<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Figen Güntürk &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/figengunturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 22:48:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Narkissos’un Kibri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 29 Jun 2018 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=15102</guid>
				<description><![CDATA[<p>Batı felsefesi tarihinde çıkılacak her düşünce yolculuğunun ilk durağı, İlkçağ Yunan felsefesidir. Doğayı tanımaya tutkun düşünürlerin gözlem yoluyla elde ettikleri bilgilerin günümüze fragmanlar halinde aktarılmasıyla elde edilmiştir bu çağın felsefesi. Sonradan Yunan felsefesinin klasik filozoflarınca çözümlenmeye, ardından geç ve modern dönemlerin filologları ile yorumcuları tarafından da olabildiğince sistematik hale getirilmeye çalışılmıştır, ama ne olursa olsun [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/">Narkissos’un Kibri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Batı felsefesi tarihinde çıkılacak her düşünce yolculuğunun ilk durağı, İlkçağ Yunan felsefesidir. Doğayı tanımaya tutkun düşünürlerin gözlem yoluyla elde ettikleri bilgilerin günümüze fragmanlar halinde aktarılmasıyla elde edilmiştir bu çağın felsefesi. Sonradan Yunan felsefesinin klasik filozoflarınca çözümlenmeye, ardından geç ve modern dönemlerin filologları ile yorumcuları tarafından da olabildiğince sistematik hale getirilmeye çalışılmıştır, ama ne olursa olsun bir ucu yanıktır bu bilgilerin, eksiktir, kopuktur ve işin içine baştan itibaren yorum katılmıştır. Bu yüzden bu dönemin düşünce dünyasında gezinmek, filozofların cilt cilt eserlerinden daha rahat öğrenme imkânı bulduğumuz sonraki felsefe dönemlerinde gezinmeye benzemez; konuya daha farklı bir gözle ve teknikle yaklaşılmasını gerektirir.</p>
<figure id="attachment_15105" aria-describedby="caption-attachment-15105" style="width: 580px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg"><img class="size-full wp-image-15105" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?resize=580%2C304" alt="" width="580" height="304" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?w=580&amp;ssl=1 580w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?resize=300%2C157&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/1.jpg?resize=351%2C185&amp;ssl=1 351w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-15105" class="wp-caption-text">Narkissos’un Kibri</figcaption></figure>
<p>Psikoloji terimleri olmalarına rağmen <strong>narsisizm</strong> ve narsist kavramları, çoktan günlük hayatımızda sağlam bir  yer edindi. Bu iki kavramın kökenine baktığımızda, adlarını Yunan mitolojisindeki <strong>Narkissos </strong><strong>hikayesi</strong>nden aldıklarını görürüz. Narkissos kimdir? Narkissos hikayesinin/mitinin hala canlılığını korumasının nedenleri nelerdir? Narkissos’un gördüğü şey  kimdir veya nedir? İşte Narkissos’un hikayesi…</p>
<p>Narkissos hikayesinde üç baş karakter vardır denilebilir: Narkissos, Ekho ve cezalandırıcı tanrılar. Narkissos nehir tanrısı ile su perisinin oğludur. Narkissos’a kendisine hiç bakmaması halinde uzun bir hayat süreceği söylenir. Ekho ise dedikodu yaptığı için cezalandırılmış ve bir daha asla kendi adına konuşamayacak bir su perisidir. Tanrılar reddedilemez ve karşı konulamaz güce sahiptirler, toplumsal ve kültürel öğeler gibi…Hikaye şöyle: Ekho, ergenlik dönemindeki Narkissos’a aşık olur. Narkissos, Ekho’nun aşkını reddeder.  Tanrılar, Ekho’nun aşkına cevap vermediği için Narkissos’u cezalandırırlar. Böylece cezalandırılan sayısı iki olur. Narkissos cezası sonucu su içmek için gittiği gölette kendi görüntüsünü görür.<a href="http://www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg">.<img class="size-full wp-image-15107 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg?resize=320%2C182" alt="" width="320" height="182" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg?w=320&amp;ssl=1 320w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/99.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" data-recalc-dims="1" /></a>Berrak bir pınarın sularına yansıyan hayalini gördüğünde aklı başından giden Narkissos ne kadar haklıdır kendine aşık olmakta. Ama onun öyküsünde de insanken insan olmanın anlamını bilmezlik söz konusudur. Oysa daha doğduğu anda kusursuz bir güzelliğe sahiptir Narkissos. Bir biliciye sorar anası, olgunluk yaşlarını görebilecek mi diye; bilicinin yanıtı kısa ve çarpıcıdır: “Eğer kendini hiç tanımazsa” Boşa konuştuğu sanılır bilicinin yıllar yılı. Ama umulmadık bir olay biliciyi haklı çıkarır: Narkissos 16 yaşına geldiğinde, genç bir adam oluverir. Birçok genç kızı kendisine âşık eder. Bir gün bir genç kızın ahını alır ve kız tanrılara şöyle yakarır: “Öyle âşık ol ki bir gün, âşık olduğunu asla elde edeme.” Ama Narkissos o kadar kibirlidir ki, hiçbir genç kızı gözü görmez; hatta kendini bile. Bir gün bir sesin peşine takılır, ormanın derinlerine sürüklenir. Gümüş gibi ışıl ışıl dupduru bir pınar çıkar karşısına. Kıyısına uzanır yavaşça, eğilir suya ve o anda gördüğü güzellik karşısında dili tutulur. Bir süre sessiz kalıp sadece bu yansıyı seyreder şaşkınlıkla. Yansı da konuşmadan aynı ifadeyle ona bakar. Biraz daha eğilir, gözlerine bakar, sonra lüle lüle saçlarına, yumuşacık yanaklarına, mermer beyazı boynuna. Ümitsizce o hayali ister; istediği kendisidir. O hayali över; övdüğü kendisidir. O hayali ararken, kendisini arar. Öpmeye kalkar sonra, ama o hayal bu kez su olur dudaklarından akar; ellerini uzatıp yakalamak ister, yalnızca hayalin boynuna değebilir. Gördüğünü, tanımaz, bilmez. Ama gördüğü neyse, onun için yanıp tutuşur. Şöyle der Ovidius: “ Ah budala çocuk! Aradığın şey hiçbir yerde; dönsene kendine, dön bak; hayran olduğun şey, orada olmayacak ki döndüğünde! Baktığın şey sadece bir hayal, yansıyan bedeninden bir gölge; kendi bedeni yok ki onun. Seninle gelir, seninle kalır, seninle gider, tabii sen gidebilirsen. Ama nafile, ayıramaz gözlerini o boş, o bedensiz hayalden; gözleri erir gibi akar o görüntüye. Söyleyin ey ormanlar, der, benim kadar sevdi mi hiç kimse burada böyle; yüzyıllardır buradasınız söylesenize! Büyülendim bu biçime, işte görüyorum, ama beni büyüleyeni göremiyorum ve bulamıyorum. Bütün genç kızların âşık olduğu ben, şu sudaki çocuk gibi hiç ışık saçmıyorum. Hiç bu kadar dostça bakmadım. Güldüm mü gülüyor; gözlerimden yaş süzüldüğünde onun da yanaklarından damla damla akıyor yaşlar. Konuşunca dudaklarını kıpırdatıyor, ama hiç sesi gelmiyor kulaklarıma. Tanrım, bu benim! Bunu hissediyorum, kendi hayalim bu biliyorum. Kendime olan aşkımdan yanıp tutuşuyorum. Ne yapacağım şimdi, ağlamam mı gerekir, ağlayan ben olduğum halde? Arzulamam mı gerekir, kendimi arzuladığım halde? Ölüm ne ki artık benim için, sevdiğimle birlikte yaşayacağıma göre! Bir bedende soluk alacağıma göre! Yeniden aynı hayale bakar ve gözyaşları akar suya, bu kez bulanır hafifçe sular, hayal de karışır aralarına. Giden hayalin ardından, yazık, o da suya süzülür; insan biçiminden kopar ve dışı bembeyaz yapraklarla kaplı sarı bir nergise dönüşür.”</p>
<p>Bir çiçek bile olsa insandan dönüşen ruh, ölümsüzlüğü o kusursuz insan bedeninde yaşamayı özler; Apollo’yu, bir tanrıyı bile ardından koşturan, o muhteşem siluetin içinde; meltemlerle savrulan o dağınık, upuzun saçların, o incecik bileklerin, o kar beyazı omuzların ve ışıl ışıl yanan gözlerin; yani şiddeti estetiğe dönüştürecek kadar etkili o mükemmel biçimin.</p>
<p><em>“Ben size bir ayna tuttum. Gördüklerinizden siz sorumlusunuz.” </em>-Gustave Flaubert-</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/">Narkissos’un Kibri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/narkissosun-kibri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Omnia Fui Nihil Expedit! / Her Şey İdim, Hiç Bir Şeye Değmezmiş!..</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 12 Jun 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14902</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi; diye belirtiyor Fernando Pessoa Huzursuzluğun Kitabında. Fernando Pessoa Portekizli ressam, şair, çevirmen,edebiyat eleştirmeni, düşünür. 1888 yılında Portekiz’de doğmuş yine 1935 yılında Portekiz’de hayata veda etmiştir. Yedi yaşından sonra üvey babasının konsolos olarak görev yaptığı Güney Afrika Cumhuriyetinin Durban kentinde yetişti. Lizbon’a döndükten sonra dönemin yenilikçi dergilerinden, özellikle de modernistlerin yayın organı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/">Omnia Fui Nihil Expedit! / Her Şey İdim, Hiç Bir Şeye Değmezmiş!..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi; diye belirtiyor Fernando Pessoa Huzursuzluğun Kitabında.</p>
<p>Fernando Pessoa Portekizli ressam, şair, çevirmen,edebiyat eleştirmeni, düşünür. 1888 yılında Portekiz’de doğmuş yine 1935 yılında Portekiz’de hayata veda etmiştir. Yedi yaşından sonra üvey babasının konsolos olarak görev yaptığı Güney Afrika Cumhuriyetinin Durban kentinde yetişti. Lizbon’a döndükten sonra dönemin yenilikçi dergilerinden, özellikle de modernistlerin yayın organı Orpheu’da yazdı ve akımın önde gelen estetik kuramcılarından biri oldu. 1918’de İngilizce şiir kitapları yayınlamaya başladı.</p>
<p>Başlıca eserleri;<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg"><img class="size-full wp-image-14905 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg?resize=359%2C375" alt="" width="359" height="375" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg?w=359&amp;ssl=1 359w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernandopessoa-yeni5.jpg?resize=287%2C300&amp;ssl=1 287w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<ul>
<li>Huzursuzluğun Kitabı</li>
<li>Anlamaktan Yoruldum</li>
<li>Felsefi Denemeler</li>
<li>Anarşist Banker Şeytanın Saati</li>
<li>Bulmaca Meraklısı Quaresma</li>
<li>Uzaklıklar, Eski Denizler</li>
<li>Ophella’ya Mektuplar</li>
<li>Lizbon: Her Turistin Görmesi Gerekenler</li>
<li>Başıboş Bir Yolculuktan Notlar</li>
<li>Gizemli Bir Maske</li>
<li>Pessoa Pessoa’yı Anlatıyor</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özellikle Huzursuzluğun Kitabı ile hayal &#8211; hayat eleştirisi yapıp bizi bize anlatan;</p>
<p>varlığımızla bulunduğumuz çelişik durumun ayrıntılarında huzursuzlanıp ve huzursuzlandıkça ironik bir şekilde huzur bulmamıza neden olan çarpıcı bir eser sunmuştur. Eserlerindeki değişik bakış açıları ve uslüplardaki yapıtlarıyla ve modernist hareket içinde oynadığı rol ile Portekiz edebiyatına Avrupa çapında önem kazandırmıştır.</p>
<p>Fernanda Pessoa 1935 te öldüğü zaman, sandığındaki eserlerinin sayısı tahmin bile edilemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Üstelik bu isimler yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü farklı olan kişiliklerdi. Pessoa’nın ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başladığı zaman bitmemiş eserler de bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı <em>Huzursuzluğun Kitabı</em> da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiye, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir XX. Yy insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan, geceleri yalnızlığını yağmurun sesinde, ayak seslerinde duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa.</p>
<p>Bugün Portekiz edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Huzursuzluğun Kitabındaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası…</p>
<p>“ Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum…” diyerek başladığı Huzursuzluğun Kitabında Roma İmparatoru Septimus Severus ( MS.145-211 )’un şiirini kendi hayal dünyasına eşlik ettirerek bizim Huzur! içinde dem bulmamızı sağlamıştır.</p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg"><img class="wp-image-14907 aligncenter" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg?resize=563%2C398" alt="" width="563" height="398" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/06/fernando_pessoa__masks__by_ana_gabrielad8aax0o.jpg?resize=300%2C212&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 563px) 100vw, 563px" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p><strong>“OMNİA FUİ NİHİL EXPEDİT!”</strong></p>
<p>Herkes gitti!</p>
<p>Her düş öldü!</p>
<p>Her şey bitti!</p>
<p>Sözcüklerde dokunmuyor artık… Terk ettiler, bıraktılar ellerimi… Ve hiçbir cümleye sarılamıyorum ne zamandır…Uzak yastıkların izi kalmış küflü çarşaflar gibi ben’im…</p>
<p>Her gece karanlık on biri vurduğunda ve gölgeler göz kırptığında, sokak lambalarına koşuyorum. Gözlerimle solgun huzmelerinde yüzüyorum… Arıyorum! Ağlıyorum sessizce,</p>
<p>Metale yapışan çiğ tanelerinde…Anıyorum! Yıldızların aydınlığında, kararıyorum… Düşüyorum. Kara kuru çalının kucağında kan’ıyorum… Diliyorum. Yanımdaki yalnız yastığa doğmanı istiyorum… Çekmelerime dönmeni bekliyorum. Çekmecelerine…</p>
<p>Ve gün. Merhaba diyemiyor.</p>
<p>Veda ediyorum içimdeki gölgene.</p>
<p>Yeniden,</p>
<p>Hatta hep…</p>
<p>“ Her şey idim; Hiç bir şeye değmezmiş!..”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/">Omnia Fui Nihil Expedit! / Her Şey İdim, Hiç Bir Şeye Değmezmiş!..</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/omnia-fui-nihil-expedit-her-sey-idim-hic-bir-seye-degmezmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşünüyorum… Peki Niçin Düşünüyorum?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 31 May 2018 05:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=14693</guid>
				<description><![CDATA[<p>Benim, varım, düşünüyorum öyleyse varım, varım çünkü düşünüyorum, peki niçin düşünüyorum? Düşünmek istemiyorum artık; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…Çünkü… “Bulantı” içindeyiz… Düşünüyoruz çünkü; varlığımızı ispatlamaya çalışıyoruz. Sıkılmadan, vazgeçmeden kabullenerek, kabul ettirerek… En çokta kendimize. En derinde ispat istiyoruz… Varoluşçuluk, insan varoluşunu felsefi bir sorun olarak gören çok sayıda filozofun çalışmalarını nitelemek için kullanılır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/">Düşünüyorum… Peki Niçin Düşünüyorum?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>Benim, varım, düşünüyorum öyleyse varım, varım çünkü düşünüyorum, peki niçin düşünüyorum? Düşünmek istemiyorum artık; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…Çünkü…</em></p>
<p>“Bulantı” içindeyiz… Düşünüyoruz çünkü; varlığımızı ispatlamaya çalışıyoruz. Sıkılmadan, vazgeçmeden kabullenerek, kabul ettirerek… En çokta kendimize. En derinde ispat istiyoruz…</p>
<p>Varoluşçuluk, insan varoluşunu felsefi bir sorun olarak gören çok sayıda filozofun çalışmalarını nitelemek için kullanılır. Varoluşçuluk terimini ilk kullanan J.P.Sartre’ dir. Bu akım insan özgürlüğüne inanır ve insanların davranışlarından sorumlu olduğunu öne sürer. Varoluşçuluk, her şeyden önce varoluşun hep tikel ve bireysel, yani benim ya da senin veya onun varoluşu olduğunu öne sürer. Bundan dolayı, o insanı mutlak ya da sonsuz bir tözün tezahürü olarak gören her tür öğretiye, gerçekliğin Tin, Akıl, Zeka, Bilinç, İde olarak var olduğunu öne süren idealizme karşı çıkar. İnsanın önceden belirlenmemiş bir özü olmasa da, o, Sartre’a göre bir taş ya da sopa gibi basit ve bilinçsiz bir varlık değildir. O, bir taş parçasının her ne ise o olduğunu söyler; taşın varlığı, kendi içine kapanık, kendisinden başka bir şey olamayan varlıktır.</p>
<p>Varoluşsal olan şimdi ve burada olandır. Bulantılar içinde…</p>
<p><em>Bulantı; hayat karşısında duyacağın tek şey bu olmalı&#8230; Kendini, çevreni, inandığın, takdir ettiğin, onayladığın her şeyi düşün. Yaşamını gözden geçir. Yaşadığın dünya sana yabancı ve düşmandır. Bilinçsizdir, saçmadır. Sen, yaşadığın dünyanın bu özelliklerini gördüğün zaman duyacağın tek şey, bulantı olacak, bir iç sıkıntısı duyacaksın. Ama bazıları, bulantıdan kaçar. &#8220;Tanrı&#8221;, &#8220;Töre&#8221;, &#8220;Ahlak&#8221; gibi kavramların arkasına sığınır. Sen, bulantıyı duyduğun zaman uyanmalısın. Ahlaklı olarak bildiğin bütün kişi ve kurumların seni tükettiğini fark edeceksin . Her türlü özgürlüğün yasak olduğu bir ahlaki sistemde, ahlaksız yaşamanın bir erdem olduğu gerçeğini göremedin. Evrenin büyüsünü çözdün, Tanrıyı yitirmenle evrenin eksenine kendin oturdun. Tanrıyı kaybetmen güzel. Ama bir tanrıyı reddedip yeni Tanrılar, efendiler yarattın. Yaşadığın toprağa taptın. Unutma ki; toprak, uğrunda ölen varsa utanmalıdır! Sen, sadece onlarla çatışmamak için insanları sevdin. Yarattığın dev teknolojin sayesinde pek çok şey kazandın. Ama şimdi her şeyi kaybetme tehlikesi içindesin! Gerçi atom sırlarını çözdün, ama kendi kendine yabancı oldun. Senin çok şeyini elinden aldılar. Ancak bir tanesinin elinden alınmasına izin verme: kendi varoluşun! Sen, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geldin, sonra okula oradan da fabrika ya da büroya gönderdiler seni. Seçim hakkı bırakmadılar. Ölümün bile kendinin değil çoğu kez. Bir yığınsın. Bulantıyı duy. Yürüyen şeridin üzerine bir paket gibi bırakılmayı reddet. </em></p>
<p><em> <a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/6a00d83451937369e200e54f1e8adf8834-500wi.gif"><img class="size-full wp-image-14697 alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2018/05/6a00d83451937369e200e54f1e8adf8834-500wi.gif?resize=300%2C404" alt="" width="300" height="404" data-recalc-dims="1" /></a></em>Kendi yaşamına, kendin şekil ver. Sen, özgürlüğe mahkumsun çünkü !</p>
<p>Çünkü; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/">Düşünüyorum… Peki Niçin Düşünüyorum?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dusunuyorum-peki-nicin-dusunuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14693</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ne Mi Oldu? İyi – Kötü Birbirine Karıştı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Mar 2016 07:15:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek Jane'e Ne Oldu?]]></category>
		<category><![CDATA[Bette Davis]]></category>
		<category><![CDATA[Grande Dame Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[Joan Crawford]]></category>
		<category><![CDATA[Lukas Heller]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar]]></category>
		<category><![CDATA[Oscar Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik film]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim film]]></category>
		<category><![CDATA[What Ever Happened to Baby Jane?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2642</guid>
				<description><![CDATA[<p>1962&#160;ABD&#160;yapımı psikolojik gerilim filmidir. Özgün adı&#160;What Ever Happened to Baby Jane?&#160;olan film çevrildikten dört yıl sonra Türkiye&#8217;de sinemalarda gösterilmiş, 1987&#8217;de ise TRT-2 televizyonunda özgün adının tam çevirisiyle, yani Bebek Jane&#8217;e Ne Oldu?&#160;adıyla da yayına verilmiştir. Amerikalı romancı ve senarist&#160;Henry Farrell&#8216;ın 1960 tarihli aynı adlı&#160;gotik&#160;korku romanından uyarlanan bu siyah-beyaz filmin yönetmeni ve yapımcısı Amerikan yaşam tarzının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/">Ne Mi Oldu? İyi – Kötü Birbirine Karıştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>1962&nbsp;ABD&nbsp;yapımı psikolojik gerilim filmidir. Özgün adı&nbsp;<strong><em>What Ever Happened to Baby Jane?</em></strong>&nbsp;olan film çevrildikten dört yıl sonra Türkiye&#8217;de sinemalarda gösterilmiş, 1987&#8217;de ise TRT-2 televizyonunda özgün adının tam çevirisiyle, yani <strong><em>Bebek Jane&#8217;e Ne Oldu?</em></strong>&nbsp;adıyla da yayına verilmiştir.</p>
<p>Amerikalı romancı ve senarist&nbsp;<em>Henry Farrell</em>&#8216;ın 1960 tarihli aynı adlı&nbsp;gotik&nbsp;korku romanından uyarlanan bu siyah-beyaz filmin yönetmeni ve yapımcısı Amerikan yaşam tarzının aksayan yönlerini en sert biçimde eleştiren &nbsp;sinemacılardan biri olan&nbsp;Robert Aldrich&#8217;tir. Senaryosunu&nbsp;<em>Lukas Heller</em>&#8216;ın yazdığı filmde, kariyerlerinde olgunluk yıllarına gelmiş olan&nbsp;<strong>Bette Davis</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Joan Crawford</strong> oynamışlardır. Eskimeye yüz tutmuş demode bir&nbsp;Hollywood&nbsp;malikânesinde toplumdan uzak yaşayan, bir zamanların ünlü sinema oyuncuları olan iki yaşlı kız kardeşin öyküsünün anlatıldığı filmde, eskinin çocuk yıldızı&nbsp;<em>Bebek Jane&#8217;</em>in (Bette Davis), tekerlekli sandalyeye mahkûm kız kardeşi Blanche&#8217;a (Joan Crawford) uyguladığı sistematik işkence ve psikolojik terör ürkütücü bir gerçekçilikle perdeye aktarılır.</p>
<figure id="attachment_2644" aria-describedby="caption-attachment-2644" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bebek-Jane.jpg" rel="attachment wp-att-2644"><img class=" td-modal-image wp-image-2644 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Bebek-Jane-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="What Ever Happened to Baby Jane? &quot;bebek Jane'e Ne Oldu?&quot;" width="200" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2644" class="wp-caption-text">What Ever Happened to Baby Jane? &#8220;bebek Jane&#8217;e Ne Oldu?&#8221;</figcaption></figure>
<p>Kısa sürede belli bir hayran kitlesi toplayarak bir &#8220;kült film&#8221;haline gelen &#8220;Küçük Bebeğe Ne Oldu?&#8221;nun bir başka özelliği de &#8220;psikolojik gerilim&#8221; türünün &#8220;<em>Grande Dame Guignol</em>&#8221;&nbsp;adı verilen bir alt türünü oluşturan ilk film olmasıdır.</p>
<p>Filmin kostüm tasarımcısı Norma Koch&#8217;tu. Filmde Bette Davis&#8217;in canlandırdığı&nbsp;<em>Baby Jane Hudson</em>&nbsp;karakteri,&nbsp;Amerikan Film Enstitüsünün&nbsp;2003&#8217;te yayımladığı&nbsp;AFI&#8217;nın 100 Yılı 100 Kahraman ve Kötü Adam&nbsp;listesinde&nbsp;<em>kötü karakter</em>&nbsp;olarak 44. sırada yer almıştır.</p>
<p>Filmin özgün müziğini ABD&#8217;li besteci&nbsp;Frank DeVol&nbsp;bestelemiştir. Filmde Bette Davis&#8217;in Debbie Burton&#8217;la birlikte seslendirdikleri tema şarkısı filmle aynı yıl &#8220;MGM Records&#8221; tarafından 45&#8217;lik vinil plak olarak da basılmıştı (K13107). Ön yüzünde filmle aynı adı taşıyan şarkı &#8220;What Ever Happened To Baby Jane?&#8221;, arka yüzünde ise &#8220;I&#8217;ve Written A Letter To Daddy&#8221; adlı şarkının yer aldığı plâkta onlara &#8220;Bobby Helfer ve Orkestrası&#8221; eşlik ediyordu. Koruma zarfında filmin tanıtım broşüründen alınmış bir fotoğrafın yer aldığı 45&#8217;lik plâğın üzerinde satılmak için değil sadece&nbsp;disk jokeylerin&nbsp;kullanımı için üretildiği ibaresi yer almaktadır.</p>
<p>2 saatten uzun olmasına rağmen temposunu asla düşürmemesi ve gerilimi her an yüksek tutmasından dolayı göz kırpmadan izlenecek bir filmdir.</p>
<p>Filmi sanatından daha çok ilginç kılan başrol oyuncularının gerçekte birbirlerinden nefret ediyor oluşudur. Yönetmenin filmin başrol oyuncularını seçerken bu ayrıntıyı yakalamış olması</p>
<p>Filmdeki iki kardeşin şiddet sahnelerine yansımıştır. Sahneleri çekerken birbirlerinin canını yakmaktan hiç çekinmemişlerdir. Birbirleri hakkında yaptıkları ve söyledikleri de ilginçtir.</p>
<ul>
<li>Prodüksiyon sırasında Bette Davis sette mutlaka bir Coca Cola makinesi olmasını şart koşmuştur. İçeceğinden değil Joan Crawford&#8217;un kocası Pepsi&#8217;nin yönetim kurulunda olduğundan.</li>
<li>Filmin bir sahnesinde rol gereği Bette Davis Joan Crawford&#8217;un kafasını tekmeler. Bette metod oyunculuğunu konuşturur, Crawford&#8217;un kafasına 6 dikiş atılır.</li>
<li>Yine rol gereği Bette&#8217;nin Joan&#8217;ı taşıması gerekmektedir. Joan elbisesinin ceplerine o kadar çok taş doldurur ki Bette belini sakatlar.</li>
<li>Bette Davis&#8217;in Joan Crawford ile ilgili yorumları da unutulmaz. Yıllar sonra kendisine Joan Crawford&#8217;un ölüm haberi geldiğindeyse &#8220;Asla bir ölünün arkasından kötü konuşmam. Joan Crawford öldü, iyi&#8221; demekle yetinmiştir.</li>
</ul>
<figure id="attachment_2643" aria-describedby="caption-attachment-2643" style="width: 250px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane.jpg" rel="attachment wp-att-2643"><img class=" td-modal-image wp-image-2643 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane-250x300.jpg?resize=250%2C300" alt="Kısa sürede belli bir hayran kitlesi toplayarak bir &quot;kült film&quot;haline gelen &quot;Küçük Bebeğe Ne Oldu?&quot;nun bir başka özelliği de &quot;psikolojik gerilim&quot; türünün &quot;Grande Dame Guignol&quot; adı verilen bir alt türünü oluşturan ilk film olmasıdır." width="250" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane.jpg?resize=250%2C300&amp;ssl=1 250w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Baby-Jane.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2643" class="wp-caption-text">Kısa sürede belli bir hayran kitlesi toplayarak bir &#8220;kült film&#8221;haline gelen &#8220;Küçük Bebeğe Ne Oldu?&#8221;nun bir başka özelliği de &#8220;psikolojik gerilim&#8221; türünün &#8220;Grande Dame Guignol&#8221; adı verilen bir alt türünü oluşturan ilk film olmasıdır.</figcaption></figure>
<p>Aslında tüm bu olaylara set ekibi dışında kimse şahit olmamıştır. Ancak <em>Oscar</em> gecesi yaşananlar, herkesin huzurunda gerçekleşmiştir. Bette Davis “<em>En İyi Kadın Oyuncu</em>” dalında adayken, Crawford aday olamamıştır. Ancak yine de Oscar’ı Davis değil, o almıştır. Diğer adaylardan Anne Bancroft törene gelemeyip kazanan da o olunca Crawford onun yerine sahneye çıkmıştır. Hatta üçüncü Oscar’ını alarak tarihe geçmeyi heyecanla bekleyen Bette Davis’e dönüp “Affedersin, almam gereken bir Oscar var” diyerek sahneye çıkması ve Bancroft’un adına Oscar’ı kabul etmesi unutulacak gibi değildir. Bu olaydan sonra ise Bette Davis, Oscarı almaması için Crawford’un asistanına akademi üyelerini aratarak, kendi aleyhine bir kampanya yaptığını açıklamıştır. Özellikle Crawford’un Oscar’larda yaptıkları, filmden sonra düşmanlıklarıyla ilgili en fazla konuşan tarafın Bette Davis olmasına neden olmuştur.</p>
<p><strong>Adaylıkları</strong></p>
<ul>
<li>En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü- Bette Davis</li>
<li>En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülü- Victor Buono</li>
<li>En İyi Sinematografi Akademi Ödülü, (siyah-beyaz dalında) &#8211; Ernest Haller</li>
<li>En İyi Ses Miksajı Akademi Ödülü- Joseph D. Kelly</li>
<li>BAFTA En İyi Kadın Oyuncu Ödülü- Bette Davis</li>
<li>BAFTA En İyi Kadın Oyuncu Ödülü- Joan Crawford</li>
<li>En İyi Kadın Oyuncu Altın Küre Ödülü &#8211; Drama (Sinema)- Bette Davis</li>
<li>En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü &#8211; Sinema- Victor Buono</li>
<li>Cannes Film Festivali1963,&nbsp;Altın Palmiye&nbsp;&#8211; Robert Aldrich</li>
<li>ABD Yönetmenler Derneği, &#8220;Sinemada Seçkin Yönetmenlik Başarısı Ödülü&#8221; &#8211; Robert Aldrich</li>
</ul>
<p><strong>Kazandıkları</strong></p>
<ul>
<li>En İyi Kostüm Tasarımı Akademi Ödülü, (siyah-beyaz dalında) &#8211; Norma Koch</li>
<li>Laurel Ödülü&#8221;Altın Defne&#8221; &#8211; Yılın çıkış yapan filmi.</li>
<li>Laurel Ödülü (3. lük) &#8220;Altın Defne&#8221; &#8211; Bette Davis (en iyi kadın oyuncu)</li>
</ul>
<p>Filmin sonunda özellikle Blache &#8216;ın yaptığı itiraf tüyleri diken diken eder. Sinema tarihinin ters köşe yaptıran sahnelerindendir ve unutulmayan sahneler arasına girmektedir.İyi ile kötü birbirine karışır. Nitekim konu her insanın karanlık bir tarafının bulunduğuna bağlanır.</p>
<p>Hayat denilen karmaşık yolculukta akıl ve bilme yetisiyle yol bulmaya çalışan insanlar duygularının ve hissedebildiklerinin karanlık! İyi ve kötü yüzünü sanatla aydınlatır.</p>
<p>Aydınlanan hayatlarla ve sanatla yol bulmak umudu ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/">Ne Mi Oldu? İyi – Kötü Birbirine Karıştı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ne-mi-oldu-iyi-kotu-birbirine-karisti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2642</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Hitchcock Klasiği: Öldüren Hatıralar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 09 Feb 2016 13:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[determinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Gregory Peck]]></category>
		<category><![CDATA[Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[Ingrid Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[kült film]]></category>
		<category><![CDATA[North By Northwest]]></category>
		<category><![CDATA[Öldüren Hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[psikanalitik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Psycho]]></category>
		<category><![CDATA[Rear Window]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[The Birds]]></category>
		<category><![CDATA[Vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2151</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerilim janrının zihinsel olarak izleyicisini en zorlayan alt türü olarak psikolojik gerilimi gösterebiliriz. Genelde stabil olmayan duygusal durumlara sahip ana karakterlerin yer aldığı ve gizemli hikayelerin anlatıldığı psikolojik gerilim filmleri bu açıdan izleyiciyi korku öğelerine çok girmeden anlatısı ile diken üstünde bırakır. Hiç şüphesiz gerilim film yönetmenleri arasında sayacağımız usta yönetmen Alfred Hitchcock’tur. Alfred Hitchcock; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/">Bir Hitchcock Klasiği: Öldüren Hatıralar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gerilim janrının zihinsel olarak izleyicisini en zorlayan alt türü olarak psikolojik gerilimi gösterebiliriz. Genelde stabil olmayan duygusal durumlara sahip ana karakterlerin yer aldığı ve gizemli hikayelerin anlatıldığı psikolojik gerilim filmleri bu açıdan izleyiciyi korku öğelerine çok girmeden anlatısı ile diken üstünde bırakır.</p>
<figure id="attachment_2152" aria-describedby="caption-attachment-2152" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Alfred-Hitchcock.png" rel="attachment wp-att-2152"><img class=" td-modal-image wp-image-2152 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Alfred-Hitchcock-300x252.png?resize=300%2C252" alt="Psikolojik gerilim film türünün usta yönetmeni Alfred Hitchcock." width="300" height="252" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2152" class="wp-caption-text">Psikolojik gerilim film türünün usta yönetmeni Alfred Hitchcock.</figcaption></figure>
<p>Hiç şüphesiz gerilim film yönetmenleri arasında sayacağımız usta yönetmen <strong>Alfred Hitchcock</strong>’tur. Alfred Hitchcock; Psycho, North By Northwest, Vertigo, Rear Window, The Birds gibi kült filmleriyle tanınır. 70&#8217;e yakın filmi mevcuttur. Yönettiği filmlerden 37 tanesinde çok kısa rollerde şöyle bir göründü. Cameo roller de denen bu roller nerede ise Hitchcock&#8217;un bir imzası haline gelmişti. Bunların ortalama süresi birkaç saniyeyi geçmiyordu. Cameo bir film oyun gibi gösteri sanatlarında insanlar tarafından çok bilinen birinin kısa süre ile görülmesine denir.</p>
<p>Alfred Hitchcock&#8217;un bana göre ilk 5&#8217;e giren filmlerinin arasında Öldüren Hatıralar yerini alır. <strong>Öldüren Hatıralar</strong> başrollerini <strong>Ingrid Bergman</strong> ve <strong>Gregory Peck</strong>&#8216;in paylaştığı 1945 yapımı psikolojik gerilim filmdir. 1950 yılında Türkiye&#8217;de sinemalarda gösterilmiştir.</p>
<p>Filmin konusu psikiyatri ve psikanaliz üzerine kuruludur. Alfred Hitchcock Öldüren Hatıralarda Sigmund Freud&#8217;un psikanaliz teorileriyle bir cinayet çözümlemesi yapıyor. Hitchcock&#8217;un düş sekansları için ressam Salvador Dali ile çalıştığı bu film göreve yeni atanan müdürünü bekleyen bir akıl hastanesinde başlıyor. Hitchcock bu filmde cameosunu Ingrid Bergman&#8217;ın gittiği otelin lobisinde asansörden puro içerek çıkan adam olarak yapar.</p>
<p>Filmin öyküsü psikanalizin iki temel ilkesini destekler görünmektedir. Bunlardan ilki olan nedensellik ya da psişik determinizme göre insanın hiçbir davranışı nedensiz ya da rastgele degildir.</p>
<figure id="attachment_2154" aria-describedby="caption-attachment-2154" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Öldüren-Hatıralar.png" rel="attachment wp-att-2154"><img class=" td-modal-image wp-image-2154 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Öldüren-Hatıralar.png?resize=300%2C226" alt="Alfred Hitchcock &quot;Öldüren Hatıralar&quot;" width="300" height="226" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2154" class="wp-caption-text">Alfred Hitchcock &#8220;Öldüren Hatıralar&#8221;</figcaption></figure>
<p>Yapılan her davranışın söylenen her sözün bir nedeni vardır ve bu neden insanın çevresiyle ilgili olmaktan çok iç dünyasıyla ilgilidir. Bu iç dünya bilinç dışı sistemlerdir ve bilinçdışının varlığı da psikanalitik kuramın ikinci temel ilkesidir. Toplum tarafından kabul edilmeyen düşünceler, arzular ve istekler travmatik deneyimler ve acı veren duyguların psikolojik bastırma yoluyla bilinçdışında depolandığını söyleyen Freud&#8217;a göre bilinçdışının varlığı rüyalar, hipnoz, serbest çağrışım, dil sürçmeleri, unutkanlıklar gibi zihin kontrolünün ortadan kalktığı anlarda kanıtlanabilir. Nevrozların kaynağında bilinçdışı çatışmalar bulunmaktadır. Kişinin davranışlarının yaşadığı travmaların daha eski deneyimleriyle ve hatta çocukluğuyla ilgili olması filmde John&#8217;un geçmişiyle her şeyi bilinçdışına atmasında kendini gösterir. Constance ve hocası bu bilinçdışı çatışmaları çözmek için John&#8217;un rüyalarına başvururlar. &#8211; psikanalizde büyük rol alan rüya analizleri psikanalizin babası olarak adlandırdığımız Sigmund Freud ve öğrencisi Carl Gustav Jung&#8217;un hastalarının tedavisinde sıklıkla kullandığını hepimiz biliriz &#8211; Constance&#8217;n hocası rüyalar için tam olarak şu cümleyi kurmuştur &#8220;rüyalar saklamaya çalıştığın şeyi söylerler ama bunu bulmacanın parçaları gibi karışmış bir halde sunarlar&#8221;. John&#8217;un rüya sahneleri hikayedeki gizemi ortaya çıkarmasında olduğu kadar sürrealist ressam Salvador Dali tarafından tasarlanmış olması bakımından da oldukça ilgi çekicidir. Filmin sonunda John&#8217;un rüyası Constance ve asıl katil olan Dr. Murchison tarafından analiz edilir. Rüyadaki pek çok sembol John&#8217;un travmasıyla ilgili göndermeler taşımaktadır. Örneğin; kumarhanedeki gözlerle süslü perde klinikteki doktorlar ve peşlerindeki polisleri, çatıdaki maskeli adam katili, elindeki tekerlek silahı ve John yokuş aşağı koşarken peşinden gelen kuş ise Cebrail&#8217;i temsil etmektedir. Film birçok dalda aday gösterilmiştir.</p>
<ul>
<li>En iyi müzik</li>
<li>En iyi yardımcı erkek oyuncu</li>
<li>En iyi sinematografi</li>
<li>En iyi siyah beyaz film</li>
<li>En iyi film</li>
<li>En iyi özel efekt</li>
<li>En iyi kadın oyuncu</li>
</ul>
<p>Her ne kadar bireyin hayatında hatıralar öldürücü darbeleri yapsa da Tanrı&#8217;nın içimizde var oluşu kadar gereklidir.</p>
<p>Yaşamın basamaklarında hatıralar ve sanatla her daim adım atmak umudu ile&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/">Bir Hitchcock Klasiği: Öldüren Hatıralar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-hitchcock-klasigi-olduren-hatiralar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2151</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerçeküstücülük: Kadın-Aşk-Acı</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/gercekustuculuk-kadin-ask-aci/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/gercekustuculuk-kadin-ask-aci/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 28 Jan 2016 16:44:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Figen Güntürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Breton]]></category>
		<category><![CDATA[Antonin Arnaud]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Cravan]]></category>
		<category><![CDATA[dadaist]]></category>
		<category><![CDATA[Dadaizm]]></category>
		<category><![CDATA[Diego Rivera]]></category>
		<category><![CDATA[Federico Garcia Lorca]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Frida]]></category>
		<category><![CDATA[Frida Kahlo]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstücülük]]></category>
		<category><![CDATA[Louis Aragon]]></category>
		<category><![CDATA[P. J. Jouve]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Eluard]]></category>
		<category><![CDATA[Philippe Soupault]]></category>
		<category><![CDATA[Pierre Reverdy]]></category>
		<category><![CDATA[Raymond Quenneau]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Char]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Magritte]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Desnos]]></category>
		<category><![CDATA[Salvador Dali]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealist]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1978</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerçeküstücülük ya da sürrealizm Avrupa&#8217;da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. Sigmund Freud&#8217;un teorilerinden etkilenen Andre Breton için bilinçdışılık düş gücünün temel kaynağı deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneğiydi. Gerçeküstücülük yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor insanın kendi kendisini irdeleyip [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gercekustuculuk-kadin-ask-aci/">Gerçeküstücülük: Kadın-Aşk-Acı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gerçeküstücülük</strong> ya da <strong>sürrealizm</strong> Avrupa&#8217;da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. Sigmund Freud&#8217;un teorilerinden etkilenen Andre Breton için bilinçdışılık düş gücünün temel kaynağı deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneğiydi. Gerçeküstücülük yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu. Gerçeküstücülük akımı gerçek dışı anlamında değil aksine gerçeğin insandaki iz düşümü şeklinde bir yaklaşımdır. 1925&#8217;ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya başka akımlara yönelmeye başladı. <strong>Andre Breton</strong>&#8216;un yanı sıra <em>P. J. Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Arnaud, Raymond Quenneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char,Federico Garcia Lorca, Salvador Dali, Rene Magritte</em> gerçeküstücülük akımının önemli isimlerindendir.</p>
<figure id="attachment_1980" aria-describedby="caption-attachment-1980" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/surrealizm.png" rel="attachment wp-att-1980"><img class=" td-modal-image wp-image-1980 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/surrealizm-300x194.png?resize=300%2C194" alt="Sürrealizm denilince - her ne kadar kendisi kabul etmese de -akla gelen ve sanatında sürrealizm kokusu aldığımız bir kişi daha var: Frida Kahlo." width="300" height="194" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/surrealizm.png?resize=300%2C194&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/surrealizm.png?w=376&amp;ssl=1 376w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1980" class="wp-caption-text">Sürrealizm denilince &#8211; her ne kadar kendisi kabul etmese de -akla gelen ve sanatında sürrealizm kokusu aldığımız bir kişi daha var: Frida Kahlo.</figcaption></figure>
<p><strong>Sürrealizm</strong> denilince &#8211; her ne kadar kendisi kabul etmese de -akla gelen ve sanatında sürrealizm kokusu aldığımız bir kişi daha var: <strong>Frida Kahlo</strong>.</p>
<p>Frida Kahlo, Meksikalı ressamdır. 6 yaşında geçirdiği çocuk felci ve 18 yaşında okul dönüşü yaşadığı talihsiz kaza ile hayatı değişmiştir. Kazadan 1 ay sonra hastaneden çıkan Kahlo ailesinin teşviki ile resim yapmaya başlamıştır. Frida&#8217;nın 143 resmi vardır. 55 tanesi oto-portredir. Yaşamının büyük bölümünü yatakta başının üstünde duran &#8220;gündüzlerinin ve gecelerinin celladı&#8221; olarak tanımladığı bir aynaya bakarak geçirdiği için sürekli oto-portre çizmiştir.</p>
<p>Frida&#8217;nın hayatında yer edinen olaylardan bir tanesi kendisi gibi ressam olan Diego Rivera&#8217;ya olan aşkıydı. Frida&#8217;nın portrelerinde bedensel acılarının yanında Diego&#8217;ya olan aşkının iz düşümlerini her fırça darbesinde görmekteyiz. Frida&#8217;nın aşkı o kadar büyüktü ki evliliğine karşı çıkan ve kocasına çirkin diyen annesinden nefret etmesine neden olmuştur. Frida&#8217;nın aşkını anlatmakta olan sanatının yanında mektuplarda var tabi&#8230;</p>
<p>Diego &#8216;ya “Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego&#8217;m. Eskiyor bütün bedenler. Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin daha hızlı çürüyor o beden. Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri acı çeken bir yüreğim var. Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego&#8230;”</p>
<p>Frida&#8217;nın beden acılarının yanında aşk acısının iz düşümleri etkileyici duruyor.</p>
<p>Aşk, aşk acısı ve tablolarında yakalayıp hissettiğimiz Frida&#8217;nın aşkı da gerçeküstü(cü)lük değil miydi?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/gercekustuculuk-kadin-ask-aci/">Gerçeküstücülük: Kadın-Aşk-Acı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/gercekustuculuk-kadin-ask-aci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1978</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
