<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>tarih bilimi &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/tarih-bilimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Feb 2017 18:26:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Feb 2017 18:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burak Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[etnosentrizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Goethe]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Hayyam]]></category>
		<category><![CDATA[Seyehatname]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Vakanüvis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8195</guid>
				<description><![CDATA[<p> ‘3000 yıllık geçmişin hesabını yapmayan insan günübirlik yaşayan insandır’ GOETHE Bir konuya bilimsel yaklaşabilmek için öncelikle konunun ‘Nedir?’ sorusuna cevabını araştırmamız gerekir. Tarih nedir? Ulusların, toplumların yaşayışlarının doğurduğu sonuçları nedenler dizisiyle açıklamaya çalışan bilimdir. Yani bir neden-sonuç ilişkisidir. İnsan yaşamı sırasında hem neden-sonuç ilişkisini oluşturur hem de bu ilişkiyi inceler. İnsan ne kendi başına bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/">Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"> ‘3000 yıllık geçmişin hesabını yapmayan</p>
<p style="text-align: right;">insan günübirlik yaşayan insandır’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>GOETHE</strong></p>
<p>Bir konuya bilimsel yaklaşabilmek için öncelikle konunun ‘Nedir?’ sorusuna cevabını araştırmamız gerekir.</p>
<h2>Tarih nedir?</h2>
<p>Ulusların, toplumların yaşayışlarının doğurduğu sonuçları nedenler dizisiyle açıklamaya çalışan bilimdir. Yani bir neden-sonuç ilişkisidir. İnsan yaşamı sırasında hem neden-sonuç ilişkisini oluşturur hem de bu ilişkiyi inceler.</p>
<p>İnsan ne kendi başına bir şekil alır ne de çevresi tarafından tam bir biçime girer. Thomas Carlyle derki ‘Her insan bir tarihçidir.’ Evet insan tarihi yapandır. Oysa tarih yazmak tarih yapmak kadar önemli ve zordur.</p>
<h2>Peki nedir tarih yazımı?</h2>
<p>Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır. Bu yöntemlerden en güveniliri arkeoloji bilimidir. Çünkü arkeolojik kazılar bizim için 1. kaynaktır. Ama bu bağlamdaki yöntemlerin sadece birine bağlı kalıp tarihi inceleyemeyiz. Hatta bilim dediğimiz olguya yaklaşamayız bile.</p>
<p>Vakanüvislerin yazdığı tarih ise yaşanılan dönemin büyük ölçüde izlerini taşır. Burada önemli soru tarihte başrolü kim oynar? Tarihte başrolü tabi ki de insan oynar. Ama görünürdeki cevabın altında yatan sorunlar vardır. Vakanüvisler genellikle kralların ve devlet adamlarının kahramanlıklarını anlatırlar. Çünkü onların yaptıkları tarihin görünüşünü ve gidişini belirler, böyle durumlarda da başkalarına yalnızca dilsiz rolü kalır. Türk tarihinden örnek vermek gerekirse misal Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde gezip gördüğü yerlerin halkının özelliklerini, dilini, dinini, gündelik yaşamlarını kısaca toplumsal biçimini kendi üslubu ile anlatmıştır. Fakat gittiği yerlerin valisine ve dönemin padişahına karşı yazdıklarına objektifliği tartışma konusudur.</p>
<figure id="attachment_8197" aria-describedby="caption-attachment-8197" style="width: 848px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg"><img class="size-full wp-image-8197" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=640%2C427" alt="Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır." width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?w=848&amp;ssl=1 848w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8197" class="wp-caption-text">Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır.</figcaption></figure>
<p>Dünya tarihini ele alırken salt kendi değerlerimiz açısından yaklaşmamamız gerekir. Toplumlar kendi ülkelerinin tarihini incelemeye kalktıklarında ya da genel olarak dünya tarihini ele aldıklarında salt kendi değerlerinden hareketle yorumlarlarsa etnosentrizm denen büyük hatanın içine düşmüş olurlar. Tarihçi olabildiğince tarafsız olmalıdır. Kendi ülkelerindeki ideolojilerden kendisini soyutlayarak tarihi incelemelidir. Tarihe bilimsel yaklaşmanın gereği budur. Başka toplumları incelerken de o toplumun içinde bulunulan zihniyetinden, ideolojisinden sıyrılmak gerekir. Çünkü halklar farklı kültürlere sahiptir. Halkların bizden farklı kültürlerinin ne olduğunu anlayamazsak ortaya yine doğru bir tarih koyamayız.</p>
<p>Tarih olan sonuçların nedenler dizisini oluşturmaktır dedik. Tarihi yapan insan bu nedenler dizisini doğru ortaya koymazsa yahut koyamazsa kulaktan kulağa, araştırılmamış, incelenmemiş olaylar günümüzde tartışma konusu yaratır. Hatta tartışma konusundan ziyade bir sahiplenme yarışı başlatır. Mevlana’nın, Ömer Hayyam’ın Türk olabileceği iddiası gibi. Bu yüzdendir ki bir tarihçi yazacağı haber üzerinde düşünmeli, araştırmalı, incelemeli; gerekirse tarihçi olarak ad yapmış olanlara, geleneğe başkaldırmalıdır. Hiçbir zaman uydu olmamalı, kuruntulara kapılmamalıdır.</p>
<p>Tabi tarihteki tutarsızlıkların faturasını da tamamen tarihçilere kesmek doğru olmaz. Bizlerde bir tarihi olayı araştırırken olabildiğince kaynaktan yararlanarak objektif görüşler ortaya koymalıyız. Nitekim hepimiz birer tarihçiyiz.</p>
<p style="text-align: right;">                                      ‘Tarih yazmak, tarih yapmak</p>
<p style="text-align: right;"> kadar</p>
<p style="text-align: right;">önemlidir. Yazan yapana doğrulukla</p>
<p style="text-align: right;">  bağlı kalmazsa, değişmeyen gerçek</p>
<p style="text-align: right;">insanlığı şaşırtıcı bir nitelik kazanır.’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>MUSTAFA KEMAL ATATÜRK </strong></p>
<p style="text-align: right;">‘Tarihten öğrendiğimiz tek şey, insanların ondan hiçbir şey öğrenmediğidir.’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>HEGEL</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/">Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8195</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Said Halim Paşa’nın Sömürgecilik Eleştirisi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 05 Dec 2016 14:19:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[akademik makale]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel makale]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6249</guid>
				<description><![CDATA[<p>Said Halim Paşa’ya göre sömürgecilik, Batı medeniyetinin temellerini oluşturan maddeci düşüncenin bir sonucudur. Doğu ve Batı arasındaki dini düşmanlıkları azaltmış olsa da sömürgecilik, yol açtığı yıkımlarla İslam medeniyetine çok daha büyük zararlar vermiş; “sömürgeciliğin medeniyet söylemi”, İslam toplumlarının Batı medeniyeti karşısında benlik kaybına yol açtığı için İslam milletini felaketlere sürüklemiştir. Bu yönüyle sömürgecilikte, “azizler”in yerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/">Said Halim Paşa’nın Sömürgecilik Eleştirisi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Said Halim Paşa</strong>’ya göre <strong>sömürgecilik</strong>, Batı medeniyetinin temellerini oluşturan maddeci düşüncenin bir sonucudur. Doğu ve Batı arasındaki dini düşmanlıkları azaltmış olsa da sömürgecilik, yol açtığı yıkımlarla İslam medeniyetine çok daha büyük zararlar vermiş; “sömürgeciliğin medeniyet söylemi”, İslam toplumlarının Batı medeniyeti karşısında benlik kaybına yol açtığı için İslam milletini felaketlere sürüklemiştir. Bu yönüyle sömürgecilikte, “azizler”in yerini “kaşifler”; “şövalyeler”in yerini ise “müstemleke askerleri” almış ve Müslümanlar, “medeniyet”(!) adına türlü tecavüzlerle karşılaşmışlardır. Oysa, sömürgecilerin dinle ilişkilerini kesmiş olmaları, medeniyetle bir bağlarının olmadığını gösterir; İslam toplumlarında ise sömürgeciliğin etkisiyle din ve medeniyet bağının yanlış kurulması, sömürgeciliğe karşı direnişi güçleştirmektedir. Sömürgecilerin “medeniyet”(!) adına bilimi ve bilimsel düşünceyi empoze etme çabaları, İslam toplumlarının kurtuluşunu bilimde ve bilimsel düşüncede arama sayıltısına yol açmış; kendi ideallerini İslamiyetten alan İslam medeniyeti, kendi temellerine büsbütün yabancılaşarak sömürgeciliğe teslim olmuştur.</p>
<figure id="attachment_6251" aria-describedby="caption-attachment-6251" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6251 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-207x300.png?resize=207%2C300" alt="Said Halim Paşa &quot;Buhranlarımz&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz.png?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz.png?w=312&amp;ssl=1 312w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6251" class="wp-caption-text">Said Halim Paşa &#8220;Buhranlarımz&#8221;</figcaption></figure>
<p><strong>Said Halim Paşa</strong>’nın sömürgeciliğe yönelik bu eleştirileri, bilim ve bilimsel düşüncenin toplumsal kurtuluşu sağlamaktan uzak ve yabancılaşmayı aşmada yetersiz olduğu yönünde bir kabulü yansıtmaktadır. Bilimle ya da bilimsel düşünceyle kurtuluş anlayışının merkezine sömürgeciliği yerleştiren bu tutumuyla Paşa, bunlar karşısında İslamiyeti ve dini kurtuluşu yüceltir. Sömürgecilerin dinle ilgisini kesmiş milletler olduğu eleştirisi, sömürgecilik eleştirisini dini bir temele oturttuğunu da gösterir. “Müslümanlar, artık görünüşte dinlerinden dolayı ayıplanıp hakarete uğramıyor, ama Avrupa ihtiraslarının tatmini için gerekli pazarların lüzumlu mahlukatı sayılıyor” (Said Halim Paşa, Tarihsiz:156) diyen Paşa, Batı dışı toplumlarda Batı medeniyetine yönelik öfkenin temel unsurlarından birinin sömürgecilik olduğunun altını çizer (Tarihsiz:164). Bu yönüyle sömürgecilik, yalnızca İslam medeniyetinin değil, aynı zamanda diğer medeniyetlerin de sonunu getirme çabasında olduğundan, ortak bir insanlık sorunudur. Nitekim sömürgecilik, yalnızca İslam toplumlarında değil, tüm insanlık aleminde “şahsiyet”i ortadan kaldırma ve maddeci düşünce temelinde yeni bir insan tipi yaratma çabasındadır. İslam toplumlarının “İslami şahsiyet”i ise bu çabalar karşısında en güçlü direniş noktasıdır (Tarihsiz:165-166).</p>
<figure id="attachment_6252" aria-describedby="caption-attachment-6252" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6252 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri-198x300.png?resize=198%2C300" alt="Said Halim Paşa &quot;Buhranlarımız ve Son Eserleri&quot;" width="198" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri.png?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Buhranlarimiz-ve-Son-serleri.png?w=303&amp;ssl=1 303w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6252" class="wp-caption-text">Said Halim Paşa &#8220;Buhranlarımız ve Son Eserleri&#8221;</figcaption></figure>
<p>Diğer taraftan, Paşa’ya (Tarihsiz:48) göre sömürgecilik, Batı dışı toplumların insan gücünü ve doğal kaynaklarını kullanmak için gerektiğinde kaba güç kullanımı dahil her türlü yönteme başvurur. Nitekim sömürgecilik, hedef ülkedeki birlik ve beraberliği bozmak, toplumsal yapının direnç göstermesini engellemek ve bu toplumların karşı koyma olanaklarını ortadan kaldırmak için, Batı medeniyetine yön veren kavram, değer ve ilkeleri kullanır; bunların içini boşaltarak sömürgeci amaçlar doğrultusunda bunları yeniden şekillendirir. Bu noktada Paşa, yalnızca Batı dışı toplumlarda bu kavram, değer ve ilkelerin içeriklerini göstermek istemez, aynı zamanda da Batı medeniyetinde bunların asıl içeriklerini göstermek ister. Dolayısıyla, Paşa’nın sömürgecilik eleştirisi, Batı medeniyetine ve bu medeniyeti oluşturan değerler sistemine “tepkisel bir karşı çıkış” ya da “serzeniş” olmak yerine, bu medeniyetin ve değerler sisteminin temellerini eleştirel olarak anlamaya dönük ciddi bir çabanın ürünüdür. Bununla birlikte, Paşa’nın ortaya koyduğu bu bilgilerin temel amacının bu kavram, değer ve ilkelerin Batı medeniyetindeki anlamını ortaya koymaktan çok İslam medeniyetinde yol açtığı/açacağı zararlı etkileri ortadan kaldırmak olduğu söylenebilir. Öyle ki, Paşa’nın Kanun-i Esasiye’ye bakışında ve Batı tipi demokrasi eleştirisinde, Batıda demokrasinin ne demek olduğunu ortaya koymaktan çok, Batı tipi demokrasinin İslam medeniyetinde bir karşılığının olmadığını; bu tür bir demokrasinin İslam milletinin birlik ve beraberliğine zarar verdiğini gösterme çabası esastır. Batı tipi demokrasiye geçiş denemelerini Paşa, “sömürge aydınlarının bozuk zihniyeti”ne bağlar ve sömürülenlerin sömürgecileri taklit etmesini, son derece bayağı bir durum olarak değerlendirir. Bu yönüyle sömürgecilik eleştirisi, Paşa’nın düşüncesinde bu bayağılaşmayı aşma olanağı olarak ortaya çıkar. Zira, Paşa’ya (Tarihsiz:86) göre sömürgecilik, kendi amaçları doğrultusunda belirli birtakım “yabancı tesirler”, “ırki rekabet ve nefretler” ortaya çıkartır; toplumu oluşturan değişik unsurlar arasındaki “uyuşma ve dostluk hisleri”ni bozar. Oysa, İslam medeniyetinde tarih boyunca, milli rekabetler ya da ırki nefretlere yer olmamış; özgürlük ideali, tüm unsurlara eşit feyz vermiştir.</p>
<figure id="attachment_6250" aria-describedby="caption-attachment-6250" style="width: 202px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6250 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa-202x300.png?resize=202%2C300" alt="Ahmet Şeyhun &quot;Said Halim Paşa&quot;" width="202" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa.png?resize=202%2C300&amp;ssl=1 202w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Ahmet-Seyhun-Said-Halim-Pasa.png?w=300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 202px) 100vw, 202px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6250" class="wp-caption-text">Ahmet Şeyhun &#8220;Said Halim Paşa&#8221;</figcaption></figure>
<p>Öbür taraftan, Paşa’nın sömürgecilik eleştirisi, aynı zamanda da İslam milletine yönelik birtakım eleştirileri içinde barındırır. Çünkü İslam milleti, değişmez ahlaki ilkelere göre değil, Batı medeniyetinin dini temelden yoksun dünya görüşüne ve yaşam tarzına göre hareket etme sayıltısı içine girmiş; bu ise içine düştüğü buhranların çözümünü engellediği gibi, bu buhranların daha da güçlenmesine ve sömürgeciliğin İslam coğrafyası üzerinde yayılmasına yol açmıştır. Keza sömürgecilik, İslam milletine sunduğu ideallerle İslam milletinin dinden kopmasına yol açtığı gibi, yarattığı tehlikelerle istibdat rejimine de meşruiyet sağlamıştır. Dolayısıyla, Said Halim Paşa’nın sömürgecilik eleştirisi, yalnızca sömürgecilerin ürettiği bilgi ve kullandıkları kaba gücü değil, aynı zamanda İslam milletini ve özellikle de yönetici kadrolarının tutum ve yönelimlerini de hedef almaktadır. Bu yönüyle bu eleştiri, teorik olmaktan çok, pratik amaçlara yönelir; fakat, pratik çerçevede teorik temeli ihmal etmekten de sakınır. <u>Said Halim Paşa</u> (1991:250), İslam toplumlarının sömürgecilik karşısında zafiyet göstermelerini engelleyebilmeleri için sürekli bir azimle çalışmalarının, doğa araştırmalarına önem vermelerinin, Batıyı bilim ve teknik yönüyle yakından takip ederek bu alanlarda kendilerini geliştirmelerinin önemine dikkat çeker. Müslümanların bu araştırmalardan uzak kalmaları ve dünyayı “Skolastik düşünce”yle kavramaya çalışmaları, bilim ve teknikte geri kalmalarına yol açtığı gibi, sömürgeciliğin tuzaklarına karşı savunmasız hale gelmelerine de yol açmıştır.</p>
<figure id="attachment_6253" aria-describedby="caption-attachment-6253" style="width: 197px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6253 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa-197x300.png?resize=197%2C300" alt="Kudret Bülbül &quot;Said Halim Paşa&quot;" width="197" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa.png?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/12/Said-Halim-Pasa.png?w=296&amp;ssl=1 296w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6253" class="wp-caption-text">Kudret Bülbül &#8220;Said Halim Paşa&#8221;</figcaption></figure>
<p>İslam toplumlarının ekonomik ve siyasi mahkumiyetlerini kendi elleriyle hazırladıklarına inanan Paşa böylelikle, bilim ve teknik alanlarında kaydedilecek ilerlemelerin sömürgecilik bağlamında ekonomik ve siyasi sonuçlarına dikkat çeker. Batıdan alınması gereken bilginin yalnızca bilim ve teknikle sınırlı kalması gerektiği konusundaki ikazı da yine garbiyatçı bir nitelik arz etmekte; bilim ve teknikte ortaya konulan bilgilerin dışında Batının ürettiği her bilginin Batı dışı toplumlara zarar vereceği söylemi (1991:255), Paşa’nın düşüncesinde garbiyatçı bir söylem olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim sömürgecilik, İslam milletinin bilim ve teknikte geri kalması ve metafizik alanındaki tartışmalara bağlı olarak ayrışması sonucu İslam medeniyetini yok etme noktasına gelmiştir ve bu durum karşısında Paşa, ortaya koyduğu garbiyatçı bilgiyle garbiyatçı hedeflerin gerçeklik kazanması mücadelesini bütünleştirir. Bu bağlamda, İslam toplumlarında sürmekte olan “felsefi münazaralar”la vakit geçirilmesini yadırgar, metafizik alanındaki bitimsiz tartışmaların İslam milletine hiçbir faydasının olmadığının altını çizer ve Müslümanlar arasındaki kısır çekişmelerin İslam toplumlarına ne gibi zararlarının olduğunu göstermeye çalışır.</p>
<h2>Kaynaklar</h2>
<ul>
<li>Bülbül, K. (2006). <strong><em>Bir Devlet Adamı ve Siyasal Düşünür Olarak Said Halim Paşa</em></strong>. (Birinci Baskı). Ankara: Kadim Yayınları.</li>
<li>Said Halim Paşa. (Tarihsiz). <strong><em>Buhranlarımız</em></strong>. (Haz. M. E. Düzdağ). Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul: Tercüman.</li>
<li>Said Halim Paşa. (1991). <strong><em>Buhranlarımız ve Son Eserleri</em></strong>. (Haz. M. E. Düzdağ). İstanbul: İz Yayıncılık.</li>
<li>Şeyhun, A. (2010). <strong><em>Said Halim Paşa Osmanlı Devlet Adamı ve İslamcı Düşünür (1865-1921)</em></strong>. (Çev. D. Göçer). İstanbul: Everest Yayınları.</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/">Said Halim Paşa’nın Sömürgecilik Eleştirisi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/said-halim-pasanin-somurgecilik-elestirisi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6249</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sömürgecilik Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 17 Nov 2016 05:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Gayatri Chakravorty Spivak "Madun Konuşabilir mi?"]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Lenin " Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm"]]></category>
		<category><![CDATA[Mahasweta Devi "Imaginary Maps"]]></category>
		<category><![CDATA[Raimondo Luraghi "Sömürgecilik Tarihi"]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel materyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6000</guid>
				<description><![CDATA[<p>Sömürgecilik konusunda yapılagelen tartışmalar, kullanılmakta olan kavramlardan dolayı son derece karmaşık ve yanıltıcı olabilmekte. Zira sömürgecilik, insanlık tarihi içinde yaklaşık üç bin yıllık bir olgudur ve bu kadar uzun bir zaman dilimini kapsayan bu olgu hakkında herhangi bir kavramsallaştırma yapmak, kavramsal bilgiler ve olgular arasında denge kurmak epeyce güçtür. Tarih boyunca sömürgeciliğin tanımı, yöntem ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/">Sömürgecilik Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sömürgecilik</strong> konusunda yapılagelen tartışmalar, kullanılmakta olan kavramlardan dolayı son derece karmaşık ve yanıltıcı olabilmekte. Zira sömürgecilik, insanlık tarihi içinde yaklaşık üç bin yıllık bir olgudur ve bu kadar uzun bir zaman dilimini kapsayan bu olgu hakkında herhangi bir kavramsallaştırma yapmak, kavramsal bilgiler ve olgular arasında denge kurmak epeyce güçtür. Tarih boyunca sömürgeciliğin tanımı, yöntem ve teknikleri, yol açtığı yıkımlar, ödettiği bedeller, çok farklı biçimlerde açığa çıkmış; bütününde bakıldığında tek bir <em>sömürgecilik</em> tanımı ya da yöntem ve tekniği hakkında herhangi bir bilimsel inceleme yapmak epeyce güçleşmiştir. Bilimsel incelemeler çünkü, özel bir kavramsal terminolojiyi içerir; sömürgecilik söz konusu olduğunda ise araştırmacının önüne dipsiz bucaksız bir inceleme alanı çıkmaktadır. Ayrıca sömürgecilik, bilimsel araştırmalarla incelenemeyecek çok sayıda travmatik olgu ve olayı da içinde barındırmaktadır. Bu tür olgu ve olaylar, bilimsel kavramsallaştırmalar içinde değerlendirilemez. Bu boşluğu doldurması gereken asıl çevreler, sömürgelerdeki gerçek aydınlardır; özellikle de edebiyatçılar.</p>
<figure id="attachment_6010" aria-describedby="caption-attachment-6010" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6010 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi-198x300.jpg?resize=198%2C300" alt="Raimondo Luraghi &quot;Sömürgecilik Tarihi&quot;" width="198" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Luraghi-Sömürgecilik-Tarihi.jpg?w=298&amp;ssl=1 298w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6010" class="wp-caption-text">Raimondo Luraghi &#8220;Sömürgecilik Tarihi&#8221;</figcaption></figure>
<h2>Sömürgecilik</h2>
<p>Raimondo Luraghi’ye (1921-2012) göre sömürgecilik, teknik gücünü askeri güce dönüştüren Batının bu yolla dünyanın geri kalan kısımlarını ekonomik ve siyasi tahakküm altına almasıyla başlamıştır. “Batı medeniyetiyle karşılaşma”, sömürgeler için “medeniyete katılma” değil, ekonomik ve siyasi tahakküm altına alınma anlamına gelir. Marksizm’e göre ise <strong>sömürgecilik</strong>, kapitalizm öncesi döneme özgüdür ve Batı Avrupa’da kapitalizmin kuruluşuna eşlik eder. Modern sömürgeciler, hedef ülkeden haraç mal ve zenginlik toplamaktan daha fazlasını yapar; bu ülkelerin ekonomilerini kendileriyle karmaşık birtakım ilişkiler içine sokarak kara ve üretim araçlarına el koyarlar. Kapitalizmin belirli bir aşamasında ortaya çıkan modern sömürgecilik, ekonomi kaynaklı bir gereksinimdir ve literatürde buna <em>emperyalizm</em> de denilmektedir. Kelime anlamına bakıldığında <em>emperyal</em>, Batı dillerinde “buyruk” ya da “üstün güç” anlamına gelir ve “imparatorlukla ilgili” olarak kullanılır; “despotik bir idare tarzı”na göndermede bulunur. Ancak, “post-kolonizm”deki <em>post</em> ekinin zamansal anlamda mı yoksa ideolojik anlamda mı bir “sonralık” bildirdiği tartışmalıdır. Kimi araştırmacılar, bu eki zamansal anlamda; kimileri ise ideolojik anlamda bir “sonralık” olarak okur.</p>
<figure id="attachment_6009" aria-describedby="caption-attachment-6009" style="width: 199px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6009 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm-199x300.jpg?resize=199%2C300" alt="Lenin &quot; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm&quot;" width="199" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm.jpg?resize=199%2C300&amp;ssl=1 199w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Lenin-Kapitalizmin-En-Yüksek-Aşaması-Emperyalizm.jpg?w=295&amp;ssl=1 295w" sizes="(max-width: 199px) 100vw, 199px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6009" class="wp-caption-text">Lenin &#8221; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm&#8221;</figcaption></figure>
<p>Sömürgeciliğin tarihsel serüvenine baktığımızda, sömürgecilerin bir kısmının hedef ülkeleri acımasızca yakıp yıkarken bu ülkelerin diliyle ve kültürüyle oynama yoluna gitmediğini, kendi kültürlerini onlara dayatmaya çalışmadığını görüyoruz. Başka bir kısım sömürgeciler ise hedef ülkeler üzerinde herhangi bir maddi yıkıma kalkışmamışken, onların diliyle ve kültürüyle oynayarak kendileri için yüksek menfaate dayalı maddi ve kültürel bağlar kurmuşlardır. Bu sömürgeler üzerinde siyasi egemenlikleri sona ermiş olsa da bu ilişkiler sayesinde bu tahakkümlerini korumayı bugün de başarmaktalar. Üstelik, “bağımsızlık”(!) düşüncesinde olan pek çok sömürge aydını için de bu bağlar, ciddi birtakım çelişkilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. <u>Sömürgecilik</u> aslında keşif, fetih ve ilhak politikaları üzerinden tanımlı ekonomik ve siyasi bir olgudur. Özellikle de on beşinci yüzyıldan sonra Batı Avrupa’da kapitalizm öncesi aşamada sermaye birikiminin sağlanmasında büyük rol oynamıştır; Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın doğal ve insani kaynaklarının sömürülmesi, Batı Avrupa’da kapitalizmi hazırlamıştır. <em>Oxford English Dictionary’</em>de ise <em>sömürge</em> (<em>colony</em>) kelimesi, “çiftlik ya da yerleşim birimi” anlamında kullanılmaktadır. Nitekim, başka topraklara yerleşseler de Roma yurttaşı sayılmaya devam eden Romalılara <em>colonia</em> denirdi; “sömürgeci” ise “anayurtla bağını koruyarak bir topluluk oluşturan belirli bir grup insan”dı. Romalılar, başlangıçta üç yüz yurttaşlık filolar halinde deniz sınırlarını korumaktaydı. Zamanla bu filolar, birer işgal gücü haline geldi ve kurdukları yeni yerleşim birimlerine <em>koloni</em> denilmeye başlandı. M. S. 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu, en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Romalılarda sömürgeciler, anayurtta sahip oldukları yurttaşlık haklarına sömürgelerde de sahiptiler ve anayurtla bağlarını korudular. Yerli halk ise hiçbir zaman bu haklardan yararlanamadı.</p>
<figure id="attachment_6011" aria-describedby="caption-attachment-6011" style="width: 660px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6011 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?resize=640%2C462" alt="Büyük Roma İmparatorluğu" width="640" height="462" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?w=660&amp;ssl=1 660w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?resize=300%2C216&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Roma-İmparatorluğu.jpg?resize=536%2C386&amp;ssl=1 536w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6011" class="wp-caption-text">Büyük Roma İmparatorluğu</figcaption></figure>
<p>Roma idaresi altında hangi topluluğa hangi hak ve özgürlüklerin tanınacağı, Romalılara olan “yakınlık” ve “gösterdikleri tutum”a göre belirlendi; iki yüzü aşkın sömürgeye sahip Romalılar, bazı sömürgelere kısmi muhtariyet tanıdıkları gibi, kendilerini korumakla görevli Latinlere de yurttaşlık haklarından kısmi olarak yararlanma hakkı verdiler. Ne var ki, Avrupa-merkezli bu <em>sömürge</em> tanımında yerli halka gönderme yapılmamakta ve bu yerleşim birimlerinin savaş ve çeşitli tahakküm yöntemleriyle ele geçirilmiş olduğu gerçeği dile getirilmemektedir. Üstelik, Batı dillerinde kullanılan <em>sömürgeleştirme</em> (<em>colonization</em>) kelimesi de yine, hiçbir olumsuz anlam ifade etmemekte; “yeni yerleşim birimlerinin açılması” anlamına gelmektedir. Keza, Romalılardan çok sonra da bu kelimeler, yakın ve benzer anlamlarda kullanılmış; Hıristiyanlığın kabul edilmesinden sonra ise “Hıristiyanlığı yeni topraklara götürmek”, “dinsizleri dine davet etmek”, “Tanrı’nın gelişini müjdelemek”, vb. anlamlarda kullanılmıştır ki, bu da dil-düşünme ilişkisi bağlamında Avrupalıların sömürgecilik konusunda kendilerini sorgulamalarını engellemiştir.</p>
<figure id="attachment_6007" aria-describedby="caption-attachment-6007" style="width: 478px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png"><img class=" td-modal-image wp-image-6007 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png?resize=478%2C306" alt="Hıristiyanlığın yayılması ile ilgili harita." width="478" height="306" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png?w=478&amp;ssl=1 478w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hıristiyanlığın-Yayılması.png?resize=300%2C192&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 478px) 100vw, 478px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6007" class="wp-caption-text">Hıristiyanlığın yayılması ile ilgili harita.</figcaption></figure>
<p>İmdi <em>sömürgecilik</em> kelimesi, bir taraftan yeni çiftlikler ve yerleşim birimlerinin kurulmasına göndermede bulunurken, bir taraftan da yerli halkların yaşam biçimleri ve kültürlerinin bozulmasını ve yok edilmesini anlatmaktadır. Köle ticaretleri, soykırımlar, nüfus ve isyan politikaları, vb. aslında sömürgeciliğin temel yöntem ve tekniklerini içerir. Sömürgecilikte hem anayurttaki, hem de sömürgelerdeki nüfus, sürekli olarak yer değiştirir; bu işten her defasında kazançlı çıkan taraf ise sömürgecilerdir. Anayurda gidenler “köle”, anayurttan gelenler ise “efendi”dir. Misyonerler, tüccarlar, denizciler ve askerler, anayurtlarında diğer yurttaşlarla her bakımdan eşittir; sömürgelerde ise bu kimselerin güçlü birtakım imtiyazları olur; hatta, bu imtiyazları korumak için gerektiğinde anayurda karşı isyana bile girişirler. Sömürgeciler hedef ülkenin tarihsel, kültürel, ekonomik ve toplumsal yapısıyla o kadar oynamıştır ki, sömürgelerde kurdukları yapılar, sömürge sonrası dönemde bile farklı isimler altında varlığını sürdürmeye devam etmiştir.</p>
<figure id="attachment_6015" aria-describedby="caption-attachment-6015" style="width: 197px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6015 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi-197x300.jpg?resize=197%2C300" alt="Gayatri Chakravorty Spivak &quot;Madun Konuşabilir mi?&quot;" width="197" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi.jpg?resize=197%2C300&amp;ssl=1 197w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Spivak-Madun-Konuşabilir-mi.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6015" class="wp-caption-text">Gayatri Chakravorty Spivak &#8220;Madun Konuşabilir mi?&#8221;</figcaption></figure>
<p>Bununla birlikte, bu ülkelerde sömürgeciliğin biçimsel de olsa sona ermesi, bir ve aynı biçimde olmamış ve üstelik, “bağımsızlık”(!) dönemlerinde de bu ülkelerde toplumsal ilişkiler, <strong>sömürgecilik</strong> dönemlerinden kalma izleri taşımıştır. Hem, post-kolonizmin ne zaman başladığı da ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü, seçilen ülkeye bağlı olarak tarihlerin çokluğu, ciddi görüş ayrılıklarına yol açmakta ve post-kolonist söyleme bütünsellik kazandırmayı engellemektedir. Ancak, bu dağınıklık içinde yine de “melezlik”, “parçalanmış kimlikler”, vb. olgular ön plana çıkartılarak “post-kolonist” özne kavramsallaştırmasına gidilebilmektedir ki, bu da post-kolonist söylemin zayıf halkasını oluşturmaktadır. Nitekim, Gayatri Chakravorty Spivak’a (1942) göre post-kolonist incelemelerde sömürgecilerin tarihlerinin <em>sömürgecilik</em> döneminden başlatılması, yitirilen köklerin nostaljik ve romantik kurgulara bırakılmasına ve post-kolonist incelemelerin gerçeklik zemininden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Özellikle de edebiyat incelemelerinde post-kolonist söylem, bu gerçeklik zeminini iyice kaybetmekte ve sömürgeciliğe karşı meydan okumak yerine yerli kültürlere, yerliliğe methiyeler düzmeye yol açmaktadır.</p>
<figure id="attachment_6002" aria-describedby="caption-attachment-6002" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6002 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Mahasweta Devi &quot;Imaginary Maps&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Devi-Imaginary-Maps.jpg?w=299&amp;ssl=1 299w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6002" class="wp-caption-text">Mahasweta Devi &#8220;Imaginary Maps&#8221;</figcaption></figure>
<p>Post-kolonist incelemelerde sıklıkla kullanılan “Doğu-Batı ekseni” de aslında, bu eksene ait olmayan sömürgelerde post-kolonist söylemi tanımlamada ciddi bir engeldir. Teorik olarak bakıldığında, sömürgecilerin “Batı” tarafından soğurulması ne kadar yanlışsa, sömürgelerin “Doğu” içinde sınıflandırılması da o kadar sorunludur. Bu bağlamda, Bangladeşli yazar Mahasweta Devi (1926-2016), kabile halklarının “bağımsızlık”(!) sonrası Hindistan’da nasıl tekrar sömürge haline getirildiklerini “Doğu-Batı ekseni”nin eleştirisi üzerinden inceler. Devi’ye göre sömürge sonrası dönemde, “Batı ekonomisinin izi” olan “milli kalkınma modeli”nde yerli halkın doğal kültürüne yer yoktur. Hükümet görevlileri bile, niyetleri iyi olsa da görüntüleriyle bile sömürgecilere tıpatıp benzer. Kabile halkları, “koruma altına alınacak birer zavallı” gibi düşünülmeye devam etmektedir ve buna karşı çıkanlar, “modern kent yaşamı”nın dışına itilerek ormanlarda yaşamaya terk edilir. Başka deyişle, bu model çerçevesinde “Batı yanlısı hükümetler”, kendi halklarına yabancılaşır ve hatta, onlardan korkar hale gelirler. Hükümet yetkilileri, belirli zaman dilimlerinde onlara yiyecek dağıtarak hem kendi vicdanlarını tatmin etmeye çalışır, hem de kendi halklarının herhangi bir üretim faaliyetine girişmelerini engeller. Zamanla erkekler güçsüz düşer, kadınlar ise kısırlığa mahkum edilir ve bu durum, giderek toplumsal bir öfkeye dönüşür. Devi’ye göre bu öfke, “Batı karşısında Doğunun direnişi” olarak değerlendirilemez. Çünkü, “Batı” karşısında yekpare bir Doğu olmadığı gibi, bu öfkenin esas kaynağı “Batılılar” değil, “Batı yanlısı hükümetler” ve onların güdümündeki “Batıcı aydınlar”dır.</p>
<figure id="attachment_6004" aria-describedby="caption-attachment-6004" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6004 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg?resize=400%2C151" alt="Fenikeliler" width="400" height="151" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg?w=400&amp;ssl=1 400w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fenikeliler.jpg?resize=300%2C113&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6004" class="wp-caption-text">Fenikeliler</figcaption></figure>
<p>Sömürgecilik tarihine baktığımızda, Antikçağ’da sömürgelerin birbirlerine bağlı bir “göçmen topluluğu” niteliğinde olduklarını görüyoruz. Bu topluluklar, anayurtla ilişkilerini koruyarak verimli toprak arayışında olan insan kitleleridir ve herhangi bir siyasi ya da askeri hedef ve amaçları yoktur. Verimli topraklarda yeni yerleşim birimleri kurmak için Yunanlılar, tarihte bilinen en eski sömürgeleri M. Ö. 8. yüzyılda kurmuşlardır. Bu sömürgeler, birer “cite” olarak görülmüyor ve yerli halka hiçbir zaman “citizen” gözüyle bakılmıyordu. Yunanlardan farklı olarak Fenikeliler ise tarihte ilk defa askeri ve stratejik hedefler doğrultusunda yurt edinme ve “ileri karakollar kurma” fikrini geliştirdiler. Fenikelilerin Doğu Akdeniz’deki hakimiyetlerinin devamı için kaçınılmaz görünen bu faaliyetleri, Mısırlılara da örnek teşkil etti. Eski Krallık döneminde Mısırlılar, Nübye topraklarını yine bu amaçlarla ele geçirmiş ve bölge üzerinde güçlü bir savunma hattı kurabilmişlerdir. Bu üstünlük sayesinde, kısa zamanda ekonomik ve siyasi gelişimlerini tamamlamışlar ve köklü bir medeniyete sahip olabilmişlerdir. Nitekim Nübye, Mısırlılar için bir “kışla” gibiydi ve hemen tüm askeri ihtiyaçlarını buradan sağladılar. Zamanla Nübye’ye Mısır’dan bir bürokrat ve memur sınıfı yerleştirildi ve ülke içinde sıkı bir biçimde uygulanan iskan politikalarıyla Mısırlılar, Kuş ülkesine kadar yayıldılar.</p>
<figure id="attachment_6003" aria-describedby="caption-attachment-6003" style="width: 482px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6003 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg?resize=482%2C670" alt="Eski Mısır" width="482" height="670" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg?w=482&amp;ssl=1 482w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Eski-Mısır.jpg?resize=216%2C300&amp;ssl=1 216w" sizes="(max-width: 482px) 100vw, 482px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6003" class="wp-caption-text">Eski Mısır</figcaption></figure>
<p>Antikçağ sömürgeciliğinden farklı olarak modern sömürgeciliğin ortaya çıkışı ise Rönesans’la; yeni birtakım bilimsel keşif ve icatların ortaya çıkmasıyla eş zamanlıdır ve “sömürgecilik”ten bahsedildiğinde akla gelen de daha çok “modern sömürgecilik”tir. Büyük oranda nüfus ve iskan politikalarıyla sınırlı Antikçağ sömürgeciliğinden farklı olarak modern sömürgeciliğin ekonomik ve siyasi niteliğinin yanı sıra, yol açtığı yıkımlar da çok daha büyüktür. Bu farklılık esas niteliğini, Antikçağ’da dünya genelinde bilimsel ve teknik gelişmelerin aşağı yukarı denk bir düzeyde olmasına karşın, Rönesans’ta bu alanlarda gelişme gösteren Avrupa’nın diğer halklar ve topraklar üzerindeki hak iddiasını daha güçlü araçlarla gerçekleştirmesinden almıştır. Romalılar döneminde özellikle, hemen tüm dünyada paralel bir bilimsel ve teknik ilerleme sağlanmıştı ve üretim ilişkileri, dünya halkları için büyük benzerlikler içeriyordu. Rönesans’ta ise barut, matbaa ve pusulanın bulunması, Avrupalılara açık bir “üstünlük”(!) sağladı ve onları, “ötekiler” karşısında “ayrıcalıklı”(!) hale getirdi. Avrupa’da bu üç icatla birlikte ekonomik ve toplumsal ilişkiler de değişti ve zamanla burjuva sınıfı ortaya çıktı. Çalışma ve emek ilişkilerini kölelere özgü bir üretim biçimi olarak gören bu sınıf, daha kolay yoldan kazanmasını sağlayacak yeni üretim ilişkileri arayışına girişti. Burjuvanın bu arayışları, ekonomide yeni kaynaklar ve yöntemler geliştirmeye zorluyor; bu da başta mekanik olmak üzere hemen tüm bilimsel çalışmaları desteklemek konusunda burjuvayı güdülüyordu. Dünyanın diğer coğrafyalarında ise bu tür bir sermaye birikimi sağlanamadığı için ekonomik ve toplumsal ilişkilerde bu tür değişimler yaşanmıyor ve geleneksel üretim biçimleri korunuyordu.</p>
<figure id="attachment_6014" aria-describedby="caption-attachment-6014" style="width: 616px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6014 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg?resize=616%2C395" alt="Sömürgecilik" width="616" height="395" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg?w=616&amp;ssl=1 616w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Sömürgecilik.jpg?resize=300%2C192&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6014" class="wp-caption-text">Sömürgecilik</figcaption></figure>
<p>Rönesans’ta Avrupa’da bilimsel ve teknik gelişmelerle değişen üretim ilişkileri, beraberinde meta üretimini de arttırdı ve ürün fazlası için yeni pazar arayışları ortaya çıktı; bu ise modern sömürgeciliği, doğrudan doğruya ekonomik ve siyasi bir olgu haline getirdi. Modern sömürgecilikte dünyayı keşfetme ve tanıma çabası, artık onu ele geçirme ve yönetme çabasına dönüşmüş; kendi medeniyetlerini “en üstün medeniyet” olarak görüp gösterme yoluna giden sömürgeciler, yerli medeniyetleri aşağılamışlardır. Bu sömürgecilikte “medeniyet”, makineleşme ve ticaret düzeyine göre ölçülebilen, gelişme düzeyi meta dolaşımıyla açıklanmaya çalışılan maddi bir birikim olarak görülmeye başlanmıştır. Medeniyetin manevi yönü (dil, din, kültür, davranış biçimleri, vb.) ise hızla değerden düşürülmüş ve bu da sömürgelerde tek tip bir yaşam tarzının olumlanmasına yol açmıştır. Bu koşullar altında sömürgelerin Avrupa’daki maddi birikime ulaşabilmeleri mümkün olmadığı için “geri medeniyetler” olarak kalmaları da doğal olarak değerlendirilmiştir.</p>
<p>On beşinci yüzyılda sömürgeciler, artık yalnızca anakarada ve Akdeniz bölgesinde değil, uzak coğrafyalarda da “ticaret acenteleri”ne sahip olabildiler; Roma hukukundan farklı olarak yerli halklara “itibari yurttaş” statüsü de verdiler. Avrupa’da merkezi otoritelerin yavaş yavaş güçlenmeye başlaması ve sömürgeleri tek bir merkezden idare etmeye dönük çabalar da sömürgeler üzerinde ekonomik ve askeri tahakkümden farklı olarak siyasi sömürgeciliği beraberinde getirdi. Doğu Ege’de Ceneviz İmparatorluğu ve Venedik İmparatorluğu, bu yüzyılda siyasi sömürgeciliği başlattı. Bu yüzyılda, İspanyol ve Portekizlilerin <em>sömürgecilik</em> faaliyetlerinde motor gücü teşkil ettiklerini ve siyasi sömürgeciliği dünyanın geri kalan kısımlarına taşıdıklarını görüyoruz. 1488’de Güney Afrika kıyılarından Hindistan’a ulaşılması ve 1492’de Amerika’nın keşfi, Antikçağ sömürgeciliğinden farklı olarak siyasi sömürgeciliği modern dünyanın ve modern sömürgeciliğin merkezine yerleştirdi. Haçlı seferlerinden önce Avrupa, ekonomik ve siyasi bakımdan dünyanın diğer coğrafyalarına kapalıydı; Ortadoğu’daki birkaç Hıristiyan devlet de Müslümanlar tarafından ele geçirilince Avrupa, iyice kabuğuna çekilmişti. On beşinci yüzyılda ise artık yavaş yavaş kabuğundan çıkmaya başlayacak ve kendi ekonomik ve siyasi gelişimi doğrultusunda dünyanın geri kalan kısımlarını sömürecekti.</p>
<figure id="attachment_6001" aria-describedby="caption-attachment-6001" style="width: 686px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6001 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?resize=640%2C379" alt="Amerika Kıtasının Keşfi" width="640" height="379" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?w=686&amp;ssl=1 686w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?resize=300%2C178&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Amerikanın-Keşfi.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6001" class="wp-caption-text">Amerika Kıtasının Keşfi</figcaption></figure>
<p>On beşinci yüzyılda Doğu ticaret yolları, bütünüyle Osmanlı’nın denetimi altına geçti. Bu durum, yalnızca Cenevizliler ve Venediklileri etkilemekle kalmadı, tüm Avrupa’yı da etkiledi. İspanyol ve Portekizli denizciler, farklı ticaret yolları arayışına giriştiler. Portekizlilerin Ümit Burnu’nu bulmaları, dünya ekonomik ve siyasi faaliyetlerinde dengelerin değişmesine yol açtı. Colomb’un seyahatlerinden sonra İspanya ve Portekiz kralları, dünyanın sömürgeleştirilmemiş kısımlarını kendi aralarında paylaştılar ve Cabo Verde Adaları’nın batısı İspanya’ya bırakılırken, doğusu Portekizlilere kaldı. Bu dönemde İspanyol gemiciler, Amerika’nın kendilerine sunduğu olanakların farkına vardılar ve bunları, en etkin biçimde kullandılar. Bu gemicilerle Amerika’ya taşınan birtakım mikroplar, yerli halkların kitlesel biçimde ölümlerine yol açtı ve bu ölümler, İspanyollara “stratejik üstünlük”(!) sağladı. İspanyollar, Amerika’daki ilk sömürge yerleşimini Panama’da kurdular ve kısa bir zamanda Büyük Okyanus kıyılarına kadar ilerlediler. Sonra da Meksika’ya girdiler ve Hernan Cotes öncülüğünde, Aztek İmparatorluğu’nu sona erdirdiler. Hemen ardından, Francisco Pizarro ve arkadaşları da Peru’ya girdi ve İnka İmparatorluğu’nu ele geçirerek tüm doğal kaynaklarına ve emek gücüne el koydular, yerli halkları Bolivya madenlerinde köle olarak kullandılar.</p>
<figure id="attachment_6008" aria-describedby="caption-attachment-6008" style="width: 564px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6008 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg?resize=564%2C408" alt="İspanyol Sömürgeciliği" width="564" height="408" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg?w=564&amp;ssl=1 564w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/İspanyol-Sömürgeciliği.jpg?resize=300%2C217&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 564px) 100vw, 564px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6008" class="wp-caption-text">İspanyol Sömürgeciliği</figcaption></figure>
<p>Diğer taraftan Portekizliler, Vatikan tarafından destekleniyor ve ilerlemeyi sürdürüyordu. Bu destek sayesinde, Hindistan ve Doğu Hint Adaları’na kadar ilerlediler; yaklaşık üç yüz yıl boyunca hiçbir rakiple de karşılaşmadılar. Portekizlilerin en önemli “avantaj”ları ise ateşli silahlardı ve ayrıca, tüm sömürgeleri kapsayan merkezi bir idare kurmaya da kalkışmadılar; stratejik öneme sahip ülkeleri ele geçirmek ve korsanlık yapmakla yetindiler. Böylelikle, on altıncı yüzyıl başlarında Doğu Afrika, Hindistan ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik birtakım merkezlerin denetimini sağladılar ve kısa zamanda Afrikalılar ve Araplardan oluşan bir komprador sınıf meydana getirerek onların katkılarıyla Japonya içlerine kadar ilerlediler. Portekizliler, gittikleri ülkelerde ticareti değerli madenlerle sağlıyor ve bu durum, ülke ekonomilerini tehdit etmiyordu. Çünkü bu madenler, daha çok süs eşyası ve takı yapımında kullanılıyor ve ülke içinde herhangi bir enflasyon yaratmıyordu. Ancak, Portekizlilerin kasaları zamanla boşalıyor ve bu da <strong>sömürgecilik</strong> faaliyetlerinin mali engellere takılmasıyla sonuçlanıyordu. İspanyollar ise Avrupa’da değerli madenlerin artmasına ve enflasyonun yükselmesine yol açıyor, bunlar ise maliyet bedellerinin yükselmesi, üretim düşüklüğü, işsizlik ve ekonomik çöküntü gibi zincirleme birtakım sonuçlar doğuruyordu. İspanyolların bu faaliyetleri sonucunda Avrupa’da üretim maliyetleri, yaklaşık dört kat artmış ve bu sorunlara bir çözüm getirmek amacıyla anakarada çok sayıda hisseli kumpanya kurulmaya başlanmıştı.</p>
<figure id="attachment_6006" aria-describedby="caption-attachment-6006" style="width: 585px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6006 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg?resize=585%2C402" alt="Hint Okyanusunda Sömürgecilik" width="585" height="402" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg?w=585&amp;ssl=1 585w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Hint-Okyanusunda-Sömürgecilik.jpg?resize=300%2C206&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 585px) 100vw, 585px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6006" class="wp-caption-text">Hint Okyanusunda Sömürgecilik</figcaption></figure>
<p>On altıncı yüzyılda İspanyollar, Amerika’da önce bir Ticaret Odası kurdular ve sonra da bunu, Batı Hint Adaları Konseyi’ne dönüştürerek bölgedeki sömürgeleri tek bir merkezden yönetmeye çalıştılar. Amerika’daki sömürgelerde feodalizme geçişte bu konseyin kararları ve uygulamaları belirleyici oldu. Hem, yine bu konsey kararıyla yerli halklar, kendi topraklarında köleleştirildi; nüfus ve iskan politikalarıyla marjinal bir azınlık haline getirildi ve birkaç kuşak içinde soyları yok edildi. Sömürgeciler gelmeden önce Amerika’da tüm halkların toplam nüfusu 50 milyon civarındaydı; sömürgecilerle birlikte ise bu nüfus, 4 milyona kadar indi. Amerika’daki sömürgelerde, emek gücüne karşı doğal bir gereksinim vardı ve bu gereksinimi yerli halkla karşılayamayacaklarını düşünen İspanyollar, Afrika’dan köle getirme yoluna gittiler. Ayrıca, yine bu konsey kararıyla İspanyollar, Orta ve Güney Amerika’da ticareti sınırlandırmak üzere ciddi yasaklar getirdiler; Avrupa ekonomisinde yol açtıkları zararları, anakarada altın ve gümüşü sınırlandırarak düzeltmeye çalıştılar. Bu amaçla, bir filo yaptılar ve bu bölgelerin anakarayla ticari ilişkilerini sınırlandırdılar.</p>
<p>Yirminci yüzyıla kadarki süreçte Avrupa sömürgeleri, idari ve siyasi bakımdan anakaraya bağlıydı. Ancak, sömürgelerin hemen tüm dünyaya yayılmış olması, beraberinde toplumsal ve kültürel farklılıkları da bir sorun haline getirmiş; sömürgeleri ellerinde tutmak için Avrupalıları yeni birtakım arayışlara sürüklemişti. Sömürgeciler, on altıncı yüzyıldan başlayarak hemen tüm sömürgelerde ayrı hukuki mekanizmaları devreye soktular ve değişik birtakım ekonomik ve siyasi düzenlemeler getirdiler. Bu bağlamda, Tropikal sömürgelerin (örneğin, Antil Adaları) Kuzey Amerika’daki sömürgelerle önemli bir farkı vardır. Antiller şeker kamışı, tütün, kahve ve pamuk gibi ürünlerde zengin bir bitki örtüsü ve iklime sahipti; burada geniş çiftlikler ve güçlü bir aristokrasi vardı. Sömürgeciler, bu aristokrasiyi devreye sokarak Antiller’deki sömürüyü gerçekleştirdiler. Kanada gibi köylü sınıfı güçlü olan sömürgelerde ise feodalizmi benimsediler ve kendileriyle birlikte hareket eden yerlilere belirli birtakım imtiyazlar vererek sömürge işletmeciliğini onlara tahsis ettiler. Pennsylvania gibi dağınık yerleşim birimlerinde de bireyci modele dayalı kısmi demokrasiyi uyguladılar; bölgenin coğrafi yapısı, yerlilerin birbirleriyle güçlü bağlar kurmalarını ve sömürgecilere karşı güçlü bir iktidar alternatifi oluşturmalarını engelliyordu. Ayrıca, bu sömürgelerde Hıristiyanlığı yaymak gibi birtakım “kutsal amaçlar”(!) da sömürgecilerin söylem retoriğinde ilk sıralarda yer almaya başlıyordu. Bununla birlikte siyasi sömürgecilik, merkezi idarenin de güçlenmesini gerektiriyor; fakat, feodal ilişki biçimlerine duyulan gereksinim bunu engelliyordu. İspanyol ve Portekizli sömürgeciler, sömürgelerde belirli birtakım kişi ve gruplara imtiyazlar vererek feodalizmi sömürgelerde egemen kılıyor ve hem sömürgecilik faaliyetlerini geniş topraklara yayabiliyor, hem de “maliyeti” düşürmeyi başarıyorlardı. Özellikle de komutanlık ve maden işletmeciliği alanlarında bu yapılanmaların sonucu olarak imtiyazlar, babadan oğla geçiyor ve işletmeler, birer “aile şirketi” görünümünde yetki ve sorumluluklarını sürdürüyor; bu da kendi toprak aristokrasisini yaratarak bu yapıların devamını sağlıyordu. Sonraki dönemlerde Fransa, İngiltere ve Hollanda’nın da <u>sömürgecilik</u> konusunda genel stratejileri, bu imtiyaz sistemine göre şekillenmişti.</p>
<p>Sömürgelerdeki bu feodal yapılanmalar, sömürgeci devletler açısından ciddi sorunların doğmasına da yol açtı ve feodal beylerin aşırı güçlenmesi, merkezi idareyi endişelendirmeye başladı. Bu yapıların merkezi idare tarafından denetlenmesini sağlamak amacıyla sömürgelere vali gönderilmeye başlanması, bu bağlamda önemli bir konudur. Merkezi idare, bu valiler kanalıyla sömürgeleri idari ve siyasi açıdan kendisine tabi tutmaya çalışmış; bunu ise sömürgeleri dil, din, etnik ve kültürel bakımdan homojenleştirerek yapmayı denemiştir. Ne var ki, sömürgelerdeki bu homojenleştirme çabaları da sonuçsuz kalmış ve üstelik, bu valilere karşı geniş halk kitlelerinde ciddi hoşnutsuzluklar başlamış ve sömürgelerin el değiştirmesinde bu çabalar, önemli bir neden haline gelmiştir. Dolayısıyla, bu ülkelerde feodalizm, “iç gelişimlerinin bir ürünü/aşaması” değildir ve aslına bakılırsa, Marksist tarih kuramının öngördüğünün aksine, bu ülkelerde böyle bir “ilerleme” de yoktur. “İlerleme” olarak değerlendirilen şey aslında, sömürgeciliğin bir söylem retoriğidir. Fakat, bu tür bir “ilerleme” anlayışının bizzat Marksistler arasında bile yaygın kabul görmekte olması; bu ülkelerde feodalizme geçişin sömürgelerin “iç gelişimleri” içinde anlamlandırılmaya çalışılması, gerçekten de düşündürücüdür. Hem, Avrupa’da yaşayan “azınlıklar” ile Üçüncü Dünya Ülkeleri’ndeki halklar ortak bir kökeni paylaşmış olsalar da bu kitlelerin tarihleri ve kültürleri, basit bir biçimde birleştirilemez. Örneğin, Afrika kökenli Amerikalılar, Güney Afrikalı siyahlara göre kendilerini daha yüksek bir konumda görürler.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, imtiyazlı şirketler sisteminin yürürlükten kaldırıldığını ve sömürgelerde özgürlük hareketlerinin başladığını görmekteyiz. Gerçi, 1884 Berlin Konferansı’nda siyasi sömürgeciliğe hukuki meşruiyet sağlanmıştı; ancak bu meşruiyet, sömürgelerin yeniden paylaşılmasına dönük bir stratejiydi ve aslında, sömürgelerde bağımsızlık düşüncesinin yayılmasına katkı sağladı. Ne var ki, sınırların artık masa başında belirlendiği, yeni çatışma ve savaş tohumlarının da yine bu masalarda saçılmaya başlandığı bu dönemde, başta ırkçılık olmak üzere etnik milliyetçilik, cinsiyet ayrımcılığı, vb. konularda ciddi sorunlar da yine bu platformlarda alınan kararların sonucuydu. Örneğin, Güney Afrika’da Hollandalı beyazların on altıncı yüzyıldan beri egemen olmalarına karşın ırkçılığın on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkması oldukça düşündürücüdür. Nitekim melez ırk, ancak on dokuzuncu yüzyılda siyahlar ve beyazlar arasında bir kavgaya konu olmuş ve Apertheid yönetimi, Nazilerden bile daha uzun bir süre Güney Afrika’yı yönetmiştir. On dokuzuncu yüzyılın henüz başlarından itibaren sömürgeci devletler, masa başında kendilerine “tarafsız” bir görünüm verseler de kızışan rekabet koşulları içinde sömürgelerini kaybetmemek için sömürgelerin iç işlerine daha fazla müdahale etmeye başladılar. Bu amaç doğrultusunda, başta şiddet olmak üzere hemen her yolu denediler; ırkçılık, etnik milliyetçilik, cinsiyet ayrımcılığı, vb. sorunlar da bu şiddet ortamı içinde ivmelenerek arttı. Fransa’da 1897’de kurulan Sömürgeler Bakanlığı, sömürgeci devletlerin yol açtığı yıkım ve felaketleri açık bir biçimde tespit etmeyi sağlar. Nitekim, bu bakanlığa bağlı sömürge valileri, yerel otoriteler karşısında mutlak egemen konumdaydılar ve başta Kuzey Afrika olmak üzere tüm Fransız sömürgelerinde bu sorunların arkasında bu valiler vardı.</p>
<figure id="attachment_6005" aria-describedby="caption-attachment-6005" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6005 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg?resize=640%2C476" alt="Fransız Sömürgeciliği" width="640" height="476" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Fransız-Sömürgeciliği.jpg?resize=300%2C223&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6005" class="wp-caption-text">Fransız Sömürgeciliği</figcaption></figure>
<p>Sömürgelerdeki despotik idareler, zaman içinde hem sömürgeciler, hem de yerli halk için büyük sorunlara yol açtı. Hemen her konuda merkezi idareden emir bekleyen sömürge valileri, etkinliklerini zamanla kaybetti. Yerli halk arasında da imtiyazlı kesimlere karşı ciddi bir hoşnutsuzluk ortaya çıkıyor ve bu da “özgürlük ve demokrasi” taleplerinin daha yüksek bir sesle dile getirilmesine yarıyordu. İngilizler, sömürgeleriyle daima iyi geçinmişler ve bu nedenle, “bağımsızlık”(!) sonrası dönemde bile onlarla bağlarını korumuşlardır. Fransız sömürge valileri ise uyguladıkları asimilasyon politikaları sonucu sömürge sonrası dönemde de Fransızlara karşı duyulan hoşnutsuzlukların unutulmasını engellemişlerdir. Ayrıca İngilizler, sanayileşmelerini erken dönemde tamamlamıştı ve sömürü faaliyetlerinde aceleci değillerdi; Fransızlar ise bu süreçte epey geride kalmışlardı ve bu eksikliklerini bir an önce gidermek istedikleri için bu valilerin daha da despotik hale gelmelerine göz yumdular. Yirminci yüzyıla gelindiğinde, dünyanın % 85’i sömürgeleştirilmişti. Fakat, 1970’lerde Angola ve Mozambik’te sömürgecilerin geri çekilmesiyle, siyasi <strong>sömürgecilik</strong> devri kapanmış oldu. Latin Amerika’da sömürgeciliğe son verilmesi ise diğer ülkelerde olanlardan farklıydı. Latin Amerika’daki İspanyol sömürgeciler, yerli halkla kaynaşarak melez bir ırk meydana getirdiler ve toplumsal ilişkiler, karmaşık birtakım aidiyetler ve hiyerarşiler içinde belirlenmeye başlandı. Bu değişimlere ayak direyenler ise merkezden uzaklaştırılarak marjinalleşti ve birkaç kuşak sonra sayıları azaldı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/">Sömürgecilik Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/somurgecilik-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6000</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İran’ın Sembolik Sanat Tarihinin Tanımlanması</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Aug 2016 05:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nesa Sarv Charandabi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Akamenian dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Anahita]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Firdevsi Şahnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Forouhar]]></category>
		<category><![CDATA[ilkel din]]></category>
		<category><![CDATA[ilkel insan]]></category>
		<category><![CDATA[İran mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İran tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Mitraizm]]></category>
		<category><![CDATA[Persepolis]]></category>
		<category><![CDATA[ritüel]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Zerdüşt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4639</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dini inançlardan söz konusu olduğunda enteresan hikayeler tarihçiler tarafından söz edilmektedir. Tarih boyunca insanoğlu ibadet etme gereği duygusundan yola çıkarak bilinmeyen bir güç tarafından yönlenmesini düşünerek o tanrıyı temsil etmenin yollarını aramıştır. Bazen mağaralarda kendine türbeler yapıp taşlarda resimler çizip o güç ile iletişim kurar, bazen de onu her anında yanında taşımak ister, bazen de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/">İran’ın Sembolik Sanat Tarihinin Tanımlanması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dini inançlardan söz konusu olduğunda enteresan hikayeler tarihçiler tarafından söz edilmektedir. Tarih boyunca insanoğlu ibadet etme gereği duygusundan yola çıkarak bilinmeyen bir güç tarafından yönlenmesini düşünerek o tanrıyı temsil etmenin yollarını aramıştır. Bazen mağaralarda kendine türbeler yapıp taşlarda resimler çizip o güç ile iletişim kurar, bazen de onu her anında yanında taşımak ister, bazen de bu inanç kendini başka şekilde gösterir ve insanları  bir araya toplayıp  ibadethaneler, türbeler  yapıp tanrıyı motiflerin desteğiyle ibadete başlamıştır. <strong>İran kültürü</strong>nde zaman zaman tek tanrılılık inancı değişip yerini başka bir tanrıya veriyordu. Bu tanrılar insanlar tarafından çok önemli bir değere sahibidir ve bu önemi özel bir şekilde resimlendirmek isterler. Anahita, Pers uygarlığının en eski ayetlerinden biridir ve saflık, bereketi ve bazen savaşçılığı temsil eder. Bunu unutmamak lazım ki İran medeniyeti aslında tektanrıcıydı. Ariyailerin gökselliklerini işaret eder. Sembolleri güneş ve evren olarak bilinirdi. Mitraizm tarikatından sonra gamalı haç şeklinde değiştirildi ve güneşi temsil etti.</p>
<p><em>Anahita</em> bir tanrı türü sayılır ve anlaşılan genç bir savaşçı bir kadını adlandırır ve amacı dürüstlük ve masumiyeti temsil etmektir. Gördüğünüz gibi semboller dini inançlardan ortaya çikar ve iletişim işini kolaylaştırarak yoluna devam eder. Seramik ve küçük nesnelerden Anahit sembollünü anlatan genelde kırmızı renklerde yapılmıştır ve tarihçilerin tahminine göre Anahitin aşık olduğu genç yırtıcı bir hayvan tarafından öldürülmüş bu yüzden Anahit hep bir aslanın sırtında ona karşı galip şekilde duran ve zaferinden dolayı mutluluk gülümsemesi olan bir sembol olması açısından çok değerlidir. Sırada güneş sembolü var, her zaman güç ve kazancı temsil eden bir element olarak insanoğlunun tarafından önemsenmiştir ve güneş Ariyailerin inancında  swastika adlı sembolü ortaya çıkarmıştır. Bazen ilk görüşte gamalı haçı Almanlardan gelen bir Nazi sembolü olduğu aklımıza gelir ama tarihi derinden araştırırsak tamamen yanılmış olduğumuz  kanısına varırız .</p>
<p><em>Swastika</em> sözcük anlamı suestika ve sanskritten gelen bir kelimedir. Hintlilerin kutsal dini inançlarını anlatan bir sembol olarak bilinir. Ama bu sembolün bütün dünyaya yayılışına dair tek bir teori varsa o da; Ariyailerin İrana girişi arkasından iki grup olup birinci ve ikinci grubun avrupaya doğru göç etmesi neden olmaktadir. Bu sembolun anlamı şans ve varlıktır. Bereket ve hayatın devamını gösteren bir sembol ve ardından mitraizm inancını temsil eden aşk, sevgi ve güneşin tanrı inancını göstermektedir. Swastika sembolü Astronomik açısından Geocentric adını alır ve hayatın hiç durmadan hareketini temsil eden insanlık tarihinde çok önemli bir sembol sayılır.</p>
<p>Bir sonraki element kartal motifidir. Aynı şekilde Anahita tanrısını temsil eden ve aynı özellikleri taşıyan bir sembol olarak tarihte geçer ve insanoğlunun kralın öldükten sonra kartal gibi yükselmesini temsil eder. Ariya medeniyetin devamında üçüncü ve altıncı bin yıllarda tarihsel ve toplumsal yapılarda dini liderlerin büyük payı olmasını fark etmekteyiz. Yukarıdaki bahsettiğimiz semboller dışında <strong>İran kültürü</strong>nü anlatan başka semboller de var. Frouhar , Dünya kupası ve Boğa efsanesi onlar dan biri sayılır ve günümüze kadar değer kaybetmeden devam etmektedirler.</p>
<h2><span lang="EN-US">İran Mitolojisi ve Mitraizm</span></h2>
<p>Efsanelerde geçen dünya kupası, yedi iklimi içinde gören kase olarak tarif etmişlerdir ve M.Ö altı bin yılında Jamshid kupası diye meşhur olmuştur. Ama bu tarihten sonra Jamshid kupası, Jam kupası adını aldı ve Firdevsi Şahnamesinde bir çok şiirlerinde de söz edilmiştir. En önemli özellikleri olan Jam kupasının üzerinde geometrik desenlerden oluşan yer yüzünde geçen olayları gösterme özelliğini taşımaktadır. Tarihçiler bu küreye sahip olan Jamshidi M.Ö  altı bin yılın daki padişahı Hz. Süleyman diye tanıtmışlar.</p>
<p>Boğa efsanesi kanlıntıları <em>İran kültürü</em>nde ki olan etkisi M.Ö bin yıl kala Elam dönemine ait olan elinde kupa diz çöken Boğa heykelidir ve hala bu sembol güzel sanat çalışmalarında özelliklerini taşımaktadır. Boğa efsanesi elementi en görkemli desen olarak İran İmparatorluğunun taç ve mücevherlerinde kulanılmaktadır. Bu sembol ışık, iyilik, erkeklik ve gücü temsil eder ve dönem dönem şeklini geliştirerek aynı ihtişamı anlatmaktadır bu sembollerin en büyük örneği ilk kurulan hükümet bayrağında bile kendini göstermektedir. Yıllar sonra günümüze gelen bayrak rejim değişiminde tarihi önemini kaybetmektedir.</p>
<p>Zaman zaman <u>İran kültürü</u>nde doğan sembollerin yerine göre ve tasarım biçimine göre anlamı değiştirmektedir. Bazı saraydaki duvarlarda görülen boğa desenleri eğer kurban ediliyorsa bereket anlamini getirmektedir ki mitraizm inancina göre bir boğanın aslanın eliyle kurban olması ibadet anlamını taşıyor bazen de şehvete ulaşmak anlamını verir. Şimdiki  zaman da bile Hint kültüründe ineklerin dini inancına göre çok değerli olmalarıyla karşılaşmaktayız.</p>
<p>Böylece <strong>Mitraizm</strong> inancını taşıyan ve kültürde yaşayan toplumun Boğa, Aslan ve ay yıldız sembolleri, şükran, ibadet, doğa, rüzgar, su, toprak, gökyüzü, dağlar ve ormanlar açıkça görülmektedir. Mitra kelime sözlük anlamı sözleşmeler ve anlaşmalar anlamını verir ve Mitraizm inancinin temel kuralı insan toplumunda eşitlik ve yerine getirelecek sözlerin önemidir. Mitra inancına tapanlar ölen insanın gökyüzüne gittiğine inanır ve bir gün kirlilik ve kötülüğü insanlardan ve yeryüzünden yıkamak için geri dönecektir.</p>
<p><em>Mitraizm mitolojisi</em>ne göre, Mitra bir mağarada ortaya çıktı ve bu yüzden onu takip edenler mağaralarda tapınaklar yapıp şükran törenlerine başladılar. İranın batı bölgelerinde örneğin  Kangavar ilinde ve bazı avrupa bölgelerinde Mitrayı temsil eden heykeller ve yapılar bulunmuştur. Bu mitoloji Mitraizm dinine yansıyan formlardan anlaşılır. Genç birisi (Mitra) başında konik bir şapkayla saçları dağınık şekilde elindeki hançeri v boğanın yanına saplamış, diğer bir yılan boğanın vücudunu sarıp kanını emiyor ve bir yandan da akrep penisine sokmuş şekilde motif vardır.</p>
<p>Med devletinden Zerdüşt, İran toplumundan yükseldi ve İranin eski çağlardan kalan inançlarını değiştirerek yeni bir din ve ibadet şekli kurdu. İslamiyetten önce bu özel din sadece İrana ait olan bir din olarak bütün İran topraklarına aittir. Med döneminin asıl inancından detaylı bilgiler elde edilememiştir ancak ghizghapan da bulunan mağaralarda onların da ateşe ve Mitraya ibadet ettiği tahmin ediliyor.</p>
<p>Tarihçilerin dediğine göre, Med toplumu büyü ve sihire düşkünmüş ve bunu da ele geçen motiflerde açık şekilde karşılaşıyoruz. Büyülere ve ondan gelen kötülüklere karşı çıkarak tarih boyunca Zerdüşt monoteizm olarak anılır. Tek tanrıcılık Zerdüşt Akamenian döneminden yola çıkarak islamın doğuşuna kadar devam eder, üçüncü yüz yıla kadar süren Mitra kültürü bir çoğu doğu avrupa ülkelerinde ve Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre, İngiltere evrensel değer olmuştur.</p>
<p><strong>Akamenian dönemi</strong>nde en çok bozulmayan sanat eserleri mimari yapılardır. Bu eserlerin çoğu tapınaklar ve hanedanın saray yapılarıdır. Mimari sanat eserleri iki döneme ayırmaktadır; birinci tecelliden pasargad ve son dönem persepolis kalıntıları sayılmaktadır. Akameniyan mimari kalıntılarının en önemli özelliği semboller taşıyan saray duvarındaki kabarık motifler ve hayvan heykellerinden oluşan sütunlardır. Bu sütunların temel yapısı bir çok sembolik hayvanın figürlerinin bir araya gelmesinden kaynaklanmasıdır. Kartal kafası olan bir aslan ve kanatlı boğanın insan kafası olan heykeller hepsi İran topraklarının sanat tarihinde sembollerin nasıl bir değer sahibi olduğunu kanıtlıyor.</p>
<p>1950 yılında ele geçen Pazirik adlı halı Akameniyan döneminin mücevher ve mimari dışında halı ve kumaş yapımında başarılı olduklarını göstermektedir. Şunu unutmamak lazım ki Aşur döneminden miras kalan heykeltıraşlık sanatı Akameniyan hanedanın da doruk noktasına ulaşmıştır. Akamenian, ilk İran devletlerinden sayılmaktadır. Bu devlet hakkındaki bilgiler sadece Yunan tarihçilerin verilerine dayanmaktadır. Lakin Suluki ve Sasanî devletlerinin iktidarlık zamanının ortasında İran&#8217;da kuvvetli ve güçlü bir devlet yaşamıştır ki 480 yıl kendi iktidarını sürdürerek istikrarlı ve güçlü devlet temellerini korumuştur. Bu devlet Aşkaniler Devleti olarak bilinmektedir. Yunan tarihçiler bu devlet hakkında değerli bilgiler toplamış ve bu bilgiler şu anda elimizdedir. Ancak yine de 500 yıla yakın hüküm süren bu devletin iktidarı hala tümüyle açığa çıkmamıştır.</p>
<p>İranlı tarihçiler, Aşkanileri İranlı olarak görmedikleri için onlar hakkında araştırma yapmak istememişlerdir. Bu nedenle İranlı tarihçilerin eserlerinde bunlarla ilgili hiçbir değerli bilgi göze çarpmamaktadır. Partlardan ele geçen altın ve gümüş takılar da onların ne kadar süslemeye düşkün olduklarını göstermektedir. Mitraizm ve daha doğrusu Mitra inancı astronomik bilimi üzerinde kurulan bir kültürdür ve daha doğrusu Zerdüşt döneminden önce ortaya çıkan Mitraizm, Mitra ve sevgiyi temsil eden tanrının doğuşu, güneşi, yıldızları, anlaşmayı ve savaşı temsil edermiş.</p>
<p>İkinci ve üçüncü yüzyıllarında Mitraizm, avrupa ve kuzey afrikaya dahil olmak üzere tüm alanlarda Roma İmparatorluğunda devam etti ancak Hrıstiyanlığı M.S dördüncü yüzyıla kadar Konstantin İmparatoru tarafından kabullenilmişse de Mitraizm etkisini kaybetti ama tamamen kaybolmadı.</p>
<figure id="attachment_4640" aria-describedby="caption-attachment-4640" style="width: 327px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4640 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?resize=327%2C154" alt="İran Forouhar sembolü." width="327" height="154" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?w=327&amp;ssl=1 327w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?resize=300%2C141&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/Forouhar-resmi.jpg?resize=326%2C154&amp;ssl=1 326w" sizes="(max-width: 327px) 100vw, 327px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4640" class="wp-caption-text">İran Forouhar sembolü.</figcaption></figure>
<p>İlk olarak forouhar resimleri Jiroft medeniyetinde kuruldu. Bu medeniyetin çok rastladığımız semboller arasında gövde erkek ve kadın figürleri bazen kanatlar üzerinde  bazen de bir hayvanın üzerinde dikkat çekiyor. Jiroft toplumu genelde denizci oldukları için dünyanın bir çok köşesine giderlerdi ve bu meslek nedeni ile okyanus da yollarını bulmak için yıldızları gözlemleyerek ilerliyorlardı. En önemli yıldızlardan biri konstelasyon cygus’dı (makiyan). Bu konstelasyon sembolünü kartal kafası ve kanatları olan bir motif ile göstermiştir ve hatta kadın, erkek büstlerinde çanak çömleklerde bile etkisini göstermiştir. Mısıra kadar bu sembolün yayılmasına şahit oluyoruz.</p>
<h2><span lang="EN-US">İran Kültürü ve Forouhar</span></h2>
<p><strong>Forouhar</strong> sembolünü incelediğimizde çok anlam taşıdığını İran kültüründe görmüş olacağız:</p>
<ul>
<li>Forouhar resmi baştan göğüse kadar çok akıllı ve bilgili olan yaşlı bir adamı temsil ediyor, kafasında pelerin şapkası var ve bu desen Jiroft kazılarından ele geçen kraliyetin yemek takımlarınınn desenleriyle aynıdır.</li>
<li>Sağ elini yukarı doğru kaldırmış ve bu yüce Allahı övgüyle temsil ediyor.</li>
<li>Yaşlı adamın elinde büyük bir yüzük var bu Tanrı ve Mitra ritüel dayanışmayla antlaşması olduğunu temsil etmektedir.</li>
<li>Açık kanatlar, düşünmek, konuşma özgürlüğü ve iyi şeyler yapmaya yüreklendirme işaretidir. Aynı zamanda insan mükemmelliğini takip eden davranışlar sembolü olarak sayılır, zira İran imparatorluğunun amacı eşitliği insanlar arasında sağlamaktır.</li>
<li>Ortadaki döngü imajı, hiç bitmeyen bir hayatı ( zaman ) ve insanın davranışlarının kendine geri dönüşünü temsil eder.</li>
<li>İki pandantifler, sağda biri ve Cham Mino Spanta simgesi; iyilik , fikir, yapıcı kutsal ipuçlarını göstermektedir. Sol tarafdaki diğer pandantif Cham Angra Mino kötülük rehberi ve yolsuzluğu temsil eder ve içi kötü olan insanlarda kaprislerin her zaman mucadele halinde olduğunu gösterir.</li>
<li>Üç sıra halinde olan etek imajin alt kısmında, kötü düşünce, kötü amelleri temsil eder ve bu yüzden ayakların altındadır. Temsil etmek istediği kötülüğün hep ayaklar altında olmasını göstermektedir.</li>
<li><em>Forouhar</em> fotoğrafları, yüzü doğuya doğru bakar yanı sağ tarafa , bu dürüstlük, saflık, sevinç ve neşenin kaynağının yönünü aydınlatmaktadır ve doğu hep iyiliğin temsilcisi olarak sayılır.</li>
</ul>
<p>Forouhar sembolü Akameniyan hanedanından kalmıştır ve tarihi binalar ve sarayların üç ana kapısında oyulmuştur.</p>
<p>Diğer İran dekoratif sembollerinden biri olan patehdir (botte joghgheh) ve Amerikada bu imajin adı (Persian pickles) diye tanınmaktadır. Pateh deseni sarv ağaçından ilham alarak Zerdüştün diğer önemli sembollerindendir. Daha sonra doğuya kadar ilerler ve Osmanlıların tuğralı desenlerinde rol alır.</p>
<p>İran eski kültüründe ağaçlar hürriyeti temsil ederlermiş. Bazen bir tüy gibi kralların taçında takılıp bu imaj kullanıcı bir boyut alırmış zaman içerisinde. Pateh imajı antik İran da mitler ve inançların bir parçası sayılır ve zaman içerisinde şekli değişmiş. Tarihçilerin tahminine göre bu sembol Hint kültüründen İrana geçmiş olabilir ama bu desenin temel anlamı bitkiler, ağaçlar, kutsal ateş Zerdüşt hanedanına bağlı bir temsil imajıdır.</p>
<p>Sembolizmin, insanoğlunun bazı kavramlar içerisinde daha iyi anlamda ifade etme aracı olarak icat edilişini unutmamalıyız. Tarihsel grafik kavramlarında sembolizmle kendini ifade etmesi çizdiği imajlardan yanadır. Semboller aslında bir işaret (LOGO) türüdür, bu işaretleri üç kategoriye ayrılabiliriz :</p>
<h3><span lang="EN-US">Doğal İşaretler</span></h3>
<p>İşaretler ve kavramların birbirine bağlı olma örneği olarak duman anlayışını ateşten işaret etmektedir.</p>
<h3><span lang="EN-US">Görsel İşaretler</span></h3>
<p>İşaretler ve anlamlarının arasındaki objektif bir benzerlik vardır, örnek olarak çatal ve kaşık restorantın işaretidir.</p>
<h3><span lang="EN-US">Kavramsal İşaretler</span></h3>
<p>İşaret ve anlam arasında nesnel benzerlik olmadığı için sembolü açıklama aracı olarak kullanabilmek, temelde her kültür ve halk kültürü, tarihi ve efsanevi sembolü bağlı olarak tanımlanır. Bazı semboller insanlar arasında ortak bir anlamı temsil etmektedir.</p>
<p>İnsan hayatının tarihinde, tüm inançlar ve dinlerin liderleri sembolizmi geleneksel yöntemleriyle daha doğru kavramlar içerisinde ölümsüzleştirirlerdi. Aslında sözler ve kelimeler bazen tam anlamı aktarmak da yetersiz olup kelimelerin kristalleşmesi için şekiller ve resimlerle  kolaylık sağlanılmıştır. Bazen insanlar bir konuyu ya da bir varlığın içeriğini anlamak için semboller den yardım alabilir. Tarih boyunca yaratıcısını temsil etmek için semboller ve motifler den yardım almışlardır.</p>
<h4><span lang="EN-US" style="background: white">Semboller tarih boyunca üç kategoride yer alır:</span></h4>
<ol>
<li>Geometrik semboller</li>
<li>Bitkisel semboller</li>
<li>Hayvan sembolleri</li>
</ol>
<p>Bu sembollerin anlamları her biri yerine göre ve kullanış şekline göre farklıdır.</p>
<p>İran haç sembolü bir geometrik sembolü olarak sayılır ve Mitraizm döneminden kalan bir güneş anıtıdır. Eski İran toplumun da  güneş, su, toprak ve hava yer yüzünde dört kutsal büyüme faktörü olarak tanımlamışlardır. İnsanlar güneşi temsil etmek için değişik semboller icat etmişler, bu simgeler arasında çapraz X ve haç ( artı ) + şeklidir bazen de dairesel sembolleri kullanmışlardır. Akameniyan hanedanından sonra sıra Parthialı hanedanına geldi arda arda Sasani Hanedanı, İranin İslam öncesi döneminden Selçuk dönemine kadar, Selçuk , İlhanlılar, Timur İmparatorluğu, Safavi Devleti, Zend Hanedanı, Kaçar Hanedanı son dönem olarak sanat tarihi olarak İran topraklarında çok önemli sayılır.</p>
<p>Akameniyan Hanedanının sembollerini daha çok mimari de kendini göstermesini daha önce anlatmıştık. Şimdi sıra Parthialı Hanedanına geldi. Parthialı Hanedanı döneminde tuğla kullanımının üçüncü binyıllarda Babil den başlamış ve Sasani saraylarında kullanılmaya devam etmiştir. Antik çağda Kangavar tapınağı &#8220;Kankurbar&#8221;, Yunan tarzından ilham alarak yapılmıştır ve bu dönemde insan portreleri binalarda kendini göstermiştir. Parthlar dönemi semboller batıdan etkilenerek binalarda ve saraylarda İranın doğu bölgelerinde elde edilmiştir.</p>
<p>Sasani döneminde semboller aynı Partlardaki gibi saray süslemelerinde, anıt mozaiklemelerde, dekoratif sıvalarda ve duvardaki kabartmalı boyalı desenlerde özellik kazanmıştır. Bu dönemin M. S. 244 de devreye gelmesinden beri Yunan sanatından etkilenip hatta kumaş tasarımlarında ve mücevher süslemerde semboller büyükçe yer almıştır. Resim sanatı İslam döneminden sonra insanı temsil eden desenler yerini geometrik ve bitkisel motiflere bıraktı ve kullanılışı binalardan kitapların yaldız soyutlu desenleriyle yer değiştirdi. Bu dönemde illüstrasyon ile simülasyon içerikli el yazmaları ve tıbbi kitapların çoğalmasıyla birlikte <em>İran kültürü</em>ndeki toplumun ihtiyacı sembollerin gösterilmesine yardımcı olmaktadır.</p>
<p>İran topraklarında Selçuklu Türklerinin girişinden sonra beşinci yüzyıl da sanat tarihi yeni bir aşamaya girmiştir. Selçuklular döneminden kalan resimler minyatür sanatının Mani ve Budist kültüründen etkilenmiştir. Yüzler yuvarlak, gözler diyagonal olduğu bunun kanıtıdır. Çömlekçilikten elde edilen eserler de kumaşlardaki gibi hayvansal, bitkisel ve insanlarla dolu semboller olmasını göstermektedir.</p>
<p>İnsanlar medeniyetin ilk toplumlarından itibaren sosyal varlıklıdır ve bireysel, benzersiz kimliğini sosyal yaşamı sayesınde sahıp olmuştur ve bu nedenle kişiliğini toplum içersinde şekillenmesi sosyal hayatına bağlıdır; Yaşam tarzı, seçimler ve günlük yaşamı kişisel kimlik oluşumunda giderek tarih boyunca daha önemli hale gelmiştir, boylece bir sanat eseri sanatçının yaşamının bir yansıması olarak görünmektedir.</p>
<p>Tabiki de bu toplumu etkileyen ve kişisel kimliğe yansıyan başka nedenlerde olmalı ve en önemlisi ritüeller ve inançlarin döğüşüna yardımcı olan din dir, bazen motifler bir ibadet kavramında ortaya çıkar bazen de büyü boyutunda kullanılır ve insanların hayatına dahıl olarak değişimlere yol açabılır, bu yüzden elde edilen antik eserlerdeki efsanevi motifler bir evremsel pozitif ya da negatıf kuvvet çekimi ve öykü gelenekselcilik anlamında önemlidir.</p>
<p>Sadece öğretim yoluyla, sanat ve inançların arasındakı uygarlık bağlantısını anlamayız bu nedenle tarihsel nesneler, edebiyat desteğiyle estetik eğilim ve tutumu medeniyetlerde tarih boyunca araştirmaktayızç; Sanatın gelişimi hakkında farklı dönemlerde devam eden kültürel ve sosyal olarak İran kimliğinin evrimini şekillendiren faktorleri sanatın en güçlü parçası olarak sembollerinden ve uygulamalarını dini inançlar eşliğinde araştırmaktayız,bu konu kendi başina ikili görsel kültürün birleşim kamu altyapısının geliştirilmesi olduğunu göstermektedir ve İran kültürel entegrasyonda özel bir ilgi kaynağı olmuştur.</p>
<p>Sanat bir kaç nedenden dolayı dini biçimi görünmektedir çünkü konumuna göre, işlev gibi etmenlerden dolayı sanatın dinle bağını güçlendirir ve din, sanatın bir parçası olmaktadır, buna göre bölgesel olarak ibadet yerleri, manastırler, tapıneler, singog, kilise ve camiler genellikle dini açiklanan gibi ritüeller ve kutsal yapılar sanatsal eserler içerisinde yer almıştır.</p>
<p>İnsanlık tarihi istisnasız tüm inançlar, kullanılan dil ve sembolik biçimlerin, sembolizm kullandıklarını göstermektedir; Sembolizm motifler kavramında yayınlanması başka yollardan anlaşılmış olması daha iyi bir yöntem olarak gösterilmektedir. (Arthur Upham Pope &#8211; Persia &amp; The Far East 1960)</p>
<p>Kültürel simge, değerlerin bazı yönlerini temsil eden nesneler, kültürün doğası olarak algılanan norm ve idealler ya da kültürün herhangi bir bölümü için kullanılan bir tabirdir. Kültürel simgeler büyük ölçüde değişkendir; sembol, logo, resim, isim, yüz, gerçek veya kurgusal insanlar bir kültürel simge olabilmektedir ve antic nesnelerde görünen görseller insanların mücadele ve umutlarına işaret etmektedir ve doğanın korkunç olduğunu temsil etmektedir.</p>
<p>Böylece gökyüzü, güneş, ay ve dünyanın unsurları ibadet ve ilkel dinler olarak saygılanmaktadır ve doğanın manevi özelliğini, ruhların yaşadığı mekan olarak değerlendirmektedir, ilkel insanın algısı dünyadan belirsiz bir güçtür ve bu kavram fikri dünyanın gökyüzüne ve yeryüzüne ikiye ayırmış olasıdır.</p>
<p><strong>İran sanatı,</strong> sanatçının kendi ruhunun özelliğini ve duyguları kültür ile birlikte dinin manevi anlamını birleştirerek yeni bir kimlik yapmasıdır ve Pers sanatında toplu halde göstermekte olmasıdır.İslam dininin İran sınırlarına geçmesiyle birlikte Pers sembol elemanlarıyla birleşimi sonucunda evrim süresinde gelişmesidir ve İran-İslam elemanların özel bir sanatsal kavramı oluşturulmasına neden olmuştur.</p>
<p>Böylece İslam sanatı tasarım ve görsellerde sembolizm soyut dilini estetik sanatlarda kitleye kavramlarını aktarmaktadır, bilimsel kanıtlara göre kazılardan elde edilen nesnelerden arkeologlar tarafından geometrik şekiller çizimler yardımıyla medeniyetler iletişimlerini anlamı şekilde yapılmasına yorumlamışlardır.</p>
<p><em>Antik dünya</em>da kullanılan bazı motifler kanat gibi görseller sanat eserlerinde gücü temsil ediyorlardır ve kanatlı <strong>mitolojik hayvanlar</strong>, fantastik yaratıklar çizimlerde bir sanatsal eseri olarak her zaman üstünlüğü, güç ve ilahi bir anlam taşımaktadırlar ayrıca İran’da Aryanların girişinden önce İran ülkesine elde edilen çanak çömleklerdeki çizimlerde İran topraklarının İnsanı yıldızları ve astronomi bilgisine sahip olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Araştırmacılara göre Persepolis ve Apadana sarayında görünen İnek ve Aslan görselleri astronomik bilimine hakim olan bir toplumu tarif etmektedir, Ahameniş döneminde astronomlar bilgilerini Babil’deki Aryanlara aktarmışlardır çünkü ilk defa tarih de bu dönemde Babil’de güneş yörüngesini 30 derecede bölen 12 burç görünmektedir.</p>
<p>İran tarihinin başlangıcından bu yana her zaman mitler eşliğinde bilinmeyen doğadaki olaylar anlam sahıbı oluyorlardırve aynı zamanda İran kültürü için idealler yaratmak için insanlar mitlerden yardım alarak sembolleri inançlarını kültürel gelişiminde destekleyerek ayakta tutmuşlardır.</p>
<figure id="attachment_4642" aria-describedby="caption-attachment-4642" style="width: 472px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4642 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg?resize=472%2C341" alt="İran'ın il ritüeli Mehrmen ritüeli." width="472" height="341" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg?w=472&amp;ssl=1 472w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/07/mehrmen-ritüeli.jpg?resize=300%2C217&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 472px) 100vw, 472px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4642" class="wp-caption-text">İran&#8217;ın il ritüeli Mehrmen ritüeli.</figcaption></figure>
<p>İran&#8217;ın ilk ritüeli Mehrmen inancı olarak ortaya çıkmıştır ve bu sembolün yıllar boyunca ahlak ve temiz aşkı temsil eden işaret kaynağı olarak belirlenmiştir, Mehrmen ritüeli iyi düşünce ve kutsal duygularına sahip olan bir İranlı anlamındadır ve bu varlığı kalbinde sonsuzluğuna işaret etmektedir.</p>
<ol>
<li>Kolon: sütun kaide anlamına gelir</li>
<li>Kalem: bilgi ve farkındalık sembolü</li>
<li>Terazı: eşitlik, adalet</li>
<li>Eller: Allah bilendir ve Yüce dua Eller anlamına gelir</li>
<li>Kalp: sevgi ve şefkat, dostluk ve aşk anlamına gelir</li>
<li>Halka: aile ve yaşam sembolü</li>
<li>Güneş: hayat, yaşam ve işik sembolü</li>
<li>İran haritası: İran toprakları ve iklim anlamına gelir</li>
</ol>
<p>Mehrmen sembolü Tanrı’nın temiz sevgisini bilim sayesinde olan yaşamın temel aileyi temsil etmektedir. Yüzük sambolü aileyi, kadın, erkek ve çocuklar anlamına gelir ve başta olan ikili yüzük kadın ve erkeğin bağını göstermektedir ve sönsüzlüğüna işaret eder üçüncü yüzük ise çocuğu temsil eder bir gün aileden ayrılır ve kendi kaderinin peşine gider.</p>
<p>Terazı sembolü burada dengeyi temsil ediyor, her zaman karşılıklı aşk aralarındakı etkileşimin bir göstergesidir. Ellerin görseli ise tanrıyı ibadet etmek için yükarı kaldırılmasına işaret eder ve her zaman açkın inanç ve dindarlık ile başladığını ve onun isteğiyle ölümsüzleştirdiği hayatın göstergesidir.Kalem semboliyse bilinçli ve akıllıca kararlar daha iyi sonuçlanmasını  göstermektedir, aşka da aynı şekilde değerlendirir ancak aşk sınırsız derin bir duygudur ve eğer bilinçli iradesinle onun yönlendirmesek pişmanliklara yol açabirir diye ayni dengede tutmaya çalışmış aşk ille mantığı.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/">İran’ın Sembolik Sanat Tarihinin Tanımlanması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/iranin-sembolik-sanat-tarihinin-tanimlanmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4639</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Tarih Nedir?” Sorusunun Yanıtı ve “Tarihsel Materyalizm”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 Aug 2015 17:42:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[alaeddin şenel]]></category>
		<category><![CDATA[carr]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[e.h. carr]]></category>
		<category><![CDATA[edward hallet carr]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Hallett Carr]]></category>
		<category><![CDATA[engels]]></category>
		<category><![CDATA[füsun altıok]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[komünizm]]></category>
		<category><![CDATA[maddecilik]]></category>
		<category><![CDATA[materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[maurice cornforth]]></category>
		<category><![CDATA[nejat muallimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel materyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=585</guid>
				<description><![CDATA[<p>Tarih hakkında yazarken belki de yanıtlanacak ilk soru “Tarih nedir?” sorusudur. Edward Hallett Carr, bu soruya “Tarih Nedir” adlı kitabının girişinde “ ‘Tarih nedir?’ sorusunu cevaplamayı denediğimizde, cevabımız bilerek ya da bilmeyerek, zaman içindeki kendi tutumumuzu yansıtır ve daha geniş bir soruya, içinde yaşadığımız toplum hakkında ne düşündüğümüz sorusuna vereceğimiz karşılığın bir parçasını oluşturur.”[1] şeklinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/">“Tarih Nedir?” Sorusunun Yanıtı ve “Tarihsel Materyalizm”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih hakkında yazarken belki de yanıtlanacak ilk soru “Tarih nedir?” sorusudur. Edward Hallett Carr, bu soruya “Tarih Nedir” adlı kitabının girişinde <em>“ ‘Tarih nedir?’ sorusunu cevaplamayı denediğimizde, cevabımız bilerek ya da bilmeyerek, zaman içindeki kendi tutumumuzu yansıtır ve daha geniş bir soruya, içinde yaşadığımız toplum hakkında ne düşündüğümüz sorusuna vereceğimiz karşılığın bir parçasını oluşturur.”</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> şeklinde yanıt verir. Buradan da anlaşılacağı üzere tarihi içinde bulunduğu koşullardan ve tarihi yazan üst akıldan bağımsız ele alamayız. Carr, aynı kitabında <em>“Tarihçi ile olgular arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog.”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> olarak “tarih nedir?” sorusuna cevap verir. İçinde yaşadığımız toplumun geleceğini inşa ederken sosyal bilimlerin bir dalı olan “tarih”i bilimsel olarak ele almamız kaçınılmazdır.</p>
<p><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-586 size-full alignleft" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg?resize=270%2C415" alt="tarih-nedir" width="270" height="415" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg?w=270&amp;ssl=1 270w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/tarih-nedir.jpg?resize=195%2C300&amp;ssl=1 195w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" data-recalc-dims="1" /></a>Tarih bilimine girerken yine ilk açıklanması gereken kavramlardan biri de “tarihsel materyalizm” kavramıdır. Maurice Cornforth, “Tarihsel Materyalizm” adlı kitabında bu kavramın tanımını en kaba haliyle şu şekilde verir: <em>“Materyalizm, maddi dünyada olan – biteni, maddi dünyanın kendisine dayanarak açıklamaktır.”</em><a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Bu bağlamda materyalist tarih anlayışı, toplumsal değişimin devindirici güçlerine ve yasalarına ilişkin ve Marks’ın buluşları temelinde gelişmiş olan genel teoridir diyebiliriz. Bu anlayışa, materyalist dünya görüşünü toplumsal sorunların çözümüne uygulayarak varılmıştır. Marks bu uygulamayı yaptığı için, materyalizm o andan itibaren artık yalnızca dünyayı yorumlamayı amaçlayan bir teori olmaktan çıkıp, dünyayı değiştirme ve insanın insan tarafından sömürüsünün olmadığı bir toplum inşa etme pratiği için bir rehber haline gelmiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Karl Marks’ın oluşturduğu tarih teorisini Nejat Muallimoğlu’nun editörlüğünde derlenen “Bütün Yönleri ile Komünizm” kitabında şu şekilde ifade edilir: <em>“Marks tarih teorisini sadece spekülatif bir faraziye, kahince bir ifşaat veya ihtilalcilerin ellerinde sadece oportünist bir silah olarak kullanılması için ortaya atmadı. Marks’ın indinde bu teori, tarihi gerçeklerin araştırılması neticesinde ortaya çıkan kanunların tatbiki ve ilmi olarak genelleştirilmesidir.”</em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Burada söylenmek istenen, insanın tarihi değiştirdiği ancak bu değişim sırasında kendisinin de değiştiğidir. Kısaca bütün tarih, insan doğasının devamlı bir değişiminden başka bir şey değildir. Marks’a göre tarihin teorize edilmesi aynı zamanda edinilen teoriden hareketle bizzat yaşanılan tarihin kavranılabileceğidir. Marks’ın tarih bilimine verdiği önemin sebebi geçmişin bilimsel incelenmesiyle yaşanılan tarihsel kesitin kavranılması ve geleceğin inşasıdır. Süreklilik arz eden bu ilişki Marks tarafından kapsamlı bir şekilde ortaya konur.<a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/karl-marks.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-588 size-full alignright" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/karl-marks.jpg?resize=207%2C243" alt="karl-marks" width="207" height="243" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>“Tarih” bilimini ele alırken çokça kullanacağımız materyalizmin ne olduğunu da bilmek gerekir ve tabi ki de materyalizmi “diyalektik materyalizm” olarak ele almalıyız. Diyalektik materyalizm kısaca şöyle özetlenebilir:</p>
<p><em>“Evrenin temel ilkesi, devinim halindeki maddedir. Bu madde, çelişmelerden geçerek, niceliksel ve niteliksel değişimlere, dönüşümlere uğrayarak tüm varlıkları oluşturmuştur.  Varlık sürekli bir değişim ve dönüşüm halindedir. Değişmelerin temelinde karşıtlıklar vardır. Her şey, kendi karşıtını içinde taşır. Kendini yadsıyarak karşıtına, karşıtını yadsıyarak yeni bir aşamaya ulaşır. Böylece varlığın değişimleri, gelişme ve yeni bir varlığa dönüşme biçiminde, yaratıcı değişimlerdir. Bu bir evrim niteliği değil, devrim niteliği taşır.”</em><a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg"><img class="td-modal-image alignleft wp-image-589 size-thumbnail" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="hegel" width="150" height="150" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg?zoom=2&amp;resize=150%2C150&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/hegel.jpg?zoom=3&amp;resize=150%2C150&amp;ssl=1 450w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a>Marksizm yalnızca tarihsel materyalizm değildir. Marks, Hegel’in “diyalektik” anlayışını geliştirir ve diyalektiği maddeci bir biçimde ele alır. Marks, sayısız örneklerle, bir toplumun değişim yasalarının ne olduğunu açıklığa kavuşturur, her büyük politik rejimin, çelişkilerin gelişi ve çözüm mekanizmasıyla doğup geliştiğini ve son bulduğunu gösterir.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg"><img class=" td-modal-image alignright wp-image-587 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg?resize=300%2C434" alt="siyasal-dusunceler-tarihi" width="300" height="434" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg?w=300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/siyasal-dusunceler-tarihi.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a>Alaeddin Şenel, “Siyasal Düşünceler Tarihi” adlı kitabında insanlığın tarihini “Düşünce Tarihi” terimiyle ele alır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Bunun nedeni asıl gelişmenin canlının beyninde, yani düşüncesinde olmasıdır. Canlıların arasında insan türünü diğer türlerden ayıran doğa karşısında zorluklarla mücadelesi ve en nihayetinde diğer canlı türlerinden sıyrılıp düşüncesini geliştirdikten sonra kendi türü içinde siyasal düşünce düzleminde verdiği mücadeledir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Edward Hallett Carr, Tarih Nedir?, İletişim Yayınları, 9. b. İstanbul, 2006, s. 10 – 11.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Carr, 35.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Maurice Cornforth, Tarihsel Materyalizm, Sarmal Yayınevi, İstanbul, s. 20.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Cornforth, 19.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Nejat Muallimoğlu (Editör), Bütün Yönleri ile Komünizm, Muallimoğlu Yayınları, 1. b. İstanbul, 1976, s. 43.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Füsun Altıok, Niçin Diyalektik, Aydın Yayınevi, İzmir, 1980, s. 8.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Alaeddin Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, Bilim ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2011.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/">“Tarih Nedir?” Sorusunun Yanıtı ve “Tarihsel Materyalizm”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tarih-nedir-sorusunun-yaniti-ve-tarihsel-materyalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">585</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
