyordu.<br />
Artık yiyecek arıyormuş çöp konteynerleri içerisinde. Duyardım böyle insanlar olduğunu ama hiç görmemiştim. Titreyen dudaklarımdan dökülen yardım etme isteğime değil, gözümdeki bakışlara yenik düşmüş sonradan öğrendim. Çözülüvermişti o gün. Upuzun hayatını, kısacık anlatıvermişti bir solukta. Birilerine sığınma, birileriyle dertleşme ihtiyacı duyuyordu, bu belliydi. Ve beni seçmişti…<br />
Hiçbir şey değil de; en çok çocuk bezleri ile ekmeklerin aynı poşette çöpe atılmasına içerliyordu her sözünün sonunda. Ekmeğin nimet olduğunu, daha saygılı davranılmasını ve hatta çöpe atılmamasını istiyordu. Hele de çocuk bezleriyle birlikte… Aynı poşete koymasınlar diyordu çocuk bezi ile ekmeği… Aynı poşete koymasınlar…<br />
O an karar verdim bu kadına elimden geldiğince yardım etmeye. Zor ikna ettim. Haftada bir gün, sadece bir gün penceremden görebileceğim bir yere bir poşet kahvaltılık koymaya başladım. Her hafta erkencecikten gelir, kimse görmeden o poşeti oradan alır ve doğru evinin yolunu tutardı. Sanki alışverişten dönüyormuş gibi bir de fiyakalı yürürdü ki sorma gitsin…<br />
Pencereden onu izlediğimi bilirdi sevgili!<br />
Her poşeti aldığında bana bakar ve başıyla hafifçe selamlardı. Zamanla benim bu olaydan ne kadar mutlu olduğumu, huzur bulduğumu anlar olmuştu. Konuşmadan anlaşıyorduk işte. Geçen hafta emanetini almaya geldiğinde cebinden çıkardığı küçük bir kağıdı bir taş parçasının altına koydu. Gözlerimin yerinden fırlayacağını sandım. Sanki parasını ödüyor gibiydi. Başıyla da yaptığı işaretlerle kağıdı görüp görmediğimi anlamaya çalışıyordu. Hemen koştum peşinden. Yetişemedim; gitmişti… Ama kağıt yerinde duruyordu. Aceleyle yazılmış bir defter yaprağı bırakmış taşın altına. Birkaç kırtasiye malzemesi yazılmış kağıda. Bildiğin türden; sıradan kırtasiye malzemeleri… Listenin en altına kırmızı kalemle bir kelime daha yazmış. Başına da kocaman bir yıldız kondurmuş. Dikkat etmemi istiyordu anlaşılan. Sucuk yazmış kırmızı kalemle; sucuk… Çocukların canı çekmiş besbelli… Ne zor yazmıştır bunu oysa… Yutkunamamıştım. Kimileri için çok sıradan bir şeydi sucuk belki ama bizimkiler için öyle mi… Bir hafta daha bekleyecekler altı üstü ve sonrasında… Aklıma geldikçe içim acıyor. Ama bir o kadar da mutlu oldum o an! Bu küçücük not, beni artık bir dost olarak kabul ettiğinin bir işaretiydi. Onun yüreğinde benim de yerim vardı…<br />
Bu kadın hayatıma girdiğinden beri ne çok duygu karmaşası yaşadım sevgili, bir bilsen!<br />
Acısını acım yaptım, acısına ortak oldum, acısını mutluluğa çevirmeye çalıştım. Hem üzüldüm, hem mutlu oldum. Karmaşık duygular arasında gidip geldim sürekli. Çaresizlik içerisinde kıvranan yaşlı bir kadın ve onun yaşatmaya çalıştığı dört tane yetim… Nasıl bir yaşam mücadelesidir bu bir türlü anlayamadığım… Kadının yerine kendimi koyduğum çok oldu ama ben bu kadarını yapabilir miydim bilemiyorum. Yetmeyecek derecede bir maaş ve ihtiyaçları sürekli artan dört çocuk. Tanrım! Böyle bir hayat da oluyormuş demek ki.<br />
Hep kendime şu soruyu sordum. Ya ben de olmasaydım? Yaşamlarını birazcık da olsa kolaylaştırabilmiş miydim acaba? Belki bir başkası fark ederdi de yardım ederdi. Sonra; benden önce de zaten yaşamıyorlar mıydı deyip kendimi avutuyorum. Geçici huzur buluyorum, yüreğim soğuyor…<br />
Geldi sevgili!<br />
Evet geldi! Sokağın ucunda göründü. Biraz telaşlı ama! Yetişmeye çalışır bir hali var. Gecikmiş olduğundan korkuyor. Hareketlerinden bunu anlıyorum. Hemen pencereyi açıp el sallamak istiyorum. İçim içime sığmıyor, haykırmak istiyorum. Hiç birini yapamıyorum, sadece hadi teyze diyorum içimden, hadi teyze çabuk ol!<br />
Geldi, poşeti her zamanki asılı olduğu yerden aldı, içine dikkatle baktı. Sonra sucuğu çıkardı içinden ve bana doğru salladı.<br />
Kurulu bir zembereğin boşaldığı gibi boşaldım birden. Soluk alışlarım sıklaştı ve ağlamaya başladım. Yıllardır bu kadar keyifli ağladığımı hatırlamıyorum be sevgili! Mutluluğu tüm zerrelerimde nasıl da hissediyorum bir bilsen&#8230;<br />
Güle güle teyze! diyebildim içimden; güle güle git ve sağlıcakla kal! Haftaya görüşürüz…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/konteyner/">Konteyner / Öykü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/konteyner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13446</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 17 Feb 2018 08:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13311</guid>
				<description><![CDATA[<p>AYRILIK… “Üç ayı iki gün geçti!” dedi ve yutkundu… “Buraya gömülmeyi vasiyet etmişti&#8230; Senin köyüne… Nasılsa bir gün buraya döneceğini biliyordu, sana yakın olmak istedi…” Arkadaşının kendisini duyup duymadığını bilemiyordu. Ellerini göbeğinin altına bağladı, başını yana eğdi… Uzun uzun taze mezarı seyretti… “Hece taşındaki mavi yazma sürekli yenileniyor biliyor musun? Asla solmasına izin vermiyorlar!” Bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>AYRILIK…</p>
<p>“Üç ayı iki gün geçti!” dedi ve yutkundu…</p>
<p>“Buraya gömülmeyi vasiyet etmişti&#8230; Senin köyüne… Nasılsa bir gün buraya döneceğini biliyordu, sana yakın olmak istedi…”</p>
<p>Arkadaşının kendisini duyup duymadığını bilemiyordu. Ellerini göbeğinin altına bağladı, başını yana eğdi…</p>
<p>Uzun uzun taze mezarı seyretti…</p>
<p>“Hece taşındaki mavi yazma sürekli yenileniyor biliyor musun? Asla solmasına izin vermiyorlar!”</p>
<p>Bir tepki bekledi arkadaşından. Devam etti…</p>
<p>“Mavi yazmayı muradına eremeyenler takar bilirsin… O da bu dünyada muradına eremedi…”</p>
<p>Dizlerinin üzerine çökmüş, iradesizce toprağı eşeleyen arkadaşının birkaç adım arkasında ayakta duruyordu.</p>
<p>Son kez küçük bir meyhanede görüşmüşlerdi. Nedensiz ayrılığı sorgulamışlardı o gün… Oysa ne çok şey vardı söylenmesi gereken, oysa ne çok şeyi söyleyememiş, bu güne bırakmıştı istemeden&#8230;</p>
<p>O günden beri ondan hiçbir haber alamamışlardı.</p>
<p>Belli ki küsmüştü bu şehre! O’na bu kadar yakınken bu kadar uzak olmayı içine sindirememişti besbelli. Hiç kimseye hiç bir şey demeden, terk etmişti bu şehri, O’nu ve her şeyi…</p>
<p>Kim bilir ne kadar uzaktı gittiği yer, kim bilir ne kadar dayanılmaz…</p>
<p>Derin bir nefes aldı ve</p>
<p>“Hani senin o çok sevdiğin kırmızı çiçekli elbisesi vardı ya! Son nefesini o elbisenin içinde verdi.”</p>
<p>“…”</p>
<p>İstem dışı boşalıveren gözyaşlarını elinin tersiyle sildi.</p>
<p>“Doktorlar ancak bir &#8211; iki saat daha yaşar dediklerinde giydirdiler o elbiseyi. Vasiyetiydi biliyor musun? Koynuna da senin ve oğlunun resmini koydular.”</p>
<p>Günah çıkartıyordu sanki! Arkadaşına son görüşmelerinde anlatamadığı her şeyi sırayla, yaşarcasına anlatıyordu. Sanki kendi payına düşen günah çıkartmayı yaşıyordu.</p>
<p>“İnsan nasıl son nefesini verirse o şekilde diğer tarafta yaşarmış diye inanıyordu. Diğer tarafta senin karşına o elbiseyle çıkacağına inanıyordu.”</p>
<p>İçinden; “inşallah inandığı gerçekleşir!” diye geçirdi. O kadar içten bir temenniydi ki bu; içi titredi, nefes alması sıklaşmaya başladı. Söyleyecekleri henüz bitmemişti. Bu yüzden; ayakta durmaya çalışıyor, direniyordu…</p>
<p>”Son nefesinde o kadar mutluymuş ki!”</p>
<p>Artık zamanı gelmişti. Asıl söylemesi gerekenlere tepkisinden çekiniyordu oysa! Ama! Aması yok, belki de her şeyi bilmesi gereken tek kişi şu an dizlerinin üzerinde, küçücük, zavallı bir haldeydi, çaresizdi…</p>
<p>“Hep sevgisini sorguladın, hep neden gittiğine kızdın. Hastaydı be! Sana belli etmeden tedavi oluyordu… Ama olmadı işte! Tedavisinden sonuç alamadı.”</p>
<p>Arkadaşının irkildiğini gördü. Rahatladı. Korktuğu gibi bir tepki değildi bu.</p>
<p>“Doktorlar umut kestiğinde sadece sekiz aylık bir ömrü kalmıştı. İşte o an senden kopmayı seçti. Olur ya! Belki O’ndan nefret eder de bir başkasında aradığın mutluluğu bulursun istedi.”</p>
<p>Dizlerinin üzerinde kaskatı kesilmiş arkadaşına doğru bir adım attı. Arkadaşı hiçbir tepki vermiyordu.</p>
<p>“Hiçbir şey beceremezsen… O’nu hep son gördüğün haliyle, gülüşleriyle hatırlarsın istedi… İşte bu kadar çok seviyordu seni…”</p>
<p>Arkadaşının derin derin soluduğunu fark etti. Devam edip etmemekte tereddüt geçirdi. Olsun! Devam etmeliydi. Her şey bu güne kadar içinde sıkışıp kalmıştı çünkü.</p>
<p>“Mezar daha yeni! Birkaç ay sonra yaptırılacak.” dedi, “Hani şu dağlara taşlara sevdiğinin ismini kazıyanlar var ya! Onların sevdalarının ne kadar sıradan olduğunu herkes görecek.”</p>
<p>Bir kez daha derin nefes aldı… İçi sıkıştı, devam etti;</p>
<p>“Mezar taşına; ‘Burada koca yürekli adamın mavi yürekli kadını yatıyor’ yazılacak. Bir vasiyeti de buydu!”</p>
<p>Yorulmuştu. Kendisini gereğinden fazla sıkmıştı, titremeye başladı. Sesi titriyordu;</p>
<p>“Oğlunu sana emanet etti. O’nu ne kadar çok sahiplendiğini biliyordu. O’na kendi oğlunmuş gibi sahip çıkacağını çok iyi biliyordu. Belki de seni bundan sonra yaşama tutunduracak tek şey O’nun oğludur ne dersin?”</p>
<p>“…”</p>
<p>“Bak gördün mü? Yine arkasından gitmene izin vermedi. Oğlunu sana bıraktı, tıpkı doyasıya yaşayamadığı sevdasını bıraktığı gibi…”</p>
<p>“…”</p>
<p>Başını iki yana sallayarak fısıldadı;</p>
<p>“Ne çok sevmiş seni…”</p>
<p>Arkadaşının omzunu tuttu; “Hadi gidelim!” diyebildi…</p>
<p>Arkadaşı sert bir darbeyle omzundaki elden kurtuldu. Uzun süredir devam eden sessiz hıçkırıkları kesilmiş, bağıra çağıra ağlıyordu. Dayanma gücü kalmamıştı, mezarın üzerine kapandı…</p>
<p>“Tanrım! Nasıl bir acı bu?” diyebildi içinden, “Nasıl dayanacak, ne kadar dayanacak?” diye düşündü.</p>
<p>Arkadaşının şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yanında olması gerektiğini aklından geçiyordu. Böylesi büyük bir sevdanın tam ortasında kalmış olması bile kendisini bu kadar yıpratmışken, arkadaşının nasıl dayanabileceğini düşünemiyordu. Bildiği tek şey; arkadaşının yanında olması gerektiğiydi.</p>
<p>Doyasıya yaşanan bir sevda, yine doyasıya yaşanan bir acıyla son bulacaktı. Yüreğinde hep o sevdayı taşıyarak…</p>
<p>Birkaç adım geriye gitti. Arkadaşının ağlaması dayanılacak gibi değildi. Yaşananları, yaşanamamışlıkları ve yaşanacakları düşündükçe gözlerini özgür bırakmayı seçti. Sessizce ağlamaya başladı.</p>
<p>Arkadaşına baktı, söylendi; “Hadi be oğlum! Dön artık şu hayata! Hadi be dostum, hadi be arkadaşım! Başarabilirsin, biliyorum…”</p>
<p>Bir süre daha bekledi;</p>
<p>“Hadi gidelim!” dedi, “Oğlunuzun sana ihtiyacı var! Bekletmeyelim…”</p>
<p>İrkildi, mezarın üzerinden kalktı. Arkadaşına doğru baktı ve olur anlamında başını bir kez salladı…</p>
<p>Dizleri titriyordu… Güçlükle ayağa kalktı, arkadaşının koluna girdi.</p>
<p>İlk kez konuştu;</p>
<p>“Her gün geleceğim yanına! Bilirim sıkılır yalnızlıktan… Sohbet edeceğim onunla! Kim bilir üşür belki, üşümesine izin vermeyeceğim… En çok ayakları üşürdü. Sımsıkı sarıldım mı mezarına; üşümez, üşütmem ben onu, üşümesine izin vermem… Her gece de selamlayacağım mavi yüreklimi, sevdiğimi her gece haykıracağım… Her gece yıldızlara el sallayacağım… Oğlumuzla birlikte&#8230;”</p>
<p>Arkadaşının elini tuttu, sıktı…</p>
<p>“Hadi gidelim!” dedi…</p>
<p>Yürüdüler, kol kola mezarlığın kapısına geldiler…</p>
<p>Durdu, geri döndü ve</p>
<p>“Yarın görüşürüz mavi yüreklim!” dedi, “Ben gelene kadar kendine iyi bak!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / AYRILIK&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme-ayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13311</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ozlem/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ozlem/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 16 Feb 2018 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13300</guid>
				<description><![CDATA[<p>ÖZLEM&#8230; İçkisinden bir yudum daha aldı; başını öne eğdi. Acısı yüzünden okunsun istemiyordu; yüzünü gizlemeyi seçti. Birden için için ağlamaya başladı. Bunu son zamanlarda hep yapıyordu. Burun delikleri hızlı hızlı şişmeye başladı. Sonra gözlerini çevirdi ve “Beni sevseydi gitmezdi değil mi abi?” diyebildi. “&#8230;” “Yok! Sevseydi gitmezdi, sevseydi bu kadar acı çekmeme izin vermezdi…” Başını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozlem/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>ÖZLEM&#8230;</p>
<p>İçkisinden bir yudum daha aldı; başını öne eğdi. Acısı yüzünden okunsun istemiyordu; yüzünü gizlemeyi seçti. Birden için için ağlamaya başladı. Bunu son zamanlarda hep yapıyordu. Burun delikleri hızlı hızlı şişmeye başladı. Sonra gözlerini çevirdi ve<br />
“Beni sevseydi gitmezdi değil mi abi?” diyebildi.<br />
“&#8230;”<br />
“Yok! Sevseydi gitmezdi, sevseydi bu kadar acı çekmeme izin vermezdi…”<br />
Başını kaldırdı ve gözlerini arkadaşına dikti; fısıldarcasına konuştu:<br />
“Seven, sevdiğinin acı çekmesine hiç izin verir mi?”<br />
Sonra sustu. Belli ki acısı en ağır adımlarıyla yüreğinde geziniyordu. Başını iki yana salladı;<br />
“İçim çok acıyor!”<br />
Acısı yüzüne vurmuştu, devam etti…<br />
“Madem gidecekti, neden hayatıma girdi, neden kendini çok sevdirdi?”<br />
“…”<br />
“Hem bu kadar çok sevmişken!”<br />
Söyleyecek bir söz bulamıyordu arkadaşı. Ne söylese ikna olmayacaktı ki; bu belliydi… Sessizliği seçti…<br />
“Abi! Ben hata yapmadım değil mi? Üzülmesine izin vermedim, acı çekmesine izin vermedim, hep yanında oldum.”<br />
Yavaşça başını salladı arkadaşı, onaylıyordu. Söylemek istediklerini bir türlü toparlayamıyor, söylemek istedikleri boğazında düğümleniyordu.<br />
Terk edilmiş olmanın acısını hangi sözcük soğutabilirdi ki yürekte? Bilemiyordu…<br />
Arkadaşının acısını doyasıya yaşamasına izin veriyordu sadece.<br />
Kim bilir belki biraz rahatlar…<br />
“Sesini duymasam, yüzünü görmesem işim rast gitmeyecekmiş gibi gelirdi hep. Her sabah bir ‘Günaydın’ına muhtaç hissederdim kendimi. Bunu biliyordu…”<br />
Sonra sitem edercesine sözlerine devam etti…<br />
“Seviyorum diye aldatmış yıllardır; yazık!”<br />
“Anlıyorum!” dedi arkadaşı, “Ama ne olur anla artık, seni o kadar çok seviyordu ki, sadece seni çok sevdiği için gitmesi gerekiyordu. Sevgisinde de asla yalanı olmadı!”<br />
Arkadaşının bu sözleri üzerine şaşırdı. Durdu, duyduğu sözleri mırıldanırcasına tekrarladı:<br />
“Çok sevdiği için gitti demek!”<br />
Acı bir tebessümle arkadaşına baktı, sanki sözlerinin ne demek olduğunu ister gibiydi bakışları.<br />
“Ne demek çok sevdiği için gitmek? Ne yaptım ben O’na?”<br />
“Sen de o da üzerinize düşeni yaptınız. Birbirinizi çok sevdiniz. Bir sevda bu kadar büyük bir sevgiyi ancak masallarda görür!”<br />
Sonra başını öne eğdi arkadaşı… Söyleyemediklerini düşündü. Arkadaşının omzuna elini koydu ve<br />
“Anla artık! Gitmesi gerekiyordu…”<br />
“Hem çok seviyordu diyorsun hem gitmesi gerekiyordu… Nasıl oluyor bu iş abi? Ne diyorsun sen?”<br />
“Bak! Bir kez daha söylemeyeceğim… Gitmesi gerekiyordu ve gitti… Kalsaydı çok acı çekecektiniz. O bunu anladığı zaman gitmeyi seçti. Eğer O’nu çok seviyorsan, sadece O’nun kararına saygı göster.”<br />
Birasından bir yudum aldı. Biraz rahatlamıştı. Arkadaşının gözlerinin içine bakarak kararlı bir şekilde konuştu:<br />
“Nereye giderse gitsin, nerede olursa olsun; sadece ama sadece seni sevecek ve sana olan sevgisini ölünceye dek yüreğinde taşıyacak. Ama bir kez daha dönmesini asla aklının ucundan bile geçirme.”<br />
“Anlamıyorum söylediklerini. Nasıl böyle bir şey söyleyebiliyorsun? Her sözün bilmece gibi!”<br />
“Ben söyleyeceğimi söyledim. Gitmem gerekiyor. Sen de kalk artık. Evine git, bir duş al ve yat uyu!”<br />
Garsona seslendi, hesabı istedi.<br />
“Bugün benden olsun! İtiraz istemem…”<br />
Hesabı ödedi, telefonunu aldı, iki eliyle arkadaşının elini tuttu:<br />
“Yeter artık, kendini mahvedeceksin!”<br />
Arkadaşının ağlamaktan kızarmış gözlerine baktı ve<br />
“Kendine iyi bak!” diyebildi.<br />
Masadan kalktı, bir iki adım atmıştı ki durdu…<br />
Sonra yavaşça döndü, arkadaşına doğru eğildi,<br />
“Giderken sana söylememi istediği bir şey vardı; unuttum! Dedi ki; eğer beni çok özlerse, sadece yıldızlara baksın… Ben öyle yapacağım!”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ozlem/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / ÖZLEM&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ozlem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13300</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 15 Feb 2018 07:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hayrettin Dinç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=13305</guid>
				<description><![CDATA[<p>HÜZÜN&#8230; Kapı çalıyor! Sen mi geldin? … Değilmişsin… Her kapı çaldığında aynı duygu ve hevesle koşuyorum biliyor musun? Sanki kapının öte tarafında sen bekliyormuşsun gibi. Yok, yok! Seni asla bekletmem orada. Kendince aç kapıyı gir içeri. Gümbür gümbür hem de… Duysun dünya âlem, duysun yüreğim senin geldiğini. “Evinin kadını, başının tacı, gönlünün sultanı geldi!” desinler, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>HÜZÜN&#8230;</p>
<p>Kapı çalıyor! Sen mi geldin? … Değilmişsin… Her kapı çaldığında aynı duygu ve hevesle koşuyorum biliyor musun? Sanki kapının öte tarafında sen bekliyormuşsun gibi. Yok, yok! Seni asla bekletmem orada. Kendince aç kapıyı gir içeri. Gümbür gümbür hem de… Duysun dünya âlem, duysun yüreğim senin geldiğini. “Evinin kadını, başının tacı, gönlünün sultanı geldi!” desinler, O artık mutlu, hüzün dışarı. İşte böyle bekliyorum ben. Her nefes alışımda içime çekiyorum seni. Hani bilirsin; her yeni başlangıçta besmele çeker ya insanlar! Ben senin adını anıyorum her seferinde. Her nefes alışımda içimde saklıyor, bir kez daha adını anacağım geliyor aklıma ve bir nefes daha çekiyorum içeri. Hep sen kokuyorsun. Bir gün “Seni sevgimle çıldırtacağım!” demiştim hatırlarsın. “Ölmeye yatacaksın, yaşamaya mecbur edeceğim!” demiştim. Şimdi ben ölüyorum be sevgili! Geri dönüşsüz bir ölmek olacak benimki. Hani hep derdin ya; “Ölürsen ben de ölürüm!” Ölmeyeceksin be can! Ölmeyeceksin benim ‘mavi yüreklim!’ Sen ölürsen sevgim hangi yürekte yaşayacak son nefesine dek? Yok! Sen ölme. Beni bir kez daha öldürme. Hüzün var içimde; sıkan, sımsıkı sarmalayan, nefes aldırmayan… Sen yoksun; ben sensizim, ben sessiz… Ağlamak geliyor içimden sürekli. Ağlayamıyorum, utanıyorum, çaresizim. Ağlıyorum yine, sessiz… Hayat ne kadar anlamsızmış sen olmayınca be gülüm. Sesini duyamamak, yüzünü görememek, yanında olamamak ne acı. Sen hiç sensiz kalmadın ki… “Bir kez daha dünyaya gelsem, aynı şiddetle severim!” derdim sana hatırlıyor musun? Yanılmışım. “Bir kez daha gelsem şu dünyaya, daha çok şiddetle severim seni!” yeminim olsun. Bu kadar çok yakınındayken, bu kadar uzağına düşmek… İşte hüzün bu be gülüm! Hüzün tarifsiz… Telefonum çalıyor. Arayan sensin değil mi? &#8230;&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/">Hüzün- Özlem- Ayrılık (ÜÇLEME) / HÜZÜN&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzun-ozlem-ayrilik-ucleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13305</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
