<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>kadın sorunu &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/kadin-sorunu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 21:13:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Türkiye’de Kadın Olmak, Kadına Değer Vermek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 23 Jan 2017 06:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın cinayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet mağduru kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6886</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son yıllarda “Kadın Olmak” ile ilgili çok fazla haberler çıktı. Özellikle, ülkemizdeki taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri bir hayli artışa geçti. Bu olaylarda da ne yazık ki suçlu görülenler, mağdur ve kurban olmalarına rağmen kadınlar oldu ve onların hayatlarında asla geçmeyecek yaralar bırakan asıl suçlular bir şekilde aklanmayı başardı. Peki neden bu ülkede kadın olmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/">Türkiye’de Kadın Olmak, Kadına Değer Vermek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda “Kadın Olmak” ile ilgili çok fazla haberler çıktı. Özellikle, ülkemizdeki taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri bir hayli artışa geçti. Bu olaylarda da ne yazık ki suçlu görülenler, mağdur ve kurban olmalarına rağmen kadınlar oldu ve onların hayatlarında asla geçmeyecek yaralar bırakan asıl suçlular bir şekilde aklanmayı başardı. Peki neden bu ülkede kadın olmak bu kadar zor? Neden mağdur olmalarına rağmen hep suçlu duruma düşenler gene kadınlar? Kadınlarımızın tarihteki yeri ne? Erkek çocuk yetiştirmede kadınların rolü ne kadar önemli? Şimdi bu soruların yanıtlarını arayalım…</p>
<p>Kadın olmak da, erkek olmak da aslında çocukluktan başlar. Dikkat ettiyseniz toplumumuzda genellikle, erkek çocuklarına daha fazla değer verilir. Ülkemizin gelişmemiş ya da az gelişmiş kesimlerinde, eğer bir kadın 5 tane erkek üst üste dünyaya getirdiyse, onu da yüceltmeyi ihmal etmezler. “5 tane aslan gibi erkek doğurdu. “Erkek adamın erkek oğlu olur” gibi kalıplaşmış eski kafa cümleleri hala duyarız pek çok bölgemizde. Bunun örneklerini, pek çok Türk filminde ya da dizilerde de görmek mümkündür. Eğ er bir ailenin hem erkek, hem de kız çocukları olmuşsa erkek yüceltilir, şımartılarak büyütülür. Her bir şeyi yapmasına izin verilir. Ama kız çocuğa aynı değer verilmez. Okumak ister ama aile müsaade etmez çünkü kızdır. Kapıdan dışarı adım atsa babasından ya da annesinden şiddet görür çoğu zaman. Bir erkekle arkadaşça bir sohbeti dahi olsa, aile bunu anlamaz namussuzlukla suçlar. Onlara göre bir erkek ve bir kız asla arkadaş olamaz. Kızın görevi belli bir yaşa geldikten sonra evlenmek ve kocasına kadınlık yapmak, soyunun da devam etmesi için erkek çocuk dünyaya getirmektir. Çünkü, o çocukların annesi de bu şekilde yetiştirilmiştir ve kız evlatlardan birisi düzeni bozmadıkça aynı şekilde gittiği yere kadar gider bu durum. Bu tür aileler tüm yatırımları erkek evlatları üzerine yaparlar. Onlara diledikleri her şeyi eyleme geçirme özgürlüğünü tanırlar. Bir gün evlendirdiklerinde karısı istediği gibi çıkmadı mı, ona hizmette kusur mu ediyor, boşa gitsin derler ya da o şekilde yetiştirildiği için karısını dövdüğüne şahit oluruz çoğu zaman. Daha sonraları, bu durum ileri boyutlara da ulaşabilir ve karısı istemediği halde onunla zorla cinsel temasa geçer. Kızın dünyasını başına yıkmıştır belki ama umru değildir, neticede kocasıdır her bir ş eye hakkı vardır ve büyük ihtimalle kızın ailesi de “O senin kocan” der. Üstelik bir de kocasına erkek evlat veremiyorsa vay o kadının haline. Ne komiktir ki, çocuğun cinsiyetini belirleyen kromozomlar erkekte olmasına rağmen gene kadın günah keçisi ilan edilir. Koca bu kez onun üstüne kuma getirmeyi kendinde hak görür. Erkeğin annesi de sanki oğ lu çok marifetli bir şey yapıyormuş gibi onunla övünür. Kendisinin üstüne de bir zamanlar kuma getirilmiş olma ihtimali yüksektir. Zaten kendisi böyle görüp yetiştirildiği için yanlış olduğu halde aynı muameleyi kendi evlatlarına da yapmıştır&#8230;</p>
<p>Çok nadir bir durumdur ancak, ülkemizin kültürel olarak gelişmemiş ya da az gelişmiş kırsal bölgelerinde, bu zincirleme giden düzeni bozmayı başaran, isyankar kız çocuklarına rastlamak az da olsa mümkündür. Evden okumak için kaçıp dediğini yapan ve iyi bir meslek sahibi olup, sonrasında çocuklarını erkek ya da kız olsun en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırlar bu kendini kurtarmayı baş aran kızlar. Çünkü, kendilerinin yaşadıkları zorlukları ve eşitsizliği onlara yaşatmak istemezler. Bu verdiğim örnekler genellikle ülkemizin az gelişmiş kesimlerinden oldu. Ancak gelişmiş kesimlerinde de, erkek çocuklarının daha çok yüceltildiği göz ardı edilmemelidir. Çünkü, kültürel anlamda gelişmiş, gelişmemiş ya da az gelişmiş bölgesi de olsa, erkeklere daha fazla değer verilip yüceltilmesinin nedeni bir yerde tarihseldir. Ataerkil bir toplum olarak yetişmemiz, erkeklerin kadınlar üzerinde fiziksel güçlerini eyleme geçirmesinin ve her şeye hakkı olduklarını düşünmelerinin en belirgin nedenidir. Şimdi konuyu birazda tarihsel ele alalım&#8230;</p>
<p>Tarihi geçmişimizi incelediğimizde, en belirgin dönem İslami dönem ve yayınlanan dizilerinde etkisiyle, Osmanlı dönemi olmaktadır. Türk toplumu İslamiyetin, daha doğrusu İslamiyetin yanlış lanse edilmesinin, etkisi altına girdikten sonra kadınların görevi, aynı yukarıda yazdığım örneklerdeki gibi, sadece evde oturup erkek çocuk doğurmak ve hizmetçilik yapmak olmuş tur. Osmanlı Devletiʼnde de padişahların haremleri ve birden fazla cariyeden çocuk sahibi olmuş ve erkek doğuran cariyelere de gözde olarak bakıldığını günümüzde bile görmekteyiz. Cariyelerin kendi ülkelerinden istekleri dışında zorla saraya getirildiği de bilinen bir gerçektir. Fakat Türk tarihinde kadının yeri ve görevi sadece erkek çocuk doğurmaktan ya da erkeğin zevk unsuru olarak kullanılmasından ibaret değildir. Bunu anlamak için daha da geçmişe gitmek gerekir.</p>
<p>Tarihe şöyle bir göz gezdirdiğimizde, İslamiyetten önceki Türk devletlerinde kadının temel nitelikleri annelik ve kahramanlık olarak lanse edilmekte ve kadın bilinenin aksine savaşabilme, at binme ve silah kullanma güçlerine de sahip olmuştur. Günümüzde bile çok eşlilik gibi ilkel bir kavram gündemdeyken, tarihte Türk ailesinin vazgeçilmez özelliği “Tek eşlilik” olmuştur. Kadınlara, şimdiye nazaran o dönemde nasıl değer verildiğini şu örneklerle açıklayabiliriz. İskitler de kadınlar da savaşçı olarak yetiştirilmiş ve erkeğin yanında savaşa gönderilmiş, Hunlar döneminden itibaren kadın-erkek ayrımcılığı ortadan kalkmış ve kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak belirtilmiştir. Selçuklular döneminde, Anadolu Selçuklu Sultanı 2.Kılıç Arslan, kızını Artuklu Hükümdarı Kara Aslanʼın oğlu Nureddin Muhammedʼe vermiş, sonrasında Muhammedʼin başka bir kadınla ilişkisi ortaya çıkmış ve kıza kötü davranmasıyla da, 2.Kılıç Arslan Muhammedʼin topraklarını istila edip çeyiz olarak verdiği kaleleri geri almıştır. Böyle bir olay şimdi az gelişmiş bölgelerimizde olduğunda, ne yazık ki çoğu babanın dediği şey “Erkektir elinin kiri sen artık onun helalisin sever de döver de ” tarzı kalıplaşmış cümleler oluyor ne yazık ki. Bunun nedeni de, tarihte İslamiyetin etkisine girmemizle beraber, kadınlara tanınan hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, İslamiyetin yanlış bir şekilde lanse edilmesi, insanların açıp okumaması, araştırma yapmaması, kendilerini geliştirmemesi, olarak açıklanabilir. Başka bir deyişle, buna inanmak istediklerine inanmak da diyebiliriz aslında. Günümüzde yaşanan tecavüz olaylarında kadınların açık giyindi diye suçlu görülmesi, suçluların ya da bu kafadaki erkeklerin elini kolunu sallayarak gezmesi, kadınları kendine zevk vermek zorunda bir meta olarak görmesi durumu da aynı nedenlere bağlıdır. Halbuki biz kadınlara ilk seçme ve seçilme hakkının verildiği bir ülkeyiz ,ama toplumumuz o eski gelişmemiş kalıplara öyle bir yapışmış ki kadınlarımız hala mağdur olmaktan kurtulamıyor ve gündemdeki, tecavüz ve kadın cinayeti haberleri de azalmak bir yana, her geçen gün artışa geçiyor..Bu tür olayların büyümesinin nedenleri arasında bir de medya ve televizyon dizilerinin etkisinden söz edebiliriz…</p>
<p>Televizyon dizilerine baktığımızda, kadın dayanışması ya da eğ itici nitelik taşıyan diziler çoğunlukla bir şekilde yayından kaldırılıyor. Ancak, iki eşli aşiret ağalarının olduğu, tecavüz ve taciz olaylarının belirgin olduğu diziler nasıl oluyorsa, yayında kalmayı başarıyor. Bu tür dizilerde de hep “erkek elinin kiri” kalıbı belirgin oluyor. Tecavüzlerin işlendiği dizilerde çoğunlukla mağdur ona bu vahşeti yaşatan erkekle evlendirilerek cezalandırılıyor. Çünkü ailenin namusunun bu şekilde temizlenmesi gerektiği mesajı veriliyor. Tecavüzcünün cezalandırıldığı yapımlar da olmuyor değil ama sayıları azi. Ülkemizin değişmez gerçeklerinden biri kadın tecavüzü ve cinayeti ne yazık ki. Bu olayların azalması için televizyonlarda iki kadınlı aşiret ağalarının ya da tecavüz olaylarının iğrenç bir şekilde işlendiği yapımlar yerine, daha halkı eğitici, kadınlarımızı ezdirmeyen ve haklarına ışık tutan yapımlar süreklilik gösterse toplumumuza ışık tutacaktır. Çünkü, tecavüz olaylarının ve kadınların bu olaylarda ezilmekte olduğu yapımlar yayınlandığı sürece topluma kötü örnek olmaktan başka hiçbir işlev taşımaz. Şimdi tecavüz, taciz ve kadın şiddeti olaylarına biraz da, çocukluk ve ergenlik döneminden bakarak ve erkek çocuk yetiştirmede aileye düşen, özellikle de annenin görevinden bahsedelim&#8230;</p>
<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde de kızların işi her zaman erkeklerden daha zor olmuştur. Çünkü, kızlar erkeklere nazaran, daha utangaç gözükürler. Ama erkekler daha ergenlik döneminde her bir şeyi açıkça herkesin içinde konuşmaktan çekinmezler. Kendilerini keşfetmeye başlarlar. Kızların bacaklarını ellemeye, eteklerini açmaya çalışıp, bunu yaparken de gayet eğlenirler. Kendilerinde hak görürler. Kızların ne kadar üzüldüğü, kendilerini nasıl hissettiği umurlarında bile olmaz, onlar eğleniyorlardır ya gerisinin bir önemi yoktur. Burada kız mağdur olmasına rağmen kimse erkeklere bir şey demez, kendi hemcinsleri de dahil herkes kızı o duruma düştüğü için suçlar kimi zaman. O derece komik bir hale gelmişizdir. Kızlar ergenliğe ilk girişlerini bile söylemeye utanırlar, çantalarında taşıdıkları pedleri en gizli yerlere koymaya çalışırlar. Aslında utanacak hiçbir şeyleri yoktur. Aksine kendileriyle gurur duymaları gerekir, çünkü çocukluktan genç kızlığa geçiş yapmışlardır. Ama utanmayı tercih ederler, erkeklerin her bir şeyi kendilerinde hak görmesi yüzünden. Bundan başka, o yaşlarda erkekler gibi kızlarda kendilerini keşfetmeye bir şeyleri merak etmeye başlarlar. Sadece, bu konuları erkekler gibi açıkça konuşamazlar. Çünkü, konuştukları zaman alay konusu olacaklarını bilirler. Hele bir de uygunsuz bir şekilde yakalandılar mı, her şey onlar için bitmiştir o zaman. Erkekler, kızlarda dahildir buna, aklınıza gelebilecek her türlü yaftayı yapıştırırlar o kız çocuğuna ve yalnız bırakırlar. Ama erkekler yakalansa onlara gene bir şey olmaz çünkü erkeklerdir, her bir şeye hakları vardır. Erkeklerin daha baskın oldu ğu o eski kalıba öyle bir yapışmışızdır ki bu durum kendini daha o yaşlarda göstermiştir.Aslında es geçilen bir detay vardır. Erkeklerin kendini keşfetme hakkı olduğu gibi kızlarında vardır ve kızların daha zor durumlara düşmesinin nedeni, erkeklerin kendilerinin çekinmeden konuştukları ve eyleme geçirdikleri şeyleri, kızların da yapıyor olmasını kıskanmalarından ve hazmedememelerinden kaynaklanır bir yerde. İşte bu noktaya geldiğimizde erkek anne babalarına özellikle de annelerine çok fazla görev düşüyor.</p>
<p>Anneler erkek çocuk yetiştirirken, karşı cinse değer verilmesi gerektiğini anlatacak ana kişidir. Çünkü erkeği dünyaya getirme yetisine sahip olan cins de bir kadındır ve bunu daha iyi anlatabilecek biri yoktur. Annelerin, erkek çocuklarına kadını ezmeye hakkı ve onun kendinin zevk ve eğlence unsuru olmadığını, erkeklerin olduğu gibi kadınların da kendini keşfetme hakkına sahip olduğu, kadınların erkeklerin kölesi olarak yaratılmadığı, aksine, anne olma yetisine sahip oldukları için bu dünyada kutsal kabul edildikleri, erkeklerin kadınlardan hiçbir şekilde üstün olmadıklarını uygun biçimlerde yetiştirme aşamasında çocuklara aşılaması gerekir. Bu aşılama daha o yaşlarda yapıldığında ülkemizdeki taciz, tecavüz, kadına şiddet ve kadın cinayetleri haberleri de biraz olsun azalmaya başlayacaktır&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/">Türkiye’de Kadın Olmak, Kadına Değer Vermek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-kadina-deger-vermek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6886</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Kadın Olmak ya da Olamamak</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 23 Sep 2016 13:36:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aynaimerdiyye Çevik]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın cinayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet mağduru kadınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5207</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kadın cinayeti artıyor adalet eksiliyor. Türkiye&#8217;de en çok kadın cinayeti işleniyor. Araştırmalar bunu gösteriyor; ama aslında araştırmaya gerek yok, her şey gözümüzün önünde. Belki birimizin annesi, belki komşusu ya da bizzat kendimiz o kadınlardan biriyiz. Ne yazık ki her gün haberlerde duyuyor ve görüyoruz. Kadına değer vermeyen kendinden aşağı, hissiz, cansız bir eşya gibi gören [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/">Türkiye&#8217;de Kadın Olmak ya da Olamamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Kadın cinayeti artıyor adalet eksiliyor.</h2>
<p>Türkiye&#8217;de en çok <strong>kadın cinayeti</strong> işleniyor. Araştırmalar bunu gösteriyor; ama aslında araştırmaya gerek yok, her şey gözümüzün önünde. Belki birimizin annesi, belki komşusu ya da bizzat kendimiz o kadınlardan biriyiz. Ne yazık ki her gün haberlerde duyuyor ve görüyoruz. Kadına değer vermeyen kendinden aşağı, hissiz, cansız bir eşya gibi gören ve karşısındaki kadını köleye çevirerek dayatmalarını kabul ettirmeye çalışan bunu başaramayınca da şiddete başvuran ve hatta öldüren zihniyetlerle dolu bir ülke. Mesela yediden yetmişe zengininden fakirine kadar şaşırtıcı biçimde teknolojiyi takip eden uyum sağlayabilen sosyal mecraları kullanmakta dünya sıralamasının başında gelen bir toplum fakat interneti de daha çok kadına ulaşma aracı olarak gören erkekler var. Neden zihniyetini değiştirmeye karşı olan aynı zamanda cinayet sıralamasında zirvede sizce de manidar değil mi? Belki de işimize gelene ileri görüşlü işimize gelmeyene de bağnaz oluyoruz. Peki neden bu canavarlık, canilik neden bitmek bilmeyen kadın cinayetleri, tecavüzler? Toplum olarak eksikliklerimiz nerede?</p>
<figure id="attachment_5208" aria-describedby="caption-attachment-5208" style="width: 538px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5208 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?resize=538%2C240" alt="Peki neden bu canavarlık, canilik neden bitmek bilmeyen kadın cinayetleri, tecavüzler? Toplum olarak eksikliklerimiz nerede?" width="538" height="240" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?w=538&amp;ssl=1 538w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?resize=300%2C134&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/kadın-olmak.jpg?resize=536%2C240&amp;ssl=1 536w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5208" class="wp-caption-text">Peki neden bu canavarlık, canilik neden bitmek bilmeyen kadın cinayetleri, tecavüzler? Toplum olarak eksikliklerimiz nerede?</figcaption></figure>
<p>Şimdi geçmişten günümüze dönüp bakalım bu cinayetleri doğuran sebeplere. Cinayet işleyen erkeklerin bahanelerine göre evlenme tekliflerinin reddedilmesi, aldatıldığının düşünülmesi, karşı tarafın <a href="https://idilsuaydin.av.tr/aile-hukuku-bosanma-davalari">boşanmak</a> istemesi, barışma teklifinin reddedilmesi ya da flört teklifinin reddedilmesi gibi bahanelerle cinayet işlemekteler. Peki, bu ego benim istediğim olmalı, olacak &#8220;ya benim olacaksın ya da kara toprağın&#8221; gibi reddedilmeyi hazmedememe psikolojisi neden bu erkeklerde var? cevabını biz kadınlar biliyoruz aslında. Çünkü ataerkil bir toplum yapısında başka bir şey yetişmez. Türk toplumunda kız çocukları okula gönderilmedi neticesinde kadınlarımız cahil bırakıldı. Halbuki bir toplumun geleceğini kadınlar belirler. Çünkü çocuğu yetiştiren anneydi. Fakat erkek şiddeti her zaman ki gibi kadına engel oldu. Kadınlarımız eğitimsiz kaldılar bilinçsizce çocuk yetiştirdiler erkek çocukları aile içinde hep ayrıştırıldı &#8220;erkektir yapar&#8221; denildikçe evet erkekler yaptı üç yaşında ilk oyuncağı silah olan erkek çocuğuna ergenlikte de &#8220;sen erkeksin farklısın erkeğin elinin kiridir&#8221; psikolojisi aşılandı. Erkek çocuklarının her istedikleri yapıldı erkek kız evlat ayrımı oldu, erkek çocukları egoist yetiştirildi. Ve sonunda reddedilmeyi hazmedemeyen istediğini elde edemeyince canavara dönüşen erkekler toplumda türedi. Böyle yetişen erkeklerde çareyi şiddette, silahta buldular.</p>
<figure id="attachment_5210" aria-describedby="caption-attachment-5210" style="width: 450px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5210 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?resize=450%2C450" alt="Peki, Türkiye'de kadın cinayetlerine adil yargı var mı?" width="450" height="450" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?w=450&amp;ssl=1 450w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/turkiyrde-kadın-cinayetleri.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5210" class="wp-caption-text">Peki, Türkiye&#8217;de kadın cinayetlerine adil yargı var mı?</figcaption></figure>
<p>Peki, Türkiye&#8217;de kadın cinayetlerine adil yargı var mı? On altı yerinden bıçaklanan TRT Sanatçısı Hatice Kaçmaz&#8217;ı evlilik teklifi reddedildiği için öldüren zanlıya &#8220;aşırı sevgi&#8221; indirimi verildi ve bu indirimi veren de erkekti. Erkekleri kollayan bir yargı sistemi varken adil bir yargılama söz konusu değil. Erkeklerin lehine gelişen davalar oldu. Bu davaların on üçünde iyi hal indirimi yapıldı. Türkiye&#8217;de bir çok örneği bulunan kadın cinayetleri davalarında &#8220;Haksız tahrik&#8221; ve &#8220;İyi hal&#8221; indirimleri uygulanıyor. Hangi ceza o canları geri getirecek de bir de indirim adı altında kurtuluyor bu katiller?</p>
<p>Türkiye&#8217;nin kanayan yaralarından diğerine geçelim bu ülkede hava kararınca dışarıda rahat yürüyemeyen tek canlı kadındır yürütmeyense erkektir. Türkiye&#8217;de cinsel açlık sapıklık boyutundadır. Bir kadın olarak gece belli bir saatten sonra dışarıdaysan başına gelecekler şöyle; sen kaldırımda yürürsün ama o kaldırımları parselleyen önünde oturan erkekler genç yaşlı yaş grubu farketmeksizin sen gidene kadar gözleriyle ve sözleriyle taciz ederler. Yoldan karşıya geçeceksindir, beklersin her geçen araba kornalarıyla taciz eder, gideceğin yere sağ salim gittiğine bazen şaşırırsın ama dikkat et tenha yollardan potansiyel tecavüzcüler ve katiller çıkabilir, tehlike hep var. Tecavüze uğrarsın bir de adaletsiz adalet görürsün bu ülkede, mesela on üç yaşındaki kız çocuğu N.Ç&#8217;ye yapılan gibi yirmi altı kişinin tecavüzüne uğradığı halde Yargıtay&#8217;ın  &#8220;rızası vardı &#8221; indirimi gibi ya da eski yüzbaşı Bülent Aydın&#8217;ın tecavüzü gerçekleştiremeden yakalanması neticesinde cezasının indirilmesi&#8230; Bu ve bunun gibi örnekler o kadar çok ki bu ülkede adaletin kadınlara işlemediği bir yargı sistemi var. Gelişmek, ne yazık ki sadece yol, köprü yaparak olmaz zihniyetleri değiştirerek eğiterek olur. Adalet sağlanmadıkça caydırıcı cezalar getirilmedikçe susmamalıyız biz kadınlar. Özgecanlar Münevverler unutulmayacak&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/">Türkiye&#8217;de Kadın Olmak ya da Olamamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/turkiyede-kadin-olmak-ya-da-olamamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5207</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tabi Ya Kanatların Var Ruhunda</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 13 Jul 2016 08:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özgenur Öge]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4419</guid>
				<description><![CDATA[<p>Doğru yere ait değildim. Ait olamama hissinden haberiniz var mı? İllet bir his. Kemiriyor insanı. Ne bir dakika yaşatıyor insana, ne nefes aldırıyor. Kendini hatırlatıyor sürekli. Beyninde çalan çanlar hep aynısını söylüyor: &#8220;Buraya ait değil ruhun.&#8221;. Evet evet tam da bu, ruhun hiç oralı olmaması. Buralı değilse nereli? Nereye aitim? Bu konuda bildiğim tek bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/">Tabi Ya Kanatların Var Ruhunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Doğru yere ait değildim. Ait olamama hissinden haberiniz var mı? İllet bir his. Kemiriyor insanı. Ne bir dakika yaşatıyor insana, ne nefes aldırıyor. Kendini hatırlatıyor sürekli. Beyninde çalan çanlar hep aynısını söylüyor: &#8220;Buraya ait değil ruhun.&#8221;. Evet evet tam da bu, ruhun hiç oralı olmaması. Buralı değilse nereli? Nereye aitim? Bu konuda bildiğim tek bir şey var, onların benim için tasarladığı hayata ait olmadığım.</p>
<p>10 Türk kızından sanırım -sorgulama yeteneğine sahip, düşünme yetisi gelişmiş, gelecek kaygısı yaşayan- 5&#8217;i ait olamama illetiyle cebelleşiyordur. Bunları sallıyorum elbette. Neyse gelelim konuya, ergenliğe girdiğin an kader ağlarını örmeye başlar Türk kızı için. Belli kalıplar var elbette, belli bir yol ve belli bir sonuç. &#8220;Kanatlarım var ruhumda.&#8221; diye düşe kalka uçarken sen, biri tutar kanadını kırıverir. İşte o zaman anlarsın. Kanatlarını kıran kişi zeka olsun, kültür olsun, yetenek olsun, insanlıktan nasibini alma olsun her konuda senden yetersiz bir insan gelir sırf erkek egemen toplumun bir parçası olduğu için reis benim der. Bizim de birinin himayesinde olmaya çok ihtiyacımız vardı, hoşgeldin. Tam bu noktada baslar git-geller. Düşe kalka hayallerinin peşinden koşarak geçirdiğin mutlu bir hayat mı? Onların çizdiği yolda onların istediği gibi yaşayıp mutlu edip mutsuz olmak mı?</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/">Tabi Ya Kanatların Var Ruhunda</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/tabi-ya-kanatlarin-var-ruhunda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4419</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Dec 2015 15:33:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[adem-i merkeziyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edib]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip Adıvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1081</guid>
				<description><![CDATA[<p>II. Meşrutiyet’in ilanından sonra basına uygulanan sansürün sona ermesi, istibdat yasaklarıyla bastırılmaya çalışılan fikir tartışmalarını alevlendirir. Bu dönemde Türk düşünce dünyası, gazete ve dergi sayfalarında yapılan fikir tartışmalarıyla şekillenir ve bu tartışmalar etrafında ortaya konulan görüşler, yine basın aracılığıyla kitleselleşme fırsatı yakalar. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında Türk basını, yeni değerleri olduğu kadar eski değerleri savunanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/">Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>II. Meşrutiyet’in ilanından sonra basına uygulanan sansürün sona ermesi, istibdat yasaklarıyla bastırılmaya çalışılan fikir tartışmalarını alevlendirir. Bu dönemde Türk düşünce dünyası, gazete ve dergi sayfalarında yapılan fikir tartışmalarıyla şekillenir ve bu tartışmalar etrafında ortaya konulan görüşler, yine basın aracılığıyla kitleselleşme fırsatı yakalar. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında Türk basını, yeni değerleri olduğu kadar eski değerleri savunanlar arasında da çeşitli tartışmalara tanıklık eder. 1908-1912 yılları arasındaki dönem bu yönüyle, Türk basınında oldukça sert birtakım kutuplaşmaların yaşandığı bir dönem olarak işaretlenebilir. Balkan Savaşları’yla birlikte basındaki bu kutuplaşmanın Batı karşıtı bir cephenin oluşmasıyla bir parça eridiği de söylenebilir. Savaş döneminde gerek yeni değerlerin, gerekse de eski değerlerin savunucuları, Batı emperyalizmine karşı ortak bir tavır sergilemeyi de başarmışlardır.</p>
<p>Böyle bir dönemde edebiyat ve fikir dünyasına adım atan Halide Edip’in (1882-1964) hemen tüm hayatı boyunca üzerinde durduğu esas sorunlardan biri şüphesiz ki, kadınların toplumsal bir özne haline gelmeleri sorunu ya da kısaca, “kadın sorunu”dur. Türk toplumunda kadınlara yönelik “ikinci sınıf insan anlayışı”nın ne dinde, ne kültürde, ne de tarihte bir temelinin olmadığını düşünen Halide Edip, bu anlayışın temeline toplumsal ilişkileri ve önyargıları koyar; çözüm yolunu ise eğitim kurumunda arar. Bu dönemde başta <em>Tanin</em> gazetesi olmak üzere çeşitli gazetelerde yayınladığı yazılarla kadın sorununa dikkat çeker. Fikir yazılarının yanı sıra, tefrikaları da oldukça ses getirir ve bu tefrikalar, kısa zamanda kitap olarak ayrı baskılar yapar. Bu eserleriyle artan ününü Halide Edip, kadın hakları konusunda birtakım sivil toplum faaliyetlerinde kullanacak ve gerek Türk basınında, gerekse de yabancı basında “Türk feminizminin öncüsü” olarak anılmaya başlanacaktır.</p>
<p>Kadın sorununa yönelik çalışmaları Halide Edip’i, kısa zamanda Türk Ocağı’nın çatısı altında faaliyet göstermeye iter. Bu faaliyetleri sırasında yakından tanıma fırsatı bulduğu Ziya Gökalp (1876-1924), Halide Edip üzerinde derin bir etki bırakacaktır. Nitekim Gökalp, döneminin milliyetçilik anlayışının öncüsü olduğu gibi, kadın haklarının da en önemli savunucularından biridir ve kadınların toplumsal bir özne haline gelmelerini her zaman desteklemiştir. Halide Edip de eserlerinde, Gökalp’e yönelik hayranlığını yeri geldikçe belirtmiştir. (Adıvar, 2011) Bununla birlikte, dönemin fikir tartışmalarında Gökalp’in öncülük ettiği merkeziyetçi anlayış ile Prens Sabahattin’in (1879-1948) öncülük ettiği adem-i merkeziyetçilik arasında uzlaşmaz bir karşıtlık vardır. Aynı şekilde, Osmanlıcılık ideali ile milliyetçilik ideali arasında da böyle bir karşıtlık görülmektedir. Bu tartışmalar içinde Halide Edip, adem-i merkeziyetçiliği benimser; fakat, milliyetçilikten vazgeçmediği gibi, Osmanlıcılıktan da vazgeçmek istemez. Halide Edip’in hemen tüm eserlerinde karşımıza çıkan sentezci anlayış, ilk olarak yeni Turan(cılık) idealinde ifadesini bulur. Bu idealde Turan, kendisinden öncekilerce savunulan “ileride kurulacak meçhul ve ülküsel Türk yurdu” olmaktan çıkar, Anadolu’da Türklerin öncülüğünde kurulan ve diğer etnik unsurların da koruyuculuğunu üstlenen bir siyasi ve sosyal düzeni ifade eder. Bu düzende Halide Edip, adem-i merkeziyetçiliğin Türk milliyetçiliğini güçlendireceğine ve Osmanlı’nın yeniden ayağa kalkmasında kilit bir rol üstleneceğine inanır. (Saygın, 2015)</p>
<p>Bu düzene ismini veren <em>Yeni Turan</em>’ı Halide Edip, ilk eşi Salih Zeki’den (1864-1921) ayrıldıktan sonra 1912 yılında İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasında kaleme alır ve eserin tefrikasına, <em>Tanin</em> gazetesinde 7 Eylül’de başlanır. Balkan Savaşları’nın hemen öncesine rastlayan bu dönemde Halide Edip, Osmanlı’nın yalnızca Avrupa’daki topraklarını değil, aynı zamanda anayurdunu da kaybetmek üzere olduğunun farkındadır. Devletin bekası, anayurdu korumak ve bireysel özgürlükleri güçlendirmekten geçmektedir; bunun en güzel yolu ise adem-i merkeziyetçiliktir. Bu çerçevede <em>Yeni Turan</em>, yazıldığı dönemden yirmi yıl sonrasının Türkiye’sine ilişkin ütopik bir romandır.</p>
<figure id="attachment_1082" aria-describedby="caption-attachment-1082" style="width: 192px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg" rel="attachment wp-att-1082"><img class=" td-modal-image wp-image-1082 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar-192x300.jpg?resize=192%2C300" alt="Halide Edib Adıvar &quot;Yeni Turan&quot;" width="192" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1082" class="wp-caption-text">Halide Edib Adıvar &#8220;Yeni Turan&#8221;</figcaption></figure>
<p>Halide Edip’in bu romanda ortaya koyduğu siyasi ve sosyal projeler, devletin bekasını sağlamanın yanı sıra, Meşrutiyet dönemi Türk toplumunun değişim talebinin devlet, siyaset ve toplum kuramına bütünlüklü bir yansımasıdır. Bu projeler, kurgusal bir Yeni Turan Fırkası ile Yeni Osmanlılar Fırkası arasındaki iktidar mücadelesi üzerinden ifade edilir. Etnik unsurlar arasında barış ve kardeşliğin sağlanması, milli varlığın güçlendirilmesi, milli gururun yükseltilmesi ve kadınların eğitim yoluyla toplumsal bir özne haline gelmeleri, romanın ele aldığı sorunlardan birkaçıdır. Roman ayrıca, Halide Edip’in hemen tüm romanlarında ele alınan Doğu-Batı sorununa da yer verir ve yeni değerler ile eski değerler arasındaki çatışmanın nasıl giderileceğine ışık tutar. Romanda Batının güçlenmesini sağlayan yeni değerlerin koşulsuz olarak benimsenmesi yoluna gidilmediği gibi, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını engelleyemeyen eski değerlerin İslamiyetle ilişkilendirilmesinden de kaçınılır. Halide Edip için esas olan, yeni ve eski değerlerin milli ve manevi değerler içinde ve bireysel özgürlükleri genişleten bir yorumla sentezinin yapılmasıdır. (Enginün, 2007)</p>
<p><em>Yeni Turan</em> romanı, Yeni Osmanlılar Fırkası’nın genel başkanı Hamdi Paşa’nın yeğeni Asım’ın penceresinden anlatılan bir “itirafname” niteliğindedir. 1930’lu yıllarda İttihat ve Terakki’nin etkinliğini yitirdiği bir Türkiye kurgusu içinde siyasi güç, eski değerleri savunan Yeni Osmanlılar Fırkası ile yeni değerleri savunan Yeni Turan Fırkası arasında paylaşılmıştır. Asım, Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanı Oğuz’a karşı amcasının uyguladığı her türlü baskı ve şiddetin hem ortağı, hem de tanığıdır. Değişen güç dengeleri sonucu artık ölüme mahkum edilen bir siyasi suçlu konumuna düşen Asım, infazını beklediği sırada, belirli bir vicdan muhasebesi içinde geçmişe bakar ve hem yaşadıklarını, hem de kendisini sorgular. (Adıvar, 2014:11-6)</p>
<p>Romanda Hamdi Paşa, ilerleyen yaşıyla birlikte çürümekte olan eski düzeni temsil eder. Eşinin ölümünden sonra kendisini fırka çalışmalarına adayan Paşa’nın bu düzeni koruma çabası, Meşrutiyet’in getirdiği yeniliklere ayak uydurmak istemeyen, yeni değerleri “bozulma” olarak değerlendirip kurtuluşu eski değerlere bağlılıkta arayan devlet erkanının tutumunu yansıtır. İktidar uğruna Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerinden yararlanan Paşa, Türk milletini aşağılamaktan da çekinmez. (Adıvar, 2014:101) Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan millet düşüncesi Paşa’ya göre, Osmanlı milletinin sonunu getirmektedir ve böyle bir millet düşüncesiyle devletin bekasını sağlamak mümkün değildir. Eski değerlere bağlılığı güçlendirmeyi amaçlayan Paşa, Yeni Turan Fırkası’nın güçlenip iktidara gelmesinden endişe eder. Dahiliye nezaretinin kendisine sunduğu tüm olanaklarını sonuna kadar kullanan Paşa, Yeni Turan Fırkası’nın önünü kesmeye çalışır. (Adıvar, 2014:44-8)</p>
<p>Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanı ise Oğuz’dur. Kendisi, tarihte bilinen ilk Türk hakanının ismini taşımaktadır ve Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti Bursa’da doğmuştur. Bu yönüyle Oğuz, “tarihte devamlılık” ve “karşılıklı etkileşim” konusunda sembolik bir karakterdir. (Enginün, 2007:151) Tatar kültürü içinde yetişen ve okumaya son derece meraklı olan Oğuz’un bu özelliği, Mehmet Paşa tarafından fark edilir ve eğitimi, bizzat Paşa tarafından üstlenilir. Modern bilimlerin yanı sıra, dini eğitimini de başarıyla tamamlayan Oğuz, öğrendiği Fransızcayla Batı medeniyetini tanıma fırsatı bulur. Meşrutiyet’in hemen ardından İstanbul’a gidip siyasi faaliyetlere katılmak istemişse de Mehmet Paşa’nın tavsiyesi üzerine Bursa’da tarih öğretmenliğine başlar. Teyzesinin kızı Samiye’den (Kaya) aldığı bir mektup ise hayatını değiştirecek süreci başlatır. Annesi ve babasının ölümünden sonra kimsesiz kalan Samiye, teyzesini Değirmendere’de kendi evine almak istediğini söyler.</p>
<p>Oğuz, onunla önce kendisi konuşmak ve onu tanımak ister. İstanbul’a geldiğinde ise ondan çok etkilenir. Romanda otuz beş yaşında, uzun boylu, mavi gözlü ve siyah saçlı güzel bir kadın olarak betimlenen Samiye, kendisini Yeni Turan idealine adamış inançlı bir Türk kadınıdır ve bu ideal doğrultusunda, kendisine Kaya ismini uygun görmüştür. (Adıvar, 2014:23-4) Bu yönüyle Kaya, ismiyle müsemma bir karakterdir ve ideallerini gerçekleştirmek için toplumsal önyargılar ve yerleşik inançlar karşısında kaya gibi güçlü bir iradeye sahip olunması gerektiğini anlatır. Başta kadın-erkek eşitliği olmak üzere hemen her alanda Kaya, yalnızca idealleri için mücadele eden güçlü ve inançlı bir kadın olarak resmedilmez, aynı zamanda da medeniyetin öncülüğünü üstlenen bir kadın tipini yansıtır. Cuma mekteplerinde köy çocuklarına verdiği eğitimde, dini konuların yanı sıra, hem modern bilimler, hem de Yeni Turan ideali işlenmektedir. Romanda Değirmendere’deki sosyal hayat, Yeni Turan idealinin canlı bir örneği gibi anlatılır ve bu hayat tarzının yerleşmesinde esas başarının Kaya’ya ait olduğunun altı çizilir. (Adıvar, 2014:18-21)</p>
<p>Kaya’nın güzelliğinden ve kişiliğinden çok etkilenen Oğuz, Yeni Turan idealini gerçekleştirmek için Kaya’nın sergilediği çabaları gördükçe, Kaya’ya karşı daha güçlü duygular besler. Kaya da Oğuz’dan etkilenmiştir ve ikisi birlikte, Yeni Turan idealini gerçekleştirmek için faaliyet gösterirler. Bu faaliyetler Oğuz’a, Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanlığını getirir. Ne var ki, Oğuz’un ve Yeni Turan Fırkası’nın siyasetteki hızlı yükselişi, Hamdi Paşa ve Yeni Osmanlılar Fırkası’nı kaygılandırmaktadır. Yaklaşmakta olan seçimlerin hemen öncesinde Oğuz’un konuşmaları, ülke çapında geniş yankılar uyandırmaya başlamıştır. Oğuz’un yükselen itibarı karşısında Paşa, tek seçenek olarak Oğuz’u tutuklatmaya karar verir. Artık Oğuz, idam cezasıyla yargılanan bir siyasi tutukludur. (Adıvar, 2014:48-9)</p>
<p>Oğuz’un tutuklanmasını kabullenemeyen Kaya, serbest bırakılması için Hamdi Paşa’yla görüşmeye gider. Kaya’nın güzelliği ve kişiliği karşısında çok etkilenen Paşa, Oğuz’un serbest bırakılması karşılığında Kaya’ya evlilik teklif eder. Bu teklifi önce reddeden Kaya, Oğuz’un serbest bırakılması ve Yeni Turan idealinin gerçekleştirilmesi için aşkından feragat ederek teklifi kabul eder. (Adıvar, 2014:55-7) Hapiste geçirdiği günlerde Oğuz, Kaya’ya olan aşkıyla teselli bulmuştur. Fakat, Kaya’nın Paşa’yla evlendiğini öğrendiğinde, derin bir hayal kırıklığı içine düşer. Bunun üzerine, siyasi faaliyetlerine hız verir ve Yeni Turan idealinin ülke çapında kabul görmesi, Yeni Turan Fırkası’nın iktidara gelmesi için olağanüstü bir çaba sergiler. Kaya ise inzivaya çekilir ve içine düştüğü keder sonucu hastalanır. Seçimler, Yeni Turan Fırkası’nın zaferiyle sonuçlanır ve bunun üzerine Hamdi Paşa, siyasetten çekilerek eşi Kaya’nın hastalığıyla ilgilenir. (Adıvar, 2014:64-6)</p>
<p>Tedavi için Kaya’yla birlikte Avrupa’ya gittikleri sırada, mecliste değişen güç dengelerini etkin bir şekilde kullanan Oğuz ve Yeni Turan Fırkası, Osmanlı toplumunun siyasi ve sosyal değişimini gerçekleştirmek için ülke çapında yankı uyandıran pek çok faaliyetin içine girer. Demokratik hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların iş yaşamına katılmaları gibi konularda Oğuz ve fırkası, hiçbir baskı ve yasaklama olmaksızın önemli başarılar elde eder. Tüm bu başarılar, meclise sunulan adem-i merkeziyetçilik teklifiyle zirve noktasına ulaşır. Avrupa’dan döndüklerinde Paşa ve Kaya, Osmanlı Devleti’nde adem-i merkeziyetçiliğin uygulamaya geçtiğini görürler. Ancak, Paşa’nın bu duruma tepkisi serttir. Bu idare altında devletin çöküşünün daha da hızlanacağını düşünen Paşa, Yeni Osmanlılar Fırkası’ndaki gücünü yeniden arttırmaya çalışır ve Oğuz aleyhine propagandalara girişir. Bu durum, Kaya’yla ilişkilerine de zarar vermeye başlar. (Adıvar, 2014:108-10)</p>
<p>Yeni Turan iktidarının dördüncü yılında Oğuz artık, Yeni Osmanlılar Fırkası ve Hamdi Paşa’nın propagandalarıyla açık hedef haline gelmiştir ve sonunda, bir akıl hastası tarafından vurulur. Hamdi Paşa, Oğuz’un ölümünü Kaya’dan gizlemeye çalışsa da bunu başaramaz. Kaya, evliliği sürdürmek için artık hiçbir gerekçe görmez ve Paşa’yı terk eder. Ölümünden kısa bir süre önce Oğuz, Kaya’nın Hamdi Paşa’yla evlenmesinin asıl gerekçesini Asım’a sorar; fakat Asım, gerçekleri gizler ve bir şey bilmediğini söyler. Oğuz’un ölümü üzerine derin bir vicdan azabı içine düşen Asım, hem bu olayın iç yüzünü, hem de Hamdi Paşa’nın kirli oyunlarını anlatan “itirafname”sini kaleme alır. (Adıvar, 2014:142)</p>
<p><em>Yeni Turan’</em>da adem-i merkeziyetçilikle şekillenen siyasi sistem, tüm etnik unsurlara olanaklı en geniş özgürlük zeminini sunar. Bu sistemin gerçekleştirilmesinde öncülük rolü Türklere aittir ve bu bağlamda, romanda Oğuz’un şu sözleri dikkat çekicidir: “Zannetmeyiniz ki ben bu yola yalnız Turan’ın çocuklarını, Türk kardeşlerimi çağırıyorum. Hayır, hepsini, Türkiye’nin bütün çocuklarını; bu toprakta, ülkede mazisini, hayatını, ecdadını ve tarihini saklayan bütün Türkiye toprağının çocuklarını (&#8230;) çağırıyorum. Ve hepsi için bu yolun bugün selamet yolu olduğunu iddia ediyorum. Yalnız diyorum ki, Turan’ın asıl çocuklarının, Türklerin, bu yolda öteki vatandaşlar arasında manen ve maddeten onlar kadar kuvvetli, onları ve bütün memleketi iplikleri kaçmış çorap örgüsü gibi sökülüp dağılmaktan men edebilecek kadar birbirine sıkışmış, müttehit ve muktedir olmaları lazım geleceğini iddia ediyorum. (&#8230;) Sevgili ırkımı kurtarmak, yaşatmak arzusuna öteki ırkların menfaat ve selametlerini mezc etmiş olmak itikadını da gönlümde ve vicdanımda taşıyorum.” (Adıvar, 2014:34-5)</p>
<p><em>Yeni Turan’</em>da sosyal değişimin esas unsuru ise eğitimdir ve bu değişimde kadınlar, öncü bir konum üstlenir. Halide Edip, Türk edebiyatında kadını evle sınırlandıran ve yalnızca “aşk nesnesi” olarak konumlandıran erkek-egemen bakış karşısında kadını toplumsal bir özne olarak tanımlama yoluna gider. <em>Yeni Turan’</em>da eğitim, “şahsiyetin gelişimini sağlayan terbiye” özelliğinin yanı sıra, devletin bekası ve milletin kurtuluşu için de en önemli kurum olarak konumlandırılır. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamının adem-i merkeziyetçilikle nihai noktasına ulaşacağını düşündüğü Yeni Turan ütopyasında sosyal değişimin iyi yetişmiş kadınlar öncülüğünde sağlanacağına inanan Halide Edip, bu kadınların (Kaya gibi) tek başlarına kalsalar bile toplum için örnek olma görevlerini yerine getirecekleri inancındadır. Bireysel sorumluluklarını toplumsal sorumluluklarıyla birleştirerek toplumsal özne konumuna yükselen bu kadınlar, toplumsal özgürlüklerin gerçekleşmesinde de merkezi bir rol üstlenecektir.</p>
<p>İmdi, Halide Edip’in bu romanı, çöküş süreci hızlanan bir devletin kurtuluşunun ve toplumsal değişim taleplerinin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğine dair bütünlüklü bir siyasi ve sosyal proje etrafında şekillenir. Turancılığa dönemin şartlarına göre yeni bir içerik kazandıran Halide Edip, ortaya koyduğu Yeni Turan(cılık) idealiyle, içinde yaşadığı toplumun siyasi ve sosyal sorunlarına adem-i merkeziyetçilik temelinde ve eğitim yoluyla bütünlüklü bir çözüm üretme çabası içinde olmuştur. Ne var ki, romanın yayınlanmasından kısa bir süre sonra başlayan Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecini hızlandırdığı gibi, adem-i merkeziyetçilik yönünde her türlü söylemi de geçersiz kılmıştır. Cumhuriyet rejimiyle inşa edilen merkeziyetçi sistem, yeni değerler ile eski değerler arasındaki çatışmayı bireysel özgürlükler temelinde değil, milli birlik ve beraberlik temelinde çözme yoluna gitmiş; öncülüğünü Ziya Gökalp’in yaptığı “yeni Türkiye” söylemi, milli birlik ve beraberliği güçlendirme saikıyla şekillenmiştir.</p>
<p>İlk olarak Cumhuriyet döneminde dile getirilen “yeni Türkiye” söylemi, bugün de değişik şekillerde ifade edilmektedir. Merkeziyetçi anlayış ile adem-i merkeziyetçi anlayış arasındaki görüş farklılıkları, bugün de fikir hayatımızda değişik şekillerde dile getirilmektedir. Bu tartışmalar içinde Halide Edip’in bu eserinde bugüne ışık tutacak en önemli vurgusu bizce, siyasi ve sosyal sorunlara çözüm önerilerinin ancak bütünlüklü bir toplumsal proje içinde ele alınması gerekliliğidir. Günümüz fikir tartışmalarında bu şekilde bütünlüklü bir proje ortaya konulamadığı için “yeni Türkiye” söylemi etrafındaki tartışmalar, başkanlık sistemine taraf olmak ya da karşı olmak şeklinde oldukça sığ bir zeminde ele alınmaktadır. Bu sığlığı aşmak için bu romanı yeni bir gözle incelemek, oldukça yol aldırıcı olabilir. Günümüz Türkiye’sinin içinde yaşadığı sorunlar, yüzyıl öncesinin temel sorunlarından çok da farklı değildir. Belki de sorunlarımıza bütünlüklü çözüm önerileri geliştirmeyi başaramayan bir toplum olduğumuz içindir ki, Türk edebiyatında ütopik romanların sayısı ve etkisi sınırlı kalmaktadır.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR: </strong></p>
<p>ADIVAR, H. E. (2011). <strong><em>Mor Salkımlı Ev</em></strong>. İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>ADIVAR, H. E. (2014). <strong><em>Yeni Turan</em></strong>. İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>ÇALIŞLAR, İ. (2010). <strong><em>Halide Edip: Biyografisine Sığmayan Kadın</em></strong>. İstanbul: Everest Yayınları.</p>
<p>ENGİNÜN, İ. (2007). <strong><em>Halide Edip Adıvar’ın Eserlerinde Doğu ve Batı Meselesi</em></strong>. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>SAYGIN, A. (2015). <strong><em>20. Yüzyıl Türk Düşüncesinde Garbiyatçılık (Oksidentalizm) Üzerine Bir İnceleme</em></strong>. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.</p>
<p>ŞAHİN, V. (2013). Halide Edip Adıvar’ın ‘Yeni Turan’ Romanını Yeniden Anlam(landırm)a. <strong><em>Erdem Dergisi</em></strong>, 64, 103-22.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/">Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1081</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
