<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>popüler kültür &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/populer-kultur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 22:19:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Popüler Kültürün Türk Müziğine Etkisi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/populer-kulturun-turk-muzigine-etkisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/populer-kulturun-turk-muzigine-etkisi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 13 Oct 2016 05:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[1970’ler]]></category>
		<category><![CDATA[1990'lı yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[70’ler]]></category>
		<category><![CDATA[70’li yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[80'ler]]></category>
		<category><![CDATA[80'li yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[90'lar]]></category>
		<category><![CDATA[90'lı yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[90’larda müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Ajda Pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[Alpay]]></category>
		<category><![CDATA[Bana Bir Masal Anlat Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Ortaçgil]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Karaca]]></category>
		<category><![CDATA[Erkin Koray]]></category>
		<category><![CDATA[Mazhar Fuat Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Oya Bora]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>
		<category><![CDATA[popüler müzik]]></category>
		<category><![CDATA[rock müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnem Ferah]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Teoman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türkü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5451</guid>
				<description><![CDATA[<p>Günümüzde Türk müziğinde pek çok çeşit görmekteyiz. Pop, rock, sanat müziği, rap müziği, halk müziği ve jazz olarak çeşitli bölümlere ayrılmaktadır müzik. Ancak zaman geçtikçe, müziğin ve bestelenen şarkılarında çağımızın vazgeçilmezi olan popüler kültürden nasibini aldığı&#160; bir&#160; gerçeklik kazanıyor. O halde, geçmiş yıllardan yola çıkarak Türk müziğinin üretimini ve popüler kültürün etkisini tartışalım. Türk Müziğine [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/populer-kulturun-turk-muzigine-etkisi/">Popüler Kültürün Türk Müziğine Etkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde Türk müziği</strong>nde pek çok çeşit görmekteyiz. Pop, rock, sanat müziği, rap müziği, halk müziği ve jazz olarak çeşitli bölümlere ayrılmaktadır müzik. Ancak zaman geçtikçe, müziğin ve bestelenen şarkılarında çağımızın vazgeçilmezi olan <em>popüler kültür</em>den nasibini aldığı&nbsp; bir&nbsp; gerçeklik kazanıyor. O halde, geçmiş yıllardan yola çıkarak Türk müziğinin üretimini ve popüler kültürün etkisini tartışalım.</p>
<h2><span lang="EN-US">Türk Müziğine Popüler Kültürün Etkisi</span></h2>
<p>1970ʻler, 80ʻler ve 90ʻlar döneminde yer edinmiş pek çok sanatçının şarkıları hala hatırlanmakta&nbsp; ve belli bir kesim bu müzikleri dinlemekten oldukça keyif almaktadır. Özellikle, Türk müziğinde 90ʼlı yılların oldukça önemli bir etkisi vardır. Günümüzde sürekli 80ʻler 90ʼlar partileri düzenlenip o yıllara damga vurmuş şarkılar eşliğinde insanların eğlenmesi bunun bir&nbsp; kanıtıdır. Geçmişe dönüp baktığımızda, üretilen şarkıların insanlarda ne kadar kalıcı hatıralar bıraktığı ve yıllar geçmesine rağmen eskimeyen şarkılar adı altında hala dinlendiği aşikardır.</p>
<figure id="attachment_5452" aria-describedby="caption-attachment-5452" style="width: 230px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/erkinkoray-barismanco.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5452 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/erkinkoray-barismanco.jpg?resize=230%2C250" alt="Türk Müziğine Popüler Kültürün Etkisi" width="230" height="250" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5452" class="wp-caption-text">Türk Müziğine Popüler Kültürün Etkisi</figcaption></figure>
<p>70&#8217;li yıllardan örnek vermeye başlarsak, rock müziğinde en eski <strong>Cem Karaca</strong> ve <strong>Erkin Koray</strong>&nbsp;olmak üzere, sonrasında 90&#8217;lardan başlayarak günümüze ulaşan <strong>Şebnem Ferah</strong>, <strong>Teoman</strong> gibi birçok örnek vardır. Pop müziğinde ise, 70ʻli ve 80ʻli yıllardan başlayarak <em>Alpay, Barış Manço, Mazhar Fuat Özkan, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Bülent Ortaçgil</em> gibi pek çok sanatçı günümüze dek ulaşan eserler üretmiştir. Peki neden günümüzde Türk müziği eskisi kadar ilgi görmüyor? Son yıllarda Türk müziğine ilgi oldukça azaldı.Toplumumuzdaki belli bir kesim, yabancı müzik, klasik müzik ya da caz dinlemeyi, Türkçe şarkı dinlemeye tercih eder oldu. Günümüzde üretilen Türkçe şarkıları da sadece belli bir yaş kesimi dinler oldu. Seneler geçtikçe Türkiyeʼde müzik, insanların duygularına değil de piyasaya hitap eder bir hal aldı. Bu nedenle de toplumumuzun başka toplumların kültürlerindeki müziği dinlemek istemesi kaçınılmaz bir durum oldu. Örnek&nbsp; verdiğimizde geçmişte çok güzel anılar bırakmışız aslında. Barış Mançoʼnun her bir şarkısının insanlarda özellikle çocuklarda hatırası vardır. Sonra toplumumuz Sezen Aksu, Sertab Erener ve Levent Yükselʼin şarkılarıyla büyüyen bir nesil yetiştirmiştir. Popüler kültür,Türk müziğini öylesine köreltmiştir ki artık konser deyince herkesin aklına jazz, klasik müzik ya da yabancı sanatçıların ülkemizde verdiği konserler geliyor. Yolda, otobüslerde, minibüslerde pek çok genci kulaklıklarıyla yabancı müzik dinlerken görüyoruz. Üstelik insanlarla sohbet ettiğimizde “Ne tür müziklerden hoşlanırsın”&nbsp; gibi bir soru sorduğumuzda çoğundan “Ben Türkçe müzik dinlemiyorum sadece bir iki tane gibi“ yanıtlar alıyoruz. Sanki Türkçe müzik çok küçümsenecek derecede değersizmiş gibi bir intiba yaratıyor bu yanıtlar bir yerde. Öyle ki bu, ülkemizde&nbsp; gerçekten de Türk müziği adına oldukça kötü bir durum. Ancak bu durumu düzeltmek gene toplumumuzun elinde. Şarkılar eskisi gibi duyguya hitap ederek yazılsa ya da dönüp bir müzik tarihimize bakılsa eski yıllardan günümüze ulaşan sanatçılarımız neler üretmiş, bize nasıl eserler bırakmış şimdiki nesil bunları bir araştırsa, açıp dinlese <strong>Türk müziğinin aslında hiç de yabana atılmayacak derecede zengin olduğu ortaya çıkacak&#8230;</strong></p>
<figure id="attachment_5454" aria-describedby="caption-attachment-5454" style="width: 592px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/populer-muzik.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5454 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/populer-muzik.jpg?resize=592%2C269" alt="80ʻler ve 90ʻlarda Türkçe Şarkılar" width="592" height="269" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/populer-muzik.jpg?w=592&amp;ssl=1 592w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/populer-muzik.jpg?resize=300%2C136&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5454" class="wp-caption-text">80ʻler ve 90ʻlarda Türkçe Şarkılar</figcaption></figure>
<h2><span lang="EN-US">80ʻler ve 90ʻlarda Türkçe Şarkılar</span></h2>
<p>Yabancı müzik dinlemek, jazz dinlemek de kültürümüzü geliştirmek adına önemli adımlardır. Tabiki sadece kendi müzik kültürümüzle sınırlı kalmayacağız. Başka tatlar deneyeceğiz.&nbsp; Ancak&nbsp; bu kendi müzik kültürümüzü unutacağımız, yok sayacağımız anlamına gelecek boyutta olmamalıdır. 80ʻler ve 90ʻlar Türkçe şarkıları diye girdiğinizde internette o kadar çok eser çıkar ki karşınıza; açar youtube da playistlerden birini dinlersiniz. Devamını merak edersiniz&#8230; Şarkıların duygularınıza nasıl hitap ettiğini&nbsp; hissedersiniz.</p>
<p>Sezen Aksuʼnun her bir şarkısı farklı duygular uyandırır insanın içinde . “Gidiyorum” da hüzünlenir, efkarlanır, “Seni Yerler” de içiniz dışınız neşe dolar. Sonra 90ʻlar da çalan <em>Oya Bora</em> diye bir grup vardı. Şimdiki nesil bilmez. “Ara beni” şarkıları ve klipleri unutulmazlar arasındadır mesela. O dönemde çok fazla ün salmışlardır. <strong>Yeni Türkü</strong> grubu denince akla direk “Süper Baba” dizisi gelir. Pek çok çocuk “<em>Bana Bir Masal Anlat Baba</em>” şarkısıyla babalarına sarılarak uyumuştur. Bunun dışında Yeni Türküʼnün her şarkısında, melodisinde dinlendiğinizi hissedersiniz. Yağmurun elleri şarkısını yağmur çiselediğinde pencere kenarında dinleyip, hayallere kapılabilirsiniz. “Aşk Yeniden” şarkısında kendinizi yaz mevsiminde aşık olurken hayal ederken&nbsp; bulabilirsiniz&#8230;</p>
<p>Türk Müziğinde o kadar çok emek, eser ve verilecek örnek var ki bunları sıralamakla bitmez.</p>
<figure id="attachment_5455" aria-describedby="caption-attachment-5455" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sezen-aksu.png"><img class=" td-modal-image wp-image-5455 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sezen-aksu.png?resize=500%2C437" alt="Türk Müziğinde o kadar çok emek, eser ve verilecek örnek var ki bunları sıralamakla bitmez." width="500" height="437" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sezen-aksu.png?w=500&amp;ssl=1 500w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/sezen-aksu.png?resize=300%2C262&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5455" class="wp-caption-text">Türk Müziğinde o kadar çok emek, eser ve verilecek örnek var ki bunları sıralamakla bitmez.</figcaption></figure>
<h2><span lang="EN-US">Günümüzdeki Türkçe Söyleyen Şarkıcılar</span></h2>
<p>Günümüzde şarkıcılar duyguya değil, piyasaya göre iş yapmayı tercih ediyor. Bu duruma onları çağımızın vazgeçilmezi popüler kültür mecbur ediyor. Duyguya hitap eden şarkılar, sanatçılar da var hala ama sayıları eski yıllara göre çok az ve popüler şarkıların arasında ne yazık ki kayboluyorlar. Bu durum da toplumumuzun yabancı müziğe, başka kültürlere daha&nbsp; çok&nbsp; kaymasına ve kendini o kültürlerde hissetmesine neden oluyor ne yazık ki. Öyle bir hale geliyor ki, kendi insanımız kendi müziğini, kültürünü küçümser oluyor. Aslında biz cenaze&nbsp; törenine binlerin akın ettiği Cem Karaca ve Barış Manço gibi sanatçıların eserler bıraktığı bir müzik kültürüne sahibiz&#8230; Toplumumuz, kültürünün müzik geçmişine bakmadıkça, değerinin farkına varmadıkça, bunları öne çıkarmak için çabalamadıkça günümüzde piyasaya yönelik&nbsp; <strong>popüler müzik</strong> yapımı bitmeyecek. Çünkü sanat dediğimiz şey halkın ihtiyaç ve taleplerine göre ilerleyen bir iştir bir yerde…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/populer-kulturun-turk-muzigine-etkisi/">Popüler Kültürün Türk Müziğine Etkisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/populer-kulturun-turk-muzigine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5451</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çürüme Çağında İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Oct 2016 09:11:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Canan Yunak Kuşça]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal ahlak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5390</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dikkat Algılarımızla Oynanıyor! Algılarımızla oynamanın tarihi ne kadar eskiydi. İlk çağlardan beri süregelen bir olgumuydu. Toplum ve insan var olduğu sürece devam etmemesi yadsınamaz bir durum iken insanlar bunun ne kadar farkındaydı. Algılarımız üzerindeki birincil etki insan iken ikincil etki çevreydi, arasındaki bağıntı ise sürü mantığıydı. İki insanın olduğu yerde değişim sürecinin başlangıcı esastı. İnsan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/">Çürüme Çağında İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Dikkat Algılarımızla Oynanıyor!</h2>
<p>Algılarımızla oynamanın tarihi ne kadar eskiydi. İlk çağlardan beri süregelen bir olgumuydu. Toplum ve insan var olduğu sürece devam etmemesi yadsınamaz bir durum iken insanlar bunun ne kadar farkındaydı.</p>
<p>Algılarımız üzerindeki birincil etki insan iken ikincil etki çevreydi, arasındaki bağıntı ise sürü mantığıydı. İki insanın olduğu yerde değişim sürecinin başlangıcı esastı. İnsan bir diğer insandan ya da toplumdan ayrı düşünülemezdi. Toplum bilinç ve düşünceydi. İnsanlar arasındaki etkileşim bilinci ve düşünceyi doğrudan etkilemekte algı ve değerlerimizi kontrol altına almaktadır.</p>
<p>Dil, din, ırk, gelenekler, töre, tabu, inançlar, bilim ve sanat ait olduğu toplumun kültürünü değerini oluşturuyor, birey salt insan iken, bulunduğu toplum tarafından kasıtlı kültürleniyor. Toplumların yıkılamayan ve asla değiştirilemeyecek değerleri olsa dahi hızla değişen gelişen dünya bireylerin bilinç ve algılarında yıkımlara sebep oluyor. Toplumu oluşturan insan çarkın dişleri arasında sıkışıp otomatlaşıyor ve farkındalığını yitiriyordu. Bize sunulan şuydu; Ya sıradan bir insan, ya bir çarkın dişleri ya da bir kahraman olursun. Ama sıradan bir insan olsan da, bir çarkın dişleri olup örgütlensen de, kahraman olsan da toplumun kölesi olmaktan öteye gidilemezdi. Toplumda yöneten ve yönetilen bağlantısı söz konu olsa dahi yönetenlerinde yönetenleri olması çıkışı olmayan bir düzene bizleri mahkum ediyor. İçinde bulunduğumuz çağın ne kadar insanları özgürleştirdiğine inanılsa da, bunun büyük güçlerin bir aldatmacası olduğu yadsınamaz. İnsanların beynine ‘özgürsünüz’ ‘eşitsiniz’ kavramları empoze edilirken bağımlılık ve dengesizliklerin üstü kapatılarak bireylerin algılarıyla oynanmaktadır. İnsan gitgide gerçekten uzaklaşmakta gerçeklik olgusunu yitirmektedir.</p>
<p>Tüketim alışkanlıklarının tekellerin çıkarları doğrultusunda hızla değiştirilmesi, bilimin ve teknolojinin kültürü alabora etmesi insanların savrulmalarına neden olmaktadır. Maddi kültürün manevi kültürün önüne geçmesi, insanın manevi değerlerinin içini boşaltmış, duyguları yok eden bir silaha dönüşmüştür. İnsan kendinden uzaklaşmaya başlamış, kendi oto kontrolünü kaybetmiştir. Kontrol artık tekellerin ve sistemin elindedir. İnsanlar artık mankurtlaşmış bir beyne dönüşmüşlerdir. Yukarıda birileri algılarımızla oynarken bizler bundan habersiz birer zombi gibi hareket etmekteyiz. Bu yeniçağ’da teknolojinin insana sunduğu rahatlık ve olanakların insanı özgürleştirdiği savunulsa da birey bu maddelere nesnelere daha bağımlı hale geliyor ve birey kendini gerçekleştirebilme amacından uzaklaşarak kendine ve topluma yabancılaşıyor.</p>
<p>Egemen ideoloji insanları öylesine başarıyla yönlendiriyor ki insanlar düşünsel yetilerini tamamen kaybederek imaj çağının metalarına saldırıyorlar. Dejenerasyon sürecine giren bireyler artık kendilerini imaj çağının dev metalarıyla ifade etmeye çalışıyorlar. Tüketim unsurun bize sunduğu sınırsız maddeler arasında yaşarken bizlerde, yavaş yavaş nesneleşiyoruz. İnsan kendi ve beyni arasındaki bağlantıyı kuramıyor, insan ile kendi benliği arasındaki uçurum derinleşiyor. Ve yanılsama insanı on ikiden vuruyor. Işık hızyla yol alıyor ve kaos yaratıyor. Yanılsamanın kralı ise medya oluyor. Medya toplumu öyle bir etkisi altına alıyor ki  Avrupa’dan Amerika’ya Asya’dan Orta Doğu’ya yeni dünyayı yönetiyor. Toplumlar medya aracılığıyla psikolojik çöküntüye uğratılıyor, bireyler bununla savaşamıyor ve kendini bu çemberin içinde buluyor.</p>
<p>Reklamlar, filmler, çizgi filmler, haberler, moda, yarışmalar, diziler ile beyinler yıkanmakta, insanların ihtiyaçları ile hedefleri arasındaki bağlantıyı koparmaktadır. Medya ve reklamlar tüketim çılgınlığına yol açmakta bireyler kendilerini bu tüketim ormanında kaybetmektedirler. Hızla çoğalan bitkiler ve hayvanlar gibi nesnelerde hızla çoğalmaktadır. Hızla çoğalan tüketim maddeleri dünyayı bir çöplüğe çevirmiş, yaşam alanları ve yaşam kaynaklarını elimizden hızla almaya başlamıştır.</p>
<h2>Çürüyen Tüketim Kültürü</h2>
<p>Tüketim güncel dünyamızın ahlakı haline geldi. Tüketim kültürünü hayatımıza yerleştirerek insani varlığımızın temellerini yok etmekte. Kapitalist sistem ve kürselleşen dünya kültürünü topluma dayatmaktadır.</p>
<p>Egemen ideoloji toplumu ekonomik, siyasi ve kültürel yönden etkisi altına alarak toplumun mantığını ve mekanizmasını hızla değiştirmektedir. Günümüzde hızla gelişen bilim ve teknoloji ile iletişim kanalları üzerinden toplumu yönetiyor ve ideolojik fikirler ve sanat anlayışlarımız tek tipleşiyor. Bu tek tipleşmede toplumu bireysel anlamda gerçek kimliklerini, kendilerine dayatılmış olan var olma savaşı içindeki benliklerinin arkasına gizlemektedir. Ve artık insanlar birey olarak değil, sadece imajlarıyla var olabiliyor ve marka bağımlısı bir tüketim toplumu kaçınılmaz hale geliyor. Bütün dünyada aynı yemek kültürüne sahip aynı kıyafetleri giyen ve aynı markaları hayatlarına yerleştiren toplumsal gruplar yerleştirilmeye çalışılıyor. İnsanlar caddelerde, sokaklarda, alışveriş merkezlerinde kendilerinden geçerek tüketim kültürünün metalarına saldırıyor. Bireyin yaşam standartlarının ve toplumsal düzenin temeli olan ‘ihtiyaç’ kavramı tüketim kültürüyle algılarımızda farklı bir boyut kazanarak sadece fiziksel ihtiyaçlar değil, manevi değerlerimizde kolayca tüketilerek yok ediliyor.</p>
<figure id="attachment_5391" aria-describedby="caption-attachment-5391" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5391 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?resize=350%2C393" alt="Bu resim ana resim Canan Yumak Kuşça'nın kendi eserleridir." width="350" height="393" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?resize=267%2C300&amp;ssl=1 267w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5391" class="wp-caption-text">Bu resim ana resim Canan Yumak Kuşça&#8217;nın kendi eserleridir.</figcaption></figure>
<h2>Korkulara Bir Bakış</h2>
<p>Korku insanlığın yaşamının oluşumun temel kaynağıydı. Korku insanla var olmuştu. İlkel insanlar güneş doğdu, güneşten korktular ve güneşi Tanrı ilan ettiler. Korku Tanrıları, dinleri, inançları ve tabuları ortaya çıkardı. Tutulmaların ve kuyruklu yıldızların felaketin habercisi olduğuna inandılar, hastalandılar büyücülerden korktular, topraktan mahsul alamadılar şeytandan korktular.</p>
<p>Korku eşittir dünyaydı. Dünyada var olmak, insanın bilinmezlikler arasında yaşaması nerede olduğunu, neden var olduğunu neden öldüğünü sorgulaması ve bunlara cevap bulamaması korkunun en temel sebebiydi.</p>
<p>Dünyada var olmak ve ölümün gerçekliği insanları etkisi altına alıyor, primitif çağlardan günümüze kadar değişerek baş gösteriyordu.</p>
<p>20.yy. da endüstri çağının başlaması ve bilim ve teknik toplumu hızlı bir değişime itmiş insanoğlunu topraktan kopartarak toplumun sosyal yaşamının temelini köklü bir sarsıntıya uğratmıştır. Dünyanın hızla değişmesiyle bilim ve teknoloji insana özgürlük eşitlik gibi sınırsız haklar yenilikler tanısa da insanın korkularının azalmasına ya da neden olmamış tam tersi korkular siluet değiştirerek ve artarak insanları tamamen etkisi altına almış ve korku zindanına hapsetmiştir.</p>
<p>İnsanın toprağından koparak şehirlere göç etmesi insanı bağlı olduğu düzenden kopararak yeni düzenin içinde kaybolmasına neden olmuştur. Yükselen binalara hapis olmuş insanların yaşam alanları kısıtlanmış insanı inandan uzaklaştırarak yabancılaştırmıştır. Bireyler metrekareler arasında sıkışmış yalnızlaşmıştır. İki insan arasında uçurumlar oluşması iletişimi koparmış korkuların değişimi de bu aşamada farklılıklar göstermiştir. İnsan çağımızda artık primitif çağlardaki insanlardan korkularına karşı daha da çıplak hale gelmiştir. Korkular insanı öylesine etkisi haline almıştır ki bireysel ve toplumsal savaşları ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Şu an ki toplumsal düzen iki şey üzerine kurulmuştur: para ve güç. Bireyler başta para ve güce hakim olamayacağı korkusuyla toplumun insana dayattığı kuralları yerine getirmek için çalışmaktadır. Artık bu kontrolsüz bir şekilde ilerlemektedir. Çünkü bireyin hayatını idame ettirebilmesi için birincil şart budur.</p>
<p>Birey daha çocukken toplumsal, ekonomik ve psikolojik dayatmalara maruz kalarak kendini gerçekleştirebilme savaşı vermektedir. Tabi özgürlük ve eşit olabilme savaşının yanı sıra işte korku duygusunun karmaşık bir yapı kazanması da böyle başlamaktadır. Bireyin toplumda bir yere bir statüye sahip olabilme para denen gücü ele geçirebilme, mutlu, huzurlu ve sakin, kötülüklerden uzak durarak yaşayabilme istekleri, bireyde uyarıcı etkisini artırarak, kaygılara, korkulara yol açmakta, bu da beraberinde yok olma, hiçlik duygusu, benliğini yitirme gibi psikolojik çöküntülere sebep olmaktadır. İnsanların bireysel çöküntüleri toplumda toplu psikolojik çöküntüler yol açarak yeni çağ’ın savaşının korkuları kontrol etme üzerine kurulu psikolojik savaş kavramını doğuruyor.</p>
<p>Artık insanlar ve toplumlar üzerindeki tek egemen güç korkudur.</p>
<p>Korktuk, sığındık. Korktuk, kaçtık. Korktuk, savaştık. Korktuk yenildik. Korktuk neyden korktuğumuzu bilmeden korkmaya başladık. Hepimiz Don Kişot gibi korkularımız yüzünden korkusuzca yel değirmenlerine karşı savaştık. Korkusuzluğumuzun temelinde bile korkularımız yatarken bizler toplumsal amaçlarımızdan koparak korkularımızla yaşamayı amaç edinir hale getirildik.</p>
<p>“<em>Korkularımız var çıplak insan etiyle düğümlü. Eğilsek yeryüzüne, doğrulsak gökyüzüne çarpacak yüzümüz.”</em> Mustafa İBAKORKMAZ</p>
<h2>Çürüyen Kültür</h2>
<p>Bizi  ‘Biz’ Sizi ‘Siz’ yapanlar neydi. Benliğimizin temeli ‘diğerleri’ tarafından (benden, senden, ondan) yönlendirilirken İnkâr etmeyelim ki kendi karakterimiz üzerinde güç oluşturamıyoruz. Değişime karşı duramıyor, değişimin bizi bir ip yumağı gibi sarmasına izin veriyoruz. Değişime dur demek yanlıştır zaten ama bu değişim yıkıma sebep oluyorsa karakterimizde, bizi, bütünlüğümüzü bozuyorsa işte o zaman çatlamış kuru topraklara benzeyen karakterler ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kapitalist sistemin maşaları medya ve teknoloji insanları popüler kültürün içine itiyor insanları dev cadı kazanlarında hamur gibi yoğuruyorlar. Yoğrulan insanlara kendi istedikleri gibi şekiller vererek tek tip insan modelleri üretiyorlar.</p>
<p>Yükselen değerler ve eğilimler insanın sürüleşmesini hedef alıyor. Sürüleşmek ise insanı insanlıktan çıkarıyor. Kafka’nın Dönüşüm kitabında anlattığı gibi sürüleşen beyinler toplumda bir böcek gibi ezilerek hastalandırılıyor, öldürülüyor ve yok ediliyorlar.</p>
<p>Pamuk fabrikalarında çocukların yirmi saat çalışmalarıyla başlayan kapitalist (endüstriyel) düzen insanı hayvanlaştırıyor, insanı insanlığından uzaklaştırarak, manevi çöküntüye uğratıyor.</p>
<p>İnsanlık en modern aletlerle, en ilkel halini bulmak için son hızla yol alıyor. Düşünce ve eylem efendilerin çizdiği sınırlar içinde kalıyor. Kapitalist sistem insanı ekiyor, biçiyor, paramparça ediyor. Hammaddesini oluşturarak devasa fabrikalarında ince ince işliyor. İşlenen insanlar artık dönüşümü tamamlanmış, düşünmeden, konuşmadan, sormaktan, sorgulamaktan uzaklaşmış, insan oluyor.</p>
<p>Kapitalizmin yaratığı insan tipi, kendisini gerçekleştirebilme yetisinden yoksun, kendisini ve toplumu sorgulamayan bir zavallıdır. Sorgulamadan yaşadığı içinde hayata, bu düzene, en uyum sağlayan bireylerde onlar olmuştur. Çünkü bu bireyler artık farkındalığını yitirmiştir. Onun için gecenin ya da gündüzün, güneşin ya da ayın, siyahın ya da beyazın bir farkı ya da bir anlamı yoktur.</p>
<p>İnsan kendi evriminde geriye doğru gitmekte yitip gitmektedir. Aklının iplerini salmışlardır. Artık ipler kendi ellerinde değildir. Kontrol sende değil kontrol üst güçlerin elindedir.</p>
<p>İnsan büyük bir yanılsamanın içindedir. Burası bir dünya değil artık kapalı bir kutudur. İnsanlar ise içinde kaybolmuştur.</p>
<p>Kapitalizmin oluşturduğu bu yanılsamanın farkına varan yanılsamalara yenilmeyen, onların sahteliğini aklının gözüyle parçalayan, kendi kişiliğini sağlam temeller üzerine kuran insani değerlerini unutmayan korkusuzca direnç gösterip savaşan insanlar bu kutunun bir karton olduğunu anlayacak ve bu karton duvarları yırtarak aşacak ve kendini bulacaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/">Çürüme Çağında İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Popülarite Nedir?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 16 Jun 2016 08:01:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hazal Kaya]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4082</guid>
				<description><![CDATA[<p>İçine düştüğümüz ve farkında olmadan büyük fedakarlıklar ettiğimiz şey mi? Kimine göre sevilmek, bilinmek veya beğenilmek kimine göreyse saygı duyulmak mı? Elimizdeki telefon, facebooktaki şakalar, twitter mı? İnstagramda gezdiğimiz yerlerdeki &#8216;mutlu&#8217; olduğumuz fotoğraflarımız mı? Beğenmek, yorum yapmak, paylaşmak mı? Hangisi? Popülarite nedir? Koskoca bir yanılgının içerisindeyiz. Bırakmak gerekir bu telefon denen icadı dedim ve birgün [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/">Popülarite Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İçine düştüğümüz ve farkında olmadan büyük fedakarlıklar ettiğimiz şey mi? Kimine göre sevilmek, bilinmek veya beğenilmek kimine göreyse saygı duyulmak mı? Elimizdeki telefon, facebooktaki şakalar, twitter mı? İnstagramda gezdiğimiz yerlerdeki &#8216;mutlu&#8217; olduğumuz fotoğraflarımız mı? Beğenmek, yorum yapmak, paylaşmak mı? Hangisi? <strong>Popülarite nedir?</strong></p>
<p>Koskoca bir yanılgının içerisindeyiz. Bırakmak gerekir bu telefon denen icadı dedim ve birgün bıraktım gerçekten. Yaklaşık 3 ay kadar elime almadım. Farkındaydım. Üzüldüğümde gerçekten üzülüyordum, gülümsediğimde sahiden. Yaşadığım duyguları facebookta birilerine görüntüleyerek değil hissederek, doruklarında yaşıyordum. Çok şey kazandım, vakit gibi, arkadaş gibi, fikir gibi,bilgi gibi. Daha fazla izledim insanları daha fazla düşündüm ve daha fazla konuştum. Kısacası 3 ay bana güzel şeyler kattı.</p>
<p>Sonrasında yabancı gibi baktım telefona ama ihtiyaç duydum. İhtiyaç duymak&#8230; Ne acı, mucidi henüz bu icadı düşünmemişken insanların onsuz yaşayabildiği şeyin şu anda bir ihtiyaca dönüşmesi. Ne acı ki insanların bunu sadece ihtiyaç doğrultusunda değil, bir uyuşturucu bağımlısı gibi kullanmaları. Farkındalık. Azalıyor..</p>
<p><strong>Popülarite</strong> dediğimiz şey tam da burada yeşilleniyor aslında. Sosyal medyanın bir suçu yok bunda, aptal olan bizlersek facebook n&#8217;apsın? Popüler olanın peşinden koşmak asıl hata, hem de hiç düşünmeden. Benden sizlere naçizane bir tavsiye; yaşayın. Fikirlerinizi sosyal medya aracılığıyla değil konuşarak paylaşın. Bütün duygularınızı facebooktan önce siz yaşayın çünkü zaman geçiyor&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/">Popülarite Nedir?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/popularite-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4082</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
