<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Büşra Gümüşalan &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/yazar/busragumusalan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Nov 2018 08:41:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Kırık Bir Kalp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Nov 2018 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=15925</guid>
				<description><![CDATA[<p>Koşuyordu kadın delicesine. Yanaklarından süzülen yaşlar hıçkırıklarına karışırken delicesine koşuyordu. Etrafında neler olup bittiğine aldırmadan, umarsızca koşuyordu. Zaten onu durduracak kimsesi de yoktu. Kaybolmuş birkaç parça kağıttan farkı yoktu. O kağıtlar kadar boş ve sahipsiz…  Kalbi, insanlara güvenmenin acı sillesini yemişti bir kere. Kaçıp saklanmak, hep daha uzağa, en uzağa gitmek istiyordu. İnsanlardan kaçmak hep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/">Kırık Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Koşuyordu kadın delicesine. Yanaklarından süzülen yaşlar hıçkırıklarına karışırken delicesine koşuyordu. Etrafında neler olup bittiğine aldırmadan, umarsızca koşuyordu. Zaten onu durduracak kimsesi de yoktu. Kaybolmuş birkaç parça kağıttan farkı yoktu. O kağıtlar kadar boş ve sahipsiz…  Kalbi, insanlara güvenmenin acı sillesini yemişti bir kere.</p>
<p>Kaçıp saklanmak, hep daha uzağa, en uzağa gitmek istiyordu. İnsanlardan kaçmak hep daha iyi bir çözüm gibi gelmişti ona çünkü. Hayatı boyunca elinden tuttukları tarafından uçuruma itilmiş, yalnızlığın kör kuyularında cezalandırılmıştı ne yazık ki! Bir damla gözyaşı olmuştu tek dostu. Ve bir kalem bir de kağıt. Ne idüğü belirsiz birçok insandan daha çok şey ifade ediyordu bunlar onun için.</p>
<p>Nihayet bir yerde durup soluklanmıştı çaresiz kadın. Kırık kalbi daha fazla dayanamamıştı hayatın temposuna. Ne tuhaftı oysa ki, gökyüzünün denize verdiği rengi vardı tüm cömertliğiyle, karşılıksız sevgi ve huzur içindeydi bu alışveriş. Fakat insanlar öyle miydi? Kendilerinde olmayan renkleri başkalarından çalıyorlar ve onları hep karanlıkta bırakıyorlardı. Hiçbir şey ve hiç kimse gökyüzü cömertliğinde değildi.</p>
<p>Dünya her zamanki gibi kıskançlığın ve bencilliğin kölesi olmuş insanların başrolleriyle dönmeye devam ediyordu. Genç kadın buna daha fazla tahammül edemiyordu. Yüreği buna yüz çeviremiyordu çünkü. Durum içler acısıydı…</p>
<p>Gözlerinin yaşını silerken bu nefret dolu düşüncelerine engel olamıyordu genç kadın. İnsanların böylesine zalim ve düşüncesiz olmasına katlanamıyordu. İnsanları görmek dahi istemediğinden denize en yakın olabileceği kayalıkları seçmişti oturmak için.</p>
<p>Cebinden çıkardığı dostları kalem ve kağıda gülümsedi yalnızca. Çünkü onu bir tek onlar anlıyor, bir tek onlar terk etmiyorlardı.</p>
<p>Gözlerinin derinliği yaşanmışlıklarının ağırlığıyla daha fazla koyulmuş, hüzün perdesi göz kapaklarını daha da ağırlaştırmıştı.</p>
<p>Bir fırtınaya tutulmuştu bir zamanlar o güzelim gönül teknesi. Nasıl alabora olduğuna hala aklı ermiyordu.  O zamanlar dünya onun için toz pembe olduğu için o eski yazmalarını aksatmıştı. Fakat şimdi ne büyük bir hata yaptığının farkına varmıştı. Kimse için kaleme, kağıda küsmeye değmiyordu çünkü.</p>
<p>Dünya artık onun için dayanılamaz bir hale geldiği için daha fazla sarılır olmuştu kalemine. Gördüğü kuşa, kelebeğe hatta küçücük bir tırtıla duyduğu merhametin hikayesini yazar olmuş, ruhundaki bütün kini atmak için kaleme kağıda sarılmıştı. Fakat yine de insanlara duyduğu nefreti bir türlü dizginleyemez olmuştu.</p>
<p>Kimi sevse ellerinin arasından kayıp gitmesine anlam veremiyordu. Sorun eğer çok sevmesiyse bir daha asla ve asla sevmeyecekti.</p>
<p>Yüreği bir okyanus gibi derin derin akmaya, ruhu ise bir yarasa gibi kaçıp saklanmaya, insanlardan korkmaya devam edecekti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/">Kırık Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kirik-bir-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15925</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umuda Veda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 04 Dec 2016 07:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6224</guid>
				<description><![CDATA[<p>Güneşli bir günde, deniz kenarındaki bir bankta gelip geçene zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu genç kadın. Gerçek bir gülümseme nasıl olur unutmuştu çünkü çoktandır. Şu aralar onu güldürecek tek bir mutlu anı olmamıştı. Artık o çok sevdiği yazmak eylemi de ona çok cazip gelmemeye başlamıştı. Yazacak kadar huzuru olmadığına inanıyordu. Şimdiye kadar hep yazarak, benliğini satırlara [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/">Umuda Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli bir günde, deniz kenarındaki bir bankta gelip geçene zoraki bir gülümsemeyle bakıyordu genç kadın. Gerçek bir gülümseme nasıl olur unutmuştu çünkü çoktandır. Şu aralar onu güldürecek tek bir mutlu anı olmamıştı. Artık o çok sevdiği yazmak eylemi de ona çok cazip gelmemeye başlamıştı. Yazacak kadar huzuru olmadığına inanıyordu. Şimdiye kadar hep yazarak, benliğini satırlara kazıyarak anlatmıştı kendini. Fakat sesini duyan olmamıştı.</p>
<p>Elinde çocukluğundan kalma bir anı defteri tutuyordu. Belki yüz belki de bin defa okumuştu anılarını. Geçmişle yaşamak yıllarını heba etmekten başka bir şeye yaramamıştı oysaki. O anı defterindeki her şeyin zaten kalbine çoktan saplanmış birer hançer olduğunun farkına varmıştı. Şimdiye kadar hep güvenmek istemişti insanlara. Fakat her seferinde daha fazla darbe almış ve her savaştan yenik ayrılmıştı. En büyük kavgası da hayatla olandı aslında. Tek dostu anı defteriydi; fakat içinde kopan fırtınaları anı defteri de bilmiyordu ne yazık ki. Çünkü bunları kaydedebilecek ne kalem vardı ne defter. Keşke bir mucize olsaydı ve aklındaki her şey bir silgiyle silinebilseydi şu defterdekiler gibi. Yıkılan hayallerini hiç silinmeyecek şekilde yazabilen bir kalem de olsaydı fena olmazdı ki. İnsanoğlu işte, yıkılan hayallerinin yerine yenisini kurarak telafi ediyor yüreğindeki çatlakları. Halbuki zamanla o çatlaklar kocaman olup insanı içten içe yok ediyor farkında olmadan. Kalpteki her çatlak her an daha fazla onarılamaz oluyor, acı büyüdükçe nefes alamaz oluyordu insan.</p>
<p>Hayatı boyunca nasıl mutlu olunabileceğini sormuştu hep kendi kendine. Fakat hep cevap alacağı sırada başkaları ağzının payını vermişti. Beklemediği insanlardan aldığı yenilgiler güvenin pahalı bir şey olduğunu acı bir şekilde öğretmişti genç kadına. Bir zamanlar kalem tutmadığı zaman kaleme özlem duyan kadın, şimdilerde mutsuzluğun esiri olmuş ruhunu bir türlü teskin edemiyordu. Kaleme küsmüş, kağıda küsmüştü. En önemlisi de insanlara küsmüştü. Çünkü hayallerinde kurduğu dünya, canlandırdığı insanlar bambaşkaydı. En büyük darbeyi de hep çok güvendiğinde almıştı. Herkesi kendi gibi zannetmesindendi belki de bu zaafı. Evet, bir zamanlar çok seviyordu insanları, doğayı, her şeyi. Fakat şimdi her şey tatsız ve sevimsiz geliyordu gözüne. Dışarı çıkıp o bankta oturup sonsuz maviyi sevmesindeki tek neden sadece alışkanlıktan ibaretti. Gönül gözü kapanmıştı bir kere. Bedenindeki bu gözler dünyaya çoktan kapanmıştı artık. Tek bir şey için çabalıyordu:’Başkalarının mutluluğuydu.’ Zaten bugüne kadar da hep öyle düşünmüştü. Gülmese bile güldürmeyi sevmişti, kendi ağlasa da sevdikleri hep gülsün istiyordu. Zaten dünyada sevdiği kaç insan vardı ki elinde kalan. Hayattaki mağlubiyetlerinde kendi payı da vardı aslında. Çok fazla değer vermiş, değersizlikle karşılık bulmuştu. Çok güven vermiş, cevap olarak aldatılma verilmişti. Bunları düşünürken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Üzülmemeye söz vereli ne çok zaman olmuştu halbuki. Artık bu beynini kemiren , kalbine vesvese veren bu düşüncelerden uzaklaşması gerekiyordu.</p>
<p>Dizlerinin üstüne yerleştirdiği deftere baktı göz ucuyla. Vedalaşmayı bekleyen iki insan gibi bakıştılar uzun süre. Fakat ayrılık vakti gelmişti. Bu defter ona bir sevgiliden, bir dosttan daha yakın olmuştu hep. Dertlerini hiç sesini çıkarmadan, sözünü kesmeden dinlemiş, gözyaşlarını mürekkebe karıştırıp saklamıştı. Çok sırrını biliyordu; fakat susmayı da biliyordu. Birçok insandan daha güvenilir ve sağlamdı. Yaprakları gördüğü, şahit olduğu onca acıya rağmen hala eskimemişti. Onca yıl yıpranan kalbine inat, o hep diri kalmıştı.</p>
<p>Aslında öfkesi ailesinden hiç göremediği sevgiyle başlamıştı. Öfkeyle büyüyen kalbi hiçbir zaman huzur bulamamıştı. Hep bir yuvası olsun istemiş, fakat kuru bir evi ve yalnızlıkla dolu bir hayatından başka bir şeyi olmamıştı. Evet, işinde başarılıydı hem de parmak ısırtacak kadar. Fakat bunlar gelip geçiciydi onun için. Günden güne artan öfkesi hiçbir zaman dinmiyordu. Başını okşayacak bir el bulsaydı belki biraz iyileşecekti. Bir gün gerçekten sevdi kadın. Hem de öyle sevdi ki, bir gün gider korkusuyla her gün daha bir merhametle sevdi,  üzerine titredi sevdiğinin. Hasta olduğunda ilk onun canı yandı; fakat sevdiği onu anlamadı. Belki de bir daha hiç böyle sevmeyecekti. Onun gözlerine baktığında dinen öfkesi bir daha hiç dinmeyecekti. Bunu o deftere yazmamıştı. Çünkü kalbindeki acıyı anlatacak kelime bulamamıştı. Değer vermişti ama karşılığı yoktu. Karşılığı, kalp kırıklığıydı sadece. Dönüp ardına bile bakmadı adam. Yakıp yıktıkları küle dönerken o sadece seyirci olmuştu olanlara. Ya gözlerini sonsuza dek yummuştu adam ya da sevgisine kördü artık kadının. Bunu hiçbir zaman bilemeyecekti kadın. Adam ona koca bir belirsizlik bırakmıştı.</p>
<p>Kadın sadece yaralıydı. Çünkü bir zamanlar bir an bile susmasını istemediği genç adam, kadını sonsuza dek susturmuştu. Vicdanının azapla dolacağını bilse de çekip gitmiş ve kadını kucak dolusu bir umutla ortada bırakmıştı. Yaktığı onca gemiden sonra bu anı defterinin de bir önemi kalmamıştı artık kadın için.</p>
<p>Kalkmak için doğruldu elinde defteriyle. Ceketinin cebine iliştirdiği kalemi son kez bu deftere yazmak için çıkarttı ve sadece “umuda elveda” yazabildi.  Bu vedalaştığı sadece anıları değildi, kalbinde yer eden üzüntülerle de onu üzenlerle de vedalaşmıştı. Artık yepyeni bir insan olacaktı. Umut edip üzülmek yoktu. Sadece “hayırlısı” vardı. Her şeyde bir hayır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/">Umuda Veda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/umuda-veda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6224</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Minik Bir Kalp</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 19 Nov 2016 07:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6043</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yara bere içindeki dizlerinden oluk oluk kanlar akıyordu. Fakat akan kanlara rağmen acı hissetmediğini fark etmişti. Minicik ayakkabılarına dolan kanlara aldırmadan ayağa kalkmıştı var gücüyle. Ne tuhaf, elinden tutup kaldıracak kimsesi bile yoktu. Hüzünle dolu bedeni ağlayamayacak kadar yorgundu. Sanki ağlasa tüm yitirdikleri bile gelse onu susturamazmış gibi geliyordu minicik yüreğine. Zar zor kendini eski [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/">Minik Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yara bere içindeki dizlerinden oluk oluk kanlar akıyordu. Fakat akan kanlara rağmen acı hissetmediğini fark etmişti. Minicik ayakkabılarına dolan kanlara aldırmadan ayağa kalkmıştı var gücüyle. Ne tuhaf, elinden tutup kaldıracak kimsesi bile yoktu. Hüzünle dolu bedeni ağlayamayacak kadar yorgundu. Sanki ağlasa tüm yitirdikleri bile gelse onu susturamazmış gibi geliyordu minicik yüreğine. Zar zor kendini eski bir banka atmış, boynundaki atkıyı çıkarıp yaralarına dolamaya başlamıştı. Bir yandan atkıyı dolarken bir yandan da düşüncelere dalmıştı. ‘Peki, gönlündeki yaraları kim saracak, kim durduracaktı akan kanları?’ Şuan olduğu yer çocukların eğlenmesi için yapılmış bir parktı oysaki. Yanlarında ailesi olan, düştüklerinde onlara ‘Canım yavrum’ nidalarıyla koşan anneleri olan çocukların eğlendiği bir yerdi burası. Kendini oraya bile fazlalık olarak görmüştü daha küçücük olmasına rağmen.</p>
<p>O, bu düşüncelere dalarken yaşlı bir adam yaklaştı yanına. Şapkasını öylesine indirmişti ki, adeta gizemli bir havaya bürünmüştü bastonlu adam. Etrafta da bu ikiliden başka kimse yoktu. Yaşlı adam soluklanmak için minik kızın oturduğu banka oturdu. Gözüne kadar inen şapkası yüzünden kızı fark etmesi biraz zaman almıştı. Nihayet şapkasını yorgun ve titrek elleriyle düzeltirken farkına varmıştı miniğin. Minicik elleriyle yaralarını bastırırken o büyük çaresizliği kesik kesik nefesine yansıyordu. Belli ki acı doluydu bedeni. Yaşlı adam astımı sesine yansımasın diye uzun uzun öksürdükten sonra konuştu: “Yavrum, ne oldu sana böyle, bu saatte neden buradasın?” Minik kız sadece susup yaralarına bakmakla yetindi bu soru karşısında. Susmak, öylesine bir çığlıktı ki yüreğinde. Keşke duyan biri olsaydı diye geçirdi içinden. Yaşlı adamın merakı daha çok artmıştı minik kızın susmasına karşın.</p>
<p>Hikayesi olmayan bir çocuğun akşam saatlerinde dışarıda ne işi olabilirdi ki? Dizlerinden akan kanı fark ettiğinde merakının yerini endişe almıştı. “Gel yavrum, bir hastaneye gidelim. Dizlerinin durumu çok kötü.” Dedi öksürükler içinde. Fakat minik kız tıpkı bir kuş gibi ürkekti, korkular içindeydi. Yaşlı adam kalkmak için doğruldu ve minik kızın elini tuttu:” Korkmanı gerektirecek bir durum yok yavrum, sadece sana yardım etmek istiyorum. Madem benden korkuyorsun o zaman seni eşime götüreyim izin verirsen. Hem senin yaşlarında bir torunum vardı benim de. Gerçi şuan bizimle değil ama. Bana onu hatırlattı. Hadi lütfen şu yaşlı amcanı kırma n’olursun!” Minik kız ikna olmuştu, zaten gidecek ne yeri ne de kimsesi kalmıştı. Öylece sokakta yatamazdı.</p>
<p>Yol çok uzun sürmemişti. Tek katlı, bahçeli bir evin kapısına yöneldiler. Ve kapıyı bembeyaz eşarbıyla nur yüzlü bir yaşlı kadın açmıştı. Çocuğu gördüğündeki gülümsemesi o kadar içtendi ki pembe yanakları adeta gözlerini yok ediyordu. Sevinci tüm yüzünü kaplamıştı. Onları içeri buyur ettiğinde bile gülümsemekten alıkoyamamıştı kendini. Gözlerinin içi bile gülüyordu. Yaşlı adam içeri girer girmez kızın dizlerini işaret etti yaşlı kadına. Yaşlı kadın o kadar dalmıştı ki kızın yüzüne bakmaya, dizleri dikkatini bile çekmemişti. Bir anda yüzünü buruşturdu. Kızın elinden tutarak onu merhemlerini yaptığı odaya götürdü. Allah korumuştu neyse ki. Dikişlik bir şeyi yoktu. Yaşlı kadın kızın kanlar içindeki ayaklarını, ılık suyla doldurduğu leğende yıkadı ilk önce. Daha sonra merhemlerinden sürdü ve sargı beziyle kapattı üstlerini.</p>
<p>Minik kızın acıları bir an olsun dinmişti. Hayatı boyunca kimse ona bu kadar ilgi ve şefkatle bakmamış ve hiç kimse bu kadar içten gülümsememişti. Gözleri doldu bir anda. Yaşlı kadın şefkatle okşadı kızın minik yüzünü. Acılar içindeki minik yüreğini hissetmişti kadın. Hüzünler dolu bu anı dağıtmak için minik kızı kucağına aldı ve sımsıcak ekmeği ve emek vererek yaptığı mis kokulu yemeği koydu önüne miniğin. Zavallı yavru o kadar acıkmış olmalı ki önündeki bütün yemekleri silip süpürmüştü. Yaşlı kadına minnet dolu gözlerle bakarak teşekkür etti. Kadın aniden,” Sen çok cesur ve güçlü bir çocuksun. Ben sana hiçbir soru sormayacağım. Bir gün anlatmak istediğinde anlatırsın bana. Ve o zamana kadar sen benim evladım olacaksın. Tabi o yaşlı amcanın da.”</p>
<p>Minik kızın minneti ikiye katlanmıştı. Bu insanlar neden bu kadar iyiydi? Annesi ve babası öz olmalarına rağmen onu hiçbir zaman sevmemişlerdi. Her zaman abisinin ve ablasının başarısıyla övünmüşlerdi. Ve onu her zaman hor görmüşlerdi. Daha bebekken geçirdiği bir rahatsızlık yüzünden çok iyi değildi beyin fonksiyonları. Bu yüzden konuşmasında aksaklıklar oluyor, bu da ailesinde utanç kaynağı olarak adlandırılmasına neden oluyordu. Abisi ve ablası da sevmemişti onu anne babasının yaptığı gibi. Hep hor görmüşlerdi. Ve o da tek çareyi evden kaçmakta bulmuştu. Ailesinin maddi durumu iyiydi; fakat her şey maddiyat değildi. Sevgi yoksunu olarak büyümek felaketlerin en büyüğüydü. Ve o, gerçekten eve dönmek istemiyordu. Zaten ailesinin de onu aramayacağını tahmin ediyordu. Ne tuhaftı, bu iki tanımadığı insan bile anne babasından daha yakın davranmıştı ona. İçtenlik ve sonsuz sevgi. Bu, ailesinde olmayan bir şeydi. Minik kız birden yaşlı kadına bütün bunları anlatma ihtiyacı duydu ve kendisine bu yaşına kadar yapılanları anlattı. Yaşlı kadının sevinç dolu yüzünden eser kalmamıştı artık. Hüzün, sevinci bastırmıştı. Yaşlı kadın, ona ailesine gitmeleri gerektiğini ve onlarla konuşmak istediğini söyledi. Minik kız anne ve babasının çalıştırdığı lokantaya götürdü kadını. Kadın  bu kadar varlıklı bir ailenin kızlarına sevgi veremeyecek kadar aciz olduğunu görünce onların yerine utandı. Annesi kızın yokluğunu bile hissetmemiş olacak ki buz gibi bir bakış fırlattı minik kıza. Minik de aynı şekilde karşılık verdi. Annesi yaşlı kadına çevirdi bakışlarını ve: “ Siz kimsiniz?” diye sordu. “ Ben sizin kızınızın bu kadar saattir dışarıda olmasına rağmen bunu umursamayan biri olduğunuza inanmadığım için geldim. Sizin için bir yabancı olabilirim. Fakat siz kızınıza da yabancı olmuşsunuz zaten. Bakışlarınızdan anladığım kadarıyla da siz sevgi yoksunu bir insanmışsınız. Ben de sizinle konuşabileceğimi sanmıştım. Bunca servet size maddi olarak çok şey katmış olabiliri; ama insanlığınızdan çok şey alıp götürdüğü ortada. Bu çocuğu hak etmiyorsunuz siz. Ve o yüzden yokluğundan bile haberdar olmadığınız, hatta bir eşya olarak gördüğünüz bu minik yavru artık benim himayem altında. Eğer bir gün olmayan vicdanınız sızlarsa onu görmeye gelebilirsiniz. Ona sizden daha iyi bakacağıma emin olabilirsiniz.” Dedi yaşlı kadın ve minik kızı elinden tutarak yeni evine götürdü. Minik kızın annesi donup kalmıştı bu sözler karşısında. Sadece yutkundu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/">Minik Bir Kalp</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/minik-bir-kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6043</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kelimelerin Özgürlüğü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Nov 2016 05:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5883</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kelimelerin ürkekliğiydi yazmasına engel. Kelimeler üşüyor, el titriyor, kalem düşüyor. Yazmanın verdiği haz yerini acıya bırakıyor. Düşüncelerle boğulan zihnini bir türlü yazmaya adayamıyordu adam. Çaresizlik akan gözlerini bir boş sayfaya çeviriyor, bir de tutmayı bile beceremediği kaleme. Kendini mürekkebini kaybetmiş bir kalem gibi görüyor, hayattaki anlamını kavramaya çalışıyordu. Eskiden olsa kağıt kalemi yastığının altında saklar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/">Kelimelerin Özgürlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kelimelerin ürkekliğiydi yazmasına engel. Kelimeler üşüyor, el titriyor, kalem düşüyor. Yazmanın verdiği haz yerini acıya bırakıyor. Düşüncelerle boğulan zihnini bir türlü yazmaya adayamıyordu adam. Çaresizlik akan gözlerini bir boş sayfaya çeviriyor, bir de tutmayı bile beceremediği kaleme. Kendini mürekkebini kaybetmiş bir kalem gibi görüyor, hayattaki anlamını kavramaya çalışıyordu. Eskiden olsa kağıt kalemi yastığının altında saklar, gece başını yastığa koyduğunda ilham gelir gelmez yazardı. O zamanlar yazmaya gerek görmediği halde yazardı. Şimdi ise yazmasını gerektiren o kadar çok şey vardı ki gönlünde. Buna rağmen gönlü kalemdeki mürekkep gibi donmuştu. Bir türlü gönlünden kaleme akmıyordu heceler. Kelimeler bir türlü cümle olmuyor; kağıt, kalem derdine ortak olamıyordu. Sayfalarca düşünüyor, sayfalarca dert yanıyordu yüreği. Fakat satırlar bir türlü dile gelmiyordu. Yazması gerekiyordu, sadece deliler gibi durmadan yazması. Elleri ağrıdan pes edene kadar yazmalıydı. İçindeki zehri satırlara akıtarak uzaklaşmalıydı bu fenalıklardan. Gözleri kararmıştı artık gözünün önündeki bu düşünce hengamesinden. Doğrulmak için bir hamle yaptı olduğu yerden. Fakat kımıldayamıyordu, adeta beyni olduğu yere hapsetmişti onu. Tutsaktı düşüncelerinde. Çıkış yolu yoktu bu sonsuz düşünce labirentinden. Dönüp dolaşıp aynı senaryo oynanıyordu beyninde. Şuan istediği tek şey kendinden kaçıp gitmekti. Fakat bu, imkansızlıkların eşiğinde olduğunun farkında olmasına neden olmuştu. Saatler ilerledikçe düşünceler daha da fazla beynine hücum eder olmuştu. Bedeninin uykuya yenik düşmesine izin verdi ve uyanıkken bile rüya gören gözleri aniden kapanıverdi. Hayret verici şekilde uyku, hiçbir şey düşünmemesini sağlıyordu. Hatta rüya bile görmüyordu. Fakat bu yarım saatlik huzur çok uzun sürmemişti. Birden bire hayata döndürülen hastalar gibi uyandı anlık uykusundan ve hemen kalemine sarıldı. Boş kağıtların kendisini beklediğini bilerek adeta kelimeleri yaşayarak yazıyordu. Kendini öylesine kaptırmıştı ki kelimeler gönlünden kaleme akıyor, gönlündeki denize tercüman oluyordu. Yazdıkça rahatlıyor, kalbine ferahlık doluyordu. Böyle saatlerce durmadan, dinlenmeden, kolundaki ağrılara aldırmadan yazmıştı. En son yazacakları kısa süreliğine de olsa bittiğinde rahat bir nefes alabilmişti. Şimdi öylesine keyifli, öylesine haz dolu bir insan olmuştu ki yazmaya da, ona bu yazma yeteneğini verene de bir kez daha aşık olmuştu. Yazılarına kimsenin kendini olur olmaz düşüncelere esir edip hayallerini yarıda bırakmaması gerektiğini de eklemişti. Çünkü o, düşüncelerinin esiri olsaydı mutlak cezası yazamamak olacaktı, kağıda kaleme küsecekti. Keşke ile devam eden cümleleri olmasın diye o savaşmayı ve kazanmayı seçmişti. Kelimeleri kendine kale yapmıştı, cümleleri ise kalkan. Bu kadar rahatlamanın ardından soğumuş kahvesinden bir yudum almış ve yazısına noktayı koymuştu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/">Kelimelerin Özgürlüğü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kelimelerin-ozgurlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5883</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son Çare</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/son-care/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/son-care/#comments</comments>
				<pubDate>Tue, 10 May 2016 09:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gümüşalan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3573</guid>
				<description><![CDATA[<p>Genç kadın ayağına takılan taşlara aldırmadan yürüyordu. Kafasındaki düşünceler beynini ele geçirmiş, sanki bir robot gibi onu yönlendiriyorlardı. Güzel düşünceleri tükenmiş, elinde sadece boşlukta asılı düşünceler kalmıştı. Etrafına bakmıyordu. Dünyanın bir ucuna doğru gidiyor, ölümü bile umursamıyordu. Yaşayan bir ölü gibiydi. Bir adım sonra denizin dibini görmüştü. Aslında tam manasıyla görmemişti; çünkü gözleri diğer her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-care/">Son Çare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Genç kadın ayağına takılan taşlara aldırmadan yürüyordu. Kafasındaki düşünceler beynini ele geçirmiş, sanki bir robot gibi onu yönlendiriyorlardı. Güzel düşünceleri tükenmiş, elinde sadece boşlukta asılı düşünceler kalmıştı. Etrafına bakmıyordu. Dünyanın bir ucuna doğru gidiyor, ölümü bile umursamıyordu. Yaşayan bir ölü gibiydi. Bir adım sonra denizin dibini görmüştü. Aslında tam manasıyla görmemişti; çünkü gözleri diğer her şey gibi ölümü görmeye de hazır değildi.</p>
<p>Hayata gözlerini yummak, kimselere eyvallah etmeden çekip gitmek kolay gelmìşti bir anlığına. Gözlerini kapatıp boğazın serin sularına bırakınca kendini, daha  özgür hissetmişti. Fakat bu özgürlük ciğerlerine dolan suyu hissetmesiyle acıya dönüşüyordu. Yaptığı şeyin farkına yavaş yavaş varıyordu; fakat her şey için geç kalmıştı. Yüzeye çıkmaya ne hali ne de cesareti kalmıştı. Ardında bıraktıkları bir bir geçiyordu gözlerinin önünden. Bir anlık kızgınlık hayatına mal olmak üzereydi. Gözlerini aralamaya çalıştı; fakat tuzlu su gözlerini yakıyor, görmesini engelliyordu. Elini uzatıp ne kadar derinde olduğunu hesaplamaya çalıştı. Fakat bu mümkün değildi. Çırpındıkça daha derine batıyordu. Nefesinin yettiği son bir gayretle çırpındı, çırpındı. O kadar çırpınmasına rağmen kimse onu görmüyor, duymuyordu. Artık zamanın iyice tükendiğini anlamıştı. Gözlerini yarım yamalak açtığında gördüğü tek şey sevdiklerinin sudaki yansımasıydı, bütün sevdikleri gözü yaşlıydı-gitme der gibi bakıyorlardı. O da pişmandı, bütün kırgınlarını unutmuş, artık gitmek değil kalmak istiyordu. Son bir gayretle yüzmeye çalıştı; pişmanlığın yaşama sevgisinin verdiği güçle son bir kez daha denemeye karar verdi. Kıyıdan öylesine uzaklaşmıştı ki sadece yüzeye çıkmayı başarabilmişti. Aldığı nefesi ciğerlerinde hissedince gözünden  yaşlar boşalmaya başladı. Nerede olduğuna dair hiçbir fikri yoktu,etrafta bir iz de yoktu. Yolu nasıl bulacağını bilmeden çaresizce etrafına bakınıyordu. Ortada bir balıkçı teknesi bile yoktu, şanssızlığın dibine vurmuştu. Ölmek istediği için kendinden utanıyordu, şimdi en büyük ölümün çaresizlik olduğuna inanıyordu. Var gücüyle yüzdü, yüzdü. Sadece dualar ederek ilerliyor, tüm gücüyle çırpınıyordu. İçinde bulunduğu an ona nefes alırken de insanın ölebileceğini kanıtlıyordu. Karnı açlıktan zil çalıyor, gözyaşları sulara karışıyordu. En kötüsü de artık akşam olmak üzereydi. Boğularak ölmese bile açlıktan öleceği kesindi. Bacaklarına ve kollarına kramp giriyor, direncini kaybediyordu. Kendini tekrar boğazın sularına bıraktı. Ve gözlerini kapattı, sadece yatağında olduğunu hayal etti. Gözlerini açtığında kıyıda olduğunu fark etti. Bütün balıkçılar etrafında toplanmış, meraklı gözlerle genç kıza bakıyorlardı. Fakat genç kız tekrar yummuştu gözlerini. Direnci o kadar kırılmıştı ki zayıf vücudu daha fazla dayanamamış ve bayılmıştı. Fırtına çıkmadan önce evlerine dönmek için yola çıkan balıkçılar, şans eseri kızı son anda fark edip kurtarmışlardı. Balıklar sanki kızın kurtarılmasını istermişçesine kızın etrafını sarmış, yaldızlı pullarıyla ışıl ışıl parlıyorlardı. Genç kız hayatını kendince büyük şeylerden kaçmak için feda etmek istemiş. Fakat hiç ummadığı küçük şeyler hayatını kurtarmıştı. Gözlerini açtığında köşe bucak kaçtığı herkes yanındaydı, hayat da dahil.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/son-care/">Son Çare</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/son-care/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3573</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
