<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>platon &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/platon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Nov 2016 10:05:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Levinas ve Başka’nın İzi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Nov 2016 10:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı metafiziği]]></category>
		<category><![CDATA[eskatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[fenomenoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gabriel Marcel]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[Hobbes]]></category>
		<category><![CDATA[litürji]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[Stoacılık]]></category>
		<category><![CDATA[varlık felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşsal]]></category>
		<category><![CDATA[yeni başlayanlar için metafizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5854</guid>
				<description><![CDATA[<p>Levinas’a göre Batı metafiziğinin başlangıç ilkesi olarak Ben, en üst dereceden bir özdeşleşmedir; hatta, özdeşlik fenomeninin kaynağıdır. Ben’in özdeşliği, değişmez bir niteliğin sürekliliği değildir ve Ben’in bizzat kendisi olması, şu ya da bu karakter özelliliğinin varlığını tespit ettikten sonra kendisini yine Aynı bulmasından kaynaklanmaz. Ben, baştan beri Aynı olduğu için her nesneyi ve her karakter [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/">Levinas ve Başka’nın İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Levinas’a göre Batı metafiziğinin başlangıç ilkesi olarak Ben, en üst dereceden bir özdeşleşmedir; hatta, özdeşlik fenomeninin kaynağıdır. Ben’in özdeşliği, değişmez bir niteliğin sürekliliği değildir ve Ben’in bizzat kendisi olması, şu ya da bu karakter özelliliğinin varlığını tespit ettikten sonra kendisini yine Aynı bulmasından kaynaklanmaz. Ben, baştan beri Aynı olduğu için her nesneyi ve her karakter özelliğini Aynı olarak tespit eder. Ben’in özdeşliği söz konusu olduğunda “A, A’dır” demek aslında “A, A için kaygılanır” ya da “A, A’dan keyif alır” ve her zaman için “A, A’ya yönelmiştir” demeye gelir. Ben’in bilgisi, bu özdeşliği kesintiye uğratmaz; Varlık, Ben’in özdeşliğine zarar vermez. Bilgi, varlığı anlama çabasını yansıtır ve bellek aracılığıyla Varlık ile düşünce arasında upuygunluk sağlanır. Belleğin Ben’i şaşırtması engellendiği için varlık düşüncesi, aslında Aynı’ya denktir.</p>
<figure id="attachment_5864" aria-describedby="caption-attachment-5864" style="width: 206px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5864 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other-206x300.jpg?resize=206%2C300" alt="Levinas &quot;Time and the Other&quot;" width="206" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Time-and-the-Other.jpg?w=344&amp;ssl=1 344w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5864" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Time and the Other&#8221;</figcaption></figure>
<p>Bu bağlamda, fenomenolojinin en önemli keşfi, pratiğin ve duygulanımın temelindeki yönelimselliği fark etmiş olmasıdır. Yönelimsellik, bilincin hep bir şeyin; olan bir şeyin bilinci olduğunu ifade eder ve bu upuygunluğu o kadar abartır ki, yanılsamaları bile ortadan kaldırır. Bilincin her edimi, buyur ettiği varlığı kurmaya çalışır ve anlamını ona Ben’in verdiğini düşünür. Yani varlık, Ben’in bu hareketiyle idealizm olanağını içinde taşır. Batı metafiziğinde hep Aynı’nın egemen olduğuna, Başka’nın açığa çıkartılmak istendiğinde Başkalık’ını yitirdiğine inanan Levinas’a göre Batı metafiziği, Başka’ya karşı hep bir dehşet duyar, ona karşı önüne geçilemez bir alerjiye maluldür. Bu dehşet ve alerji nedeniyle, hep bir varlık felsefesi olagelmiş, varlığı anlama çabası içinde insanı sorgulamış, bunun sonucunda tanrıtanımazlık olarak gelişmiştir.</p>
<figure id="attachment_5857" aria-describedby="caption-attachment-5857" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5857 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Levinas &quot;Ethics and Infinity&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ethics-and-Infinity.jpg?w=328&amp;ssl=1 328w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5857" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Ethics and Infinity&#8221;</figcaption></figure>
<p>Batı metafiziğinde tanrı hakkında konuşulduğunda, aslında akla uygun bir şekilde icat edilmiş bir tanrı tasarımı hakkında konuşulur ve bu tanrının, her ne yaparsa yapsın sonunda kendisini hep Aynı olarak bulacağına; bilincinin özerkliğine hiçbir zarar vermeyeceğine inanılır. Bu metafizik, her defasında bilincin kendine yeniden dönüşünü araştırır; Başkalık’ı yitirir ve bilinç, dünyada her defasında kendini yeniden bulur. Bilincin tüm yönelimleri, “kendilik bilinci” içinde bu özdeşliği sağlamaya dönüktür. Örneğin Hegel’in sistemi, bilincin kendini yeniden kurma sürecini ussal ilke ve kategoriler içinde anlatır. Batı metafiziği, Başka’ya ve Başkaları’na kayıtsızdır, geri dönüşü olmayan her hareketi reddeder ve beklemeyi edime yeğler. Oysa, bu indirgemeyi yaparken bile, aslında Varlığın ötesinin gizemli mesajını da taşıyordur. Söz gelişi Platon, <em>Politeia’</em>da “epekeina tes ousias” şeklinde bir ifade kullanır; bunun anlamı, “varlığın ötesinde” demektir. Varlık, Platon için eidoslardır ve bunlar, duyum nesnesi şeylere aşkındır. Agaton (İyi) ise eidoslara aşkındır ve tüm eidosların birliğini, bilinirliliğini taşır. Haliyle Agaton, iki kere aşkındır ki, bu da “varlığın ötesi” hakkında “gizemli bir mesaj”dır.</p>
<figure id="attachment_5856" aria-describedby="caption-attachment-5856" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5856 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos-198x300.jpg?resize=198%2C300" alt="Levinas &quot;Entre Nos&quot;" width="198" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg?resize=198%2C300&amp;ssl=1 198w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Entre-Nos.jpg?w=313&amp;ssl=1 313w" sizes="(max-width: 198px) 100vw, 198px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5856" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Entre Nos&#8221;</figcaption></figure>
<p>Diğer taraftan, Plotinos’un Bir’i de varlığın ötesindedir ve aynı zamanda da epekeina nousdur (Nous’un ötesinde). Bir, tüm yüklemlere yabancıdır; her birinden aşkındır, ifşa edilmemiştir. Bu ifşa edilmemişlik, bilginin sınırlı olmasından ya da Bir’in gizli ve anlaşılmaz olmasından kaynaklanmaz; ifşa edilmesi, Bir’in birliğiyle çelişen bir durum olacaktır. Bir, varlığın ötesindedir ve ondan tamamen başkadır. Peki, bu aşkın olanla; varlığın ötesinde ve ondan tamamen başka olanla ilişki; Başka’nın deneyimi nasıl mümkündür? Levinas’a göre böyle bir deneyim, Aynı’nın kendinden çıkarak kendini Başka’da mutlak olarak yitirmediği, kendini Başka’ya emanet ettiği yaderk bir deneyimdir. Bu deneyim, hiçbir kategori kabul etmez ve başlangıç noktasına geri dönmez. Böyle bir hareket ya da deneyim, ancak Yapıt’ta bulunur. Fakat Yapıt, Ben’i Ben-olarak başka bir dünyaya sokan bir geçiş; bir aşkınlık olanağı değildir. Çünkü burada Ben, bilinç edimleri içinde kendi özdeşliğini yeniden kurar; idealizmin verdiği ders de budur. Oysa Yapıt, Aynı’dan tam bir cömertlik talep eder; Başka’ya da Aynı’nın kendine dönmesini yasaklar. Ayrıca, Aynı’nın kendini hiçlikle bir tutmasına da izin vermez; saf bir nihilizme sürüklemez. Aynı’nın Başka’ya değmeksizin dokunuşu olan Yapıt, her türlü zevkin ve tesellinin dışındadır. Bunlara yönelirse, mutlak iyiliğini ve geri dönüşü olmayan hareketi kaybeder, başlangıç ile sonun karşılaştırılması üzerinden kayıplar ve kazanımların hesaplanmasına geçilir.</p>
<figure id="attachment_5860" aria-describedby="caption-attachment-5860" style="width: 204px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5860 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme-204x300.jpg?resize=204%2C300" alt="Levinas &quot;Humanisme de Lautre Homme&quot;" width="204" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg?resize=204%2C300&amp;ssl=1 204w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanisme-de-lautre-homme.jpg?w=340&amp;ssl=1 340w" sizes="(max-width: 204px) 100vw, 204px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5860" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Humanisme de Lautre Homme&#8221;</figcaption></figure>
<p>İmdi, sonucun zamandaşı olmayı reddeden Yapıt, “vaad edilmiş topraklar”a gitmeksizin eylemeyi; bu tür bir sabrı gösterir. Bu sabırla Ben, kendi-ölümünden-ötesi-için-olmaklığını kazanır. Kişisel bir ölümsüzlük istenci olmayan bu deneyim, Kendi zamanının ufkunun ötesinde bir zamanı hedeflemek demektir; Kendi için bir umut taşımayan bir eskatoloji ya da Kendi zamanı karşısında bir özgürleşme demektir. Böyle bir geçişi olanaklı kılan Sonsuz’dur; Aynı’nın zamanından Başka’nın zamanına geçişin olanağı olan Sonsuz, Aynı’nın geri dönüşü olmayan hareketini litürji içinde açığa çıkartır. Başka deyişle Ben’i, bir yerde ücretsiz bir biçimde görev yapmaya; hatta, kendi servetini bile o görev uğruna harcamaya sürükler. Burada her türlü anlam, yorum, çıkarsama, vb. devre dışı kalır; litürji, etiğin ta kendisidir ve Ben’in herhangi bir ihtiyacından kaynaklanamaz. İhtiyaç, Ben’in kendi dünyası içinde Kendi’sine dönmesini sağlayan bir şeydir ve temelinde bencillik vardır. Bu bencillik, Ben’in Kendi’siyle çakışmasını sağlar ve bu çakışma, “mutluluk” olarak açığa çıkar. Oysa, Valery’nin “eksiksiz arzu” dediği şey, tam da litürjinin anlaşılmasını sağlar; bu arzu, daha önce Platon’un da tespit ettiği gibi, belirli bir eksiklik tarafından koşullandırılmamış başka türlü bir istektir. Bu isteğe sahip özne, Stoacı “kendi varlığında ayak direyen varlık”tan ya da Heidegger’in Dasein’ından tamamen farklıdır.</p>
<figure id="attachment_5859" aria-describedby="caption-attachment-5859" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5859 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Levinas &quot;Humanism of the Other&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Humanism-of-the-Other.jpg?w=346&amp;ssl=1 346w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5859" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Humanism of the Other&#8221;</figcaption></figure>
<p>Levinas’ın etik öznesi, Başkası’na karşı duyduğu metafizik arzuyla tanımlanır; özne, kendisini bu arzuda tanımlar. Başkası, ne Ben’in düşmanıdır (oysa, Hobbes ve Hegel’de böyledir), ne de Ben’in tamamlayıcısıdır (Platon, her bireyin kendi varlığını sürdürebilmek için başkasına gereksinimi olduğunu iddia eder). Başkası’na duyulan bu arzu, tüm ihtiyaçların ötesinde başlar ve aynı zamanda da toplumsallığımızın kaynağıdır. Ancak bu toplumsallık, Başka’yı Aynı’ya dönüştüren bir toplumsallık değildir. Başkası’nın bakışında Ben’in hissettiği şok, böyle bir deneyimdir. Bu deneyimle Ben, Kendi’sini sorgular ve Kendi’sinde daha önce farkına varmadığı kaynaklar keşfeder. Bu kaynakları sürekli olarak besleyen ve derinleştiren arzu, Dostoyevski’nin <em>Suç ve Ceza’</em>sındaki Sonia Marmeladova’nın “doyurulamaz merhameti” gibidir; sanki öyle bir açlıktır ki, Raskolnikof’un orada bulunuşu, her türlü doyumun ötesinde, bu açlığı sonsuzca büyüterek besler. Başkası, aynı zamanda da kültürel bir bütün içinde bulunur ve bu bütünden hareketle anlaşılabilir. Bu anlama, belirli bir yorumlama ve çözümlemedir. Ancak Başkası’nın tezahürü, bu tezahürü açığa çıkartan unsurlardan (jestler, mimikler, vb.) farklı bir anlam taşır. Başkası’nın kültürel anlamı, yatay düzlemde açığa çıkar ve belirli bir sıra düzenini korur. Başkası’nın tezahürü ise Ben’in kendi dünyasallığının bozulmasına yol açar ki, bu durum yüzde gerçekleşir. Yüzün belirişinin açıklığında Ben, kendi açıklığına ve kaynaklarına ulaşır.</p>
<figure id="attachment_5855" aria-describedby="caption-attachment-5855" style="width: 207px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5855 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion-207x300.jpg?resize=207%2C300" alt="Levinas &quot;Cambridge Ccompanion&quot;" width="207" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg?resize=207%2C300&amp;ssl=1 207w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Cambridge-Companion.jpg?w=293&amp;ssl=1 293w" sizes="(max-width: 207px) 100vw, 207px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5855" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Cambridge Ccompanion&#8221;</figcaption></figure>
<p>Levinas’a göre yüz, soyut ve çıplaktır; tüm imgelerden soyunmuştur. Ben’in kendi açıklığına ulaşması, bu çıplaklıkla mümkündür. Ben’in dünyasına tümüyle yabancı bir alandan gelen yüzün deneyimi, sıra dışı bir deneyimdir. Burada yüz, ifşaya dönüşmek yerine kendi izini bırakır ve gider. Kendi çıplaklığıyla büyük bir titreme ve yok oluş meydana getiren yüz, aynı zamanda da sefalettir, yoksunluktur, yakarmadır; Aynı’ya dönüşü engelleyen de bunlardır. Yakarışına kulak tıkayamayacağımız ve unutamayacağımız bir şekilde açığa çıkan yüz karşısında bilincini yitiren Ben, yüze karşı bütünüyle savunmasızdır. Kendi dünyasallığından dışarı püskürtülen Ben için etik, bu karşılaşmanın ardından başlar. Bu deneyimle Ben, Başkası’nı buyur eder ve yalnızca yüzün yakarışına cevap vermek zorunda olduğunu kavramakla kalmaz, bunun gereğini yerine getirmek için hiçbir fedakarlıktan da sakınmaz. Bu yönüyle etik, Ben’in dolayımsız ve sakınmasız bir biçimde kendini Başkası’na açması, Ben’in kendiliğindenliğinin Başkası tarafından sorgulanmasıdır. Bu sorgulama, belirli türden bir eleştiriye dayanır ve Ben’deki dışsallığa; Ben’in dışındaki bir olgusallığa aittir. Etik, eleştiri yoluyla Ben’i Başkası’na karşı sonsuz sorumluluklarına taşır. Böylelikle Ben, kişisel bir iktidar edinme isteğini terk eder; hatta, şimdiye kadar söylediklerinin tersini söylemeye bile hazır hale gelir.</p>
<figure id="attachment_5862" aria-describedby="caption-attachment-5862" style="width: 212px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5862 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık-212x300.jpg?resize=212%2C300" alt="Levinas &quot;Sonsuza Tanıklık&quot;" width="212" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg?resize=212%2C300&amp;ssl=1 212w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Sonsuza-Tanıklık.jpg?w=353&amp;ssl=1 353w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5862" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Sonsuza Tanıklık&#8221;</figcaption></figure>
<p>Varolanın etiğe muhtaç olduğunu düşünen Levinas, varolanın varlığını ancak varlığın ötesine geçerek haklı kılabileceğine inanır. Bu nedenle, etiğin belirli birtakım kavramlara dayandırılarak ve metafizik temeller üzerine kurulmasına karşı çıkar, etiğin tüm bunlardan önce geldiğini savunur. Levinas’a göre etik, Ben’in sorumlulukları üzerine temellenir ve hatta, Ben’in varlığı bile bir öncül olarak kabul edilmemelidir. Nitekim Ben, genel bir kategori altında dile getirilebilecek bir şey değildir; Ben-olmaklık, ancak sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir Ben için geçerlidir. Ben’in çok sayıda kimliği olabilir; fakat, bu kimliklerden hiçbiri, Ben-olmaklığını tüketemez. Başkalık deneyiminin ardından Ben-olmanın anlamı, Başkası-için-sorumlu-olma haline gelir. Ben, varoluşun tüm yükünü omuzlarında taşıyormuşçasına duyduğu sorumluluk duygusuyla biricikliğini kazanır. Bu biriciklik, sorumlulukların bir başkasına devredilemezliğidir. Başka deyişle sorumluluk, Ben’in dünyasallığı içinde belirmez; çünkü bu dünyasallık, Başkası’nın belirişinde parçalanmıştır ve Ben’i etik bir özne haline getiren budur. Böyle bir özne için, vicdan rahatlığı mümkün değildir. Vicdan rahatlığı, Ben’in hep Kendi’siyle çakışmasını ifade eder; sorumlulukların yerine getirildiği yanılsamasını içerir. Oysa Ben’in sorumlulukları, hiçbir zaman sona ermez.</p>
<figure id="attachment_5861" aria-describedby="caption-attachment-5861" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5861 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman-200x300.jpg?resize=200%2C300" alt="Levinas &quot;Ölüm ve Zaman&quot;" width="200" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg?resize=200%2C300&amp;ssl=1 200w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Ölüm-ve-Zaman.jpg?w=334&amp;ssl=1 334w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5861" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Ölüm ve Zaman&#8221;</figcaption></figure>
<p>İmdi bu sonsuzluk, arzunun da kaynağıdır; arzu, doyumun giderdiği ihtiyaçlardan farklı bir ateşle yanmak, hep düşünülenin ötesinde düşünmektir. Sonsuz, “görevini terk etmenin olanaksızlığı”yla Ben’i karşılaştırır. Sorumluluklar ne kadar yerine getirilirse, Ben’den talep edilenler de o kadar artar ve Ben’in Kendi’sine dönmesi olanaksızlaşır. Yüzün çıkıp geldiği öte, her türlü açığa çıkmanın ötesindedir; yüz, bu öteden gelen Başkası için bir ziyarettir ve kendini sürekli geri çeker. Yüzün şaşırtıcılığı ve kavranamaz oluşu da bununla ilgilidir. Kendi çıplaklığı içinde yüz, öteyi hem gizler, hem de ona işaret eder. Bu işaret edişte, fenomenler yoktur ve göstergeler kullanılmaz. Buna kalkışan yüz, maskeye bürünmüş olur. Yüzün çıplaklığı, hiçbir şey ifşa etmez; ifşa etme, belirli bir varlık düzeni içinde açığa çıkar; yüzün çıplaklığı ise tüm varlık düzenlerini sarsar. Varlık düzenleri, belirli bir içkinlik taşır; bu içkinlikte iz, her defasında belirli bir anlamı ifade eder, öteyi dile getirmez. Oysa yüz, aşkınlığın ortadan kaldıramadığı biricik açıklıktır ve varlığın düzeni içine hapsolmaktan korur. Taşıdığı şeyle arasında dolambaçlı bir ilişki içinde olan iz, Ben’i geri döndürülemez bir geçmişle ilişki içine sokar. Bellek, bu geçmişin izini süremez; göstergeden bütünüyle farklı olan iz, varlığın ötesinin izidir ve Ben’i, içkinlik ve aşkınlığın ikili yönünden kurtararak ona üçüncü bir olanak sunar. Bu olanak, Üçüncü’nün (tiers) ortaya çıkışıdır. İzle yakalanmaya çalışılan geçmiş, Üçüncü’nün ait olduğu geçmiştir ve yüzün her türlü gizlenmeden uzak, kuşatılamaz ve mutlak olduğunu anlatır. Yüzde kendini çoktan geri çekmiş, geçip gitmiş olan şey ise o’luktur; Başka’nın sonsuzluğunu ve ölçüsüzlüğünü anlatan da yine o’luktur.</p>
<figure id="attachment_5863" aria-describedby="caption-attachment-5863" style="width: 208px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5863 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Levinas &quot;Tanrı, Ölum ve Zaman&quot;" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-Tanrı-Ölüm-ve-Zaman.jpg?w=346&amp;ssl=1 346w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5863" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;Tanrı, Ölum ve Zaman&#8221;</figcaption></figure>
<p>Üçüncü’yü varlığın ötekisi olarak gören Levinas, iki kişi arasındaki etik ilişkinin Üçüncü’nün varlığıyla kesintiye uğrayacağını düşünür. Bu yönüyle Üçüncü, toplumsallığa geçiştir de. Ben, yalnızca ilişkideki Başkası’na karşı sorumlu değildir ve Başkaları, Ben’in sorumluluklarının ve etik özneliliğinin sonsuzluğunu temellendirir. Bilgi, düşünme, karşılaştırma, vb. bilinç edimleri, Üçüncü’yle açığa çıkar; Üçüncü, Ben’in Başkası’yla ilişkisinin asimetrik yapısını adalet isteğiyle simetriye zorlar ve ilişkiye eşzamanlılık getirmek ister. Üçüncü’nün müdahalesiyle ilişki, artık bilinç sınırlarına taşınır ve uzamsal hale gelir; ilişkide eşitlik, ölçülülük, bilgililik, vb. ilke ve yönelimlere öncelik tanınır. Bu yönüyle Üçüncü, etik ilişkide bilinçliliği talep edendir ve Ben, kendi varlığıyla ilgilenme hakkını Üçüncü’nün dolayımında edinir. Fakat adalet, etik ilişkide asimetriyi simetriye zorlar; adalet arayışının temelinde, Üçüncü’nün etik ilişki kurma isteği vardır. Bu isteğe bakılmaksızın dile getirilen adalet söylemleri, Ben’in dünyasallığında Kendi’sini yeniden kurma çabasını yansıtır. Oysa, etik ilişkide sorumluluklarını duyumsayan Ben, yüzde gördüğü izle Kendi’sini terk ederek Başkası’na olduğu kadar Üçüncü’ye de bağlanır ve onunla da yaderk bir ilişki yaşar. Yüzün taşıdığı iz her türlü bilinç ediminin ötesinde olduğu için Ben, Üçüncü’nün etik ilişki talebini de asimetrik olarak yerine getirir.</p>
<figure id="attachment_5858" aria-describedby="caption-attachment-5858" style="width: 209px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5858 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy-209x300.jpg?resize=209%2C300" alt="Levinas &quot;His Life and Legacy&quot;" width="209" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg?resize=209%2C300&amp;ssl=1 209w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Levinas-His-Life-and-Legacy.jpg?w=331&amp;ssl=1 331w" sizes="(max-width: 209px) 100vw, 209px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5858" class="wp-caption-text">Levinas &#8220;His Life and Legacy&#8221;</figcaption></figure>
<p>Levinas’a göre iz, anlamı ortaya çıkarmaksızın ifade eder; bu ifade ediş, o’lukla birlikte etik ilişkiyi belirler. Gerçi iz, bir gösterge değildir; ama, bir gösterge olarak da kullanılabilir. Örneğin bir dedektif, suçlunun bıraktığı izleri birer gösterge olarak inceleyebilir; ancak, bu incelemesinde iz, bir gösterge olarak belirli bir düzenin bir parçası haline gelir ve iz olmaklığını kaybeder. Oysa iz, her türlü yönelimin ötesinde bir anlam taşır ve dünyanın düzenini altüst eder. Belirttiği anlamdan daha fazlası olarak işaret, bu işareti verenin geçişidir. Söz gelişi, bir mektupta anlam, yazıda ve dildedir; mektuptan aldığımız mesaj, gönderildiğinde birinin öylece geçip gittiğini bize anlatan her şeydedir. Bu iz, yeniden bir gösterge olarak ele alınabilir; bir yazı uzmanı, izin bu anlamını bulup çıkartabilir. Ancak, yazıda ve mektubun dilinde esas iz, bunlardan hiçbiri değildir; izde tümüyle olup bitmiş bir geçmiş, çoktan geçip gitmiştir ve bunun geri döndürülemezliği içerilmiştir. Ben’i varlıkla ilişkiye sokmak yerine Başkası’yla ilişkiye zorlayan iz, uzamın zamana sokulmasıdır; dünyanın bir geçmişe doğru uzandığı noktadır. Bu geçmiş, Başka’nın geri çekilişidir ve ancak dünyayı aşan bir varlık iz bırakabilir. Bu bakımdan iz, hiçbir zaman orada olmamış olanın; hep çoktan geçip gitmiş olanın izidir.</p>
<p>Levinas’a göre şeyler, kendi başlarına bir iz bırakamazlar, belirli birtakım sonuçlar üretirler. Neden ve sonuç, hep aynı dünyaya aittir; iz ise Ben’in zamanı içinde yer alan her türlü geçmiş ve gelecekten daha uzak bir geçmişe geçiştir. Bu geçmiş, tüm zamanları bağrında toplayan mutlak geçmişe geçiştir ki, bu da Sonsuzluk demektir. Dolayısıyla o’luk, şeylerin bu’luğu değildir; şeylerin bu’luğu, onların Ben’in tasarrufu altında olduğunu ifade eder. Bu anlamda bu’luğu, Buber ve Gabriel Marcel, Sen olarak ifade etmişlerdir. Ancak bu karşılaşma, yüze sonradan eklenen bir şey değildir. Yüzün çıplaklığı o’luğun izini barındırdığı için, kendinde kalarak o’luğu geride bırakır. Bu nedenle yüz, “geçip giden Tanrı”nın kendisine benzeyeceği bir model değildir. Benzerlik, onun ikonu olmak değil, onun izinde bulunmaktır. Tanrı’ya doğru gitmek, bir gösterge olmayan bu izi izlemek değil, Başka’nın izinde olmak ve Başkası’ndan sorumlu olmak demektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/">Levinas ve Başka’nın İzi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/levinas-ve-baskanin-izi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5854</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Felsefi Temelleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Aug 2015 19:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Brameld]]></category>
		<category><![CDATA[daimicilik]]></category>
		<category><![CDATA[dawey]]></category>
		<category><![CDATA[değerler felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim ve felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimin felsefi temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[essensializm]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[idealizm]]></category>
		<category><![CDATA[ilerlemecilik]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[natüralizm]]></category>
		<category><![CDATA[özcülük]]></category>
		<category><![CDATA[perennializm]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[pragmatizm]]></category>
		<category><![CDATA[progressivizm]]></category>
		<category><![CDATA[realizm]]></category>
		<category><![CDATA[sartre]]></category>
		<category><![CDATA[varlık felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden yapılanmacılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=567</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitim kavramını, insanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme süreci olarak tanımlayabiliriz. İnsanı kültürel hayata hazırlayan bu süreç amaçlı ve planlı olarak yapılandırılır. Her amaç ve planda bir “kasıt” vardır. Özellikle devletin ve toplumun geleceği için insana yönelik yatırımlar söz konusu olunca belli bir amaç, belli bir içerik önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda, eğitim bedensel ve zihinsel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/">Eğitimin Felsefi Temelleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim kavramını, insanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme süreci olarak tanımlayabiliriz. İnsanı kültürel hayata hazırlayan bu süreç amaçlı ve planlı olarak yapılandırılır. Her amaç ve planda bir “kasıt” vardır. Özellikle devletin ve toplumun geleceği için insana yönelik yatırımlar söz konusu olunca belli bir amaç, belli bir içerik önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda, eğitim bedensel ve zihinsel olarak hedeflenen davranışları kazandırmak ele alınabilir. Bundan dolayıdır ki eğitim, insanı, bir “kasıt” doğrultusunda kültürleme ve şekillendirme sürecidir diyebiliriz.</p>
<p>“Felsefe” kavramı ile, bireyin ya da toplumun kendine özgü görüşleri, idealleri, yaşama ait düşünceleri veya iyi, güzel, gerçek ile ilgili konulardaki varsayımları kastedilmektedir. Her bireyin bu anlamda kendine özgü bir yaşam felsefesi olduğu gibi bu durum toplumlar ve devletler için de geçerlidir. Bundan dolayı bireyler ve toplumlar geleceklerini, amaçlarını ve bunun gerçekleştiği yaşam sürecini kendi “felsefi” tutumları doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışırlar. Sorunlarını bu tutumla çözmeye, amaçlarına bu duruşla ulaşmaya çalışırlar.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-569 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?resize=350%2C200" alt="egitimin-felsefi-ilkeleri" width="350" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>Felsefe Nedir?</strong></p>
<p>Felsefe (philosophy) terimi, Yunanca iki ayrı sözcüğün, <em>philo</em> ve <em>sophia</em> sözcüklerin birleşmesinden oluşmuştur. Philo / phillia; sevgi, seven, sophia; bilgi, bilgelik, hikmet anlamındadır. Kelime anlamıyla felsefe, “bilgelik arayışı”, “bilgeliği sevmek”tir. Filozof terimi de aynı kökten gelmektedir; “bilgelik arayışında olan”, “bilgeliği seven” anlamındadır. Ancak bugün, kelime kökünden farklı olarak, felsefe terimi “bilgelik”, “hikmet”; filozof terimi de, “bilge”, “hikmet sahibi”, anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Sözcük anlamı dışında “felsefe nedir?” sorusuna gelince, birbirinden farklı felsefe tanımlarına rastlamak olasıdır. Bunlar; “hakikat arayışıdır” ya da “yaşamın anlamını, amacını anlamaktır” v.b. gibi tanımlara sığdırılamaz. Felsefenin anlamı ilgi alanıyla anlam kazanır. Evrenin yapı ve düzeni, yaşamın anlamı ve amacı, bilginin kaynağı ve değeri, iyi, güzel ve doğrunun ne olduğu, nitelikleri, kısaca, bilgi, varlık ve değer alanına ilişkin soru ve sorunlar insanoğlunun sürekli olarak yanıtlamaya çalıştığı sorunlardır. Bu sorular özellikle de filozofların ilgi duyduğu alanlardır.</p>
<p>Bilim ile felsefe iç içedir çünkü, gerçek ve duyularla algılanabilen bir dünyada yaşayan, ayağı ile yere basan filozof ve bilim adamı, fiziksel dünyayı , ilişkileri, bunların neden ve sonuçlarını görmezlikten gelmezken, duyusal olan şeylerin ötesiyle, gerçekliğin özünü anlamaya çalışıp, “genellemelerin en yükseğime”, “ilk nedenlere” ulaşmaya çalışmadan da kendilerini alamamışlardır. Diğer bir açıdan da buna bilimler felsefenin kutsal bir işbirliği diyebiliriz; yeni yetişen bireylere, bugüne kadar felsefe alanında üretilmiş çeşitli görüşlerle, bilim alanında elde edilmiş bilgi ve kuramları aktarmak da eğitimin “aydınlatma” görevi olmaktadır. Platon’un dediği gibi felsefe, “doğruya varmak ve var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli bir çabasıdır.”</p>
<p><strong>Varlık Felsefesi</strong></p>
<p>Metafizik, varlığın, hakikatin, gerçekliğin ne olduğu üzerinde durur. Gerçek olan şeyin doğasını araştırır. “Yaşamın ve varlığın değişken yanları dışında, değişmeden kalan öz / gerçeklik nedir?” sorusunu sorar. Metafizik bütünsel olarak, hangi biçim altında olursa olsun, var olan her şeyi ele alır ve onun temel doğası üzerine sonuca ulaşmaya çalışır. Bu sorulara verilen cevaplar gerçekliğin algılanmasındaki realist ya da idealist düşünüş farkını ortaya koymaktadır. Gerçekliğin özünü idealist düşünce maddi olmayan tanımlamalarla açıklarken realist düşünce gerçekliği insandan ve düşünceden bağımsız bir varlık olarak algılar. Pragmatist düşünce ise gerçekliğe, içeriği deneyle belirlenmiş bir olgu olarak yaklaşır.</p>
<p>Felsefenin varlık konusundaki sorunsalının eğitim felsefesi ile ilgili sorularını şu şekilde özetleyebiliriz:</p>
<ul>
<li>Şeylerin bize görülme biçimleri ile oldukları biçim arasında fark var mıdır?</li>
</ul>
<ul>
<li>Meydana gelen her şey önceden belirlenmiş midir?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir şeyi farklı iki zamanda aynı şey yapan nedir?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir şahsı tüm hayatı boyunca aynı şahıs yapan nedir?</li>
</ul>
<p><strong>Bilgi Felsefesi</strong></p>
<p>Bilgi kuramı ya da bilginin bilgisi diyebiliriz. “Bilgi” olgusuyla “bilme” olayını inceleyen bir alandır. Felsefenin bilimi ve bilgiyi açıklaması, diğer bir deyimle bilgi ve bilimin felsefe açısından incelenmesidir.</p>
<p>Çeşitli bilimlerin ve bilgi türlerinin nesnel önemini belirlemek amacıyla konuyla ilgili ilkeleri, varsayımları, sonuçları, dayandıkları kaynakları, mantıksal temelleri, eleştirel incelemeye tabi tutmak bilgi kuramının işidir. Bu eleştirel inceleme hem bilginin özünü, ilkelerini, yapısını, kökenini, hem de bilginin yöntemini, geçerliğini, koşullarını, olanak sınırlarını araştırır. Bütün bunlar eğitim için yol göstericidir.</p>
<p><strong>Değerler Felsefesi</strong></p>
<p><strong>            </strong>“Değer”, kuramı ile ilgili olan Aksiyoloji, “iyi nedir?, doğru eylem hangisidir?”, sorularına cevap bulmaya çalışır. Aksiyolojinin alt bilimi etik ve estetiktir. Etik (ahlak), moral değerler ve eylemlere felsefi bir bakışı temel alır. Estetik de sanat ve güzellik alanları üzerine düşünmektir. Haz, hoşlanma, güzel vb. kavramların ya da algıların temellerini irdeler. Eğitim ve eğitimcinin genel amaçları içinde yer alan amaçlardan birinin, bireyin değer yargılarında ve beğeni düzeylerinde belli bir seviyeye ulaşmak olması eğitimin felsefi temeli olmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Mantık</strong></p>
<p><strong>            </strong>Mantık, doğru ve geçerli düşünme kurallarının ne olduğunu içerir. Düşünme ve fikir oluşturma sürecinde, ileri sürdüğümüz argümanlarımız önermelerimizi doru temellendirmemizi, fikirlerimizi tutarlı olarak oluşturmamızı sağlayan geçerli, uygun çıkarsama kuralları sunar. Tümdengelimci (dedüktif) mantık, genel ilkeler ve yasalardan hareketle özel olaylar ve durumlar üzerine akıl yürütmeye dayanır. Tümevarımcı (indüktif) mantık ise özel durumlar ve olaylardan hareketle genel yasalara ulaşan bir akıl yürütmeyi temel alır.</p>
<p><strong>Felsefe- Eğitim İlişkisi</strong></p>
<p><strong>            </strong>Yaygın biçimde kullandığımız “en önemli sorun, eğitim sorunudur” derken aslında kastettiğimiz “en önemli sorun felsefe sorunudur”. Çünkü eğitimi sadece uygulanan eğitim politikaları ve eğitim programları olarak ele almak büyük yanılgıdır.</p>
<p>Eğitim sürecinde, öğretimin nasıl olması gerektiğini belirlemek kadar, “kime”, “niçin”, “hangi amaca yönelik” olarak “ne öğretileceği” konusundaki değer yargıları eğitimin özünü ve temel sorununu oluşturmaktadır ya da oluşturmalıdır.</p>
<p>Felsefeyle eğitim arasındaki ilişkiyi;</p>
<ul>
<li>Eğitim çalışmalarını ve araştırmaları yönlendirme,</li>
</ul>
<ul>
<li>İnsanların hangi amaçlar için nasıl yetiştirileceği konusunda yol gösterme,</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğitim ile diğer toplumsal olgular arasındaki ilişkiye anlam vermeye çalışma,</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğitim politikalarının ve programlarının belirlenmesi</li>
</ul>
<p>olarak özetleyebiliriz.</p>
<p><strong>Felsefi Akımlar</strong></p>
<p>Felsefe ile eğitimin arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine incelemeden ve eğitimde felsefi ekolleri ele almadan önce bu temel felsefi yaklaşımlara kaynaklık eden temel felsefi akımlarını kısaca özetleyelim.</p>
<p><strong>İdealizm</strong></p>
<p>Felsefedeki idealizm terimi günlük dildeki kullanımdan oldukça farlı bir anlama sahiptir. İdealizm, felsefede “idea” kelimesinin anlamıyla belirlenmiştir. İdealizm, gerçekliğin özdeksel nesneler ve güçlerden çok, fikirlerden idealardan ya da ben’lerden meydana geldiğini iddia etmektedir. İdealizm akımı temelde gerçeklik üzerine düşüncelerin üretildiği bir akımdır. İdealist felsefeye göre gerçeklik aslında ruhsal ve düşünseldir. Var olan gerçeklik evrensel ruhun bir yansıması, bir parçasıdır. İdealizmin temelleri Platon’a kadar uzanır. İdealizmin en temel ayrımları öznel idealizm, nesnel idealizm ve kişisel idealizm ayrımlarıdır. 18. ve 19. yüzyılda J. G. Fichte ve G. W. Friedrich Hegel gibi filozoflar, idealist felsefeyi biçimlendirmişlerdir. Descartes, Leibniz, Berkeley, ve I. Kant da bu akımın en önemli düşünürleri olarak sayılabilir. İdealizmin varsayımları özetle şöyledir:</p>
<ul>
<li>İnsanların gördüğü ve hissettiği doğa dünyası, bir görünüşler dünyasıdır.</li>
<li>Bir şeyin var olduğunu söylemek, o şeyin kendilerince ya da başkalarınca algılandığını söylemektir.</li>
<li>Evrende aşağıdan, ilkelden, yukarıya, karmaşığa doğru bir evrim ve gelişimi amaçlayan düzenli bir süreç vardır.</li>
</ul>
<p>Bu akıma göre gerçekliğin temeli zihinsel ve tinsel / ruhsaldır. Esas gerçeklik yalnız düşündedir ve evren genelleşmiş zihinsel bir algıdır. Var olan, bireyin zihinsel ve ruhsal olarak var olduğu kadar, zihinsel olarak algılayabildiğidir.</p>
<p>İdealizm, felsefi bir akım olduğu kadar en eski eğitim kuramıdır da. Şu halde idealizm duyular dünyasının karşısında hiçbir koşula bağlı olmayan kendinde / özsel, mutlak olanı anlamaya çalışmaktadır ve bu boyutlarda kuramlar ve görüşler geliştirir. İdealizmin eğitimdeki temel anlayışı insanı olduğu gibi değil olması gerektiği gibi eğitmektir. İdealist eğitim, bireyi, iyi, doğru ve güzel olana yöneltmek ister. Öğrenme – öğretme sürecinde öğrencilerin, doğuştan getirdikleri yeteneklerin farkına varmalarını amaçlar. Temeli zihinsel ve düşünsel olan gerçekliğin, aynı zamanda kültürel birikimle aynı şey olmasından dolayı, okul bu değerleri topluma aktaran bir kurum olmak durumundadır. Bu nedenle, eğitimde materyalist değerlere, uzmanlaşmaya ve yararcılığa dönük tüm amaçlara karşı çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Realizm</strong></p>
<p>Realizm ise idealizmin tersine bireyin yaşadığı evreni ve varlığı, reel gerçekliğin algısı ve somut yaşantısı olarak açıklar. Aslında var olan şey bizim zihnimiz yokken yani biz yokken de vardır. Realizme göre varlık, nesneler, kendi başına varlıktırlar. Var olmaları için bizim onları algılamamız gerekmez. Ben’den ayrı olarak nesnel gerçeklik vardır ve evren bir illüzyon değil gerçekten ve somut olarak var olan bir şeydir. Bu akımın öncüsü ise Aristoteles’tir.</p>
<p>Realizmin eğitime dair düşüncelerinde idealizmden farklı olarak, akıldan bağımsız olarak dış dünyanın varlığı varsayımından hareketle gerçeklik, yargılarımızın tecrübe olgularıyla ya da dünya ile uyuşmasıdır. Akıl kendi dünyasını oluşturma yerine var olan gerçeklikten yararlanmalıdır. Bilginin bu öğelerini öğrenmek, öğrencinin sorumluluğudur.</p>
<p>Klasik realistlere göre insan, akıl varlığı olduğu için, okul, aklın gelişimine öncelik vermelidir. Doğacı realistlere göre ise doğal bilimler insana en güvenilir bilgiyi sağlamaktadır. Bu nedenle “bilim” okul programında en önemli yeri almak durumundadır. Eğitimin amacı ise öncelikle her bireyi kendine özgü, farklı bir kişi yapmak değil, fakat fiziksel ve kültürel çevreyle bedenen ve zihnen uyumlu bir şekilde hoşgörülü bir kişi olmasını sağlamaktır.</p>
<p><strong>Natüralizm</strong></p>
<p>Natüralizm, doğanın tüm gerçeklik olduğu düşüncesinden hareket eder. Doğanın kendisi insanları, insan doğasını ve tüm varlıkları içeren, bunları açıklayan bütünsel bir sistemdir.</p>
<p>Natüralizm eğitimle ilgili olarak şu düşünceleri temele alır:</p>
<ul>
<li>Eğitim hedefleri belirlenirken evrensel düzenin bir parçası olan doğa ve insan doğası dikkate alınmalıdır.</li>
<li>Doğayı anlamanın yolu duyumlardan geçer, duyum ise gerçekliğe ilişkin bilgimizin temelidir.</li>
<li>Doğadaki süreçler yavaş ve aşamalı olduğu için eğitimsel süreç de yavaş ve aşamalı olarak ilerlemelidir.</li>
<li>Çocukların öğretimi, kitaplarda ve derslerde yer alan bilgilerin kelimesi kelimesine öğretmek, telkin etmek değil, direkt çevreyle kuracakları duyusal etkileşime dayandırılmalıdır.</li>
<li>Çocukluk, insanın geliştiği önemli bir evredir. Öğretim ve programda çocuğun dürtü ve duyuları dikkate alınmalıdır.</li>
<li>Okul, çocuğun çevresinden ayrı düşünülmemeli tersine öğretim çocuğun çevresini de içermelidir.</li>
</ul>
<p>Natüralistlere göre eğitimin temel amacı, toplumun yapaylığına karşın, kendi kendine gelişen, özgür bir insan doğası yaratmaktır.</p>
<p><strong>Pragmatizm</strong></p>
<p>Pragmatizm, C. S. Peirce’ın geliştirdiği ve daha sonraları William James ve John Dawey’nin çabalarıyla yaygınlaştırılan bir Amerikan felsefesidir. Pierce, “şüphe” ve “inanç” sözcüklerini ne kadar önemli ya da önemsiz olursa olsun, bir problemin hareket noktasıyla ilişkilendirmektedir. İnanç, zihinsel eylemin yalnızca bir hareket alanıdır. Bilgiye giden yegane yolun bilimsel yöntem olduğu ve felsefenin bilimleri taklit etmesi gerektiği Peirce’ın argümanıdır. Tüm bilgi deneye dayandırılmak zorundadır ve doğrulanabilir bilgi, gözlem ve deneysel tecrübe ile kazanılabilir.</p>
<p>William James ise pragmatizm, kategorilerden, ilkelerden ve varsayılan zorunluluklardan uzaklaşma; bunların yerine sonuçlara, olgulara, ürünlere ve son şeylere bakmak olarak gösterilir. Fikirlerin, yaşantımızın diğer yanlarıyla tatmin edici ilişkiler kurmamıza yardımcı oldukları ölçüde doğru olduğu görüşünü benimsemektedir.</p>
<p>Dawey’e göre eğitim, bilim yöntemi yoluyla sistematik olarak araştırma yapmaya yönelik öğrenme sürecidir. Çünkü varoluşsal durumlar sürekli değişmekte ve insanın nihai cevaplara ulaşması mümkün görülmemektedir.</p>
<p>Pragmatizm eğitimi bir “gelişme” süreci olarak görür. Nesnel bir hakikat tanınmayan pragmatizmde esas olan “sonuç”tur. “Ne ki yararlıdır o vardır. Ne ki vardır o yararlıdır” pragmatizmin temel tezidir. Pragmatizmin eğitim anlayışında “içgüdüler” ön plandadır. Öğretmen ve ders kitapları eksenli eğitim anlayışının tersine, “öğrenme” olayının içsel bir süreç olduğu ve bunun temelinde çocuğun içgüdülerinin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu süreçte eğitimin amacı ve öğretmenin görevi çocuğun yeteneklerini etkilemek ve gelişme yollarını açmaktır.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-571 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?resize=274%2C274" alt="j-p-sartre" width="274" height="274" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?w=274&amp;ssl=1 274w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 274px) 100vw, 274px" data-recalc-dims="1" /></a>Varoluşçuluk</strong></p>
<p>Varoluşçu düşünceler 19. ve 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden F. Nietzsche, M. Heidegger, G. Marcel, J. P. Sartre gibi filozofların görüşleri çerçevesinde geliştirilmiştir. Kelime anlamı olarak, varlığın özünü ifade eden “existence” (varoluş) kavramı, varlığın, varoluş ilkliğini ve önceliğini ortaya koymak isteyen bir felsefi akımdır. J. P. Sartre’ın deyimiyle “varoluş”un, “öz”den önce geldiğini savunan akımdır. Bu var oluş sadece insana özgü olan bir varoluştur.</p>
<p>Varoluşçu felsefeye göre insan önceden tanımlanamaz, belirlenemez. Hiçbir şey değildir. ne olacaksa sonradan bir şey olacaktır. O halde her şey olabilecektir. Kısaca, var olma süreci, insanın bilinç ve yaşam sürecidir. Bu akımın temel ilkeleri gereği, insan, insan olma (eğitim) sürecinde özgür olmalıdır. Kendisini, kendisince desteklemek gerekir. İnsan sadece “olan” bir varlık değil, “oluşum” içinde bir varlık olarak görmek gerekir.</p>
<p>Varoluşçuluğun eğitimle insana vermek istediği nitelikler, her şeyin merkezini insan olarak görme ilkesinden kaynaklanır. Toplumun ya da insan topluluklarının karşısında bireyin biricikliği ve özgürlüğü ön planda gelir. Temel tezi ise “varlık özden önce gelir” felsefesinde gizlidir. Varoluşçuluğun bu çıkışı, modern çağın endüstri anlayışına ve teknolojik çağın insanı yutan doğasına ve kitle içinde ezen eğilimine karşı bir tepkidir.</p>
<p>Varoluşçuluk akımının eğitimsel çıkarımları ise şu şekilde özetlenebilir:</p>
<ul>
<li>Birey özgürdür fakat kendini gerçekleştirmeye mahkumdur.</li>
<li>Eğitimin amacı, insanları içinde bulundukları uyuşukluktan kurtulmaları için teşvik etmektir.</li>
<li>İnsanın eğitiminde kendi araştırmasının yerini alacak başka hiçbir şey yoktur. Hiçbir insan bu temel konularda başkasına yardım edemez.</li>
<li>Eğitimin amacı insandaki boşluğu dışarıdan doldurmak değil, onun kendini bulmasına, ortaya koymasına yardımcı olmaktır.</li>
<li>Eğitim kişiye kendi benini, kendi amaçlarını geliştirme, yaşam içinde yapacağı seçimlerin sorumluluğunu kabullenme alışkanlığı kazandırmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-568 size-full aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?resize=579%2C187" alt="egitim-felsefesi-akimlari" width="579" height="187" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?w=579&amp;ssl=1 579w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?resize=300%2C97&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 579px) 100vw, 579px" data-recalc-dims="1" /></a>Eğitim Felsefesi Nedir?</strong></p>
<p>Eğitim felsefesi, eğitim sürecinin ve aynı zamanda eğitimin biliminin felsefesidir. Eğitim veya eğitilme sürecinin amaçları, biçimleri, yöntemleri veya sonuçları ile ilgili olan disipline eğitim felsefesi diyoruz. Eğitimin konusu, içeriğin ötesinde, genel anlamda insan olduğuna göre bunun felsefesi de haliyle insan sorununu ele almak olacaktır. İnsan, kendi oluşu içinde ele alınırken her varlık gibi, o da bir varlıktır ve bu niteliği ile zaten felsefenin konusu içerisinde yerini alır. Felsefenin diğer temel konuları olan bilgi ve değerler, insan tarafından kazanılırken insanın bunun için kullandığı araç “eğitim”dir.</p>
<p>Her eğitim girişiminin bir amacı vardır. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik katılım ise pedagojik bir süreçtir. Eğitim sürecinde hem eğitilene hem de eğiticiye ait bir amaçlar kütlesi bir “kasıt”lılık söz konusudur. Bunlar ortak gelecek isteği ile birbirine bağlıdır. Eğitim, salt birey için değil, insan ve toplum içindir. Bundan dolayı insanın ve toplumun varlığı, değerleri ve geleceğine ilişkin beklentileri ümitleri, hayalleri, dünya görüşü kısaca yaşamının düşünsel ve felsefi temelleri kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Eğitim Felsefesinde Başlıca Akımlar</strong></p>
<p>Eğitim ve felsefe arasındaki ilişki çerçevesinde incelediğimiz felsefi akımlar ve bu akımlardan hareketle oluşturulmuş bazı eğitim felsefesi akımları vardır.</p>
<p><strong>Özcülük (Essensializm)</strong></p>
<p>Essensialistlere göre olgusal dünyanın gerisinde kozmosun temeli olan sonsuz ruh bulunur; bu nedenle kaçınılmaz olarak tanrının varlığın sığınırlar. Essensialist ontolojinin, gerçeklik hakkındaki inançları, kusursuz bir düzel tarafından yöneltilen bir dünya kavramına dayanır.</p>
<p>Essensializm, geçmişte yararlı olan, sanatların ve temel yeteneklerin öğretimini ve geleceğe aktarılmasını savunan bir kuramdır. Temel eğitimin gereksinimleri olan okuma, yazma, matematik v.b. toplumsal davranışların öğretilmesinin, insanı en iyi varlık durumuna getireceğine inanılır. Başlı başına bir eğitim hareketi olarak başlamıştır.</p>
<p><em>            Bilgiye Essensialist Yaklaşım: </em>Mükemmel ve evrensel olan akıl, rasyonalitenin bir parçası olduğundan dolayı, insan zihni mutlak varlığı kavramaya açıktır. Bu da bilinçlilik durumudur. Eğer insan, kendi gerçeğinde evrenin bir mikrokosmosu ise, onun bilgisi, evreni yansıtan aklın derecesindedir.</p>
<p><em>            Essensialist Eğitim Programı: </em>Essensializmin müfredat düzeneğinde genellikle öğrenciye, gerçek, doğru ve değerlendirilebilir olan bir dünya gözüyle bakılmaktadır. Essensialistler için her yerde ve her zaman geçerli, belirli bir okul ve müfredat yoktur. Essensialist anlayış, sınırsız bir bilgi bütünlüğüne dayalı, zengin, dizinsel ve sistematik bir programda demokratik bir kültüre göre olan genel davranışları savunur. “Öğrenci yol gösterilmeye, disipline edilmeye, öğretilmeye muhtaçtır” görüşüyle de, sert, baskıcı ve disiplinci bit eğitim yapısına sahiptir.</p>
<p>Bu akımın eğitim sürecine yönelik genel görüşlerini şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<ul>
<li>Öğrenme güç bir iştir, disiplin gerektirir.</li>
<li>Bu disiplin daha çok dışsaldır.</li>
<li>Eğitimde girişim öğrenciden çok öğretmendedir.</li>
<li>Çocuk, yetişkinlerin denetim ve rehberliğinde gizil güçlerini geliştirecektir.</li>
<li>Eğitim sürecinin özü, yapısallaştırılmış içeriğin özümlenmesidir.</li>
<li>Tarih boyunca test edilmiş bilgiler çocuk yaşamından daha önemlidir.</li>
<li>Kültürü korumak ve devamlılığını sağlamak gerekir.</li>
</ul>
<p><strong>İlerlemecilik (Progressivizm)</strong></p>
<ol start="20">
<li>yüzyılın eğitim felsefesi olarak ortaya çıkan progressivizm, daha çok Amerikan felsefecilerinden destek bulmuştur. Sosyo – politik akım gibi ilerlemecilik de insan toplumunun politik araçlarla yeniden biçimlendirilebileceğine inanır. Progressivizm, okul öncesi eğitiminden, yetişkin eğitimine kadar her düzeydeki eğitim anlayışlarını etkilemiştir. Progressivizm, her şeyden önce, insanın, kendi yapıp – etmelerine, kendi düşüncesi ve kendi hüneriyle problemlerini çözebilme yetisine inanır.</li>
</ol>
<p><em>Progressivist Düşüncenin Genel Karakteri: </em>Genel olarak pragmatik felsefeye dayanır ve onun eğitime uygulanması olarak kabul eidlir. Progressivizmin değer yargısı olarak, salt değer ve enstrumental değerlerden söz etmek mümkündür. Sanat kavramını da aynı şekilde, insanın yaptığı ve hoşlandığı, sahip olduğu, insanın gelişim aşamasında ortaya koyduğu estetik düzenlemeler olarak değerlendirir.</p>
<p><em>Bilgi ve Gerçeklik: </em>Bilgi ve geçeklik konusunda progressivizm, temelde düşüncelerimizin verimliliğini, sonuç olarak işe yararlılığını göz önünde bulundurmaktadır.</p>
<p><em>Progressivizm ve Eğitim: </em>İlerlemecilik, Amerikan eğitiminde biçimciliğe, geleneksel okulun sıkıcılığına, baskısına ve sert disiplin anlayışına karşı bir hareket olarak başladı. İlerlemecilik, hem mümkün olan hem de arzu edilen reform ve gelişmeye inanan insan tipine doğru bir yönelimdir.</p>
<p><em>İlerlemeci Öğretmen: </em>İlerlemeci eğitim, geleneksel öğretmenden, yöntem ve tutum olarak farklı bir öğretmen anlayışını yerleştirmek istemektedir. İlerlemeci öğretmenin, öğrencileri nasıl uyarabileceğini bilmesi gerekir. Öğrencinin ilgilerini merkeze alan öğretmen, öğretimin düzenleyicisi, planlayıcısı, yürürlüğü koyucu kişisi ve kılavuzudur.</p>
<p>İlerlemeci eğitim şu pedagojik süreci izler:</p>
<ul>
<li>Temel becerilerin doğrudan ortaya konmasından çok, çocukların gereksinimlerini karşılamaları, sorunlarını çözerek, araştırmaları ve öğrenme yöntemini kazanmaları daha iyidir.</li>
<li>Öğrenme, öğretim programı ve öğretim, çocuğun ilgilerine yönelik oluşturulmalıdır.</li>
<li>Okul, yoğun olarak sosyal sorunlarla iç içedir ve sosyal değişimi hızlandırır.</li>
<li>Okul yöneticileri ve öğretmenler, okulu toplumdan ayıran kuramsal ve politik duvarları yıkmalıdır. Kendi içinde konulara, düzeylere ve bölümlere ayrılan okul organizasyonundaki içsel duvarları yıkmalıdırlar.</li>
<li>Öğretmenler bilgiyi aktarandan çok, danışman, psikolog, terapist, öğrenme uyarıcıları ve proje yöneticileri olmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Daimicilik (Perennializm)</strong></p>
<p>Topluma ve insanlara, karşılaşılan problemlerde ya da çözümsüzlük hallerinde, tek dayanılacak ve güvenilecek merci olarak tanrıyı ve tanrısal gücü göstermesi, Perennializmi hala çekici kılmaktadır. Perennializmin öncüleri, insanları daha büyük bir otoriteye boyun eğmeleri için koşullandırmıştır. Bu da bireyin, kişiliğin ön plana çıkmasını değil, uyumluluğunu gerektirmektedir.</p>
<p><em>            Perennializm ve Eğitim: </em>Perennializm, Essensialist eğitim akımı gibi, eğitimi, tarihsel ve ruhsal bir açılımın yayılma süreci olarak ele almaktadır. Bu şekilde, idealist epistemolojiye olan bağımlılığını ortaya koymaktadır. Öğretmen anlayışı ise, kültürel ve ahlaki bir model olma yönündedir. Perennializm, metot olarak Sokratik yöntemle, öğrencinin hafızasını canlandıracak sorgulamaya önem verir. Perennialistler, doğaüstü bir tasarıdan ibaret olan ve maddi olmayan kaynaklarca desteklenen bir eğitim modelini benimserler. Buna göre insan kendisinden üstün olan bit güce (tanrı, öğretmen) saygı duyar / duymalıdır.</p>
<p>Perennialistler, eğitimi, geçmiş dönemlerdeki büyük düşünceler ve klasikler üzerinde uzmanlaşma olarak görürler. Bütün dönemlerin problemlerine, geçmişin büyük fikirleri ve mantığının dolambaçlı uzun yollarını takip etmekle çare bulunabilir.</p>
<p><strong>Yeniden Yapılanmacılık</strong></p>
<ol>
<li>Brameld, yeniden yapılanmacılığı bir kavşak noktasında yapılan bir tercih olarak sunar ve felsefeyi bir “bunalım felsefesi” olarak adlandırır. Çünkü Yeniden yapılanmacı anlayış, günümüzde bunalım içinde bulunan bir toplumsal durumda oluşmuştur. Eğitim, tüm insanlığı yeniden yapılanmaya yönlendirmelidir.</li>
</ol>
<p>Yeniden yapılanmacı, her şeyden önce çağdaş kültürde bir yeniden doğuşa kararlıdır. Endüstriyel sistemin kontrolü, halk hizmetlerinin kontrolü, kültürel ve doğal kaynakların, insanlar tarafından ve insanlar için kontrolü mutlaka gerçekleştirilmelidir.</p>
<p>Yeniden yapılanmacılar göre çağdaş toplum kriz içindedir. Krizin temel nedeni ise modern yaşamın gereklerini karşılayacak kurum ve değerleri yeniden yapılandırmamasıdır. Krizi atlatabilmek için insanlar geçmişin mirasını incelemelidir. Okullar geçmişin mirasını inceleyerek, toplumu yeniden yapılandırmada kullanılacak öğeleri belirlemelidir.</p>
<p><em>            Yeniden Yapılanmacı Eğitim Programı: </em>İdeal toplum, demokratik bir toplum olduğuna göre bunun gerçekleştirilmesi de demokratik kurallara göre olmalıdır. İnsanlar yaşadığı toplumu yeniden düzenlemeye ikna edilmelidir. Bu ikna okulda başlamalıdır. Okul, yeni bir düzenin gelişmesine yol açacak biçimde öğrencilerin zihinlerini ve karakterlerini eğiterek, geleceğe yönelik olmalıdır. Bu onlara zorla değil, istekle kazandırılmalıdır.</p>
<p>Yeniden yapılanmacı eğitim, çocuğun, okulun ve eğitimin sosyal ve kültürel güçler tarafından ne ölçüde şekillendirildiğine önem verir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/">Eğitimin Felsefi Temelleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">567</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
