<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>yeni başlayanlar için metafizik &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/yeni-baslayanlar-icin-metafizik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 06:09:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Levinas ve Başka’nın İzi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Nov 2016 10:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı metafiziği]]></category>
		<category><![CDATA[eskatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[fenomenoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gabriel Marcel]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[Hobbes]]></category>
		<category><![CDATA[litürji]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[Stoacılık]]></category>
		<category><![CDATA[varlık felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşsal]]></category>
		<category><![CDATA[yeni başlayanlar için metafizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5854</guid>
				<description><![CDATA[<p>Levinas’a göre Batı metafiziğinin başlangıç ilkesi olarak Ben, en üst dereceden bir özdeşleşmedir; hatta, özdeşlik fenomeninin kaynağıdır. Ben’in özdeşliği, değişmez bir niteliğin sürekliliği değildir ve Ben’in bizzat kendisi olması, şu ya da bu karakter özelliliğinin varlığını tespit ettikten sonra kendisini yine Aynı bulmasından kaynaklanmaz. Ben, baştan beri Aynı olduğu için her nesneyi ve her karakter [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/">Levinas ve Başka’nın İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Levinas’a göre Batı metafiziğinin başlangıç ilkesi olarak Ben, en üst dereceden bir özdeşleşmedir; hatta, özdeşlik fenomeninin kaynağıdır. Ben’in özdeşliği, değişmez bir niteliğin sürekliliği değildir ve Ben’in bizzat kendisi olması, şu ya da bu karakter özelliliğinin varlığını tespit ettikten sonra kendisini yine Aynı bulmasından kaynaklanmaz. Ben, baştan beri Aynı olduğu için her nesneyi ve her karakter özelliğini Aynı olarak tespit eder. Ben’in özdeşliği söz konusu olduğunda “A, A’dır” demek aslında “A, A için kaygılanır” ya da “A, A’dan keyif alır” ve her zaman için “A, A’ya yönelmiştir” demeye gelir. Ben’in bilgisi, bu özdeşliği kesintiye uğratmaz; Varlık, Ben’in özdeşliğine zarar vermez. Bilgi, varlığı anlama çabasını yansıtır ve bellek aracılığıyla Varlık ile düşünce arasında upuygunluk sağlanır. Belleğin Ben’i şaşırtması engellendiği için varlık düşüncesi, aslında Aynı’ya denktir.</p>
<figure id="attachment_5864" aria-describedby="caption-attachment-5864" style="width: 206px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5864 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other-206x300.jpg?resize=206%2C300" alt="Levinas &quot;Time and the Other&quot;" width="206" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg?w=344&amp;ssl=1 344w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5864" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Time and the Other&#8221;</figcaption></figure>
<p>Bu bağlamda, fenomenolojinin en önemli keşfi, pratiğin ve duygulanımın temelindeki yönelimselliği fark etmiş olmasıdır. Yönelimsellik, bilincin hep bir şeyin; olan bir şeyin bilinci olduğunu ifade eder ve bu upuygunluğu o kadar abartır ki, yanılsamaları bile ortadan kaldırır. Bilincin her edimi, buyur ettiği varlığı kurmaya çalışır ve anlamını ona Ben’in verdiğini düşünür. Yani varlık, Ben’in bu hareketiyle idealizm olanağını içinde taşır. Batı metafiziğinde hep Aynı’nın egemen olduğuna, Başka’nın açığa çıkartılmak istendiğinde Başkalık’ını yitirdiğine inanan Levinas’a göre Batı metafiziği, Başka’ya karşı hep bir dehşet duyar, ona karşı önüne geçilemez bir alerjiye maluldür. Bu dehşet ve alerji nedeniyle, hep bir varlık felsefesi olagelmiş, varlığı anlama çabası içinde insanı sorgulamış, bunun sonucunda tanrıtanımazlık olarak gelişmiştir.</p>
<figure id="attachment_5857" aria-describedby="caption-attachment-5857" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5857 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Levinas &quot;Ethics and Infinity&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg?w=328&amp;ssl=1 328w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5857" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Ethics and Infinity&#8221;</figcaption></figure>
<p>Batı metafiziğinde tanrı hakkında konuşulduğunda, aslında akla uygun bir şekilde icat edilmiş bir tanrı tasarımı hakkında konuşulur ve bu tanrının, her ne yaparsa yapsın sonunda kendisini hep Aynı olarak bulacağına; bilincinin özerkliğine hiçbir zarar vermeyeceğine inanılır. Bu metafizik, her defasında bilincin kendine yeniden dönüşünü araştırır; Başkalık’ı yitirir ve bilinç, dünyada her defasında kendini yeniden bulur. Bilincin tüm yönelimleri, “kendilik bilinci” içinde bu özdeşliği sağlamaya dönüktür. Örneğin Hegel’in sistemi, bilincin kendini yeniden kurma sürecini ussal ilke ve kategoriler içinde anlatır. Batı metafiziği, Başka’ya ve Başkaları’na kayıtsızdır, geri dönüşü olmayan her hareketi reddeder ve beklemeyi edime yeğler. Oysa, bu indirgemeyi yaparken bile, aslında Varlığın ötesinin gizemli mesajını da taşıyordur. Söz gelişi Platon, <em>Politeia’</em>da “epekeina tes ousias” şeklinde bir ifade kullanır; bunun anlamı, “varlığın ötesinde” demektir. Varlık, Platon için eidoslardır ve bunlar, duyum nesnesi şeylere aşkındır. Agaton (İyi) ise eidoslara aşkındır ve tüm eidosların birliğini, bilinirliliğini taşır. Haliyle Agaton, iki kere aşkındır ki, bu da “varlığın ötesi” hakkında “gizemli bir mesaj”dır.</p>
<figure id="attachment_5856" aria-describedby="caption-attachment-5856" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5856 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos-198x300.jpg?resize=198%2C300" alt="Levinas &quot;Entre Nos&quot;" width="198" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg?w=313&amp;ssl=1 313w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5856" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Entre Nos&#8221;</figcaption></figure>
<p>Diğer taraftan, Plotinos’un Bir’i de varlığın ötesindedir ve aynı zamanda da epekeina nousdur (Nous’un ötesinde). Bir, tüm yüklemlere yabancıdır; her birinden aşkındır, ifşa edilmemiştir. Bu ifşa edilmemişlik, bilginin sınırlı olmasından ya da Bir’in gizli ve anlaşılmaz olmasından kaynaklanmaz; ifşa edilmesi, Bir’in birliğiyle çelişen bir durum olacaktır. Bir, varlığın ötesindedir ve ondan tamamen başkadır. Peki, bu aşkın olanla; varlığın ötesinde ve ondan tamamen başka olanla ilişki; Başka’nın deneyimi nasıl mümkündür? Levinas’a göre böyle bir deneyim, Aynı’nın kendinden çıkarak kendini Başka’da mutlak olarak yitirmediği, kendini Başka’ya emanet ettiği yaderk bir deneyimdir. Bu deneyim, hiçbir kategori kabul etmez ve başlangıç noktasına geri dönmez. Böyle bir hareket ya da deneyim, ancak Yapıt’ta bulunur. Fakat Yapıt, Ben’i Ben-olarak başka bir dünyaya sokan bir geçiş; bir aşkınlık olanağı değildir. Çünkü burada Ben, bilinç edimleri içinde kendi özdeşliğini yeniden kurar; idealizmin verdiği ders de budur. Oysa Yapıt, Aynı’dan tam bir cömertlik talep eder; Başka’ya da Aynı’nın kendine dönmesini yasaklar. Ayrıca, Aynı’nın kendini hiçlikle bir tutmasına da izin vermez; saf bir nihilizme sürüklemez. Aynı’nın Başka’ya değmeksizin dokunuşu olan Yapıt, her türlü zevkin ve tesellinin dışındadır. Bunlara yönelirse, mutlak iyiliğini ve geri dönüşü olmayan hareketi kaybeder, başlangıç ile sonun karşılaştırılması üzerinden kayıplar ve kazanımların hesaplanmasına geçilir.</p>
<figure id="attachment_5860" aria-describedby="caption-attachment-5860" style="width: 204px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5860 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme-204x300.jpg?resize=204%2C300" alt="Levinas &quot;Humanisme de Lautre Homme&quot;" width="204" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg?resize=204%2C300&amp;ssl=1 204w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg?w=340&amp;ssl=1 340w" sizes="(max-width: 204px) 100vw, 204px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5860" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Humanisme de Lautre Homme&#8221;</figcaption></figure>
<p>İmdi, sonucun zamandaşı olmayı reddeden Yapıt, “vaad edilmiş topraklar”a gitmeksizin eylemeyi; bu tür bir sabrı gösterir. Bu sabırla Ben, kendi-ölümünden-ötesi-için-olmaklığını kazanır. Kişisel bir ölümsüzlük istenci olmayan bu deneyim, Kendi zamanının ufkunun ötesinde bir zamanı hedeflemek demektir; Kendi için bir umut taşımayan bir eskatoloji ya da Kendi zamanı karşısında bir özgürleşme demektir. Böyle bir geçişi olanaklı kılan Sonsuz’dur; Aynı’nın zamanından Başka’nın zamanına geçişin olanağı olan Sonsuz, Aynı’nın geri dönüşü olmayan hareketini litürji içinde açığa çıkartır. Başka deyişle Ben’i, bir yerde ücretsiz bir biçimde görev yapmaya; hatta, kendi servetini bile o görev uğruna harcamaya sürükler. Burada her türlü anlam, yorum, çıkarsama, vb. devre dışı kalır; litürji, etiğin ta kendisidir ve Ben’in herhangi bir ihtiyacından kaynaklanamaz. İhtiyaç, Ben’in kendi dünyası içinde Kendi’sine dönmesini sağlayan bir şeydir ve temelinde bencillik vardır. Bu bencillik, Ben’in Kendi’siyle çakışmasını sağlar ve bu çakışma, “mutluluk” olarak açığa çıkar. Oysa, Valery’nin “eksiksiz arzu” dediği şey, tam da litürjinin anlaşılmasını sağlar; bu arzu, daha önce Platon’un da tespit ettiği gibi, belirli bir eksiklik tarafından koşullandırılmamış başka türlü bir istektir. Bu isteğe sahip özne, Stoacı “kendi varlığında ayak direyen varlık”tan ya da Heidegger’in Dasein’ından tamamen farklıdır.</p>
<figure id="attachment_5859" aria-describedby="caption-attachment-5859" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5859 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Levinas &quot;Humanism of the Other&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg?w=346&amp;ssl=1 346w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5859" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Humanism of the Other&#8221;</figcaption></figure>
<p>Levinas’ın etik öznesi, Başkası’na karşı duyduğu metafizik arzuyla tanımlanır; özne, kendisini bu arzuda tanımlar. Başkası, ne Ben’in düşmanıdır (oysa, Hobbes ve Hegel’de böyledir), ne de Ben’in tamamlayıcısıdır (Platon, her bireyin kendi varlığını sürdürebilmek için başkasına gereksinimi olduğunu iddia eder). Başkası’na duyulan bu arzu, tüm ihtiyaçların ötesinde başlar ve aynı zamanda da toplumsallığımızın kaynağıdır. Ancak bu toplumsallık, Başka’yı Aynı’ya dönüştüren bir toplumsallık değildir. Başkası’nın bakışında Ben’in hissettiği şok, böyle bir deneyimdir. Bu deneyimle Ben, Kendi’sini sorgular ve Kendi’sinde daha önce farkına varmadığı kaynaklar keşfeder. Bu kaynakları sürekli olarak besleyen ve derinleştiren arzu, Dostoyevski’nin <em>Suç ve Ceza’</em>sındaki Sonia Marmeladova’nın “doyurulamaz merhameti” gibidir; sanki öyle bir açlıktır ki, Raskolnikof’un orada bulunuşu, her türlü doyumun ötesinde, bu açlığı sonsuzca büyüterek besler. Başkası, aynı zamanda da kültürel bir bütün içinde bulunur ve bu bütünden hareketle anlaşılabilir. Bu anlama, belirli bir yorumlama ve çözümlemedir. Ancak Başkası’nın tezahürü, bu tezahürü açığa çıkartan unsurlardan (jestler, mimikler, vb.) farklı bir anlam taşır. Başkası’nın kültürel anlamı, yatay düzlemde açığa çıkar ve belirli bir sıra düzenini korur. Başkası’nın tezahürü ise Ben’in kendi dünyasallığının bozulmasına yol açar ki, bu durum yüzde gerçekleşir. Yüzün belirişinin açıklığında Ben, kendi açıklığına ve kaynaklarına ulaşır.</p>
<figure id="attachment_5855" aria-describedby="caption-attachment-5855" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5855 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Levinas &quot;Cambridge Ccompanion&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg?w=293&amp;ssl=1 293w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5855" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Cambridge Ccompanion&#8221;</figcaption></figure>
<p>Levinas’a göre yüz, soyut ve çıplaktır; tüm imgelerden soyunmuştur. Ben’in kendi açıklığına ulaşması, bu çıplaklıkla mümkündür. Ben’in dünyasına tümüyle yabancı bir alandan gelen yüzün deneyimi, sıra dışı bir deneyimdir. Burada yüz, ifşaya dönüşmek yerine kendi izini bırakır ve gider. Kendi çıplaklığıyla büyük bir titreme ve yok oluş meydana getiren yüz, aynı zamanda da sefalettir, yoksunluktur, yakarmadır; Aynı’ya dönüşü engelleyen de bunlardır. Yakarışına kulak tıkayamayacağımız ve unutamayacağımız bir şekilde açığa çıkan yüz karşısında bilincini yitiren Ben, yüze karşı bütünüyle savunmasızdır. Kendi dünyasallığından dışarı püskürtülen Ben için etik, bu karşılaşmanın ardından başlar. Bu deneyimle Ben, Başkası’nı buyur eder ve yalnızca yüzün yakarışına cevap vermek zorunda olduğunu kavramakla kalmaz, bunun gereğini yerine getirmek için hiçbir fedakarlıktan da sakınmaz. Bu yönüyle etik, Ben’in dolayımsız ve sakınmasız bir biçimde kendini Başkası’na açması, Ben’in kendiliğindenliğinin Başkası tarafından sorgulanmasıdır. Bu sorgulama, belirli türden bir eleştiriye dayanır ve Ben’deki dışsallığa; Ben’in dışındaki bir olgusallığa aittir. Etik, eleştiri yoluyla Ben’i Başkası’na karşı sonsuz sorumluluklarına taşır. Böylelikle Ben, kişisel bir iktidar edinme isteğini terk eder; hatta, şimdiye kadar söylediklerinin tersini söylemeye bile hazır hale gelir.</p>
<figure id="attachment_5862" aria-describedby="caption-attachment-5862" style="width: 212px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5862 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık-212x300.jpg?resize=212%2C300" alt="Levinas &quot;Sonsuza Tanıklık&quot;" width="212" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg?resize=212%2C300&amp;ssl=1 212w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg?w=353&amp;ssl=1 353w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5862" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Sonsuza Tanıklık&#8221;</figcaption></figure>
<p>Varolanın etiğe muhtaç olduğunu düşünen Levinas, varolanın varlığını ancak varlığın ötesine geçerek haklı kılabileceğine inanır. Bu nedenle, etiğin belirli birtakım kavramlara dayandırılarak ve metafizik temeller üzerine kurulmasına karşı çıkar, etiğin tüm bunlardan önce geldiğini savunur. Levinas’a göre etik, Ben’in sorumlulukları üzerine temellenir ve hatta, Ben’in varlığı bile bir öncül olarak kabul edilmemelidir. Nitekim Ben, genel bir kategori altında dile getirilebilecek bir şey değildir; Ben-olmaklık, ancak sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir Ben için geçerlidir. Ben’in çok sayıda kimliği olabilir; fakat, bu kimliklerden hiçbiri, Ben-olmaklığını tüketemez. Başkalık deneyiminin ardından Ben-olmanın anlamı, Başkası-için-sorumlu-olma haline gelir. Ben, varoluşun tüm yükünü omuzlarında taşıyormuşçasına duyduğu sorumluluk duygusuyla biricikliğini kazanır. Bu biriciklik, sorumlulukların bir başkasına devredilemezliğidir. Başka deyişle sorumluluk, Ben’in dünyasallığı içinde belirmez; çünkü bu dünyasallık, Başkası’nın belirişinde parçalanmıştır ve Ben’i etik bir özne haline getiren budur. Böyle bir özne için, vicdan rahatlığı mümkün değildir. Vicdan rahatlığı, Ben’in hep Kendi’siyle çakışmasını ifade eder; sorumlulukların yerine getirildiği yanılsamasını içerir. Oysa Ben’in sorumlulukları, hiçbir zaman sona ermez.</p>
<figure id="attachment_5861" aria-describedby="caption-attachment-5861" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5861 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Levinas &quot;Ölüm ve Zaman&quot;" width="200" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg?w=334&amp;ssl=1 334w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5861" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Ölüm ve Zaman&#8221;</figcaption></figure>
<p>İmdi bu sonsuzluk, arzunun da kaynağıdır; arzu, doyumun giderdiği ihtiyaçlardan farklı bir ateşle yanmak, hep düşünülenin ötesinde düşünmektir. Sonsuz, “görevini terk etmenin olanaksızlığı”yla Ben’i karşılaştırır. Sorumluluklar ne kadar yerine getirilirse, Ben’den talep edilenler de o kadar artar ve Ben’in Kendi’sine dönmesi olanaksızlaşır. Yüzün çıkıp geldiği öte, her türlü açığa çıkmanın ötesindedir; yüz, bu öteden gelen Başkası için bir ziyarettir ve kendini sürekli geri çeker. Yüzün şaşırtıcılığı ve kavranamaz oluşu da bununla ilgilidir. Kendi çıplaklığı içinde yüz, öteyi hem gizler, hem de ona işaret eder. Bu işaret edişte, fenomenler yoktur ve göstergeler kullanılmaz. Buna kalkışan yüz, maskeye bürünmüş olur. Yüzün çıplaklığı, hiçbir şey ifşa etmez; ifşa etme, belirli bir varlık düzeni içinde açığa çıkar; yüzün çıplaklığı ise tüm varlık düzenlerini sarsar. Varlık düzenleri, belirli bir içkinlik taşır; bu içkinlikte iz, her defasında belirli bir anlamı ifade eder, öteyi dile getirmez. Oysa yüz, aşkınlığın ortadan kaldıramadığı biricik açıklıktır ve varlığın düzeni içine hapsolmaktan korur. Taşıdığı şeyle arasında dolambaçlı bir ilişki içinde olan iz, Ben’i geri döndürülemez bir geçmişle ilişki içine sokar. Bellek, bu geçmişin izini süremez; göstergeden bütünüyle farklı olan iz, varlığın ötesinin izidir ve Ben’i, içkinlik ve aşkınlığın ikili yönünden kurtararak ona üçüncü bir olanak sunar. Bu olanak, Üçüncü’nün (tiers) ortaya çıkışıdır. İzle yakalanmaya çalışılan geçmiş, Üçüncü’nün ait olduğu geçmiştir ve yüzün her türlü gizlenmeden uzak, kuşatılamaz ve mutlak olduğunu anlatır. Yüzde kendini çoktan geri çekmiş, geçip gitmiş olan şey ise o’luktur; Başka’nın sonsuzluğunu ve ölçüsüzlüğünü anlatan da yine o’luktur.</p>
<figure id="attachment_5863" aria-describedby="caption-attachment-5863" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5863 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Levinas &quot;Tanrı, Ölum ve Zaman&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg?w=346&amp;ssl=1 346w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5863" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Tanrı, Ölum ve Zaman&#8221;</figcaption></figure>
<p>Üçüncü’yü varlığın ötekisi olarak gören Levinas, iki kişi arasındaki etik ilişkinin Üçüncü’nün varlığıyla kesintiye uğrayacağını düşünür. Bu yönüyle Üçüncü, toplumsallığa geçiştir de. Ben, yalnızca ilişkideki Başkası’na karşı sorumlu değildir ve Başkaları, Ben’in sorumluluklarının ve etik özneliliğinin sonsuzluğunu temellendirir. Bilgi, düşünme, karşılaştırma, vb. bilinç edimleri, Üçüncü’yle açığa çıkar; Üçüncü, Ben’in Başkası’yla ilişkisinin asimetrik yapısını adalet isteğiyle simetriye zorlar ve ilişkiye eşzamanlılık getirmek ister. Üçüncü’nün müdahalesiyle ilişki, artık bilinç sınırlarına taşınır ve uzamsal hale gelir; ilişkide eşitlik, ölçülülük, bilgililik, vb. ilke ve yönelimlere öncelik tanınır. Bu yönüyle Üçüncü, etik ilişkide bilinçliliği talep edendir ve Ben, kendi varlığıyla ilgilenme hakkını Üçüncü’nün dolayımında edinir. Fakat adalet, etik ilişkide asimetriyi simetriye zorlar; adalet arayışının temelinde, Üçüncü’nün etik ilişki kurma isteği vardır. Bu isteğe bakılmaksızın dile getirilen adalet söylemleri, Ben’in dünyasallığında Kendi’sini yeniden kurma çabasını yansıtır. Oysa, etik ilişkide sorumluluklarını duyumsayan Ben, yüzde gördüğü izle Kendi’sini terk ederek Başkası’na olduğu kadar Üçüncü’ye de bağlanır ve onunla da yaderk bir ilişki yaşar. Yüzün taşıdığı iz her türlü bilinç ediminin ötesinde olduğu için Ben, Üçüncü’nün etik ilişki talebini de asimetrik olarak yerine getirir.</p>
<figure id="attachment_5858" aria-describedby="caption-attachment-5858" style="width: 209px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5858 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy-209x300.jpg?resize=209%2C300" alt="Levinas &quot;His Life and Legacy&quot;" width="209" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg?resize=209%2C300&amp;ssl=1 209w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg?w=331&amp;ssl=1 331w" sizes="(max-width: 209px) 100vw, 209px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5858" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;His Life and Legacy&#8221;</figcaption></figure>
<p>Levinas’a göre iz, anlamı ortaya çıkarmaksızın ifade eder; bu ifade ediş, o’lukla birlikte etik ilişkiyi belirler. Gerçi iz, bir gösterge değildir; ama, bir gösterge olarak da kullanılabilir. Örneğin bir dedektif, suçlunun bıraktığı izleri birer gösterge olarak inceleyebilir; ancak, bu incelemesinde iz, bir gösterge olarak belirli bir düzenin bir parçası haline gelir ve iz olmaklığını kaybeder. Oysa iz, her türlü yönelimin ötesinde bir anlam taşır ve dünyanın düzenini altüst eder. Belirttiği anlamdan daha fazlası olarak işaret, bu işareti verenin geçişidir. Söz gelişi, bir mektupta anlam, yazıda ve dildedir; mektuptan aldığımız mesaj, gönderildiğinde birinin öylece geçip gittiğini bize anlatan her şeydedir. Bu iz, yeniden bir gösterge olarak ele alınabilir; bir yazı uzmanı, izin bu anlamını bulup çıkartabilir. Ancak, yazıda ve mektubun dilinde esas iz, bunlardan hiçbiri değildir; izde tümüyle olup bitmiş bir geçmiş, çoktan geçip gitmiştir ve bunun geri döndürülemezliği içerilmiştir. Ben’i varlıkla ilişkiye sokmak yerine Başkası’yla ilişkiye zorlayan iz, uzamın zamana sokulmasıdır; dünyanın bir geçmişe doğru uzandığı noktadır. Bu geçmiş, Başka’nın geri çekilişidir ve ancak dünyayı aşan bir varlık iz bırakabilir. Bu bakımdan iz, hiçbir zaman orada olmamış olanın; hep çoktan geçip gitmiş olanın izidir.</p>
<p>Levinas’a göre şeyler, kendi başlarına bir iz bırakamazlar, belirli birtakım sonuçlar üretirler. Neden ve sonuç, hep aynı dünyaya aittir; iz ise Ben’in zamanı içinde yer alan her türlü geçmiş ve gelecekten daha uzak bir geçmişe geçiştir. Bu geçmiş, tüm zamanları bağrında toplayan mutlak geçmişe geçiştir ki, bu da Sonsuzluk demektir. Dolayısıyla o’luk, şeylerin bu’luğu değildir; şeylerin bu’luğu, onların Ben’in tasarrufu altında olduğunu ifade eder. Bu anlamda bu’luğu, Buber ve Gabriel Marcel, Sen olarak ifade etmişlerdir. Ancak bu karşılaşma, yüze sonradan eklenen bir şey değildir. Yüzün çıplaklığı o’luğun izini barındırdığı için, kendinde kalarak o’luğu geride bırakır. Bu nedenle yüz, “geçip giden Tanrı”nın kendisine benzeyeceği bir model değildir. Benzerlik, onun ikonu olmak değil, onun izinde bulunmaktır. Tanrı’ya doğru gitmek, bir gösterge olmayan bu izi izlemek değil, Başka’nın izinde olmak ve Başkası’ndan sorumlu olmak demektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/">Levinas ve Başka’nın İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5854</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cahit Koytak: Hayatı, Sanatı, Fikirleri, Eserleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 18:07:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[2. yeni]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş şiir]]></category>
		<category><![CDATA[cahit koytak]]></category>
		<category><![CDATA[cazın ırmakları]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[gazze risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci yeni]]></category>
		<category><![CDATA[ilk atlas]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[modern şiir]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazekar şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[sezai karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[yeni başlayanlar için metafizik]]></category>
		<category><![CDATA[yoksullar ve siviller için tezler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulları ve şairlerin kitabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=517</guid>
				<description><![CDATA[<p>GİRİŞ Cahit Koytak, günümüzün en önemli şairlerinden bir tanesidir. Daha Sezai Karakoç’un çıkardığı Diriliş Dergisi’nde yazdığı ilk şiirlerinde kendine has bir üslup oluşturan ve şairler arasında kendine yer edinen birisidir. Günümüzde de Sezai Karakoç ve diğer 2. Yenicilerin ekolünü devam ettiren Koytak şiirseverlere engin bir şiir hazinesi armağan etmiştir. Bu yazı boyunca Cahit Koytak’ı tüm [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/">Cahit Koytak: Hayatı, Sanatı, Fikirleri, Eserleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p>Cahit Koytak, günümüzün en önemli şairlerinden bir tanesidir. Daha Sezai Karakoç’un çıkardığı Diriliş Dergisi’nde yazdığı ilk şiirlerinde kendine has bir üslup oluşturan ve şairler arasında kendine yer edinen birisidir. Günümüzde de Sezai Karakoç ve diğer 2. Yenicilerin ekolünü devam ettiren Koytak şiirseverlere engin bir şiir hazinesi armağan etmiştir.</p>
<p>Bu yazı boyunca Cahit Koytak’ı tüm yönleriyle incelemeye çalışacağım. Yer yer O’nun hakkında söylenenlere değineceğim. Son olarak oluşturduğum Cahit Koytak portresinden bir sonuç çıkarmaya çalışacağım.</p>
<p>Gelin Cahit Koytak’ı tanımaya ve tanıdıkça anlamaya çalışalım.</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN HAYATI</strong></h2>
<p>29 Ocak 1949 yılında, Erzurum’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini aynı şehirde gördü. Yüksek öğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesinde tamamladı ve bu fakülteden 1974 yılında kimya yüksek mühendisi olarak mezun oldu. Kısa bir süre mühendislik, sonra uzun yıllar serbest ticaret yaptı. 1994 yılından itibaren 15 yıl bir özel TV kuruluşunda, sinema yayınını yönetti.</p>
<p>Yazı hayatı, yirmi iki yaşında Sezai Karakoç&#8217;un Diriliş Dergisi’nde yayınlanan ilk şiirleriyle başladı. Sonraları şiirlerini Kelime, Yöneliş, Yedi İklim, Kayıtlar, Gergedan, Defter, Kaşgar, Hece, Yansıma, Le Poete Travaille, Kitaplık, Kırklar, Merdiven Şiir, Anlayış, BirNokta, Yeniyazı vb. dergilerde yayınladı.</p>
<p>1 Haziran 2009 gününden bu yana Taraf gazetesinde haftada bir (Pazartesi günleri) “Yoksullar ve Siviller İçin Tezler” başlığı altında şiir yayınlamaktadır.</p>
<p>2009 yılında, Pınar Yayınları&#8217;ndan “Gazze Risalesi” isimli şiir kitabı, 2010 yılında, Timaş Yayınları&#8217;ndan, 3 cilt halinde, toplam 1100 sayfayı aşan, “Yoksulların ve Şairlerin Kitabı” isimli şiir kitabı, Ocak 2011 de yine Timaş Yayınları&#8217;ndan ilk kitabı “İlk Atlas”ın genişletilmiş baskısı çıktı. 2011 yılı içinde yine Timaş Yayınları&#8217;nda, şairin, “Yeni Başlayanlar İçin Metafizik”, 2012 yılında “Cazın Irmakları” isimli şiir kitaplarını yayınlanmıştır.</p>
<p>Şairliğinin yanı sıra, Koytak aynı zamanda usta bir çevirmen olarak karşımıza çıkıyor. İngilizce ve Fransızca&#8217;dan önemli çevirileri bulunan Koytak, 1988&#8217;de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın mütercimi seçildi. Frantz Fanon&#8217;un Siyah Deri Beyaz Maskesi adlı kitabını Cahit Koytak dilimize çevirmiştir. Fanon çevirisinden daha önemli bir çalışması ise Ahmet Ertürk ile birlikte hazırladığı Muhammed Esed&#8217;in The Message Of The Qur&#8217;ân&#8217;ıdır. On yıla yakın sürmüştür bu kitabın çevirisi.</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN KİŞİLİĞİ</strong></h2>
<p>Cahit Koytak son derece mütevazi bir kişiliğe sahiptir. Hayatı boyunca böbürlenme, ego ve kibir Koytak’ta görülmeyen niteliklerdir. Koytak’ın bu mütevazi kişiliği eserlerine de yansımıştır. Yaşamı boyunca hep şiir yazmasına rağmen, şiirlerini yayınlamak için kimseden ricacı olmamış ve şiirlerini yayınlayacak kaliteli bir yayınevi bulana kadar yazmaktan vazgeçmemiştir.</p>
<p>Belkide Koytak’ın kişiliğini oluşturan en büyük etken onun fikir dünyasıdır. O, yoksulların mahmurluğunu, ezilmişlerin onurluluğunu, sivillerin demokrasisini kendi kişiliğinde taşır. Cahit Koytak özünde insanı, insan olmanın erdemini taşır. Cahit Koytak şiirlerinde de üstüne bastığı gibi insanın ezilip büzülmesini hiçbir zaman tasvip etmez, bu yüzdendir ki, Koytak da asla baş eğmeyen bir kişiliğe sahiptir.</p>
<p>Cahit Koytak bazı şiirseverleri tarafından Taraf Gazetesi’nde yazmaya başlaması sebebiyle, Koytak’ın kişiliğine ters düştü, diye eleştirilmiştir. Koytak ise bir röportajında bu eleştirilere şöyle yanıt vermiştir: “Pek de örneğine rastlanmamış bir işe kalkışarak, bir günlük gazete &#8216;köşe&#8217;sinde düzenli şiir yayınlamamın ve bu iş için özellikle Taraf Gazetesi&#8217;ni seçmemin elbette sebepleri var. Bir defa, şiirle ulaşılabilen saflıkta, derinlikte yahut duyarlılık eşiğinde, insanlar için, paylaşılabilecek sanıldığından çok daha fazla ve önemli değerlerin olduğuna inanıyorum. Ancak, bizatihi şiir olan şeylerin yahut şiirle insandan insana taşınabilen şeylerin önünde son on yıllarda bütün dünyada giderek daha büyük ve zor aşılır engellerin, maniaların biriktiği görülmektedir. Ben bunu kötü bir gelişme olarak değil, tersine; şiire, insana has bir varoluş belirtisi olarak, varlığını sürdürebilmesi için kendine çeki düzen verip kendini yenilemesi, zenginleştirmesi, derinleştirmesi ve insanlara ulaşmak için de kendine yeni yollar araması gerektiği yönünde, &#8216;Zamanın Ruhu&#8217; tarafından fısıldanan ciddi bir uyarı olarak değerlendiriyorum.<br />
Böyle bir alarmla uyanmış, kendini yenileyerek yola koyulmuş bir şiir için de en uygun güzergâhın pekâla bir günlük gazete olabileceğini düşünüyorum. Bu gazetenin, özellikle, açık zihinli, değişimci, iyiyi, doğruyu, güzeli herkes için isteyen, &#8220;herkes için hukuk, herkes için demokrasi, herkes için özgürlük!&#8221; diyen ve bunu güzel demesini beceren ve içtenliğine inandıran gerçekten aydın ve nitelikli insanların çıkardığı Taraf Gazetesi olduğunu düşünmemden, Türkiye şartlarında, daha doğal bir şey olamazdı.”</p>
<p>Ayrıca Ömer Erdem, Koytak hakkında “Cahit Koytak şiirinin baskın yönü şüphesiz değdiği her şeyi şiir olarak yazabileceğine duyduğu sürekli ve ısrarlı inançtır. Söz ile söyleme arzusu, duyuruş ile yaygınlaştırıp yayma, buluş ile acemilik, doğu ile batı, ilahiyat ile mitoloji, pervasızca yan yana getirilir iç içe odalarda aynı sedirlere oturtulur benzer müzikler dinlettirilir.” Bilgilerini kaleme almıştır.</p>
<p>Cahit Koytak, Zaman Gazetesi’nin Kitapzamanı ekine gönderdiği bir yazıda kendisini şöyle tasvir etmiştir:</p>
<p>“Şiirim, sanat anlayışım gibi konularda açık ve doğrudan görüş belirtip okurun kendi özgün, gizemli keşif serüvenini etkilemekten ve şiirin kendisinin ortaya koyduğu resmi bozmaktan hep kaçındım.</p>
<p>İlk Atlas’ın hikâyesini anlatmak, belki okurla daha çok muhabbete vesile olacağı için, benim için elbette müstesna bir zevk olurdu. Fakat bağışlanma dileyerek, şunu belirtmem gerekiyor ki, ben öteden beri, kendimden, kendi hikâyemden, yazdığım şiirden ya da onun hikâyesinden, şiirin kendi ‘anlatı’sı dışında bahis açarak, şiirlerle okur arasına girmekten; genel olarak şiir, sanat, edebiyat ve özel olarak da kendim, şiirim, sanat anlayışım gibi konularda açık ve doğrudan görüş belirtip okurun kendi özgün, gizemli keşif serüvenini etkilemekten, yönlendirmekten ve bütün bunlar hakkında şiirin kendisinin ortaya koyduğu resmi bozmaktan hep kaçındım. Ve bu tutum giderek benim için, dışına çıkılması, adeta, yazdıklarımın değerini, büyüsünü, bütünlüğünü tehdit edebilecek, dolayısıyla uyulması neredeyse zorunlu bir ilke, bir gelenek halini aldı. Binaenaleyh, hemen hemen ta başından beri, benimle, görsel ya da yazılı, bir söyleşi yapmak isteyen bütün dostlarımdan &#8211; onlara insana, hayata, sanata ve kendime dair söyleyebileceğim, söylemeye değer bulduğum her şeyin yazdığım şiirlerde ifadesini bulduğunu ve söyleyebileceklerimin de sadece şiirlerimdeki kadar olduğunu belirterek, hep beni bağışlamalarını istirham ettim.”</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN FİKİRLERİ</strong></h2>
<p>Cahit Koytak, hayatı boyunca gerek şiirleriyle, gerekse yaşam tarzıyla toplumsal olaylara duyarlı bir fikriyata sahip olmuştur. Taraf gazetesindeki köşesinde “Yoksullar ve Siviller İçin Tezler” başlığıyla yazması aslında Koytak’ın düşünce dünyasını özetler.</p>
<p>Cahit Koytak, hayatı boyunca yoksulların ve ezilenlerin yanında saf tutmuş, şiirlerinde insanın maddi ve manevi yoksulluğunu konu edinmiş birisidir. 2009 yılında Pınar Yayınları’ndan çıkan “Gazze Risalesi” Koytak’ın, İsrail’in Gazze’yi işgali sonrası kaleme aldığı şiirlerinden oluşmaktadır. Koytak, hiçbir zaman ezilmişlere sırt çevirmemiş ve haksızlığın hep karşısında yer almıştır; tıpkı İsrail’in Gazze işgalinde olduğu gibi.</p>
<p>Cahit Koytak, yoksulların ve ezilmişlerin yanı sıra Taraf’taki köşesinde belirttiği gibi sivil bir yaşamı savunur. Onun bu görüşü Türkiye’nin çokça kez askeri müdahaleye ve darbelere maruz kalmasından kaynaklanır. Özellikle 28 Şubat 1997’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sivil hükümete müdahale etmesi Koytak’ın düşünce sisteminde önemli bir yer arz eder. Hatta bu sebeple kaleme adlığı “Harranlı Müneccim” adlı şiiri 28 Şubat’ı anlatmaktadır. Yine “Generaller Niçin Sokağa Çıkamaz” adlı şiiri de Koytak’ın sivil siyaset ve düşünce dünyasının dışavurumudur.</p>
<p>Cahit Koytak, muhafazakar – liberal bir siyasi fikre sahiptir. Görüşlerini açıkça belli eder ve bir sanatçının eğilip, bükülmemesi gerektiğinin günümüzdeki temsilcilerinden birisidir. Liberal düşüncesi gereği ötekileştirmeye karşı durur ve ötekileştirmenin Türkiye’de önemli bir sorun olduğunu savunur. “Öteki” başlığıyla bir de şiir kaleme almıştır.</p>
<p>Kürşat Bumin ise şair hakkında şunları söylemiştir: “Ahmek Kabaklı, ´20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi´nde Cahit Koytak´ı ´Yeni İslami Akım´ adı altında topladığı şair ve yazarlardan sayıyormuş. Şairden ´İslami kesimin şairi´ olarak söz eden birkaç metne daha rastladım.<br />
Bu konuda cahil olduğumdan iddialı laflar etmek istemem; ama bana öyle geliyor ki, şairin sözü geçen ´akım´ içine sokulması doğru değil sanki&#8230;</p>
<p>Şu ana kadar tanıyabildiğim kadarıyla, Cahit Koytak, ´İslami kesimin bir şairi´ değil de, bir şair, büyük bir şairdir sadece. Bu -belki de- acele tespiti ´İslami kesimin bir şairi´ olmak durumuna olumsuz bir değer atfettiğim için yapmadığımı hatırlatmaya gerek yok herhalde. Ben bu tespiti sadece şair, hem de büyük bir şair olmanın tek başına yeteceğine, yetip de artacağına inandığım için yapıyorum.”</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN SANATI</strong></h2>
<p>Cahit Koytak, günümüzde az şairde bulunabilecek bir söyleyişe sahip şairlerimizdendir. 2. Yeni usta şairlerinin büyük bir titizlikle işlenmiş söyleyiş gücüne sahiptir. Hayriye Ünal, Cahit Koytak’ın iki çizgisinden bahseder: “Şiirleri; şairin kendisine seçtiği sözlükçe, okuru gönderdiği tarihsel kesitler ve şiirini kurarken yararlandığı biçimler bakımından ilgi çekici olarak nitelenebilir. Şair, belirgin biçimde akıcılığa dikkat eder. Dikkatimizi çeken şey, şiir dilinin kasten yabancılaştırılmış oluşudur. İletilmek istenen düşüncenin, kendisi tarafından değil de, yabancımız olan biri tarafından düşünüldüğü yanılsaması yaratmak ister Koytak. Koytak şiiri iki çizgi üzerinde yazılır. Birinci çizgide; kısa hikâye tarzında tek olayı manzum şekilde ören şiirler, ikinci çizgide; hikâyesi olmayıp tek ya da birkaç fikir etrafında oluşan “Solo Saksofon” ve “Güvercin Besleyen Adam” gibi şiirler vardır. Koytak ikinci çizgi üzerinde karar kılmıştır. Bu şiirler, yirminci yüzyıla sıkışmak istemeyen bir bilinci duyumsatıyor. Şair, tarihsel bir genişliğe yayılmak isteyen bir düşünce ile hayalen bile olsa, geçici olarak zaman duygusunu aşma eğilimindedir. Böylece evrensel bir düzlem oluşturmak ve böyle bir sınırsızlığın sağladığı genişlik içinde şiir yazmak şaire her şeyden söz etme hakkı vermiş gibidir.”</p>
<p>Cahit Koytak’ın yazdığı tüm şiirler aslında bir bütün tek tek parçaları gibidirler. Beklide bu yüzden uzun süre şiirlerini kitaplaştırmak için bekledi. O’nun kafasında kitap zaten hazırdı ve içine şiirlerini serpiştiriyordu. Kendisiyle yapılan bir söyleşide Cahit Koytak, bu tutumunu şu sözlerle temellendiriyordu: “Yazdığım her şeyin bir bütünün parçası olduğunu düşünüyorum. Onu hissederek yazıyorum. Büyük bir define haritasının kayıp parçalarını keşfedercesine, her yazdığım şey o bütünün dolmayı bekleyen bir parçası gibi doğuyor bende. Aslında bütün gerçek şairlerin böyle bir bütünlük içinde yaşadıklarına inanıyorum ama ben bunu kendimde çok baskın bir şekilde hissediyorum.”</p>
<p>Şair Cahit Koytak&#8217; ın şiir serüvenine, şiir dünyasına girdiğimizde de karşımıza çıkan ilk tema, gündelik hayatın tasviri ve bunun karşısında sonsuzluğu, ebedi olanı yakalama arzusudur. Şair, imgelerini gündelik hayatın akıp giden olaylarından ve olgularından seçip çıkarmakta ve bunların adeta anlamsızlığını değil ama gelip geçiciliğini, sıradanlığını vurgulamaya çalışmaktadır. Ayakları yere basan, insanın en derinden arzuladığı o sonsuzluğa ulaşmasını sağlayacak olan unsurların bu geçici hayattan devşirilemeyeceğini ima eder gibidir. Şaire göre gündelik hayat, sonsuzluğa ulaşmamızda gerektiği kadar sağlam ve sırtımızı dayayabileceğimiz bir temel sunmaktadır. Hatta değişmeye açık olan bu dünya, sonsuzluğu yakalama çabamızda karşımızda aşılması gereken bir engel olarak durmaktadır.</p>
<p>Suretten asla, kopmayan eşyanın hakikatine gitmek için tasavvufta tasvir edilen duygu ve düşünceyi, Cahit Koytak&#8217;ın günümüzdeki şiirsel söylem aracığıyla yukarıdaki düşünceleri de örneklendirecek biçimde dile getirilmiş şu mısralarında yakalayabiliriz:</p>
<p>Yüzleri, yüzleri ve maskeleri<br />
Silik kopyaları bırak yaşayanlara<br />
Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz<br />
Ve hazin güz yağmuru görünümünde<br />
Yağan ebediyeti<br />
(Daktilo Kızın Ölümü Üzerine Caz İçin Nihavent)</p>
<p>Son olarak şairin kendisi yazdığı şiirde şiirde sanatı şöyle tasvir ediyor:</p>
<p>uzun burnunu her şeye sokuyor<br />
ve sinek kanatlı hayal gücüyle<br />
her engeli aşabileceğini,<br />
her kılığa girebileceğini;<br />
dokunaklı sesiyle de<br />
her gönlün kapısını açabileceğini<br />
ve her akla sığabileceğini sanıyor, şiir.</p>
<p>herkesin gençliğinde<br />
yaşanmamış bir çocukluğun,<br />
yaşlılığında da yaşanmamış bir gençliğin<br />
gömülü olduğunu biliyor<br />
ve işte bunlarla geri döndüğüne<br />
inandırmaya çalışıyor bizi.</p>
<p>düpedüz el koymak istiyor böylece<br />
içimize gömülü hazinelere,<br />
acılara da, erinçlere de<br />
utançlara da, övünçlere de…<br />
peki, kim bunu istiyor ondan<br />
ve hakkı var mı bu kadar ileri gitmeye!</p>
<p>pek de sinameki, kahramanımız,<br />
pek de alıngan!<br />
insanda gördüğü, duyduğu her şey,<br />
ama her şey dokunuyor ona.<br />
ve değdiği, dokunduğu her şey de<br />
yakıyor, yaralıyor onu.</p>
<p>bakınca, dosdoğru içinize bakıyor, sözgelimi.<br />
ve kaçırıyorsunuz siz de, çaresiz, gözlerinizi;<br />
ama işte oyuna geldiniz yine!<br />
onun istediği de bu çünkü:<br />
kaçırtmak sizi ruhunuzun ta diplerine,<br />
kendi şiirinizin sizi beklediği yere!</p>
<p>böyle böyle yüzgöz olma pahasına da olsa,<br />
bazen insanlarla, bazen fikirlerle,<br />
bazen de sözcüklerle denemek istiyor<br />
daha şimdiden,<br />
mezarda kurtlarla, böceklerle,<br />
mezarlık fareleriyle<br />
‘kavim kardeş’ şenlikli yaşamanın,<br />
hiçliği unutturan oyunlar oynamanın<br />
değişik yollarını.</p>
<h2><strong>CAHİT KOYTAK’IN ESERLERİ</strong></h2>
<p><strong><em>“İlk Atlas”</em></strong> adlı şiir kitabı ilk olarak 1990 yılında Ahmet Kot’un yönettiği Yazı Yayıncılıktan çıkmıştır. Daha sonra Ocak 2011’de Timaş Yayınları tarafından ikinci defa basılmıştır. Timaş Yayınları şairin bu kitabını şöyle tanıtmıştır:</p>
<p>(Büyülü serüvenin ilk durağına dönüş: İlk Atlas…<br />
“Yazdığım her şeyin bir bütünün parçası olduğunu düşünüyorum. Onu hissederek yazıyorum. Büyük bir define haritasının kayıp parçalarını keşfedercesine, her yazdığım şey o bütünün dolmayı bekleyen bir parçası gibi doğuyor bende. Aslında bütün gerçek şairlerin böyle bir bütünlük içinde yaşadıklarına inanıyorum, ama ben bunu kendimde çok baskın bir şekilde hissediyorum.” diyen Cahit Koytak, şiire hasredilmiş ömür mesaisinde her şeyi şiir olarak gören, her şeyi şiire dönüştüren bir şair. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı Üçlemesi ile başlayan Cahit Koytak kitaplığının yeni durağı, aslında serüvenin başlangıç noktası: İlk Atlas.<br />
Şiirleriyle uzun hem de çok uzun bir yolculuğa çıkmayı düşünen şairin kısa bir yolculuğu gibi İlk Atlas. Kısa ama bir o kadar da kapsamlı, haber verici, yoğun bir ön keşif gezisi gibi; ardından gelecek büyüleyici bir külliyatın habercisi. Yirmi yıllık uzun bir aradan sonra, bünyesine kattığı yeni şiirlerle İlk Atlas raflarda yerini alıyor yeniden.)</p>
<p>Uzun bir aradan sonra “<strong><em>Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı”</em></strong> 3 kitaplık seri halinde Timaş Yayınları tarafından basıldı. İlki Şubat 2010’da, ikincisi <strong><em>“Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı 2”</em></strong> Mayıs 2010’da ve sonuncusu <strong><em>“Yoksulların Ve Şairlerin Kitabı 3”</em></strong> ise Ekim 2010’da okuyucularla buluştu. bu üç kitap uzun bir birikimin sonunda ortaya çıkmıştır. Cahit Koytak ilk kitabından sonra geçen 20 yıl içinde hiç şüphesiz şiir yazmayı sürdürdü; ancak kendi deyimiyle şiirlerini bastırabileceği bir yayınevi bulamadı. Bu süreçte son derece yetkinliği artmış ve sayısı oldukça çoğalmış şiirlerini 2010’da şiirseverlerle buluşturmuş oldu.</p>
<p>Cahit Koytak, uzun süre kitap basmaya ara verdikten sonra art arda 3 serilik kitap dizisini yayınlattıktan 1 yıl sonra Mayıs 2011’de yine Timaş Yayınları’ndan <strong><em>“Yeni Başlayanlar İçin Metafizik”</em></strong> adlı şiir kitabını basmıştır. bu kitap ile Cahit Koytak hakikatin özünü ve varlığın ruhunu keşfe çağırıyor okuru.</p>
<p>Son olarak Cahit Koytak’ın <em>“Cazın Irmakları”</em> adlı şiir kitabı Ocak 2012’de yine Timaş Yayınları’ndan çıkmıştır. Bu kitapta caz ve blues üzerine kurduğu şiirlerle sesleniyor bu kez okuyucusuna. Cazın ve bluesun şiirle kardeşliğini en güzel Cahit Koytak anlatıyor. Şiirleri dinleyip, cazı okurken buluyorsunuz kendinizi.</p>
<p>Cahit Koytak’ın yakın zamanda çıkması beklenen <strong><em>“Şen Maneviyat”</em></strong> adlı şiir kitabı da bulunmaktadır.</p>
<h3><strong>SONUÇ</strong></h3>
<p>Şimdiye kadar yazdığım tüm bilgi ve görüşlerden yola çıkarak bir Cahit Koytak portresine ulaşabiliriz.</p>
<p>Cahit Koytak&#8217;ın imgenin hemen hemen hiç ortalarda olmadığı bir şiir anlayışı vardır. Koytak&#8217;ın, istiarelerin, benzetmelerin, metaforların çok incelikle işlendiği ama 2. Yeni&#8217;den beri Türk Şiiri&#8217;inde vazgeçilmez olan bireyin ve bireyin imgeleminin şiire hakim olması ilkesinin göz ardı edildiği bir şiir anlayışı vardır. Şiirlerinde &#8216;ben&#8217; yoktur. Çoğunlukla düzyazıya yaklaşan hatta şiirsel metin denebilecek şiirleri vardır. Şiirlerinin kalkış noktasını insanlara herhangi bir konuda kendi bildiği doğruyu anlatma arzusu vardır. Son dönemde güncel politik olaylara değinen şiirlerine bakıldığı zaman bu niyet hemen görülür.</p>
<p>Son sözü Cahit Koytak’ın kendisine bırakıyorum:</p>
<h3><strong>AĞACA, RÜZGÂRA, YAĞMURA POETİKALARI SORULSA&#8230;</strong></h3>
<p>Badem ağacına, çiçeğinden sual olunsa,</p>
<p>“Baharı bekleyin ve bunu saka kuşuna sorun!”</p>
<p>diyecektir.</p>
<p>Yağmurdan, kendini anlatması istenecek olsa,</p>
<p>“Tohum olun ve bunu toprağa sorun!”</p>
<p>diyecektir.</p>
<p>Bir kayadan bilgi sorulsa, suskunluğuna dair,</p>
<p>“Kulaklarınızı tıkayın</p>
<p>ve bunu kalbinize sorun!” diyecek</p>
<p>ve tutup daha derin bir sessizliğe gömülecektir.</p>
<p>Şairden de konuşması istenecek olursa, şiir hakkında,</p>
<p>kimi şair saatlerce, belki günlerce konuşacaktır size.</p>
<p>İyi olan da budur belki.</p>
<p>Çünkü böyle biri, konuşa konuşa, şiirin gökçe haritasını</p>
<p>avucunun içi gibi serebilir gözlerinizin önüne.</p>
<p>Size su çektiği kuyuları,</p>
<p>tırmandığı burçları gösterebilir.</p>
<p>Elinizden tutup, meleklerle ya da cinlerle</p>
<p>çene çaldığı gök katlarını</p>
<p>ya da mağaraları gezdirebilir size.</p>
<p>Ne mutlu bunu yapabilen şaire!</p>
<p>Ve ne mutlu onu dinleyenlere!</p>
<p>Ama kimi şair de konuşmayacaktır sizinle.</p>
<p>Çünkü bakın, konuşmasını sevmeyebilir böyleleri;</p>
<p>Belki beceremez de.</p>
<p>Ve kendisine şiir hakkında sorulduğunda,</p>
<p>“Rüzgârı dinleyin! der; geceyi dinleyin,</p>
<p>denizi dinleyin! der.</p>
<p>Şehirlerin uğultusuna kulak verin!</p>
<p>Şehirlerin, ormanların, mezarların uğultusuna…</p>
<p>Kulağınızı toprağa, ağaca, yastığa,</p>
<p>âşıkların kalbine, meczupların beynine,</p>
<p>hamile anaların karınlarına dayayın ve</p>
<p>varlığın sesini oralarda dinleyin!” der.</p>
<p>Bunları söyler ve susar;</p>
<p>belki ötesini bilmediği için,</p>
<p>belki sorulardan korktuğu için,</p>
<p>belki de, yalnızca şiirin sesi duyulabilsin diye</p>
<p>bunları söyler ve susar.</p>
<p>Bunları söyler ve susar,</p>
<p>kanatlarının hışırtısı duyulabilsin diye, şiirin!</p>
<p>Rüzgârın, gecenin, denizin;</p>
<p>kalemin, fırçanın ya da mızrabın sesi;</p>
<p>sessizliğin sesi,</p>
<p>uyumun ve kaosun sesi…</p>
<p>Ve olabilir ki, yeterince sessiz,</p>
<p>yeterince dolu bir anda,</p>
<p>Tanrı’nın sesi</p>
<p>duyulabilsin diye,</p>
<p>tutar daha derin, daha büyük,</p>
<p>daha dokunaklı</p>
<p>ve daha konuşkan</p>
<p>bir sessizliğe gömülür.</p>
<h3><strong>BİBLİYOGRAFYA</strong></h3>
<h4><strong>KİTAPLAR</strong></h4>
<p>Koytak, Cahit. Cazın Irmakları. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Ocak 2012.</p>
<p>Koytak, C. İlk Atlas. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Ocak 2011.</p>
<p>Koytak, C. Yeni Başlayanlar İçin Metafizik. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Mayıs 2011.</p>
<p>Koytak, C. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Şubat 2010.</p>
<p>Koytak, C. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı 2. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Mayıs 2010.</p>
<p>Koytak, C. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı 3. 1. baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, Ekim 2010.</p>
<p>Koytak, C. Gazze Risalesi. 1. baskı, İstanbul: Pınar Yayıncılık, Ağustos 2009.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/">Cahit Koytak: Hayatı, Sanatı, Fikirleri, Eserleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/cahit-koytak-hayati-sanati-fikirleri-eserleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">517</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
