<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>fantastik bilim &#8211; kurgu &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/fantastik-bilim-kurgu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 23:12:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Nov 2016 06:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ariel Schulman]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Dave Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Roberts]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Joost]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6158</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerve filmi aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan Nerve filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nerve filmi</strong> aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan <strong>Nerve</strong> filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu ölümle sonlanacak bir kapışmaya dönüşmesi şahane anlatılmış olarak karşımıza çıkıyor. İnternette oyuncu veya izleyici olarak katılabildiğiniz izlemek için para ödediğiniz ve yarışmacı olarak verilen görevleri yaptığınız takdirde para kazanabildiğiniz bir basit oyunmuşçasına sizi cezbeden <em>Nerve</em> daha sonra başınıza birçok bela getirebiliyor. Profilinizi oluşturmak için sizin birçok bilginize erişerek banka hesaplarınıza kadar giriyor ve böylece görevleri yapınca paranızı size yatırıyor oyunu kaybeder iseniz sorun yok fakat oyunu ‘’gammazlarsanız’’ veya ‘’hile yaparsanız’’ bankadaki bütün paranıza elveda diyorsunuz ve bütün yerlerdeki profil ile hesaplarınız siliniyor böylece oyuna ‘’hapsolmuş’’ oluyorsunuz.</p>
<figure id="attachment_6160" aria-describedby="caption-attachment-6160" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6160 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve filmi" width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6160" class="wp-caption-text">Nerve filmi</figcaption></figure>
<h2>Nerve Film Oyuncuları</h2>
<p>Gelelim filme, başrollerinde Vee karakterini oynayan <strong>Emma Roberts</strong> ile Ian rolüne hayat veren <strong>Dave Franco</strong> isimlerini görüyoruz. İkilinin filmde uyum içerisinde oynadıklarını gördükten sonra gerçekten rol için doğru tercihler olduklarına bir kez daha inanıyoruz. Vee arkadaşı Sydney’nin tabiri caizse gazına gelerek Nerve’e oyuncu olarak giriyor ve bütün olaylar bundan sonra başlıyor. İzleyicilerin seçtikleri görevleri yaparak ilerlerken Ian ile tanışıyor. Böylece seyirci bu ikisinin elektriğini beğenerek oyunda beraber ilerlemelerini istiyor. İkili böylece beraber verilen görevleri yaparak finale gitmeye başlıyor. Fakat bir görev sonrası ölümle burun buruna gelen Vee kendi ve arkadaşlarını düşünerek oyunu polise gammazlıyor fakat polis durumun sıkıntılı olmadığını söylüyor ve böylece Vee görevden atılıyor daha sonra ise bütün bankadaki paraları elinden alınarak oyunun içinde hapsoluyor. Tek çare finalde kazanması ve özgürlüne kavuşmasıdır. Ian’ın gizemli hallerini ise daha sonradan anlıyoruz. Finalde ne olduğunu ve filmin nasıl bittiğini tabi ki de söylemeyeceğim.</p>
<p>Bence bu keyifli ve akışı sorunsuz filmi izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<figure id="attachment_6162" aria-describedby="caption-attachment-6162" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6162 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=640%2C988" alt="2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor." width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6162" class="wp-caption-text">2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor.</figcaption></figure>
<h2>Nerve Filmini Özetlersek;</h2>
<p>2016 yapımı <u>Nerve</u> bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor. Yönetmenliğini <strong>Henry Joost</strong>, <strong>Ariel Schulman</strong> gibi isimlerin yaptığı filmin başrollerinde Ashby(2015), Scream Queens(2016) gibi birçok dizi ve filmlerde gördüğümüz yetenekli aktris Emma Roberts var. Ona filmde erkek başrol olarak eşlik eden kişi ise Now You See Me(2013),Now You See Me(2016), 21 Jump Street(2012),22 Jump Street(2014) gibi iyi yapımlarda yer alan Dave Franco’dan başkası değil.</p>
<p><strong>Nerve</strong>, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. Özellikle bu tüketim çılgınlığı ile ‘’ne kadar popüler kalabilirsen o kadar yaşarsın” mottosunu bizlere gösteriyor. Vee söylenen sözlerin aksini kanıtlamak ve sakin aksiyonsuz, normal hayatına renk katmak adına çıktığı yolda hem aşkı hem de cesareti bularak birçok konuda kendine değer katıyor gibi gözüküyor. <u>Nerve</u>, herkesçe izlenmesi gereken bir film. Seyreden birçok kişinin filmden kendine dair bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Seçiminizi yapın Oyuncu musunuz?&nbsp; Yoksa izleyici mi?</p>
<figure id="attachment_6159" aria-describedby="caption-attachment-6159" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6159 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. " width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6159" class="wp-caption-text">Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor.</figcaption></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fantastik Filmlerin İnsanlar İçin Önemi ve İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/#comments</comments>
				<pubDate>Mon, 07 Nov 2016 05:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Aycan Arıcan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Scissorhands (Makas Eller)]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Harry Potter]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Yolcusunun Karısı]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanda Aşk (About Time)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5835</guid>
				<description><![CDATA[<p>Fantastik dedik mi genellikle, “Gerçekte var olmayan, hayal ürünü ve gerçekte yaşanması pek mümkün olmayan olayları konu edinen sanat eserleridir”. gibi tanımları yapılır. Büyü, sihir, ölümsüzlük, geçmiş e ve geleceğe yolculuk ve buna benzer konulu üzerine yapılan filmler ve diziler fantastik yapımlara örnektir. Öyleyse “Neden fantastik yapımlar ilgi çeker? Fantastik yapımlar insan üzerinde nasıl etki [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/">Fantastik Filmlerin İnsanlar İçin Önemi ve İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fantastik</strong> dedik mi genellikle, “Gerçekte var olmayan, hayal ürünü ve gerçekte yaşanması pek mümkün olmayan olayları konu edinen sanat eserleridir”. gibi tanımları yapılır. Büyü, sihir, ölümsüzlük, geçmiş e ve geleceğe yolculuk ve buna benzer konulu üzerine yapılan filmler ve diziler fantastik yapımlara örnektir. Öyleyse “Neden fantastik yapımlar ilgi çeker? Fantastik yapımlar insan üzerinde nasıl etki oluşturur? Fantastik yapımlar sadece çocuklara yönelik midir? Fantastik yapımları izlemek sadece hayallerde yaşamaktan mı ibarettir yoksa bu hayalleri gerçekleştirmenin yolları var mıdır?” sorularının yanıtlarını arayalım&#8230;</p>
<h2>Fantastik Filmler</h2>
<p><strong>Fantastik filmler</strong>in ilgi çekmesinin en bilindik nedeni, doğa üstü güçler, başka dünyaları görebilme, ışınlanma, ölümden sonraki yaşam ya da ölümsüzlük, ruhlar ve periler alemini ilgi çekici ve hoş görünen görsel efektlerle verilmesi olarak tanımlanabilir. Ayrıca, birçok filminde zamanda yolculuk konu temaslı olması fantastik filmlerin izlenmesindeki önemli etkilerden biridir. Çünkü gerçek hayatta geçmişe dönüp şimdi pişman olduğumuz şeyleri yapmama gibi bir şansımız olmuyor ya da bazı durumlarda, “Geçmişte şöyle yapsaydım da, şimdi daha iyi yerlerde olurdum.” gibi cümleler kurarken buluyoruz kendimizi. Bu tarz filmleri izleyerek, gerçekte de fantastik güçlerimiz imkanlarımız olmasını istiyoruz bir yerde. Keşke ışınlanabilsem, keşke sihirli gücüm olsa da bir şıklatmakla çok paraya sahip olsam dediğimiz oluyor. Bundan başka, eğer bir yakınımız öldüyse bu fantastik öğeler sayesinde onların ruhunu, ya da ölümden sonraki yaşamını görebileceğimizi, başka dünyalarla iletiş im kurabileceğimizi umuyoruz. Dahası <strong>fantastik filmler</strong>i izlediğimizde normal, gündelik yaşamın durağan halinden biraz olsun sıyrılıp bambaşka renkli dünyalara da yolculuk etmiş oluyoruz. Aslında hem ilgi çekme de, hem de üzerimizde yarattığı etkilerde birazda filmlerde kullanılan görsel efektlerin ne kadar yaratıcı ve can alıcı olmasıyla da ilgisi es geçilmemelidir. Bu örneklemlerden yola çıktığımızda, hem fantastik yapımların ilgi çekmesinin nedeninden tutup, insanlar üzerinde oluşturduğu etkileri de anlamış olduk&#8230;</p>
<figure id="attachment_5839" aria-describedby="caption-attachment-5839" style="width: 776px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5839 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg?resize=640%2C360" alt="Bir fantastik film olan Harry Potterʼın her filminde, yeni yeni öğeler, efektler eklenmiştir." width="640" height="360" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg?w=776&amp;ssl=1 776w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/harry-potter-filmi.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5839" class="wp-caption-text">Bir fantastik film olan Harry Potterʼın her filminde, yeni yeni öğeler, efektler eklenmiştir.</figcaption></figure>
<h2>Çocuklar ve Büyükler İçin Fantastik Filmler</h2>
<p>Bazı insanlar, fantastik filmlerin sihir, büyü ve doğaüstü güçlerle sınırlı olup sadece çocuklara yönelik olduğunu düşünürler. Hatta saçma ve komik bulanlar bile olabilir aralarında. Geçmişte ve günümüzde televizyonlarda yayınlanmış sihir içeren komedi yapımları böyle düşünenlerin temel nedeni olarak başta geliyor. Bu tür yapımları da genellikle çocuklar izlemeyi tercih ediyor. Ancak, fantastik çalışmalar sadece televizyonda yayınlanan ve çocuklara hitap eden dizilerden ibaret değildir. Bizim toplumumuz daha çok bu yapımları çocuklara yönelik düşünerek daha hafif ve komedi tarzda yapıp izleyiciye sunmayı tercih ediyor ve daha çok çocuk oyuncularla çalışıyor. Fakat <strong>fantastik</strong> dediğimiz hayal ürünü eserler bilim kurgu ve dramla karıştığı zaman o kadar da çocuklara yönelik ve komik olmadığını görüyoruz. Örneğin, Harry Potter serisi başta çocuklara yönelik gibi gözükmesine rağmen, kitaplarını okuyup filmlerini izlediğinizde aslında anlaşılması güç fantastik öğeler barındırdığını ve anlamak için belki, birkaç defa daha izlemek gerektiğini görebilirsiniz.</p>
<figure id="attachment_5840" aria-describedby="caption-attachment-5840" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5840 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller-208x300.jpg?resize=208%2C300" alt="Edward Scissorhands (Makas Eller)" width="208" height="300" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/makas-eller.jpg?w=441&amp;ssl=1 441w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5840" class="wp-caption-text">Edward Scissorhands (Makas Eller)</figcaption></figure>
<p><strong>Harry Potter</strong>ʼın her filminde, yeni yeni öğeler, efektler eklenmiştir. Dolayısıyla konu ve kurguda fantastik efektlerle birbirine kemikten bağlıdır. Her bir filmi an az 2 buçuk saat sürmektedir ve izleyenin daha rahat anlayabilmesi için öncesinde kitabının okunması herkes tarafından önerilmektedir. Harry Potter serisi, ülkemize geldiği günden beri “sihir ve büyü kitabı” kelimelerini barındırdığından öncelikle çocukların ilgisini çekmeyi başardı. Fakat sonradan bu sayı çocuklardan gençlere, hatta yetişkinlere kadar yükseldi. Bundan başka, “The Notebook” filmiyle tanıdığımız Rachel Mcdamsʼın başrolünde oynadığı, <strong>Zaman Yolcusunun Karısı</strong> ve <strong>Zamanda Aşk (About Time)</strong> filmleri fantastik öğelerle dramı ve bilim kurguyu karıştırmış üzerine düşünülmesi ve kafa yorulması gereken, yüklüce emek harcanmış filmler arasında yerini almaktadır. Sonrasında Johnny Deppʼin başrolünde oynadığı, 1990 yapımı <strong>Edward Scissorhands (Makas Eller) </strong>filmi eski bir film olmasına rağmen, o dönemin şartlarında gayet iyi makyaj ve görsel efektlerle derlenmiş ve de izleyici üzerinde oldukça duygusal etkiler bırakan filmler arasında yerini bulmaktadır. Daha benzer pek çok film örneği verilebilir ve buradan da anlıyoruz ki, her fantastik öğe çocuklara yönelik değil ya da basit geçilebilecek türden değil&#8230;</p>
<figure id="attachment_5837" aria-describedby="caption-attachment-5837" style="width: 577px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5837 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg?resize=577%2C371" alt="Zaman Yolcusunun Karısı" width="577" height="371" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg?w=577&amp;ssl=1 577w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/fantastikfilmler.jpg?resize=300%2C193&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5837" class="wp-caption-text">Zaman Yolcusunun Karısı</figcaption></figure>
<h2>Fantazilerimiz ve Fantastik Filmler</h2>
<p>Fantastik yapımları izlemek hayallerde yaşamak değildir aslında. Çünkü bu tür filmler dikkatli izlediğinizde hayallerinizi gerçekleştirme ya da yaptıklarınız ve yapmadıklarınız için pişman olma konusunda, size ders verir kimi zaman. Başka bir deyişle, hayatımızla ilgili karar alırken, insanlarla ilişki kurarken ya da biriyle tartışırken, hatta kavga ederken bile hayatımızın akışında değişiklikler yapabiliyoruz günlük yaşantımızda. Kimi <strong>fantastik filmler</strong>de, geçmişe dönüp bu hatalarımızı telafi etme, ya da hatalarımız ve davranışlarımız sonucu başımıza gelenleri görme imkanı buluyor ve bunları yaşamamak için şimdiki ana dönüp o hataları hiç yapmıyoruz. Buna benzer kimi filmlerde de bir hata sonucu beden değiştirme işleniyor. Birbirini sevmeyen iki kişinin ruhu birbirlerinin bedenlerinde buluyor kendini. İzlerken, gülüyoruz, eğleniyoruz ama unutulan bir şey var ki, bu filmler bize karşımızdaki kişiyle empati kurmayı ve onu anlamayı öğretiyor. Aslında ilişkilerimiz ve hayatımızın akışı konusunda yön veriyorlar bize bir yerde. Bazı filmlerde de, öbür dünyayla iletişim kurabilen figürlere şahit oluyoruz… Bu bize çok hayal ürünü, belki de saçma geliyor. Kendimize göre öyle belki, ama öbür dünyayı kimse bilmediği için, herkes kendi kafasında bir şey kurguluyor ve hayal ediyor. <em>Fantastik filmler</em>, sadece bu hayalleri görsel efektlerle görünür ve somut bir hale getiriyor. Belki de, gerçekten kaybettiğimiz sevdiklerimizle konuştuğumuzda ya da onlar için üzüldüğümüzde bizi görüyorlar ve o filmlerdeki gibi bize cevap veriyorlar&#8230; Filmlerden farkı da, sadece biz somut olarak algılamıyoruz. Sonuçta çoğumuz küçüklüğümüzden beri buna inandık. Aslında hayal desek de, gerçekliğine inandığımız şeyin somutlaştırılarak gözlerimizin önüne serildiğine şahit oluruz. Bazı filmlerin sonunda ise izlediğimiz o fantastik öğelerle, tamamen filmin başrolündeki ana karakterin kendine istediği hayalindeki gibi bir dünya kurduğunu görürüz. Aslında birçok şeyin gerçek olmadığının o ana karakterde farkındadır… Hayal kurmuştur sadece… Geçmişe gitmiştir. Geçmiş teki figürlerle iletişim kurmuştur. Kendini mutlu etmiştir. Kişinin hayaliyle fantastik öğeler öylesine güzel kurgulanıp harmanlanmıştır ki, filmin nasıl bittiğini anlamazsınız bile. Bunu gerçek yaşamda çoğu zaman bizde yaparız. Rönesans döneminde hissederiz ve sürekli o döneme ait kitaplar okurken, filmler izlerken, birden Leonardo Da Vinci ile konuşurken buluruz kendimiz. Biz de aslında bir çeşit fantazi kurarak gerçek hayatın monoton halinden biraz olsun sıyrılma imkanına sahip oluruz&#8230;</p>
<figure id="attachment_5836" aria-describedby="caption-attachment-5836" style="width: 1229px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5836 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?resize=640%2C226" alt="İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler" width="640" height="226" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?w=1229&amp;ssl=1 1229w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?resize=300%2C106&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/en-iyi-fantastik-filmler.jpg?resize=1024%2C362&amp;ssl=1 1024w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5836" class="wp-caption-text">İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</figcaption></figure>
<h2>İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</h2>
<p>Son olarak;</p>
<ul>
<li>The Lovely Bones (Cennetimden Bakarken),</li>
<li>Age of Adaline (Adelineʼin Yaşı),</li>
<li>The Odd Life Of Timothy Green (Timothy Greenʼin Sıradışı Yaşamı),</li>
<li>The Secret Life of Walter Mitty (Walter Mittyʼnin Gizli Yaşamı),</li>
<li>Groundhog Day (Bugün Aslında Dündü)</li>
</ul>
<p>izlemenizi önereceğim en güzel 5 fantastik film arasında geliyor&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/">Fantastik Filmlerin İnsanlar İçin Önemi ve İzlenebilecek En İyi Fantastik Filmler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/fantastik-filmlerin-insanlar-icin-onemi-ve-izlenebilecek-en-iyi-fantastik-filmler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5835</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Huzursuz Balıkçılar</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/#comments</comments>
				<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 05:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Nalan Önat]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[fantazya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4736</guid>
				<description><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı. Suyu yemyeşil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Söylemediğim bir şey var; der gibi duruyordu balıkçıllar. Beyaz ve mağrur boyunlarının bükülüşünde bir sır gizliydi. Bu yüzdendi hep, gözden uzak oluşları. Bir sazlığın dibinde, bir dere kenarında, ansızın belirip kaybolan hayallerden ibarettiler anılarda. Ender zamanlarda bir araya gelip, damarlı mermerden yontulmuş heykeller gibi dururlardı. İzleyenlerden, hareketlerini görebilecek kadar şansı olanlar, en sabırlılardandı.</p>
<p>Suyu yemyeşil görünen büyük nehrin kenarında, konaklıyordu balıkçıllar ve banyo yapmaya gelen birkaç yabancı tarafından rahatsız edildiler. Uzun zamandan beri kimse onları bu kadar huzursuz görmemişti. Yabancıları da görmüyorlardı. Balıkçıllardan başka suda hareket eden tek şey, giderek genişleyen dalgalardı. Ancak nehir, dikkatli gözlere biraz daha yeşil görünür oldu. Nedenini ise öğrenemediler.</p>
<p>O günden sonra, balıkçılların davranışları tamamen değişti. Sessiz sedasız yaşayan bu mağrur hayvanlar, hiç durmadan bağırıp gürültü yapar oldular. Sadece yemek yerken sesleri kesiliyordu. Onları hayranlıkla izleyenler, şaşkınlıkla izlemeye başladı. Gördüklerine hayret ediyor, sebebini bulamıyorlardı.  Nehrin başka yerlerinde, başka balıkçıl toplulukları da vardı. Onların davranışları değişmemişti; yalnız bu kıyıdakilerin, yalnız yabancılar tarafından rahatsız edilenlerin.</p>
<p>Uzaktan izlemekle anlaşılabilecek bir durum olmadığı açıklığa kavuşunca, kuşlara yaklaştılar. Aralarına girmeye çalışanlar olunca, balıkçıllar daha da hırçınlaştı. Kimseye saldırmadılar ama yerlerinde de duramadılar. Oradan oraya zıplıyor, uçuyor, pisliyorlardı. Görünen o ki, ne sazlıkta ne de nehrin bu yakasında olağanüstü bir durum, her hangi bir sorun yoktu. Bunca gürültüye aldırış etmeden yüzmeye devam eden balıklar ve bir sürü su böceği sayesinde de kuşlar karınlarını gayet güzel doyurmaktaydılar.</p>
<p>Nehrin üstünde ve balıkçılların konakladığı kıyıda bir ipucu bulamayınca, suya dalmaya karar verdiler. Artık nehir, tüm gözlere daha yeşil görünür olmuştu. Birkaç kişi, yabancıların arkalarında dalga bıraktıkları yerden yavaş yavaş suya girdi. Gittikçe derinleşen nehrin içinde, suyun taşıdığı alüvyon, görüşü engelliyordu. Daha çok el yordamıyla nehrin yatağını aradılar. Yüzük, madeni para ve saç tokasından başka tuhaf şeye rastlamadılar. Her biri, bulduğu nesneyi, o günün hatırasına, alarak evine gitti.</p>
<p>Ertesi gün ya da devam eden günlerden birinde,  balıkçılların eski hayranlık uyandıran hallerine geri döndüğü fark edildi. Nehir de yine eski nehirdi, o tuhaf yeşillik kaybolmuştu. Bu değişime çok sevinseler de, nehirden yüzük, madeni para ve saç tokasını çıkaranlar, buldukları nesnelerden şüphelendiler. Hangi eşyanın bu duruma sebep olduğunu bilmelerine imkân olsa dahi, bundan haberleri yoktu.</p>
<p>Eşyaları, kendilerinde tutmak istemiyorlardı. Bu durumda onları bir yere atmak da çözüm sayılmazdı çünkü; bu sefer de başkalarını rahatsız ederlerdi. Uzun zaman ne yapacaklarını düşündüler. Bu süre zarfında fark ettiler ki, bu eşyalar suyun dışında kimseye huzursuzluk vermiyor. Tabi bu eşyaların huzursuzluğa sebebiyet verip vermediği de muamma. En sonunda, üç nesne de metal olduğundan, hepsini beraber eritmeye karar verdiler.</p>
<p>Yüzük ve madeni para eriyip birbirine karıştı ama saç tokası ısındıkça erimedi. Buharlaştı ve yok oldu, gitti. Eriyen metali, balıkçıl şeklinde hazırladıkları minik kalıba döktüler, soğuması için bir kenara bıraktılar. Bu sırada, eritme kabındaki parıltı dikkatlerini çekti. Ufacık, zor görülen yeşil bir taş duruyordu kabın dibinde. Kalıptaki balıkçıl tam katılaşmadan, taşı kuşun gözü yerine oturttular. Tek taraflı minik kuş figürü, katılaştığında inanılmaz derecede pürüzsüz ve parlaktı.</p>
<p>Böylesine göz alıcı bir nesne yaptıklarına inanmakta zorlandılar. Ancak sonuç ellerine alamayacakları denli çekici ve inanılmaz bir şekilde önlerinde duruyordu. Yaptıkları nesnenin güzelliğine kapılmak üzerelerken, akıllarına bir fikir geldi. Bu güzelliğe mücevher olmak yakışırdı. Yeşil gözlü metal balıkçılı, kendisi kadar parlak bir zincire göre ayarladılar.</p>
<p>Kolyeyi, üzerine balıkçılı simgeleyen minik bir rün işledikleri abanozdan yapılma kutunun içinde uzun zamandır saklıyorlar, yalnız arada bakmak için kutuyu açmaları dışında,  yeşil gözlü balıkçıl hiç güneş görmüyordu. Ne yapacaklarını tam da bilemeden, böylesine güzel bir mücevher yapanlar, böyle bir güzelliğin uzun zaman saklı kalamayacağının farkındaydılar. Yine de bunca zaman, balıkçıllar huzur içinde yaşamış ve kimse kolyeyi fark etmemişti.</p>
<p>Yine bir gün, balıkçılları izledikleri esnada; ilerde, nehirde süzülen bir cisim gördüler. Hava puslu olduğundan tam olarak seçilemiyordu. Suyun üzerinde süzülerek ilerliyor ve yavaş yavaş balıkçılların konak alanına yaklaşıyordu. Görüş alanlarını heybetli bir kayık kaplamıştı. Balıkçılların neredeyse ortalarına dalmış olmasına rağmen kuşlar bu duruma aldırış ediyor değildiler.</p>
<p>Kayıktan, bunca pusa rağmen kıp kırmızılığı gözlerini yakan elbisesiyle, biri karaya iniyordu. İnen kişiye daha yakından bakabilme isteğiyle karşı kıyıya koştularsa da yetişemediler. Pus içinde dağılan renkler, ne yöne gittiğini görünmez kılıyordu. Kıyıya yakın durduğunu tahmin ettikleri kayık da seçilemiyordu. Bunun üzerine evlerinin yolunu tuttular.</p>
<p>Ertesi gün, hava açmış ve tüm nehrin üzerini parlak bir ışık kaplamıştı. Sabahın ilk saatlerinde, henüz uyanık olsalar dahi yataktan çıkmak istemeyecekleri bir saatte, kapıları çalındı. Kapının dışında onları, dün gece gördükleri kıpkırmızı elbiseli kadın bekliyordu. Pus yüzünden göremedikleri yemyeşil gözler, dosdoğru onlara bakıyordu.</p>
<p>Kadın, “Kaybettiğim şeyin sizde olduğu söylendi.”  dedi. Bunun üzerine içlerinden biri abanoz kutuyu getirerek  “Emanetiniz burada majesteleri.” dedi ve kutuyu kadına uzattı. Kadın kutuyu almadan kapağını açarak kolyeyi eline alıp avucunu kapadı. Avucunu tekrar açtığında kolye orada yoktu ve sanki gözleri biraz daha yeşermiş gibiydi, tabi bu mümkünse.</p>
<p>Kıpkırmızı elbiseli kadın, tekrar akşam çöktüğünde, balıkçılların uykularını bile bölmeden, kayığına binip geldiği gibi usulca nehrin üzerinde süzülerek, gitti.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/">Huzursuz Balıkçılar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/huzursuz-balikcilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4736</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jul 2016 08:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4513</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı.</p>
<p>Hasta irkilerek şaşkın gözlerle Josephus’a baktı. ‘’Affedersiniz bay Josephus.. Evet.. Ne diyordum ben en son?’’ Bu kaçıncı unutuşuydu hastanın. Önceki cümlesini dahi hatırlamakta zorluk çekiyordu. Josephus terapinin devamı için hastayı konuşturmakta ısrarlıydı.</p>
<p>&#8220;Çocuk yapmama kararına nasıl vardığınızı anlatıyordunuz. Bu kararı eşinizle birlikte mi aldınız?&#8221;</p>
<p>Hastanın bakışları dalgındı, Josephus’un yüzüne bakıyordu ama duyduklarını anlayıp anlamadığı yüzünden seçilemiyordu.</p>
<p>&#8220;Ah, evet.. Çocuk yapma.. Bu kararı eşimle birlikte mi aldık.. Hayır.. Yani önce hayır ama sonra evet..’’ Josephus sabırlı davranmaya devam etti. ‘’Bunu biraz daha açar mısınız bay Montague?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gençliğimde bir Arap düşünürün babasını imâ ederek sarf ettiği bir vecizini okumuştum bir kitapta. Çocuk yapmamayı düşünmemin başlangıcı olmuştu o kitap ve o düşünür.&#8221;</p>
<p>Josephus söylediklerine dikkat kesildi. Demek bu adam kitap da okuyordu.. Üstelik binlerce kilometre ötedeki bir coğrafyadan birinin kitabını.</p>
<p>&#8220;Kimdi o bay Montague? Ve sizin bu kararı almanıza neden olan cümle neydi?&#8221;</p>
<p>‘Kim miydi.. Uzun bir ismi vardı bay Josephus.. Hay Allah, eski Arap düşünürlerinin çoğunun ismi uzundur zaten değil mi? Tüm soyağaçlarını isimlerinden öğrenebilirsiniz. Umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur.. Immhh…’’</p>
<p>Montague uzun bir ‘’ımmhh’’ çektikten sonra isim ağır ağır, tane tane döküldü dudaklarından; &#8220;<strong>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</strong><em>&#8220;</em></p>
<p>Josephus şaşırmıştı. Acaba durum sandığı gibi kötü değil miydi? Montaugne’nin psikolojik rahatsızlığı ona has bir şey değildi. Aksine son 50 yılda tüm dünyada nüfus hızla düşerken, erken yaşta Alzheimer, şizofrenik davranışlar, depresyon, anoreksi ve anksiyete rahatsızlıklarda yükselme meydana geliyordu. Hükümetler ise ciddi bir çalışma yürütmüyordu bu soruna karşılık.</p>
<p>Josephus Romin, Montague’nin söylediği ismi not etti. Daha sonra etraflıca bakardı. Montague’yi konuşturmaya devam etti. ‘’Ne diyor peki bu Arap düşünür?’’</p>
<p>Montague eliyle alnındaki teri sildi. Gözleri yere bakıyordu. &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Montague kafasını kaldırmadı. Yine daldı.. Josephus gözlüklerini çıkardı. Sonraki seansta devam ederlerdi artık. Montague’yle sonraki seansı Perşembe günüydü, 2 gün vardı daha. Zaten 4 dakika kalmıştı terapinin bitimine. Montague bugünkü son hastasıydı Josephus’un. 28 hasta ediyordu böylece. Dün de 32 hasta gelmişti. Talep gün geçtikçe artıyordu ve Ulusal Psikoloji Dairesi tüm eyaletlerde Tıbbî Etik Komiteleri’nin sayısının artırılması için hükümete rapor üstüne rapor yolluyordu.</p>
<p>Josephus masasındaki gözlüğünü, cep telefonunu ve okuduğu &#8220;<em>Düşlerin Yorumu&#8221; </em>kitabını çantasına koydu. Montague’nin başında dikildi ve hafifçe dokundu koluna &#8220;Bay Montague, isterseniz çıkabilirsiniz. Perşembe günü görüşmek üzere.&#8221; Kapısını açtı, muayenehanesinin salonunda yardımcısı Leo’ya ‘’Sen de çıkabilirsin Leo. Yarın görüşürüz.’’ deyip çıktı. Kliniğin bahçesindeki beyaz 052 Mozaic marka arabasına doğru giderken telefonu çaldı. Çantasını açtı, arayan Karta’ydı. Karta’nın sesi durguncaydı:</p>
<p>&#8220;Selam, bu akşam ne yapıyorsun?&#8221;</p>
<p>Daha dün görüşmüşlerdi Karta’yla. Gümüş renkli saatine baktı, 19:12’yi gösteriyordu.</p>
<p>&#8220;Bir planım yok. Eve gidiyordum ben de. Neden sordun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşünce anlatırım. Ben Yuks and Duşu’dayım. Seni bekliyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam, 15 dakikaya orada olurum ben de.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca tekrar saatine baktı. Otomobile girdi ve aracı çalıştırdı. Yol boyunca Karta’nın ne söyleyebileceğini düşündü. Dünkü konuşmalarında yarım kalmış, yahut ters bir şey yaşanmamıştı.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yuks and Duşu, balıkçı teknelerinin demirlendiği  ve balıkçılardan başka neredeyse hiç kimsenin de uğramadığı bir balık lokantasıydı. Akşama doğru tüm deniz güneşin batışıyla portakal rengine bürünürdü. Balıkçılar avdan döner, yorgunluklarına bir de akşamın sessizliği eklenince tuhaf bir durgunluk olurdu. Deniz ölü gibi olurdu, öyle ki karıncalar su içerdi.</p>
<p>Josephus otomobilini Yuks and Duşu’nun arkasına park ettikten sonra Karta’ya doğru yürüdü. Karta oturmuş kitabını okuyordu. Kitaba daldığı için Josephus’u fark edemedi. Josephus kulağının dibinde parmaklarını şıklatınca irkildi Karta Make.</p>
<p>&#8220;Geldin mi? Geç otur.&#8221;</p>
<p>Josephus’un masaya geçmesiyle Osman bitti yanlarında. Osman Rizeli’ydi. Hem balıkçılık yapıyordu hem de bu balık lokantasının sahibiydi. 38 yıl önce tüm dünyada sınırlar kalkınca o da Rize’den kalkmış önce kuzeydeki Rusya’ya gelmişti. 10 yıl kadar burada, Anapa kentinde yaşadıktan sonra yolculuk serüveni ABD’de nihayet bulmuştu. Osman’ın hayâlinde Norveç’e gitmek vardı hep. Türkiye’de yaşadığı yıllarda TV’de <em>Neutrogena </em>el kremi reklamlarında oynayan Norveçli balıkçıları görmüş, hayran kalmıştı. Zaten o gün bu gündür <em>Neutrogena </em>kremlerini de eksik etmemişti yanından. Norveçli balıkçılar da sık kullanırdı bu kremi. Bir de <em>Neutrogena</em>’nın telaffuzunda Osman’ı hoş eden bir yan vardı ve ‘’<em>nötrocina</em>’’ demeyi pek severdi.</p>
<p>İşte yine her zamanki gibi sipariş almaya gelmişti Osman. Baş parmaklarını pantolonunun arasına sıkıştırmış, diğeriyle de darbuka çalıyormuş gibi hızla hareket ettiriyordu.</p>
<p>&#8220;Evet beyler, ne vereyim size?&#8221;</p>
<p>Karta sipariş için Josephus’un gelmesini beklemişti.</p>
<p>&#8220;Deniz bugün neler verdi sana Osman?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bol miktarda Barbun var. Bir de Ramazan koca bir Somon yakaladı bugün. Çoğunu biz erittik, biraz kaldı. İsterseniz közleyeyim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Sen bize Barbun getir Osman. Yanında da soğuk birer bira.&#8221;</p>
<p>&#8220;Okey!&#8221;</p>
<p>Osman parmaklarını oynata oynata uzaklaştı yanlarından.</p>
<p>Josephus iyice yerleşti sandalyesine. Çantasını yanındaki boş sandalyeye bıraktı. Karta’nın elindeki kitaba uzandı, kapağına baktı. <em>Montesquieu</em>’nun <em>Kanunların Ruhu Üzerine</em> kitabını okuyordu.</p>
<p>&#8220;Bu kaçıncı okuyuşun be adam!&#8221;</p>
<p>&#8220;20 vardır.&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi, aferin. Eee, neden çağırdın beni?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğü çıkardı masaya bıraktı. Burnunu ovaladı.</p>
<p>&#8220;Bak Josephus, sanırım psikolojik rahatsızlıkların neden son 50 yılda tüm dünyada çığ gibi yükseldiğini buldum?&#8221;</p>
<p>Şaka mı yapıyordu bu adam? Bunun için mi çağırmıştı yani?</p>
<p>&#8220;Karta ne demek bu? Neyin var senin oğlum ? Beni özlediğin için çağırdığını söyleseydin güle-oynaya gelirdim zaten. Böyle aptalca bir laflaşmadan daha iyi bir gerekçe olurdu en azından. Hem ‘buldum’ ne ayrıca? Ortada ‘bulunacak’ ne var?&#8221;</p>
<p>Karta tekrar taktı gözlüğünü. Konuşma boyunca en az 10 defa çıkarır takardı.</p>
<p>&#8220;Önce bir dinle beni be adam! İki hafta önce Toplum Sağlığı Merkezi olarak 12 fabrikada toplam 752 işçi üzerinde bir anket yaptık. Sonuçlar bugün ulaştı elimize. Buna göre toplam 612 kişi psikolojik rahatsızlıkları için ilaç kullanıyor. Geri kalan 140 kişi ise yakın dönemde bu ilaçlardan kullandığını fakat artık bıraktıklarını söylemişler.&#8221;</p>
<p>Josephus’un buruşuk alın derisi yavaşça gevşedi. Çünkü kendi muayenehanesine gelen hastaların da büyük bölümü fabrika işçilerinden oluşuyordu. Bu işçiler ekonomik olarak oldukça düşük ücrete ve kötü şartlarda çalışıyorlardı. Buna karşın psikoterapi vizite ücretleri çalıştıkları fabrika tarafından karşılanıyordu. Josephus aklındaki bulanıklığı dağıtmak istedi:</p>
<p>&#8220;Peki bu sadece bu eyalet için mi geçerli Karta?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğünü çıkarıp yanıtladı:</p>
<p>&#8220;Biz bu anketi sadece kendi eyaletimiz için yaptık fakat sonuçlar böylesine vahim çıkınca iyice işkillendim ben. Bugün seni aramadan önce şehir kütüphanesine uğradım. 2012 yılında, yani 40 yıl önce Amerikalı bir anket şirketiyle Türk bir anket şirketinin ortaklaşa yürüttükleri anket sonucuna ulaştım. Üstelik anket 17 şehirde olmak üzere toplam 20.400 kişiyle yapılmış. Ankete katılanların %87’si psikolojik rahatsızlıklarından dolayı ilaç tedavisi gördüklerini söylemiş. Bir dönem ilaç alıp bırakanların oranı ise %5.&#8221;</p>
<p>Konuşmasına devam edecekti ki iki elinde iki tabakla masalarına doğru gelen Osman’ı gördü. Ardından garsonu tepside iki bira şişesiyle takip ediyordu onu.  Osman tabakları masaya koydu, garsonun tuttuğu tepsiden de biraları alıp önlerine bıraktı.</p>
<p>&#8220;Afiyet olsun beyler&#8221; deyip baş parmaklarını pantolonuna sıkıştırıp ayrıldı yanlarından.</p>
<p>Josephus koca bir yudum aldı biradan. Karta’yı dinlerken bir yandan da söylediklerini zihninde tartıyordu. Karta, mavra atacak biri değildi. Roma Üniversitesi’nde öğrenci olduğu zamandan bu yana tanırdı Karta Make’yi. Karta’nın branşı sosyolojiydi. Doğu toplumlarının tarihini, kültürlerini çok iyi bilirdi. Uzun yıllar Ulusal Göçmen Uyum Projesi’nde görev aldıktan sonra 2042 senesinde kurulan Toplum Sağlığı Merkezi’nde işe başlamıştı. Bireysel değil, toplum sağlığı.. Tam da Karta’lık bir işti.</p>
<p>Josephus, Osman’ın getirdiği balıkları çatalladı. Osman balıkları kendi üsûlune göre pişirirdi. Balığın cinsi mühim değildi, Osman’a göre hepsinin buğulaması yapılabilirdi. Balıkları öyle pişirirdi ki Osman, pamuk gibi yumuşacık olurdu. Ağızda erirdi adeta. Önce balık boğazdan aşağı yüzercesine kayar, ardından balığın dudakta kalan tuzu soğuk birayla karışıp peşi sıra inerdi boğazdan aşağı. Yutkunmakta hiç zorlanmazlardı.</p>
<p>&#8220;Peki&#8221; dedi Josephus, &#8220;Verdiğin istatistikler gerçekten çok ciddi. İyi de bunun sebebini nerede aramak gerekiyor? Yani bu insanları bu ilaçları kullanmaya iten gerekçeler neler?&#8221;</p>
<p>Karta birasından büyük bir yudum daha aldı. Biranın köpükleri bulaştı bıyıklarına, elinin tersiyle sildi.</p>
<p>&#8220;Birtakım düşüncelerim var. Umarım bu kadar korkunç değildir. Elime geçen anket sonuçlarını bir bütün olarak doktor dostum Alex’e  yolladım. Niye yolladım inan bilmiyorum ama yolladım işte.&#8221;</p>
<p>&#8220;Şu İtalyan olan mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hay yaşa! Evet o.&#8221;</p>
<p>Josephus’un muazzam bir sima ve isim hafızası vardı. 2 dakika görüp konuştuğu bir insanı kolay kolay unutmazdı. Herkesin herkesleri unuttuğu, nörolojik hastalıkların gün geçtikçe arttığı bu deliler çağında Josephus’un bu meziyeti arkadaş çevresinde sıklıkla dillendirilirdi. Alex’i de 3 ay önce Karta aracılığıyla tanımıştı. Yine Yuks and Duşu’da randevulaştıkları bir gün Karta Make yanında Alex ile gelmiş, Josephus belli etmese de buna fena halde bozulmuştu. Tanımadığı bir insanla tüm akşamı geçirecek olma düşüncesi Josephus’u rahatsız etmiş, fakat Alex’in konuşmalarını dinleyince bu düşüncesinden çabucak sıyrılmıştı. Onun meslekî yetkinliğine hayran kalmıştı hatta.</p>
<p>&#8220;Eee, ne dedi peki Alex?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu ‘şıp’ diye söylenecek bir şey değil Josephus. Alex’e maille gönderdim anket verilerini. Sanırım yarın bir geri dönüş yapar.&#8221;</p>
<p>Her ikisi de aynı anda birer Barbun attı ağızlarına. Ardından birayı yudumladılar. Bu sefer Josephus sildi elinin tersiyle ağzını.</p>
<p>&#8220;Bak ne diyeceğim Karta. Yarın Alex’i de alıp bize gelsenize. Şu meseleyi etraflıca bir konuşalım, ne dersin?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben de bu teklifi ne zaman yapacaksın diye bekliyordum doğrusu. Tabii, geliriz. Saat 20:00 uygun mu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Uygun uygun. Yarın yine haberleşiriz gün içinde.&#8221;</p>
<p>Karta kalan son Barbun’u ağzına götürdü ve bardakta kalan birayı da dikti kafasına. Garsondan hesabı istedi.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus Romin o gece eve vardığında eşi Ivana ve kızı Lisa çoktan uyumuşlardı. Ayaklarının ucuna basa basa çalışma odasına geçti. Deri çantasını masasına koyup gözlüğünü ve not defterini çıkardı. O gün terapilerde hastaları için aldığı notlara baktı. Her gece muhakkak göz atardı defterine. Sayfaları çevirirken Montague’nin terapisinde not aldığı ismi gördü; <em>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</em>. Ve o söz; &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Josephus bu isim üzerinde durmak istedi. İlgisini çekmişti bu adam ve bu söz. Birden aklına bir fikir geldi. Yarınki yemeğe Montague’yi de mi davet etseydi acaba? Aslında hasta ve terapistlerin bu ilişkilerini kendi hayatlarına taşımaları yasaktı. İlişki terapistin muayenehanesiyle sınırlıydı. Aksi halde meslekten men edilebilirlerdi. Fakat Montague’nin unutkanlığı ve Alex ile Karta’nin de güvenirliği sayesinde bu risk bertaraf edilebilirdi. Evet evet, yarın aramalıydı Montague’yi.</p>
<p>Defterini kapattı ve yatak odasına geçti Josephus. Ivana uyuyordu. Yüzüne düşen perçemi, soluduğu nefesle bir inip bir yükseliyordu. Bir süre öylece izledi onu Josephus. &#8220;Mutluluk bu&#8221; dedi içinden.. &#8220;Mutluluk bu nefes ve yan odada kızının uyuduğunu biliyor olmak.&#8221; dedi. Çocuğu olduğu için ne kadar sevinmişti Josephus.. Doğum oranlarının tüm dünyada yere çakıldığı, hükümetlerin, küresel şirketlerin TV’lerde, gazetelerde, radyolarda, internet mecralarında reklam üzerine reklam verdikleri, çocuk yapmayı teşvik ettikleri, tehlikenin artık çok yakında olduğunu bas bas bağırdıkları bir zamanda baba olmuştu Josephus. Devletin verdiği yüksek miktarda çocuk parası umurunda değildi, çocuk sahibi olmayı para için değil, mutluluğu için istemişti. Üzerini değiştirirken bir yandan da bunları düşündü Josephus.. Ivana’nın koynuna girince Ivana’yı hatırlayabildiğine sevinerek…</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus muayenehanesine geldiğinde Leo’yu randevu defterine bakarken buldu. &#8220;Günaydın Leo, bugün ilk gelen hasta kim?&#8221; Leo defterden kaldırdı başını. &#8220;Günaydın bay Josephus. Bugün ilk hastamız Alfredo Roswell.&#8221;</p>
<p>&#8220;Teşekkürler&#8221; deyip odasına yönelmişti ki, kapıdan Leo’ya bakıp &#8220;Leo, senden bir şey rica edeceğim. Bugün gelen hastalarımızın portmantoya astıkları ceketlerini bir kurcalar mısın? Biliyorum, istediğim hoş bir şey değil fakat gelen hastaların ilaç kullanıp kullanmadıklarını öğrenmek istiyorum. Şâyet böyle bir şey bulursan ilaç kutusundan bir adet çıkarıp ilacın ismi ve kullanan hastanın ismiyle not almanı istiyorum.&#8221;</p>
<p>Leo gülümsedi. İşin içinde kendince bir heyecan sezdi. &#8220;Tabii bay Josephus, yaparım tabi.&#8221;</p>
<p>Josephus tekrar teşekkür edip odasına geçti. Masasındaki saate baktı, 09.50’yi gösteriyordu. Bay Alfredo’nun randevusu 10.00’daydı. Zamanı varken Ivana’yı aramak istedi. Telefon iki defa çaldıktan sonra açıldı. ‘’Günaydın hayatım. Uyuyor muydun yoksa hâlâ?’’</p>
<p>&#8220;Tabi ki de hayır Joseph. Kendime çay yapıyorum.&#8221; Başkalarının aksine Josephus demezdi Ivana, Joseph demeyi daha uygun bulurdu.</p>
<p>&#8220;Güzel. Bak ne diyeceğim sana. Bu akşam eve Karta ve Alex gelecek. Ve belki Montague.. Bizim için hazırlık yapar mısın?&#8221;</p>
<p>Ivana’nın sesi şenlendi. &#8220;Tabi ki Joseph. Hem Karta’yı da özledim. Kaçta gelirsiniz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Akşam 8 için sözleştik.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam hayatım. Akşam görüşürüz o halde.&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşürüz hayatım.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca saate baktı tekrar; 09.55’ti. Hasta birazdan gelirdi. Josephus geçen terapi notlarına baktı. Alfredo Roswell, 35 yaşında’ydı, 6. seansıydı, terapide bir ilerleme yoktu. İstisnasız her gece rüya görüyordu. Alfredo önceki terapide kendini bir limonata şişesinde yüzerken görmüş, şişenin dibinden kapağa doğru çıkmaya çabalarken tekrar dibe battığını söylemişti.</p>
<p>Kapı tıklandı, Josephus ‘’girin’’ dedi. Giren olmadı, daha yüksek bağırdı Josephus; &#8220;Girin!&#8221;. Pot kırmış bir çocuğun mahcubiyetiyle kafasını soktu içeri önce Alfredo. Sonra uysal bir şekilde içeri girdi. &#8220;Günaydın bay Josephus&#8221; deyip divana oturdu.</p>
<p>Josephus’un muayenehanesindeki divan, Doğu tarzında düzenlenmişti. 7 sene önce bu muayenehaneye taşınınca Karta’nin da tavsiyelerini almıştı. Ne de olsa Doğu toplumları üzerimde engin bir bilgisi vardı. Odasında yere serili bir Acem halısı, kendi masasının solunda, tam duvarın dibine dayanmış bir de haki renginde kanepe vardı. Kanepenin baş ucunda üzeri mor işlemelerle bezeli flamingo figürlü bir yastık konulmuştu. Kanepede uzanan kişinin statüsü ne olursa olsun masalsı ve çocuksal bir etki yaratıyordu bu.</p>
<p>Alfredo kanepeye uzanınca Josephus’un sorusunu beklemeden dün geceki rüyasını anlatmaya başladı. &#8220;İki dağın arasında, üzerine ağaç yaprakları dökülmüş şirin bir göl vardı. Ben, penceresi göle bakan kulübemin önünde oturmuş dalgın bir şekilde gölü izliyordum. Kulübem göle 20 adım uzaklıktaydı. Gölden bir kaplumbağa çıktığını gördüm. Kaplumbağa babamdı.&#8221;</p>
<p>Josephus, Alfredo’nun çocukluğuna dair çok az şey biliyordu. Hidrofobi korkusu olduğunu, buna rağmen babasının onu ısrarla balığa götürmekte direttiğini anlatmıştı bir terapide. Babasını gölden çıkan bir kaplumbağaya benzetmesini bu korkusuyla eşitlediğini düşündü Josephus.</p>
<p>&#8220;Daha önce hiç öyle bir kulübede yaşadın mı Alfredo?&#8221;</p>
<p>Alfredo gözlerini tavandan ayırmadı. ‘’Hayır ama hep istemişimdir. Bilirsin, doğa bizi umursamadığı için kendimizi en çok onda rahatlamış hissederiz. Sanırım Nietzsche söylemişti bunu.’’</p>
<p>&#8220;Peki rüyalarınla geçmiş yaşantın arasında bir bağ kurmayı başarabiliyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Biliyorum bay Josephus, Freudisyen terminolojiye göre muhakkak vardır. Fakat ben rüyaların bende yarattığı hazla ilgileniyorum. Ve bitsin istemiyorum bunlar&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Hoşuna mı gidiyor rüya görmek?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hem de çok.. Rüyalarımın her birini kayda almayı ne çok isterdim. Uyurken bir gözlük taksaydık ve rüya gördüğümüzün bilincine varınca gözlük onu kaydetseydi. Tabi bunun için gözlüğün kaç Epicbyte kapasitesi olması gerekiyordu bilemiyorum.&#8221;</p>
<p>Fikir Josephus’a da hoş göründü. &#8220;Doğrusu çok harika olurdu Alfredo.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>İlk hastası Alfredo’dan son hastası Issa’ya her terapiye 40 dakika ayırdı Josephus. Bu arada Leo da boş durmamış, muayenehaneye giren hastaların ceketlerini, çantalarını kurcalamış, gördüğü her ilaç kutusundan bir adet almış ve hastanın adı ve ilacın adıyla birlikte bir deftere not etmişti. Leo iyi bir iş becermişti. Bu ilaçların bazılarının ne amaçla kullanıldığını biliyordu Josephus. Diğerlerini akşam yemeğinde Karta ve Alex’le konuşurdu belki. Çıkmaya hazırlanırken Montague’yi aramadığını hatırladı. Hemen hasta randevu defterinden ismini buldu ve aradı. Uzun bir çalıştan sonra telefon açıldı.</p>
<p>&#8220;Evet?&#8221;</p>
<p>&#8220;Selam Montague, Josephus ben&#8221; Birkaç saniyelik bir es verildi.</p>
<p>&#8220;Ah, evet, selam doktor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Seni ne için aradığımı merak ediyor olabilirsin, endişelenme. Seni bu akşam bana yemeğe çağıracaktım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tabi, seve seve. Nereden alırsın beni? New Nose iyi midir?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet evet. 20 dakika sonra alırım seni oradan. Görüşürüz.&#8221;</p>
<p>Telefonu kapatınca Montague’nin kendisini aradığına hiç şaşırmadığını, hele hele yemeğe davet edişini gayet doğal karşıladığını anladı Josephus. Ne tuhaf adamdı.. Onunla doktor-hasta ilişkisi dışında sohbet edebilme fikri heyecanlandırdı Josephus’u. Karta ile Alex’ten çok onun söyleyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yugoslavya dağıldığında 5 yaşındaydı henüz Ivana. Anne, baba ve 2 büyük abisiyle uzun bir yolculuktan sonra ABD’ye göç etmişlerdi. Annesi o toprakların yemeklerini, bildiği 3 dili küçük yaşlarından itibaren öğretti kızına. Ivana bir yandan üniversitede Roma hukuku dersleri verirken, bir yandan da evinde Boşnak ve Arnavut yemeklerini de yapıyordu. Tükenmez enerjisi Josephus’u kendisine hayran bırakan en güçlü yanıydı.</p>
<p>Yine mükellef bir sofra kurulmuştu. Karta aşinaydı bu sofraya ama Alex ve Montague’nin gözleri bir an önce yemeğe geçmek istercesine dolanıyordu masada. Josephus’un şarabın mantarını ‘lap’ diye açmasıyla yemeğin işareti de verilmiş oldu. Montague bu yemeği anlatacak kadar anımsayacak mıydı acaba? Josephus bir yandan yemek yerken bir yandan da konuşmayı uygun buldu.</p>
<p>&#8220;Alex, Karta’nın gönderdiği anket verileri hakkında ne düşünüyorsun?&#8221;</p>
<p>Alex önündeki garnitürlü pilavdan bir kaşık aldı ve yutkundu.</p>
<p>&#8220;Benim için şaşılacak bir şey değildi bu Josephus. Çünkü durum daha vahim ve ben Sağlık Bakanlığı’na gönderdiğim son raporumda ayrıntılı bir malumat yollamıştım.&#8221;</p>
<p>Montague elindeki kadehi masaya bıraktı, dikkat kesildi. Alex devam etti.</p>
<p>&#8220;Bu anket sonuçları birçok sebebin bir sonucu aslında. Biliyorsunuz son 50 yılda dünya nüfusu hızla düşüyor ve devletler bunun insanların bilinçli aldığı bir karar olduğunu söylüyorlar. Şüphesiz ciddi bir oranı tutuyor ama tamamı değil.&#8221;</p>
<p>Karta, Alex’in ilk cümlesinden sonra dikkat kesilmişti. &#8220;Diğer sebep ne Alex?&#8221;</p>
<p>Alex sepetten bir dilim ekmek alıp ikiye yardı. &#8220;Şunu diyorum; insanların aldığı kararların dışında bir de devletlerin aldığı kararlar var Karta.  Devletlerin ön göremediği bir şeydi bu. Konformizmi yaygınlaştırarak ve artırarak mevcut süreğenliğin devam edeceğini sandılar. Fakat bu kayış 2040’lı yıllarda koptu. Bireyler çocuk yapmayı bir külfet saydılar. Bu konformizm sayesinde yaşama sınırları uzadı ve konformizmi çocuk yaparak bozmak istemediler. Devletler işte o zaman insanlara sağılan bir inek misyonu yüklediler. Baksana işçi sınıfına.. 100 yıl önceden ne farkı var. Hatta daha kötü durumdalar. 100 yıl önce insanlar 65-70 yıl yaşayıp bunun 30 yılı aşkın süresini çalışarak geçiriyorlardı. Şimdi ise 100-110 yıl yaşayıp bunun 70 yılını çalışarak geçiriyorlar. Bu uzun yaşamayı da sentetik ilaçlar, değiştirilmiş organizmalarla sağladılar. İşte devletler ve küresel şirketler bunu teşvik ettiler baylar. Doğurganlığın yere çakıldığını gördüler ve en azından doğmuş olanlardan uzun süre faydalanmak için ömürlerini uzattılar. İlaçların yan etkilerini de ya hesap etmediler, ya da umursamadılar. Bu deliler çağına böyle geldik. Yaşamaya değil, çalışmaya geldik.&#8221;</p>
<p>Montague başı eğik dinledi hepsini. Alex hem kendisini anlatmıştı, hem değil. Çocuk yapmama düşüncesini taşıyalı beri, bunun konforunu bozmamakla ilgisini olmadığını biliyordu. Aksine yaşadığı bu hastalıklı çağa <em>Ebu’l Âlâ</em>’nın deyimiyle bir günahkâr daha kazandırmak istemiyordu.</p>
<p>Alex konuşmasını bitirince masadakiler sustu. Hepsi sustu. Topluma bu kadar yabancı kaldıklarını, teoriler arasında boğulup kaldıklarını, fakat asıl gerçeğin; hayatın kendisinin yabancısı olduklarını anladılar. Konuşmak kandırmaca olacaktı. Sözün hakkı Montague’nindi&#8230; O da sustu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4513</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
