<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Mevlana &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/mevlana/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 Mar 2019 10:30:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Veren El Ol, Alan El Değil !</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 23 Mar 2019 04:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=17317</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış, naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230; Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaşadığımız yüzyıla hiç de uymayan bir başlık değil mi? </p>



<p>Tüketmek veya yok etmek üzere yazılmış bilim kurgu sinemasının senaryosundaki aktör ve aktristleri olarak yaşaya geldiğimiz 2000&#8217;li yılların bu ilk çeyreğinde, sistemin bütün verilerine zıt bir komut aslında. Yüzyıllar öncesinin tozlu raflarında kalmış,  naftalinli, tedavülden kalkmış bir cümle gibi&#8230;</p>



<p>Arkadaşlığı sosyal medya hesaplarındaki takipçi sayısına bağlayan ve aldığı ‘like’ları alacak hesabına ekleyen bir zihniyetle yarışmak ne mümkün? Ne haddimize, elbette, kimseyi eleştirmek ya da töhmet altında bırakmak için yazılmıyor bu cümleler. Belki biraz sarsıcı bir etki ile insan olduğumuzu hatırlatmaya yarar diye, içimizdeki umut ateşine biraz daha odun atmak niyetiyle kaleme alındı o kadar. Gidişatttan duyulan endişeyle, kaybedilen değerlerin yerine yenileri gelmeden evvel, son nefesini veren ölümcül bir hasta gibi, bir çırpınış, bir veda sözü gibi görmeli bu cümleleri&#8230; </p>



<p>Neden mi? </p>



<p>İnsanın kendine yabancılaşması, bir tiyatro efekti değil de ondan. Bertolt Brecht yaşasaydı bu çağda, Epik Tiyatro&#8217;un hayatın her alanına girdiğini gözlemlemekten mutluluk duyar mıydı pek emin değilim doğrusu? Yalandan, riyadan kurulmuş sefilliğin adını sosyalleşmek zanneden,  her duyduklarına inanan, her gördüklerini hakikat sanan çağdaşlarımıza,  yaşadıkları anı canlı yayın yapan bir zamane kültürüyle (!) perişan olduklarını söylemek cesaretini yine o gösterirdi herhalde&#8230; O ince zekası ve naif duygulu ama bir tokat gibi yüze çarpan anlatımıyla&#8230;</p>



<p><strong>‘</strong>Almak kodlamasını’ DNA larına yazdırmış bir kitleye, vermenin erdem olduğunu anlatabilsek bile, almadan vermenin hazzını damaklarında hissetmemişken daha, enayi damgasıyla gezmek yakışır herhalde bizim gibilere… Enayi demişken, alın terinin, emeğin, çabanın ve özverinin kitaplarda kalmış birer edebi kelime olduğunu düşünenlerin sayısı gittikçe artmakta, özellikle de bu son yıllarda.</p>



<p> <em><strong>Üretmeden tüketmenin lezzetine doyum olmuyor belli ki&#8230; </strong></em></p>



<p>Karşılığını almadığı, maddi ya da manevi tatmini tatmadığı, meşhur olma egosunu avutamadığı hiçbir ilişkiye girmeyen bu kitle; övüldüğü ortamlara balıklama atladığı ve daldığı güruhla mangalda kül bırakmadığı için kendini mutluluk havuzunda zannediyor. &#8220;Truman Show&#8217;un&#8221; oyuncuları olduklarını bilmediklerinden, repliklerini ezberlemeye gerek de duymuyorlar. Mutlaka bir izleyici, bir takipçi vb. grubun gözlemine ihtiyaç duyuyorlar. Nasıl ki dördüncü duvar olmadan bir oyun sahnelenemezse- malum seyicisi olmayan oyun sadece bir metinden, testen ibarettir- onlar da kendilerini yakından izleyenlerle varlıklarını sürdürüyorlar. Aslında gerçeğin acısından kaçan bu insanların tek bir kusurları var; sadece cimriler&#8230;</p>



<p>Ceplerindeki akreplerle yaşayıp, sevgilerini, ilgilerini, bilgilerini, dahası kendilerini vermek adına, korkaklar. Kişiliklerini, kartvizitlerine sığdırdıklarından olsa gerek, &#8216;insan&#8217; kartvizitli kimselerden hiç hoşlanmıyorlar. Hatta onları küçümseyip, ezik ve zavallı buluyorlar. </p>



<p>Çünkü insan kartvizitlilerin seyircisi yoktur. DNA kodlarındaki &#8216;vermek&#8217; eylemi onları görünmez kılmıştır. Sevgileri göz bebeklerinde saklı olan bu kimselerin sesleri fısıltıyla çıkar, dokunuşları yumuşak, alınları çok açıktır. Sanki dünyanın bütün hazineleri kendilerininmiş gibi dağıtıp dururlar. Ama hiç boş durmazlar, dinlenmek, tatil yapmak bile yine üretmek için en uygun zamandır. Cömertliklerinin dile gelmesini istemezler, zaten hiç bir şeyin kendilerine ait olmadığını iyi bilirler. Çevrelerinde dolanan ve gönüllerini bağlayan insanlara karşı sorumluluk duyarlar, vermeye, daha çok vermeye devam ederler. Bilgilerini, azıklarını, sevgilerini en önemlisi zamanlarını ayırırlar. Muhabbetlerine doyum olmaz. Onların bulunduğu mekanlar huzur ve sukünet yuvalarıdır. Sürekli bir üretim vardır. Durmadan çalışırlar, durmadan çalışmak zevkiyle adeta cennet bahçesinde sefa tepesinde dolanırlar&#8230;</p>



<p>Cömertliğin suskun mütevaziliğinden çok uzakta , cimriliğin kimsesiz darplarında, tenha bir köşede harap kalmışlara son söz,</p>



<p><em><strong>Mevlana’nın yedi öğüdü:</strong></em></p>



<p style="text-align:left"><em><strong>Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,<br />Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,<br />Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,<br />Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,<br />Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,<br />Hoşgörülükte deniz gibi ol,<br />Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.</strong></em></p>



<p></p>



<p><br /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/">Veren El Ol, Alan El Değil !</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/veren-el-ol-alan-el-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17317</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 20 Feb 2017 18:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burak Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojik]]></category>
		<category><![CDATA[etnosentrizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Goethe]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Hayyam]]></category>
		<category><![CDATA[Seyehatname]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Vakanüvis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8195</guid>
				<description><![CDATA[<p> ‘3000 yıllık geçmişin hesabını yapmayan insan günübirlik yaşayan insandır’ GOETHE Bir konuya bilimsel yaklaşabilmek için öncelikle konunun ‘Nedir?’ sorusuna cevabını araştırmamız gerekir. Tarih nedir? Ulusların, toplumların yaşayışlarının doğurduğu sonuçları nedenler dizisiyle açıklamaya çalışan bilimdir. Yani bir neden-sonuç ilişkisidir. İnsan yaşamı sırasında hem neden-sonuç ilişkisini oluşturur hem de bu ilişkiyi inceler. İnsan ne kendi başına bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/">Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"> ‘3000 yıllık geçmişin hesabını yapmayan</p>
<p style="text-align: right;">insan günübirlik yaşayan insandır’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>GOETHE</strong></p>
<p>Bir konuya bilimsel yaklaşabilmek için öncelikle konunun ‘Nedir?’ sorusuna cevabını araştırmamız gerekir.</p>
<h2>Tarih nedir?</h2>
<p>Ulusların, toplumların yaşayışlarının doğurduğu sonuçları nedenler dizisiyle açıklamaya çalışan bilimdir. Yani bir neden-sonuç ilişkisidir. İnsan yaşamı sırasında hem neden-sonuç ilişkisini oluşturur hem de bu ilişkiyi inceler.</p>
<p>İnsan ne kendi başına bir şekil alır ne de çevresi tarafından tam bir biçime girer. Thomas Carlyle derki ‘Her insan bir tarihçidir.’ Evet insan tarihi yapandır. Oysa tarih yazmak tarih yapmak kadar önemli ve zordur.</p>
<h2>Peki nedir tarih yazımı?</h2>
<p>Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır. Bu yöntemlerden en güveniliri arkeoloji bilimidir. Çünkü arkeolojik kazılar bizim için 1. kaynaktır. Ama bu bağlamdaki yöntemlerin sadece birine bağlı kalıp tarihi inceleyemeyiz. Hatta bilim dediğimiz olguya yaklaşamayız bile.</p>
<p>Vakanüvislerin yazdığı tarih ise yaşanılan dönemin büyük ölçüde izlerini taşır. Burada önemli soru tarihte başrolü kim oynar? Tarihte başrolü tabi ki de insan oynar. Ama görünürdeki cevabın altında yatan sorunlar vardır. Vakanüvisler genellikle kralların ve devlet adamlarının kahramanlıklarını anlatırlar. Çünkü onların yaptıkları tarihin görünüşünü ve gidişini belirler, böyle durumlarda da başkalarına yalnızca dilsiz rolü kalır. Türk tarihinden örnek vermek gerekirse misal Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde gezip gördüğü yerlerin halkının özelliklerini, dilini, dinini, gündelik yaşamlarını kısaca toplumsal biçimini kendi üslubu ile anlatmıştır. Fakat gittiği yerlerin valisine ve dönemin padişahına karşı yazdıklarına objektifliği tartışma konusudur.</p>
<p><figure id="attachment_8197" aria-describedby="caption-attachment-8197" style="width: 848px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg"><img class="size-full wp-image-8197" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=640%2C427" alt="Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır." width="640" height="427" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?w=848&amp;ssl=1 848w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/tarih-yazimi-uzerine.jpeg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-8197" class="wp-caption-text">Tarih yazımının; arkeoloji bilimi, vakanüvislerin tuttuğu belgeler, yaşanan olayın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra yazılmaya başlanması gibi birçok yöntemi vardır.</figcaption></figure></p>
<p>Dünya tarihini ele alırken salt kendi değerlerimiz açısından yaklaşmamamız gerekir. Toplumlar kendi ülkelerinin tarihini incelemeye kalktıklarında ya da genel olarak dünya tarihini ele aldıklarında salt kendi değerlerinden hareketle yorumlarlarsa etnosentrizm denen büyük hatanın içine düşmüş olurlar. Tarihçi olabildiğince tarafsız olmalıdır. Kendi ülkelerindeki ideolojilerden kendisini soyutlayarak tarihi incelemelidir. Tarihe bilimsel yaklaşmanın gereği budur. Başka toplumları incelerken de o toplumun içinde bulunulan zihniyetinden, ideolojisinden sıyrılmak gerekir. Çünkü halklar farklı kültürlere sahiptir. Halkların bizden farklı kültürlerinin ne olduğunu anlayamazsak ortaya yine doğru bir tarih koyamayız.</p>
<p>Tarih olan sonuçların nedenler dizisini oluşturmaktır dedik. Tarihi yapan insan bu nedenler dizisini doğru ortaya koymazsa yahut koyamazsa kulaktan kulağa, araştırılmamış, incelenmemiş olaylar günümüzde tartışma konusu yaratır. Hatta tartışma konusundan ziyade bir sahiplenme yarışı başlatır. Mevlana’nın, Ömer Hayyam’ın Türk olabileceği iddiası gibi. Bu yüzdendir ki bir tarihçi yazacağı haber üzerinde düşünmeli, araştırmalı, incelemeli; gerekirse tarihçi olarak ad yapmış olanlara, geleneğe başkaldırmalıdır. Hiçbir zaman uydu olmamalı, kuruntulara kapılmamalıdır.</p>
<p>Tabi tarihteki tutarsızlıkların faturasını da tamamen tarihçilere kesmek doğru olmaz. Bizlerde bir tarihi olayı araştırırken olabildiğince kaynaktan yararlanarak objektif görüşler ortaya koymalıyız. Nitekim hepimiz birer tarihçiyiz.</p>
<p style="text-align: right;">                                      ‘Tarih yazmak, tarih yapmak</p>
<p style="text-align: right;"> kadar</p>
<p style="text-align: right;">önemlidir. Yazan yapana doğrulukla</p>
<p style="text-align: right;">  bağlı kalmazsa, değişmeyen gerçek</p>
<p style="text-align: right;">insanlığı şaşırtıcı bir nitelik kazanır.’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>MUSTAFA KEMAL ATATÜRK </strong></p>
<p style="text-align: right;">‘Tarihten öğrendiğimiz tek şey, insanların ondan hiçbir şey öğrenmediğidir.’</p>
<p style="text-align: right;"><strong>HEGEL</strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/">Dünya ve Uygarlık Tarihi Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunya-uygarlik-tarihi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8195</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Aug 2016 06:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Klip]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şarkıları]]></category>
		<category><![CDATA[aşk şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Rahmi Eyüpoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bertolt Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Brecht]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun Sabah - Hatıram Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4839</guid>
				<description><![CDATA[<p>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun! Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Coşkun Sabah’tan Hatıram Olsun!</h2>
<p>Aşk bu işte! Duyduğun tek bir şarkı ile dünyan bir anda harap olabiliyor… Hele bir de güne rüyayla başlamışsan… Sevdiğini görmüşsen uzun bir aradan sonra sabah uykusunda… Özlem dayanılmaz olmuşsa bunca aradan, bunca acıdan, uzaklıktan, kırgınlıktan sonra… Yerle yeksan olmuş yüreğin hala çarpıyorsa yalnız onun için, ne kadar ret etsen unuttum desen de, tek bir anda duyduğun tek bir şarkıyla geri geliverir unuttum dediğin ne varsa ne yoksa…</p>
<p>Vuslatı olmayan aşklar yakıcıdır. Kara sevdadır, dermanı yoktur… Yerine başka hiçbir şeyi koyamazsın dünyalık… Allah aşkından başka… Böyle der tasavvuf ilmi… Anlarsın Kays’ın neden adını bile yitirip Mecnun olduğunu… Çöllerin derdine deva olamayışını, onu bir çöl rüzgârına katıp oradan oraya sürükleyip duruşunu… Tarifi yoktur aşkın, ondan daha güçlü bir duygu var mıdır? Sanmam. Olmayan ne bilsin, ama aşkı hayatında bir kez olsun adam akıllı yaşamış bir kimse için, başkaca ne var diye sorsanız HİÇ diyecektir size… Sadece HİÇ!</p>
<p>Hiç olmak sevginin okyanusunda bir damla olmak demektir. Sevgi tek bir maddi varlığa yüklenen mana olamaz, olmamıştır da zaten doğası gereği… Maşuk aşığının derdiyle dertlenir, aşkının nefesiyle nefeslenir kanı canı aşk kokar… Öyle bir hal gelir oturur ki önünden ekmeğini alsanız ses çıkarmaz, sevdiğinin adını anan biri olsa yanında, sarılıp boynuna öpesi gelir…</p>
<p><strong>Mevlana</strong>’ya bir gün bir adam gelir ve Şems’den haber getirdim der… Mevlana üstünde başında ne varsa çıkarıp adama verir.</p>
<p>Derler ki adam doğru haber getirmedi size, yalan söylüyordu…</p>
<p>Mevlana, evet der biliyorum, zaten haber doğru olaydı canımı verirdim…</p>
<p>Doğu mistisizmi aşkı DNA’larına kodlanmış şifreleriyle yaşar… Bir tek sözcükle anlatamadığı için hissettiklerini, aşk der adına, sevgi der yetmez, sevda der, hatta o da yetmez kara sevda diye vurgulamaya çalışır anlaşılmak adına… Halk sanatının her alanına bir simge koyar… Türkülerine, folkloruna işler oya gibi sevdasını…</p>
<p>Batı kültüründe ise aşkın derin duygularına kendini kaptırıp koy vermeye pek sıcak bakılmaz… Yanmak, yakılmak, aşkından verem olmak, çöllere düşmek kabul gören bir durum değildir… Romeo ve Juliet tipi aşklara içten içe bir hayranlık duyulsa da, pek inandırıcı gelmez batı insanına… Ama böylesi aşkları yaşamak için de zemin arar bir anlamda…</p>
<p>Bertolt Brecht Sevgi Üstüne adlı yazısında şöyle der; “Sevenler tarihsel bir şeyler katarlar bu sevgiye, sanki bir gün tarihi yazılacakmış gibi. Onlar için kusursuzlukla tek bir kusur arasındaki fark korkunçtur. Oysa dünya bu farkı rahatça göz ardı edebilir. Sevgilerini olağandışı bir şey kılarlarsa, bunu yalnızca kendilerine borçlu olurlar; başaramazlarsa kendilerini sevdiklerinin kusurlarıyla pek de mazur gösteremezler, tıpkı halk önderlerinin kendilerini halkın kusurlarıyla mazur gösteremeyecekleri gibi&#8230;”</p>
<p>Epik tiyatronun kurucusu büyük usta bile sevgi adına yazmadan duramamıştır. Sevginin doğasına dokunmayıp yabancılaştırma efektini siyasi platforma taşımıştır… İki insan arasındaki ilişkiyi bir üretim haline dönüştürüp, sevginin bireyleşmesini fabrika dişlilerine katarak toplumsal bir olgu haline getirmeye çabalamıştır.</p>
<p>Son sözü bir başka ustaya bırakalım öyleyse;</p>
<p>“Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır<br />
Kitaplara göre insan<br />
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş<br />
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır<br />
Aptaldır, hastadır, kahramandır<br />
Bütün kitapları yakmalı<br />
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.<br />
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler<br />
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar<br />
Bir tek meyve veren dalı keserler<br />
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı<br />
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli<br />
Bir tek meyve veren dalı kesmeli<br />
İnsan dediğin derya misali<br />
Üstünde milyonlarca dalga<br />
İçinde kıyametler kopmalı<br />
İnsan dediğin derya misali</p>
<p>Uçsuz bucaksız olmalı. “</p>
<p><strong>Bedri Rahmi Eyüpoğlu</strong></p>
<p>Kim haklı karar vermeden önce bir de <strong>Coşkun Sabah</strong>’a kulak verin… Bakalım yüreğiniz hangisine eğilim gösterecek…</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/C4CDxKK1ucM?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/">Sevgi Üzerine Çeşitlemeler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sevgi-uzerine-cesitlemeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4839</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Feb 2016 16:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ekol]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevilik]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[tekke edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2438</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, yeraltı şehirlerinde, dehlizlerde, mağaralarda  varlığını sürdürdü. Ta ki Roma İmparatoru I. Theodosius 391 yılında Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul edene dek. Dile kolay, 400 yıla yakın bir süre, Hıristiyanlık gizlenerek, takiyye yaparak ve katliam tehlikelerden kaçarak bugünlere gelebildi. Bugün dünya turizminin gözbebeklerinden olan Ürgüp, Göreme, Kapadokya gibi merkezler, Roma zulmünden kaçanların yarattığı yerlerdi çoğunlukla. Herneyse…</p>
<p>Hıristiyanlığın bu misyonuna benzer bir misyon Doğu –ya da İslam coğrafyasında- da sıklıkla denendi, uygulandı. Yaygın sünnî ekole muhalif olan, kendi dünya görüşleri ve inançları çerçevesinde bir hayatı tasavvur eden ve bu ideayla yaşamak isteyen günümüzün ‘’illegal partileri’’ diyebileceğimiz tarikatler, damgalanmış mezhepler, kendi kabuklarına çekildiler bu dönemde. Bu çekilme, silik bir çekilme değildi. Yer yer İsmaililer (Hasan Sabbah örneğinde olduğu gibi üzere) gibi kök söktüren, kimi yerlerde Bektaşiler gibi ta Balkanlara kadar yayılan, Baba İshak, Kalender Şah gibi isyana kalkışan biçimlerinde kendini gösterdi. Anadolu’daki tarikatların ezici çoğunluğu saltanat kavgasına girmeden, obur devletlere yeri geldikçe tavrını göstermekle birlikte, temelde insanı eksene alan bir niyet güdüyordu. Kendilerine bir yol belirlemişlerdi. O yoldan kendi menzillerine gitmenin derdindeydiler. Zaten tarikat de ‘’yol’’ demekti.</p>
<p>Fakat bu temel hat, Mevlânâ ve Mevlevilik özelinde pek uygulanmadı. Mevlevilik hiçbir zaman derdi olanların, yoksulların, zulümden kaçanların sığındığı bir liman olmadı. Çünkü Mevlânâ en baştan beri Selçuklu’nun desturunu alarak girişti ilim-irfan sevdasına. Özet mahiyetinde kısa bir bilgi verecek olursak; Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in Harzemşahlar hükümdarıyla girdiği anlaşmazlık sonucu Anadolu’ya gelirler. Erzincan ve Karaman’a bir süre yaşarlar. Sonrasında Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın davetiyle Konya’ya yerleşirler. Kendilerine medreseler tahsis edilir. En üst mertebelerden ilgi-alaka görürler.</p>
<p>Esas itibariyle aristokrat bir aileden gelen Mevlânâ Selçuklu’nun bu davetinde bir abes görmez. Kurduğu Mevlevilik tarikatının kendisi de tarihi seyri içinde bugüne dek sönük de olsa gelmesini buna borçludur. Mevlevilik, önce Selçuklu’nun, ardından Osmanlı’nın himayesiyle kendine yer bulmuş, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından neredeyse tüm tekke, zaviye, dergâhlar yasaklanırken Mevlevilik’e pek dokunulmamıştır. Bu, Mevleviliğin bireyci yapısından ileri olsa gerek.</p>
<p>Yine de bir hususa dikkat çekmekte fayda var: Mevlânâ, yukarıda değindiğimiz ekollere, anlayışlara pek de yabancı biri değildir. O, babasından sonraki en büyük hocası olarak bilinen Melameti Şeyhi Seyyid Burhaneddin Muhakkak’tan dersler alır. Seyyid Burhaneddin ki ezoterik Batınî anlayışını benimsemiş, ihtimal ki Mevlânâ’yı da bu yönde eğitmiştir. Batınî fikriyatı, dünyanın temeline insanı alan, insanı yücelten bir fikriyattı. Her şeyin zahiri (açık) yanlarının dışında bir de batınî (gizli/içrek) yanlarının olduğunu düşünüyorlardı. Mühim olan batındı, zahir sadece kabuktu onların nazarında. Mevlânâ’nın  bunlardan da beslendiğini, fakat bunu temel şiar edinmek yerine, dönemin tüccar, esnaf, aristokrat kesimin rağbet ettiği bir ekole girişmesinin sebebini nerede aramak gerek?</p>
<p>Mevlânâ’dan sonra gelen ediplerin nazire niyetiyle söyledikleri ‘’Peygamber değil ama kitabı var’’ sözüne konu olan Mesnevi’ye bakalım biraz. Mesnevi, Mevlânâ’nın ne denli bireysel kaygılar güttüğünün, zamanının sorunlarına eğilmediğinin, davasının insan değil, aşk (ilahî aşk) olduğunun ispatı bir eser. Öyle ki Mevlânâ’ya isnat edilen ‘’Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok nice elbiseler gördüm içinde insan yok’’ sözünün de ona ait olmadığı bugün artık bazı çevreler tarafından tartışılıyor. Aynı yabancılık Mevlânâ’nın can dostu ,Şems’in Makâlât’ında da sezilir. İki eser birbirlerini tamamlarlar böylece. Bu iki dostun temel mevzusu edebî, dinî tartışmalardır. Halka çevirdikleri bir kulak yoktur. Schiller’in ‘’ Dünyanın çarkını döndüren aşk ve açlıktır.’’ Şeklinde hoş bir sözü vardır. Mevlânâ açlığa yabancıdır. O, aşkı arar. Kendinden önce gelen Yunus Emre’de olduğu gibi sistemleşmiş dine, Baba İshak gibi zulme karşı isyancılığa, kendinden sonra gelen Şeyh Bedreddin gibi yoksulları merkeze alan bir yaşam kurma kaygısı yoktur. Dünyanın ne hâli varsa görsün, dercesine aşkı konuşur. Ki o dönem Anadolu diken üstündedir bir yandan. Moğol saldırıları iyice artmıştır. Halk bu mezalimden düçar olmuştur. Fakat Mevlânâ genel olarak dert etmez bu kaygıları. Ama şunu der Mevlânâ Mesnevi’de ‘’Padişahların hırsı yüzbinlerce şehri viran etmiştir.’’ Bu yüzdem olsa gerek elini eteğini çekmiş bu davalardan, etliye sütlüye karışmamıştır. Bunun içindir ki ölümünden sonra Mevlevilik, iyice aristokrat kesimin müdavimi olduğu bir ‘’clup’’ olmuş, sema gösterileri de bu cluplerde içi boşaltılmış dans hâlini almıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2438</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 08:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Duran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hallac-ı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Şeb-i Arus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2268</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…” En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır Mevlana… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…”</em></p>
<p>En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır <strong>Mevlana</strong>… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur…</p>
<p>Son zamanlarında söylediği bir gazalinde:</p>
<p>‘’Öldüğüm gün, tabutumu omuzlar üzerinde gördüğün zaman, bende bu cihanın derdi var sanma… Bana ağlama, yazık yazık, vah vah deme. Şeytanın tuzağına düşersen vah vah’ın sırası o zamandır, yazık yazık o zaman denir… Cenazemi gördüğün zaman ayrılık ayrılık deme, benim buluşmam, görüşmem o zamandır. Beni mezara koydukları zaman elveda  elveda deme… Mezar cennet kapısının perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneş ile aya batmaktan ne ziyan gelir. Sana batma görünür ama, o aslında doğmaya hazırlıktır, yeniden doğmadır. Mezar ise hapishane gibi görünür ama, aslında can’ın hapisten kurtuluşudur. Yere hangi tohum atıldı da bitmedi. Neden insan tohumuna gelince bitmeyecek zannına düşüyorsun. Hangi kova kuyuya salındı da dolu olarak çıkmadı. Can Yusuf’u kuyuya düşünce niye ağlasın. Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç… Çünkü artık hayhuydan uzak, mekansızlık alemindesin‘’ diyordu.</p>
<p>Bu ‘’vuslat’’ zevki içinde Mevlana, ölüm gününü bir gam, bir üzüntü günü olarak değil, bir zevk ve neşe günü olarak kabul ediyordu.</p>
<p><strong>Şeb-i Arus, Mevlânâ</strong>’nın böyle gördüğü ve yaşadığı ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabirdir. Ayrılık değil bir kavuşmadır Şeb-i Arus… Özlem duyulan sevgiliye giden yoldur… Fedakârlıkla başlayıp, ölüm boyunca devam eden, öbür âleme kavuşmakla tamamlanan bir yoldur…</p>
<p>Ölüme başka bir bakış açısı getirmiştir Mevlana. Korkulacak bir şey olarak görmez aksine Kur’an-ı Kerim’de geçen “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” ayetindeki  ‘’döndürülme’’ müjdesi ile bekler ölümü…</p>
<p>Hak âşıklarının hayatı ölümdedir.  Mevlana  “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir bizim mezarımız. Burada ölüm olarak tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der. Bir başka hak aşığı Hallac-ı Mansur’da aynı farkındalıkla seslenir kendisini idam etmek üzere olanlara:  “Ey fedakar dostlar beni öldürün, çünkü benim hayatım ölümümdedir, Benim ölümüm yaşamaktır, hayatım ölmek’’…</p>
<p>Mevlana vasiyetinde: Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır demiştir. Sevgiliye vuslatının 740. Yılında Mevlana duyduğu aşk ve yaşadığı özlemle yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Aynı aşkın bizi hamlıktan kurtararak yakıp pişirmesi dileği ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2268</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ben Yaralı Ceylanım</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 07:34:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sözü Bulan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aşk oku]]></category>
		<category><![CDATA[avcı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram sabahı]]></category>
		<category><![CDATA[cümbüş]]></category>
		<category><![CDATA[klarnet]]></category>
		<category><![CDATA[maral]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[mavi balon]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[rast makamı rast]]></category>
		<category><![CDATA[yaralı ceylan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2082</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4 “Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” Mevlana C. Rumi Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikâyelerimizin Müziği, Çocuk Gözüyle &#8211; 4</strong></p>
<p><em>“Her aşık, aşk avcısından bir ok yemiştir&#8230; Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez&#8230;” </em></p>
<p><strong>Mevlana C. Rumi</strong></p>
<p><strong><em>Sevinç bir güvercindi. Kanatlanıp uçan, kimi zaman bir ağacın dalına, kimi zaman bir düşün avucuna konup, oracıkta yuva yapan… Yaz sıcağından bunalmış gönüllere doğru ılık ılık eserken, ürkek bir ceylan gibi sıçrayıp kaçan… Ah! Bir kez yayını çıkardı mı avcı, kıpırdanır artık sadağında sevgi okları, işte tam o an 12’den vuruverir bulduğu yalnız kalmış ceylanları… </em></strong></p>
<p><em>Evin içindeki koşturmacaya katılmamak, “ayakaltında” olmamak için beni hiç kimsenin aramayacağı bir köşe bulmalıyım kendime. Yeni dikilen elbisemle uslu uslu oturmalı, üstümü başımı kirletmemeliyim. Büyüklerin ellerini öpmeli onlar konuşurken “hiç lafa karışmamalı” yım. Bana verilen hediyelere teşekkür etmeli, “ niye zahmet ettiniz” demeliyim. </em></p>
<p><strong><em>Ben öndeki penceresiz küçük odaya gitmeliyim.</em></strong></p>
<ul>
<li>Börekler pişti değil mi?</li>
<li>Pişti ablacığım pişti…</li>
<li>Baklavayı çıkarayım mı?</li>
<li>Misafirler gelince çıkarırız, az beklesin, sen çayı ocağa koy şimdi…</li>
<li>Peki<strong>…</strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Sadece birileri geldiğinde açılan arka oda -adı üstünde misafir odası- çocuklara yasaktır… Koltukların örtüleri ancak bir misafir geldiğinde kaldırılır. Günler öncesinden oda temizlenir, vitrinden misafir tabakları, fincanları, çatal-bıçakları çıkartılır, gümüş tepsiye dizilir. Hele günlerden bayramsa, baklavalar-börekler açılır, küçük lokumlu mendiller hazırlanır…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bugün Günlerden Bayram… !</em></strong></p>
<ul>
<li>Gel bakalım buraya, bayramlaşalım. Öp elimi. Aferin işte böyle, al bu da bayram harçlığın.</li>
</ul>
<p><em>Avucumda pırıl pırıl parlayan bir 50 kuruş. Şimdi ne yapmalı, sevinçten uçmalı, hayaller kurmalı… Bu parayı acaba nasıl harcamalı? </em></p>
<ul>
<li>Hadi gene iyisin kaptın 50 kuruşu, al bu da benden olsun. Say bakalım kaç liran oldu.</li>
</ul>
<p><em>İyi de ben okula gitmiyorum ki daha, nasıl hesaplarım? 50 kuruş, 25 kuruş daha… Çözemedim ben bu soruyu…</em></p>
<p><figure id="attachment_2083" aria-describedby="caption-attachment-2083" style="width: 276px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg" rel="attachment wp-att-2083"><img class=" td-modal-image wp-image-2083 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon-276x300.jpg?resize=276%2C300" alt="Uzun mavi bir balon..." width="276" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?resize=276%2C300&amp;ssl=1 276w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/balon.jpg?w=368&amp;ssl=1 368w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2083" class="wp-caption-text">Uzun mavi bir balon&#8230;</figcaption></figure></p>
<ul>
<li>Bu da muavin abi den bir balon. Şehre inince almış; senin için. Az önce ekmek almaya gittim ya bakkala, yolda karşılaştık o verdi bana.</li>
<li>Balon mu? Muavin abi mi? Hadi ver hadi versene çabuk!</li>
<li>Dur dur, nasıl şişirileceğini bilmezsin ki sen, az bekle hele, işimi bitirince şişirip öyle vereyim sana.</li>
<li>Bari bir göster, rengini göreyim…</li>
<li>Bak işte <strong><em>MAVİ !</em></strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Uzun mavi bir balondu sevincin adı, daha önce böylesi hiç görülmemiş… Bu sadece sıradan bir balon değildi. O, oyun oynanabilecek bir oyun arkadaşı, dans edebilecek bir partner, konuşulabilecek bir insan, sır saklayabilecek bir dost, sarılıp uyunabilecek bir sevgiliydi artık…</em></strong></p>
<p><strong><em>Misafirler geldiler. Arka odaya alındılar. Bayramlaşıldı. Hal hatır soruldu. İkramlar yapıldı. Kahveler çaylar. Biri gitti biri geldi. Akşama kadar, ev giden gelenle doldu-taştı… Akşam olunca…</em></strong></p>
<ul>
<li>Asıl misafirler akşama geliyor… Cümbüş var cümbüş…</li>
<li>Klarnette var mı?</li>
<li>Olmaz mı?</li>
</ul>
<p><figure id="attachment_2084" aria-describedby="caption-attachment-2084" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg" rel="attachment wp-att-2084"><img class=" td-modal-image wp-image-2084 size-thumbnail" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet-150x150.jpg?resize=150%2C150" alt="Klarnet" width="150" height="150" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/klarnet.jpg?w=360&amp;ssl=1 360w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2084" class="wp-caption-text">Klarnet</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Bazı akşamlar adet olduğu üzere evlerde toplanılıp şarkılar söylenirdi. Cümbüş ve klarnet çalan iki erkek kardeş, aileleri ve yakın dostlarla… Böyle akşamlarda geç saate kadar eğlenilir, sohbet edilir, muhabbet uzadıkça uzar, bir türlü bitmek bilmezdi… Çocuklar, uykuları geldiğinde buldukları bir köşecikte, kafalarını koydukları gibi, öylece yerde sızıp kalırlardı. Sonra babaların ya da annelerin omuzlarında eve kadar uyumaya devam ederlerdi… Kulaklarında kalan nağmelerle… Ninni niyetine</em></strong><em>…</em></p>
<p><strong><em>Bu akşam sıra bizdeydi anlaşılan…</em></strong></p>
<p><strong><em>Gelenler yabancı olmadıkları için öndeki büyük odaya alındılar. Çocuklar ise, “ayakaltında” olmama odasına. </em></strong></p>
<p><figure id="attachment_2085" aria-describedby="caption-attachment-2085" style="width: 201px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg" rel="attachment wp-att-2085"><img class=" td-modal-image wp-image-2085 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs-201x300.jpg?resize=201%2C300" alt="Cümbüş" width="201" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?resize=201%2C300&amp;ssl=1 201w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/cümbüs.jpg?w=224&amp;ssl=1 224w" sizes="(max-width: 201px) 100vw, 201px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2085" class="wp-caption-text">Cümbüş</figcaption></figure></p>
<p><em>Yani bütün günümü” <strong>Uzun Mavi Balon</strong>” ile geçirdiğim penceresiz küçük odaya. Misafir çocukların hemen hepsi benden yaşça büyük oldukları için, onların oyunlarına katılmam mümkün değildi. Çevrelerinde dolanıp ne yaptıklarını anlamaya çalışırdım hep. Kâğıt kalemle çizilen oyunlar oynarlardı ve ben yazmayı, çizmeyi bilmediğim için, bir şey anlamaz, öylece bakar imrenirdim. Okula gidecek kadar büyümeyi hayal ederek…</em></p>
<p><em>Ama bu sefer durum farklıydı. Benim <strong>“Mavi</strong> “balonum vardı ve hiç de onların oyunlarına imrenmek zorunda değildim. Bütün gün yaptığım gibi dans edip, yan odadan gelen şarkıları dinleyebilirdim.</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan<br />
Kaşı gözü sürmeli karalı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong>Bu dağların merali garip ceylanım<br />
Senin gibi avcıya fedadır canım<br />
Yeter ki sen benim ol dökülsün kanım<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><iframe frameborder="0" width="640" height="483" src="https://www.dailymotion.com/embed/video/x171esy" allowfullscreen></iframe></p>
<p><strong><em>Rast makamının hareketli canlı, dosdoğru hayale daldıran şarkısı…</em></strong></p>
<p><em>Cümbüş ve klarnetin sesiyle büyülenmiş döne döne dans ediyordum. “<strong>Mavi</strong> “ balonuma sarılmış, başımı onun omzuna yaslamış kırlarda geziyordum. Çimenlerin üzerine sıçrayıp duran Ceylan’dım artık, mutluluktan uçan. Balonumu bana hediye edeni düşünüyordum bir taraftan. Yüreğim sıkışıyordu heyecandan. “<strong>Şehirden gelirken senin için almış</strong>” demişti abim. Ok yaydan fırlamış, benim minicik yüreğimi tam ortasından vurmuştu. Ben yaralı ceylandım artık, bir avcı tarafından vurulan…</em></p>
<p><strong>Ben yaralı ceylanım yaralı ceylan<br />
Beni bir avcı vurdu buralı ceylan</strong></p>
<p><strong><em>Saatler gece yarısını çoktan geçmişti… Müzik durmuş, kelimeler susmuş, çocuklar uyumuştu buldukları ilk yerlerde; mışıl mışıl… Anneler onları sırtladıkları gibi yola koyuldular…</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir tek “Uzun Mavi Balon”a sarılıp uyuyan çocuk kaldı olduğu yerde. Sabah olup uyandığında, sarılıp uyuduğu balonun patlamış olduğunu göreceğinden habersiz, öylece sessiz öylece masum…</em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/">Ben Yaralı Ceylanım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ben-yarali-ceylanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2082</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
