<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>feminizm &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/feminizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 23:09:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>“Kadının Fenni” Yenecek Erkeği</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 22 Sep 2016 08:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kurt]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminist mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Feyza Altun]]></category>
		<category><![CDATA[İnkılap Kitapevi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap eleştirisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5192</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ana haber bültenlerinde izlemiştim Feyza Altun&#8216;u. Kucağında bebeğiyle duruşmaya girmiş cesur bir avukat. Haberi izlediğimde yüzüme geniş bir gülümseme oturdu ve koltuktaki yerimi iyice sağlamlaştırdım. Son zamanlarda sürekli artan kadına yönelik şiddet haberlerinin ardından ilaç gibi gelmişti. Uzun zaman sonra bir gün sosyal medya hesabını tesadüfen buldum ve o gün bu gündür Feyza “Reyizin” iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/">“Kadının Fenni” Yenecek Erkeği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ana haber bültenlerinde izlemiştim <strong>Feyza Altun</strong>&#8216;u. Kucağında bebeğiyle duruşmaya girmiş cesur bir <a href="https://idilsuaydin.av.tr/">avukat</a>. Haberi izlediğimde yüzüme geniş bir gülümseme oturdu ve koltuktaki yerimi iyice sağlamlaştırdım. Son zamanlarda sürekli artan kadına yönelik şiddet haberlerinin ardından ilaç gibi gelmişti. Uzun zaman sonra bir gün sosyal medya hesabını tesadüfen buldum ve o gün bu gündür Feyza “Reyizin” iyi bir takipçisi olduğumu düşünüyorum.</p>
<h2>Feyza Altun &#8211; Kadının Fenni</h2>
<p><strong>Kadının Fenni</strong> de uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Fırsat bulup da sonunda okuyabildiğim için mutluyum. Altun, herkesin anlayabileceği akıcı ve samimi bir dille kaleme almış <em>Kadının Fenni</em>&#8216;ni. Ayrıca Altun, hemen hemen her kadının içine düştüğü çıkmaza kendi de girmiş, çevreden bolca eleştiri yağmuruna tutulmuş şükür ki aradan sıyrılıp bunları esprili bir dille anlatabilmiş. Bir de ben hep merak ederdim; Altun hobi, uğraş, iş, ev, çocuk bu kadar şeye nasıl yetişebiliyor, nasıl on parmağında on marifet bir kadın olabilir diye&#8230; Öğrendim ki yetişmiyormuş. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Olması gereken planlı olmak, gerisi zaten geliyormuş&#8230; En azından Altun&#8217;un bulduğu çözüm bu şekilde.</p>
<figure id="attachment_5194" aria-describedby="caption-attachment-5194" style="width: 620px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5194 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg?resize=620%2C350" alt="Feyza Altun, bebeğiyle birlikte adliyede." width="620" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/feyza-altun-meric.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5194" class="wp-caption-text">Feyza Altun, bebeğiyle birlikte adliyede.</figcaption></figure>
<p>Eğer kadınların içine çekildiği zor durumlardan şikâyetçiyseniz, kadınların birey olduğu unutulmasın istiyorsanız, çalışan annelere verilen hakların esnetilmesi gerektiğini düşünüyorsanız, genç kadınların sokağa istediği vakitte çıkıp istediği vakitte evde olmasını çok görmeyin diyorsanız, istediğinizi giyebilir dilediğiniz kadar eğitim görebilirsin diyorsanız bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz bir eser. Eğer tüm bunları demiyorsanız da kitabı okuyun. Belki fikriniz değişir bulunduğunuz yeri beğenmezsiniz, belki bu anlamlı mücadeleye sizde katkı sunmak istersiniz, belki bu kitaptan birilerine bahsedersiniz de yayılır kocaman bir aile oluruz. Hiç bir olumlu gelişme yaşanmazsa bile en azından bu değerli satırlara gözünüz değmiş olur&#8230;</p>
<p><strong>Kadının Fennini</strong> elinize aldığınızda, bekâr kadınların karşılaştığı zorluklardan tutunda çocuk doğurmaya karar verdiğiniz ana, iş hayatınızdaki kararlarınızdan mahalle baskısına, çocuk eğitiminden feminizme pek çok konuda sıkıştığınızda başvurabileceğiniz bir eser olduğunu fark ediyorsunuz. Evet, belki çok bilimsel olmayan ama samimi ve hepimizin karşılaştığı sorunları dile getiren eser…</p>
<p>Zaten Altun kitabını bitirirken, psikolojiden çocuk eğitimine kadar pek çok alana değindiğini belirterek şu cümleleri kullanıyor: &#8220;Bu alanda elimde kendi fikirlerimden başka bir şey olmadığı için özellikle yanlış şeyler yazmamaya, başkalarının uzmanlık alanında atıp tutmamaya özen gösterdim.&#8221; Ki bu da ne kadar dürüst olduğunu gösteriyor bence. Ayrıca insanın kendi fikirlerine sahip çıkması gerektiğini de!</p>
<p>Velhasılıkelam <em>Feyza Altun</em>&#8216;a <strong>Kadının Fenni</strong> adlı bu güzel eseri bize sunduğu için teşekkür ediyorum. Okuyunuz, okutunuz. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/12.0.0-1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/">“Kadının Fenni” Yenecek Erkeği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadinin-fenni-yenecek-erkegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5192</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadınların Sinemadaki Tarihi (Feminist Film)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Sep 2016 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burçak Aydoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[Avant – Garde Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Chantal Akerman]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminist film]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[Jane Campion]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Lois Weber]]></category>
		<category><![CDATA[Sally Potter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5150</guid>
				<description><![CDATA[<p>Feminist Film* İlk Yıllar Sinema endüstrisinin 19. Yüzyıl sonunda başlayan tarihinin ilk günlerinden bu yana kadınlar devamlılık, makyaj ya da yapım asistanlığı gibi teknik olmayan alanlarda çalışması bir gelenekse de, genel olarak film-yapım sürecinin dışında tutuldular. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, kadının sinemadaki rolünün bir zamanlar düşünüldüğü kadar edilgin olmadığını, kimi kadınların doğrudan ya da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/">Kadınların Sinemadaki Tarihi (Feminist Film)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Feminist Film*</h2>
<h3>İlk Yıllar</h3>
<p>Sinema endüstrisinin 19. Yüzyıl sonunda başlayan tarihinin ilk günlerinden bu yana kadınlar devamlılık, makyaj ya da yapım asistanlığı gibi teknik olmayan alanlarda çalışması bir gelenekse de, genel olarak film-yapım sürecinin dışında tutuldular. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, kadının sinemadaki rolünün bir zamanlar düşünüldüğü kadar edilgin olmadığını, kimi kadınların doğrudan ya da dolaylı olarak yönetmenler, yapımcılar, kurgucular ve senaristler kadar etkin olduklarını öne sürer gibidir.</p>
<p>Kaydedilmiş <strong>ilk kadın sinemacılar</strong> yalnızca Fransa ve Birleşik Amerika&#8217;daydı. İlk tanınmış Hollywood sinema oyuncuları Mary Pickford ve Lilian Gish&#8217;tir ve her ikisi de film yönetmiştir, ama imajlarını zedelememek için bunun bilinmesini istememişlerdir.</p>
<figure id="attachment_5154" aria-describedby="caption-attachment-5154" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5154 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce-300x183.jpg?resize=300%2C183" alt="1975, Chantal Akerman - Jeanne Dielman, 23, Quai du Commerce, 1080 Bruxelles." width="300" height="183" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce.jpg?resize=300%2C183&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5154" class="wp-caption-text">1975, Chantal Akerman &#8211; Jeanne Dielman, 23, Quai du Commerce, 1080 Bruxelles.</figcaption></figure>
<p>1900&#8217;lerin başında geniş bir izleyici topluluğunun yeni aygıtın (sinema) cazibesine kapılması sonucu büyük kârlar sağlayan Amerikan sinema endüstrisi müthiş bir büyüme yaşadı. Yeni endüstri acımasız ve rekabetçiyse de, Avrupa&#8217;daki sinema endüstrilerinden daha kabullenici ve değişime açıktı ve kadınların aleyhine daha az ayrım yapılıyordu. 1930 öncesinde Birleşik Amerika&#8217;da en azından 26 kadın yönetmenin olduğu saptanmıştır, ama yönetmen, oyuncu ve senarist olan ve üstlendikleri işler filmlerin jeneriğine geçmeyen daha pek çok kadın vardı.</p>
<p>Kürtaj ve <a href="https://idilsuaydin.av.tr/aile-hukuku-bosanma-davalari">boşanma</a> gibi toplumsal sorunlarla ilgili çok sayıda filmde senaristliği, yapımcılığı ve oyunculuğu da üstlenen ilk ve belki de en ünlü kadın sinemacı <strong>Lois Weber</strong>&#8216;di. Weber, 75&#8217;in üzerinde film yönetmiştir.</p>
<p>İngiltere&#8217;de ise film yönettiği bilinen ilk kadın <strong>Dinah Shurey</strong>&#8216;di, ki onun hakkında da <em>Carry On</em> (1927) ve <em>Last Port</em> (1929) adlı iki filmi yönetmesinden başka bir bilgi yoktur.</p>
<figure id="attachment_5155" aria-describedby="caption-attachment-5155" style="width: 547px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5155 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg?resize=547%2C432" alt="1913, Lois Weber ve Phillips Smalley –Suspense" width="547" height="432" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg?w=547&amp;ssl=1 547w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg?resize=300%2C237&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 547px) 100vw, 547px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5155" class="wp-caption-text">1913, Lois Weber ve Phillips Smalley –Suspense</figcaption></figure>
<p>Büyük 1. Dünya Savaşı&#8217;na kadar hiçbir kadın ‘yönetmen’ sıfatına sahip olamadı, ancak bazı kadınlar film-yapım sürecinde önemli roller oynadı: Alfred Hitchcock ile evli olan <strong>Alma Reville</strong>, <em>39 Basamak (39 Steps, 1935)</em> ve <em>Bir Kadın Kayboldu (The Lady Vanishes, 1938)</em> filmlerinde Hitchcock&#8217;a asistanlık yaptı. <em>Şüphe (Suspicion, 1941)</em> ve <em>Bir Şüphenin Gölgesi (Shadow of a Doubt, 1943)</em> filmlerinin ise senaryolarının yazımına yardım etti. <strong>Mary Field</strong>, 1928&#8217;den itibaren belgesel sinema alanında çalıştı ve 1944&#8217;den 1950&#8217;ye kadar J. Arthur Rank&#8217;ın çocuklara yönelik eğlendirici yapımlarının sorumlusu oldu. <strong>Joy Batchelor</strong> 1935&#8217;den itibaren animasyon (canlandırma) alanında çalıştı ve ilk uzun metraj İngiliz animasyon filmi olan Hayvan Çiftliği&#8217;nin <em>(Animal Farm, 1954)</em> ortak yönetmenliğini üstlendi. Batchelor 1970&#8217;lere kadar animasyon yapmaya devam etti.</p>
<h3>Alternatif, bağımsız ve avant-garde sinemanın etkisi</h3>
<p>Avant-garde sinema egemen sinemanın geleneklerini ve normal kurallarını kırdığından yeni bir feminist dil üretmek için ideal bir araçtı; bu sinemanın politik/anarşist temeli hem kurmaca hem de belgesel biçim içinde, gerçekçiliğin geleneksel kullanımına alternatif bir biçim kazandırdı.</p>
<p>İngiliz sinemasının bir ölçüde sosyalizmden etkilenen bir belgesel geleneği vardır ve <strong>feminist sinema</strong>, başlangıçta belgeseli kadınların yaşamı hakkındaki &#8216;gerçeği&#8217; sunmanın bir yolu olarak gördü. Birleşik Amerika&#8217;da avant-garde sinemacılar, aralarında <strong>Andy Warhol</strong>&#8216;un <em>Lonesome Cowboy</em>&#8216;u (1968) ve <strong>Kenneth Anger</strong>&#8216;ın <em>Scorpio Rising</em>&#8216;i (1965) gibi cinsiyet rollerine dair geleneksel tektiplere meydan okuyan çok ünlü <u>&#8216;gay&#8217; filmleri</u>nin de bulunduğu birçok yenilikçi ve tartışma yaratan filmler yaptılar. Avrupa&#8217;da da en ünlü temsilcilerinin <em>Jean-Luc Godard</em> ve <em>François Truffaut</em>&#8216;nun olduğu birkaç yönetmen tarafından, avant-garde sinema hareketi başlatıldı.</p>
<figure id="attachment_5152" aria-describedby="caption-attachment-5152" style="width: 225px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5152 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg?resize=225%2C308" alt="1968, Andy Warhol – Lonesome Cowboys" width="225" height="308" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg?resize=219%2C300&amp;ssl=1 219w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5152" class="wp-caption-text">1968, Andy Warhol – Lonesome Cowboys</figcaption></figure>
<h3>İlk dönem feminist sinema kuramı</h3>
<p>Gerek kadınların sinema hareketi, gerekse feminist bir sinema kuramı ve pratiği için anahtar yıl 1972&#8217;ydi. Ağustos ayında ilk kez kadınlar Edinburg Film Festivali&#8217;yle çakışan bir biçimde olay çıkardılar ve başarılı oldular. 1973&#8217;ün başında Claire Johnston, National Film Teatre&#8217;da kadın filmlerinin gösterimini örgütledi.&nbsp;Feminist film yapımının ardındaki amacın ve politik mücadelenin ideolojik özelliği, feminist bir sinema kuramının gelişimini sağladı. İlk dönemde feminist sinema kuramı özellikle cinsellik ve sunumu ile bunun erkek-egemen bir toplumda erkek iktidarının egemenliğiyle ilişkilerini, ana ilgi odağı olarak benimsedi. Çoğunlukla akademi kökenli olan kadınlar bu eğilimi destekledi, ancak asıl ön planda olanlar belki de feminist sinema kuramının öncüleri Laura Mulvey ile Claire Johnston&#8217;dı. Her ikisi de film ve medya araştırmaları üzerinde büyük etkide bulunmuş ve bu bölüm içinde tartışılacak olan makaleler yazmışlardır.</p>
<h3></h3>
<figure id="attachment_5153" aria-describedby="caption-attachment-5153" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Orlando.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5153 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Orlando.jpg?resize=200%2C300" alt="1993, Sally Potter – Orlando" width="200" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5153" class="wp-caption-text">1993, Sally Potter – Orlando</figcaption></figure>
<h3>Egemen sinema endüstrisindeki kadınlar</h3>
<p>Sinema endüstrisindeki önemli konumlarda çalışan kadınların sayısı hala çok azsa da, 1980&#8217;lerin sonunda giderek artan sayıda kadın, bir sinema okulunda eğitim aldıktan ya da çok sayıdaki film workshop&#8217;larında deneyim kazandıktan sonra bu alanlara girmeye başlamıştı.</p>
<p>1990&#8217;larda daha fazla sayıda kadın, önceleri erkeklerin-egemen olduğu yönetmenlik, kamera, ses ve ışık gibi alanlarda çalışmaya başlamıştı.</p>
<p>Yönetmenlik alanında kadın sinemacılar günümüzde çoğunlukla bağımsız ve workshop sektöründen gelerek egemen sinemayı yıkmaya başlıyorlar. Sally Potter avant-garde The Gold Diggers&#8217;dan, Virginia Woolf&#8217;un bir romanından uyarlama olan <em>Orlando</em>&#8216;ya yöneldi.</p>
<figure id="attachment_5156" aria-describedby="caption-attachment-5156" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5156 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg?resize=250%2C370" alt="1993, Jane Campion – The Piano" width="250" height="370" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5156" class="wp-caption-text">1993, Jane Campion – The Piano</figcaption></figure>
<p>Sinema endüstrisinde çalışan kadınlara yönelik tavrın değişmesinin, sinemada kadınların daha olumlu sunumlarına yol açıp açmayacağı sorgulamaya açık bir konudur. Feminizm filmlere bakış açısını değiştirdi ve artık medyada cinsiyetin nasıl sunulduğunun büyük ölçüde farkına varıldı, ama birçok filmde, özellikle de tür filmlerinde hala kadın erotik nesne, ya da edilgin ve kapasitesiz kişi olarak gösterilmektedir (<strong>Clint Eastwood</strong>&#8216;un <em>Affedilmeyenler &#8211; Unforgiven</em>, 1992, buna tipik örnektir). <em>Thelma ve Louise</em> (1992, yönetmeni Ridley Scott, ama senaryosunu bir kadın <strong>Callie Khouri</strong> yazdı), oldukça sinik bir çözümleme bu filmde kadınların tamamen geleneksel olarak tanımlandığını ve &#8216;bakış&#8217;ın nesneleri olarak sunduğunu ortaya çıkardıysa da, feminizme göz kırpan bir filmdir. Egemen sinemada daha fazla kadın çalıştıkça, hem görsel hem de tematik olarak kadınların sunumunda da farklılaşmaların olacağı büyük bir olasılıktır. Örneğin <strong>Sally Potter</strong>&#8216;ın <em>Orlando (1993)</em> ve <strong>Jane Campion</strong>&#8216;ın <em>Piano</em>&#8216;su (1993) gibi filmler oldukça başarılı olan, ama konusunu egemen sinema tarzında işlediği düşünülen filmlerdir. Bu filmler aynı zamanda Hollywood normuna alternatif bir dünya görüşü sunan, zarif görüntülere sahip ve kesinlikle duyarlı filmlerdir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[*]</a> Bu yazı, editörlüğünü Jill Nelmes&#8217;in yaptığı An Introduction to Film Studies (London: Routledge, 1996) adlı kitaptan yararlanarak yazılmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/">Kadınların Sinemadaki Tarihi (Feminist Film)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5150</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünüm Bugünüm Yarınım; Babam ve Oğlum</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 15:04:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Aslı Özcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[80'ler]]></category>
		<category><![CDATA[baba oğul ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[baba ve devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Babam ve Oğlum]]></category>
		<category><![CDATA[Çağan Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[devlet baba]]></category>
		<category><![CDATA[Eko Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kuşkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[politik film]]></category>
		<category><![CDATA[Seksenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2568</guid>
				<description><![CDATA[<p>2005 yılı yapımı Çağan Irmak imzalı Babam ve Oğlum filmi; baba oğul ilişkisi üzerine yapılmış dram türünde bir filmdir. Ziraat Mühendisliği okumak için İzmir’den İstanbul’a gönderilen Sadık (Fikret Kuşkan) babasından gizli gazetecilik okumaya başlar. Babasına söylediğinde baba oğul arasında tartışma çıkar ve Sadık evden kovulur. Yıllarca annesi ile gizli görüşen Sadık 12 Eylül sırasında yazdığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/">Dünüm Bugünüm Yarınım; Babam ve Oğlum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>2005 yılı yapımı <strong>Çağan Irmak</strong> imzalı <strong>Babam ve Oğlum</strong> filmi; baba oğul ilişkisi üzerine yapılmış dram türünde bir filmdir. Ziraat Mühendisliği okumak için İzmir’den İstanbul’a gönderilen Sadık (Fikret Kuşkan) babasından gizli gazetecilik okumaya başlar. Babasına söylediğinde baba oğul arasında tartışma çıkar ve Sadık evden kovulur. Yıllarca annesi ile gizli görüşen Sadık 12 Eylül sırasında yazdığı yazılardan dolayı işkence görür, çocuğunun doğumu sırasında eşini kaybeder ve işkencelerden dolayı ciğerleri su toplar, çok az bir ömrü kaldığını öğrenir. Yedi yaşındaki oğlunu da alarak baba evine Seferihisar’a geri döner.</p>
<p>Film ilk bakışta bir aile dramı olarak görülmektedir. Kuşak çatışmasından doğan bir anlaşmazlık gibi gösterilse de film aslında gizli bir politik filmdir. Ataerkil düzende baba her zaman devleti temsil etmektedir. Kültürel söylemlerde “devlet baba” tabiri çok kullanılır. Babam ve Oğlum filminde de baba figürü otoriter bir devleti temsil etmektedir. Anne karakteri genellikle filmlerde bağışlayıcı, yetiştirdiği herkesi her şeyi olduğu gibi benimseyen bağrına basan olarak gösterilir. Eko Feminizm ve Kültürel Feminizm‘de kadını sahiplenildiğinden, doğurganlığından dolayı doğayla eş tutar. Kavgayı, savaşı erkeklerin çıkardığını söyler.  Çağan Irmak’ta filminde anneyi yumuşak, kocasından gizli saklı olarak oğluyla torunuyla görüşen, geleneksel anne figürü olarak yansıtmaktadır. Sadık filmin çekildiği dönemdeki halkı oğlu Deniz ise geleceği temsil etmektedir.</p>
<p>Seksenler‘de yaşayan bir çok insan siyasi ortamdan, devlet baskısından etkilenmiştir. Kimi ailesini kaybetmiş kimi uzun süren işkencelere maruz kalmış ve bu yüzden gerek fiziksel gerekse ruhsal olarak hastalanmıştır. Gelişmekte olan diye adlandıran az gelişmiş ülkelerin bir çoğunda devlet sosyal düzenin varlığını korumak için herkesi aynı düşünmeye, farklı fikirleri engellemeye, çok sesliliğe karşı bir şekilde otorite kurar. Kendi gibi düşünmeyenleri cezalandırır. Seksen döneminde de siyasi olarak insanlar taraf olmuş, fikir çatışmasını kavgaya döndürmüş, bir kesim insan hapislerde cezalandırılmış, bazıları asılmış bazıları sürgüne yollanmış ya da kaçmak durumunda kalmıştır. Kaçan insanlar geri döndüklerinde çok büyük sıkıntılar yaşamış aynı sıkıntıları çocuklarının yaşayacağından korkmuştur. İşte Sadık hem hapse giren kesimin hem de kendi fikirlerini savunduğu ve kendi hayallerini yaşamak için yurt dışına kaçan kesimi temsil etmektedir. Geri döndüğünde hastadır. Babasına hastalığını açıkladığı sahne dönemin ve durumun anlaşılması açısından önem taşımaktadır. <em>“&#8230;Gördüm baba, görmem mi hiç, peki sen hiç bir çocuğun büyüyeceğini görememek ne demek bunu bildin mi? Hiç bilir misin bu duyguyu? Hayat devam edecek, birileri yeni kitaplar yazacak okuyamayacaksın, yeni filmler çekilecek izleyemeyeceksin, sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken dinleyemeyeceksin… Bunlar kolay alışır insan; ama onu büyürken izleyememek, yanında olamamak, ilk kız arkadaşını göremeyecek olmak&#8230;Neden bu isimleri koydun bize baba? Bu kadar mı korktun taa en başından beri bizden? Bu kadar mı yön vermek istedin hayatımıza bize, ben kendi yolumu bulmak isteyince he!&#8230;Ona bir oda ver baba zaman zaman çıkıp gidebileceği bir odası olsun&#8230;” </em>Bir dönemin acı çeken gençliği bir süre sonra yeni nesiller yetiştirecek yaşlara gelir. Kendilerinin maruz kaldıkları baskılara inat çocuklarını özgür bırakırlar. Çocukların bir odası olur zaman zaman çıkıp gidebileceği bir odası&#8230; Ancak o daha özgür yetiştirilen çocukların başında özgür düşünceli, kendi fikirlerini rahat rahat savunmalarına izin veren babaları maalesef olmaz. Onlar dedelerinin verdikleri cezaların sonucunu yaşarlar. Çocuklara bu sefer dedeleri bakar, büyütür. Kendi isteklerini yaşadıklarını ya da yaşayacaklarını düşünürler ama tarih tekrar eder. Filmin son sahnesinde Deniz film makinesi ile babasının gençliğini görür dedesinin kucağında. Orta kuşak yok edilmiş bir kuşaktır. Sosyologların büyük bir kısmı doksanlar dönemini yitik kuşak olarak değerlendirir. Geçmişten kopmaya çalışan ancak geçmişe bağlı kalanlar tarafından yetiştirilmiş, her daim korku ve baskıya maruz kalmış bir neslin çocuklarıdır doksanlar. Okumanın kötü olduğu düşüncesi alttan alta işlenmiş, yeni çıkan teknoloji ile hayatla olan bağlantıları kesilmiş. Hayal etmeleri yerine hap gibi hazır olarak ellerine, benliklerine verilmiştir. Özgürlük düşüncesi ile bir önceki kuşaklara benzemesinler diye sözde özgülükleri vardır. Görünmeyen tellerle etrafları çevrilmiştir.</p>
<p><em>“Büyüdükçe hayaller küçülür mü baba?”</em> Bu soru küçük Deniz’den gelir filmin son sahnesinde. Gelecek neslin geçmişiyle vedasıdır bu. İnsanlar küçükken hayal eder, büyür ve hayallerine hayatlar engel olur.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/">Dünüm Bugünüm Yarınım; Babam ve Oğlum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/dunum-bugunum-yarinim-babam-ve-oglum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2568</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Suffragette(Diren): Birinci Dalga Feminizm ve Oy Hakkı Mücadelesi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 07:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Çınar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart 2016]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Dalga Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Çeneli Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Emekçi Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Davidson]]></category>
		<category><![CDATA[Emmeline Pankhurts]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminist mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hubertine Auclert]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Hakları Beyannamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara oy hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınların Sosyal ve Politik Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Karen Often]]></category>
		<category><![CDATA[Maud Watts]]></category>
		<category><![CDATA[Olympe de Gouge]]></category>
		<category><![CDATA[oy hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Gavron]]></category>
		<category><![CDATA[Suffragette]]></category>
		<category><![CDATA[Süfrajetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2549</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Madem ki kadına giyotine gitme hakkı veriliyor, Öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir.” Birinci Dalga Feminizm olarak kavramsallaştırılacak olan hareket, Fransız Devrimi ardından, cinsiyetler arası eşitsizliğin devam etmesi ve 1791 Anayasası kabulü öncesi, devrime kitlesel olarak katılmış kadınların eşit yurttaşlık taleplerinin görmezden gelinmesiyle; ‘Kadın Hakları Beyannamesi’ni hazırlayan Olympe de Gouge ve beraberindeki kadınların mücadelesiyle varlık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/">Suffragette(Diren): Birinci Dalga Feminizm ve Oy Hakkı Mücadelesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><em>“Madem ki kadına giyotine gitme hakkı veriliyor,</em></p>
<p style="text-align: center"><em>Öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir.”</em></p>
<p>Birinci Dalga Feminizm olarak kavramsallaştırılacak olan hareket, Fransız Devrimi ardından, cinsiyetler arası eşitsizliğin devam etmesi ve 1791 Anayasası kabulü öncesi, devrime kitlesel olarak katılmış kadınların eşit yurttaşlık taleplerinin görmezden gelinmesiyle; ‘Kadın Hakları Beyannamesi’ni hazırlayan Olympe de Gouge ve beraberindeki kadınların mücadelesiyle varlık göstermiştir. Karen Often, ‘feminizm’in Avrupa’da ancak 1880’lerde kadınların özgürlüklerine kavuşmalarıyla eş anlamlı olarak kullanılmaya başlandığını belirtir. Örneğin, kadınların oy kullanma hakkını savunan Hubertine Auclert ilk olarak 1882’den itibaren kendini feminist olarak tanımlamıştır. 1894/95’e gelindiğinde, terim Manş Kanalı’nı aşıp nihayet Britanya’ya ulaşmıştır (Maggie Humm, 1994).</p>
<p>Sarah Gavron’ın yönetmenliğini yaptığı <strong>Suffragette(2015)</strong>, İngiltere’de erkeklerle eşit vatandaşlık hakkına sahip olmak isteyen kadınların, oy hakkı mücadelesini anlatır. Hareket, 1905’te Emmeline Pankhurts öncülüğünde, Kadınların Sosyal ve Politik Birliği(WSPV)’nin kurulmasıyla mücadeleye başlamış ve -birinci dünya savaşının da neden olduğu bir gecikmeyle- 1928 yılında süfrajetler oy kullanma hakkını nihayet kazanmışlardır. Film, 1912 Londra’sında işçi kadınların mücadeleye katılışının ve pasif direniş eylemleriyle yürütülen mücadelenin, hükümet tarafından görmezden gelinmesiyle, hareketin radikalleşmesini konu alır.</p>
<p>Açılış sahnesinde, bir çamaşırhanede, kadınlar kötü koşullarda, bitkin şekilde çalışmaktayken; kadınlara neden oy hakkı verilmemesi gerektiğini, kendini her fırsatta onaylayan kalabalığa anlatan bir erkek üst ses olarak duyulur: <em>“Kadınlar sakin bir mizaca veya siyasal ilişkileri muhakeme edebilecek akli dengeye sahip değildirler. Kadınların oy kullanmasına izin verirsek sosyal yapımız bozulur. Kadınlar babaları, kocaları ve ağabeyleri tarafından gayet iyi temsil ediliyor. Oy hakkı verildiği anda önüne geçmek imkansız olacak. Kadınlar parlamento üyesi, bakan, yargıç olmayı talep edecektir.” </em>Bu türden bir düşünceyi, erkek aklının ürettiği, ikili karşıtlıklar söylemi üzerinden açıklamak mümkün. Bu alana özgü kurucu ikili karşıtlıklar, özne ile nesne, akıl ile doğa, madde ile tin gibi ayrımlardır ki bu modern karşıtlıklar sistemi asıl olarak toplumsal cinsiyet ayrımına yaslanarak kurulmuştur; özne ile akıl eril olana, nesne ile doğa ise dişil olana atfedilmiştir. Böylelikle erkek, bu karşıtlıklar dili üzerinden, kadın üzerinde güçlü bir hâkimiyet-tahakküm-denetim kurma arayışını somutlamıştır.</p>
<p>Maud Watts, bir teslimat için bulunduğu caddede, süfrajetlerin vitrin camlarını taşladıkları eyleme tanık olur, eylemciler arasında aynı çamaşırhanede çalıştığı Violet de vardır. Kadınları radikal bulmuş olsa da, çamaşırhanede on üç yaşındaki bir işçiye tecavüz etmeye çalışan patronunu gördükten sonra, Birleşik Krallık Parlamentosu’na kadın haklarının genişletilmesini öneren yasa tasarısının tartışıldığı ve çalışan kadınların dinleneceği oturuma Violet’le birlikte Maud’da katılır. Kadınlara çalışma koşulları, kazançları, oy hakkına neden sahip olmak istedikleri sorulur ve parlamentoya sunulmak üzere kayıt altına alınır. Görüşmeler sonucunda ‘kadınların oy hakkı yasasını değiştirmeyi destekleyecek kanıtın bulunmadığı’ öne sürülerek kadınlara oy hakkı verilmeyeceği açıklanır.</p>
<p><em>‘Deeds not Words’</em></p>
<p>Yasa tasarısının ikinci kez düşmesiyle – 1905 yılında Kadınların Sosyal ve Politik Birliği, Birleşik Krallık Parlamentosu üyelerinden birini kadınlara oy hakkı için bir yasa tasarısını parlamentoya sunmak için ikna etmiştir ve bu yasa tasarısı da son anda düşmüştür-  pasif direniş, sivil itaatsizlik ve barışçıl eylemlerle sürdürdükleri mücadele hızla radikalleşmiştir. Telgraf ağlarının ve bazı kamu binalarının bombalanması, kiliselerin kundaklanması, çiftliklerin yakılması gibi eylemler, tutuklamalara yol açmıştır. İngiliz Hükümeti tutuklulara politik hükümlü statüsü vermeyince, kadınlar açlık grevlerine başlamıştır. Dünyada bir mücadele etme yöntemi olarak açlık grevini ilk uygulayanlar süfrajetlerdir  -bir diğer örneği Amerikalı kadınların oy mücadelesini anlatan ‘Demir Çeneli Melekler’- Kadınların açlık grevinde hayatlarını kaybetmesi halinde, harekete katılımın ve kamuoyunda harekete yönelik ilginin artmasından çekinen hükümet, açlık grevlerine karşı zorla besleme uygulamasına başlamıştır.</p>
<p>Eşit yurttaşlık mücadelesi, oy hakkı ekseninde yoğunlaşmış olsa da film, kadınların mahrum bırakıldığı diğer anayasal haklara da dikkat çeker. Aynı çamaşırhanede, erkek çalışanlardan fazla mesai yapan kadınlar, erkeklerden daha az maaş almaktadır. Üstelik kadınların ekonomik varlıklarını da erkekler idare etmektedir, Maud maaşını aldığı gibi kocasına verir. Kadınların çocukları üzerinde vekalet hakkı bulunmamaktadır, çocuğunun başka bir aileye –erkeğe- evlatlık verilebilmesi için Maud’ın rızasına gerek yoktur. Üst sınıftan bir kadını, kocası kefaletini ödeyerek içerden çıkardığında kadın arkadaşlarınınkini de ödemesi için adama yalvarır ve sonunda kulağına ‘harcadığın para zaten benim’, der. Kadınların yasal olarak mülk edinme ve mirastan pay alma hakları bulunmamaktadır.</p>
<p>Süfrajetler, yaptıkları onca eylemin basında karşılık bulmaması üzerine, kralın da katılacağı bir at yarışında eylem yapma kararı alırlar, böylelikle dünya basınında seslerini duyurabileceklerdir. Kral’a yaklaşıp planladıkları eylemi gerçekleştiremeyince, Emily Davidson protesto amacıyla kendini Birleşik Krallık Hükümdarı V. George’un atının önüne atar ve hayatını kaybeder. Filmin oy hakkı kazanımından önce bitmesi, mücadelenin hala devam ediyor oluşuna bir göndermedir, öyle ki Katar’da 2003, Suudi Arabistan’da ise 2015’te kadınlar oy kullanma hakkına sahip olmuşlardır. Süfrajetler, 1928 yılında oy hakkını kazanmışlardır.</p>
<p><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='640' height='360' src='https://www.youtube.com/embed/TH_r6-JpO9Q?version=3&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;autohide=2&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;wmode=transparent' allowfullscreen='true' style='border:0;'></iframe></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/">Suffragette(Diren): Birinci Dalga Feminizm ve Oy Hakkı Mücadelesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/suffragettediren-birinci-dalga-feminizm-ve-oy-hakki-mucadelesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2549</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vitrinime Değil İklimime Gelenlere! Kadının Ruhu Var!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 14:03:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Gizem Yıldırım]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ayrımcılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın erkek ilişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2225</guid>
				<description><![CDATA[<p>İkili ilişkilerin ikilemidir, iklim-vitrin meselesi. Nitekim Ajda Pekkan konuya parmak basmış, kendisini görmeyi bilenlere saklamıştır. Her kadın da böyle yapar zaten. Kendisini beden ötesi gören erkeğin yanında olur. Bedenlere kanan, bedensel tatmini her şeyden önde tutan sözde öz güveni yüksek, ruh gözü düşük lümpen adamlar ruhunu tanıyan kadınlara uygun değildir. Bu demek değildir ki kadın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/">Vitrinime Değil İklimime Gelenlere! Kadının Ruhu Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İkili ilişkilerin ikilemidir, iklim-vitrin meselesi. Nitekim Ajda Pekkan konuya parmak basmış, kendisini görmeyi bilenlere saklamıştır. Her kadın da böyle yapar zaten. Kendisini beden ötesi gören erkeğin yanında olur. Bedenlere kanan, bedensel tatmini her şeyden önde tutan sözde öz güveni yüksek, ruh gözü düşük lümpen adamlar ruhunu tanıyan kadınlara uygun değildir. Bu demek değildir ki kadın karşısındaki bedenine bakmaz, bakar bakmaz olur mu! Ancak beden ötesini görmeye daha meyillidir, ruhu basit olanla sekse karşıdır aklı.</p>
<p>Bir enstrüman olan kadın bedeni güzel notalar ister bedeninde. İster ki ortaya çıkan müzikte bir ahenk olsun. Cızırtı çıkmasın. Bunun için de belki genel geçer şeyler yaşarken bile bunda bir anlam arar. Salt sekse karşı da değilim, ama biraz üstümde potluk yaratıyor.Ne bileyim beli olsa,beyni uymuyor! Beyni uysa kalp ritmi hoşuma gitmiyor.</p>
<p>Çağlar boyu gelişen kadın, kadının etrafında dönen endüstriyel dünya belki de bu konuyu vitrine taşıdı. Kadın bedeni meta oldu, vs. vs… Hepimizin bildiği şeyler işte. Erkek bedeni gibi kadın bedeni de kullanılır doğaldır, hem dünyada her şey mübah değil midir! İstediğinizi yapın, en fazla bir kaç kişi yanınızdan ayrılır. Ayrılırsa ayrılsın çok mu umrunuzda! Benim hiç değil. Ama kadının zekasıyla dalga geçilmesine katlanamıyorum, kendi zekamla da. Erkeğin ata-erkil kafası çağlar boyu gelişmemiş olsa gerek.</p>
<figure id="attachment_2226" aria-describedby="caption-attachment-2226" style="width: 920px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg" rel="attachment wp-att-2226"><img class=" td-modal-image wp-image-2226 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg?resize=640%2C241" alt="Kadın - erkek ilişkileri" width="640" height="241" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg?w=920&amp;ssl=1 920w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/02/kadin-ayrimciligi.jpg?resize=300%2C113&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2226" class="wp-caption-text">Kadın &#8211; erkek ilişkileri</figcaption></figure>
<p>Her kadın bu durumu muhakkak yaşamıştır. Fiziksel itkilerden yüzeyselliğin dibinden çıkıp gelen bir sürü adamı güzel sözler söylerken görmüşsünüzdür yüzünüze, sonra bir bakarsınız ruhu umrunuzda değil! Takıldığınız inceliklere, alındığınız cümlelere varıncaya kadar hiç bir şeyi görmüyor. Sadece yanında böyle bir fiziği taşımaktan mutlu. Zaten ötesini göremiyor. Ne acınası bir zekadır! Kadın çoğu zaman yanındaki erkeğin zeka düşüklüğünü anlasa da susar, bildiği şeyleri bilmiyormuş gibi yapar. Sevdiğindendir sessiz kalışları… Ama itiraf ediyorum ben bunu her yaptığımda içimden hep dalga geçtim karşımdakiyle. Okuyan varsa kusura bakmasın ama çok komiktiniz. Bir şeyleri ilk kez siz tespit etmiş gibi konuşmalarınız, dünyanın sırrını bulmuşçasına olan davranışlarınız ve hesabı öderken atomu parçalıyormuş gibi gözükmenizden midem bulanıyor!</p>
<p>Nedir sizi üstün kılan? Son zamanlarda dinlediğim onlarca hikayeye bakıyorum da ilişkinin başlaması bitmesi hep karşı cinsin elindeymiş gibi. Kadınlar silkinin! Boşversenize. Kimisinin ailevi sorunları var, kimisi ilişkiye hazır değil, kimisi hislerinden emin değil. Ama konu yatak olunca her şeye hazır olan erkek “cinsi”ne ne ara bu kadar öfkelendim bilmiyorum. Ancak tüm bu kendilerini her şeyin öznesi olarak görmesi, kadınların bu anlamda da psikolojik bir şiddet ve baskı görmesinden çok sıkıldım. Ezilip büzülmesinden de, sevdiği adamı kaybetmemek için. Her şeyin ona göre olmasına alışmalarından. Diyeceğim o ki kaybedin kadınlar! Sizi yanınızda biblo gibi gezdiren tüm erkeklere kafa tutun! Suyun üstünü tercih eden adamlara derinlerinizi göstermeyin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/">Vitrinime Değil İklimime Gelenlere! Kadının Ruhu Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/vitrinime-degil-iklimime-gelenlere-kadinin-ruhu-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2225</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
