<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>insan &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 07:37:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Çürüme Çağında İnsan</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Oct 2016 09:11:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Canan Yunak Kuşça]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal ahlak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5390</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dikkat Algılarımızla Oynanıyor! Algılarımızla oynamanın tarihi ne kadar eskiydi. İlk çağlardan beri süregelen bir olgumuydu. Toplum ve insan var olduğu sürece devam etmemesi yadsınamaz bir durum iken insanlar bunun ne kadar farkındaydı. Algılarımız üzerindeki birincil etki insan iken ikincil etki çevreydi, arasındaki bağıntı ise sürü mantığıydı. İki insanın olduğu yerde değişim sürecinin başlangıcı esastı. İnsan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/">Çürüme Çağında İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Dikkat Algılarımızla Oynanıyor!</h2>
<p>Algılarımızla oynamanın tarihi ne kadar eskiydi. İlk çağlardan beri süregelen bir olgumuydu. Toplum ve insan var olduğu sürece devam etmemesi yadsınamaz bir durum iken insanlar bunun ne kadar farkındaydı.</p>
<p>Algılarımız üzerindeki birincil etki insan iken ikincil etki çevreydi, arasındaki bağıntı ise sürü mantığıydı. İki insanın olduğu yerde değişim sürecinin başlangıcı esastı. İnsan bir diğer insandan ya da toplumdan ayrı düşünülemezdi. Toplum bilinç ve düşünceydi. İnsanlar arasındaki etkileşim bilinci ve düşünceyi doğrudan etkilemekte algı ve değerlerimizi kontrol altına almaktadır.</p>
<p>Dil, din, ırk, gelenekler, töre, tabu, inançlar, bilim ve sanat ait olduğu toplumun kültürünü değerini oluşturuyor, birey salt insan iken, bulunduğu toplum tarafından kasıtlı kültürleniyor. Toplumların yıkılamayan ve asla değiştirilemeyecek değerleri olsa dahi hızla değişen gelişen dünya bireylerin bilinç ve algılarında yıkımlara sebep oluyor. Toplumu oluşturan insan çarkın dişleri arasında sıkışıp otomatlaşıyor ve farkındalığını yitiriyordu. Bize sunulan şuydu; Ya sıradan bir insan, ya bir çarkın dişleri ya da bir kahraman olursun. Ama sıradan bir insan olsan da, bir çarkın dişleri olup örgütlensen de, kahraman olsan da toplumun kölesi olmaktan öteye gidilemezdi. Toplumda yöneten ve yönetilen bağlantısı söz konu olsa dahi yönetenlerinde yönetenleri olması çıkışı olmayan bir düzene bizleri mahkum ediyor. İçinde bulunduğumuz çağın ne kadar insanları özgürleştirdiğine inanılsa da, bunun büyük güçlerin bir aldatmacası olduğu yadsınamaz. İnsanların beynine ‘özgürsünüz’ ‘eşitsiniz’ kavramları empoze edilirken bağımlılık ve dengesizliklerin üstü kapatılarak bireylerin algılarıyla oynanmaktadır. İnsan gitgide gerçekten uzaklaşmakta gerçeklik olgusunu yitirmektedir.</p>
<p>Tüketim alışkanlıklarının tekellerin çıkarları doğrultusunda hızla değiştirilmesi, bilimin ve teknolojinin kültürü alabora etmesi insanların savrulmalarına neden olmaktadır. Maddi kültürün manevi kültürün önüne geçmesi, insanın manevi değerlerinin içini boşaltmış, duyguları yok eden bir silaha dönüşmüştür. İnsan kendinden uzaklaşmaya başlamış, kendi oto kontrolünü kaybetmiştir. Kontrol artık tekellerin ve sistemin elindedir. İnsanlar artık mankurtlaşmış bir beyne dönüşmüşlerdir. Yukarıda birileri algılarımızla oynarken bizler bundan habersiz birer zombi gibi hareket etmekteyiz. Bu yeniçağ’da teknolojinin insana sunduğu rahatlık ve olanakların insanı özgürleştirdiği savunulsa da birey bu maddelere nesnelere daha bağımlı hale geliyor ve birey kendini gerçekleştirebilme amacından uzaklaşarak kendine ve topluma yabancılaşıyor.</p>
<p>Egemen ideoloji insanları öylesine başarıyla yönlendiriyor ki insanlar düşünsel yetilerini tamamen kaybederek imaj çağının metalarına saldırıyorlar. Dejenerasyon sürecine giren bireyler artık kendilerini imaj çağının dev metalarıyla ifade etmeye çalışıyorlar. Tüketim unsurun bize sunduğu sınırsız maddeler arasında yaşarken bizlerde, yavaş yavaş nesneleşiyoruz. İnsan kendi ve beyni arasındaki bağlantıyı kuramıyor, insan ile kendi benliği arasındaki uçurum derinleşiyor. Ve yanılsama insanı on ikiden vuruyor. Işık hızyla yol alıyor ve kaos yaratıyor. Yanılsamanın kralı ise medya oluyor. Medya toplumu öyle bir etkisi altına alıyor ki  Avrupa’dan Amerika’ya Asya’dan Orta Doğu’ya yeni dünyayı yönetiyor. Toplumlar medya aracılığıyla psikolojik çöküntüye uğratılıyor, bireyler bununla savaşamıyor ve kendini bu çemberin içinde buluyor.</p>
<p>Reklamlar, filmler, çizgi filmler, haberler, moda, yarışmalar, diziler ile beyinler yıkanmakta, insanların ihtiyaçları ile hedefleri arasındaki bağlantıyı koparmaktadır. Medya ve reklamlar tüketim çılgınlığına yol açmakta bireyler kendilerini bu tüketim ormanında kaybetmektedirler. Hızla çoğalan bitkiler ve hayvanlar gibi nesnelerde hızla çoğalmaktadır. Hızla çoğalan tüketim maddeleri dünyayı bir çöplüğe çevirmiş, yaşam alanları ve yaşam kaynaklarını elimizden hızla almaya başlamıştır.</p>
<h2>Çürüyen Tüketim Kültürü</h2>
<p>Tüketim güncel dünyamızın ahlakı haline geldi. Tüketim kültürünü hayatımıza yerleştirerek insani varlığımızın temellerini yok etmekte. Kapitalist sistem ve kürselleşen dünya kültürünü topluma dayatmaktadır.</p>
<p>Egemen ideoloji toplumu ekonomik, siyasi ve kültürel yönden etkisi altına alarak toplumun mantığını ve mekanizmasını hızla değiştirmektedir. Günümüzde hızla gelişen bilim ve teknoloji ile iletişim kanalları üzerinden toplumu yönetiyor ve ideolojik fikirler ve sanat anlayışlarımız tek tipleşiyor. Bu tek tipleşmede toplumu bireysel anlamda gerçek kimliklerini, kendilerine dayatılmış olan var olma savaşı içindeki benliklerinin arkasına gizlemektedir. Ve artık insanlar birey olarak değil, sadece imajlarıyla var olabiliyor ve marka bağımlısı bir tüketim toplumu kaçınılmaz hale geliyor. Bütün dünyada aynı yemek kültürüne sahip aynı kıyafetleri giyen ve aynı markaları hayatlarına yerleştiren toplumsal gruplar yerleştirilmeye çalışılıyor. İnsanlar caddelerde, sokaklarda, alışveriş merkezlerinde kendilerinden geçerek tüketim kültürünün metalarına saldırıyor. Bireyin yaşam standartlarının ve toplumsal düzenin temeli olan ‘ihtiyaç’ kavramı tüketim kültürüyle algılarımızda farklı bir boyut kazanarak sadece fiziksel ihtiyaçlar değil, manevi değerlerimizde kolayca tüketilerek yok ediliyor.</p>
<figure id="attachment_5391" aria-describedby="caption-attachment-5391" style="width: 350px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5391 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?resize=350%2C393" alt="Bu resim ana resim Canan Yumak Kuşça'nın kendi eserleridir." width="350" height="393" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/10/canan-yumak-kusca-resmi-1.jpg?resize=267%2C300&amp;ssl=1 267w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5391" class="wp-caption-text">Bu resim ana resim Canan Yumak Kuşça&#8217;nın kendi eserleridir.</figcaption></figure>
<h2>Korkulara Bir Bakış</h2>
<p>Korku insanlığın yaşamının oluşumun temel kaynağıydı. Korku insanla var olmuştu. İlkel insanlar güneş doğdu, güneşten korktular ve güneşi Tanrı ilan ettiler. Korku Tanrıları, dinleri, inançları ve tabuları ortaya çıkardı. Tutulmaların ve kuyruklu yıldızların felaketin habercisi olduğuna inandılar, hastalandılar büyücülerden korktular, topraktan mahsul alamadılar şeytandan korktular.</p>
<p>Korku eşittir dünyaydı. Dünyada var olmak, insanın bilinmezlikler arasında yaşaması nerede olduğunu, neden var olduğunu neden öldüğünü sorgulaması ve bunlara cevap bulamaması korkunun en temel sebebiydi.</p>
<p>Dünyada var olmak ve ölümün gerçekliği insanları etkisi altına alıyor, primitif çağlardan günümüze kadar değişerek baş gösteriyordu.</p>
<p>20.yy. da endüstri çağının başlaması ve bilim ve teknik toplumu hızlı bir değişime itmiş insanoğlunu topraktan kopartarak toplumun sosyal yaşamının temelini köklü bir sarsıntıya uğratmıştır. Dünyanın hızla değişmesiyle bilim ve teknoloji insana özgürlük eşitlik gibi sınırsız haklar yenilikler tanısa da insanın korkularının azalmasına ya da neden olmamış tam tersi korkular siluet değiştirerek ve artarak insanları tamamen etkisi altına almış ve korku zindanına hapsetmiştir.</p>
<p>İnsanın toprağından koparak şehirlere göç etmesi insanı bağlı olduğu düzenden kopararak yeni düzenin içinde kaybolmasına neden olmuştur. Yükselen binalara hapis olmuş insanların yaşam alanları kısıtlanmış insanı inandan uzaklaştırarak yabancılaştırmıştır. Bireyler metrekareler arasında sıkışmış yalnızlaşmıştır. İki insan arasında uçurumlar oluşması iletişimi koparmış korkuların değişimi de bu aşamada farklılıklar göstermiştir. İnsan çağımızda artık primitif çağlardaki insanlardan korkularına karşı daha da çıplak hale gelmiştir. Korkular insanı öylesine etkisi haline almıştır ki bireysel ve toplumsal savaşları ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Şu an ki toplumsal düzen iki şey üzerine kurulmuştur: para ve güç. Bireyler başta para ve güce hakim olamayacağı korkusuyla toplumun insana dayattığı kuralları yerine getirmek için çalışmaktadır. Artık bu kontrolsüz bir şekilde ilerlemektedir. Çünkü bireyin hayatını idame ettirebilmesi için birincil şart budur.</p>
<p>Birey daha çocukken toplumsal, ekonomik ve psikolojik dayatmalara maruz kalarak kendini gerçekleştirebilme savaşı vermektedir. Tabi özgürlük ve eşit olabilme savaşının yanı sıra işte korku duygusunun karmaşık bir yapı kazanması da böyle başlamaktadır. Bireyin toplumda bir yere bir statüye sahip olabilme para denen gücü ele geçirebilme, mutlu, huzurlu ve sakin, kötülüklerden uzak durarak yaşayabilme istekleri, bireyde uyarıcı etkisini artırarak, kaygılara, korkulara yol açmakta, bu da beraberinde yok olma, hiçlik duygusu, benliğini yitirme gibi psikolojik çöküntülere sebep olmaktadır. İnsanların bireysel çöküntüleri toplumda toplu psikolojik çöküntüler yol açarak yeni çağ’ın savaşının korkuları kontrol etme üzerine kurulu psikolojik savaş kavramını doğuruyor.</p>
<p>Artık insanlar ve toplumlar üzerindeki tek egemen güç korkudur.</p>
<p>Korktuk, sığındık. Korktuk, kaçtık. Korktuk, savaştık. Korktuk yenildik. Korktuk neyden korktuğumuzu bilmeden korkmaya başladık. Hepimiz Don Kişot gibi korkularımız yüzünden korkusuzca yel değirmenlerine karşı savaştık. Korkusuzluğumuzun temelinde bile korkularımız yatarken bizler toplumsal amaçlarımızdan koparak korkularımızla yaşamayı amaç edinir hale getirildik.</p>
<p>“<em>Korkularımız var çıplak insan etiyle düğümlü. Eğilsek yeryüzüne, doğrulsak gökyüzüne çarpacak yüzümüz.”</em> Mustafa İBAKORKMAZ</p>
<h2>Çürüyen Kültür</h2>
<p>Bizi  ‘Biz’ Sizi ‘Siz’ yapanlar neydi. Benliğimizin temeli ‘diğerleri’ tarafından (benden, senden, ondan) yönlendirilirken İnkâr etmeyelim ki kendi karakterimiz üzerinde güç oluşturamıyoruz. Değişime karşı duramıyor, değişimin bizi bir ip yumağı gibi sarmasına izin veriyoruz. Değişime dur demek yanlıştır zaten ama bu değişim yıkıma sebep oluyorsa karakterimizde, bizi, bütünlüğümüzü bozuyorsa işte o zaman çatlamış kuru topraklara benzeyen karakterler ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kapitalist sistemin maşaları medya ve teknoloji insanları popüler kültürün içine itiyor insanları dev cadı kazanlarında hamur gibi yoğuruyorlar. Yoğrulan insanlara kendi istedikleri gibi şekiller vererek tek tip insan modelleri üretiyorlar.</p>
<p>Yükselen değerler ve eğilimler insanın sürüleşmesini hedef alıyor. Sürüleşmek ise insanı insanlıktan çıkarıyor. Kafka’nın Dönüşüm kitabında anlattığı gibi sürüleşen beyinler toplumda bir böcek gibi ezilerek hastalandırılıyor, öldürülüyor ve yok ediliyorlar.</p>
<p>Pamuk fabrikalarında çocukların yirmi saat çalışmalarıyla başlayan kapitalist (endüstriyel) düzen insanı hayvanlaştırıyor, insanı insanlığından uzaklaştırarak, manevi çöküntüye uğratıyor.</p>
<p>İnsanlık en modern aletlerle, en ilkel halini bulmak için son hızla yol alıyor. Düşünce ve eylem efendilerin çizdiği sınırlar içinde kalıyor. Kapitalist sistem insanı ekiyor, biçiyor, paramparça ediyor. Hammaddesini oluşturarak devasa fabrikalarında ince ince işliyor. İşlenen insanlar artık dönüşümü tamamlanmış, düşünmeden, konuşmadan, sormaktan, sorgulamaktan uzaklaşmış, insan oluyor.</p>
<p>Kapitalizmin yaratığı insan tipi, kendisini gerçekleştirebilme yetisinden yoksun, kendisini ve toplumu sorgulamayan bir zavallıdır. Sorgulamadan yaşadığı içinde hayata, bu düzene, en uyum sağlayan bireylerde onlar olmuştur. Çünkü bu bireyler artık farkındalığını yitirmiştir. Onun için gecenin ya da gündüzün, güneşin ya da ayın, siyahın ya da beyazın bir farkı ya da bir anlamı yoktur.</p>
<p>İnsan kendi evriminde geriye doğru gitmekte yitip gitmektedir. Aklının iplerini salmışlardır. Artık ipler kendi ellerinde değildir. Kontrol sende değil kontrol üst güçlerin elindedir.</p>
<p>İnsan büyük bir yanılsamanın içindedir. Burası bir dünya değil artık kapalı bir kutudur. İnsanlar ise içinde kaybolmuştur.</p>
<p>Kapitalizmin oluşturduğu bu yanılsamanın farkına varan yanılsamalara yenilmeyen, onların sahteliğini aklının gözüyle parçalayan, kendi kişiliğini sağlam temeller üzerine kuran insani değerlerini unutmayan korkusuzca direnç gösterip savaşan insanlar bu kutunun bir karton olduğunu anlayacak ve bu karton duvarları yırtarak aşacak ve kendini bulacaktır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/">Çürüme Çağında İnsan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/curume-caginda-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vitrindeki Aşk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 07:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Sevde Avcı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[cadde]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2310</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir cadde, iki yanı mağaza dolu&#8230; Alışverişe çıkan insanlar var her yerde, kalabalık… İnsanlar yanlarından geçtikleri mağazaların vitrinine şöyle bir bakıyor hoşlanırsa içeri giriyor. İçerisini şöyle bir geziyor. İçerisi vitrin gibi değilse tat vermiyor ve çıkıyor mağazadan. Bazı mağazalar var ki vitrini ta öteden belli ediyor kendini ve durup bakınmayı bile gerektirmiyor. Hemen dalıyor insanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/">Vitrindeki Aşk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir cadde, iki yanı mağaza dolu&#8230; Alışverişe çıkan insanlar var her yerde, kalabalık…</p>
<p>İnsanlar yanlarından geçtikleri mağazaların vitrinine şöyle bir bakıyor hoşlanırsa içeri giriyor. İçerisini şöyle bir geziyor. İçerisi vitrin gibi değilse tat vermiyor ve çıkıyor mağazadan. Bazı mağazalar var ki vitrini ta öteden belli ediyor kendini ve durup bakınmayı bile gerektirmiyor. Hemen dalıyor insanlar böyle vitrinli mağazalara. Dalıyor ama o da ne tam bir rezalet, umutsuz bir vaka. Bu sefer de bu sahtekârlık yüzünden terk ediyorlar mağazayı. Bazılarının da vitrinleri öyle sade, öyle gösterişsiz ki insanlar hatırı kalmasın diye bir göz atmak için giriyor içeri. Fakat o da ne içerisi harika, muhteşem, huzur verici. Ama insanoğlu işte, bu güzelliğin içinde de bulamıyor kendine göre olanı ve acımasızca burun kıvırarak çıkıyor oradan da. Dönüyor dolaşıyor, vitrini güzel olan mağazanın önüne geliyor ve nefret ederek bakıyor ona sahtekâr görünümü yüzünden. Sonra son girdiği, vitrini gösterişsiz ama mutluluk ve huzur veren mağazanın önüne geliyor. Seviniyor, heyecanlanıyor ama olmuyor işte. İçi burkularak uzaklaşıyor.</p>
<p>İki yanı mağaza dolu bir cadde gibiydi hayat ve başladık bir ucundan sonu belli olmayan diğer ucuna doğru yürümeye… Her insan birer mağazaydı ve kalplerimiz de o cadde de alışverişe çıkan insanlar gibiydi. Dıştan alımlı bulduğuna sevda tuttu ilkin fakat içine girince, boşluğu sahtekârlığı görünce vazgeçti. Bazıları vardı bu insanlar içinde. Garip geldi dıştan bize ama içine girince farklıydı. Kalbi harikaydı. Ruhu huzur vericiydi. Mutluluğu bulduk onda ama kıymetini bilemedik ya da hak etmedik ve gücümüz yetmedi bu huzura sahip çıkmaya. Ama çıktıktan sonra bizde açılan yara çok derindi ve hiç kapanmadı içimizde! Başka gönüllere girdik, çıktık ya da olduğumuz yerde saydık durduk. Ama aklımız hep o son da, bizi mutlu eden ama değerini bilemediğimizde kaldı. Kalbimiz bir şans daha istedi..</p>
<p>Günün birinde ya aklının takılı kaldığına kavuşursun ya da kalbin dayanamaz artık acıya, vazgeçersin. Üçüncü bir şans daha var. Kalbin hep onda takılı kalır fakat başka bir kalbe girmen gerekir ebediyen, yola devam etmek için! İşte en acıklı olanı, yüreği en çok yakanı ve çevrene en çok hasar vermene sebep olanı budur.</p>
<p>Aşk işte çetrefili bol, iyileştirmeye zencefili olmayan çıkmaz sokağın ta kendisi. Öyle bir çıkmaz ki ne başı var ne sonu!</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/">Vitrindeki Aşk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vitrindeki-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2310</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Yeniden Keşfi ve Sanat</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 16 Jan 2016 21:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tuğçe Üçtepe]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[düşünen insan]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[estetik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sanatın keşfi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1794</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dünyamız 4.5 milyar yaşında, insan ise yaklaşık 200.000 yıldır yeryüzünde hüküm sürüyor. O günden beri de gezegeni keşfetmeye devam ediyor. İnsanda doğuştan varolan merak güdüsü ve akılcılığı da buna yardım ediyor. İnsan bu sayede gezegende tecrübe ettiği şeyleri bilgiye dönüştürmeyi başardı. Bu bilgiler ışığında da taş devrinden bugünkü modern çağa ulaştı. İnsanoğlu yüzyıllardır birçok kez [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/">Dünyanın Yeniden Keşfi ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyamız 4.5 milyar yaşında, insan ise yaklaşık 200.000 yıldır yeryüzünde hüküm sürüyor. O günden beri de gezegeni keşfetmeye devam ediyor. İnsanda doğuştan varolan merak güdüsü ve akılcılığı da buna yardım ediyor. İnsan bu sayede gezegende tecrübe ettiği şeyleri bilgiye dönüştürmeyi başardı. Bu bilgiler ışığında da taş devrinden bugünkü modern çağa ulaştı. İnsanoğlu yüzyıllardır birçok kez hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kaldı ve şimdiye kadar türünün devamlılığını sürdürdü. Üreyerek çoğalan ve toplum oluşturan insan genel geçer kurallarla bu toplumu yönetmeyi de başardı. Medeniyetler kuruldu, gelişti ve yıkıldı. Toprak parçaları ayrıldı, devletler ortaya çıktı. Değişim hiç durmadan devam etti. Tüm bunlar yaşanırken sanat da gelişmeye devam etti. İnsan yeryüzünü keşfetmeye başladığı andan itibaren gezegenin görünenden fazlası olduğunu hissetti ve bunun peşinden gitti. İnsanoğlu ne zaman ki kalbinin derinliklerindeki inceliği ve farklılığı, aklının içindeki işlevselliği ve mantığı farketti işte o zaman kendi dünyasını keşfetti ve bu dünyanın penceresinden bakarak içinde bulunduğu dünyayı bir kez daha keşfetti.</p>
<figure id="attachment_1795" aria-describedby="caption-attachment-1795" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg" rel="attachment wp-att-1795"><img class=" td-modal-image wp-image-1795 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan-300x300.jpeg?resize=300%2C300" alt="Düşünen insan, İnsan düşünendir." width="300" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/01/Düşünen-İnsan.jpeg?w=400&amp;ssl=1 400w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1795" class="wp-caption-text">Düşünen insan, İnsan düşünendir.</figcaption></figure>
<p>Bu büyük keşiften sonra insan karnı gibi ruhunu da doyurmak istedi. İnsanın ruhunu kendi yaratıcılığından doğan sanat besledi. Milattan öncesine dayanan örnekleri de olduğu gibi, o zamanlarda içinden gelene karşı koyamadı ilkel insan, tek tek kazıdı hayatında anlam içeren resimleri dipsiz bucaksız mağaralara sonra tapınaklara resimler çizdi, piramitlere yazılar yazdı. Önce kendi sesiyle mırıldanarak döndü ateşin etrafında sonra doğanın sesinden esinlenerek enstrümanlar yaptı, çılgınca dans etti. Yaprakla örtünmeyi bırakıp, ipekten elbiseler giydi. Yer altından çıkardığı elması işleyip taktı boynuna. Ahşap evini boyundan yüksek yapılara dönüştürdü. Su kanalları, asma köprüler, saraylar inşa etti. Sanat sayesinde kendi içinden başka izler başka sesler ortaya çıkardı.</p>
<p>Sanat tüm bunların dışında en önemlisi olan, özgür düşünceyi yarattı. Özgür düşüncenin dışarıya resim, müzik, heykel ya da herhangi bir şekilde yansımasını sağladı ve daima özgürlükten esinlendi. Hayatlarımızın <strong>SANAT DUVARI </strong>olan kalplerimiz hep pusulamız oldu ve ibremiz daima özgürlüğü gösterdi. Sonunda, sanattan güç almayı, sanatla intikam almayı, zorluklara sanatla göğüs germeyi ve sanatla gülmeyi öğrendik.</p>
<p>Bu yazıyla ilgili olarak <strong><a href="http://www.sanatduvari.com/sanat-nedir">Sanat Nedir?</a></strong> adlı makaleyi de okuyabilirsiniz.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/">Dünyanın Yeniden Keşfi ve Sanat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunyanin-yeniden-kesfi-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1794</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Romanın Sonu Mu Geldi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Dec 2015 20:35:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Çatal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[Hermann Broch]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[John Barth]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1423</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde hem dünyada hem de Türkiye’de roman türü bitiyor mu tartışması gündeme gelmeye başladı. Nedir bu tartışma, gerçekten bir anlatı türü olarak roman insanı anlatamaz mı oldu? &#8220;… Romanın da temel bir sanat dalı olarak zamanı dolmuş olabilir. Belli başlı romancıları hariç tutarak konuşacak olursam, ortada hemen endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyebilirim; hatta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/">Romanın Sonu Mu Geldi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde hem dünyada hem de Türkiye’de roman türü bitiyor mu tartışması gündeme gelmeye başladı. Nedir bu tartışma, gerçekten bir anlatı türü olarak roman insanı anlatamaz mı oldu?</p>
<p>&#8220;… Romanın da temel bir sanat dalı olarak zamanı dolmuş olabilir. Belli başlı romancıları hariç tutarak konuşacak olursam, ortada hemen endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyebilirim; hatta bununla başa çıkmanın yollarından biri de konuya dair bir roman yazmak olabilir.&#8221; diyor John Barth.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup></sup><sup>[1]</sup></a></p>
<p>İnsanlık, tarih boyunca çeşitli türlerle — mitler, efsaneler, masallar, şiirler, romalar — yaşadığı çevreyi, doğayı, toplumu ve kendini anlatmış. Roman ise insanın kendisini, bireyi işleyen bir kurgu olarak diğer anlatılardan sıyrılarak özgünlüğe kavuşmuştur. Özgünlüğünün en temel faktörü de  ‘bireyi ‘ merkezine alan bir anlatı türü olmasından kaynaklanmıştır. Peki, kimdir bu birey? İnsan nasıl kendisini anlamaya, algılamaya başlamıştır. Aydınlanma Çağı, Sanayi Devrimi gibi dönemlerde ortaya çıkan bilimsel, aydınlık, ilerici fikirler insanı yeryüzünde anlamlandıran dönemler olmuştur. Artık insan toplumun herhangi bir kişisi değil birey olmuş varlıktır. Bu varlık  hem edebiyatın biçim değiştirmesine sebep olmuş hem de edebiyatı değiştirirken aslında toplumu değiştirecek insan tipolojisini de yaratmıştır. Yani roman, insanı merkezine alan bir tür olarak gelişmiştir. Karakter, zaman kronolojisi, konu, üslup bakımından kendini kurgulayan roman anlatısı, yüz yıllarca değişime uğrayarak varlığını sürdürmüştür. Merkezine insanı, bireyi alan bu anlatının öldüğünü veya son demlerini yaşadığını söyleyenler bugün ‘insanın öldüğünü’, birey diye nitelenebilecek varlığın olmadığını söylemektedir. Örneğin Yalçın Küçük katıldığı bir panelde ,”Bugün Türkiye’de de roman yok, dünyada da roman yazılmaz. İnsan kalmamıştır. Tekelli düzenlerde insan kalmadığı için roman yazılmaz. Roman diye bütün dünyada yazılanlar savaşlardır.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup></sup><sup>[2]</sup></a> diyor.</p>
<p>İnsan gerçekten de ölmüş müdür? Keşfedilecek bir yanı kalmamış mıdır? Herkes, herkes gibi mi olmaya başlamıştır? Yoksa hâlâ tüm bu dayatmalara karşı bireyleşen, dünyanın nerden nereye döndüğünün farkında olan ve bu bilinçle kendileşen insanlar var mıdır? Esasında tüm bu sorular edebiyatın, romanın konusu dışında gibi görünse de edebiyatın hayattan, insandan beslendiği düşünüldüğünde iç içe geçmiş sorunlardır.</p>
<p>Hermann Broch, ’’İnsanın o güne dek keşfedilmemiş yanını keşfetmeyen roman ahlâka aykırıdır.’’ diyor. İnsan var olduğu müddetçe keşfedilecek, üretecek yanının her daim olacağını düşünmekteyim. Bu sebeple roman anlatı türü olarak şekil değişikliğine de uğrasa yazılmaya devam edilecektir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup></sup><sup>[1]</sup></a> John Barth,Tükenmişlik Edebiyatı, NOTOS 55., sf. 113.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup></sup><sup>[2]</sup></a> Odatv, “Bu Düzende İnsan Kalmadığı İçin Roman Yazılmaz”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/">Romanın Sonu Mu Geldi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1423</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
