<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>müzikli hikaye &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/muzikli-hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 22:15:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Aug 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Rahmi Eyüpoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah - Hatıram Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4839</guid>
				<description><![CDATA[<p>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun! Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun!</h2>
<p>Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum desen de, tek bir anda duyduğun tek bir şarkıyla geri geliverir unuttum dediğin ne varsa ne yoksa…</p>
<p>Vuslatı olmayan aşklar yakıcıdır. Kara sevdadır, dermanı yoktur… Yerine başka hiçbir şeyi koyamazsın dünyalık… Allah aşkından başka… Böyle der tasavvuf ilmi… Anlarsın Kays’ın neden adını bile yitirip Mecnun olduğunu… Çöllerin derdine deva olamayışını, onu bir çöl rüzgârına katıp oradan oraya sürükleyip duruşunu… Tarifi yoktur aşkın, ondan daha güçlü bir duygu var mıdır? Sanmam. Olmayan ne bilsin, ama aşkı hayatında bir kez olsun adam akıllı yaşamış bir kimse için, başkaca ne var diye sorsanız HİÇ diyecektir size… Sadece HİÇ!</p>
<p>Hiç olmak sevginin okyanusunda bir damla olmak demektir. Sevgi tek bir maddi varlığa yüklenen mana olamaz, olmamıştır da zaten doğası gereği… Maşuk aşığının derdiyle dertlenir, aşkının nefesiyle nefeslenir kanı canı aşk kokar… Öyle bir hal gelir oturur ki önünden ekmeğini alsanız ses çıkarmaz, sevdiğinin adını anan biri olsa yanında, sarılıp boynuna öpesi gelir…</p>
<p><strong>Mevlana</strong>’ya bir gün bir adam gelir ve Şems’den haber getirdim der… Mevlana üstünde başında ne varsa çıkarıp adama verir.</p>
<p>Derler ki adam doğru haber getirmedi size, yalan söylüyordu…</p>
<p>Mevlana, evet der biliyorum, zaten haber doğru olaydı canımı verirdim…</p>
<p>Doğu mistisizmi aşkı DNA’larına kodlanmış şifreleriyle yaşar… Bir tek sözcükle anlatamadığı için hissettiklerini, aşk der adına, sevgi der yetmez, sevda der, hatta o da yetmez kara sevda diye vurgulamaya çalışır anlaşılmak adına… Halk sanatının her alanına bir simge koyar… Türkülerine, folkloruna işler oya gibi sevdasını…</p>
<p>Batı kültüründe ise aşkın derin duygularına kendini kaptırıp koy vermeye pek sıcak bakılmaz… Yanmak, yakılmak, aşkından verem olmak, çöllere düşmek kabul gören bir durum değildir… Romeo ve Juliet tipi aşklara içten içe bir hayranlık duyulsa da, pek inandırıcı gelmez batı insanına… Ama böylesi aşkları yaşamak için de zemin arar bir anlamda…</p>
<p>Bertolt Brecht Sevgi Üstüne adlı yazısında şöyle der; “Sevenler tarihsel bir şeyler katarlar bu sevgiye, sanki bir gün tarihi yazılacakmış gibi. Onlar için kusursuzlukla tek bir kusur arasındaki fark korkunçtur. Oysa dünya bu farkı rahatça göz ardı edebilir. Sevgilerini olağandışı bir şey kılarlarsa, bunu yalnızca kendilerine borçlu olurlar; başaramazlarsa kendilerini sevdiklerinin kusurlarıyla pek de mazur gösteremezler, tıpkı halk önderlerinin kendilerini halkın kusurlarıyla mazur gösteremeyecekleri gibi&#8230;”</p>
<p>Epik tiyatronun kurucusu büyük usta bile sevgi adına yazmadan duramamıştır. Sevginin doğasına dokunmayıp yabancılaştırma efektini siyasi platforma taşımıştır… İki insan arasındaki ilişkiyi bir üretim haline dönüştürüp, sevginin bireyleşmesini fabrika dişlilerine katarak toplumsal bir olgu haline getirmeye çabalamıştır.</p>
<p>Son sözü bir başka ustaya bırakalım öyleyse;</p>
<p>“Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır<br />
Kitaplara göre insan<br />
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş<br />
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır<br />
Aptaldır, hastadır, kahramandır<br />
Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.<br />
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler<br />
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar<br />
Bir tek meyve veren dalı keserler<br />
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı<br />
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli<br />
Bir tek meyve veren dalı kesmeli<br />
İnsan dediğin derya misali<br />
Üstünde milyonlarca dalga<br />
İçinde kıyametler kopmalı<br />
İnsan dediğin derya misali</p>
<p>Uçsuz bucaksız olmalı. “</p>
<p><strong>Bedri Rahmi Eyüpoğlu</strong></p>
<p>Kim haklı karar vermeden önce bir de <strong>Coşkun Sabah</strong>’a kulak verin… Bakalım yüreğiniz hangisine eğilim gösterecek…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/C4CDxKK1ucM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Jul 2016 06:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinleme Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Kapıları]]></category>
		<category><![CDATA[Günebakan]]></category>
		<category><![CDATA[Halis Bütünley]]></category>
		<category><![CDATA[Harbiye Açıkhava Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Özbek]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilmişik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4327</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir Yeni Türkü şarkısı vardır” Derya Köroğlu İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>“Hepimizin hayatında bir <em>Yeni Türkü şarkısı</em> vardır” <strong>Derya Köroğlu</strong></p>
<p>İnsan hafızası unutmamak üzere programlanmıştır. Belleğimiz, topladığı bilgilerin kullanılmayacağını anlayınca, kütüphanenin raflarına kaldırarak tertibi ve düzeni sağlayan titiz bir ev hanımı gibidir. Bilgiler bu sayede her zaman yerli yerlerinde dururken, biz onları tekrar kullanılıncaya kadar sıralarının gelmesini beklerler yalnızca… Anılar da böyle oluşur. Bir ses, bir koku, küçük bir görüntü bazen de bir şarkı alır bizi zaman tünelinden geçirerek o an’a geri götürür.</p>
<h2>Yeni Türkü &#8211; Günebakan</h2>
<p>Yıl 1986’ydı; Büyümek gelmiş başımıza dikilmişti. Üniversite yıllarının hercai günleri tam da bitmek üzereyken, ben dâhil birçok kişi bitmesin diye bir yıl daha uzatmaları oynamak istemiştik… Ertelen dersler ve sınavlar değil, erişkinliğin sorumluklarıydı laf aramızda… Başımıza gelecekleri iyi biliyorduk. İçinde olmak istemeyeceğimiz bir sistemin dişlileri arasında öğütülürken, çiğnenip tükürülecek birer lokma olmayı geciktirmeyi umuyorduk. Yenilgilerimizle yüzleşmekten kaçıyorduk. İşte “<strong>Günebakan</strong>” albümü tam da böyle bir zamanlamayla girmişti hayatımıza…</p>
<p>“Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman. / Artık dönemesek de geriye / Ardından koştuğumuz o bahardır.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/tVbLl6iJ1cM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Meral Özbek</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>Bu ikilinin üretimleri (ki o zaman evliler) uzun bir süre bizlere yol arkadaşlığı yapacaktı, korktuğumuz ve yutulmak istemediğimiz o iş dünyasında… Kendimiz olarak kalabilmek için onların arkadaşlıklarına sığınacaktık. Bir taraftan birey olma mücadelesi verirken, diğer taraftan da insan kalarak çalışabilmek için uğraşıyorduk. Sosyolojik anlamda beyaz yakalıların sessiz direnişiydi bir bakıma ve biz bu gücü yenilenen müziğimizde buluyorduk. Ardı ardına birçok müzik grupları ortaya çıkmaya başlamıştı. Sanki Yeni Türkü’nün öncü olmasını bekliyorlarmış gibi… Değişen şartlara ayak uydurmak zorunluluğunu biliyorduk fakat bu durumu yumuşak dokunuşlarla kabullenirken, bir taraftan da betonlaşmış patron zihniyetlerini kırmak ve dönüştürmek için de yeni yöntemler geliştirmenin yollarını arıyorduk. Bir çağ kapanıyordu, eski yaşam tarzı ve iş anlayışı değişiyordu, her türlü dayatmaya karşı sessiz ama köklü bir direnç geliştirmiştik aslında… Kapitalizm yenileniyordu… Ve bu değişimin tek tanıkları bizlerdik… Yeni Türkü’nün ardı ardına gelen albümleri bunun kanıtıydı bir anlamda…</p>
<p>Bahardan hiç vazgeçmeyecektik… İster ilkbahar olsun, ister sonbahar fark etmezdi… İlle de BAHAR inatla BAHAR!!!</p>
<h2>Yeni Türkü – Yaprak Dökümü</h2>
<p>“Mevsim dönüp de yeniden yeşermeye başlayınca rüzgâr / Çıplağında o atın yine onlar koşacaklar / O çocuklar, o yapraklar, o şarabi eşkıyalar. / Onlar da olmasalar, Benim gayri kimim var…”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/OHm8OZIyxL8?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Can Yücel</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
</ul>
<p>1987 yılında “<strong>Dünyanın Kapıları</strong>”; 1988’de “<strong>Yeşilmişik</strong>” albümleri yayınlandı… Bir coşku ve önüne geçilemeyen bir” <strong>Fırtına</strong>” esmeye başlamıştı adı “<em>YENİ TÜRKÜ</em>’ydü”… Üç yıl üst üste üç albüm çıkmıştı… Baskılara yenik düşmeyen genç kuşak “<strong>Yeni Türkü</strong>” ile adeta yeniden canlanmıştı…</p>
<p><em>Yeni Türkü</em>’nün 06.06.1990’da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu&#8217;ndaki konseri hınca hınç doluydu… Benim gibi birçok kişinin gittiği ilk konserdi… Saatler öncesinde gittik… Beton sıraların üzerine oturup heyecanla beklemeye başladık… Provayı seyircili yaptılar, önce provayı izledik sonra konseri… Canlı dinlemenin keyfi başkaydı elbette… Zaten o zamanların teknolojisiyle evlerimizde teyplerden ne kadar anlayabilirdik müziğin gerçek kalitesini…</p>
<h2>Yeni Türkü – Göç Yolları</h2>
<p>“En büyük silah umut etmek yadigâr kalsın bize/ Göç yolları göründü bize, görünür elbet/ Göç yolları bir gün gelir döner tersine, dönülür elbet./ Dağılsak da göç yollarında yarın bizim bütün dünya.”</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/m58efgtSg8s?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<ul>
<li>Söz: Murathan Mungan</li>
<li>Müzik: Derya Köroğlu</li>
<li>Gitar ve vokal: Derya Köroğlu</li>
<li>Klavye: Selim Atakan</li>
<li>Gitar; Klasik kemençe: Cengiz Onural</li>
<li>Bas ve vokal: Tuğrul Bayraktar</li>
</ul>
<p>Halis Bütünley: Batari’de tiyatroyu adeta inletiyorlardı. Elbette batılı anlamda görsel ve işitsel gösteriye dönüşen bir anlayış değildi…Şimdinin konserleriyle boy ölçüşmesi mümkün değil, ama biz izleyicilerin beklediği de zaten bu değildi…</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 2</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 11:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Mitarinin Gelini]]></category>
		<category><![CDATA[Murathan Mungan]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Atakan]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Peşrev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4284</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, Yeni Türkü’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer… Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum… Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşı şimdilerde elliye yakın olanların mutlaka bir anısı vardır, <strong>Yeni Türkü</strong>’nün o sıcacık şarkılarıyla büyümüşlerse eğer…</p>
<p>Benim o kadar çok ki hangisinden başlasam diğeri eksik kalacak biliyorum… O yüzden ilk tanışmamızdan başlamak istiyorum…</p>
<p>Yıl 1983, üniversite yılları… İlk senenin heyecanı ve tutkusuyla derslere giriyorduk henüz… Aşk kapıda gözükmüş ama içeriye girmeyi başaramamıştı daha… Dünya her zaman ki gibi güzeldi, ama o yıl sanki başkaca güzeldi… Çocuktuk ve çocukluktan hiç kurtulamayacağımızı iyi biliyorduk… Neşemize diyecek yoktu, olana bitene içimiz ne kadar kan ağlasa da… Umut hep fakirin ekmeğiydi, biz öğrencilerin ise katığıydı bir bardak demli çaya… Okulun kapısındaki jandarmalarla ahbap olmuştuk nasılsa… Derslere girerken aranan çantalarımızda buldukları Gırgır dergisini çıkışta bize vermek üzere, alıkoyarlardı… Okurlar mıydı bilmem, ama okumasalar da en azından göz gezdirdiklerini derginin kırışmış bir şekilde teslim edilmesinden anlardım, beraber gülerdik yapılan bu saçma uygulamalara…</p>
<p>Kantine indiğimiz bir gün, nasılsa oturacak masa bulmuşluğuma sevinirken sesi güzel bir arkadaşın söylediği şarkıya diktim kulaklarımı… İnce ince mırıldanıyordu… “Telli telli telli şu telli turna/ Sanma ki yaralı uçmaz bir daha / Takılmış kanadı göçmen buluta/ Anlatır eski beni şimdiki bana/ Sakın çıkma patika yollara/ O dağlara kırlara o karlı ovaya / Yenik düşüyor her şey zamana / Biz büyüdük ve kirlendi dünya…</p>
<p>Hayır! Büyümemiştim ve hiç büyümeyecektim… 18 yaş büyümek için yeterli değildi, büyümeyecek ve bu dünyanın kirlenmesine seyirci kalmayacaktım…</p>
<p>Murathan Mungan’ın şiiri olduğunu çok zaman geçince, ancak bir teyp ve kaset sahibi olabildikten sonra öğrenecektim…</p>
<p>Şairlerimizin şiirlerini <em>Yeni Türkü</em>’yle belleyecek ve şiir tutkuma bu şarkıları da ekleyecektim…</p>
<h2>Yeni Türkü Yeni Umutlar Demekti</h2>
<p><u>Yeni Türkü</u> yeni umutlar demekti ve uzun yıllar benimle birlikte hep peşimden yürüyecekti…</p>
<p>İlk Albümleri Buğdayın Türküsüne yetişememiştim ama Akdeniz Akdeniz’deki, <em>Selim Atakan</em> besteleri özellikle “<em>Yılmaz Peşrev</em>” ve “<em>Mitarinin Gelini</em>” enstürumantel tarzıyda beni büyülemişti…</p>
<p>Ne de olsa Moğallar ve Cahit Berkay ile çocukluğumuz geçmişti…</p>
<p>Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımızı, yapmak isteyip de yapamadıklarımızı kulaklarımıza fısıldıyor ve ardından çocukluğumuzun masumiyetinde tekrar elimizden tutup başımızı sıvazlıyordu… 1983- 1986 yılları arasında her bir şarkı, kırılan kalplerimizi sessizce onaran bir yara bandı gibi acil yardım hizmeti görmüştü… Bütün baskı ve zorluklara rağmen ayakta kalmamız için çıkarılmış bir kasetti adeta…</p>
<p>Tıpkı aynı zaman diliminde çıkan; Zülfü Livaneli’nin “ Ada” sı ve Metin Özülkü’nün</p>
<p>“ Şarkılarla A.Kadir” i gibi… Onların adlarını anıp anılarını daha sonra yad etmeli…</p>
<p>Yaralı yüreklerimizi “ İstersen hiç başlamasın” ile sarıp, “ Sorma bana” ile büyümeye direnirken yenilgilerimizle yüzleşmeyi öğrendik… “ Gurbete hiç kaçamadık” ama “ Maskeli Balo” ve</p>
<p>“ Çember” ile dışarda bizi nelerin beklediğini ezberlemiştik…</p>
<p>“Yılmaz Peşrev“ ile mezuniyete erişecektik…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/y4iBbYO5o9w?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Devam Edecek…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/">Yeni Türkü’nün Gölgesinde Soluklanan Gençliğim – 1</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yeni-turkunun-golgesinde-soluklanan-gencligim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4284</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 07:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Boş beşik]]></category>
		<category><![CDATA[Gediz Depremi]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Akgün]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2730</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9 Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 9</strong></p>
<p><em>Geceydi; koyu kapkaranlık bir gece… Zifiriydi gözlerimiz, seslerimiz, ellerimiz bile… Korku yenilmez böyle zamanlarda, hayatta kalmaktır öncelik ama! Nefesini tutup beklersin ölümün avucunda… Kanaryam kafestedir, ne yapsam ötmez. Candır o da nasılsa… Bekler biz gibi sığındığı köşesinde kâbusun geçmesini… Gördüğümüz eğer kâbussa… Çabuk uyanalım ne olur diye yumar gözlerini o da sımsıkı umutsuzca…</em></p>
<p>Geceydi. Çocuklar için geçti. Ama geçmedi o üç-beş dakika… Bitmek bilmedi bir türlü, sallandı sallandı, dinmedi uğultusu. Sarıldık mı birbirimize? Korku muydu titreten bizi soğuk mu bilemedik? Çocuktuk, nerden bilecektik? Sabahına pasta yiyecektik… Doğum günü pastası, sürpriz yapacaktık abime, ne çok eğlenecektik… 14 yaşı bitiyordu, 15’inden gün alıyordu… Elinde bir fenerle çıkış yolu arıyordu karanlıkta, düşüp yere takılıyordu…</p>
<p><em>“Telefon edelim anneme” dedim. Hatırlıyorum, sesim nasıl çıktı, başka ne dedim bilemiyorum.</em></p>
<p><em>Yan odaya geçtik, telefona uzandık, kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı… Az önce konuşmuştum ya… İyi geceler, iyi uykular, tatlı rüyalar dilemiştim ucunda… Neden çalışmıyordu peki şimdi? Duvarda neden sessiz duruyordu, eriştirmiyordu bize annemizi?</em></p>
<figure id="attachment_2733" aria-describedby="caption-attachment-2733" style="width: 217px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg" rel="attachment wp-att-2733"><img class=" td-modal-image wp-image-2733 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/Kurtuluşumuz-bir-ahize-uzağımızdaydı….jpg?resize=217%2C232" alt="Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…" width="217" height="232" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2733" class="wp-caption-text">Kurtuluşumuz bir ahize uzağımızdaydı…</figcaption></figure>
<p>Elektrikler kesik çalışmaz ki dedi teyzem…</p>
<p>Dışarı çıkalım dedi abim…</p>
<p>Sarhoşlar var çıkmayalım dedi teyzem…</p>
<p><strong><em>Bir şey demedim ben.</em></strong></p>
<p>Ne deseydim. Annem ‘iş’te babam şehirde, biz yalnızız evde işte… Dışarısı soğuk, evimiz soğuk, ellerimiz buz kesmiş, üşümüş yüreklerimiz… Karanlık… Soğuk… Kırık bir umut… Neden sonra buldu abim gaz lambasını, yakmak için kibrit ararken bir ses geldi ünleyen! Kapıyı açtık bir de baktık ki annem…</p>
<p>Telaşla sarıldık birbirimize, vuslat hiç bu kadar güzel olmamıştı. Ama çıkmak gerekti evden, bir battaniyeye sarıp beni, kucakladı annem.</p>
<p><em>Soğuktu, olabildiğince soğuk… Dişlerim birbirine vuruyordu. Karanlıkta yürüyorduk, nereye hiç bilmiyorduk. Sesler geliyordu, duymaya çalışıyorduk… El fenerleri bir yanıp bir sönüyordu. Işık vurunca görebiliyorduk yolu. “Hamam yıkılmış” dedi biri. “Meydana gidelim orası açıklık” dedi başka biri… Nereye bastığımızı bilmiyorduk, arada bir takılıp düşüyorduk… Sıkıca sarılmıştım boynuna… “Dua et kızım” dedi annem kulağıma, “dua et”. Dua etmeye başladım. Ezberlediğim iki sure vardı… Beşindeydim daha… Başladım onları okumaya… Kevser ile İhlas… </em></p>
<p>Kalabalıktı, bağıranlar, feryat edenler… Çığlık attı biri…” Eyvah yangın çıktı”…</p>
<p>”İtfaiye “  dedi başka biri… Çıkaralım dediler… Ama çoktan yıkılmıştı itfaiye, <strong>bir tek</strong> aracı vardı Gediz’in oda enkaz altındaydı…</p>
<p>Meydandaydık artık, kurtulanlar toplanmıştı. Sarsıntı sırasında devrilen sobalardan çıkmıştı yangın. Kerpiç ve yığma evlerden kim kurtulabildiyse oradaydı, ya geride kalanlar? Ya yangın?</p>
<p>“Bari yağmur yağsa” dedi biri. Yangını söndürmenin başkaca yolu yoktu anlaşılan.</p>
<p><em>Allah’ım ne olur yağmur yağdır, dedim içimden, dua ettim. Ne olur Allah’ım yağmur yağsın. Başka bütün cümleler bitmişti… Hep aynı şeyi tekrarladım… Allah’ım ne olur yağmur yağsın… Allah’ım ne olur… Allah’ım yağmur!</em></p>
<p>Yangın artan rüzgârın etkisiyle hızla ilerliyor, postaneye doğru geliyordu… “Kuranportörü kurtaralım” dedi annem… Birkaç kişi atıldı hemen, postaneye koştular… Dış dünya ile tek iletişimimizi kurtarmak için atıldılar. Kadınlar ve çocuklar bekliyordu. Yangının sıcaklığı yüzlerimize vuruyordu, elimiz kolumuz bağlı izliyorduk uzaktan… Alevlerin aydınlığında görebiliyorduk birbirimizi, olanı biteni ancak anlayabilmişti ahali… Herkes tanıdıklarını soruyordu, komşusunu, akrabasını… Eş dost kim varsa haber almaya çalışıyordu… Enkaz altında kimlerin kaldığı, bulunmaya çalışılıyordu…</p>
<p><em>Arkadaşlarımı düşündüm bende, aklıma gelenleri, kurtuldular mı acaba diye? Ama soramadım sesim çıkmıyordu. Kurduğum tek cümle vardı, <strong>“Allah’ım ne olur yağmur yağsın”.</strong> Yoksa bütün Gediz yanacaktı&#8230;<strong> “Allah’ım ne olur yağmur”…</strong></em></p>
<p>Kuranportör kurtarıldı, meydana taşındı. Yangın postaneye ulaştı. Ve yağmur yağmaya başladı… İnsanlar sevinç çığlıkları attılar… Saçak altına sığındı kalanlar… Postaneye ulaşan yangın kesti hızını, adeta durdu ve kaldığı yerde devam etti, için için…</p>
<p>Sabaha kadar beklemek gerekiyordu yardım için. Beklenecek bir yer yoktu. “Ortaokulun bahçesine gidelim” dediler… İlçenin dışındaydı epey… Bir grup kadın ve çocuk başladık yürümeye…</p>
<p>Geceleri uykuya varmadan önce mutlaka dinlediğim iki plak vardı… Her gece birini dinlediğim… Bu gece yatmadan evvel de bunu dinlemiştim…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/o0bNO23Ssnw?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği çamdan<br />
Yuvarlandı düştü damdan<br />
Bey babası gelir Şam&#8217;dan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey<br />
Bebeğin beşiği bakır<br />
Yerinden kalkmıyor ağır<br />
Ben sallarım tıkır tıkır<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey</p>
<figure id="attachment_2732" aria-describedby="caption-attachment-2732" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg" rel="attachment wp-att-2732"><img class=" td-modal-image wp-image-2732 size-medium" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik-300x200.jpg?resize=300%2C200" alt="Boş Beşik" width="300" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/bos-besik.jpg?w=440&amp;ssl=1 440w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2732" class="wp-caption-text">Boş Beşik</figcaption></figure>
<p><strong><em>Uykuma kaldığım yerden devam edebilir miyim artık? Beş yaşındayım? Uykum var? Çok uykum var…Uykum… çok …</em></strong></p>
<p>Muzaffer Akgün’ün o yanık sesi kulağımdaydı… Uşşak makamındaki türküsü, Mart ayının zemheri soğuğunda sıcak bir çorba gibi ısıtıyordu ruhumu…</p>
<p>Adalardan çıktım yayan<br />
Digel bu dertlere dayan</p>
<p>Bebeğim uykudan uyan<br />
Nenni nenni nenni nenni nen ni<br />
Nenni nenni nenni bebek ey…</p>
<p><strong><em>Kaç beşik boş kaldı bu gece? Kaç anne söyleyecek artık bu türküyü bundan böyle?</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/">Adalardan Çıktım Yayan (Boş Beşik)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/adalardan-ciktim-yayan-bos-besik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Göreceksin Kendini</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 03 Mar 2016 07:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç kapmaca]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Eros]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Narkissos]]></category>
		<category><![CDATA[Nergis]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2505</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7 Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 7</strong></p>
<p>Ağaçlara dokundunuz mu hiç? Elinizi kabuklarında gezdirdiniz mi bir kerecik olsun? O sert dokularına sürdünüz mü yüzünüzü? Anlamak için onların sessiz dostluğunu, dokunun yeter… Deneyin, önce kapatın gözlerinizi ve sarılın bir ağaca, sıkı sıkıya… Korkmayın sarılın, insanoğlu gibi vurmazlar sizi arkanızdan… Merak etmeyin hisseder bir ağaç sevildiğini ve sessizce teşekkür eder yapraklarının arasından, dinleyin… Sonra tanımaya çalışın onu, hangi ağaç olduğunu bulmaya çalışın… Kokusundan, dokusundan… Yapraklarından belki ona ulaşmaya, köklerinden inmeye çalışın toprağına… Pişman olmayacaksınız…</p>
<p>Okulumuzun küçük bir bahçesi vardı içinde ağaçları olan… Teneffüslerde soluğu doğruca bahçede alırdık, beton zeminden kurtarıp kendimizi, atardık ağaçların kucağına, toprağa… Zil çaldı mı yayından fırlayan oklar gibi adeta… Kapmak için ağaçları…</p>
<p>İlkokul üçüncü sınıftayım… Büyük- küçük bütün çocukların tek neşesi bu ağaçlar ve oyunumuz “ ağaç kapmaca”… Kızlı erkekli; kim tutarsa ilk, onundur ağaç sanki… Sona kalan ebe olur! Teneffüsün sonuna kadar kapamazsa bir ağaç, diğer teneffüs yine ebe; o olur…</p>
<p>Duvarın dibindeki ağaca göz dikerdim genellikle… Pek kimse istemezdi meşe palamudunu… En uzak o diye diğerlerine…</p>
<p><em>O gün yine kapayım derken, birde baktım <strong>O</strong> da kapmış benim palamudu… İkimiz aynı anda sardık gövdesini ağacın, ellerimiz değdi birbirine… Gözlerimiz gözlerimize… Su yeşili bu nasıl bir şey böyle! Sarı saçları uzuncaydı hafif… Beyaz teni parlak, gözlerimin içine bakarak </em></p>
<p><em>“Tamam ebe ben olayım” dedi ve gitti… Yüreğimi de alıp, sarıldığım ağaca sımsıkı beni bağlayıp…</em></p>
<p>Okulumuza ve sınıfımıza yeni gelmişti. Babası hava subayı olduğu için başka bir ilden tayin olmuşlardı… Annesi Türkçe öğretmeniydi… O yüzden mi nedir Türkçesi çok iyiydi, hikâyeleri hep ona okuturdu öğretmenimiz… Ses tonundaki yumuşaklıkla onu sonsuza kadar dinleyebileceğimi düşünürdüm… Kelimeler ağzından tek tek çıkar, virgül ve noktalarda nefeslenir ve tekrar okumaya başlardı…</p>
<p><em>Türkçe derslerini ne çok sevmiştim artık… Sadece Türkçe derslerini mi acaba?</em></p>
<p>Kızlar teneffüslerde kol kola gezerken bahçede, kendi aralarında fısıldaşıp konuşurlardı, ama değilsen gruplarından seni aralarına almazlardı…</p>
<p>Gruplarından değildim, bana göre değildi… Tek bir arkadaşım vardı o kadar. Annelerimizin birbirimize gitmesine izin verdiği… Eve dönüş yolunda ordan burdan konuştuğumuz, beraber ödev yaptığımız. Bir gün dayanamadık ve açıldık birbirimize… Böylece <strong><em>O</em></strong>nun nerde oturduğunu öğrendim, bir kız kardeşi olduğunu… Futbol oynamayı çok sevdiğini… Ve daha başka şeyleri… Çocuklukta aşk başkadır… Bir oyuncayı paylaşır gibi paylaşırsın sevdiğini, kıskanmak aklının ucuna gelmez, bilirsin senin olmadığını; bilirsin kimsenin olmadığını…</p>
<p><strong>Olabildiğince özgürdür AŞK çocuklukta, büyüdüğünde HİÇ olamayacağı kadar… </strong></p>
<p>Hayalinde senindir çünkü. Elini tutamaz, gidip dokunamaz, konuşamazsın bile ama… Adını söylersin içinden. Defterine kenar süsü yaparsın baş harflerinden… Kimse anlamasın diye rumuzlu… Boyarsın her harfini gökkuşağı renginde… Ağaçlar bilir bir tek sevdanı, sır saklayan  o ağaçlar… Bilgece gülümserler sana, otururken gölgesinde… Gözlerin gökyüzünde, hayallerinin izinde…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/xvvZxV2uGUg?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p style="text-align: center;">Çocukluk rüyanda</p>
<p style="text-align: center;">Elele okul yolunda</p>
<p style="text-align: center;">Aniden başlayan</p>
<p style="text-align: center;">İlk gönül macerasında</p>
<p style="text-align: center;">Aşkına inanmayıp</p>
<p style="text-align: center;">Akan gözyaşımda</p>
<p style="text-align: center;">&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Görecek göreceksin kendini</p>
<p style="text-align: center;">O kırılan aynada</p>
<p style="text-align: center;">Beni ve ölümsüz sevgimi</p>
<p style="text-align: center;">Mutluluk arayan</p>
<p style="text-align: center;">Her genç kızın hülyasında</p>
<p style="text-align: center;">Sevgiyi inkar eden</p>
<p style="text-align: center;">Bu bencil ve nankör dünyada</p>
<p style="text-align: center;">Köşesine büzülmüş</p>
<p style="text-align: center;">Hayattan korkanlarda</p>
<figure id="attachment_2507" aria-describedby="caption-attachment-2507" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg" rel="attachment wp-att-2507"><img class=" td-modal-image wp-image-2507 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=600%2C581" alt="Nilüfer &quot;Göreceksin Kendini&quot;" width="600" height="581" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/03/nilufer-goreceksin-kendini.jpg?resize=300%2C291&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2507" class="wp-caption-text">Nilüfer &#8220;Göreceksin Kendini&#8221;</figcaption></figure>
<p>Nilüfer ve Göreceksin Kendini…  O yıl çıkmıştı plağı ve evlerimizde halen misafir muamelesi gören siyah- beyaz televizyonlarımızda çokça çalınır olmuştu. Sözlerini ezberlemiştik. Hayatımızı uydurmuştuk bu sözlere… Küçüçük yüreklerimize kocaman sevdalar sığdırmıştık bu sayede…</p>
<p><strong>Nergis çiçeklerinin gölgesinde…</strong></p>
<p>Narkissos’un hikayesini okuduk bir gün Türkçe dersinde, <strong>O okumuştu, o yumuşak güzel sesiyle…</strong></p>
<p>“ <em>Efsaneye göre dünyanın en güzel, yakışıklı erkeği Narkissos, Karaburun’da yaşar. Bu güzel ve yakışıklı erkeğe civarda yaşayan tüm kızlar, hatta periler bile aşıktır.</em></p>
<p><em>Narkissos’tan yüz bulamayan perilerden biri Tanrı Zeus’a yalvararak Narkissos’un cezalandırılmasını ister. Tanrı perinin bu isteğini kabul eder ve</em></p>
<p>“<em><strong>Başkalarını sevmeyen kendisini sevsin</strong></em>”der.</p>
<p>Erkek güzeli Narkissos bir gün su içmek için göle eğildiğinde suda kendini görür ve kendi kendine aşık olur; kendine bakmaya doyamaz,  aşkına karşı koyamaz ve yine kendine bakarken bir gün düştüğü gölde boğulup ölür.</p>
<p>Narkissos’a aşık periler sevdikleri yakışıklı adamı sudan çıkarıp gömmeyi düşünürlerken, sudan hiç bilmedikleri, görmedikleri bir çiçek çıkmaya başlar. Periler rengiyle, kokusuyla çok beğendikleri çiçeğe Narkissos adını verirler. Nergis adı da buradan gelir.”</p>
<p><em>Bizim kıyıda köşede kalmış okulumuzun en yakışıklı erkeğine de, bu hikâyeden hareketle Narkissos adını verdi kızlar. İki  “S” den ilkine vurgu yaparak… Tatmak için aşkın tadını, nasibimiz ölçüsünde sahiplendik bizde bu ortak aşı… Eros’un kepçesinden artık ne düşerse kısmetimize… Farklı düşler, farklı hasletlerde…  FAKAT! Aynı aşkın ümitsiz hasretinde…</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/">Göreceksin Kendini</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/goreceksin-kendini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2505</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dağlar Dağlar – Barış Manço</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 08:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Aytmatov]]></category>
		<category><![CDATA[Dağlar Dağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Diren Kasımpatı]]></category>
		<category><![CDATA[klasik kemençe]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Prens]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Selvi Boylum Al Yazmalım]]></category>
		<category><![CDATA[uşşak makamı]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2214</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5 “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım. Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği Çocuk Gözüyle &#8211; 5</strong></p>
<p><em>“</em><em>Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!”  </em><strong>Cengiz Aytmatov- Selvi Boylum Al Yazmalım.</strong></p>
<p>Kasımpatıları vardı sonbahar renklerinde… Boğum boğum bağlanıp birbirlerine, demet demet özenle yerleştirilmiş Atatürk büstüne… Onlarcası, üst- üste, alt- alta, yan- yana dizilmiş&#8230; Hepsi bir arada, bütünle birleşmiş… Ezmeden biri diğerini, kırmadan, incitmeden, el ele, gönül gönüle aynı aşkta buluşmuş; Kasımpatıları…</p>
<p>Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli… Yapraklarındaki sır, çiçeklerindeki lâl, dilsiz. Cins cins, renk renk Kasımpatıları… Hüznü öğrenmenin bilgeliğiyle, acıyı da sevinci de kokularına sindirmiş… Kasımpatıları…</p>
<figure id="attachment_2217" aria-describedby="caption-attachment-2217" style="width: 492px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg" rel="attachment wp-att-2217"><img class=" td-modal-image wp-image-2217 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=492%2C492" alt="Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…" width="492" height="492" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?w=492&amp;ssl=1 492w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/Saygısı-duruşlarında-sevgisi-tohumlarında-gizli-Kasımpatıları….jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2217" class="wp-caption-text">Saygısı, duruşlarında; sevgisi, tohumlarında gizli Kasımpatıları…</figcaption></figure>
<p>Sonbahar geçit törenindeydi sanki saat dokuzu beş geçe… Yaprak yaprak, ağaç ağaç, insan insan akan… Dokusu kanla örülmüş, ilmekleri ölümle bezenmiş bayrak, yarıya indirilmişti… Siren sesleriyle yürek atışları <em>An</em> ’da durmuş, bütün nefesler tutulmuştu… Sevgi bu muydu? Saygı, hürmet… Vefa? Aşk bu muydu?</p>
<p>İlkokuldayım birinci sınıfta. Siyah önlüklerimiz ve beyaz yakalarımızla aynı sırada, aynı sınıftayız. Kimimizin ayakkabıları siyah rugan parlak, kimimizin ki siyah mes-lastik, kimimizin ki renkli naylon… Kimimiz okuma-yazma biliyor, aritmetiği eksik. Kimimizin harflerden haberi bile yok… Ben, yaşça onlardan küçük, hevesle okumayı – yazmayı öğrenmeye çalışıyorum.</p>
<p><em>Nefesim tutulmuş ağlıyorum… Bir dakika boyunca… Saygı duruşu bitiyor… İstiklal marşı okunuyor… Ardından tören başlıyor…</em></p>
<p><em>Saat dokuzu beş geçe</em></p>
<p><em>Atam dolma bahçede </em></p>
<p><em>Gözlerini kapadı</em></p>
<p><em>Bütün dünya ağladı.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Doktor doktor kalksana</em></p>
<p><em>Lambaları yaksana </em></p>
<p><em>Atam elden gidiyor </em></p>
<p><em>Çaresine baksana.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Uzun uzun</strong><em> kavaklar</em></p>
<p><em>Dökülüyor yapraklar</em></p>
<p><em>Ben Atama doymadım</em></p>
<p><em>Doysun kara topraklar.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Müze müzeye bakar</em></p>
<p><em>Müzede Atam yatar</em></p>
<p><em>Atamın çocukları</em></p>
<p><em>Atama çelenk taka</em></p>
<p>Nasıl okuduğumu hatırlayamadığım şiirim bittiğinde büyük bir alkış koptu. Öğretmenim bana sarıldı. Ağlıyordu. Ağlıyordum.</p>
<p><em>Sol yanımda bir sızı, boğazımda düğüm, gözlerimden süzülen sicim tanelerine engel olamıyorum. Konuşamıyor, söyleyeceklerimi o düğümden çıkartamadan yutuyorum. Elimde kasımpatıları kürsüden inerken, dönüp öğretmenime bakıyorum bir kez. Gülümsüyor. Çiçekler için teşekkür bile edemiyorum. Ama o anlıyor hislerimi, hüzünle sevincin birliğinden doğan halimi… </em></p>
<p>Elimde çiçeklerle geldim eve. Annem olanları anlata anlata bitiremedi. Ben rüyada gibi çiçekleri hiçbir yere koyamadan öylece bekledim bir süre.</p>
<p>Sonra bir vazo çıkartıldı vitrinden, içine su kondu, çiçekler alındı elimden, vazoya kondu…</p>
<p><em>İçim cızz etti… Ama! Diyecek oldum… “Suya koymazsak ölür “dediler… “ Ölmesinler” dedim… “Ölmesinler… Ne olur” !</em></p>
<p>İki gün sonra:</p>
<p>Akşam okuldan eve döndüğümde, kasımpatılarımın dalga dalga yayılmış baygın kokusundan farklı bir kokunun izini sürmek istiyor, açıkmış midem. Küçük köpek yavrusu gibi koklayarak havayı, koşup mutfağa girmek üzereyken ben, girilemez levhası gibi duran abimle kapının köşesinde karşılaşıyorum. Öylece şaşkın, bakakalıyorum…</p>
<p>Sofadaki demir döküm kömür sobasının tek başına bütün evi ısıttığı, 3 odalı evimizde, yabancı gibi; kalakalıyorum. Oysa hiç unutmuş değilim, benden uzun devasa bu sobaya ellerimi iki kere yapıştırmak suretiyle, <em>aşkın ateşiyle</em> ilk kez karşılaştığımı…</p>
<ul>
<li>Ev sahipleri akşam bize geliyor, dedi abim.</li>
<li>Ben mutfağa niye giremiyorum?</li>
</ul>
<p>Göz kırptı, bıyık altından güldü.</p>
<ul>
<li>Anlarsın bekle!</li>
</ul>
<p>Memur ailesinin iki çocuğundan biri olan ben, doğum günü kutlamasıyla henüz hiç tanışmamıştım. Altı yaşım bitiyordu. Pasta üflemenin ne demek olduğunu öğrenecektim, az sonra; ev yapımı pastayla…</p>
<p><strong>(Bir doğum günü kutlaması daha olacaktı sanki hatırlıyorum geçen yıl Mart ayında amma… Neyse onu sonra anlatmalı… Sırası değil şimdi burada…)</strong></p>
<p>Ev sahipleri geldiler. Yaşça benden çok büyük bir abla vardı; ev sahiplerimizin kızları, adını bile hatırlayamadığım şimdi. Uzun siyah saçlı, uzun yelekler giyip, uzun uzun kolyeler takan. Annemin bir keresinde adına“ Hippi” dediği… Hippi Abla…</p>
<p>Elinde bir hediye ile bana doğru eğilen bu kız, yanaklarımdan öptü önce. Sonra elindekini uzattı bana…</p>
<ul>
<li>Doğum günün kutlu olsun!</li>
</ul>
<p><em>Doğum günüm mü? Benim mi? Bana bir hediye mi? Nasıl yani? Bütün bunlar benim için mi? İlk kez kutlanacak doğum günümde aldığım, ilk hediyem mi? Ya ne peki?</em></p>
<ul>
<li>Açsana, bakalım beğenecek misin?</li>
</ul>
<figure id="attachment_2215" aria-describedby="caption-attachment-2215" style="width: 220px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg" rel="attachment wp-att-2215"><img class=" td-modal-image wp-image-2215 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=220%2C220" alt="Barış Manço" width="220" height="220" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?w=220&amp;ssl=1 220w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/baris-manco.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2215" class="wp-caption-text">Barış Manço</figcaption></figure>
<p>“Çok teşekkür ederim.” Demişimdir sanırım. Bilemiyorum. Öyle şaşkındım ki… Susmuş da olabilirim. Yüzüne bakıp kalmış, hediyeyi elinden bir süre alamamış da olabilirim. Hatırlamıyorum. Sanırım paketi açmayı beceremediğimden olsa gerek, birisi aldı ve açtı… Kimdi hiç bilmiyorum? İçinden…</p>
<p>Barış Manço Dağlar Dağlar çıktı…</p>
<p><strong>Hemen evimizdeki pikap’a kondu plak ve başladı bir sürgünün anıları… Kokusunda Kasımpatı, ölümün gölgesinde bundan gayrı<em>… </em></strong></p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/3vvt8hAhNuM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.<br />
Kuşlar ötmez güller soldu yüce dağlar duman oldu<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var<br />
Belli ki gittiğin yerden kara haber var.</p>
<p>Dağlar dağlar<br />
Kurban olam yol ver geçem<br />
sevdiğimi son bir olsun yakından görem.</p>
<p>Klasik kemençeyle <em>ilk </em>tanışma, Uşşak makamında taksim… İşte Aşk!<em> İşte ilk</em> vurgun… Henüz gitar girmemişken melodiye…  Dağlardan inen kayalar gibi,  uçuruma yuvarlanan o yâr gibi, o nasıl bir özlem, o nasıl bir hasret, o nasıl bir yangın diplere vuran… Sanki bütün yaşanacakları, sanki sonrasını hayatın bilir gibi; sanki ezelden ebede gelip de, usulca kulağa fısıldayan ilahi bir nefes gibi, <em>ilk</em> ezgi…</p>
<p>Gitar girebilir artık, gitarın girişiyle zahir açığa çıkabilir… Zuhur âlemindeki düş başlayabilir… Ölümüne savaşılacak yüce bir amaç bulunabilir… Bir anı değildir bu,  bir An’dır ve sonrası bir yaşamdır gayrı… <em>İlk</em> felsefesidir hayatın, <em>ilk </em>kalp kırıklığıdır, aşk ateşinin düştüğü <em>ilk</em> An’dır…</p>
<p>Barış Manço’nun eşsiz sesiyle bütünleşmiş hayali bir sevgili, hayali bir özlem, hayali bir aşktır… <em>Uzun</em> koskoca bir bedel ile ödenecek, peşinden sürgünden sürgüne yapayalnız gidilecek bir ömrün <em>ilk</em> durağı… <em>İlk</em> yarasıdır artık…</p>
<p>Yıllar, yıllar sonra; “ Küçük Prens” kitabının içinde kuruyup kalmış, sayfalara yapışmış bir kasımpatı bulunur… <em>İlk</em> çiçek… <em>İlk</em> yadigâr…<em> İlk</em> öğretmene duyulan sevgiden geriye kalan&#8230; Artık çoktan geçerliliğini yitirmiş vefa sözcüğüne örnek olan… Kokusu silinmiş bir kuru kasımpatı…</p>
<p>Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim<br />
Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin.</p>
<p><strong>Dememek için</strong><strong>… Diren Kasımpatı…</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/">Dağlar Dağlar – Barış Manço</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/daglar-daglar-baris-manco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2214</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
